PİRHA-AKP tarafından oluşturulacağı duyurulan Alevi, Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na tepki gösteren Avukat Zeynel Öztürk, “Devlet denetiminde bir Aleviliği asla kabul edemeyiz. Devletin denetiminde yapılacak memuriyet değildir Alevilik. Eşit yurttaşlık temelinde haklarımızı istiyoruz” dedi. Öztürk hükümete de çağrı yaptı: Cemevine ibadethane demekten bile çekiniyorsunuz, korkmayın!
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) ile Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Hukuk Komisyonu’ndan Avukat Zeynel Öztürk, AKP’nin cemevlerine yönelik düzenlemelerini PİRHA‘ya değerlendirdi. Cemevlerinin, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanması çalışmasına tepki gösteren Öztürk, “Devlet denetiminde bir Aleviliği asla kabul edemeyiz. Eşit yurttaşlık temelinde haklarımızı istiyoruz” dedi.
Öztürk, siyasi iktidarların her seçim dönemi Alevilere yönelik çalışmalar yaptığını belirterek, “Her seçim dönemi hükümetler bunları yapıyorlar. Bu zaten beklenen bir şeydi. Ancak hemen başında şunu söyleyeyim. Alevilik bir kültür değil, bir inançtır. Cemevlerine, dergahlara gidiş gelişler turizm değildir. İnançları gereğidir. Zaten Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlayarak cemevlerinin ibadethane olmadığını açık ve net söylüyorlar. Son yaptıkları değişiklikte de zaten ‘ibadet’ diyorlar. Son torba yasaya koyduklarında da cemevlerine destek deniliyor. Bir kere şunu söyleyelim. Alevi toplumu olarak devlet denetiminde bir Aleviliği asla kabul edemeyiz. Devletin denetiminde yapılacak memuriyet değildir Alevilik. Alevilik insan gereğidir. İnsanların kendi inançları gereği bunları yapmakla ilgili bir inançtır Alevilik. Biz tüm inançlara saygılıyız. Ayrıca bizim mücadelemiz daha önce de söylediğim gibi sadece Alevi inancıyla ilgili değil Türkiye’nin her karış toprağında herkes istediği inanca inanabilir, istediği inancın ibadetini yapabilir. Devlet seçimlere giderken böyle bir şeye girişti. Ama hala şunu cesaretle söyleyemiyorlar. “Cemevleri ibadethanedir” diyemiyorlar. Deyin, korkmayın. Niye korkuyorsunuz bundan?” diye belirtti.
“ALEVİLER DESTEK DEĞİL EŞİT YURTTAŞLIK İSTİYOR“
Alevilerin eşit yurttaşlık temelinde haklarını istediğini söyleyen Av. Öztürk, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Cemevleri ibadethanedir. Bu ülkede 20 milyona yakın insan cemevlerinde ibadetini yapmaktadır. Bu kadar mı korkulacak bir şey? Şimdi sayın Cumhurbaşkanı Şahkulu’nu ziyaret ediyor. Orada da aynı şeyleri söylüyor. Gerekli elektrik vs. paralarına destek vereceğiz, diyorlar. Hayır, biz destek falan istemiyoruz. Biz şunu istiyoruz. Yasal mevzuatta eksik olan, ibadethanelerin tanımı içerisine cemevlerinin de yazılmasını istiyoruz. Bunu yazsanız da, yazmasanız da ibadethanemiz cemevleridir. Ama köy kanununun ikinci maddesini değiştirin. Alevi köylerine cami yapılmaz. Onu değiştirmiyorlar. Çünkü orada bir yerin köy olabilmesi için sayılanlar içerisinde cami diye geçiyor. Cemevi kelimesi yok. Biz diyoruz ki oraya cemevi kelimesini de ekleyelim. Ama buna dayanarak Alevi köylerine gidip cami yaptırılıyor.
“‘Şimdi elektrik ve suya destek vereceğiz’ diyorlar” diyen Av. Zeynel Öztürk, “Yani neye destek vereceksin? Neye göre vereceksin? Biz diğer inançlara yapıldığı gibi cemevlerinin de ibadethane olarak kabul edilmesi, yasada olan eksiklerin giderilmesini istiyoruz. Destek falan istemiyoruz. Desteğin anlamı şudur: Bir dönem verirsin biter.
Biz eşit yurttaşlık temelinde hakkımızı istiyoruz. İbadethanelere uygulanan mevzuatla ilgili hakkımızı istiyoruz. Biz bu coğrafyada varız, var olmaya da devam edeceğiz. Onun için yani o bir kandırmaca. Sadece son değişikliklerde de ‘ibadet’ kelimesi geçiyor. ‘İbadethane’ kelimesini bile yazmaktan çekiniyorlar. Korkuyorlar. Korkmasınlar ya. Aleviler bu ülkenin çimentosu. Lütfen yani merkezi hükümeti bu konuda daha samimi olmaya çağırıyoruz.”
PİRHA-Alevi Federasyonları Hukuk Birimi üyeleri Av. Leyla Süren ile Av. Zeynel Öztürk, Ankara’da cemevlerine yapılan saldırılar ile ilgili olarak “Provokasyondur diye de sessiz kalmayacağız. Saldırının organize olduğunu düşünüyoruz. Yasal süreçleri takip edeceğiz. Sorumluların ortaya çıkarılması için elimizden geleni yapacağız” ifadelerini kullandı.
Ankara’da cemevlerine düzenlenen saldırılara ilişkin tepkiler gelmeye devam ediyor. Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) ile Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) tarafından oluşturulan Alevi Federasyonları Hukuk Birimi üyeleri Avukat Leyla Süren ile Avukat Zeynel Öztürk konuya ilişkin PİRHA‘ya açıklamalar da bulundu. Yasal sürecin takipçisi olacaklarını belirten avukatlar, “Sorumluların ortaya çıkarılması için elimizden geleni yapacağız” dedi.
“SALDIRILARIN TÜM ALEVİLİĞİ HEDEF ALDIĞI GÖRÜLÜYOR”
Saldırılara karşı sessiz kalmayacaklarını belirten Av. Leyla Süren, “Belli bir kesimi değil tüm Aleviliği hedef aldığı görülüyor. Provokasyondur diye de sessiz kalmayacağız. Bizim üzerimizden bir şeyleri inşa etmenin tek düğmeden basılmış bir hareket olduğunu düşünüyorum” dedi.
“SALDILARIN ORGANİZE OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM”
Av. Zeynel Öztürk ise saldırıların organize olduğunu söyledi. Öztürk şunları kaydetti:
“Saldırının organize olduğunu düşünüyorum. Tek bir kişinin yapabileceği bir şey değil. Matem ayında bunların yapılması bence bilinçli. Önümüzdeki sürece yönelik bir hazırlık olarak görüyorum. Yasal süreçleri takip edeceğiz. Gerekli başvuru ve şikayetleri yapacağız. Sorumluların ortaya çıkarılması için elimizden geleni yapacağız. Ekrem İmamoğlu’nun nerede nefes aldığını kontrol ediyorlarsa saldırganları da bulmaları çok kolay. Bu işin peşini bırakmayacağız.”
PİRHA-“Alevi Federasyonları Hukuk Birimi” adıyla ortak bir hukuk komisyonu kurma kararı alan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) ile Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) ilk toplantısını gerçekleştirdi. 15 kişilik hukuk biriminde üç federasyon başkanının yanı sıra ADO Başkanı Doğan Bermek de yer alıyor.
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) ile Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) ortak bir açıklama yaparak 22 Şubat 2022 tarihinde “Alevi Federasyonları Hukuk Birimi” adıyla ortak bir hukuk komisyonunun oluşturulduğunu duyurdu. İstanbul Küçükçekmece’de bulunan Garip Dede Cemevi’nde bir araya gelen üç federasyon başkanı ve avukatlar konuya ilişkin açıklamalarda bulundu.
ABF Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül, AVF Genel Başkanı Haydar Baki Doğan, ADFE Genel Başkanı Celal Fırat ile Alevi Düşünce Ocağı (ADO) Başkanı Doğan Bermek‘in de yer aldığı hukuk birimi 15 kişiden oluşuyor. Komisyonda yer alan avukatların isimleri ise şöyle:
Zeynel Öztürk, Leyla Süren, Nebahat Bektaş, Muhterem Aktaş, Zeynel Çambel, Ulaş Çam, Cem Yılmaz, Nuran Aslaner, Namık Sofuoğlu, Seyit Sönmez ve Hüseyin Alkan.
“ORTAKLAŞMA İLE YOL YÜRÜMEK ETKİLİ OLACAKTIR”
Alevi Federasyonları Hukuk Birimi’nin duyurulduğu basın açıklamasını ise ABF Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül okudu. Açıklama metninde şu ifadelere yer verildi:
“Uzun yıllardır örgütlü olarak devam eden Alevi hak mücadelesi, günümüzde yaşadığımız eşitsiz uygulamalar sebebiyle daha da önem kazanmıştır. Bu nedenle, ülkemizdeki Alevi kurumlarının büyük çoğunluğunun çatı örgütleri konumundaki Alevi Federasyonları olan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) olarak; Alevilerin hak mücadelesinde birlik ve ortaklaşma ile yol yürümenin daha faydalı ve etkili olacağı düşüncesi oluşmuştur.
Demokratik hak ve ortak taleplerimizi gündeme taşırken hukuksal zeminde bizlere yol gösterecek bir “Hukuk Biriminin” mutlak ihtiyaç olduğu görülmüş olup, Alevi Federasyonlarının, bağlı kurumlarının, bağımsız Alevi kurumlarının yetkili temsilcilerinin ve Alevi hak mücadelesi aktivistlerinin katıldığı 22.02.2022 tarihli toplantıda “Alevi Federasyonları Hukuk Birimi” kurulmasına karar verilmiştir. Alevi Kurumlarımızın hak mücadelelerinde geçmişten bugüne bizlerle birlikte hareket eden Avukatlarımızla / Hukukçularımızla başlayan bu çalışma, tüm kurumlarımızın bundan sonraki hak mücadelelerinde daha etkili sonuç alınmasını amaçlamaktadır. Alevi Federasyonları Hukuk Birimi’nin yapmış olduğu ilk toplantıda alınan öncelikli kararlar aşağıda belirtilmiştir.
İLK TOPLANTIDA ALINAN KARARLAR
1-) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 32093/10 sayılı kararı, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2013/9711 sayılı kararı, İdari Yargı ve Adli Yargı mercilerinin sair kararları ile “Cemevlerimizin” “İbadethane” olduğu hususu izahtan vareste olduğundan; Alevilerin İbadethaneleri olan “Cemevlerimize” bundan sonra gönderilecek olan elektrik faturalarının bedellerini ödemeyeceğimizin tüm Alevi kurumlarına duyurulmasına,
2-) Cemevlerimize ve bünyesinde cemevi bulunan Alevi kurumlarına karşı “Elektrik Bedeli” ile ilgili olarak “icra takibi” başlatılması halinde; icra takibine ilişkin ödeme emrinin tebliğinden itibaren en geç 7 (yedi) gün içerisinde ilgili icra dosyalarına yazılı olarak itiraz edilmesine, (İlgili itiraz dilekçe örnekleri; Alevi Federasyonları Hukuk Birimi tarafından hazırlanacak olup, Federasyonlarımız tarafından talep eden kurumlarımıza derhal iletilecektir.)
3-) Alevilerin talepleri ile ilgili olarak yasal mevzuatta yapılması gereken düzenlemeler hakkında gerekli çalışmaların yapılmasına, bu çalışmalar sonucu hazırlanacak önerilerin Alevi Federasyonları tarafından ilgili kamu kurumlarına ve siyasi partilere sunulmasına karar verilmiştir.”
PİRHA-“Cezaevinde kalamaz” raporuna rağmen tutukluluğu devam eden ve gün geçtikçe sağlık durumu kötüleşen Aysel Tuğluk’a ilişkin konuşan Avukat Zeynel Öztürk, “Aysel Tuğluk’un hayati tehlikesi söz konusuyken hala cezaevinde tutulması Türkiye’de adil yargılanma ve insan haklarının yok sayıldığını gösteriyor” dedi. Öztürk ayrıca Türkiye’nin AİHM’nin kararlarını tanımama şansı olmadığını belirterek Anayasa’nın 90. maddesini hatırlattı.
Avukat Zeynel Öztürk ile İnsan Hakları Haftası’nı, Aysel Tuğluk’un durumunu, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Türkiye’deki Aleviler ile Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş ile ilgili aldığı hak ihlalleri kararlarının uygulanmamasının yanı sıra 20. Milli Eğitim Şûrası’nda 4-6 yaş grubu çocukların eğitimine eklenen zorunlu din derslerini konuştuk.
“TÜRKİYE İNSAN HAKLARINDA SINIFTA KALDI”
PİRHA: 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası’ndayız. Türkiye’nin insan hakları karnesini nasıl değerlendirirsiniz?
ZEYNEL ÖZTÜRK: Türkiye’nin insan hakları karnesine baktığımda “sınıfta kaldı” derim. Tüm insanların sahip olduğu temel hak ve özgürlükler vardır. İnsan hakları renk, ulus, etnik köken fark etmeksizin her insana karşı eşit olarak uygulanmaktadır, uygulanmalıdır. Biz buna eşit yurttaşlık diyoruz. “Birçok temel hakkın ülkemizde kaçı uygulanıyor? Ya da içeriğine uygun yapılıyor?” diye sorduğumuzda, cevabım koca bir sıfır. Maalesef bu durum ülkemizin demokratikleşmesi için çok büyük bir sorun.
Avrupa Birliği bizim için önemli bir köprü. Onun kriterlerine sırtımızı dönmeden “Türkiye’de neyimiz eksik?” sorusunu sormamız gerekiyor. İşkence ve kötü muamele yasağı diyoruz ama daha geçen gün cezaevinde bir tutsağın nasıl öldüğü belli değil. ‘İntihar’ deniliyor artık Türkiye’de bunlara. Hepsinin araştırılıp, ortaya çıkarılması gerekiyor.
Ekonomi modeline ilişkin hükümetten üç kişi üç ayrı model ismi kullandı. Maliye Bakanı, model batarsa üzüleceğini söyledi. Öyle bir durumda Maliye Bakanı bin çalışanı ile birlikte kendisi batacakmış. Ama bu tarafta 83 milyon batıyor. 83 milyon her gün fakirleşiyor. Görünmeyen bir şekilde uçurumun kenarına itiliyoruz.
“AYSEL TUĞLUK’UN HALA CEZAEVİNDE TUTULMASI İNSAN HAKLARININ YOK SAYILDIĞINI GÖSTERİYOR”
-Cezaevlerindeki hak ihlalleri her dönem dile getirilen bir olgu. Özellikle hasta tutuklular üzerinden bu konu çok tartışılıyor. Aysel Tuğluk’un ‘cezaevinde kalamaz’ derecedeki hastalığı gün geçtikçe ilerliyor. Avukatları son olarak Tuğluk için infaz erteleme talebinde bulundu. Tuğluk’un durumuna ilişkin neler söylersiniz?
Süreci üzülerek takip ediyoruz. Bir insanın en temel hakkı yaşama hakkıdır. Diğeri sağlık, tedavi hakkıdır. Tuğluk hakkında çeşitli raporlar veriliyor. Onu da anlamıyorum. Biz bir dosyaya baktığımızda başka bir hukukçu arkadaşla yüzde yüz tezat olmaz. Ufak tefek yorum farkı olabilir. Ama Aysel Tuğluk’un hayati tehlikesi söz konusuyken hala cezaevinde tutulması Türkiye’de adil yargılanma ve insan haklarının yok sayıldığını gösteriyor. Merkezi hükümetten birilerinden bir açıklama bekleniyor ve ona göre raporlar düzenleniyor. Üzüntü verici bir durum. Tıp yemini etmiş doktor arkadaşlarımızın yer aldığı bir kurum “cezaevinde kalamaz” raporu verirken; aynı hastaya aynı koşullarda bir diğer kurum “cezaevinde kalabilir” raporu verdi. Açık açık insanlar yaşama hakları ihlal edilerek, ölüme terk ediliyor. “Ne yapabiliriz?” sorusunun bir an önce cevabını bulmalıyız. Hiç kimseye etnik kimliği, siyasi düşüncesi, doğduğu topraklara göre muamele yapılmamalı. Bu konuda da sınıfta kalıyoruz.
“ALEVİ KURUMLARINDA GÖREV YAPANLAR BİR AN ÖNCE BİR ARAYA GELMELİ”
-Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi bu ayın başında AİHM’nin Alevilerle ilgili almış olduğu hak ihlali kararlarının uygulanmamasından dolayı Türkiye’ye uyarıda bulunurken; 2023’ün Mart ayına kadar bir süre verdi. Türkiye bu süre zarfında da atması gereken adımları atmadığı takdirde yaptırımlarla karşı karşıya kalabilecek. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’de yıllardan beri bütün hükümetler Aleviler ile ilgili birçok şey söyler fakat hiçbir adım atılmaz. Mesela cemevlerinin elektrik giderleri ödenmiyor. Müftülüğe ya da Diyanete gerekçesini sorduğumuzda diyorlar ki; yasada ibadethane olarak sayılanlar arasında yoksunuz. Cumhuriyet kurulduğundan beri hala bir Köy Kanunu var. O kanuna göre Alevi köylerine cami yapılıyor. İkinci maddeye göre bir yerin köy olabilmesi için cami, çeşme, okul, mera, odunluk vs. olmalı diyor. Ona göre de gelip, “sizin köyde cami yok” deyip; cami yapıyorlar. İnsanların inancına hükümet müdahale etmesin. O inanç kendi kararını kendisi versin. Bu ülkede yaklaşık yüzde 25’in üzerinde Alevi toplumu yaşıyor. Bunu yok sayamazlar. Mümkün değil. Köy Kanunu’nda başlayacaksın değişime. Camilerin elektrik giderlerini ibadethane olduğu için ödüyorsan, cemevlerinin giderlerini de ödeyeceksin. Ama bunu yapmıyorlar. Seçim dönemlerinde ufak tefek çalıştaylar ve sözlerle geçiştirmeye çalışıyorlar. Ama ben burada kabahati biraz kendimizde, Alevi toplumunda arıyorum.
Alevi kurumlarında görev yapan arkadaşlarımız bir an önce bir araya gelmeli. Göreve gelirken kurum dışı siyasi gömleklerini kenara bırakmalı. Orada sadece Alevi inancı formasını giymeli. Bütün kurumlar tek yürek, tek ses olmalı. Seçim dönemleri olduğunda hepimiz bir yerde partilere sıçrıyoruz. O partilerde makam, mevki peşine düşülüyor. Mevcut hükümet kurulduktan hemen sonra bizim toplumdan üç-beş tane yazar, çizer arkadaşımızı milletvekili yaptılar. Sorun çözüldü mü? Çözülmedi. Burada sorun Alevi insanları alıp milletvekili yapmak ya da parti yönetiminde görevlendirmek değil. Burada sorun Alevi toplumunun yasadaki eksik olan hususların giderilmesi yönünde adım atmaktır. Bu yönde adım atarsan eşit yurttaşlık yolunda adım atmış olursun. O zaman Bakanlar Komitesi’nin kararına da gerek kalmaz. Anayasa’nın 90. maddesi net. Uluslararası sözleşmeler bizi bağlar. Bu sözleşmelere uymak Anayasa hükmüdür. Maalesef ülkemizde uygulanmıyor. İnsan haklarının olmadığı ya da ihlal edildiği bir ülkede insan haklarını konuşmaya devam edeceğiz.
-Komite ayrıca Türkiye hakkında AİHM’nin Kavala hakkındaki ihlal kararlarını uygulamaması nedeniyle ‘ihlal prosedürünün’ başlaması kararı aldı. 19 Ocak 2022 tarihine kadar Kavala serbest bırakılırsa, ‘ihlal prosedürü’ başlatılmayacak. Fakat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde Kavala ve Demirtaş kararlarına ilişkin “Bu kararları tanımıyoruz. Yok farz ediyoruz. Bizim indimizde yok hükmündedir. Bizim yargımızın verdiği kararlar üzerinde Avrupa Birliği kararını tanımıyoruz” şeklinde bir açıklaması oldu. Anayasanın 90. maddesi de ortada. Mevcut durumu ve Erdoğan’ın Bakanlar Komitesi’nin aldığı kararı ‘siyasi’ olarak nitelemesini nasıl yorumlarsınız?
Cumhurbaşkanı, Bakanlar Komitesi kararını siyasi olarak değerlendiriyor. Biz de onun açıklamalarını siyasi olarak değerlendiriyoruz. Hatta Demirtaş ve Kavala’nın tutukluluk halleri siyasi bir karardır. Türkiye’nin AİHM’nin kararlarını tanımama gibi şansı yok. Anayasanın 90. maddesi herkesi bağlar. Açılım döneminde söylenenler bugün Demirtaş’a suç unsuru olarak isnat ediliyor. Türkiye’yi yönetenler, “Türkiye’de insan hakları var” diyorsa bir an önce iki siyasi tutuklunun tahliye edilmesi gerekir. Türkiye’nin her türlü AİHM kararına uymasında yarar var. Bu aynı zamanda Türkiye için acil bir demokrasi ve hukuk sorunu. Çok uyulacağını da düşünmüyorum.
“AFRİKA ÜLKELERİNDEN FARKIMIZ KALMAZ”
– Kararların, “yok hükmünde” şeklinde tavır alınması durumunda hukuki, siyasi ve iktisadi sonuçları ne olur?
Ekonomik kriz var. Türkiye’ye ambargo uygulayabilirler. Diğer devletler nasıl karar alabilirler? O konuda çok bilgim yok ama Türkiye bir ekonomik kıskaç içerisinde kalıyor. Kısa süre önce darbenin finansörü olduğunu söylediğimiz Birleşik Arap Emirlikleri Prensi ile kol kola giriyorsun. 10 milyon dolardan bahsediliyor.
Siyasi olarak Türkiye’nin oy hakkını alabilirler. Üyelik sürecini durdurabilirler. Türkiye’nin çok zorlanacağı ekonomik, siyasi kararlar alabilirler. Avrupa seni tamamen dışarıya iter. Afrika devletleri ile hiçbir farkımız kalmaz.
“ÇOCUK HAKLARINA AYKIRI”
-Geçtiğimiz günlerde toplanan 20. Milli Eğitim Şûrası’nda alınan 4-6 yaş grubu çocukların eğitimine “din eğitimi” eklenmesi kararı hala tartışılıyor. Eğitim-Sen, alınan karara “Dini eğitimin, Türkiye’nin de imzasının bulunduğu Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin, ‘çocuğun üstün yararı ilkesi’ ile temelden çeliştiği” gerekçesiyle tepki gösterdi. Siz bu kararı nasıl değerlendirirsiniz?
Absürt bir karar olarak değerlendiriyorum. Zaten belirli bir eğitim döneminden sonra çocuklara zorunlu din dersini uyguluyorsun. Ama bu yetmemiş olacak ki, 3-4 yaşındaki çocuklara din eğitimi veriliyor. Din ve vicdan özgürlüğüne aykırı bir kere. Eğitim-Sen’in açıklamasını yerinde buluyorum. Çocuk haklarına da aykırı. 4-6 yaş grubundaki çocuklar hayatı daha yeni tanıyorlar. Toplumda nasıl bir infial yaratacak bu durum?
Yıllardır zorunlu din dersini konuşuyoruz. Bir insana zorunlu olarak din dersini öğretemezsin. Maalesef dünyanın her yerinde siyasal iktidarlar sıkıştıkları, ekonomik, siyasi krizleri atlatamadıkları anda ilk sarıldıkları şey din bayrağıdır. Türkiye’de de bu yapılıyor.
Umarım yakında bir seçim ortamı olur ve toplum kendi kaderini kendisi çizer. Bir bakan diyor ki, “Sayın cumhurbaşkanımız izin verirse.” O zaman bakanlara ne gerek var? Türkiye’deki siyaset dili de çok kötü bir noktaya geldi. Özellikle yönetim kademelerindeki bazı siyasetçiler karşısındakilere bağırıp, çağırmayı, hakaret etmeyi siyaset sanıyorlar. Meclis’teki bütçe görüşmelerine bakıyoruz. Eski bir sporcu vekil balyoz yumruğu gibi insanlara saldırıyor. Milletvekillikte de bir ölçü olmalı. Çok merak ediyorum. Orada yumruğunu sıkan Alpay Özalan kaç tane kanun önergesi verdi? Kaç kere meclis kürsüsüne çıktı? Türkiye toplumunun geleceği ile ilgili yorum yaptı? Kendi seçim bölgesinde kimlerle görüştü? Ona o yumruğunu kaldıran güç nedir? Türkiye siyasetinin çözümü yumrukta değil; bir olmakta, ortak değerleri bulmakta, Türkiye’yi aydınlık günlere nasıl çıkarırız bunu tartışmaktadır. Ama çok kolay yaptıkları. Maaş alıyorlar. Oturuyorlar. Sadece el kaldırmayla milletvekilliği yapılıyor.
PİRHA-İktidarın yeni ‘Alevi açılımına’ yönelik tepkisini Alibeyköy Cemevi’nde bir araya gelerek gösteren Aleviler, “Cemevleri ibadethanemizdir” hatırlatmasında bulundu. Aleviler; AKP’ye yaklaşılacağı beklentisini ise siyasi saflık olarak değerlendirdi.
AKP yıllar önce sonuçsuz olarak rafa kaldırdığı ‘Alevi açılımını’ yeniden masaya getirdi. İçişleri Bakanlığı yetkililerinin AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla Türkiye genelindeki birçok cemevini ziyaret ederek, fiziki ve maddi eksikliklerin tespiti ve karşılanması noktasında başlayan çalışmalar daha sonra genişleyerek sürdü. Beraberinde birçok tartışmayı da getiren bu faaliyetler, cemevlerinin “kültür merkezi” olarak tanımlanması, dedelere maaş bağlanması, cemevinin su ve elektrik giderlerinin karşılanması ve Diyanet benzeri “Alevi cemaati Başkanlığı” kurulması gibi başlıklar etrafında kamuoyuna yansıdı.
Aleviler; AKP ve Cumhur İttifakı’nın içinde bulunduğu krizden kurtulmak amacıyla bu adımları attığını ifade ederken; sorunların çözümü noktasında iktidarı samimi bulmadıklarını bir kez daha dile getirdiler. Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) öncülüğünde 13 Kasım Cumartesi günü İstanbul’daki Alibeyköy Cemevinde bir araya gelen Aleviler, cemevlerinin ibadethaneleri olduğunu hatırlatarak, yeni açılımlardan kaynaklı AKP’ye yaklaşılacağı beklentisini ise “siyasi saflık” olarak değerlendirdiler.
“DEVLET, KATLEDEREK ALEVİLİĞİ YOK EDEMEYECEĞİNİ ANLADI”
Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) Genel Başkanı GaniKaplan, AKP’nin yeni “Alevi açılımını”değerlendirdi. “Devlet; katlederek Aleviliği yok edemeyeceğini anladı” diyen Kaplan, iktidarın ekonomik ve siyasi olarak zorda olduğunu söyledi.
Kaplan şöyle konuştu:
“Cemevlerini gezerken de düşündüler ki; örgütleri, genel merkezlerinden maddi olarak ayıralım. Ancak böyle yaparak, çökertebileceklerini düşünerek, yola çıktılar. İktidar, iktidara gelirken Kürtlerin ayağına yapışarak yukarıya doğru tırmandı. İnerken de bizim ayağımıza yapışıp, tutunmak istiyor. Ama Alevi toplumu serçe parmağını bile vermez. Her ne kadar Alevilere şirin gözükse de ortada bir zihniyet farklılığı var.
Bu zihniyet iktidarda kalmak için Osmanlı da babasını, çocuğunu boğduran bir zihniyettir. İktidar şu an ekonomik ve siyasi olarak çok zor durumda. Alevilere tutunmak istiyorlar. Cemevlerimizin önüne başka sıfatlar koyarak hiç adlandırmaya gerek yok. Alevilerin ibadethaneleri tüm dünyada cemevleridir. İktidar daha hamle yapmadan bunu dile getirmek için buradayız.”
“DİYANET’İN MEŞRULUĞUNU HİÇBİR ZAMAN KABUL ETMEDİK”
Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen de AKP’nin daha önceki Alevi açılımlarına değindi. Açılımların sonuçsuz kaldığını belirten Özen, “Bugün de yapılmak istenen Alevi açılımı adı altında Alevileri bölüp, parçalayıp; kendi Alevisini yaratmak. Kurulduğu günden bugüne Diyanet’in meşruluğunu kabul etmedik. Diyanet bir asimilasyon ve inkar kurumudur. Diyanet’in çatısı altında kurulacak “Alevi cemaatler başkanlığı”nı ret ediyoruz.
Biz özgün bir inancız. Yolumuz, ritüellerimiz var. Bizde rızalık esastır. Dedeler veya başka kişiler maaş alacaksa devletin memurları sayılırlar. O zaman rızalık almaya da gerek yok. Aleviliğin bitişi demektir. Diyanet başta Aleviler olmak üzere tüm inançlar ve inançsızlar üzerinde bir tahakküm aracı olarak olmaktan çıkarılmalıdır. Sünni vatandaşlarımıza devredilmelidir. Her inanç da kendisini finanse etmelidir. İnancını özgürce yaşayabilmelidir” dedi.
“ALEVİLER, GERÇEK LAİKLİK MÜCADELESİNDE SESİNİ EN ÇOK YÜKSELTEN KESİM”
Emek Partisi (EMEP) Genel Başkan Yardımcısı Levent Tüzel ise Türkiye’deki inanç ayrımcılığının sürdüğünü dile getirerek; şunları söyledi:
“İktidarın hala bu kadar eylem ve istekten sonra Alevi inancının birleştiği bir yer olarak cemevini tanımayışı, onun yerine yıllardır sözler vererek, oyalayışı ve Türk-İslam anlayışını dayatması karşısında Aleviler bir araya gelerek tutumunu gösteriyor. 2021 Türkiye’sinde hala inanç ayrımcılığı var. Özellikle Aleviler’in, Osmanlı’dan günümüze kadar tanınmama ve katliamlarla bastırılmaya çalışılması hala devam ediyor. Bunun karşısında demokrasi, eşitlik, özgürlük ve gerçek laik bir toplum olabilme mücadelesinde en çok sesini yükselten kesimdir Aleviler.”
İstanbul PSAKD Ataşehir Şubesi ve Cemevi Başkanı Gülsev Kaya da “Her toplum kendisiyle ilgili sözü kendisi söyleyecek. Cemevlerinin statüsü ile ilgili söylenecek bir söz varsa onu Aleviler söylemeli. Farklılıklarımızla bir arada olduğumuzu göstereceğiz. Aleviler üzerinden siyaset yapılmasına karşı çıkmak gerek. Aleviler kendi siyasetini yapmalı ve bu siyaseti de bizler hak için mücadele yürütmek olarak görüyoruz” ifadelerini kullandı.
“KANUNA DAYANARAK ALEVİ KÖYLERİNE CAMİ YAPMAYA KALKIYORLAR”
Av. Zeynel Öztürk ise Türkiye’deki birçok kanunda yer alan “cami” ifadelerine dikkat çekti. Alevi köylerine cami yapılmasına dayanak olarak da yasalarda yer alan bu ifadelere dayanıldığını savunan Öztürk; şöyle konuştu:
“Sorun şuradan kaynaklanıyor. Birçok kanunda olduğu üzere mesela Köy Kanunu’nda, bir yerin köy olabilmesi için “cami, mezra, okul vb.” olması gerektiği yazılı. Bunun üzerine gidip, Alevi köylerine cami yapmaya kalkıyorlar. Bir köyün köy olabilmesi için kanundaki ifade “ibadethane” olarak yazılmalı. Türkiye’de sadece camiye giderek, ibadetlerini yapan insanlar yaşamıyor. Kanuna “ibadethaneler” kelimesini koyacaksın; parantez içinde cami, cemevi, sinagog, havra, kilise, mescit vs. yazacaksın.”
“HİÇBİR İNANÇ KENDİSİNİ DEVLET KARŞISINDA TANIMLAMAK ZORUNDA DEĞİL”
“Alevilerin inanç merkezleri cemevleri ve dergahlardır” diyen Öztürk, bu konuda ancak Alevilerin karar verebileceğini belirterek; şunları söyledi:
“Herhangi bir inanç içerisinde olmayan o inanç ile ilgili karar veremez. Hiçbir inanç kendisini devlet karşısında tanımlamak zorunda değil. Devletin bir görevi vardır. Ben başka bir şeye tapabilirim. Mesela cemevinin binasına da tapabilirim. Devletin görevi benim bu tapma özgürlüğümü sağlayacak ve benim ibadetimi yapacak yeri sağlayacak. Onun dışında hiçbir şeye karışamaz. Laik toplumlarda devletin dini olmaz. Cemevlerini ziyaret eden iktidar temsilcileri, cemevlerinin ne eksiği olduğunu soruyor. Biz o ihtiyaçları karşılarız. Duvarını da, çatısını da, boyasını da yaparız. Bizim inanç özgürlüğüne ihtiyacımız var.”
“ALEVİLİK, ÖZGÜN VE BAĞIMSIZ BİR İNANÇTIR”
Ağuçan Ocağı’ndan İbrahim Erdoğan, “Alevilerin isteklerinden neden korkuyorlar?” diye sorarken; “Devlet, inançların arasından çıkmalı. Bütün inançlar özgür olsun. Anayasada güvence altına alınsın. Alevilik, özgün ve bağımsız bir inançtır” diye konuştu.
“SEÇİM DÖNEMİ VERİLEN SÖZLER VAR”
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Eyüpsultan İlçe Başkanı Doğan Sarıtaş ise “Yıllardır Alevi yurttaşlarımıza uygulanan bir adaletsizlik var. Bunun karşısında da bir mücadele var. Bu mücadelede Alevilerin yanında olmamız gerekiyor. Her seçim döneminde Alevilere verilen sözler var. Seçim sonrası ise bütün bunlar unutuluyor” dedi.
HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu,ise, Türkiye’deki makbul vatandaş tanımına değinirken, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşundan bugüne Alevilere ve Aleviliğe yönelik bir yok sayma var. Bu devletin genetik kodları ve makbul vatandaş tanımı Türk ve Sünni Müslümanlık üzerine kurulu. Bunun dışındaki kimlik ve inançları yok sayan bir yaklaşım var. Bu yaklaşım anayasa ve tüm yasalara da dahil olmuş durumdadır” ifadelerini kullandı.
“Cemevleri meselesi devlet tarafından güvenlik konsepti çerçevesinden bakılan bir durum” diyen Kenanoğlu, meseleye yalnızca inançsal olarak yaklaşılmadığını belirtti. Kenanoğlu, cemevlerini ibadethane olarak kabul edilmesinin ayrı bir dinin ve yeni bir azınlık toplumunun oluşması olarak da görüldüğünü söyleyerek şöyle devam etti:
“Devletin bekası açısından tehlikeli bir durum olarak görüyorlar. Bu sadece AKP ile de sınırlı bir durum değil. Öncesinde de böyleydi. Örneğin 28 Şubat sürecinde de o dönemin askerlerinin “Cemevleri kültürel olarak çok iyi ama asla ibadethane olarak kabul edemeyiz” şeklinde beyanları var. Bu devlet refleksi haline dönüşmüş durumda.
Bir Alevi hakikati var. Bunun dışında oluşacak bir karar ve uygulama Alevi toplumu tarafından hiçbir şekilde kabul görmeyecektir. Alevilerin kendi hakikatini kabul etmeyen ve Alevilere dayatma bir tanım getiren anlayış var. Bu anlayıştan sağlıklı ve Alevilerin hayrına bir sonuç çıkmaz. Seçimlere doğru gidiyoruz ve hükümet zor durumda. Bu nedenle her topluma yönelik bir hamle başlatıyorlar. Kültür merkezleri statüsü yeni sorunlar çıkarır. AKP’nin bugüne kadar Alevi açılımlarından olumlu veya olumsuz hiçbir sonuç çıkmadı. Algı yaratıyorlar. Alevilerin etkileneceğini ve AKP’ye yöneleceğini beklemek siyasi saflıktır.”
“CEMEVLERİNİ TARTIŞMAYA KİMSENİN HAKKI YOK”
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkan Danışmanı Murat Kantekin ise “Bir inanç topluluğu “Burası bizim ibadethanemizdir” diyorsa orası onun inanç merkezidir. Bir başkasının bir yer tarif etmesi ve tanımlaması olamaz. Aleviler için cemevleri ibadethanedir. Kimsenin bunu tartışmaya hakkı yoktur” dedi.
PİRHA- İmara aykırı cemevi yaptırdığı gerekçesiyle yargılanan Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, “Bu dava siyasallaştırılmak isteniyor” dedi.
Haberin Videosu
İmara aykırı cemevi yaptırdığı gerekçesiyle yargılanan Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş ile ilgili açılan davanın 2012 yılından bu yana devam ediyor. Dava kapsamında Odabaş, 5 yıl hapis cezası ile yargılanıyor. Henüz bu dava sonuçlanmamışken geçtiğimiz yıl Odabaş hakkında ‘Çevre kirliliği yıkım kararı’ adı altında ikinci bir dava daha açılmıştı. Birleştirilen bu iki dava kapsamında cemevine toplamda 198 bin lira para cezası verildi.
Davanın 18. duruşması bugün saat 14:00’te Gaziosmanpaşa Adliyesi’nde görüldü. Duruşmaya AKD Genel Başkanı Doğan Demir, Demokratik Alevi Derneği (DAD) yöneticileri, Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karataş ve Mehmet Karabulut dede katıldı.
Duruşmada savunma yapan Odabaş’ın avukatı Zeynel Öztürk, Sultangazi Belediyesinin Çevre ve Şehircilik Bakanlığının kararını yok saydığına vurgu yaparak, “Bir kamu kurumu bir başka kamu kurumunun belgesine ‘geçerliliği yoktur’ diyemez. ‘Geçerliliği yoktur’ derken belediye neyi kast ediyor? Bunun bir hukuki gerekçesinin olması lazım” dedi. Öztürk, Sultangazi Belediyesine yapı kayıt belgesini neye göre geçersiz saydığının sorulmasını istedi.
“KİMSE BİZE İNANÇ YERİMİZİ TARİF EDEMEZ”
Arkasından söz alan Zeynal Odabaş, burada Alevilerin inancının yargılandığını ifade ederek “Adalet bugün bize yarın size lazım. Bugün çoğu hakim savcı cezaevinde. Biz ne suç işledik. Orada cami, kuran kursu, halk ekmek ve emniyet müdürlüğünün binası var. Halkın arsalarının üzerine yapılan bu yapılara neden dava açılmıyor da bize açılıyor. Laik demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıkacak mahkemelerin olduğuna hala inanıyoruz. Anadolu’nun her köşesi bizim ibadet yerimizdir. Kimse bize inanç yerimizi tarif edemez. Belediye bu davayı siyasallaştırıyor. Alın terimizle yapmış olduğumuz inanç yerimizi bize uygun görmüyorlar. İnancımızdan ve davamızdan vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.
Duruşma 29 Ocak’ta saat 09.30’da cemevinde keşif yapılması kararıyla 3 Mart 2020 saat 14.00’e ertelendi.
“BU DAVA SİYASALLAŞTIRILMAK İSTENİYOR”
Duruşma sonrası PİRHA’ya konuşan AKD Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, davanın siyasallaştırılmak istendiğine dikkat çekti. Bu davada kendisinin değil Alevi inancının yargılandığını yineleyen Odabaş, devlet yetkililerinin Alevilerin ibadethanesinin neresi olduğunu tayin etme hakkı olmadığını kaydetti.
“BU BİR İNANÇ MÜCADELESİDİR”
Odabaş’ın avukatı Zeynel Öztürk de 2012 yılından bu davada yerel yönetimlerin, bakanlıkların ve hükümetin hukuki olarak adım atmaları gerektiğini belirtti. Davaya söz konusu olan alanın içerisinde yurttaşların cemevine bağışladıkları yerlerin de olduğunu ifade eden Öztürk, “Bu bir inanç mücadelesidir” dedi. Öztürk, devletin inançlara eşit mesafede davranması gerektiğini ekledi.
“BU ÜLKEYİ YÖNETENLERİN AYIBIDIR”
Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Doğan Demir ise taleplerinin Alevilerin ibadethanesi olan cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi olduğunu hatırlattı. “21. yüzyılda Aleviler hala cemevlerinin hukuki statüsüyle ilgili mahkeme kapılarında sürünüyorsa bu ülkeyi yönetenlerin ayıbıdır. Bu ayıbı bir an önce ortadan kaldırmak lazım” diyen Demir, şu anki cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın cemevlerine hukuki statü vereceğine dair sözünü hala gerçekleştirmediğini belirtti.