PİRHA- İHD Mersin Şubesi, 10 Aralık İnsan Hakları Günü sebebiyle yaptığı basın açıklamasında, “İnsan hakları evrensel bir değer ve bu değerlerin savunulması tüm insanlığın ortak sorumluluğudur” diyerek, temel hak ve özgürlüklerin korunması için kararlı bir mücadeleye devam edeceklerini vurguladı.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi, 10 Aralık İnsan Hakları Günü nedeniyle Özgür Çocuk Parkında basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamayı Mersin İHD Eş Başkanı Zeynep Kaya yaptı.
Zeynep Kaya, 2025 yılı itibarıyla Türkiye’deki insan hakları ihlallerinin boyutlarının arttığını vurgulayarak, ülkedeki siyasal baskılar, temel hak ve özgürlükler üzerindeki kısıtlamaları eleştirdi. Kaya, “İnsan hakları evrensel bir değerdir ve bu değerlerin savunulması sadece bir ülkenin değil, tüm insanlığın ortak sorumluluğudur” dedi.
Kaya, özellikle basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve toplantı özgürlüğü gibi temel hakların ihlali noktasında hükümeti eleştirerek, “Bugün Türkiye’de basın, düşünce özgürlüğü ve barışçıl toplantılar özgürlük değil, suç sayılıyor. Hükümetin, halkın taleplerine kulak vermek yerine şiddeti ve baskıyı tercih ettiğini görüyoruz. Bu durumu kabul etmiyoruz ve asla boyun eğmeyeceğiz” diye konuştu.
Türkiye’de hapishanelerdeki ağır insan hakları ihlallerine dikkat çeken Kaya, yüksek güvenlikli hapishaneler ve tecrit uygulamalarının adeta bir işkence mekanına dönüştüğünü belirterek, “İmralı başta olmak üzere, ülke çapındaki hapishanelerde uygulanan tecrit ve izolasyon koşulları, insan onuruna aykırı ve kabul edilemez. Bunu derhal durdurmalıyız” dedi.
Kadınlar ve LGBTİ+’ların yaşadığı ayrımcılığa da değinen Kaya, “Kadın cinayetleri ve LGBTİ+’lara yönelik şiddet artarak devam ediyor. Bu yıl yine yüzlerce kadın, erkekler tarafından öldürüldü ve LGBTİ+’lar nefret saldırılarına uğradı. Tüm bu uygulamalara karşı daha güçlü bir dayanışma ve mücadele sergilemeliyiz” ifadelerini kullandı.
Zeynep Kaya, son olarak, “Bizler insan hakları savunucuları, her türlü zorluğa rağmen bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Haklarımızı savunmak, özgürlüklerimizi geri almak için hep birlikte sesimizi yükselteceğiz” diyerek açıklamasını sonlandırdı.
Açıklamanın ardından, şube yöneticileri İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi broşürleri dağıttı.
PİRHA- İHD Mersin Şubesi’nin düzenlediği ‘Barış Konseri’nde Seyidxan Sevinç sahne aldı. Konserde yapılan konuşmalarda her koşulda barışın savunulma gerekliliği ön plana çıkarıldı.
İHD Mersin Şubesinin geleneksel hale getirdiği ‘Barış Konseri’, MBB Kongre ve Sergi Sarayında düzenlendi. Konsere İHD yöneticileri ile üyeler, DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, Barış Anneleri, siyasi parti temsilcileri, demokratik kitle örgütleri ve çok sayıda yurttaş katıldı.
Etkinlik, saygı duruşu ve İHD’nin 39. yıldönümü için hazırladığı ‘HAKsız mıyız’ sinevizyonu ile başladı. Konuşma yapan İHD Mersin Şube Eş Başkanı Zeynep Kaya, “Türkiye’de barışın inşasına giden yolda insan haklarının temeli olan insan onuru, eşitlik, özgürlük ve adaleti asla unutmamamız gerekir. Bizler barışı, emekçilerin birliğini, halkların kardeşliğini savunmaya devam edeceğiz” dedi.
Konuşmanın ardından Seyidxan Sevinç sahneye çıkarak sevilen şarkıları barış için seslendirdi.
PİRHA- İHD Mersin Şube Eş Başkanı Zeynep Kaya, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin şeffaf, kapsayıcı ve toplumsal talepleri gözeterek yürütülmesi gerektiğini belirtti. Kaya, “Geçmişle yüzleşmeden, kadınların ve halkların katılımı sağlanmadan kalıcı barış mümkün değil” dedi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şube Eş Başkanı Zeynep Kaya, Türkiye’de son 6 aydır yeniden gündeme gelen barış süreciyle ilgili PİRHA’ya konuştu.
Zeynep Kaya, barışın artık sadece Kürt halkının değil, Türkiye’de yaşayan tüm halkların ortak ve meşru bir talebi haline geldiğini belirterek, sürecin şeffaf ve kapsayıcı yürütülmesi gerektiğini vurguladı.
Kaya, geçmişte 2013-2015 yılları arasında yürütülen çözüm sürecinde yapılan hatalara dikkat çekerek, o dönemde sürecin kamuoyundan gizlenmesinin barış umutlarını zedelediğini hatırlattı. “Bu kez aynı yanlışlara düşülmemeli” diyen Kaya, oluşturulan barış komisyonlarının yapısının ve işleyişinin açıklığa kavuşturulması gerektiğinin altını çizdi.
Kürt halkının tarihsel taleplerinin görmezden gelinemeyeceğini vurgulayan Kaya; eşit yurttaşlık, ana dil hakkı, kültürel kimliğin korunması, kayyum uygulamalarına son verilmesi ve geçmişte işlenen insan hakları ihlallerinin açıklığa kavuşturulmasının sürecin inandırıcılığı açısından hayati önemde olduğunu belirterek, “Gerçek bir barış istiyorsak, önce geçmişle yüzleşmeliyiz” dedi.
“BARIŞ SÜRECİ BİR ZORUNLULUK HALİNE GELDİ”
İHD olarak yıllardır barışı savunduklarını belirten Kaya, “Son 6 aydır Türkiye’de barış süreci yeniden konuşulmaya başlandı. Bu, halkların uzun süredir verdiği mücadelenin bir sonucudur. Barış artık dayatılmış bir gündemdir ve bundan kaçış yoktur” ifadelerini kullandı.
Kaya, 2013-2015 yıllarında yürütülen çözüm sürecinin şeffaflık eksikliği ve siyasi samimiyetsizlik nedeniyle başarısız olduğunu hatırlatarak, “O dönem devlet süreci halktan gizli yürüttü. Bu defa aynı hatalara düşülmemeli. Sürecin tüm detayları kamuoyuyla açıkça paylaşılmalı” dedi.
“KÜRT HALKININ TALEPLERİ GÖZ ARDI EDİLEMEZ”
Zeynep Kaya, barış sürecinin Kürt halkının temel talepleri dikkate alınmadan sürdürülemeyeceğini vurguladı. Eşit yurttaşlık, ana dilde eğitim, kültürel hakların korunması, seçilmiş temsilcilerin görevden alınmasına son verilmesi ve cezasızlıkla mücadele gibi konuların sürecin temel taşlarını oluşturduğunu söyleyen Kaya, “Sadece ‘barış istiyoruz’ demek yetmez. Geçmişle yüzleşmeden, faili meçhulleri açığa çıkarmadan, cezasızlık politikalarına son vermeden gerçek bir barış sağlanamaz” diye konuştu.
Son dönemde kayyum atamalarının artmasının, sürecin samimiyetine gölge düşürdüğünü de belirterek, “Bir yandan barışı konuşuyoruz, diğer yandan halkın iradesi gasp ediliyor. Bu, çelişkinin ötesinde, halkta ciddi bir güvensizlik yaratıyor” ifadelerini kullandı.
“BARIŞIN TEMEL UNSURU KADINLARDIR”
Barış sürecinde kadınların rolüne vurgu yapan Kaya, çatışma ortamlarında en ağır bedeli kadınların ve çocukların ödediğine dikkat çekti. Toplumsal barışın inşasında kadınların sadece destekleyici değil, karar alıcı ve söz sahibi konumda olması gerektiğini kaydeden Kaya şunları söyledi:
“Demokrasi, eşitlik ve özgürlükten bahsediyorsak, bunu kadınların aktif katılımı olmadan gerçekleştiremeyiz. Barış masasında kadınların yer almadığı bir süreç eksiktir ve kalıcı olmayacaktır. Savaşın yükünü çeken kadınlar, barışın da mimarı olmalıdır. Eğer mücadeleyi yalnızca erkekler örüyorsa, bu şiddetle karşılık bulan bir barışsızlık süreci olur. Bunu görmek ve değiştirmek zorundayız.”
PİRHA- Suriye’de Alevi kadınlara yönelik şiddete dur demek için Samandağ’da ‘Barış Duvarı’ eylemine çağrı yapan Mersin Kadın Platformu üyeleri, “Suriye’de Alevi kadınlara yönelik katliamların, cinsel saldırıların, kaçırılma vakaların karşısında mücadelemizle duruyoruz. Kadın dayanışması sınırları tanımaz diyerek bütün kadınları Samandağ’a çağırıyoruz” dediler.
Suriye’de katledilen, kaçırılan, cinsel şiddete maruz kalan Alevi kadınlarla dayanışmak için oluşturulan Suriye İçin Kadın İnisiyatifi 24 Nisan’da Hatay Samandağ’da ‘Barış Duvarı’ eylemi yapacak. Hatay’ın Samandağ ilçesinde bulunan Samandağ PTT Şubesi önünde bir araya gelecek olan kadınlar, Hızır Türbesi’ne kadar yapılacak yürüyüş ardından insan zinciri oluşturacak.
Mersin Kadın Platformu üyeleri, dayanışmayı büyütmek ve Suriye’deki kadınlara ses olmak için Samandağ’a çağrı yaptı.
KADINLAR SURİYE SINIRINDA BARIŞI HAYKIRACAK
Platformdan Ceren İnan, Suriye’deki kadınlarla dayanışmak için Samandağ’da bir araya geleceklerini belirterek, “Her gün Suriye’den gelen üzücü haberlerle uyanıyoruz. Suriye’de Alevi kadınlara yönelik katliamların, cinsel saldırıların, kaçırılma vakaların karşısında mücadelemizle duruyoruz. Bu nedenle 24 Nisan Perşembe günü Samandağ’da Barış Duvarı’na omuz vermeye gideceğiz. Kadın dayanışması sınırları tanımaz diyerek bütün kadınları orada bir araya gelmeye ve bu mücadeleyi büyütmeye çağırıyorum” dedi.
Zeynep Kaya, Suriye’de yaşanan katliamlara en güçlü sesi kadınların çıkardığını vurgulayarak herkesi Samandağ’a çağırdı. Dünya liderlerinin ve devletlerin Suriye’de yaşanan katliamları durdurma noktasında harekete geçmesi gerektiğini de söyleyen Kaya, “Tam da yanı başımızda süren bir iç savaş var. Ülkemizdee barışın konuşulduğu bir ortamda orada savaşın sürüyor olması, yönetimin azınlıklara şiddet uygulaması bizleri derinden üzüyor. Alevilere yönelik zaten inançsal baskılar vardı ama şimdi oradaki yönetimin barış kelimesini kullanarak oradaki halklara uyguladığı baskı soykırıma döndü. Türkiye’ninn ve diğer ülkelerin bu konuda sessiz kalması hepimizin canını yakıyor. Kadınlar olarak sınırları aşan bir mücadele için alanlardayız ve tam da yanı başımızda olan Suriyeli Alevi kadınlara yönelik şiddete bir ses vermek istiyoruz. Bu nedenle 24 Nisan’da ‘Barış Duvarı’ etkinliği kapsamında sınıra gideceğiz. Orada bir kez daha barışın önemini vurgulayarak tüm dünya liderlerini, kurum ve kuruluşları katliamların durdurulması ve barışın tesis edilmesi için harekete geçmeye çağıracağız. Barışa ve dayanışmaya omuz vermek isteyen tüm kadınları Samandağ’a bekliyoruz” diye konuştu.
“SURİYE’DEKİ KADINLARIN HIZIR’I OLMALIYIZ”
Elif Sert, Suriye’deki kadınların yalnız olmadığını dile getirerek, “Alevilere dönük katliamları kendi coğrafyamızda yaşananlardan çok iyi tanıyoruz aslında. Biz kadınlar olarak zulmün karşısında birlik olarak durmalıyız. Bizim inancımızda Hızır çok önemlidir, birbirimizin Hızır’ı olmalıyız. Oradaki kadın canlarımıza ses olmak için Samandağ’da buluşacağız” ifadelerini kullandı.
Suriye’deki kadınlarla dayanışmanın önemine vurgu yapan Hüsniye Çelik, şunları söyledi:
“Suriye’de yeni yönetimin başa geçmesiyle birlikte korkunç bir Alevi kıyımı yaşandı, yaşanıyor. Colani’nin başa geçtiği ilk zamanlarda bunun böyle olacağını biliyorduk çünkü IŞİD zihniyetiyle hareket eden isimler bunlar ve ne yazık ki o zamanki ön görülerimiz gerçek oldu. Özellikle kıyı kesiminde yaşayan Alevilere karşı soykırıma varacak saldırılar oldu. Tüm bunlara bir ses vermemiz gerektiğini düşündük ve Suriye İçin Kadın İnisiyatifi oluşturuldu. Çok kısa bir zamanda bu insiyatif çığ gibi büyüdü. 140’tan fazla kurum Barış Duvarı’nı örgütledi. 24 Nisan’da Türkiye’nin dört bir yanından kadınlar Samandağ’a giderek Suriye sınırında oradaki kadın canların yanında olduğumuzu, yalnız olmadıklarını göstermek için bir araya geleceğiz. Tüm kadınları yarın Samandağ’a bekliyoruz.”
PİRHA- İHD Mersin Kadın Komisyonu, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne giderken barış vurgusu yaparak, “Bugüne kadar içi doldurulmamış da olsa sürecin önemi dikkate alınmalı. Bu 8 Mart’ta kadınlar olarak barış talebimizi daha yüksek sesle haykıracağız. Kadınlar 8 Mart’ta barış istiyor!” dedi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şube Kadın Komisyonu, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü sebebiyle dernek binasında basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada İstanbul Sözleşmesi, kadın cinayetleri, erkek devlet şiddeti, cezaevindeki kadın hükümlülerin durumu ve barış konularına değinildi.
Basın açıklamasını komisyon adına Zeynep Kaya okudu.
“HAK İHLALLERİNİN YAŞANMAMASI İÇİN SAVAŞ SON BULSUN”
Savaş ve çatışmalı ortamdan en çok kadınların etkilendiğini söyleyen Zeynep Kaya, Kürt meselesinin barışçıl bir çözüm yaratılması gerektiğini ifade etti. Bu konu çözüme kavuşturulmadıkça kadın hak ihlallerinin süreceğini belirten Kaya, “Savaş en çok kadını vurdu. Kadınlar savaş ve çatışmalı ortamlarda kadına yönelik şiddetin en ağırını, cinsel işkenceyi yaşadılar. Yaşadığımız sorunların temelinde yatan mesele Kürt meselesidir. Kürt meselesi barışçıl bir çözüm bulmadıkça, kadınlar hak ihlalleri yaşamaya devam edecekler. Bu nedenle de kadınlar barışa, barış süreçlerine son derece büyük önem veriyorlar. Çünkü erkek egemen, militer ve feodal anlayışın sorgulanabileceği bir süreç olacaktır barış süreci” dedi.
“İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ SAĞLANMALI”
PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın tarihi açıklamasından sonra başlayan yeni süreçte öncelikli olarak ifade ve örgütlenme özgürlüklerinin önündeki tüm engellerin kaldırılması gerektiğini dile getiren Kaya şunları söyledi:
“Yine kadınlar bu süreçte tüm siyasi mahpusların serbest bırakılmasını, hasta mahpusların öncelikle serbest bırakılmasını ve kadınların yaşamın tüm alanlarındaki kendilerine dayatılan hak ihlallerine karşı ifade özgürlükleri garanti altına alınarak mücadele etmek ve söz söylemek istiyorlar. Kadınlar bu süreçte cezasızlığın son bulmasını, işlenen tüm devlet suçlarının açığa çıkarılmasını ve demokratik bir hesaplaşma ortamının yaratılmasını istiyorlar. Kadınlar cezasızlığa kurban gitmiş her acılı olayın yeniden sorgulanıp bir daha gerçekleşmemesi için üzerine düşen ne varsa tüm tarafların bu gerekleri yerine getirmesini talep ediyorlar.”
Kadınların barışa ihtiyacı olduğunu vurgulayan Zeynep Kaya 8 Mart’ta barış taleplerini yüksek sesle dile getireceklerini ifade etti.
PİRHA- Mersin Üniversitesi’nde yaşanan tacizden sonra kadın öğrencilere seslenen İHD Mersin Şubesi Kadın Komisyonu üyesi Zeynep Kaya ve İHD Mersin Şubesi Eş Başkanı Zümeyra Oğuz, karşılaştıkları herhangi bir hak ihlali karşısında İHD’ye başvurmalarını isteyerek, dayanışma göstereceklerini dile getirdiler.
Kredi Yurtlar Kurumu (KYK) Mersin Müfide İlhan Kız Öğrenci Yurdu yolunda bir kadın öğrencinin tacize uğraması sonucu yurttaki tüm öğrenciler gece sokağa inerek protesto etmişti. Ertesi gün kadın öğrencilere destek amacıyla yurt önünde basın açıklaması yapmak isteyen Mersin Kadın Platformu üyeleri, polisin müdahalesi ile karşılaşmıştı. Açıklamaya destek verilmesin diye yurt kapılarının kapatıldığı ileri sürülürken, eylemi kenarda izleyen öğrencilerin alkışlarla destek verdiği görüldü.
Eylem yapan öğrencilerin tehdit edildiğini, seslerini duyurmaları konusunda engellendiklerini belirten İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi Kadın Komisyonu üyesi Zeynep Kaya ve İHD Mersin Şubesi Eş Başkanı Zümeyra Oğuz, karşılaştıkları herhangi bir hak ihlali karşısında İHD’ye başvurmaları için kadın öğrencilere çağrıda bulundular.
“KADIN ÖĞRENCİLER KORKUTULMUŞ DURUMDA”
Zeynep Kaya, öğrencilerin yaptıkları eylemden sonra güvenlik güçleri tarafından korkutulduklarını söyledi. Bunun, kadınları yaşadıkları herhangi bir taciz ve şiddet olayında tepki vermeleri konusunda sindirmeye yönelik bir hamle olduğuna dikkat çeken Kaya, şunları dile getirdi:
“Kadın öğrencilerin yanında olduğumuzu göstermek ve tacize karşı ses çıkarmak için kadın platformu olarak yurdun önüne gittik. Yasal haklarımızın uygulanması için sesimizi duyurmak isterken karşımıza çıktılar. Kolluk kuvvetleri pankartımızı yırtıp şiddet uyguladı. Barikatlar kurarak basın açıklaması yapmamıza izin vermeyeceklerini söylediler. Yurttaki öğrencilerin eyleme destek vermemesi için yurt kapılarının kapatıldığını duyduk. Yol kenarında alkışlarla bize destek olan öğrenciler vardı. Yaşadıkları sorunlara karşı harekete geçmeleri konusunda korkutuldukları çok açık. Ancak biz mücadelemizden vazgeçmiyoruz. Bulunduğumuz her yerden birbirimiz için sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz. İstanbul Sözleşmesi’ne, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne ve çocuklarla ilgili uluslararası anlaşmalara atılan imzalara devletin kulak tıkadığını görüyoruz. Oysa ki uluslararası anlaşmalar bir gecede tek bir kişinin kararıyla geri çekilemez. Meclis’te bu konu gündemleştirilmeli.”
“KADINLARA SAVAŞ AÇILMIŞ DURUMDA”
Zümeyra Oğuz ise kadına yönelik şiddetin her geçen gün arttığını, devletin etkin ve somut adımlar atmadığına dikkat çekti. “Kadınlara karşı savaş açılmış durumda” diyen Oğuz, Mersin Üniversitesi’nde okuyan kadın öğrencilere çağrıda bulunarak, “İHD olarak kadınların yaşadıkları taciz ve şiddet olaylarında yanlarındayız, kendileri ile dayanışma içerisindeyiz. Genç arkadaşlarımız birtakım kaygılardan dolayı derneğimize gelmeyebilirler telefon ve mail yoluyla başvuru yapabilirler. Başta hukuki olmak üzere her türlü desteğimizi vereceğimizi belirtmek isterim” şeklinde konuştu.
Mersin Valisi Ali İhsan Pehlivan’a da seslenen Oğuz, “Vali basını haber yapıldığı için tehdit edeceğine oradaki koşulları yerel yönetimlerle nasıl iyileştireceğini planlamalıdır” dedi.
PİRHA- Mersin Kadın Platformu ve İnsan Hakları Derneği, cezaevindeki kadınlara dayanışma kartı yazdı. Burada yapılan açıklamada kadın dayanışmasının duvarları ve sınırları aştığı vurgulandı.
İnsan Hakları Derneği(İHD) Mersin Şubesi ve Mersin Kadın Platformu, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü etkinlikleri kapsamında cezaevlerinde bulunan kadınlarla dayanışmak amacıyla kart gönderdi.
Etkinliğe Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin Milletvekili Perihan Koca, DEM Parti Akdeniz Belediyesi Eş Başkan adayı Nuriye Arslan ve çok sayıda insan hakları savunucusu kadın katıldı. Kadınlar, gönderdikleri kartlarda mücadele vurgusu yaptı.
Kart yazımından sonra konuya dair açıklama yapan İHD Kadın Komisyonu üyesi Zeynep Kaya, kadın ve insanlık mücadelesi veren tüm kadınların iktidar tarafından cezaevlerine gönderilerek her türlü şiddete maruz kaldığını ifade etti.
Tüm saldırılara rağmen kadınların mücadeleden geri atmadığını aktaran Kaya, şunları ifade etti:
“Bazen fiili direnişler bazen de açlık grevlerinde yer alan kadınlar, mücadeleden asla vazgeçmiyorlar. Devletin cezasızlık politikalarına karşı biz kadınlar, öz savunmadan asla vazgeçmeyeceğiz. Biz dışarıdaki kadınlar olarak, kendileriyle ortak mücadele içinde olduğumuzu belirtiyoruz.”
Açıklamadan sonra kadınlar, postaneye giderek kartları cezaevlerine gönderdi.
PİRHA- İHD Mersin Şubesi’nin bu ayki Barış Nöbeti’nde savaşların kadınlara etkisi ve kadınların barıştaki rolü konuşuldu. İHD Mersin Şubesi Kadın Komisyonu üyesi Fatoş Sarıkaya, çatışmalı ortamlarda en çok zararı kadınların yaşadığına vurgu yaparak “Kadınlar barış istemekten ve bunun için mücadele etmekten vazgeçmeyecekler” dedi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi’nde her ayın ilk cuma günü yapılan ‘Barış Nöbeti’ eyleminde ‘Kadınlar Barış İstiyor’ konusunu konuşuldu. Dernek binasında yapılan nöbete çok sayıda insan hakları savunucusu katıldı.
İlk olarak söz alan İHD Mersin Kadın Komisyonu Üyesi Zeynep Kaya, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü haftası sebebiyle bu konuyu belirlediklerini dile getirdi. Ardından İHD Mersin Kadın Komisyonu Üyesi Fatoş Sarıkaya basın metnini okudu.
“SAVAŞ POLİTİKALARI KADINA ŞİDDETİ ARTIRIYOR”
Fatoş Sarıkaya, dünyadaki tüm savaşlarda en çok kadınların etkilendiğini ve barış talebinde en çok kadınların ısrarcı olduğunu dile getirdi.
Türkiye’deki kadın cinayetlerinin önlenememesini, nefret dilinin hakim olmasını ve erkek şiddetinin artmasını devletin savaş yöntemini tercih etmesine bağlayan Sarıkaya, “Coğrafyamızda yaşanan savaş ve çatışmalı ortam nedeniyle binlerce kadın mağdur olmuştur. Devletin kullandığı şiddet fiili ve şiddet dili erkek egemen şiddetin toplumda da yaygınlaşmasına neden olmakta ve bu sebeple evler, sokaklar, iş yerleri her yer kadınlar için güvensiz ortamlar olarak ortaya çıkmaktadır” dedi.
BARIŞ KONFERANSINA ÇAĞRI
Sarıkaya, İHD olarak 16 ve 17 Mart günlerinde Diyarbakır’da Barış Konferansı düzenleyeceğini de duyurarak şunları söyledi:
“Bu konferansta barış taleplerimizi bir kez daha ve yüksek sesle dile getireceğiz. Bu seslerin büyük bir çoğunluğunu da kadınlar oluşturacak. Bir kez daha 8 Mart Dünya Kadınlar Günü öncesinde kadına yönelik şiddetin tamamen ortadan kalktığı, erkek egemen, feodal ve militer sistemin sorgulandığı yeni bir sürecin başlamasını diliyoruz. Bu nedenle de Barış Konferansımızın da bu taleplerimize öncü olmasını istiyoruz.”
PİRHA- 31 Mart Yerel Seçimlere ilişkin kadınların taleplerini dile getiren Mersin Cemevi Kadın Komisyonu üyesi Aysel Demir ile Mersin Cemevi üyesi Zeynep Kaya, kadınlar için güvenli kentler istediklerini ve yerel yönetim kademelerinde Alevilerin önünün inançtan dolayı kesilmemesi gerektiğini söylediler.
31 Mart Yerel Seçimlere 37 gün kalmışken, partiler belirledikleri belediye başkan adaylarıyla seçim çalışmalarına devam ediyor. Adaylar, çeşitli vaatlerle kentteki her bir yurttaştan oy isterken, özellikle kadınlar, her seçim söz verilen ancak çoğu yerine getirilmeyen taleplerinde ısrarcılar. Kadınlar güvenli kentlerde, eşit bir şekilde yaşamak istediklerinin altını çiziyor.
Mersin Cemevi Kadın Komisyonu üyesi Aysel Demir ve Mersin Cemevi üyesi Zeynep Kaya, kadınların yerel yönetimlerden neler talep ettiğini PİRHA’ya anlattılar.
“ALEVİ KADINLAR ARTI YÜKLE MÜCADELE EDİYOR”
Aysel Demir, toplumsal cinsiyet eşitsizliği sebebiyle tüm kadınların yaşadığı sorunların ortak olduğunu ancak inanç noktasında yapılan baskıların Alevi kadınlara artı bir sorun yarattığına değindi. Demir, “Merkezi ve yerel düzeyde tüm kadınlara uygulanan sorunlarda ortaklaşan bir noktadayız ama inançtan kaynaklı Alevilere yapılan baskılar, asimilasyon politikaları artı bir yük olarak Alevi kadınların önünde duruyor. Alevi kadınlar, kadın odaklı sorunların yanında bir de bu tür baskılarla mücadele etmek zorundalar” dedi.
Demir, “Kadınlar nasıl bir kent istiyor?” sorusuna “Demokrasi kültürünün yerleşik olduğu, ekolojik dengenin olduğu, kısıtlanmalardan uzak kentler istiyoruz” diye yanıt verdi.
DEM Parti dışındaki partilerde kadınların eşit temsilden çok uzak olduğuna dikkat çeken Demir, “O partilerde hala bir denge yok ve kadınlar çok arkalardan yetişmeye çalışıyorlar. Genel tabloya baktığımız zaman eşitlik adına yürünecek çok yol var gibi görünüyor” sözlerini kullandı.
“KADINLARIN ÖNÜNÜN KESİLDİĞİNİ GÖRÜYORUZ”
Zeynep Kaya da genel merkez düzeyinde ve yerelde özellikle Alevi kadınların görünür olmasını; belediye başkanlıkları, meclis üyelikleri noktasında Alevi inancından dolayı önlerinin kesilmemesini istedi.
Yerel yönetimlere aday olan kişilerin kullanacakları dilin eşitlikçi ve barışçıl olması gerektiğine vurgu yapan Kaya, kadınların taleplerine ilişkin şunları söyledi:
“Adayların kadınlar için güvenli kentler yaratmak, bu konudaki projelerinin neler olduğunu yerele duyurmaları lazım. Kadın kotalarına dikkat ederek hareket etmeleri, pozitif ayrımcılık yapmaları ve her partinin fermuar sistemini hayata geçirmesi gerekir. Ancak şu an mevcut duruma baktığımızda kadınların önünün kesildiğini görüyoruz.
Ekolojik hayatın sahiplenildiği, güvenlik noktalarının oluşturulduğu, kadın emeğinin görünür olduğu, kadınların ürünlerini satabildiği pazarların kurulduğu, ulaşımın güvenli olduğu kentler istiyoruz. Bu yerel seçimlerde hangi parti belediyeleri kazanırsa kazansın sosyal devlet anlayışıyla şehri sahiplenecek çalışmalar yapmalı ve bütün vatandaşlara eşit koşullarda hizmet verilmesi gerekir.”
PİRHA- Dün gerçekleştirilen Alevi Kültür Dernekleri 13. Olağan Genel Kurulunda söz alan kadınlar, kurum yönetimlerinde kendilerine yeterince söz hakkı verilmediğini belirterek; “Politika yapmak isteyen erkekler, kadınları kurumlarımızdan dışlıyorlar. 21. yüzyılın başındayız ve biz eş başkanlık uygulamasını istiyoruz. Alevi toplumu bu uygulamaya hazır. Buna hazır olmayan Alevi erkek yöneticilerdir” dedi.
Dün yapılan Alevi Kültür Dernekleri (AKD) 13. Olağan Genel Kurulu’nda söz alan gençler ve kadınlar, kurum yönetimlerinde kendilerine yeterince söz hakkı verilmediğine ve kurumlarda yönetimlere gelmek istediklerinde önlerinin açılmadığına ilişkin eleştirilerde bulundu.
Kadınların kurumlarda temsiliyetinin artırılması için önerge de veren kadınlar, eş başkanlık uygulamasının getirilmesini, kadın ve gençlik meclisleri oluşturulmasını, tüzük kurultayı düzenlenerek kadınlar açısından gerekli düzenlemelerin yapılmasını istediler.
Kurultaya sundukları önerge sonrası PİRHA’ya konuşan AKD delegesi Yüksel Mutlu, Mersin Cemevi Yönetim Kurulu Üyesi Bedia Çaka ve Mersin Cemevi Yönetim Kurulu Üyesi Zeynep Kaya, Alevi kadınlar olarak kurumlarda yaşadıkları sorunları aktararak her zaman ikinci plana itildiklerini ve yönetimlerde kadınlar olmadığı için kurumların nitelikli bir işleyişe sahip olmadığını söylediler.
“ALEVİ TOPLUMU EŞ BAŞKANLIK UYGULAMASINA HAZIR, BUNA HAZIR OLMAYAN ALEVİ ERKEK YÖNETİCİLER”
Salonun genel durumuna bakıldığında neredeyse tamamına yakınının erkek olduğunu aktaran AKD delegesi Yüksel Mutlu; “Kadının ve gencin olmadığı bir kongredeyiz. Biz Aleviler olarak kadın erkek eşitliğini sıkı sıkıya savunduğumuzu dile getiririz ancak gerçekliğimiz böyle değil. Sadece Alevi Kültür Dernekleri için geçerli değil bu, tüm Alevi örgütlenmeleri için geçerli. Ben buranın üyesi ve delegesiyim ancak delege olmayan kadınlara burada söz hakkı verilmeli ve bu anlamda pozitif ayrımcılık uygulanmalıydı. Politika ve siyaset yapmak isteyen erkekler, kadınları kurumlarımızdan dışlıyorlar. 21. yüzyılın başındayız ve biz eş başkanlık uygulamasını istiyoruz. Alevi toplumu bu uygulamaya hazır. Buna hazır olmayan Alevi erkek yöneticilerdir. Alevi toplumu eş başkanlık uygulamasını doğru buluyor, onaylıyor ancak erkekler kendilerine yer açılamayacağı düşüncesi ile kadınlara bu kapıları kapatıyorlar” şeklinde konuştu.
“BU SALONUN YARISI KADIN OLSAYDI DAHA NİTELİKLİ TARTIŞMALAR YÜRÜTÜLÜRDÜ”
Alevi kadınlar olarak genel kurula 3 maddelik bir önerge verdiklerini kaydeden Mutlu sözlerine şu şekilde devam etti:
“Önergemizde bir tüzük kurultayının yapılmasını ve eş başkanlık sisteminin getirilmesini istedik. Kadın meclisleri ve gençlik meclislerinin kurulmasını istedik. Alevi Kültür Derneklerinin tüm kurumlarında kadın erkek eşitliği gerçek anlamda sağlanmalıdır aksi halde bir sonraki kongrede burada 3 kadın bile göremeyeceğiz. Erkek egemen sistem kendi üzerine düşeni her zamanında yapıyor. Bakın İstanbul Sözleşmesi bir gecede kaldırıldı. Kadınlar bugün hala her alanda yok sayılıyor. Burada kadınların yaşadıkları sorunları duymuyoruz, konuşmuyoruz. Ancak bu kongre salonu yarı yarıya kadın olsaydı bu tartışmaları daha nitelikli ve geleceğe dair vizyonu olan daha güçlü tartışmalar yürütebilirdik. İnsanlık ailesinin yarısı kadınlardır. Siz kadınları görmezseniz, onlara yer vermezseniz bu demokrasi değildir. Bu ancak göreceli bir erkek demokrasisi olur. Biz kadınlar olarak gerçek bir demokrasi istiyoruz.”
“KADINLAR HEP İKİNCİ PLANDA, BİZ BUNA İTİRAZ EDİYORUZ”
Alevi kurumlarına bakıldığında siyasi partilerin kapılarına kümelenmiş, adaylık için bekleyen erkeklerle dolu olduğunu ifade eden Mutlu; “Biz bunu kabul etmiyoruz. Kadınlara yönetimlerde eşit şekilde yer verilmelidir. Eğer kadın yönetici bulamıyorlarsa o sandalye boş kalmalıdır. Demokratik Alevi erkeği şunu yapabilmelidir, ‘Ben demokratik bir Alevi erkeğim o yüzden bir kadına sandalyeyi bırakıyorum. Bu sandalyeye bir Alevi kadın oturmalıdır’ diye bilmelidir. Pirler postlara oturmuş Analar kenarda bekliyor. Onların seçim çalışmalarını yürüten, onların yemeklerini yapan, cemevlerinin temizliğini yapan, işini gücünü yapan kadınlar olarak kalmışlar. Biz buna itiraz ediyoruz. Bu itirazımızın da bu salonlardan başlayarak toplumun geneline yayılması için mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.
“EŞ BAŞKANLIK SİSTEMİ İLE KADIN DAHA GÖRÜNÜR HALE GELMEKTEDİR”
Mersin Cemevi Yönetim Kurulu Üyesi Bedia Çaka ise, kadınların kurumlarda, örgütlerde daha görünür olabilmesi için kadın meclislerinin olmazsa olmazları olduğunu vurgulayarak şunları dile getirdi:
“Yine acil bir şekilde tüzük kurultayı yapılmalıdır. Çünkü değişmeyen tek şey değişimdir ve artık Alevi kurumlarının bir kadın bakış açısıyla yeniden yapılandırılması gerekiyor. Eş başkanlık sisteminin getirilmesini istiyoruz çünkü eş başkanlık sistemi ile kadın daha görünür hale gelmektedir. Kadınlar Alevi kurumlarında eş başkan olduğu zaman inancı da daha ileri noktaya taşıyacaktır. Biz kadınlar olarak bu yüzyılda gerçekten eşitlenmek için mücadele etmek istemiyoruz. Günümüzde hala bir Alevi kurumunda kadınlar daha fazla nasıl görünür olsun diye tartışıyoruz. Bu tartışmalar bugün Alevilerin hangi noktada olduklarını da net bir şekilde gösteriyor. Umuyoruz ki önergelerimiz dikkate alınır ve inancımızı daha ileriye taşıyabiliriz. Biz kadınlarda tüm yönetim katlarında erkek canlarımız gibi eşit bir şekilde var olabiliriz.”
“DELEGE KADINLARIN BİR ŞEKİLDE ÖNÜ KESİLMİŞ DURUMDA”
Mersin Cemevi Yönetim Kurulu Üyesi Zeynep Kaya da kadınlara yönetimlerde yeterince yer verilmediği gibi önlerinin kesildiğini söyleyerek şunları aktardı:
“Bugün 10 delegenin imzaladığı 3 önerge verdik. Birincisi eşit temsiliyet, ikincisi eş başkanlık, üçüncüsü ise kadın ve gençlik meclislerinin oluşturulmasıydı. Bu kurultayda yapılacak çalışmalar çok önemli. Biz Mersin’den buraya gelirken, oradaki kadın arkadaşlarımızla sohbetler yaptık ve diğer şubelerdeki kadın delegelerle de görüşerek geldik. 13. Genel Kurulunda bir düğün salonunda yapılması bizi üzdü. Çünkü anlatmak istediklerimizi tam olarak anlatamıyoruz. Hem süre kısıtlaması var hem de erkeklerin doldurduğu bir salon var. Konuşmamıza bile tahammül edemiyorlar. Alevi Kültür Derneklerinin 100’ün üzerinde şubesi var, 60 binin üzerinde üyesi var ve şu an salonda bine yakın delege var. Bu delegelere baktığımızda 50 tane kadın delege sayısı görünüyor. Delege kadınların bir şekilde önü kesilmiş durumda.”
“TEMMUZ AYINDA BİZ BÜYÜK BİR KADIN BULUŞMASI DÜŞÜNÜYORUZ”
Alevi inancının demokrasiden, adaletten, eşitlikten yana olduğunu kaydeden Kaya; “Biz Alevi kadınlar olarak mücadele etmeye, kendimizi anlatmaya devam edeceğiz. Tüm Alevi kurumlarının içerisinde yer alan kadınlarla birlikte bağımsız bir Alevi kadın örgütlenmesi yaratmak istiyoruz. Kadıncık Ana üzerinden yurt dışında ki Alevi kadınların yürüttüğü bir çalışma var ve AKD’nin de bu çalışmayı sahiplenmesi gerekir. Bu yıl Temmuz ayında biz büyük bir kadın buluşması düşünüyoruz. Alevi kurumlarına çağrı yaparak, kadınlara çağrı yaparak kadın sempozyumları, çalıştayları düzenlemek istiyoruz. Alevi kadınların sorunlarını daha geniş bir zamanda daha farklı platformlarda dile getirmek istiyoruz” dedi.
PİRHA – Alevi kadınlarına tarihsel olarak “Yolda kadına biçilen rol nedir?” ve “Bu rol bugün yerine getirilemiyorsa nedenleri nelerdir? Nasıl aşılabilir?” şeklinde sorular sorduk. Dizi yazımızın bu bölümünde sorularımızı AKD Genel Merkez Kadın Kolları Sözcüsü Zeynep Kaya yanıtladı. Kaya, Alevi kurumlarında canla başla çalışan kadınların yönetimlerde olmamasına tepkili.
Haberin videosu
Cemlerde, sohbetlerde “Yol kadındır, kadın mürşidi kamilullahtır” sözünü çokça duyarız. Yine “Alevilerde kadın erkek eşittir” sözü neredeyse her ortamda övünülerek dile getirilir. “Bizde kadın erkek yoktur herkes candır” sözlerini de çokça duyarız. Çoğunlukla da bu sözleri erkeklerin ağzından duyarız.
Pratik gerçekten öyle midir? Öyleyse Alevi kadınlar neden Alevi örgütlenmeleri içinde belirgin bir noktada değiller? Neden söz ve yetki kademelerinde yer alamıyorlar? Neden renkleri, karakterleri sahaya yansımıyor? Gerçeğe biraz daha yakından bakmak için bu kez mikrofonu Alevi kadınlara bıraktık.
Başlattığımız bu yazı dizisindeki muradımız; konunun esas sahipleri kendi sözünü söylerken aynı zamanda tıkanan kanalların açılmasında yol almalarına hizmet etmektir.
Bu nedenle Türkiye ve Avrupa’da Yol’a çeşitli düzeylerde hizmette bulunmuş kadınların görüşlerine başvurduk. Bu konuda elbette sözü olup da ulaşamadığımız isimler vardır ve bize ulaşmalarını dileriz.
Yazı dizimizin bu bölümünde sorularımızı, Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Merkez Kadın Kolları Sözcüsü ve Mersin Cemevi Kadın Kolları Başkanı Zeynep Kaya‘ya sorduk.
“EN ÜST SEVİYEYE KONULAN KADIN GÖRÜNMEZ OLMUŞ”
PİRHA: Tarihsel ve toplumsal olarak Alevilikte kadının yeri nedir? Nasıl bir seyir izledi?
Zeynep Kaya: Yani cevabı o kadar uzun olan bir soru ki bu; farklı farklı konulara değinerek onları harmanlayarak konuşmak en doğrusu olacak.
Ben kendimi 20-25 yıldır sosyalist platformlarda ifade eden biriyim. Aynı zamanda kadın örgütleri içerisinde de çok fazla çalışmalarım oldu. Ama Alevi kimliği ile beraber bir çalışmaYI son beş yıldır yapıyorum. 3 yıldır da yöneticilik yapıyorum.
Toplumsal olarak mücadele etmenin yeri çok farklı. Ama Alevi kadın olarak duracağın yer, yapacağın çalışmalar, kurumlar içerisindeki görünürlük, bir çalışma yapmak gerektiği, gördüğümüz olaylardan sonra ortaya çıkan bir şey. İkisini birbirinden ayırmak tabii ki hem eziyor, hem de olması gereken bir şey bu süreçte.
Alevi toplumundaki yerimizi sorgulamak, bunun cevaplarını bulmak, bunu yazılı hale getirmek, bunu bizden sonraki nesillere aktarmak, çözüm yöntemleri bulmak çok emek isteyen bir süreç. Özellikle geçmişte yaşadığımız olayları iyi değerlendirerek bunun sentezini bulmak da çok önemli. Geçmişimize baktığımızda inancımız üzerinde birçok alanda kadınlarımız varken şu anda onların isimleri dahi anılmıyor.
Fatma Ana, Zeynep Ana, Elif Ana deyip süreci kısaltıyoruz hemen. Bu bile başlı başına değerlendirilmesi gereken bir şey. Daha önceki süreçlerde Ana en üst mertebeye konulmuşken, kadın kimliği o anlamda en üst mertebeye konulmuşken, süreç içerisinde tamamen görünmez hale geldi. O anlamda biz Alevi kadınlarının kendimizi sorgulamamız gerekiyor. Bu güne kadar ne yaptık? Geçmişten gelen analarımızın aktardığı kültürü biz neden devam ettiremedik.
“ALEVİ KADIN KİMLİĞİNİ VE İNANCINI BOŞ BIRAKTIK”
Biraz da hatayı kendimizde aramamız gerekiyor. Tabi bu öyle bir süreç ki, 80’lerin olaylarından sonra toplumsal sorunları sahiplenme, kadın kimliğiyle hareket etme derken; biz Alevilik inancı üzerindeki ayağı boş bıraktığımızı fark ettik.
Ha bu süreçte bunu nasıl çözebiliriz? Tek başına bir şubenin ya da tek başına bir Alevi kadının yapabileceği bir çözüm değil. Ya da tek başına Alevi çatı örgütlerinden bir kurumun yapabileceği bir çalışma değil bu.
“AVRUPA’DAKİ KADINLAR BİR ADIM ÖNDE”
Alevilere ait ne kadar örgütlü kurum varsa hepsinin kendi içerisinde, o kurumlar içerisinde yer alan Alevi kadınlarının bir sorgulama süreci başlatması gerekiyor. Bu çalıştaylar şeklinde olabilir. Paneller, söyleşiler, konferanslar adı ne olursa olsun ama atılması gereken bir adım.
Avrupa bunu kendi içinde başardı. Yani Avrupa kadın birliklerini oluşturarak ilk adımı atmış oldu. O adımı atmak çok önemli. Sıfır noktasından bir noktaya geldiler. Sürecin daha sağlıklı ve zeminini doğru bulan bir yerden hareket edebilmesi için de Türkiye ayağının oluşması gerekiyor. Süreç bunu dayattı.
“ÜÇ AYAK ÜZERİNDEN BİR ÇALIŞMA YÜRÜTMEK LAZIM”
Biz Türkiye genelinde bu çalışmaları nasıl yapabiliriz? Alevi kadınlarının bir üst platform olarak örgütlenmesini nasıl sağlayabiliriz? Bunun üzerinden toplantılar yapıyoruz. Böyle tartışma süreçleri başlattık. Yerelde kendi çevremizdeki kadınlarla konuşuyoruz. Bunu konuşurken de sadece kurumda örgütlü kadınlarla değil, çevremizde duran diğer Alevi kadınları da, yazarları, çizerleri, entelektüelleri, akademisyenleri işin içine katarak bu çalışmayı örüyoruz.
Mersin’de yaptığımız çalışmadan yola çıkarak; “Alevi kadınlar ne düşünüyor?” sorusunu sormaya başladık. Ve çok güzel geri dönüşler de aldık. Ama bu çalışma üç ayaklı yürümesi gereken bir çalışma. Hem örgütlü olduğumuz kurumlar içerisinde örmemiz gereken bir kadın duruşu var. Hem Türkiye genelinde örmemiz gereken bir çalışma var. Hem de yurt dışındaki arkadaşlarla yürütmemiz gereken bir çalışma var. Her üçünün birleştiği bir sentez olmak zorunda.
“ERKEKLER YARDIM EDERKEN BİLE YÖNETİYOR”
Yönetici arkadaşlarımız, dedelerimiz çok güzel ifadeler kullanıyorlar. Alevi dili, inancının kendisi çok anacıl bir dil. Kadınların her kimliğini sahiplenen bir dil olmasına rağmen, nedense görünürlük anlamında kadınlar ikinci planda. Bunu niye sorgulamıyorsunuz, diyen erkek arkadaşlarımız da var. Bunu söylerken bile bizi bir şekilde yönlendirmeye çalışıyorlar. O anlamda onların iyi niyetlerini anlıyoruz ama iyi niyetle gidilebilecek bir yol değil bu. Kadınların özümseyerek, çözümler üreterek adım atması gereken bir çalışma.
Temel olarak yapılması gereken şey; pirlerimizden yola çıkarak inancımız içerisinde analık, bacılık olgusu ne kadar görünür. Geçmişte posta oturan, köy köy dolaşan analarımız da var. Ziyaretlere adı verilen analarımız da var. O analarımız neden şimdi yok? Kurumlar içerisinde neden görünmüyorlar? Ya da kurumların içerisinde görünmesinin önündeki engel nedir? Bunu çözümlememiz lazım. Bunun üzerinden çalışmalarımıza devam edeceğiz.
“YOL ÖZÜNÜ ALDIĞI TOPRAKLARDAN AYRILMAMALI”
Ne oldu da Alevi kadınlar sahneden çekildi? Alevilerin her konuşmasında “Bizde kadın erkek eşittir” denir. Geçekten eşit midir?
Zeynep Kaya: Şöyle bir süreç var: Alevilik hareketini birbirinden ayırmak yanlış olur. Çünkü ekonomik koşullardan dolayı bulunduğumuz köylerimizi, şehirlerinizi terk etmemiz bunların bence başlangıç sebebi. Çünkü bir şekilde özünü aldığın topraklardan ayrılıyorsun. Bunu yaparken de daha fazla içine kapanık hale geliyorsun. İnancını yaşama noktasında da kapanık hale geliyorsun.
Erkek bir nebze dışa dönük yaşaması gerekiyor çünkü evin geçimini o yapmak zorunda. O zamanki dönemler içerisinde. Kadına biçilen rol ise evde çocuklarına sahip olmak, evin idaresini yapmak, ayakta kalmak. En önemli değer bu. Bu rol verildiği andan itibaren de kadın kendisini zaten ekonomik alandan da çekiyor, kurumlar içerisindeki çalışmalardan da çekiyor. Ev içerisine hapsetmiş oluyor.
“ÖTELENEN ALEVİ KADIN İÇİNE KAPANIYOR”
Ben bunu böyle değerlendiriyorum. O süreçten itibaren başlayarak zaten bu sürece geliyoruz. O mahalle baskısının yarattığı asimilasyon kadınlar üzerinde daha fazla. Erkek bir nebze dışarıda yaşadığından bu baskıyı hissetmese de kadın komşuluk ilişkilerinde, çocuğuyla beraber okula gittiğinde okul ilişkileri içerisinde, esnaflarla olan ilişkilerinde, alış veriş yaparken, pazara gidiş gelişinde bile bir ötelenme yaşıyor. Alevi olmasından kaynaklı dışlanmayı yaşıyor ve daha da fazla içine kapanıyor. Sözünü söyleyemez hale geliyor.
“ALEVİ ERKEĞİ KADINA EŞİT NAZARDA BAKMIYOR”
Böyle bir süreçten sonra birdenbire biz çıkıyoruz ve “Biz varız, biz ortadayız, inancımız üzerinde biz de karar sahibiyiz, biz de inancımız içerisinde tam olarak hak ettiğimiz yerde olmak istiyoruz” diyoruz ve bu söylem şu anda herkese biraz tuhaf geliyor. Birden bire nereden ortaya çıktı? Bunca zamandır bizler götürüyoruz. İşte biz dedeler dolaşıyoruz. Cemler yürütüyoruz. Hiçbir sorunumuz yoktu birdenbire kadınlar ortaya çıktı ‘Biz anayız’ dedi, ‘bacıyız’ dedi, biz neredeyiz’ dedi, bir sorgulama başladı. Erkeklerin de şöyle bir söylemi var: “ya biz eşiz, eşitiz, bizde ayırım yok. Biz herkese bir nazarda bakarız.” Bu söylem doğru ama biz hala kendimizi alanlarda, yönetimlerde göremediğimize göre bir nazarda bakılmamışız.
“KARAR MEKANİZMALARINDA OLMAYAN KADIN GÖRÜNÜR OLMAZ”
Peki Alevi kurum ve örgütlerinde kadının yer alması neden önemli?
Zeynep Kaya: Biz çalışmalarımız içinde gördük ki, karar mekanizmalarında olmadığımız müddetçe görünür değiliz. Yaptığımız çalışmalarda gördüğümüz bir tespit var. Kurumlarda canla başla çalışan, koşturan, emek harcayan kadınlarımız bir şekilde yönetimlerimizde yok. Bu saygıdan da olabilir, bu tecrübesizlikten de olabilir. Bu teşvik edilmemesinden kaynaklı da olabilir. O anlamda biz yöneticilerimize, genel merkez yöneticilerimize diyoruz ki, sizler bunu tüzük gereği yaptırım haline getirin, teşvik edin, zorlayın. Çünkü birinci sefer yapamayabilir ama ikinci sefer bunun adımını atacaktır ve üstesinden gelecektir.
“KÜLTÜRÜN AKTARICISI BİZ ANALARIZ”
Bugün arkadaşlarımızla sohbet ettiğimizde, “Ben delege olacağım, ben yönetime aday olmak istiyorum, ben artık kararımı kendim vermek istiyorum” şeklinde talepleri var. Tabi bu sürece gelmesindeki sebep biraz burada birbirimizle konuşmamız. Tecrübelerimizi aktarmamız, kendi yerelimizde yaptığımız çalışmaları anlatarak. Birbirimizi şekillendirmeye çalışıyoruz.
Şimdi bunu yaparken analık-bacılık kavramının çok iyi oturtulması önemli. Ama bir taraftan da kültürün aktarıcısı biz analarız, biz kadınlarız. O anlamda bizim aktarımlarımız da çok kıymetli. Biz Alevi inancı boyutunda pirlerimizin gösterdiği yol üzerinden söyleyeceğimiz söylemler, davranış şekilleri her şey üzerinden çocuklarımızı yetiştireceğiz. Geleceğimize şekil vereceğiz.
“DEVLET BEYNİMİZİ KENDİ KÜLTÜRÜYLE KODLUYOR”
O anlamda bizlerin doğru bilgiye ulaşması lazım. Çünkü gelinen süreçte Türkiye’de görüyoruz ki asimilasyon bizi mahvetmiş, yani bütün kurumların içerisinde var. Beyinlerimize kadar işlemiş. Kendi inancımıza ait değerlerimizi bile yargılar hale gelmişiz. Böyle bir çelişkiyi yaşıyoruz.
Bunu tabi devlet birden bire bize bunu yap, şunu yap moduyla vermiyor. Yayınıyla, filmleriyle, gazeteleriyle, kitaplarıyla, okuluyla, mahalle kültürüyle, devlet yapılandırma şekli her şeyiyle bizim beynimize kodluyor resmen.
“GİYİMİMİZDE BİLE BİR SÜNNİLEŞME VAR”
O anlamıyla da bilgi kirliliğini ortadan kaldırmak bizim kurumlarımızın kendi içerisinde birleşerek ortak adım atmasıyla ve inanç kurumlarının oluşmasıyla mümkün olacak. İnanç kurulunun Türkiye genelinde kurulması ve orada kadınların ve erkeklerin birlikte düşünerek, yorumlayarak, sorgulayarak kararlar çıkarması bizim için kıymetli.
Bizlerin de katkıları olacak. Böyle bir şey en azından Türkiye genelinde ve yurt dışındaki örgütlerde ortak dilin gelişmesini sağlayacak bu sorgulama süreci. Nedir, ne değildir, ne düşünüyoruz, ilden ile niye farklılık gösteriyoruz. Yaşam koşullarından kaynaklı yerelin kendi örgütlenmesinden kaynaklı değişiklikler olabilir ama çok gözle görülür farklılıklar yaşıyoruz. Onun ismini de tam koyamıyorum. Ritüellerimiz farklı, giyimimiz farklı. Giyimimizde bile bir Sünnileşme var. Ritüellerimizi gerçekleştirirken bile yaptığımız hareketlerde Sünnileşme var. Bu da benim canımı acıtıyor.
“BAŞKA KADINLARA DA DOKUNMAMIZ GEREKİYOR”
Alevi kadınların özgün bir örgütlenme modelini yaratarak mücadele etmesi gerektiğine ihtiyaç olduğuna inanıyor musunuz? Öyleyse nasıl bir model öneriniz var?
Zeynep Kaya: Şimdi bunu tek başına dillendirmem doğru olmaz. Şöyle ki biz kendi içimizde kadın arkadaşlarla oturduğumuzda bir değerlendirme yaptık. Kendi kurumumdan yola çıkarak ben bunu değerlendirmek zorundayım.
Ev toplantıları, mahalle toplantıları yaparken şunu fark ettik ki bizim kendi kendimize birbirimizle olan konuşmalarımız yeterli değil. Bizim başkalarına da dokunmamız gerekiyor. O anlamda bizim başkalarına dokunmamız demek bizim çalıştaylar örgütlememiz anlamına geliyor.
Yani biz hem kendi kurumumuzda hem de çevremizdeki diğer kurumlardaki Alevi kadınlarla beraber ‘biz ne düşünüyoruz, ne istiyoruz’ çalıştayları bu çalışmanın zemini olacak.
Bu çalışmalardan yola çıkarak Türkiye genelinde diğer Alevi kadınlarla ortak bir zeminde genel merkezlerde yapacağımız toplantılar tam da bu sorunun cevabını verecek olan çalışmalar. Yani bunun adı kadın meclisleri olur. Alevi kadın meclisleri olur. Alevi kadın birlikleri olur. Bunun üzerinden doğru söylemi o toplantılardan sonra birlikte şekillendireceğiz.
“AKD’NİN TÜZÜĞÜ KADININ LEHİNE ELDEN GEÇİRİLMELİ”
Alevi kadın meclisleri tartışmaları var, kurum ve örgütlerde eş başkanlık tartışmaları var bu konularda neler söyleyeceksiniz?
Zeynep Kaya: Şimdi biz zaten başkanlık süreci içerisinde kendi arkadaşlarımızla yaptığımız toplantılarda şöyle bir karara varmıştık. Bunu diğer şubelerden diğer kadın arkadaşlarımızda destekledi. Bugün görüyoruz ki daha fazla destekleyen arkadaşlarımız var. Kurumlar içindeki dilimizi sorgulamamız gerekiyor.
Yani Alevi Kültür Derneklerinin (AKD) tüzüğünün yeni baştan elden geçirilmesi, Alevi kadını da içine katan söylemleri kabullenmesi gerekiyor. Bizlerin buna yönelik çalışmalar yapması gerekiyor. Karar mekanizmalarında nasıl oluruz onun önünün açılması gerekiyor. Bu anlamda çalışmalar içerisindeki birisi; işte Kol kavramının artık miadını doldurduğunu düşünüyoruz.
“TÜM ALEVİ ÖRGÜTLERİNE ÇAĞRIMIZ VAR”
Geçmişteki süreçte belki o anlık çözümleme ile uygundu ama şu anki süreçte bu bunu doldurmuyor. Altı boş ve biz kadınların genel merkezimize, diğer Alevi örgütlerinin hepsine bir çağrımız var: Biz artık onore edilmek istiyoruz. Yani kol-bacak olmak istemiyoruz. Artık kadın meclisleri üzerinden ya da genel olarak tüm Alevi örgütlerinin belirlediği söylem üzerinden bu ismin değişmesini istiyoruz. Tartışmalarımızdan bu sonuç çıktı.
Ekstradan kurumlar içinde eşit temsiliyetin can alıcı nokta olduğuna inanıyoruz. Bu eş başkanlık şeklinde bu delegelikler sistemi, yönetimlerde, örgütlenmenin her alanında kadın erkek eşitliğini sahiplenerek, gerekirse buna pozitif ayrımcılık uygulayarak, kota uygulayarak sayısını artırmamız gerekiyor ki; biz var olan doğru çizgiye gelip ondan sonra yola devam edebilelim.
Şu an biz çok gerideyiz. Erkekler bize, “Hani hiçbir kadın yok ki? Sorumluluk isteyen kadın yok? Biz gidiyoruz ama kadın arkadaşları göremiyoruz. Kadın canları göremiyoruz” diyorlar. Olay tam da öyle değil, kadınlar tam da olmak istiyor, görünmek istiyor ama genel bir söylem var “siz ne kadar yapabilirsiniz ki, sizin koşullarınız uygun mu? Sizin ekonomik durumunuz uygun mu? Siz ilden ile gidebilecek misiniz?” gibi söylemler var.
“ERKEKLER SÖYLEMLERİYLE ÖTELİYORLAR”
Buradan yola çıkarak küçük bir parantez açalım. “Analarımız neden yok” diye sorulduğunda panelist arkadaşlarımız şöyle bir açıklama getirmişti. “Eskiden bir köyden bir köye gitmek çok zordu. Dedelerimiz gidip gelemiyordu. Hatta şehirden şehire yolculuk yapıldığında sakallarını saklamak zorunda kalıyorlardı.”
O zamanki koşullar için belki o bir yere kadar kabul edilebilir. O dönemde köy köy gezen kadınlarımız da vardı ayrıca. O işin bir başka boyutu. Bu cevap tek başına yeterli bir cevap değil. Eğer analarımız yola çıkıp bir köyden bir köye gitmesi gerekiyorsa mutlaka erkek canlarımız yanlarında giderdi zaten. Önemli olan baktığımız pencere bence. Kurumlar içerisinde de böyle. “Hani kadın canlarımız yok ki” söylemi bence biraz olayı ötelemek başka bir şey değil. (HABER MERKEZİ)
PİRHA-Mersin’de bulunan Alevi kurumlarında çalışan kadınların düzenlediği 1. Mersin Alevi Kadınlar Sempozyumu çerağ uyandırılarak başladı.
Mersin’de bulunan Alevi kurumları Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Alevi Kültür Dernekleri, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı ve Demokratik Alevi Dernekleri’nin kadın çalışmalarında yer alan kadınların düzenlediği 1. Mersin Alevi Kadınlar Sempozyumu bugün çerağ uyandırılarak başladı.
ALEVİ KADINLARIN TARİHSEL SÜRECİ İÇİN BİR TUĞLA
Açılış konuşmasını yapan Mersin Cemevi Kadın Kolları Başkanı Zeynep Kaya, Mersin’deki Alevi kurumlarında çalışan kadınlar olarak 9 ay önce bir araya gelip bir süreç başlattıklarını ve o sürecin sonucunda burada olduklarını belirtti. Alevi kadınların tarihsel süreçteki yerini ve sorunlarını konuşmak için bu çalışmaya başladıklarını ve sonucunda bu sempozyumun ortaya çıktığını kaydeden Kaya, Alevi inancını ayakta tutan değerleri bir de kadınlar olarak anlatmak istediklerini ve kadın bilinciyle ördükleri bu çalışmanın Alevi kadınların tarihsel süreci için bir tuğla olacağını ifade etti.
Arkasından Alevi Bektaşi İnanç Kurulu Üyesi Aysel Demir Kılavuz’un çerağ uyandırmasıyla başlayan sempozyum “Kadının Türküsü” adlı belgeselin gösterimiyle devam etti. Kılavuz “Kadının Türküsü” adlı belgeselin ortaya çıkış öyküsünü anlattı. Belgeselin sadece bir belgesel olmadığını ifade eden Kılavuz, belgeselde Alevi inancını kadınların anlattığını belirtti.
PİRHA- Mersin Cemevinde mahalle toplantılarının 2’ncisi gerçekleşti. Mersin Yenişehir İlçesinde ikamet eden Fuat Morel ve 50. Yıl Mahallesi’ndeki üyeler mahalle toplantısında bir araya geldi.
Mersin Cemevi Örgütlenme Komisyonu tarafından mahalle toplantısının 2’ncisi gerçekleşti.
Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, “Bugün buraya geldiğiniz için teşekkür ederim. Bu toplantıyı düzenleyen arkadaşlarıma teşekkür ederim. Canlarımızın cemevi ile ilgili düşünceleri ve önerileri bizim için çok kıymetlidir” diye konuştu.
Yönetim Kurulu adına Nuri Özdemir de, “Mersin’de Alevi nüfusu çok fazladır. Bu nüfusu cemevimizdeki üye oranı ile kıyasladığımızda oldukça azdır. Mersin’deki Aleviler cemevine sahip çıkmalıdır. Cemevine üye olarak yapılan çalışmalara aktif olarak katılmaları gereklidir.
Mersin Cemevi Kadın Kolları Başkanı Zeynep Kaya ise “Bu toplantının amacı birbirimizin sesini duymak içindir. Bizler bir arada olduğumuz sürece güçlüyüz. Bu gücümüzün farkında değiliyiz. Aynı apartmanda oturmasına rağmen Aleviler birbirini tanımıyor. Örneğin Geçen bir canımız hakka yürümüştü. Üye aidatını ödemeye gelen canımız komşusunun Alevi olduğunu cemevinde öğrendi. Hakka yürüyen can bizim komşumuzdu. Ama ben Alevi olduğunu bilmiyordum, dedi. Buna benzer örnekleri çoğaltabiliriz. Buradaki canlarımıza büyük görev düşüyor. Cemevine gelmeyen canları cemevine davet ederse birlikteliğimiz artar” dedi.
İnanç Kurulu Üyesi Efe Engin Dede de, “Fuat Morel Mahallesi sakinleri çok duyarlıdır. Mahalle toplantılarının ilkini gerçekleştirdiğimizde kendi imkanıyla otobüs tutarak cemevindeki toplantıya katılmışlardı. Gelecek güzel günler için birbirimizin Hızır’ı olursak daha başarılı oluruz” diye konuştu.
PİRHA- Müftülüklere “resmi nikah” kıyma yetkisi veren tasarıya karşı kadınlar sokaklara çıkarak tasarının geri çekilmesini istedi. Mersin Kadın Platformu ve CHP kadın kollarının ortak eyleminde kadınlar, “kazandığımız hiçbir hakkın gaspına izin vermeyeceğiz” dedi.
Meclis gündemine taşınan ve belediyelerin görev alanında olan nikah kıyma yasasını değiştirip müftülüklere de “remi nikah” kıyabilme yetkisi veren tasarıya başta kadınlar olmak üzere bir çok kesimden tepki yükseldi.
Mersin Kadın Platformu ve CHP Kadın Kollarının düzenlediği basın açıklamasında konuşan kadınlar “Geçmişten günümüze mücadele ile kazanılan hakların gaspına izin vermeyeceğiz” dedi.
“DİNİ ORTAYA SÜRÜP TOPLUMU KUTUPLAŞTIRIYORLAR”
Açıklamada ilk olarak söz alan CHP Mersin Kadın Kolları Başkanı Pakize Güler, tasarının bir an önce geri çekilmesi gerektiğini belirterek şunları ifade etti:
“Etek boyumuza karışıp modacı olan, doğuracağımız çocuk sayımıza karışıp jinekolog olan, Ensar Vakfını savunup tecavüzcülere avukat olan hükümet, kendine gel gerçek görevini yap. Dini ortaya sürerek toplumu kutuplaştırmaya, ayrıştırmaya çalışıyorsunuz. Başaramayacaksınız.”
“AKP DÖNÜŞÜMÜ KADINLAR ÜZERİNDEN YAPIYOR”
Pakize Güler’in ardından Mersin Kadın Platformu adına konuşan Mersin Cemevi Kadın Kolları Başkanı Zeynep Kaya, ‘Yeni Türkiye’ adı altında dönüştürmeye çalışanlara karşı örgütlülüğümüzü büyütüp, mücadelemizi yükselteceğiz diyerek, şunları söyledi:
“Tüm dünya genelinde olmak üzere Türkiye özelinde de kuruluşundan bu yana her dönem kadınların kazanımları ellerinden alınmak istenmesine karşı mücadele ettiysek, AKP ve bugünkü ortaklarının da haklarımıza karşı tecavüz girişimine boyun eğmeyeceğiz. Faşizmin siyasal İslam ile kolkola gezdiği ülkemizi ‘Yeni Türkiye’ adı altında dönüştürmeye çalışanlar geçmişte Türkiye’nin kurulduğu yıllarda olduğu gibi yine bu dönüşümü kadınlar üzerinden başlattılar. Bizler toplumsal dönüşümde bir mihengiz ve bunu bilen iktidarlar kendi sistemlerini bizlerin bedenleri, emekleri üzerinde kurmayı amaçlarlar. Geçmiş deneyimlerimizden de yola çıkarak mücadele ile kazandığımızın hiçbir hakkın gaspına izin vermemeli. Örgütlülüğümüzü büyüterek mücadelemizi yükseltmeliyiz.”
Açıklamaların ardından eyleme katılan kadınlar sloganlar eşliğinde dağıldı.