Etiket: yüksel mutlu

  • Yüksel Mutlu: Kutsallarımıza yönelik saldırılar bilinçli bir yönelimdir-VİDEO

    Yüksel Mutlu: Kutsallarımıza yönelik saldırılar bilinçli bir yönelimdir-VİDEO

    PİRHA-Dersim’de Düzgün Baba Mekanı’nda kutsal nişanelerin tahrip edilmesi ve Elif Ana Türbesi yerleşkesine yönelik saldırıya tepki gösteren DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu, Alevi ziyaretgahlarına yönelik müdahalelerin sistematik hale geldiğini belirtti. Mutlu, “Bu saldırılar münferit değil, kutsallarımıza yönelik bilinçli bir yönelimdir” dedi.

    Dersim’in Nazımiye ilçesinde bulunan ve Alevi inancı için en önemli merkezlerden biri kabul edilen Düzgün Baba Mekanı saldırıya uğradı. Mekanda “Ayak İzleri” olarak bilinen kutsal nişaneler kazınarak tahrip edildi. Düzgün Baba Mekanı’ndaki nişanelerin tahrip edilmesine ilişkin soruşturmada 3 kişi tutuklandı. Tutuklananlar arasında yer alan köy muhtarı Zeki Açıkgöz görevden uzaklaştırıldı.

    Düzgün Baba mekanına yapılan saldırının hemen ardından, Maraş’ın Pazarcık ilçesinde bulunan Elif Ana Türbesi yerleşkesindeki Mehmet Baba heykeli de saldırıya uğradı. Başlatılan soruşturma kapsamında Adıyaman’dan Pazarcık’a geldiği belirtilen M.S.Ç. isimli şahıs gözaltına alındı.

    Yaşanan saldırılara ilişkin değerlendirmelerde bulunan DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu, Alevi ziyaretgahlarına yönelik müdahalelerin münferit değil sistematik bir yaklaşımın sonucu olduğunu söyledi.

    “DÜZGÜN BABA BÖLGE ALEVİLERİNİN BÜYÜK KUTSALIDIR”

    Mutlu, Düzgün Baba ziyaretgahının bölge Alevileri açısından büyük bir inanç merkezi olduğunu belirterek, her yıl yaklaşık 500 bin kişinin burayı ziyaret ettiğini ifade etti. Geçmişte de ziyaretgaha yönelik çeşitli müdahalelerin yaşandığını söyleyen Mutlu, bir kaymakamın özel harekat polisleri ve uzun namlulu silahlarla ziyaretgah içerisinde fotoğraf çektirdiğini hatırlattı.

    Bölgede daha önce bir cinayet işlendiğini de anımsatan Mutlu, “Alevilerin bir ziyaretgahta ilk kez karşılaştığı bir durum yaşandı, kan döküldü” dedi.

    “KAYYIM ÇAĞRISI YAPAN MUHTAR DEFİNE ARADI”

    Define arama girişimine ilişkin konuşan Mutlu, olayın sıradan bir girişim olmadığını vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:

    “Defineyi arayan kişi Düzgün Baba’nın eteğindeki köyün muhtarı. Aynı zamanda cemevi yönetimini devlete şikayet edip ‘Bunları alın, kayyım getirin’ diyen bir kişi.”

    Mutlu, bu durumun yalnızca dışarıdan gelen müdahalelerle açıklanamayacağını belirterek, “Bazen bu yaklaşımlar devletten değil, kendi içimizden de çıkabiliyor” dedi.

    “BU TEPKİ GÜÇLÜYDÜ”

    Define arama girişimine karşı toplumun gösterdiği refleksin önemli olduğunu belirten Mutlu, sosyal medyada yükselen tepkiler üzerine valiliğin hızlı biçimde soruşturma başlatmasının da önemli olduğunu söyledi.

    “Bir kişinin define araması gibi görmemek lazım. Dersim’deki ziyaretlerimize yönelik genel bir yaklaşım var. Tehlikeli olan da budur.”

    “ZİYARETGAHLAR PİKNİK VE TURİZM ALANI DEĞİLDİR”

    Dersim’deki kutsal mekanların turizm ya da piknik alanı gibi görülmesine tepki gösteren Mutlu, bu alanların ibadet mekanları olduğunu vurgulayarak, “Orası bizim ibadetimizdir. Büyüklerimizin orucunu tuttuğu, niyazını dağıttığı, ana dilde ibadet ettiği mekanlardır” diye belirtti.

    Mutlu, daha önce Munzur Gözeleri’nde mescit yapılmak istenmesini ve kutsal alanlara afiş asılmasını da hatırlatarak, gelen tepkiler üzerine geri adım atıldığını ifade etti.

    “TELEFERİK TARTIŞMASI BİLE YANLIŞ”

    Ziyaretgahların doğal ve yalın haliyle korunması gerektiğini belirten Mutlu, Düzgün Baba’na yapılan parke taşlı yolları ve gündeme gelen teleferik projelerini de eleştirerek, “Büyüklerimiz yalınayak yürüyerek ibadet ederdi. Bir ibadethane öz haliyle kalmalıdır” diye kaydetti.

    “ELİF ANA’YA YAPILAN SALDIRI KABUL EDİLEMEZ”

    Elif Ana Türbesi’ne yönelik saldırıya da değinen Mutlu, olayın “ruh sağlığı yerinde değil” şeklindeki açıklamalarla geçiştirilemeyeceğini söyledi.

    Mutlu, “Başka biri gelir başka bir şey yapar. Bunları normalleştirmek doğru değildir” dedi.

    Mutlu, Elif Ana’nın bölge halkı açısından kutsal bir değer olduğunu belirterek, saldırının sert biçimde kınanması gerektiğini ifade etti.

    “ALEVİ TOPLUMU DAHA ÇOK ÖRGÜTLENMELİ”

    Alevi toplumunun bu tür saldırılar karşısında daha örgütlü davranması gerektiğini vurgulayan Mutlu, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Alevi toplumunun önlem almasının tek yolu daha çok örgütlenmesi, daha çok bir araya gelmesidir. Kendisine yapılan bu zulmü unutmaması gerekiyor.”

    PİRHA/KOBLENZ

  • Yüksel Mutlu: Savaştan çıkışın yolu halklar ve inanç topluluklarının ortak mücadelesidir-VİDEO

    Yüksel Mutlu: Savaştan çıkışın yolu halklar ve inanç topluluklarının ortak mücadelesidir-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısını kapitalizmin içine girdiği krizden kaynaklandığını belirterek, halkların, inanç topluluklarının birlikte yaşadığı demokratik bir Orta Doğu’nun mümkün olduğunu söyledi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısını değerledirdi.

    Kapitalizmin Orta Doğu’da kaotik süreç yaşadığını vurgulayan Yüksel Mutlu, “Kapitalizmin içine girdiği bu kaos sadece Orta Doğu’yla ilgili değil. Aynı zamanda dünyanın birçok ülkesinde sistem kendine yeni bir arayış, yeni bir çıkış arıyor ve bu çıkışın içinden emperyal güçler çıkarken halkları, inançları, yoksulları, kadınları, emekçileri asla düşünmediler, düşünmeyecekler” dedi.

    “ULUS DEVLET MİADINI DOLDURDU”

    Suriye, Irak, İran gibi birçok ülkede çatışmalı bir sürecin yaşandığını belirten Yüksel Mutlu, “Orta Doğu tarihsel olarak hep bu çatışmaların içinden çıkmış ama sınırlar oluşturularak küçük ulus devletçikler oluşturulmuş ve bu ulus devletler zaman içerisinde yıprandı. Halkın nezdinde ulus devletler bütün geçerliliğini yitirmiştir. Halkı ezen, yok sayan tekçi bir ulus devlet zihniyeti elbette ki sonsuza kadar yürüyemez” şeklinde konuştu.

    “STATÜ KAZABİLİRLER”

    Kapitalizme karşı Orta Doğu’da direniş gücünün de olduğunun altını çizen Yüksel Mutlu, “En yakın zamanda Suriye’de gördüğümüz gibi mücadele eden, örgütlü güç haline gelen, kendini ifade edebilen, direnişle kendini gösteren halklar ve toplumlar kendini ifade edebiliyor. Bir statü kazanabiliyor. Bu Rojava’da ifadesini buldu ve şu an mücadelesi devam ediyor. Suriye’de kimlikleri dahil olmayan Kürt halkı bugün bir statü kazanmış durumda” diye belirtti.

    “DEMOKRATİK BİR ORTADOĞU MÜMKÜN”

    İran’da Humeyni ile başlayan süreçte, Humeyni’nin başta sosyalistler olmak üzere halklara ve yok sayılanlara karşı idam sephalarını kurduğunu hatılratan Yüksel Mutlu, şunları ifade etti:

    “Molla rejiminin İran’daki Kürtlere, Belucilere, rejime muhalefet eden güçlere müsaade etmediğini, nasıl zulüm ettiğini İran’daki uyguladığı idamlarından ve katliamlardan biliyoruz. En son Jina Mahsa Amini’nin katledilmesi ile başlayan “Jin, Jin, Azadi” sloganı bugün neredeyse dünyada evrensel bir hal aldı.

    Bugün Molla rejimi ABD, İsrail ve ona bağlı güçlerin oluşturduğu güçler tarafından değiştirilmek isteniyor. Emperyalizm kendine bağlı yeni bir güç oluşturmak istiyor. Oradaki örgütlü güçlerin de bu kaotik süreçten bir güçle çıkarıp çıkaramayacağına bakmak lazım. Kürtler, ne molla rejimine eklemlenen ne de ABD emperyalizmine ya da İsrail İsrail’in bölgedeki egemenliğine evet diyen bir noktada değiller.

    Üçüncü yol dediğimiz kendi paradigmasını, kendi gücünü oluşturan, kendi mücadelesini yürüten bir güç olması hasebiyle bugün İran’da aslında halkların ve inançların bir arada güç oluşturabileceği bir demokratik İran rejimi olabilir mi, olamaz mı? Mesele tam burada kilitleniyor. Buradan okuduğumuzda mümkün olduğunu görüyoruz. Bu mücadele verilirse, bir araya gelinirse farklı inançlarla, farklı kimliklerle, kültürlerle bir araya gelip güçlü bir örgütlü mücadele oluşturursak bunun mümkün olduğunu düşünüyorum.

    21. yüzyılda demokratik bir Orta Doğu oluşturmanın mücadelesini hep beraber vermeliyiz.”

    Diren KESER/MERSİN

  • Yüksel Mutlu: Cemevlerini ‘Kültürel Tesis’ saymak Alevilere hakarettir!-VİDEO

    Yüksel Mutlu: Cemevlerini ‘Kültürel Tesis’ saymak Alevilere hakarettir!-VİDEO

    PİRHA – DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın, cemevlerini “kültürel tesis” olarak tanımlamasını eleştirdi. Mutlu, bakanlık kararının, “Aleviler için hakaret” olduğunu belirtti. Yüksel Mutlu, yapılanlara karşılık Alevi kurumlarının daha çok itirazda bulunması gerektiğini söyledi.

    Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın 22 Ocak’ta yayınladığı ‘Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği’ndeki değişiklikle birlikte cemevleri “kültürel tesis” olarak tanımlandı.

    Cemevlerinin imar mevzuatında “Kültürel Tesis Alanı” olarak adlandırılmasına Alevi kamuoyundan tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Halklar ve İnançlar Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu, yönetmeliğin içeriğini yorumladı.

    Alevi örgütlerinin, konuya dair yaptıkları yazılı açıklamasının yetersiz kaldığını vurgulayan Mutlu, “Yönetmelik çıktı ancak ne toplumda ne Alevi örgütlerinde ne de siyasetin gündemine oturmadı. Fakat burada derin bir şey olduğunu görmek lazım” dedi.

    “AYRIMCILIĞIN İFADESİ”

    Alevi toplumunun, eşit yurttaşlık temelinde inanç özgürlüğü talep ettiğini anlatan Yüksel Mutlu, AKP-MHP hükümetinin Alevi toplumuna yaklaşımını eleştirdi. Hükümetin, cemevlerine yasal statü vermemek için “elinden geleni yaptığını” söyleyen Mutlu, şöyle devam etti:

    “Cemevini ibadethane olarak geçirmemek aslında derin bir öfkenin, nefretin, ayrımcılığın ifadesidir. Mesela Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurup Kültür Bakanlığı’na bağlamak, ardından Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın “kültürel alan” ifadesi, aslında birbiriyle örtüşen şeyler. Burada Alevilik yok. Alevilik, bir kültürel toplum olarak görülüyor! Bu yapılanlar da teknik bir düzenleme değil aslında. Çok siyasal bir karar. Yani AKP’nin Alevilere yaklaşımını çok net ortaya koyan bir mesele.

    “ALEVİLER İÇİN HAKARETTİR”

    Yüksel Mutlu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın, cemevleriyle ilgili kararının arka planında Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın da olabileceğine işaret etti. Mutlu, AKP hükümetinin, cemevlerini bir tür kültür merkezi ya da dernek statüsünde görmek istediğini vurgulayarak şunları söyledi:

    “İnsanlar köylerinde, kentlerde cemevlerini kendi paralarıyla inşa edip, tabelalarını da astılar. Alevi toplumunun örgütlülüğü karşısında duramadıkları için bu tabelaları da indiremediler. Bunu reddedemedikleri için de AKP, iktidara geldiğinde kendine bağlı birkaç düşkünü getirerek Alevi çalıştayı yaptı ve sonunda da hiçbir şey olmadığını görmüş olduk. 23 yıllık AKP iktidarı döneminde Alevilerin kazandığı hiçbir şey yok. Aksine kaybettiği çok şey var. Mesela Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığını kurmak…

    Aleviliği özgün bir inanç olarak görmüyorlar. İnkar edebilseler kültürel bir değer olarak da görmeyecekler! Şimdi ise AKP hükümeti, kendine bağlı yeni bir Alevilik oluşturmaya çalışıyor. Bunu da Cemevi Başkanlığı ile yapıyor. Aleviliği asimile edip, yok etmeye çalışıyorlar. Oysa Alevilik bir derneğe, bir kültür merkezine sığacak inanç değil. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın kararı, Aleviler için hakarettir.”

    “İNKÂR SİYASETİ”

    Yüksel Mutlu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, cemevleri konusunda aldığı kararları da hatırlattı. Mutlu, DEM Partili yerel yönetimlerin, cemevlerini resmi olarak ibadethane statüsünde gördüğünü ancak hükümetin bunu kabul etmediğinin altını çizerek şunları aktardı:

    “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararı, Türkiye’deki iç hukukun da üzerindedir. Bu kararlara rağmen, bunları yapıyorlar. Gerçi bu konuda AKP’nin sicili bozuk. Yani cemevlerini ‘kültür tesisi’ olarak görmek, Alevilerin henüz bu ülkede, özgür, eşit yurttaşlar olmadığını gösteriyor. Bir inkâr siyaseti var. Dolayısıyla Alevilerin buradaki taleplerinin din, vicdan, inanç özgürlüğü, eşit yurttaşlık olması gerekiyor. Yeni bir anayasada eşit yurttaşlık taleplerinin hayat bulması lazım. Alevilerin buna dair çok kuvvetli bir mücadele yürütmeleri lazım. Bunu bir açıklamayla geçiştirmemek lazım. Aksi halde bu da inkârın başka bir çeşidi olur.”

    “ALEVİLER BUNLARA KANMAZ”

    Yüksel Mutlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin cemevlerine ibadethane statüsü verilmesi için yaptığı konuşmaları da hatırlatarak “Bahçeli’nin Hacıbektaş’ta yaptığı ve adına ‘külliye’ dediği yapı her neyse anlamadık. Son yıllarda bir külliye modası oluşmuş durumda. Oysa Alevilerin dilinde külliye yoktur. Biz öyle gösterişli saraylara, külliyelere karşıyız. Bizim için toprak bir damda da bir evin odasında da cem tutulur. Böyle gösterişli alanlar yaparak Alevilerin gözünü boyadıklarını sanıyorlar ama Aleviler bunlara kanmaz” dedi.

    Mutlu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın son genelgesiyle birlikte hükümetin niyetinin anlaşılır olduğunu söyleyerek şöyle devam etti:

    “Bugüne kadarki icraatlarıyla Alevi toplumuna ne yaptıklarını, nasıl ret ve inkar ettiklerini görüyoruz. Biz de DEM Parti olarak, Alevi toplumunun taleplerinin bizim de taleplerimiz olduğunu ifade ediyor ve bu konuda elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Özellikle Kürt Aleviler üzerindeki baskının çok yoğun olduğunu, Reya Heq inancının asimile edildiğini biliyoruz.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • İsviçre’de Bern Alevi Dergahı’nda, Seyit Rıza ve yol arkadaşları anıldı-VİDEO

    İsviçre’de Bern Alevi Dergahı’nda, Seyit Rıza ve yol arkadaşları anıldı-VİDEO

    PİRHA-İsviçre’de bulunan Bern Alevi Dergahı’nda, idam edilişlerinin 88. yılında Seyit Rıza ve yol arkadaşları anıldı. “Önce Ermeni ve Koçgiri Katliamları daha sonra da uzun yıllar Dersim’de devam eden bir katliam yaşandı’ diyen DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu, “Türkiye Cumhuriyeti devleti tarihinin en vahşi katliamını gerçekleştirdi. Benim babam o süreçte 1 yıl boyunca ailesiyle birlikte mağarada yaşamış” dedi.

    Dersim İnşa Kongresi ve Bern Alevi Dergahı, İsviçre’de bulunan Bern Alevi Dergahı’nda, idam edilişlerinin 88. yılında Seyit Rıza ve yol arkadaşlarını andı.

    Gülbeng ve çerağların uyandırılmasıyla başlayan anma, belgesel gösterimi, ağıtların okunması ve konuşmalarla sona erdi. Anmaya Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    “BABAM 1 YIL BOYUNCA AİLESİYLE BİRLİKTE MAĞARADA YAŞAMIŞ”

    Önce Ermeni ve Koçgiri Katliamları daha sonra da uzun yıllar Dersim’de devam eden bir katliam yaşandı’ diyen DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu, “Devlet Dersim’deki aşiretlere silahlarınızı teslim edin der Dersimliler de demokrasi gelecek biz de özgürleşeceğiz zannederler ve silahlarını teslim ederler. Ama daha sonra bunun böyle olmadığı anlaşıldığında aşiretler Halvori’de bir araya gelir Seyit Rıza liderliğinde birbirlerine sahip çıkacaklarına dair ikrarlık verirler. Türkiye Cumhuriyeti devleti tarihinin en vahşi katliamını gerçekleştirdi. Resmi kayıtlarda 11 bin kişinin öldürüldüğünü söylerken Dersimliler ise bu sayının 70 bin civarında olduğunu söylüyor. Benim babam o süreçte 1 yıl boyunca ailesiyle birlikte mağarada yaşamış. Babaannem, ‘Çocuğu ağlamasın diye emzirerek çocuğunu öldüren kadınlar vardı’ diyordu.” diye konuştu.

    Anmada ayrıca Ali Matur deyiş ve klamlar seslendirdi.

    PİRHA/İSVİÇRE

  • Yüksel Mutlu’dan Hakis’te cami ısrarına tepki: Halkın iradesini yok saymak asimilasyonun devamıdır

    Yüksel Mutlu’dan Hakis’te cami ısrarına tepki: Halkın iradesini yok saymak asimilasyonun devamıdır

    PİRHA – DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu, Dersim’in Nazımiye ilçesine bağlı Alevi köyü Hakis’te (Büyükyurt) İlçe Müftülüğü tarafından cami yapılmak istenmesine tepki gösterdi.

    Mutlu, “Köy halkının ‘ihtiyacımız su, yol, sağlık ocağı’ sözlerine ‘cami yapılacak’ yanıtı verilmesi halkın taleplerine kulak vermemek, halkın iradesini yok saymak anlamına gelmektedir” dedi.

    Mutlu açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

    “Köy halkının açık iradesine rağmen bu girişimin sürdürülmesi, onlarca yıldır süren asimilasyoncu anlayışın farklı biçimlerde devam ettirilmesi demektir.

    Bu köyde halkın ortak kullanımında bulunan 130 yıllık değirmen, 1994 yılında köyün boşaltıldığı dönemde camiye çevrilmiştir ve bugün aynı yerde yeniden cami yapılmak istenmektedir. Bu girişim halkın belleğine, inancına ve yaşam alanına yönelmiş bir müdahaledir.”

    Her inanç topluluğunun kendi değerleri ve diliyle ibadet mekânlarını oluşturma hakkına sahip olduğunu hatırlatan Mutlu, bu hakkın demokratik toplumların temel unsurlarından biri olan inanç ve vicdan özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladı.

    Alevi köylerine yönelik bu tür uygulamaların geçmişte de yaşandığını belirten Mutlu, “Bu yaklaşım, inanç farklılıklarını zenginlik değil tehdit olarak gören bir anlayışın ürünüdür” ifadelerini kullandı.

    Mutlu açıklamasını şu sözlerle sonlandırdı:

    “İnanç özgürlüğü ancak eşitlik ve rıza temelinde anlam kazanır. Aksi tutumlar, tekçi ve dayatmacı uygulamalar toplumsal barışı zedeler, güven duygusunu yok eder.

    O nedenle bir kez daha vurguluyoruz; bu çalışmayı durdurun, halkın rızasının ve önerilerinin alınmasına özen gösterin.”

    HABER MERKEZİ

  • ‘Alevi kadınlar, Barış Süreci’ne çok güçlü bir şekilde destek olmalı’-VİDEO

    ‘Alevi kadınlar, Barış Süreci’ne çok güçlü bir şekilde destek olmalı’-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu ile ile kadınların Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne etkisini konuştuk.Türkiye Cumhuriyetinin demokratikleşmesi için kadınların büyük bir mücadele verdiğinin altını çizen Yüksel Mutlu, Alevi kadınların Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne çok güçlü bir şekilde destek olması çağrısında bulundu.

    27 Şubat’ta Abdullah Öcalan tarafından yapılan Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı, “40 yıllık çatışmanın sonlanma fırsatı” olarak yorumlandı. PKK’nin kendini feshedip, silahlarını yakması ardından ülke siyasetinde de yeni bir aşamaya geçildi denilebilir.

    Yeni süreçle birlikte farklı kesimler de demokrasi taleplerini dile getirerek Mecliste kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na önerilerini sundu. Ancak söz konusu komisyonda henüz dinlenmeyen bir kesim var ki o da kadınlar oldu.

    Çatışmalı süreçle birlikte kültürel kimliklerin yanı sıra inanç kimliklerinin de yasaklanması, özelde Alevi kadınlar için daha zorlu bir dönem oldu. Kadın kimliğinin de yüküyle ağır bir dönem geçiren Alevi kadınlar, geçmişte yaşadıkları mağduriyetler ve bugüne dair önerilerini dinledik.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu ile ile kadınların Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne etkisini konuştuk.

    “SAVAŞLARIN BİRİNCİ DERECEDE MAĞDURLARI KADINLARDIR”

    PİRHA: Savaşın etkisinin kadına yansıması nedir?

    YÜKSEL MUTLU: Bütün dünyada savaşların birinci derecede mağdurları kadınlardır. Bu tabii çeşitli şekillerde uygulanıyor. Kadınlar savaş dönemlerinde erkek ve devlet şiddetini daha da ağır yaşıyor. Düşman güçleri, kadını vatan toprağı olarak görüp, kadına yönelik saldırılarını daha da derinleştirir. Bunun birçok örneği var. Dünyada savaşların sonunda ortaya çıkan durum kadına yönelik şiddetin daha da ağırlaştığıdır. Kadına yönelik hem aile içi şiddet, hem devlet şiddeti hem de erkek şiddeti söz konusu. Yani hayatın her yerinde savaş zamanında kadınlar ve çocuklar en dezavantajlı gruplardır. Kadın bedeni üzerinden sürdürülen savaş olduğu için kadınlar savaşın mağdurlarıdır.

    “KÜRT KADIN HAREKETİ BÜYÜK BİR MÜCADELE GELİŞTİRMİŞTİR”

    -Yıllardır süren çatışmalı ortamın kadın mücadelesini nasıl etkiledi? Özelde Alevi kadınlar özelde bu süreçte ne yaşadı?

    Yıllarca bir çatışmalı süreç yaşadık ve bu çatışmalı süreçten kadınlar en negatif etkilenen grupların başında geliyor. Bununla birlikte etnik kimliğinden ya da inancından dolayı ayrımcılığa uğrayan kadınlar bir araya gelmeyi başardılar. Çünkü bu topraklarda kadın olmanın bir mücadele biçimi ve bir direniş geleneği var. Kürt sorununu tartışırken kadını da görmek zorundasınız çünkü Kürt kadını da vardır. Alevi kadını var ama siz Aleviyi eşit yurttaş olarak görmezseniz sorunlar çözülmez.

    Alevi ve Kürt kadınların savaş öncesinde kültürü, geleneği ve direniş kültürü vardı. Örneğin; Dersim’de ve Koçgiri’de birçok kadın önder var. Seyit Rıza’nın eşi Bese ve Alişer’in eşi Zarife buna örnektir. Dersim ve Koçgiri’deki direniş hem Kürtlük hem kadınlık mücadelesidir. Dolayısıyla savaş bir yandan da kadınların özgün örgütlenmesine neden olmuştur. Bu bakımdan Kürt kadın hareketi büyük bir mücadele geliştirmiştir. Bunun bedellerini de ağır bir şekilde ödemiştir ama bu bedelle birlikte de büyük bir direniş geleneği de geliştirmiştir. Hem kendi örgütlüklerini yaratmış hem de Orta Doğu’daki diğer örgütlenen kadın yapılarıyla bir ağ kurmuştur. Savaşa, cinsiyetçiliğe ve dinciliğe karşı hem Alevi kadınları hem de Kürt kadınları bu mücadeleyi yürütmüştür. Ama itiraf etmek gerekir ki ağırlıklı olarak Kürt kadınlarının verdiği mücadele Alevi kadınların mücadelesine de feyz olmuştur ve Kürt-Alevi kadınlar da bugün mücadelelerine sahip çıkıyorlar.

    Kürt kadın hareketi ‘Jin Jiyan Azadi’ felsefesi ile birlikte Ortadoğu’da erkek ve devlet şiddetiyle mücadele etti. Ama Alevi kadınları buna çok sonradan dahil oldular. Bu bakımdan Alevi kadınlar bu mücadelenin özneleri olarak şu an önemli bir yerde mücadelelerini yürütüyorlar.

    “ULUS DEVLET ÇÖZÜM DEĞİLDİR ANCAK DEMOKRATİK CUMHURİYET BİR ÇÖZÜMDÜR”

    -Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin kadınlara etkisi nasıl olacaktır? Alevi kadınlar bu sürece ne tür katkılar sağlayabilir, neler önerirsiniz?

    27 Şubat’ta Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu ilan edildikten sonra Türkiye Cumhuriyetinin demokratikleşmesi için kadınların büyük bir mücadele vermesi gerekiyor. Şimdi bu çağrıya dair birçok kesimle görüşme yapıyoruz. Bunun yürüyebilmesi için herkesin el ele vermesi gerekiyor. Çünkü bu toplumsallaşmazsa bu süreci yürütemeyiz. Bu süreci sadece TBMM’de kurulan bir komisyona havale etmek haksızlık olur. Çünkü 102 yıllık bir mesele ve biz bu mücadelenin önemli bir yerindeyiz. Bir imkan var elimizde ve bu imkan bir demokrasi, eşitlik imkanı doğurabilir. Komisyonun kurulması önemlidir ama bütün mesele komisyonun kurulmasında değil ya da sadece Sayın Öcalan’a, DEM Parti’ye bırakılacak bir mesele değil. Bunun bütün toplum tarafından sahiplenilmesi gerekiyor. Bunun uğruna mücadele edilmesi gerekiyor.

    Alevilere ve Kürtlere ayrımcı politikalar birbirinin benzeri. Bir tarafın inancını kabul etmiyorsunuz diğer tarafın da etnik kökenini kabul etmiyorsunuz. ‘Kürt yoktur, Alevi yoktur’ dediğinizde Kürt kadın da Alevi kadın da yoktur demek istiyorsunuz ve bu sonuç aslında hepimize bir yol gösteriyor. Bu da aslında ‘Alevi de Kürt de vardır’ diyen bir mücadele. 102 yılın sonunda Lozan’dan itibaren bugüne kadar tekçi politikaları ve ulus devlet zihniyeti ile sorun çözülemediği görüldü. Tüm kesimlerin şunu bilmesi lazım ulus devlet çözüm değil ancak demokratik cumhuriyet bir çözümdür. Çoğulculuk iyidir, tekçilikle bir sorun çözülemiyor.

    Alevi kadınların Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’na çok güçlü bir şekilde destek olması gerekiyor. Çünkü bu hepimizin kurtuluşu demek. Sadece Kürt’ün kurtulduğu, Alevinin köleleştiği bir şey demiyor Sayın Öcalan’ın manifestosu. Bütün bu farklılıkların bir arada eşitçe bir arada yaşamını savunan bir şey. Kuşkusuz bir anda bir eşitlik olmayabilir. Siz bunun mücadelesini verirseniz ilerlersiniz.

    Önemli bir süreç ve toplumsallaşabilmesi için herkesin bir şekilde el atması gerekiyor. Alevilikte 72 millete aynı nazarda bakmak şiarı var. Bu şiar aslında bize herkesi kendi inancıyla, kendi farklılığıyla, kendi özgün haliyle kabul etmeyi gerektiriyor. Alevi kadınlar da bu inanca sahip ve ben Alevi kadınların artık cemevlerinin mutfaklarında değil dışarı çıkan, mücadele eden, hakkını savunan, erkek egemen şiddetle mücadele eden, demokrasiyi isteyen, aynı zamanda bu uğurda mücadele eden kadınlar olması gerekiyor.

    Çünkü Aleviler de çok ciddi bir asimilasyonla karşı karşıyalar. O asimilasyon politikaları bazen fiziksel soykırımlarla, bazen ise kültürel soykırımlarla devam ediyor. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Alevi inancını asimile edip, tekleştirmeye çalışıyor. Alevilik kadınların sahip çıkıp, diğer kuşaklara aktardığı bir inanç. O yüzden de Aleviliğe en çok kadınların sahip çıkması gereken bir inanç. Sayın Öcalan’ın paradigmasında tüm farklılıkların kendi özgünlükleriyle inançlarını yürütmesi ve Alevi kadınların destek vermesi için birçok sebep var. Herkes bir candır diyorsak hakikaten bu canları eşitlemek lazım. Çünkü Alevi kadınlar, bir yandan da eşit olmayan bir can meselesi ile mücadele ediyor.

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ DOSYA

    ‘Alevi kadınlar barışın kurucu öznesi olmalıdır’
    ‘Kadınlar savaş sürecinden en çok etkilenen kesim, o yüzden barış sürecini kadınlar sahiplenmeli’
    Gazeteci Esra Çiftçi: Alevi kadınların hafızası ve sözü bu sürecin asli unsuru olmalı

     

  • ‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci Aleviler olmadan olmaz’-VİDEO

    ‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci Aleviler olmadan olmaz’-VİDEO

    PİRHA-‘Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları’ kapsamında Erzincan’da halk toplantısı gerçekleştirildi. Alevi halkının felsefesi, inancı ve itikatının bu süreçte olması gerektiğini belirten DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Barış ve demokratik toplum süreci Aleviler olmadan olmaz. Kürtler, Aleviler ve bütün ezilenler devlet karşısında barışın tarafı olmak ve demokratik toplum çağrısını hep birlikte güçlendirmek durumundayız” dedi.

    ‘Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları’ kapsamında Erzincan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Cemevi’nde halk toplantısı gerçekleştirildi.

    Halk toplantısına konuşmacı olarak Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu katıldı. 

    “HEP BİRLİKTE BU SÜRECE DESTEK OLMALIYIZ”

    27 Şubat’ta yayınlanan deklarasyonla PKK Önderi Abdullah Öcalan’ın Türkiye’de yaşayan tüm farklı halklara ve inançlara demokratik siyaset kapısı açtığını belirten DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu, “Alevilerin barıştan, özgürlükten, adaletten yana olduklarını biliyoruz. Sayın Öcalan’ın açtığı kapı aslında Türkiye’deki demokratik siyaset kapısının aralanmasıdır. Bu fırsatı bir kez daha heba etmemek için hep birlikte bu sürece destek olmalıyız. Türkiye demokratikleşecekse sadece Kürtler özgürleşmeyecek hep beraber özgürleşeceğiz” dedi.

    “BARIŞI HEP BERABER İNŞA EDECEĞİZ”

    Barışı hep beraber inşa edeceklerini vurgulayan DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, “Zaten bazı gelişmeler var diyerek bu süreci götüremeyiz. Çünkü bu sürecin bizden beklentisi tüm halkların ve inançların kendi taleplerini yükseltmesiyle gerçekleşebilecektir. Masada iki tarafın görüşmesiyle bir barış süreci gerçekleşmeyecektir, barış ancak toplumların da içinde olduğu ortamda inşa edilebilir. Özgürlük, barış, demokrasi için silahın araç olmaktan çıktığı ve demokratik mücadelenin çok daha fazla büyütülmesi gerektiği sorumluluğuyla hep birlikte karşı karşıyayız. Dolayısıyla bu sorumluluk sadece Kürt halkının değil bütün halkların problemidir” diye belirtti.

    “DEMOKRATİK TOPLUM ÇAĞRISINI HEP BİRLİKTE GÜÇLENDİRMEK DURUMUNDAYIZ”

    Silahlı mücadeleden demokratik siyasete geçişin zorunlu olduğunu söyleyen DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Bu ülkede adalete, hukuka ve herkesin ortak yaşayabileceği bir anayasaya ihtiyaç var. Bu süreçte sadece iki tarafın değil, çoklu tarafların ve en çok da Alevi toplumunun felsefesi, inancı ve itikadı bu süreçte olmalı. Bu ittifak Türk halkının, Kürt halkının, Alevilerin, Ermenilerin, Süryanilerin, Lazların, Çerkezlerin ittifakı olmak durumunda. Barış ve Demokratik Toplum Süreci Aleviler olmadan olmaz. İktidar liderinin söylemleri üzerinden Kürt halkı yargılanamaz. AKP’ye güvensizlik Kürt ve Alevilerin barış umuduna fatura edilemez, bunu değiştirecek olan güç biziz. Bu sürece hayat verecek durum devletin güçlü olması değil, toplumun güçlü olmasıdır. Kürtler, Aleviler ve bütün ezilenler devlet karşısında barışın tarafı olmak durumundayız ve demokratik toplum çağrısını hep birlikte güçlendirmek durumundayız” diye konuştu.

    PİRHA/ERZİNCAN

  • Zilan Katliamı’nın 95. Yıldönümü: ‘Hakikati inkâr eden bir sistemin barış üretmesi mümkün değildir’

    Zilan Katliamı’nın 95. Yıldönümü: ‘Hakikati inkâr eden bir sistemin barış üretmesi mümkün değildir’

    PİRHA – DEM Parti, Zilan Katliamı’nın 95. Yıldönümü sebebiyle yazılı açıklama paylaştı. “Yüzleşme çağrımızı yineliyoruz” denilen açıklamada Zilan Katliamı’nın resmi olarak tanınması gerektiği vurgusu da yapıldı.

    Hakların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Halklar ve İnançlar Komisyonu Eşsözcüsü Yüksel Mutlu, Zilan Katliamı’nın 95. yıldönümünde yazılı açıklama yaptı.

    YÜZLEŞME ÇAĞRIMIZI YİNELİYORUZ”

    Zilan Katliamı’nın, Kürt halkına yönelik sistematik imha ve inkâr politikasının bir örneği olduğunu belirten Yüksel Mutlu, şu ifadelere yer verdi:

    Zilan Katliamının 95. Yılında hatırlıyoruz, yüzleşme çağrımızı yineliyoruz

    13 Temmuz 1930’da, Zilan Vadisi’nde binlerce insan katledildi. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar, bombalarla, makineli tüfeklerle yok edildiler. Evler yakıldı, köyler haritadan silindi, hayatta kalanlar sürgüne zorlandı. Zilan Katliamı, Kürt halkına yönelik sistematik imha ve inkâr politikasının en ağır örneklerinden biridir.

    Bugün üzerinden 95 yıl geçmiş olmasına rağmen, katliamla ilgili hiçbir resmî yüzleşme yapılmamış, devlet katliamın adını dahi anmamıştır. Katliamın gerçekleştiği coğrafyada ne bir hafıza taşı, ne bir özür, ne de adaletin izi vardır. Ancak halklarımız, tüm yok sayma politikalarına rağmen bu hakikati belleğinde taşımaya devam etmektedir.

    DEM Parti olarak, yürüttüğümüz Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin temel yapı taşlarından birinin geçmişle yüzleşmek olduğunu vurguluyoruz. Zilan, sadece Kürt halkının değil, bu topraklarda eşit ve özgür bir yaşam isteyen herkesin ortak hafızasında yer alan büyük bir yara ve aynı zamanda ortak bir sorumluluktur.

    Bu bağlamda;

    – Zilan Katliamı, Türkiye Cumhuriyeti tarafından resmî olarak tanınmalı ve halktan açık bir özür dilenmelidir.

    – Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde bağımsız ve kapsayıcı bir Araştırma Komisyonu kurulmalıdır.

    – Zilan Vadisi, bir hafıza ve yüzleşme mekânı olarak korunmalı; imha edilen köylerin, yok sayılan yaşamların izleri onarıcı bir yaklaşımla görünür kılınmalıdır.

    Hakikati inkâr eden bir sistemin barış üretmesi mümkün değildir. Adalet, unutarak değil; yüzleşerek inşa edilir. Zilan’ı unutmadık.”

    PİRHA/ANKARA

  • Hatimoğulları: Aleviler örgütlenirse kalıcı barış sağlanır- VİDEO

    Hatimoğulları: Aleviler örgütlenirse kalıcı barış sağlanır- VİDEO

    PİRHA- ‘Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları’ kapsamında Altınoluk’ta Alevi kurumlarıyla bir araya gelen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Aleviler örgütlenir, sesini yükseltirse bu topraklarda kalıcı barışı tesis edebiliriz” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Halklar ve İnançlar Komisyonu, ‘Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları’ kapsamında Balıkesir’in Altınoluk ilçesinde Alevi buluşması düzenledi. Ayhan Şahenk Kültür Merkezi’nde yapılan buluşmada DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ve DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu konuşmacı olarak yer aldı.

    “ALEVİLERİN EŞİT YURTTAŞLIK TALEBİ DEMOKRASİNİN TEMELİDİR”

    Buluşmada ilk olarak konuşan Yüksel Mutlu, Türkiye’de demokratikleşmenin en temel araçlarından birisinin Kürt sorununun çözülmesi ve Alevilerin eşit yurttaşlık talebinin yerine getirilmesi olduğunu söyledi. Alevilelere yönelik asimilasyon politikalarının yoğun bir biçimde sürdüğüne dikkat çeken Mutlu, “Hep birlikte çok sesli Çok renkli, farklı inançların, kültürlerin bir arada yaşadığı demokrasi çerçevesinde demokratik bir toplumun inşası için bugüne kadar mücadele ettik Dem Parti olarak. Bundan sonra mücadelemizi bu kapsamda devam edeceğiz. Aleviler açısından bakacak olursak bugün Alevilerin karşı karşıya kaldığı ayrımcılık ve nefret söylemleri halihazırda devam ediyor. İşte Kültür Bakanlığı’na bağlanan Kültür Bakanlığı Daire Başkanlığı asimilasyonun en temel organlarından birisidir. Yine Alevi köylerine yapılan camiler, yine zorunlu din derslerinin devam ediyor olması, Alevilere dönük ayrımcılığın en temel sebeplerinden birisidir ve Aleviler bu ülkenin en kadim inancı olmasına rağmen bugün aslında Kerbela’da direnen Hüseyni Duruş’un bugün de devam etmesi gerektiğine inanıyoruz ve Aleviler bu Hüseyni duruşu bugüne kadar getirmiştir” ifadelerini kullandı.

    “YARIN MYK’MIZI OLAĞANÜSTÜ TOPLAYACAĞIZ”

    Sözlerine ilk olarak CHP’li belediyelere yapılan baskın operasyonlarına değinerek başlayan Tülay Hatimoğulları, halkın iradesini yok sayan bu anlayışı kınadığını belirtti. Konuya ilişkin tüm programlarını iptal ettiklerini ve yarın parti MYK’sının olağanüstü bir şekilde toplanacağını duyuran Hatimoğulları, “Geçmiş dönemde bizlerin başına gelen, yoğun bir biçimde neredeyse her sabah bir şafak operasyonuyla arkadaşlarımızın gözaltına alındığı, tutuklandığı bir dönemin ne yazık ki benzeri devam ediyor. Bugün sabah Antalya, Adana, Adıyaman Belediye Başkanları ve beraberindeki arkadaşları gözaltına alındılar. DEM Parti olarak yaşanan bu operasyonların, seçilmişlere dönük, onları ve halkın iradesini yok sayan bu anlayışı kınadığımızın altını çizmek isterim. Bu operasyonları asla kabul etmedik, etmeyeceğiz. Bize yapıldı, başkasına yapılsın asla kabul etmeyiz, istemiyoruz da bunu. Yarın Bursa’da programım vardı. Ancak ben ve Sayın Eş Başkanımız Sayın Tuncer Bakırhan bütün programlarımızı iptal ettik, yarın Ankara’da MYK’mızı bu gündemle ilgili olağanüstü bir şekilde toplayacağız ve bu gözaltılara karşı dayanışmamızı ve dayanışma mesajlarımızı en güçlü şekilde iletmeye devam edeceğiz” dedi.

    “SURİYE’DEKİ ALEVİ CANLARIMIZ YALNIZ DEĞİLDİR”

    Hatimoğulları, son birkaç yüzyılın en büyük Alevi katliamının Suriye’de yaşandığına dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Bakın katledilen Alevi canlarımız ve yine Şam yönetimi değiştikten sonra HTŞ’nin bir başka versiyonu ki şimdi Colani’nin isim değiştirmiş halinin Şam yönetimine gelmesiyle birlikte ne yazık ki içinde Sultan Murat Turgaylarının olduğu da söylenen bu kesimlerce desteklenen çok büyük bir Alevi katliamı gerçekleşti. Bakın son birkaç yüzyılın en büyük Alevi katliamı Suriye’de, Lazkiye’de, Hama’da, Humus’ta, Tartus’ta yaşandı. Suriye’de kadınlar çocuklarını mutfak dolaplarının tencere konan yerlerini boşaltıp oralara saklamışlar. Ve birçok ailenin çocuğu o mutfak tezgahlarının içinde katledildi. Onlardaki resmi rakama göre bu rakam 6 bin ama kadınların bize anlattığı onun iki katı. Suriye’de yaşanan bu katliamı asla kabul etmiyoruz. Türkiye’de bir dayanışma sergiledik, Avrupa Alevi Federasyonları çok önemli bir dayanışma sergiledi ama daha güçlü bir dayanışmaya ihtiyacımız var. Biz buradan bir kez daha ifade ediyoruz, Suriye’deki canlarımız yalnız değildir, yaşamını yitiren bütün canlarımızın önünde saygıyla eğiliyoruz. Onları asla ve asla yalnız bırakmayacağız.

    “ALEVİ İNANCI RESMİ OLARAK TANINMALI”

    Alevilere dönük baskı ve asimilasyon politikaları ne yazık ki tarih boyunca katliamlar şeklinde oldu, gözaltı, tutuklamalar şeklinde oldu, Cemevine cümbüş evi diyerek oldu. En son bu iktidarın bu süreci getirdiği nokta ne oldu? Aleviliği Turizm ve Kültür Bakanlığı’nın bir dairesine dönüştürdüler. Biz bunu kabul etmiyoruz, Aleviler bunu kabul etmiyor. Bizler Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın oyuncağı falan değiliz. Alevilik bir inançtır, Cemevleri bir inanç merkezidir. Ve bu resmi olarak böyle kabul edilmek zorundadır, başka çaresi yoktur bunun. Bakın Milli Eğitim’de müfredetta yapılan değişikliklere. ÇEDES projesiyle, maarif programıyla neler yapılmaya çalışılıyor? Alevilere dönük asimilasyon politikasını derinleştirmek istiyorlar. Bizleri inancımızdan uzaklaştırmak, öğretimizden ve felsefemizden uzaklaştırmak istiyorlar. Şuna inanalım ki değerli canlar, bu projeler ve bu yaklaşım fiili, gerçekleşmiş bir katliam kadar bizler için tehlikelidir. Bunun karşısında örgütlenmek, güçlü bir biçimde durmak dışında da bizlerin bir seçeneği yoktur.

    “BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM ÇAĞRISI’NDA ALEVİLERİN HAKKI VAR”

    Bugün Sayın Öcalan’ın İmralı’da gerçekleştirmiş olduğu Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nda Alevi canlarımızın hakkı ve hukuku var. Türkiye’de yaşayan 72 milletin hakkı, hukuku, adaleti, eşitliği var. Bugüne kadar neredeyse her Allah’ın günü katledilen ve şiddet gören kadınların özgürlüğü ve eşitliği var. Geleceksiz bırakılmış olan gençlerin geleceği var bu çağrıda. Bu çağrıda işçinin, emekçinin, alın teri döktüğü halde evine bir sıcak ekmek götüremeyen o emekçilerin hakkı ve hukuku var. Bizler bu çağrıyı yalnızca Kürt halkı için yapılmış bir çağrı olarak asla görmeyelim. Bu çağrının sahibi, İmralı’dan verilen mesajda da bunu çok net ifade etti. “Biz bir toplum olarak bütünen örgütlenemezsek, bütünen herkes öz örgütlenmesini sağlayan mücadele alanlarının içine girmezse biz bu toplumu demokratikleştiremeyiz” diyor. Bunun için de şunu söylüyor, bizler evet silahları bırakın çağrısını yaptık, PKK buna karşılık verdi, silahları bırakıyorlar. Bir fesih kongresi gerçekleştirdiler ve bir silah bırakma süreci yaşanacak.

    “BARIŞI HEP BİRLİKTE ÖRGÜTLEYELİM”

    Biz biliyoruz ki biz toplum olarak örgütlenirsek, bir araya gelirsek, Alevi canlar örgütlenirse, barış ve demokrasiyle ilgili sesini daha da yükseltirse, kadın arkadaşlarımız aynı şeyi yaparsa, farklı halklar ve inançlardan insanlar aynı şeyi yaparsa işte biz o zaman gerçek ve kalıcı bir barışı bu topraklarda tesis edebiliriz.Bizler bugün bu süreci devam ettirirken önümüzdeki günlerde oluşturulacak olan bir komisyon var. Bu komisyonun çok acil bir biçimde oluşması, Türkiye’de barışın ve demokratikleşmenin tesis edilmesi için adımların atılması çok önemli. Biz bu adımları devletten ve iktidardan bekliyoruz ama aynı zamanda bizler müzakereyi en güçlü şekildeki bir mücadeleyle desteklemek zorundayız. Mücadele yürütmezsek barışı ve demokrasiyi hiç kimse bize altın tepsiyle sunmayacak. Bakın bu süreç oturulmuş masa başında madde madde anlaşmanın sağlandığı bir süreç değil. Tüm dünya deneyimlerinden son derece farklı bir süreç. O yüzden mücadelenin müzakereyi güçlendirmesi gereken bir süreç. Burada ben bütün canlarımıza, bütün değerli halklarımıza; kadınlara, gençlere, işçilere, emekçilere, insan hakları savunucularına buradan çağrımızı bir kez daha yineliyorum. Gelin barış ve demokratikleşme sürecini hep birlikte örgütleyelim. Hep birlikte kendi öz örgütlenmemizi güçlendirelim, hep birlikte öz örgütlememizi barış ve demokratikleşmeyle bağlarını kurarak bu hattı güçlendirelim. Gelin ikinci yüzyılda Türkiye Cumhuriyeti’ni demokrasiyle buluşturalım, demokratik cumhuriyeti hep beraber inşa edelim. Bunun için örgütlenelim ve mücadele edelim.”

    PİRHA/ BALIKESİR

  • DEM Parti’den Gadir Hum Bayramı mesajı: Halklar ve inançlar arasında barış köprüsüne dönüşsün

    DEM Parti’den Gadir Hum Bayramı mesajı: Halklar ve inançlar arasında barış köprüsüne dönüşsün

    PİRHA-DEM Parti, Arap Alevilerinin Gadir Hum Bayramı’nı kutladı. Yapılan açıklamada, “İnançların, kimliklerin, dillerin ve kültürlerin eşit ve özgürce yaşaması için omuz omuza yürüyen bizler; Gadir Hum Bayramı’nın kardeşliği, barışı ve toplumsal eşitliği büyüten bir vesile olmasını diliyoruz” denildi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Halklar ve İnançlar Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu, Gadir Hum Bayramı’na ilişkin açıklama yaptı.

    “GADİR HUM BAYRAMI’NIN BARIŞI BÜYÜTMESİNİ DİLİYORUZ”

    “Arap Alevi canlarımızın bayramını gönülden kutluyor; bayramın, halklarımız ve inançlarımız arasında dayanışmayı güçlendiren bir köprü işlevi görmesini temenni ediyoruz” diyen Yüksel Mutlu şunları kaydetti:

    “Hz. Muhammed, vefatından önce Gadir Hum’da verdiği mesajda, kendisinden sonra davasını ve hak yolunu sürdürecek olanın Ehlibeyti olduğunu, velayet makamında oturacak olanın ise Ali olduğunu şu sözlerle müjdeler: ‘Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır.’
    Bu söz, Ehlibeytin izinden yürüyen Arap Alevileri için Gadir Hum’u bir inanç ve hakikat bayramına dönüştürür. İnançların, kimliklerin, dillerin ve kültürlerin eşit ve özgürce yaşaması için omuz omuza yürüyen bizler; Gadir Hum Bayramı’nın kardeşliği, barışı ve toplumsal eşitliği büyüten bir vesile olmasını diliyoruz.”

    “GADİR HUM BAYRAMI’NIN RESMÎ TATİL İLAN EDİLSİN”

    Gadir Hum Bayramı’nın resmî tatil ilan edilmesini talep eden Yüksel Mutlu, şunları ifade etti:

    “Gadir Hum, Arap Alevi toplumunda fiilen bayram olarak kutlanmakta; o gün okullar boş kalmakta, işyerleri açılmamakta, esnaf kepenk indirmektedir. Bu güçlü toplumsal gerçekliğin, yasal düzlemde de tanınması gerektiğine inanıyoruz. Bu nedenle, Gadir Hum Bayramı’nın resmî tatil ilan edilmesini talep ediyoruz.
    Hep birlikte, inanç özgürlüğünün solunduğu ve eşit yurttaşlık anlayışının hayat bulduğu o aydınlık geleceği inşa etme umudumuzu bir kez daha yineliyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu, ‘Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları’na başladı!

    DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu, ‘Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları’na başladı!

    PİRHA – DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu, ‘Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları’ kapsamında birçok ilde farklı toplumlarla bir araya geliyor.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM PARTİ) Halklar ve İnançlar Komisyonu, 27 Şubat’ta açıklanan “Asrın Çağrısı” ardından yeni sürece dair birçok kesimle bir araya geliyor.

    11 Haziran’da Urfa’da Türkmen topluluklarla bir araya gelen Halklar ve İnançlar Komisyonu, ardından Halfeti’deki Türkmenlerle de görüşmeler yapacak.

    Halklar ve İnançlar Komisyonu, 15 Haziran’da ise Türkiye’de yaşamını idame eden Suriyelilerle buluşacak.

    Halklar ve İnançlar Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu, Barış ve Demokratik Toplum Buluşması kapsamında 24 Haziran’da İstanbul’da Çerkezlerle, 29 Haziran’da ise İzmir’de Romanlarla buluşacaklarının bilgisini paylaştı. Mutlu, Süryanilerle de görüşmek üzere planlama içinde olduklarını söyledi.

    Yüksel Mutlu, kırsal bölgelerde özellikle köy meydanlarında ve yurttaşların evlerinde buluşmalar gerçekleştirdiklerini belirterek, yeni sürece dair toplumun öneri ve taleplerini dinlediklerini aktardı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Üç Fidan, Dersim’de anıldı-VİDEO

    Üç Fidan, Dersim’de anıldı-VİDEO

    PİRHA-68 kuşağının önderlerinden Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan, idam edilişlerinin 53’üncü yıldönümünde Dersim’de anıldı. 

    Emek Partisi (EMEP) Dersim İl Örgütü, 68 Kuşağı’nın devrimci önderlerinden Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idam edilişlerinin 53’üncü yıldönümünde parti binasından yürüyüş gerçekleştirip Seyit Rıza Meydanı’nda anma programı gerçekleştirdi. Kitle yürüyüşte sık sık ‘Yaşasın devrim ve sosyalizm’ , ‘Devrim şehitleri ölümsüzdür’ , ‘Emperyalistler, işbirlikçiler 6. Filo’yu unutmayın’ sloganları atıldı.

    Anma programına yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanları Cevdet Konak ile Birsen Orhan, DAD Eş Genel Başkanları Kadriye Doğan ile Zeynel Kete, DEM Parti Haklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu ve Dersim’de ki siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ile çok sayıda yurttaş katıldı.

    Basın açıklamasını Eylül Yantemur okudu. Açıklamada ‘Yaşasın devrim ve sosyalizm’ pankartı açıldı.

    “EŞİT VE ÖZGÜR BİR ÜLKENİN OLABİLECEĞİNİ İLAN ETMİŞTİLER”

    Hüseyin İnan, Yusuf Aslan ve Deniz Gezmiş’in dönemin sermaye sınıfı tarafından sınıfsız bir ülke ve dünya mücadelesini cezalandırmak amacıyla idam edildiğini söyleyen EMEP Dersim İl Gençlik Yöneticisi Eylül Yantemur, “Denizlerin mücadelesi tüm dünyada savaş çığırtkanlıklarının yükseldiği bir dönemde eşit ve özgür bir ülkenin olabileceğini ilan etmişti. Denizler barış, ezilen halkları ve işçi sınıfını savunmuşlardı” diye belirtti.

    “ONLAR SOSYALİZM İÇİN MÜCADELE ETTİLER”

    Türkiye’nin her yerinde devrimciler, demokratlar, halklar 6 Mayıs için bir arada olduğunu belirten DEM Parti Haklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu, “3 devrimci ve 68 kuşağının Türkiye’deki öncüleri idam edildi. 53 yıldır biz bu idamı protesto ediyoruz. 53 yıldır Deniz, Hüseyin ve Yusuf unutulmadılar. O gün bugündür aileler çocuklarının adını, Deniz, Yusuf, Hüseyin olarak koydu. Çünkü onlar idam sehpasına giderken yaşasın Kürt ve Türk halklarının kardeşliği dediler. Onlar sosyalizm için mücadele ettiler” dedi.

    “DENİZLERİN VE TÜM DEVRİMCİ GENÇLERİN MÜCADELESİNE SAHİP ÇIKACAĞIZ”

    Hüseyin İnan, Yusuf Aslan ve Deniz Gezmiş’in demokratik ve özgür bir Türkiye hayali olduğunu ifade eden CHP Tunceli İl Başkanı Kemal Özcan, “Bizlere düşen görev de onların hayallerini gerçekleştirmektir. Biz inanıyoruz ki demokrasi, adalet ve özgürlük herkes içindir. Denizlerin ve tüm devrimci gençlerin mücadelesine sahip çıkmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

    “YOLUMUZ DENİZLERİN YOLUDUR”

    EMEP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Üyesi Orhan Kurul ise şunları dile getirdi:

    “Yolumuz idam sehpasına giderken, ‘Yaşasın Kürt ve Türk halklarının bağımsızlık mücadelesi ’ diyen Denizlerin yoludur. Yolumuz Kürt halkının sorununun demokratik ve eşit temelde çözümünü savunan devrimcilerin yoludur. Hiçbir şüpheniz olmasın.”

    PİRHA/DERSİM

  • DAD ‘Alevi Soykırımı’ paneli düzenledi: Bir toplumu hafızasız bırakmak tarihsizliktir!-VİDEO

    DAD ‘Alevi Soykırımı’ paneli düzenledi: Bir toplumu hafızasız bırakmak tarihsizliktir!-VİDEO

    PİRHA-DAD, “Kefensiz Canlarımızı Anıyoruz” başlığı altında Dersim ve Suriye’de katledilen Alevilere ilişkin panel düzenlendi.

    Ankara Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), ‘Kefensiz Canlarımızı Anıyoruz’ şiarıyla Tüm Belediye Sendikaları (Tüm Bel-Sen) Ankara Şubesi’nde panel düzenledi. Panelde, DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Yardımcısı ve Halklar ve İnançlar Komisyonu Üyesi Yüksel Mutlu ve Araştırmacı Yazar Hamide Rencüs konuşmacı olarak yer aldı. DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak ise moderatörlüğünü yaptı.

    Panelde Zeynel Kete, ‘Dersim Katliamında İnançsal ve Kültürel Soykırımı’, Yüksel Mutlu, ‘Dersim Katliamı’nın Kadın Boyutu’, Hamide Rencüs ise ‘Suriye’deki Gelişmeler, Alevi Soykırımı’ konularını ele aldı.

    Panel öncesinde Zeynel Kete, çerağ uyandırdı, devamında Zazaca ve Türkçe deyişler okundu.

    “CUMHURİYET OSMANLI’NIN DÜŞÜNCE KODLARI ÜZERİNE İNŞA EDİLDİ”

    DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, düzenlenen panelde ilk sözü aldı. Osmanlı’dan cumhuriyet geçiş sürecinde Osmanlı’nın kodları üzerine kurulan cumhuriyet hakkında şu konuşmayı yaptı:

    “Bir ön yargı var, yıllardır Osmanlı zulmü altında inim inim inleyen farklı inançlardaki merkezi inancın dışında farklı inancı yaşayanlar Cumhuriyet modernitesi sürecine geldiğinde hep ders kitaplarında bize şu anlatıldı. Mesela ‘çağdaş, uygar, modernist’, iyi bir nefes aldık gibi ders kitaplarında böyle bir bakış açısı oldu. Görünürde yeni bir rejim olan Cumhuriyet modernitesi aslında birçok yönüyle Osmanlı’nın son bakiyesi ve onun kodları üzerinde inşa edildi. Çok teferruata girmeden şu cümleyi kurabiliriz. Cumhuriyet modernitesinin bütün kurucu kadroları, çoğu askeri kökenliydi. Subayları ve bürokratları Osmanlı’nın tedrisatından geçmişti. Bu yönüyle de iki önemli durumu bilmek lazım. Osmanlı’da Müslüman olmayan kesimler için kullanılan bir kavram vardı: Millet-i Mahkûm. Osmanlı’nın kendisi de Millet-i Hakimeydi. Müslüman olmayanlar Millet-i Mahkûmeydi. Mahkum edilmeye uygun topluluklar. Kendileri ise Millet-i Hakimeydi, hakim milletti.”

    “ALEVİ OCAKLARI O DÖNEMDE BİR ÜST AKLA İHTİYAÇ DUYMAMIŞTIR”

    Dersim katliamının öncesinde bölgede birçok Alevi ocağının sınırlarının belli olduğu, cumhuriyet kuruluşundan sonra dağıldığını söylen Kete, “O dönemdeki geniş bir modelden bahsediyor. Şimdi ocak örgütlemesi hemen hemen hepiniz ya bir ocak talibisiniz ya da ocak evladısınız. Fazla değil. 100-200 yıl önceki Dersim haritalarını incelediğimde o dönemdeki yapıya baktığımda demografik yapı hareketli olmadığında bakıyorum ki adeta her ocak belirli bir coğrafyayla sınırlıdır. Neredeyse ocakların haritalarını çizebiliriz. Kureyşanlar belli bir coğrafyadadır. Baba Mansurlar belli bir coğrafyadadır. Devriş Cemaller Sarı Saltuklar, Seyyid abunlar, Şeyh Çobanlar, Ağuçanlar aşiretlerin adeta sınırları belli. Kısacası Ocak sistemi demokratik özerk bir yönetimdir. Bu toplum binlerce yıldır iktidara, üst akla, eril zihniyete, tecrit zihniyete karşı gelmiş. Pir, mürşit, rayber, talip topluluğuyla ikrarlı bir yaşamla özerk bir yaşamı bugüne kadar savunmuş. Böyle yaşamıştır. Ocağın beslenmesi, barınması, öz savunması, kültürü, eğitimi Ocak bileşenleri, Pir, Mürşit, Rayber ve Talip topluluklarının sorunlarını çözmesi kendi içindedir. Bir üst akla iktidarcı anlayışa ihtiyaç duymuyor” diye konuştu.

    “BİR TOPLUMU HAFIZASIZ BIRAKMAK TARİHSİZLİKTİR”

    Bir toplumu tarihsiz bırakmanın, ocaksız bırakmamın o halkın tarihini yok etmek anlamı taşıdığın işaret eden Kete, “Mezar kutsallarınız, ocaklarınız, dergahlarınız bir toplumun hafızasıdır. Tarihsel değeridir. Bir toplumu mezarsız, hafızasız, kültürsüz, ocaksız, mekansız bırakmak tarihsizliktir, tarihsiz bırakmaktır. Bir mezar taşına sahip olmak, geri gelmek, bir kültüre Bir aidiyete sahip olmaktır, boşuna değildir. Sadece Reya Hak, Alevilerin değil, Şeyh Saitlerin de ve Cumhuriyet döneminde dönem dönem uyuşup dönem dönem muhalif olan birçok Kürt kesiminin de uluslararası düzeyde enternasyonal birçok devrimcinin mezarlarının olmaması boşuna değildir. Mezar bir toprak parçası değildir. Bir tarihsel hafızadır. Bu yönüyle Dersim katliamının tarihsel kültürel boyutu olduğu için inanç boyutu, özel olması, kendi diliyle yaşaması, üst akla ihtiyaç duymaması, kadını merkeze koymasından kaynaklı olarak resmi ideolojiye uymuyordu ve katliamın inanç boyutu bu yönüyle vardı ve bunu İhsan Sabri Çağlayan anılarında çok net olarak anlatıyor. Bu katliam bir şekilde hala kültürel inançsal olarak devam ediyor. Ocaklarımız bugün yok edilmeye çalışılıyor. Dersim’de atama usulüyle ocaklarımıza kayyumlar atanarak bu inanç yok ediliyor diyorum” diye konuştu.

    “PLANLI BİR ŞEY, İSYAN YOK, KALKIŞMA YOK”

    DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu, ‘Dersim Katliamı’nın Kadın Boyutu’ konusunda konuşma yaptı. Mutlu, Dersim’de cumhuriyete karşı herhangi bir direnişin, kalkışmanın olmadığını, devletin tek dil, tek din, tek ulus adı altında farklı inançtan olduğu için böyle bir saldırı gerçekleştirdiğini belirterek şu açıklamayı yaptı:

    “Yani planlı bir şey, orada bir isyan yok, bir kalkışma yok. İşte rahat coğrafyası dediğimiz bu coğrafyada insanlar kendi ürettikleriyle kendi içlerinde rızalaşarak hayat sürüyorlar ve 1923 Cumhuriyet sonrası ve öncesi başlayan bir plan ulus devlet tek ulus tek devlet tek bayrak tek inanç… Yani Dersim Sadece Kürt değil, aynı zamanda Alevi aynı zamanda Kürt. Dünyada bir katliam, bir soykırım yapmak için 4 Mayıs 1937’de bakanlar kurulup kararı alınmış. Başka bir örnek yok tarihte. Sonra zaten güvenlik güçlerine havale ediliyor. Askerler orada katliam gerçekleştiriyor. Bunun kararının Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde alınıyor olmasının çok önemli olduğunu kırmızı kalemle çizmek istiyorum.”

    Mutlu, katliamın olduğu yıllarda kaçırılan kız çocukları için de şunları ifade etti:

    “Sanırım dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Küçük kız çocuklarını ganimet olarak görmek, Türkleştirmek, onları yok etmek, imha etmek…”

    “HAFIZA OLUŞTURULMALI, OLUŞTURMAZSAK KAYBEDERİZ”

    Panele katılan genç sayısının az olduğuna değinen Mutlu, “Nerede gençler?” diyerek şunları ifade etti:

    “Şu konuda eksiğiz değerli arkadaşlar, bugün buradasınız. Nerede Dersimli gençler? Mücadele edenleri var, cezaevinde olanları var. Ben bunları dışında tutuyorum. Şöyle bir hafıza oluşturamıyoruz mesela. Bir hafızamızın olması lazım. Yoksa tertele kaybolur gider. Bunun kaybolmaması lazım, unutmamak lazım, unutturmamak lazım. Mesela diasporadaki Dersimliler Türkiye’nin yargılanması için mücadele ediyorlar, kendileri aralarında dernekler, vakıflar, çalışmalar yürütüyorlar. Bu konu biraz özeleştirel bakalım kendimize. Yani biz zayıfız bu konuda. Hafıza oluşturmalı, oluşturmazsak kaybederiz, unuturuz.”

    “SADECE ALEVİLER SES ÇIKARDI”

    Araştırmacı-Yazar Hamide Rencüs, ‘Suriye’deki Gelişmeler, Alevi Soykırımı’ başlığı altında Suriye’de Alevilere dönük gerçekleştirilen saldırılardan bahsetti. Rencüs, katliama ses çıkaranların sadece Aleviler olduğunu ve buna karşın ciddi bir sessizliğin hakim olduğunu ifade etti. Rencüs, konuşmasında şu sözleri sarf etti:

    “Evet orada bir katliam var ama El Şara mı, yoksa kontrolsüz gruplar mı? Ona bakalım denilip bir heyet gönderildi nihayetinde. Bunun açığa çıkmasını sağlayan orada sürekli uluslararası koruma talep eden Suriyeliler ve onların sesini duyurmaya çalışan dışarıdaki Alevilerdir. Gerçekten bu Alevi soykırımında başından itibaren şunu gördük ki sadece Alevi örgütleri ses çıkardı. Türkiye’de, Avrupa’da, dünyanın her yerinde Aleviler var; örgütlü Aleviler, federasyonlar, konfederasyonlar. Sadece bunlar ses çıkardı. Sonra biraz bir hani Alevi dostları diyeceğimiz bir örgütlülüğe dahil olanların sesini çıkardığı bir tepki oldu. Birleşmiş Milletler harekete geçiren budur ama henüz koruma sağlayamadık.”

    “ABD COLANİ’DEN NE BEKLİYORSA ONU YAPACAK”

    Colani’nin ABD ve Türkiye’de terör listesinden çıkarılmadığının altını çizen Rencüs, Colani’yi kullanabilecekleri kadar kullanacaklar dedi. ABD projesi olan Colani’den ne bekliyorsa onu yapacaktır diyen Rencüs, “Türkiye’nin 2018’de terör listesine aldığı, Cumhurbaşkanı kararnamesiyle terör listesine aldığı bu Colani’ye Türkiye’nin Forum düzenlediği Antalya’da kucaklaması kadar çelişkili abes bir şey yoktur. Ama bu emperyalist kafalar için her şey gayet normalleştirilebiliyor. Peki ne bekleniyor? ABD onu meşru olarak kabul etmiyor. ABD bizzat kendisinin var ettiği tıpkı IŞİD gibi ABD’nin proje ürünü olan Colani’den ne bekleniyorsa onu yapacak ama arkasında tutulmuş gibi görünüyor. Hala ödülü kaldırmış değil ABD. Hala Türkiye’de dahil terör listesinden çıkarmış değiller ama hepsi kucaklaştı. ABD de tanımıyorum, benim nezdimde meşru değil dedi. Yani burada ABD herkesin Suriye üzerinden beklentisini ne olduğunu taksimatını yaptıktan sonra muhtemelen bunu indirecek ya da çok böyle defacto bir Şam devletinde onu tutacak, belki de İdlib’e gönderecek. Yani kullanışlı olduğu kadar kullanacak onu. Bu ABD’de hepinizin ağabeysiyim. Hepinizin öncüsüyüm, hepinizin önünü ben açarım. İstersem oturturum, istersem kaldırırım sinyali vermekten başka bir şey değildir” diye ifade etti.

    Panel, soru-cevap ile sonlandırıldı.

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • ‘14 Nisan 1988… Kürt halkının hafızasına kazınmış kara bir gün’

    ‘14 Nisan 1988… Kürt halkının hafızasına kazınmış kara bir gün’

    PİRHA – DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu, Enfal Katliamı’nın yıldönümü sebebiyle açıklama yaptı. Yüksel Mutlu, “Enfal, Bir halkı haritadan silme hayalinin adıydı” diyerek yaşamını yitirenleri de andı.

    Saddam Hüseyin rejimi tarafından yürütülen ve liderliğini Ali Hasan el-Mecid’in (Kimyasal Ali) yapmış olduğu katliamda en az 180 bin kişi yaşamını yitirmişti. Katliam sürecinde, kara harekâtlarıyla birlikte havadan bombalamalar da yapılmıştı.

    “ACIMIZ TAZE, ÖFKEMİZ DİRİ”

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Halklar ve İnançlar Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu “Enfal Katliamı’nı unutmadık, unutturmayacağız” başlıklı yazılı açıklama paylaştı. Mutlu, “Unutmadık, affetmedik, unutturmayacağız!” vurgusunu yaparak açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “14 Nisan 1988… Kürt halkının hafızasına kazınmış kara bir gün. Saddam Hüseyin rejiminin emriyle,  uluslararası ve bölgesel güçlerin desteğiyle, Enfal adı verilen ve devlet eliyle yürütülen bir yok etme planı devreye sokuldu. Binlerce Kürt sivil, kimyasal silahlar da dahil olmak üzere en vahşi yöntemlerle katledildi. Köyler yerle bir edildi, topraklar toplu mezarlara dönüştürüldü. Bu katliam, yalnızca bir halkın değil, tüm insanlığın vicdanında kapanmayan bir yara olarak tarihe geçti.

    Enfal, yalnızca bir askeri operasyon değildi. Enfal, Kürt halkının diline, kültürüne, tarihine ve geleceğine yönelmiş topyekûn bir imha hareketiydi. Bir halkı haritadan silme hayalinin adıydı.

    Aradan 37 yıl geçti. Acımız taze, öfkemiz diri. Katliamın failleri yalnızca tarihin değil, insanlığın ve hukukun önünde de hesap vermelidir. Bu suç cezasız kalmamalı, adalet yerini bulmalıdır.

    Bizler DEM Parti olarak yaşam hakkının kutsallığına, halkların eşitliğine ve bir arada onurlu yaşam iradesine olan inancımızla, Enfal Katliamı’nda yitirdiğimiz tüm canları saygıyla anıyoruz. Hakikat ve adalet arayışında mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Yüksel Mutlu: Sürecin toplumsallaştırılması gerekiyor!-VİDEO

    Yüksel Mutlu: Sürecin toplumsallaştırılması gerekiyor!-VİDEO

    PİRHA- PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yaptığı çağrıya ilişkin konuşan Yüksel Mutlu, “Öcalan mesajında ülkede eşit yurttaşlığın nasıl olması gerektiğinin şifresini veriyor. Kadınların, sol, sosyalist güçlerin, demokrasi çevrelerinin, çatışmadan yana olmayan, Türkiye’nin demokrasisinin gelişmesini isteyen herkesin bu sürece destek vermesi gerekiyor” diyerek bu süreci barış sürecine dönüşmek için en önemli görevin kadınlara düştüğüne vurgu yaptı.

    PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısı tartışılmaya devam ediyor. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yaptığı çağrıya ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “ULUS DEVLET İDEOLOJİSİNİN PANZEHİRİ DEMOKRATİK ULUS”

    27 Şubat’ta ‘Asrın Çağrısı’ olarak da ifade edilebilecek bir çağrı ile Abdullah Öcalan’ın yeni bir süreç başlattığını belirten Yüksel Mutlu, “Sayın Öcalan’ın gönderdiği mesajda aslında içeride okunduğunda çok önemli belirlemeler de bulunuyor. Bunlardan en temel olanı aslında mektupta da ifade edildiği gibi ulus devlet çizgisinin, ulus devleti ideolojisinin ülkeyi ne hale getirdiğini ve bugüne kadar yaşadığımız bu trajedilerin, acıların, zorlukların, savaşın çatışma halinin, birbirini kabul etmeme durumunun tekçiliğe dayandığını ifade ediyor. Bunun panzehrinin de demokratik ulus olduğunu ifade ediyor. Öcalan, ülkede herkes birbirini inançlar olarak, kültürler olarak, dinler olarak kabul etmelidir diyor ve bunun şifresini veriyor mesajda. Sadece Kürtlere değil hepimize bir mesaj veriyor o da şu; bundan sonraki sürecin zorlu geçeceğine ama aynı zamanda bu süreci bizlerin çok güçlü bir şekilde emekle büyüterek topluma yaymak, barışı toplumsallaştırma gibi bir ödevimiz olduğunu önümüze koyuyor” diye konuştu.

    “SÜRECİN İYİ ANLAŞILMASI VE ÜZERİNE ÇOK DÜŞÜRÜLMESİ GEREKİYOR”

    Yapılan çağrının tüm toplumsal kesimlere anlatılması gerektiğini belirten Mutlu, “Bir mesaj geldi ona iktidar ya da devlet cevap versin, taraflar kendi aralarında görüşsün ve sorunlar çözülsün, hiçbir dünya çözümünde bu olamaz. Siz süreci toplumsallaştırıp, tüm kesimlere, inanç kesimlerine, Alevilere, Kürtlere, Süryanilere, din alimlerine, toplumun farklı etnik kökenlerine bunu anlatmazsanız, süreç sahiplenilmez. Çünkü muktedirlerin bir algı operasyonu söz konusu. Bu sürecin lehimize dönmesi için sürecin iyi anlaşılması ve üzerine çok düşünülmesi gerekiyor” dedi.

    “TÜRKİYE’NİN DEMOKRASİSİNİN GELİŞMESİNİ İSTEYEN HERKESİN BU SÜRECE DESTEK VERMESİ GEREKİYOR”

    Bu süreci, barış sürecine dönüştürmek için özellikle kadınlara önemli görev düştüğünü belirten Yüksel Mutlu, şunları söyledi:

    ” DEM Parti halklar ve İnançlar Komisyon olarak Aleviler’le buluşmalar gerçekleştiriyoruz ve bu buluşmalarda Aleviler bize soruyorlar ‘barış meselesinde Aleviler ne yapacak?’ diye. ‘Barış meselesinde Süryanilere düşen ne? Kadınlar ne yapmalı?’ diye soruluyor. Bütün bunları toplumla paylaşıyoruz, anlatıyoruz ve barış sürecine her birimizin içtenlikle inanması gerekiyor.

    Bu ülkedeki yoksulluk, kadına yönelik şiddet, mutsuzluk hali, geleceksiz bir gençlik, doğanın tahribatı gibi yaşadığımız sorunlar barışı olmadığı takdirde daha da derinleşerek devam edecek. Sayın Öcalan’ın gönderdiği mesaj Türkiye toplumu için hayati önemde. Kadınlar için çok önemli. Kadınların, sol, sosyalist güçlerin, demokrasi çevrelerinin, çatışmadan yana olmayan, Türkiye’nin demokrasisinin gelişmesini isteyen herkesin bu sürece destek vermesi gerekiyor. Biz olumlu bir süreç olarak görüyoruz, böyle değerlendiriyoruz. Bu kapsamda DEM Parti olarak 101 merkezde bu süreci topluma, halka anlatmak için toplantılar gerçekleştiriyoruz. Ama her şeyden önce yapmamız gereken kadınlar olarak yeni süreci daha çok emek vermek, daha çok çalışmak, daha çok mücadele etmek.”

    “İKTİDARIN SAVAŞ DİLİ KURMASI BU SÜRECİ ZORA SOKABİLİR”

    Kürtler, Aleviler ve tüm farklılıkların eşit yurttaş olabilmeleri gerektiğine vurgu yapan Yüksel Mutlu, şu ifadeleri kaydetti:

    “Tabii bu sürecin neye evrileceği bir yandan da soru işareti. Sürecin tek tarafı yok, diğer tarafı da iktidar ve devlet. Çağrıdan sonra iktidar ve devletin ne yapacağını görmek lazım, onların atacağı adıma bakmak lazım, ona göre karar vermek lazım. Biz zaten DEM Parti olarak, kadınlar olarak çalışmalarımızı, mücadelemizi sürdürüyoruz. Bu sürecin barış sürecine doğru evrilmesini, diyalog sürecine doğru evrilmesini temenni ediyoruz, bunun için çalışıyoruz, toplumun her kesimine anlatıyoruz.”

    “BU ÜLKEDE KAN AKMASINI İSTEMİYORUZ”

    Barış sürecinin kolay bir süreç olmadığını belirten Mutlu, “Bir açıklamayla olmuyor. İktidarın savaş dili kurması bu süreci zora sokabilir. O nedenle herkesin diline dikkat etmesi gerekiyor. Bu çalışmayı yürütecek olan tarafların eşit koşullarda olması lazım, şu an eşit koşullar görünmüyor. Öncelikle Öcalan’ın özgürlüğünün sağlanması ve koşullarının yerine getirilmesi gerekiyor. Biz gençlerin bu ülkede yaşamlarını yitirmesini istemiyoruz, bu ülkede kan akmasını istemiyoruz ve onun içinde barış demeye ediyoruz” diye konuştu.

    Buse Nehir DEMİR/ANKARA

     

  • Yüksel Mutlu: Ezilenlerin demokratik bir Suriye toplumu oluşturmaları gerekiyor-VİDEO

    Yüksel Mutlu: Ezilenlerin demokratik bir Suriye toplumu oluşturmaları gerekiyor-VİDEO

    PİRHA-Suriye’de yaşanan Alevi katliamına ilişkin konuşan Yüksel Mutlu, “Suriye’deki Alevilerin de kendi mücadele hatlarını oluşturup, birlik oluşturmaları, birbirlerine sahip çıkmaları, ezilenlerin bir arada yeni demokratik bir Suriye toplumu oluşturmak için çaba göstermeleri gerekiyor” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu, Suriye’nin kuzeybatısında bulunan Lazkiye, Dera, Humus ve Tartus’ta HTŞ’ye bağlı gruplar, IŞİD ve Türkiye’nin desteklediği SMO’nun, katliamlarına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “SÜNNİ-İSLAM OLMAYAN TÜM KESİMLERE KARŞI ŞİDDETLE SUSTURMA YOLUNA GİDİYORLAR”

    2011’den beri Suriye’de çatışmalı bir süreç yaşandığını belirten Yüksel Mutlu, “3. Dünya Savaşı diye ifade ettiğimiz bu sürecin Suriye’de yeni bir döneme evrildiğini görüyoruz. Egemenler, kapitalist güçler Suriye’yi HTŞ denilen cihadist örgüte teslim ettiler. Ancak görüyoruz ki orada da Arap Alevileri ayaklanıyor. HTŞ orayı ele geçirdiğinden beri Arap Alevilerine dönük her şey oraya ele geçirdiğinden beri kendisine teslim edildiği günden beri Dürzilere, Alevilere, Kürtlere ve toplumsal kesimlere, Sünni-İslam olmayan tüm kesimlere karşı şiddetle susturma yoluna gidiyorlar” dedi.

    “DOĞRU BİR MÜCADELE HATTI YÜRÜTÜLÜRSE SURİYE’DE DE BİR GELİŞME OLABİLİR”

    Egemen sistemin bir ulus devlet sistemini kapatırken yeni bir ulus devlet sistemi açmak istediğini belirten Mutlu, “Bunun karşısında Suriye’deki güçler özellikle Kürtler Rojava’da, Dürziler, Arap Alevilerin itiraz ediyorlar. Direnenler tarafından yüklenilirse doğru bir demokratik ulus çerçevesinde dönebileceğini gördük, mesela Rojava bunun bir örneği. Tüm güçler, tüm farklılıklar bir arada demokratik bir şekilde yaşamlarını sürdürebiliyorlar. Doğru bir mücadele hattı yürütülürse Suriye’de de bir gelişme olabilir. Suriye’de Arap Alevileri katledilirken onların inanç mekanlarına, ziyaretlerine doğru saldırılar oluyor. Bu saldırılar olurken Türkiye’deki Alevilerin de bundan korkmaması, çekinmemesi imkansız” diye konuştu.

    “CUMHURİYET’İN TEKÇİLİK KODU MAYA TUTMUYOR”

    Alevilerin hafızasında kaygı yaratacak katliamların olduğunun altını çizen Yüksel Mutlu şunları söyledi:

    “Çorum, Sivas, Gazi, Maraş katliamları bunların en başlıca olanları. Koçgiri Katliamı’nın 104 yılındayız. 104 yıl önce 1921 yılında Koçgiri’de Kürt Aleviler katledildi. Bunun hemen ertesinde Dersim’de 37-38’de bir katliam yürütülüyor. Dolayısıyla Cumhuriyet’in tekçilik kodu, kendi gibi olmayanı imha etme, onu kendine benzetme hali 100 yıldır olmadı yani bu maya tutmuyor. Dolayısıyla Suriye’de yaşananların Türkiye’deki Alevileri ürkütmesi çok normal.”

    “MESELE TÜRKİYE’DEKİ ALEVİLER İÇİN KAYGI VERİCİ”

    Suriye’de yaşanan katliamın Türkiye’deki Aleviler için kaygı verici olduğunu belirten Mutlu şunları kaydetti:

    ”Hem Avrupa’da yaşayan Aleviler, hem Arap Alevileri bu konuda mücadelelerini sürdürüyorlar. Uluslararası alanda diplomasi yapıyorlar ve Alevi örgütleri bir araya gelerek buna dair çalışmalarını gerçekleştiriyorlar. Dolayısıyla bütün toplumsal kesimlerin, Alevilerin de Türkiye’deki barışın tesis edilebilmesi için çalışması gerekiyor. Suriye’deki Alevilerin de kendi mücadele hatlarını oluşturup, birlik oluşturmaları, birbirlerine sahip çıkmaları, ezilenlerin bir arada yeni demokratik bir Suriye toplumu oluşturmak için çaba göstermeleri gerekiyor. Bu çaba gösterilmezse biliyoruz tarihten neler olduğunu. Bir ulus devlet gider yerine başka ulus devlet, başka bir tekçilik gelir. Oysa bizim istediğimiz tekçilikten ziyade çoğulculuk, birlikte yaşamdır. Suriye’deki mesele Türkiye’deki Aleviler için kaygı verici.”

    Buse Nehir DEMİR/ANKARA

     

  • Karakoçan’da 8 Mart coşkuyla kutlandı: Barışı da baharı da kadınlar getirecek!-VİDEO

    Karakoçan’da 8 Mart coşkuyla kutlandı: Barışı da baharı da kadınlar getirecek!-VİDEO

    PİRHA-Elazığ’ın Karakoçan ilçesinde 8 Mart Kadınlar Günü coşkuyla kutlandı. Özgürlüğün kadınların eliyle geleceğini söyleyen Karakoçan Belediye Eş Başkanı Songül Düzgün, “Barışı da, baharı da kadınlar getirecek. Eğer bir kadın özgürleşirse toplum özgürleşir. Kadınların haklarını alamadığı sürece bu dünyaya adalet gelmez” dedi.

    Elazığ’ın Karakoçan ilçesinde özel bir düğün salonunda 8 Mart Kadınlar Günü coşkuyla kutlandı. 8 Mart kutlamasına DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu, DEM Parti Elazığ il ve ilçe yöneticileri, Karakoçan Belediye Eş Başkanı Songül Düzgün ve birçok kadın katıldı. Şölenin yapıldığı salona “ Kadın kırımına isyan ediyor özgürlüğe yürüyoruz”, “Sözümüz bitmedi şiddeti birlikte durduracağız” pankartları asıldı.

    “8 MART, YALNIZCA BİR KUTLAMA DEĞİLDİR”

    Şölende ilk olarak söz alan Karakoçan Belediye Eş Başkanı Songül Düzgün, 8 Mart’ın kadınlar için yalnızca bir kutlama olmadığını belirterek, “8 Mart ezilen kimliğimizin, görünmeyen kimliğimizin açığa çıkarıldığı bir gündür. Bizler egemen zihniyete karşı yalnızca bugün değil yaşamın bütün alanlarında mücadele ediyoruz. Fabrikada, tarlada, belediyelerde, sokaklarda, evlerde her yerde kimliğimizi, benliğimizi, mücadelemizi savunmak için direnişe devam ediyoruz. Bizler bu sisteme karşı ataerkil sisteme karşı paradigmamızla yaşamı daha güzelleştireceğiz” dedi.

    “YAŞASIN KADIN MÜCADELEMİZ”

    Savaşları kadınların ortadan kaldıracaklarını vurgulayan Songül Düzgün, “Barışı da, baharı da siz kadınlar getireceksiniz. Eğer bir kadın özgürleşirse toplum özgürleşir. Kadınların haklarını alamadığı sürece bu dünyaya adalet gelmez. Biz biliyoruz ki kadınlar mücadelesini büyüterek haklarını alarak adaleti, barışı bu ülkeye getirecektir. Yaşasın kadın mücadelemiz” diye belirtti.

    “BARIŞIN FİLİZLENMESİ İÇİN DAHA FAZLA ALANLARDA OLACAĞIZ”

    Bu yıl 8 Mart ve Newroz’un başka bir anlamı olduğunu söyleyen DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu, “Sayın Öcalan’ın ‘Barış ve Demokratik Toplum’ çağrısıyla geldiğimiz şu noktada barış çağrısının açtığı kapı ile 8 Mart’ı ve Newroz’u kutlayacağız. Sayın Öcalan’ın bugün açtığı kapı aslında hepimizin özgürlük ve adalet mücadelesidir. Biz bu mücadelenin daha ileri gitmesi için kadınlar olarak 8 Mart’a büyük görevler aldık. Onun için bu 8 Mart bambaşka bir 8 Mart, bu 8 Mart belki de önümüze konulan bir özgürlük, adalet, eşitlik, Kürt sorununun demokratik çözümü için bize kapı aralayacaktır” diye konuştu.

    Yapılan konuşmaların ardından Derya Cengiz ve Peyv Quartet grubunun söylediği şarkılar eşliğinde halaylar çekildi.

    PİRHA/ELAZIĞ

  • DEM Parti: Koçgiri’de katledilen binlerce Alevi Kürt’ü saygı ve minnetle anıyoruz!

    DEM Parti: Koçgiri’de katledilen binlerce Alevi Kürt’ü saygı ve minnetle anıyoruz!

    PİRHA – DEM Parti, Halklar ve İnançlar Komisyonu’ndan sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu, Koçgiri Katliamında yaşamını yitirenleri andı. Mutlu, açıklamasında “Koçgiri Katliamı, sadece bir bölgenin değil, adaletsizliğe ve zulme direnen herkesin hafızasında tazeliğini koruyor” ifadelerine yer verdi.

    Koçgiri Katliamının üzerinden 104 yıl geçti. 6 Mart 1921’de başlayan katliam, üç aydan fazla sürmüş, Topal Osman başta olmak üzere çok sayıda çete mensubu, Koçgiri’de binlerce Kızılbaş Kürdü katletmişti.

    “HAKİKAT MÜCADELESİNİ SÜRDÜRMEKTE KARARLIYIZ”

    DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu’ndan sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu, katliamın yıldönümünde yazılı açıklama paylaştı.

    “Koçgiri Katliamında yitirdiklerimizi saygı ve minnetle anıyoruz” başlıklı yazıda şu ifadelere yer verildi:

    “104 yıl önce, 1921 yılında Koçgiri’de katledilen binlerce Alevi Kürt’ü saygı ve minnetle anıyoruz. Kadın, çocuk, yaşlı demeden gerçekleştirilen bu katliamda ve devam eden katliamlarda yitirdiklerimiz, halklarımıza barışı ve demokrasiyi kazandırmanın vesilesidir.

    Koçgiri Katliamı, sadece bir bölgenin değil, adaletsizliğe ve zulme direnen herkesin hafızasında tazeliğini koruyor. Koçgiri’de yaşananlar, daha sonrasında Dersim, Maraş, Sivas ve Çorum’da yaşananların ve günümüze kadar uzanan daha birçok acının yankısını taşıyor. Tarihsel hafızamızı diri tutarak adalet ve hakikat mücadelesini sürdürmekte kararlıyız.

    Koçgiri direnişinin sembol isimleri Zarife ve Alîşêr başta olmak üzere, katliamda yaşamını yitiren tüm canları saygıyla anıyoruz. Zulme karşı demokratik mücadelemizi sürdürürken, halklarımızın eşitlik, adalet ve özgürlük taleplerini ‘Barış ve Demokratik Toplum’ hedefiyle taçlandıracağız.”

    PİRHA/ANKARA

  • PSAKD, ‘Adalet Nöbeti’ni ikinci gününde devam ettirdi-VİDEO

    PSAKD, ‘Adalet Nöbeti’ni ikinci gününde devam ettirdi-VİDEO

    PİRHA- PSAKD, Sivas Madımak Oteli’nde yakılarak katledilen 33 sanatçı, aydın ve yazarın faillerinin tahliye edilmesini protesto etmek amacıyla, 33 gün boyunca sürecek olan adalet nöbeti ikinci gününde devam etti.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Sivas Madımak Oteli’nde yakılarak katledilen 33 sanatçı, aydın ve yazarın faillerinin tahliye edilmesini protesto etmek amacıyla, 33 gün boyunca sürecek olan “Adalet Nöbeti” tutma kararı aldı.

    Adalet Nöbeti 33 gün boyunca Madımak’ta katledilen kişilerin isimleri verilerek sürdürülecek. PSAKD Genel Merkezi’nde tutulan nöbetin ikinci gününe Ahmet Özyurt’un ismi verildi.

    Adalet nöbetine destek olmak amacıyla birçok sivil toplum örgütü ve siyasi parti temsilcisi de nöbete ziyaret ediyor. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) heyeti ikinci gününde adalet nöbetine ziyaret gerçekleştirdi.

    “SİVAS’LA YÜZLEŞMEKTEN KAÇINAN BİR DEVLET HİÇBİR SORUNLA YÜZLEŞEMEZ”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, adliye koridorlarında katilleri savunan anlayış ile bugün gelinen noktada katilleri serbest bırakan anlayışın aynı olduğuna vurgu yaparak, “’Sivas’ı yakanlar AKP’yi kuranlar’ sloganı çok açıkça kendini ortaya koymuş durumda. Sivas’taki katilleri başından sonuna kadar savunan avukatların tamamı her türlü makamda yer aldılar. Sivas’la yüzleşmekten kaçınan bir devlet hiçbir sorunla yüzleşemez. Onlar zaman aşımına uğrattılar bu davayı biz insanlık davası olarak devam edeceğini söyledik. Dün itibariyle dinya kamuoyunda da yer etmesi için, yaşanan adaletsizliği teşhir etmek için, katliamın arka planında olanları daha iyi duyurabilmek için yeni bir hareket başlatıyoruz” dedi.

    “BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM MESELESİNİN NE KADAR ACİL OLDUĞUNA VURGU YAPMAK İSTERİZ”

    DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu, “Alevilerin tarihine bakıldığında, kanlı bir tarih silsilesi görüyoruz. Alevilerin böyle bir tarihten sonra insanların acılarının dinmediğini gördük. Bu devlet bir özür dileseydi Alevi toplumundan ya da bir yüzleşme sağlansaydı, bir demokratikleşme sağlansaydı bugün biz bunu konuşmuyor olacaktık. Barış ve demokratik toplum meselesinin ne kadar acil ve önemli olduğuna vurgu yapmak isteriz” diye konuştu.

    “BU TOPRAKLARDA ALEVİLER OLARAK ÇOK ACILAR YAŞADIK”

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat ise, “Bu topraklarda Aleviler olarak çok acılar yaşadık, halen de yaşıyoruz. İktidarların Alevi toplumlarıyla yüzleşmeleri gerekiyor. Toplumsal bir yüzleşme olması gerekiyor. Kürt sorununa dair konuşulan meseleler umut ediyoruz ki bu topraklarda herkesin kendi sorunlarını dillendirdiği bir masa oluşturması. Bu topraklarda şu an adalet yok” şeklinde ifade etti.

    “KATLİAMDA YER ALANLARI YARIN BAŞKA YERLERDE DE GÖRECEĞİZ”

    DEM Parti Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Sözcüsü Nuray Özdoğan da konuşmasında şunları ifade etti:

    “Katliamın içerinde yer terfiler aldı. Katliamda yer alanları biz yarın başka yerlerde de göreceğiz. Bunu siyasi bir ayağı var ve bir nedeni var geleceğe dair”

    “ADALET OLSAYDI KATİLLER CEZASINI ALIRDI”

    Madımak Katliamı’nda hayatını kaybeden 12 yaşındaki Koray ve 14 yaşındaki Menekşe Kaya’nın annesi Hüsne Kaya ise “Katillerin böyle olacağı belliydi. Adaletin sadece adı var. Adalet bize hiçbir zaman bakmadı. Bize göre bir adalet yok. Adalet olsaydı katiller cezasını alırdı” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Mersin’de ‘kayyım gölgesinde kadın mücadelesi’ konuşuldu

    Mersin’de ‘kayyım gölgesinde kadın mücadelesi’ konuşuldu

    PİRHA- Mersin’de ‘Kayyım gölgesinde kadınların demokrasi mücadelesi’ konulu panel düzenlendi. Panelde konuşan DEM Parti Grup Başkan vekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Bugün AKP kadın özgürlük mücadelesini dağıtmak istiyor. Ancak kayyımla mücadelede en fazla kadınlarla yan yana geldik. Bu ülkede hala nefes alabiliyorsak kadınların verdiği mücadele sayesindedir” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin İl Örgütü, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü etkinlikleri kapsamında ‘Kayyım gölgesinde kadınların demokrasi mücadelesi’ konulu panel düzenledi. Çiğdem Göksoy’un moderatörlüğünü yaptığı panele DEM Parti Grup Başkan vekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ve DEM Parti MYK Üyesi Yüksel Mutlu konuşmacı olarak yer aldı. Nobel Oteli’nde yapılan panele çok sayıda kadın kurumları katıldı.

    “KAYYIM, EŞ BAŞKANLIĞI KRİMİNALİZE EDİYOR”

    Panelde ilk olarak söz alan DEM Parti Mersin İl Örgütü Eş Genel Başkanı Bedriye Kuş, 25 Kasım’a giderken kadınların iktidarın saldırılarıyla karşı karşıya kaldığını dile getirdi. Kuş, “İktidarın sistematik baskıları bitmiyor. Neredeyse her gün kadın ve çocuk cinayetleriyle veya kayyum gaspıyla uyanıyoruz. Tüm bunlara karşı yürüttüğümüz mücadelede büyük bir zafer elde edeceğimizi düşünüyoruz” dedi.

    Ardından söz alan Gülistan Kılıç Koçyiğit, kadınların uğradığı saldırılara dair değerlendirmelerde bulundu. Makul kadın kıyafetinin tüm kadınlara giydirilmeye çalışıldığını söyleyen Koçyiğit, 9.uncu Yargı Paketi ile medeni kanunda yapılan değişikliklere ve 6284’e yönelik saldırılara da dikkat çekerek kadınlara yönelik saldırıların her koldan yürütüldüğünü söyledi. Kayyım politikalarına değinen Koçyiğit, şunları kaydetti:

    “Kadına yönelik saldırıların spesifik anlamda Kürdistan’da daha özel uygulamaları var. Bu uygulamaların kadınlara yaşam alanı bırakmadığı şekilde genişlediğini görüyoruz. OHAL’den sonra dünya kadar Kanun Hükmünde Kararname çıkardılar ve dediler ki ‘terör suçundan anılanlar görevden alınır ve yerine kayım atanır’. Atadılar da. 3 dönemdir OHAL’de çıkan bir kanunla kayyım atıyorlar. Her gün halkın iradesine darbe yaptıklarını açık ve net gösterdiler. Peki bu kayyımların ilk icraatı neydi? Eş başkanlık sistemini kriminalize etmeye çalıştılar.”

    “KAYYIMA KARŞI EN BÜYÜK DAYANIŞMA KADINLARDAN”

    Eş Başkanlık sisteminin büyük bir kazanım olduğunu dile getiren Koçyiğit, “İşte ilk bu kazanımımıza saldırdılar ve eş başkanlığı bir yargılama konusu yaparak kadınların kazanımlarına el koymaya çalıştılar. Sonra kadın başkanlıklarını kapattılar. Kadın dayanışma merkezlerini kapattılar, kadın kooperatiflerini, semt pazarlarını, Alo Şiddet hattını kapattılar. Yani o kentte kadınlar için ne kurgulanmışsa hepsine el koydular. Oralarda dinci eğitim yapıp kindar ve dindar nesiller yetiştirecekleri merkezler haline getirdiler. Alo şiddet hattını neden kapatırsın? Bu kadın şiddete uğrasın umurumuzda değil demek değil midir? Kadına yönelik nasıl bir düşmanlık beslendiğini açık ve net gösterdiler” diye konuştu.

    İktidarın pek çok kentte asker ve polis taşıyarak halkın iradesinin sandıkta gasp edildiğini söyleyen Koçyiğit, “Sandığa da kayyım atadılar. Bu yolla şimdi de belediyeleri gasp etmeye çalışıyorlar” dedi.

    Kadınların kayyım atamalarına karşı en güçlü mücadeleyi yürüttüğünü söyleyen Koçyiğit, şöyle devam etti:

    “Kayyımla mücadelede en fazla kadınlarla yan yana geldik. Bu ülkede hala nefes alabiliyorsak kadınların verdiği mücadele sayesindedir. Batman gibi bir yerde Gülistan Sönük yüzde 61 gibi bir oyla seçildi. Kayyım atandıktan sonra da Türkiye’nin dört bir yanından kadınlar batmana geldi ve dayanışma içerisinde olduğunu gösterdi. İşte bizi kurtaracak formül tam olarak budur. Eşit, özgür, adil bir toplum yaratmanın formülü budur. Bugün AKP kadın özgürlük mücadelesini dağıtmak istiyor ve bütün bunlara karşı yan yana durmamız gerekiyor.”

    “MAKBUL KADIN OLMAYACAĞIZ”

    Ardından söz alan Yüksel Mutlu, kadınların toplumun yarısın oluşturduğunu ama toplumda var olmaya itildiğini söyledi. Makbul kadın olmayacaklarını söyleyen Mutlu, şöyle konuştu:

    “Biz makbul kadın olmayacağız, mücadele eden kadınlar olacağız. 3 dönemdir belediyelerimize el konuluyor. Kayyım gasp rejimidir. Esenyurt Belediyesi, Ankara Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Beykoz Belediyesine soruşturmalar açıldı. Kayyımın edindiği SGK borçlarını şimdi ödeyin diyerek beledilere baskı uyguluyorlar. Bizim anlayışımız, demokratik ekolojik ve kadın özgürlükçü bir anlayıştır. Bunun mücadelesini veriyoruz. Karşımızdaki güç ise ‘hayır teksin, yaTürksün, Sünnisin, erkeksin ya da makbul değilsin’ diyor. Bizler de bu anlayışın karşısında farklılıkların kabulünü esas alıyoruz. Be esası büyüttüğümüzde merkezi hükümetler egemen güçler bundan rahatsız olacaktır. İşte buna, bu sisteme, bu sacayaklarına saldırılmaktadır.”

    PİRHA/ MERSİN