PİRHA- Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde “Özgürlük yürüyüşü” düzenlenmek istendi. Yürüyüşe yönelik polisin sert müdahalesi sonrası, en az 20 kişi gözaltına alındı. Polisin sert müdahalesinde HDP milletvekilleri Habip Eksik ve Sait Dede, yerlerde sürüklenerek darp edilirken, Habip Eksik hastaneye kaldırıldı.
Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre polis, Hakkari‘nin Yüksekova ilçesinde Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri ve gazetecileri darp etti. Gözaltına alınanlar arasında Mezopotamya Ajansı muhabiri Mazlum Engindeniz, JINNEWS muhabiri Rabia Önver, HDP İlçe Eşbaşkanı Şoreş Diri de bulunuyor.
Polisin sert müdahalesinde HDP milletvekilleri Habip Eksik ve Sait Dede, yerlerde sürüklenerek darp edildi. Eksik, çağrılan ambulansla hastaneye kaldırıldı. Sosyal medyada HDP’li Habip Eksik’in darp edildiği görüntüler paylaşılırken, İHD Hakkari Şubesi Twitter hesabından yaptığı açıklamada polis şiddetini kınadı. Açıklamada, “9 Ekim komplosuna karşı yapılmak istenen yürüyüşe karşı kolluk kuvvetlerinin uygulamış olduğu sert müdahaleler sonucu ÖHD Hakkâri Şube Başkanı Onur Düşünmez, HDP Yüksekova İlçe Başkanı Şoreş Diri göz altına alınmış, vekillere de şiddet uygulanmıştır. Kolluk şiddetinin sergilemiş olduğu hukuksuzluğa karşı gözaltına alınan HDP yöneticilerine ve milletvekillerine, ÖHD şube başkanına, HDP ilçe başkanına yapılan bu saldırıyı kınadığımızı ve olayın takipçisi kalacağımızı kamuoyu ve basına bildiriyoruz” denildi.
PİRHA-Elektriğe yapılan zamlar sebebiyle sokağa çıkan Yüksekovalı yurttaşlar “VEDAŞ hırsız” sloganı atarak tepkisini dile getirdi.
Elektriğe yapılan kademeli tarife zammı ardından hem vatandaş hem de esnaf, tepki göstermeye devam ediyor. Daha önce açıklanan 150 kilovatsaatlik baraj, gelen tepkiler ardından 210 kilovatsaate çıkarılsa da Hakkarili yurttaşlar, zamlara tepki gösterdi.
Yüksekova ilçesinde sokağa çıkan yüzlerce yurttaş, Vangölü Elektrik Dağıtım şirketini protesto ederek “Hırsız VEDAŞ” sloganları eşliğinde yürüyüş yaptı.
PİRHA- 17 Ocak 1996 tarihinde Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde gözaltına alınan ve kendisinden bir daha haber alınamayan Abdullah Canan için adalet isteyen Cumartesi Anneleri, Abdullah Canan’ı işkenceyle katledenler belli olduğuna dikkat çekerek, devleti evrensel hukuka uymaya çağırdı.
Cumartesi Anneleri ve insanları, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin cezalandırılması talebiyle her hafta düzenledikleri eylemlerinin 877’incisi online yaptı. Bu hafta, 17 Ocak 1996 tarihinde Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde gözaltına alınan ve kendisinden bir daha haber alınamayan Abdullah Canan için adalet istedi.
Abdullah Canan’ın oğlu Tayyup Canan, köylerini yakan dönemin Yüksekova Tabur komutanı Mehmet Emin Yurdakul hakkında savcılığa yaptığı başvuru sonrası gözaltına alındığını ve sonrası 45 gün boyunca ağır işkencelere maruz kaldığını belirterek, “Karakola yakın bir yerde babamızın cenazesini bulduk. Bundan dolayı zaman aşımı uygulamasına son verilsin, adalet sağlansın diyoruz” dedi.
Zorla kaybetme devlet gücünün en hesap vermez uygulamalarından biri olduğuna dikkat çeken Canan, “Suçu inkar eden bu uygulama aynı zamanda suçun cezasız kalmasını da amaçlar. Kayıpların akıbetinin açıklanması, faillerin yargılanması sisten tarafından engellenir, babam Abdullah Canan davasında olduğu gibi. Ciddi bir araştırma, etkin bir soruşturma yapmayan savcılar, ‘soruşturmaları zamanaşımına uğramıştır’ diyerek, evrensel hukuka aykırı bir şekilde kapatmak istiyorlar” diye konuştu.
Devletin ‘zamanınız doldu, kaybettiklerinizi unutun’ demek istediğine işaret eden Canan, “Kayıplarımızı unutmayacağız, adalet ve hakikat peşinde koşacağız. Devleti yönetenlere sesleniyoruz; insanlığa karşı suçluları cezalandırmak, devletin evrensel hukuka karşı evrensel bir yükümlülüğüdür. Yükümlülüğünüzü yerine getirin” diye belirtti.
Basın açıklamasını ise İHD Hakkari Şube üyesi Sibel Çapraz okudu.
Sibel Çapraz, 877 haftadır haykırdıklarını ifade ederek, “İktidarlar adaleti ve hukuku yargı yoluyla aşındırıyorlar. Yargı sistemi rejimin hak ve özgürlüklere karşı eylemlerine meşruluk sağlama işlevi görüyor. Bu yüzden kaybedilen insanlarımıza ulaşamadığımız gibi onları kaybedenlerden hesap sormamızda mümkün olmuyor” ifadelerine yer verdi.
877’inci haftada Abdullah Canan’ın dosyasını kamuoyuyla paylaşacaklarını ifade eden Sibel Çapraz, şunları aktardı:
“43 yaşında Yüksekova’da yaşayan bir iş insanıydı. O yıllarda kendi ailesini de hedef alan ağır hak ihlalleri yaşanıyordu. 7 akrabasıyla birlikte Yüksekova Dağ Komando Tabur Komutanı Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul hakkında suç duyurusunda bulundu. Bundan dolayı tanıklar önünde Mehmet Emin Yurdakul tarafından tehdit edildi.
Bu olaydan bir süre sonra 17 Ocak 1996 sabahı Hakkari’ye gitmek üzere evinden ayrıldı. Tanık beyanlarına göre Van karayolunda otomobili askerler tarafından durdurularak gözaltına alındı. Askeri bir araçla Yüksekova Dağ Komando Taburuna götürüldü. Ailesi yerel ve ulusal tüm makamlara başvurarak, Canan’ın bulunmasını istedi. Ancak Canan’ın gözaltına alındığı inkar edildi.
21 Şubat 1996 günü Abdullah Canan’ın ağır işkence görmüş cansız bedeni köylüler tarafından bulundu. Canan yakın mesafeden atılan 7 kurşunla öldürülmüş, elleri, ayakları, gözleri bağlı olarak Esendere karayolundaki bir menfeze bırakılmıştı.
Canan ailesi Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak Canan’ın öldürülmesinden sorumlu oldukları gerekçesiyle Yüksekova Dağ Komando Tabur Komutanı Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul hakkında suç duyurusunda bulundu. İtirafçı Kahraman Bilgiç’in savcılığa verdiği ifadede Abdullah Canan’ın tabur komutanlığında işkence gördüğünü ve Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul’un talimatıyla öldürüldüğünü detaylarıyla anlattı. Ayrıca Albay Kamber Oğur da savcılığa başvurarak Abdullah Canan’ın tabur komutanlığındaki revirde yaralı olarak gördüğünü söyledi. Abdullah Canan’ın tabur komutanlığında işkenceyle ‘Yüksekova Çetesi’ tarafından öldürüldüğü Susurluk Komisyonu raporunda yer aldı.
Gerçek bu kadar ortadayken Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada ailenin ve tanıkların ifadeleri yeterince inandırıcı bulunmadı. 12 Kasım 1999 tarihinde sanıklar hakkında beraat kararı verildi. 2 Nisan 2001tarihinde Yargıtay beraat kararını onayladı. Canan ailesi 1 Aralık 1997 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu. Dışişleri tarafından verilen savunmada sanıkların yargılanarak beraat ettiklerini, bu nedenle de Türk makamlarının sorumlu tutulamayacağını söyledi. AİHM ise aralarında askerlerinde olduğu sanıkların suçunun tanık beyanlarıyla sabit olduğuna oybirliğiyle mahkûmiyet kararı verdi.
Abdullah Canan’ın gözaltında kaybedilişinin 26’ıncı yılında bir kez daha söylüyoruz; Abdullah Canan’ı işkenceyle katledenler bellidir, savcılık ifadelerinde, mahkeme tutanaklarında, TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu raporunda, Yargıtay Başsavcısının itiraz yazısında, AİHM kararında isimleri yazılıdır.
Kaç yıl geçerse geçsin, Abdullah Canan ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan 178 haftadır yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekanımız Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmeyeceğiz.
Hakkari, Yüksekova ve Nusaybin Belediyeleri’ne kayyım atanmasının ardından açıklama yapan HDP Parti Sözcüsü Günay Kubilay, kararın siyasi ve hukuksal dayanaktan yoksun olduğunu söyledi.
Hakkâri, Yüksekova ve Nusaybin Belediyeleri’ne kayyım atanmasına HDP’den ilk tepki geldi.
Gündeme ilişkin değerlendirmelerin yapıldığı haftalık basın toplantısında siyasi iktidara seslenen HDP Parti Sözcüsü Günay Kubilay, “O şiddet dolu ellerinizi belediyelerimizden çekin, Kürt düşmanlığına son verin. Görevden uzaklaştıran eş başkanları görevlerine iade edin, belediyeleri gerçek sahiplerine teslim edin ve kayyum zihniyetine son verin” çağrısında bulundu.
Operasyonların tamamının siyasi ve hukuksal dayanaktan yoksun olduğunu vurgulayan HDP Sözcüsü Kubilay, “Bunlar önce minareyi çalıyor sonra kılıfı uyduruyorlar. Bu operasyonlar keyfidir. Arkadaşlarımız herhangi bir suç işledikleri için değil iktidar tarafından işlenen hukuksuzlukları kamuoyuna açıkladıkları için haklarında operasyon yapılıyor” dedi.
“BELEDİYELERİN NASIL YOLSUZLUK ÇUKURUNA SÜRÜKLENDİĞİ GÜN YÜZÜNE ÇIKIYOR”
Hakkari, Nusaybin ve Yüksekova belediyelerinde yaşananlara ilişkin bilgi veren Kubilay, HDP’li belediyelere yönelik kayyım uygulamalarının AKP-MHP iktidarının sadece Kürt düşmanlığını değil belediyelerin nasıl bir yolsuzluk çukuruna sürüklendiğini ve insani değerlerin aşındığını da gün yüzüne çıkardığını söyledi:
“Kriz masası da basılarak 3 kişi darp edilmiş ve gözaltına alınmıştır. Ardından tüm eş başkanların dosyasına gizlilik kararı getirilmiş ve avukat sınırı getirilmiştir. Ardından 4 günlük daha ek gözaltı kararı alınmıştı. Aramalarda kapılar kırılmış çeşitli dosyalara el konulmuştu. Gizli tanık ifadesi ile silahlı örgüt üyesi olduğu iddiasıyla tutuklanmışlardır. Cihan Karavan, İrfan Sarı, Remziye Yaşar yine gizli tanık ifadesi ve sosyal medya paylaşımları gerekçesiyle gözaltına alınmıştır. Bir kez daha bir belediyemize kayyum atanması şaşırtıcı değil. Bu kayyumcu zihniyeti sert bir dille kınıyoruz. Artık kimse bunların yalanlarına inanmıyor. Bu iktidar çoğunluk desteğini yitirmiş gayri,meşru bir iktidardır. Bu operasyonların tamamı siyasidir ve hukuksal dayanaktan yoksundur. Bunlar önce minareyi çalıyor sonra kılıfı uyduruyorlar. Bu operasyonlar hukuksuzdur, keyfidir. Arkadaşlarımız herhangi bir suç işledikleri için değil iktidar tarafından işlenen hukuksuzlukları kamuoyuna açıkladıkları için haklarında operasyon yapılıyor. HDP’li belediyelere yönelik kayyum uygulamaları AKP-MHP iktidarının sadece Kürt düşmanlığını değil belediyelerin nasıl bir yolsuzluk çukuruna sürüklendiğini göstermekle kalmadı, büyün insani değerlerin aşındığını gün yüzüne çıkardı. O şiddet dolu ellerinizi belediyelerimizden çekiniz, Kürt düşmanlığına son veriniz. Görevden uzaklaştıran eş başkanları görevlerine iade edin, belediyeleri gerçek sahiplerine teslime edin ve kayyum zihniyetine son verin.”
“KÜRT SORUNUNU BİR BARIŞ VE DEMOKRASİ SORUNUDUR”
Kürt sorununda demokratik çözüme yönelik de açıklama yapan HDP Parti Sözcüsü Günay Kubilay, “Kürt sorunu ancak ve ancak Kürtlerle çözülebilir. Çözümün anahtarı Ankara’da, Diyarbakır’da İmralı’dadır. AKP’nin muhasebe yapma zamanıdır. Bu sorun bir güvenlik sorunu değil, barış, demokrasi sorunudur. Sorumun çözümü Meclis, muhatabı herkestir. Erdoğan Washington ve Moskova arasında mekik dokumak yerine İmralı’nın sesine kulak vermelidir. Savaşta sadece insanlar değil hakikat de öldürülür. Hakikati öldürmek için durmaksızın savaş çığırtkanlığı yapanlar insanları yaşatmak için kıllarını dahi kıpırdatmıyorlar. Herkesi bir kez daha düşünmeye davet ediyoruz. Neden bu kadar savaş çığırtkanlığı yapılıyor? Savaşla hangi hakikatler öldürülmek isteniyor?”
Yüksekova’da serinlemek için girdikleri Dilimli Barajı’nda kaybolan üç çocuğun cansız bedenine ulaşıldı.
Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde, serinlemek için Dilimli Barajı’na giden üç çocuk yaşamını yitirdi.
Dün akşamdan bu yana haber alınamayan Orçun ve Olcay Ulalı kardeşler ile kuzenleri Mesut Büyüksu’nun cansız bedenlerine ulaşıldı.
Dün akşamdan bu yana baraj kenarından sabaha kadar ayrılmayan aile ve akrabalarına, sabahın ilk ışıklarıyla ilçeden halk da destek olmak için baraja geldi.
Ancak aramalar sonucu üç çocuğun cansız bedenine ulaşıldı.
HDP, Hakkari’nin Yüksekova ilçesindeki asker eşi ve bebeğinin hayatını kaybettiği saldırıya ilişkin İHD temsilcileri ve hukukçulardan oluşan bir heyet oluşturarak rapor hazırladı. Heyete konuşan görgü tanıklarından biri, “Tehdit ediliyoruz. Bu olay açığa çıkarılmalı” dedi.
HDP, Hakkari’nin Yüksekova ilçesine bağlı Kadıköy köyünde asker eşini ziyaret ettikten sonra patlayıcı ile düzenlendiği açıklanan saldırıda hayatını kaybeden Nurcan Karakaya ve bebeği Mustafa Bedirhan Karakaya ile ilgili bir rapor açıkladı. Raporda Hakkari milletvekili Sait Dede, Van milletvekilleri Muazzez Orhan ve Murat Sarısaç, yerel İHD temsilcileri ve Özgürlükçü Hukukçular Platformu üyesi avukatlardan oluşan bir heyetin ulaştığı sonuçlara da yer verildi.
“DAHA ÖNCE KÖYÜMÜZDE BİR DÜĞÜNE KATILMIŞTI”
Raporda heyetin ilk olarak görgü tanıklarıyla görüştüğü belirtilen raporda ismi belirtilmeyen bir görgü tanığı Nurcan Karakaya’nın bölgede yaşayanlarla iyi bir diyaloğu olduğunu belirterek “Gerçekleşen patlamada hayatını kaybeden kadın kardeşimiz daha önce de köyümüze gelmiş ve bir düğünümüze katılmıştı” dedi. Tanığın olaya ilişkin anlatımları ise şöyle yer aldı, “Yine aynı gün üs bölgesine gidecekken yanlışlıkla Küçükdere (ORİŞE) mıntıkasına gitmişti. Orada ot toplayan köylüler nereye gittiğini sorduğunda, kadın eşini aradığını söylemiş, bunun üzerine köylüler eşinin nerede olduğunu sorunca, üs bölgesinde olduğunu, karakola gitmek istediğini söylemiş, köylüler de yanlış yolda olduğunu söyleyip ona yardımcı olmuşlar, hatta arabasını döndüremediği için o sırada orada bulunan bir traktör şoförü ona yardımcı olmuş ve aracı çevirmiştir. Ondan sonra araç uzaklaşmıştır. Böylesine bir yerde bir kadının yalnız, güvenliksiz ve acemi bir şoför olarak gitmesi doğru değil. Ben burada sormak istiyorum; bir kadın, yanında bebeğiyle nasıl tek başına bu ıssız ve güvenliksiz yerde seyahat eder?”
“TÜM KÖYÜ İÇİNDEKİLERLE BERABER ATEŞE VERİRİM”
Olayın ardından olay yerine gittiğini söyleyen başka bir tanık ise patlamanın ardından iki mutfak tüpü gördüğünü söyledi: “Bu araç malzeme taşıyan bir araç değil, neden boş tüpleri aracın bagajına koymuşlar? Bu olaydan sonra korku içinde yaşıyoruz. Bir askeri yetkili köyümüze gelerek ‘Bir olay daha yaşanırsa anam avradım olsun tüm köyü içindekilerle beraber ateşe veririm’ dedi. Korkuyoruz, Meclis olur, Valilik olur, bu olayın araştırılıp gerçek suçlularının yakalanmasını istiyoruz. Bizim köyün bu olayla bir ilgisi yok, olamaz da.”
Heyetle konuşan ve Küçükdere’de yaşayan diğer tanıklar da olayla ilgili her şeyin açıklığa kavuşturulmasını istediklerini söyledi.
‘DELİLLER KARARTILMADAN KOMİSYON KURULMALI’
Raporun sonuç bölümünde heyet, Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan randevu istediklerini reddedildiğini, kaymakam ilçede olmadığından görüşme yapılamadığını da aktardı. Olayla ilgili olarak Meclis’te bir komisyon kurulması gerektiği ifade edilen raporun sonuç bölümünde şöyle denildi: “Araçtaki patlamaya neyin sebep olduğuna ilişkin net bir bilgi ve belgeye ulaşılamadı. Heyetimiz, olay yerinde delillerin halen mevcut olduğunu, tüm alana yayılmış olduğunu gözlemlemiştir. Heyetimiz soruşturmanın özenli, dikkatli ve etkili bir biçimde yapılmadığı endişesini taşımaktadır. Köy sakinlerinin bu olaydan ötürü tedirgin ve korku içinde olduğu, bu patlamayla ilişkilendirilerek mağdur edilme korkusu yaşadıkları gözlemlenmiştir. Tüm soru işaretlerinin giderilmesi ve maddi gerçeğin tüm çıplaklığıyla ortaya çıkması için TBMM’de bu olaya ilişkin deliller karartılmadan veya kaybolmadan bir komisyon kurulmalıdır.”