Etiket: zaman aşımı

  • Zeynep Altıok: Sivas’ta gerçek sorumlular hiçbir zaman yargılanmadı-VİDEO

    Zeynep Altıok: Sivas’ta gerçek sorumlular hiçbir zaman yargılanmadı-VİDEO

    PİRHA- Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren şair Metin Altıok’un kızı Zeynep Altıok, katliamın 33. yılında PİRHA’ya konuştu. Sivas davasının başından itibaren gerçek sorumluların yargılanmadığını belirten Altıok, cezasızlık politikalarının sistemli şekilde işletildiğini söyledi. İç hukukta yaşanan usulsüzlükleri anlatan Altıok, Anayasa Mahkemesi’nin ailelerin başvurusunu yıllarca gündeme almadığını, buna karşın sanıkların başvurularını hızla değerlendirdiğini belirtti.

    2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta düzenlenen Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli’nin yakılması sonucu çoğunluğu Alevi 33 aydın ve sanatçı ile 2 otel çalışanı yaşamını yitirdi. Katliamda babası şair Metin Altıok’u kaybeden Zeynep Altıok, katliamın 33. yılında dava sürecini, yaşanan ihmalleri ve adalet mücadelesini PİRHA’ya anlattı.

    “SİVAS KATLİAMI’NDA SUÇU OLANLAR GERÇEKTEN SORGULANMADI”

    Sivas Katliamı’nın 33 yıllık dava sürecini değerlendiren Zeynep Altıok, gerçek sorumluların hiçbir zaman yargılanmadığını belirterek şöyle konuştu:

    “Davanın da otuz üç yıllık bir geçmişi var. Ana dava yıllar sürdükten sonra firari sanıklar üzerinden iki ayrı davanın sürecini otuz üç yıl boyunca bugünlere kadar taşıdık. Ancak o sürecin içerisinde zaten tüm yargılama sürecinin en başından itibaren gerçek suçluların, sorumluların, örgütleyenlerin, planlayanların, dahil olanların, katliam sırasında müdahale etmeyen polisin, kolluk kuvvetinin, itfaiyenin, sağlıkçının, yöneticilerinin, sorumlularının, emir verenlerinin dahil olduğu gerçekten bu suçta payı olan hiç kimsenin sorgulanmadığı, sadece eylemciler arasından rastgele yakalanmış bir avuç insanın yargılandığı o ana davanın firarileri üzerinden sürdürmeye gayret ettiğimiz bir dava sürecimiz vardı.”

    “ANAYASA MAHKEMESİ, SİVAS AİLELERİNİN İTİRAZ DİLEKÇESİNİN KAPAĞINI BİLE AÇMADI”

    Firari sanıklar hakkındaki ilk davanın 2012 yılında zaman aşımına uğratıldığını, ikinci davanın da benzer şekilde sonuçlandığını söyleyen Altıok, ailelerin Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvurunun yıllarca bekletildiğini ifade etti.

    “Bu sonuçtan bir iki yıl evvelde de yine hatırlayacaksınız yaşı dolayısıyla aslında elinde benzin bidonuyla insanları tutuşturduğu delillerle, belgelerle sabit olan bir katilin vahşi bir barbarın Cumhurbaşkanı tarafından kişiye özel affıyla karşı karşıya kalmıştık. Ardından ertesi yıl bir kişinin daha salınmasıyla karşı karşıya kalmıştık. Ancak bu yıl ne yazık ki artık tüm hükümlülerin, insanlık suçu işlemiş olan tüm katillerin göstermelik bir hukuk kararıyla serbest bırakılmasıyla karşı karşıya kaldık.

    Burada şöyle çarpıcı bir mesele var. 2012’deki zaman aşımı kararının arkasından biz aileler olarak avukatlarımız aracılığıyla Anayasa Mahkemesi’ne itiraz dilekçemizi vermiştik ve bizim itiraz dilekçemiz bunca senedir hiçbir şekilde gündeme alınmamış, kapağı bile kaldırılmamışken geçtiğimiz yıl aynı Anayasa Mahkemesi’ne serbest bırakılan bu sanıklardan birinin dilekçesi ivedilikle derhal görüşmeye alınarak işte bu tümünün serbest kalmasını sağlayan kararla gündeme geldi. Bunlar iç hukukun son aşamadaki usulsüzlükleri ve hakikaten olmaz denilecek insanlık suçu, zaman aşımı, devlet sırrı gibi kavramların nasıl ideolojik erk lehine eğilip büküldüğünü bize gösteren somut veriler olarak karşımızda duruyor.”

    “AİHM BAŞVURUSUYLA TÜRKİYE’DEKİ ÇARPIKLIĞI DİLE GETİRDİK”

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru sürecini anlatan Zeynep Altıok, Türkiye’de iç hukuk yollarının fiilen tüketilmediğini belirterek şunları söyledi:

    “Bu nedenle bir süredir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi iç hukuk yolları tükenmeden Türkiye’den dosya almamaya başlamıştı. Bizim 2012 yılında verdiğimiz dilekçenin gündeme alınmamasının bir sebebi zaman aşımını ikinci dava lehine yineleyebilmek, o emsali değerlendirebilmek ama daha önemli bir sebebi de iç hukuk yolunu ila nihai tüketmemek ve dolayısıyla da AİHM yolunu bize kapalı tutmak. Ancak geldiğimiz son noktada yaptığımız değerlendirmeler ve çalışmalar, uluslararası emsaller, hatta Türkiye’deki benzer başvurular incelenerek biz de aslında buradaki yanlışlığı, çarpıklığı da dile getirebileceğimiz, iç hukuk yollarının da özellikle tüketilmediğinin, sonuçlandırılmadığının kanıtını gözler önüne sermek istediğimiz bir başvuru çalışması yürüttük ve dilekçemizi avukatımız Günal Kurşun aracılığıyla verdik.”

    “33 YILLIK YARGI SÜRECİNDE SANIKLAR KORUNDU”

    Sivas dosyasında yaşananları bilinçli bir cezasızlık politikası olarak değerlendiren Altıok, katliamın planlı ve örgütlü bir saldırı olduğunu belirterek, 33 yıllık yargı süreci boyunca sanıkların korunduğunu söyledi.

    “Otuz üç yıllık yargı sürecinde sanıkların, hüküm giymeden önce sanık olanların, hüküm giydikten sonra cezalarını çekmek için hapishaneye gönderilmiş olan hükümlülerin korunup kollandığı, onların mağdur olarak iktidar basın organları ya da iktidarın en üst mertebesindeki temsilcileri, milletvekilleri, bakan tarafından korundukları, kayırıldıkları, mağduriyetle bir arada anıldıkları bir söylemle o süreç yönetildi.”

    “BU KATLİAMIN FİKİR BABALARI ÖDÜLLENDİRİLDİ”

    Altıok, katliamın yalnızca sanıkların korunmasıyla sınırlı kalmadığını, sürecin sorumlularının da ödüllendirildiğini belirterek şöyle konuştu:

    “Elbette bu süreç de tıpkı iç hukuk yolunun tüketilmemesini düşünen aklın mahareti gibi aynı maharetle sürüncemede bırakıldı. Buna mukabil sanıkların avukatlarının içinden bir değil; bakanlar, milletvekilleri, baro başkanları, HSK’ya atananlar, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin başkanlığına atananlar, birçok iktidar partisinin üst düzey yöneticiliğine getirilenler oldu.

    Hiçbir zaman soruşturulmayan, yargılanmayan ama bu işin müsebbibi olan, en başında örgütçüsü, fikir sahibi ve gizli temsilcisi olan insanlar da bu ödüllendirmelerden, bu mertebelerden, bu makamlardan faydalandırıldılar. Dolayısıyla elbette tamamına baktığımızda yıllar geçtikçe odalar dolusu dosyayla daha da açmaza sürüklenen, ilgilenilmesi ve yeniden ele alınması güçleştirilen büyük bir kalabalığa terk edilen ama o yıllar içerisinde de bütün o kalabalığın üzerine kalın tozlar yerleştirilen bir süreçle karşı karşıya bırakıldık.”

    “YÜZLEŞME GÖSTERMELİK MEKÂNLARLA GERÇEKLEŞMİYOR”

    Sivas Katliamı’yla yüzleşmenin her şeyden önce adalet mekanizmasının işletilmesi ve sorumluların cezalandırılmasıyla mümkün olacağını belirten Altıok, katliamın arkasındaki siyasal anlayışın iktidarda olmasının gerçek bir yüzleşmenin önünü kapattığını söyledi.

    Katliamın aydınlatılması için yıllardır mücadele eden aileler, Alevi kurumları ve sivil toplum örgütlerinin engellemelerle karşılaştığını ifade eden Altıok, 2 Temmuz anmalarında da tehdit, polis müdahalesi, gaz ve provokasyonlarla karşı karşıya kaldıklarını belirtti.

    Madımak Oteli’nde oluşturulan anı köşesinin gerçek bir yüzleşme örneği olmadığını söyleyen Altıok, şunları kaydetti:

    “Orada katliamı unutturmamak için kurdukları bir kültür merkezi olarak adlandırdıkları yerin anı köşesinde katillerin ismiyle mağdurların ismini yan yana koydular. Buna yaptığımız müdahaleyi, itirazı, hukuk yoluyla açtığımız davayı da hükümsüz bıraktılar. Otuz üç yılın sonunda bir iki yıl evvel sessiz sedasız bir şekilde kaldırdılar. Yüzleşme göstermelik mekânlarla gerçekleşmiyor. Bir ülkede en vahşi suçu işleyen insanlar Cumhurbaşkanı tarafından bizzat meşrulaştırılarak serbest bırakılıyor ve özellikle korunuyorsa o yüzleşme zaten mümkün değildir.”

    “AABF’NİN SANAL MÜZE PROJESİ ÖNEMLİ BİR YÜZLEŞME ÖRNEĞİ”

    Madımak Oteli’nin yerinde gerçek bir anı merkezinin bulunmasının önemli olduğunu vurgulayan Altıok, Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu’nun 30. yıl kapsamında hazırladığı sanal müze çalışmasının önemli bir yüzleşme örneği olduğunu belirtti.

    “Otuzuncu yıl sürecinde Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu tarafından yürütülen, Madımak Oteli’nin sanal müze olarak kurgulandığı proje çok iyi bir yüzleşme örneğidir. Sözlü tarihle tüm belgelerin kayıt altına alındığı, arşivle, yapılan röportajlarla ve sanal müzenin kendisiyle birlikte koca bir projenin ortaya çıktığı bu çalışma yüzleşme projelerinin en doğru örneğidir.”

    “SİVAS’A PİR SULTAN ABDAL HEYKELİ DİKİLMELİ”

    Altıok, katliamın başladığı noktaya yeniden Pir Sultan Abdal heykelinin dikilmesinin de yüzleşmenin önemli adımlarından biri olacağını söyledi.

    “Yoksa Alevilere tanınan kendi köyleri, kendi ilçeleri, kendi bölgesiyle kısıtlanan bir hayat… Pir Sultan Abdal heykelinin yeniden oraya dikilmek yerine Banaz’a gönderilmesi bile bu işin aslında ne kadar yapılmadığını, yapılmak istenmediğini ve yapılmayacağının göstergesi gibidir.”

    O ACIYI HAYATIMIZIN HER GÜNÜ YAŞIYORUZ”

    Katliamın acısının yalnızca 2 Temmuz’da hissedilen bir acı olmadığını dile getiren Altıok, şöyle konuştu:

    “Belki de benim açımdan kimliğim haline gelen, belki de Zeynep Altıok başka biri olacaktı ama bugün bundan ayrı bir hayatı olmayan bir insana dönüşmemi sağlayan belirleyici bir gün. Senede bir kez yaşamadığımız bir acı. Hiç tahmin edilmeyen en sıradan günlük bir anda bile sizi bırakmayan bir belirleyici ya da işte o adalet mücadelesini yürütürken onu hayatımızın içine yedi yirmi dört tüm yaşamınıza sirayet etmiş bir öncelikli gaye olarak her gün yaşadığımız bir süreç.”

    “YILLARA YAYILDIKÇA MÜCADELE HATTINDAN FİRE VERİLDİ”

    Bu mücadelenin yaşamlarının merkezine yerleştiğini söyleyen Altıok, kendisini en çok yaralayan şeyin katliamı gerçekleştirenler değil, yıllar içinde mücadele hattının zayıflaması olduğunu ifade etti.

    “Yıllara yayıldıkça bir bir eksilen, giderek zayıf mücadele hattının omuzdaşlarından verilen fire olduğunu söylemeliyim.”

    2012 yılında verilen zaman aşımı kararının ardından güçlü bir toplumsal tepki oluştuğunu, ancak son davada verilen zaman aşımı kararından sonra bu duyarlılığın ciddi biçimde azaldığını belirten Altıok, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Ana muhalefet partisi, kendi partimin de dahil olduğu tüm muhalif kesimlerin bu konuya duyarsızlığı, bir açıklama yapmaktan, bir tweet atmaktan dahi imtina eder oluşu, bugün AİHM başvurusunu yürüttüğümüz süreçte bunu kendi görünürlüğü için konu etmek isteyen kişilerle karşı karşıya kalmış olmak gibi alt alta koyduğumda, mücadele hattında beraber olduğumuzu düşündüğümüz birçok kişinin aslında hiç de orada olmadığını tekrar tekrar deneyimlemiş olmama rağmen en şiddetli tokadı yediğim yıl olarak duygusal anlamda bu yılın benim için bir milat, başka bir bilinç ayrımına varmak için benzersiz bir deneyim sunduğunu üzülerek belirtmek zorundayım.”

    Semra ACAR / İZMİR

     

     

     

  • ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ davasında zaman aşımı kararı verildi

    ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ davasında zaman aşımı kararı verildi

    PİRHA- Bayrampaşa Cezaevi’nde 19 Aralık 2000’de düzenlenen ve “Hayata Dönüş Operasyonu” olarak anılan saldırıya ilişkin davada mahkeme, zaman aşımı gerekçesiyle tüm sanıklar hakkında düşme kararı verdi.

    İstanbul Bayrampaşa Cezaevi’nde 12 tutsağın yaşamını yitirdiği operasyona dair 194 askerin yargılandığı davanın karar duruşması, Bakırköy Adliyesi 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya sanık avukatlarıyla birlikte müşteki avukatlar da katıldı.

    Mahkeme heyeti, yargılamanın üzerinden 22 yıl 6 ay geçtiğini belirterek, bu süre nedeniyle tüm sanıklar yönünden kamu davasının ayrı ayrı düşürülmesine hükmetti. Kararda, dosya için istinaf yolunun açık olduğu da vurgulandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Sivas Katliam Davası’nda verilen zaman aşımından düşme kararının gerekçesi açıklandı

    Sivas Katliam Davası’nda verilen zaman aşımından düşme kararının gerekçesi açıklandı

    PİRHA-Sivas Katliamı’na ilişkin firari 3 sanığın yargılandığı son davada Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 14 Eylül 2023 tarihinde, davanın düşmesine karar vermişti. Mahkeme kararın gerekçesini açıkladı.

    Madımak Oteli’nde 2 Temmuz 1993’te 33 aydının yakılarak öldürülmesine ilişkin davada mahkeme heyeti davanın düşmesine karar verdi. Savcı, 30 yıllık olağanüstü zaman aşımı süresinin 2 Temmuz’da dolduğunu söyleyerek üç firari sanık hakkında zaman aşımı uygulanarak davanın düşmesini talep etmişti. Sivas Katliamı Davası, 30 yıl sonra zaman aşımı nedeniyle düşmüştü.

    Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinin gerekçeli kararında, sanıkların yargılanmalarının başladığı tarihte üzerlerine atılı 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’ndaki (TCK) “cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs” suçunun, 5237 sayılı TCK’de “anayasayı ihlal” suçuna karşılık geldiği belirtildi.

    765 sayılı TCK’de sanıklara atılı suç için belirlenen 30 yıllık zaman aşımı süresinin 2 Temmuz 2023 itibarıyla dolduğu ifade edildi. Ayrıca, haklarında kaçak kararı verilen sanıklar için yeni TCK’ye göre uzamış zaman aşımı süresinin 45 yıl olduğu, ancak sanıklar lehine olan kanun uygulaması gerektiği, bu nedenle sürenin 30 yıl olduğu ve bu gerekçeyle davanın düşürüldüğü kaydedildi.

    Suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK’de “insanlığa karşı suç” tanımının ve yaptırımının bulunmadığı, bu nedenle hukukun temel ilkeleri gereği sanıkların bu suçtan dolayı cezalandırılamayacağı belirtildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • İHD Mersin Şube Başkanı İnci: Madımak davasında iktidar kendinden olanı korudu- VİDEO

    İHD Mersin Şube Başkanı İnci: Madımak davasında iktidar kendinden olanı korudu- VİDEO

    PİRHA- İHD Mersin Şube Başkanı Gazi İnci, Madımak Katliamı davasının zaman aşımına uğratılmasının politik bir yargılama pratiği olduğuna vurgu yaparak, “Dava, faillerin kaçmasına olanak verecek ve zaman aşımına uğrayacak kadar bilinçli bir şekilde uzatıldı. Politik bir dava olan Madımak Katliamı yargılamasında, iktidar ve devletin kendinden olanı koruduğuna bir kez daha şahit olduk” dedi.

    33 aydın, sanatçı ve yazarın yakılarak katledildiği Madımak Katliamı davası ikinci kez zaman aşımına uğratıldı ve dava düştü. İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şube Başkanı Gazi İnci, devletin ‘kendinden olanları’ koruduğunu ve yargılama sürecinin bilinçli bir şekilde uzatıldığını belirtti.

    “FAİLLERE KAÇACAK FIRSAT VERİLDİ”

    Gazi İnci; Madımak davasında yargılama süresinin, faillerin kaçmasına fırsat verecek kadar uzatıldığına dikkat çekti.

    Faillerin kaçtıktan sonra nerede oldukları bilinmesine rağmen yakalanmalarına yönelik hiçbir sürecin yürütülmediğine işaret eden İnci, “Aslında olay sabit, kimlerin yaptığı biliniyor sadece mahkemeler eylemi hangi kanun maddesine uyduracaklarıyla ilgili topu sürekli birbirlerine atıp, yargıtaya gönderip, oradan bozup tekrar gönderip, 30 yıllık bir süreç harcıyorlar. Bu aslında devlet ve iktidar odaklı suçlarda gördüğümüz bir tablo” dedi.

    “DAVA UZATILARAK CEZASIZLIKLA SONUÇLANDIRILDI”

    İnci, iktidarın yargılama pratiğinin yandaş ve muhalif kesimlerde farklı işlediğini söyleyerek, “Birçok yargılama iktidar odaklıysa bu yargılamaların hepsi uzun sürüyor ve bu kişiler eninde sonunda cezasız kalıyor. Muhalif yargılamalarda ise kısa süre içerisinde oldu bittiye getirilip ceza verme pratiği görüyoruz. Madımak davasında da bu durumu görüyoruz. Normalde kısa bir süre içerisinde karara bağlanması gereken dava uzatılarak cezasızlıkla sonlandırıldı” diye konuştu.

    “MADIMAK POLİTİK BİR KATLİAM”

    Madımak Katliamı’nın özelde Alevi kimliğine karşı bir saldırı olması sebebiyle hem katliamın hem de davanın politik olduğunu dile getiren İnci, “O dönemde sanıkları savunan birçok avukat aynı zamanda dönemin Refah Partisi veya bugünün AKP’si içerinde bir konum elde etmiş insanlar. Bu katliam, sağ siyasetin bahçesinde gerçekleşmiş bir katliam. Toplumsal anlamda tüm etnik köken, inanç, cinsiyetler, cinsel yönelimlere dayatma söz konusu. Kendilerinden olmayan kesimlere karşı baskı ve dayatmayı çok meşru görüyorlar. Gerek iktidar, gerek siyasi, gerekse de yargı anlamında kendilerinden olanları muhafaza ediyorlar. Zaman aşımı da bunun en büyük göstergesi” ifadelerini kullandı.

    TOPLUMSAL MÜCADELE VURGUSU

    Dava, mahkeme tarafından zaman aşımı sebebiyle düşürülmüş olsa da katliamda Hakk’a yürüyenlerin yakınları ve Alevi toplumu için henüz sonlanmış değil.

    Gerekli hukuki mücadelenin sürdürülmesi anlamında özellikle barolara büyük bir görev düştüğünü belirten İnsan Hakları Derneği Mersin Şube Başkanı Gazi İnci, şu ifadeleri kullandı:

    “Bu tarz olayların sadece mağdurlar tarafından sahiplenilmemesi, politik bir baskı oluşturulması, cezaların hakkaniyetli olması açısından çok önemli. Bu meselenin sadece Aleviler ve mağdurlar tarafından sahiplenmesi değil, tüm toplum tarafından sahiplenilmesi adaletin tecelli etmesi için çok önemli. İnsanlığa karşı suçların zaman aşımına uğramaması açısından ciddi bir toplumsal baskı gerekiyor. Bu konuda barolara çok büyük görevler düşüyor. Onlar yargının üç sac ayaklarından biri ve bu konuda diretmeleri, mücadele etmeleri gerekiyor. Halk nezdinde de bu tarz meselelerin kapalı kapılar ardında sahiplenilmesi yetmiyor aynı zamanda dışarıda bunlara karşı ses yükseltilmesi gerekiyor aksi takdirde iktidarın bu tarz pratiklerini daha çok görürüz.”

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

    İLGİLİ HABERLER:

    > Deprem: Unutmayacağız demekle olmuyor, katliamlardan hesap sorulmalı

    > Zaman aşımı kararına Ankara’dan tepki: Er ya da geç hesaplaşacağız

    > Akpınar: Katillerin avukatlığını yapanların zaman aşımı kararı vermesi beklenen bir sonuçtu

    > Arslan: Sivas Katliamı davasının zaman aşımına uğratılması siyasi bir karardır

    > Alevilerden mesaj: Sivas, bizim kalbimizde zaman aşımına uğramadı

    > Madımak davasında ‘zaman aşımı’ kararına karşı mitingler yapılacak!

    > AFA Genel Başkanı Saka: Zaman aşımı kararını kınıyoruz

    > DAD Eş Genel Başkanı Doğan: İnsanlığa karşı işlenen bir suç devlet eliyle aklandı

    >‘Zaman aşımı kararı Alevilere yönelik sistemli saldırıların bir parçasıdır’

  • Deprem: Unutmayacağız demekle olmuyor, katliamlardan hesap sorulmalı- VİDEO

    Deprem: Unutmayacağız demekle olmuyor, katliamlardan hesap sorulmalı- VİDEO

    PİRHA- Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem, Sivas Katliamı davasının zaman aşımına uğratılarak düşürülmesine tepki gösterdi. Deprem, “Öncelikle demokrasi olan ülkelerde toplu katliam davalarında zaman aşımı olmaz. Sivas olsun, Çorum olsun, Maraş olsun, Gazi olsun her ne olursa olsun bu tür toplu katliamlarda zaman aşımının olması kabul edilemez” dedi.

    Sivas Madımak Oteli’nde yakılarak öldürülen 33 insanın katillerinden 3 firari failin yargılandığı dava zaman aşımına uğratıldı. Alevi kurumları ve demokratik kitle örgütleri karara tepki göstermeye devam ediyor.

    Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem, konuya ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “TÜRKİYEDE HER DARBE ÖNCESİ ALEVİ KATLİAMI YAPILIYOR”

    Süleyman Deprem, öncelikle demokrasi olan ülkelerde toplu katliam davalarında zaman aşımı olmaz. Sivas olsun, Çorum olsun, Maraş olsun, Gazi olsun her ne olursa olsun bu tür toplu katliamlarda belirli soykırım projesinin yer yer denenmesidir. Türkiye’de her darbe öncesi bir Alevi katliamı yapılır, onun üzerinden sıkıyönetim ilan edilir ardından darbe yapılır.

    Selçuklu’da dahil Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşundan bu yana hep ötekileri yok etme zihniyeti olduğunu belirten Deprem, “Tekçi zihniyet, Türk Sünni Müslüman da değil şu anda Şiilerin de, Şafilerin de esamesi okunmuyor. Türk Sünni yapılanması üzerinde bir devlet uygulaması var. Bunun içerisinde özellikle Alevilere yönelik topyekûn bir imha projesi var” dedi.

    Cezaevlerinde ölüm döşeğinde binlerce insanın olduğunu ifade eden Deprem,  “Cezasını bitirmiş ancak infazı yakılan bir çok insan varken sen nasıl Sivas’ta 33 kişiyi yakan aşağılık mahlûkları çıkarıp tahliye edersin” diye sordu.

    Burada yaşananlardan dolayı sadece iktidarın suçlu olmadığını belirten Deprem, “Burada suç iktidarın değil, suç bizim. Biz buna göz yumduğumuz ölçüde yarın evlerimize de girerler, gasp ederler yarın bizi topyekûn sokak ortasında da katlederler” diye konuştu.

    “UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ SLOGANLARI YETERLİ DEĞİL, HESAP SORMAK LAZIM”

    “Unutmadık unutturmayacağız” sloganlarıyla bu işin kotarılamayacağını söyleyen Deprem, şunları kaydetti:

    ”Maraş Katliamı’nı yıl dönümünde 40 tane Alevi örgütü 50 kişiyle geldi. Her birinin bünyesinde 1000 kişi varken 50 kişiyle gelip Yörük Selim’de unutmadık unutturmayacağız demekle olmuyor. Sen Maraş’a 100.000 kişiyi indirebiliyor musun? Ondan sonra kalkıyorsun Yörük Selim halkı bize katılmıyor diyorsun. 365 günün 364 günü yoksun. Ama Yörükselim Mahallesi’ndekiler Maraş’taki faşistlerle yan yana yaşıyor. Ama sen 365 günün bir gününde 20 Aralık’ta geliyorsun unutmadık unutturmadık, diyorsun. Artık yeter bizim de buna karnımız tok. Neyi unutmadınız da neyi unutturmuyorsunuz” ifadelerini kullandı.

    Son dönemlerde kapı işaretlemelerine dikkat çeken Deprem, “Kapılarınızı işaretleyen kaç kişinin yolunu kesip, ‘gel bakalım kapı öyle işaretlenmez böyle işaretlenir’ diye dersini verecek 3 tane yiğit yok muydu? Sivas’ta ozanlarımızı, pirlerimizi, yazarlarımızı yakan, elini kolunu sallayarak Türkiye sınırları içerisinde serbest yaşayıp mal mülk sahibi olan adam yaşarken, bunu piyasaya süren devletten kalkıyorsun sen bunu yargıla diyorsun” dedi.

    “KATİLLERİ NİYE YARGILASIN Kİ, YAPTIRANLAR  KENDİLERİ”

    “Alevilere dönük katliamları devletin kendisi yaptırıyor” diyen Süleyman Deprem, “Niye bunu yapanı yargılasın ki? Zaten planında projesinde bizi yok etme var. Sen yargılayacaksın, ben yargılayacağım, biz yargılayacağız. Bu olmadığı sürece hiç kimse kusura bakmasın, hiç kimse Alevilikten konuşmasın, hiç kimse yiğitlik de yapmasın” diyerek tepki gösterdi.

    Sivas Katliamı’nı yapan düzenleyen o insanları öldüren sanıkların adresleri yerleri isimleri bilindiği halde neden bir şey yapılmadığına da tepki gösteren Deprem, “Katiller Avrupa’ya kaçmış ama Avrupa’daki Alevilerin çoğu da biliyordu bunların kim olduğunu, nerede olduğunu. Şimdi kalkıp Sivas’ı unutmayacağız, unutturmayacağız, diyorsun. Bol keseden slogan atanlara sormak isterim. Siz bu insanları tanıyorsunuz. Avrupa’da ne yaptınız?” diye sordu.

    “HERKES ÖZÜNÜ DARA ÇEKMELİ”

    Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem, “Herkes özünü dara çekmeli” diyerek, şöyle devam etti:

    “Bugüne kadar neden yapılması gerekenler yapılmadı, neden, niçin yapılmadı? Bundan sonra Aleviler ne yapmalı? Bu dava 30 yıldan fazla sürdü. Unutmadık unutturmayacağız, diye diye kendimizi avuttuk.”

    Aleviler topyekûn ima ile karşı karşıya olduğuna dikkat çeken deprem, “Bu bir varsayım değil, bu sırf konuşmuş olmak için konuşma değil, bu yılların projesidir. Ermeni Soykırımı’nın yeni bir projeyle Alevilere uygulanmasının hazırlığı yapılmaktadır. Aleviler kendilerini sorgulamak zorundadır. Bu iş, birlikten, bu iş mücadeleden geçer” diye belirtti.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • ‘Zamanaşımı inkar politikasına dayanıyor’

    ‘Zamanaşımı inkar politikasına dayanıyor’

    PİRHA – Hakikat ve Adalet Merkezi, “Zamansız Suçların Zamanaşımı olmaz” başlıklı sempozyum düzenledi. Zaman aşımının inkar olduğuna vurgu yapılan sempozyumda devletin sorumluluklarını yerine getirmediği de ifade edildi.

    Hakikat ve Adalet Merkezi, “Zamansız Suçların Zamanaşımı Olmaz” başlıklı sempozyumu Anarad Kültür binasında düzenlendi.

    “Hukuki siyasi ve tarihsel bağlam” başlığıyla yapılan ilk oturumuda Türkiye İnsan Hakları Davalarına Destek Projesi (TLSP) üyesi Saniye Karakaş, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) üyesi Serdar Tekin ve Goldmist University Of London öğretim görevlisi Yeşim Yaprak Yıldız ile Avukat Hülya Dinçer konuşmacı olarak yer aldı.

    “YARGI, DAVALARI BİLEREK ZAMAN AŞIMINA UĞRATIYOR”

    İlk oturumda söz alan Hülya Dinçer, Türkiye tarihinde süreklileşen katliamlara vurgu yaparak, faillerin cezasız kaldığına işaret etti. Bu cezasızlığın hukuki taktiklerle yapıldığını belirten Dinçer, “Türkiye’de cezasızlık politikası artık kurumsallaştı. Özellikle yargı, çoğu davayı bilerek zaman aşımını uğratıyor. Madımak Katliamı bunun en büyük örneğidir. Yargı, yaşanan bu katliamları izliyor. Türkiye buna rağmen taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri hiçe sayıyor. Türkiye taraf olduğu bu sözleşmelere uyması gerekirken, bu cezasızlık politikası 1980’den beri sürüyor. Türkiye’de hukukun işlenmesi için mücadele edilmesi gerekir. Adalet mücadelesini hukukla sınırlamak doğru değil. Yeni müdahale tarzları geliştirmeli ve ona göre yol alınmalı” diye konuştu.

    “ÇARESİZLİK, DIŞLANMIŞLIK, HAYAL KIRIKLIĞI”

    Cezasızlık politikasının mağdurlar üzerinde yarattığı etkiye dair konuşan TLSP üyesi Saniye Karakaş da, cezasızlık kültürünün başka ülkelerde mağdurlar üzerinde psikolojik sorunlara yol açtığını ifade etti. Karakaş, şu konuşmayı yaptı:

    “Şili’de yapılan araştırmada devlet tarafından kaybedilmesi mağdurlar üzerinde korku, tiksinti ve terk edilmişlik gözlenmiyor. Yugoslavya’da yapılan araştırmada ise öfke, kızgınlık, intikam gibi sorunlar gözlemleniyor. Türkiye’de çaresizlik, dışlanmışlık, hayal kırıklığı olarak saptanmıştır. Bu bize, hukuka güveninin kalamadığını gösteriyor. Türkiye’de hakim ve savcılar, yaşanan katliamlara ve failler yönünde hareket etmesi, mağdurların kendilerine ayrımcılık yapıldığını düşünüyor.”

    “ZAMANAŞIMI BİR İNKAR POLİTİKASINA DAYANIYOR”

    Yeşim Yaprak Yıldız ise ulus devlet tarihinin kahramanlık dolu yanlarının anlatıldığını belirterek, yaşanan katliamların üzerini örtmek için böyle bir gerekçenin yaratıldığına dikkat çekti. Yıldız devamla, “Bunun altında yatan birçok katliamların olduğunu biliyoruz. Kürtlere yönelik yapılan katliamlarda bunun en bariz örnekleridir. Örneğin Dersim Katliamı bunun bir gerçeğidir. Devlet bunu terörle mücadele adı altında meşrulaştırıyor. Zamanaşımı bir inkar politikasına dayanıyor” diye belirtti.

    CEZASIZLIĞA KARŞI MÜCADELE

    Sempozyumun “Cezasızlığa karşı mücadele: Uluslararası Örnekler” başlıklı ikinci oturumunda Hukuk ve Sosyal Çalışmalar Merkezi (CELS) Direktörü Marcela Perelman, Tarihin Belleğin Kurtarılması Derneği (ARMH) Başkanı Emilio Silva ve avukat David Roberts yer aldı.

    ARMH Derneği Başkanı Emilio Silva, yaptığı konuşmada 1938’de Pedro Franko döneminde dedesinin katledildiğini belirterek, dedesini bulmak için bu süreci giriştiğini anlattı. 20 yıllık araştırmalar sonucunda binlerce toplu mezar bulduklarını belirten Silva,“Bulunan sonuçlarla mahkemelere başvurduk. Askeri dönemde işlenen suçlara karşı mahkemeler af yasasının olduğunu söylediler. İspanya adaleti bunları ortaya çıkarmıyordu, mücadelemiz sonucunda bunları topluma duyurduk. Diktatör Pedro Franko’nun yaptıklarına ayna tutuyoruz. Faillerin yargılanması için buradaki yargı sürekli cezasızlık kararı veriyor. İspanya mahkemeleri Franko için dava açmıyor. Biz buna ilişkin davaları Arjantin’de açtık. İspanya’nın, katliamların üzerini örtmek için binlerce girişimi oldu. Şuan ki mevcut hükümet, yapılanları hiçbir şekilde kabul etmiyor. Fakat biz bu durumu değiştirdik diyebilirim. Artık çoğu kamu kurumunda bu sessizliği yıktık. Artık insanlar bu konuda bilgi sahibi” diye belirtti.

    TÜRKİYE’DEN MÜCADELE DENEYİMLERİ

    Sempozyumun son oturumu olan “Türkiye’den Mücadele Deneyimleri, Direnç ve Dönüşüm” başlıklı üçüncü oturumunda konuşmacı olarak Yeni Yaşam Gazetesi Köşe Yazarı Dicle Anter, Hakkari İnsan Hakları Derneği (İHD) Şube yöneticisi Eren Baskın, İnsan Hakları Derneği (İHD) üyesi Sebla Arcan, Şehriban Metin, Abdulaziz Altınkaynak ve Şiyar Kamaz yer aldı.

    Musa Anter’in oğlu Dicle Anter, babası Musa Anter’in davasının zaman aşımına uğradığını belirterek, cezasızlık politikasına dikkat çekti. Babası ile yaşadığı anılara değinen Anter, “Babamın bir gazetede çıkan fotoğrafını hiç unutamadım. ‘Musa Anter ve arkadaşları idamla yargılanıyor’ unutamadığım anlardan bir tanesi. Babamla son anım babama yurtdışından makale gönderdim. Babamla birlikte çalışmak için fakat o gün onu katlettiler” dedi.

    “DARBE KOŞULLARINDA YAŞIYORUZ”

    İHD Üyesi Sebla Arcan ise, 30 yıllık İHD mücadelesinde 800 kişinin hikayesini bildiğine yer verdi. Arcan devamla şöyle konuştu:

    “Cumartesi Anneleri toplumsal harekete geçmediği için toplumsal bir talep dönüşmüyor. Biz hala darbe koşullarında yaşıyoruz. Toplumun bunu talep etmesi gerekir. Yani hakikati toplumsal bir eyleme dönüştürmeliyiz. Çünkü bu insanlar yakınlarını kaybettiler. Yakınlarını bulmak istiyor. Bir inkar ve cezasızlık durumu var. Cumartesi Annelerinin cezasızlığa karşı bir adalet arayışı var. Bu devletin meşrutiyetini sarsıyor.”

    Kaynak: MA

  • Arslan: Sivas Katliamı davasının zaman aşımına uğratılması siyasi bir karardır-VİDEO

    Arslan: Sivas Katliamı davasının zaman aşımına uğratılması siyasi bir karardır-VİDEO

    PİRHA-Sivas Katliamı davasının zaman aşımına uğratılarak düşürülmesine tepki gösteren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Altınova Şube Başkanı Akdeniz Bölge Sorumlusu Adnan Arslan, “Bunun da siyasi bir karar olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle de bu kararı tanımıyoruz. Götürebildiğimiz yere kadar götüreceğiz” dedi.

    Sivas Madımak Oteli’nde 2 Temmuz 1993’te 33 aydının yakılarak öldürülmesine ilişkin davada mahkeme heyeti davanın düşmesine karar verdi.

    Alevi kurumları, siyasi partiler, milletvekilleri ve hak savunucuları başta olmak üzere toplumun büyük bir kesiminden karara ilişkin tepkiler yükseliyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Altınova Şube Başkanı Akdeniz Bölge Sorumlusu Adnan Arslan, konuya dair PİRHA’ya konuştu.

    “DAVAYI, ZAMAN AŞIMINA UĞRASIN DİYE BİLİNÇLİ OLARAK UZATTILAR

    Davanın zaman aşımına uğraması için bilinçli bir şekilde uzatıldığını söyleyen Arslan, “Davayı bilinçli bir şekilde uzatarak 30 yıla getirdiler, zaman aşımından dolayı düşürdüler. Zaten daha önce de bugünün Cumhurbaşkanı o dönemin Başbakanı 2012 yılında yaptığı konuşmada ‘ülkemize hayırlı olsun’ demişti. O yetmedi, suçu işleyen insanları affettiler” şeklinde ifade etti.

    Kırmızı bültenle aranan katilin emniyette 100 metre mesafede oturmasına rağmen bulunamadığını, öldükten sonra açığa çıktığını hatırlatan Arslan, ”Bunlar planlı yapılan şeylerdir. Biz zaman aşımını asla ve asla tanımıyoruz. Bunun arkasında duracağız. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak gidebileceğimiz yere kadar gideceğiz” dedi.

    “ZAMAN AŞIMINI KARARI SİYASİ BİR KARARDIR”

    Davayı Anayasa Mahkemesi’ne, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götürmekte kararlıyız diyen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Altınova Şube Başkanı Akdeniz Bölge Sorumlusu Adnan Arslan konuşmasını şu cümlelerle sonlandırdı:

    “Çünkü bu dava çok önemli bir davadır, bir insanlık suçu işlenmiştir. Gencecik çocuklar, aydınlar, yazarlar, katledilmiş, diri diri yakılmıştır. Onun için zaman aşımını asla kabul etmiyoruz. Bunun siyasi bir karar olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle de bu karar tanımıyoruz. Bunu da götürebildiğimiz yere kadar götüreceğiz, mücadelesini vereceğiz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • ‘Zaman aşımı kararı Alevilere yönelik sistemli saldırıların bir parçasıdır’- VİDEO

    ‘Zaman aşımı kararı Alevilere yönelik sistemli saldırıların bir parçasıdır’- VİDEO

    PİRHA- Sivas Katliamı davasının zaman aşımına uğratılmasına ilişkin konuşan Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili Avukat Ali Bozan, verilen kararla Alevilerin kendi inançlarını diledikleri şekilde bu coğrafyada yaşayamayacaklarının bir mesajı verildiğini ifade ederek, “Zaman aşımı esasen bu ülkede yaşayan Alevilere yönelik sistemli saldırıların bir parçasıdır” dedi. 

    Sivas’taki Madımak Oteli’nde 33 aydının yakılarak katledilmelerinin üzerinden 30 yıl geçti. 30 yıldır insanlık suçuna karşı işlenmiş katliam davasında mahkeme heyeti firari sanıklar Eren Ceylan, Murat Karataş ve Murat Sonkur yönünden zaman aşımı gerekçesiyle davanın düşürülmesine karar verdi.

    Karara tepkiler çığ gibi büyürken Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili Avukat Ali Bozan, zaman aşımı kararını PİRHA’ya değerlendirdi.

    “CUMHURBAŞKANI’NIN KARARI MAHKEME ÜZERİNDE BASKI KURDU”

    Ali Bozan, 30 yıllık dava aşamasında yaşananlara bakıldığında Alevilere yönelik saldırıların yargılama aşamasında da sürdürüldüğünü belirtti.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Madımak Katliamı hükümlüsü Hayrettin Gül’ün kalan cezasını ‘hastalık’ gerekçesiyle kaldırmasını hatırlatan Bozan, “Hasta tutsaklar cezaevinde yaşamlarını yitiriyoırke Madımak Katliamı hükümlüsü Hayrettin Gül adeta bilinçli bir şekilde davada zaman aşımı kararı verilecek tarihlere denk getirilecek bir şekilde Cumhurbaşkanı tarafından affedildi ve serbest bırakıldı. Bu kararla mahkemeye bir mesaj verildi. Mahkeme üzerinde doğrudan bir baskı kurdu. Ben Madımak hükümlüsünü serbest bırakıyorum sizler de artık bu davayı kapatın mesajı verdi” dedi.

    “ALEVİLERİN BU ZİHNİYET KARŞISINDA MÜCADELE ETMESİ ŞART”

    Sivas Katliamı davasının sıradan bir dava olmadığını vurgulayan Ali Bozan, bundan sonra hukuki açıdan gereken itirazların yapılması gerektiğine dikkat çekti.

    Madımak Katliamı’nda hakikatlerin ortaya çıkması niçin sadece hukuki mücadele vermenin yeterli olmayacağını söyleyen Bozan, mücadele vurgusu yaparak şunları dile getirdi:

    “Madımak’taki ateş 30 yıldır yanıyor ve yanmaya da devam edecek. Ancak Madımak Katliamı gerçek anlamda aydınlatılırsa, bu katliamda parmağı olan herkes yargılanırsa ancak o zaman Madımak’ta yanan ateş bir nebze azalabilir. Bu anlamda sadece hukuki mücadele yetmez, Alevilerin bu zihniyete karşı mücadele etmesi, seslerini daha yüksek çıkartması gerekiyor.”

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

    İLGİLİ HABERLERİ

    >Sivas Katliamı Davası’nda utanç karar: Katliam zaman aşımına uğratıldı- VİDEO

    >Sivas Katliamı Davası kararına tepki: Bu davayı mahşere bırakmayacağız- VİDEO

     

  • Karakaya: Derin devletin yapabileceklerini öngörmemiş olmak Aleviler açısından bir zaaftı – VİDEO

    Karakaya: Derin devletin yapabileceklerini öngörmemiş olmak Aleviler açısından bir zaaftı – VİDEO

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya, Madımak Katliamı Davası’nda verilen zaman aşımı kararını aradan geçen 30 yılı da ele alarak değerlendirdi. Karakaya, “Dava asla sahipsiz değildir. Bu davanın mahşere kalmaması önemlidir. Hesap sormak lazım. Bu hesap da ancak siyasal anlamda sorulabilir. Bu sonuç bizi şaşırtmadı ama Türkiye açısından baktığımızda büyük bir utanç ve büyük bir yüz karasıydı” dedi.

    Madımak Oteli’nde 2 Temmuz 1993’te 33 aydının yakılarak öldürülmesine ilişkin davada mahkeme heyeti davanın düşmesine karar verdi. Savcı, 30 yıllık olağanüstü zaman aşımı süresinin 2 Temmuz’da dolduğunu söyleyerek üç firari sanık hakkında zaman aşımı uygulanarak davanın düşmesini talep etmişti.

    Alevi kurumları, siyasi partiler, milletvekilleri ve hak savunucuları başta olmak üzere toplumun büyük bir kesiminden karara ilişkin tepkiler yükseliyor.

    Aradan geçen 30 yılı da ele alarak Madımak Katliamı Davası’na adaletin neden uğramadığını, Madımak Katliamı Davası’nın yeterince sahiplenilip sahiplenilmediğini Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya‘ya sorduk.

    “93 KONSEPTİNİ İYİ ALGILAMAK LAZIM”

    “93 konseptini, Türkiye’nin o dönemdeki siyasal sürecini iyi algılamak lazım” diye konuşan Karakaya, Sivas Katliamı’nın yaşandığı 2 Temmuz 1993 tarihini konjonktürel açıdan ele alarak şu değerlendirmeyi yaptı:
    “Sivas’ta derin devletin yapabileceklerini öngörmemiş olmak Aleviler açısından bir zaaftı. Alevilerin kendileri açısından güvenini sağlamadığı hiçbir şeye güven duymamaları gerektiğini artık tarihsel olarak görmeleri gerekir. 30 yıl boyunca biz mahkemenin her safhasında yargılanan katillerin dahi mahkemeyi izleyen bütün izleyicilere aileler de dahil ya hakaret ettiklerini ya da saldırdıklarını gördük. Mahkeme de buna göz yumdu.”

    “ASİMİLASYON POLİTİKALARINA KARŞI GELMİYORSANIZ YAZIK EDERSİNİZ”

    Sivas Katliamı’nın ardından geçen 30 yılda devletin Alevileri kendi içinde ayrıştırarak birbirleriyle çatışma noktasına getirdiğini söyleyen Karakaya, “O dönemden sonra da Aleviler, bir taraftan örgütlendiler ama bir taraftan da devlet destekli olarak kendi içlerinde çatışma ve tartışma sürecine de girdiler” dedi.

    Sürecin hala devam ettiğini dile getiren Karakaya, “Çünkü devlet son dönemde yaptığı bütün uygulamalarla Alevileri bir arada olmaya, Alevileri tek örgütlenmeye ve kendi anayasal hakları olan demokratik örgütlenmelere gidişine mani olmak için her türlü oyunu hemen hemen sergilemek durumunda kalıyor. Bu açıdan 93 konseptinden sonra Alevi örgütlenmesi çok değerlidir. Bugün bütün dünyada artık Aleviler örgütlüdür.”

    “BÜTÜN MAHKEMELER TEK ADAM REJİMİNİN EGEMENLİĞİ ALTINDA”

    Karakaya, adaletin Madımak Katliamı Davasına neden uğramadığını ise şöyle açıkladı:
    “Aslında yeni bir dönem başladı. AKP’nin özellikle kendi hukuku şuan da gündemde dolayısıyla hiçbir mahkeme bağımsız değil. Madımak ile ilgili son davaya girdiğimizde de zaman aşımı kararı çok önceden verilmişti. Yazılı olarak karar zaten ellerindeydi. Avukat arkadaşlarımız çok iyi bir savunma verdiler ama bu savunmanın hiçbirinin orada bir etki yaratma şansı yoktu. Bugün baktığınızda bütün mahkemeler AYM’de dahil olmak üzere artık hepsi tek adam rejiminin egemenliği altında. Dolayısıyla şuan Türkiye’de hukuk devletinden bahsetmek mümkün değildir.”

    “BU DAVA SAHİPSİZ DEĞİLDİR MÜCADELEMİZ SÜRECEK”

    Karakaya, Madımak Katliamı Davası’nın sahipsiz kalmadığını da belirterek mücadele vurgusunu şöyle dile getirdi:
    “Sahipsiz kalmadı ama Türkiye’deki hukuk sisteminden kaynaklı olarak farklı bir sonuç beklemek de mümkün değil. Yoksa bu davanın uluslararası mahkeme boyutu var onu takip etmek lazım. Dava asla sahipsiz değildir. Bu davanın mahşere kalmaması önemlidir. Hesap sormak lazım. Bu hesap da ancak siyasal anlamda sorulabilir. Bu sonuç bizi şaşırtmadı ama Türkiye açısından baktığımızda büyük bir utanç ve büyük bir yüz karasıydı. Bu dava sahipsiz değildir mücadelemiz sürecek bunu bilmek lazım.”

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLERİ

    >Sivas Katliamı Davası’nda utanç karar: Katliam zaman aşımına uğratıldı- VİDEO

    >Sivas Katliamı Davası kararına tepki: Bu davayı mahşere bırakmayacağız- VİDEO

  • Erdoğan: Katliamların tekrarlanmaması için davanın takipçisi olacağız-VİDEO

    Erdoğan: Katliamların tekrarlanmaması için davanın takipçisi olacağız-VİDEO

    PİRHA – Sivas Katliamı davasının zaman aşımına uğratılarak düşürülmesine tepki gösteren Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şubesi Başkanı Nurettin Erdoğan, “Bu karar tüm insanların vicdanında kara bir leke olarak sunulmuştur. Çünkü insanlık suçu affedilecek bir suç değildir” dedi.

    Sivas Madımak Oteli’nde 2 Temmuz 1993’te 33 aydının yakılarak öldürülmesine ilişkin davada mahkeme heyeti davanın düşmesine karar verdi.

    Alevi kurumları, siyasi partiler, milletvekilleri ve hak savunucuları başta olmak üzere toplumun büyük bir kesiminden karara ilişkin tepkiler yükseliyor.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şubesi Başkanı Nurettin Erdoğan, konuya ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “SİVAS MADIMAK KATLİAM DAVASI TEK ADAMIN TALİMATIYLA ZAMAN AŞIMINA UĞRATILDI”

    Son zamanlarda gerçekleşen bir insanlık dramına, bir insanlık suçuna karşı mahkemenin vermiş olduğu kararın insanların vicdanlarında çok büyük yaralar açtığını belirten Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şubesi Başkanı Nurettin Erdoğan, “Sivas davasının 30 yılını tamamlamasından dolayı görülen davanın mahkeme heyetinin kendi görüşleri doğrusunda vermiş olduğu bir karar değil, tek adamın ağzından çıkan bir talimatla davanın zaman aşımına uğratılmasına karar verilmiştir” dedi.

    Bu kararın tüm Alevi canların, ilerici, aydın düşünceye sahip tüm insanların vicdanında kara bir leke olarak kalacağını ifade eden Erdoğan, “İnsanlık katliamında, insanlık dramında zaman aşımının olmayacağını bütün nesille bilir ve böyle kabul eder. Çünkü insanlık suçu affedilecek bir suç değildir” diye konuştu.

     “FAİLLER BELLİ OLDUĞU HALDE MAHKEMEYİ SONUÇLANDIRMAK İÇİN TÜRKİYE’YE GETİRİLMEDİ”

    Sivas Katliamı sanıklarının failleri belli olduğu halde aranan sanıkların mahkemede olmayışından dolayı davanın ileri tarihlere ertelenmesi ve yurt dışından talep edilen sanıkların Türkiye’de idam var gerekçesiyle iade edilmemesinin anlaşılır bir durum olmadığını ifade eden Erdoğan, “Türkiye’de idam yasasını kalkmasından sonra tekrar taleplerin yerine getirilmesi gerekiyordu. Sanıkların iade talepleri yurt dışında ve özellikle Almanya’da olan sanıkların hiç birisinin iadelerini söz konusu olmadı” şeklinde ifade etti.

    SANIKLARI İADE ETMEYEN ALMANYA’NIN DA BU İŞİN İÇİNDE ELİ OLABİİLİR”

    Erdoğan, “Burada insan aklına bir düşünce, bir soru işareti geliyor Almanya’nın da acaba bu işin içinde bir parmağı mı var? Hitler döneminde yaşananlardan dolayı, bunlarla yüzleşip hesaplaşmış bir devlet, ama Sivas Madımak Katliamı sanıklarını iade etme konusuna vurdumduymaz bir şekilde iadelerini yapmıyor” diye konuştu.

    “İnsanlık dramını, bir katliamın failler de belli olduğu halde yürütülen davanın 30 yıl sürmemesi gerekirdi” diyen Erdoğan, “Adil ve adaletli bir ülkede adalet kendi mekanizmalarını iyi çalıştırabiliyorsa, orada vicdana sahip insanlar oturuyorsa, bu mahkemelerin bu olayları bir an önce karara bağlayıp, failleri cezalandırması gerekirdi. Cezalandırılmalı ki ileriki dönemlerde bir daha bu tür katliamlara maruz kalmayalım. Bunun örneği geçmişte Maraş’ta ve Çorum’da yaşandı. Maraş ve Çorum katliamlarının sonuçları ve failleri cezalandırılmadı, bunlar da süreç içerisinde zaman aşımına uğradı” dedi.

    “SONUNA KADAR BU DAVANIN TAKİPCİSİ OLACAĞIZ”

    Biz bu davanın sonuna kadar takipçisi olacağız diyerek dayanışma ve mücadeleye vurgu yapan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şubesi Başkanı Nurettin Erdoğan, konuşmasını şu cümlelerle sonlandırdı:

    “Alevi örgütleri olarak insanlık suçuna karşı mücadele veren tüm örgütlerle, tüm yapılarla birlikte mücadele vereceğiz. Gelecek nesillerin benzer katliama maruz kalmaması için biz mücadelemizi sürdüreceğiz, bunun takipçisi olacağız. İnsanlık suçu işleyen herkesi de buradan lanetliyorum.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

  • ‘Madımak’ın zaman aşımı kararı siyasidir; AKP ve Erdoğan bu davada taraftır’-VİDEO

    ‘Madımak’ın zaman aşımı kararı siyasidir; AKP ve Erdoğan bu davada taraftır’-VİDEO

    PİRHA- PSAKD Genel Merkez Hukuk Sekreteri Avukat Cafer Koluman, Madımak davasında uygulanan zaman aşımı kararının siyasi erkten bağımsız olmadığını belirterek, “Biz Aleviler ve kurumları olarak bu kararı tanımadığımızı, siyaseti erkten bağımsız verilen bir karar olmadığını ifade ederek yasal her yolu kullanacağız. Bu karardan sonra ülkede yargı sisteminden bir beklentimiz olmadığını ifade etmek isterim. Son süreç ise davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıyacağız” dedi.

    33 aydın, sanatçı ve yazarın yakılarak katledildiği Sivas Katliamına ilişkin firari üç sanık hakkında süren davanın duruşmasında savcı, zamanaşımı uygulanarak davanın düşmesini talep etti. Mahkeme heyeti, davanın düşmesine hükmetti.

    Madımak Katliamının firari sanıkları Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş’ın yargılandığı davanın son duruşması zamanaşımı gündemiyle Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmüş, esas hakkındaki mütalaasını açıklayan savcı, kaçaklık durumunun zamanaşımı süresini etkilemeyeceğini ileri sürdü ve üç firari sanık hakkında zamanaşımı uygulanarak davanın düşmesini talep etmişti.

    Savcının mütalaasının ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti,  firari sanıklar Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş yönünden zamanaşımı gerekçesiyle davanın düşürülmesine hükmetmişti.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkez Hukuk Sekreteri Avukat Cafer Koluman, 2019 yılında Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen ‘kaçak sayılma’ kararının zaman aşımını durduran bir yerde durmasına rağmen; yine aynı mahkemenin bu kararı yok sayarak zaman aşımı kararı vermesinin ülke tarihinde kara bir leke olarak durduğuna işaret etti.

    TCK 66’ncı maddesinin ağırlaştırılmış müebbet cezalarında zaman aşımı süresi 30 yıl olarak belirttiğini söyleyen Koluman, üç firari sanığın 35 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanmasından kaynaklı zaman aşımı sürecinin yasalarda 1050 yıla tekabül ettiğine dikkat çekti.

    30 YILDIR FAİLLER KORUNUYOR

    30 yıldır devam eden Madımak davasının tüm süreçlerinde katliamcıların korunduğu bir yargılamanın yapıldığını söyleyen Koluman, “Madımak Katliamı insanlığa karşı işlenen bir suçtur. Bu devlet adına büyük bir kara lekedir ve toplumun hafızasında büyük yaralar bırakmıştır. Başından beri adil yargılama ilkesi ihlal edilerek, katliamcılar korunarak bir süreç başlatılmıştır. Yargılama sonucunda 33 kişi idam cezasına çarptırılmış, 15 kişi ise cezalara mahkum edilmiştir. 2004 yılında Avrupa Birliği uyum yasaları kapsamında idam cezaları birden fazla kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edilmişlerdir. Kırmızı bültenle aranan Cafer Erçakmak katliamın olduğu yerin 500 metre ilerisinde evinde öldü” dedi.

    ALMANYA, FİRARİ 3 SANIĞI KORUYOR

    Koluman, Madımak davasının firari 3 sanığının Alman istihbaratı ile ilişkileri bilinirken, firari sanıkların Alman hükümeti tarafından korunduğuna değinerek, “2012 Mart ayında 6 firari sanık yönünden Ankara Ağır Ceza Mahkemesi zaman aşımı gerekçesiyle davanın düşmesine karar vermişti. Dönemin başbakanı Erdoğan karar için ‘Milletimizi hayırlı olsun’ demişti. Bu söylemden şunu anlıyoruz; katiller ve katliamın arkasındakiler toplum önünde hiçbir zaman aklanmadı, bugüne kadar ki süreçte korunup kollandı. İlerleyen süreçte yargılanıp tahliye edilen ve tekrar yakalama kararı çıkartılan 3 sanık yurtdışına kaçtılar. Almanya’da yaşıyorlar ve Almanya hükümeti tarafından korunuyorlar” diye konuştu.

     MAHKEME HEYETİ 2 TEMMUZ TARİHİNİ BEKLİYORDU

    Yargılamayı yürüten mahkeme heyetinin davanın 2 Temmuz 2023 tarihinde zaman aşımına uğrayacağını bildiğini ve kararlarının bu yönde olduğunu belirten Koluman, “30 yıllık süre zarfında Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak bu davaya katılım talebimiz sürekli ret edildi ve bu talebimiz 26 Ocak 2023 tarihli duruşmada kabul edilmişti. 30 yılın zaman aşımına tabi olduğu düşüncesi hakimdi. Mahkeme heyeti oyunu belli ettirmişti. Yapılan yazışmalar sonucu 3 firar sanık yönünden 2 Temmuz 2023 dolacağı yönünde bilgi vardı. Bu tarih akılda tutulmuştu ve zaman aşımı kararı verilmişti. Başından beri yargı bağımsızlığı ve adil yargılama yoktu” şeklinde konuştu.

    “AKP VE ERDOĞAN BU DAVADA TARAFTIR”

    Koluman, şöyle devam etti:

    “Bu karardan bir hafta önce ağırlaştırılmış hapis cezası aşan Hayrettin Gül, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından affedilerek tahliye edildi. Yine 3 yıl önce Erdoğan tarafından affedilen Ahmet Turan Kılıç Sivas’ta görkemli bir tören ile karşılanmıştı. AKP hükümeti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu davada taraf olduğunu düşünüyoruz. Cumhurbaşkanı yargı sistemi denen bir sistem ile karşıyayız ve bu sistem yargıya da sirayet etmiştir. Bu sistem tarafsız değildir, taraftır; bu anlayıştan adalet bekleyemeyiz.

    DURUŞMA ÖNCESİ ZAMAN AŞIMI KARARININ VERİLDİĞİNİ ANLAMIŞTIK

    Son davada ise karar verildiği anlamıştık. Adliye girişi ve içini dört bir yanda polis kuşatması altına alınmıştı. Duruşma başladığında ise heyet usulü işlemlere girmek görmeksizin ‘tevzi takat hakkında taleplerimiz soruldu. Yani bu ben duruşmayı bitiriyorum demekti. Bunu söylemekle bir kararın çıkacağını ortaya koymuşlardı. Böyle bir usul olmadığını söyledik. Zaman aşımı kararı alınmayacağını söyledik.”

    AYNI MAHMEKE 2019’DA KAÇAK SAYILMA KARARI VERMİŞTİ, ZAMAN AŞIMI DURMUŞTUR!

    2019 yılında aynı mahkemenin 3 firari sanık için çıkarttığı ‘kaçak sayılma’ kararını, yine aynı mahkemenin bu kararı görmezden gelerek doğrudan karar aldığının altını çizen Koluman, “2019 yılında aynı mahkeme tarafından zaman aşımını durduran sebeplerden biri ceza muhakeme kanununun 347. Maddesine göre kaçak sayılma kararı verilmişti. Kaçak sayılma kararı TCK 67. Maddesine göre zaman aşımını durduran sebeplerdir. Kararı hatırlatmamıza rağmen mahkeme bu kararı kaldırtmadan doğrudan kararını verdi. İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olmaz, kaçak sayılma kararı verildiği için zaman aşımı durmuştur. Mahkeme taraftı, etraflı bir araştırma yapmadılar, hakikati ortaya çıkarma adına bir çalışma yürütmediler ve böyle bir karar verdiler” ifadelerini kullandı.

    “35 KEZ AĞIRLAŞTIRMIŞ MÜEBBET CEZASININ ZAMAN AŞIMI TOPLAMDA 1050 YILDIR”

    TCK 66’ncı maddesinin ağırlaştırılmış müebbet cezalarında zaman aşımı süresi 30 yıl olarak belirttiğini söyleyen Koluman, üç firari sanığın 35 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanmasından kaynaklı zaman aşımı sürecinin yasalarda 1050 yıla tekabül ettiğine dikkat çekerek, “TCK 66. Maddesi ağırlaştırılmış müebbet cezalarında zaman aşımı süresi 30 yıldır diyor. Bakınız bu üç sanık sadece bir ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanmıyor. 35 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanıyor. Dolayısıyla 35 defa ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yasal çerçevede 1050 yıldır. Geçen 30 yılı mahsup ettiğimizde, zaman aşımı süresinin dolmasına 1020 yıl vardır. Bunu dile getirmemize rağmen mahkeme heyeti dikkate almadı, savcı bildiğini okudu. Eski ceza yasasındaki hükmen hareketle sanıkların lehine hükmü karar alarak, tarihe kara leke olarak bir karar verildi” diye konuştu.

    “KARARI TANIMIYORUZ, DAVAYI AİHM’NE TAŞIYACAĞIZ”

    Koluman, alınan zaman aşımı kararının siyasi erkten bağımsız olmadığı ve davanın takipçisi olacaklarını kaydederek, “Biz Aleviler ve kurumları olarak bu kararı tanımadığımızı, siyaseti erkten bağımsız verilen bir karar olmadığını ifade ederek yasal her yolu kullanacağız. Ben ve diğer meslektaşlarım dilekçelerimizi verdik. Gerekçeli karar tarafımıza gönderildikten sonra ayrıntılı dilekçemizi Yargıtay’a sunacağız. Yargıtay tarafından herhangi bir onama kararı verilmesi halinde bir aylık süre içerisinde Anayasa Mahkemesine başvuru yapacağız.  Bu karardan sonra ülkede yargı sisteminden bir beklentimiz olmadığını ifade etmek isterim. Son süreç ise davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıyacağız” diye belirtti.

    Ersin ÖZGÜL-Eren GÜVEN/İZMİR

    İLGİLİ HABERLER

    >Sivas Katliamı Davası’nda utanç karar: Katliam zaman aşımına uğratıldı- VİDEO
    >Sivas Katliamı Davası kararına tepki: Bu davayı mahşere bırakmayacağız- VİDEO

  • Gazeteci Küçükkeleş: İnsan yakanlar daha neler yapmaz ki?- VİDEO

    Gazeteci Küçükkeleş: İnsan yakanlar daha neler yapmaz ki?- VİDEO

    PİRHA- CANTV Yayın Kurulu Üyesi Çilem Küçükkeleş, Sivas Katliamı davasının ‘zaman aşımı’ gerekçesiyle düşürülmesinin ardından PİRHA mikrofonuna konuştu. Küçükkeleş, “Toplum, vicdanında nasıl ölçtü, kimi katil ilan etti asıl sonuç budur. Bu devletin polisinden, karakolundan, mahkemesinden birileri kendini kurtarmış olabilir ama vicdanımızdan asla kendilerini kurtamayacaklar” dedi.

    2 Temmuz 1993’te Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas’a giden sanatçı, yazar ve aydın 33 canın katledilmesinin üzerinden 30 yıl geçti. Sivas Katliamı davası 30 yıl boyunca devam etti. Geçtiğimiz dün davanın görülen son duruşmasında insanlığa karşı işlenmiş suçlarda zaman aşımı olmaması gerekliliği hiçe sayılarak skandal bir karara imza atıldı. Dava zaman aşımına uğratıldı. Katliam davasında yargılanan firari üç sanık bu sebeple beraat etmiş oldu. Bu kararın ardından CANTV Yayın Kurulu Üyesi gazeteci Çilem Küçükkeleş PİRHA’ya konuştu.

    “HUKUKSUZLUK HERKESİ YAKIYOR”

    Çilem Küçükkeleş, “Biz Aleviler, Madımak Katliamı’nı yaşamamız açısından büyük bir dönüm olarak kabul ederiz. Madımak öncesi de Aleviler, bu coğrafyada çokça kırım politikalarıyla karşı karşıya kaldılar ama 21. yüzyılın katliamı olarak işin içine ateş girme meselesi hepimiz açısından çok başka oldu.” dedi.

    Küçükkeleş, Hasret Gültekin’in sözlerini hatırlatarak şunları söyledi:

    “Hiç unutmayacağımız bir sözü var katliam öncesi kentte dağıtılan broşürlerde yazılanları okuyunca “Ne yapacaklar? Bizi yakacak halleri yok ya” demişti. Tam da bir gün sonra yakıldı toplum. Bu kadar öngörememiştik işte. Aynı bildiriyi okusak aynı cevabı verebilirdik ve tam da aklımıza gelmeyenin başımıza geldiği bir yerdi. Bu davanın 30 yıl sürdürülmesi de aklımıza gelmeyenin başımıza geldiği durumlardan biriydi. Kameraların önünde kimin perdeyi ateşe verdiği, kimin yürüdüğü bu kadar açıkken koca bir güruhtan küçücük bir suçlu yarattılar. Kimi zaman bu suçlular cumhurbaşkanı tarafından dışarı salındı, kimi zaman da davaları zaman aşımına uğratarak katilleri affettiler. O kadar büyük bir kayıtsızlık vardı ki aynı kentte yaşamaya devam edenler nikahlarını kıydırdı, ehliyetlerini aldı ‘kırmızı bültenle’ aranırken yakalanmadılar. Türkiye toplumuna şunu söylemek lazım biz hepimiz zincirleme olarak birbirimize bağlıyız. Hiçbirimizin başına gelen bir diğerimizden bağımsız değil. Birimizi yakan diğerimize karşı başka bir suç işleme devam ediyor. Bir hukuksuzluk varsa herkesi yakıyor.”

    “BU ÜLKENİN VATANDAŞI OLMAKTAN UTANDIM”

    Madımak Katliamı’nda Türkiye toplumunun bunu tam kavrayıp ortak ses çıkarma konusunda sorunlar yaşadığını ifade eden Küçükkeleş, “Toplum, ‘insan yakanlar daha neler yapmaz ki?’ sorusunu cevaplamadı. Tam da bir daha insanlar yakılmasın diye Alevi toplumunun, (Madımak Oteli) ‘utanç müzesi olsun’ mücadelesine yeteri katkıyı sunmadı. Bu davanın salonları Alevilerle tıklım tıklım doldurulsaydı, bu konuda ne kadar ısrarcı olduğumuzu gösterseydik hem bu davanın 30 yıl süreceğini, hem de bu sonuca ulaşacağını düşünmüyorum. Bu ülkenin çok önemli hukuk mücadelesi yürüten kurumları vardı ama Madımak davasına baktığımızda o kadar da güçlü bir hukuksal sahiplenmeyi göremedik. Bir şekliyle görevimizi yeterince yerine getiremediğimiz için bu ülkenin vatandaşı olmaktan utandım” dedi.

    “MADIMAK, SİYASAL İSLAM ZİHNİYETLİ PARTİLERİN KURULUŞ GEREKÇESİDİR”

    Küçükkeleş, Alevi toplumunun örgütlenme ihtiyacını vurgulayarak “Madımak, siyasal İslam zihniyetli partilerin kuruluş gerekçesidir. Kendini var etme, bu ülkede güce dönüşme ve bu güce karşın devletin kendini buraya teslim etmesidir. Yargılamayan, peşine düşmeyen, davasını görmeyen, toplumu mahkeme koridorlarına mahkum etmeye çalışan akıl buradan doğmuştu. 80 darbesinden beridir bu devletin hedeflediği, bu siyaseti güçlendirmek için kendini bir katliam üstüne kurduğu, davanın avukatlarının günümüz siyasetçilerine dönüştüğü bir dönemi yaşıyoruz. Hiçbir şey günde olmuyor elbette. Uzun bir tarihi süreç belli sonuçlar doğuruyor. İnsanlığa karşı işlenen bir suçta avukatlık yapanlar döndü bu ülkenin siyasetçileri oldu. İşte böyle bir dönemde konuşuyoruz tüm bu olanları. Alevi toplumunun Madımak’ta gördüğü örgütlenme ihtiyacını çok daha büyütmek zorunda olduğu günlerden geçiyoruz” diye konuştu.

    “ALEVİLERİN ÇOK DAHA BÜYÜK BİR ÖRGÜTLÜLÜKLE CEVAP VERMESİ GEREKİYOR”

    Gazeteci Çilem Küçükkeleş sözlerini şöyle noktaladı:

    “Ben mayıs seçimlerinde siyasi partilerden umudunu kesenlerden biriydim. Bu ülkeye demokrasi, adalet, düzgün bir hukuk sistemi gelecekse özellikle de AKP yeni bir anayasayı tartışırken toplumun değiştirme kabiliyetiyle gelecek. Toplum kendini sandığa değil, kendi siyasetine kitlediği anda gelecek. Alevilerin durup, düşünüp çok daha büyük bir örgütlülükle bu sürece cevap vermesi gerekiyor. Adalet mülkün temelidir dediği yerde mülkü koruyup toplumu korumayan adalet sisteminin verdiği sonuç kesin ve toplumsal bir sonuç değildir. Toplum vicdanında nasıl ölçtü, kimi katil ilan etti asıl sonuç budur. Bu devletin polisinden, karakolundan, mahkemesinden kimileri kendini kurtarmış olabilir ama vicdanımızdan asla kendilerini kurtamayacaklarını belirtmek isterim.”

    Dilan ŞİMŞEK / PİRHA

  • Zaman aşımı kararına ailelerden tepki: İçimiz bir kere daha yandı

    Zaman aşımı kararına ailelerden tepki: İçimiz bir kere daha yandı

    PİRHA- Sivas Katliamı Davası 30. yılında zaman aşımı gerekçesiyle düşürüldü. Katliam’da Hakk’a yürüyenlerin ailelerinden karara yönelik tepki göstererek, “İçimiz bir kere daha yandı” dediler.

    2 Temmuz 1993’de Sivas Madımak Oteli’nde 33 sanatçı, aydın ve yazarın katledilmesine ilişkin yürütülen dava 30.yılında  zaman aşımına uğradı.

    Sivas Katliamı’nda firari sanıklar Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş’ın yargılandığı davada mahkeme heyeti, 3 sanığın iadesi talebini redderek, 30 yıllık zaman aşımı gerekçesiyle davanın düşmesine karar verdi.

    Madımak Otelinde hayatını kaybedenlerin ailelerinden karara yönelik tepkiler geliyor.

    “İÇİMİZ BİR KERE DAHA YANDI”

    Sivas Katliamı’nda kardeşi Sait Metin’i kaybeden Aydın Metin, “Söylenecek hiçbir şey bulamıyorum bu saatten sonra, sadece yüreğimiz yanıyor. Devletimize güvenemiyoruz, adaletimize güvenemiyoruz” dedi

    Mehmet Atay’ın ablası Aynur Atay, zaman aşımı kararının önceden verildiğini belirterek şunları söyledi:

    “O günlere tekrar gittik, bu bizim içimizde zaten bitmeyen bir acı. Tabii içimiz çok yandı ama bu ülkeden ne bekliyoruz. Beklediğimiz kararını vermeyeceklerini çok iyi biliyordum. Benim en çok dikkatimi çeken erteledikleri davanın tarihine bakar mısınız o zamandan belliymiş 2 Temmuz’dan önceye getiriyorlar. Yani 2 Temmuz’da doluyor 30.yılı ve bize dava tarihini 14 Eylül olarak veriyorlar bu kararın çıkacağı öncesinden hazırlanmış. İçimiz yandı bir kere daha.”

    Huriye Özkan ve Yeşim Özkan’ın yakını, Hüseyin Özkan ise “Kaçıyorlar şehir dışında, yurt dışında kırmızı bültenle aranıyorlar. 30 yıldır cezasını çekmiyorlar. Ceza çekmeden dava zaman aşımına uğratılıyor, Allah’ından bulsunlar” diyerek mahkemenin kararına tepki gösterdi.

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    >Sivas Katliamı Davası’nda utanç karar: Katliam zaman aşımına uğratıldı- VİDEO

    >Sivas Katliamı Davası kararına tepki: Bu davayı mahşere bırakmayacağız- VİDEO

  • Sancar’dan zaman aşımı tepkisi: Apê Musa’nın sesini de mirasını da yaşatacağız!-VİDEO

    Sancar’dan zaman aşımı tepkisi: Apê Musa’nın sesini de mirasını da yaşatacağız!-VİDEO

    PİRHA- Musa Anter davasının zaman aşımına uğratılmasına tepki gösteren HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, cezasızlığın Türkiye’nin devlet politikası olduğunu söyledi. Sancar, “Davaların peşini bırakmayacağız. Apê Musa’nın sesini de mirasını da yaşatacağız” dedi. Sancar’ın açıklamasına Alevi kurum başkanları da katılarak destek verdi. 

    Diyarbakır’da 20 Eylül 1992’de öldürülen Kürt aydın, gazeteci ve yazar Musa Anter’in katledilmesine dair açılan davanın 37’nci duruşması, yasal zaman aşımı süresinin dolmasından bir gün sonra Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
    Mahkeme heyeti, 20 Eylül itibariyle yasal zaman aşımı süresinin dolduğunu gerekçe göstererek Anter davasının zaman aşımına uğramasına karar verdi.

    Kararın ardından adliyenin A Kapısı’nda HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, Musa Anter’in oğlu Dicle Anter ile Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu üyeleri, milletvekilleri açıklama yaptı.

    Sancar, “Zaman aşımı dolayısıyla dava düşürüldü. Aslında mahkeme zaman aşımı kararı vermek zorunda değildi. Çünkü bu cinayet sıradan bir eylem olarak görülemezdi. Bu, devlet içinde örgütlenmiş, siyasi bir kararla planlamış cinayetler serisinin önemlilerinden biriydi. İnsanlığa karşı suç kapsamında kabul edilmesi gerekiyordu. Evrensel hukuk böyle emrediyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları içtihatları da böyle bir karar vermeyi emrediyordu. Ama mahkeme bunlara uymadı, 30 yıllık sürenin dolduğunu belirterek davayı düşürdü” dedi.

    Sancar, bugün yargının içinde bulunduğu bir durumun başka bir karara imkan vermesini beklemenin fazlasıyla iyimserlik ve nahiflik olacağının altını çizen Sancar, “Uzun süredir cezasızlık politikasının bütün benzer davalarda zamanaşımı bahanesiyle hayata geçirildiğine tanık oluyoruz. Cezasızlık bu ülkede derin bir devlet politikasıdır, siyasal kültürün ihtiyaç duyulduğunda devreye sokulan sabit bir unsurudur. Cezasızlık devlet suçlarının, devletle bağlantılı suçların devlet içindeki örgütlenmeler tarafından işlenen suçların örtülmesinin bir yöntemidir” diye konuştu.

    “DAVALARIN PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ”

    Sancar şöyle devam etti:

    “AKP ve MHP iktidarı da kendisinden önceki dönemlerin bu kültürünü sahiplenmiş bu politikasını kararlı bir şekilde hayata geçirmeye devam etmektedir. Bugün bu davalar, Musa Anter Davası ve bundan önce başka davalar bu şekilde düşürüldüyse bunda iktidarın cezasızlık politikasını en ileri boyutlara taşıması belirleyici rol oynamaktır. Bu iktidar başka alanlarda da cezasızlık politikasının yayılmasını sağlamıştır, uygulamalarıyla politikalarıyla bu ülkede ve toplumda bir suç imparatorluğunun ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bizler bu davaların peşini bırakmayacağız. Cezasızlık politikası bir tahakküm ve sindirme aracıdır. İktidardakilerin ve devlet içindeki güçlerin muhalefeti ve toplumu sindirme politikasının etkili bir yöntemidir. Bu iktidar da bu yöntemi her alanda hayata geçirmeye devam ediyor.

    “DAVANIN 30 YILDA BİTİRİLMEMESİ POLİTİKTİR”

    Musa Anter Davası’nda bütün gerçekler ortadadır, itiraflar en üst düzeyde devlet görevlileri tarafından yapılmıştır. Meclis araştırma komisyonunda yapılan çalışmalar rapora dönüşmüş ve orada da bütün bağlantılar bu cinayetin işlenmesine giden süreçlerin bu cinayetin işlenmesinde rol alanlar açıkça yazılmıştır yer almıştır. Bütün bu gerçeklere rağmen her şey çıplak bir şekilde ortada olmasına rağmen davanın 30 yılda bitirilmemiş olması hukuki gerekçelerle asla açıklanamaz. Tam tersine politik bir tercih, son derece net bir yansımasıdır. Bu davaların bu şekilde düşürülmesi hakikat ve adalet mücadelesine elbette engel olmayacaktır. İktidar hakikat peşinde koşanların, adalet isteyenlerin sesini kısmak için her yönteme başvurmaktadır. Bugün İstanbul’da Cumartesi Anneleri’nin maruz kaldığı saldırı da yine aynı zihniyetin ve politikanın ürünüdür. Cumartesi Anneleri de failli meçhuller ve kayıplar konusunda hakikat ve adalet mücadelesini kararlılıkla sürdürdükleri için her türlü engellemeye baskıya ve şiddete maruz kalmaktadırlar.

    “MUTLAKA YÜZLEŞMEK ZORUNDA KALACAKLAR”

    Hakikat mücadelesinin bitmeyeceğini adalet arayışının büyüyerek devam edeceğini buradan herkese duyuruyoruz. Bu dosyalar bugün kapatılmış olabilir, yargısal süreçlerin bundan sonraki aşamalarında da farklı kararların bu şartlar altında beklemek de  iyimserlik olabilir, ama bu şartlar değişecektir. Bu suç imparatorluğunu cezasızlık politikasıyla büyüten rejim değişecektir, bu suçlarda yer alan devlet içindeki çeteler onların siyasi hamileri ve işbirlikçileri onların suçlarının örtülmesinde rol oynayan her kademedeki görevliler bu rejim değiştiğinde adalet mücadelesinin sonuçlarıyla mutlaka yüzleşmek zorunda kalacaklardır. Adalet arayışı aynı zamanda bu suç rejiminin cezasızlık politikasını her yere ve alana yayan bu iktidar zihniyetinin son bulmasını da hedeflemektedir. Adalet mücadelesi aynı zamanda gerçekten bir adaleti sağlama ve bütün bu devletçi örgütlenmelerin çeteleşmenin işlediği korkunç suçların hakikatin ortaya çıkmasında yeni bir başlangıç yapma hedefini de içermektedir.

    “APE MUSA’NIN SESİNİ DE MİRASINI DA YAŞATACAĞIZ” 

    Bu ülke demokrasi için, adalet için ve hakikat için yeni bir bir başlangıç mücadelesini yürütenlerin başarı hikayesini yakın zamanda mutlaka görecektir. Bu sayfayı bütün demokrasi güçleri birlikte açacaktır. Yeni bir inşayı mutlaka başaracaktır. Apê Musa’nın katledilmesi davasının bu şekilde sonuçlanması Apê Musa’nın sesinin bizlere ve bizden sonraki kuşaklara hakikati ve mücadeleyi telkin eden bizlere bunu görev olarak yükleyen duruşunu mirasını ve sesini sahiplenmeyi de emretmektedir. Apê Musa’nın sesini de mirasını da yaşatacağız. Hakikati ve adalet mücadelesinde onun bize bıraktığı bu değerler yol gösterici olacaktır. Adalet mücadelesi sürüyor. Daha da büyüterek bu mücadeleyi yürütme mecburiyetimiz açıktır. Bu konuda hiç kimsenin görevini, sorumluluğunu savsaklama sorumluluktan kaçma hakkını lüksü yoktur. En geniş adalet, hakikat, demokrasi mücadelesini ortaklığını kurma mecburiyetimiz vardır. Bunu da başaracağımıza inanıyoruz.”

    PİRHA/ ANKARA

     

  • Musa Anter davası zaman aşımından düşürüldü; Dicle Anter: Adaleti öldürmeyin!

    Musa Anter davası zaman aşımından düşürüldü; Dicle Anter: Adaleti öldürmeyin!

    PİRHA- Musa Anter davasının 37’nci duruşması Ankara Adliyesi’nde görüldü. Mahkeme heyeti, 20 Eylül itibariyle yasal zaman aşımı süresi dolan Anter davasının zaman aşımına uğramasına karar verdi.

    20 Eylül 1992’de Diyarbakır’da öldürülen Kürt aydın, gazeteci ve yazar Musa Anter’in katledilmesine dair açılan davanın 37’nci duruşması, yasal zaman aşımı süresinin dolmasından bir gün sonra Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
    Mahkeme heyeti, 20 Eylül itibariyle yasal zaman aşımı süresinin dolduğunu gerekçe göstererek Anter davasının zaman aşımına uğramasına karar verdi.
    Duruşmaya Anter’in oğlu Dicle Anter’in yanı sıra çok sayıda hukuk örgütü ile demokratik kitle örgütlerinin yanı sıra HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Milletvekilleri Kemal Peköz, Fatma Kurtulan ve Rıdvan Özcan, ABF yöneticileri, PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez, DAD Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi Başkanı Mustafa Karabudak ve bir çok Alevi yurttaş, İHD Ankara Şubesi de katıldı.
    Mahkeme kimlik tespiti ve beyanların okunmasıyla başladı.
    Anter’in avukatları davanın insanlığa karşı işlenen suçlar kapsamında olduğunu ve zaman aşımına uğramaması yönünde talepte bulundular.

    “İNSANLIĞA KARŞI İŞLENMİŞ SUÇTUR”

    İlk olarak Anter’in avukatı Öztürk Türkdoğan söz aldı ve, “Anter’in ölümünün üzerinden 30 yıl geçti. Şimdiye kadar yürütülen soruşturmalar etkin olmadı. Eksik kaldı. Buna ilişkin AİHM kararları var. Bu dava insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirilmeli. Çok sayıda insan devlet içinde çeteler tarafından öldürüldü. Bu cinayetlerin hepsi toplumda infial yaratmıştır. Bu cinayetlere meclis araştırma raporlarında yer verildi. Bu rapora göre bu cinayetleri işleyenler korundu kollandı. Bu raporlarda bu cinayetler insanlığa karşı işlenen suç kapsamındadır. Dolayısıyla zaman aşımına uğramaması gerekiyor. Ayrıca dinlenmesi gereken şahıslar hala dinlenmedi” diye konuştu.

    “ZAMAN AŞIMINA UĞRATILIRSA AİHM’E GİDECEĞİZ”

    Avukat Oya Aydın ise, “Bu dava zaman aşımına uğrayamaz. Yaşam hakkı ve işkence söz konusudur. Anter davası bu kapsamdadır. Bu tür cinayetler AİHM kararlarına göre zaman aşımına uğramaz. Bu dava çok uzatıldı. Birçok itiraf ve delil var. Ama dosya sonuçlandırılmadı. Eğer bu dava zaman aşımına uğratılırsa tüm yasal haklarımızı kullanacağız. AİHM’e kadar gideceğiz” dedi.

    Orhan Miroğlu’nun avukatı Sedat Menzilcioğlu ise söz alarak, “JİTEM adlı örgüt devlet içerisinde bir yapılanmadır. Halkı sindirmek korkutmak için faaliyet yürütmüştür. Bu yapının işlediği suçlar zaman aşımına uğrayamaz. Etkin bir yargılama yapılmadı. Bunu kabul etmiyoruz. Müvekkilim Orhan Miroğlu şu mesajı gönderdi; Ben Kürt halkının acılarını dile getirdim. Bu cinayetten ben de yaralı kurtuldum. Ancak hep suçlandım. Bunları kesinlikle kabul etmiyorum. Ben bu dava için elimden geleni yaptım. Bugün zaman aşımına uğrayacaksa bu PKK’nın yüzündendir. Cinayetten sadece devlet sorumlu değildir. Bunda başka örgütlerinde eli var. JİTEM ve PKK birlikte işledi bu cinayeti” iddiasında bulundu.

    MİROĞLU’NUN AVUKATININ SÖZLERİ TEPKİ ÇEKTİ

    Miroğlu’nun avukatının sözlerine Anter’in avukatları tepki gösterdi. Tanık olarak Miroğlu’nun mahkemeye gelip katılması istendi. Miroğlu’nun avukatı ise ısrarla müvekkilinin beyanlarını kendisinin ileteceğini söyledi. Miroğlu’nun avukatına izleyicilerde AKP propagandası yapıyorsun diyerek tepki gösterdi. Miroğlu’nun avukatı savunmasına devam etti. İzleyiciler bu savunmayı salonu terk ederek protesto etti. Mahkeme heyeti Miroğlu’nun avukatının savunmasını yapmasına müdahale edildiğini belirterek Anter’in avukatlarını uyardı.

    “VERECEĞİNİZ KARAR TARİHİDİR, ADALETİ ÖLDÜRMEYİN”

    Anter’in oğlu Dicle Anter söz aldı. Dicle Anter konuşmasında, “Türkiye’de cezasızlık politikası izleniyor. Vereceğiniz karar tarihidir. Cezasızlık kültürüne uymayın. Adaleti öldürmeyin. Davayı zaman aşımına uğratmayın” diye belirtti.
    Miroğlu’nun avukatı Dicle Anter’in konuşmasına da müdahale ederek duruşmayı provokasyon etmeye çalıştı.

    “DURUŞMALAR BİLİNÇLİ BİR ŞEKİLDE UZATILDI”

    Avukat Ayşe Uzun ise, “Bu cinayetlerin cezalandırılmaması çok acı. Bazıları bu davayı siyasi cv yapmış kendisine. JİTEM adlı örgüt bir suç örgütüdür. Devlet içinde kurulmuş bir çetedir. Bu davanın aydınlatılması devletin aydınlatılması olacaktır. Devlet içinde bu yapıyı kimler kurmuş ve neler yapmışlardır?  Bunlar ortaya çıkarılmalıdır. Abdulkadir Aygan’ın getirilmesi için İsveç devletiyle bir türlü yazışmalar sağlanamıyor. Kasıtlı olarak davanın uzaması için bu yazışmalar yapılmıyor. Mahkemeniz bu davanın zaman aşımına uğramasına izin verilmemeli” dedi.
    Avukat Mesut Özer de, “Musa Anter’in yaşam hakkı korunamadı. Devletin içindeki bir kesim onu öldürdü. Burada devletin suçu var” diye konuştu.

    SAVCI VE SANIK AVUKATLARI ZAMAN AŞIMI İSTEDİ

    Avukatların konuşmalarının ardından iddia makamı olan savcılık, davanın süresinin 30 yılı aştığını belirterek zaman aşımına uğramasına karar verilmesini istedi.
    Savunma avukatları ise, “Anter ailesinin acısını paylaşıyoruz. Savcılık makamına katılıyoruz. Zaman aşımına uğramalı. Aslında biz de yargılama uzasın istemezdik. Çünkü müvekkillerimiz masumdur. Yargılama sonuçlansaydı müvekkilim beraat etmiştir. Bu cinayetlerin bir sorumlusu derin devlet, bir sorumlusu devlettir. Müvekkillerimiz hakkındaki adli kontrol kararları da düşmeyle birlikte kaldırılmalıdır” dediler.

    ANTER DAVASI ZAMAN AŞIMINA UĞRADI

    Mahkeme heyeti de davanın süresinin 30 yılı aştığını belirterek, dosyanın zaman aşımına uğramasına karar verdi. Bu kararla Musa Anter davası kapanmış oldu.

    PİRHA/ ANKARA

  • Anter davası sonrası açıklama: Cezasızlık politikasıyla karşı karşıyayız -VİDEO

    Anter davası sonrası açıklama: Cezasızlık politikasıyla karşı karşıyayız -VİDEO

    PİRHA- Musa Anter’in katledilmesine dair açılan davanın 36’ncı duruşması, zaman aşımına 5 gün kala Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Musa Anter’in oğlu Dicle Anter ve demokratik kitle örgütleri duruşmanın ardından yaptıkları açıklamada, “Bir ülke hakikati açığa çıkartmıyorsa her türlü ihlalin yaşandığı problemli bir ülkedir. Biz hakikati öğrenmek istiyoruz. Devletin içindeki çetenin açığa çıkmasını, faillerin ceza almasını istiyoruz” dedi.

    20 Eylül 1992’de öldürülen Kürt aydın, gazeteci ve yazar Musa Anter’in katledilmesine dair açılan davanın 36’ncı duruşması, zaman aşımına 5 gün kala Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Mahkeme heyeti, davanın insanlığa karşı işlenen suç olduğu gerekçesiyle zaman aşımına uğratılamayacağı talebinin önümüzdeki celsede değerlendirilmesine karar vererek bir sonraki duruşmayı 21 Eylül 2022 saat 16:00’a erteledi.

    Duruşmanın ardından Musa Anter’in oğlu Dicle Anter ve demokratik kitle örgütleri, İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi’nde basın açıklaması yaptı.

    “CEZASIZLIK POLİTİKASIYLA KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Açıklamada ilk olarak söz alan İHD Eş Genel Başkanı Avukat Öztürk Türkdoğan, “Maalesef mahkeme niyetini açığa çıkardı. Aygan’ın ifadesi hala alınamıyorsa cezasızlıkla karşı karşıya olduğumuzu belirtmek istiyoruz. Nasıl oluyor da iki ülke iki günde yapabileceği işlemi yapmıyor. Hakikati bilme hakkı çok önemlidir. Ceza muhakemesinin amacı hakikati açığa çıkarmak değil midir? Bir ülke hakikati açığa çıkartmıyorsa her türlü ihlalin yaşandığı problemli bir ülkedir. Biz hakikati öğrenmek istiyoruz. Devletin içindeki çetenin açığa çıkmasını, faillerin ceza almasını istiyoruz” diye konuştu.

    “ZAMAN AŞIMI OLMASINI İSTEMİYORUZ”

    Musa Anter’in oğlu Dicle Anter zamanaşımının olmaması gerektiğinin altını çizerek, “Devletin içinde bir yapılanma var bu yapılanma açıkça karşı fikirdeki insanları ortadan çıkarmaya yeminli bir yapı. Mahkeme içinde taleplerimizi yineledik. Aygan’ın bir hafta içinde o sorulara cevap vermesi gerçekleşebilir. Hamit Yıldırım’ın 5 Eylül’de imza ihlali var. Türkiye’de faili meçhul cinayetlere baktığımız zaman tarihsel bir süreç var. Toplumsal Bellek Platformu olarak yaptığımız bir liste var. İsmini sayamayacağım kadar çok insanın davasının açığa çıkması Musa Anter davasının açığa çıkması ile bağlantılı. 21’inde karar verilecek. Biz zaman aşımı olmasını istemiyoruz. Gözlerimizi 21 Eylül saat 16:00’a çevirdik” dedi.

    “DEVLETİN GÖREVİ BU CİNAYETİ AYDINLATMAK”

    Hafıza Merkezi temsilcisi Özlem Kaya da yaşanan hukuksuzluklara vurgu yaparak, “Bu sürüklenmenin en temel nedeninin eksik çeviri, eksik talep olduğunu görüyoruz. Adalet Bakanlığı tarafından belgeler eksik gönderiliyor. Bu belgeleri kontrol edemediğimiz için hak savunucuları olarak göremiyoruz ama bunu hatırlatmak gerekiyor. 30 yıllık zamanaşımı nedeniyle yapacağımız konuşma Musa Anter Cinayetinin ardından kamuoyunun ısrarlı bir takibi vardı. 20 Eylül’de süre soracak. Mahkeme 21 Eylül’de karar verecek. Devlet cezalandırma refleksi gösterseydi bugün bu durumlara gelmezdik. Başka failler de cesaretlendirildi, onların da sırtı sıvazlandı. Aslında devletin görevi bu cinayeti aydınlatmak” ifadelerini kullandı.

    “ANTER CİNAYETİ KAPATILMAK İSTENİYOR”

    KESK Eş Başkanı Mehmet Bozgeyik konuşmasında, “Bugün hepimizin talebi Türkiye’de örgütlü kötülük olarak ifade ettiğimiz JİTEM aracılığıyla gerçekleşen Musa Anter cinayetinin kapatılmaması gerekiyor. İnsanlığa karşı işlenen suçlarda dünyada zamanaşımı kavramının olmadığını görüyoruz. Bu mücadeleyi yürütmek gerekiyor. Önümüzdeki dönem yapılacak seçimlerde iktidara aday olan muhalefet partilerinin yüzleşme söylemi var. Türkiye’de bir yüzleşme olacaksa devletin içinde yer aldığı bu suçların da açığa çıkartılması gerektiğini ifade ediyoruz” dedi.

    Açıklamanın ardından yarın Ankara Adliyesi’nde görülecek olan Ankara JİTEM Faili Meçhul Cinayetler davasına da çağrı yapıldı.

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABER

    >Musa Anter davası görüldü: Zaman aşımına uğramasına yönelik karar sonra verilecek

  • Zaman aşımına uğratılma tehlikesi olan Musa Anter davasının duruşması yarın-VİDEO

    Zaman aşımına uğratılma tehlikesi olan Musa Anter davasının duruşması yarın-VİDEO

    PİRHA- İHD Ankara Şubesi’nin çağrısıyla bir araya gelen demokratik kitle örgütleri ve siyasi partiler, 20 Eylül 1992’de katledilen Musa Anter’in yarın görülecek olan duruşmasına katılım çağrısında bulunarak, “Anter’in katledilmesini üzerinden 30 yıl geçti. Dava zaman aşımına uğratılmaya çalışılıyor. Buna izin vermeyeceğiz” dedi.

    video eklenecek

    İHD Ankara Şubesi’nin çağrısıyla bir araya gelen demokratik kitle örgütleri ve siyasi partiler, 20 Eylül 1992’de katledilen Musa Anter’in 23 Mart’ta Ankara 6. Ağır Mahkemesi’nde görülecek olan duruşmasına ilişkin basın açıklaması yaptı.

    Açıklamayı okuyan İHD Ankara Eş Genel Başkanı Nuray Çevirmen,  30 yıllık süreçte açık itiraf ve belirgin kanıtlara rağmen, Musa Anter davasının zaman aşımı tehdidine maruz bırakıldığını belirtti.

    “AÇIK İTİRAF, KANITLARA RAĞMEN ZAMANAŞIMI TEHDİDİNE MARUZ BIRAKILDI”

    Kürtlerin hak, adalet ve özgürlük arayışının sembol isimlerinden olan Gazeteci-Yazar Musa Anter’in, katledilmesinin üzerinden 30 yıllık sürecin geçtiğini hatırlatan Çevirmen, cezasızlık politikası ile birçok davanın sonuçsuz bırakıldığına vurguda bulunarak, “Bu 30 yıllık süreçte, açık itiraflara, belirgin kanıtlara rağmen, Kürt sorununu varlığının paranoyası olarak gören egemen zihniyetin bir türlü vazgeçmediği cezasızlık politikasının yansıması olarak, dava uzatıldıkça uzatıldı ve zaman aşımı tehdidine maruz bırakıldı. 1999’da açılan 11 sanıklı dava ile 2005 yılında açılan 5 sanıklı davanın JİTEM Ana Davası olarak birleştirilmesinden sonraki süreçte de bu anlamda ciddi bir adım atılmadı. 90’lı yılların yaşam hakkı ihlallerinin, katletme, kaçırarak kaybetme şeklindeki kabarık bilançosu, zorlukla açtırılan soruşturma ve davalar, muktedir yapı tarafından büyük bir titizlikle sürdürülen cezasızlık politikasının gereği olarak çok büyük oranda sonuçsuz bırakılmıştır” şeklinde konuştu.

    DAVAYI SAHİPLENME ÇAĞRISI

    Ülkede yaşanan pek çok sorunun kaynağının çözümsüzlüğü sürdüren güvenlikçi politikalar olduğunu söyleyen Çevirmen, davaya katılım çağrısında bulunarak, “Çare bellidir, bir an önce barış politikalarına dönmek, geçmişin ve anın acılarıyla yüzleşmek, hakikatlerin ortaya çıkmasının önündeki engelleri kaldırmak, adaleti sağlamak gerekiyor. Yarın, 23 Mart Çarşamba günü, Ankara 6. Ağır ceza mahkemesinde görülecek duruşmaya, İnsan Hakları Derneği Ankara şubesi olarak, tüm emek ve demokrasi güçlerini, insan hakları savunucularını, barış, özgürlük ve demokrasi istemi olan herkesi, parti, sendika ve odaları katılıma ve sahiplenmeye çağırıyoruz. Ayrıca derneğimiz duruşmaya müdahil olarak katılma talebinde bulunacaktır. Adalet ve hakikat arayışımız vazgeçilmez bir arayıştır. Kararlıyız, ısrarcıyız” dedi.

    DİCLE ANTER: DAVANIN ZAMAŞIMINA UĞRATILMASI İNSANLIK SUÇU

    Musa Anter’in oğlu Dicle Anter de, JİTEM denen kurumun inkar edildiğini dile getirerek, Musa Anter davasında zamanaşımı olmayacağını ifade etti. Anter, “Musa Anter dosyasına baktığımızda 20 Eylül 2022′ de zaman aşımına uğrayacak. Ama henüz hukuki süreç bitmiş değil. Anayasa mahkemesi ve AİHM’ne gideceğiz. JİTEM diye bir kurum var ama inkar ediliyor. Mehmet Eymür ifade verdi ve bazı bildikleri olduğunu ve gizli olduğu için açıklamayacağını söyledi. Bu davada zaman aşımı olmaz. Hukuk 90’lı yıllarda yoktu ama bugün o günleri bile arar olduk. Erdoğan, yarın Musa Anter cinayetini aydınlatın derse hemen yarın aydınlatılır. Bu davada tüm deliller ortada açık. Devletin bu cinayetleri ortaya çıkarması lazım. Musa Anter davasının zaman aşımına uğraması insanlık suçudur kabul edilemez. Mücadele etmeye devam edeceğiz. Dün aydınlar Sivas’ta yakıldı. Bugün ise bu iktidardan kaçıp gidiyor. Her dönem bu devlet aydınlara baskı uyguladı” diye konuştu.

    TÜRKDOĞAN: HAKİKAT KOMİSYONLARI KURULMALI

    İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ise insanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı olamayacağına dikkat çekerek, “Bir cezasızlık politikası söz konusu. Hakikat komisyonları kurularak katliamlarla yüzleşilmeli. Bize düşen bu tür cinayetleri katliamların aydınlatılması için mücadele etmeye devam etmektir. Bir JİTEM gerçekliği var bu ülkede. Bu tip davalar cezasız kalmasın diye müdahil oluyoruz kurum olarak. Bunlar insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur ve bu suçlarda zaman aşımı yoktur. Ankara buna sessiz kalmamalı aydınlatılmalı” ifadelerini kullandı.

    “FAİLİ MEÇHULLERLE İSMİ ANILANLAR YENİDEN SİYASETE GİRİYOR”

    HDP Bingöl Milletvekili Erdal Aydemir, faili meçhul cinayetler ile ismi anılanların şimdilerde ise yeniden siyasete girmeye çalıştığını söyleyerek, “90’lı yıllarda Kürt illeri yakılıp yıkıldı. Tansu Çiller o zaman başbakandı. Bugün siyasete girmeye çalışıyor yine. Önce döneminde yapılanların hesabını vermeli. Başta faili meçhul cinayetlerin ortaya çıkarılması gerekiyor. Üçüncü yol ittifakıyla bu hesaplaşma gerçekleştirilecek” diye belirtti.

    Sağlık Emekçileri Sendikası Eş genel Başkanı Selma Atabey de, “Ben Diyarbakır da yaşadım. Kürt’üm. 90lı yıllarda çok katliam, işkence yaşadık. Bugüne geldiğimizde hala ilerleme yok. O dönemde yaşananlar şeffaf bir şekilde aydınlatılmalı. Demokrasiye giden yol buradan geçer” şeklinde konuştu.

    SYKP Ankara İl Eş Başkanı Ahmet Enis ise, “Dönemin iktidarları muhalefeti susturmak için cinayetler, yakıp yıkmalar yaşandı. İnsanlığa karşı işlenen suçlar da zaman aşımı yoktur, davanın takipçisi olacağız” dedi.

    HDP Ankara İl Örgütü Eş Başkanı Pakize Sinemillioğlu, “Faili belli cinayetlerin, katliamların takipçisi olacağız” derken, HDK Ankara İl Sözcüsü Fikret Çalağan ise, “Devlet toplum üzerinde sürekli baskı kurmaya çalışıyor. Musa Anter’e yapılan katliam tüm topluma yapıldı. Tuğla çekip devlet sistemini yıkacağız” diye vurguladı.

    PİRHA/ANKARA

  • Gezi’de vurulan Aydoğan: Dosyama ulaşamıyorum, zaman aşımı için 6 ay kaldı

    Gezi’de vurulan Aydoğan: Dosyama ulaşamıyorum, zaman aşımı için 6 ay kaldı

    Gezi direnişi sırasında polisin attığı gaz fişeğiyle ayağından yaralanan Aydın Aydoğan’ın dosyası faili meçhul suçlar bürosunda tutuluyor. Gizlilik kararı olduğu için kendi dosyasına ulaşamayan Aydın, dosyasının zamanaşımıyla kapatılmasına 6 ay kaldığını, zamanaşımı süresini doldurmaya çalıştıklarını vurguladı. 

    Gezi direnişi sırasında polisin attığı gaz fişeğiyle ayağından yaralanan Aydın Aydoğan, dosyasının zamanaşımıyla kapatılmasına 6 ay kaldığını hatırlatarak, “Savcılık, bölge idare mahkemesinin kararını hiçe sayarak dosyamı faili meçhul suçlar bürosunda tutmaya devam ediyor. Zamanaşımı süresini doldurmaya çalışıyorlar” dedi.

    Aydın Aydoğan, dosyasının yaklaşık 1 yıldır bulunduğu İstanbul Cumhuriyet Savcılığı Faili Meçhul Büroya dilekçe vererek dosyasının faili meçhulden çıkarılmasını talep etti. Öldürülen savcı Mehmet Selim Kiraz’ın başlattığı sürecin yarım kaldığına dikkat çeken Aydoğan, 2017’de ulusal kriminal dairesinden gelen CD, vs. kitapçığın dosya ve adli emanette olmadığını söyledi.
    Aydoğan, “CD ve kitapçığın akıbetini ve bulunmasını, dosyamın tekrar memur suçlar bürosuna gönderilmesini ve soruşturmada adı geçen kolluk güçleri hakkında ivedilikle soruşturmanın genişletilerek sürdürülmesini talep ediyorum” dedi.

    “VURAN POLİSLERİN İFADELERİ ALINMIYOR”

    Aydoğan, “Beni vuran şüphelileri görenlerin ifadeleri alınmıyor. Dosyamın zamanaşımına gitmesine çok az kaldı. Neredeyse 8 yıldır ben bu süreçle baş etmeye çalışıyorum. Dosya 12 savcı gördü. 2 defa Faili Meçhul Suçlar Bürosu’na gönderildi. İdare Mahkemesi kararıyla dosyayı tekrar Memur Suçları Bürosu’na gönderdik. Dosyamda 1300 sayfalık sadece yazışmalar var ancak bir ilerleme yok. Dosyamda gizlilik kararı var. Kendi dosyama bakamıyorum. Bu kararın kalkmasını istiyorum” diye konuştu. Aydoğan, 10 gün içinde Anayasa Mahkemesi’ne de başvuracağını kaydetti.

    (HABER MERKEZİ)