Etiket: zehirli gaz

  • Afşin-Elbistan B Termik Santrali’nde yangın çıktı-VİDEO

    Afşin-Elbistan B Termik Santrali’nde yangın çıktı-VİDEO

    PİRHA- Maraş’ta bulunan Afşin-Elbistan B Termik Santrali’nde yangın çıktı. Yangın söndürme çalışmaları sürerken, zehirli gaz tehlikesine karşın köylülerin gaz maskesi takması istendiği iddia edildi.

    Afşin-Elbistan B Termik Santrali’nde yapılan onarım çalışmasında yangın meydana geldi. Yangın büyürken, helikopterler ile yangın kontrol altına alınmaya çalışılıyor. Zehirli gaz tehlikesine karşın köylülerin gaz meskesi takması istendiği iddia edildi.

    PİRHA/MARAŞ

  • Sanayi kuşatmasındaki Alevi köyü Çepnidere kanserle boğuşuyor-VİDEO

    Sanayi kuşatmasındaki Alevi köyü Çepnidere kanserle boğuşuyor-VİDEO

    PİRHA- Manisa Turgutlu’ya bağlı Çepnidere Köyü çevresini kuşatan sanayi kuruluşlarının sulara döktüğü atıklar ve saldığı zehirli gazlar sonucu birçok kişi kanser. Köydeki ölümlerin yüzde 90’ı kanser hastalığından. Köylüler, “Alevi köyü olduğumuz için kıllarını kıpırdatmıyorlar, zehir soluyoruz” diyerek duruma isyan ediyorlar.

    Manisa Turgutlu’ya bağı Alevi köyü Çepnidere tarım ve hayvancılıkla uğraşırken, 2000’li yıllarda zehir saçan sanayi tesislerinin hedefi haline geldi. ‘Verimsiz arazi’ olduğu gerekçesiyle istimlak edilen ve arazileri ellerinden zorla alınan köylülerin neredeyse ekecekleri bahçeleri bile kalmamış. Verimsiz arazinin aksine topraklarının bölgenin en verimli arazileri olduğunu söyleyen Çepnidere köylüleri şimdi ise ekecek bir avuç bahçe bulmakta zorlanıyor.

    Kimyasal gübre, kemik külü, çimento, plastik ambalaj, seramik, tarım ilaçları gibi sektörlerin köy civarındaki organize sanayi bölgesine gelmesiyle Çepnidere köyü adeta zehir kuşatması altında. Ağır kokunun yayıldığı köyde, filtre takılmadığı için havada uçuşan zehirli partiküller adeta kar örtüsü gibi köyü kaplamış durumda.

    ÇEPNİDERE KÖYLÜLERİ SESLERİNİ DUYURAMIYOR

    Fabrikaların kiminin bacasından, kiminin çatısından sürekli zehirli dumanlar yükseliyor. Köy civarındaki Nif Çayı’na atılan veya boşaltılan kimyasal atıklar yüzünden bitki örtüsü ve hayvanlar zarar görmüş durumda. Zehirli atıkların aktığı Nif Çayı’nın suyu ile bahçelerini sulamak zorunda kalan köylüler havadan yetmezmiş gibi topraktan da zehir yemeye başlamış. Organize sanayi bölgesinin adeta köyü kuşatma altına almasıyla köyde kanser ve astım gibi hastalıklar en üst düzeye çıkmış durumda.

    Köyde bulunan birçok yaşlı, kanser hastalığına yakalanmış durumda ve 70 yaşını göremiyor. Gençler ise hem tarım yapacak arazinin olmayışı hem de kanser vakalarının artması nedeniyle köyü terk ederek büyük şehirlere göç etmiş. Gidecek başka toprakları olmayan ve maneviyatları bu köyde olan yaşlılar ise adeta ölümü bekler durumda. Onca eylem, yol kapatma, dilekçe ve çağrılara rağmen seslerini duyuramayan Çepnidere köylüleri çözüm bekliyor.

    “ARSALAR ZORLA İSTİMLAKLA ELİMİZDEN ALINDI”

    Köy sakinlerinden Rıza Karayel, devlet tarafından ‘işlenmez arazi’ olarak gösterilen verimli arazilerinin istimlak ile ellerinden alındığını söyleyerek, “Kendimizi bildik bileli çiftçilik, hayvancılıkla uğraşan bir bölgeydik. 20 sene önce arazilerimiz kırsal işlenmez arazi olarak gösterilmiş. Aksine toprağımız çok bereketliydi, üzüm bağlarıydı. Manisa Büyükşehir Belediyesi de işlenmez arazi diyerek sanayi bu tarafa yönlendirdi. Satmak istemedik ama zorla istimlak ile araziler elimizden alındı. Kurulan sanayilerle hastalık yayıldı. Köyde 70 yaşını gören yok. Gençler köyü terk etmeye başladı. Ağaçlarımız dahi kurumaya başladı. Fabrikalar filtreler takmıyor. Gübre, kemik tozu, seramik, plastik ambalaj gibi fabrikalar var” dedi.

    “ALEVİ KÖYÜ DİYE KILLARINI KIPIRDATMADILAR”

    Köylerindeki ekolojik tahribata karşı tüm çabalarının Alevi köyü olmalarından kaynaklı görülmediğini ifade eden Karayel, “Köy resmen abluka altında. Temiz hava alamıyoruz. 70 yaşını görebileceğimizi umut etmiyoruz. Eskiden yaşlılar 100 yaşını görürdü. Ölümlerin büyük sebebi ise kanser hastalığından kaynaklı. Valiliğe, kaymakamlığa, sanayi odasına verdiğimiz dilekçeler cevapsız kaldı. Ankara yolunu dahi kapattık ama engel olamadık. Alevi köyü olduğumuzu bildikleri için kıllarını dahi kıpırdatmadılar, destek olmadılar. Verimli arazilerimiz vardı, ekmeğimizi kazanıyorduk. Sonuç olarak köyümüz boşaltıldı” şeklinde konuştu.

    “SUYUMUZ ZEHİRLENDİ, BAHÇELERİMİZDEN ZEHİR YİYORUZ”

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Çepnidere Şube Başkanı Hamza Karayel ise köydeki ölümlerin yüzde 90’ının kanser kaynaklı olduğuna işaret etti.

    Köylerindeki Nif Çayı’na zehirli fabrika atıkları bırakıldığını ve bu su ile bahçelerini sulamak zorunda kaldıklarını dile getiren Karayel, ‘Yediğimiz ürünler de zehirli’ diyerek şunları söyledi:

    “İstimlak adı altında köye temiz sanayi olarak girdiler. Temizliği de kalmadı. Sanayinin getirdiği tozdan, kirlilikten, artıktan köy halkının çoğu hastalandı. 70 yaşında çok nadir bulunuyor. Diğer köylerde 100 yaşına kadar yaşayan insanlar var. Arazilerimiz hep tütündü ve kota getirildi. Kotadan kaynaklı köylü kazanamayınca tütün ekmeyi bıraktı. Düşük fiyata arazilerimiz istimlak edildi ve köylü teslim oldu. Sanayinin kirlilik getireceğini kimse tahmin etmiyordu. Ölümlerin yüzde 90’ı kanser hastalığından. Bunun sebebi de hava kirliliği, toz, sanayi atıkları. Artık çaremiz kalmadı. Fabrika bacalarındaki filtreler gece açılıyor. Yakınımızda Gediz nehri, Nif Çayı var, siyah mikrop akıyor. Tarım yapamaz duruma geldik. Bahçelerimiz bu kirli su ile sulanıyor. Yediğimiz ürünler bile zehirli. Bu zehirli duman ve suyun denetim altına alınması lazım.”

    “KÖY HAPİS DURUMDA, GENÇLER KÖYÜ TERKETTİ”

    İki büyük organize sanayi içerisinde köylerinin hapis kaldığını söyleyen Mutlu Karayel, genç nüfusun köyü terk etmek zorunda kaldığına işaret ederek, “Köy adeta kirli hava soluyor. Ağır bir koku var. Arazilerimiz elimizden alınınca genç nüfus fabrikalarda çalışmaya başladı. Sıkıntılarımız büyük. Köyü örgütlenmeyi çalıştık ama fabrikaların önüne geçemedik. Bir şey yapamaz hale geldik. Biraz da duyarsız kaldık. Geri çekilmek zorunda kaldık. Dumanlı fabrikalar ve kirli hava salan fabrikaların kontrol altına alınması lazım. Köy iki organize sanayi arasında hapis kalmış durumda. Biz burada üvey evlat gibiyiz. Siyasiler ancak oy zamanı bu köye gelir, ama sorunu ile asla muhatap olmazlar” ifadelerini kullandı.

    “HASTALIKTAN KÖY BOŞALIYOR”

    Çepnidere köyünden Ali Karayel de köylerinin boşalmak üzere olduğunu kaydederek, “İmzalar topladık, yürüyüşler yaptık. Hatta Ankara yolunu kapattık. Ama müdahale edildi. Yine de bu fabrikaların buraya girmesini engelleyemedik. Araziler devlet tarafından köylülerden alınarak istimlak edildi. Fabrika yapılacağını bilmiyorduk, yoksa asla arsalarımızı vermezdik. Şimdi köyün her tarafı sanayi oldu. Hastalıktan kaynaklı birkaç seneye köy boşalacak. Bir türlü baş edemedik” diye konuştu.

    Ersin ÖZGÜL-Rohat EMEKÇİ/İZMİR

  • Dersim Katliamı’nda zehirli gaz kullanımı uluslararası platforma taşınıyor

    Dersim Katliamı’nda zehirli gaz kullanımı uluslararası platforma taşınıyor

    PİRHA- Dersim Katliamı’nda kimyasal gaz kullanıldığına dair yeni belgelerin ortaya çıkmasına ilişkin Dersimli kurumlar ortak bir açıklama yaptı. Açıklamada, “Belgeler bir kez daha göstermiştir ki; Türkiye Cumhuriyeti Devleti 1937-38-39 yılları arasında Dersim’de planlı-programlı bir şekilde yukarıda adı geçen zehirli gazları da kullanarak soykırım amaçlamış ve gerçekleştirmiştir” denildi.

    Dersim Katliamı’nda kimyasal gaz kullanıldığı yeni çıkan belgelerle kanıtlandı. Dersim Gazetesi’nin yayınladığı ‘gizli’ ibareli Mustafa Kemal Atatürk imzalı belgelere göre Almanya’dan 20 ton zehirli gaz, Amerika’dan da bombardıman uçakları satın alındığı ortaya çıktı. Konuya ilişkin Dersim Yeniden İnşa Cemiyeti, Dersim Araştırmaları Merkezi, Dersim Soykırım Karşıtı Derneği ortak bir açıklama yaptı.

    Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, Dersim 1937-38-39 yılları arasında sivillere karşı zehirli gaz kullandığı ve toplu katliamlara yol açtığı daha önce açıklanan belgelerle ortaya çıktığı belirtilen açıklamada Dersim Katliamı’na ilişkin daha önce yayınlanan şu materyallere yer verildi:

    “Bilindiği üzere eski Dışişleri Bakanı ve Cumhurbaşkanı Vekili İhsan Sabri Çağlayangil, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na verdiği mülakatta, ‘Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinde bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtleri’ni kestiler. Kanlı bir hareket oldu. Dersim davası da bitti. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi. Dersim böyle bitti.’ diye belirtmişti.

    Eski Başbakan Refik Saydam, dönemin Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’a hitaben 19 Şubat 1942’de yazdığı bir mektupta ise yine Dersim’de zehirli gazların kullanıldığı ifadelerini kullandı.

    Dr Nuri Dersimi de Kürdistan Tarihi kitabında, ‘Bölgeyi top ve uçakların saçtığı zehirli gaz bombardımanları yoğun bir sis tabakası altına almış, yaşayan hiçbir mahlûk kalmamıştı. Yanan evler ve ormanlardan, cehennemi bir görüntü yansıyordu.’ diye yazar.”

    “KULLANILAN GAZLARLA SOYKIRIM AMAÇLANMIŞTIR”

    Açıklamanın tamamı şöyle:

    “Yeni ortaya çıkan belgeler bir kez daha göstermiştir ki; Türkiye Cumhuriyeti Devleti 1937-38-39 yılları arasında Dersim’de planlı-programlı bir şekilde yukarıda adı geçen zehirli gazlarıda kullanarak soykırım amaçlamış ve gerçekleştirmiştir.

    1926 başlayıp, 1946 yılına kadar devam eden soykırım programında on binlerce insan vahşice katledilmiş, bir o kadarı ise yerinden yurdundan edilmiştir. Son yıllarda Dersim soykırımı ile ilgili yapılan belgesel ve benzeri çalışmalar sonucu ortaya çıkan belgelerde ise bombalama dahil, karadan ve sonrasında ‚Kara vagon’lara doldurularak batıya sürgüne gönderilenlerin sayısı belirsizdir.

    Bu soykırım uygulandığında Mustafa Kemal Atatürk’ün de imzasıyla Nazi programlarının yürütüldüğü dönemin Almanya Devletinden zehirli gaz, ABD’den bu gazların kullanılması için bombardıman uçakları satın alınmıştır.

    “DERSİMDE İNSANLIK SUÇLARI SÜRDÜRÜLMEYE DEVAM ETTİRİLMEKTEDİR”

    Şunu özellikle vurgulamak isteriz ki 1937/38 ve 1939’da Dersim’de gerçekleştirilmiş bu vahşetle Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve ona bu suçta yardım etmiş devletler yüzleşmediğinden dolayı Dersim’de halen bu insanlık suçları sürdürülmeye devam ettirilmektedir. BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırmasına Dair Sözleşme ile BM Lahey Uluslararası Ceza Mahkemesinin kurucu Sözleşmesi BM Roma Statüsüne göre Soykırım ve insanlık suçlarının tanımı, sorumluluk sahipleri ve failleri hiçbir tartışmaya yer verilmeden tanımlanmıştır. Dersimli Kurumlar olarak bir yandan Dersim Soykırımı ile ilgili çalışmalarımızla o dönem ile yüzleşilmesini sağlamaya çabalarken öte yandan halen Dersim coğrafyasında devam eden insanlık suçları ve kültürel soykırımın sonlandırılması için çabalamaktayız. Bu amaçlarla ortaya çıkan veya çıkacak yeni belgelerle birlikte tüm komisyonlarımız çalışmalarını etkin olarak sürdürmeye devam etmektedir.

    Bu temelde biz Dersimli kurumlar olarak;

    Türkiye, Federal Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri nezdinde en uygun, demokratik ve hukuki adımları atacağız.

    Meseleyi yeniden Birleşmiş Milletler, Uluslararası yargı, Avrupa Parlamentosu, Avrupa Konseyi, Federal Almanya Parlamentosu, Eyalet Parlamentoları ve ABD’nin ilgili kurularının gündemine taşıyacağız…” (HABER MERKEZİ)