Etiket: zeytinlikler

  • Zeytinliklerin madene açılmasına karşı TBMM önünde oturma eylemi-VİDEO

    Zeytinliklerin madene açılmasına karşı TBMM önünde oturma eylemi-VİDEO

    PİRHA-Zeytinlik alanları maden işletmeciliğine açacak yasa teklifini protesto amacıyla çeşitli illerden Ankara’ya gelen köylülerin nöbetleri devam ediyor. Köylüler, Meclis önünde oturma eylemi başlattı.

    TBMM Genel Kurulu’nda zeytinliklerin madencilik faaliyetlerine açılmasını da içeren torba kanun teklifinin ilk 11 maddesi kabul edildi. AKP’nin verdiği önergeyle teklifin 11’inci maddesinde yapılan değişiklikle zeytinliği taşınacak olan köylülere Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nca uygun görülen ya da maden sahalarının bulunduğu il sınırlarındaki KİT’lere ait taşınmazlarda yer alan zeytinlikler, değerinin yüzde biri üzerinden 20 yıl süreyle kiralanabilecek.

    Cemal Süreya Parkı’nda 16 gündür nöbet tutan, 3 gündür ise açlık grevinde olan köylüler, zeytinlik alanları maden işletmeciliğine açacak yasa teklifini protesto etmek amacıyla TBMM önünde eylem yaptı. Eyleme milletvekilleri ve demokratik kitle örgütleri de destek verdi.

    “KEPÇELERİN ÖNÜNE YATACAĞIZ, ZEYTİNLERE SARILACAĞIZ”

    Köylüler, Meclis’in önünde maden yasasını geri çekilmesini talep ederken İkizköy Mahalle Muhtarı Nejla Işık, şunları söyledi:

    “’Bu torba yasa geçerse her şeyimizi kurban edecek, bu Anadolu’nun ölüm fermanıdır’ dedik. Tüm vekillerin vicdanına seslendik. Ama görüyoruz ki vekillerin vicdanları yok. Eğer Varank’ta vicdan olsaydı bunca çığlığa rağmen, bunca haksızlığa rağmen biz köylülerin sesini duyar, karşımıza çıkar, bizi dinlerdi. Bugün yine buradayız, 5 köylü kardeşimizle birlikte 3 gündür açlık grevindeyiz. Bu yola başımızı koyduk. Buradan gittiğimizde o kepçeler bizim köyümüze girecek. Sanmayın izleyeceğiz, o kepçelerin önüne yatacağız, o zeytinlere sarılacağız. Önce bizi öldürün, sonra toprağımızı alın diyeceğiz.”

    “ÜRETECEK TOPRAĞIMIZ KALMADIKTAN SONRA SEFALETE SÜRÜKLENECEĞİZ”

    Esra Işık ise konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

    “16-17 gün oldu. Dik duracağı, çünkü inançlıyız. Bize yapılan bütün baskılara rağmen, bu yasayı istemiyoruz dememize rağmen maddeleri tek tek geçirenlere sesleniyoruz. Biz bu ülkenin yurttaşları değil miyiz? Yurttaşlıktan kovdunuz da bizi haberimiz mi yok? Biz bu ülkenin üreten köylüleri değil miyiz? Biz bu ülkeyi ayakta tutan köylüler değil miyiz? Ne yaptı bu köylü size? Köylünün toprağını gasp et, işçinin hakkını gasp et, şirketlerin cebi dolsun her şey bundan ibaret. ‘Açlığa, sefalete mahkûm edeceksiniz bizi’ diyoruz. Sadece bizi değil bu ülkede herkes açlığa, sefalete mahkûm kalacak. Üretecek toprağımız kalmadıktan sonra, hasat edecek zeytinimiz kalmadıktan sonra bizler açlığa sefalete sürükleneceğiz.”

    Konuşmaların ardından köylüler, Meclis önünde oturma eylemine başladı.

    PİRHA/ANKARA

  • Sarıbal: Bu kanunun ne topluma, ne ülkeye, ne halka bir yararı yok-VİDEO

    Sarıbal: Bu kanunun ne topluma, ne ülkeye, ne halka bir yararı yok-VİDEO

    PİRHA- Zeytinliklerin maden faaliyetlerine açılmasına izin veren düzenlemeye ilişkin konuşan CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, “Bu kanunun ne topluma, ne ülkeye, ne halka bir yararı yok. Ama kime yararı var? Siyasetçilere yararı var. Çünkü daha önce zengin, şirket sahibi bakanlarımız vardı. Şimdi madenci milletvekillerimizin hizmetine sunulan bir kanun gibi görüyoruz bunu” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, maden sahası açmak için tarım arazilerinin yok edilmesinin önünü açacak maden yasasına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “23 YILDIR YÜRÜTTÜKLERİ HUKUKSUZLUKLARINA HUKUK KATMAYA ÇALIŞIYORLAR”

    İktidarın bu kanunla 23 yıldır fiilen yürüttükleri hukuksuzluklarına hukuk katmaya çalıştıklarını belirten Orhan Sarıbal, “Bugüne kadar ÇED olumlu raporu almayan kaç işletme var mesela? Hemen hemen parmakla sayılacak kadar az. Düşünün 9 bin şu anda işletmesi var bu ülkede. Ve 4 bin arama ruhsatı var. Yaklaşık 13-14 bin arama ve işletme ruhsatından bahsediyoruz. Önce ÇED’leri değiştirdiler, sonra yeniden ÇED yapın dediler. Bir sene itiraz ettiler, seneye tekrar hayata geçirdiler. Aslında her halükârda o firmalar ÇED alıyorlardı. Şimdi bir hukuki düzenleme getirerek çok kısa bir süreye indirdiler ve şunu dediler; ‘Siz, Çevre Etki Değerlendirme Raporu’na (ÇED) müracaat edin ama öbür tarafta ruhsat çalışmalarınızı, izin çalışmalarınızı, teşvik çalışmalarınızı yürütün.’ Bu şu demek; ‘Biz her hâlükârda size bu ÇED olumlu raporunu vereceğiz.’ Bunun için de altyapı hazırladılar, yine aynı kanunda var” dedi.

    “BÜTÜN YETKİLERİN CUMHURBAŞKANI’NIN EMRİNE VERİLDİĞİ BİR DÖNEM”

    Yeni bir düzenlemeyle Cumhurbaşkanlığı Yardımcısı başta olmak üzere, 4 bakanla beraber yeni bir kurul oluşturulduğunu söyleyen Sarıbal, “Stratejik ve kritik madenlerle ilgili kararı bunlar verecekler. İzinlerle ilgili sürenin bittiğine bunlar karar verecekler. Ne kadar rehabilitasyon benzeri işlem varsa bunlar karar verecekler.

    Stratejik ve kritik madenlerle ilgili aslında yasalarda sadece savaş, deprem gibi çok önemli durumlarda kullanılması gereken, acele kamulaştırma yani el atma meselesini kritik ve stratejik madenler üzerinden bu yasaya yine koydular. Yani hangi ürünün ne zaman kritik, ne zaman stratejik olacağını da bu beyefendiler karar verecekler. Kim belirliyor bu kurulu? Cumhurbaşkanı belirliyor. Yani bütün yetkilerin Cumhurbaşkanı’nın emrine verildiği bir dönem” diye konuştu.

    “BU KANUN ALTINA İMZA ATAN MİLLETVEKİLLERİ ÜLKENİN DEĞERLERİNE İHANET EDİYORLAR”

    Bu kanunun altına imza atan milletvekillerin ülke değerlerine ihanet ettiğini belirten Orhan Sarıbal, şunları söyledi:

    “Mera Kanunu var. Mera Kanunu diyor ki; ‘Hiçbir şekilde Meralara dokunamazsınız.’ Ama bu kanunla MAPEG yani Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü, Tarım İl Müdürlüğü’ne yazı yazıyor. ‘Şuradaki meranızın, şu kadar kısmı ya da tümü maden sahası içerisindedir, bilginiz olsun’ onun devrini MAPEG kalıyor.
    Yani Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü artık tam yetkili olarak Tarım Orman Bakanlığı’nın yetkilerini aşan, onların yetkisi yetkisizleştiren bir tutum sergiliyor. Bu ülkenin ormanı artık kesinlikle güvencede değil.
    Cumhurbaşkanı kararnamelerle, o son çıkan kararla bugüne kadar 40.000 dönüm araziyi belirli yerlere teslim etti. Şimdi bunu daha da geliştiriyorlar. Bu kanunun ne topluma, ne ülkeye, ne halka bir yararı yok. Ama kime yararı var? Siyasetçilere yararı var. Çünkü daha önce zengin, şirket sahibi bakanlarımız vardı. Şimdi madenci milletvekillerimizin hizmetine sunulan bir kanun gibi görüyoruz bunu. Ayrıca bu kanun altına imza atan milletvekilleri başta Bursa, Muğla, İzmir, bütün bu milletvekilleri aslında kendi kentleri de, ülkenin değerlerine de ihanet ediyorlar.”

    “MEHMET ŞİMŞEK VE ERDOĞAN EKONOMİ POLİTİKASININ ÇARESİZLİĞİNİN BİR SONUCUDUR”

    İktidarın ülkenin bittiğini kabul ettiğinin altını çizen Orhan Sarıbal, ülkenin kaynaklarının kendi yandaşlarına, uluslararası şirketlere pazarlandığını belirtti. Sarıbal, şunları ifade etti:

    “Ekonomik olarak çöktüğünü, artık başka hiçbir çaresi kalmadığını, kendilerine emanet edilen bu ülkeyi kendi babalarının malı, kendi şirketleri gibi satmaya çalışıyorlar. Bu bir ülkenin ekonomisinin bittiğini, iktidarın çöktüğünü, ülkenin üretim, kazanım, sermaye, birikim, bunların tümünün olmadığını gösteriyor. Mehmet Şimşek ve Erdoğan ekonomi politikasının çaresizliğinin bir sonucudur. Bu ülkenin kaynaklarını kendi yandaşlarına, uluslararası şirketlere pazarlıyorlar.

    Zeytin Kanunu’nda yani 380 bin dönüm alan sadece Muğla’nın yüz ölçümünün %4’üne denk gelen ve yaklaşık olarak 82 bin -onların resmi söylemi üzerinden söylüyorum- ağacın kesileceği bir şeyden bahsediyoruz. Kendi yandaşlarına bu ülkenin kaynaklarını sermaye olarak aktaran, yağmacı, talancı bir iktidar var. Bu mücadele bağımsızlık mücadelesi, bu mücadele ülkenin varlıklarını sahip çıkma ve onları koruma mücadelesidir. “

    Buse Nehir DEMİR/ANKARA

     

    İLGİLİ HABERLER:

    Yasa tasarısına karşı İkizköylüler Meclis önünde oturma eyleminde-VİDEO

    Zeytinlikleri madene açacak kanun teklifi komisyondan geçti

    Zeytinlikleri maden şirketlerine açan kanun Mersin’de protesto edildi- VİDEO

    Çevreciler Mersin’den seslendi: Geleceğimizi karartacak yasayı geri çekin!

    Zeytinliklerin kesilmesine karşı Meclis’te eylem kararı!-VİDEO

    Zeytinlikleri maden şirketlerine açan kanuna karşı Meclis’te eylem -VİDEO

     

  • Zorlu, Alevi köyü Aydın Alamut’a JES kurmak istiyor; köylüler tepkili-VİDEO

    Zorlu, Alevi köyü Aydın Alamut’a JES kurmak istiyor; köylüler tepkili-VİDEO

    PİRHA- Aydın’ın Bozdoğan ilçesindeki Tahtacı köyü Alamut’ta JES projesi yapılmak isteniyor. Alamutlular, “Yaşam alanımız yok edilmek isteniyor. Bu köyü haritadan silmek istiyorlar. Biz bunları Akbelen’den, Bergama’dan, Kaz Dağları’ndan, Cerattepe’den ve en son Erzincan İliç’ten tanıyoruz” diyerek projeye tepki gösterdi.

    Zorlu Jeotermal Enerji Elektrik Üretimi A.Ş., Bozdoğan’a bağlı Alamut Mahallesi, Boykesiği ve Bozdoğan-Aydın karayolu kenarındaki 48 dönümlük sahada 50 MWe kurulu gücünde Nazilli Diracık JES projesinin tesis edilmesi ve işletilmesi için çalışmalara başladı.

    Projeyle ilgili olarak firmanın başvurusu üzerine Aydın Valiliği Çevre, Şehircilik ve İklim Değişik Müdürlüğü tarafından ‘Çevresel Etki Değerlendirmesi’ (ÇED) süreci başlatıldı.

    48 dönüm üzerine kurulmak istenen JES santralinin tamamı ise Alamut köyündeki tarım arazileri, ekili tarlalar, yüzlerce yıllık zeytinlikler ve su havzalarını içerisine alıyor.

    KURULMASI İSTENEN SANTRAL KÖYE 1 KİLOMETRE UZAKLIKTA

    Aydın-Muğla-Denizli planlama bölgesi 1/100.000 ölçekli onaylı çevre düzeni planında “sulama alanı ve tarım arazisi” olarak işaretlenmiş alanlarda yapılmak istenen JES tesisleri, Alamut köyü merkezine yaklaşık 1 kilometrelik mesafede bulunuyor.

    SAATTE 2 BİN TON!

    50 MW kurulu gücünde kurulacak olan jeotermal enerji santralinde planlanan jeotermal akışkan miktarı 2.000 ton/saat olması dikkat çekici. Diğer yandan yine Aydın’da Kuyucak ilçesinde 50 MW kurulu gücünde Kuyucak Jeotermal Enerji Santrali (JES) kurulmak için girişimde bulunulduğu duyurulmuştu.

    20 KUYU AÇILACAK

    Projeye göre, santral alanı ile alternatif santral alanına ilave olarak 10 tanesi üretim, 9 tanesi reenjeksiyon kuyusu ve 1 tane alternatif olmak üzere toplam 20 kuyu açılacak.

    JES PROJESİNİN ÖMRÜ EN AZ 49 YIL

    ÇED kararı alınması sonrasında izin süreçlerinin tamamlanmasıyla birlikte sondaj ve santral alanındaki çalışmaların yaklaşık 2 yıl sürede tamamlanması ve tesisin tam kapasite ile işletmeye alınması öngörülüyor. Planlanan projenin ekonomik ömrünün 49 yıl olacağı hesaplanırken, 49 yıl sonra ise gerekli revizyonların yapılmasıyla birlikte bu sürenin uzatılması söz konusu olabilecek.

    PROJEDE GERÇEKLER GİZLENDİ

    Proje tanıtım dosyasında (PTD) JES alanı ile ilgili paylaşılan fotoğraflarda alanların ekili tarım arazisi olduğu ve çevresinde zeytinliklerin bulunduğu görülmesine rağmen proje alanının “Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun’da belirtilen alanlar içerisinde yer almadığı” ileri sürülüyor. Yine çevre düzeni planında “sulama alanı ve tarım arazisi” olarak işaretlenmiş JES alanları için PTD’de “Tarım alanları: Tarımsal kalkınma alanları, sulanan, sulanması mümkün ve arazi kullanma kabiliyet sınıfları I, II, III ve IV olan alanlar, yağışa bağlı tarımda kullanılan I. ve II. sınıf ile özel mahsul plantasyon alanları içerisinde yer almamaktadır” yazıldığı görülüyor.

    KÖYLÜLER JES’E KARŞI TOPLANTI GERÇEKLEŞTİRDİ

    Aydın Bozdoğan’a bağlı Alamut köyü yakınlarında işletilmek istenen JES’e karşı köylüler ayağa kalktı. Köyde yapılan bilgilendirme toplantısında yüzlerce köylü tarlalarında jeotermal kuyusu ve işletmesi açılmasına izin vermeyeceklerini dile getirdiler. Zorlu Holdinge bağlı Zorlu Enerji şirketinin yerleşim yerine yakın, verimli tarlaların üzerine yapmak istediği JES’e karşı “Havama, suyuma, toprağıma dokunma!” pankartlarının asıldığı köy meydanında yapılan toplantıda Aydın Tabip Odası’ndan doktorlar ve hukukçular köylüleri JES’lerin sağlık ve çevresel etkileri konusunda bilgilendirdi.

    “‘ZORLU’ ÇEKİP GİTSİN!”

    Çiftçilik yapan Cansu Kahyaoğulları, projenin uygulanmasıyla ekili alanların ve zeytinliklerin kalmayacağını belirterek, “Çiftçiyiz ve hayvancılıkla uğraşıyoruz. Köyümüz güzel ve biz zehirlenmek istemiyoruz. Bu ZORLU başımıza nerden geldiyse çeksin gitsin. Hiçbir köylümüz bunu istemiyor. Çocuklarımız var ve üstümüze kükürt yağacak, kokudan geçilmeyecek. ZORLU köyümüzden çıkıp gitsin. Ağaçlar, zeytinler kuruyacak, topraklarımız susuz kalacak. 30 kuyunun açılmasından bahsediyorlar, bir kuyu bile insanı kanser ediyor. Köylünün dağda zeytini, ovada ekini var. Bu proje gelirse hiçbir şeyimiz kalmayacak” diye konuştu.

    “YALNIZ BIRAKILMAYALIM”

    Köy sakinlerinden Sultan Kahyaoğulları, Alamut’un Alevi köyü olmasından kaynaklı yalnız bırakıldığına vurgu yaptı. Alamut köyünün mücadelesine ses verilmesi çağrısında bulunan Kahyaoğulları, “Alamut köylüleri olarak hiçbir şekilde çocukların, doğanın ve arazilerin kanser alanı olmasını istemiyoruz. Bu mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz ve bu zorbalara köyümüzü teslim etmeyeceğiz. Bizim seçtiğimiz belediye başkanının yanımızda olmasını istiyoruz. Bu köyü sahipsiz ve yalnız bırakmasınlar. Alamut Alevi köyü ve yalnız bırakıldık. Bir dayanışma ile köyümüze yardım edilmeli. Bu köy ilk defa böyle bir şey ile karşılaşıyor. Bununla sonuna kadar mücadele edeceğiz. Bizim için çok değerli olan ağaçlarımızın, doğamızın katledilmesine izin vermeyeceğiz” dedi.

    “ÖMRÜMÜZÜ SAĞLIKLI BİR ŞEKİLDE KAYBETMEYECEĞİZ!”

    Yine Alamut köyünden serbest Veteriner Hekim İsa Kıvrak ise “Akçay ve Büyük Menderes havzası için yapılabilecek en büyük kötülük” diye tariflediği projenin büyük bir tehlike olduğuna işaret ederek şunları söyledi:

    “İnsanlar doğayı nasıl katlederiz diyerek buraya jeotermik kurmaya karar vermişler. Akçay ve Büyük Menderes havzası için yapılabilecek en büyük kötülük. Milyon doları olan insanlar, birkaç milyon dolar daha kazanmak için çocuklarımızın ve bizlerin canını yok sayarak bu projeyi başlattı. Bizim için çok tehlikeli. Hiçbir zaman ömrümüzü sağlıklı bir şekilde kaybedeceğimizi düşünmüyorum. Bu proje gerçekleşirse bizler kanser, çocuklarımız ise engelli olacak. Geleceğimizi kaybedeceğiz. Hayvansal ürünleri sağlıklı olarak tüketemeyeceğiz. Bu konuda Alamut köyü olarak yalnız kaldığımızı, sesimizi duyuramadığımızı düşünüyoruz. Yaşamak istiyorsun ama yaşayabilecek bir alanın yok. Mutlu olmak istiyorsun ama mutlu olabilecek bir sebebimiz yok.”

    “BUNLARI AKBELEN’DEN, İLİÇ’TEN TANIYORUZ!”

    37 yıl çalıştıktan sonra emekli olan ve 2017 yılında köyüne yerleşen Birtan Kulakoğlu da JES projesine dair 15 Ağustos tarihinde kimsenin haberi olmadan keşif yapıldığını kaydederek, “Proje başlamadan, şantiye kurulmadan köylüler olarak buna müdahale ettik. Biz bunları Akbelen’den, Bergama’dan, Kaz Dağları’ndan, Cerratepe’den ve en son Erzincan İliç’ten tanıyoruz. Köyümüzde birlik daha da ileriye ortak bir tavra götürülerek projeyi istemediğimizin mesajını verdik. Köyümüz buna dair bir toplantı yaptı ve elini taşın altına koymaya karar verildi. Projeye dair hiçbir ikaz yok ve 15 Ağustos’ta kimsenin haberi olmadan keşif yapmışlar. 27 Aralık’ta Aydın Çevre İl Müdürlüğü’ne fizibilite raporları sunulmuş. Biz projeye başlandıktan sonraki mahkemenin durdurma kararını beklemeyeceğiz. Geç gelen adalet adalet değildir” şeklinde konuştu.

    “40 YIL SONRA DÖNDÜM VE ENDİŞELİYİM”

    Almanya’da kaldıktan 40 yıl sonra köye kesin dönüş yapan Veli Öztürk ise “Çalışıp emekli olduktan sonra tek hayalimiz köyümüzde huzur içerisinde yaşamaktı. Bu manzarayla karşılaşmak beni gerçekten üzdü. Yaşam alanlarımızı yok etmek istiyorlar ve buna karşı direnmemiz lazım. Huzur ile yaşayabilecek bir köyümüz kalmadı. Endişe içerisindeyiz. Bu projeyi istemiyoruz, gerçekleşmesine müsaade etmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    “BU KÖYÜ HARİTADAN SİLMEK İSTİYORLAR”

    ‘Bu köyü haritadan silmek istiyorlar’ diyen 75 yaşındaki İsmail Atilla, “İkinci bir İliç olmak istemiyoruz. Bu köyü haritadan silmek istiyorlar. Mevcut yönetimin düşüncesine karşı yoğunlukta olduğu için bu köyü haritadan silmek istiyorlar. Baraj suyu dibimize kadar geldi ama hala bizim zeytinliklerimize su vermiyorlar. Oysaki bütün köyler baraj suyundan faydalanıyor. Toplumsal olaylara duyarlılığı olan herkes gelip buraya sahip çıksın” çağrısında bulundu.

    Ersin ÖZGÜL/AYDIN

     

     

     

  • Hatimoğulları’ndan Dikmece’de TOKİ tepkisi: Zeytinlikleri talan etmeye hakkınız yok!-VİDEO

    Hatimoğulları’ndan Dikmece’de TOKİ tepkisi: Zeytinlikleri talan etmeye hakkınız yok!-VİDEO

    PİRHA- Antakya ilçesine bağlı Arap Alevi köyü Dikmece’de zeytinlik alanlara TOKİ binaları yapılmak istenmesine direnen köylülere Yeşil Sol Parti Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları destek verdi. TOKİ’ye tepki gösteren Hatimoğulları, Arap Alevilerin yoğun yaşadığı bölgelerde yapılmak istenen kamulaştırmayı burada demografik yapının değiştirilmek istenmesi olarak görüyoruz” dedi. 

    Hatay’ın Antakya ilçesine bağlı Arap Alevi köyü Dikmece‘de zeytinlik alanlara TOKİ binaları yapılmak istenmesine karşı köylülerin direnişi sürüyor.

    Yeşil Sol Parti Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları, Antakya’da Dikmece köyünde halkla birlikte bir açıklama yaparak, günlerdir devam eden direnişin aslında uzun zamandır köylüler tarafından sürdürüldüğünü vurguladı.

    “AKP İKTİDARI YILLARDIR ZEYTİNLİKLERİ TALAN EDİYOR”

    Hatimoğulları, Dikmece köyünde deprem konutları adı altında yapılmak istenen TOKİ projesi nedeni ile kamulaştırılan arazileri için Dikmece köyünün mücadelesinin devam ettiğini ifade etti. Depremden mağdur olan kentin en yoksul köylerinden biri olan Dikmece’de zeytinliklerin köylülerin geçim kaynağı olduğunu ve bu nedenle en başından beri toprağına, zeytin ağacına sahip çıktıklarını söyleyen Hatimoğulları şunları kaydetti:

    “Akbelen’de ağacına sahip çıkan kadınlar, Cudi’de yanan/cayır cayır yakılan ormanlar ve bugün burada istimlak edilmek istenen arazi, zeytinlikler ülkenin ciğeridir, canıdır. Dünden beri TOMA’larla gelerek, etmedikleri zulmü bırakmayanlar canımıza kast etmek istiyorlar. Bu ağaçlar bizim canımızdır, geçim kaynağımızdır, kültürel değerimizdir!
    Meclisin kapandığı son hafta torba yasa içinde zeytinliklerin deprem bahanesi ile imara açabilmesinin önünü açmak için madde koyduklarını ve bu maddenin Dikmece halkı için özel olarak kanun çıkartıyorsunuz demelerine rağmen çoğunluk tarafından yasalaştırıldı. 84 yıl önce yasalaştırılan Zeytin Kanunu’na rağmen AKP iktidarı yıllardır zeytinlikleri talan ediyor. Buna karşı çıkan köylülere de işkence görüntüleri tüm kamuoyuna yansıdı. Tıpkı İsrail devletinin Filistin halkına uyguladığı şiddeti anımsatan görüntülerdi. Jandarmayı ve onlara emri verenleri kınıyorum.”

    “İŞGALCİ SİZSİNİZ; DİKMECE ARAZİLERİ PEŞKEŞ ÇEKİLDİ”

    Torba yasadaki 25. Madde ile depremzede yurttaşların, “işgalci” olarak tanımlandığını ve topraklarından çıkartılacağının ifade edildiğini dile getiren Hatimoğulları, “Burada gördüğümüz işgalci sizsiniz” dedi.

    Hatimoğlulları, alınan kararda Dikmece, Kesecik, Karaağaç köylerinin kamulaştırıldığını ve henüz kanun çıkmadan haftalar önce Dikmece arazilerinin 15 Mayıs tarihinde ihale sözleşmesi yapılarak peşkeş çekildiğinin altını çizdi.

    “DEMOGRAFİK YAPI DEĞİŞTİRİLMEK İSTENİYOR”

    Deprem konutu projesinin iki defa yıkıldığı için tekrar inşa eden Erzurum pistini yapan Sarıdağlar İnşaat’a verildiğini, yine yandaş firmaya sözde deprem konutlarının teslim edildiğini vurgulayan Tülay Hatimoğulları, şöyle devam etti:

    “Depremi Allahın lütfu olarak görüp talan için gerekçe yapıyorlar. Arap Alevilerin yoğun yaşadığı bölgelerde yapılmak istenen kamulaştırmayı burada demografik yapının değiştirilmek istenmesi olarak görüyoruz. Deprem olduğunda seferberlik ilan etmeyen, gelmeyen iş makinaları şimdi zeytinliklerimiz için sıraya girmiş. Arap Alevi halkı neden bizim topraklarımız, diye soruyor. Zeytinlikler, tarım arazileri bu köyün geçim kaynağıdır. Depremde her şeyini kaybetmiş yurttaşları bir de topraklarından etmeyin, ikinci bir travma yaşatmayın. Depremi gerekçe göstererek köylüleri buradan sürmeye, demografik yapıyı değiştirmeye ve zeytinlikleri talan etmeye kimsenin hakkı yoktur.”

    Hatimoğulları, henüz zemin etüdleri bile yapılmamış araziye proje yapılmak istenmesini eleştirerek, direnişin devam edeceğini ve takipçisi olacaklarını ifade etti.

    PİRHA/ANTAKYA