Etiket: yunus emre

  • Garip Dede Dergahı Vakfı Kitap Fuarı’nın açılışı yapıldı-VİDEO

    Garip Dede Dergahı Vakfı Kitap Fuarı’nın açılışı yapıldı-VİDEO

    PİRHA – Garip Dede Dergahı Vakfı (GADEV) Kitap Fuarı’nın açılışı yapıldı. 4 gün sürecek fuar boyunca çok sayıda yayınevi ve yazar, okuyucularla buluşacak. “Gelecek kitapla yeşerecek” çağrısıyla yapılan fuarın açılışında konuşan GADEV Başkanı Celal Fırat, kitapların güzelliklere vesile olacağını belirtti. 

    Garip Dede Dergahı Vakfı tarafından 19-22 Eylül tarihleri arasında düzenlenen kitap fuarının açılışı yapıldı. Fuara onlarca yayınevinin yanı sıra çok sayıda yazar ve şair de katıldı.

    Fuarda çocuklara da özel yer verildi. Çok sayıda yayınevi, çocuklara yönelik kitaplara stantlarında yer verdi.

    Alevi yazarlara ait eserlerin yer aldığı fuarda Kürtçe yazın dünyasına ait kitap ve dergiler de yerini aldı.

    Fuarda ayrıca Ressam Tuğba Şahin’in çalışmalarının yer aldığı bir bölüm de hazırlandı.

    FIRAT: KİTAPLARIMIZ BİZLER İÇİN ÇOK DEĞERLİ VE ANLAMLI

    “Gelecek kitapla yeşerecek” çağrısıyla yapılan fuarın açılışında konuşan GADEV Başkanı Celal Fırat, kitapların güzelliklere vesile olacağını belirterek şunları söyledi:

    “Bu topraklarda kitapların içerisine hapsolmamız, hemhal olmamız lazım. Kitap okuyan toplumlarda güzellik, sevgi, kardeşlik, birlik olur, sorunlarını oturup muhabbetle çözerler. Ama kitabın olmadığı yerde de şiddet, dedikodu olur ve toplum birbiriyle kutuplaşır. Onun için kitaplarımız bizler için çok değerli ve anlamlı. İnanıyor ve umut ediyoruz ki kitaplarımız güzelliklere vesile olacaktır. Hepimiz sosyal medyanın kölesi olmuş vaziyetteyiz. En azından haftada bir-iki saat de olsa telefonlarımızı kapatıp bir arkadaşımızın yarınlara, geçmişe dair kitaplarına yolculuk etmeliyiz. Ülkemiz ekonomik anlamda da gerçekten çok zorlu bir süreçten geçiyor. Özellikle yazarlarımız, bu çerçevede söz kuran herkes büyük bir sıkıntı yaşıyor. O vesile ile inanıyoruz ki burada güzelliklere vesile olacağız. El ele verip birbirimizin Hızır’ı olursak bütün sorunların üzerinden geliriz. Yunus Emre ‘Bizim dinimiz sevgidir, başka dine inanmayız’ der. Bu sözcüklerin her yere yayılmasını arzuluyoruz. Alevi itikat ve inancında da bu var. ‘Muhabbet ile bulan buldu Hakk’ı, muhabbetsiz kimin kimden hakkı’ demiş pirlerimiz. Biz de ulularımızın bize gösterdikleri bu güzellikleri yarınlarımıza Garip Dede Dergahı olarak aktarmaya vesile olacağız.”

    ASLAN: YOLUMUZU BİLMEMİZ LAZIM

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Meclis Başkanvekili Nuri Aslan da açılış töreninde konuşma yapan bir diğer isim oldu. Garip Dede Dergahı’nın kendisi için kutsal bir mekan olduğunu ifade eden Aslan, sözlerine şu cümlelerle devam etti:

    “Bu dergahın yöneticileri, çalışanları buraya büyük hizmet verdiler. Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’nun ‘Cemevleri ibadethanedir, nokta’ diye bir cümlesi var. Büyük uğraşlar sonucunda İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nde, ilk kez belediye meclis tutanaklarına geçmiş şekliyle ‘Cemevi ibadethanedir’ kararını kabul ettik. Hepimize hayırlı uğurlu olsun. Yolumuzu ve izimizi bilmemiz lazım. Bunun için de illa okumamız lazım. Geçmişimizi bilmek ve geleceğe aydınlıklara bakmak zorundayız.”

    Binali Doğan Dede de fuar açılışında yaptığı konuşmada kitapların ve okumanın önemine vurgu yaptı.

    Doğan, “İnsanı, doğayı, hayatı yazmak ve paylaşmak çok önemli. Bir kitap bir dünyadır. Bir kişinin, geçmişini, geleceğini, düşüncesini paylaşmaktır kitap. Fuarımız hayırlı, uğurlu olsun” diye konuştu.

    Yapılan konuşmaların ardından kurdele kesilerek fuarın açılışı yapıldı. Fuarın ilk gününde yazarlar, okuyucular için kitaplarını imzaladı.

    Fuarın ilerleyen saatlerinde GADEV Başkanı Celal Fırat ile söyleşi yapılacak ve Garip Dede Cemevi gençlik grubu da müzik dinletisi sunacak.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Klaros Dergisi’nin son sayısı ‘Sanat ve Alevilik’ başlığıyla çıktı!

    Klaros Dergisi’nin son sayısı ‘Sanat ve Alevilik’ başlığıyla çıktı!

    PİRHA – Klaros Dergisi’nin son sayısında sanatçılar, şairler ve müzisyenlerle yapılmış söyleşilerin yanı sıra, yazarların dosya kapsamında makalelerine de yer veriliyor. Derginin bu sayısında, Alevi kültürünün, yaşamın birçok alanında nasıl karşılık bulduğuna dair kapsamlı okumalar yapmak mümkün. 

    Klaros Dergisi son sayısında Alevi inancının derinliğine, günümüzdeki temsiliyetine ve karşılaştığı baskılara dair çok sayıda söyleşi ve makaleye yer verdi.

    Klaros’un “Sanat ve Alevilik” dosya çalışmasında Osman Namdar, “Ortodoks İslam ve Alevilik Üstüne” başlıklı yazısı, İslam içindeki farklı mezhepler ve Alevilik arasındaki farkları ele alıyor. Heterodoks ve Ortodoksilik kavramları ile Alevilik inancı ve Aleviliğin tarihsel süreç içindeki mağduriyetini konu ediniyor.

    7 ULU OZANDAN GÜNÜMÜZ DEMOKRASİ MÜCADELESİNE!

    Klaros’un 10. sayısında “Boşa Koydum Dolmadı, Doluya Koydum Almadı” başlıklı yazısıyla Korkut Akın, Anadolu’nun kültürel yapısını ve bu yapının içindeki Aleviliğin mağduriyetini, sanat-siyaset ilişkisinin kaçınılmazlığını, Alevilerin barış ve demokrasi mücadelesini, sözlü kültür ve “boş-dolu” metaforu da irdeleniyor.

    Dergide ayrıca şair-yazar Ali Galip de “7 Ulu Ozan” başlıklı yazısı ile Alevilikteki “7” sayısının sembolik değerine ve “7 Ulu Ozan” anlayışına dair önemli aktarım yapıyor.

    Cemal Atay Genç, “Alevi Ontolojisi Üzerine Üç Kısa Tez” başlıklı yazısıyla Alevi Tinselliği’nin temel yapı taşlarını Spinoza’dan hareketle kategorilendiriyor.

    DERTLİ DİVANİ’DEN ‘İNSAN OLMANIN ÖNEMİ’ VURGUSU

    Dertli Divani, gerçek adıyla Veli Aykut, Aşık Büryani’nin oğlu olarak büyümüş ve 12 yaşında babasının curasını çalmaya başlamış bir ozan. 1978’de Emrullah Ulusoy ve Bektaş Ulusoy’un katıldığı bir cemde “Dertli” ve “Divani” mahlaslarını almış. Divani, Alevi-Bektaşi-Kızılbaş inancını en iyi ulu ozanların deyişleriyle ifade edildiğini belirtiyor. Şair, Alevi sanatçı olmanın zorluklarından ve cahil insanların önyargılarından bahsediyor ve insan olmanın önemini şu sözlerle vurguluyor:

    “Alevileri, cahil ve yobaz insanların tarih boyunca öcü gibi göstermeleri, bilinçaltına yerleşen önyargılar kadar acı ve sancılı daha ne olabilir ki… Bunun da çözümünün yolu, Yunus Emre’nin “gelin tanış olalım / işi kolay kılalım / sevelim sevilelim / dünya kimseye kalmaz…” dizelerinin hayat bulmasından geçiyor. Önce insan olmak gerekiyor. Asıl önemli olan budur.”

    SANATÇILARLA SÖYLEŞİLER!

    Şair Zeynep Kurada ise Klaros dergisinin son sayısında Zeynep Karababa ile söyleşi gerçekleştirdi. Karababa, Alevi tarihinin zenginliği ve yaşanan acılar üzerine hüznünü ifade etti. Zeynep Karababa, tarihsel olayların ve aile geleneğinin sanatındaki yansımalarına da dikkat çekti.

    Karababa, “Hüznüm tabii ki tarihseldir. Bu coğrafyadaki Alevi tarihine baktığımızda Pir Sultan’a kadar giden tarihsel zenginlik, derinlik, katliamlar, ötekileştirmeler, dışlanmışlık, yok edilmeye çalışılan, hala günümüzde bile katliamlara uğrayan bir kuşağın bireyleri olarak bunlardan etkilenmemek mümkün değil tabii ki” diye de belirtti.

    Zeynep Kurada, Alevi sanatçılardan Muharrem Temiz’le de kültürel bir sohbet gerçekleştirdi. Zeynel Abidin Ocağı’na mensup Muharrem Temiz, sanatına, Alevi tarihinin zenginliğine dair birçok aktarımda bulundu. Söyleşide, Muharrem Temiz’in yaşamı, sanatı ve Alevi kültürüne olan bağlılığı üzerine derinlemesine bir bakış da yer alıyor.

    Zeynep Kurada, üçüncü bir isim olarak sanatçı Cengiz Özkan’la da röportaj yaptı. Özkan, söyleşisinde müziği, sazı ve sözü, Alevilik kültürünün yanı sıra usta-çırak ilişkisinin ve muhabbet kültürünün önemine de vurgu yapıyor. Söyleşi, Cengiz Özkan’ın sanat hayatını, müzikal geçmişini ve Alevi kültürüne olan bağlılığını da detaylandırıyor.

    Ayrıca bu sayıda Zeynep Kurada, Cihan Saltuk ile cemevlerinin işlevlerini, Aleviler ve Alevilik için önemini, Aleviliğin ve Bektaşiliğin temel ilkelerini, geçmişten günümüze yaşadığı mağduriyetleri, Aleviliğin temel inanç sistemini konu edinen bir söyleşi de gerçekleştiriyor.

    TOPLUM İÇERİSİNDE ÖTEKİLEŞTİRİLENLER!

    Klaros Dergisinde “Ötekileştirmek” başlığı da Kemal Çalgan tarafından ele alınıyor. Ötekileştirmenin tarifini “toplumsal yapı içinde şiddetin bir biçimi” olarak tanımlayan Çalgan, sınıfsal ve ulusal baskıların, ötekileştirmenin temel nedenlerinden olduğunu ifade ediyor. Kemal Çalgan’ın “Ötekiliğin Özelleştirilerek Nesneleştirilmesi” başlıklı yazısı, ötekileştirmenin toplumsal yapılar ve bireyler üzerindeki etkilerini ve bu durumun üstesinden gelme yollarını ele alıyor.

    TARİHE İZ BIRAKMIŞ ALEVİ ŞAİRLER!

    “Ben De Bu Yayladan Şah’a Giderim: Pir Sultan Abdal” başlıklı Aydan Yalçın imzalı yazıda Aleviliğin, Pir Sultan Abdal’ın şiirlerine yansımasını ve Pir Sultan’daki Şah sevgisini ele alıyor.

    Derginin  yazarlarından Sabit Kemal Bayıldıran, ise “Alevi-Bektaşi Şiirinin Kapısına Anahtar” başlıklı yazısında edebiyatta heterodoksi olgusunu Yunus Emre’den başlatarak Alevi-Bektaşi şiirinin edebiyata yansıyan temel temalarını ele alıyor.

    Klaros Dergisinde 1835-1916 yıllarında yaşamış, Bektaşi inançlarını işleyen ve nefesleriyle tanınan şair Edip Harabi’ye de yer verildi. Hece ve aruz vezinlerinde yazdığı şiirlerde döneminin şair ve bilginlerince övülmüş olan Harabi, Bektaşi tekkelerinde okunarak yaygınlık kazanmıştır. Harabi’nin Divan’ındaki en önemli şiirlerden olan Vahdetname, tasavvufi felsefeyi kısa ve yoğun bir biçimde anlatır ve tasavvuf edebiyatına yeni bir soluk getirir. Celal İnal, “Bir Tasavvuf Şairi Olarak Edip Harabi”yi Klaros okurları için tanıtıyor.

    Dergide ayrıca İlhami Yazgan, “Bir Bektaşi Hikâyesi” başlıklı yazısında, Ömer Seyfettin’in yazdığı bir Bektaşi hikâyesi olan Deli Murat’ın Sünnileştirilerek değiştirildiğini, Kissling’in iddialarını destekleyerek açıklıyor ve bu hikâyenin Bektaşi dünyasına ait olduğunu savunuyor.

    SİNEMANIN ‘KENDİ DÜNYASI’ VE ALEVİK!

    Klaros’un bu sayısında sinema sektörünün Aleviliğe açıl(a)mayan perdesi de irdelenen konu başlıklarından biri oldu.

    Medet Dilek’in “Sinemada Birkaç Damla Alevilik”, Mehmet Utku Şentürk’ün “Türkiye Sinemasının Alevilerle İmtihanı” ve Mesut Kara’nın “Bu Ülkede Aleviler De Varmış: Türkiye Sineması’nda Alevilik” başlıklı yazıları da derginin ilgi çeken bölümlerinden oldu. Mesut Kara, 1980’den bugüne sinemamızın Alevilere yönelik temsiliyeti olan başlıca filmleri (O Da Beni Seviyor, Başka Semtin Çocukları ve Saklı Hayatlar, Bir Ses Böler Geceyi vd.) konu edinerek “Alevilik-Sanat-Sinema” ilişkisine dikkat çeken yazılarıyla öne çıkıyor.

    PİRHA/ANKARA

  • Yazar Piri Er: Aşurenin özünde toplumsal birliktelik ve sorgu, görgü vardır-VİDEO

    Yazar Piri Er: Aşurenin özünde toplumsal birliktelik ve sorgu, görgü vardır-VİDEO

    PİRHA – Yazar Piri Er, Kerbela’da katledilen 12 imam adına tutulan 12 günlük matem orucunun ardından dağıtılan aşurenin ne anlama geldiğini anlattı. Yazar Er, aşure geleneğinin 16. Yüzyılda 12 imam geleneği ile belirginlik gösterdiğini belirterek, “Tek başına aşure yapmak bir inanç motifi değildir” dedi. Er, ekledi: Aslında aşurenin özünde toplumsal birliktelik ve aynı zamanda sorgu, görgü vardır.

    Alevi inancına mensup yurttaşlar, 12 gün tutulan matem orucunun ardından aşurelerini dağıtmaya devam ediyor.

    Aleviler tarafından ‘Matem ayı’ olarak adlandırılan süreç sonrasında 12 ayrı malzeme ile yapılan aşurenin tam olarak manası nedir, Araştırmacı Yazar Piri Er’den dinledik.

    Muharrem ayının 13. gününde pişirilen aşurenin sadece Aleviliğe özgü bir ritüel olmadığını vurgulayan Piri Er, “Aşureyi Sünni müslümanlar da gayrimüslimler de yapıyor. Ama Alevilikte çok daha belirgin bir figür olduğu için aşure sanki sadece Alevilere özgü bir ritüelmiş gibi değerlendiriliyor” dedi.

    TARİHTE AŞURE GELENEĞİ!

    Kerbela’da yapılan katliam sonrasında aşure geleneğinin Alevi inancında başladığı ifade edilse de Yazar Piri Er, bu kanının doğru olmadığının altını çiziyor. Er, aşurenin artık evrensel bir yiyecek haline geldiğini belirterek şu görüşü savunuyor:

    “Müslümanlar da 10 Muharrem’den sonra aşure yaparlar. Aşure, hem mitolojiktir hem de bir anlamda inanç bağlantılı gelenekselleşmiş uygulamalar bütünüdür. Peki ‘aşure’ adını nereden alıyor? Aşure, Arap aylarından Muharrem ayının 10. günü olan ‘Aşur’dan alır. Bu günün Aleviler açısından diğer bir özelliği de 10 Muharrem, yani 10 Ekim 680’de Hz. Hüseyin Kerbela’da katledilmiştir. Yahudi takvimindeki ‘Tişri’ ayının 10. günü Yahudiler açısından belki de en önemli günlerden birisidir. Çünkü o gün ‘Yom Küppur’ (bağışlanma günü) adlı 26 saatlik bir oruç tutulur. Hz Muhammed tarafından bu orucun daha sonra müslümanlara tutturulduğu biliniyor. Ancak Yahudi geleneği gibi eski gelenekler kolay kolay bırakılmıyor. Ama Ramazan ayının bildirilmesinden sonra tek başına 10 Muharrem günü oruç tutulması ‘mekruh’ yani ‘dinde karşılığı olmayan’ uygulama olarak sayılıyor. Ama eski gelenekleri bırakmayan İslam toplumu, bugün ile ilgili farklı inançlar oluşturuyor. Mesela Adem’in tövbesinin bugün kabul olduğu ya da Yunus’un, balığın karnından bugün kurtulduğu, İbrahim’in atıldığı ateşten bugün kurtulduğu ve aşureye kaynaklık ettiği düşünülen Nuh’un gemisinin sular çekilince bugün karaya oturduğu şeklinde çeşitli rivayetler, mitolojik anlatımlar üreterek bugünü İslam inancı içerisinde yaşatmaya devam ediyorlar.

    Süreç Yahudilikten başladı, İslam’a geldi. Ramazan ayının bildirilmesi ile birlikte mekruh sayıldı, buna bağlı farklı gerekçeler oluşturularak İslam toplumu içerisinde bugün yaşatılmaya devam etti.”

    12 İMAM KÜLTÜ SONRASI AŞURE RİTÜELİ!

    Nuh’un Gemisi mitolojisinin Alevi inancı içerisinde de yer bulduğunu belirten Piri Er, sözlerine şöyle devam etti:

    “Bu İslam geleneğindeki bağlantı bir şekilde Alevi mitolojisi içerisine de belli ölçülerde aktarılmış ama mitolojilerin bilimsel bir tutarlılığı olmaz. Eğer mitolojiye inanırsanız o bir anlamda sizin gerçeğinize dönüşür.

    Peki bu anlayış Alevi inancı içerisine nasıl geldi? Bir arada yaşayan topluluklar, süreç içerisinde birbirlerinin çeşitli geleneklerini alırlar, etkileşirler. Alevilik, bana göre İslam’dan çok önce var olan bir inanç. Ama süreç içerisinde İslam ve başka inançlar ile ilişkiye girdi. Diğer inançlardan alınanlar ile aşure geleneğinin de tahmin ediyorum ki 15. ya da 16. yüzyıl itibari ile Aleviliğin içerisine girdiğini düşünüyorum. Çünkü 16. yüzyıl itibariyle Anadolu Aleviliği üzerindeki en büyük etkileşimlerden birisi 1501 yılında Şah İsmail önderliğinde kurulan Safevi Devleti’nin Anadolu’da kendine müritler toplaması ve Yavuz ile olan mücadelesinde Alevileri kendine yandaş edindirmesi ve bu paralelde hareket etmesidir. Bunu yaparken de Anadolu Aleviliğine ait kimi figürleri alıp kullanarak Caferi geleneğinin temsilcisi olarak da birçok Caferi ve Şii unsurları da Anadolu Aleviliğinin içine taşıdığını görüyoruz. Bunların en başında gelen de sanırım 12 imam kültü. Biz 12 imam kültünün 13. ya da 14. yüzyılda Anadolu Aleviliği içerisinde varlığına ilişkin güçlü deliller bulamıyoruz. Yunus’ta, Kaygusuz’da, 13. yüzyılda yaşamış Alevi ozanlarının dilinde 12 imam ile ilgili şiirler yok. Bu durum 16. yüzyılda özellikle Şah Hatayi’nin Anadolu’da egemen olması sonrası değişiyor.

    12 imam kültü aynı zamanda Aleviliğin aşure geleneği üzerinde de etkili olmuş. Mitoloji ile tarihsel gerçekler baş başa yürürler ama bizim, burada mitolojiden arındırarak Aleviliğin gerçeklerini görmemiz gerekir. Kerbela olayı 10 Muharrem 680’de yaşanmış. 1343 yıl bu acı neden yaşandı? Aleviler yakın geçmişte birçok katliama uğradılar. Sivas, Maraş, Çorum, Dersim; birçok can acıtan katliamlar yaşandı. Alevilerin kendisine sorması gereken bir soru, ‘Hüseyin’in katledilmesi Sivas’ta yanan 33 kişiden daha mı fazla canımızı yakıyor? Benim canımı mesela Sivas daha çok yakıyor. Peki Kerbela bugüne niye geldi? Çünkü Aleviler yaşadıkları her acıyı Kerbela ile özdeşleştirdiler. Hüseyin’i de bu pozisyon içerisinde başa oturttular ve kahraman ilan ettiler. Çünkü Hüseyin orada dik durdu.”

    “12 İMAMLAR, ALEVİLİĞİMİZE NE KATMIŞTIR?”

    Yazar Piri Er, Alevi toplumunda 12 imam geleneğinin artık sorgulandığını da söyleyerek şöyle devam etti:

    “Alevilerin bir bölümü, ‘Ne için 12 imam için orucu tutuyorum? Arap toplumundaki çekişmelerin neden bir parçası oluyorum? 1343 yıl sonra niçin Hüseyin için ağlıyorum?’ ya da ‘Kim olduğunu bilmediğim Taki, Naki, Muhammed Mehdi için niçin oruç tutuyorum’ şeklinde sorgulamalar yapıyorlar. Bunun sorgulanması da gerekiyor artık. Alevilerin kendini bu 12 imam zincirinden ve bunların oluşturduğu üzerimizde bir anlamda da baskı unsuru olarak gördüğüm ki bunu bir dede soyundan olarak söylüyorum bu 12 imam anlayışından ve Aleviliği bu kaynağa bağlayarak açıklama anlayışından bir an önce kurtulması gerekiyor. Bu ‘her şeyi yok edin, kaldırın’ şeklinde değil, inanan insan, ‘oruç tutacağım’ diyorsa hiçbir sakıncası yok ama 12 imamlar için tutuyorsanız önce bu 12 imamlar kimdir, bize ne yapmıştır, Aleviliğimize ne katmıştır diye bir bakın’ diyorum.”

    “AŞURENİN ÖZÜNDE TOPLUMSAL BİRLİKTELİK VARDIR”

    Piri Er, aşure ritüelini artık inancın bir parçası değil, gelenek olarak düşünmek gerektiğini belirtti. Yazar Piri Er, aşure programlarının artık görsel bir malzemeye dönüştüğünü söyleyerek şöyle devam etti:

    “Aşureyi toplumla bir şey paylaşmak anlamında yapıyorsanız bunun hiçbir sakıncası yoktur ama bunu 12 İmam’a bağlayıp anlatmak doğru olmaz. Aslında aşurenin özünde toplumsal birliktelik ve aynı zamanda sorgu, görgü vardır.

    Köylerimize aşure yapılırdı, annem cebimize birer kaşık koyup ‘gidin şu evde aşure var, yiyip gelin’ derdi. Aşure birlikte yenirdi. Aşure ortaklaşmadır ama eğer köy yaşamındaysanız düşkünü (Alevilikte düşkün ilan edilen) gelip o aşureden yiyemezdi.

    Aşure artık gelenekselleşti. Durum böyle olunca da inanç açısından bunu sorgulamasını yapma şansınız yok. Aşure bir niyettir; bir yerden bir şey beklemek değil bir yere bir şey vermektir. Aşure etkinlikleri artık görsel bir malzemeye dönüştü. Bir araya gelelim 2 sohbet ederiz deniliyor.

    “AŞURE YAPMAK BİR İNANÇ MOTİFİ DEĞİLDİR”

    Aşurenin içerisine koyduğunuz çeşide bakarsanız 12 imamcı anlayışa göre 12 çeşit olur. Sünni anlayışa göre 40 çeşit olur. Ama onlar 40 çeşidi bulamadıkları için Sünniler burada uyanık davranıp diyorlar ki ‘bir kaşık bal koyun’. Çünkü ‘arı, kır çiçekten bal toplar’ diyorlar. Elinde ne varsa onu koyarsın. Bizim köyde 3-4 çeşit ile aşure yapılırdı. Dağın başında Divriği’nin Gökçebel köyünde 12 çeşit yiyecek koyup da aşure yapacak adam kolay kolay bulunmazdı. Aşure öyle ‘kaynayıp, özdeşleşelim, bir araya gelelim’ değil.

    Farkımız var! Oraya giren üzüm üzüm olacak, yediğim fasulye de fasulye olarak kalacak. Yoksa hepsini birbirine benzetelim; hani bir ara birilerinin benzetmesi vardı ‘efendim biz mozaik değiliz, mermeriz’ falan diye… Ne olursan ol ama Alevilik farklı bir yol, çizgi… Alevilik açısından aşure geleneksel bir ritüel olarak elbette ki uygulanır. Yani aşure de bu coğrafyada yüzyıllardır uygulana gelen ritüeldir. Bu artık gelenekselleşmiştir. Ama tek başına aşure yapmak bir inanç motifi değildir. Ama bireyin kendini rahatlatması, mutlu etmesi anlamında yaptığı uygulamalardan biridir.”

    Eren GÜVEN/ANKARA 

     

  • Aşık Veysel, Ankara’da sevenleri tarafından anıldı-VİDEO

    Aşık Veysel, Ankara’da sevenleri tarafından anıldı-VİDEO

    PİRHA – Halk Ozanları Kültür Derneği (OZAN-DER) Hakk’a yürüyüşünün 50. Yılında Aşık Veysel’i andı.

    Aşık Veysel, Hakk’a yürüyüşünün 50. Yılında Ankara’da halk ozanları tarafından anıldı.

    OZAN-DER’de yapılan anma programının moderatörlüğünü derneğin başkanı Hüsnü İyidoğan yaptı. Yoğun ilginin olduğu programda Gazeteci-Yazar Mustafa Balbay ve Yazar Veysel Kaymak konuşmacı olarak yer aldı.

    “ŞİİR İÇİN EMEK VERİLMESİ GEREKTİĞİNİ SÖYLERDİ”

    İlk olarak Yazar Veysel Kaymak, Aşık Veysel ile olan anılarını paylaştı. Kaymak, Aşık Veysel’in, bütün şiirlerini ezbere okuduğunu belirterek “Aşık Baba ‘Şiir yazarken bir emek verilmesi gerekir’ diye söylerdi” sözünü de aktardı. Veysel Kaymak, büyük ozan ile olan anılarından kesitler aktardıktan sonra Aşık Veysel için yazdığı bir şiiri de katılımcılarla paylaştı.

    “BİR ARADA YAŞAMA KÜLTÜRÜNÜ ORTAYA KOYABİLMİŞTİR”
    Gazeteci Yazar Mustafa Balbay da Aşık Veysel’in yaşantısına dair araştırmalarını özetledi. Balbay, yaptığı konuşmada şu ifadelere yer verdi:
    “Hani dünyayı koruyan bir ozon tabakası vardır ama bir de Anadolu’yu koruyan ‘Ozan tabakası’ vardır. İşte Aşık Veysel’in o ozan tabakasının en kırılmaz, en güçlü halkası olduğunu zamanla öğrendim. Aşık Veysel’i, Yunus Emre’nin devamı ve son kuşağı olarak da değerlendirebiliriz.
    Aşık Veysel’in bir de köy enstitüsü yılları vardır. Okuma yazma bilmeyen bir öğretmen kaç ülkede vardır? Ama Aşık Veysel bir saz öğretmeni olarak öyle güzel kuşaklar yetiştirmiştir ki kendisinden sonra pek çok ozan olmuştur.
    Aşık Veysel hiçbir zaman köklerini de unutmamıştır. Zamanın büyük bölümünü köyde geçirmiş, üstelik Anadolu’da da örneğin Konya’da Aşıklar Bayramının düzenlenmesini sağlamıştır. Anadolu’da diğer aşıkların da ortaya çıkmasını, onların da seslerini duyurabilmesini sağlamıştır. Ve bunların karşısında kendisine verilen ödüller için de örneğin ‘Size altından bir saz veriyoruz’ dediklerinde ‘Bana altından saz lazım değil, Kızılırmak’a köprü lazım’ demiştir. Kızılırmak’a köprü yapıldıktan sonra Aşık Veysel’e bir güzellik yapmak için ‘Senin köyüne yol yapıyoruz’ dediklerinde ‘İlk benim köye yapmayın. Az ileride bir Sünni köyü var, önce oraya yapın, sonra bana yapın’ diyebilmiştir. Aşık Veysel, bir arada yaşama kültürünü de hem yaşamıyla hem de şiirleri ile ortaya koyabilmiştir.”

    Konuşmalar ardından müzisyen Ümit Özdizlekli, Aşık Veysel ezgilerini seslendirdi. Özdizlekli’nin bağlaması ile seslendirdiği ezgilere tüm katılımcılar da eşlik etti.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Hızır sudur, havadır, ateştir, topraktır ve yaşama nefes salandır’

    ‘Hızır sudur, havadır, ateştir, topraktır ve yaşama nefes salandır’

    PİRHA – Utrecht Alevi Kültür Merkezi (AKM) Yöneticisi Şair Nadir Sayın, Hızır inancına dair yazısında “Hızır, zerresinden bütünlüğe erişen her bireyin yüreğinden, kainatın kendi katresi, doğanın özü, gözü, sözü ve gül cemali yüzüdür” değerlendirmesini yaptı.

    Utrecht Alevi Kültür Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Nadir Sayın, “Hızır” kavramını anlattı. Felsefi bir yorumla Hızır geleneğine ışık tutan Sayın, Hızır’ın bir tür “sembolik doğa gücü” olduğunu ifade etti.

    Şair Nadir Sayın, Hızır’ın doğanın nimetleriyle somut hale geldiğinin altını çizerek şu anlatımda bulundu:

    “Hızır  kavramına felsefi  bir bakıştan önce, bir şiirimle başlamak istiyorum.

    Hızır’dır Işığın Yolu

    Yazandır Hakkı içinden
    Hızır’dır nefsinden eli
    Hazırdır haksa içimden
    Hızır’dır suyun beli

    Eylemine uçanlara
    Süzülmeye açanlara
    Enginliği saçanlara
    Hızırdır havanın yeli

    Uyandır delil bilime
    Ne cahillere kanıla
    Ne karanlığa banıla
    Hızırdır aydınlık seli

    Varlığın Birliği ören
    Menzile izini süren
    Rıza Kentine götüren
    Hızırdır ikrarın dili

    Hızır ki yarda canandır
    Hızır ki canda mihmandır
    Çiçeği emen sağandır
    Hızırdır balından arı

    Sarayda utanma olmaz
    Tanrılar üstün utanmaz
    Nimetin haksa hiç kalmaz
    Hızırdır kainat karı

    Deryada bütün Hȃceyiz
    Pirce’yiz deme heceyiz
    Aşk yıldızından geceyiz
    Hızırdır Işığın Yolu

    Hızırımız esasında bir “Işık” ve “Enerjidir”. Kaynağını kişinin genel bilim birikiminden alan kuvvetli bir sezgidir ve zerresinden bütünlüğe erişen her bireyin yüreğinden kainatın kendi katresi, doğanın özü, gözü, sözü ve gül cemali yüzüdür.

    Hızır bir sembolik doğa gücüdür. Doğanın yasası, vicdanıdır. Hızır bir mitolojik kavramdır. Kişiden kişiye değişen, onun varına, sezgi gücüyle anlam verilen, varılan gönüllerde, ancak bu yeryüzünde, milyonlara erişen bizliĝin, bütünlüğün, paylaşımın, özgürlüğün ve sorun-zorluklarda çözümün, kişinin kendisiyle yüzleştiĝinin, eşitliğin, hazın simgesidir.

    Hızır Sudur, Havadır, Ateştir, Topraktır ve yaşama nefes salandır. Bağlamada dem-deyiştir, Turnalarla Semah dönendir. Hızır Varoluşun teminatı, yaşamın kaynağında aşkı hissedilen tohum taneciğiyle çoğalan ve göze görünendir.

    Doğadaki her canlıda o canda an gelir, zaman olur enerjisi tükenir, kimisi ona göçtü der, “don değiştirdi” anlamı ya da imgesi yükler. Ki Haktan gelmiştir, Hakk’a tekrar döner ve bu Alevi felsefesinde, literatüründe ‘Devriye’ kavramıdır.

    Hızır’a olan sezgi gücü, özdeşleşme aşkı sadece inanç ile sınırlanamaz. O bir duygusal zekanın beyin ve akılda sentezlenmiş, varoluşun kimliğidir. Tarlaya tohumun saçılması, ekin başaĝının harmanda sapından ayrılması, değirmende öğütülmesi, hamurunun yoğurulup mayalanması, fırına verilerek ekmeğin kızartılması temeli ve sürecine kadar berrak eylemiyle tüm diğer üretimlerin temel anası olan bu Hakk’ın nimetinin işlenmesine bir örnekliğin sembolü, aynı zamanda onun emek ile üretildiğine dair fiili bir göstergedir. Soyut bir kavram olan Hızır, işte tam da bu eylemleriyle, doğanın nimetleriyle somutluğun ya da somutlaşmasının bizzat kendisidir.”

    “HIZIR Kİ İNSANDAN İNSANADIR” 

    Hızır’dır darda, zorda olanlara koşan, mazlumun yanında olan, zalimin zulmüne karşı koyan ve seri uğruna boyun eğmeyendir. Hızır’dır mertliğin duruşu ve ışığı ile Yol’undan dönmeyenlerin sonsuza akışı.

    Hızır İkrardır. Hızır Rızalıktır. Hızır ki insandan insanadır. Her bir can-insan tüm evrende kendini onda bulduğunda Rıza Şehri’ne yönelme ve orada kurulacak eşitliğin, eşitce paylaşımın ve özgürlüğün hazı, dayanışması ve özgürleştikçe üretimin, nitelikli iletişimin artması ancak, yeterlilik ölçüsünü kabul ederek nefsini bu yeryüzünde, canın bedende olduğu sürecinde aşırılıktan, bencillikten arınmasıdır. Çünkü Hızır’daki inanma ve felsefi kavramda öteki dünya ya da ‘Cennet-Cehennem’ yoktur. Bundandır Hızır’ımızın evrensel ve kainatımızda tükenmez bir ilham ve ışık oluşu ile sonsuzluğu.

    Hızır’ımızla felsefemizin özdeşleşmişliĝini, değerlerimiz Pirimiz Sultan Abdal ve Filozofumuz Yunus Emre’den değerlendirmeniz ve yüreklere ve insanlığa ulaşması dileğimizle onların bir kaç dize ancak, anlamları derin ve geniş deryası niteliğinde, şu bilge nefesleriyle sonlandıralım.

    “Bin bir adı vardır birisi Hızır,

    Nerede çağırsan orada Hazır”

    Pir Sultan Abdal

    “Geldi geçti ömrüm benim,

    Şol yel esip geçmiş gibi,

    Hele bana şöyle gelir,

    Şol göz yumup açmış gibi.

    Yunus Emre bu dünyada,

    İki kişi kalır derler,

    Meğer Hızır İlyas ola,

    Abı hayat içmiş gibi.”

    Yunus Emre

    (HABER MERKEZİ)

  • Ertuğrul Günay, Cemevi Yasasını eleştirdi: Son derece yanlış, haksız ve hatta hadsiz bir anlayış-VİDEO

    Ertuğrul Günay, Cemevi Yasasını eleştirdi: Son derece yanlış, haksız ve hatta hadsiz bir anlayış-VİDEO

    PİRHA – Eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, AKP’nin Alevi politikalarını eleştirerek “Alevilik gibi bir inancı sanki kültür alanının bir folklorik koluymuş gibi Kültür ve Turizm Bakanlığında bir daire başkanlığına bağlamak son derece yanlış, haksız ve hatta hadsiz bir anlayıştır” dedi.

    Cemevlerinin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanması ardından tepkiler de genişliyor. 26 Kasım’da yayınlanan Resmi Gazete’de ise cemevlerinin kimi temel giderlerinin nasıl karşılanacağı ve cemevi inşası konusundaki prosedürler de netleşti.

    Alevi örgütleri, torba yasanın ve Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin geri çekilmesi için Anayasa Mahkemesi’ne başvuruya hazırlanırken muhalefetten de tepkiler gelmeye devam ediyor.

     “HAKSIZ VE HATTA HADSİZ BİR ANLAYIŞ”

    60. ve 61. Hühümet dönemlerinde Kültür ve Turizm Bakanlığı görevi yürüten Ertuğrul Günay da cemevleri konusunda alınan kararları eleştiren isimlerden oldu. Hükümetin Alevi politikalarını eleştiren Günay “Alevilik gibi bir inancı veyahut da herhangi bir inancı, sanki kültür alanının bir folklorik koluymuş gibi Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda bir daire başkanlığına bağlamak son derece yanlış, haksız ve hatta hadsiz bir anlayıştır” ifadelerini kulandı. Ertuğrul Günay, Kültür Bakanlığı’nın görevinin “Bütün kültür varlıklarına ayrım yapmaksızın sahip çıkmak ve onların kendisini koruması, geliştirmesi konusunda yardımcı olmaya çalışmaktır” diye de ekledi.

    “YETERİ KADAR EŞİTLİKÇİ OLAMADIK”

    Ertuğrul Günay, cemevleri hakkında alınan karara ilişkin “Olayın boyutlarının, büyüklüğünün fark edilmeden yapılmış bir düzenleme” diyerek şu yorumda bulundu:

    “Aleviliğin milyonlarca inananı var. Büyük ölçüde bütün dinler evet birbirleriyle ilişkilidir. Dinler birbirinden etkilenir elbette. Alevilik, İslamiyet içinde bir alan, dal gibi gözüküyor ama öncesi ve sonrasıyla belki daha özgün yanları da olan bir büyük inançtır. Bu inancın ne olduğu, nasıl olacağı, nasıl geliştirileceği inananları ilgilendirir. Onun dışında devlet, bütün inançlara karşı eşit mesafede saygılı, bütün inançlara karşı onların haksızlığa uğramaması konusunda koruyucu ama bununla sınırlı bir görev seçmelidir kendisine. İnancı tarif etmek, inancın ibadethanesinin şöyle olması veya böyle olması konusunda birtakım yönlendirmelerde bulunmak kimsenin hakkı ve haddi değildir. Ama bizim baştan beri sadece Alevilikle ilgili değil, başka bazı inançlar veya farklı etnik kökenlerle ilgili bir eksiğimiz var. Cumhuriyetin 100. yılının tam eşiğindeyiz ve evrensel anlamda çoğulcu olamadık. Ve yeteri kadar eşitlikçi olamadık. Evet Cumhuriyet her yurttaşın önüne kendisini geliştirmek konusunda bir kapı açtı ama bu hukuken biraz böyle oldu. Fiiliyatta ise bu konuda sınırlamalar oldu.”

    “DERDİMİZ, BİR ZİHNİYETİ DEĞİŞTİRMEK OLMALI”

    Sizin inançlarınız, etnik kökenleriniz çoğunluktan farklıysa hep birtakım sınırlar önünüze geldi. Hep söylemeye çalışıyorum, Cumhuriyetin 100. yılına girerken bizim derdimiz bir iktidar değiştirmek değil, bir zihniyet değiştirmek olmalı. Çoğulculuğu içselleştirmeliyiz. Eşitlikçiliği içselleştirmeliyiz. Devlet inançlara, etnik kökenlere karşı kör olmalı ve insanları bu ülkeye kattıklarıyla yetenekleri, bilgisi, eğitimi, gayreti ile değerlendirmeli. O yüzden ben bu yasanın seçim eşiğinin de gelmesi tabii ayrı bir tartışma konusu…

    10 yıl önce bu konuda bir çalışma olmuştu, keşke o zaman sonuçlansaydı. Ben de o hükümetin içindeydim ve ben de bu konuda bazı adımlar attım. Örneğin 1993’ün Temmuz ayında o vahim olay yaşandıktan sonra Sivas’ın Madımak Otelinde benim bakanlığıma kadar 15 yıl boyunca otelin altında bir kebapçı dükkanı vardı. Utanç verici, yüz kızartıcı bir duyarsızlıktı. Onu çıkarmaktan başlayarak Anadolu’da hangi inanca mensup olursa olsun bütün inanç merkezlerine gereken saygıyı, kaynağı ayırarak bir takım gayretler göstermeye çalıştım. Onun ötesinde de bütünüyle devletin hükümetin birtakım çalıştaylarla eşit yurttaşlığı inşa etme konusunda arayışları oldu. Keşke sonuçlansaydı o tarihlerde ve böyle netameli bir seçim eşiğinde bir yeni çekişme, çatışma konusu olmasaydı. Ben, Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda olması gerekene işaret eden bir iptal kararı vermesini çok temenni ederim. Çünkü insanların inancını sanki kültürel, folklorik bir alanmış gibi bir daire başkanlığının altına hapsetmek doğru değil. Bırakalım inananlar inandıkları gibi kendi özel, özgür kurumlarını kursunlar. Devlet başka inançlara nasıl saygılı ise aynı saygıyı, desteği oraya da göstersin.”

    “DERGAHLARIN İADESİ KONUSUNDA BİR TALEP OLMADI”
    Ertuğrul Günay, devlet himayesinde olan ibadethanelerin Alevi toplumuna iadesi hakkında da konuştu. Günay, “Bakanlık yaptığınız dönemde, kimi ibadethanelerin Alevi toplumuna iadesi konusunda herhangi bir tartışma söz konusu oldu mu?” sorusuna şu yanıtı verdi:
    “Böyle bir tartışma ve talep olmadı. Zaten bunlardan yanlış bilmiyorsam Hacı Bektaş Veli Dergahı doğrudan Kültür ve Turizm Bakanlığı ile ilgiliydi. Hem Hacı Bektaş hem Konya’daki Mevlana, hepsi bizim inancımızda, toplumumuzda, hayatımızdaki önemli yerler. Buralar çok bakımsızdı. Ben eski yıllarda da buraları ziyaret ederdim. İçeri girdiğiniz zaman ağır bir rutubet kokusu, bir takım bakımsızlıkların izleri görünürdü. Hiç ayrım yapmaksızın hepsine ama Anadolu’da kalan ve bizim restorasyon imkanımız içerisinde kiliseler de dahil olmak üzere, vakıflar eliyle camilere ve bakanlığımıza bağlı olan bu tip merkezlere sınırsız kaynak ayırmaya çalıştık. Ben Hacı Bektaş’ın, bunu hayatımda hep iftihar olarak hatırlarım, yerdeki halısından, tavandaki sönmüş ampulüne kadar tüm kalem işlerini hepsini pırıl pırıl yapmaya özen gösterdim. Aynı şeyi Mevlana’ya da Yunus Emre’ye ait mekanlarda da yapmaya çalıştık.
    Mevlana ve Hacı Bektaş’ta cüzi bir giriş ücreti alınıyordu. Buna itirazlar oldu. Ben Ağustos ayında yani yoğun ziyaretin olduğu ayda bunu tümüyle kaldırmıştım. Zaten rakam da sembolikti. Devlet de oraya önemli kaynaklar ayırıyordu. Gelenlerin bağış gibi bir katkısı vardı. Onun ötesinde bir talep olmadı.”

    “ELBETTE DAHA FAZLASINI YAPMAK LAZIM”
    Örneğin Elmalı’daki Abdal Musa Dergahını da ziyaret etmiştim. Orada da benzer sorunlar vardı. Orayı hatta bakanlığım bittikten sonra da takip ettim. Elbette daha fazlasını yapmak lazım. Bu mekanları o inancın inananlarının kullanmasına daha büyük imkanlar vererek açık hale getirmek gerekiyor. Hacı Bektaş’ta bir kez dergahta semah dönülmesine imkan verdik o bile bayağı bir çekişme, tartışma konusu oldu ki bizim ne hakkımız var yani inananların gelip kendi inanç merkezlerinde semah yapma imkanının her zaman olması gerekir. Benzer şey Anadolu’da bazı kiliselerde de oldu. Bunları aşacak bir çoğulculuğa, bir eşit yurttaşlığa dilerim ki Türkiye Cumhuriyet 100. yılında kavuşmuş olur.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • CHP Milletvekili Yunus Emre: Cemevleri kültür merkezi değil, ibadethanedir

    CHP Milletvekili Yunus Emre: Cemevleri kültür merkezi değil, ibadethanedir

    PİRHA- CHP İstanbul Milletvekili Yunus Emre, AKP’nin cemevi kararına tepki gösterdi. Emre, “İktidarın Alevi yurttaşlarımıza yönelik ayrımcı tutumunu kabul etmiyoruz. Cemevleri kültür merkezi değil, ibadethanedir” dedi. 

    AKP’nin cemevlerine imar planlarında yer ayrılması ve yeraltında madende yaşamını yitiren işçilerin yakınlarına maaş bağlanmasını içeren düzenlemelerin de yer aldığı 25 maddelik “torba kanun” Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildi.

    Teklifin 21’inci maddesiyle başlayan görüşmeler, kalan 5 maddenin de görüşülmesiyle kabul edildi. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar da oylamaya katıldı. Açık oylamaya katılan 415 milletvekilinden 242’si kabul oyu verirken, 173 milletvekili de ret oyu verdi.

    CHP İstanbul Milletvekili Yunus Emre, AKP’nin cemevi kararına tepki gösterdi. Emre, “İktidarın Alevi yurttaşlarımıza yönelik ayrımcı tutumunu kabul etmiyoruz. Cemevleri kültür merkezi değil, ibadethanedir! CHP Grubu olarak #AlevilikTorbayaSığmaz dedik, torba kanuna ret oyu verdik” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevilik ve Bektaşilik Çalışmaları Ödülü ve AVF Yunus Emre Şiir Ödül Töreni 3 Eylül’de

    Alevilik ve Bektaşilik Çalışmaları Ödülü ve AVF Yunus Emre Şiir Ödül Töreni 3 Eylül’de

    PİRHA- Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF), 1. Uluslararası Alevilik ve Bektaşilik Çalışmaları Ödülü ve 1. Uluslararası AVF Yunus Emre Şiir Ödülü için tören düzenleyecek. Ödül töreni 3 Eylül Cumartesi günü Harbiye’deki Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda yapılacak.

    Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF), 1. Uluslararası Alevilik ve Bektaşilik Çalışmaları Ödülü ve 1. Uluslararası AVF Yunus Emre Şiir Ödülü için tören düzenleyecek.

    Ödül töreni 3 Eylül Cumartesi günü Harbiye’deki Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda yapılacak.

    Saat 19:00’da kokteyl verilmesiyle başlayacak olan tören, açılış ve konuşmalarla devam edecek. Konuşmaların ardından ödüller sahiplerine taktim edilecek.

    Ödüllerin verilmesinin ardından gece sanatçı Sercan Direk’in müzik dinletisiyle son bulacak.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Alevi ritüel dünyası İslam dahil birçok dinle ayrışır; bu karar yanılgıları düzeltmeye vesile olacak’

    ‘Alevi ritüel dünyası İslam dahil birçok dinle ayrışır; bu karar yanılgıları düzeltmeye vesile olacak’

    PİRHA – Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu, Alevi inancının Avusturya’da resmi olarak tanınması ardından kamuoyuna açıklama yaparak “Aleviliğin inanç ve yaşam alanı hiçbir dinle doğrudan kesişmez. Alevi mitolojisi, felsefesi ve ritüel dünyası İslam dahil birçok dinle ayrışır” ifadeleri kullanıldı.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu, 13 yıllık mücadele ardından Alevi inancına resmiyet kazandırdı. Aleviliğin ”kendine özgü bir inanç” olarak Avusturya’da resmi olarak tanınması ardından “Hiçbir başarı tesadüf değildir! Yorulmadan mücadele edip, direnenlere aşk ola” denilerek konuya ilişkin yazılı açıklama yapıldı.

    “HİÇBİR İNANCIN, DİNİN BİR ALT KOLU OLARAK GÖRÜLEMEZ”

    Kamuoyu açıklamasında Alevi inancının, hiç bir dinin bir alt kolu veya mezhebi olarak görülemeyeceğine vurgu yapılarak şu ifadelere yer verildi:

    “Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu ailesi olarak on üç yıldır sürdürdüğümüz onurlu hak ve hukuk mücadelemizde, nihai hukuksal sonucu aldık ve ilk defa bir ülkede özelinde, ‘Alevilik kendine özgü bir inanç’ olarak tanındı!

    Aleviliğe mensup canların 1960 yıllarında Avrupa’ya göçü ile başlayan hikayemiz, Avusturya’da tüm ülke genelinde eşit yurttaşlık, din ve vicdan özgürlüğü çerçevesinde, Alevi inancının tüm diğer inançlar gibi ‘kendine özgü bir İnanç’ olarak tanınması, Alevilerin geleceği için bir dönüm noktası olmuştur!

    “ALEVİLER KENDİ HUKUK VE YÖNETİM YAPISINI KURMUŞLARDIR”

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu olarak yeni Avusturya İslam Yasası çerçevesinde değil de neden ‘kendine özgü bir inanç’ olarak tanındığının başlıca nedenleri aşağıda belirtildiği gibidir; Aleviler toplumsal yapılarını ve inançlarını korumak için İslam Şeriatının egemen olduğu topraklarda yüzyıllarca mücadele etmiş, İslam’ı ya da başka bir egemen dini kabul etmedikleri için baskı altına alınmış, hor görülmüş ya da doğrudan katledilmişlerdir. Bu nedenlerle Aleviler İslam’ın egemen kurumlarından ve olabildiğince İslami düşünce ve etki alanından uzak kalarak yaşama savaşı vermişlerdir. Tarihinin hiçbir döneminde İslam Şeriatı ile yargılanmayı kabul etmeyen bir topluluk olarak Aleviler, kendi toplumsal adaletini sağlayan bir hukuk ve yönetim yapısı kurmuşlardır. Alevi hukuk sistemi günümüz hukuk sisteminden ileri ve öncü bir hukuk sistemidir. Rızalık temelli ve adaleti olabildiğince can acıtmadan ve hiçbir şekilde kan akıtmadan tecelli ettirmeyi amaçlar.

    Alevilik inancında temel düsturlar açıktır. Bu inancımızı nasıl yaşayacağımızı da belirler. Dünyada kendine özgü, has değerlerini barındıran Alevilik, felsefesi ve öğretisiyle insanı bir bütün olarak eşit sayar, hoşgörü ve barış içinde insanı ve doğayı birlikte savunarak yaşamayı amaç edinir; bu amaçla ‘Yetmiş iki millet birdir nazarımızda’. ‘Dili, dini, rengi ne olursa olsun iyiler iyidir’. İnsani hoşgörü yüzyıllardır felsefemizin odağındadır ve Pir Hace Bektaş Veli’nin biz Alevilere olduğu gibi tüm insanlığa da öğüdüdür; ‘Düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayın’.

    “ALEVİ FELSEFESİ, RİTÜEL DÜNYASI İSLAM DAHİL BİRÇOK DİNLE AYRIŞIR”

    Biz Aleviler olarak;

    – ‘Âdem ile Havva’ mitolojisine inanmaz ve kendimizi ‘Güruhu Naciye’ olarak görürüz. İnancımızda ‘cennet- cehennem’ yoktur. Ölümsüzlüğe inanır ve sürekli ‘don değiştirildiği’ne, daima bir devr-i daimîlik içinde olunduğuna inanırız. Bu nedenle de ‘günah’ kavramımız yoktur. Yaşamımızı rızalıklar üzerine kurarız ve öyle tamamlamak isteriz. Her şeyin bu dünyada olduğunu biliriz. Beden ve Can’ın ölümle birbirinden ayrıldığına inanırız ancak, varlık sayılan her şeyin ‘can’ olduğuna inanırız.

    – Felsefemizin kendi özgün mitoloji ve mitleri bulunmaktadır. Kimi zaman ve mekâna bağlı, kimi ise zaman ve mekâna bağlı olmayan Veli ve Erenlerimize bağladığımız kerametlerden ‘el’ alırız; bunu da ‘El ele el Hakk’a’ biçiminde ifade ederiz.

    – Alevilik insanlığın kadim inançlarından biridir ve kendi özgünlüğü, değerleri ile insanlığa bir armağandır. Bizler de bu armağanı miras olarak çocuklarımıza, tüm insanlığa sunmayı sorumluluk biliriz. Hak-İnsan-Evren tasarımıyla ‘Vahdet-i Mevcut’a, ‘Varlığın Birliği’ne, ‘vardan var olmaya’ ve ‘südur’a inanırız.

    – Alevilik ve Aleviler başka hiçbir inancın tarihsel hastalıklarından, mitolojik varyasyonlarından yola çıkılarak yok sayılamaz. Heterodoksist anlayışlar adı altında hiçbir inancın, dinin bir alt kolu, mezhebi ya da sapkınlığı olarak görülemez. Aleviliğin inanç ve yaşam alanı hiçbir dinle doğrudan kesişmez. Alevi mitolojisi, felsefesi ve ritüel dünyası İslam dahil birçok dinle ayrışır.

    “HİÇBİR İNANCI, DİNİ KENDİ İNANMICIMIZDAN ÜSTÜN GÖRMEYİZ”

    – ‘Sen seni bilirsen yüzün Hüda’dır; sen seni bilmez isen Hak senden cüdadır’ düşüncesinden hareket eder ve insanın ‘Ene-l Hak’ üzerinden ‘İnsan-i Kâmil’ olarak dönüşebileceğine inanırız. Bu nedenle felsefemizde Hakk’ın öz’ünü kendinde taşıma potansiyeli ile insan ‘kul’ değildir. İnancımızda Hak Hızır’dır. Çalışıp emek harcayanın bereketini veren Hızır’dır. Kurdun-kuşun hakkını bilen Hızır’dır. Hak, Hızır daima yanımızdadır. Yoldaşımız ve yarenimizdir. Hoşgörü ve empati yapma gücümüzü bu desturların birleşiminden alırız.

    – İnancımızın bağlı olduğu düstur, ‘Dört Kapı Kırk Makam’dır. Bu makamlar ancak bir Yol ehli Rehber ile yürünür. Buna bağlı olarak Mürşit-Pir-Rehber ve Talip bir bütündür. Ocaklı, Çelebi ya da Babağan örgütlenmelerimiz birbirini tamamlar ancak sürek farkları ile birbirinden ayrılır. Kiminde Musahiplik, kiminde Yol Kardeşliği üzerinden Yol alınır. Yol’un bütününde amaç; ‘eline-diline-beline sahip olmaktır’. Bu düşünce ve farklılıkları benimseyip sahiplenmek Aleviliğin duraksayıp parçalanmasına değil, insanlığın gelişimine uyup, erdem ve ahlaki öğretimizle yaşama, irade, bilinç ve adalet duygusuyla taşınmamızı sağlar.

    – İnancımızı Yol olarak görürüz ve ‘Yol bir sürek bin bir’ olarak tanımlarız. İçimizdeki farklılıklarımız bizim güzelliğimiz ve renklerimizdir. Dışımızdaki din ve inançlara, kültür ve felsefelere saygı ile yaklaşırız. Hiçbir inancı, dini inancımızdan üstün ya da aşağı görmeyiz; ‘Okunacak en büyük kitap insandır’ diye düşünürüz. Bu düşünceden yola çıkarak inancımızda, felsefemizde ‘kadın-erkek’ ayrılığı bilmeyiz ve cinsiyetçi, kadını yok sayan, aşağılayan söylemlerle mücadele etmekten çekinmeyiz ve bu tür söylemleri insanlığımıza hakaret sayarız.

    “ALEVİLERİN DEMOKRATİK HAKLARININ İADESİ İÇİN HUKUKSAL VE SİYASAL KAZANIMDIR”

    Türkiye’de yıllardır yapılmaya çalışıldığı gibi, Avrupa’da da Aleviliğin egemen şer’i bir inancın çatısı altında eritilip yok edilme projesinin ilk startı Avusturya’da verilmiştir. Avrupa’daki Alevilerin inanç özgürlüğüne dair sahip oldukları tüm kazanımlarının riske atılmasıyla birlikte zincirleme hak kayıplarıyla karşı karşıya kalmaması için İslam Kanunu dışında ‘Aleviliğin kendine özgü bir inanç’ olarak tanınması mücadelesini on üç yıllık bir süreç ile tamamlamış olduk. Bu mücadele Avusturya başta olmak üzere Avrupa toplumunun Alevilik gibi inançlar konusunda yanılgılarını ve bakış açılarını düzeltmeye, yenilemeye bir vesile olacaktır. Ortadoğu’da başta İslam olmak üzere birçok dinin baskısı altında kalan inançların anlaşılması ve haklarının savunulup korunmasına fırsat olacaktır.

    Avrupa’nın farklı coğrafyalarında yaşayan Alevi toplumunun örgütlü gücü olan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonumuz ve Türkiye Alevi Federasyonlarımızın esas hedefi demokratik-laik bir sistemde, eşit yurttaşlık temelinde, din ve vicdan özgürlüğü çerçevesinde onurlu ve güven içinde dünyanın her yerinde ve özellikle Ortadoğu’da yaşamaktır. Avusturya’daki bu kazanım bu nedenle sadece bir hukuk mücadelesi değildir.

    İnançsal, kültürel, siyasal, hukuksal, sosyal, ekonomik, akademik ve eğitim alanlarında sürdürülen mücadelemizi daha da genişletmek ve toplumsallaştırmak için yürütülen bu çalışmalarda Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonumuzun bu önemli kazanımı, Türkiye’de Alevilerin demokratik haklarının amasız fakatsız elde edilmesi için önemli bir hukuksal ve siyasal adımdır.

    Pirlerimizin olan Hâce Bektaş Veli, Yunus Emre ve Ahi Evren bu yıl aynı zamanda UNESCO tarafından yılın bilgeleri, filozofları olarak aday gösterildiler. Azimli ve kararlı mücadelemiz onlara niyazımız olsun.

    Tarihler boyunca Alevi toplumunun büyük bedeller ödeyerek bugüne taşıdığı inançsal ve toplumsal değerleri başka inançların içerisinde eritmeden bizden sonraki kuşaklara olduğu gibi aktarma konusundaki kararlılığımız bundan böyle de devam edecektir.

    Hızır Yoldaşımız, Pir Sultan Abdal direncimiz, Hünkâr Hace Bektaş Veli rehberimiz ola.

    Aşk ile”

    (HABER MERKEZİ)

  • AVF “1. Uluslararası Yunus Emre Şiir Ödülü” yarışması düzenliyor

    AVF “1. Uluslararası Yunus Emre Şiir Ödülü” yarışması düzenliyor

    PİRHA-Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) yaptığı bir açıklama ile “1. Uluslararası Yunus Emre Şiir Ödülü” yarışmasının duyurusunu yaptı. Yarışma ile Alevilik ve Bektaşilik inanç ve kültürüne yönelik sanatsal çalışmalar yapan insanları desteklemek ve gençlerin şiire olan ilgisinin arttırılması hedefleniyor.

    Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF), “1. Uluslararası Alevilik ve Bektaşilik Çalışmaları Bilim Ödülü” yarışmasının ardından ödül töreninin aynı gece yapılacağı ikinci bir yarışma olan ‘1. Uluslararası Yunus Emre Şiir Ödülü’nün de duyurusunu yaptı.

    AVF Genel Başkanı Haydar Baki Doğan’ın da seçici kurulunda yer aldığı şiir yarışmasının Alevilik ve Bektaşilik inanç ve kültürüne yönelik sanatsal çalışmalar yapan insanları desteklemek ve gençlerin şiire olan ilgisinin arttırılması amacıyla düzenlendiği belirtildi. Yarışmanın ödül töreni ise 10 Eylül 2022 günü yapılacak.

    PİRHA / İSTANBUL 

  • Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre ve Ahi Evran Bodrum’da anıldı

    Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre ve Ahi Evran Bodrum’da anıldı

    PİRHA- Bodrum Alevi Bektaşi Kültür Derneği Cemevi tarafından, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre ve Ahi Evran’ı anma konseri gerçekleştirdi.

    Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre ve Ahi Evran’ın 2021 yılının UNESCO anma ve kutlama yıl dönümleri programına alınması vesilesi ile Bodrum’da Bodrum Alevi Bektaşi Kültür Derneği tarafından bir anma konseri gerçekleştirildi.

    “ÖĞRETİMİZİN EVRENSELLİĞİ GÖZLER ÖNÜNDE”

    Konser, günün anlam ve önemine dair bir slaytın ardından dernek yönetim kurulu üyesi Nilgün Kösedağ’ın yaptığı konuşma ile başladı.

    Kösedağ konuşmasında, “Aşkın, kardeşliğin, sevginin, barışın, adaletin ve hoşgörünün ışığını Anadolu’dan tüm evrene sunan erenlerimiz, pirlerimiz; ser çeşmemiz Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre ve Ahi Evran’ımız, dün olduğu gibi bugün de hem yaralarımıza merhem hem de talip olana rehber olmaya devam ediyorlar. Zira üçü de aynı mekân ve zamanların diliyle insanlığa ilham vermişlerdir. Onları bilge yapan sadece kendi sesleri değil, dönemin insani sesleri, duruşu, düşünme ve yaşama çağırma biçimleridir. Hacelerimizin ortaya çıkardığı kültürel miras, öğretilerinin zenginliğinin bugünlerde uluslararası alanda gündeme gelmiş olması öğretilerinin evrenselliğini bir kez daha gözler önüne sermektedir” ifadelerini kullandı.

    Anma etkinliği Hüseyin Albayrak ve Ali Rıza Albayrak’ın seslendirdiği deyişler ile devam etti.

    Konser sonrası sanatçılara Bodrum Alevi Bektaşi Kültür Derneği Cemevi Başkanı Cem Yalçın tarafından, Bodrum Sağlık Vakfı engelli öğrencilerinin hazırladığı plaketler verildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Bizim Yunus’ adlı kitap raflardaki yerini aldı

    ‘Bizim Yunus’ adlı kitap raflardaki yerini aldı

    PİRHA- ‘Bizim Yunus’ kitabı okuyucularıyla buluştu. Kitapta, ‘Yunus Emre kim? Yunus Emre neden yeniden yazılmalı?’ gibi sorulara cevap aranırken, Yunus Emre ve Hacı Bektaş ilişkisi, Yunus Emre’de Din ve Ehlibeyt inancı gibi başlıklar yer almakta.

    Hepimiz günlük yaşantımızda veya konuşmalarımızda Yunus Emre’den alıntılar yapar, sözlerinin ve düşüncesinin bugünde nasıl karşılık bulduğunu hayretle dinleriz. Belki de Yunus Emre’yi Yunus Emre yapanda bu zamansız ve evrensel bakış açısıdır.

    UNESCO tarafından 2021 yılının Hacı Bektaş Veli ile birlikte atfedildiği Yunus Emre’yi ne kadar tanıyoruz ve bildiğimizin ne kadarı doğru. Aralık ayında Derlem Yayınlarından çıkan kitap, Ali Haki Edna Vakfı (AHEV) Araştırma ve Yayın Kurulu ile ALXAS KOM’un ortak çalışması sonucu yayına hazırlanan ‘Bizim Yunus’ adlı kitapta tam da bu sorulara cevap aranıyor.

    Kitapta Yunus Emre’ye ait 366 esere yer verilirken, bu eserlerin bir bölümü günümüz Türkçesiyle açıklamalı olarak kitapta yer almakta. Kitapta ‘Yunus Emre kim? Yunus Emre neden yeniden yazılmalı?’ gibi sorulara cevap aranırken, Yunus Emre ve Hacı Bektaş ilişkisi, Yunus Emre’de Din ve Ehlibeyt inancı gibi başlıklar yer almakta.

    624 sayfadan oluşan kitapta, Yunus Emre hakkında sunulan belge ve bilgilere de geniş yer verilmekte.

    “HERKES SAHİPLENİR AMA FARKLI YORUMLAR”

    Kitapta Yunus Emre’ye dair şu değerlendirmede bulunuluyor:

    “Yunus Emre’yi herkes sahiplenir ve herkes farklı algılayıp, farklı yorumlar. Bu gayet doğal olmakla birlikte, Yunus Emre’yi yer yer bulunduğu noktadan uzaklaştırır; tıpkı Yunus Emre mezarı diye anılan mekanlar gibi. Yunus’a ait birçok mezar gösterilmektedir, fakat gerçek olan; sadece bir tanesi büyük şair ve bilge ozan Yunus Emre’nin mezarıdır.

    Aynı durum Yunus’u sahiplenen ve onun hakkında yapılmakta olan yorumlar ve değerlendirmeler için de geçerlidir. Hatta zaman zaman Yunus’un olmayan bazı eserler onunmuş gibi algılanıp, Yunus adına yazılan divan ve makalelerde yer verilmektedir.

    Bir şairi veya ozanı tanımanın en güvenilir yolu onların eserlerini inceleyip değerlendirmekten geçer. Yukarıda belirtilen iyi niyet sonucu meydana çıkan karışıklıklar, şiirlerini de inceleme işini de epey zorlaştırmaktadır. Yine de en sağlıklı yol oradan geçer. Bu işin uzmanları için çok zor bir iş sayılmaz fakat, söz konusu olan şaire/ozana ait olmayan eserlerin asıl sahiplerini bulabilmek imkansız gibidir; o nedenle büyük bir çaba ile şiir antolojilerini hazırlayan kişiler, bazen müşkül durumda kalabilmektedir. Her şeye rağmen şair ve ozanları, kendilerinden asırlar sonra araştırmak isteyen kişilere ışık tutacak tek kanıt, onlara ait olan eserlerdir.

    Yani Yunus Emre’nin yaşadığı dönemi ve onun dünya görüşünü, gerçeğe en yakın olarak, kendisinin bizlere bırakmış olduğu eserlerin satır aralarında bulabileceğimize inanıyoruz.”

    Elif TABAK-Diren KESER/İNGİLTERE

  • Ensemble DİWAN, Yunus Emre’nin bilinmeyen eserlerini müzik dünyasına kazandırdı!

    Ensemble DİWAN, Yunus Emre’nin bilinmeyen eserlerini müzik dünyasına kazandırdı!

    PİRHA- Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), Ensemble DİWAN’ın, Yunus Emre’nin unutulmuş ve ‘kaybolmuş’ eserlerini besteleyerek albüme taşıdığı çalışmasını, dinleyiciler ile buluşturuyor.

    Yunus Emre’nin unutulmuş eserleri Kasım 2021’de Ensemble DİWAN tarafından albüm haline getirildi. Alevi müzik arşivinde önemli bir yer edindiği söylenen çalışma hakkında Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu yazılı bir açıklama yaptı.

    “YUNUS EMRE YENİDEN ARAMIZDA”

    ‘UNESCO’nun 40. Genel Kurul Kararı ve Yunus Emre’nin Hasreti’ başlıklı yazıda, Yunus Emre’ye dönük “doğrudan ve dolaylı olarak saldırılar her zaman vardı” vurgusu yapılarak şu ifadelere yer verildi:

    “Dünyadaki kültür ve tarih değerlerini koruma kurumu olan UNESCO 2021 yılını “Hace Bektaş Veli’yi, Yunus Emre’yi ve Ahi Evren’i Anma Yılı” olarak ilan etmişti. Bu kararla UNESCO, Alevi felsefesinin, kültürünün ve kurumlaşmasının Anadolu’daki önderleri olan Hace Bektaş Veli’yi, Yunus Emre’yi ve Ahi Evren’i ‘dünyanın kültür ve tarih mirası içinde yer aldığını’ ilan etmiş oldu. Bizim açımızdan bu, mutluluk verici tarihsel bir fırsattır.

    Bu bilinçten hareketle Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) olarak Ensemble DİWAN’ın büyük ve titiz bir çaba ile Yunus Emre’nin unutulmuş ve ‘kaybolmuş’ eserlerini besteleyerek albüme taşıdığı çalışmasını, siz canlar ile buluşturuyor.

    ‘Ölür ise, tenler ölür/Canlar ölesi değil’, demişti Yunus Emre.

    Yunus Emre, ‘canlar ölmez’ derken bundan, adı ile birlikte insanın geride bıraktığı evrensel değerdeki toplumsal eserlerini ifade ediyor. Aslında ‘Yunus Emre’ adı, her ad gibi sadece bir simge veya işarettir. Asıl olan, dışlanmış da olsa onun değerlerini yüzlerce yıl boyunca toplumsal hayatın gündeminde tutan şey, miras olarak bıraktığı eserleridir. O’nun eserlerindeki yargılayıcı gücüne karşı gizliden ve açıktan, doğrudan ve dolaylı olarak saldırılar her zaman vardı. Fakat bir dünya mirası olan Yunus’un eserlerini işlevsizleştirerek yok etme çabalarının hiç birinin işe yaramadığını şimdi görebiliyoruz. Yedi yüz yıl sonra ‘Ten’ olarak değil, fakat topluma bıraktığı eserleri ve değerleriyle ‘Can’ olarak Yunus Emre yeniden aramızdadır. Sefa gelmiş, hoş gelmiş!

    ‘Yeniden aramızdadır’ derken, neye işaret ediyoruz? Şuna:

    Aleviliğin en büyük felsefe ozanı ve bilimin-bilginin piri Serçeşme’nin çağdaşı-yoldaşı olan Yunus Emre genel olarak toplumsal hayatımızdan dışlanmıştı. Daha da vahim olan, Yunus Emre, Aleviler’in hayatından da dışlanmış ve bu dışlama bir alışkanlığa dönüşmüştü. Burada dışlanan ve unutturulan Yunus’un adı değil, onun boyun eğmeyen devrimci eserleridir. Bugün Aleviler’i İslamcı-asimilasyon girdabına çekmek isteyenlerin aldığı en büyük cesaret bundandır. Bu nedenle, dışlanmış olmanın acısıyla yedi yüz yıl boyunca Yunus’un çektiği hasreti anlamak hiç de zor olmasa gerek.

    Yargılayan her sanat erbabı gibi Yunus da – belki de pek çok sanatçıdan daha fazla özlem duyduğu ve hasretle beklediği o güzelim dünyasını eserlerinde en ustaca ve en ilkeli tarzda dile getirmiştir. Yaşadığı dönemde, kaynağını sömürüden, dinden, milliyetçilikten, güç ve zorbalıktan alarak insanlığın eline kelepçe, ayağına pranga olmuş her türlü kötülüğe ve gericiliğe en derinden karşı çıkmıştı Yunus Emre. Aynı zamanda bunun karşısına, yeryüzündeki bütün insanların sevgi ile birbirlerine baktığı ve barış içinde yaşadığı bir dünyayı koymuş ve son nefesine kadar ‘ten olarak ölünceye kadar’ hasret ile özlem duyduğu bu dünyayı beklemekteydi. Hala da bekliyor!

    “SU AKAR, YOLUNU BULUR”

    ‘Su akar, yolunu bulur’ diyor bir halk deyimi. Yunus’un hasretini kalbinde hisseden Ensemble DİWAN, büyük ve titiz bir çaba harcayarak O’nun dışlanmış, unutturulmuş ve unutulmuş eserlerini Kasım 2021’de ilk albüme taşıdı. Umuyoruz ki bu albümü başkaları takip edecek, çünkü Yunus sonsuz bir deryadır. Çünkü Yunus dünyayı, dünya Yunus’u arıyor. Bu bilinçten hareket eden Ensemble DİWAN, Yunus’un hasretine cevap olmak ve sesini, özlemini duyduğu dünyaya taşımak amacıyla O’nun toprağa gömülmüş ve ‘bilinmeyen’ eserlerini gün ışığına çıkararak müzik hayatımıza kazandırmıştır. Çok mutluyuz! Biz AABF olarak bu mutluluğu en başta bütün Alevilerle, fakat aynı zamanda bütün dünya ile paylaşmak istiyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli ve Ahi Evran sempozyumu sona erdi

    Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli ve Ahi Evran sempozyumu sona erdi

    PİRHA-İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin organize ettiği Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli ve Ahi Evran sempozyumu ikinci gününde birçok akademisyenin alanındaki konuşmalarının ardından sona erdi. 

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından düzenlenen Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli ve Ahi Evran sempozyumu ikinci gününde gerçekleşen konuşmaların ardından sona erdi. Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda yapılan sempozyuma birçok üniversiteden akademisyen katıldı.

    Sakarya Üniversitesi’nden Prof. Dr. Haşim Şahin, Ankara İran Araştırmaları Enstitüsü’nden Dr. Ali Rıza Mukaddem, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi’nden Doç. Dr. Bülent Akın Boğaziçi Üniversitesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Oktay Uslu, Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nden Prof. Dr. Levent Kayapınar, Gazi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Hamiye Duran, Munzur Üniversitesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Yalçın Çakmak, Indiana Üniversitesi’nden Dr. Ufuk Erol, Princeton Üniversitesi’nden Dr. Patricia Blessing, Emory Üniversitesi’den Doç. Dr. Rıza Yıldırım, Bitlis Eren Üniversitesi’nden Doç. Dr. Vural Genç, Bonn Üniversitesi’nden Doç. Dr. İlker Evrim Binbaş ikinci günde konuşmalarını yaptı.

    İBB daha öncede 27-28-29 Ağustos tarihleri arasında Serçeşme Hünkâr Hacı Bektaş Veli Festivali’ni gerçekleştirmişti.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Mahir Polat: Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli ve Ahi Evran topluma derin izler bırakmıştır-VİDEO

    Mahir Polat: Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli ve Ahi Evran topluma derin izler bırakmıştır-VİDEO

    PİRHA-Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli ve Ahi Evran Sempozyumu’nda konuşan İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, “Üç şahsiyet de benzer hümanistik düşünceler üretmiş ve bu topluma çok derin duygusal ve yaşamsal izler bırakmıştır” dedi.

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından düzenlenen Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli ve Ahi Evran Sempozyumu’nun ilk günü geride kaldı.

    “HACI BEKTAŞ VELİ’DEN ÖNCE DE OCAKLAR VARDI”

    İlk gün gerçekleşen oturumlarda İzzet Baysal Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ali Yaman, Başkent Üniversitesi’nden Prof. Dr. Abdurrahman Güzel, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi’nden Doç. Dr. Mehmet Ersal, Prof. Dr. Ömür Ceylan, Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi’nden Dr. Öğr. Üyesi İlgar Baharlu, Süleyman Demirel Üniversitesi’nden Prof. Dr. Saffet Sarıkaya ile Almanya’dan Dr. Sara Nur Yıldız konuşmalarını yaptı.

    “Hacı Bektaş Veli kültü merkezli iki kurumsallaşma: Ocak ve tarikat” başlığıyla yaptığı sunumda Doç Dr. Mehmet Ersal, Hacı Bektaş Veli ocağının bütün ocakların bağlı olduğu bir ocak olmadığını söyledi. Ersal, Hacı Bektaş Veli’den önce de ocakların olduğunu ifade etti.

    “ÜÇ ŞAHSİYET TOPLUMA DERİN İZLER BIRAKMIŞTIR”

    İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat ise PİRHA‘ya özel konuşurken, şunları kaydetti:

    “UNESCO yılı her üç değer içinde uluslararası ölçekte de tanınmaları farkındalıklarının arttırılması ve onların değerleri, çağlarını aşan sözcüklerinin, düşüncelerinin, duyguların geniş kitlelere tanıtılması için düzenlenmiş bir anma yılındayız. UNESCO ilan etti ve çok değerli ve isabetli bir karar oldu. Bu kapsamda İBB kendi üzerine düşen sorumluluğu yaparak bu üç değer üzerinde etkinlikler yapmaya devam ediyor. Böyle büyük isimler üzerinde çalışmış, bugüne kadar ürünler üretmiş onları tartışmış, büyük akademisyenler ve çok değerli hocalar yan yana gelmesini ve bir sempozyuma konu olmasını istedik.

    Bu üç ismi ayırmak istemedik. Ayrı sempozyumlar yapmadık. Bizim için daha önemli bir konu üç şahsiyetin de on üçüncü yüzyılda aynı potada aynı toplumsal koşullarda benzer hümanistik düşünceleri üretmiş ve bu topluma çok derin duygusal ve yaşamsal izler bırakmış olması. Biz üçünü aslında bir yüzyılın etkisi bakımından ele aldık. Onların değerlerinin bugüne kadar gelmesindeki evrensel değeri anlatmaya çalıştık. Çok değerli akademisyenlerde dolu dolu sunumlar yapmaya başladılar. Sempozyum çok değerli bir noktaya doğru gidecek. Sempozyumun bütün ürünlerinde ardından tekrar değerlendirip, genişletip, basılı olarak hem yerli hem yabancı okuyuculara uygun hale getireceğiz ve halka sunacağız.”

    Sempozyum 5 Aralık Pazar günü de birçok başlık çerçevesinde devam edecek.

    Berfin YILDIZ – Barış KOP / İSTANBUL

  • İBB’nin düzenlediği Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Ahi Evran sempozyumu başladı-VİDEO

    İBB’nin düzenlediği Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Ahi Evran sempozyumu başladı-VİDEO

    PİRHA-İki gün sürecek olan Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Ahi Evran sempozyumu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da yer aldığı açılış konuşmalarıyla başladı.

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından düzenlenen Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli ve Ahi Evran sempozyumu Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda başladı.

    Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. Bülent Bilmez, “Günümüzü ve geleceğimizi aydınlatmak için bu şahsiyetler bize rehberlik etmektedir” dedi. Bilmez, kutuplaşmanın yaşandığı bu süreçte böyle bir etkinliğin yapılmasını çok değerli bulduğunu ifade etti.

    İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat ise “Bu şahsiyetler kardeşliği, dayanışmayı, barışı ören bir yol kurdular. Bu yol önümüzü aydınlatıyor” dedi.

    UNESCO Türkiye Milli Komisyon Başkanı Prof. Dr. Öcal Oğuz’un çevrimici katılımın ardından İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu söz aldı. İmamoğlu, “İnsanlık tarihinde önemli dönemler var. Kendini aşmıştır. Evrenseldir.  Bugün büyük bir önem taşıyan cinsiyet eşitliğine Hacı Bektaş Veli o gün parmak bastı. O günün değerlerini bugüne yansıtabilmeliyiz. Ağustos ayında Hacı Bektaş Veli Festivali gerçekleştirdik. İnsanlar ferahladı. Birbirlerini hissettiler. Bir arada ne kadar güzel olduğumuzu gördüler. Anadolu’nun bu güzelliklerini bir kez daha yaşayalım istiyoruz. Yunus’un dizeleriyle sözlerimi bitiyorum; ‘Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım. Sevelim, sevilelim, dünya kimseye kalmaz’.”

    Sempozyum gün boyu sürecek. Birçok başlık altında konuşmalar yapılacak.

    PİRHA / İSTANBUL

  • 17+ Alevi Kadınlardan sempozyuma eleştiri: Alevi tarihi ‘kadınsız’ değildir!

    17+ Alevi Kadınlardan sempozyuma eleştiri: Alevi tarihi ‘kadınsız’ değildir!

    PİRHA-İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenecek olan Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli ve Ahi Evran’ı konu eden sempozyumu 17+ Alevi kadınlar “Alevi tarihi ‘kadınsız’ değildir” diyerek eleştirdi. 

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) 4-5 Aralık tarihlerinde Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli ve Ahi Evran’ı konu eden bir sempozyum düzenliyor. İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleşecek sempozyumda Ahi Evran, Hacı Bektaş ve Yunus Emre’nin düşünceleri, ortaya çıktığı tarihsel bağlamlar ve sonraki yüzyıllar üzerindeki etkileri tartışılacak.

    “ALEVİ TARİHİ ‘KADINSIZ’ DEĞİLDİR”

    17+ Alevi Kadınlar, yapılacak olan sempozyuma ilişkin “Alevi tarihi kadınsız değildir” diyerek eleştirisini dile getirdi. Sosyal medya hesabından sempozyuma dair haberi alıntılayan Ceren Ataş şu ifadeleri kullandı:

    “Hayatlarının şekillenmesinde kadının işareti var; ama erkek erkeğe anılıyorlar. Çünkü erkeklik-İslam-bir de Türkmenliği katmazsanız bu kültürü anlatamıyorsunuz(!) Hep kabul görenlere uyarlayın. Abdal Hace Bektaş sakallı oluverdi. Belki kirpiğine kadar yoluyordur; hadi anlatın… Hace Bektaş’ı Kadıncık Ana’sız anmak zaten tarih bilmemektir. Bu da öylesine bir çalım değil, ataerkil tarihçiliğin fışkırması. Kadınların üzerini ha bir örtüyle örtmüşsünüz ha yok saymışsınız; ikisi de öldürmektir nihayetinde. Alevi tarihi “kadınsız” değildir! Bahsettiğiniz erkeklerle beraber kadınlar vardı. Bu mücadele yalnızca erkeklerin mücadelesi değildi, sadece erkeklerin felsefesi değildi. Kadınlar vardı ve bu mücadeleyi beraber yaptılar. İBB cinsiyetçi bir etkinlik yapmamalı, İstanbul nüfusunun yarısı kadın ve onların vergisi, emeği ve hatta oyu ile oradasınız. Sorumluluklarınızı yerine getirmeye davet ediyoruz!”

    “KADIN İLE ERKEĞİ BİR ANLATMADAN DÖNEMİ ANLATAMAZSINIZ”

    Gülfer Akkaya ise “Kadıncık Ana’yı da yok sayıyorsunuz, bizim gibi o tarihi araştıranların emeğini, çabasını, varlığını da. Hace Bektaş ile Kadıncık Ana’yı, Ahi Evren ile Fatma Bacı’yı, dördünü birlikte anlatmadan dönemi anlatamazsınız. Cinsiyetçilik ve erkek işi olur o” diyerek tepki gösterdi.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Ordu’da asimilasyoncuların yapacağı panele KAB-FED’den tepki geldi!

    Ordu’da asimilasyoncuların yapacağı panele KAB-FED’den tepki geldi!

    PİRHA-Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu, 2 Ekim’de Ordu’da “Horasan Erenleri, Hacı Bektaş Veli” başlığı altında yapılacak panele tepki gösterdi. Yapılan açıklamada “Bu etkinlik Aleviliği, Alevileri asimile etme, yok etme, gerçek faaliyetlerinin dışında farklı bir kanala yönlendirme çabasıdır. Bir zamanlar ‘cami-cemevi’ projeleriyle benzerlik göstermeleri de manidardır” ifadeleri kullanıldı.

    Ali Aker isimli şahsın 2 Ekim’de Ordu’da organize ettiği panele Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu’ndan (KAB-FED) tepki geldi. Konuya ilişkin açıklama yapan KAB-FED, ‘Horasan Erenleri, Hacı Bektaş Veli’ adlı panelin akabinde Gürgentepe Yer Kırığı Güvenç Abdal Cemevinde lokma ikramı ve cem ibadeti yapılacak olmasını “Biz Aleviler, birileri istedi, gönülleri hoş olsun diye cem birlemeyiz” sözleriyle eleştirdi.

    “ALEVİLERİ ASİMİLE ETME ÇABASIDIR”

    Yapılacak panel ve cemi “cami-cemevi projeleriyle benzerlik göstermekte” sözleriyle eleştiren KAB-FED, konuya ilişkin şu açıklamayı paylaştı:

    “Panelistler kimler, belirtilmemiştir. 193 devletten oluşan Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) 40. Genel Konferans kararıyla 2021 yılı için ‘Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Ahi Evran Yılı’ olarak kabul edilmiştir. Başta Mürşidimiz Hünkâr Hacı Bektaş Veli ve yol ulularımız, Yunus Emre, Ahi Evran pirlerimizin isimlerinin geçmemesi manidardır.

    Programda protokolden bahsedilmektedir. Kim ve kimlerden oluşmaktadır bu protokol? Katılımcıların, bu isimleri bilmesi neden saklanılmakta, afişte yer verilmemektedir?

    Biz Aleviler, birileri istedi, gönülleri hoş olsun diye cem birlemeyiz (bir araya gelmeyiz). Bir araya gelindiğinde erkanlar yürütülür. Burada hangi erkanı yürüteceksiniz (musahiplik, dardan indirme, görgü, ikrar ve nikâh, Hakk’a yürüme, muhabbet erkânı) belirtilmemiş. ‘Sadece bir araya geleceğiz’ (Cem olacağız) denilmektedir. Biz yola ikrar vermiş, yol hizmet erleriyle beraber, hizmetin konusu, anlamı doğrultusunda cem oluruz. Yol ulumuz Kul Himmet şöyle buyurur:

    Erenler cemine her can giremez.
    Edep Erkan Yol olmayınca.
    Her Kamberim diyen Kamber olamaz.
    Şahın Kamberine Kul olmayınca.
    Erkanların olmadığı yerde, yol, edep olmaz.

    Hele hele protokole uygun bizim inancımızda da erkân mevcut değildir.

    Bu etkinlik Aleviliği, Alevileri asimile etme, yok etme, gerçek faaliyetlerinin dışında farklı bir kanala yönlendirme çabasıdır. Bir zamanlar ‘cami-cemevi’ projeleriyle benzerlik göstermeleri de manidardır.

    Bu nedenlerden dolayı, bizim inancımızı, amacının dışında uygulamaya çalışan, Dursun Ali Göktepe’ye ve bu etkinliğe katkı sunup destek verenlere aşağıda isimleri olan örgütler olarak sıcak bakmadığımızı, ulusal ve uluslararası duyarlı kamuoyunun dikkatine sunuyoruz.

    Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu

    Ordu Alevi Kültür Derneği

    Ünye Alevi Kültür Derneği

    Ünye Üç pınar Köyü Derneği

    Samsun Salı Pazarı Kültür Derneği

    Samsun Pir Sultan Abdal Kültür Derneği”

    (HABER MERKEZİ)

  • Hacı Bektaş Veli İzmir’de anıldı: Hünkarın yaktığı çerağ yanmaya devam ediyor-VİDEO

    Hacı Bektaş Veli İzmir’de anıldı: Hünkarın yaktığı çerağ yanmaya devam ediyor-VİDEO

    PİRHA- HBVAKV Karşıyaka Şubesi’nin düzenlediği Hacı Bektaş Veli’yi anmada konuşan Mehmet Turan Dede, Alevi yol önderlerinin sistem tarafından tekçi anlayışlara kurban edilmek istendiğini söyledi. Turan, “Alevilik, kendi çizgisinden çıkarılmaya, yolu-erkanı ve adabı asimile edilmeye çalışılmıştır. Ne yazık ki pirlerimizi, o tekçi anlayışlarına getirmeye çaba sarf ediyorlar. Hacı Bektaş Veli, ‘bütün insanları sevin, hiçbir kimliği ayıplamayız’ diyen bir kimliktir” ifadelerini kullandı.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) İzmir Karşıyaka Şubesi ve Karşıyaka Belediyesi ortalığında, UNESCO’nun 2021 yılını Hacı Bektaş-i Veli, Yunus Emre ve Ahi Evran’a atfetmesi nedeniyle anma etkinliği düzenlendi.

    Bostanlı Suat Taşer Kültür Merkezi’nde düzenlenen anmada, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı şubeleri, Alevi kurumları, Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı. Etkinlikte Mekteb-i İrfan üyeleri nefesler seslendirdi.

    HBVAKV Karşıyaka Şube Başkanı Zehni Çabuk‘un açılış konuşmasını yaptığı anmada, Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay söz alarak, “Eşitliği, hak yememeyi, elimize dilimize belimize sahip çıkmayı, kadına saygıyı, doğaya hürmeti, ve nihayet kardeşçe yaşamayı, “gelin tanış olalım, işi kolay kılalım” diyebilmeyi anımsamak için, o büyük ululara kulak vermek zorundayız” diye konuştu.

    “HÜNKARIN YAKTIĞI ÇERAĞ HALEN YANIYOR”

    Anma etkinliğine seslendirdiği nefesler ile renk katan Sanatçı Dr. Gani Pekşen, resmi kaynaklarda Hacı Bektaş Veli’nin Ahmet Yesevi’nin öğrencisi gibi lanse edilmesinin tarih ile uyuşmadığının altını çizerek, “Aleviliğin esas varmak istediği insani kamil olma hedefinde Hünkar bir insani kamildir. Bundan dolayı 750 yıldır yaşamakta ve yaşamaya devam etmekte. Birçok kaynakta Hacı Bektaş Veli’nin, Ahmet Yesevi’nin öğrencisi olduğu belirtilir. Selçuklu’da, Osmanlı’da ve günümüzde de dahil olmak üzere devlet kendi düşündüğü biçimde Aleviliği şekillendirmek istedi. ‘Ne ararsan kendinde ara’ diyen Hünkar, dünyaya seslenerek barışı, sevgiyi, adaleti sunmaya çalışıyor. O dönemde yakmış olduğu çerağ halen yanmaya devam ediyor” dedi.

    “ALEVİLİĞİN YOLU VE ERKANI ASİMİLE EDİLİYOR”

    Mehmet Turan Dede ise Aleviliğin kendi çizgisinden çıkarılmaya, yolu ve erkanının asimile edilmeye çalışıldığını belirtti. Alevi yol önderlerinin sistem tarafından tekçi anlayışlara kurban edilmek istendiğini vurgu yapan Turan, şöyle devam etti:

    Biz bildiğimiz gerçeklerin yolunda yürüyoruz. Hünkarın 800 yıl önce ağzından çıkan sözler bugün hala geçerliliğini koruyor. Onun ortaya koyduğu düşüncelerin arkasında oluşmuş olan yol, insanlara körü körüne ibadete yeğlemez. Ama ne yazık ki pirlerimizi, o tekçi anlayışlarına getirmeye çaba sarf ediyorlar. Dergahın içerisine yapılmış bir camiye sanki Hacı Bektaş Veli döneminde varmış gibi göstermeye çalışıyorlar. Camii o dergah içerisinde 1820’lerde yapılmıştır. Neden dergaha ve Alevi köylerine cami yaparsın? Hiç kimsenin inancına kötü, yanlış demeyiz. Hünkar, Baba İshak ve Baba İlyas’ın ardılıdır. ‘Bütün insanları sevin, hiçbir kimliği ayıplamayız’ diyen bir kimliktir. O dergah Alevilerin ziyaretidir. Bizim insanlarımız Hünkarın makamına ücret ödeyerek giriyor. Bu çok acıdır. Avlunun içerisindeki camiye gidenler para ödemiyor, ama ne yazık ki dergahın içerisine girenler para ödüyor.”

    “GÖNÜL ERİ OLAN HÜNKARI BİR KALIBA SIĞDIRAMAYIZ”

    Hacı Bektaş Veli’nin bütün inançlara, ırklara eşit mesafede durmanın ve herkesi olduğu gibi kabul etmek düsturuna  işaret ettiğini söyleyen halk ozanı Dertli Divani ise “Böylesi bir gönül erini bir kalıba sığdıramayız. O bütün inançların, kültürlerin üstünde kabul edilen bir gönül eri ve pir. Hacı Bektaş Veli ve ondan sonraki aşıklar Aleviliği ve Kızılbaşlığı kimseye kurtuluş reçetesi olarak sunmamıştır. Hacı Bektaş ile Ahmet Yesevi arasında 100 yıllık bir zaman farkı var. Ayrı çağlarda yaşamışlardır. Resmi kaynaklar ise Hacı Bektaş Veli’nin, Ahmet Yesevi’den el aldığını lanse ediyor. Ahmet Yesevi’nin Türk-islam sentezine olan eğilimi Alevileri buraya kanalize etmeye çalıştı. Bu da yüzyıllar boyu resmi ideolojinin asimilasyon politikası olmuştur” ifadelerini kullandı.

    Anma, Sanatçı Dr. Gani Pekşen ve Halk Ozanı Dertli Divani’nin seslendirdiği nefeslerin ardından katılımcılara plaket verilmesi ile son buldu.

    PİRHA/İZMİR

     

     

  • Hacı Bektaş Veli Festivali’ne ilişkin İBB’den Mahir Polat sorularımızı yanıtladı-VİDEO

    Hacı Bektaş Veli Festivali’ne ilişkin İBB’den Mahir Polat sorularımızı yanıtladı-VİDEO

    PİRHA-İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) organize ettiği Serçeşme Hünkar Hacı Bektaş Veli Festivali bugün başlıyor. İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat “Özellikle toplumların büyük çatışmalar yaşadığı bu dönemde böyle büyük tarihsel isimleri yad etmek çok önemli” diyerek festival programına ilişkin bilgi verdi.

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi Serçeşme Hünkar Hacı Bektaş Veli Festivali bugün itibariyle başlıyor. 1 Ağustos’a kadar sürecek olan festivalde 45 usta sanatçı sahneye çıkacak.

    Festival kapsamında belgesel film gösterimleri ve sergilerin yanısıra çocuklar için çeşitli atölyeler de yapılacak. Üç günlük program dahilinde araştırmacı ve yazarların katılımıyla söyleşiler de yapılacak.

    Yenikapı etkinlik alanında yapılacak festivale ilişkin İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat ile konuştuk.

    Hacı Bektaş Veli’nin Hakk’a yürümesinin 750. yılında yapılan bu program ne anlam ifade ediyor, Mahir Polat yanıtladı.

    “İNSANIN, KİMLİĞİNDEN ÖTÜRÜ AYRIŞTIRILDIĞI BİR DÖNEMDEYİZ”

    PİRHA: UNESCO 2021 yılını Hacı Bektaş Veli yılı olarak ilan etti. UNESCO’nun bu kararını İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

    MAHİR POLAT: Çok isabetli güzel bir karar. Çünkü Hacı Bektaş’ın bilinen ölüm tarihinin 750. Yılı. Sadece Hacı Bektaş değil; Ahi Evran ve Yunus Emre’nin de yıl dönümleri. Birisinin doğum gününü birisinin de ölüm yıldönümü olarak bir yad etme hatırlama ilanı yaptı. Çok değerli çünkü Anadolu’dan dünyaya haykıran büyük bir insanlık ve kardeşlik sesi Hacı Bektaş Veli. Onun 800 yıl önceden gelen düşüncelerini bütün dünyayla, İstanbullularla ve Türkiye’yle paylaşmak çok değerli. Özellikle bugünlerde paylaşmak çok değerli. Çünkü insanlık değerlerinin ayaklar altına alındığı dünyada ötekileştirmenin; insanın kimliğinden, varlığından, inancından ötürü ayrıştırıldığı ve büyük eziyetler gördüğü zamanlarda özellikle toplumların büyük çatışmalar yaşadığı dönemde böyle büyük tarihsel isimleri yad etmek çok önemli. Şu kadarını bile söyleyebiliriz: Bugün Balkanlar, Kuzey Afrika ve Ortadoğu coğrafyası büyük sancılar yaşıyor. Ama bu coğrafyaların tamamında en önemli etkin ortak değerlerden bir tanesi ne dersiniz, Hacı Bektaş Veli. Bütün bu coğrafyalarda çok özel Hacı Bektaş Veli dergahları ve sevgisi, hürmeti, tarihsel kökleri olan bir muhabbet iklimi vardır. Sadece bu coğrafyaların bile kendi çatışma kültüründen arınabilmesi için bu tarihsel ortak değerlerin hatırlanması bakımından 2021 yılının Hacı Bektaş yılı olması çok anlamlıydı. Çok değerli buluyoruz.”

    “İBB YAPMASI GEREKEN GÖREVİ YAPTI”

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak Serçeşme Hünkar Hacı Bektaş Veli festivali düzenliyorsunuz. Buna neden ihtiyaç duydunuz? Amacınız nedir?

    “Bu yıl UNESCO yılı ilan edildiğinde bir ortak genelgeyle Türkiye Cumhuriyeti en üst seviyede Cumhurbaşkanlığı genelgesiyle bu yılı ilan etmiş oldu ve etkinliklerle yad edilmesine teşvik eden ve görevlendiren bir yazıda kaleme almış oldu. Ama bundan daha bağımsız olarak Hacı Bektaş Veli kültürünün 750. yılında anılması için İstanbul gibi tarihinden bugüne Hacı Bektaş Veli kültürüne sahip çıkmış bir kentin aktif olarak güçlü bir etkinlik yapması ve sesi yüksek volümle duyurması gerekirdi. Bu da böyle bir festivali hak ediyordu. Festival de sadece İBB’nin yapacağı bir etkinlik olamazdı. Hacı Bektaş Veli kültürüne; öğretisine yıllarca emek vermiş kurumların, insanların, yazarların, sanatçıların buluşacağı büyük bir duygu ortaklığı olması gerekirdi. İBB yapması gereken görevi yaptı ve İstanbul’un en büyük kültürel değerleri olarak gördüğümüz Hacı Bektaş Veli’nin değerlerini, kültürünü anlatacak bir etkinlik yapmış oldu. Burada önemli olan şudur: İBB’nin bu tür etkinlikleri onun kendi bileşeni olan kurumlarla, yapılarla yani İstanbullularla beraber yapmayı her zaman önemsiyor. Bu etkinlik de öyle bir etkinlik. İstanbul’daki bütün Alevi Bektaşi kurumları, yazarlar, akademisyenler, sanatçılar vb. aktörlerle oluşturulmuş güçlü bir ortak etkinlik.”

    DOLU DOLU BİR PROGRAM”

    Etkinlik hakkında bilgi verir misiniz?

    “Çok yoğun bir sanatçı programı var. 45’e yakın müzisyen sahne alacak. Bunların içerisinde çok özel isimler var: Arif Sağ, Musa Eroğlu, Kardeş Türküler, Moğollar, İlkay Akkaya, Metin-Kemal Kahraman gibi… Farklı dönemlerde kültürel hizmetleri, özellikle Hacı Bektaş kültürü çerçevesinde sunmuş özel insanlar var. Onlardan bazıları yıllar sonra ilk defa böyle bir etkinlikte sahne alıp, halkla buluşacaklar. Bu çok anlamlı ve değerli.

    İkincisi; etkinlik bileşeni olan kurumların hepsine buradan çok teşekkür ediyorum. Çok özel bir yapıyla ilerledi. Kısaca sayayım… 6 büyük Alevi federasyonu: Alevi Bektaşi Dernekleri Federasyonu, Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Vakıflar Federasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Cem Vakfı, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Alevi Kültür Dernekleri, Hünkar Hacı Bektaşi Veli Dergahı, Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu ve İstanbul’da yüze yakın cemevi ve kültür kurumu bu etkinliğin paydaşı. Onlarla gerçekleştirdiğimiz yoğun bir etkinlik programı var. Konuşmalar, buluşmalar, sunumlar… Burada iki tane etkinlik çadırımız var. Hemen hemen çok farklı kültürel, inançsal; demokrasiyle, toplumsal travmayla ilgili bir dizi konuşmanın olacağı, uzmanların konuşacağı bir etkinlik programımız var. O etkinliğe gelen dostlarımıza hemen girişte sunacağız ve öncesinde medya ile de duyuracağız.

    Çok özel sergimiz var. Özellikle İBB’nin 100 yıl önceki oluşmuş koleksiyonlarından gelen Alevi Bektaşi kültürüne ilişkin eşsiz eserlerin ilk defa sergileneceği bir sergi yapıyoruz. Bu sergide aynı zamanda Hacı Bektaş Veli dergahının 360 derece tam zamanlı üretilmiş görsellerini insanların görebilecekleri dev bir ekran yapıyoruz. Birbirinden değerli birçok etkinliğimiz, atölyeler var. Dolu dolu bir program. 3 gün boyunca her dakikası bir başka etkinlikle geçecek bir program.”

    “AHİ EVRAN VE YUNUS EMRE İÇİN DE PROGRAM YAPACAĞIZ”

    İstanbul’da milyonlarca Alevi var. Bu toplumsal kesime ilişkin başka çalışmalarınız olacak mı?

    “Daha öncesinde olduğu gibi bundan sonra da İstanbul’daki her türlü farklılığa, kimliğe, yaşamsal gruba, özellikle kutsal değerler üzerinden yan yana gelmiş topluluğa ilişkin hizmetlerimizi görevimiz gereği yapmaya devam edeceğiz. Bu sene 750. Yıl Hacı Bektaş Veli anma etkinlikleri kapsamında başka etkinliklerimiz de devam edecek. Bunların bir kısmı daha lokal ölçekli olacak. Bu yıl kapsamında yayın çalışmalarımız var. Özellikle Hacı Bektaş Veli prestij kitabını şu an hazırlıyoruz. Alanında uzman birçok akademisyenin yazdığı özel bir kitap olacak. Bunun yanı sıra İstanbul’un Hacı Bektaş Veli kültürüne ilişkin tarihsel izlerini taşıyan özellikle dergahların üzerinden bir yayın hazırlıyoruz. Bu da büyük bir aşama kaydetti. Bu yıl içerisinde dolu dolu bir program var. Ama bu sene biz Ahi Evran ve Yunus Emre için de iki program daha yapacağız. Onlar da çok büyük değerlerimiz. Ve aynı şekilde onların da hatırlanmaları ve değerleri üzerinde söyleyecek ortak sözümüz olarak benimsediğimiz sözler, üzerinde belirlediğimiz etkinlikler var. Bu sene çok dolu geçecek. Dostlarımızın İBB’yi takip etmeye devam etmelerini isterim.”

    Berfin YILDIZ/İSTANBUL