Etiket: yusuf tekin

  • Mahmut Sümbül: Şiddet ortadan kalkana kadar mücadele edeceğiz-VİDEO

    Mahmut Sümbül: Şiddet ortadan kalkana kadar mücadele edeceğiz-VİDEO

    PİRHA- Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül, Milli Eğitim Bakanı’nın saldırılar sonrası bir kaç kişiyi görevden almasının yeterli olmadığını söyleyerek, ” Kamu emekçilerine, eğitim ve bilim emekçilerine karşı şiddet ortadan kalkana kadar mücadele edeceğiz” dedi.

    Urfa Siverek’te okula düzenlenen saldırının ardından, Maraş’taki bir okula da saldırı oldu. Saldırıda 9 yurttaşın yaşamını yitirdiği açıklanırken, çok sayıda yaralının olduğu bildirildi.

    Okullarda ardı ardına gerçekleşen saldırılara karşı eğitim emekçileri iş bırakma eylemi gerçekleştiriyor. 2’nci gününe giren eylemde eğitimde gelinen noktanın iktidarın yanlış eğitim politikalarının sonucu olduğu dile getiriliyor.

    “BAKAN BİR KAÇ KİŞİYİ GÖREVDEN ALARAK SORUMLULUKTAN KAÇAMAZ”

    Eğitim-Sen Şube Mersin Başkanı Mahmut Sümbül de, ajansımıza yaptığı değerlendirmede, Milli Eğitim Bakanı’nın saldırılar sonrası bir kaç kişiyi görevden almasının yeterli olmadığını söyledi.

    Milli Eğitim Bakanı’nın görevden almalarla kendi sorumluğunun üstünü kapatmaya çalıştığının altını çizen Sümbül, “Biz eğitim emekçileri olarak sessiz kalmayacağız. Yaşananları açıklamalarla geçiştirmeyeceğiz. Kamu emekçilerine, eğitim ve bilim emekçilerine karşı şiddet ortadan kalkana kadar mücadele edeceğiz” dedi.

    PİRHA/MERSİN

  • Eğitim emekçileri sokağa çıktı: Okullarda ölmek istemiyoruz!-VİDEO

    Eğitim emekçileri sokağa çıktı: Okullarda ölmek istemiyoruz!-VİDEO

    PİRHA-Okullarda yaşanan şiddet olaylarına ve saldırılara karşı iş bırakıp sokağa çıkan eğitim emekçileri, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i istifaya çağırdı.

    Urfa’nın Siverek ilçesinde 16 kişinin yaralandığı lise saldırısına dair birçok kentte eğitim emekçileri iş bırakarak, sokağa çıktı.

    Mersin İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde bir araya gelen yüzlerce öğretmen saldırıyı protesto ederek, oturma eylemi yaptı. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i istifaya çağıran eğitim emekçileri, güvenli ortamda eğitimin verilmesinin zorunlu olduğunu dile getirdiler.

    “ŞİDDET VAKASI OLARAK DEĞERLENDİRİLEMEZ”

    Eğitim-Sen’in yaptığı açıklamaya Mersin Emek ve Demokrasi Platformu bileşenleri, Veli-Der ve yurttaşlar destek verdi.

    Açıklamayı Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül okudu. Sümbül, yaşananı ek başına bir “şiddet vakası” olarak değerlendirilemeyeceğinin altını çizerek,  “Meslektaşımız Fatma Nur Çelik’in acısını hâlâ içimizde taşırken, böylesine bir trajedinin yeniden yaşanması şiddetin eğitim kurumlarda ne denli yapısal bir sorun haline geldiğini göstermektedir” dedi.

    ANTALYA

    “İTİBAR KAYBI ŞİDDETİ ARTTIRIYOR”

    Açıklama Antalya İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde yapıldı. Açıklamayı Eğitim Sen Antalta Şube Başkanı Kadir Öztürk okudu. Öztürk, okulların, çocukların, gençlerin ve eğitim emekçilerinin güvenli bir biçimde bulunması gereken kamusal alanlar olduğunu belirterek, “Ancak bugün bu alanların giderek güvensizleştiği ve koruyucu niteliğini yitirdiği açıktır. Şiddetin yalnızca fiziki güvenlik önlemleriyle engellenemeyeceği de bilinmelidir. Çünkü şiddet öylece ortaya çıkmaz. Toplumsal eşitsizliklerin derinleştiği, geleceksizliğin yaygınlaştığı, gençlerin eğitimle bağının zayıfladığı ve dışlanmanın olağanlaştığı koşullarda ortaya çıkmaktadır. Eğitim politikalarının bilimsel ve kamusal temellerden uzaklaştırılması, okulların ve eğitim bileşenlerinin toplumsal itibar kaybı bu tabloyu daha da ağırlaştırmaktadır” diye konuştu.

    “YUSUF TEKİN İSTİFA”

    Açıklamanın devamında şunlar ifade edildi:

    “Eğitim, bir güvenlik meselesine indirgenemeyecek kadar yaşamsal, piyasa ilişkilerine terk edilemeyecek kadar kamusal bir haktır. Öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin can güvenliğini, fiziksel ve ruhsal bütünlüğünü korumak kamusal sorumluluğun en temel gereğidir.

    Eğitim Sen olarak, bugün en temel sorumluluğunu yerine getiremeyen, eğitim emekçilerini ve öğrencilerin güvenliğini sağlayamayan kurumları ve yöneticileri kamuoyu önünde hesap vermeye çağırıyoruz. Eğitimin kamusal niteliğini savunmaya ve okulları şiddetin değil yaşamın, kamusal, bilimsel, laiklik, cinsiyet eşitlikçi ve anadilinde eğitimin alanı haline getirmek için mücadele etmeye devam edeceğimizi kamuoyuna duyuruyoruz. “

    PİRHA/MERSİN-ANTALYA 

  • DEM Parti milletvekili Kezban Konukçu: Çocuklara selefi yemin okutulması skandaldır!

    DEM Parti milletvekili Kezban Konukçu: Çocuklara selefi yemin okutulması skandaldır!

    PİRHA – DEM Parti Milletvekili Kezban Konukçu, İstanbul’daki bir okulda çocuklara Tevhid ve Sünnet Cemaati’nin selefi yemininin okutulmasını Meclis gündemine getirdi. Konukçu, Milli Eğitim Bakanı’na “Bu skandala müsaade eden okul idarecileri ve öğretmenler hakkında başlatılan herhangi bir idari/cezai soruşturma bulunmakta mıdır?” sorusunu yöneltti.

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Kezban Konukçu, İstanbul’un Arnavutköy İlçesindeki Necip Fazıl Kısakürek İmam Hatip Ortaokulu’nda çocuklara, Tevhid ve Sünnet Cemaati’nin ideolojik içerikli selefi yemininin okutulmasını eleştirdi. Konukçu, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Kapsamında Ramazan Ayı Etkinlikleri” ile eğitim kurumlarının ibadethaneye dönüştürüldüğünü ifade etti.

    Okullardaki dinci faaliyetlere yönelik tepkilerin arttığını belirten Milletvekili Konukçu, Necip Fazıl Kısakürek İmam Hatip Ortaokulu’nda Tevhid ve Sünnet Cemaati’nin selefi yemininin okutulmasını Meclis gündemine taşıdı. Konuya dair soru önergesi kaleme alan Konukçu,  söz konusu cemaatin “yıllardır büyük bir sabır ve kararlılıkla sürdürülen davet çalışmalarının toplumun en kılcal damarlarına kadar ulaştık” şeklindeki sosyal medya paylaşımına dikkat çekti.

    “MİLİTAN ADAYLARI HALİNE GETİRME AMACI”

    Kamuoyu tepkisi üzerine kaldırılan görüntüleri “skandal” olarak yorumlayan Kezban Konukçu, şu cümlelere yer verdi:

    “Devlet okullarında çocuklara terör örgütü IŞİD ile bağlantılı olduğu defalarca belgelenen bir cemaatin yemininin toplu halde okutulması, yeminin, cemaatin ideolojik manifestosunu çocuklara zorla ezberleterek onları radikal selefi düşüncenin militan adayları haline getirme amacı taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye toplumunun; Sünni, Alevi, Caferi ve farklı farklı inanç gruplarına sahip yurttaşların yanı sıra inançsızlık kimliğine sahip bireylerden oluşan çoğulcu bir yapıya sahip olduğu dikkate alınmadan eğitim kurumlarının belirli bir siyasi ideoloji çerçevesinde dinselleştirilmesi, öğrenciler üzerinde asimilasyoncu bir baskı oluştururken eğitimde fırsat eşitliğini yok saydığı gibi çocuklar arasındaki ayrımcılığı ve kutuplaşmayı da derinleştirmektedir.

    Bu skandal, son yıllarda eğitim politikalarının ‘dindar nesil yetiştirme’ söylemi üzerinden savunulması; müfredat değişiklikleri ve okul türleri üzerinden dini referansların artırılması ile birlikte değerlendirildiğinde, yalnızca bir okulda yaşanan münferit bir olay değil; iktidarın bilinçli olarak eğitim sistemini tarikat ve cemaatlere teslim etme politikasının en çıplak halidir.”

    “MİLİTANLAŞTIRMA POLİTİKASININ BİR PARÇASI MI?”

    DEM Partili Konukçu, cemaat ve tarikatların okullardaki faaliyetlerine vurgu yaparak Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e cevaplaması talebiyle şu soruları yöneltti:

    “İstanbul Arnavutköy ilçesi Necip Fazıl Kısakürek İmam Hatip Ortaokulu’nda öğrencilerin okul bahçesinde toplu şekilde Tevhid ve Sünnet Cemaati’ne atfedilen yeminin devlet okullarında okutulması Milli Eğitim Bakanlığı’nın bilgisi ve onayı dahilinde mi gerçekleştirilmiştir, yoksa okul idaresinin tek taraflı bir uygulaması mıdır?

    İktidarın son 20 yılda imam hatip okullarının sayısını ve öğrenci sayısını katlayarak artırması, ÇEDES gibi uygulamalarla tarikat-cemaatleri okullara sokması, cemaat yeminlerini okutması çocukları militanlaştırma politikasının bir parçası mıdır?

    Söz konusu okulda yaşanan ve cemaatin sosyal medya hesaplarından ‘yıllardır süren davet çalışmalarının kılcal damarlara ulaştığının nişanesi’ diye paylaşılan görüntülerin kaldırılması için Bakanlığınız ne zaman erişim engeli veya içerik kaldırma talebinde bulunmuştur?

    Bakanlığınız, El Kaide ve IŞİD bağlantıları iddiasıyla defalarca gündeme gelen bir yapının söylemlerinin devlet okullarında çocuklara okutulmasını nasıl izah etmektedir?

    Milli Eğitim Bakanlığı müfredatında veya resmi mevzuatında belirli bir mezhebe dayalı and, metin veya ritüel uygulamasına imkan tanıyan bir düzenleme bulunmakta mıdır?

    Bakanlığınızca bu skandala müsaade eden, haberdar olan okul idarecileri ve öğretmenler hakkında başlatılan herhangi bir idari/cezai soruşturma bulunmakta mıdır?

    Laik, bilimsel, anadilinde ve eşit eğitim ilkesinin fiilen işletilememesi durumunda çocukların inanç özgürlüğü, düşünce özgürlüğü ve psikolojik bütünlüğü nasıl korunacaktır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Müfettişlerden öğrencilere ‘Erdoğan ve din’ içerikli sorgulama!

    Müfettişlerden öğrencilere ‘Erdoğan ve din’ içerikli sorgulama!

    PİRHA –MEB müfettişlerinin, İzmir’de bir okulda öğrencilere din dersi ve cumhurbaşkanı hakkında sorguda bulunup imzalı tutanak alması tepkiyle karşılandı. Milletvekili Deniz Yücel, “MEB’in görevi cumhurbaşkanı sevgisini ölçmek mi?” diye sorarak Bakan Yusuf Tekin’i eleştirdi.

    İzmir Tevfik Fikret Okulları’nda MEB müfettişlerinin bazı öğrencilere ‘Din dersi’ ve cumhurbaşkanıyla ilgili sorular yönelttiği iddiaları üzerine velilerden tepki geldi.

    Edinilen bilgilere göre okula gelen müfettişler, ilkokul 4. sınıftan lise son sınıfa kadar her kademeden ikişer öğrenciyi seçerek kütüphaneye götürdü. Öğrencilere, “Din dersinde ders işleniyor mu?”, “Din yerine başka bir ders yapılıyor mu?”, “Derste cumhurbaşkanına hakaret ediliyor mu?” soruları yöneltildi.

    Veliler, 9 yaşında olan çocuklar da dahil, ifadeleri alınan öğrencilere imza attırıldığını öne sürdü.

    “İVEDİLİKLE BİR AÇIKLAMA BEKLİYORUZ”

    CHP İzmir Milletvekili Deniz Yücel, konuya dair yazılı açıklama yaparak, “Ne zamandan beri Millî Eğitim Bakanlığı müfettişlerinin görevi Cumhurbaşkanı sevgisini ölçmek oldu?” diye sordu.

    Milletvekili Yücel, müfettişlerin ‘Din deyince ne anlıyorsun?’ gibi soyut ve sübjektif sorular soramayacağını belirterek “Tarikat ve cemaatlerle iş birliğini meclis kürsüsünden ilan etmekte hiçbir sakınca görmeyen, akademik, bilimsel, laik eğitim denince tüyleri diken diken olan Yusuf Tekin’den bu iddialarla ilgili olarak ivedilikle bir açıklama bekliyoruz” dedi.

    “İFADELERİN ALTINA İMZA ALMIŞLAR!”

    Milletvekili Deniz Yücel, Millî Eğitim Bakanlığı’ndan hiçbir açıklama yapılmamasına tepki göstererek şu ifadelere yer verdi:

    “Üzerinde önemle durulması gereken bir olay. Bakanlığın müfettişleri okula gelip her kademeden seçilen çocuklara ‘Din deyince ne anlıyorsun?’ ‘Öğretmenlerin Cumhurbaşkanına hakaret ediyor mu?’ diye soruları sormuş. İlk, orta ve lise düzeyinde, 7’den 17’ye kadar her yaşta çocuğa eğitim veren bir okuldan söz ediyoruz… Çocuk psikolojisini mi anlatalım, küçücük çocukların arkadaşlarını, öğretmenlerini hatta ailelerini ispiyonlamaya iten, pedagojiden zerre nasibini almamış bu yaklaşımın çocuklar üzerindeki yıkıcı etkisini mi söyleyelim, laik bir ülkede dinin, okulun içine hem de bakanlık müfettişleri eliyle sokulmasının bu ülkeyi nereye götüreceğini mi söyleyelim? Bir de 9 yaşındaki çocuklardan ifadelerin altına imza almışlar. 9 yaşındaki bir çocuk, attığı imzayla hangi sorumluluğu üstlenmiş oluyor? Yusuf Tekin’in derdinin eğitim olmadığını zaten şimdiye kadarki icraatlarından biliyoruz. Şimdi ise hukuk bilmezliği de bu talimatı ile kanıtlandı. Millî Eğitim Bakanlığı müfettişlerinin görevi, eğitimin nitel ve nicel eksiklikleri tespit etmek değil midir?”

    (HABER MERKEZİ)

  • Erzincan Emek ve Demokrasi Birleşenleri’nden ‘Ramazan ayı etkinlikleri’ programına tepki!

    Erzincan Emek ve Demokrasi Birleşenleri’nden ‘Ramazan ayı etkinlikleri’ programına tepki!

    PİRHA – Erzincan Emek ve Demokrasi Birleşenleri, Millî Eğitim Bakanlığı’nın 12 Şubat’ta okullara gönderdiği “Ramazan ayı etkinlikleri” sebebiyle açıklama yaptı. Söz konusu uygulamanın “laiklik ilkesine karşı işlenmiş ağır bir suç” olduğu ifade edildi.

    Erzincan Emek ve Demokrasi Birleşenleri, okullarda uygulamaya konulan Ramazan ayı etkinlikleri sebebiyle basın açıklaması yaptı.

    Okul öncesinden üniversiteye kadar tüm eğitim kademelerinin dini referanslarla kuşatıldığını söyleyen Eğitim Sen Şube Başkanı Hüseyin Taner, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Kapsamında Ramazan Ayı Etkinlikleri” programını eleştirdi.

    “LAİKLİK İLKESİNE KARŞI İŞLENMİŞ AĞIR BİR SUÇ”

    Hüseyin Taner, söz konusu programların, Anayasaya da aykırı olduğunun altını çizdi. Eğitim kurumlarında öğrencileri söz konusu etkinliklere katılmaya zorlamanın suç olduğunu söyleyen Taner, şu açıklamayı yaptı:

    “Bütün eğitim kademelerini kapsayan bu yasa dışı talimat, okulları “tek din tek mezhep” anlayışının doğrudan uygulama alanı haline getirmeyi amaçlamaktadır.

    Siyasi iktidarın geçmişten bugüne sık sık başvurduğu insanları inanç üzerinden ayrıştırma ve kutuplaştırma politikalarının sonuncusu ve en tehlikelisi doğrudan Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin aracılığıyla hayata geçirilmek istenmektedir.

    Nitekim MEB tarafından okullara gönderen ve haftalık olarak doldurulması istenen ‘Ramazan Etkinlikleri İzleme Değerlendirme Formu’ açık bir fişleme belgesidir.

    Millî Eğitim Bakanlığı’nın 12 Şubat 2026 tarihli talimatı, sadece bir idari karar değil; Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan laiklik ilkesine karşı işlenmiş ağır bir suçtur. Bu yasa dışı talimatın altına imza atan her bürokrat ve buna destek veren her yapı, Anayasayı kasten çiğneme suçu işlemektedir.

    Okullar, farklı inanç gruplarından ve inancı olmayan öğrencilerin bir arada eğitim aldığı kamusal alanlardır.”

    “UYGULAMALARA DERHAL SON VERİLMELİ”

    Erzincan Emek ve Demokrasi Birleşenleri’nin açıklamasında, siyasal hükümetin, inançlar üzerinden ayrıştırma yaptığına vurgu yapılarak “din istismarı yapılmakta” denildi. Erzincan’daki birçok okulda “gönüllülük esasına dayalı” denildiği halde etkinliklerin öğrenci ve öğretmenlere dayatıldığına dikkat çekilerek şöyle devam edildi:

    “Daha önce defalarca sahnelenen ve toplumda onarılması zor çatlaklar oluşmasına neden olan bu tür ayrıştırıcı ve kutuplaştırma temelli politika ve uygulamalara derhal son verilmelidir. Farklı inanç ve düşüncelerin bir arada yaşadığı bu topraklarda hiç kimsenin inancı ve ibadetleriyle sorunumuz yoktur, olamaz. Toplumda açıkça kin ve düşmanlık yaratmaya yönelik her türlü politika ve uygulamaya karşı tüm emek ve demokrasi güçleriyle birlikte güçlü bir barikat oluşturacağımıza ve bunun için bütün gücümüzle mücadele edeceğimizden kimse kuşku duymasın.

    Şu an burada bulunan kişi, parti ve kurumlar olarak bu ülkede her inanca saygılıyız. Kimse de bunun aksini iddia edemez. Sizin din ve inançlar üzerinden toplumu ayrıştırma, kutuplaştırma ve oy devşirme oyunlarınıza da asla gelmeyeceğiz. Ancak diğer yandan laikliği yok sayarak, yok ederek, okulları dini alanlara çevirmenize ve bir inancın okulları politik alana dönüştürülmesine de sessiz kalmayacağız. Laik ve bilimsel eğitimi savunmaya devam edeceğiz.”

    PİRHA/ERZİNCAN

  • Eğitim-Sen Antalya Şubesi’nden Yusuf Tekin’e eleştiri: Eğitim, bilimden ve pedagojiden uzaklaştırıldı!

    Eğitim-Sen Antalya Şubesi’nden Yusuf Tekin’e eleştiri: Eğitim, bilimden ve pedagojiden uzaklaştırıldı!

    PİRHA – Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Antalya Şubesi, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in görev süresine ilişkin kapsamlı bir basın açıklaması yayımladı. Açıklamada, eğitim politikalarının bilimsel, laik ve kamusal eğitim anlayışından uzaklaştığı savunularak, öğretmenlerin baskı altına alındığı ve pedagojik ilkelerin geri plana itildiği belirtildi.

    Eğitim Sen Antalya Şubesi Yönetim Kurulu imzasıyla yayımlanan metinde, Bakan Tekin’in göreve geldiği günden bu yana eğitimi eşit ve demokratik bir hak olarak ele almak yerine öğretmenleri denetim ve hiyerarşi merkezli bir sistem içine çektiği ifade edildi. Açıklamada, “Öğretmenler pedagojik bir özne olmaktan çıkarılıp merkezi talimatlarla hareket eden edilgen unsurlar haline getirildi” denildi.

    “LİYAKAT YERİNE SADAKAT”

    Basın metninde kariyer basamakları uygulaması, mülakat sistemi, güvencesiz istihdam biçimleri ve artan iş yükü eleştirildi. Yönetici atamalarında liyakat yerine sadakatin esas alındığı savunulan açıklamada, bu durumun eğitim emekçileri arasında adaletsizlik yarattığı ve sendikal tercihler üzerinden ayrımcılık algısını güçlendirdiği kaydedildi.

    Okul ikliminin giderek otoriterleştiği belirtilen metinde, öğretmenlerin karar süreçlerinden dışlandığı ve pedagojik yaratıcılığın zedelendiği ileri sürüldü.

    MESEM VE ÇEDES ELEŞTİRİSİ

    Açıklamada özellikle Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) ve ÇEDES projelerine dikkat çekildi. MESEM uygulamalarının pedagojik gerekliliklerden uzak olduğu savunularak, bu modelin çocuk emeği sömürüsüne dönüştüğü iddia edildi. MESEM kapsamında hayatını kaybeden öğrenciler hatırlatılarak, uygulamanın mevcut haliyle sürdürülmemesi gerektiği ifade edildi.

    ÇEDES projesi ise “ideolojik yönlendirme” olarak nitelendirildi. Müfredat değişikliklerinin bilimsel temelden uzak olduğu savunulan açıklamada, eğitim bileşenlerinin görüşlerinin yeterince alınmadığı öne sürüldü.

    Eğitim Sen Antalya Şubesi, eğitim politikalarının siyasal ve ideolojik öncelikler doğrultusunda şekillendirildiğini belirterek, okulların gelişim alanı olmaktan çıkarılıp sürekli denetlenen ve raporlanan kurumlara dönüştürüldüğünü savundu. Bu anlayışın öğretmen-öğrenci ilişkisini zedelediği ve eleştirel düşünceyi gerilettiği ifade edildi.

    Basın metninde, okulların fiziki altyapı sorunlarına ve öğrencilerin sağlıklı beslenmeye erişimindeki eksikliklere de dikkat çekildi. Çok sayıda okulda bakım-onarım, temizlik ve güvenlik sorunlarının sürdüğü belirtilerek, bu alanların eğitim politikalarında öncelik haline getirilmesi gerektiği vurgulandı.

    “LAİK VE BİLİMSEL EĞİTİMDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Açıklamanın sonunda Bakan Tekin’e çağrıda bulunularak, her öğrenciye bir öğün ücretsiz yemek ve içilebilir su sağlanması, çocuk işçiliğinin önlenmesi ve bilimsel, laik eğitim anlayışına dönülmesi istendi.

    Eğitim Sen Antalya Şubesi, sendikal haklardan ve bilimsel, kamusal eğitim anlayışından vazgeçmeyeceklerini belirterek, “Eğitim baskıyla değil özgürlükle, ideolojik denetimle değil pedagojiyle yürütülür” ifadelerine yer verdi.

    PiRHA/ANTALYA

     

     

     

  • Mülakat mağduru öğretmenler: Çalınmış atanma haklarımız iade edilmeli-VİDEO

    Mülakat mağduru öğretmenler: Çalınmış atanma haklarımız iade edilmeli-VİDEO

    PİRHA- Mülakat mağduru öğretmenler taleplerini duyurmak için Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) önünde bir araya geldi. Öğretmen atamalarında mülakat uygulamasına derhal son verilmesi çağrısına bulunan öğretmenler, ” Siz bizim niteliğimizi 10 dakikalık mülakatlarda ölçemezsiniz. Hak yemeyi şiar haline getirmiş bakan Yusuf Tekin’i acilen istifaya davet ediyoruz” dedi.

    Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu, mülakat sistemine karşı başlattıkları eylemlerinin 282’nci gününde Eğitim Bakanlığı önünde açıklama yaptı. Açıklamaya, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Özgül Saki ve DEM Parti Ankara il yöneticilerinin yanı sıra Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekilleri ve onlarca kişi katıldı.

     

    Atanamayan öğretmenler, mülakat mağduru oldukları gerekçesiyle Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) önünde toplandı. Öğretmenler, 2023 KPSS puanlı mülakatların geneline yansıyan usülsüzlükten dolayı mağdur olan tüm öğretmenlerin atanma haklarının iade edilmesini istedi.

    Öğretmenler, binlerce öğretmenin emeğinin ve geleceğe dair beklentilerinin karşılık bulamadığı vurgulayarak mülakat eleştirisinde bulun. Öğretmenler, “Biz kendimize güvenip Temmuz ve Ağustos aylarında mülakatlarımıza girdik. Komisyonlar yüzlerimize atanacağımızı söyledi. Eylül ayında sonuçları sözde yanlışlıkla açıkladınız. Ekim ayına geldiğimizde puanlarımızı görünce şoka uğradık. İtiraz sürecinde bazı arkadaşlarımız elenmeyeceğini düşünüp itiraz etmedi. İtirazlarimızın sonucunda sıralamalarımızı gördüğümüzde dünyamız başımıza yıkıldı” diye belirtti.

    “MÜLAKAT ADALETSİZLİKLERİ ÖĞRETMEN ATAMALARINDA KENDİNİ GÖSTERMEKTEDİR”

    Açıklamayı yapan atanamayan öğretmenlerden Özgür Karataş, 282 gündür hak mücadelesi yürüttüklerini belirterek, “Öğretmenlik, bir meslekten öte, bir ülkenin geleceğini inşa eden en kutsal görevlerden biridir. Bu göreve layıkıyla talip olan öğretmen adayları, yıllarca süren zorlu üniversite eğitimlerinden sonra KPSS gibi kapsamlı ve zorlu bir sınava girmektedir. Bu sınavda yüksek puanlar alarak başarılarını ispatlayan adayların, maalesef ki, birkaç dakikalık ve çoğu zaman neye göre değerlendirildiği belli olmayan mülakatlarla elenmesi, vicdanları yaralamaktadır. Kamuya personel alım süreçlerinde yaşanan mülakat adaletsizlikleri, en çok da Millî Eğitim Bakanlığı’nın öğretmen atamalarında kendisini göstermektedir. Yıllardır süren bu sorun, on binlerce genç ve nitelikli öğretmen adayının hayallerini yıkmakta, emeklerini hiçe saymaktadır. Mülakat sadece bireysel mağduriyetlere yol açmakla kalmamaktadır. Eğitim sistemimizin temelini sarsmakta, liyakat ve adalet ilkelerine olan güveni zedelemektedir. Mülakatlar, bilgi, birikim ve pedagojik yetkinlik yerine, sübjektif ve dışsal kriterlerin ön plana çıkmasına neden olmaktadır. Liyakat yerine torpilin, adalet yerine keyfiliğin geçtiği bir sistemde, kaliteli bir eğitimden bahsetmek mümkün değildir” ifadelerini kullandı.

    ‘MÜLAKAT GİBİ MÜLAKAT’ DAYATMASI

    Özgür Karataş, kaldırılan mülakatın yerine kendilerine ‘mülakat gibi mülakat’ dayatıldığını dile getirerek, “Ülkemizin ekonomik durumu belli, devlete atanıp özel sektörün insanlık dışı şartlarını yaşamamak çıkış yolu aradık. 2023 KPSS’ye girip derece yaptık. Aylarca bekletildik. 1 yıl sonra lutufmuş gibi sunulan 20 bin kontenjana girebildik. Maalesef önceki bakanın söz verdiği mülakat kalkmadı üstüne tarihi itiraf olan “mülakat gibi mülakat” bize dayatıldı. Biz kendimize güvenip Temmuz ve Ağustos aylarında mülakatlarımıza girdik. Komisyonlar yüzlerimize atanacağımızı söyledi. Eylül ayında sonuçları sözde yanlışlıkla açıkladınız. Ekim ayına geldiğimizde puanlarımızı görünce şoka uğradık. Biz iller arası anormal farkı o zaman görmüştük. Bilerek sıralamalarımız o zaman açıklanmadı. İtiraz sürecinde bazı arkadaşlarımız elenmeyeceğini düşünüp itiraz etmedi. İtirazlarimızın sonucunda sıralamalarımızı gördüğümüzde dünyamız başımıza yıkıldı” diye belirttiler.

    “SİZ, BİZİM NİTELİĞİMİZİ 10 DAKİKADA ÖLÇEMEZSİNİZ”

    Yaklaşık 10 aydır haklılıklarını meclis önünden haykırdıklarına vurgu yapan Özgür Karataş, “Siz ahlakı öğretmen arıyorum diyorsunuz Yusuf Tekin ama insanlara bağıran, gerizekalı diyen, megolaman diyen bakan nerede görülmüş. Öğrencilerin karşısına bazı elenen öğretmenleri çıkaramacağınızı söylüyordunuz Bülent Çiftçi, Yusuf Tekin’in bakan olarak halkın karşısına bu şekilde çıkması doğru mudur? Sizinle yaptığımız toplantıda bakanımız ve ben kimseyi terörist ilan etmedik demiştiniz. Çocukların gözü önünde bunu bakanınız yapmadı mı? İçimizdeki insanları emsal karar kesin gelecek diye mücadeleden çektiniz şimdi de emsal karar yok diyorsunuz işte bu kadar ikiyüzlüsünüz. Nazif Yılmaz’a gelince ‘mülakatın içinden nasıl çıkacağız bilmiyoruz’ demiştiniz. Üniversitelere gidip öğrencilere eğitim fakültesi bitirince öğretmen mi olduğunuzu sanıyorsunuz demiştiniz. Bizler eğitim fakültesi bitirince öğretmen olduğumuzu sanmıyoruz diplomamızla zaten öğretmeniz. Siz bizim niteliğimizi 10 dakikalık mülakatlarda ölçemezsiniz” dedi.

    TALEPLER

    Özgür Karataş, atanamayan öğretmenlerin taleplerini şöyle sıraladı:

    1- Mülakatlar Kaldırılsın: Öğretmen atamalarında mülakat uygulamasına derhal son verilmeli, atamalar sadece KPSS puan üstünlüğüne göre yapılmalıdır.

    2- Şeffaflık ve Gerekçeli Karar: Mülakatın istisnai olarak zorunlu olduğu durumlarda ise tüm süreçler şeffaflaştırılmalı, adayların mülakat puanları ve elenme gerekçeleri kendilerine ayrıntılı bir şekilde açıklanmalıdır.

    3- Etkin Hukuki Denetim: Mülakat sonuçlarına itiraz süreçleri güçlendirilmeli ve hukuki denetim mekanizmaları etkin hale getirilmelidir.

    4- Mağdurların Atanması: 2023 KPSS puanlı mülakatların geneline yansıyan usülsüzlükten dolayı mağdur olan tüm öğretmenlerin çalınmış atanma hakları iade edilmelidir.

    “BAKAN YUSUF TEKİN’İ İSTİFAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Milli Eğitim Bakanı usuf Tekin’i istifaya çağıran Özgür Karataş, “Konuşmamızın sonunda açıkça söylüyoruz ki hakkını yediğiniz öğretmenler gittiğiniz her yerde karşınıza çıkacak. bizlerin haklılığını duymaktan asla kurtulamayacaksınız. Eğitimin üzerine kara bulut gibi çöken Yusuf Tekin ve onun temsil ettiği zihniyetten kurtulmamız tek çaredir. 2024 KPSS puanıyla bizden de düşük 15 bin atama ile AKP iktidarının en düşük ilk atamasını yapmayı başaran, branşlara görülmemiş şekilde kıyım yapan ek atamayı vermemek için ücretli köleliği devam ettiren onda da asgari ücret altında insan çalıştıran birisiniz. Mülakatı kaldırıp akademiyi getirdiniz çünkü torpile rağmen istediğiniz yandaş öğretmenleri alamıyorsunuz. Okullara alt tarafı sabun dahi koyamayıp sadece muhalefete saldıran bir bakansınız. Hak yemeyi şiar haline getirmiş bakan Yusuf Tekin’i acilen istifaya davet ediyoruz” şeklinde konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • Eğitim Sen’den Yusuf Tekin’e karne: Eğitimde sorunlar artarak devam ediyor-VİDEO

    Eğitim Sen’den Yusuf Tekin’e karne: Eğitimde sorunlar artarak devam ediyor-VİDEO

    PİRHA- Eğitim Sen, 2024-2025 eğitim öğretim döneminin son ermesi dolayısıyla Milli Eğitim Bakanlığı önünde yaptığı açıklamada Bakan Yusuf Tekin’e “karne” verdi. Açıklamada eğitimde yaşanan sorunların artmaya devam ettiği vurgulandı.

    video eklenecek…

    2024-2025 eğitim-öğretim yılı sona erdi. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası da (Eğitim Sen) Milli Eğitim Bakanlığı önünde yaptığı açıklama ile Milli Eğitim Bakanlığı’nın karnesini verdi.

    Yapılan basın açıklamasında eğitimde yaşanan yapısal sorunların artarak devam etmekte olduğuna dikkat çekildi. Basın metnini Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak okudu.

    EĞİTİM SİSTEMİ VE ÇOK KATMANLI BİR KRİZLE KARŞI KARŞIYADIR.

    2024- 2025 Eğitim Öğretim yılında çocukların; bilim dışı anlayışla, açlığa, çocuk işçiliğine, cemaat ve tarikat düzenine mahkum edildiğini belirten Kemal Irmak, şunları kaydetti:

    “ Türkiye’de eğitim sistemi, yıllardır sürdürülen piyasacı, rekabete dayalı ve sınav odaklı politikalar nedeniyle uzun süredir derin ve çok katmanlı bir krizle karşı karşıyadır. 2024/’25 eğitim öğretim yılında okul öncesinden yükseköğretime kadar eğitimin tüm kademelerinde yaşanan sorunlar, sistemin temel işlevlerini yerine getiremez hale geldiğini bir kez daha göstermiştir. Bu yapısal tıkanıklık, eğitimin niteliğinde ciddi bir gerilemeyi beraberinde getirmiştir.
    Okulların fiziki altyapı eksiklikleri, donanımsızlık, kalabalık sınıflar ve ikili öğretim uygulamaları gibi temel problemler bu eğitim yılında da çözüme kavuşturulamamıştır. Özellikle kırsal bölgelerde sürdürülen taşımalı eğitim modeli, eğitime erişimi kolaylaştırmaktan çok çocukların sosyal, fiziksel ve pedagojik gelişimlerini olumsuz etkilemektedir.”

    “MESLEKİ SAYGINLIĞI ZEDELEMİŞ VE EĞİTİMDE NİTELİĞİ OLUMSUZ ETKİLEMİŞTİR”

    Öğretmen açığı sorunun bu yıl da giderilemediğine dikkat çeken Irmak, “Nitelikli, güvenceli öğretmen istihdamı yerine, sözleşmeli, ücretli ve mülakata dayalı atama uygulamaları devam etmiştir. Bu politikalar, öğretmenler arasında adaletsizliği derinleştirmiş, mesleki saygınlığı zedelemiş ve eğitimde niteliği olumsuz etkilemiştir” dedi.

    “ÇOCUKLARIN HAKLARI VE GELECEKLERİ TEHDİT ALTINDADIR”

    Irmak, çocukların haklarının ve geleceklerinin tehdit altında olduğunu vurgulayarak şunları ekledi:

    “MEB’in açıkladığı ve 2024-2025 itibarıyla kademeli olarak uygulamaya koyduğu yeni müfredat, bilimsel içerikten uzaklaşmış, eleştirel düşünceyi baskılayan, dini referanslı bir yapıdadır. Laiklik, eleştirel düşünce, bilimsel yöntem gibi temel ilkeler müfredatta giderek daha az yer bulmakta; yerini dogmatik, tekçi ve ideolojik ögelere bırakmaktadır.

    Çocuk yaşta evliliklerin önüne geçecek, çocuk istismarını önleyecek politikaların hayata geçirilmemesi, toplumsal eşitsizliklerin eğitim yoluyla yeniden üretildiğini açıkça göstermektedir. Özellikle emekçi ailelerin çocukları, kız çocukları ve kırsal bölgelerde yaşayan öğrenciler açısından eğitime erişim, bu yıl da ciddi sorun alanlarından biri olmuştur. Çocukların hakları ve gelecekleri tehdit altındadır.”

    “EĞİTİM SİSTEMİ İÇİNDE FARKLI ETNİK, DİLSEL VE KÜLTÜREL KİMLİKLERE YÖNELİK DIŞLAYICI UYGULAMALAR SÜRMEKTEDİR”

    Kemal Irmak, eğitim sistemi içinde farklı etnik, dilsel ve kültürel kimliklere yönelik dışlayıcı uygulamaların sürdüğünü belirterek, “2024-2025 eğitim öğretim yılı, Türkiye’de eğitim sisteminin eşitlikçi, kapsayıcı ve kamusal karakterinden uzaklaştığı bir dönemi daha gözler önüne sermiştir. Bölgesel, sınıfsal, etnik, cinsiyet temelli ve fiziksel engellilik gibi toplumsal farklılıkların eğitim sisteminde yarattığı eşitsizlikler derinleşerek devam etmektedir.
    Eğitim sistemi içinde farklı etnik, dilsel ve kültürel kimliklere yönelik dışlayıcı uygulamalar sürmektedir. Anadilinde eğitim hakkı tanınmadığı için çok sayıda çocuk sistematik bir eğitim dışına itilme riskiyle karşı karşıyadır. Engelli çocuklar için okullarda yeterli fiziki altyapı, uzman öğretmen ve özel destek hizmetleri sağlanmamaktadır. Kamusal eğitim hakkı linç ediliyor. MEB proje okullarında büyük bir tasfiyenin peşindedir . Milli Eğitim Akademisi mesleki özerkliğe yönelik siyasal bir müdahale olmuştur. Taşımalı eğitimin kısmen kaldırılması eğitim hakkının gaspı demektir” dedi.

    “EĞİTİM HAKKINA ERİŞİMİN ÖNÜNDEKİ TÜM ENGELLER KALDIRILMALIDIR”

    “2024-2025 eğitim öğretim yılı, eğitim hakkına erişim konusunda yaşanan çok yönlü engellerin derinleştiği bir dönem olmuştur” diyen Kemal Irmak, “Eşit, parasız ve nitelikli eğitimin temel koşulları sağlanmalıdır. Her öğrenciye ücretsiz bir öğün yemek sağlanmalıdır. Eğitim bütçesi acilen artırılmalıdır. Kamusal eğitim güçlendirilmeli, piyasalaşmaya son verilmelidir. Eğitim hakkının önündeki fiziksel ve yasal engeller kaldırılmalıdır. Her çocuğun eşit, parasız, nitelikli, laik, bilimsel, cinsiyet eşitlikçi ve anadilinde eğitime erişimi güvence altına alınmalıdır. Müfredat kapsayıcı, çoğulcu ve cinsiyet eşitliğini gözeten bir biçimde yeniden yapılandırılmalıdır. Kamusal eğitim anayasal güvence altına alınmalı, özel okul teşvikleri kaldırılmalıdır.
    Tüm öğrenciler için eşit, parasız, nitelikli eğitim olanakları sağlamak devletin ve özelde Millî Eğitim Bakanlığı’nın sorumluluğundadır” diye ekledi.

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti’li Perihan Koca taciz iddialarını Meclis’e taşıdı

    DEM Parti’li Perihan Koca taciz iddialarını Meclis’e taşıdı

    PİRHA- DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, Mersin Üniversitesi’nde görevli bir akademisyenin öğrencileri taciz ettiği iddialarını Meclis’e taşıdı. Koca, “Taciz iddiaları görmezden gelinemez, kamuoyu bu konuda bilgilendirilmeli ve gerekli adımlar atılmalıdır” dedi.

    İddialara göre, Mersin Üniversitesi’nde görev yapan Prof. Dr. M.G.’nin uzun süredir derslerine girdiği çok sayıda kadın öğrenci tarafından tacizle suçlandığı belirtildi. Aynı zamanda, söz konusu akademisyenin defalarca üniversite yönetimine şikayet edildiği, ancak bu şikayetlerin sonuçsuz kaldığı ifade edildi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin Milletvekili Perihan Koca, konuya ilişkin Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin‘in cevaplaması istemiyle soru önergesi verdi.

    Önergede şu sorular yer aldı:

    “1. Bakanlığınız Mersin Üniversitesi’ndeki taciz iddialarından haberdar mıdır?

    2. Mersin Üniversitesi’ndeki taciz iddialarıyla ilgili adı geçen akademisyenle ilgili bugüne dek herhangi bir soruşturma yürütülmüş müdür? Bu soruşturmalar sonucunda bahsi geçen akademisyene yönelik herhangi bir yaptırım kararı alınmış mıdır?

    3. Hakkında birçok taciz iddiası bulunan bir kişinin Meslek Yüksekokulu’na müdür olarak atanmasının gerekçesi nedir? İsmi geçen kişi hangi kriterler kapsamında müdür olarak atanmıştır?

    “TACİZ SUÇLARINDA KURUMSAL SESSİZLİK KABUL EDİLEMEZ”

    DEM Parti’li Koca, yaptığı yazılı açıklamada, “Kadın öğrencilerin güvenliği ve eğitim hakları tehdit altındayken üniversite yönetimlerinin ve ilgili kurumların sessiz kalması kabul edilemez. Taciz iddiaları görmezden gelinemez, kamuoyu bu konuda bilgilendirilmeli ve gerekli adımlar atılmalıdır” dedi.

    Koca ayrıca, üniversitelerdeki benzer vakaların üzerinin sıklıkla örtülmeye çalışıldığını ve bu durumun sistematik bir soruna işaret ettiğini vurgulayarak, akademik kurumlarda şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerinin işletilmesi gerektiğini belirtti.

    PİRHA/ ANKARA

     

  • Kız öğrencilere cinsiyetçi söz ve eylemde bulunan okul müdürü TBMM gündeminde!

    Kız öğrencilere cinsiyetçi söz ve eylemde bulunan okul müdürü TBMM gündeminde!

    PİRHA – Milletvekili Yılmaz Hun, Antalya Konyaaltı Anadolu Lisesi müdürü tarafından kız öğrencilere yönelik cinsiyetçi söz ve tutumu eleştirdi. Konuyla ilgili Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e önerge ileten Milletvekili Hun, “Toplumsal cinsiyet rollerini dayatan ve kadınları hedef alan uygulamaların sona erdirilmesi için Bakanlığınız tarafından yürütülen özel bir eylem planı var mıdır?” sorusunu yöneltti.

    Antalya Konyaaltı Anadolu Lisesi kız öğrencileri, mezuniyet fotoğrafı çekimi için giyindikleri etek sebebiyle okul müdürü H.A.D. tarafından cinsiyetçi sözlere maruz kalmıştı.

    22  Nisan’da yaşanan olayda okul müdürünün, öğrencilere “Bu haliniz ne? Okula böyle mi gelinir? Örf adetlerimize ahlakımıza uygun değil. Ben size ahlak öğretirim. Adam gibi gelin. Böyle mini etekler benim lügatımda yok. Benim görev yaptığım okulda da aramaz. Öğrenci gibi gelip öğrenci gibi gideceksiniz” dediği aktarıldı.

    Veliler, okul müdürü hakkında “hakaret, tehdit, hürriyeti tahdit ve sair suçlardan” cezalandırılması talebiyle savcılığa suç duyurusunda bulundu.

    KONU TBMM GÜNDEMİNDE!

    Antalya Konyaaltı Anadolu Lisesi’nde yaşanan olay, Iğdır Milletvekili Yılmaz Hun tarafından Meclis gündemine de taşındı. DEM Parti Milletvekili Hun, “Bu müdahale; laiklik ilkesine, çocuk haklarına ve toplumsal cinsiyet eşitliğine aykırıdır. Öğrencilerin kıyafet tercihlerinin ahlak, örf ve adet gerekçeleriyle denetlenmesi; pedagojik, anayasal ve insan hakları açısından kabul edilemez bir uygulamadır. Öğrencilerin kişilik haklarını, eğitim hakkını ve beden bütünlüğünü ihlal eden bu uygulamalar karşısında idari ve adli mekanizmaların etkili biçimde işletilmesi, laik, kamusal ve eşitlikçi eğitimin güvence altına alınması demokratik toplum açısından zorunludur” diye belirtti.

    HERHANGİ BİR SORUŞTURMA BAŞLATILMIŞ MIDIR?”

    Milletvekili Yılmaz Hun, konuyla ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına soru önergesi iletti. DEM Partili Hun, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin tarafından cevaplandırılması talebiyle şu soruları yöneltti:

    “Antalya Konyaaltı Anadolu Lisesi okul müdürünün öğrencilere yönelik cinsiyetçi ifadeleriyle ilgili Bakanlığınız tarafından herhangi bir inceleme ya da soruşturma başlatılmış mıdır?

    Mezuniyet töreninde öğrencilere cübbe giymeye zorlandığı ve tuvalet ihtiyaçlarının engellendiği iddiaları doğru mudur? Bu konuda Bakanlığınıza ulaşan resmi şikâyet ya da başvuru var mıdır?

    Bu olay üzerine ilgili okul müdürü hakkında uygulanan disiplin işlemi ya da görevden alma süreci bulunmakta mıdır?

    Türkiye genelinde son üç yılda öğrenci kıyafetleri nedeniyle okul yöneticileri hakkında başlatılan disiplin veya ceza soruşturması sayısı kaçtır?

    Bakanlığınızın kız öğrencilerin giyim tercihleriyle ilgili olarak okul yöneticilerine veya öğretmenlere ilettiği herhangi bir resmi talimat veya uyarı bulunmakta mıdır?

    Bakanlığınız, eğitim yöneticilerine ve öğretmenlere yönelik olarak toplumsal cinsiyet eşitliği, çocuk hakları ve laiklik konularında herhangi bir zorunlu hizmet içi eğitim programı yürütmekte midir? Yürütülmekteyse bu programların içeriği nedir?

    Öğrencilerin eğitim hakkını ihlal eden, toplumsal cinsiyet rollerini dayatan ve kadınları hedef alan uygulamaların sona erdirilmesi için Bakanlığınız tarafından yürütülen özel bir eylem planı var mıdır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Milletvekili Fırat: Binlerce öğretmen hangi gerekçelerle başka okullara gönderildi?

    Milletvekili Fırat: Binlerce öğretmen hangi gerekçelerle başka okullara gönderildi?

    PİRHA – Milletvekili Celal Fırat, proje okul statüsündeki kurumlarda görev yapan binlerce öğretmenin görev sürelerinin uzatılmaması ve farklı okullara sürgün edilmesini Meclis gündemine taşıdı. Fırat, konuyla ilgili Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e “Bu öğretmenler hangi gerekçelerle görev yaptığı okullardan başka okullara görevlendirilmiştir?” sorusunu yöneltti.

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, proje okul statüsündeki lise eğitim kurumunda görev yapan binlerce öğretmenin görev sürelerinin uzatılmaması ve farklı okullara sürgün edilmesi hakkında Milli Eğitim Bakanlığına soru önergesi yöneltti.

    Milletvekili Fırat, söz konusu uygulamanın herhangi bir objektif kritere dayanmadığını ve liyakat ilkesinden uzak olduğunu ifade etti. Fırat, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına ilettiği önergesinde şu ifadelere yer verdi:

    “Sendikalar ve eğitim uzmanlarının değerlendirmelerine göre, bu uygulamalar siyasi ve idari saiklerle yapılmakta, öğretmenlerin iktidara muhalif sendikalara üye olmaları, siyasi görüşleri ya da okul yöneticileriyle olan ilişkileri gibi faktörler belirleyici olmaktadır. Öğretmenlerin görevden alınmasında sınav, başarı, deneyim, hizmet süresi gibi objektif ölçütlerin dikkate alınmadığı; öğrenciler ve veliler nezdinde de ciddi bir huzursuzluk oluştuğu görülmektedir.”

    “KULLANILAN OBJEKTİF KRİTERLER NELERDİR?”

    Milletvekili Celal Fırat, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin tarafından cevaplandırılması talebiyle şu sorualrı yöneltti:

    “-2024-2025 eğitim öğretim yılı itibarıyla proje okullarda görev yapan kaç öğretmenin görev süresi uzatılmamış, başka okullara gönderilmiştir?

    -Görev süresi uzatılmayan öğretmenlerin başka okullara gönderilmesinde kullanılan objektif kriterler nelerdir? Bu öğretmenler hangi gerekçelerle görev yaptığı okullardan başka okullara görevlendirilmiştir?

    -Öğretmenlerin proje okullarından gönderilmesinde okul müdürlerinin görüşleri ne ölçüde belirleyici olmaktadır?

    -Görev yeri değiştirilen öğretmenler hangi sendikalara üyedir? Proje okullarına görevlendirilen yeni öğretmenlerin sendika üyelikleri ile ilgili dağılımı nasıldır? İktidara yakın sendika üyesi öğretmenlere öncelik tanındığı iddiaları doğru mudur?

    -Proje okullarından başka okullara gönderilen öğretmenlerin daha önce herhangi bir disiplin cezası, performans düşüklüğü veya mesleki yetersizlik gibi durumları olmuş mudur?

    -Görev süreleri uzatılmayan öğretmenlerin boykot, grev veya iş bırakma gibi demokratik eylemlere katıldıkları için cezalandırıldıkları iddialarına yönelik Bakanlığınızın açıklaması nedir?

    -Öğrenci ve velilerin de ciddi şekilde tepki gösterdiği bu uygulamaların eğitim-öğretim süreçlerine ve öğrencilerin başarısına etkisi dikkate alınmış mıdır?

    -Proje okullar için öğretmen görevlendirme sisteminde liyakat, sınav, başarı ve hizmet süresi gibi objektif kriterlerin yer alacağı yeni yönetmelik çalışması yapılacak mıdır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Bilal Erdoğan’ın, Alevi camiasına girişi AVF’de nasıl tepki buldu?

    Bilal Erdoğan’ın, Alevi camiasına girişi AVF’de nasıl tepki buldu?

    PİRHA – “3. Uluslararası Alevilik ve Bektaşilik Çalışmaları Bilim Ödülleri Töreni” ardından Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) içerisinde fikir ayrılıkları oluştu. AKP hükümetinden isimlerin yanı sıra Bilal Erdoğan’ın da törene katılması, vakıf bünyesindeki birçok ismin tepkisini çekti. AVF bünyesinde yer alıp ismini vermek istemeyen bir kişi “Genel anlamda Haydar Baki Doğan’ın bu yönetiminde kucağımızda bomba bulmuş gibi oluyoruz. Hiçbir şeyden haberimiz yok” diyerek eleştiride bulundu.

    Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF), Alevi Bektaşi inanç temelli bilimsel çalışmaların teşvik edilmesi amacıyla 15 Mart’ta 3. Uluslararası Alevilik ve Bektaşilik Çalışmaları Bilim Ödülleri Töreni’ni gerçekleştirdi. İstanbul’da Atatürk Kültür Merkezi’nde yapılan törene yaklaşık 600 kişi katıldı.

    AVF yönetimi, tören öncesi AKP, MHP ve CHP yöneticilerine bizzat giderek törene katılmaları talebiyle davetiye iletti. Törene, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy bizzat katılırken, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ise yazılı bir mesaj gönderdi.

    Gecenin sürpriz konukları arasında İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyet Başkanı Bilal Erdoğan da vardı. AVF’de, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile yapılan ilişkiler nedeniyle oluşan tartışmalar, Erdoğan’ın da geceye katılımı ile daha da arttı. Vakıf bünyesindeki birçok isim, protokolde yer alanlar sebebiyle tepki gösterip salondan ayrıldı. Durumu protesto edenler arasında, AVF üyesi olup en geniş tabana sahip CEM Vakfı’nın bileşenleri de vardı. Aktarılan bilgilere göre, kurum yönetimlerinin yanı sıra dedelerin de salonu terk ettikleri ifade edildi.

    PROTESTONUN BİR NEDENİ DE AKP-HTŞ ORTAKLIĞI!

    3. Uluslararası Alevilik ve Bektaşilik Çalışmaları Bilim Ödülleri Töreni’nde yaşanan gerginlik sosyal medyada da görünür oldu. Kimi yurttaşlar, AVF Başkanı Haydar Baki Doğan’ın, Cemevi Başkanlığı’nın kuruluş sürecindeki protestolarını hatırlatıp “Bugün AKP ile el ele, yan yana” sözleriyle eleştirdi.

    Sosyal medyaya yansıyan eleştiriler arasında AKP-HTŞ işbirliği de öne çıktı. Suriye’de Alevilere yönelik katliamlar sürerken AVF’nin, AKP ve uzantılı kurumlarıyla ilişkilenmesi tepkilere neden oldu.

    “ÖĞRENCİLERİ HERHANGİ BİR DİNİ UYGULAMAYA ZORLAMADAN…”

    Gecede konuşma yapan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in sözleri de tepkiyle karşılandı. ÇEDES ve birçok gerici uygulamalarla gündemde olan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, tören gecesinde “…tüm öğrencilerimizin ülkemizde var olan dinleri ve mezhepleri ana hatlarıyla tanımalarını, inanç, ibadet ve ahlak esaslarını kavramalarını ve bunları sosyal hayata yansıtmalarını, kardeşçe yaşamalarını istiyoruz. Vicdan ve düşünce özgürlüğünü zedelemeden, öğrencileri herhangi bir dini uygulamaya zorlamadan bir eğitim süreci yürütmek, bizim en temel prensiplerimizdendir. Çoğulculuk, nesnellik, karşılıklı anlayış ve uzlaşıyı esas alarak, tüm öğrencilerimizi kucaklayan bir eğitim ortamı oluşturmayı amaçlıyoruz” ifadelerini kullandı.

    “KARDEŞLİĞİMİZİ PEKİŞTİREN ADIMLAR!”

    Gecenin odak isimlerinden birisi de Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’du. Cemevi Başkanlığını da bünyesinde bulunduran Ersoy’un, gecede yaptığı konuşmada şu cümleleri dikkat çekti:

    “Başkanlığımızın yürüttüğü saha çalışmaları sonucunda Türkiye genelinde 2 bin 102 cemevi tespit edilmiştir. Bu kapsamda 1200 cemevimizden 1900 dilekçe başkanlığımıza ulaşmıştır. Bugün Alevi-Bektaşi toplumuyla devlet arasındaki gönül bağını daha güçlendirdiğimizi görmekten büyük bir mutluluk duyuyorum. Aradaki engelleri birer birer kaldırarak kardeşliğimizi pekiştiren adımları atmış bulunuyoruz. Bu birlikteliğin toplumsal barışımıza ve ortak geleceğimize katkı sağlamaya devam edeceğine gönülden inanıyorum.”

    “KUCAĞIMIZDA BOMBA BULMUŞ GİBİYİZ”

    Söz konusu gecenin ardından AVF yönetiminde olup ismini vermek istemeyen bir kişi, PİRHA’ya konuştu. “Federasyon içerisinde bazı şeyler uyuşmuyor. Bir tür kan uyuşmazlığı sorunu var” diyen AVF sorumlusu, şu eleştiride bulundu:

    “Evet bir yönetim var ama sorunlar tam anlamıyla çözülmediği için yönetimde kendi içerisinde barışık değil. Bu nedenle bazı vakıfların ayrılıkları söz konusu oldu. Ayrılıklar olmaya devam edecektir diye tahmin ediyorum. Bu ayrılıklar, yönetilme şekliyle alakalı bir durum. Benim şikayetim bu yöndeydi ve bundan dolayı da festival törenine katılmamayı yeğledim.

    Bir süre önce Kayseri’den Abbas Tan ve Ankara’dan Hüseyin Gazi Vakfı ayrıldı. Bunlar, yönetiliş biçim ve şekillerindeki memnuniyetsizlikler sebebiyle ayrıldı. Şu an Kartal Cemevi ile Ümraniye Cemevi yönetimleri de bazı şeylere çok sıcak bakmıyor. Kesin olmamakla birlikte onlarda da belli kopuşlar olabilir. Benmerkezli bir yönetim şekli ile hareket ediliyor. Bu tarz önemli konularda insanlar, oy çokluğuyla değil oy birliği ile karar vermelidir. Arka planda bizlerin, halkımıza, cemevlerimize gelen insanlara takdir edersiniz ki izahat da vermemiz gerekiyor. İşte o açıklamaları iyi yapabilmek için dışarıda iyi ya da kötü olabilecek tüm olaylarda önceden bilgi sahibi olunursa insanlar da derslerine çalışarak gider. Ama bizler genel anlamda Haydar Baki Doğan’ın bu yönetiminde kucağımızda bomba bulmuş gibi oluyoruz. Hiçbir şeyden haberimiz yok. Herkes nasıl öğreniyorsa biz de o an öğreniyoruz. O zaman bizim yaptığımız yöneticiliğin bir sıfatı kalmıyor.”

    “KİMSE, FİKRİNİ NET BİR ŞEKİLDE DİLE GETİRMEDİ”

    AVF bünyesindeki isim, federasyon içerisindeki ayrılığın, “hükümet ile ilişkilenme” ve birçok başlık sebebiyle olduğunu belirterek şöyle devam etti:

    “İnsanların niyetlerinde bu sebepler tabii ki de vardır. Bu fikri direkt açıkça dile getirip kopan olmadı ama insanlar, zaten bunlardan rahatsız. Sadece hükümet olarak düşünmeyin, ben şahsi olarak Alevi inanç kurumlarının tamamen siyasetten daha bağımsız olması tarafındayım. Partilere mesafeler çok eşit olmalı. Çünkü bizler partiler üstüyüz. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile olan ilişkileri takdir edersiniz ki bazı federasyonlar bundan çok uzak ama bizim federasyon bir tık daha yakın, bunun da ayrılığa etkisi olmuş olabilir ama kimse fikrini bugüne kadar net bir şekilde dile getirmedi. O ödül törenine katılmadığım için çok memnunum. İyi ki de gitmemişim.”

    ERDOĞAN AİLESİNİN YARATTIĞI 2. KRİZ!

    AVF yönetiminde olup tartışmalı ödül törenine dair konuşan bir başka isim ise  “Yola ilk çıkıldığında 8 başvuru gelmişti, bugün ise 60’a yakın başvuru söz konusu. İnsanlar daha çok Alevilik konusunu çalışmaya başladı. Doğru yolda gidiyoruz ama kanayan bir yaramız var. İçimize bir linç kültürü yerleşti ve gitmiyor. Alevi toplumu olarak muhalefetimiz eksik olmuyor” diye belirtti.

    İsminin yazılmasını istemeyen AVF’li sorumlu, gelen eleştirilere dair “Cumhurbaşkanı, Hüseyin Gazi Türbesine gittiği zaman da aynı şey olmuştu. Ne kazanırız değil de direkt kavga etmeye başlıyoruz” diyerek AVF’nin tutumunu savundu.

    DAVETSİZ MİSAFİR!

    Vakıf bünyesindeki kopmalara ilişkin de konuşan AVF’li yetkili, şunları söyledi:

    “Hüseyin Gazi Vakfı, federasyondan ayrılmak istedi ama bunun için de yönetim kararı yetmez, genel kurul kararı alması lazım. Mütevelli heyetinin onayını almanız lazım. Çünkü federasyona girerken de yönetim kurulu kararı olmuyor, genel kurul kararı geçerlidir. Çıkarken de aynı şekilde genel kurul kararı gerekli. Hüseyin Gazi Vakfı şu an bize bağlı 14 vakıftan birisi. Ama evet doğrudur, fikirsel bir ayrılık içerisindeyiz.

    Ödül töreninde asıl tepki çeken şey şu oldu; bizler, Kültür ve Milli Eğitim Bakanlığı’nı davet etmiştik ancak Bilal Erdoğan da Milli Eğitim Bakanı’nın davetlisi olarak geldi. İşin ilginci 10 yaşındaki çocuğuyla birlikte geldi. Alevi kültüründe gelene ‘git’ diyemeyiz. Toplantı saat 19:00’daydı, bize saat 16:00 gibi ‘Bilal bey de katılmak istiyor’ diye bilgi geldi. ‘Yok’ diyemedik. Yönetim kurulunda da bu konu konuşulmadığı için; yönetimde diyelim ki 7 kişi varsa 4 kişinin haberi var 3 kişinin ise haberi yok, o yüzden kendi içimizde de bir huzursuzluk yaşadık.

    TBMM’NİN 3. BÜYÜK PARTİSİNE DAVET YOK, MHP’YE VAR!

    Ödül töreni öncesinde Özgür Özel’e gittik, davetiyesini elden verdik. Gelemedi ama uzun bir yazı gönderdi. O yazı salonda okunduğunda büyük alkış koptu. AK Parti, MHP ve CHP’ye gittik. DEM Parti’ye davetiye göndermedik.

    AVF yönetim kurulu üyeliği 10 kişiden oluşuyor, bir kişi toplantıya katılmadı, iki kişi de salonu terk etti. Geriye kalan 7 kişiden biri de benim. Sonuna kadar yönetimin ve o organizasyonun arkasındayım. Şu anda bu toplantıdan dolayı bir huzursuzluk var ama bu konunun aşılacağına inanıyorum.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Irmak: Okullarda imamların görevlendirilmesi cihatçı anlayışı çağrıştırıyor, ÇEDES iptal edilmeli-VİDEO

    Irmak: Okullarda imamların görevlendirilmesi cihatçı anlayışı çağrıştırıyor, ÇEDES iptal edilmeli-VİDEO

    PİRHA-Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, İzmir Bornova’da 99 okula ÇEDES projesi kapsamında cami imamlarının görevlendirilmesinin, çocuklara camide ders verilmesinin laik eğitim ve laik yaşama müdahale olduğunu söyledi. Bu uygulamaların Anayasa’ya ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’na aykırı olduğunu belirten Irmak, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i istifaya davet etti.

    Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet, Gençlik ve Spor Bakanlığının ortaklaşa yürüttüğü Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES) Projesi İzmir’in Bornova ilçesinde hayata geçiriliyor. ÇEDES Projesi için iki yıl önce İzmir ve Eskişehir’i pilot il seçen Milli Eğitim Bakanlığı, ÇEDES projesi kapsamında aralarında anaokullarının da bulunduğu 99 okula din görevlileri atamasına tepkiler sürüyor.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Genel Başkanı Kemal Irmak konuya ilişkin açıklama yaptı.

    “OKULLARA İMAM GÖREVLENDİRİLMESİ SUÇTUR, BU UYGULAMALAR İDEOLOJİKTİR”

    Bornova İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün 2 Aralık 2024 tarihinde okullara gönderdiği yazı ile ÇEDES Projesi kapsamında lise, ortaokul, ilkokul ve anaokullarından oluşan 99 okula cami imamları görevlendirdiğini belirten Kemal Irmak, “Okullarda imam görevlendirilmesi, laik ve bilimsel eğitime meydan okumak, laik ve seküler yaşamı ortadan kaldırmaya yönelik bir tutumdur. Eğitim sisteminde okul öncesinden yüksek öğrenime kadar bütün alanlarda dini kural ve referanslara göre biçimlendirme çalışmaları siyasal iktidar tarafından devam etmektedir. Laik eğitim ve laik yaşama meydan okuyan politika ve uygulamalarını sürdürmeye devam ediyor. Bornova İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, 2 Aralık 2024 tarihinde okullara gönderdiği yazı ile ÇEDES Projesi kapsamında lise, ortaokul, ilkokul ve anaokullarından oluşan 99 okula cami imamları görevlendirmiştir. Hangi gerekçeyle olursa olsun, okullarda imamların görevlendirilmesi hem anayasanın ilgili maddesine hem de 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’na aykırıdır ve suçtur. Okulda dersi öğretmen verir. Bu uygulamalar ideolojiktir” dedi.

    “BU UYGULAMALAR CİHATÇI BİR ANLAYIŞI ÇAĞRIŞTIRMAKTADIR”

    Milli Eğitim Bakanı’nın tüm enerjisini, eğitimi dinselleştirme uygulamalarına harcadığının altını çizen Irmak, şöyle devam etti:

    “AKP’nin Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin eleştirilere ‘bunlar ideolojik eleştiriler’ dese de aslında kendi ideolojik anlayışını gizlemeye yönelik uygulamalardır, ataklardır bunlar. Bu uygulamalar cihatçı bir anlayışı çağrıştırmaktadır. Eğitim sistemini, bilimsel ve laik eğitimden uzaklaştırarak dini içeriklerin ön planda tutulduğu bir yapıya dönüştürmek istenmektedir. Anaokulları başta olmak üzere eğitimin bütün kademelerinde uygulanan bu tür görevlendirmeler, çocukların gelişim süreçlerini ideolojik bir biçimde yönlendirme amacını taşımakta ve pedagojik esaslara aykırılık teşkil etmektedir. Eğitimde kronikleşmiş pek çok sorun dururken kalabalık sınıflar, temizlik ve hijyen sorunları, öğretmen ve yardımcı personel açıkları ve benzeri gibi birçok sorunla boğuşurken okullar, okullarda imam görevlendirilmesi kabul edilemez bir uygulamadır. Milli Eğitim Bakanı bu tür sorunları bırakmış tüm enerjisini, eğitimi dinselleştirme uygulamalarına harcamaktadır.”

    “YUSUF TEKİN’İ İSTİFAYA DAVET EDİYORUZ”

    Bu tür uygulamaların Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre de doğrudan çocuğu siyasal istismarı anlamına gelmekte olduğu belirten Kemal Irmak, Yusuf Tekin’i bu uygulamalarından ötürü bir kez daha istifaya davet ettiklerini belirti.

    Irmak şunları kaydetti:

    “Öğrencilerin iktidarın siyasal ideolojik hedefleri doğrultusunda okul içinde ve dışındaki dini etkinliklere katılmasının sağlanması çocuğun üstün yararı ilkesine de aykırıdır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre de doğrudan çocuğun siyasal istismarı anlamına gelmektedir. Okullarda dini dernek ve vakıflar üzerinden yürütülen dini etkinlikler son olarak ÇEDES uygulaması anayasadaki laiklik ilkesine, din ve vicdan hürriyetine aykırı bir uygulamadır ve derhal iptal edilmelidir. Bornova’da gerçekleşen bu uygulama eğitim sisteminin laik ve bilimsel olma niteliğini açıktan tehdit etmektedir. Bu uygulamaların İzmir, Eskişehir, Tekirdağ gibi yerlerde halkın büyük çoğunluğunun, laik yaşamdan yana olan yerlerde uygulanması ise ayrıca ve oldukça manidardır. Eğitim kurumları ve okullar dini içerikli faaliyet ve etkinliklerin değil, pedagoji biliminin mekanları olmak durumundadır. Eğitim-Sen olarak laik eğitimi ve laik yaşama meydan okumak anlamına gelen her türlü politika ve uygulamaya karşı başta eğitim emekçileri olmak üzere tüm öğrencileri, velileri ve demokratik kamuoyunu ÇEDES ve benzeri uygulamalara karşı birlikte tutum almaya ve ortak mücadeleye devam ederken Yusuf Tekin’i de bu uygulamalarından ötürü bir kez daha istifaya davet ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Eğitim Sen’den Bakan Tekin’in laiklik karşıtı açıklamalarına tepki: İstifaya davet ediyoruz-VİDEO

    Eğitim Sen’den Bakan Tekin’in laiklik karşıtı açıklamalarına tepki: İstifaya davet ediyoruz-VİDEO

    PİRHA- Eğitim Sen, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in laiklik karşıtı açıklamalarına tepki gösterdi. Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, göreve geldiği ilk günden bu yana eğitimde laiklik ilkesini hedef aldığını belirterek, Bakanın istifasını istedi. Irmak, “Yusuf Tekin tarikat ve cemaatlerle iş birliğini savunarak eğitimi çağdışı bir anlayışa sürüklemiştir” dedi. 

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in laiklik karşıtı açıklamaları hakkında basın açıklaması yaptı. Açıklamayı Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak okudu.

    “EĞİTİM ÇAĞDIŞI BİR ANLAYIŞA SÜRÜKLENMİŞTİR”

    Bakan Tekin’in açıklamalarının, iktidarın eğitimi kendi siyasal ve ideolojik hedeflerine göre şekillendirme çabasının açık bir göstergesi olduğunu söyleyen Kemal Irmak, “Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, göreve geldiği ilk günden bu yana eğitimde laiklik ilkesini hedef alan çok sayıda uygulamayı hayata geçirmiş, tarikat ve cemaatlerle iş birliğini savunarak eğitimi çağdışı bir anlayışa sürüklemiştir” dedi.

    “SAYIN TEKİN SİZİN LAİKLİKTEN ANLADIĞINIZ ASLINDA ŞERİATTIR”

    Irmak, Bakan Tekin, sizin laiklikten anladığınız; camilerin kapısına kilit vurmak, camileri ahıra çevirmek, vatandaşın Kuran’ı Kerim öğrenmesini yasaklamak, sizin laiklikten anladığınız şey bu. O zaman sizin laiklik anlayışınızla benim laiklik anlayışım aynı değil” dedi.

    Kemal Irmak, şöyle devam etti:

    “Bir kere tarihi gerçekleri çarpıtıyor Sayın Bakan. Daha da kötü bir şey yapıyor. Halkı din ve inanç üzerinden kin ve düşmanlığa sevk ediyor. Başka ne diyor Sayın Bakan? “Vatandaşlar hangi din ya da inanca sahip olurlarsa olsunlar, inanç özgürlüklerinin devlet tarafından güvence altına alınmasını anlıyorum laiklikten, diyor. Doğru. Peki, Sayın Bakan yıllardır okullarda zorunlu ve seçmeli din dersleri ile farklı inançtan olanlara ve inançsızlara bir mezhebin inancını ve ritüellerini dayatmak nedir? Yıllardır devlet kurumlarını, bakanlıkları belli tarikat ve cemaat üyelerine teslim etmek nedir? Tarikat ve cemaat uzantıları, dernek ve vakıflarla yaptığınız protokollerle, örgün eğitim çağındaki öğrencileri bu cemaatlerin dini yaklaşımı altına sokmak nedir? Evet, Sayın Tekin sizin laiklikten anladığınız aslında şeriattır. Zihin arkanızdaki tam da budur. Laiklik ifadesini gerçek düşüncelerinizi maskelemek için alet ediyorsunuz.”

    “LAİKLİK DİN DÜŞMANLIĞI DEĞİLDİR”

    Kemal Irmak, ayrıca “Laiklik, demokratik ve çağdaş bir toplumun temel taşıdır” diyerek şunları ekledi:

    “Laiklik, din düşmanlığı değildir. Sizin yaptığınız gibi din ve inanç istismarlığı da değildir. Eğitim sistemimizin amacı; düşünen, sorgulayan, bilimsel yöntemlerle bilgiye ulaşan bireyler yetiştirmektir. Ancak Bakan Tekin’in, tipik bir siyasal İslamcı söylemle yaptığı açıklamalar, laik ve bilimsel eğitime doğrudan bir saldırıdır. Bu yaklaşım, eğitimi bilimsellikten uzaklaştırarak, dogmatik ve tek tip bir nesil yetiştirme çabasını ortaya koymaktadır.
    Bakan Tekin, milli eğitimdeki sorunları hasıraltı etmek, gündem değiştirmek peşinde… Okullar temizlenmiyor, temizlenemiyor. Çünkü personel yok. Oluşturduğunuz derin yoksulluktan dolayı çocuklar okula aç gidiyor, tuvaletlerden su içiyor. Daraltılan taşıma nedeniyle çocukların okula erişimi engelleniyor.

    “GERİCİ-KARANLIK ODAKLARLA PROTOKOLLER İMZALAYAN BAKAN TEKİN’DEN AKSİ BEKLENEMEZDİ”

    MESEM’lerde çocuklar ölüyor, çocuk işçiliği Bakanlık tarafından meşru hale getiriliyor. Mülakatlarda skandallar bitmiyor. Mülakat garabeti yüzünden öğretmen adaylarının hakkı yeniyor. On üç bin liraya öğretmen çalıştırılıyor. Bazı illerde on binlere varan öğretmen açığı var, öğrenciler öğretmensiz ve eğitimsiz kalıyor. Yatırım yapılmadığı için birçok yerde ikili eğitim yapılıyor. Daracık sınıflarda çocuklar tıkış tıkış eğitim almaya çalışıyor. Bakanın gündemi ise siyasal İslamcı anlayışı doğrultusunda çalışmalar sürdürmek.
    Yurtlarında öğrencilerimizin yanarak can verdiği, cinsel saldırıya uğrayarak istismar edildiği tarikat ve cemaatleri STK olarak gören ve yargı kararlarına rağmen bu gerici-karanlık odaklarla protokoller imzalayarak iş birliği yapmaya devam eden Bakan Tekin’den aksi beklenemezdi. Zira kendisi sakalsız ve şalvarsız gezenleri kırbaçlayan Taliban ile aynı değerleri taşıdığını ifade eden, kafa kesen IŞİD için öfkeli gençler nitelendirmesini yapan gerici, karanlık anlayışın tercihli temsilcilerindendir.”

    “BU GERİCİ ANLAYIŞA KARŞI AKLIN VE BİLİMİN YOLUNDA YÜRÜMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Kemal Irmak, Bakan Yusuf Tekin’in laiklik karşıtı söylemlerini kınayarak, kendisini istifaya davet etti.

    Irmak, “Eğitimde laiklik ilkesinden taviz verilmesi, toplumsal barışı ve demokratik değerleri zedeleyerek toplumu daha da kutuplaştıracaktır. Siyasal İslamcı ideolojinin eğitim sistemi üzerindeki bu tür çarpıtıcı müdahaleleri kabul edilemez. Laik ve bilimsel eğitim, toplumun her kesimini eşit ve adil bir şekilde kucaklamalı, özgür düşünen bireyler yetiştirmeyi hedeflemelidir.
    Tüm eğitim emekçilerini ve kamuoyunu, laik ve bilimsel eğitimi savunmaya çağırıyoruz. Birlikte mücadele ederek, bu gerici anlayışa karşı aklın ve bilimin yolunda yürümeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’ndan açıklama: Bize Söz değil yasa lazım-VİDEO

    Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’ndan açıklama: Bize Söz değil yasa lazım-VİDEO

    PİRHA-Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, taban maaş ve güvenceli çalışma talebi ile başlatmış olduğu Eğitim Nöbeti’nin 33. gününde, “Söz değil yasa lazım” diyerek sürece ilişkin basın açıklaması yaptı. Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Sekreteri Umut Erkurt, “Yüz binlerce öğretmene verilen söz tutulmadı” dedi. 

    TBMM Çankaya girişindeki Milli Egemenlik Parkı’nda sürdürülen Eğitim Nöbeti ve Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri ile yapılan görüşme ile ilgili bir basın toplantısı gerçekleştirildi.
    Mülkiyeliler Birliği binasında yapılan açıklamada basın metnini Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Sekreteri Umut Erkurt okudu.

    “HAKLI Bİ DAVA YÜRÜTÜYORUZ”

    Taban maaş talebinin özel öğretim kurumlarında çalışan yüz binlerce öğretmeni ilgilendirdiğini belirten Erkurt, “Bu anlamı ile talebimiz sendikanın ayağa diktiği, görünür kıldığı haysiyet mücadelesinin özlü ifadesidir. Sendikamız, bu talebi kendi sınırlarında görmüyor. Taban maaş talebi başta tüm öğretmenler olmak üzere, toplumun geniş kesimleri, eğitim sendikaları, meslek odaları ve emekçiler tarafından desteklenmektedir. Bu doğal sonuca canhıraş bir mücadele sonucu ulaştık. Haklıyız! Haklı bir dava yürütüyoruz. Öğretmenler asgari ücret düzenine mahkum edilemez ediyoruz. Mesleğin itibarını ve emeğin onurunu gözeten bu yaklaşım bir hakikat olarak söze ve eyleme dönüşmüştür. Arkamıza, geldiğimiz şehirlere ve çalıştığımız iş yerlerine baktığımızda burada olmanın gururunu ve onurunu yaşıyoruz. En başta bunu belirtmek isteriz” dedi.

    “SENDİKAMIZ SORUMLULUK DUYGUSU YÜKSEK BİR SENDİKADIR”

    Sendikanın genç bir öğretmen sendikası olduğunu belirten Umut Erkurt, “Sendikamız üyeleri itibari ile de gençtir. Sendikamız bu gençliğin güzel ve yürekli yanlarını taşımaktadır. Sendikamız aynı zamanda olgun bir sendikadır. Faaliyet yürüttüğü alanla ilgili tespite varan görüşleri vardır ve bu görüşler gün geçtikçe doğrulanmaktadır. Sendikamız sorumluluk duygusu yüksek bir sendikadır. Ne kadar özel de olsa bu eğitim alanının kamusal bir alan olduğunu bilmekte ve eğitimin tüm paydaşlarının eğitim odaklı çıkarlarını öne çıkarmaktadır. Sendikamız sadece eylem yapmayan, taleplerini kampanyalar ve bir dizi bilgilendirme çalışmaları ile ilgili herkese götüren bir sendikadır. Sendikamız gerek özlük hakları konusunda patronlar, kurum idarecileri, bakanlık yetkilileri ile gerek iş kolu sorunu konusunda Çalışma Bakanlığı ve iş kolundaki sendikalar ile muhataplık geliştirmek isteyen, karşılık bulduğu zamanlarda ise görüşmeler gerçekleştirmiş bir sendikadır. Bu hatırlatmaları yapmayı zorunlu buluyoruz. Sendikamızı kısa sürede tüm zorluklara rağmen 13 bin üye ile buluşturan onun düzenli ve bir plana dayanan çalışmasıdır.” diye ekledi.

    “YÜZ BİNLERCE ÖĞRETMENE VERİLEN SÖZ TUTULMADI”

    Umut Erkurt, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ile görüşmelerine ve başlattıkları eğitim nöbetine ilişkin detayları şu maddeler ile sıraladı:

    1. 29 Ocak tarihinde Meclis önünde yaptığımız eylem sonucunda taban maaş talebimiz ile ilgili Sayın Yusuf Tekin ile bir görüşme gerçekleştirdik. Başta Sayın Yusuf Tekin olmak üzere bakanlığın yetkili ağızları bizlere, taban ücret uygulaması ile ilgili bir çalışmanın içinde olduklarını ifade etti. Söz konusu çalışma ÖMK ile ilgili yapılacak değişikliğin içinde yer alacak ve öğretmenlik özel ve kamu fark etmeksizin bir statüde eşitlenecek denildi. Tarih olarak ise Nisan ayı işaret edildi. Bu düzenleme Maliye Bakanlığının kabul etmesi gereken formüllere dayanıyordu.
    2. Bu düzenleme hayata geçmedi. Yüz binlerce öğretmene verilen söz tutulmadı.
    3. Bunun üzerine 26 Mayıs’ta Ankara’ya gelindi. Eğitim nöbeti başladı ve bazı demokratik eylemlerimize polis müdahalesi gerçekleşti.
    4. Devamında patron derneklerinin temsilcileri ile uzun bir süredir olması için çaba gösterdiğimiz görüşmeler gerçekleşti.
    5. Bu görüşmelerde patron dernekleri taban ücret uygulamasına karşı olmadıklarını fakat kamu ile özel arasındaki brüt farkının fazla olduğunu, kendilerinin de maliyette eşitlik istediğini ifade ettiler. Kendilerinden çözüm noktasında önerilerini istedik.
    6. Çözüm odaklı davrandığımızı, talebimizin hayata geçmesi noktasında bazı eşikleri atlaması gerektiğini düşünerek ve dönemin de bazı gerçeklerini hesaba katarak talepte esnedik. Asgari ücretle öğretmen çalıştırmanın önüne geçecek bir yasal düzenlemenin şart olduğunu ifade ettik.

    “TABAN MAAŞ UYGULAMASININ OLMAMASI KÖLELİK İLİŞKİSİ YARATIYOR”

    7. Bakanlık yetkilileri ve milli eğitim komisyonu üyesi milletvekilleri yaptığımız görüşmelerde taban ücret uygulamasının hukuki sınırlar açısından ÖMK’ye dahil edilemeyeceğini ama 5580 sayılı özel öğretim kurumları kanununa dahil edilebileceğini ifade ettiler. Sorunun çözümü noktasında yasal bir düzenlemeyi işaret ettiği için buna da olur yanıtını verdik.
    8. Çağrılmadığımız yerlerde olma isteğimiz ve görüşme çabamız sorunlarımızın çözümü için ne kadar istekli, samimi olduğumuzun karşılığıdır.
    9. Neden taban maaş önemli? Çünkü mayıs ya da haziran aylarında bir sonraki dönem için bize sunulan teklif üzerinde herhangi bir pazarlık ve itiraz hakkımız bulunmuyor. Dayatılan ücreti kabul etmediğimizde bu istifa etmemiz anlamına geliyor. İstifa ettiğimizde geriye dönük biriken haklarımızı kaybediyoruz. Taban maaş uygulamasının olmaması tam anlamı ile kölelik ilişkisi yaratıyor.
    Mayıs ya da haziran aylarında kabul edilmek zorunda olunan aylık ücret yeni eğitim-öğretim döneminin başında, Ekim ayında öğretmenin hesabına yatıyor. Bu, mevcut enflasyon koşullarında anlaşılan ücretin daha da geriye gitmesi, erimesi demek. Asgari ücret üzerinde yıl içinde yapılan değişiklikleri de düşündüğümüzde öğretmenin aldığı maaşın asgari seviyesine ya da onun altına indiğini görüyoruz. Bu bir döngü. Bu duruma son verecek olan yine taban maaş uygulamasıdır.
    10. Çarşamba günü Sayın Kemal Şamlıoğlu ile yaptığımız görüşmede kendisi sendikamıza özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenlerin sorunlarını Bakanlığın çözülmesi gereken temel sorunlardan biri olarak gördüğünü açıklamıştır. Fakat taban maaşa dair bir düzenlemenin ne şekilde yapılacağı ve ne zaman yapılacağı konusunda herhangi bir bilgi vermemiştir. Maalesef görüşme iki gün önce Sayın Tekin ile yaptığımız görüşmedeki ilerlemenin gerisi düşmüştür. Çözüm odaklı, gerçekçi ve koşulları gözeten taleplerimizin yeninden bir muğlaklığa mahkum edilmesi bizler için kabul edilebilir değildir.
    11. Özel öğretim kurumlarında çalışan yüz binlerce emekçi Milli Eğitim Bakanlığından öğretmenliğin itibarı ve güvenceli koşullar için bir hamle beklemektedir. Bu hamle asla biz süreci takip ediyoruz, patronları uyardık şeklinde belirsiz, gözlemi zor, yaptırımı olmayan adımlar değildir. Öğretmenlerin koşullarını değiştirecek, öğretmenleri güvende hissettirecek şey apaçık ortadadır. Asgari ücret düzenini bitmesi ve insanca çalışma koşulları için bize Söz değil yasa lazım!

    Basın açıklamasının ardından sendika üyeleri basın mensuplarının sorularını cevapladı.

    PİRHA/ANKARA

     

  • ADD’den Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin hakkında suç duyurusu

    ADD’den Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin hakkında suç duyurusu

    PİRHA- Atatürkçü Düşünce Derneği, kamuoyuna “Türkiye Yüzyılı Eğitim Modeli” olarak duyurulan yeni müfredat nedeniyle Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin hakkında Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) ‘görevi kötüye kullanma’ ve ‘Anayasa’yı ihlal’ maddelerine dayanarak suç duyurusunda bulundu. ADD Başkanı Hüsnü Bozkurt, yeni müfredat hakkında yürütmenin durdurulması ve iptali için Danıştay’da dava açacaklarını bildirdi. Dernek ayrıca kamu davası açılmasını da talep etti.   

    Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Başkanı Hüsnü Bozkurt, kamuoyuna “Türkiye Yüzyılı Eğitim Modeli” olarak duyurulan yeni müfredat nedeniyle Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin hakkında TCK’nin ‘görevi kötüye kullanma’, ‘Anayasa’yı ihlal’, ‘kanunlara uymamaya tahrik’ maddelerine dayanarak suç duyurusunda bulunduklarını belirtti. Bozkurt, ayrıca yeni müfredat hakkında yürütmenin durdurulması ve iptali için Danıştay’da dava açacaklarını duyurdu.

    “LAİKLİK İLKESİ HİÇE SAYILMIŞTIR”

    Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın ‘Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi’ başlıklı 42. maddesinin 3. fıkrasında; ‘Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz’ denmektedir. Bu sebeple, yeni eğitim modeli açıkça Anayasa’ya aykırılık teşkil etmekdir. Keza, uzmanların yorumlarına göre söz konusu müfredat uluslararası standart ile uyumsuz olup, kullanılan dil ve öngörülen ölüm, darbe ve savaş kavramları üzerinden verilmeye başlanacak olan eğitim pedagojik açıdan çocuğun nitelikli eğitim hakkına aykırılık oluşturmaktadır.

    Bunun yanında, anılan yeni eğitim sistemini hayata geçiren Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Meclis’te yapılan bütçe görüşmeleri sırasındaki konuşmada; ‘Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2023 yılı itibariyle geçerli 2 bin 709 tane protokolümüz var…. Bunların içerisinde sizin ‘tarikat, cemaat’ dediğiniz, bizim ‘STK’ dediğimiz yapılarla toplasanız 10 tane protokolümüz vardır. Ben bu protokollerle bize destek olanlara da teşekkür ediyorum. Onlarla protokol yapmaya da devam edeceğiz’ şeklinde ifadelerde bulunmuş olduğundan, yeni eğitim sisteminin hangi bakış açısından hazırlandığı açıkça ortada olup, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. Maddesinde düzenlenen ve devletin temel niteliklerinden olan Laiklik ilkesi hiçe sayılmıştır.

    “ANAYASAYI İHLAL SUÇU SERBEST HAREKETLİ BİR SUÇTUR”

    Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkaracak nesiller yetiştirme görevi bulunan Milli Eğitim Bakanı, hazırlamış olduğu yeni müfredatla laiklik gibi temel ilkeleri hiçe saydığından Türk Ceza Kanunu’nun 309. Maddesinde yer alan suçu işlemiştir. Anılan maddede; ‘Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar. Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere bu maddede tanımlanan suçların işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur’ düzenlemesine yer verilmiştir.

    Burada, suçun failleri tarafından amaca yönelik yapılan hareketin ayrıca suç teşkil edip etmemesi önemli olmaksızın, amacın ne olduğuna bakılmalıdır. Bu sebeple, Anayasayı ihlal suçu serbest hareketli bir suçtur. Dolayısıyla bu suç hareketin yapılmasıyla tüketilen ani suçlardandır. Şu kadar ki; tıpkı diğer suçlarda ve bu suçlara teşebbüste olduğu gibi, Anayasayı ihlal suçunda da suçun icrasına elverişli hareketlerle başlamak gerekir ki bu suçta hareketin elverişli kabul edilebilmesi için, her şeyden önce cebri olması aranmaktadır. Cebirden kasıt ise maddicebir olabileceği gibi manevi cebrin de söz konusu olabileceğidir.

    “MİLLİ EĞİTİM BAKANI AÇIK ŞEKİLDE GÖREVİN GEREKLERİNE AYKIRI HAREKET EDİYOR”

    Görevleri gereği devletin kamu gücünü elinde bulunduran Bakanın sahip olduğu kamusal güç nedeniyle suçun işlenmesinin kolay olacağı aşikar olduğundan anılan kişi açısından manevi cebrin yeterli olacağı göz önüne alınmalıdır. Keza, anılan suçta anayasayı ihlalden kastedilen sadece cebir ve şiddetle Anayasa’da hüküm altına alınan düzenlemelere aykırı bir hareket olmayıp, anayasal düzene hakim olan ilkelerin ve anayasada yer alan normların yazılı olarak muhafaza edilmesi ancak, fiilen uygulanmasına engel olunması veya işlevsiz kılınmasıdır. Dolayısıyla, yukarıda açıklananlar ile birlikte değerlendirildiğinde, şüpheliler tarafından Anayasa’yı ihlal suçunun işlendiği iddiası soruşturulmalıdır.

    Bunun yanında, Türk Ceza Kanunu’nun ‘Görevi Kötüye Kullanma’ başlıklı 257. maddesinde; ‘Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır’ düzenlemesine yer verilmiştir. Dosya konusu olaylarda, Milli Eğitim Bakanı açık şekilde görevin gereklerine aykırı hareket ettiği veya en hafif haliyle görevinin gereklerini yapmayı ihmal ettiği, dolayısıyla bu açıdan da soruşturma yapılması gerektiği ortadadır.

    Müvekkil Atatürkçü Düşünce Derneği adına suç duyurusunda bulunma zorunluluğu, derneğin tüzüğünde yer alan kuruluş nedeninin verdiği sorumluluktan doğmaktadır. Derneğin Kuruluş Nedeni; ‘Atatürk’ün bedensel varlığının artık aramızda bulunmamasından cesaret alan içteki ve dıştaki kimi olumsuz güçler, O’nun yeni Türk Devletini yaratma doğrultusunda ilk adımı attığı 19 Mayıs 1919’un üzerinden tam 70 yılın geçtiği bu günlerde, Atatürk devrim ve ilkelerine karşı, açık ya da kapalı saldırılarını doruğa ulaştırmış bulunmaktadır. Bundan daha kötüsü, plânlı ve sinsi bir çalışma ile, o devrim ve ilkeleri gelecekte yok etmek çabası içindeler.”

    Açıklamada, savcılık tarafından Bakan Tekin hakkında gerekli soruşturmanın yapılarak, kovuşturma aşamasına geçilmesi için kamu davası açılması talep edildi.

     

     

  • Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’ndan Bakan Tekin’e bol sıfırlı karne!

    Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’ndan Bakan Tekin’e bol sıfırlı karne!

    PİRHA – Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, Eğitim Nöbeti’nin 11. gününde Milli Eğitim Bakanlığı önündeydi. Bakan Yusuf Tekin’e karne veren öğretmenler, ‘Patronların kârını düşünmek’ dersinden 100, diğer derslerden ise 0 notunu düştü.

    “Taban Maaş” talebiyle ayalardır seslerini duyurmaya çalışan Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın birçok ilde sürdürdüğü Eğitim Nöbeti’nde 11. Gün geride kaldı.

    Öğretmenler, Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in göreve gelişinin birinci yıl dönümü nedeniyle bakanlık önünde eylem yaptı.

    Öğretmenlere, Eğitim Sen ve Eğitim İş sendikalarının yöneticileri de destek verdi.

    SIFIRLARLA DOLU KARNE!

    Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın, Yusuf Tekin için hazırladığı karnede şu notlar yer aldı:

    Taban maaşı ÖMK’ye dahil etmek: 0

    Patronlarla görüşmek: 100

    Patronların kârını düşünmek: 100

    Belirli süreli sözleşmeleri kaldırmak: 0

    Öğretmen ataması yapmak: 0

    Öğretmenlerle görüşmek: 0

    Güvenceli iş ortamı sağlamak: 0

    Eğitim İş Kolu kurmak: 0

     

    Karnede yer alan Öğretmen Notu’nda ise şu ifadelere yer verildi:

    “Yusuf Tekin, koltuğunda 1 yılı doldurdun. Bu davranışların devam ederse öğretmenler tarafından iyi hatırlanmayacaksın. Eğer koltuğunda kalmak istiyorsan TABAN MAAŞ dersine iyi çalış!”

    PİRHA/ANKARA

  • Özel Sektör Öğretmenleri hükümete seslendi: İnsanca yaşam koşulları istiyoruz-VİDEO

    Özel Sektör Öğretmenleri hükümete seslendi: İnsanca yaşam koşulları istiyoruz-VİDEO

    PİRHA- Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası temsilcileri ve üyeleri MEB önünde oturma eylemi başlattı. Öğretmenler hükümete seslenerek, “İnsanca yaşam koşulları istiyoruz” dedi. 

    Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, taban maaş ve diğer özlük hakları için kendilerine verilen sözün tutulmadığını belirterek, Meclis Parkın’da ‘eğitim nöbeti’ tutmaya başlamıştı. Özel Sektör Öğretmenlerinin eğitim nöbetleri ülke genelinde devam ediyor. Nöbetin 4. gününde, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası temsilcileri ve üyeleri MEB önünde oturma eylemi başlattı.

    “İNSANCA YAŞAM KOŞULLARI İSTİYORUZ!”

    MEB önünde yapılan oturma eyleminde sendika, haklı taleplerini Milli Eğitim Bakanlığı’nın yerine getirmediğini belirterek, “Öğretmen Meslek Kanunu’nda taban maaş haklarımızın yer almasını istiyoruz. Bizim hakkımızı o kanuna koymazsanız, bileceğiz ki siz bizi asgari ücretle sömürü altında yalnız bırakıyorsunuz. Yusuf Tekin bizim asgari ücret ile çalışmamızı istiyorsa kendisi de bu ücreti almalıdır. Öğretmenler olarak insanca yaşam koşulları istiyoruz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • PSAKD Gençlik Sözcüsü Koçer: Yeni müfredat ile Alevi çocukların problemleri artacak-VİDEO

    PSAKD Gençlik Sözcüsü Koçer: Yeni müfredat ile Alevi çocukların problemleri artacak-VİDEO

    PİRHA- Milli Eğitim Bakanlığı’nın tartışmalara neden olan Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli onaylandı. Yeni müfredata tepkiler gelmeye devam ediyor. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Gençlik Sözcüsü Arif Can Koçer, “Laik, bilimsel eğitimden uzaklaşıp; dini, yerli, milli tabirleriyle bir nesil yetiştirmek istiyorlar. Yeni müfredat ile Alevi çocuklarının problemlerinin daha fazla artacağını düşünüyorum” dedi.

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’nın kabul sürecinden geçen “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”ni onayladı.

    Milli Eğitim Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamaya göre, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” kapsamında Ortaöğretim Genel Müdürlüğünce 9 dersin öğretim programı ile ortak metni, Temel Eğitim Genel Müdürlüğünce 10 dersin öğretim programı, Din Öğretimi Genel Müdürlüğünce 7 dersin öğretim programı 26 Nisan’da kamuoyunun görüş ve önerisine sunuldu. 10 Mayıs’a kadar askıda kalan taslağa bu sürede 67 bin 284 görüş ve öneri iletildi.

    “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” için iletilen görüş ve önerilerin öğretim programlarına yansıtılması için ilgili komisyonlar gerekli tasnif ve değerlendirmeleri yaptıktan sonra yeni müfredat Talim ve Terbiye Kurulu’nun onayına sunuldu.

    Yeni müfredat taslağına öğretmenlerden 38 bin 865 görüş ve öneri gelirken müfredat taslağına katkı sunmak isteyen sivil toplum kuruluşları, eğitim platformları ile eğitimin diğer paydaşları ise 28 bin 419 görüş bildirdi.

    Müfredat için görüş ve önerilerin yüzde 58’i öğretmenlerden, yüzde 42’si ise diğer paydaşlardan geldi.

    Yeni müfredat, gelecek eğitim-öğretim döneminden itibaren okul öncesi, ilkokul 1. sınıf, ortaokul 5. sınıf ve lise 9. sınıftan başlamak üzere kademeli şekilde uygulanacak.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Gençlik Sözcüsü Arif Can Koçer, AKP hükümetinin yeni eğitim müfredatını PİRHA‘ya değerlendirdi. Koçer, Alevi çocuklarının eğitim sistemi içerisinde yaşadıkları sorunlara dikkat çekti.

    “OKULLARI MEDERESEYE ÇEVİRMEK İSTİYORLAR”

    İktidarın yıllardır yaptığı faaliyetler ile eğitimi bilimsellikten uzaklaştırarak, dini temelli bir eğitim modeli oluşturmak istediğine vurgu yapan Arif Can Koçer şunları söyledi:

    “Yüzyıllardır Türkiye Cumhuriyeti’nin güttüğü bir eğitim programı varken, AKP’nin güttüğü bir eğitim programı da var şu an. Geçen sene karşılaştığımız ÇEDES ya da yıllardır mücadele ettiğimiz din derslerinin devamı da bu eğitim programının ne olduğunu gösteriyor. AKP’nin yıllar önce söylediği bir cümle var, o zaman ki Başbakan ‘dindar ve kindar bir nesil yetiştirmek istiyoruz’ demişti. Bunun devamı olan bir müfredat değişikliği ile karşı karşıyayız. Laik, bilimsel eğitimden uzaklaşıp; dini, yerli, milli tabirleriyle bir nesil yetiştirmek istiyorlar.

    Yıllardır değişim sürekli devam ediyor; 4+4+4’ün getirilmesi daha sonra bu eğitim sistemi içerisinde din derslerinin çok daha erken bir yaşa çekilmesi, tarih dersindeki oynamalar, dini ögeler ile tarihi öğelerin birleştirilerek aktarılması, evrim teorisinin derslerden çıkarılması, bugün bunun yerine yaratılış modelinin eklenmesi gibi ilerleyen bir süreç. Zaten külliye kurma hayalleri var. Üniversitelerden külliye diye bahsediyorlar. Bunu yapan bir iktidar doğal olarak bu sürecin devamında da daha da gerici, medreseleşmiş okullara, dini eğitimlerin olduğu yerlere çevirmek isteyeceklerdir.”

    “ALEVİ ÇOCUKLARI ÇOK FAZLA PROBLEM YAŞIYOR”

    Koçer, Alevi çocuklarının çok fazla problem yaşadığını altını çizerek, “Öncelikle bir kendi inancı var ve okulda duyduğu, kendiisne dayatılan bir inanç var. Bununla mücadele ediyoruz. Daha önce çok fazla örneklerini gördük. Okullarda öğrencilere; zorla dua öğretilmek, zorla namaz kıldırılmak istendi. Çocukların okuldan eve döndüklerinde bir ikilemde kaldığı çok açık ortada.  Çocukların kafasında ‘Biz namaz kılmıyoruz, biz Müslüman değil miyiz? Biz Aleviyiz, peki biz neyiz? Biz kötü müyüz?’ gibi soru işaretleri oluşuyor. ÇEDES projesi ile birlikte okullarda dini eğitimi, manevi danışmanlar altında imamları getirmeye çalışıyorlar. Yeni müfredat ile Alevi çocuklarının problemlerinin daha fazla artacağını düşünüyorum” dedi.

    Buse Nehir DEMİR/PİRHA

  • Mersin’de öğretmenler taban maaş hakkı için nöbete başladı- VİDEO

    Mersin’de öğretmenler taban maaş hakkı için nöbete başladı- VİDEO

    PİRHA- Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, taban maaş hakkını geri almak için Mersin’de İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde nöbet eylemi başlattı. Öğretmenler, hakları alınana kadar mücadeleden vazgeçmeyeceklerinin altını çizdi.

    Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Mersin İl Temsilciliği, taban maaş hakları için İl Milli Eğitim Müdürlü önünde nöbet eylemine başladı. Eyleme Eğitim-Sen, İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubeleri ile Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) ve Emek Partisi İl Örgütleri destek verdi.

    Eylemde ‘Eğitim için nöbetteyiz. Ekmek, gelecek ve memleket için emekten yana bir ÖMK istiyoruz. Taban maaşı geri alacağız’ yazılı pankartın açıldığı eylemde “Mücadele dersini öğretmenler verecek”, “Patronlara değil, öğretmene güvence”, “Öğretmenler birlikte güçlü” sloganları atıldı.

    MEB BAKANI YUSUF TEKİN’E İSTİFA ÇAĞRISI

    Nöbet eylemde yapılan basın açıklamasında konuşan Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Mersin İl Temsilcisi Nebil Birtek, 2014 yılına kadar var olan taban maaş yasasını geri getirmeye yetkisi olmadığını söyleyen Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in istifa etmesi gerektiğini dile getirdi. Birtek, Bakan Tekin’e şu soruları yönlendirdi:

    Taban maaş uygulamasının geri gelmesinde engel nedir?

    Kamuda kaç bin öğretmene ihtiyaç vardır?

    Bütçe budur diyerek atama yapmak öğretmeni çaresiz bırakarak özel sektöre yönlendirmek öğretmeni ucuz iş gücüne dönüştürme planının parçası mıdır?

    Ücretli öğretmenliğin varlığı sizi rahatsız etmiyor mu?

    Sadece eğitim baronlarını mutlu eden bir Bakan olmak nasıl bir duygu?

    Yüz binlerce öğretmenin ve toplumun gözünde yalancı olmak sizi rahatsız etmiyor mu?”

    MÜCADELE VURGUSU

    MEB’in hazırladığı ve yakın zamanda Meclis’e gitmesi öngörülen Öğretmenlik Meslek Kanunu’nda özel sektör öğretmenlerinin sorunlarına değinilmediğine dikkat çeken Birtek, “Bizler MEB’in personeliyiz, bizler kamusal bir alanın emektarlarıyız. MEB bizim sorunlarımızı çözmek zorundadır” dedi.

    Birtek, bütün öğretmenleri nöbet eylemine davet ederek mücadele çağrısında bulundu.

    Açıklamanın ardından nöbet, söylenen türkülerin eşliğinde çekilen halaylarla devam etti.

    PİRHA/ MERSİN