PİRHA- Tunceli Valiliği ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın ortaklaşa düzenlediği ‘Dedeler Zirvesi’ne tepki gösteren Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, “Devlet kendi tekelinde, kendi kontrolünde bir Alevi yapılanmasını inşa etmek istiyor” dedi.
Alevi toplumunun “Alevi Diyaneti” olarak tarif ettiği Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Dersim Tertelesi’nin yıldönümünde Tunceli Valiliği ile birlikte 130 dedenin katılımıyla ‘Dedeler Zirvesi’ gerçekleştirdi.
Yapılan bu tartışmalı toplantıya ilişkin PİRHA’ya açıklamalarda bulunan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, “Aleviliği sönümlendirmeye ve ortadan kaldırmaya yönelik girişimlerdir” diye belirtti.
“DEVLET DERSİM TERTELESİ’NİN YILDÖNÜMÜNDE DEDELER ZİRVESİ YAPARAK ALEVİLERE MESAJ VERMEK İSTİYOR”
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından 4 Mayıs’a Dersim’de yapılan toplantının simgesel bir anlam ifade ettiğini belirten Can, bunun tesadüf olmadığının altını çizdi.
“DERSİM’DE YAPILMAK İSTENEN TOPLANTI BİR ALEVİ DİYANETİ YARATMA GİRİŞİMİDİR”
Dedelerle ilgili yapılan toplantının bir ‘Alevi Diyaneti’ yapılanmasına yönelik projenin bir adımı olduğunu vurgulayan Can, “Özellikle devletin çizgisindeki dernek ve vakıflar yeterli etkiyi yaratamayınca devlet doğrudan sahaya indi ve müdahale etti. Bugünkü yaşanan durum budur” dedi.
“ALEVİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI DEDELERİ MAAŞLA ELE GEÇİRMEYE ÇALIŞIYOR”
Devletin 5-6 yıl öncesinden sahadan topladığı verilerle Kültür Bakanlığı üzerinden bir Alevi yapılanması inşa etmeye başlandığını belirten Can, “Bunun üzerinden Kültür Bakanlığına bağlı Alevi Kültür ve Cemevi Başkanlığını kurdu. Topladıkları veriler üzerinden kurumları gezdiler ve içlerinde kendileriyle iş birliği yapabilecek unsurları belirlediler. Son toplantıda da, dedelere ‘Siz artık bu işi maaşlı olarak yapacaksınız’ dediler” diye konuştu.
“DEVLET ALEVİLİĞİ ORTADAN KALDIRMAK İSTİYOR”
Aleviliğin Pir-Talip ilişkine dayanan bir inanç olduğunun altını çizen Can, “Alevilik inancında dedelere maaş yoktur, hakkulah vardır. Bu dedenin görevidir ve dedenin inancına olan borcudur. Bir karşılık değildir. Dolayısıyla da buradan aslında Diyanet’e benzer bir yapılanma, devletin kontrolünde bir Alevi yapılanması yapılmak isteniyor” şeklinde ifade etti.
Yapılmak isteneni Aleviliğin tarihsel doğa tanrıcı felsefesine yönelik bir taarruz girişimi olarak değerlendiren Can, “Aleviliği aslında sönümlendirme ve ortadan kaldırmaya yönelik bir girişimdir. Çünkü Alevilik bağımsızlığını kaybettiği anda bütün bu bahsettiğimiz özellikleri de kaybedecektir” diye belirtti.
“DEVLETTEN MAAŞ ALAN DEDELER CEMEVLERİNDE BİR CAMİ HOCASI GİBİ VAAZ VERECEKTİR”
Devlet tarafından görevlendirilmiş bir dedenin toplumdan rızalık almasına gerek kalmayacağına da dikkat çeken Zeynel Can, konuşmasının devamında şunları belirtti:
“Aslında bir yerde o inancın adı Alevilik olarak dahi kalsa bunu zamanla içi boşaltılmış olacak. Yani işi bu şekilde bir atanmış dedeyle devlet tarafından kurulmuş cemevi içindeki Aleviliğin geleceği yol budur. Devletin aslında doğrudan kendi uzantılarının yapamadığını, dedenin kendisinin yapmasına yönelik ciddi bir hamlesidir.
Bunu tabii boşa çıkarmak anlamında da bizim yapacaklarımız ve yapmamız gerekenler vardır. Üst düzeydeki kurum başkanları, yetkililer bir araya gelerek konuşmaları, değerlendirmeleri ve buna göre politikalar ve stratejiler belirlemesi gerekir.”
PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, gazeteci Mine Kırıkkanat’ın Aleviliğe yönelik sözlerine tepki gösterdi. Kırıkkanat’ın ifadelerini “yaralayıcı” olarak değerlendiren Can, “Aleviliğe yönelik gizli art niyetlerini ortaya koyuyorlar” dedi.
Cumhuriyet yazarı Mine Kırıkkanat, CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Andımız”ın kaldırılmasını istediği iddia edilen bir paylaşımı, “kripto kılıç artığı” ifadeleriyle alıntılamıştı.
Ardından gelen tepkiler üzerine, “Alevi dostlardan içtenlikle özür dilerim. Kılıç artığı sözünün tarihçesini bilmiyordum. Bu sözü, Kılıçdaroğlu’nun soyadına atfen söyledim. Cehaletimi bağışlayın” paylaşımı yapmıştı. Tepkilerin devam etmesi üzerine Cumhuriyet gazetesindeki yazılara ara verdiğini açıklayan Kırıkkanat, “Kazandınız kötüler! Biz yenilmeyi de biliriz. Yenildim, çekiliyorum. At sizin, meydan sizin, rahat rahat oynayın” demişti.
Kırıkkanat, bugün Kılıçdaroğlu’nu arayarak özür dilediğini, “Az önce Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu arayarak, kendisi hakkında yaptığım talihsiz paylaşım için içtenlikle özür diledim. Gösterdiği olgunluğa minnettarım” sözleriyle duyurmuştu.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Kırıkkanat’ın düşünce yapısının kendisini şaşırtmadığını söyleyerek, “Mine Kırıkkanat asker kızı ve ulusalcı-ırkçı bir kafa yapısına sahip. Düşünce yapısını bildiğim için böyle konuşmasını çok yadırgamadım. Bunu doğru bulduğum anlamında söylemiyorum. Çünkü kafa yapısı böyle” dedi.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi tavrının eleştirilebileceğini ancak inancı üzerinden hedef alınmasının kabul edilemez olduğunu ifade eden Can, şu benzetmeyi yaptı:
“İnsanın gözünde bir körlük varsa ve bu doğuştansa, bunu eleştiri konusu yapamazsınız. Bir insanı seviyormuş gibi davranıp öfkelenince ‘sus lan kör’ demek gibi bir şey bu.”
“ALEVİ OLMAK BİZLER İÇİN ONURDUR”
Alevi olmanın kendileri açısından bir onur olduğunu söyleyen Can, Aleviliğin insanları dili, kimliği ve inancı nedeniyle ayrıştırmayan bir yol olduğunu vurguladı.
“İyi ki Alevi olarak doğmuşum. Çünkü bu inanç beni düşünsel olarak köreltmedi, ruhsal olarak daraltmadı. Edep erkânıyla ve dünyaya bakışıyla ufkumu açtı, hoşgörüyle yetiştirdi” diye konuştu.
Tüm baskılara rağmen Alevi kimliklerini açıkça savunmaya devam ettiklerini belirten Can, “Biz hala Alevi, Kızılbaş, Tahtacı, Abdal olduğumuzu her yerde söylüyoruz. Cemimizi, inancımızı ve itikadımızı yaşamaya devam ediyoruz” dedi.
“ALEVİLERE DİL UZATANLARIN ART NİYETİ ORTADA”
Kemal Kılıçdaroğlu’nun Nazımiye Kureyşan Pir Ocağı’na bağlı bir Alevi olduğunu gizlemediğini belirten Can, buna rağmen siyaset yaptığı dönemde Alevi kimliğini öne çıkarmadığını ifade etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ise Kılıçdaroğlu’nun kimliğini siyaset malzemesi yaptığını ifade eden Can, Mine Kırıkkanat’ın sözlerine ilişkin şu değerlendirmede bulundu:
“Alevilere dil uzatanların beyinlerinin altında Aleviliğe yönelik art niyetlerinin olduğu çok açık.”
PİRHA – Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Siverek ve Maraş’taki okullarda artan şiddet olaylarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’de Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana sürdürülebilir bir eğitim politikasının oluşturulamadığını savunan Can, mevcut sistemin sağlıklı nesiller yetiştirme amacından saptığını belirtti.
“EĞİTİM SORUNU CUMHURİYETTEN BUGÜNE ÇÖZÜLEMEDİ”
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren eğitim meselesinin temel bir sorun olarak tartışıldığını ifade eden Zeynel Can, Köy Enstitüleri ile başlayan sürecin devamında eğitim enstitülerinin kapatılması ve imam hatiplerin açılması eksenindeki tartışmaların, eğitimin niteliğini zedelediğini vurguladı. Can, “Bu tartışmalar nedeniyle, ülkenin geleceğine yönelik sağlıklı nesiller yetiştirecek tutarlı bir eğitim politikası bir türlü oluşturulamamıştır,” dedi.
“EĞİTİMİN DİNSELLEŞMESİ VE SADAKA KÜLTÜRÜ”
Son dönemde eğitimde kolaycılığa kaçıldığını belirten Can, iktidarın eğitim politikalarını şu sözlerle eleştirdi: “Eğitimi dinselleştirerek ve yoksulluğu besleyerek toplumu sadaka kültürüyle idare etmek istiyorlar. Bir sosyal hukuk devleti, insanların temel ihtiyaçlarını karşılayamadığında toplumu oyalayacak araçlara başvurur. Televizyonlardaki mafya dizileri ve dedikodu programları bu siyasetin bir parçasıdır. Yoğun dinsel eğitim ve derin yoksulluk, insanları yardıma muhtaç hale getirmeyi hedeflemektedir.”
“YOKSULLUK EN ÇOK ÇOCUKLARI VURUYOR”
Ekonomik sıkıntıların bedelini en ağır çocukların ödediğini ifade eden Can, yetersiz beslenmenin zihinsel sağlığı, zihinsel sağlığın bozulmasının ise eğitimi ve geleceği doğrudan olumsuz etkilediğini söyledi. Gençlerin kendilerini ifade edebilecekleri bir meslek edinememeleri durumunda yasa dışı yollara sürüklendiğine dikkat çeken Can, “Çocukların çeteleşme süreci, sokaklarda akranlarına şiddet uygulayarak başlıyor,” uyarısında bulundu.
“YENİ ROL MODELLER: MAFYA VE ÇETE LİDERLERİ”
Geçmişte çocukların öğretmen, doktor veya avukat olmayı hayal ettiğini ancak günümüzde bu modellerin yerini mafya figürlerinin aldığını belirten Can, şunları ekledi: “Televizyon dizileri aracılığıyla mafya babaları toplumun gözünde meşrulaştırılıyor. Jean-Jacques Rousseau’nun ‘Bana bir çocuk verin, ondan ister alim ister zalim yapayım’ sözünde olduğu gibi, çocuğun nasıl işlendiği hayati önemdedir. Siverek ve Maraş’ta yaşanan trajik olaylar bunun sonucudur. Maraş’taki örnekte aile profili yüksek olmasına rağmen ilgisiz bırakılan veya yanlış yönlendirilen çocukların nasıl suça sürüklendiğini görüyoruz.”
“ÇÖZÜM SOSYAL HUKUK DEVLETİNDE”
Eğitim ve toplumdaki bu olumsuz gidişatı durdurmanın tek yolunun sosyal devlet ilkelerine dönmek olduğunu vurgulayan Zeynel Can konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Ailenin imkanlarının yetmediği noktada devlet; çocuğun beslenmesini, eğitimini ve meslek edinimini üstlenmelidir. Çocuklara çağdaş, etik ve evrensel insani değerler verilmelidir. Bugün ‘saldım bayıra Mevla’m kayıra’ mantığıyla hareket ediliyor. Okullarda siyasi şovlar yapılması veya çocukların mezarlıklara götürülmesi doğru değildir. İnsanların maneviyata ihtiyacı vardır ancak bu öncelikle ailede sevgiyle verilir. Yoğunlaştırılmış dini veya milliyetçi eğitim yerine, evrensel değerlere odaklanılmalıdır.”
PİRHA- Yıllardır jeotermal HES ve maden arama projeleriyle insanların yerleşik yaşam alanları doğa ve hayvancılığın yok edilmek istendiğini vurgulayan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, “Bu böyle gitmeyecek.Türkiye’de bu potansiyelin var olduğuna inanıyorum “dedi.
Muş’un Varto ilçesinde Xwarik (Çallıdere) köyü sınırları içerisinde başlatılacak ve 16 Kürt-Alevi köyünü etkileyecek jeotermal enerji santraline (JES) Muş Valiliği İl Komisyon Başkanlığı onay verdi. Halkın tepkisi ise sürüyor.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Türkiye’de çevre meselesinin artık yakıcı ve birinci gündem maddelerinden biri haline geldiğini belirterek, yaşananların küresel sermayenin doğa üzerindeki baskısının bir yansıması olduğunu ifade etti.
Varto’nun Çalıdere köyünde gündeme gelen jeotermal tesis girişiminin, köy muhtarının tebligatı imzalamamasıyla açığa çıktığını belirten Can, bu süreçte köylülerden gizlenerek yürütülen bir kamulaştırma planının ortaya çıkarıldığını söyledi. Can, meralara ve köy arazilerine el konulmak istendiğini vurguladı.
JEOTERMAL, HES VE MADEN PROJELERİ YAŞAMI HEDEF ALIYOR”
Bu girişimlerin tekil olmadığını, Türkiye’nin dört bir yanında benzer uygulamaların sistematik biçimde devreye sokulduğunu belirten Can, Muğla Akbelen’deki maden ruhsatlarından Karadeniz’deki HES projelerine, Erzincan İliç’te yaşanan maden faciasından siyanürlü altın arama faaliyetlerine kadar uzanan geniş bir tabloya dikkat çekti.
Küresel ölçekte doğal kaynakların paylaşımı üzerinden yürütülen politikaların Türkiye’ye de yansıdığını vurgulayan Can, uluslararası sermayenin doğrudan kaynaklar üzerinden pazarlık yürüttüğünü belirtti.
YAŞAM ALANLARIMIZ İSTİLA EDİLİYOR”
Yaşanan süreci yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ekolojik ve kültürel bir yıkım olarak tanımlayan Can, “Burada söz konusu olan şey basit bir yatırım değil, doğrudan bir habitatın, yani yaşam alanının istilasıdır. Yüzyıllardır süregelen bir yaşam kültürü, birikim ve doğayla kurulan denge yok sayılıyor. İnsanlar o topraklarda yaşıyor, hayvanlar, bitkiler, su kaynakları bir bütün oluşturuyor. Bu bütün parçalanmak isteniyor” diye konuştu.
“NEOLİBERAL POLİTİKALAR DOĞAYI HEDEF HALİNE GETİRDİ”
Türkiye’de uygulanan neoliberal politikaların bu sürecin temelini oluşturduğunu belirten Can, çevresel etki değerlendirme (ÇED) süreçlerinin işlevsiz hale getirildiğini söyledi. Eskiden uzun ve çok aşamalı incelemelerden geçen projelerin artık hızla onaylandığını ifade eden Can, “Bugün geldiğimiz noktada en gerekli durumlarda bile ‘ÇED gerekli değildir’ kararları verilebiliyor. Hukuksal süreçler devre dışı bırakılıyor, mahkeme kararları dahi zaman zaman yok sayılıyor” dedi.
Bu durumun yalnızca çevreyi değil, aynı zamanda hukuk sistemini de zayıflattığını belirten Can, Türkiye’de doğanın sistematik bir şekilde tahrip edildiğini ve bunun siyasal tercihlerle doğrudan bağlantılı olduğunu dile getirdi.
“TOPLUMSAL DİRENİŞ KAÇINILMAZ”
HBVAKV Antalya Şube Başkanı Veysel Can yaşananlara karşı geliştirilen bireysel direnişlerin dahi büyük önem taşıdığını vurguladı. Bu direnişlerin birleşerek toplumsal bir muhalefete dönüşmesi gerektiğini ifade eden Can, “Bugün bir köyde, bir ormanda verilen mücadele küçük görülebilir ama bunların toplamı büyük bir toplumsal bilinç yaratır. Bu bilinç de demokratik bir değişimin önünü açar” dedi.
Mevcut iktidarın neoliberal politikaları kararlılıkla sürdürdüğünü belirten Can, bugün engellenen bir projenin yarın başka bir bölgede yeniden gündeme getirildiğine dikkat çekerek, çevre mücadelesinin süreklilik gerektirdiğini ifade etti.
“ÇEVRECİLERE YÖNELİK BASKI ARTIYOR”
Çevre mücadelesi veren yurttaşlara yönelik baskıların giderek arttığını belirten Can, doğasını korumaya çalışan insanların gözdağı verilerek susturulmak istendiğini söyledi. Ancak tüm bu baskılara rağmen toplumda güçlü bir çevre bilincinin oluştuğunu ifade eden Can, örgütlü mücadelenin bu süreci tersine çevirebilecek potansiyele sahip olduğunu belirtti.
Can, “Bu böyle gitmeyecek. Türkiye’nin demokratik birikimi ve toplumsal direnci bu süreci aşacak güce sahiptir” diyerek sözlerini tamamladı.
PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını değerlendirerek, emperyalizmin yapısı, savaşların rolü ve bölgesel dengelere ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları uluslararası alanda tartışılmaya devam ederken, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, süreci emperyalizm, NATO dengeleri ve bölgesel güç mücadelesi çerçevesinde değerlendirdi. Can’ın açıklamaları, hem küresel hem de bölgesel düzeyde yaşanan gelişmelere dair kapsamlı bir perspektif sundu.
“İRAN’A MÜDAHALE BİR ZİNCİRİN PARÇASI”
Zeynel Can, İran’a yönelik saldırıların tekil bir gelişme olmadığını belirterek süreci daha geniş bir tarihsel bağlama oturttu. İran’a bakıldığında gelinen noktanın Amerika’nın başını çektiği kıta Avrupa’sı emperyalizminin de içine dahil olduğu bir durumun olduğunu belirten Zeynel Can, “İçinde Japonya’nın da destekçisi olduğu bir blokun özellikle Çin’i de bir kıskaca alma veya onunla bir nihai çatışmaya girmek üzere bir alan temizliği meselesi” diye düşünüyorum. Aslında balkanlarla başlayan ‘Arap Baharı’ ile devam eden en son Suriye’nin teslim alınmasıyla beraber son kale olarak İran’ın düşürülmesi aslında bir halkanın birer parçası gibi gözüküyor” dedi.
“NATO BÜTÜNLÜĞÜ ZAYIFLADI”
Can, İran’a yönelik saldırıların uluslararası ittifaklarda da kırılmalara yol açtığını ifade etti: Sovyetlerin yıkılmış olmasıyla beraber devletlerin her birinin kendi içinde kendi emperyalist hedeflerine yönelmeleriyle beraber Amerika’nın önderliğindeki NATO bütünlüğünün kaybolduğunu belirten Can, “Bu sürece Kıta Avrupa’sı Almanya başta olmak üzere ada İngiltere’si çok dahil olmadılar. Hatta destek de olmadılar. İspanya çok açıktan karşı tavır koydu. Diğer İtalya da dahil olmak üzere diğerleri hep mesafeli durdular” diye belirtti.
Avrupa’nın Amerika’ya bu kadar bağımlılığın kendilerinin çıkarına uymamış olduğunu düşündüklerini zannettiğini belirten Can, “Bu sefer yekpare bir hareket oluşmadı. Burada İsrail’in kendine göre hesapları doğrultusunda ABD ile örtüşen çıkarları doğrultusunda İran’a bir saldırı oldu” dedi.
“BU SALDIRI HAYDUT DEVLET TARZINDA”
Can, saldırının niteliğine dair sert ifadeler kullandı: Bu saldırının diğer savaşlardan farklı olarak haydut devlet tarzı bir saldırı olduğunu vurgulayan Can, “İsrail bunu daha önceden de yapıyordu ama Amerika’nın bu kadar açıktan, bu kadar aleni doğrudan kendisi üzerinden ve de bütün dünyadaki BM hukukunu, devletler arası hukuku hiçe sayarak doğrudan üstelik de müzakereleri yürütürken karşı tarafı adeta uyutma, gafil avlama babında bir saldırıya yönelmesi doğrudan açıktan bir haydut devlet tavrı, bütün dünya da böyle algıladı. Tabii ki bu tamamen deli saçma şey. İnandırıcı bir şey değil. Emperyalizmin dokusunu, yapısını bilenler, Amerika’nın özel olarak az çok yapısını bilenler bilirler ki orada kontrole dayalı devlet mekanizması var. Bunu aslında devletin kendisi bizzat istemeden böyle bir olayın gerçekleşmesi söz konusu değil” dedi.
“SAVAŞ EMPERYALİZMİN BESLENME KAYNAĞI”
Can, savaşların ekonomik ve sistemsel boyutuna da dikkat çekti:
“Yani büyük savaşlar çıkacak. Bu aslında kendi emperyalist tıkanmalarının önünü açacak da bir şeydir. Yani her yeni yıkım önümüzdeki süreçte yeni inşaat sektörünün canlanması demektir” şeklinde ifade etti.
Her kullanılan silahın yeniden silah fabrikalarının doludizgin çalışması demek olduğunu belirten Can, “Buna bağlı olarak bir sürü ülkenin bunun telaşıyla yeniden silah satın almaya yönelmesidir. Dolayısıyla bu emperyalizmin kendi krizlerini aşması anlamında savaşlar onlar açısından bir çaredir. Üstelik bu tür savaşların gerek karşısındaki gerekse de kendi iç muhalefetlerini bu kadar zayıf düşürmüşken bir karşı devrim sıkıntısı yokken ve bu kadar rahatken bunu çok daha rahat yürütebilmekteler” diye belirtti.
“SÜREÇ KARANLIK, TABLO NET DEĞİL”
Can, İran’daki gelişmelere dair değerlendirmelerin henüz netleşmediğini de ifade etti: Alevilerin İran’da yaşanan savaşa nasıl bakıyor noktasında yekpare bütünlüklü bir görüşün henüz oluşmadığını belirten Can, “Çok zıt birbiri. Aykırı düşünceler yok ama bu konuya dair genel merkezden zaman zaman bu olumsuz olaylara karşı bildiriler, düşünceler yayınlanıyor ama top yekûn olarak bunun değerlendirilmesi henüz yapılmadı. Yapılması da çok mümkün değil çünkü henüz çok karanlık bir süreci yaşıyoruz” dedi.
“ABD VE AVRUPA’NIN ÇIKARLARI AYNI DEĞİL”
Can, küresel güçler arasındaki ayrışmaya da dikkat çekti. Bir benzetme de bulunan Can, “At izinin it izine karıştığı bir süreç. Bu süreç büyük emperyalist hesaplaşmalara doğru gidiyor. Esas nihai savaşın Çin’le Amerika arasında olacağını düşünüyorum. Burada aslında bir belirsizlik daha var. O gün oluşacak savaşta kimin kiminle ittifak yapacağı da henüz belli değildir. Trump’ın şöyleydi, böyleydi demiş olması NATO’nun da bir hükmü kalmadığı Macron’un NATO ömrünü tamamlamıştır düşüncesiyle de bir izdüşümü gösteriyor. Çünkü Avrupa emperyalistleri artık Amerika ile kendi çıkarlarını çok eşdeğer görmüyorlar. Dolayısıyla Avrupa’nın da burada kendi hesabına göre Amerika’yla böyle mesafeli davranması en son işte Trump’ın ve Amerika’nın bu kadar bastırmasından sonra İngiltere’nin üstlerini Amerika’ya açması bir dayatmadan ibaret olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla Amerika bu burada aslında kendi emperyalist gücünü yeniden kanıtlama peşine de düşmüş durumda” diye belirtti.
“ABD’NİN YENİ ALANLARA İHTİYACI VAR”
Can, ABD’nin ekonomik ve politik motivasyonlarına da değindi. Bu yapının yeniden canlanabilmesi için kendi hükmünü sürdürebilmekten başka çaresi olmadığını belirten Can, “ABD’nin kendine yaşam alanları yeniden üretmek gibi bir zorunluluğu var. Çünkü onu buna itiyor. Yani bu tür savaşlara girmeye itiyor. ABD geçmişteki üretimdeki verilerini paylaşan Can, “1970’’lerle beraber palazlanan ABD emperyalizmi dünya üretiminin toplamının yüzde 40’ını yapıyormuş. Bugün bu oran yüzde 28’e düşmüş. Dolayısıyla bu bir emperyalist gücü artık ayakta tutmaya yetmiyor. Yani daha çok kan lazım, daha çok sömürü lazım. Bunun için de bu cürümleri işlemesi gerekiyor” dedi.
İRAN SONRASI OLASI SENARYOLAR
Can, İran’daki mevcut rejime ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Karmaşık bir ortamdan geçildiğini, İran’ın bu savaşta yalnız kaldığını belirten Can, “İran’ın orta çağa dayalı bir sistemi getirip kendi halkına halklara dayatması, yüzbinlerce insanın kanına giren bir rejim olarak artık çağ dışı insanlık dışı kalmış bir rejimdir” dedi.
İran’da yaşanan bu kriz ve çöküşün ardından orada yaşayan halkların kendi konumlarına göre hareket etmesi gerektiğini belirten Can, “Bu çöküşün ardından dolayı orada yaşayan Ehl-i Hak Alevileri Kürtler, Belucüler kendileri için yeni bir düzen kurmaya çalışmalarını da kimse yadırgamamalıdır” dedi.
Böylesi bir rejim karşısında doğru bir düzenin kurulmasına yönelik çabaları doğru bulduğunu belirten Can, “Devrimci ve onarıcı çabalarının olması son derecede sağlıklı ve doğru buluyorum. O alanı tamamen İsrail’e ve ABD’ye bırakmayacaklar gibi bir düşüncedeyim. Daha doğrusu bir umudu içimde taşıyorum” dedi.
“İRAN’DA YENİ BİR DÖNEM KAÇINILMAZ”
İran’da mücadelenin çok daha katmanlı ve boyutlu bir şekilde süreceğini belirten Can, “Aslında büyük bir arı kovanına bir çomak sokulmuş bir durumun orada meydana geldiğini ve bundan sonra oradaki gelişmelerin diyalektik olarak hangi denklemleri kuracağını ve hangi çözümlemelere yol açacağını şimdiden kestirmek çok zor” dedi.
Diyalektik olarak her zaman her sıkıntılı zorlu sürecin yeni bir doğuma gebe olduğunu belirten Can, “Halkın mücahitlerinin Kürtlerin Alevilerin diğer sol sosyalist grupların mevcut rejimden yana olabileceklerini hiç düşünmüyorum. Bugün için sessiz kalmış olmaları bu yoğun saldırıların ve milliyetçi dalganın geçmesini bekliyorlar diye düşünüyorum” dedi.
İran rejiminin artık eskisi gibi olamayacağını belirten Can, konuşmasının devamında şunları belirtti:
“Çünkü çok yoğun bir şekilde siyasal ve ideolojik kadrolarını kaybediyorlar. Bu stratejik birtakım binaların vurulmasından çok çok daha önemlidir. Kadro kayıplarının bu sistemi yürütmekte, devam ettirmekte, toplumu bir arada tutmakta çok daha zorlanacaklarını düşünüyorum. Zaten normalde İran’da devrimin koşulları çoktan mayalanmıştı.İran’a dışarıdan bir müdahale olmasa bile 3-5 yıl içinde kolay olmasa bile bu sistemin alaşağı olacağı gelişen hareketlerden ve yükselen dalgalardan belliydi. İran’da önemli olanın halkın örgütlenerek kendi önderliğinde İran halkının oradaki halkların aslında ortak çıkarına bir düzenin kurulması esas olandır. Burada önemli olan doğru önderliktir”dedi.
PİRHA – Millî Eğitim Bakanlığı’nın Ramazan ayına ilişkin okullara gönderdiği etkinlik genelgesine yönelik tepkiler sürüyor. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, genelgenin laiklik ve insan hakları açısından ciddi sorunlar barındırdığını belirterek, “Çocuklara zorla dini içerik enjekte edilmesi insan haklarına aykırıdır” dedi.
12 Şubat’ta 81 il valiliğine gönderilen “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Kapsamında Ramazan Ayı Etkinlikleri” başlıklı talimatta okul öncesinden ortaöğretime kadar öğrencilerin öğretmenleri eşliğinde okul dışında düzenlenecek iftar ve sahur programlarına katılımının öngörüldüğü belirtilmişti. Söz konusu düzenleme kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor.
“GENELGE TOPLUMDA GENİŞ YANKI UYANDIRDI”
Genelgeye ilişkin değerlendirmelerde bulunan Zeynel Can, uygulamanın kamuoyunda hem destek hem de eleştiri topladığını ifade etti. Can, “Bu genelge çok gündem işgal etti. Lehte ve aleyhte çok tepkiler aldı” diyerek, özellikle laik ve seküler kesimlerden ciddi itirazların yükseldiğini vurguladı.
Dinin eğitim sistemi içinde bu denli görünür hale getirilmesinin, özellikle okul öncesi düzeye kadar indirgenmesinin önemli sonuçlar doğuracağını belirten Can, “Alevi toplumu başta olmak üzere demokrat ve aydın kesimlerden buna karşı güçlü bir tepki oluştu” dedi.
CUMHURBAŞKANI’NIN AÇIKLAMALARINA ELEŞTİRİ
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın genelgeye ilişkin “doğru, hukuki ve yerinde” yönündeki açıklamalarını da değerlendiren Can, bu yaklaşımın tartışmalı olduğunu ifade etti. Can, “Kendi açısından doğru olabilir ancak hukuka ne kadar uygun olduğu sorgulanmalıdır” dedi.
İktidarın hukuka yaklaşımını eleştiren Can, “İşine geldiğinde hukuki davranan, gelmediğinde anayasal hükümleri uygulamayan bir anlayıştan söz ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“ZORLA DİNİ DAYATMA İNSAN HAKLARINA AYKIRI”
Genelgenin doğrudan valiliklere gönderilmesine dikkat çeken Can, bunun bir yönlendirmeden öte açık bir talimat olduğunu belirtti. “81 ilin valisine doğrudan gönderilen bu yazı, ‘bunu sıkı şekilde uygulayın’ anlamına geliyor. Bu durum, eğitimin merkezi bir anlayışla şekillendirildiğini gösteriyor” diye konuştu.
Türkiye’de farklı inanç gruplarının ve seküler yaşam biçimini benimseyen milyonlarca insanın bulunduğunu hatırlatan Can, ailelerin çocuklarına dini eğitim verip vermeme konusunda tercih hakkına sahip olması gerektiğini vurguladı:
“Bu ülkede Aleviler var, farklı mezhepler var, seküler bir yaşamı tercih eden milyonlar var. Çocuklarına dini eğitim verilmesini istemeyen aileler var. Buna rağmen zorla bir şeyi dayatmak, insan haklarına aykırıdır.”
TOPLUMA TEKÇİ ANLAYIŞ DAYATILIYOR
Eğitimde dini referansların bu şekilde kullanılmasının çocukların bireysel gelişimini olumsuz etkileyebileceğini ifade eden Can, “Bu şekilde yetiştirilen çocukların eleştirel düşünebilen, kendini ifade edebilen bireyler olması zorlaşır” dedi.
Can ayrıca, okullarda kazandırılmak istenen değerlerin dini referanslarla sınırlandırılamayacağını belirterek, “Vatanseverlik, merhamet, adalet gibi değerler yalnızca dini çerçevede açıklanamaz bunlar toplumun ortak değerleridir” ifadelerini kullandı.
Din üzerinden şekillendirilen bir değerler sisteminin topluma dayatıldığını savunan Can, bu yaklaşımı “tekçi bir anlayış” olarak nitelendirdi. “Bu bir dayatmadır. Topluma zorla bir ‘deli gömleği’ giydirilmek isteniyor” dedi.
“SİYASİ BİR STRATEJİNİN PARÇASI OLABİLİR”
Genelgenin arkasında siyasi hesaplar olabileceğini öne süren Can, iktidarın toplumsal kutuplaşma üzerinden kendi tabanını konsolide etmeye çalıştığını ifade etti:
“İktidarın anketlere ve saha çalışmalarına göre hareket ettiğini biliyoruz. Bu genelgenin hızlı ve güçlü şekilde uygulanması da bir siyasi stratejinin parçası olabilir. Yaklaşan seçimler öncesinde tabandaki erozyonu durdurmaya dönük bir hamle olarak değerlendiriyorum.”
Can, söz konusu uygulamaların uzun vadede toplumun yararına olmayacağını belirterek, çocukların geleceği açısından daha kapsayıcı ve özgürlükçü bir eğitim anlayışının benimsenmesi gerektiğini vurguladı.
PİRHA – İzmir’in Urla ilçesine bağlı Alevi köyü olan Bademler Köyüne İlçe Müftülüğü tarafından cami yapılma girişimini iktidarın camisiz köy bırakmak istememesi olarak yorumlayan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, “Bu bir dayatmadır, asimilasyondur. Bundan vazgeçilmesi gerekir” dedi.
Sanatsal faaliyetleriyle tanınan İzmir’in Urla ilçesindeki Alevi köyü Bademler’de cami yapılması için kaymakamlığa başvuru yapıldı. Cami talebinin, köye yakın zaman öncesinde dışarıdan göç eden Folkart Sitesi sakinleri tarafından yapıldığı iddia edildi.
Bademler köyüne cami yapımına ilişkin konuşan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Alevi köylerine ısrarla talep edilmediği halde cami yapılmasını ibadet özgürlüğüne, insan haklarına aykırı bir uygulama olarak yorumladı.
“SİYASAL İKTİDAR CAMİSİZ KÖY BIRAKMAK İSTEMİYOR”
İktidarın camisiz köy bırakmama gibi bir hedefi olduğunu belirten Zeynel Can, “En başında da özellikle Alevi köyleri geliyor. Niye? Oraya biz bir camiyi dikelim ve ondan sonrası gelir. Bu bir asimilasyonun başlangıcıdır.
“DİYANET’İN HIZI ŞAŞIRTICI!”
Türkiye Cumhuriyeti kuruldu kuralı ne zamandan beri bir kişinin iki kişinin herhangi bir konudaki talebine bu kadar hassasiyet göstermesini hayretle karşıladıklarını belirten Can, “Doğrusu biraz şaşırtıcı bir olay. İşte onlarca yıldır susuz, elektriksiz olan bir sürü köyümüz olmasına karşın, ne hikmetse iki kişinin imzasıyla bir cami talebi bulunduğunda Diyanet, Müftülük hazır ve nazır. Hemen oraya bir cami kondurmak için çok hızlı davranıyor” diyerek tepki gösterdi.
“BU BİR DAYATMADIR”
Alevi köyüne cami yapılmaısnı asimilasyon politikasının devamı olarak değerlendiren Can,şunları ifade etti:
“Tarihte tamamının Alevi olduğu, birtakım yerleşkelerin, köylerin, kasabaların süreç içinde tamamen Şunnileştiğini asimile olduğunu görüyoruz. Yakın tarihte dahi bildiğimiz yerler var. Dolayısıyla bu siyaset bu doğrultuda devam ediyor.
İhtiyaç olan yerlere cami yapılsın ve zaten de yapılıyor. Bir sorun yok. Köy kanununda, mahalle kanununda yasada bu mevcut. Gerek dini okullar, imam hatipler, gerek camilerin ihtiyaç fazlası sürekli yapılıyor olması Türkiye’yi daha mı çok Müslümanlaştırır? Veya onların anladığı anlamda İslamlaştırır mı? Bunu da anlamış değilim.
Bir sürü bu tür şeyler fazlalığı, çok göze sokmaların aslında olumsuz etki yapacağı da bilinen bir şeydir. Ama burada ısrar etmelerinde çok anlamıyorum. Alevi köylerine ısrarla talep edilmediği halde cami yapılması her şeyle bir kere insanların ibadet özgürlüğüne, insan haklarına aykırı bir şeydir. Bu bir dayatmadır, asimilasyondur. Bundan vazgeçilmesi gerekir.”
PİRHA- Suriye’de Türkiye ve ABD muradının Suudi rejimine benzer bir rejim yaratmak olduğunu savunan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Başkanı Zeynel Can, Alevilerle beraber aydınlanmacı, seküler hayatı benimsemiş Sünnilerin de gelinen noktada durumunun tehlikede olduğunu vurguladı.
Suriye’deki gelişmelere ilişkin PİRHA’ya açıklamada bulunan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, dünyanın gelinen noktada değişimlere gebe olduğunu ABD’nin ise giderek yaşlanmış emperyalist bir ülke olarak çöküş sürecini yaşadığı tespitinde bulundu.
“COLANİNİN KENDİ REJİMİNİ SAĞLAMA ALMA ARAYIŞI TEKLİ BİR SURİYE DEĞİL İKİLİ BİR SURİYEYİ YARATACAK”
Suriye’de Türkiye ve ABD muradının Suudi rejimine benzer bir rejim yaratmak olduğunu belirten Zeynel Can, “Ancak Suriye’de özellikle, PYD ‘nin son tahlilde kendinin de tamamen tasfiyesi olacağını görmesiyle ortaya koyduğu direniş orada bir orta yol bulma anlamında sonuçlandı” dedi.
Colani’nin Suriye’de kendi iktidarını sağlama alma yönündeki hamlesinin tutmadığına dikkat çeken Can, “Gelinen süreç bugün açısından bir bütün Suriye’den ziyade ikili bir Suriye’ye dönüştürdü, dönüştürecek gibime geliyor” diye belirtti.
Zeynel Can, Alevilerle beraber aydınlanmacı, seküler hayatı benimsemiş Sünnilerin de gelinen noktada durumunun tehlikede olduğunu vurguladı.
“SURİYE’DE SUUDİ ARABİSTAN TİPİ BİR REJİM YARATMAK İSTİYOR”
Sömürünün en kolay yolunun Suudi Arabistan tipi bir rejim kurmak olduğunun altınıı çizen Can, “Zaten Tom Barak’ın buna yönelik açıklamalarında “Demokrasi burada lüks kaçar’ mealinden bir şeyler söylemişti. ABD için Orta Doğu’da önemli olan tekli rejimdir. Çünkü tekli rejimler kendilerine bağlı sorumlu bir uşak onların tarzına çok uyuyor” diye belirtti.
Tarihe hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı gerçeğinin defalarca ispatlandığını belirten Can, “Belki istenen sıçrama yapılmamış olsa da insanlarda bir direnme, bir hak elde etme bilincinin mayalandığını ve bunun önümüzdeki süreçlerde demokratik direnişleri de aşarak radikal direnişlere dönüşebileceğini tahmin ediyorum. Yani ısınan dünya onu da gösteriyor. Belki 5 yıl sonra, belki 10 yıl sonra bunlar yaşanacak Dünya ve insanlık tarihinde, 5- 20 veya 50 yıl kısa sürelerdir” şeklinde ifade etti.
Suriye’de Alevilerin hedefe konduğunu belirten Can, “Çünkü bu Selefi, Sünni inanç açısından yüzyıllardır gelen bir kuraldır. Kendi iç cephesini sağlama almak için gayrimüslimler, Aleviler, Ezidi’ler, Keldani’ler, Dürzi’ler üzerinden bir şeytanlaştırmayla, rejimi sağlama alma girişimleri olmasına rağmen bunlar yeterli kalmayacaktır” dedi.
Suriye’ye bir bütün bakıldığında gerek yaşam tarzları açısından gerekse de demokratik haklar ve paylaşım talep etmelerinin çok önemli olduğuna işaret eden Can, “Dolayısıyla burada Alevilerin de içinde olduğu geniş bir muhalif halk cephesinin oluşacağını düşünüyorum. Bu konuda ümitliyim. Mesela İslamcı cepheye yönelik ciddi bir tepki var. Bu mevcut rejimin oluşmasından rahatsızlıklarını ifade ettiler” şeklinde ifade etti.
Colani’nin Suriye’de başa geçmesine razı gelmeyenlerin hain ilan edildiğini belirten ZeynelCan, konuşmasının devamında şunları belirtti:
“Şu an Suriye’de o grubun yoğun bir saldırısı ve teyakkuzu altında. Burada ciddi bir militan tayfası da var. Kendi içlerinde her an bir suikastçı çıkabilir ya da herhangi bir bölgede bir istikrarsızlık patlak verebilir. Bu anlamda da bir sıkıntı var.”
PİRHA-Alevilerin Suriye’de toplumun önemli bir parçası olduğunu hatırlatan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, selefi anlayıştan gelen Colani’nin Suriye’ye barış, demokrasi, refah getirmek gibi bir derdi olmadığınının altını çizerek, “Suriye’de bütün halkların geleceğini güvenceye alan bir federatif yapı veya özerk yapı mutlaka sağlanmalıdır” dedi.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Suriye’de Alevilere yönelik katliama dair PİRHA’ya konuştu.
“SURİYE’DE KISA SÜREDE YAŞANAN SORUNLAR AŞILMAZSA ÇOK KÖTÜ GÜNLER YAŞANABİLİR”
Zeynel Can, 6 aylık zaman dilimi içerisinde Suriye’de bulunan bütün halkların ve inanç topluluklarının haklarının kazanımları sağlanamasa çok kötü sürecin yaşanabileceği tespitinde bulundu.
Tom Barak’ın son basın toplantısı sonrası sözlerini hatırlatan Can, “Demokrasi federasyon bunlar sizler için fantezi artık. Çoklu yönetim federasyon sonuç vermedi monarşi yönetimi dışında buna müsaade etmeyiz yaklaşımı oldukça çarpıcı ve ilginç bir yaklaşım” şeklinde ifade etti.
“SURİYE’DE İKİNCİ BİR SUUDİ REJİMİ İNŞA EDİLMEK İSTENİYOR”
Suriye’de Colani Türkiye ve Amerika’nın da desteğiyle tekli bir yönetime giderse Suriye’de yeni bir Suudi rejimi inşa edilmiş olacağını belirten Can, “Onun bir paraleli bir kopyası olacak. İlk önce çok baskıcı olmazlar. İşte tırnak içinde herkese haklarını verileceğini, canlarının mallarının güvencede olduğunu beyan ederler ama yönetimlerini güçlendirdikten sonra ideolojik olarak kendi damgalarını vururlar. Bu damga da çok kanlı bir damga olur” diye konuştu.
“SELEFİ HTŞ REJİMİNİN SURİYE’DE BARIŞ VE DEMOKRASİ DİYE BİR DERDİ YOK”
Selefi anlayıştan gelen Colani’nin Suriye’ye barış, demokrasi, refah getirmek gibi bir derdi olmadığınının altını çizen Can, “Tabii emperyalistler buradaki sorunları kendileri istedikleri gibi çözecekler. Zaten dünya büyük bir kapışmayla birlikte Çin, Rusya, Amerika ve Hindistan bir sürü gücün de dahil olduğu bir dünya savaşına doğru gidiyor. Tabii klasik anlamda bir dünya savaşı olur mu olmaz mı? O ayrı bir şey ama buradaki mesele aslında herkesin kendi lehine buraları bir iç cephe anlamında sağlamlaştırma yönüne gidiyor” saptamasında bulundu.
Gelinen noktada Suriye’de Dürziler, Aleviler ve Kürtleri aşan bir durumun söz konusu olduğunu belirten Can, “İleride Colani’nin tek adam rejimi hayata geçirilince imha edilecek olanların burada direnç göstermesi lazım. Suriye’de bütün halkların geleceğini güvenceye alan bir federatif yapı veya özerk yapı mutlaka sağlanmalıdır. Amerika’nın istediği o tekçi çözüm aslında halkların ileriki dönemde felaketi anlamına gelecektir” diye belirtti.
Alevilerin Dışişleri Bakanlığı’ndan içerisinde kendilerinin de olacağı bir gözlemci heyetin Suriye’ye gönderilmesine ilişkin başvurunun hala kabul edilmediğini hatırlatan Can, “Hükümetin buna çok onay vereceğini zannetmiyorum ama kamuoyu yaratmak açısından bu zorlanmalıdır. Neden? Çünkü bu konuda Türkiye aslında Colani’nin arkasında çok sağlam duruyor. Kendi hükümetimiz açısından ideolojisi ne olursa olsun bu üzücü bir durum” şeklinde ifade etti.
“İKTİDAR SURİYE’DE ALEVİLERE YAPILAN SOYKIRIM KARŞISINDA SAĞIR ROLÜ OYNUYOR”
Türkiye’nin Suriye’deki istikrarsızlıktan kendi çıkarlarına yönelik bir yapılanma isteyebileceğini belirten Can, “Sonuçta bu ülkede yaşayan ve bu ülkenin vatandaşları olan Aleviler kendi inancından olan insanların da bir zulme tabi tutulmaması, güvenceye alınması noktasında kendi hükümetlerinden samimi ve açık çaba sarf etmesini istemesi kadar doğal bir şey olamaz” diye belirtti.
“SURİYE’DE YAŞANAN KATLİAMI ULUSLARARASI DÜZEYDE SESLENDİRMEYE DEVAM EDİLMELİ”
Suriye’deki sorunun uluslararası düzeyde seslendirilmeye devam edilmesi gerektiğini söyleyen Can, “Bugün Aleviler topun ağzında gözüküyor ama Aleviler halledildikten sonra halledilmesi gerekenler sırası bellidir. Kürtler, Hristiyanlar, Dürziler kurban edilecek. Bu çok net gözüküyor” diye konuştu.
6 aylık zaman dilimi içerisinde Suriye’de bütün halklar ve inanç topluluklarının haklarının kazanımları sağlanamasa çok kötü sürecin yaşanabileceği öngörüsünde bulunan HBVAKV Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, konuşmasının devamında şunları belirtti:
“Suriye’deki yapılanma 6 ay içinde oldu oldu olmadıysa bu artık bir güç kendini kabul ettirdikten sonra hani bir mengenin sıkıştırması gibidir. Artık o mengene ağzına aldığı her şeyi imha edecektir. Çaresi yoktur. O yüzden o mengene kendi gücünü toparlayıp kıskaca almadan önce onun önüne bir çomak sokulmalı ve engellenmeli.
Bugün Tom Barak’ın İsrail, Türkiye, Suriye üzerinde bir mekik dokunması, Palmira’daki katliama rağmen Colani’nin arkasında sağlam durmaları Kürtlerin de Alevilerin de aleyhine işleyen bir durumdur. Ama burada bir garanti sağlanamazsa burada barışın sağlanamayacağını da Amerika’ya çok net tavır konarak gösterilmeli ve Türkiye’nin de bunu kabul ederek orada ortak bir çözümü Coloniye’de dayatmalılar.
Sonuçta bu şekliyle bir uzlaşmanın ileriye dönük gerçek anlamda bir barışın da sağlanması anlamına gelir. Yoksa öbür türlü diğer diktatörlerin kendi ülkelerinde yaptığı gibi iktidarlarını pekiştirdikten sonra ara ara yaptıkları katliamları, zulümleri hep görüp yaşayacağız. Sonuç buna gidecek.”
PİRHA- Dersim’in Nazımiye ilçesine bağlı Hakis köyüne İlçe Müftülüğü tarafından cami yapılmak istenmesine tepki gösteren Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Alevilerin yaşadığı köye cami yapılmak istenmesinin tesadüf olmadığını belirterek, ” 442 sayılı köy kanununa dayandırarak, Alevileri İç Anadolu bölgesinde olduğu gibi Sünnileştirmek istiyorlar. Bizler buna karşı uyanık olup, mücadelemizi büyütmeliyiz” dedi.
Dersim’in Nazımiye ilçesine bağlı Alevi köyü Hakis’te (Büyükyurt) İlçe Müftülüğü tarafından cami yapılmak istenmesine yönelik tepkiler sürüyor.
“ALEVİLERE YÖNELİK ASİMİSAYON POLİTİKASI OSMANLIDAN BUGÜNE GELEN BİR DEVLET POLİTİKASI”
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şubesi Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, yapılmak istenenin Alevileri dönük yüzyıllardır sürdürülen asimilasyon politikasının bir devamı olduğunu ifade etti.
1924 yılında çıkarılan ve hala yürürlükte olan 442 sayılı köy kanununuhatırlatan Zeynel Can, “Zaman zaman sönümlenir, zaman zaman çok öne çıkar ama devletin kaydında Alevi köylerini cami yapmak asimilasyonun bir parçası olarak her zaman vardır. Her köye bir cami köy kanununda özellikle belirtilmiştir ve köy ortak alanları belirlenirken de bir cami yeri belirlenir” diye belirtti.
“TÜRKİYEDE LAİKLİK SADECE KAĞIT ÜZERİNDE!”
Devletin laik, demokratik, sosyal hukuk devleti olduğu anayasada belirtilmesine karşın sadece kâğıt üzerinde olduğunu, yaşamda karşılığı olmadığını vurgulayan Can, “Burası bir Hristiyan köyü müdür? Bir Alevi köyü müdür? Şu inançtan mıdır? Bu inançtan mıdır? diye bakılmaksızın ille bir cami yapılması kanunen zaten zorunluluktur. Bu anlamıyla Türkiye’deki laikliğin de aynı zamanda sorgulanması açısından önemli bir örnektir” dedi.
Dersim’in Aleviler açısından özel bir bölge ve ocak sisteminin hüküm sürdüğü bir alan olması nedeniyle hedef seçildiğini dile getiren Can, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dersim’in aynı zamanda ocakların merkezi Aleviler açısından kutsal sayılan yer olması, birçok ulunun, erenin kutsal sayılan mekanların, türbelerin, dergahların bulunmasının yanı sıra ocak mensuplarının da o topraklarda hayat sürmüş olması ve oradan dağılarak Türkiye’nin dört bir tarafına hizmet vermiş olmaları orayı hedef haline getirmiştir.
Hakis köyü önemli Alevi köylerinden biri. Cem’in cemaatin hala yoğun bir şekilde yaşandığı bir yer olmasından dolayı böyle bir yerin hedef seçilmesi çok tesadüfi değil.
Bir tane Sünni’nin bile yaşamadığı bir yere özellikle ihtiyacın çok çok ötesinde simgesel bir anlam taşıyan bir camiyi yaptırmak açıktan ‘Siz Sünni olmasanız da biz buraya yapıyoruz’ dayatmasından başka birşey değildir. Peki bundan murat edilen nedir? Murat edilen şudur: Ya biz bir yapalım, bir imam bir müezzin atayalım. Müezzin de işte beş vakit ezanı okur. O, onu yavaş yavaş bir kişi, iki kişi, üç kişi, beş kişi derken zamanla dönüştürürüz. Ki bunun özellikle İç Anadolu bölgesinde sayısız örnekleri vardır. Bir tane Sünni vatandaşın olmadığı yerlerin şimdi tamamen Sünnileşmiş olduğunu görüyoruz.”
“HARİS KÖYÜNE CAMİ YAPILMASINA HEP BİRLİKTE KARŞI ÇIKMALIYIZ”
Zeynel Can, Haris köyüne cami yapılması ile ilgili Alevi kurumları olarak yeterli tepkiyi veremediklerinin altını çizerek, “Kamuoyunda, medyada, basında bu olayın gerçekleştiği yerde ses getirecek birtakım etkinlikler, yasal, demokratik eylemler yapmak ve bunları durdurmak gerekir diye düşünüyorum. ‘Durdurmak’ Çünkü, ihtiyaç olan bir şey değil, talep edilen bir şey değil. Ama buna rağmen zora dayalı bir şey yapılıyor. Bu doğru değil” diyerek tepki gösterdi.
Devletin gücüyle devletin imkanlarından nemalanmak isteyen bazı Alevilerin faaliyette olduğunu da sözlerine ekleyen Zeynel Can, konuşmasının devamında şunları kaydetti:
“Bu kadar cemevi tamamen devlete bağlı bir paralel Alevi Diyaneti oluşturma siyasetini güderek yapıyorlar. İşin içine Diyaneti dahil etmeden Alevi Diyaneti’ne tekabül edecek bir yapı oluşturulmaya çalışılıyor. Bu çabalar beyhude çabalar. Bizlerin de bu çabalara karşı onu boşa çıkarma, teşhir etme ve bu anlamda insanları ikaz etme, uyarma anlamında daha aktif olmamız gerekiyor.”
PİRHA-Barış sürecine dair değerlendirmede bulunan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Türkiye’de Kürt sorunun çözümünün temel kilit noktasının Suriye’deki gelişmeler olduğunu belirterek, “Suriye’deki görüşmeler başarıyla tamamlanırsa bunun Türkiye’deki Kürt sorununun demokratik ve barışçıl temelde çözümüne büyük katkı sağlayacaktır” dedi.
Öcalan’ın 27 Şubat’taki çağrısının ardından başlayan Barış ve Demokratik Toplum Süreci, PKK’nin kendini fesetmesi ve törenle silah yakması sonrası komisyon çalışmaları da hız kazandı.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne ilişkin PİRHA’ ya konuştu.
Kürt sorunun demokratik çözümü bağlamında Meclis’te kurulan, “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” toplanmaya devam ederken, yasal ve hukuksal düzenlemelerin yapılması beklentisi dile getiriliyor.
Barış müzakerelerin başlaması ile birlikte gelinen nokta itibariyle süreç ağır aksak da olsa yürüdüğünü belirten Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, “TBMM oluşturulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu ile çalışmaların devam ediyor bu yürütülen çalışmalar olumlu çalışmalar. Yürüyebildiği kadar yürümeli ve olumlu bir sonuca varmalı” dedi.
“MÜZAKERE SÜRECİ İÇİN MECLİSTE KURULAN KOMİSYONDA HERKESİN GÖRÜŞÜNÜ DİLE GETİRMESİ ÇOK ÖNEMLİ”
Barış sürecinin Türkiye’de yaşayan her kesim için çok yerinde hayırlı bir iş olacağını ifade eden Can, “Gelinen nokta itibarıyla tabii komisyonun kuruluş şekline ilişkin demokratik miydi antidemokratik miydi tartışmaları bir tarafa sonunda nitelikli bir çoğunlukla karar alınacağına dair bir mutabakata varıldı. En azından sayıdan çok herkesin bu konudaki görüşünü dile getirmesi, ses vermesi önemlidir. Çünkü karşılıklı olarak çok ciddi dramatik anlamda yaşanmışlıklar var. Dolayısıyla da üflenerek yenmesi gereken bir yoğurt meselesi önümüzde. Hala İYİ Parti’nin sert muhalefet etmesi oradan kendince bir siyaset devşirmeye çalışması, Erbakan’ın oğlunun İmralı’ya gidilip görüşülürse komisyondan çekilebiliriz yaklaşımlarının çok olumsuz şeyler” diye belirtti.
“TÜRKİYE’DE KÜRT SORUNUN ÇÖZÜMÜNÜN KİLİT NOKTASI SURİYE”
Türkiye’de Kürt sorunun çözümünün kilit noktasının Suriye’deki gelişmeler olacağına dikkat çeken Can, “AKP-MHP’nin Suriye’de Kürtlerin elde ettiği kazanımları bir tarafa bırakarak Colani’nin yönetimine tabi olması isteniyor. Bu hem Kürtler açısından hem oradaki azınlıklar açısından bir felaket olur” dedi.
Siyasal İslamcı ideolojinin bugüne kadar dünyanın hiçbir yerinde demokrasi üretmediğini vurgulayan Can, “İslami yapılar azınlıklara ve diğer halklara karşı herhangi bir demokratik tahammül, bir yaklaşım göstermediğini, onları hatta yok saydığını ve o anlamda asimile etmeyi bir tarafa bırak doğrudan kıyımlara, katliamlara gittiği dünyada örnekleriyle doludur. SDG’nin orada kendini sağlama alması aynı zamanda diğer azınlıkların da kendini daha çok güvende hissetmesi önemlidir. Çünkü SDG sonuç olarak laik, seküler ve daha solda bir hareket” dedi.
Suriye’de Ezidilerin, Keldanilerin, Alevilerin, Dürzilerin ve diğer kesimlerin kendini ifade edebileceği demokratik bir şemsiye altında yer almalarının hayati olduğunu söyleyen Can, “Gelecekleri açısından oldukça önemli. Çünkü hüviyetini kazanabilir ve oradaki uzlaşmanın da tam da bu noktada olması lazım” şeklinde konuştu.
“SDG’NİN SURİYE’DE ADEMİ MERKEZİYETÇİ YAKLAŞIMI VE BAKIŞ AÇISI ÇOK ÇOK ÖNEMLİ”
SDG’nin ademi merkeziyetçi yaklaşımı ve anlayışının çok önemli olduğunun altını çizen Can, “Birçok sorunun çözümünde yani bölgesel yapıların orada bürokraside, askeri yapılanmada inisiyatif alması anlaşmasının hakkaniyetli, doğru geleceği de orada barışı tesis edecek bir anlayış olduğunu düşünüyorum. Suriye’de siyasi gücü eline almış HTŞ ve diğer İslami güçlerin var olan sorunları çözemeyecektir. Biz Alevilerin tarihsel pratiği bunlarla doludur. Kürtler açısından da durum böyledir. Dolayısıyla da buradan bir ders almış olduklarını ve bu konuda geri adım atmayacaklarını düşünüyorum. Suriye’de yapılacak anlaşmada her kesimin kendini garantiye alma yaklaşımının anlaşılmayacak yanı yok. Anlaşmanın uluslararası anlamda da bir boyutu olacağı için onun da o kesimlerinin de belli bir onayının olması gerekecek gibi gözüküyor. Çok sıkıntılı bir süreç ama bu süreç aslında başarıyla çözülürse bu Türkiye’deki Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümüne de katkı sunacaktır” dedi.
“MÜZAKERE SÜRECİNDE MHP DAHA TUTARLI”
Barış talebinin AKP ve MHP’nin tabanından gelen bir istek olmadığının altını çizen Can, “Tepeden inme bir şekilde Devlet Bahçeli’nin bir açıklamasıyla üst yapıdan doğrudan gelen bir talimatla başlayan bir süreçti. Sayın Cumhurbaşkanı bir süre ihtiyatlı yaklaştı, mesafeli durdu. Burada Sayın Devlet Bahçeli’nin bastırmasıyla bu iş böyle olacak, olmalı anlamında bir sürece girildi. Önemli olan onların niyetinin bu çözümden yana olmuş olmasıdır. İrade o yöndeyse aşağıdakilerin herhangi bir öneri yapıp yapmamaları çok önemli değil. O irade tecelli edecek o çözüme ulaşacaktır” diye konuştu.
“YENİ MÜZAKERE SÜRECİ 2013-2014 SÜRECİNDEN ÇOK FARKLI GELİŞİYOR”
Yeni gelişen barış ve müzakere sürecinin ilk yapılan barış sürecine göre tersinden başladığına işaret eden Zeynel Can, “Her iki taraf üzerinden bir anlaşma olduğunu düşünüyorum. Şu anda da o minval üzere gidiyor. Yani çözüme doğru giden süreç hangi minval üzere gidiyorsa gitsin olumludur, doğrudur. Bu coğrafyalarda yaşayan halkların çıkarınadır” ifadelerine yer verdi.
PİRHA-Diyanet’in Cuma hutbesinde eğitimin “manevi değerlere göre şekillenmesi” gerektiğini savunmasına tepki gösteren Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can “Ali Erbaş’ın eğitime yönelik hutbesinin çocuklara yol yordam ahlakı değerleri öğretme adı altında her şeyi yaradandan bekleyen onun için dua eden zihinsel olarak çocuklarımız teslim almaya yönelik yapılan girişimlerdir” dedi.
Diyanet İşleri Başkanlığı, 5 Eylül 2025 tarihli Cuma hutbesini yeni eğitim öğretim yılına ayırdı. “İlim Hakkı Bilmektir” başlığıyla yayımlanan hutbede, eğitimin yalnızca bilgi edinme süreci olmadığı, aynı zamanda çocukların “ahlaki ve manevi değerlerle” yetiştirilmesi gerektiği belirtildi. Diyanet, okul ve ailenin bu konuda birlikte hareket etmesi gerektiğini savunurken, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin bu “değer aktarımı” için önemli bir fırsat olduğunu ifade etti.
Diyanet’in eğitimi dinsel temellere dayandıran söylemlerine ilişkin Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, PİRHA ’ya değerlendirmede bulundu.
“ALİ ERBAŞ MEVCUT SİSTEMİ DEĞİŞTİRMEK İSTEYEN ZİHNİYETİN ÖNEMLİ BİR YAPI TAŞIDIR”
Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın hutbelerini You Tube’den takip ettiğini ve dinlediğini belirten Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, “Ali Erbaş son birkaç yıldır devam eden ve sistemi dönüştürmenin önemli bir aktörü haline gelmiş durumda. Bu bize göre bir skandal, olmaz böyle bir şey diyoruz ama aslolan mevcut siyasal iktidarın sistemi değiştirmek dönüştürmek istemesidir” dedi.
Türkiye’de mevcut olan düzenin kapitalist neo-liberal piyasa ekonomisine dayalı bir sistem olduğunu aktaran Can, “Mevcut burjuva demokrasisini yürütmeye çalışılan bir Türkiye’den giderek radikal totaliter bir rejimle yönetilmesi daha vahşi bir kapitalizmin aslında önünü açan bir yol seçilmiş durumda” diye belirtti.
“TÜRKİYEDE KURUMLAR YA DEĞİŞTRİLİYOR YA DA İĞDİŞ EDİYOR”
Ülkede totaliter rejimin inşası için kurumların ortadan kaldırılması dönüştürülmesi ya da iğdiş edilmesi gibi bir sürecin yaşandığını söyleyen Can, “MHP ve AKP ittifakı ile beraber birkaç yıldır süren süreçte sistemi aslında belli konuda tamamen ele geçirmiş durumdalar. Ancak bugüne kadar toplumun gelmiş olduğu gelişmişlik düzeyi yaşam tarzı ve kazanımlar bakımından bakıldığında istedikleri gibi dönüştüremediklerinin de farkındalar. Dolayısıyla da Ali Erbaş burada çok önemli bir rol oynuyor” şeklinde ifade etti.
Mevcut siyasal anlayışın iktidara geldiği günden beri Diyanet’in şeyhülislam fetvaları verdiğini vurgulayan Can, Türkiye’nin AKP’nin 23 yıllık iktidarı sürecinde halkların kazanımlarını bir bir hedef aldığını dile getirdi.
“ALEVİLER VE BÜTÜN AZINLIKLAR İNKAR EDİLEREK YOK SAYILIYORLAR”
Aleviler ve diğer azınlıkların bu ülkede yok sayıldığını belirten Can, “Bugün gelinen nokta Şiiliği Hanefiliği de aşan, onların kendi tabiriyle Ehli Sünnet Sünniliğin katı şeriatçı anlayışını bütün topluma dayatan, bütün toplumu o anlamda hizaya koymak gibi bir çizgi güdüyorlar ve Ali Erbaş da bunun dini anlamdaki önderliğini yapıyor” diye konuştu.
Okullarda din derslerinin 9-10 yıl okutulduğunu söyleyen Can, şunları ifade etti:
“Ali Erbaş çocukların aileleri tarafından yönlendirmesi gerektiğini anlatırken sanki bu dünyada bugüne kadar evrensel ve etik değerler hümanizma ve hak temelinde hiçbir hak elde edilmemiş ama Sünni İslam anlayışına gidilirse ahlak, toplumsal düzen, bir arada mutlu ve refah yaşama, sorunlarının hepsi tamamen çözülecekmiş gibi bir illüzyon yaratmaya çalışıyor. Çocuklara yol yordam ahlakı temelden öğretme girişimini sayın Ali Erbaş hutbesinde açıklıyor. Çocukken çabuk ve iyi öğreniyor diyor. Eğitimin tamamen dinselleştirilmesi demek toplumun üretimden kopuk, tamamen duaya, tamamen yaradan dan talep etmeye yönelik bir tevekkül, bir kabullenme dünyası yaratmadır. Bu da insanımızı bu anlamda zihinsel olarak teslim almaya yarar. Başka bir şeye yarayacağını düşünmüyorum.”
“ÜLKEDE TOPLUMSAL HUZUR BİR ARADA YAŞAMA ARZUSU VE EĞİTİM DÜZEYİ GİTTİKÇE DÜŞÜYOR”
Türkiye’de demokratikleşmenin toplumsal huzurun, eğitim kalitesinin sürekli düşüşü ve bir arada yaşama arzusunun gittikçe kaybedildiğini belirten Can, “Motivasyonu bakımından sürekli geriye giden bir ülke durumundayız. Yakın tarihlerde çok ilginç bir araştırmadır İslami kriterler ele alalım diye bir araştırma yapılıyor ve yapılan araştırmada ilk 30’a hiçbir İslami ülke girememiş” dedi.
“HER ŞEYE ŞÜKREDEN TOPLUM YARATILMAK İSTENİYOR”
Sadece Alevi çocuklarına zorunlu din dersleri dayatılmadığının altını çizen Can, “Bu noktada bütün toplumun bu dini cendereye tabi tutulması aslında herkes açısından bir sıkıntı. Çünkü Türkiye toplumu aslında genel gelişmişlik düzeyi itibarıyla Sünni’siyle, Alevi’siyle, diğer azınlıklarıyla, inanan, inanmayan kesimleriyle birlikte belediyelere el konulması, siyasal tutuklamalarla bir bütün olarak bu cendereye sığmayacak bir boyuta geldi” dedi.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, iktidarın tüm toplumsal kesimlerle cebelleşme meselesinin toplumsal taleplerin yükselmesi ile ilgili olduğunu belirterek, şunları dile getirdi:
“Siyasal iktidar bir taraftan muhalefeti köreltmeye, parçalamaya, topalaştırmaya yönelik bir tavır içine girerken diğer taraftan AHİM kararlarını Anayasa Mahkeme kararlarını uygulamıyor. Aslında bizim yerden yere vurduğumuz o 12 Eylül faşist cunta döneminde yaşananla bile en azından bugüne kıyaslandığında iyi kötü işleyen bir kanun devleti bir düzen vardı. Hani sol sosyalistlerin deyimiyle en azından bir burjuva demokrasisi vardı.
Gelinen noktada kadınların, gençlerin, ezilenlerin, Türklerin, Kürtlerin, Alevilerin, seküler Sünnilerin, demokratların, aydınların demokratik bir muhalefet blokunu oluşturmalıdır.
Zorunlu din derslerini gündem yapılarak buradan bir sonuç elde edilemeyeceğini düşünmüyorum. Ancak bütün toplumsal muhalefetin yeniden bir demokrasiye geçiş mücadelesini hep birlikte yükseltmesi gerekiyor. Bu muhalefetin görevidir. Bunun için bir birliğin olması gerekir.”
PİRHA- Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi değerleri ve inanç merkezleri üzerinde yürüttüğü çalışmalara tepki gösteren HBVAKV Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, “Mevcut anlayışın Alevileri asimile etmek için yapılıyor. Aleviler bu gibi uygulamalara teslim olmayacaktır” diye belirtti.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevilere yönelik asimilasyon faaliyetleri tepki çekmeye devam ediyor. 2022 yılında kurulan ve birçok asimilasyon faaliyetine imza atan Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı faaliyetlerine devam ediyor.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevilere dönük asimilasyon politikasına ilişkin PİRHA’ya konuştu.
Hacı Bektaş’ta ‘Ufka Yolculuk’ etkinliği her ne kadar Kültür Bakanlığı öncülüğünde yapılsa da esas olan rol verilen kesimin Nakşi tarikatı olduğuna dikkat çeken Zeynel Can, “Nakşibendliler geliyorlar orada çok kapsamlı ve geniş bir şekilde bu etkinliği yapıyorlar. Kültür Bakanlığı bununla beraber belediyenin de oraya katkı sunduğu ortaya çıktı. Bu da ayrıca üzücü ama sonra belediye masa, sandalye verdik onun dışında desteklemedik gibi bir açıklama yapmış. Buda tabii düşük tonda da olsa bir destektir. Orada bir net tavır koyması gerekirdi” dedi.
Hacı Bektaş’ın Aleviler açısından, ayrı bir önemi olduğunu belirten Can, konuşmasına şöyle devam etti:
“Biz Aleviler açısından pir, inancımızın piridir. Dolayısıyla buraya yönelik çıkarmaların, hedef almaların çok özel bir anlamı var. Geçen yıl geleneksel Ağustos etkinliklerinde Kültür Bakanlığı etkinliği yapmak istemişti. Ona karşı örgütlü ve demokratik bir tavır konarak bunun önüne geçilmişti.
Mevcut siyasal iktidar 25 yıllık iktidarında aslında takvime bağlı çalışmalar yürüttüğünü görüyoruz. Kendi ideolojileri ve siyasal yaklaşımları doğrultusunda bir takvim işliyor ve bu takvimde aslında sıra Alevilere gelmiş durumda.”
Özellikle bir taraftan ‘Kürt açılımı’ işletilirken Türkiye’nin çok temel bir meselesi hallediliyor gözükürken bir taraftan da Alevilere yönelik bir asimilasyon politikasının eşzamanlı olarak yürütüldüğüne dikkat çeken Can, “Bu son derece manidar bir durumdur” şeklinde ifade etti.
“HÜNKARIN DERGAHI HER ZAMAN TARİKATLARIN HEDEFİNDE”
Zeynel Can, Hacıbektaş Veli Dergâh’ına yönelik müdahalelerin geçmişten bu güne sürdüğünü vurgulayarak, “Hacı Bektaş Dergahına Sersem Ali Baba ile başlayan ve yine Nakşi Şeyhinin getirip Postnişin olarak atanması 1826’da dergahın içine cami yapılması gibi müdahalelere maruz kaldı. Bugün aslında o sürecin bir devamıdır. Bugünkü iktidar da bu meşrebin, bu inancın, bu ideolojinin, bu siyasal akımın bir devamı olarak o yarım kalmış işi tamamlamaya çalışmaktadır” diye belirtti.
“ABDAL MUSA ETKİNLİĞİNİ HEP BERABER ORTAK YAPACAĞIZ”
Alevileri asimilasyon politikalarına karşı direnecek gücü olduğunun altını çizen Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, konuşmasının devamında şunları kaydetti:
“Aleviler buna teslim olmayacaktır. Daha yakın zamanda da Abdal Musa’ya yönelik bir hamle de buna benzer yapılmıştı. Bu seneki etkinlikleri Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı beraber yapmak istedi. Bu da boşa çıkmış oldu ama bu sonda olmayacaktır. Vazgeçmeyecekler, ara ara yapacaklardır. Tabii bu inanç yerlerimizin bu kadar hani kolay hedef alınma nedenlerinden biri de bu inanç merkezlerimizi Alevilere teslim etmek yerine Kültür Bakanlığı, devletin uhdesinde olması, bunlara bu fırsatı vermektedir. Ama bu da tabii Alevilerin önemli taleplerinden biridir. Aleviliğin inanç olarak tanınması ve Alevi inanç merkezlerinin Alevilere teslim edilmesi mücadelesi devam edecektir. Bütün Alevi kurumları olarak Abdal Musa etkinliğini hep beraber ortak yapacağız.”
PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu Antalya Alevi Bileşenleri tarafından ‘Türkiye’de ve Suriye’de Aleviler ve Siyasal Durum’ paneli düzenlendi. Panelde Alevilerin geçmişten bu güne yaşadıkları bölgelerdeki siyasal durumlarına ilişkin analizler yapıldı.
Suriye’nin başkenti Şam’da 8 Aralık 2024 tarihinde yönetimi ele geçiren Heyet Tehrir el-Şam’ın (HTŞ) Alevilere dönük katliamlarına karşı “Türkiye’de ve Suriye’de Aleviler ve Siyasal Durum’ konulu panel düzenlendi. Panele; Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Asi-Der Başkanı Tevfik Usluoğlu ve araştırmacı yazar Hamide Rencüs konuşmacı olarak katıldı.
Panelin Moderatörlüğünü ise HBVAKV Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can yaptı
“KATLİAMLARIN ÖNÜ ALINMAZSA DEVAM EDECEK”
Çok acılı ve üzüntülü günler yaşadıklarını belirten HBVAKV Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, “Özellikle ülkemizin içinde bulunduğu sorunlar bir yana Suriye’de kendi inanç taşlarımıza, diğer azınlıklara Aleviler başta olmak üzere savunmasız insanlara yönelik çok fazla Selefi saldırısı söz konusu” dedi.
Halihazırda yapılan bu katliamların önü alınmazsa devam edeceğini belirten Can, “O yüzden gündemimiz bu. Aynı zamanda bu katliamın baş sorumlusu Colani denen katilin Antalya’ya gelmesi,Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından ağırlanması o da ayrı bir yaramız. He şeye rağmen hayat devam ediyor olmakla birlikte bu yaşanan katliama kayıtsız kalmamak gerekiyor” diye ifade etti.
“ALEVİLERE DÖNÜK İNKAR VE KATLİAM HER HER YERDE VAR”
Suriye’de bir inanç topluluğunun soykırımla karşı karşıya olduğunu belirten Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, “Alevilerin yaşadığı topraklardaki baskı, sindirme, yok sayma sadece Suriye topraklarında değil yaşadığımız ülke topraklarında da var, bunları yaşadık. Dünyanın dört bir yanında Aleviler yaşadığı her coğrafyada o coğrafyanın mazlumu, mağduru, yok sayılan, inkar edilen ve görmezden gelinen inanç topluluğu” dedi.
Suriye’de 2011 yılında başta Türkiye ve emperyalist ülkelerin Suriye topraklarını işgal etme niyetinde olduklarını söyleyen Arslan, “Aslında orada sorun ne Esad’dı ne Esat rejiminin uygulamaları ne de yaptırımlarıydı. Sorun Suriye topraklarını bölmek parçalamak ve pay etmekti. Her zulmün, her savaşın, her inkarın olduğu topraklarda yaşayan Aleviler birinci hedef sayılıyor. Suriye topraklarında yaşayan Alevi canlarımız etnik kimlik olarak Arap oldukları için değil, Alevi oldukları için selefi ve cihatçı gruplar gibi inanmadıkları, düşünmedikleri için; daha ortak yaşamdan yana olan, birlikte yaşamı savunan, demokrasiden, seküler yaşamdan yana oldukları için hedef halinde” diye konuştu.
Özellikle 8 Aralık sonrası yaşanan gelişmelerle birlikte zulmün nasıl planlandığını, sebebinin ne olduğunun çok iyi anlaşılması gerektiğini belirten Aslan, “Selefi ve cihatçı gruplar sadece 2011 yılında Suriye topraklarında çıkmadılar. Bu zihniyetin temsilcileri geçmişte, bu topraklarda yaşanan katliamlarda oradaydılar. Yani Maraş katliamında yaşlı kadını öldürenler, küçük çocuk Ali Traş’ı kazanda kaynatan, hamile kadınların karnına süngü sokan zihniyet bugün yine aynı seslerle, aynı nidalarla Suriye topraklarında Alevileri katlediyor” ifadelerini kullandı.
“KENDİLERİNDEN OLMAYAN HERKESİ KATLEDİYORLAR”
Suriye’de Alevi soykırımı olduğunu belirten Asi-Der Başkanı Tevfik Usluoğlu,” Suriye’de sadece Aleviler katledilmedi. Suriye’de resmi olarak 23 Haziran 2011’de vekalet savaşı başladığında Cisr-i Şuğur ’da resmi rakamlara göre 120 gayri resmi rakamlara gören 600 kişi katledildi. Difri Şuur bir belde içerisinde Alevlerin Sünnilerin Ermenilerin Hıristiyan Ortodoksların olduğu bir yer ve İdlib’e bağlı bir yer. Suriye’ye Emevi imparatorluğunu büyütmeye gelmişlerdi. Bizim burada Osmanlıyı diriltmeye çalışan zihniyet gibi. Oysa ölmüş bir şeyi kimse diriltemez. Suriye’de Araplar, Kürtler, Türkmenler, Aramiler, Ermeniler, Ezildiler. Aleviler, Sünniler, Hristiyanlar, Dürziler, İsmailer bu cihadist teröre evet demeyecek herkes katledildi” diye belirtti.
“ÇAĞIMIZIN EN BÜYÜK SOYKIRIMINI YAŞIYORUZ”
Bugün Aleviler olarak soykırımı yaşadıklarını belirten araştırmacı yazar Hamide Rencüs, “Gerçekten çağımızın en büyük soykırımı. Çok vahşice, dünyanın sağır ve dilsiz kaldığı bir ortamda izliyoruz. Böyle bir soykırıma tanıklık eden çağda olmanın tüm ağırlığını üzerimizde taşıyacağız hep. Nasıl bu noktaya geldik? 2011 Mart ayında Arap Baharı denilen o kanlı süreçlerin bir uzantısı olarak cihadistler, Suriye’ye nakledilmeye başladığı andan itibaren eğer gerçeği fark edebilseydik, eğer ABD’nin oyunlarını yeniden hatırlasaydık, inancımızı ve direncimizi orada gösterseydik şimdi bu soykırımı konuşuyor olur muyduk ben hayır kesinlikle diyorum” dedi.
“İSLAMCILAR ABD’NİN KULLANIŞLI APARATLARI”
ABD’nin her türlü emperyalist savaşlarında kendisin elini kana bulamadan İslamcıları kullandığını belirten Rencüs, şu sözleri kullandı:
“Bu, Afganistan’dan bu yana başlayan bir durum. Müslüman İslamcılığı El-Kaide tamamıyla ABD yararına savaş yürüten cihadistlerin üstü anlamına geliyor. Kaide üst demek ve dolayısıyla Amerika’nın icadıdır bu. Sonraki bütün savaşlarda nerede bir İslamcı söylem, İslamcı motivasyonla bir iç savaş ya da halklara karşı bir bombalı saldırı ya da isyanları bastırma hareketi varsa hepsi ABD’nin emrinde olan cihadistlerdir.
Sanki devrimciler isyancılar muhalifler söylemiyle tarif edilecek bir kalkışma gibi algılandı. Burada gerçekten liberal ideolojinin yarattığı çürüme bu algı yönetimi karşısında küresel medyanın yürüttüğü algı çalışmasının karşısında yenik düştük ve bugün o zamanın El-Kaide’nin uzantısı olan örgütleri konuşuyoruz. Bu örgütlerin katliamlarını konuşuyoruz.”
PİRHA- Müzakere sürecine dair değerlendirmede bulunan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Kürt sorunun yıllardır çözülemediğini ve kangrenleşen bir sorun haline geldiğini belirterek, “Çözüm sürecinin olumlu noktalanmasının hem Kürtlerin hem Alevilerin hayrına olacaktır” dedi.
PKK Lideri Abdullah Öcalan’la yapılan görüşmelerin ardından yeni bir çözüm süreci tartışmaları sürüyor. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, sürece dair PİRHA’ya konuştu.
Siyasetin gündeminde Kürt sorununun hep bir temel mesele olarak var olduğunu belirten Zeynel Can, “Çünkü gözümüzü açtık hep bu sorun. Hayatının sonbaharını yaşayan biri olarak hala konuşulan, hala kangrenleşmiş ve bir türlü çözülemeyen bir sorun” dedi.
“BU ÜLKEDE KÜRT SORUNU ÇÖZÜLMEDİĞİ SÜRECE BİR GÜN YÜZÜ GÖREMEYECEK”
Bu ülkede Kürt sorunu çözülmeden gün yüzü görülemeyeceğinin altını çizen Can, Kürt sorununu temelden çözmek ve halletmek bu ülke siyasetçisinin ve söz sahibi olanların birincil görevi olması gerektiğini vurguladı.
Zeynel Can, Kürt sorununun çözülmesini istemeyen birinci derecede emperyalistlerin olduğunu dile getirerek, “Çünkü boynunda böylesi büyük yük asılı bir ülkenin dışarıya karşı güçlü olması, huzurlu olması, kalkınma içinde olmasını müreffeh olması mümkün değil. Ülkeler arası rekabet ve güç dengelerinden kaynaklı eşitliğe, kardeşliğe dayanan sınıfsız, sömürüsüz bir dünya olmadığı için üstte kalanın alttakini ezdiği bir dünya sistemi içinde yaşadığımız için herkes kendinden zayıf olanı güçsüz olanı tercih ediyor” şeklinde konuştu.
Çatışmalardan kaynaklı acıların yaşandığını söyleyen Can, “Müzakere sürecine karşı tepkiler olacaktır. Ancak bunun giderilmesi de süreci yürütenlerin görevidir. Nasıl ki bu olayar olduğunda siyaset ve rant elde etmek adına bunlar sürekli kışkırtılıyorsa aynı şekilde çözüm istenirse bunların önünde de geçilebilir” dedi.
“SURİYE VE ÜLKEDEKİ GELİŞMELERE BAKILDIĞINDA MÜZAKERE SÜRECİNDEN PEK UMUTLU DEĞİLİM”
Suriye’deki gelişmelerle beraber ülke içerisinde müzakere süreci ve buna paralel gelişmelere bir bütün baktığında umutlu olmadığını belirten Can, “Bugünkü baş aktör konumundaki sayın Cumhurbaşkanı bu işe sanki ayak sürüyor gibi. Cumhurbaşkanının tavrına karşılık DEM Parti’nin sorunun çözülmesini istiyor. Bunu oldukça samimi buluyorum. Israrla çözümden yana her türlü olumsuzluklara karşın olumlu bir tavır içinde” şeklinde dile getirdi.
Devlet Bahçeli’den beklenmedik bir şekilde bir tavrın gelmesini hayra yorduğunu ifade eden Can, çünkü Kürt sorununun temelden çözülmesi gerektiğine inandığını söyledi.
“KÜRT SORUNU ÇÖZÜLÜRSE HEM İÇERDE HEM DIŞARDA ÇOK CİDDİ ETKİ YARATIR”
İmralı’dan Öcalan’ı vereceği mesajın kendi geçmişi ile müktesebatıyla ters düşecek şekilde bir mesaj olamayacağına dikkat çeken HBVAKV Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, konuşmasının devamında şunları kaydetti:
“Sonuçta temsil ettiği kesime ve onların haklarına yönelik o doğrultuda mesajlar verecektir. Önemli olan Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin de ortak noktada buluşacak bir çözüm ortamına gelmeleri ve bu noktada buluşmaları. Bu ülkede yaşayan herkesin hayrına olacaktır. Çözüm sürecinin olumlu noktalanmasının hem Kürtlerin hem Alevilerin hayrına olacaktır. Dışardaki ve ülkedeki gerçek dinamikleri harekete geçirme yönünde barış yönünde, kalkınma yönünde ve yaraları hep beraber sarma yönünde önemli etkisi olacaktır.”
Kanser tedavisi gören Şair Zeynel Can, Londra’da Hakk’a yürüdü. Can, 12 Eylül 1980 yılında işkencelere uğramış, yıllarca hapis yatmış ve açlık grevlerine katılmıştı.
Zeynel Can, 13 Şubat Perşembe günü saat 14.00’te İngiltere’de Firdevs Mezarlığı Bahçesi’nde toprağa sırlanacak.
PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Suriye’de Alevilerle birlikte tüm inanç ve kimliklerin tehdit altında olduğunu belirterek, “Bütün dünya Alevileri, Birleşmiş Milletler, Uluslararası Af Örgütü, Avrupa devletleri, Türkiye hükümeti, insan hakları aktivistleri ve barış temsilcileri de dahil olmak üzere Alevilere yönelik katliamlara karşı bir an önce harekete geçmeli” çağrısında bulundu.
Suriye’de Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) örgütünün Esad yönetimini devirmesi ardından Alevilerin de tedirginliği arttı. Suriye nüfusunun yaklaşık yüzde 13’ünü oluşturan Aleviler, ülkenin daha çok sahil kesiminde yaşam sürmekteydi. Şam’ın düşmesinin ardından HTŞ’liler, başta Lazkiye olmak üzere birçok kentte Alevilerin yaşam alanlarını adeta gasp etti.
Suriye’deki Alevilere ait inanç merkezlerine yönelik saldırılar da tepkilere neden oluyor.
Hüseyin bin Hamdan el Hasibi’nin türbesinin yakılıp, görevli beş sivilin öldürülmesi sonrasında bölgedeki korku daha da arttı. Arap Alevileri Humus, Hama, Tartus ve Lazkiye’de bu ölümlere karşı protesto düzenledi ancak HTŞ, yapılan protestolara da silahla karşılık verdi.
Son olarak Alevi Akademisyen Rasha El Ali’nin HTŞ tarafından kaçırılarak katledildi.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Suriye’de Alevilere yönelik yapılan saldırılarla ilgili PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.
“İSRAİL’İNİ GAZEDEKİ KATLİAMINDAKİ SESSİZLİK SONUÇ OLARAK ALEVİ KATLİAMINDA NORMALDİR ANLAYIŞINI DOĞURDU”
HTŞ’nin İdlip’e sıkışmış zayıf hali ile birlikte Türkiye Cumhurbaşkanın Esad’la görüşmek için ciddi çaba sarf ettiği bir dönemde bir anda her şeyin altüst olduğunu belirten Can, “10 günde hayret edilecek bir şekilde HTŞ düğün alayına konvoy kurmuş gibi Şam’a kadar gittiler. Ardından İsrail’in Suriye ile savaşıyormuş gibi tek taraflı Şam yakınlarına (Golan Tepeleri) kadar bombalamasının ardından yavaş yavaş ortaya çıkan fotoğrafın Rusya’nın Ukrayna’daki sıkışmış hali anlaşılan o ki Rusya, Amerika, İngiltere ve İsrail dörtgeninde bir anlaşma yaptı” diye belirtti.
Görünenin manzaranın Ortadoğu’da yeniden bir şekillenme olacağının olgusunu taşıdığını belirten Can, “Şu an itibariyle resmi olmasa bile fili olarak Suriye parçalanmıştır, bölünmüştür ve bundan sadece kim ne kadar nereden pay alacak meselesidir” dedi.
“SURİYE HİÇBİR ZAMAN ALEVİ DEVLETİ OLMAMIŞTIR”
“Suriye’de Alevilere düşen pay ne olmuştur ne olacaktır?” sorusunun çok önemli olduğunun altını çizen Can, “Esat’ın Nusayri bir Alevi olmasına rağmen Suriye’de hiçbir zaman için bir Alevi devleti olmamıştır. Hükümetin bakanları ve yöneten kadrolarının birçoğunun da Sünni inançtaki insanlardı. Esat bir Arap milliyetçilisiydi ve sonuçta rejimin yıkılması ile beraber Aleviler orada savunmasız bir biçimde kaldılar. Geçmişte baba Esat zamanında da iktidarın Alevilerden yana bir iktidar değildi” diye belirtti.
“SURİYE’DE ESATIN BASKICI REJİMİNİN SORUMLUSU ALEVİLERMİŞ GİBİ BİR ALGI VAR BU TANMAMEN YANLIŞ”
Zeynel Can, Suriye’de sanki baskıcı rejimin sorumlusu Alevlermiş gibi bir yaklaşım olduğunu vurgulayarak, “Bu Alevilere karşı bir intikam meselesine dönüştürmeye çalışılıyor. Alevilerin kesinlikle burada bir sorumluluğu yok” diye belirtti.
Suriye’de HTŞ’nin yönetimde ne kadar kalıcı olacağının belirsizliğini koruduğunu söyleyen Can, Suriye’de dengeler üzerinden bir pazarlığın söz konusu olduğunu belirtti.
Suriye’de en önemli ve en temel sorunun şu anda en zayıf halklar ve inançlar olduğuna dikkat çeken Can, “Aleviler, Ezidiler, Süryaniler, Keldaniler bunların yeniden bir meze meselesine dönüştürülmeden sahip çıkması gereken unsurlar olarak görmek gerekir” dedi.
“SURİYE’DE İNANÇLARIN VE KİMLKLERİN KATLEDİLMESİNE KARŞI ULUSLARARASI KAMUOYU OLUŞTURULMALI”
Suriye’de inanç ve kimliklerin katledilmemesi için herkese büyük görev düştüğünü belirten HBVAKV Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, konuşmasının devamında şunları kaydetti:
“Katliamların mutlaka önüne geçilmeli. Başka türlü orada barış gelmez. Bu katliamlar sürdüğü zaman yeniden bir iç savaş çıkar ve barış ortamını sağlamaya kısa vadede Amerika’da dahil kimsenin gücü yetmez. Avrupa ve bütün dünya Alevileri olmak üzere bir duyarlılığın geliştirilmeli. Sadece bizim buradan ses çıkararak bunu önleyemeyiz. Bu yetmez. Birleşmiş Milletler, Avrupa devletleri ve Türkiye hükümeti de bu sürece dahil edilmeli. Bu konuda diplomatik bir yapının oluşturulup sadece Alevi kurumları değil, Alevi kurumlarının da içinde olduğu yine Uluslararası Af Örgütü, insan hakları aktivistleri barış temsilcilerine kadar bir araya gelmelidir. Bu tür iç savaşın sürdüğü ülkelerde özellikle saldırıya hedef olan kesimlerin mutlaka koruma altına alınması lazım, başka türlü olmaz.”
PİRHA- HBVAKV Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Millî Eğitim Bakanlığı ile Ülkü Ocakları arasında protokol imzalanmasına tepki gösterdi. Gerici bir eğitime karşı çıkmanın bireysel olarak aşılacak bir mesele olmadığını belirten Can, “Tüm demokrasi güçlerinin bir araya gelerek sokağa çıkmalı, seslerini güçlü ve gür bir şekilde parlamentoya yansıtması gerekir” dedi.
Millî Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Merkezi, Ülkü Ocakları ile “yaygın eğitim faaliyetleri kapsamında genel, mesleki ve teknik kurslar düzenlenmesi” için protokol imzaladı.
HBVAKV Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Millî Eğitim Bakanlığı ile Ülkü Ocakları arasında protokol imzalanmasına ilişkin, PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.
“ÇEDES KAPSAMINDA YAPILAN ANLAŞMALARIN SON BULMASI İKTİDAR DEĞİŞİKLİĞİNDEN GEÇİYOR”
ÇEDES projesi kapsamında MEB’in tarikatlarla vb. yapılarla yapılan sözleşmelere ve yaşanan sorunlara karşı demokratik mücadeleyi kesintisiz hale getirilmesi gerektiğine vurgu yapan Can, “AKP iktidarı iktidarda kaldığı sürece gücü ve cüreti oranında kendi siyasetini dönüştürecektir” ifadesini kullandı.
“SON DÖNEMLERDE EĞİTİMDEKİ GERİCİLEŞMEYE HIZ VERİLDİ”
Eğitimde dinselleşmenin gittikçe dozunun artırıldığını belirten Can, “Bu dinsel dönüştürme ile beraber eğitimi de dinselleştirerek ve dozunu daha da artırarak özellikle kültürel dönüşümü sağlamak için yeni nesiller yetiştirme anlamında bir amaç güdüyorlar” dedi.
MEB ile Ülkü Ocakları Vakfı arasında yapılan protokole dikkat çeken Can, sağlıklı nesiller yetiştirmede dindar ve milliyetçi bir eğitimin her iki yönden de sağlıklı olmadığını dile getirerek, “Alevi çocuklarının burada dinci ve şoven eğitime maruz kalmalarının ötesinde hangi kesimden olursa olsun bir neslin çocuklarını camiye, mezarlıklara eğitim götürülmesi, aklının ermeden çok yoğun bir dinsel dogmatik olarak yönlendirilmeye tabi tutulmaları her şeyden önce toplumun gelecekteki sağlığı açısından sıkıntılı bir durumdur” diye belirtti.
Çocuklara evrensel değerler kapsamında eğitim verilmesi gerektiğinin altını çizen Can, “Barış, eşit paylaşım, insan haklarını tanımak üzerine çocuğu eğitmek gerekir. Artık bunun önemini birçok kesim kavramış durumda” şeklinde ifade etti.
Çocukların zihnine yazılmış ve kalıplaşmış olan fikir ve düşünceler bir alışkanlık olarak içselleştirilmiş bir biçimde hep devam ettiğini ifade eden Can, “Bundan kaynaklı kreşe giden çocuklara ağır bir dinsel eğitim veriliyor. Bunun üzerinden gidiyorlar. Tabii burada en büyük payı da seküler ve Alevi ailelerin çocukları alıyor. Çünkü evde başka bir yaşam tarzını ve eğitimini alırlarken okulda tam tersine bir bombardımanla karşı karşıya kalıyorlar. Dolayısıyla çocukların o taze beyinleri iki arada bir derede kalmış gibi aslında zihinsel ve ruhsal saldırıya da uğramış oluyorlar” şeklinde ifade etti.
“GERİCİ EĞİTİM HEM ÇOCUKLARIN HEM DE AİLELERİN RUH SAĞLIĞINI BOZUYOR”
Okullarda devletin verdiği eğitimin çağdaş eğitimle ters düşmemesi gerektiğini söyleyen Can, “Bütün dünyadaki demokratik ülkelerde özellikle ailelerin ve toplumun değerleri ve laiklik çok temel bir değer olarak dikkate alınır. Avrupa’da eğitimin bizdeki karşılığı tam bir tersine bir dönüş şeklinde olduğu çok açık bir gerçekliktir” dedi.
“GERİCİLİĞE KARŞI TÜM DEMOKRASİ GÜÇLERİ SESLERİNİ YÜKSELTMELİ”
HBVAKV Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, konuşmasının devamında şunları kaydetti:
“Ülkemizde laikliğe sahip çıkılması gerekirken iğdiş ediliyor olması geleceği karartmaya dönük bir tavır. Bu nasıl aşılır bunun üzerinden herkes elinden geleni yapmalı. Bu bireysel olarak aşılacak bir mesele değil. Ülkede bulunan tüm sivil toplum ve demokratik kitle örgütleri ve demokrasi güçleri bir araya gelerek seslerini yükseltmeli ve bu sesin oldukça gür çıkması lazım. Demokratik bir şekilde sokağa, parlamentoya yansıması lazım.”
PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, zorunlu din derslerinin sayısının artmasının sadece Alevi ailelerinin sorunu olmadığına dikkat çekerek, “AKP, dinselleştirme yönünden son derece siyasal ve ideolojik bir tavır içinde. Bu ideoloji sadece Alevilerin değil tüm toplumun sorunu. Her kesim karşı çıkmalı” dedi.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, zorunlu din derslerinin saatinin arttırılmasına, müfredatın içeriğinin dinselleştirilmesine ve Alevi ailelerin bu konuya dair mücadele etmesine ilişkin PİRHA’ya konuştu.
Zorunlu din derslerine karşı yapılanlara bakıldığında özellikle Alevilerin bu konuda yeteri kadar harekete geçmediği yönünde eleştiride bulunan Zeynel Can, söylemin pratikte hayat bulması gerektiğini ifade etti.
Zorunlu din derslerine karşı Alevi hareketinin eyleme geçmediğini söyleyen Can, “Kendi çocuğumuzu, sözümüzün ve nazımızın geçtiği insanlara neden gidip dilekçe vermelerini, zorunlu din dersinden çocukların muaf kılınmasını niye istemiyoruz? Bu iktidar bir kere dinselleştirme yönünden son derece siyasal ve ideolojik bir tavır içinde. Bu siyasal ve ideolojik tavır içinde genel anlamıyla ülkeyi bir dinselleştirme siyaseti güdüyor. Bu sadece Alevileri vuran bir şey değil” diye konuştu.
“MUHAFAZAKÂR AİLELERDE DE CİDDİ BİR UYANIŞ VAR”
Etkili bir eylem geliştirmeseler de Alevilerin karşı tepki oluşturduğuna vurgu yapan Can, “Önceden çocuk kendi dini inancını kendi içinde, zamanla aklı erince alır diyorsak da ben şunu çevremde görüyorum: Bir çok Alevi aile artık çocuğuna, ‘sen Alevisin Aleviliğini bil’ diyor. En azından kitabi anlamda sistematik bir eğitim vermeseler de, bir şeyler anlatıyorlar, onun kendi inancına yabancı olmaması için ciddi bir uyarıda bulunuyorlar” dedi.
Artık Sünni ailelerin de çocuklarının tarikatlarda okutulmasına karşı çıktıklarını dile getiren Can, “Muhafazakâr ve dindar kesimlerde de ciddi bir uyanış var. Ülkeyi yönetenler kendi çocuklarını özel okullarda, kolejlerde okuturken toplumu da çocuklarını imam hatibe göndermeleri için yönlendirme yapıyorlar. İnsanların dini inançları, itikatları, varoluşla ilgili Allah’la ilgili bağları bağlantıları duygusallıkları olur. Ama bunu getirip bunu bir kurallar silsilesi çerçevesinde dikte ettirerek şunu yaparsan cennete, şunu yaparsan cehenneme gidersin gibi insanları zorla bir kalıbın içerisine sokma tavırlarını insanlar kolay kolay kabul etmiyorlar” sözlerini kullandı.
“AKP’YE KARŞI ÜLKE İÇTEN İÇE KAYNIYOR”
AKP iktidarına karşı toplumsal muhalefetin arttığına işaret eden Can, sözlerini şöyle sonlandırdı.
“AKP 23 yıllık iktidarının bize gösterdiği budur. Aslında içten içe toplumsal muhalefetin kaynadığını, gösterilmeyen tepkilerin zamanı geldiğinde sandıkta, zamanı geldiğinde demokratik yollarla, sokakta gösterileceğinin emarelerini görüyoruz. Gelinen noktada geçim meselesinin sadece yeme içme meselesi değil. Geçim meselesi aynı zamanda bir ailenin çocuğunu okutamamasına da tekabül eden sağlık hizmetini alamamasına da tekabül eden seyahat etme özgürlüğünü yerine getirememesine de tekabül eden bir şeydir. Yani geçinebilmek demek barınabilmek demektir, seyahat edebilmek demektir, çocuğunu okutabilmek demektir, tatil yapabilmek demektir. Sadece karnını doyurabilmek demek değildir. Bu açlık sınırı ile ilgili bir durumdur. Dolayısıyla da burada bir toplumsal muhalefetin mayalandığını, geliştiğini, yükseldiğini görüyoruz. Önemli olanın muhalefetin demokratik mücadeleyi doğru temelde bir şekilde kanalize ederek iktidarın değişimini doğru demokratik yollardan sağlayıp ülkenin aydınlığa dönük yüzünü açmaktır.”
PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Diyanet Başkanı Ali Erbaş’ın Tunceli İl Jandarma Komutanlığı’nda cami temeli atmasını ve söylediklerini eleştirdi. Dersim’e cami yapma girişiminin tarihsel arka planı olduğunu belirten Can, “38’de yaşanan kıyımlara rağmen Dersim hala ayakta, inancına ve kültürüne sahip çıkıyor. Bugün hâkim inanç anlayışının temsilcileri asimilasyon politikasını arttırıp, yok etme girişimini devreye koyuyorlar” dedi.
Dersim’de 27 Ağustos’ta Tunceli İl Jandarma Komutanlığı’ndaki caminin temel atma töreni yapıldı. Törene katılan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, “Şehirlerin medenileşmesinde en büyük pay camilerdir. İnşallah burada bizim hocalarımız, lojmanlarda oturan kardeşlerimizin ya da bu bölgede oturan kardeşlerimizin çocuklarına ders verecekler” ifadelerini kullanmıştı.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV)Antalya Şube SekreteriZeynel Can, Dersim’de cami yapılmasına ve Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın konuşmasına ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“DERSİM’İN İNANCINDA VE KÜLTÜRÜNDE İNAT ETMESİ, HAKİM ANLAYIŞI RAHATSIZ EDİYOR”
Dersim’in birçok yönüyle Aleviler açısından tarihsel, efsanevi, simgesel bir kent olduğunu belirten Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Veysel Can, “Dersim 38’de yaşananlardan kaynaklı Dersim halkı o dönemi “Tertele” olarak adlandırıyor. Büyük kıyımdan günümüze gelen olaylara baktığımızda temel sıkıntı her şeye rağmen Dersim’in hala ayakta kalması, hala inancında, kültüründe inat etmesi, dolayısıyla burada karşı tarafın da buna karşı inatla orayı kırmak istemesi bir şekilde yola getirmek istemesidir” dedi.
Can, “Dersim’de katliamlar yaşandı ama Alevilik hala bir inanç olarak yerinde duruyor ve hâkim inanç anlayışına karşı bir düşünce, bir inanç biçimi sunuyor” diye belirtti.
“ASİMİLASYON POLİTİKASINI ZAMANA YAYARAK ALEVİ TOPLUMU BİTİRİLMEK İSTENİYOR”
Günümüzde devletin asimilasyon politikasını zamana yayarak yapmaya çalıştığını ifade eden Can, “Bir diğeri nedir? Orada yaşayan halkın, inananların talep etmediği halde bir başka inancın eserini, bir ibadethanesini getirip oraya inşa etmektir. Dersim’de Sünni yurttaşlar, memurlar, devlet bürokratları da yaşıyor. Zaten her kurumun kendine göre inancını ifa ettiği alanlar mevcut, orada bir sıkıntı yok. Kimsenin de bir şey dediği yok. Fakat simgesel anlamda bir yapı yapmak aslında oraya damgasını vuran inanç budur manasına gelen de bir şeydir. Diyanet’in asimilasyon adımıdır” diye konuştu.
“DERSİM’DE CAMİ YAPMAK ALEVİLERİ YOK SAYMAYA YOK ETMEYE DÖNÜK BİR TAVIRDIR”
Dersim’de yaşayan insanların inançsız insanlar olmadığının altını çizen Can, şöyle devam etti:
“Bu insanlar kendine göre Hakk inancı olan, Yol’u olan, bu Yol’u bilen, bu Yol’a bağlı insanlar. Pirleri, Yol önderleri, inanç önderleri olan insanlar. Dolayısıyla Dersim’e cami yapmakta ısrar etmenin yolu doğrudan asimilasyondan geçiyor. Zaman zaman, “Madem Alevi itikadında, inancında cami yoksa Hacı Bektaş’taki camide ne oluyor?”. Bunun cevabı çok nettir ve basittir. 1826’daki Yeniçeri isyanı ile beraber Yeniçeriler aynı zamanda kent Alevilerdir. Yeniçeriler kent Alevilerinin koruyucularıydı. Dergahlara bağlılardı, aynı zamanda o dergahların koruyucusu konumundaydılar. Yeniçeri ortadan kaldırıldıktan sonra bütün Bektaşi dergahlarının başına Sünni Nakşiler atandı ve 1826 yılında Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın içerisine bir cami yapıldı. Aslında bir nevi ibret camisidir. Daha önce oraya o külliyeyi dergâhı kuranlar oraya cami yapma ihtiyacını hissetmediler. Tam tersine oraya el konulduktan sonra yapılan bir camidir.
Dersim’e cami yaptırılması Diyanet’in, devletin ayıbı olur. Niye? Alevilere karşı ayıp olur. Bizler Aleviler olarak ‘Alevilik vardır, Alevilik haktır’ düşüncesinden hareketle bunu kabul etmeme, buna direnme anlamında bir tavrı ortaya koymak zorundayız. Çünkü bu doğrudan bizi yok saymaya ve ileride yok etmeye yönelik bir uygulamadır.”