Etiket: ziya halis

  • Ziya Halis’in mücadele hayatı okurlarla buluştu-VİDEO

    Ziya Halis’in mücadele hayatı okurlarla buluştu-VİDEO

    PİRHA- Siyasetçi Ziya Halis’in, Prof Dr. Şükrü Aslan ile beraber kaleme aldığı kitabın imza günü ve tanıtımı İstanbul’da Taksim Hill Otel’de yapıldı.

    Siyasetçi Ziya Halis’in, Prof Dr. Şükrü Aslan ile beraber yazdığı ‘Mücadele Dolu Yıllarım’ isimli kitabı Taksim Hill Otel’de gerçekleşen imza günüyle okurlarla buluştu.

    “HATIRALAR BAZEN BİNLERCE SAYFA RESMİ BELGEDEN DAHA KIYMETLİ DETAYLAR İÇEREBİLİR”

    Kitap tanıtım etkinliğinde konuşan Prof Dr. Şükrü Aslan, şunları dile getirdi:

    “Benim en çok ilgi duyduğum kitaplar anı kitapları. Bu çalışmaları çok kıymetli buluyorum. Aslında çoğu kez resmi metinlerde göremediğimiz detayları hatırlarda görebiliyoruz. Bilhassa yakın tarihle ilgilenen, çeşitli kimlik gruplarının tarihleri ile ilgilenenler için hatıralar muazzam bir araştırma kaynağı. Son yıllarda akademik çalışmalarda da çok önemli araştırma malzemeleri haline geldi. Okuduğum hatırdaki bir ifade beni çok etkilemişti. O ifadeyi hiçbir resmi belgede bulamadım. Ahmet Cemil Akıncı diye bir subay Dersim’de görev yapmış hatıralarını yazmış. Bu hatıraların bir kısmı da Dersim’de yaptığı görevle ilgiliydi. Diyor ki subay “Ben birliğimle birlikte Merzifon‘dan Dersim denilen bölgeye gönderildim. Dağ, taş, tepe operasyonlar yaptık. Oluk oluk kan aktı” diyor. Bu ifade tamamen ona ait. “Oluk oluk kan aktı. Çok şükür ki birliğimdeki hiçbir askerin burnu bile kanamadan biz tekrar Merzifon‘a döndük.” diyor. Bu öyle çarpıcı bir cümleydi ki beni altüst etmişti. Hatıralar bazen binlerce sayfa resmi belgeden bile daha kıymetli detaylar içerebilir. Ziya Halis’in bu kitabı her şeyden önce bu açıdan çok değerli. Ben Madımak Hafıza Merkezi Projesi’nin sözlü tarih kısmında görev yaptım. Bu koordinasyon kapsamında 93’e tanıklık edenleri dinleme fırsatım oldu. ziya bey de onlardan birisi oldu sağ olsun. Bu dinlemelerden sonra Madımak’ı yeterince bilmediğimi fark ettim. Bazen okumalar o yüzden yeterli olmuyor. Hatıratın kendisi ya da sözlü anlatımın kendisi muazzam bir bilgilendirme işlevi görebiliyor.”

    “TÜRKİYE’NİN DEMOKRATİKLEŞMEYE İHTİYACI VAR”

    Etkinliğin devamında Ziya Halis, anılarına ve siyasi hayatına dair şu paylaşımlarda bulundu:

    “Yaşadıklarımı yazmadan bu dünyayı terk etmeyi bir eksiklik olarak değerlendirdim. Ben tarihe bir not bırakmak, gelecek kuşakların bunu eğer isterlerse okumalarını görmelerini ve değerlendirmelerini sağlamak için bu kitabı ortaya çıkardım. Çocukluğumdan başlayarak aklım yettiğinden itibaren doğdum, yaşadığım köyden başlayarak bir yolculuğa çıktım. İleriki yıllarda Teknik Elemanlar Derneği başkanlığı gibi toplumun ve demokratik kitle örgütlerinin sorunlarıyla ilgilenen bir sürecin içinde oldum. 12 Eylül Darbesi olduğunda milliyetçi cephe hükümetlerinde Sivas’ta çok büyük bir terör havası esiyordu. Özellikle ötekileştirilmiş toplum kesimlerine dönük bu milliyetçi cephe hükümetlerinin geniş baskısını yaşadık. Biz Türkiye’deki demokrasi mücadelesi veren kesimler olarak hep bir adım ileri gittik ama iki adım geri geldik. Geldiğimiz nokta şu anda daha baskıcı daha otoriter bir yönetimin altında ezim ezim eziliyoruz. Türkiye’nin demokratikleşmeye ihtiyacı var.”

    Etkinlik okurların soru ve görüşlerini paylaşmasının ardından son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Ayrımcı dile karşı birleştirici, toplumu kucaklayıcı politikalar izlenmeli’-VİDEO

    ‘Ayrımcı dile karşı birleştirici, toplumu kucaklayıcı politikalar izlenmeli’-VİDEO

    PİRHA- Türkiye’de nefret dilini ve siyasetteki yerini ve topluma yansımasını değerlendiren Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ziya Halis, ayrımcı politikaların, ülkeye huzur getirmeyeceğini ve buna bağlı olarak da Türkiye’nin fakirleşeceğinin altını çizdi. Halis, “Yüzyılların bu kalıntılarını kolay kolay telafi edemeyiz. Zor olacak ama başarmak durumundayız” dedi. 

    Nefret suçu; bir kişiye veya gruba karşı ırk, dil, din, cinsiyet ve cinsel yönelim gibi ön yargı doğurabilecek nedenlerden dolayı işlenen, genellikle şiddet içeren suçlardır.

    Nefret suçu, insanlığa karşı işlenmiş olarak görülüyor ve uluslararası hukukta karşılığı var. Ancak günlük yaşamda özellikle inancı, kültürü, yaşam biçimi, dili vb. farklı olan toplum ve topluluklar nefret diline, baskısına ve saldırısına maruz kalıyor.

    Türkiye’de geçmişten günümüze nefret saldırıları devam ederken, nefret dili siyasetten karşılığını buluyor ve saldırıların beslendiği alan haline geliyor. Aleviler, Ermeniler, Kürtler, Romanlar, mülteciler, LGBTİ+’lar, iktidardan muhalefete sokaktan, meclise, törenlerden toplantılara kadar günlük siyasetin hedefi haline gelebiliyor.

    Türkiye’de nefret dilinin siyasetteki yerini ve topluma yansımasını Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ziya Halis‘e sorduk.

    “AYRIMCI POLİTİKALAR, ÜLKEYE HUZUR GETİRMEYECEK”

    PİRHA: Türkiye’de ayrımcı politikaların beslendiği bir tarihsel arka plan var mıdır?

    ZİYA HALİS: Bu söylemlerin tarihsel bir planı elbette ki var. Türkiye çok kültürlü, çok farklı kesimlerden oluşan bir ülke. Geçmişten bugüne ciddi bir ayrımcı dil kullanıldığını, ayrımcı bir tutum ve duruş ortaya konuyor. Bu ülkede farklı inançları olan kesimler, etnik olarak diğer toplum kesimleri on yıllardır bu ülkede, bu topraklarda ayrımcılığa maruz kalıyorlar. Egemen olan Hanefi-Sünni anlayışı ve İttihat Terakki ile başlayan Türklük ideolojisi, kendi kimliklerini, kültürlerini, inançlarını savunan diğer toplum kesimlerine her zaman ayrımcılık uyguladı. Ciddi de bir asimilasyon süreci var bu arada. Örnek vermek gerekirse, Aleviler eşit yurttaşlık talebi başta olmak üzere birçok hak ve taleplerini dile getiriyorlar. Mahkeme kararları da olmasına rağmen hayata geçirilmiyor bu talepler. Ayrımcı politikalar günümüzde de yoğun bir şekilde devam etmektedir. Oysa bizim diyaloğa ihtiyacımız var. Bir arada olmak istiyorsak, bu ayrımcı politikalardan, fay hatlarından şiddetle kaçınmak gerekiyor. Bunun için de diyalog içinde olmak, onların sorunlarını anlamak, empati kurmak, tabir yerinde ise iğneyi başkasına çuvaldızı kendimize batırmak gerekiyor.

    BİR YIĞIN YASAKÇI, İNKARCI POLİTİKALAR UYGULANIYOR

    2002’den bu yana ülkeyi yöneten AKP iktidarı, bu ayrımcı politikaların bir parçasıdır ve bunu şiddetli bir şekilde uygulamaktadır. Çok açık ve net söylemek gerekirse, Kürtlerin meşru ve haklı talepleri var ama bu taleplerini zorla, şiddetle bastırmaya çalışıyorlar. Oysa diyalogla, görüşerek, tartışarak ortak bir zeminde buluşma imkanı yaratmalıyız. Bir yığın yasakçı, inkarcı politikalar uygulanıyor. Düşünün Kürtlerin 12 Eylül askeri döneminde dillerini konuşmaları bile yasaklanmıştı. Meclis’te milletvekili olarak görev yaparken, Kürtçe konuşan bazı arkadaşlarımız vardı. Kürsüye çıkıp kendilerini Kürtçe ifade ediyorlardı, ana dillerini konuşmak istiyorlardı. Ancak bu zabıtlara bilinmeyen bir dil olarak geçiyordu. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Benim neredeyse tüm yaşamım bu ayrımcı politikalara karşı mücadele ile geçmiştir. Bu ayrımcı politikalar, ülkeye huzur getirmeyecek ve buna bağlı olarak da ülke fakirleşecek, yoksullaşacak. Ancak hükümetlerin bir kulağından girip bir kulağından çıkıyor.

    “TÜRKİYE’NİN TABLOSU HİÇ İÇ AÇICI DEĞİL”

    – Günümüz siyasal ikliminde ayrımcılık içeren siyasal dilin topluma yansıması nasıl oluyor?

    Günümüzde bu ayrımcı politikaları yaşıyoruz. Toplumda buna göre şekilleniyor, kamplaşıyor. Bu hayatın her alanına yansıyor. Sadece iktidarda, sarayda, yüksek yerlerde değil. Sık sık sokakta da görüyoruz. Bu politikalardan Türkiye her zaman zarar görüyor. Fakat bu politikaları Türkiye vatandaşları sorgulamıyor. Çok azınlığı belki sorguluyor. ‘Biz niye fakiriz, niye gelişmiyoruz?’ diye sormuyor. Büyük bir ekonomik kriz yaşıyoruz. İnsanlar açlıkla mücadele ediyor, hazine bomboş. Türkiye yurt içine, yurt dışına borçlu durumda. Ama bunun hesabını sorgulamıyorlar. Bu ayrımcı politikalar o kadar insanların genlerine işlemiş ki, işin bu boyutunu düşünmüyorlar ve iktidarları bu anlamda sorgulamıyorlar. Sorgulasalar ve bunun demokrasiye, hukuka aykırı bir durum olduğunu benimseseler, hükümetler de bu işten nemalanamayacaktır ve geri adım atacaklardır. Ama şu anda Türkiye’nin tablosu hiç iç açıcı değil.

    “BİRLEŞTİRİCİ, TOPLUMU KUCAKLAYICI POLİTİKALAR İZLENMELİ”

    – Alevi, Kürt, Ermeni, Roman gibi kimliğe sahip siyasetçiler sosyal medyadan miting alanlarına (Kılıçdaroğlu örneğinde olduğu gibi) hedef haline getiriliyor. Toplum bu dile nasıl bakıyor? Bu dile karşı nasıl bir yol izlenmeli?

    Bu ayrımcı dile karşı tam tersine birleştirici, toplumu kucaklayıcı politikalar izlenmeli. Bu konuda muhalefet partileri, demokratik kitle örgütleri diyalogla sorunların çözümünü savunmalı. İktidarların yaptığı yanlışa düşmemeleri gerekir diye düşünüyorum. Demokratik yöntemlerle, demokratik süreçlerle Türkiye’de bir değişimin başlatılması için mücadele etmeleri lazım. Bunun hemen gelişip olabileceğini de düşünmüyorum. Bu uzun süreli bir mücadeledir. Sabırla Türkiye’de demokrasiyi, hukuku savunarak, insanları ayırmadan, insanların bütün inançlarına ve kimliklerine saygı göstererek, bu topraklar içerisinde beraber barış içerisinde yaşayabileceğimizi topluma anlatmak gerekiyor. Ve topluma bu konuda güven vererek yapılmalı bu. İnsanlar o kadar çok şartlanmışlar ki, yüz yıllardır bu şartlanmışlık var. Yüzyılların bu kalıntılarını kolay kolay telafi edemeyiz. Zor olacak ama başarmak durumundayız. Bunu sabırla ama mücadelelerini yükselterek, inanarak ve topluma güven vererek halledebileceklerine inanıyorum.

    Melis CİDDİOĞLU-Diren KESER/ PİRHA

    İLGİLİ DOSYALAR

    1-‘Erdoğan da, Bahçeli de nefret dilini değiştirmez, muhalefet bu dili reddetmeli’

    2-‘Milliyetçi, ırkçı yaklaşımları reddetmeli, teşhir etmeliyiz’

    3-‘AKP, Türkiye’nin genetiğiyle oynuyor, büyük bir toplumsal barışa ihtiyaç var’

     

  • Eski Bakan Halis: Erdoğan’ın kullandığı dil kırıcı ve tehlikeli; halkı rencide ediyor-VİDEO

    Eski Bakan Halis: Erdoğan’ın kullandığı dil kırıcı ve tehlikeli; halkı rencide ediyor-VİDEO

    PİRHA- AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Gezi eylemlerine katılanlar için kullandığı ‘çürük, sürtük’ ifadelerine bir tepki de Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ziya Halis’ten geldi. Halis, “Halkı rencide edici bir dil. Gezi’ye yönelik o kadar çok hınç birikmiş ki içinde 9 yıl geçmesine rağmen onu bir türlü unutamamış” dedi. Halis ekledi: Tayyip Erdoğan ne söylerse söylersin, vatandaş her şeyi görüyor, biliyor. Seçimlerde de ona göre davranacaktır.

    Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, Gezi eylemlerine katılanlar için kullandığı ‘çürük, sürtük’ ifadelerine yönelik tepkiler sürüyor.

    Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ziya Halis, Erdoğan’ın sözlerine ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kullandığı dilin kırıcı ve tehlikeli olduğunu belirten Halis, Gezi Direnişi’nin üzerinden 9 yıl geçmesine rağmen Erdoğan’ın Gezi’ye yönelik hıncının hala devam ettiğini söyledi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gerçek olmayan söylemlerinin halkta artık bir karşılığının olmadığını da kaydeden Halis, yapılacak ilk demokratik seçimlerde yüksek ihtimalle AKP iktidarının değişeceğini de dile getirdi.

    “ERDOĞAN, İŞİNE GELİNCE CUMHURBAŞKANI, İŞİNE GELİNCE AKP GENEL BAŞKANI GİBİ DAVRANIYOR”

    Bu yaşına kadar çok cumhurbaşkanı gördüğünü ifade eden Halis, Tayyip Erdoğan’ın daha önceki cumhurbaşkanlarına benzemediğini söyledi.

    Halis, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin desteğiyle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi getirildiğini anımsatarak şunları kaydetti:

    “Önceki sistemde cumhurbaşkanlarına hakaret etmek suç sayılıyordu. Böyle bir yasa vardı. Sistem değişti ancak bu yasa aynen duruyor. Önceki sistemde cumhurbaşkanı tarafsız, bağımsız, devletin en üst makamında olan, toplumun her kesimini kucaklayan, bir partisi varsa seçildikten sonra istifa ederdi. Ancak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde Tayyip Erdoğan bir şapkasını cumhurbaşkanı olarak kullanıyor, bir şapkasını AKP Genel Başkanı olarak kullanıyor. İşine hangisi geliyorsa ona göre davranıyor. Tarafsız, bağımsız davranmıyor ve toplumun tümünü kucaklamıyor. Bu sistemde büyük payı olan MHP, bana göre demokrasiye inanmayan bir siyasi hareket. Onlar için tarafsızlık, bağımsızlık, hukukun işlememesinin hiçbir önemi yok.”

    “GEZİ’YE YÖNELİK O KADAR ÇOK HINÇ BİRİKMİŞ Kİ İÇİNDE HALA UNUTAMAMIŞ”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kullandığı dil ve üslubun tehlikeli ve kırıcı olduğunu dile getiren Halis, “Halkı rencide edici bir dil. Gezi’ye yönelik o kadar çok hınç birikmiş ki içinde 9 yıl geçmesine rağmen onu bir türlü unutamamış. Bir türlü sakinleşememiş. Gezi Direnişi demokratik bir tepkiydi. Demokratik bir tepki olduğu için de saygın bir hareket olarak toplumun büyük bölümünde algı oluşturmuştur. Tayyip Erdoğan’ın bu direnişten dolayı rahatsızlığı hala devam ediyor ki, oraya katılan insanlara ‘çürük, sürtük’ gibi söylemlerde bulunuyor. Bu söylemleri bırakın bir cumhurbaşkanının dillendirmesini, bir vatandaşın bile dillendirmesi çok yanlış ve sakıncalı. Çok kırıcı. Türkiye’nin bu süreçten bir an önce kurtulması için seçimin olması gerekiyor. Önümüzde demokratik bir seçim olursa halk bu siyasal anlayışa, bu söylemlere kesinlikle prim vermeyecektir. Hükümet değişecektir” şeklinde konuştu.

    TAYYİP ERDOĞAN NE SÖYLERSE SÖYLESİN, VATANDAŞ HER ŞEYİ GÖRÜYOR”

    Erdoğan’ın ‘Camide içki içtiler, camileri yaktılar’ sözlerinin doğru olmadığının kanıtlandığına da dikkat çeken Halis son olarak şunları aktardı:

    “Toplum da bunun yanlış olduğunu biliyor. Cumhurbaşkanı şöyle düşünüyor galiba: Ben ne söylersem benim seçmenin buna inanır. Seçmenimi konsolide ederim, düşüncesi hakim. Damadı Berat Albayrak da, ‘Aya yol yaptık desek, inanacak insanlar var’ demişti. Düşünce yapıları böyle. Biz ne söylersek söyleyelim vatandaş bize inanır diyorlar. Ancak artık vatandaş bunların yanlış olduğunun farkında. Hükümet ekonominin çok iyi olduğunu da iddia ediyor. Ancak vatandaş bunun doğru olmadığını yaşayarak görüyor. Manava giderken, bakkala giderken üstüne başına bir şey alacakken ya da ulaşımda bunu görüyor.

    Bir anekdot anlatmak istiyorum. Bir vatandaş hastalanmış. Azrail canını almak için gelmiş yanına. Vatandaş genç olduğu için Azrail’e diyor ki, ‘Benim çocuklarım var, onlardan ayrılamam. Yoksa mağdur olurlar. Benim şimdilik canımı alma’ diyor. ‘Peki’ diyor Azrail giderken. Vatandaş, ‘Yalnız bir daha ki gelişini bana haber ver diyor’, ‘Tamam deyip gidiyor Azrail. Yıllar geçiyor Azrail bir daha geliyor vatandaş diyor ki ‘Gelmeden bana haber verecektin. Neden vermedin?’ Azrail de diyor ki, ‘Ben sana daha nasıl haber vereyim? Senin ağzında diş kalmamış, belin iki büklüm olmuş, saçların ağarmış, gözlerin görmüyor bunlardan daha iyi haber olur mu? Tayyip Erdoğan ne söylerse söylersin, vatandaş her şeyi görüyor, biliyor. Seçimlerde de ona göre davranacaktır diye düşünüyorum” dedi.

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Halis: Kürtler ile Alevilerin ortak bir paydası var; birlik olunduğunda hedefler gerçekleşir-VİDEO

    Halis: Kürtler ile Alevilerin ortak bir paydası var; birlik olunduğunda hedefler gerçekleşir-VİDEO

    PİRHA-Eski Bakan Ziya Halis, Alevilerin devlet yönetiminde olamadıklarını ifade ederek, “Kimliğine sahip çıkan Kürtler ile inançlarını yaşamak isteyen Alevilerin ortak bir paydası var. Bunlar birlikte oldukları sürece Türkiye’de varlıklarını gerçekleştirebilirler” dedi. Türkiye’de demokrasinin yerleşemediğini belirten Halis, “Türkiye’nin demokrasiye kavuşmasına dönük bütün çabalar hep provoke edilerek engellendi” şeklinde konuştu. 

    19. Dönem Sivas Milletvekilliği ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik ve Devlet Bakanlığı yapan Ziya Halis, mevcut siyasal süreç hakkında PİRHA’ya değerlendirme yaptı. Aynı zamanda Eşitlik ve Demokrasi Partisi (EDP) Kurucu Genel Başkanlığı da yapan Halis, doksanlı yılların siyaset geleneği ile günümüzü kıyasladı.

    Ziya Halis, 1991 yılında ilk milletvekili seçildiğini belirterek, öncelikle o döneme ait “Türkiye 90’lı yıllarda da ne yazık ki çok kötü yönetiliyordu” yorumunda bulundu. Özellikle Tansu Çiller döneminde faili meçhul cinayetler ile yargısız infazların arttığına vurgu yapan Halis, SHP olarak Doğru Yol Partisi ile kurdukları koalisyon sürecine dair şunları söyledi:

    “Koalisyon temelinde bir protokol imzalandı. Bu bir tür demokratikleşme protokolüydü. Eğer hayata geçirilebilseydi Türkiye önemli kazanımlar elde edecekti ancak protokolün ruhuna Doğru Yol kanadı uymadı. Dolayısıyla Türkiye’de o zamanki yargısız infazları, faili meçhul cinayetleri önleyemedik. Sivas Madımak olayı Gazi olayları bunlardan birkaçı…
    SHP kanadından bir takım milletvekilleri olarak bizler bir toplumsal barış konusunda ‘Ateşkes yapılsın, bir af çıkarılsın’ gibi çaba içerisindeydik. Ama Elazığ-Bingöl yolunda meydana gelen 33 erin öldürülmesi olayından sonra onu da dümen altı ettiler. Yani hep bir provokasyon dönemi yaşandı. Türkiye’nin demokrasiye kavuşmasına dönük bütün çabalar hep provoke edilerek engellendi.”

    “AKP’NİN KAYBETMESİNİ ÇANTADA KEKLİK GİBİ DÜŞÜNMEMEK LAZIM”

    Ziya Halis, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli için de “Provokasyonların en başında yer alan kişi” yorumunda bulundu. Halis, AKP’nin de MHP ile aynı çizgiye geldiğini ifade ederek, güncel siyasete dair şunları söyledi:

    “Biliyorsunuz Bahçeli 2002’den sonra CHP ile muhalefet çizgisine gelmişti. Ne zaman ki HDP 2015 seçimlerinde ciddi bir oy aldı, yan çizdi ve Tayyip Erdoğan’a yardımcı rolünü oynamaya başladı. Her gün Tayyip Erdoğan’a küfür eden Bahçeli, sonrasında muhalefeti elinin tersiyle itti. MHP siyasetinde demokrasi, kardeşlik vurgusu yok. Gerçek anlamda Kürtlerle ilgili bir kardeşlik duygusu yok. Bu konuları şiddetle yola getirme derdinde. Tabir yerindeyse ‘Kürt anasını görmesin’ diyen ve ondan beslenen bir durum içinde.
    Halen iktidarda kalabilmek için Bahçeli’nin çizgisine gelmiş bir AKP ile bugün karşı karşıyayız. Ülkemizdeki bütün haklı ve meşru talepleri ezmeye çalışıyorlar.
    Cumhur İttifakı ciddi bir düşüşte. Parlamentoda çoğunluğu elde edemeyecek bir durumdalar artık. Ama muhalefet partilerine çok önemli bir görev düşüyor. HDP burada kilit rol oynayan bir parti. İkinci boyutu ise AKP, iktidarda kalabilmek için her türlü dalavereyi yapabilir. Yapacak durumda da görünüyor ve toplumun sesini kesmek, korkutmak için çok ciddi tedbirlere de başvuruyor. Dolayısıyla AKP’nin kaybetmesini öyle çantada keklik gibi düşünmemek lazım.

    “İKİ YAKAMIZ BİR ARAYA GELMEZ!”

    Ülkedeki temel sorunlara dikkat çeken Ziya Halis, toplumsal barış konusunda önerilerini de paylaştı. “Önce evrensel hukuk ilkelerinin ülkede tesis edilmesi lazım” diyen Halis, Kürt ve Alevi sorunlarının temel başlıklar olduğuna vurgu yaparak şunları kaydetti:

    “2000’li yılların başında AKP’nin demokrasiyi savunuyor olması bize neyi gösterdi? Demek ki bunlar demokrasiye inanmıyorlar. Hatta kendilerinin de bir sözü var. Demokrasiyi herhangi bir istasyonda inilecek bir araç olarak görüyorlar. Dolayısıyla bir demokrasi paydasında bir araya gelmek ve demokrasiyi gözümüz gibi korumak anlamında ortak duruş sergilenmesi lazım. Bu olmadığı sürece Türkiye’nin hiçbir zaman iki yakası bir araya gelmez. Her zaman mağdur, mağdur olacak, ezilen ezilmeye devam edecek. Türkiye uzun yıllardır süren bir kavganın içinden kurtulamayacaktır. Ayrıca fakirlik fukaralık da yakamızı bırakmayacaktır. Bugün Türkiye’de ekonomik olarak müthiş bir fukaralık var. Enflasyon yükselmiş ve insanlar nana muhtaç olmuş durumda. Bunların sebeplerinden biri Türkiye’de demokrasinin olmaması, bir iç savaşın olması, yıllardır süren Kürt karşıtlığına dayanan bir kavganın olması. Bu sorunlar çözülmeden, yani ekonomik sorunlar dışında Kürt sorunu, Alevi sorunu, demokrasi sorunlarının çağdaş bir yöntemle çözüme kavuşturulması gibi esaslara dönülmediği sürece iki yakamız bir araya gelmez.”

    “ALEVİ DÜNYASI İNANÇALRINI, KİMLİKLERİNİ YAŞATMANIN MÜCADELESİNİ SAMİMİ OLARAK VERMELİ”

    Avrupa ülkelerinin Alevi inancını tanıyıp statü sağlaması başlığı da Ziya Halis’in değerlendirmeleri arasındaydı. Halis, son olarak Avusturya devletinin Aleviliği bağımsız olarak tanımasını olumlu yönde değerlendirerek,  “Benim dünyamda insanlar, inanç olarak kendini nasıl tarifliyorsa o inanca başkalarının saygı göstermesi lazım. Asimilasyoncu bir yaklaşımla insanları baskı altına almanın dünyanın en kötü eylemlerinden biri olduğuna inanırım. Avrupa, gerçekleri görmeye başladı. Dolayısıyla Avrupa, Alevi inancını gerçekten tanıma doğrultusunda önemli atılımlar yapıyor. Ama Türkiye devletinin temel yaklaşımı Türk-İslam sentezine dayanıyor. Dolayısıyla Türkiye, inanç bakımından Alevileri şiddetli bir şekilde asimile etmeye çalışıyor. Cemevlerinin statüsü ortada. Alevi çocuklarına din dersi uygulaması devam ediyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına rağmen… Gerçi hangi karara uyuyorlar ki! Alevilerin de mücadelelerini gevşetmemeleri lazım. Mücadeleyi biraz daha Alevi inancını siyasi sıçrama tahtası olmanın dışında Alevi kimliğini, kültürünü topluma yaymak, geliştirmek üzere örgütlerin yoğunlaşması lazım. Alevi dünyası öncelikle Alevilerin inançlarını, kimliklerini yaşatmanın mücadelesini örgütlü ve samimi olarak vermeli. Alevilik gerçekten benim nezdimde dünyanın bütün inançları içerisinde en itibar verdiğim kültür. Yani bir an için Alevi bir aileden doğup büyümeyen biri olmadığımı varsayarak söylüyorum, diğer inançlara da bakıyorum, onları ötelemiyorum ama yeniden doğmuş olsam ve bana ‘bir inanç seç’ denilse Alevilikten memnun olduğumu belirtirim” diye konuştu.

    “DİYANET, ALEVİLER AÇISINDAN 10 KEZ TALİHSİZLİKTİR”

    Ziya Halis, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın faaliyetlerine de değindi. Yakın zamanda Tunceli Müftülüğü üzerinden Dersim’de kimi faaliyetlerde bulunan Diyanete ilişkin eleştiri yapan Halis, şunları söyledi:

    “Diyanet Türkiye’nin her tarafında asimilasyon işini üstlenmiş. Tayyip Erdoğan da diyor ya ‘Ali’yi sevmek Alevilik ise ben de Ali’yi seviyorum’ işte burada Ali’yi bir paravan olarak kullanıyorlar. Diyanet İşleri Başkanlığı aslında demokratik bir ülkede olmaması gereken bir kurum. Şu anda birçok bakanlığın üstünde bütçesi var. Ve bu iktidar, Diyaneti olduğundan çok daha fazla desteklemiş ve ona misyon biçmiş durumda. Dolayısıyla son yıllarda AKP iktidarının daha çok dine sarılması ve Diyaneti öne çıkarması maalesef Türkiye açısından talihsizliktir. Aleviler açısından ise 10 kez talihsizliktir.”

    “CENAZELERDEN KORKMAK, BASKI YAPMAK İNSANLIK DIŞI DAVRANIŞTIR”

    Ziya Halis, Kürt Siyasetçi Aysel Doğan’ın cenaze erkanına yapılan saldırıya ilişkin de konuştu. “Cenazelerden korkmak, baskı yapmak insanlık dışı bir davranıştır” diyen Halis, AKP iktidarının, son yıllarda özellikle Bahçeli ve Destici ile beraber olmalarından dolayı Alevi ve Kürt toplumuna “baskı ve zulüm” yaptığını ifade etti.

    “TÜRKİYE MACERA PEŞİNDE”

    Ziya Halis, siyasetteki sağ kesimin, iktidarda kalmak için şiddeti merkez alan bir politika yürüttüğünün altını çizerek şöyle devam etti:

    “Halen ülkenin dışında bir çatışma yaşanıyor. Ben bir kere prensip olarak Türkiye’nin kendi sınırlarını koruyamayacak, sınırlarının ihlal edildiği iddiası ile gidip yurt dışında askeri operasyonlar yapmasını kesinlikle doğru bulmuyorum. Bu birçok bakımdan yanlış. Türkiye’nin sınırlarını koruyamayacak gibi bir güçsüzlük içerisinde olmadığı gibi Türkiye bir macera peşinde. Oralarda yeni topraklar kazanmak, yeni bir takım mevziler elde etmek üzere müthiş bir silahlı güç kullanıyor. Şimdi insanlarımız pandemi yaşadı ve şu anda enflasyon yaşanıyor, bu paralar nereye gidiyor? Türkiye gidip Irak’ta, Suriye’de, Libya’da ya da başka bir ülkede emperyalist ruhla davranan bir duruma girdi. Dolayısıyla bu halkın fakirleşmesine bu durum sebebiyet veriyor. Türkiye kendi toplumsal barışını sağlayamadığı için bu fakirliği yaşıyor. Bu barışı sağlamak da istemiyor. Bahçeli’nin ya da diğerlerinin iktidarda kalması için bu barışı yapmaması gerekir.”

    “KÜRTLER İLE ALEVİLERİN ORTAK BİR PAYDASI VAR”

    Ziya Halis, son olarak Kürtler ile Alevilerin ortak bir temelde hareket etmesi gerektiğine vurgu yaptı. Kimi kesimlerin, Kürt ve Alevi hareketlerini ayrı tutmak için çaba sarf ettiğini söyleyen Ziya Halis, “Türkiye’de kitlesel olarak kalabilen Alevi ve Kürt toplumu var. Bu iki toplumun da ötekileştirildiği bir gerçek. Yani Kürtlerin bir kısmı belki Türkiye devleti içinde yer alıyorlardır ancak onlar kimliklerini inkar ederek ya da gizleyerek bunu yapıyorlar. Ama kimliğine, ana diline sahip çıkan Kürtler ile inançlarını yaşamak isteyen Alevilerin ortak bir paydası var. Bunlar birlikte oldukları sürece Türkiye’de varlıklarını, hedeflerini gerçekleştirebilirler. Birlikte olmadıkları zaman tek tek dağılırlar. Zaten devletin politikası da böyle. Ayrıştırarak, birbirleriyle kavga ettirerek bu beraberliği engellemeye çalışıyorlar. Mutlaka mağdur olan kesimler olarak bir arada bulunmak ve Türkiye’yi demokratik, özgür bir ülke haline getirmek gerekiyor. Alevilerin bunun mutlaka farkına varması lazım. Alevileri bu konuda bazı kesimler, Kürt mağdurlardan uzaklaştırmak istiyor. Doğru olan bu iki mağdur kesimin diğer mağdurlarla, vicdanlı kesimlerle birlikte bir arada olmaları lazım. Mesela Aleviler bu devlette yoklar. Bir vali, kaymakam ya da bakan yok. Bu konuda soğuk, mesafeli duranlara sesleniyorum; ‘biz Kürtlerden uzaklaştıkça belki bu devletin imkanlarından daha fazla pay alabiliriz’ diyorlarsa bunun bedeli ancak asimile olmakla olabilir. Alevilerin hakkı olan, bu ülke yönetiminde ortak olmaktır. Bu bakımdan Alevi inancında olan insanların daha çok düşünmesi gerektiğini vurguluyorum.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Halis: Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türkiye’yi çok zorlamayacak bir karar da alabilir

    Halis: Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türkiye’yi çok zorlamayacak bir karar da alabilir

    PİRHA- AİHM tarafından Aleviler hakkında verilen kararların AKP hükümeti tarafından uygulanmaması, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 30 Kasım-2 Aralık günleri arasında yaptığı toplantıda ele alınıyor. Toplantıyı ve Alevilerin taleplerinin kabul edilmemesini PİRHA’ya değerlendiren Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ziya Halis, “Avrupa’da kurulan bu tür mekanizmalar daha önce çifte standart uyguladılar. Bundan dolayı bizde yarattıkları ciddi bir tereddüt ve güvensizlik var” dedi. Halis Alevi kurumlarının da etkin davranmamasını eleştirdi. 

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 30 Kasım itibari ile Fransa‘nın Strazburg kentinde toplandı. 3 Aralık’a kadar sürecek toplantıda Bakanlar Komitesi’nin gündemlerinden biri de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından Alevilere dönük alınan kararların Türkiye tarafından uygulanıp uygulanmadığı oldu.

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin, geçmiş yıllarda zorunlu din dersi ve cemevleri ile ilgili Alevilerin lehine verilen kararları göz önünde bulundurarak, Türkiye’ye yeni bir yaptırım uygulaması bekleniyor.

    Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ziya Halis, Aleviler hakkında AİHM tarafından alınan kararların Türkiye hükümeti tarafından uygulanmamasının ardından Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin yeniden toplamasını değerlendirdi.

    Halis, Avrupa Konseyi gibi uluslararası mekanizmaların ulusal çıkarlarına göre hareket ettiğini ve çifte standart uyguladıklarını belirterek görüşmelerden Türkiye’yi çok zorlamayacak bir kararın da çıkabileceğini söyledi. Bu süreçte Alevi kurumlarının etkin bir kamuoyu yaratamadığını da vurgulayan Halis, Alevilerin değerlerine ve potansiyeline denk düşecek bir inisiyatif ortaya koymaları gerektiğini aktardı.

    “AVRUPA BİRLİĞİ KURUMLARININ BİZDE YARATTIĞI CİDDİ BİR TEREDDÜT VE GÜVENSİZLİK VAR”

    Halis, bu kararları uygulamayanın Türkiye Devleti’nin yöneticileri olduğunu, AİHM’in aldığı kararların Anayasa’da yazdığı gibi nihai karar olduğunu ve Türkiye Devleti’nin hukuken AİHM’in verdiği kararlara uyma zorunluluğu bulunduğu halde bu kararları uygulamadığını da dile getirdi.

    Halis, “Dönüp Avrupa’ya baktığımız zaman, Avrupa’nın da insan hakları konusunda, demokrasi konusunda söylediği çok söz var, aldığı birçok karar var. Ancak bunlara uyulmaması sırasında gösterdiği tepkiler çok yetersiz, çok eksik. Bu tür kararlarda bu şekilde davranmalarını Avrupa Birliği’nin demokrasi anlayışı ile bağdaştıramıyoruz. Bu çok büyük bir çelişki. Dolayısıyla Avrupa Birliği kurumlarının da bizde yarattığı ciddi bir tereddüt ve güvensizlik var. Teorik olarak güzel sözler söylüyorlar, yazılı metinler yayınlıyorlar ama kararları uygulamayan ülkeler ile ilgili olan ilişkilerinde daha çok kendi ulusal çıkarlarını koruyarak ve o çıkarlara göre hareket ederek davranıyorlar. Bu da bir handikap ve çelişkidir. Biz Avrupa Birliği’nin bu konudaki tutumunu aydınlar, demokratlar, sivil toplum örgütleri olarak eleştiriyoruz ve bunları bu manada kınıyoruz. Selahattin Demirtaş, Osman Kavala ve Alevilerin kazandığı davaların kararları, öncelikle kendi hükümetimizden ve Türkiye’deki ilgili kurum ve kuruluşlardan uygulamalarını ısrarla bekliyoruz. Bundan asla geri bir adım atmıyoruz. Şüphesiz ki Avrupa Birliği’ni de bu konuda eleştirmek, baskılamak, onların kendi yarattıkları değerlere sahip çıkmalarını sağlamak için her koşulda onları da zorlamalıyız diye düşünüyorum” şeklinde konuştu.

    “ALEVİ KURUMLARI, SES ÇIKARMA VE KAMUOYU OLUŞTURMA NOKTASINDA YETERSİZ KALIYOR”

    Bu süreçte Alevi kurumlarının da bu konuyu çok gündeme getirmediklerini ve bir birliktelik ortaya koyamadıklarını vurgulayan Halis, bu konunun büyük önem taşıdığını, Aleviler açısından tartışılması gerektiğini dile getirdi. Alevi hareketlerinin, Alevi toplumunun bu coğrafyadaki potansiyeline denk düşen bir etkinlik, bir inisiyatiflik ortaya koyamadığını da belirten Halis sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Bu bir gerçek. Bu durumu Alevi kurumlarının da büyük ölçüde kabullendiğini düşünüyorum. Alevi kurumlarının bu konudaki yetmezliği ve yetersizliğini, Alevi hareketleri öncelikle düşünüp değerlendirmelidir. Hak ettikleri inisiyatifi kullanmaları gerekir, diye düşünüyorum. Avrupa Birliği’nin aldığı kararlarla ilgili geçmişte Alevi kurumlarının ses çıkarmadığını söylemek haksızlık olur. Sesler çıktı, hala çıkıyor da ama yetersiz olduğu çok açık bir gerçek. Bu kararların uygulanmasını öncelikle siyasi iktidardan beklemeleri gerekiyor. Mevcut muhalefet partilerini bu konuda zorlamaları gerekiyor. Ancak Alevi kurumlarının bundan vazgeçtiğini, bu durumu kabullendiğini söyleyebiliriz. Vazgeçmiş derken, bu zorlamada ve baskı yapmada vazgeçmişlik anlamında söylüyorum. Türkiye’deki Alevi kurumlarının, Aleviliğin hak ettiği değerlere denk düşen bir etkinlik içerisinde olmadıklarını düşünüyorum. Kurumlara haksızlıkta etmek istemem ama genel olarak toplumdaki algıda bu yönde. Dolayısıyla Alevi hareketlerinin mutlaka bir araya gelip, kendi kişisel çıkarlarını bir tarafa itip, Alevi düşüncesinin toplumda yaygınlaşması, gelişmesi ve Alevi inancının özüne uygun bir duruş sergilenmesi konusunda birbirleri ile tartışarak, bir yol çizmeleri gerekir.”

    “ÇİFTE STANDART UYGULAYIP, TÜRKİYE’Yİ ÇOK ZORLAMAYACAK BİR KARAR DA ALABİLİRLER”

    Avrupa Konseyi’nden Türkiye’ye bir yaptırım kararı çıksa bile bunun etkili bir şekilde uygulanmayacağını söyleyen Halis, “Bir yaptırım kararı çıksa bile Avrupa Birliği’nin, Avrupa Konseyi’nin cemevleri, zorunlu din dersleri gibi konularda yapmaları gereken baskıyı yapmaktan vazgeçtikleri gibi bir kanaatim var benim. Şu an Avrupa Konseyi’nin üzerinde durduğu davalar Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş kararlarının uygulanması kararları. Bu doğrultuda etkili bir adım atabilirler gibi görünüyor. Tabi bu etkiyi nasıl, ne şekilde, hangi periyotta, hangi programla uygulayacakları noktasında bir fikrim yok. Bunu adım adım, aşama aşama mı yapacaklar yoksa Türkiye’nin Konsey’den çıkarılması gibi daha sert ve ciddi bir karar mı alacaklar şimdiden bilemeyiz. Bunu hep birlikte karar açıklanınca göreceğiz. Avrupa’da kurulan bu tür mekanizmalar çifte standart uygulamışlardır daha önce. Şimdi de Türkiye’ye karşı böyle bir tavır içerisine girecekler mi bilemiyoruz. Türkiye’yi çok zorlamayacak, çok baskı oluşturmayacak bir karar da alabilirler. Öyle bir tutum da sergileyebilirler” dedi.

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Eski Bakan Halis: Aleviler kamudan dışlanmış durumda-VİDEO

    Eski Bakan Halis: Aleviler kamudan dışlanmış durumda-VİDEO

    PİRHA – Türkiye’de son dönemdeki ekonomik, sosyal ve siyasal alandaki gelişmelere ilişkin PİRHA’ya konuşan Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ziya Halis, “Türkiye bence önemli bir sıkıntılı süreç yaşıyor. Ekonomik olarak da siyasi olarak da sosyal olarak da sıkıntı geçiriyor. Bu sıkıntı tabi bir günde bu noktaya gelmedi” ifadelerini kullandı. Halis Alevilerin kamudan dışlandığına da işaret etti. 

    Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ziya Halis, Türkiye’de son dönem ekonomi, siyaset ve sosyal alanda yaşanan gelişmelere ilişkin PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    Halis, “Türkiye bence önemli bir sıkıntılı süreç yaşıyor. Ekonomik olarak da siyasi olarak da sosyal olarak da sıkıntı geçiriyor. Bu sıkıntı tabi bir günde bu noktaya gelmedi. Uzun zamandır AKP’nin Türkiye’yi yönetmeye başladığı günden beri birike birike bu aşamaya geldi” dedi.

    “EKONOMİK KRİZİN TELAFİSİ BU SİYASAL İKTİDARLA OLMAZ”

    “Karamsarlık anlamında söylemiyorum ama bir gerçeği de konuşmak saklamamak gerekiyor. Kriz yoktur lafı boş bir laf, ekonomik kriz var. Borçlarımız var, dış ülkelere çok ciddi borçlarımız var” diye konuşan Halis, şöyle devam etti:

    “Hem devletin hem özel sektörün borcu var. Bütçe hor kullanılmış, tarumar edilmiş. Bunun telafisi bu siyasal iktidardan kurtulmak demiyorum ama bu siyasal iktidarla olmaz. Bu iktidarın yanlış politikalarının, gerek ekonomi politikalarındaki israfçı yaklaşımı gerekse dış politikalardaki tutumu çok önemlidir. Bu siyasi iktidarın bunu gizlemesi, ekonomik krizin olmadığını öne sürmesi bu halka yapılacak en büyük yalandır. Bu yalanı söylemesin, ona göre tedbirini alsın. Gerçekten ekonomik olarak şirketler zor durumda, iflaslar var. İcra dairelerinde bir yığın dosyalar birikmiş durumda.”

    “TÜRKİYE, HUKUK AÇISINDAN BELKİ DE EN KÖTÜ DÖNEMİNİ YAŞIYOR”

    Türkiye’nin hukuk devleti ilkeleri açısından tarihinin en kötü dönemini yaşadığını belirten Halis, “Yargı kesinlikle tarafsız ve bağımsız değil. Adalet mülkün temeli derler ya; bu da siyasi ve ticari konuları çok etkileyen bir durum. Dolayısıyla halkımız şu anda ve önümüzdeki süreçle ilgili çok kaygılı duruyor, endişeyle bakıyor. Ama umarız ki bu endişeleri daha ileri noktalara taşınmasın. Sorun halkın lehine çözülsün” diye konuştu.

    “ALEVİLER KAMUDA DIŞLANMIŞ DURUMDA”

    Alevilerin de yaşanan gelişmelerden ayrı tutulması gerektiğini savunan Halis, şunları kaydetti:

    “Zaten Aleviler sosyal ve siyasal olarak da siyasi iktidar tarafından dışlanmaya çalışılan ve asimilasyona çalışılan, ötekileştirilen, kamuda hiçbir Alevinin üst düzeylerde olsun, orta düzeylerde olsun görevler almadığı bir süreci yaşıyoruz. Ne bir Vali var ne bir Kaymakam var ne kamu yöneticilerinden müsteşar, genel müdür, hiçbir kimse yok. Kamudan dışlanmış durumdayız. Dolayısıyla Aleviler bu faturanın en fazla yükünü çeken, bu durumdan en çok mağdur olan bir kesim olarak ortada duruyor. Aleviler ve demokrasi güçleri yok sayılıyor. Yargı da buna alet oluyor. Kamu yöneticileri de buna alet oluyor. Son derece sıkıntılı ir süreç yaşıyoruz. Alevisinin de Sünnisinin de Kürt’ünün de Türkü’nün de lehine bir noktaya evrilsin. Bunu temenni etmekten başka bir sözüm yok.”

    Ersin ÖZGÜL-H.Yaşar SEZGİN
    KUŞADASI

     

     

     

  • Aleviler, Alevi toplumunun siyasi rolünü ve geleceğe yönelik perspektiflerini tartışıyor-VİDEO

    Aleviler, Alevi toplumunun siyasi rolünü ve geleceğe yönelik perspektiflerini tartışıyor-VİDEO

    PİRHA-Alevi Canlar Muhabbet Toplantısı 2. gününde ‘Alevi Toplumunun Siyasi Rolü ve Geleceğe Yönelik Perspektifler’ oturumuyla devam ediyor. 

    Aydın Kuşadası’nda Alevi sanatçılar, yazarlar, kurumlar, dernekler ve çok sayıda yurttaşın katıldığı toplantıda, Hakka yürüyen Hak şehitleri için 1 dakikalık  saygı duruşunun ardından Sinemilli Ocağı Piri Tacim Bakır çerağ uyandırarak gülbeng verdi.

    Deyiş ve nefeslerin ardından oturuma geçildi. Oturumu yönetmek üzere  divana, Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik BakanıZiya Halis, HDP Milletvekili Zeynel Özen, CHP 22. Dönem Milletvekili Mehmet Tüm, Salman Kaya, İsmail, Perihan seçildi.

    “ALEVİLER, GELİNEN NOKTADA SİYASETTE EKSİK VE YETERSİZDİR”

    Oturumda ilk sözü alan Ziya Halis, Alevilerin siyasi ve politik mücadelede geldiği noktada halen eksik ve yetersiz olduğunu belirterek,  “Alevi toplumu eşit yurttaş olarak bu ülkede yaşıyor. Mücadele ediyor. İnançlara baskı politikası var. Talepleri sümen altı ediliyor. Zorunlu din dersi gündemdeki yerini koruyor. Aleviler ve başka toplumsal kesimler dışlanıyor. Aleviler siyasi mücadelede öne çıkmaya başlamıştır. Bir çok siyasi bu konuda hareket etmiştir. Bir partinin genel başkanı Alevi ise o parti Alevi partisi diye tanımlanıyor ve toplum önünde mahkum edilmeye çalışılıyor. Alevileri belli bir kalıba sıkıştırmak amacıyla algı yaratılıyor. Sonuç olarak siyasi ve politik mücadelede Alevilerin öz güven eksikliği içinde olduğunu düşünüyorum. Aleviler bu mücadeleyi bir araya gelerek başarmak zorundadır. Geldiğimiz nokta yetersiz, eksikliktir” dedi.

    KARASU: SİYASETTE ALEVİ KİMLİĞİMİZİ YANIMIZDA TAŞIYACAĞIZ

    “İstanbul’da başkanlığa seçildiğimde kadın ve Aleviliğim öne çıkarıldı” diyen CHP geçmiş dönem PM üyesi Perihan Karasu şunları belirtti:

    Bizler Hz. Hüseyin’in biat etmeyişini dinleyerek büyüdük. Bizim de artık söyleyecek sözümüz var dediğimizde suçlandık. Devrimciydik, dedelerimiz eve geldiğinde bilinçsizce isyan ederdik. Siyasette Alevi kimliğimizi yanımızda taşıyacağız. Aleviler artık bir yerde olmasın demesinler. Dayanışma ve mücadele içerisinde olmak zorundayız.”

    ÖZEN: ALEVİLERİN KENDİ SİYASETİ VE DURUŞU OLMALI

    HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen ise Alevilerin yaşam hakkının tehlike altında olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Alevilerin kendi siyaseti ve duruşu olmalı. Aleviler asimilasyona karşı direniyor. Asimilasyonun en büyüğünün siyaset olduğunu düşünüyorum. Bizim siyasete bakış açımız yanlış, siyaset ilkeler ile yapılmalı. Aleviler bu duruşu sağlamaz ise ne kendisine ne de başkasına faydası olur. Aleviliğin siyasallaşmasına karşıyız. Bunun çözümünü bulmak için kimlik hareketi yaratmak zorundayız. Alevi kimliğimiz üst bilince gelmedikçe başarılı olamayız. Kürtler ulusal kimlik etrafında örgütlendiklerinde güç oldular. Aleviler dinamik bir güç. Bu gücümüzün farkında değiliz. Siyaset ve adaylık denince savruluyoruz. Aleviler, ilkeleri çerçevesinde siyaset yapmalı. Alevilikte bir çok ulustan insan var. Anadilde eğitimi kurumlarımız gündemine almalı ve tartışmalı. Neden anadili savunmuyoruz? Kendi içimizdeki farklılıkları görmezden geliyoruz. Alevilerin yaşam hakkı tehlikede. Aleviler mazlumlarla birlikte olmaz ise tek başına kurtuluşu yok.”

    TÜM: ALEVİYİM DİYEN VEKİL KALMADI

    Daha sonra söz alan CHP 22. Dönem Milletvekili Mehmet Tüm ise şunları vurguladı:

    “Gündemimizde en büyük sorun olan Kürt Sorunu var. Barışı savunanlar baskı ve zulüm ile karşı karşıya. Eğitim tümden ortadan kaldırıldı, insanlar iş bulamıyor. Kimse bu ülkede kendini güvende hissetmiyor. Sol siyasal partiler çözüm üretmiyor. Eğer başarısız isek halktan özür dilemeli, özeleştiri vermeliyiz. Biz bu iki şeyi kaybettik. Alevi örgütlülüğünden geldiğimiz için orada Alevilerin sesi olmak istedik. Siz birinin kapısında beklersen sizi ciddiye almazlar. Alevi hareketinin güçlenmesi lazım. Kimse CHP’den kontenjan beklemesin. Gelinen noktada ben Aleviyim diyen vekil kalmadı. CHP siyaset üretmiyor. Alevi örgütlerinde önemli bir kan kaybı var. Alevilerin yeniden bu işe koyulması gerekiyor. ”

    DEĞERLİ: DAYANIŞMA İÇİNDE OLMALIYIZ

    68 hareketinden İsmail Değerli de Alevilerin ortaklaşması çağrısında bulunarak şöyle konuştu:

    “Hilafet bu ülkeye geldiği günden beri Anadolu Aleviliği can çekişmiştir. Bu ülkede Emevi zihniyeti hakim. Yezid’in zulmü halen devam ediyor. Bir araya gelemez, ortaklaşamaz, dayanışamaz ve hesap peşinde olursak kale alınmayız. Politikada şunu gördüm: Ne Aleviler, ne Kürtler sevilir. Ne yazık ki egemen güçler Alev toplumunun hızlı ilerleyişini engellemeye çalıştı. 12 Eylül dozer gibi üzerimizden geçti. Dayanışma içerisinde olmalıyız. Ortak noktada buluşmalıyız. Hiçbir mevcut parti bizi bir yere getirmeye gayret etmez.”

    Alevi Canlar Muhabbet Buluşması, ‘Alevi toplumunun siyasal rolü ve geleceğe yönelik perspektifler’ oturumda İbrahim Sinemillioğlu, Namık Kemal Dinç, Fevzi Gümüş, Enver Can Dede, Engin Seyitalidedeoğlu,  Selahattin Özel, Süleyman Deprem, Zeynel Şahan, Remzi Akbulut, Recai Aksu,  Hüseyin Kelleci, Adnan Özdemir, İmam Balsever söz hakkı alarak birer konuşma yaptılar.

    Alevi toplumunun kendi siyasetini üretmesini ile birlikte kendi öz benliğini koruyarak, var olan siyasi ortamda ortak akıl ile Alevilerin mücadele etmesi gerekliliğine değinen katılımcılar örgütlenmenin önemine değindiler.

    PİRHA/KUŞADASI

  • Eski Bakan Halis: Olağanüstü dönem yaşıyoruz; olağan muhalefet yapılmaz-VİDEO

    Eski Bakan Halis: Olağanüstü dönem yaşıyoruz; olağan muhalefet yapılmaz-VİDEO

    PİRHA- Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, 19. Dönem CHP Milletvekili Ziya Halis, gündemdeki gelişmeleri, siyasi süreci, Alevilerin tutuklanmasını PİRHA’ya değerlendirdi. Halis, iktidarın baskıcı politikalarının hayret verici olduğunu, muhalefet partilerinin ise etkili politikalar geliştirmediğini dile getirdi. Halis, “Olağanüstü süreçte olağan muhalefet yapılmaz” diyerek başta CHP olmak üzere muhalefeti eleştirdi. 

    Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, 19. Dönem CHP Milletvekili Ziya Halis, gündemdeki gelişmeleri PİRHA’ya değerlendirdi.

    Halis, bakanlık yaptığı 90’lı yıllardan bugüne kadar gelen sürecin daha da kötüye gittiğini, bugünlerin eskiyi arattığını söyledi.

    Türkiye’nin OHAL ve KHK’larla yönetiliyor olmasının kabul edilemeyeceğini belirten Halis, ciddi hayal kırıklığı yaşadığını ifade ediyor.

    OHAL ilan edildikten sonraki sürecin iktidar tarafından istismar edildiğini vurgulayan Eski Bakan Ziya Halis, başta Aleviler olmak üzere muhalif seslerin susturulduğunu Alevilerin sesi TV10’un kapatıldığını hatırlatan Halis, Tv10 yöneticileri Veli Büyükşahin ve Veli Haydar Güleç ile kameraman Kemal Demir’in tutuklanmasına da tepki gösterdi.

    Gelinen süreçte AKP hükümetinin olağandışı davrandığını, muhalefetin ise olağan muhalefet yaptığını ifade eden Halis, CHP’nin olağan muhalefeti bırakıp, daha radikal bir tutum sergilemesi gerektiği görüşünde.

    İşte Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, 19. Dönem CHP Milletvekili Ziya Halis’in sorularımıza verdiği yanıtlar…

    PİRHA- Eski bir bakansınız. Türkiye’deki siyasi gidişatı biliyorsunuz. O günden bugüne nasıl değişiklikler yaşanıyor, sizi şaşırtıyor mu bu süreç? Süreci nasıl okuyorsunuz?

    Z.H-O günden bugüne derken sanıyorum benim bakanlık yaptığım 90’lı yılları kast ediyorsunuz veya aktif siyaset yaptığım dönemi kast ediyorsunuz. O günlerde de yaşadığımız zorluklar vardı gerçekten. Türkiye’de faili meçhul cinayetler, yargısız infazlar 90’lı yıllarda sık karşılaştığımız durumlardı. Ama bugüne geldiğimizde aslında biz daha barışçıl, daha demokratik, daha hukuka saygılı bir ortamın ve düzenin sağlanacağı umuduyla baktık hep bugünlere ve bunun için çeşitli mücadelelerimiz oldu. Ancak son 3- 4 yıldır yaşadıklarımız eskiyi arattı. Yani eski günleri, 90’lı yılları arattı. Türkiye’de herkes tedirgin durumda. Siyasi iktidar müthiş bir baskı uyguluyor, basını susturuyor. Basın özgürlüğü hemen hemen yok, basın çalışanları içeride, milletvekilleri içeride, belediye başkanları görevden alındı. Yargı siyasi iktidarın tam denetiminde ve yargıyı muhalif olan kesimlere karşı sopa olarak kullanan bir iktidar var. Dolayısıyla bugün ki durumu özetlersek benim için daha bir hayal kırıklığı diyebileceğim bir durum. Çünkü biz her geçen gün demokrasinin, insan haklarının daha ileri noktalara taşınacağını düşündük, bunu hayal ettik. Zaman zaman bu konuda önemli gelişmeler de yaşamadık değil, yaşadık. Yani bir çözüm süreci, umut doğurdu örneğin Türkiye’de bizlerde. Ama özellikle 2015 seçimlerinden sonraki gelişmeler ve 15 Temmuz’dan sonra ilan edilen OHAL ve KHK’lerle Türkiye’nin yönetiliyor olma durumuna gelmiş olması, hakikaten benim açımdan bir insan hakları savunucusu, bir demokrasi mücadelesi veren, buna inanan, demokratik ve katılımcı, özgür bir toplumun yaratılmasında Türkiye açısından çok fayda gören biri olarak beni ciddi hayal kırıklığına uğrattı.

    15 Temmuz Darbe Girişimi’nden sonra OHAL ilan edildi ama bunu kendi lehine çevirmeyi başardı hükümet ve bu OHAL birçok şeyi şekillendiriyor. Devlet ülkeyi OHAL’le ve KHK’lerle yönetiyor. Bu nereye kadar sürecek? Şeriatçı, dinci bir rejime mi gidiliyor buna inanıyor musunuz?

    15 Temmuz’dan sonra OHAL’in ilan edilmiş olması ve OHAL’in getirdiği bir takım haklardan faydalanıyor olması KHK’lerin yayınlanması gibi bu ortamın bu iktidar tarafından istismar edildiğini düşünüyorum. Yani o kadar çok yanlış uygulamalar var ki OHAL’in nedenleriyle ilgisi olmayan muhalifler insan hakları bakımından mağduriyetle karşı karşıya kalıyorlar. OHAL’in nedeni olan darbe girişimi elbette darbeyi A’dan Z’ye kınıyoruz. Hiçbir askeri darbe girişiminin yapılmış olmasına taraftar olamayız, ona karşıyız. Ama bunu kendisi için bir fırsata dönüştürdü; hatta ‘Allahın verdiği bir lütuf’ diye değerlendirdi. Bunun hakkını da böyle veriyorlar. Kendilerine muhalif olan bütün sesleri susturmayı bir kere temel hedef olarak ortaya koymuş durumdalar. Gazetecileri tutukluyorlar, televizyonları kapatıyorlar. Mesela TV10. Bu televizyonu, Alevi toplumuna özellikle sorunlarına hitap eden, onların sesi olan bir varlığı ortadan kaldırmıştır. Yani TV10’un kapatılması, buna benzer başka televizyon kanallarının, basın yayın organlarının kapatılmaları anlaşılır değil.

    Tv10 yöneticileri de tutuklandı. Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin ve yine Veli Haydar Güleç ayrıca kameraman Kemal Demir tutuklandı.

    Bir kere Türkiye’de yargılama meselesi son derece sakat gidiyor. Tutukluluk aslında cezaya dönüşüyor ne yazık ki. Hemen uygulanmaması lazım. Her davada uygulanmaması lazım. En son uygulanabilecek bir şeydir. Fakat bu yönetim yargıyı da yönetiyor durumda. Veli Büyükşahin, Veli Haydar Güleç gibi TV10 çalışanları, yöneticileri Alevilerin gerçekten sorunlarına eğilen, onların sesi olan arkadaşlarımız. Uzun süren gözaltı sonrasında da tutuklamışlar. Gerçekten davaları dahi belli olmayan bir cezalandırma uygulaması bu. Yani kaçacak değiller, delilleri karatma imkanları söz konusu değil. Ama buna rağmen gözaltı ve arkasından tutuklama kararı veriliyor. Davalar da çok geç bir şekilde açılıyor. Tarihler geç veriliyor. Davalar sonuçlanıncaya kadar ben bunların beraat edeceklerine, suçsuz olduklarına inanıyorum. Ama beraat ettiklerinde suçsuzlukları kanıtlandığı zaman da Veli Büyükşahin, Veli Haydar Güleç ve Kemal Demir arkadaşlarımızın o kadar yattıkları cezalar yanına kalmış olacak. O cezaları yaşamış olacaklar ne yazık ki.

    “HAYRETLER İÇİNDE KALDIM”

    AKP Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan geçen bir konuşmasında Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerini tehdit etti, hedef aldı. ‘Komünist, vatan haini geçlerin burada okumasına izin vermeyeceğiz’ dedi. Hedef gösterdikten sonra polisin müdahalesiyle öğrenciler gözaltına alındı. Siz bunu nasıl değerlendirirsiniz?

    Ben bunu duyduğumda hayretler içinde kaldım her şeyden önce. Türkiye’nin Cumhurbaşkanının bir üniversitede gençler arasında yaşanan bir olayı bu kadar büyütüp Türkiye kamuoyunun gündemine getirmiş olması hayret verici. Yani hangi açıdan bakarsanız bakın gençler arasında zaman zaman bu tip tartışmalar olabilir. Haklı haksız, ben bu konuda lokum dağıtanlar, buna karşı çıkanlar arasındaki görüşlerle ilgili düşüncelerimi söylemek istemiyorum. Yani o haklıydı bu haksızdı. Ama haklı haksız gençler zaman zaman birbirleriyle farklı düşünebilirler, birbirlerine müdahale edebilirler. Ama bunun cumhurbaşkanlığı makamı tarafından gündeme getirilmiş olması onları kameralarla tespit edip onların yakalarına yapışacağız anlamında söylemiş olması ve onlara eğitim fırsatı vermeyeceğiz demiş olması tamamen hayret edilecek bir durum gerçekten. Bir cumhurbaşkanının yapmaması gereken, söylememesi gereken bir durum olarak tarihe not düşmek gerekiyor. Bu söylemi, Türkiye’nin ne hale geldiğinin de açık bir delili olarak tespit ediyorum ben.

    “CUMHURBAŞKANLIĞI MAKAMINA YAKIŞMIYOR”

    Sanıyorum ilk kez bir Cumhurbaşkanı öğrencileri direk hedef alıyor.

    Aynen öyle. Zaten hayretimin nedeni de budur. Herhangi bir polis müdürü, herhangi bir kademedeki öğretim üyesi veya rektör ya da siyasi bir şahıs bunu söylemiş olsa bu kadar etkilenmezdim. Üniversitelerin özgürlük yuvaları olması gerekir. Üniversitelerde her türlü düşüncenin yeri olması gerekir. Hiçbir zaman düşüncesini, görüşünü beğenmiyorsunuz diye o insanı vatan haini, komünist ya da benzeri şekillerde nitelemek çok ön yargılı bir yaklaşım. O makama yakışmayan bir şey.

    “ALEVİLER ASİMİLE EDİLİYOR, BU HAKSIZLIKTIR”

    Aleviler de çok sıkışmışlık duygusu yaşıyor, çok endişe duyuyorlar. Henüz hiçbir talepleri yerine getirilmedi. Cemevlerinin resmi statü kazanması, zorunlu din derslerinin kaldırılması ki bütün dersler neredeyse dinselleştirildi, Alevi çocukları asimile ediliyor bu derslerde. Peki Aleviler bu sistemde ne yapmalı, nasıl davranmalı? 

    Bence Türkiye’de mağdur olan toplum kesimlerinin en başında gelen toplum Alevilerdir. Alevilerin hakları, ibadet hakları, cemevlerinin statüleri tanınmamış ve Alevi çocuklarına zorunlu din dersi verilerek asimile edilen bir toplumdur. Bunu insanların siyasi iktidarlar tarafından bu muameleyle karşı karşıya kalması gerçekten büyük bir haksızlık ve adaletsizliktir. İnsan haklarına aykırıdır.
    Alevi çalıştayları yapıldı, Alevilere sanki bir adım ileri gidecekmiş, onların sorunları çözülecekmiş gibi bir yaklaşımda bulundu, çözüm süreci gibi, Kürt sorunu konusunda da olduğu gibi. Ama ikisi de fiyasko çıktı. Geldiğimiz nokta Alevilerin de baskı altında olduğu bir süreç, çözüm sürecinin tarafı olduklarını düşündüğüm Kürt siyasi hareketleri de baskı altında ve hepsi hapishanelerde, tutuklanıyorlar gözaltına alınıyorlar, cezalandırılıyorlar bir şekilde. Sonuç olarak şöyle söylemek lazım: Türkiye olağanüstü bir dönem yaşıyor. Bu olağanüstü dönemde bütün insan hakları, insanların kişisel özgürlükleri kısıtlanıyor, cezalandırılıyor, yargı bağımsız değil.

    “HÜKÜMET TÜRKİYE’Yİ İKİYE BÖLDÜ”

    Hükümet, politikalarıyla Türkiye’yi iki bölüme ayırıyor, kendisini destekleyenler ve muhalif olanlar diye ikiye bölüyor ve muhalif olanları gerçekten her türlü baskıyla karşı karşıya bırakıyor ve susturuyor. Aleviler başta olmak üzere, mağdur olan bütün kesimler bu ülkenin demokratik bir ülke olması, toplumsal barışımızın sağlanması, özgürlüklerin tekrar yeniden tesis edilmesi için bir özgüven içinde önümüzdeki süreçteki seçimlerde bir araya gelerek, seçim güvenliğini de göz önüne alarak mutlaka ciddi bir mücadele vermesi ve bu iktidardan kurtulmaya çalışması lazım. Demokratik yollarla sandıkta bu iktidarı cezalandırması lazım. Başka türlü topluma bir huzur ve rahat geleceğini düşünmüyorum.

    “OLAĞANÜSTÜ BİR DÖNEMDE OLAĞAN MUHALEFET YAPILMAZ”

    Peki muhalefet partileri görevini yeterince yerine getirebiliyor mu? Çünkü hükümet olağandışı davranıyor ama muhalefet çok normal hareket ediyor, iyi muhalefet yapılmıyor, şeklinde eleştiriler var. Özellikle CHP çok eleştiri alıyor. Geçen ‘Muhsin Yazıcıoğlu’nu saygıyla anıyorum’ dediği için Kılıçdaroğlu sosyal medyada epey bir tepki almıştı. Muhalefetin durumunu siz nasıl değerlendiriyorsunuz? 

    Gerçekten olağanüstü bir dönemde olağan muhalefet yapılamaz. Olağan muhalefet yapmak gibi bir durumla karşı karşıyayız. Nedir olağanüstü dönemde olağanüstü muhalefet; elbette yasal sınırlar içinde kalarak demokratik hakları kullanarak yapılabilecek muhalefet yöntemleri bulunabilir, vardır. Ama bu konuda CHP ana muhalefet partisi ki muhalefete önderlik yapması gereken bir partidir. Yetersizliği bence herkes tarafından artık kabul ediliyor. Yalnız şimdi bu konuda bu yetersizliği hatırlatmak bu yetersizliğin telafisinin yapılmasını, giderilmesini istemek en doğru şeydir. Çünkü önümüzdeki seçimlerde sonuç olarak biraraya gelip birlikte sonuç alma mecburiyeti var. Bütün muhalif kesimler için söylüyorum bunu. İnsan haklarının ihlali, demokrasinin yok sayılması, yok edilmesi, hukukun çiğnenmesi, anayasanın çiğnenmesi gibi sorunlarla karşı karşıyayız. Tek adam rejimiyle karşı karşıyayız. Bundan kurtulmak için demokratik ama daha aktif bir muhalefet yöntemine ihtiyaç var. Bunu pekala bulabilirler yani bunun çözümleri oldu. Demokratik yollarla bunun çözümü bulunabilir. Bu da gene bunların görevidir yani ana muhalefet partisi ve diğer partilerin görevidir. Birbirleriyle didişmek, dalaşmak yerine, bu süreçte muhalefet sürecini olağanüstü muhalefete dönüştürmeleri lazım. Tabi ki biz yurttaşlar, bireyler olarak ben bir bireyim bir siyasi parti mensubu değilim bireyler olarak da Türkiye’nin 2019 seçimlerinden demokrasinin kazanması için, Demokrasi İçin Birlik için çaba göstermeye kendi kanımca katkı vermeye çalışan bir insanım. Bunu devam ettireceğim.

    Nilgün METE-RÖPORTAJ
    Sevim KAHRAMAN-GÖRÜNTÜ-FOTO

  • TV10 eyleminde konuşan Demir: Dayak atan değil, hizmet eden devlet istiyoruz – VİDEO

    TV10 eyleminde konuşan Demir: Dayak atan değil, hizmet eden devlet istiyoruz – VİDEO

    PİRHA – TV10 eylemi’nin 78. haftasında basın üzerinde artan baskılara dikkat çekilerek, “Halkına eziyet eden bir devlet değil hizmet eden bir devlet istiyoruz” denildi. 

    OHAL koşullarında KHK ile kapatılan TV10 çalışanlarının başlatmış olduğu eylemin 78’ncisi Galatasaray Meydanı’nda yapıldı. Eylemde ‘Alevilerin Sesi Susturulamaz’ pankartı açılarak tutuklanan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, Yayın kurulu üyesi ve Programcısı Veli Haydar Güleç ile kameraman Kemal Demir’in fotoğrafları taşındı. Öte yandan ‘Özgür basın susturulamaz’ sloganları da atıldı. 78. Haftada eyleme, CHP 19. Dönem Milletvekili Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ziya Halis, Divriği Kültür Derneği Başkanı Cafer Yıldız, Devrimci Parti Genel Başkanı Musa Piroğlu, Cumartesi Anneleri, İnsan Hakları Savunucular, Munzur Çevre Derneği Yöneticileri, Özgür Gazeteciler İnsiyatifi Sözcüsü Hakkı Boltan, Dersim Araştırmaları Merkezi yöneticileri, Alevi Aktivist Servet Demir ve önceki gün kayyum atanan Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi çalışanları destek verdi.

    “BASINA BASKILAR ARTARAK DEVAM EDECEK”

    Eylemde ilk konuşmayı TV10 Haber Müdürü Turabi Kişin yaptı. Kişin, basın üzerindeki baskıların boyut kazandığını belirterek, Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi ve Gün Matbaa’ya kayyumun atanmasını eleştirdi. Bu hafta kapatılan Özgürlükçü Demokrasi gazetesi ve Gün Matbaa çalışanlarından 24 kişinin daha gözaltına alınmasıyla tutuklu ve hükümlü gazeteci sayısının 170’e çıktığını belirten Kişin, “Basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlama konusunda Türkiye’nin dünyada birinciliği kimseye kaptırmaya niyeti yok” dedi. Turabi Kişin, meclisten geçen internet yasalarıyla birlikte gelecek günlerde basın üzerindeki baskıların daha da artacağını söyledi.

    Turabi Kişin, üç aydır tutuklanan, TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, TV10 Programcısı Veli Haydar Güleç ve Kameraman Kemal Demir’in serbest bırakılmasını istedi. Kişin ayrıca Tv10 Çukurova Temsilcisi Diren Keser’in de yaptığı haberlerden dolayı geçen günlerde 2 yıl 4 ay ceza aldığını belirti.

    “YAPILANLAR BİR ZULÜMDÜR”

    Kişin’den sonra CHP 19. Dönem Milletvekili Ziya Halis konuştu. Halis, Türkiye’de özgürlükler konusunda ciddi tehlikelerin yaşandığını ifade ederek, Bu yaşanan kötü dönemlerden Alevi hareketinde de nasibini aldığını belirtti.

    Baskıları yapanların bu yaptıkları yanlışlardan dönmesi gerektiği çağrısını yapan Halis, “Yaptıkları bir zulümdür. Tabi ki sadece Alevi basınına değil AKP iktidarına muhalif olan herkesin susturulduğu bir dönem yaşıyoruz” şeklinde konuştu.

    “AKP YARGI YOLUYLA HESAP VERECEK”

    Bu dönemlerin gelip geçeceğini söyleyen Ziya Halis, bu baskıları yapanlardan yargı yoluyla hesap sorulacağını kaydetti.

    Halis “AKP iktidarının kendisini ayakta tutmak adına raydan çıktığını, gözünü karartarak özgürlük ve demokrasiyi çiğnediği çok nettir” dedi.

    CHP 19. Dönem Milletvekili Ziya Halis, son olarak, mücadele çağrısı yaparak mutlaka kazanacaklarını söyledi.

    “TV10, TARİHSEL KÜLTÜRE  IŞIK TUTAN BİR SÖZCÜLÜKTÜ”

    Ardından söz alan Özgür Gazeteciler İnsiyatifi Sözcüsü Hakkı Boltan, basın ve yayın kurumlarının özgürce faaliyetlerini yürütmesinin önünün açılması gerektiğini kaydetti. Boltan, 170 Gazetecinin cezaevide olduğunu söyledi.

    TV10 faaliyetlerini yakından takip ettiklerini söyleyen Boltan, “Özellikle kültürel varlığımız açısından TV10’nun yeri tartışılmazdır. Tv10 tarihsel kültüre ve inanca ışık tutan bir  sözcülüktür. Alevilerin kültürünü yansıtan bu televizyonun kapatılması büyük bir tahammülsüzlük ve haksızlıktır” dedi.

    Boltan, sözlerini şöyle devam ettirdi:

    “Basın yayına saldırı içinde olan iktidarların ne kadar kısa ömürlü olduklarını bu ülke de çok gördük. Geçmişte olduğu gibi bugün de ömrü uzun olmayacaktır. Yeter ki bizler bir araya gelerek dayanışmayı ve mücadeleyi örelim” diye konuştu.

    “TV10’NUN KAPATILMASI BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNE BİR DARBEDİR”

    “İktidarın, haksızlığa uğrayan bir toplumun sorunlarını dile getiren TV10’nu kapatmasını bir suç olarak değerlendiriyorum” diyen Alevi Aktivist Servet Demir, “bu basın özgürlüğüne bir darbedir”dedi.

    TV10 çalışanlarının tutuklanmasını kınayan Demir, TV10 çalışanları başta olmak üzere tutuklu gazetecilerin biran önce serbest bırakılmasını istedi.

    TV10’nun suçu ne? diye soran Demir, “Anadolu topraklarında Şeyh Bedreddinleri, Köroğlullarını, Veysel Babayı, Pir Sultan’ı, Seyit Rıza’yı ve Alevi toplumun sorunlarını dile getiren bir televizyonu karartmanın gerekçesi ancak tahammülsüzlük ve renklere düşmanlıktır” dedi.

    Demir, Erzincan’da Alevi yöneticilerinin tutuklanmasına da tepki göstererek, Alevi örgütlerine yönelik baskılar, TV10 ve YOL TV’nin kapatılması bu baskıların bir örneği olduğunu söyledi.

    Aşık Veysel’in “Dava insanlık davasıdır” sözlerini hatırlatan Servet Demir, herkesi mücadeleye çağırdı.

    “HAKKINA HİZMET EDEN BİR DEVLET İSTİYORUZ”

    Devletin bir geleneğinin olduğunu ve bu geleneğin Türkiye’de ne yazık ki bir türlü bozulmadığını söyleyen Demir, “Vatandaşına eziyeti, dayak atmayı, hapislerde yatırmayı, aydınlarını çürütmeyi bir meziyet olarak görüyor. Bu bir meziyet değil bir insanlık suçudur. Bu gelenekten vazgeçmeye davet ediyorum. Halkına eziyet değil hizmet eden bir devlet istiyoruz” dedi.

    Eylem ‘Özgür Basın Susturulamaz’ sloganlarıyla son buldu. (HABER MERKEZİ)

     

     

     

     

     

     

     

  • Eski Bakan Ziya Halis: İktidarın absürd uygulamaları var-VİDEO

    Eski Bakan Ziya Halis: İktidarın absürd uygulamaları var-VİDEO

    PİRHA – OHAL’in 5. Kez tekrar uzatılmasına ilişkin Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ziya Halis Pir Haber Ajansına konuştu. Halis, “İktidar bütün muhalif olan herkesi susturmaya, bütün yayın organlarını kapatmaya dönük bir politika izliyor. Bu Türkiye için son derece üzücü ve talihsiz bir durum” şeklinde konuştu.

    HABERİN VİDEOSU

    15 Temmuz’dan sonra AKP iktidarının OHAL’i ilan etmesi ve 15 Temmuz sürecini tamamen kendisine muhalif olan bütün kesimlere dönük kullanmasını çok kaygı verici olduğunu belirten Halis, “15 Temmuz’da bu darbeye karışanlarla ilgili OHAL kararı alındı. Onlarla ilgili gerekli incelemenin, yargısal sürecin başlatılmış olması gerekiyordu. Ona hiç itirazımız yok ama kendisine her bakımdan muhalif gördüğü insan hakları savunucularını, demokratları, solcuları, emekten yana olan kesimleri “yargı kanalıyla ve emniyet kanalıyla sorguluyor, gözaltına alıyor, tutukluyor, uzun süreler tutukluluk süreci devam ediyor, iddianameleri ve mahkeme süreçleri bir türlü gerçekleşmiyor” dedi.

    “ABSÜRT ŞEYLER YAPILMAKTA”

    Halis, “İktidarın kendine muhalif tüm kesimleri tutuklayıp, gözaltına almasına ilişkin verilecek bir yığın örnek var. Örneğin, insan hakları savunucusu, demokrat, hoşgörü ve barıştan yana olan Osman Kavala’nın apar topar uçaktan inerken sanki kaçıyormuşçasına gözaltına alındı.  Oysa ifadeye çağırsalar çok rahatlıkla gelip ifadesini de verecek ve kaçacak bir insan da değil. Bu tip çok beklenmedik absürt şeyler yapılmakta” dedi.

    “MUHALİF OLAN HERKESİ SUSTURMAYA YÖNELİK BİR POLİTİKA İZLENİYOR”

    İktidarın muhalefetten korktuğuna dikkat çeken Halis, “16 Nisan referandumundan korktuğu gibi 2019 seçimlerinden de ciddi bir şekilde endişeye kapılmış.  İktidar bütün muhalif olan herkesi susturmaya, bütün yayın organlarını kapatmaya dönük bir politika izliyor. Bu Türkiye için son derece üzücü ve talihsiz bir durum” şeklinde konuştu.

    “MUHALİFLER DEMOKRASİDEN ÖZGÜRLÜKTEN YANA”

    Muhaliflerin demokrasiden, barıştan, özgürlükten yana olduğunu vurgulayan Halis, “Bir araya gelerek siyasi partiler üzerinde de çok çeşitli ilişkiler ve enformasyon ilişkisi içine girerek 2019’a giden bu süreci iyi yönetmeleri gerekir. OHAL’in kaldırılması, antidmeorkatik uygulamalara son verilmesi için bütün alanlarda hukuksal ve barışçıl mücadeleler verilmesinde büyük yarar görüyorum” diye konuştu. (HABER MERKEZİ)