PİRHA- Sanatçı Zeynep Kılıç’ın çocuklarla yürüttüğü anadilde koro çalışması, “Perperikê Usari” (Baharın Kelebekleri) konseri dinleyiciyle buluştu. Yoğun katılımın olduğu konserde çocuklar, Kirmanckî, Kurmancî ve Türkçe söyledikleri klamlarla dil ve kültürün devam ettiricileri olduklarını gösterdiler.
Anadil Kirmanckî çalışmalarıyla tanınan Dersimli sanatçı Zeynep Kılıç’ın çocuklarla yürüttüğü anadilde koro çalışması, “Perperikê Usari” (Baharın Kelebekleri) konseriyle dinleyiciyle buluştu.
Yakın zamana kadar da Dersim Belediyesi’nde kültürel çalışmalar yürüten Kılıç, kayyım tarafından işten çıkarılmasına rağmen kültürel çalışmalarını sürdürmeye devam ediyor. Çocuklarla yaptığı ana dilinde koro çalışmalarıyla dil ve kültürün köklerini yeni nesillerle buluşturmaya devam ediyor.
“ANADİLDE ŞARKILAR GELECEĞİMİZE UMUT OLUYOR”
“Her ağaç kendi kökleri üzerinden yeşerir” diyen Kılıç, ana dilin önemine dikkat çekerek devamında şunları belirtti: “Anadil, bir halkın hakikatidir. Dil, halkın güzelliklerinin temelidir, anlatım biçimidir. Her halk kendi diliyle vardır. Toplumlar, kültürlerini ve inançlarını Anadil ile geleceğe taşırlar. Anadilimizi bilelim ki, kendimizi iyi tanıyabilelim” dedi.
Zeynep Kılıç, toplum üzerindeki tehlikeye ise şöyle dikkat çekerek, “Bugün gençlerimiz, çocuklarımız kendi itikat, kültür ve dillerinden uzaklaşmış durumdadır. Eğer çocuklarımıza, gençlerimize kendi hakikatlerini öğretmezsek kötü yola girerler. Ama bizler, çocuklarımıza inançlarını, dillerini, kültürlerini öğretirsek, onlara sahip çıkarsak doğru yoldan ayrılmazlar” diyerek, “Çocuklarımıza, gençlerimize sahip çıkalım” çağrısında bulundu.
Kılıç’ın yaptığı konuşmanın ardından, Perperikê Usari Çocuk Korosu’nun Kirmanckî, Kurmancî ve Türkçe seslendirdiği klamlarla devam eden konser, katılımcıların da katılımıyla renkli görüntülere sahne oldu.
“Domenê ma, zonê hode kılamu/lawuku vanê” (Çocuklarımız ana dillerinde şarkılar söylüyor) vurgusuyla gerçekleşen etkinlik, yalnızca bir müzik dinletisi değil, aynı zamanda bir varoluş ve kimlik ifadesi olduğu belirtildi.
PİRHA- Dersim Doğa Yaşam ve Çevre Platformu, “Talana ve ranta geçit vermeyeceğiz, Biz kazanacağız, yaşam kazanacak” şiarıyla Seyit Rıza Meydanı’nda miting gerçekleştirdi. Dersim’in inancına, doğasına ve kültürüne kepçe vurmak istendiğini belirten DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Dersim’de nasıl demografik yapı değiştirilmek isteniyorsa, Samandağ’da, Defne’de de aynı yöntemi uyguluyorlar. Akbelen’de, Dersim’de, Cerattepe’de, Samandağ’da direnen direne kazanacağız” dedi.
Dersim Doğa Yaşam ve Çevre Platformu‘nun düzenlediği ve “Talana ve ranta geçit vermeyeceğiz, Biz kazanacağız, yaşam kazanacak” şiarıyla Seyit Rıza Meydanı’nda yapılacak miting öncesi yürüyüş yapılıyor.
Sık sık, “Doğaya, yaşama sahip çık”, “Direne direne kazanacağız”, “Dersim onurdur, onuruna sahip çık”, “Dersim’de baraj istemiyoruz”, “Talana geçit vermiyoruz”, “Kent bizim toprak bizim sahip çıkıyoruz”, “Kayyım gidecek biz geleceğiz”, “Dersim sahipsiz değildir” sloganları atılırken, kadınlar zılgıtlarıyla yürüyüşteki yerini aldı.
Mitinge DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Munzur Çevre Derneği Başkanı Hatun Esen, DEDEF Genel Başkanı Ali Rıza Bilir, DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanları Cevdet Konak ile Birsen Orhan, CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’deki siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri ile binlerce yurttaş katıldı.
Miting Tertip Komitesi adına konuşan Dersim Baro Başkanı Doğukan Kudat, Dersim coğrafyasında yaşanan her müdahale yalnızca doğaya değil, hukuka, toplumsal hafızaya, kuşaktan kuşağa taşınmış değerlere yönelik olduğunu belirterek, şunları ifade etti:
“Hangi birini anlatalım!.. Munzur Dağları’nın tamamının maden sahası ilan edilmesini mi? Binlerce yıllık ekosistemin bir kalem darbeyle şirketlere teslim edilmesini mi? Pülümür’de arıcılığı ve canlı yaşamını yok edecek Rüzgâr Güllerini mi, elektrikte üretim diye doğayı, yaşamı sona erdiren Baraj ve Hesleri mi, göç tesisi için Sütlüce’yi mi, akıbeti belli olmayan HES’ler ve istihdam için Cevizlidere’yi mi, çöpleriyle yaşamı zehirlenmek istenen Sini’yi mi, hangisini? Biz artık ney’i anlatalım biliyor musunuz? Burada yaşananların adım adım büyük bir yaşam hakkı gaspı olduğunu anlatalım! Doğamızı, suyumuzu, toprağımızı, kutsal mekânlarımızı rantın ve şirketlerin insafına bırakıldığını anlatalım.
Biliyoruz!.. Türkiye’de doğası en çok tahrip edilen illerin başında Dersim geliyor. Dersim’de 80’li yıllardan bu yana bölgeye onlarca baraj ve HES’in yapımı tamamlanarak, işletmeye açıldı, hemen hemen hepsi su tuttu ve bölgenin doğal yapısı ağır şekilde tahrip edildi. Bugün bölgemizde TAGAR HES diye doğayı yok eden projeye yönelik açmış olduğumuz davada yürütmenin durdurulması kararı verilmişti fakat HES’i yapmaya devam ediyorlar.
Özellikle bölgeden başlayıp Pülümür Hel Dağları ve Bağır Dağı eteklerine kadar uzanan hat boyunca daha da kontrolsüzce ilerlemesi sağlandı. Bölgenin oksijeni, suyu ve dağlarının nasıl şirketler eliyle yok edildiği de kamuoyu tarafından bilinmektedir. Kutsal alanlarımız olan Bağır Sipi maden şirketi tarafından delik deşik edilmiş. Munzur Havzası’nda 143 bin hektarlık bir sahada da dördüncü grup madencilik planlarının olduğunu da biliyoruz. Özellikle altın, gümüş, molibden, krom madenciliği projeleri, devaasa ormanlık alanların tamamına yakınını tehdit ediyor.
Bölgede süren doğal ve ekolojik yıkım sadece bunlarla da sınırlı değil. Bu kadim kentte aynı zamanda inanç merkezleri üzerindeki rekreasyon veya peyzaj projeleri, atık su ve atık tesislerinin bulunmaması nedeniyle sulara akıtılan atıklar, kontrolsüz turizm faaliyetleri, yabani hayvan avcılığı gibi girişimler her geçen gün kentin ekosistemine daha fazla zarar veriyor.
Dersim kadim zamanlardan beri kutsal mekânlara, dergahlara ev sahipliği yapmıştır. Dersim’in bir inanç ve kültür coğrafyası olduğunu artık Türkiye kamuoyunun ve şirketlerin bilmesi gerekiyor. Orman Kanunu hükümlerine göre orman alanlarının hiçbir şekilde tahrip edilmesi mümkün değil. Türkiye’nin tarafı olduğu Bern Sözleşmesi’ne göre de korunan türlere, habitatlara zarar verilemez. Meşe ormanları bir habitattır. Bu habitatların korunması, Türkiye’nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmeler gereğince mutlaka zorunludur. Bu habitatlara zarar verilmesine izin vermeyeceğiz. Bu sebeple Munzur’a, Pülümür’e, Sütlüce’ye, Halvori’ye, Gole Çetu’ya, Bağır’a, Sekasur’a, Geyiksuyu’na, İksor’a, Cevizlidere’ye, Tagar’a, Aliboğazı’na yapılacak her müdahaleye en güçlü şekilde Dersim Barosu olarak cevap vereceğiz. Biz bugün buradan ilan ediyoruz: Dersim’in dağlarını, suyunu, ormanını, yaşamını kimseye teslim etmeyeceğiz! Çocuklarımıza beton değil, zehir değil, yoksulluk değil, yaşanabilir bir gelecek bırakacağız” dedi.
“DOĞA TESLİM ALINAMAYACAK!”
Dersim Doğa Yaşam ve Çevre Platformu tarafından hazırlanan metin Kürtçe ve Türkçe okundu. Kürtçe’nin Kırmanckî (Zazaca) dilinde müzisyen Zeynep Kılıç okurken, Türkçesini ise Munzur Çevre Derneği Dersim İl Temsilcisi Yusuf Topçu okudu.
Yapılan açıklamada, şunlara yer verildi:
“Hak, adalet, yaşam ve doğa mücadelesinde yan yana duran tüm halkımız! Hepinizi Dersim’in direniş geleneğiyle, kadim dağlarıyla, özgür akan Munzur suyunun coşkusuyla selamlıyoruz! Munzur’un direnci üzerimize olsun! Bizler, Dersim Doğa, Yaşam ve Çevre Platformu olarak bugün burada, bu kadim topraklara yönelen saldırılara karşı halkın sesini, halkın iradesini büyütmek için biraradayız! Çünkü biliyoruz ki: Dersim yalnızca bir coğrafya değil, doğayla uyum içinde yaşamın, direnişin, karşı duruşun ve özgürleşmenin adıdır! Ama bu topraklar geçmişte olduğu gibi bugün de kuşatma altındadır. Uluslararası ve yerel sermaye politikaları, AKP-MHP koalisyonu eliyle yürütülen projeler ve “kalkınma” adı altında dayatılan yağma planlarıyla Dersim alanen yok edilmek isteniyor.
Yeraltı ve yerüstü varlıklarımız yok edilmek isteniyor. Dağlarımız vahşi madencilikle delik deşik edilmek, nadir toprak elementleri uluslararası sermayeye peşkeş çekilmek isteniyor. Derelerimiz HES’lerle kurutulmak, ormanlarımız yakılmak, meralarımız ve kutsal mekânlarımız yatırım alanı adıyla şirketlere açılmak isteniyor. Kısacası Dersim haritadan silinmek istiyor. Bu saldırılar yalnızca doğaya değil, halkın belleğine, kimliğine,geleceğine ve inancına yönelmiştir. Bu bir “kalkınma” değil, açık bir ekolojik kıyım ve asimilasyon projesidir. Su kaynaklarımız ticarileştiriliyor, halkın yaşam hakkı şirketlerin kâr hırsına teslim ediliyor. Kutsal mekânlarımız “mesire alanı” adı altında metalaştırılıyor, inancımızın taşı, suyu, sesi bile satılmak isteniyor. Av turizmi adı altında, bu topraklarda can bildiğimiz hayvanlar parası olanlara hedef gösterilip vahşice katlediliyor. Ve tüm bunların üstü “ekoturizm, doğa turizmi” ve istihdam yalanlarıyla örtülüyor. Ama biz biliyoruz ki; yaşam alanlarımızı turizm veya istihdam değil, halkın örgütlü gücü ile koruyabiliriz.
Dersim’in ormanı, suyu, taşı, toprağı sadece doğa değildir; inançtır, bellektir, kimliktir, halktır! Bu yüzden diyoruz ki: Doğaya saldırı, Dersim halkına saldırıdır! Maden şirketleri, enerji tekelleri, turizm sermayesi ve onları koruyan devlet politikaları karşısında halkın direnişi meşrudur!
Biz Dersim’in dört bir yanındaki köylülerle, kadınlarla, gençlerle, inanç önderleriyle birlikte haykırıyoruz: Bu topraklarda talan politikaları halkın örgütlü birlikteliği karşısında hayata geçemeyecektir! Munzur’a, Pülümür’e, Halvori’ye, Gole Çetu’ya, Bağır’a, Sekasur’a, Geyiksuyu’na, İksor’a, Cevizlidere’ye, Aliboğazı’na uzanan her müdahale, halkın yaşamına yöneliktir.
Artık yeter! Topraklarımızdan defolun. Sermayenin, devletin ve çıkar gruplarının doğa üzerindeki tahakkümüne boyun eğmeyeceğiz! Çünkü bu topraklar ranta değil, yaşama aittir!
Biz burada yalnızca bir mitingde değil, bir yaşam nöbetinde buluştuk. Bu buluşma, doğayı savunmanın aynı zamanda inancı, kültürü, halkın onurunu savunmak olduğunu haykırmaktır! Bugün Seyit Rıza Meydanı’ndan bir kez daha sesleniyoruz: “Kazdağları’ndan Diyadine, Akbelen’den İkizdereye, Akkuyu’dan Dersim’e kadar; bu ülkede son sözü yaşamı savunanlar söyleyecek!
Biz doğanın sesi olacağız, derelerin çığlığı olacağız, ormanların nefesi olacağız! Talana ve sömürüye karşı direnen, doğayı ve onurunu savunan halkların sesi susmayacak! 7554 sayılı torba yasa bir işgal yasasıdır! Bu yasa doğayı, emeği, yaşamı, suyu ve geleceğimizi sermayeye teslim etmenin belgesidir! Bu yasaya karşı hayatın tüm alanlarında mücadele edeceğiz!
Dersim için haykıracağız: Munzur özgür akacak! Dersim teslim olmayacak! Doğa kazanacak, halk kazanacak! Ve buradan çağrımızı yineliyoruz: Tüm hak savunucularını, ekoloji örgütlerini, Dersimlileri ve Dersim dostlarını, doğayı, yaşamı ve geleceğimizi savunmak için omuz omuza vermeye çağırıyoruz! Gelin, sesimizi birleştirelim! Doğanın, suyun, yaşamın sesini yükseltelim! Yaşamı savunmak, direnmek demektir!
Dersim’in sesi susmayacak, doğa teslim alınamayacak! Munzur özgür akacak, halk kazanacak! Yaşasın Dersim’in direnişi! Yaşasın doğanın özgürlüğü! Yaşasın halkların dayanışması!”
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, kapitalizmin göz dikmediği bir şeyin kalmadığını vurgulayarak, şunları dile getirdi:
“AKP doğayı talan etmek için yasa çıkarıyorlar. Ağacımıza, toprağımıza, suyumuza göz dikmişler. Ormanlarımızı yakarak maden şirketlerine alan açıyorlar. AKP yandaşlarına alan açmaya devam ediyor. Bununla ilgili yasalar çıkararak leblebi gibi dağıtıyorlar. Bizler doğa talanına ‘Hayır’ dedik, demeye devam edeceğiz. Doğa talanı yasasının geri çekilmesi için anayasa mahkemesine başvuruda bulunduk. Bugünde aynı bilinçle buradayız. Bizler birleşe birleşe kazanacağız.
Dersim 145 maden sahasıyla tehdit altında. Munzur tehdit altında. Kapitalizmin tehdidine karşı zılgıt ve alkışlarımızla “Munzur özgür akacak” diyelim. Dersim’in inancına, doğasına, kültürüne kepçe vurmak istiyorlar. Bu kadim inancın önüne set çekmek istiyorlar. Dersim direnmeye devam ediyor. Ey iktidar, sermaye Dersim’den elini çek.
Cevizlidere 1938’de yakılıp, yıkıldı. Geyiksuyu 1970’li yıllardan beri direniyor. Sekasur direnişine selam olsun. İktidar işçi, emekçi, kadınlar, insan, doğa hakkı için çıkarmıyor. Yasaları bile uygulamıyor. Tam tersi rant için yasa çıkarıyor. Depremin yarasını sarmak yerine sermaye için rezerv alanı ilan ederek, tarım alanlarına el koymaya çalışıyor. Ama halk direniyor. Samandağ’dan İstanbul’a halk direniyor.
Dersim’de nasıl demografik yapı değiştirilmek isteniyorsa, Samandağ’da, Defne’de de aynı yöntemi uyguluyorlar. Akbelen’de, Dersim’de, Cerattepe’de, Samandağ’da direnen direne kazanacağız.
Kayyıma soruyoruz; maden şirketlerine tek kelime etmemişsin Dersimlileri kandıracağını mı sanıyorsun? Bizler bu anlayışa karşı çıkıyoruz. Bugün atanmış olan kayyım zaman kaybetmeksizin geri çekilmelidir. Dersim ve Ovacık Belediye başkanları halkın iradesidir. İrademize sahip çıkıyoruz.
Bizler Barış ve Demokratik Toplum Sürecini yürütüyoruz. En büyük hedefimiz, barışı, adaleti, demokrasiyi tesis etmektir. Barışa en çok bizim ihtiyacımız var. Toprağı talan edilen, mezrası zorla boşaltılan, göçe mahkum edilen, çatışmanın, tankın, topun her türlü zalimliğini gören bizlerin, dünyanın barışa ihtiyacı var. Bizler barışta her zamankinden daha fazla sahip çıkacağız. Barış bizim için halkların, inançların, canlıların kendi rengiyle yaşaması demektir. Barış demek; diline, kültürüne, doğasına, inancına sahip çıkmak demektir.
CHP’ye ve muhalefete yapılan baskılar son bulmalıdır. Birleşik mücadelemizi büyütmeliyiz.
Kadınlar mitingin en önündeler. Kadınlar diyor ki; talan, ranta, madene izin vermeyeceğiz. Biz kazanacağız, hep beraber kazanacağız.”
“BOYUN EĞMEYECEĞİZ”
Çevre mücadelesi yürüten doğa savunucuları adına konuşan kadınlar, Dersim’in inancına, doğasına, sahip çıkacağını söyledi. Sürüldüklerini, göçe zorlandıkların ancak tekrar köylerine döndüklerini belirten kadınlar, “Toprağını satanlara, peşkeş çekenlere yazıklar olsun. Madenleri istemiyoruz. Bir daldık, bin dal olduk, boyun eğmeyeceğiz” dediler.
Miting Taylan Yıldız, Şevin ve Hozan Aram’ın söylediği şarkılarla sona erdi.
PİRHA- Dersim Belediyesi çocuk bağlama grubu, yeni yıl dolayısıyla Kırmancki Gağand kılamını çaldı ve söyledi. Her yıl Aralık ayının son haftasında başlayan Gaxand günlerinde, ritüel, eğlence ve hediyelerle yeni yıl karşılanıyor.
Her yıl Aralık ayının son haftasında başlayan Gaxand zamanı, kış günlerinde her evin kapısı çalınır, ev halkının yeni yılı kutlanarak, dut, ceviz, yağ, un gibi ürünler ortak pişirilmek için toplanır. Bu, aynı zamanda yeni yıla katılma daveti de içerir. Ev sahipleri de bu temennilere karşılık, misafirleri ya eve buyurup ikramlarda bulunur ya da gıda olarak gönlünden ne koparsa kapıda bekleyen ziyaretçi topluluğuna vererek gönderir.
ESKİDEN GAXAND BÜTÜN KÖYLERDE YAPILIRDI
Bunun dışında her yıl Gaxand zamanı, evler temizlenir, evin bacasından su dökülerek gelecek yılın, bereket getirmesi temenni edilir. Bu gelenek Dersim’in bütün köylerinde yapılırdı. Ancak 1994 köy boşaltma sürecinden sonra, köylüler kentlere göç edince ve köyde kalan birkaç ev arasında da kapı kapı gezme olasılığı olmadığından, Dersim Alevileri bu ritüeli kendi evlerinde lokal olarak uygulayarak hayata geçiriyor. Kentlerde ise dernek, cemevi, belediye gibi yerlerde tekrarlanarak, canlı tutularak, bu ritüelin hafızalardan silinmesine engel olunmaya çalışılıyor.
ÇOCUK KOROSUNDAN KIRMANCKİ GAXAND ŞARKISI
Bugün de müzisyen Zeynep Kılıç yönetimindeki Dersim Belediyesi çocuk bağlama grubu, Yeraltı çarşısında, aldıkları derslerle müzisyenler eşliğinde bağlama çalarak Gaxand şarkısını söylediler.
PİRHA- Sanatçı Zeynep kılıç, Kırmançki’nin kaybolmaması için gençlere ulaşılması gerektiğinin altını çizdi. Kılıç, ‘Sanatçılar yeni nesile göre müzik yapabilmeli, çünkü değişim ve dönüşüm olmak zorunda’ diyerek, “Gençlerimize dilimizi nasıl sevdirebiliriz diye uğraşmamız lazım. Herkesi dilimiz ve kültürümüz için duyarlı olmaya çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.
Dersim’de geleneksel müziğin, sözlü tarihin günümüze aktarımında çok büyük katkısı oldu. Sözlü ağıt ve klamların Dersim’in geleneksel ritüellerinde düğünlerde, cenazelerde, Gağand(yeni yıl kutlaması), Hızır ayında yapılan ritüellerde saz ve üç telli cura ile çalınarak o bölgenin acısını, sevincini, öfkesini ve tarihini yansıtır, toplulukların bir araya geldiği etkinliklerde söylenirdi. Ağıt ve klamların, bu geleneğin ve dilin kaybolmamasına katkısı büyük olmuştur.
‘Yeni çağ’ dediğimiz teknolojik dönemde geleneksel ritüeller daha az gerçekleşiyor. Artık müzikal gelenekler de değişime evrildi. Yeni jenerasyona ne kadar ulaşıldığına dair net bir söz ve söylem yok. Bütün bu sözlü geleneğe rağmen Kırmançki kaybolmak üzere, günlük konuşma dili olmak yerine sadece yaşlıların köylerde ve ailelerin evlerde konuştuğu bir dil haline geldi.
Kırmançki dilinde yazılı eserler, görsel yayınlar, akademik çalışmalar da oldukça sınırlı olduğundan yeni nesillere dilin aktarılmasında önemli sorunlar yaşanıyor. Kırmançki dili ile ilgili çalışmalar yapılmış olsa da yine de istenilen düzeyde ne konuşuluyor ne de yazılıyor. Yapılan çalışmalar genelde sınırlı ve bölgesel kalmış durumda.
Sanatçı Zeynep Kılıç ile Kırmançki’nin unutulmaması için yapılması gerekenler, gençlerin Kırmançki’yi neden konuşmadığı ve ilgi duymadığı, bundan sonra dil konusunda yapılması gerekenler üzerine konuştuk.
“BİZ 2000 YILINDAN SONRA DOĞAN KUŞAĞA NE KADAR GİDEBİLDİK?”
PİRHA-2000 yılından sonra doğan kuşak dile ne kadar önem veriyor?
ZEYNEP KILIÇ: Biz 2000 yılından sonra doğan kuşağa ne kadar gidebildik? Çocuklarımızı ne kadar dinleyebildik? Ne kadar anlayabildik en önemli sorular aslında bunlar. Çünkü biz çok fazla gençlere ulaşamıyoruz. Bu bir eksiklik, aslında 30 yaş üzerine hitap edip gençleri belki biraz geride bırakmış olabiliriz. Gençlik geleceğimizdir, o yüzden onları daha çok önemsememiz lazım. Gençlerde de dil konusunda bir merak, ilgi yok. Gençlerin ne istediğine yönelerek onların sorunlarını çözüp yeni şeyler sunabiliriz.
“GENÇLER NE İSTİYOR, DİYE ONLARA SORMAMIZ LAZIM”
-Dil ile müzik arasında nasıl bir ilişki var? Yeni kuşağın Kırmancki müziğine ilgisi nasıl, gözleminizi aktarabilir misiniz?
Dil ile müzik birbirinden bağımsız değil. Dil ile kendi duygu ve düşüncelerimizi müziğe aktarıp anlatıyoruz. Eğer gençler dili bilmiyorsa bizim hissettiğimiz duyguları hissedemez. Belki melodisi hoşuna gider o müziği dinlemek ister ama verilmek istenen duyguyu anlaması için dili bilip öğrenmesi gerekiyor. Belki biz gençlere göre geri kalmış olabiliriz, çünkü biz kendi yaşadıklarımız ve yaşımız ile düşünüyoruz.
Neden biz de dilimiz, kültürümüz ve inancımızla popüler bir kültür yaratmıyoruz? Yaratabiliriz aslında. Gençlerin ilgisini çeken şeyler yapabiliriz. Sinema, tiyatro, müzik ve diğer sanat alanlarında farklı şeyler geliştirip gençlerin ilgisini çekebiliriz. Ana dille yapılan filmlerde, müziklerde altyazı ekleyebiliriz. Aslında birçok konuda eksiğiz derneklerimiz, kurumlarımız ve belediyemiz bu konuda gençlere yönelik dili daha çok sevdirmek için birçok çalışma yapılabilir. Gençleri bir araya getirip gençlik ne istiyor, diye sormalıyız.
“SANATÇILAR YENİ NESİLE GÖRE MÜZİK YAPABİLMELİ”
-Popüler kültürün yeni kuşak üzerinde ana diline ve kültürüne yabancılaşma etkisi var mıdır? Var ise nasıl çözüm öneriniz vardır?
Sanatçılar yeni nesile göre müzik yapabilmeli, çünkü değişim ve dönüşüm olmak zorunda. Gençler ne istiyor diye onları takip edip onların istediği şeylere göre müzikler yapmamız lazım. Mesela doğamızı dronla çektikleri zaman görsellik olarak benim daha çok hoşuma gidiyor, ilgimi çekiyor ve o görüntüden sıkılmıyorum, izlemek istiyorum. Dil için çekilen programlara baktığımızda hep aynı şeyleri görüyoruz ve bu zamanla sıkıcı olmaya başlıyor, o yüzden bazı şeyleri değiştirmek gerekiyor.
“HERKESİ DİLİMİZ VE KÜLTÜRÜMÜZ İÇİN DUYARLI OLMAYA ÇAĞIRIYORUZ”
-Yeni kuşak ne tür Kırmancki müzik dinliyor, ilgi alanı nedir?
Gençler, amatör olarak kendi dilinde söyleyenleri, müziği farklı olan enstrümanları dinlemeyi seviyorlar. Ama bunların dışında gençler, sosyal medyada gördüğüm kadarıyla kendi ana dilinde değil genelde Türkçe veya İngilizce müzikleri dinliyorlar. Ama sorunun cevabını bulmak için gençlere gitmemiz gerekiyor. Biz gençlere gitmiyoruz, onların dünyasını bilmiyoruz. Kendi kabuğumuz var onun dışına çıkamıyoruz, bundan sonraki programlarımızda hep beraber sokaklara gidelim ve gençlerle buluşalım. Dilimize ve kültürümüze sahip çıkan ve yok olmaması için mücadele eden çok değerli sanatçılarımız var. Bundan sonraki süreçte bir araya gelerek gençlerimize dilimizi nasıl sevdirebiliriz diye uğraşmamız lazım. Herkesi dilimiz ve kültürümüz için duyarlı olmaya çağırıyoruz.
ZEYNEP KILIÇ KİMDİR?
20 Nisan 1977 yılında Dersim Merkeze bağlı Marçik Köyü’nde dünyaya gelen Zeynep Kılıç, ilk, orta ve lise eğitimini Dersim merkezde tamamladı. Arif Sağ Müzik Eğitim Merkezi’nde iki yıl bağlama eğitimi aldı.
Daha sonra Pera Güzel Sanatlar Lisesi’nde kısa bir dönem şan eğitimi aldı. Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi’nde Grup Yel ile çalışmaya başladı, birçok ilde konserlere katıldı.
Grup Munzur’un bahara çağrı albümünde ‘Gidene’ adlı eseri seslendirdi. Grup Yel ile yollarını ayırdıktan sonra bireysel olarak müzik hayatına devam etti. 2010 yılında Şervan barihas’ın ‘bavoke Simao’ adlı albümünde ‘Dewa Tovo’ adlı eserini seslendirdi.
2018 yılında ‘Ju Game’ adlı profesyonel ilk albüm kaydı ile müzik piyasasına adım atan Zeynep Kılıç deneyimli bir müzisyen kadrosuyla çalıştı. Albümün aranjeleri ve kaydı Fuat Saka tarafından gerçekleştirildi. ‘Bir adım’ anlamına gelen ‘Ju Game’ adlı albümde yer alan şarkıların tamamı Kırmançki seslendirildi. 2021 yılında da Ware isimli albüm çıkardı.
PİRHA-Sanatçılar, PİRHA’ya Hatay 1. Sulh Ceza Hakimliği kararıyla hiçbir gerekçe gösterilmeden erişim engeli getirilmesine tepki göstererek, “Pir Haber Ajansı bizim sesimizdir erişim engeli kaldırılsın, haber alma özgürlüğümüz kısıtlanmasın” dedi.
2016 yılından bu yana yayın hayatını sürdüren, Alevi toplumuna ait bir haber ajansı olması açısından bir ilk olan ve ‘pirha.net’ adresi üzerinden yayın yapan Pir Haber Ajansı’na (PİRHA) dün (9 Mart) Hatay 1. Sulh Ceza Hakimliği kararıyla hiçbir gerekçe gösterilmeden erişim engeli getirildi.
PİRHA’ya erişim engeli getirilmesine yönelik tepkiler gelmeye devam ediyor. sanatçılar, Pir Haber Ajansı’na getirilen erişim engelinin kaldırılmasını dile getirdiler.
“ERİŞİM ENGELİ KALDIRILSIN”
Sanatçıların açıklamaları şöyle:
“Doğan Çelik: Yüzyıllardır Alevilerin dili, inancı inkar edilir sanatçısı, ozanı yakılır, sürgün edilir. Atalarımız bizi insan olarak büyüttüler hiçbir dini, dili ve inancı ayırt etmeyiz bu insan olmanın bir gerçeğidir. Fakat Alevilerin vergisiyle camilerin elektriği, suyu ödenir fakat inancımızı halen tanımazlar, sesimizi duymazlar ve çektiğimiz acıyı hissetmezler hakkımı helal etmiyorum. Pir Haber Ajansı bizim sesimizdir, Alevilik diğer topluluklar gibi yeryüzündeki bir gerçektir.
Ali Baran: Dünya ile penceremiz olan Pir Haber Ajansına engelleme getirildi. Dünya ile ilişkilerimizi koparmak istiyorlar Dersimli bir sanatçı olarak bunu kınıyorum, bin yıldır yapılan zulüm ve baskı devam ediyor bu anlayışı lanetliyoruz.
Metin Kahraman: Pir Haber Ajansı’na getirilen erişim engeli derhal kaldırılsın, muhalif basına yönelik baskıları protesto ediyorum.
Zeynep Kılıç: Pir Haber Ajansı’na uygulanan erişim engeli halkın haber alma hakkının engellemek demektir. Erişim engeli kaldırılsın.
Mazlum Büyüktaş: Derhal Pir Haber Ajansı’na yönelik erişim engeli kaldırılsın, haber alma özgürlüğümüz kısıtlanmasın.
Grup Yorum: Erişim engeli yaşadığınızı duyduk. Yalnız olmadığınızı, dayanışma içinde olduğumuzu belirtiyoruz. Grup Yorum olarak selamlarımızı gönderiyoruz.
PİRHA- Sanatçı Zeynep Kılıç, içinde bulunduğumuz Xızır ayına ilişkin “Xızır Alevi kültüründe simgesel anlamda kurtarıcı, yol gösterici ve umuttur. Dirilmenin, var olmanın adı zalime ceza yoksula şifadır. Dileklerin gerçekleştiricisi, toplumun birlik ve beraberlik simgesidir” dedi.
Aleviler için kutsal olan aynı zamanda bolluğu, bereketi, barışı, sevgiyi ve baharı müjdeleyen Xızır ayı devam ediyor.
Dersim inancında Xızır her yerde olduğunu vurgulayan Dersimli sanatçı Zeynep Kılıç, “Mesela zorlu bir işe girdiğimizde önce ya Xızır deriz bizim darımıza yetişeceğine inanırız. Xızır benim için büyük bir enerji kaynağıdır benim için var olan zor durumumda yetişeceğine inandığım bu dersim inancı ve kültüründe de bu böyledir her zor durumumuzda Xızır diye sesleniriz çağırırız” dedi.
“XIZIR AYI BOLLUĞUN VE BEREKETİN AYIDIR”
Xızır Alevi kültüründe simgesel anlamda kurtarıcı, yol gösterici ve umut olduğunu söyleyen Kılıç, “ Dirilmenin, var olmanın adı zalime ceza yoksula şifadır. Dileklerin gerçekleştiricisi, toplumun birlik ve beraberlik simgesidir. Eskiden köydeyken çocukluğumdan hatırlıyorum cemler tutulurdu. Ama köy evlerinde kalabalık olup bir araya gelinirdi niyazlar yapılır, lokmalar dağıtılırdı her köyde Xızır ziyareti vardı ziyaretlere gidilir orada çerağlar yakılır, niyazlar dağıtılırdı. Birlik ve beraberlik içerisinde yapılırdı. Xızır ayı bereketin ve bolluğun ayıdır. Mesela çeşmelere gidilir oradan sular getirilip evlerin içine serpilir, ahırlara serpilir bolluk bereket olsun diye. Şuan günümüze baktığınızda şehirlerde bu gelenek pek uygulanmıyor” diye konuştu.
“YENİ NESİLE BU RİTÜELLERİN UNUTULMAMASI İÇİN AKTARMAMIZ LAZIM”
Bu ritüellerin unutulmaması için evimizde çocuklarımıza bunu anlatıp bunları yaşamamız gerekiyor ki yeni nesile bu kültürü aktarabilelim diyen Kılıç şöyle konuştu:
“Köyde yaşıyor olsaydık bu kültürü daha fazla devam edebilirdik günümüze kadar getirebilirdik ama insanlar farklı yerlere yerleşti farklı yerlerde yaşamlarını sürdürüyorlar. Şimdi ne kadar bunları yerine getiriyorlar bilemiyorum ama eskiden bunlar vardı. Ama günümüzde biz bunları evimizde uygulamıyorsak, geleceğe taşınmaz” dedi.
PİRHA – Dersim 38’de yaşamını yitirenler için Seyit Rıza Meydanı’nda ağıtlar yakıldı.
Dersim Tertelesi’nin 83. yılında, katliamda yaşamını yitirenler çılalarla, ağıtlarla anıldı.
Seyit Rıza Meydanı’nda yapılan anmaya HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü’nün yanında çok sayıda siyasi parti ve kurum temsilcileri, sanatçılar Metin Kahraman ve Zeynep Kılıç katıldı. Seyit Rıza heykelinin önünde çılalar yakıldı.
Metin Kahraman ile Zeynep Kılıç, klamlar seslendirdi.
Kureyşan Ocağı’ndan Kadir Bulut’un verdiği gülbeng ile niyazlar paylaşıldı.
PİRHA – Dersimli sanatçılar, koronavirüs nedeniyle yaşanan karantina sürecinde balkonlarda müzik ve tiyatro gösterisi gerçekleştirdi.
Haberin videosu;
Koronavirüs tedbirleri kapsamında girilen karantina sürecinde birçok kentte balkon konserleri devam ediyor. Evlerinden çıkamayan yurttaşların yoğun ilgisiyle karşılanan etkinlikler sanatçılar tarafından sıklaştırıldı.
Dersimli sanatçılar da koronavirüs salgını nedeniyle yaşanan karantina sürecinde balkonlarda etkinlik yapmaya devam ediyor.
Sanatçı Metin Kahraman, “Biz bulaşıcı hastalıklara karşı Düzgün’e yalvarıyoruz. Düzgün, bu kötülüklere karşı durur” diyerek Düzgün Baba eserini seslendirdi. Zeynep ve Zülifkar Kılıç da türküler söylerken, Areye Kay Tiyatro Grubu ise koronavirüsü konu aldığı Kırmancki oyunu sergiledi.
Yoğun ilginin görüldüğü etkinliklere halk, alkış ve halaylarla eşlik etti.
PİRHA – Dersimli sanatçılar Zeynep Kılıç ve Zülfikar Kılıç, orucu direnişi yapan Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek’in durumuna dikkat çekmek için ezgilerini seslendirdiler ve “Yaşamak hak, yaşatmak görevdir. Hep birlikte türkülerimizi söyleyip halaylarımızı çekebileceğimiz güzel günler için Grup Yorum’a özgürlük” dediler.
“Grup Yorum üyeleri Bakanlığın arananlar listelerinden çıkarılsın, yaklaşık 3 yıldır neredeyse tüm konserleri yasaklanan Grup Yorum üzerindeki konser yasakları kaldırılsın, Grup Yorum üyeleri haklarında açılan davalar düşürülsün, tutuklu Grup Yorum üyeleri serbest bırakılsın” taleplerinin kabul edilmesi için ölüm orucu eylemini sürdüren Bass Gitarist İbrahim Gökçek’in durumuna dikkat çekmek adına sanatçılar, yazarlar, siyasetçiler birçok platformda söz söylemeye, Grup Yorum ezgilerini seslendirmeye devam ediyor.
“GRUP YORUM’A ÖZGÜRLÜK”
Dersimli sanatçılar Zeynep Kılıç ve Zülfikar Kılıç da, Grup Yorum üzerindeki baskıların kalkması için “Yaşamak hak, yaşatmak görevdir. Hep birlikte türkülerimizi söyleyip halaylarımızı çekebileceğimiz güzel günler için Grup Yorum’a özgürlük” çağrısı yaparak ezgiler seslendirdiler.
Sanatçılar, koronavirüs karantina sürecine dair ise “evde kal” çağrısı da yaptılar.
PİRHA – Dersimli sanatçı, yazar ve siyasetçiler, 21 Şubat Dünya Anadil Günü’ne ilişkin PİRHA’ya konuştular. Anadile sahip çıkılması, konuşulması gerektiğini, Sey Qaji’nin ‘Her vaş serê koka xo de reseno, her têyr zonê xo de waneno’ sözüyle ifade ettiler.
Haberin videosu
Dersimliler, verilere göre kaybolmaya yüz tutan diller arasında yer alan Kırmancki’nin yaşaması için ailelerin çocuklarına bu dili öğretmesini istiyor.
Bugün 21 Şubat Dünya Anadil Günü, Birleşmiş Milletler Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’ne (UNESCO) verilerine göre, dünya üzerindeki 6 bin dilden 2 bin 473’ü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.
Her 2 haftada 1 dil yok oluyor. Türkiye’de de konuşulan ve kaybolmaya yüz tutan 18 dil arasında Kırmancki bulunuyor. Nüfusunun büyük bölümünün Kırmancki konuştuğu Dersim’de 1993-94 yılında köy boşaltmaları ve ardından asimilasyon politikaları nedeniyle dil, günlük yaşam içinde kullanılmamaya başladığı için yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor.
Edebiyat alanında çıkan çok sayıda kitap ise dilin konuşulmamasından kaynaklı okuyucular tarafından ilgi görmemeye başladığı için yok olma tehlikesi devam ediyor.
“DİL, İNSANIN YÜREĞİDİR”
Dersim’de yurttaşlar, sanatçılar, edebiyatçılar ve siyasetçiler Kırmancki’nin anadilde eğitim alınması ve yurttaşların da evlerinde bu dili çocuklarına öğretmesi ile bu dilin yaşatılacağına inanıyor.
Konuya ilişkin PİRHA‘ya konuşan Sanatçı Zeynep Kılıç, “Bizim dilimiz türkülerde şimdi. Belki türkülerde, ezgilerde unutulmaz. Dil, insanın yüreğidir. Dilin içerisinde itikatımız var, biz varız. Dil kaybolursa biz de kayboluruz” dedi.
“İNSANIN İKİ RUHU VAR; BİRİ DİLİ, BİRİ DE CANIDIR”
Şair-Yazar Ferhat Yıldız ise Dersim’in inancına, kültürüne, diline yönelik asimilasyon politikalarını değerlendirdi.
Yıldız, “Geçmiş, bugün ve yarın. Kimse Türkçe bilmiyordu. Devlet öyle asimilasyon politikaları uyguladı ki, bizim dilimizi hiçbir zaman tanımadılar. Gençlerin dilimize sahip çıkması, unutturmaması gerekiyor. İnsanın iki ruhu var; biri dili biri de canıdır” diye konuştu.
“DİLİMİZ, XIZIR’IN DİLİDİR”
Sanatçı Metin Kahraman, “Dilimizi çocuklarımıza öğretelim” diyerek çağrı yaptığı konuşmasında şunları kaydetti:
“Dilimiz üzerine türküler, klamlar söylüyoruz. Dilimizin kaybolmaması için çalışmalarımız var. İnsanlar hep bizim dilimizi güzel buluyor. Bizim dilimiz gerçekten de çok güzel, sahip çıkmamız gerekiyor.
Dilimiz, Xızır’ın dilidir, dervişlerin dilidir.”
“HER KUŞ KENDİ DİLİNDE ÖTER”
HDP’li Belediye Meclis üyesi Nurgül Yalay da, Sey Qaji’nin ‘ Her vas koké xode reweno, her theyr zone xode waneno’ sözüyle başlıyor. Her ot kendi kökünde biter, her kuş kendi dilinde öter.
Yalay, “Dilimizi unutmayalım. Sahip çıkalım. Bizim dilimiz üzerine okullar, kurslar açılsın ki çocuklarımız öğrensin, dilimizi konuşsun. İstiyorum ki bundan sonra hep birlikte dilimizi konuşalım” diyerek çağrı yaptı.
“HERKES ANADİLİNİ KONUŞSUN, DİLİNE SAHİP ÇIKSIN”
Dersim Belediyesi Kırmancki tiyatro ekibinden Veli Akyol ve Bahar Karademir de Kırmancki oyunlarla dile ilişkin çalışmalar yürütüyorlar.
Tiyatro ekibi, “Herkes gelsin, diline sahip çıksın. Biz eskiden köydeyken dilimizi konuşuyorduk. Şehirlere geldiğimizde sadece ismimizi Türkçe biliyorduk. Büyük küçük hepimiz dilimizi konuşuyorduk. Şehirlerde doğan çocuklar hiç konuşamadı. Bundan sonra istiyoruz ki; herkes diline sahip çıksın, konuşsun, dilimiz unutulmasın. Tiyatrolara katılsınlar. Kırmancki korolar, tiyatro ekipleri, dil kursları var. Tüm gençlere çağrı yapıyoruz. Dilimizi öğrensinler” diyerek topluma çağrıda bulundu.
“DİLİMİZ, TARİHİMİZDİR”
Dersim Dernekler Federasyonu Temsilcisi Ali Mükan ise önceki dönemlerde Kırmancki tiyatro oyunlarında yer aldığını ifade ederek anadile ilişkin şunları aktardı:
“Köylerimizi boşalttılar, yaktılar. Şehirlerde kimse dilini konuşamadı. Yeni nesil ne anlıyor ne de konuşabiliyor. Dile ilişkin çalışmalara destek oluyoruz. Olmamız gerekiyor.
PİRHA – Munzur Kültür ve Dayanışma Derneği’nin katkılarıyla 4.Hıdırellez Etkinliği, 6 Mayıs Pazar Günü saat: 09.00-17.00 arasında Elazığ Sığbadem’de gerçekleşecek.
Elazığ Munzur Kültür ve Dayanışma Derneği’nin katkılarıyla 4.Hıdırellez etkinliği düzenlenecek.
Zeynep Kılıç, Arjen, Munzur Kaya, Ozan Piro, Fikret Gezici, Umuda Türkü ve Aydın Toğtay’ın sahne alacağı etkinlik saat: 09.00-17.00 arasında Elazığ Sığbadem Mevkiinde.
PİRHA – Dersimli Zeynep Kılıç, yakın zamanda çıkacak olan ‘Ju Game’ adlı albümünü PİRHA’ya anlattı. Albümdeki 12 Kırmancki eseri Zeynep Kılıç ve kardeşi Zülfikar Kılıç seslendirirken albümün aranjörlüğünü ise Fuat Saka yapıyor.
Dersimli sanatçı Zeynep Kılıç’ın ilk albümü olan ‘Ju Game’ yakında çıkıyor. 12 Kırmancki eserden oluşan albümde Zeynep Kılıç ve kardeşi Zülfikar Kılıç yorumluyor, albümün aranjörlüğünü ise Fuat Saka yapıyor.
MÜZİĞE İLK ADIM
Kılıç, Dersim’de dünyaya geldiğini belirterek hayatını ve müziğe ilk adımını şöyle anlattı:
“Dersim merkeze bağlı Marçik Köyü’nde dünyaya geldim. İlk, ortaöğretim ve lise eğitimimi Dersim’de tamamladım. Dayılarım bağlama çalar, söylerdi. Aynı zamanda babamın sesi çok güzeldi. Yurt dışında yaşardı. Kasetlere kayıt yapıp gönderirdi, eski türküleri söylerdi. Onları dinlerdim, dayılarımı dinlerdim, bağlama çaldıklarında çok hoşuma gidiyordu. Ben de çalıp söylemek istiyordum. Merkeze taşındığımızda ortaokul dönemlerimde Mehmet Doğan bağlama kursu açmıştı. İki ay oraya gitmiştim. Çok fazla olmasa da kendim çalmaya başlamıştım. Şarkıları da söyleyebiliyordum. Dayım, hevesimi, yapmak istediğimi gördü. Ailemle konuşup İstanbul’a gitmemi, imkanların olduğunu, eğitim alabileceğimi söyledi. Sonra iki yıl orada ASM’ye gittim, eğitim aldım.
ALBÜM ÇALIŞMALARI
Kılıç, albümün çıkış sürecini ise şöyle aktardı:
“Bir kuruma bağlı müzik grubumuz vardı, çalışmalarımız vardı. Oradan ayrıldıktan sonra bireysel olarak çalışmaya devam ettim. Bir albüm yapma düşüncem vardı; ama olanaklar bir türlü el vermedi, bugüne nasip oldu. Amatör olarak müzikle uğraşan kardeşim Zazaca şiirleri olan şairlerin şiirlerini besteliyordu. Benim albüm için repertuarım farklıydı 5 yıl öncesini düşündüğümüz zaman. Kafamda farklı şeyler vardı. Kardeşim Zülfikar’ı dinleyince çok değişik şeyler çıktı ortaya. Daha farklı tarzlar dilimize yakışır diye düşündüm. Sonra repertuarımı tamamladım. Şarkılarımızı seçtik.”
Fuat Saka’nın albümün aranjörlüğü yapmasına ilişkin konuşan Kılıç, “Kim bu albümüm altyapılarını yapabilir, istediğimizi yansıtabilir diye düşündüm. Fuat Saka aklıma gelmişti. Daha öncesinde de aklımda vardı” diyerek şöyle devam etti:
“Sonrasında çalışmalarımızdan bahsettik, kayıtlarımızı dinledi, olumlu karşıladı. Albümün altyapılarını, aranjörlüğünü yapabileceğini söyledi. Gidip görüştük, sonra Fuat Saka üzerinde çalışıp altyapıyı kendisi hazırladı. Güzel bir albüm çıktı ortaya.”
DİL İÇİN BİR ADIM: ‘JU GAME’
“Albümde 12 şarkı yer alıyor. 12 şarkının hepsi Zazaca. Bizim Dersimli şairlerimizin şiirlerinden oluşuyor. Hawar Tornecengi, Berfin JELE, Deniz Doğan, Hasan Yıldız ve dayıma ait olan. Albümün hepsi Zazaca, dediğim gibi ben daha önce yapmak istiyordum ama olanaklar el vermemişti” diye konuşan Kılıç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çünkü dil benim için çok önemli; en ön planda olandır benim dilim. Türkçe’yi almadık şarkılarımıza. Bugün dilim çok fazla konuşulmuyor. İnsanlar çocuklarına artık dil öğretmiyor. Günlük yaşam içerisinde de fazla konuşulmuyor. Zamanla unutulacak. Yani ileride sadece insanlar bunu şarkılarda dinleyecekler. O yüzden dilin yok olmaması için ben ne yapabilirim dilim için. Ben de bir adım atayım; ve ‘Ju Game’ çıktı ortaya. Umarım insanlarımız bunu benimser ve sahip çıkarlar. İçeriği bizi anlatıyor. İnsanlarımızı, yaşadığımız durumu anlatan bir albüm oldu.”
“KENDİMİZİ İFADE EDEBİLECEK BİR KANAL YOK”
Müziğin özgürce yaşanmasına ilişkin fikirlerini belirten Kılıç, “Şu anda müziği özgürce yapamıyoruz. Çünkü bir kanalımız yok bizi tamamıyla yansıtan. Televizyonlarımız vardı kapatıldı. Önümüzdeki günlerde klip çekmeyi düşünüyoruz. Çekip nerede yayınlayacağız diye düşünüyoruz. Çünkü kendimizi ifade edebileceğimiz hiç bir şey bırakmadılar bize. Ancak çektikten sonra sosyal medyada yayınlanabilir. Onun dışında umarım ileride birçok şey değişir de kendi kanallarımız olur, kendimizi rahatlıkla orada ifade edebiliriz” diyerek sözlerini tamamladı.