Etiket: zamanaşımı

  • Soma Katliamı Davası: İstinaf mahkemesi, zamanaşımı nedeniyle davaların düşmesine karar verdi

    Soma Katliamı Davası: İstinaf mahkemesi, zamanaşımı nedeniyle davaların düşmesine karar verdi

    PİRHA-  Türkiye tarihinin en büyük iş cinayeti davası olan Soma maden katliamına ilişkin kamu görevlilerinin yargılandığı davada istinaf mahkemesi, skandal bir karara imza attı. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesi, Soma 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 29 Nisan 2025 tarihinde verdiği beraat ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararlarını kaldırsa da sanıklar hakkında “görevi kötüye kullanma” suçundan açılan kamu davalarının dava zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle düşmesine hükmetti.

    Soma’da 13 Mayıs 2014’te meydana gelen faciada 301 madenci yaşamını yitirmiş, olay Türkiye tarihinin en büyük iş cinayetlerinden biri olarak kayıtlara geçmişti. Katliamın ardından açılan davalarda yıllardır kamu görevlilerinin sorumluluğu ve denetim mekanizmalarının işleyişi tartışma konusu oluyordu.

    İlke Tv’den Damla Kırmızıtaş’ın haberine göre istinaf mahkemesi, yerel mahkemenin 29 Nisan 2025 tarihinde verdiği beraat kararlarını “hukuken isabetli değil” diyerek kaldırdı. Ancak bu tespit, sanıkların cezalandırılmasına yetmedi. Mahkeme, “görevi kötüye kullanma” suçlamasıyla yargılanan sanıklar hakkındaki kamu davalarının 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin dolduğuna hükmederek davaların düşmesine karar verdi.

    Kararla birlikte Abdurrahman Başkaya, Ali Sağır, Ayhan Yüksel, Aysel Ertürk, Ercemal Atasoy, Hasan Yücel, Kasım Özer, Mehmet Arslantaş, Mehmet Göl, Veli Doğan, Emin Gümüş, Ersin Bulut, Ertan Gül, Gürol Alaca, Mehmet Tekelioğlu ve Mukadder Kavcar hakkındaki kamu davaları düşürüldü. Mahkeme, bu isimler için zamanaşımı süresinin 2020 ile 2023 yılları arasında dolduğunu belirtti.

    AİLELERE “DOĞRUDAN ZARAR GÖRMEDİNİZ” DENİLDİ

    Karardaki en tepki çeken noktalardan biri ise mağdur ailelerin başvurularına verilen yanıt oldu. İstinaf mahkemesi, evlatlarını ve eşlerini kaybeden ailelerin “suçtan doğrudan zarar görmediğini” savundu. Kamu görevlilerine yönelik suçlamanın sadece “denetim yetersizliği” olduğunu savunan mahkeme, ailelerin ve vekillerinin istinaf başvurularını “katılma hakları olmadığı” gerekçesiyle reddetti.

    DAVALARIN ÖNEMLİ BİR BÖLÜMÜ ZAMANAŞIMI NEDENİYLE KAPANDI

    İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesi, verdiği kararın kesin olduğunu belirtti. Böylece Soma maden katliamında kamu görevlilerinin yargılandığı davaların önemli bir bölümü zamanaşımı nedeniyle kapanmış oldu.

    HABER MERKEZİ

     

  • Beyazıt Katliamı’nın 47. yılı

    Beyazıt Katliamı’nın 47. yılı

    PİRHA-Bugün 7 devrimci öğrencinin ülkücülerin saldırısı sonucu yaşamını yitirdiği Beyazıt Katliamı’nın 47. yılı. Katliamının sorumluları, dosya zaman aşımını uğratılarak cezasız kaldı.

    16 Mart 1978 yılında 7 öğrencinin hayatını kaybettiği, 50’den fazla kişinin yaralandığı Beyazıt Katliamı’nın üzerinden 47 yıl geçti. Katliamın ardından yapılan iki yargılama da faillerin cezasız kalmasıyla sonuçlandı. Yürürlükteki ceza hukukuna göre zamanaşımı dolmadığı halde dava zaman aşımından düşürülerek Türkiye’nin ilk kontrgerilla dava dosyası kapatıldı.

    16 Mart 1978’de ülkücü saldırılar nedeniyle öğrencilerin kampüsten toplu çıkış yaptığı esnada atılan bomba ve ardından açılan yaylım ateşi sonucu İktisat ve Hukuk fakültesi öğrencileri Hatice Özen, Cemil Sönmez, Baki Ekiz, Turan Ören, Abdullah Şimşek, Hamit Akıl ve Murat Kurt hayatını kaybetti. 50’den fazla öğrenci de yaralandı.

    Saldırının failleri, “Merasim Birliği” adlı polis birliği ve Orhan Çakıroğlu başkanlığında ve Mehmet Gül yönetimindeki Ülkü Ocakları üyeleriydi. Ateş kesildikten sonra polisler koşan saldırganların peşinden gitti, ancak Komiser Muavini Reşat Altay tarafından engellendiler. Reşat Altay, gazeteci Hrant Dink’in öldürüldüğü tarihte de Trabzon İl Emniyet Müdürüydü.

    Okul süresiz tatil edilirken, saldırının hemen ardından öğrenciler üniversiteyi işgal etti. İşgalin hemen ardından sendikalar, meslek örgütleri, barolar, derneklerin de katıldığı on binlerce kişilik cenaze töreniyle saldırıya yanıt verildi. 7 gencin tabutları, Sirkeci iskelesindeki feribota teslim edildi. Bombanın Kontrgerillacı Yüzbaşı Mehmet Ali Çeviker’in deposundan çıktığı ve Abdullah Çatlı tarafından ulaştırıldığı ortaya çıktı.

    17 KİŞİ HAKKINDA TAKİPSİZLİK KARARI

    Devrimci öğrencilere dönük saldırılar toplumun birçok kesimi tarafından protesto edilirken, katliama ilişkin ise sadece bir kişi tutuklandı. 1978 yılında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı olayla ilgili soruşturma başlattı. Soruşturma kapsamında aralarında dönemin Ülkü Ocakları İstanbul İl Başkanı Orhan Çakıroğlu, dönemin Ülkü Ocakları’nda görevli olan Mehmet Gül, dönemin MHP İstanbul İl Başkanı Kazım Ayaydın gözaltına alındı. Sanıklardan Sıddık Polat ise Elazığ’da yakalandı.

    Yürütülen soruşturmada 17 kişi hakkında takipsizlik kararı verilirken, diğer sanıklar hakkında idam istemiyle İstanbul 1 No’lu Sıkıyönetim Mahkemesi’nde dava açıldı. Yargılama sonunda, Polat 11 yıl hapis cezasına mahkûm edilirken, diğer sanıklar ‘delil yetersizliğinden’ beraat etti. Askeri Yargıtay’ın 5 Ekim 1982 tarihli kararından sonra Polat da beraat etti.

    Katliamın failleri Ergenekon davaları kapsamında tutuklanınca, katliam mağdurlarının avukatları her iki dosyanın birleştirilmesini istedi ancak bu talep reddedildi. Ayrıca Beyazıt Katliamı döneminde öğrencileri korumakla görevli polislerin başında yer alan Reşat Altay’ın yargılandığı Hrant Dink davasıyla, katliam dosyasının birleştirilmesi talebi de reddedildi.

    KATLİAM ZAMAN AŞIMIYLA SONUÇLANDI

    Beyazıt Katliamı sonrası başlatılan yargı süreci tıpkı diğer katliamlar ve faili meçhul cinayetlerde olduğu gibi zaman aşımıyla sonuçlandı. 20 Ekim 2008’de İstanbul 6. Ceza Mahkemesi’nin verdiği zaman aşımı kararı Mart 2010 tarihinde Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından onandı. Böylece, 7 kişinin ölümü, onlarca kişinin yaralanmasına yol açan, örgütlü ve planlı bir biçimde gerçekleştirildiğine dair çok sayıda kanıt bulunan 16 Mart Beyazıt Katliamı, zaman aşımına uğratıldı.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • 1938’ de katledilen ailesini toplu mezardan çıkarmak istedi, mahkeme ‘zaman aşımı’ dedi

    1938’ de katledilen ailesini toplu mezardan çıkarmak istedi, mahkeme ‘zaman aşımı’ dedi

    PİRHA- Hüseyin Akgün, Dersim Katliamı’nda öldürülen ve toplu mezarda bulunan ailesine mezar yeri yapmak için hukuk yoluna başvurdu. 9 yıl sonra gelen ret kararına Akgün tepki gösterdi.

    Akgün’ün tüm ailesi 1938 Dersim Katliamı’nda Nazimiye’nin Avlosan Deresi’nde katledildi. Akgün, ailesine ait toplu mezarın açılması talebiyle 2015 yılında Nazımiye Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu.

    Toplu mezar yerini aile büyüklerinin aktarımı ile öğrenen Akgün’ün, akrabaları Emine Altıntaş, Hetip Altıntaş, Ali Cemal Altıntaş, Suzan Altıntaş, Ahmedi Altıntaş, Hatice Altıntaş, Mehmet Altıntaş, Elif Altıntaş ve Humar Altıntaş’a ait toplu mezarın açılması ve inanca uygun defin talebi 9 yılın sonunda “zamanaşımı” gerekçesiyle reddedildi.

    “DAVAMIZI SONUNA KADAR TAKİP EDECEĞİZ”

    Duvar’dan Duygu Kıt’ın haberine göre, akrabalarının kemiklerini kefene sarıp inancına göre defnetmek istediğini söyleyen Akgün karara tepki gösterdi. “Davamızı sonuna kadar takip edeceğiz” diyen Akgün şunları söyledi:

    “Biz 1938’de ailece çok bedel ödedik. Ailemden herkesi öldürdüler; bebeklerin, yaşlıların, kadınların cesetlerini kurda kuşa yem ettiler. O dönem sadece babamla amcam kalmış, onları da Kütahya Tavşanlı’ya sürgüne gönderiyorlar. Buradaki bütün mal varlıklarımıza da el konuluyor. Ayrıca ailemin devlet tarafından imha edildiğine ilişkin belgeye eski Dersim vekili Hüseyin Aygün aracılığıyla ulaşmıştım. Ben de tüm bunlara ilişkin Nazımiye Cumhuriyet Savcılığı’na başvurdum. ‘Akrabalarımın kemiklerini kefene sarıp dini usullere göre define etmek istiyorum’ dedim. ‘Zamanaşımı’ dediler.”

    İLK BAŞVURUYA ZAMANAŞIMI YANITI İTİRAZLA KALDIRILDI

    Akgün’ün avukatı Cihan Söylemez’in aktardığına göre, Nazımiye Cumhuriyet Başsavcılığı ilk soruşturma dosyasında zamanaşımını ileri sürerek, dosyada kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verdi. Fakat Akgün ve avukatı karara ilişkin itirazda bulunarak, Nazımiye Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kararını kaldırttı. Böylece Akgün’ün 9 yıl sürecek adalet talepli bekleyişi başladı.

    KEŞİF KARARINA GÜVENLİK ENGELİ

    Kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararın kalkması üzerine Nazımiye Cumhuriyet Başsavcılığı’nca toplu mezar mahallinde keşif yapılması planlanıyor fakat o tarihten bugüne kadar keşif yapılmıyor. Sebebi ise keşif için güvenlik verilmemesi. Avukat Söylemez şöyle devam etti:

    “2015 yılında Tunceli Sulh Ceza Hakimliği, savcılığın ‘zamanaşımı’ gerekçesini yerinde görmemiş ve etkin soruşturma yürütülmediği için kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararı kaldırmıştı. Aynı hakimlik 2014 yılında da Hozat Cumhuriyet Başsavcılığı’nın takipsizlik kararını kaldırmış ve Hozat’ın Sekesure adlı mevkiinde 1938 Katliamı’na ait toplu mezarı açmış, mezarda çocuklara ve kadınlara ait kemikler çıkmıştı. Nazımiye’de de Tunceli Sulh Ceza Hakimliği kararınca 9 senedir toplu mezarın açılmasını bekliyorduk.”

    SAVCIDAN TEKRAR ZAMANAŞIMI TALEBİ

    Cumhuriyet savcısının müracaatı üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından ikinci kez verilen zamanaşımı kararı ile toplu mezar soruşturmalarının kapatılmak istendiğini belirten Söylemez, “Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 9 yıl sonra ikinci kez ‘zamanaşımı’ gerekçesiyle Tunceli Sulh Ceza Hakimliği’nin kararını kaldırması hukuk devleti ilkesine vurulmuş büyük bir darbedir. Bu kararın en üstten Yargıtay’dan aldırılması ile 1938 Dersim Katliamı toplu mezar soruşturmaları kapatılmak istenmiştir. Bosna’da ya da Kosova’da bir toplu mezar açıldığında verilen tepki ile Dersim 1938 Katliamı’na ait bir toplu mezarın açılması konusunda aynı olumlu tepki verilmesi gerekmez mi?​” diye soruyor.

    “ETKİN SORUŞTURMA İÇİN İTİRAZLARA DEVAM EDECEĞİZ”

    “Toplu mezar soruşturmaları, resmi tarihin ‘isyan’ savını çürüttüğü için tarihle yüzleşme ve demokratikleşme açısından önemli bir konu” diyen Söylemez son olarak şunları kaydetti:

    “Yargıtay’ın ‘Dersim İçtihadı’ sonucu savcılık yıllar sonra ikinci kez takipsizlik verdi. Bu karara karşı itirazımızı yaptık. İşin dikkat çeken yönü olarak bu itiraza da yine Tunceli Sulh Ceza Hakimliği bakacak ve karara bağlayacak. Tunceli Sulh Ceza Hakimliği 2015 yılında verdiği kararın arkasında durmaz ise Anayasa Mahkemesi’ne etkin soruşturma ağır ihlali gerekçesiyle müracaat edeceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Avusturya’da Aleviler, Madımak Katliamı davasında zamanaşımı kararını protesto etti

    Avusturya’da Aleviler, Madımak Katliamı davasında zamanaşımı kararını protesto etti

    PİRHA-Avusturya’daki Aleviler, Madımak Katliamı davasında zamanaşımı kararını yürüyüş yaparak protesto etti. 

    33 aydın, sanatçı ve yazarın yakılarak katledildiği Sivas Katliamı’na ilişkin firari üç sanık Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş hakkında Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde süren dava zamanaşımı kararı verildi.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu, 2 Ekim’de açıklama yaparak yürüyüşe çağrı yapmıştı.

    Viyana Devlet Operası önünde bir araya gelen Avusturya’daki Aleviler, Madımak Katliamı davasında zamanaşımı kararını protesto etti.

    PİRHA/AVUSTURYA

    İLGİLİ HABERLER:

    >Sivas Katliamı Davası’nda utanç karar: Katliam zaman aşımına uğratıldı- VİDEO

    >Sivas Katliamı’nın firari sanığı Murat Songur’un Alman istihbaratındaki sicil numarası ortaya çıktı

    > Deprem: Unutmayacağız demekle olmuyor, katliamlardan hesap sorulmalı

    > Zaman aşımı kararına Ankara’dan tepki: Er ya da geç hesaplaşacağız

    > Akpınar: Katillerin avukatlığını yapanların zaman aşımı kararı vermesi beklenen bir sonuçtu

    > Arslan: Sivas Katliamı davasının zaman aşımına uğratılması siyasi bir karardır

    > Alevilerden mesaj: Sivas, bizim kalbimizde zaman aşımına uğramadı

    > Madımak davasında ‘zaman aşımı’ kararına karşı mitingler yapılacak!

    > AFA Genel Başkanı Saka: Zaman aşımı kararını kınıyoruz

    DAD Eş Genel Başkanı Doğan: İnsanlığa karşı işlenen bir suç devlet eliyle aklandı

    ‘Zaman aşımı kararı Alevilere yönelik sistemli saldırıların bir parçasıdır’
    Avusturya’da Aleviler, Madımak Katliamı davasında zamanaşımı kararını protesto edecek-VİDEO

  • Basın açıklaması kararı: Madımak Davası’nda zamanaşımı kararını tanımıyoruz!

    Basın açıklaması kararı: Madımak Davası’nda zamanaşımı kararını tanımıyoruz!

    PİRHA-Alevi kurumlarıyla birlikte çok sayıda demokratik kitle örgütü, Sivas Katliamı Davası’nın zaman aşımına uğratılması ardından eylem kararı aldı. Ankara’da 23 Eylül Cumartesi günü Alevi kurumları ve çok sayıda sivil toplum örgütü ortak basın açıklaması gerçekleştirecek.

    Sivas’ta, 2 Temmuz 1993’te, Madımak Oteli’nde 33 aydının yakılarak katledilmesine ilişkin davanın son duruşmasında karar çıktı. Mahkeme heyeti, davanın düşmesine karar verdi. 14 Eylül’de görülen duruşmada savcı, 30 yıllık zamanaşımı süresinin 2 Temmuz’da dolduğunu söyleyerek üç firari sanık hakkında zaman aşımı uygulanarak davanın düşmesini talep etmişti.

    Alevi kurumlarıyla birlikte çok sayıda demokratik kitle örgütü, Sivas Katliamı Davası’nın zaman aşımına uğratılması ardından eylem kararı aldı. 19 Eylül’de Ankara’da Alevi kurumları ve çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcisi bir araya gelerek bir eylem planı hazırladı. Toplantıya 50’den fazla kurum katıldı.

    Alınan kararlar doğrultusunda Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, 23 Eylül Cumartesi saat 17.00’de İnsan Hakları Anıt’ı önünde ortak bir basın açıklaması düzenleyecek.

    ANKARA/PİRHA

     

    İLGİLİ HABERLERİ

    Sivas Katliamı Davası’nda utanç karar: Katliam zaman aşımına uğratıldı- VİDEO

    Sivas Katliamı Davası kararına tepki: Bu davayı mahşere bırakmayacağız- VİDEO

    Av. Piroğlu: Avukat ordusu ile yola devam edeceğiz

    Karakaya: Derin devletin yapabileceklerini öngörmemiş olmak Aleviler açısından bir zaaftı – VİDEO

    Fırat: İnsanlığa karşı suçun tam bir tanımı varsa o da Madımak Katliamıdır

    ‘Zaman aşımı kararı Alevilere yönelik sistemli saldırıların bir parçasıdır’- VİDEO

    DAD Eş Genel Başkanı Doğan: İnsanlığa karşı işlenen bir suç devlet eliyle aklandı – VİDEO

    Bodrum Cemevi: Madımak davasında zaman aşımı kararı ne adil ne de meşrudur-VİDEO

    Kenanoğlu: Katliam davasının kararında devlet aklının kendisi vardır – VİDEO

    AFA Genel Başkanı Saka: Zaman aşımı kararını kınıyoruz- VİDEO

    BAF: Madımak bir Alevi katliamıdır, arkasında devlet vardır!-VİDEO

    Özcan Doğan: O gün Sivas’ta insanlık öldü; zaman aşımı olamaz!- VİDEO

    Madımak davasında ‘zaman aşımı’ kararına karşı mitingler yapılacak!-VİDEO

    Alevilerden mesaj: Sivas, bizim kalbimizde zaman aşımına uğramadı – VİDEO

    İngiltere’deki Alevilerden Sivas Katliamı Davası’na siyah çelenkli tepki -VİDEO

     

     

     

  • Hasan Kılavuz: Madımak’ta katledilenleri Alevilerin hafızalarından silemeyecekler-VİDEO

    Hasan Kılavuz: Madımak’ta katledilenleri Alevilerin hafızalarından silemeyecekler-VİDEO

    PİRHA- Sivas Katliamı davasının zamanaşımına uğratılmasına ilişkin bir açıklama yapan Pir Hasan Kılavuz, bu kararın altına imza atanların bunun vebalinden kurtulamayacağını ve bu zulme sebep olanların bir gün mutlaka mahkum olacağını söyledi.

    33 aydın, sanatçı ve yazarın yakılarak katledildiği Sivas Katliamına ilişkin firari üç sanık hakkında süren davanın duruşmasında savcı, zamanaşımı uygulanarak davanın düşmesini talep etti. Mahkeme heyeti, davanın düşmesine hükmetti. Madımak Katliamının firari sanıkları Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş’ın yargılandığı davanın son duruşması zamanaşımı gündemiyle Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmüş, esas hakkındaki mütalaasını açıklayan savcı, kaçaklık durumunun zamanaşımı süresini etkilemeyeceğini ileri sürmüş ve üç firari sanık hakkında zamanaşımı uygulanarak davanın düşmesini talep etmişti.

    Savcının mütalaasının ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, firari sanıklar Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş yönünden zamanaşımı gerekçesiyle davanın düşürülmesine hükmetmişti.

    Pir Hasan Kılavuz da Sivas Katliamı davasının zamanaşımına uğratılmasına ilişkin bir açıklama yaptı.

    “BU KARARIN ALTINA İMZA ATANLAR BUNUN VEBALİNDEN KURTULAMAZLAR”

    Madımak katliamının Alevi katliamları içerisinde, Alevilerin hafızasından asla silinmesi mümkün olmayan bir katliam olduğunu belirten Pir Hasan Kılavuz, “Aydınlarımıza, yazarlarımıza, ozanlarımıza yapılan bu ağır zulüm ve bu zulümde hayatını kaybedenleri hep anıyoruz. Geçmişte Pir Sultan’ı da 550 yıl önce idam edildiği, haksızlığa uğradığı için, kendisi ve etrafındakileri nasıl ki biz şiirlere, deyişlere koymuşuz, saz ile söz ile her dem dile getiriyorsak, Sivas Madımak olayı da bizim için öyledir. Burada katledilenleri Alevilerin hafızalarından silemeyecekler, silinmez. Bunlar da şairlerimize, ozanlarımıza, yazarlarımıza aynı zamanda ilham kaynağı olacaklar ve bunu hep söyleyeceğiz, anlatacağız ve bu söylemlerimizden de asla geri durmayacağız” dedi.

    Madımak katliamının devlet ve o dönemki iktidar sahipleri eliyle yapıldığını, bu tür katliamlarda dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir zaman, zamanaşımının söz konusu olamayacağını ama ülkemizde ne hikmetse zamanaşımı diye olayın üstünün örtüldüğünü ifade eden Kılavuz, “Bu kararın çıkması utanç vericidir. Bu kararın altına imza atan hukukçular, savcılar, adaleti temsil ediyorum diyenler hiçbir zaman bunun vebalinden kurtulamazlar. Bunun için diyoruz ki, zamanaşımı diye bir şey söz konusu olamaz. Aleviler olarak bu ülkede yaşayan demokratlar, aydınlar, yazarlar, çizerler, hak ve hukuktan yana olanlar olarak, bu kararı şiddetle kınıyoruz, kabul etmiyoruz, reddediyoruz” dedi.

    “BU ZULMÜ YAPANLAR BİR GÜN MAHKUM OLACAKLAR”

    Kılavuz, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “İnanıyorum ki gün gelir, orada bu haksızlığa, bu zulme maruz kalanların evlatları, sevenleri, bu talepleri o adliye koridorlarında dillendirecek ve bu konu o salonlarda namuslu, onurlu hakimler tarafından tekrar işlenecek, o insanların isimleri tekrar tekrar okunarak, onlara yapılan zulme sebebiyet verenlerin hepsinin -vicdanen zaten hep mahkumdurlar- adliye saraylarında mahkum edildiğine dair kararlar okunacaktır. O günü sabırla bekliyoruz ve o günün gelmesi için bütün Alevi kurum ve kuruluşları, aydınları, yazarları olarak konunun takipçisi olacağız. Onun için diyorum ki Madımak’ı unutmayacağız, unutturmayacağız ve bu haksız kararı verenleri de şiddetle kınıyoruz”

    PİRHA/MERSİN

  • “Sivas Katliamı’nda verilen karar, birlikte yaşamaya vurulmuş bir neşterdir” – VİDEO

    “Sivas Katliamı’nda verilen karar, birlikte yaşamaya vurulmuş bir neşterdir” – VİDEO

    PİRHA –  Sivas Katliamı davasının zaman aşımına uğratılarak düşürülmesine tepki gösteren Damal Dernekler Federasyonu Başkanı Güner Kökat, Türkiye halklarına seslenerek, “Bugün Madımak’ı yakan zihniyetle aklayan zihniyet aynı zihniyet. Bugün bir inanç üzerinden katliam yapılıyor ve bu failler aklanıyorsa bu ortak yaşama vurulmuş bir neşterdir. Eğer bugün bu katliama sessiz kalırsan yarın kılıf biçilerek bir katliam gelip seni bulur.” dedi.

    Madımak Oteli’nde 2 Temmuz 1993’te 33 aydının yakılarak öldürülmesine ilişkin davada mahkeme heyeti davanın düşmesine karar verdi. Savcı, 30 yıllık olağanüstü zaman aşımı süresinin 2 Temmuz’da dolduğunu söyleyerek üç firari sanık hakkında zaman aşımı uygulanarak davanın düşmesini talep etmişti.

    Alevi kurumları, siyasi partiler, milletvekilleri ve hak savunucuları başta olmak üzere toplumun büyük bir kesiminden karara ilişkin tepkiler yükseliyor. Damal Dernekler Federasyonu Başkanı Güner Kökat, konuya ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “BU ÜLKE BİR İNSANLIK SUÇU DAVASININ ZAMAN AŞIMINA UĞRAYABİLECEĞİNİ GÖRDÜ”

    Kökat, davanın zaman aşımına uğratılarak düşürülmesine tepki göstererek “Bu dava sadece Alevilere bir tedirginlik vermemiştir. Alevileri üzmemiştir. Bu ülke bir suçlunun suçunun affedileceğini bir gece yarısında gördü. Bir insanlık suçu davasının zaman aşımına uğrayabileceğini gördü” dedi. Kökat, mahkeme kararının Türkiye’de birliğe beraberliğe, birlikte yaşama vurulmuş bir hançer olduğunu vurgulayarak “Eğer bugün bir inanç üzerinden katliam yapılıyor ve bu insanlar aklanıyorsa bu ortak yaşama vurulmuş bir neşterdir”dedi.

    Kökat, şöyle devam etti:

    “Biz umut ediyoruz ki bu kararın bir hata olduğunun farkına varılır. Ama maalesef Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihine baktığımızda katliamlar böyle olmuş ama bunlar da düzeltilmemiştir. Düzeltilmediği gibi de insanların kaygılarını iyice arttırmışlardır. Çünkü bu ülkede devletin gözü önünde yapılan Roboski Katliamı, Dersim Katliamı, Sivas Katliamı, Koçgiri Katliamı var. İnsanlar bunun üzerine demokratik yollardan haklarını aramaya giriyordu. Demokratik yollardan haklarını aramaya girdiklerinde de insanları terörize ederek yaşam alanlarını dar ettiler.”

    “MADIMAK’I YAKAN ZİHNİYETLE AKLAYAN ZİHNİYET AYNI ZİHNİYET”

    Kökat, Türkiye halklarına seslenerek, “Bugün Madımak’ı yakan zihniyetle aklayan zihniyet aynı zihniyet. Onun için biz bugün Tüm Türkiye halklarına sesleniyoruz. Bu insanlık suçuna sen ses çıkarmayacaksan ne zaman ses çıkaracaksın. Eğer bugün bu katliama sessiz kalırsan yarın kılıf biçilerek bir katliam gelip seni bulur. Ve orada da bunlar aklanır, bir gece kararnameyle bunlar içeriden çıkarılır ve insanlığın vicdanına kara bir leke olarak işlenir” diye konuştu.

    “BİZ KARA LEKELERLE YAŞAMAK İSTEMİYORUZ”

    Kökat, ortak mücadeleye vurgu yaparak şu ifadeleri kullandı:
    “Biz kara lekelerle yaşamak istemiyoruz. Geçmişin utancını bugüne taşıyarak da yaşamak istemiyoruz. Biz bu toprakların yurttaşıyız. Biz burada demokrasi, mücadele ve temel hak ve özgürlüklerle hep birlikte yaşamımızı sürdürmek istiyoruz. Bunları sürdürmek için de ortak mücadeleye ihtiyacımız var. Bu da dost kurumlarla ve Türkiye halklarıyla beraber yapabileceğimiz bir şeydir.”

    Devrim FINDIK / İSTANBUL

  • Ali Balkız’dan Sivas Katliamı Davasına katılım çağrısı

    Ali Balkız’dan Sivas Katliamı Davasına katılım çağrısı

    PİRHA-Alevi Aydın Ali Balkız, 14 Eylül’de Ankara’da görülecek olan Sivas Katliamı Davasına katılım çağrısında bulunarak davanın önemine vurgu yaptı.

    Sivas’ta düzenlenen Pir Sultan Abdal şenlikleri sırasında Madımak Otelinde 33 sanatçının yakılarak katledilmesine ilişkin görülen dava zamanaşımı sınırına geldi. 14 Eylül Perşembe Günü Ankara’da görülecek olan davada karar verilmesi bekleniyor. Yazar Ali Balkız 14 Eylül’de görülecek duruşma için çağrı yaptı.

    “KATİLLER SERBEST KALIRSA KATLİAM PLANLARI YAPMAYA DEVAM EDECEKLER”

    Duruşmaya katılmanın hayati değer taşıdığını vurgulayan Balkız, “Bilirsiniz Sivas duruşmalarının her biri kendince çok önemliydi ancak yarınki dava çok daha önemli çünkü bu suçun yani Madımak Katliamı suçunun insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu savunuyoruz. Ancak bu karara henüz varılmış değil, bu karara varılmaz ise eğer çok yakın geçmişte de gördüğümüz gibi devlet Sivas Katillerini tek tek serbest bırakacak ve onlar Sivas sokaklarında, Ankara sokaklarında, aramızda gezmeye ve yeni katliam planları yapmaya devam edecekler. Bu nedenle yarın, ayın 14’ünde saat 2’de Ankara Adliyesi’nde olan duruşmaya gelmemiz, orada bulunmamız, birbirimizin elini tutmamız, birbirimize destek vermemiz son derece hayati değer taşımaktadır” diye ekledi.

    ANKARA/PİRHA

  • Alevi Kurum Başkanları’ndan Sivas katliamı davasına çağrı-VİDEO

    Alevi Kurum Başkanları’ndan Sivas katliamı davasına çağrı-VİDEO

    PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe ve Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan 14 Eylül’de Ankara’da görülecek olan Sivas Katliamı Davasına çağrıda bulundu. Alevi başkanları, herkesi 14 Eylül’de görülecek olan duruşmaya katılarak, 30 yıldır süren adalet arayışının bir parçası olmaya davet etti.

    Sivas’ta düzenlenen Pir Sultan Abdal şenlikleri sırasında Madımak Otelinde 33 Alevi yurttaşın yakılarak öldürülmesine ilişkin görülen dava zamanaşımı sınırına geldi. 14 Eylül Perşembe Günü Ankara’da görülecek olan davada karar verilmesi bekleniyor. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe ve Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, 14 Eylül’de görülecek duruşma için çağrı yaptı.

    “BU DAVA ARTIK İNSANLIK DAVASIDIR”

    PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, Sivas Katliamı için adaletin 30 yıldır sağlanmadığını hatırlatarak, “Biz 30 yıldır Sivas için adalet herkes için adalet dedik bunu niçin söylediğimizin çok iyi anlaşılmış olması gerekiyor artık çünkü geçmişiyle, tarihiyle yüzleşmeyen toplumların, devletlerin çürüdüğünü zaten biliyoruz onlarca tarihin çöktüğüne gitmiş yapılanmalar var, imparatorluklar var, devletler var. 30 yıldır adalet arıyoruz, 30 yıldır sağlanamayan bir adalet ile karşı karşıyayız. Ne yazık ki bu adalet arayışını sürdüren 33 aydınımızın, 33 gencimizin ailelerini de birer birer hakka uğurlamaya başladık. En son Mahmut amcayı gönderdik, Nurcan Şahin’in babasını gönderdik.

    Yarın arana katiller yönünden devam eden bir duruşma var Ankara Sıhhiye Adliyesi’nde biz bir kez daha kamuoyuna çağrıda bulunuyoruz, özellikle hukukçulara, siyasetçilere, demokratik kitle örgütlerine, bütün demokrasiden, eşitlikten, adaletten yana olduğunu söyleyen bütün kesimlere çağrı yapıyoruz gelin adalet arayışımızı bir koldan, bir elden devam ettirelim. Ortak sese ses olun ve çağırımıza uyun çünkü biz böyle yapmaz isek biz bu adalet arayışımızı eğer birleştirmez isek ne yazık ki var olan, içeride olan katiller de serbest bırakılmaya devam edecek. En son örneğini Hayrettin Gül’de gördük. Cumhurbaşkanı bir katili daha affetti. Aslında katliamın başından beri devletin aldığı tutum belliydi. Başından beri devlet katliamcılardan ve katillerden yana bir tavır sergiledi bunu devam ettiriyor. Biz de buna karşı ısrarla ve inatla adalet demeye devam edelim. Yarın saat 14.00’de Ankara Sıhhiye Adliyesi’nde yan yana gelelim birlikte adalet diyelim çünkü insanlığa karşı işlenmiş suçlarda zamanaşımı olmadığını biliyoruz onlar da biliyor, bir kez daha birlikte hatırlatalım. Bu dava artık insanlık davasıdır. İnsanım diyen, insanlık adına laf söyleyen herkesin orada olmasını bekliyoruz” dedi.

    “ADALET ÖNÜNDE KATİLLER VE CANİLER HESAP VERMEDİLER”

    ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan ise 14 Eylül’de herkesi Ankara Sıhhiye Adliyesine çağırdı. Arslan, konuya ilişkin şunları söyledi:

    “Biliyorsunuz 30 yıl önce bu topraklarda, Sivas Madımak’ta canlarımız katledildi. Bugün o canlarımızı katleden zihniyet 30 yıl geçmesine ve suçu sabit olmasına rağmen canileri ve katilleri serbest bırakıyor. 14 Eylül’de Ankara’da yapılacak olan Sivas Madımak Duruşması bu anlamıyla daha da önem kazanıyor. 30 yıldır Adaletin bütün hukuksuzluğunu gördük. Adalet önünde katiller ve caniler hesap vermediler ve hesap sorulmadı. 14 Eylül saat 14’de Ankara Adliyesi’nde hep beraber olalım bu ülkedeki katillere, canilere, hukuksuzluğa, adaletsizliğe dur diyelim.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • 3 firari sanığın yargılandığı Sivas Katliamı duruşması yarın; Karabudak’tan uyarı-VİDEO

    3 firari sanığın yargılandığı Sivas Katliamı duruşması yarın; Karabudak’tan uyarı-VİDEO

    PİRHA – Sivas Katliamı’nın 3 firari sanık üzerinden yürütülen davasının duruşması 21 Eylül’de görülecek. Duruşma öncesi davaya ilişkin konuşan DAD Ankara Şubesi Başkanı Mustafa Karabudak, “Aradan 30 yıl geçti. Alevilerin aleyhine işleyen bir süreç oldu. 3 Sanığın yakalanamamasından dolayı devam eden bu dava bu kişiler yakalanamadığı takdirde önümüzdeki yıl zaman aşımına uğrayacak” uyarısında bulundu.

    Sivas Katliamı’nın üzerinden 29 yıl geçmesine rağmen hala adalet sağlanamadı. Sivas Katliamı’nın üç firari sanığı Eren Ceylan, Murat Songur ve Murat Karataş üzerinden yürütülen davanın 29. duruşması, 21 Eylül’de Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde saat 14:00’te görülecek.

    Duruşma öncesi davaya ilişkin konuşan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi Başkanı Mustafa Karabudak, davanın bilinçli bir şekilde zamana yayıldığına vurgu yaparak, 3 firari sanığın yakalanamaması durumunda davanın önümüzdeki yıl zamanaşımına uğrayacağını belirtti.

    “CEZASIZLIK POLİTİKASI, CEMEVLERİNE SALDIRANLARA CESARET VERİYOR”

    Firari 3 sanığın yıllardır yakalanamadığına dikkat çeken Karabudak, bu sanıkların duruşmaya katılıp ifade verseler bile ceza almama ihtimallerinin yüksek olduğunu söyledi.

    Sivas Katliamı davasının bilinçli bir şekilde zamana yayıldığını aktaran Karabudak, sözlerine şöyle devam etti:

    “Aradan 30 yıl geçti. Bu zamana yayma ve cezasızlık politikası sıradanlaştı. Kamuoyu da artık bu davadan bir sonuç çıkacağı beklentisini taşımıyor. Bizim de cemevimizin içinde bulunduğu Alevi kurumlarına geçtiğimiz aylarda saldırılar oldu. Şu ana kadar hala bir iddianame hazırlanmış değil. Suç kapsamına baktığımızda ise örgütlü bir şekilde yapılmış saldırılar olarak ele alınmıyor. Mala zarar vermekten ya da bu tip adli nedenlerle bu kişiler yargılanıyor. Bu saldırılar bilinçli, sistemli, örgütlü bir şekilde yapılıyor. Bu kişilerin arkasında kim var yeterince araştırılmıyor. Alevilere karşı yapılan saldırılar anayasal düzene karşı işlenen suçlar kapsamına alınmıyor. Bu tür saldırıların terör suçu kapsamında değerlendirilmesi gerekiyor. Sivas Katliamı davasında olduğu gibi yürütülen cezasızlık politikaları bu saldırganlara cesaret veriyor.

    “FİRARİ SANIKLAR YAKALANAMAZSA DAVA ÖNÜMÜZDEKİ YIL ZAMAN AŞIMINA UĞRAYACAK”

    Çarşamba günü Sivas Katliamı’nın 29. duruşması görülecek. Ana davanın 2012’de kapatılması, AİHM’e götürülmemesi Alevilerin ve demokratik kamuoyunun aleyhine işleyen bir süreç olmuştur. 3 Sanığın yakalanamamasından dolayı bu dava devam ediyor. Bu kişiler yakalanamadığı takdirde dava önümüzdeki yıl zaman aşımına uğrayacak. Yine Alevilerin aleyhine işleyen bir süreç söz konusu.”

    “KARARBABA’NIN HER ZAMAN DİLLENDİRDİĞİ ‘ALEVİ SOYKIRIMI’ SÖZLERİ ŞİMDİ SUÇ SAYILDI”

    Davanın müştekilerinden olan Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa’ya 2 Temmuz 2022’de Sivas’ta açtığı ‘Alevi soykırımı’ pankartından dolayı hakkında soruşturma açıldığını anımsatan Karabudak, şunları dile getirdi:

    “Karababa bu ülkede Alevi soykırımı yapıldığını dile getirdi bu pankartla. Bu düşüncelerini her duruşmada da dile getiriyor ve bu mahkeme tutanaklarına da işliyor. Ama şimdi her zaman söylediği cümlelerin suç teşkil ettiğini belirtip hakkında soruşturma açmışlar. Soykırım kelimesi 1944’lerde bir avukatın dile getirdiği terimdir. Bu tespit Birleşmiş Milletler tarafından da kayıt altına alınmış ve kabul edilmiştir. Soykırımın 5 temel maddesi vardır. Bir grubun topluca öldürülmesi, çocuklarının zorla başka bir yere nakledilmesi, inancının, kültürünün, dilinin değiştirilmesi, fiziksel varlıklarının ortadan kaldırılması, sürgün ve ekonomik anlamda zayıflatılması.

    “ALEVİLERE KARŞI BİR KÜLTÜREL SOYKIRIM SÖZ KONUSUDUR”

    Tüm bunları değerlendirdiğimizde Koçgiri ve Dersim bu soykırım tespitini karşılıyor. Aynı şekilde Ortaca, Çorum, Maraş, Malatya, Sivas, Gazi bunların hepsi Alevilere karşı yapılmış katliamlardır. Alevilere karşı bir kültürel soykırım söz konusudur. Örneğin Maraş Katliamı’ndan sonra orada yaşayan Aleviler İngiltere’ye sığınmışlardır. Kendini güvende hissetmeyen Aleviler yaşadıkları katliamlardan sonra kendilerini daha güvende hissedebilecekleri yerlere taşınmışlardır. Bu bir asimilasyondur hem de bir kültürel soykırımdır.”

    “ALEVİLER OLARAK BU DAVANIN TAKİPÇİSİ OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Demokrat, duyarlı tüm kesimleri Sivas Katliamı’nın 21 Eylül’de görülecek olan duruşmasına çağıran Mustafa Karabudak, “Sivas Katliamı’ndan sonra 6 Temmuz’da Dikmen’de 500 bin insan mezarlığa yürümüştü. O zaman ben de oradaydım. Bu sayı her yıl biraz daha düştü. O günden bugüne süreç iyi örülmedi. Bununla birlikte toplumda bir umutsuzluk da var. Bu davaların sürece yayılması, cezasız kalması insanlarda bir yılgınlık da yarattı. Şu anda dava bir iki aile ve kurum üzerinden yürüyor. Özellikle Karababa ve Metin aileleri bu davayı takip ediyor. Bizler de Aleviler olarak, Alevi kurumları olarak bu davanın takipçisi oluyoruz, olmaya da devam edeceğiz. Tüm duyarlı kamuoyunu da bu davayı sahiplenmeye çağırıyorum” dedi.

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Musa Anter cinayeti duruşmasında talepler kabul edilmedi; zamanaşımı gündemde

    Musa Anter cinayeti duruşmasında talepler kabul edilmedi; zamanaşımı gündemde

    PİRHA-Gazeteci Musa Anter cinayetine ilişkin yürütülen davanın duruşmasında avukatların tüm taleplerini reddeden mahkeme heyeti, zaman aşımı tehlikesine karşın duruşmayı Eylül 2022’ye erteledi. 

    Kürt Gazeteci Musa Anter cinayetine ilişkin yürütülen davanın duruşmasında sorumlular yine mahkemeye getirilemedi. Avukatların tüm taleplerini reddeden mahkeme heyeti, zaman aşımı tehlikesine karşın duruşmayı Eylül 2022’ye erteledi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, dosyaya müdahil olma talebinde bulundu. Türkdoğan, duruşmada savunma yapmak için ilk söz alan isim olarak şunları söyledi:

    “İHD 1986 tarihinde kuruldu. Bu bakımdan söz konusu olaydan, suçtan zarar gördü. Anter’in yaşamını yitirdiği olay çok acıdır. Kürt halkını çok üzen bir cinayettir. O dönemde çok sayıda faili meçhul işlenmiş, köyler yakılıp yıkılmıştır. Dolayısı ile Türkiye’nin bir döneminin aydınlatılması gerekir. O nedenle de bu dava önemlidir.
    İHD olarak biz, 2012 yılında Kürt sorununun nasıl çözülmesi gerektiğine değinmiş, TBMM’nin ilgili komisyonunda bunların kayıtları vardır. Çözüm sürecinde Akil İnsanlar heyetinde yer alıp aktif olarak sorunların çözümü konusunda taraf olduk. İHD’nin bu tip davalara katılma hakkına sahip olduğunu düşündüğümüz için bunları anlatıyorum. Bu tip, politik cinayet davalarında doğal olarak maktülün siyasi kimliği üzerinden tartışmalar yürütülür. Yani bir dönemin aydınlatılması gerekir. Sivil toplum örgütlerinin de bu süreçlere katılmaları konusunda teşvik edilmesi gerekir. Bu bakımdan sivil toplum örgütlerinin taleplerinin yerine getirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Kaldı ki Dicle Anter, derneğimizin de üyesidir.”

    “BİZ BU TAŞIN ALTINA EL KOYMAK İSTİYORUZ”

    Özgürlük İçin Hukukçular Derneği avukatlarından Alişan Şahin de dosyaya müdahil olma talebinde bulunarak şunları söyledi:

    “Biz her ne kadar cinayetin işlendiği tarihte kurulmamış olsak bile, geçmişteki faili meçhul cinayetlerin, cezasızlık politikaları ile meşru kılındığını görüyoruz. Biz de bu nedenle bu taşın altına el koymak istiyoruz. Bu cezasızlık politikasının, katliamların yarın da yaşanacağına dair kuvvetli emareler var. Bu nedenle davaya katılma talebimizin kabul görülmesi talebinde bulunuyoruz.”

    “ŞÜPHELİ BİR DURUM”

    Musa Anter’in oğlu Dicle Anter ise Aziz Turan isimli şahısın Abdülkadir Aygan olduğunun bilindiğini vurgu yaptı. Abdulkadir Aygan’ın cinayeti işleyen isimlerden biri olduğunu işaret eden Anter, “Avukatımız bu kişinin ifade vermesi konusunda talepte bulunmuştu. Cumhurbaşkanının talebi ile bu kişinin Aziz Turan ismi ile şimdi İsveç’ten iadesi isteniyor. Bu çok şüpheli bir durumdur” dedi.

    “SANIKLARIN CEZALANDIRILMASINI TALEP EDİYORUZ”

    Av. Nuray Özdoğan ise soruşturmanın 2009 yılında başladığına dikkat çekerek, “Dosyanın zaman aşımına uğratılması kasıtlı işlemleri gösteriyor. Zaman aşımının tartışma konusu olamayacağını belirtiyoruz. Devletin bu cinayetlerde sorumluluğu AİHM tarafından belirtilmiş durumda. Etkili bir soruşturma ve kovuşturmanın yürütülmediği açık. Soruşturmanın kamu eli ile yavaşlatıldığı tespiti de var. Bu tarz davaların zaman aşımına uğratılamayacağı literatürü de var. Üstelik kırmızı bülten ile arananlara ilişkin dosyalara şimdi cevap veriyorlar. Bunu bir ağır insan hakkı olarak görmeyip taleplerimizi reddedecekseniz söylediklerimizi göz önünde tutmanızı isteriz. Sanıkların biran önce cezalandırılmasını talep ediyoruz.

    Sanık Hamit Yıldırım’ın Avukatı Kaya Yelek ise yaptığı savunmada İHD ve ÖHD’nin doğrudan olaydan zarar görmediği için katılım taleplerinin kabul edilemeyeceğini söyledi.

    Mahkeme heyeti, İHD ve ÖHD’nin tüm taleplerini reddederek bir sonraki duruşmayı 15 Eylül 2022’ye erteledi.

    PİRHA/ANKARA

  • Cumartesi Anneleri, Süleyman Cihan için adalet istedi-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, Süleyman Cihan için adalet istedi-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, gözaltında iken intihar etti söylenerek cansız bedenine ulaşılan Süleyman Cihan için adalet istedi. Cumartesi Anneleri, “Zamanaşımı sayesinde suçular mükafatlandırılıyor” dedi.

    Cumartesi Anneleri 853’ncü hafta açıklamalarında 12 Eylül Askeri Darbe döneminde gözaltına alınan öğretmen olan ve iki çocuk babası Süleyman Cihan ailesinin adalet talebini kamuoyuna açıkladı. Cumartesi Anneleri zamanaşımı denilerek kapatılan dosyaların bir an önce incelenmesi gerektiğini söyleyerek yetkililere çağrı yaptı.

    ‘ZAMANAŞIMI SAYESİNDE SUÇLULAR MÜKAFATLANDIRILIYOR’

    Cumartesi Anneleri bu hafta yaptıkları açıklamada, “Türkiye’de yurttaşın hakikate ve adalete ulaşmasını engelleyen kemikleşmiş bir yapı hüküm sürüyor. Kayıp dosyaları, etkin soruşturmalar yürütülmeden zaman aşımı süresinin dolması için adliyelerin tozlu raflarında bekletiliyor. Sonra da ‘süreniz doldu, biz artık devlet olarak fail ve sorumluları yargılayıp cezalandıramayız!’ diyorlar. Zaman aşımı sayesinde  suçlular mükafatlandırılırken, kayıp yakınları yaşadıkları adaletsizlikle baş başa bırakılıyorlar” dedi.

    EMNİYETTE İŞKENCE GÖRDÜ

    Cumartesi Anneleri Cihan’ın kayıp hikayesiyle ilgili kamuoyuyla şu bilgileri paylaştı:

    31 yaşındaki iki çocuk babası Süleyman Cihan öğretmendi ve İstanbul’da yaşıyordu. 12 Eylül Askeri Darbesi’nin ardından hakkında arama kararı çıkartıldı.

    29 Temmuz 1981 tarihinde Edirne’den İstanbul’a gelmek üzere bindiği yolcu otobüsü İstanbul’a yaklaştığı sırada beş kişilik sivil bir ekip tarafından durduruldu. Yolcuların kimliklerini kontrol eden ekip, Cihan’ı gözaltına alarak İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürdü. Çok sayıda tanık beyanına göre Cihan burada aylarca işkence gördü.

    Emniyet ve savcılığa başvuru yapan aileye oğullarının gözaltına alınmadığı söylendi. Aile ve avukatlarının ısrarlı arayışı, Cihan’ı şubede işkencede gören tanıkların çıkarıldıkları mahkemelerde ısrarla mahkeme heyetine “Süleyman Cihan’a ne oldu?” sorusunu yöneltmeleri sonucunda önce Cihan’ın çatışmada öldüğü iddia edildi. Bu iddiayı destekleyecek hiçbir veri bulunamayınca bu sefer de Cihan’ın gözaltına alındığı günün ertesi günü, yani 30 Temmuz’da yer gösterme esnasında altıncı kattaki boş bir daireden kendisini atarak intihar ettiği öne sürüldü.

    OTOPSİ RAPORU NE DEDİ?

    Cihan’ın otopsi raporundaki veriler onun altıncı kattan atılmadan önce öldürülmüş olduğuna dair önemli veriler içeriyordu. Ayrıca olayla ilgili hazırlanan rapor 30 Temmuz 1981 tarihliydi ama Cihan’ı o tarihten sonra aylarca emniyette gören çok sayıda tanık vardı.

    Gerçekte ise 29 Temmuz1981 tarihinde gözaltına alınan Cihan, İstanbul Emniyeti Siyasi Şube’de çok sayıda kişi tarafından görülmüş, aylarca  işkence gördükten sonra  öldürülmüş, ölü bedeni yüksekten atılarak intihar süsü verilmiş ve  kaybedilmek maksadıyla “kimliği meçhul kişi” olarak gömülmüştü. Bu gerçek ailenin, avukatların  ve tanıkların 85 günlük ısrarlı arayışı ile açığa çıkarılmıştı.

    Gerçek bu kadar ortadayken İstanbul Sıkıyönetim Askeri Savcılığı tarafından yürütülen soruşturmada Süleyman Cihan’ın öldürülmesi, kaybedilmesi ile ilgili suçu aydınlatma ve failleri yargı önüne çıkartma hedeflenmedi. Aksine bu insanlığa karşı suçu intihar olarak göstererek failleri kurtarma amaçlandı. Dosya delilere, tanıklara rağmen takipsizlik kararı ile kapatıldı. Kapatma kararına yapılan itirazlar da reddedildi.

    Dosyanın canlandırılması için çaba gösteren aile ve avukatları 2012 yılında Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu. Süleyman Cihan’ın işkencede öldürülmesi ile ilgili ek deliller sunarak isimlerini verdikleri fail ve sorumlular hakkında şüpheli sıfatıyla kamu davası açılmasını talep etti. Ek delillerden biri de, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın dosyadaki otopsi bulguları ve tıbbi verilerden hareketle hazırladığı rapor oldu. Bu raporla Cihan’ın ağır işkenceye maruz bırakıldığı ve apartmanın altıncı katından atılmadan önce öldürüldüğü kayıt altına alınmış oldu.

    Sürüncemede bırakılan dosya güvenilir kanıtlar ve tanıklar olmasına rağmen, bizzat savcılığın Cihan’ın işkence ile öldürüldüğünü kabul etmesine rağmen, zamanaşımı devreye sokularak kapatıldı. Bilinen fail ve sorumlular bir kez daha korundu.

    Cumartesi Anneleri 853’ncü hafta açıklamalarının sonunda şunları söyledi: “Kaç yıl geçerse geçsin; Süleyman Cihan için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 154 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Gezi’de yaralanan Aydoğan: 8 yıldır devlete vurulduğumu ispat edemedim!

    Gezi’de yaralanan Aydoğan: 8 yıldır devlete vurulduğumu ispat edemedim!

    Gezi eylemleri sırasında polisin attığı gaz fişeğiyle sağ ayağından yaralanan Aydın Aydoğan’ın, İstanbul Valiliği ve İçişleri Bakanlığı aleyhine açtığı tazminat davasının reddedilmesinin ardından Danıştay’a taşınan dosyaya 6 yıl sonra yanıt verildi. Aydoğan’ın tazminat talebi reddedildi.

    Gezi Parkı eylemlerinin sürdüğü 11 Haziran 2013 tarihinde gaz kapsülü ile sol ayağından yaralanan Aydın Aydoğan, 6 yıl önce İstanbul 3. İdare Mahkemesi’ne başvurarak İstanbul Valiliği ve İçişleri Bakanlığı aleyhine 100 bin lira manevi, bin lira da maddi olmak üzere 101 bin liralık tazminat davası açtı.

    Aydoğan’ın açtığı tazminat davası mahkeme tarafından reddedilirken, dosya Danıştay’a taşındı. 6 yıldır Danıştay’da bekletilen dosya geçen hafta onaylanarak Aydın Aydoğan’ın tazminat talebi reddedildi.

    Cumhuriyet’ten İlyada Kaya’nın haberine göre Danıştay’ın kararına tepki gösteren Aydoğan, şunları kaydetti:

    “Dosya 6 senedir Danıştay’daydı. 6 senedir hiç bakmamışlar mı? Biz, 1700 sayfalık ceza dosyasını önlerine gönderdik. Polis yazışmalarını, olay gününe ait görüntüleri Danıştay’a sunduk. Danıştay hiç incelememiş ki komik şablonlarla davamı reddetmiş. Reddetme gerekçesi olarak idarenin kararını aynen yazmışlar. Herkese ispat ettim, 8 yıldır devlete vurulduğumu ispat edemedim. Beni, devletin uyguladığı şiddetle yüzde 43 engelli duruma düşürdüler. Devletin hastanesi bana bu raporu verdi ama devlet kabul etmiyor. Her gün adliye koridorlarında hakkımı aramaya çalışıyorum.”

    DOSYA BİR AY SONRA ZAMANAŞIMINA GİDECEK

    Dosyayı Anayasa Mahkemesi’ne taşıyacaklarını belirten Aydın Aydoğan, “Anayasa Mahkemesi’ne ceza dosyasını da götüreceğiz. Bu zaman zarfında bu dosya için Danıştay’a bu kararın düzeltilmesi için dilekçe vermeye hazırlanıyoruz. Dilekçemizi dikkate almazsa üst mahkemeye başvuracağız. Dosyam bir ay sonra zamanaşımına gidecek. Amaçlarının da bu olduğu çok açık. Ama tıpkı Gezi’de olduğu gibi adaletli yarınlar için hakkımı aramaya devam edeceğim” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Cemil Kırbayır dosyası zaman aşımından kapatıldı

    Cemil Kırbayır dosyası zaman aşımından kapatıldı

    Yargıtay, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “araştırılacak” sözü verdiği Cemil Kırbayır’ın gözaltında kaybedilmesine ilişkin açılan dosyayı zaman aşımı gerekçesiyle kapattı.  

    Ardahan’ın Okçu köyünde 12 Eylül 1980 askeri darbesinden bir gün sonra evinde gözaltına alınan Cemil Kırbayır’ın kaybedilmesine ilişkin 2014 yılında yeniden başlatılan soruşturma kararı bozuldu. Yargıtay, Ardahan Ağır Ceza Mahkemesi’nin olaya dair yeniden soruşturma açılmasını sağlayan kararını bozarak, dosyayı zaman aşımından kapattı.

    BERFO ANA’YA VERİLEN SÖZ

    Kısa Dalga’dan Kemal Göktaş’ın haberine göre, Yargıtay, zaman aşımının 2002 yılında dolduğu gerekçesiyle Adalet Bakanlığı’nın “kanun yararına bozma” talebini yerinde buldu. Yargıtay, kamu görevlilerinin işlediği öldürme suçlarında zaman aşımı işlemeyeceğine ilişkin 2004 yılında yapılan Anayasa değişikliği ile 12 Eylül döneminde işlenen suçlarla ilgili dokunulmazlık sağlayan Anayasa’nın geçici 15. Maddesinin kaldırılmasına ilişkin 2010 Anayasa değişikliğinin dosyanın zaman aşımına girmesine engel oluşturmayacağını savundu. Böylece, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Cemil Kırbayır’ın annesi Berfo Kırbayır’a verdiği söz de gerçekleşmemiş oldu.

    NELER YAŞANDI?

    Resmi olmayan kayıtlara göre 17 bin 500 faili meçhul cinayetin kurbanlarından biri olan Cemil Kırbayır, 12 Eylül 1980  askeri darbesinden bir gün sonra Ardahan’ın Okçu köyündeki evinde gözaltına alındı ve o tarihten sonra kendisinden bir daha haber alınamadı. Oğlunun kaybedilmesinin ardından çalmadık kapı bırakmayan Berfo Kırbayır, 5 Şubat 2011 tarihinde dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın Dolmabahçe Sarayı’na davet ederek görüştüğü Cumartesi Anneleri içinde yer aldı. 103 yaşındaki Berfo Anne’yi dinleyen Erdoğan’ın talimatı sonucu Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’nun 9 Şubat 2011 tarihli toplantısında “gözaltında iken kayboldukları iddia edilen kişilerin akıbetinin araştırılması” amacıyla bir alt komisyon kurulması kararı alındı.

    Komisyon, yaptığı araştırma sonucu 350 sayfalık bir rapor hazırladı. Raporun sonuç bölümünde “Komisyonumuz; Cemil Kırbayır’ın gözaltında iken işkence gördüğüne, bu işkence sonucunda hayatını kaybettiğine ve cesedinin ölümüne sebebiyet veren sorgulamaları yapan kamu görevlilerince ortadan kaldırıldığına inanmaktadır” yazıldı. Komisyon, Cemil Kırbayır’ın gözaltında iken işkence ile öldürüldüğü iddiasıyla ilgili olarak, sorgulamayı yapan üç birim olan Emniyet, MİT ve Sıkıyönetim Komutanlığının o dönemdeki görevlileri ve yetkilileri ile dönemin sıkıyönetim komutanı hakkında, Kars Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunarak, elindeki tüm bilgi, beyan ve belgeleri Adalet Bakanlığı aracılığı ile savcılığa gönderdi.

    Bunun üzerine Kars Cumhuriyet Başsavcılığı, 2011/899 nolu yeni bir soruşturma başlattı. Soruşturma sırasında arşivde 2002/911 nolu takipsizlik kararı bulundu. Cemil Kırbayır’ın gözaltında kaybedilmesinden 6 yıl sonra, Kars Savcılığı bir soruşturma başlatmış ancak soruşturmada 2002 yılında takipsizlik kararı vermişti. Söz konusu 2002/911 nolu takipsizlik kararı ise aileye tebliğ dahi edilmemiş dosya böylece kapatılmıştı. Bu karar 2014 yılında aileye tebliğ edildi. Aile hemen Ardahan Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurarak, söz konusu takipsizlik kararının kaldırılmasını talep etti. Mahkeme takipsizlik kararını kaldırdı.

    YARGITAY ZAMANAŞIMINDAN DOLAYI DOSYAYI KAPATTI

    Kars Cumhuriyet Başsavcılığı, dosyayı 14 Kasım 2019 tarihinde “kanun yararına bozma” talebiyle Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Müdürlüğü’ne gönderdi ve Cumhuriyet Savcılığınca 2002 yılında zaman aşımı nedeniyle verilmiş olan takipsizlik kararını kaldıran Ardahan Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2014 tarihli kararının kaldırılmasını istedi. Bakanlık, 25 Şubat 2020 tarihinde Yargıtay’a başvurarak dosyada zamanaşımı bakımından “kanun yararına bozma” kararı verilmesini talep etti. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, Bakanlığın talebini kabul ederek yerel mahkemenin kararını bozdu ve dosyayı zamanaşımından kapattı.

    (HABER MERKEZİ)