Etiket: ziraat odaları birliği

  • TMMOB Ziraat Odaları Birliği sordu: Çiftçimiz neden üret(e)miyor?

    TMMOB Ziraat Odaları Birliği sordu: Çiftçimiz neden üret(e)miyor?

    PİRHA-TMMOB Ziraat Odaları Birliği, yaptığı yazılı açıklama ile üreticilerin kayıplarının arttığını ve böyle giderse Türkiye’nin dışa bağımlı bir ülke haline gelmesinin kaçınılmaz olduğunu kaydetti. 

    TMMOB Ziraat Odaları Birliği “Çiftçimiz neden üret(e)miyor” başlıklı yazılı bir açıklama yaptı. Son yıllarda artan tarımsal ithalatın gıda güvenliği ve dışa bağımlılığı arttırdığına vurgu yapılan açıklamada buna bağlı olarak çiftçilerin karlı üretim süreçlerinin dışında kaldığı ifade edildi.

    “Neden talebimizi karşılayacak üretimi gerçekleştiremiyoruz, çiftçimiz neden üretemiyor?” sorusunun sorulduğu açıklamada, bunun nedeninin girdi fiyatlarının yüksekliği olarak gösterildi. Açıklamada devamla şu ifadelere yer verildi:

    “YEM FİYATLARI ET FİYATLARININ ÇOK ÜZERİNDE”

    “Bu yanıtın doğruluğunu teyit edecek farklı veriler bulunmaktadır. Et ve Süt Kurumu (ESK) tarafından yayımlanan, yurt içi ve yurt dışı et fiyatları ile girdi fiyatlarını gösteren haftalık piyasa bültenleri, süreç içindeki değişimin izlenebilmesi açısından önemli bir kaynaktır. Çok fazla geriye gitmeden, söz konusu bültenlerde yer alan son dört yılın verileri incelendiğinde, çiftçimizin neden üretemediği sorusunun yanıtı kolaylıkla görülmektedir.
    Yem fiyatları, et fiyatlarının çok üzerinde artmıştır.

    Haftalık bültenlerde, perakende et fiyatları olarak ESK kıyma ve kuşbaşı, tüketici fiyatları olarak kuşbaşı ve kuzu eti fiyatlarına yer verilmektedir. 2015 yılı Aralık ayının son haftasında 25,75 TL olan ESK kıyma fiyatı, 2018 yılı Aralık ayının sonunda 31 TL`dir. 2015 yılındaki fiyat, baz olarak 100 kabul edildiğinde, 2018 yılında 120 olmuştur. Aynı baz değer ESK kuşbaşı et için 116`dır. Tüketici fiyatlarına bakıldığında, 2015 yılının son haftasında kuşbaşı et fiyatı 38,17 TL iken, 2018 yılının son haftasında 44,2 TL`dir. 2015 yılı fiyatı baz değer kabul edildiğinde, 2018 yılında baz değer 116 olmuştur. Tüketici kuzu eti fiyatı 2015 yılının son haftasında 30,57 TL iken, 2018 yılının son haftasında 49,62 TL`dir. Tüketici kuzu etinin baz değeri aynı dönemde 162`ye yükselmiştir.

    Kıyaslama yapılan aynı dönemde yem fiyatlarına bakılacak olunursa, 2015 yılı değerleri baz alındığında, bültende yer alan yemlerin tümünün ortalama fiyatı 151 baz değerine çıkmıştır. Bu ortalama değere karşın, silajlık mısırın 167, samanın 161, mısırın 159 baz değeri ile ortalamanın üzerinde bir artış gösterdiği görülmektedir.

    “GİRDİ FİYATLARI YEM FİYATLARININ ÇOK ÜZERİNDE ARTMIŞTIR”

    Değerlendirme yapılan dönemde motorin 169, DAP gübresi 155, Üre gübresi 171 baz değerleri ile dikkat çekici bir artış göstermiştir. Tüm bu veriler üzerinden bir değerlendirme yapıldığında, et fiyatlarında %20 civarından bir artış söz konusu iken, yem fiyatlarında %50, motorin ve gübre fiyatlarında ise bunun da üzerinde bir artış söz konusudur.
    2015 yılı Aralık ayı sonunda 1kg ESK kıyma ile 29,06 kg besi yemi alınabilirken, 2018 yılı sonunda 22,86 kg besi yemi alınabilmektedir. Aynı şekilde 41,27 kg mısır alınırken, 31,22 kg mısır alınabilmektedir. 1kg ESK kıyma fiyatıyla alınabilecek motorin miktarı 6,87 litreden 4,92 litreye, DAP gübre 13,21 kg`dan 10,26 kg`a düşmüştür.
    İlk bakışta yem fiyatlarının artışının, et fiyatlarındaki artışın üzerinde olması nedeniyle en azından yem bitkilerini üreten çiftçimizin gelirinin arttığı düşünülebilir. Ancak yem bitkilerinin üretim maliyeti, verilerde yer alan mazot ve gübre fiyatları dikkate alındığında dahi önemli ölçüde artmıştır. Üretimin maliyetleri içinde etkili olan ilaç, tohum gibi diğer girdilerdeki artış da göz önüne alınırsa, yem bitkileri üretiminde karlılığın azaldığı ya da başka bir ifade ile zararın arttığını söylemek mümkündür. Özet olarak incelen son dört yılda üreticinin eline daha az para geçerken, girdi masrafları önemli ölçüde artış göstermiştir.

    “ÜRETİCİNİN KAYBI ARTTI”

    Üreticinin kaybı sadece girdi fiyatlarından değil, enflasyon nedeniyle de artmıştır. Son dört yıla ait yıllık enflasyon göz önüne alındığında, 2015 yılı Aralık ayındaki 100 birimlik değer, tüketici fiyatları enflasyonu dikkate alındığında 64`e, üretici fiyatları enflasyonu dikkate alındığında ise 50`ye düşmüştür. Aynı dönemde avronun değeri de iki katına çıkmıştır.

    “DIŞA BAĞLI BİR ÜLKE HALİNE GELMEMİZ KAÇINILMAZ”

    ESK haftalık piyasa bülteni verileri üzerinden yapılan bu genel değerlendirme, tarımsal üretimimizin durumunu ortaya koymaktadır. Tarımsal üretimde üretim maliyetlerinin azaltılmasına, çiftçilerimizin üretime devam etmesine yönelik adımlar ihmal edilmeden bir an önce atılmalıdır. Mevcut durumun sürdürülmesi halinde gıda ihtiyacımızın karşılanmasında daha fazla dışa bağımlı bir ülke haline gelmemiz kaçınılmaz bir sonuç olacaktır.” (HABER MERKEZİ)

  • Ziraat Odaları Birliği: Halkın ortak varlıkları sermayeye peşkeş çekiliyor-VİDEO

    Ziraat Odaları Birliği: Halkın ortak varlıkları sermayeye peşkeş çekiliyor-VİDEO

    PİRHA- Ziraat Odaları Birliği, ‘Çiftçiye, orman işçisine, köylüsüne, ülke ekonomisine darbe indiriliyor’ başlığı ile basın toplantısı düzenledi. 

    Ziraat Odaları Birliğinde düzenlenen basın toplantısına Kimya Mühendisler Odası Başkanı Özden Güngör, Türkiye Ziraatçılar Derneği  Genel Başkanı Hüseyin Demirtaş, Tarım Orkam Sen Genel Başkanı Hamit Kurt, Çitfçi Sen Genel Başkan Abdullah Andıç, Kimya Mühendisler Odası Genel Başkanı Dr. Ali Uğurlu ve CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal katıldı.

    Ortak basın açıklaması metnini ise Ziraat Mühendisler Odası Genel Başkanı Özden Güngör okudu.

    Güngör yaptığı açıklamada; “Asıl hedefi yalnız ülkemizin şeker gereksinimini karşılamak değil, tarımı ve dolayısıyla çiftçiyi kalkındırmak olan şeker fabrikalarının özelleştirilmek istenmesi, toplumun her kesiminde haklı tepkilere ve endişelere yol açmaktadır. Şeker pancarı ülke tarımının gelişmesinin, modern tarım tekniklerinin uygulanmasının, tarım sanayinin ve kırsal kalkınmanın temel direğidir. Fabrikaların satılması salt ekonomik bir yaklaşımla değerlendirilmemelidir. Aynı zamanda sanayileşme ile kalkınma düşüncesinin terk edilmesi de söz konusudur. Neo liberal politikalara geçiş uğruna terk edilen bu anlayış yerliliktir, milliliktir, bağımsızlıktır. 24 Ocak kararlarının uygulanması için kurgulanmış 12 Eylül Darbesi sonrası planlamadan vazgeçilmiş, tarımda desteklemeler kaldırılmış ve küresel sermaye dayatmaları sonucu özelleştirme adı altında ülke yağma ve talana açılmıştır. Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi aynı zamanda, pancar şekeri ile nişasta bazlı şeker arasındaki tercihi gösteren bir politikanın yansımasıdır. Nişasta bazlı şekerin sağlığımıza olan zararları yapılan her yeni bilimsel çalışmayla artarak ortaya çıkmaktadır. Nişasta bazlı şekerin üretimine ve ithalatına ilişkin etkin kontroller söz konusu değilken, bir anlam ifade etmeyecek kota azaltmalarının, kamuoyunu yatıştırmaya yönelik göstermelik bir hamle olması dışında bir anlamı bulunmamaktadır” ifadelerini kullandı.

    “ÜRETİME VURULMUŞ DARBE”

    Güngör sözlerine şöyle devam etti:

    “Siyasi iktidar şeker fabrikalarının özelleştirilmesi ile ilgili toplumun isteklerine kulak vermeyip ortada görülmezken, TBMM`ye sevk ettiği ve komisyon görüşmeleri tamamlanarak Genel Kurula sunulan yeni bir torba tasarıda sularımıza, arazilerimize ve ormanlarımıza yönelik yeni tehditlerle ortaya çıktı.

    “Torba tasarıyla bir veya birden çok havzadaki su varlıklarının gerçek ve tüzel kişilere su kullanım izni verilerek tahsis edilmesi yoluyla özelleştirilmesinin önü açılmak istenmektedir. Daha önce mikro HES uygulamaları ile doğanın kılcal damarları olan derelerimizin, çaylarımızın su kullanım hakları özel sektöre verilmiş, kadimden beri kırsaldaki insanımızın tasarrufunda olan sular, yöre halkından ve ekosistemdeki canlılardan kaçırılmıştı. Torba tasarıyla canlıların en temel hakkı olan suyun metalaştırılması yönünde yeni bir adım daha atılmaktadır. Yani Tasarı açık bir biçimde, “gökten yağan yağmurun birikmesi, düşen karın erimesiyle oluşan suları, şirketler çiftçiye para karşılığı satacak” diyor! Halkın ortak varlığı olan su varlıklarımız sermayeye peşkeş çekilemez. Suyun metalaştırılıp, çiftçiye fahiş fiyatla sulama suyu satılması tarıma ve üretime vurulmuş büyük bir darbedir.”

    “ÜLKE GIDA GÜVENCESİNDEN YOKSUN BIRAKILIYOR”

    “DSİ’nin sorunsuzca işlettiği sulama sistemi ve düzeni; bugünleri hazırlamak için önce lağvedilmiş ve daha sonra da sulama birlikleri kurdurularak tarla içi dağıtım ve yönetim işi sulama birliklerine devredilmişti. Sulama birliklerinin yaşadığı sorunların çözümü konusunda herhangi bir çaba gösterilmeyip, durumun içinden çıkılmaz bir hale dönüşmesi beklenmiştir. Hazırlanan tasarıyla sulama birlikleri ve sulama kooperatiflerinin önce DSİ`ye sonra yerel yönetimlere ve özel sektöre devrinin önü açılmak istenmektedir.”

    “Düzenlemenin bu şekilde yapılması yıllar önce hazırlanan Dünya Bankası Raporlarında önerildiği gibidir. Bu hizmetlerin özel sektöre devredilmesi, tarlalara su saati takılmasıyla birlikte zaten üretim yapmakta zorlanan çiftçilerin tümden tasfiyesine, kırsaldan koparılmasına ve toprakta mülkiyet değişimine yol açacaktır. Dünyada örneğini başka ülkelerde de gördüğümüz bu uygulama sonrası topraklarımız küresel tarım sermayesinin eline geçecek ve ülkemiz gıda güvencesinden yoksun, açlıkla terbiye edilen bir ülke haline gelecektir.”

    “MÜLKİYETİN KORUNMASI İLKESİ YOK EDİLECEK”

    “Tasarıda endişe uyandıran bir konu da zorunlu arazi toplulaştırmasıdır. Halen toplulaştırma için arazi sahiplerinin yarısından bir fazlasının onayı gerekmesine karşın, tasarıda “DSİ tarafından bağlı olduğu bakanlığın talebi ve Bakanlar Kurulu Kararı ile isteğe bağlı ya da maliklerin muvafakati aranmaksızın zorunlu arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri yapılabilir” hükmü yer almaktadır. Tasarıya göre Bakanlar Kurulu`nun arazi toplulaştırmaya ilişkin kararı “kamu yararı” statüsünde kabul edileceği için, zorunlu kamulaştırmanın yolu açılacak, Anayasa ile güvence altına alınmış olan mülkiyetin korunması ilkesi yok edilecektir.”

    “Torba tasarıyla ayrıca orman alanları için de son derece zararlı olabilecek kullanım biçimlerine tahsisin önü açılmakta, ormanların altına bedeli karşılığında yirmidokuz yıllığına her türlü depolama yapılması ile imkânı getirilmektedir. “Yeraltı depolamasına” izin verilmesi, orman ekosistemlerinin, başta nükleer santraller olmak üzere çeşitli tehlikeli atıklar için depolama alanlarına dönüştürülmesi olasılığını akla getirmektedir. Ormanlara yapılan müdahale altı ile sınırlı kalmamakta, dikili ağaçların satışına imkân verilmek suretiyle, üstü de bu saldırılardan nasibini almaktadır.”

    “TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”

    “AKP Hükümeti tarafından yapılmak istenen şeker fabrikalarının ve suların özelleştirilmesi, kamuya ait ormanların ve çiftçiye ait arazilerin özelleştirilmesinin önünün açılması politikalarından en büyük zararı, üretici ve yoksul halk kesimleri görecektir. Yapılmak istenenler, uzun dönemde uluslararası sermayenin ve küresel çıkar çevrelerinin amaçlarına hizmet edecek politika ve tercihli uygulamalardır. Vazgeçilmelidir! Sorumluları uyarıyor, bu durumu kabullenmediğimizi ve takipçisi olacağımızı kararlılıkla ifade ediyoruz.”  (HABER MERKEZİ)