Etiket: ziyaretgah

  • Zeynel Kete: Aleviliğin geleceği, kutsal coğrafya ile toplumsal hafıza arasındaki bağın güçlendirilmesine bağlıdır!

    Zeynel Kete: Aleviliğin geleceği, kutsal coğrafya ile toplumsal hafıza arasındaki bağın güçlendirilmesine bağlıdır!

    PİRHA-Şıx Çoban Ocağı’ndan Zeynel Kete, Alevi inancında mekanların kutsallığının toplumsallığıyla açıklanabileceğine dikkat çekerek, “Hafızanın taşıyıcı parçaları yok edildiğinde toplumsallıkta parçalanır. Aleviliğin geleceği, kutsal coğrafya ile toplumsal hafıza arasındaki bağın yeniden güçlendirilmesine bağlıdır. Ziyaretgâhların korunması, ocak sisteminin canlandırılması, cemlerin toplumsal işlevlerinin güçlendirilmesi pir ve talibin ikrar tazelemesi ve komünal yaşam değerlerinin yeniden üretilmesi bu nedenle yalnızca kültürel değil, aynı zamanda politik bir görevdir” dedi.

    Alevi toplumu için mekân denilince dağ etekleri, dere boyları, sarp coğrafya parçası, orman içi yerler, kayalıklar, türbeler, dergahlar akla gelir. Mekanlar aynı zamanda Alevi toplumunun tarihsel ve inançsal hafızasını da yarına taşımanın yerleridir. Son 30 yıldır ise Alevilik cemevlerinde yaşatılmaya çalışılıyor. Devletin Alevi inancını ve mekanlarını tanımaması sorunun merkezinde yer alırken, Aleviliğin devlete bağlama girişimleri de mekanlar üzerinden sürdürülüyor.

    DAD Eş Genel Başkanı ve Şıx Çoban Ocağı’ndan Zeynel Kete ile, Alevi inancının ve toplumsallığının içinde ‘mekan’ı konuştuk.

    ALEVİ İNANCINDA GEÇMİŞ VE GELECEK ANDA İKRARLIDIR

    Alevilikte mekansal ortam ile insan ilişkisini nasıl okumak lazım?

    Türkiye’de Alevilik üzerine yürütülen tartışmalar çoğu zaman inanç özgürlüğü, cemevlerinin hukuki statüsü, zorunlu din dersleri veya kimlik siyaseti etrafında şekillenmektedir. Bunlar kuşkusuz önemli başlıklardır. Ama Alevilerin sorunu bu konu başlıklarını da içine alan ama daha kapsamlı bir analize ihtiyaç vardır. Ancak Alevi toplumunun son yüzyılda yaşadığı dönüşümü anlamak için daha derine inmek gerekir. Çünkü Aleviliğin yaşadığı kriz yalnızca bir inanç krizi değildir. Bu aynı zamanda bir mekân krizi, bir hafıza krizi ve bir toplumsallık krizidir.

    Bugün birçok Alevi kurumu genç kuşakların inançtan uzaklaştığını, ziyaret kültürünün zayıfladığını, ocak sisteminin etkisini kaybettiğini ve cemlerin toplumsal işlevlerinin daraldığını tartışmaktadır. Fakat çoğu zaman sonuçlar konuşulurken nedenler yeterince sorgulanmamaktadır. Bu yaşananların tamamı kapitalist modernite sisteminden bağımsız değerlendirilemez.

    Oysa temel soru şudur: Bir inanç sistemi, onu üreten zaman mekânlardan koparıldığında ne olur? Alevi inancında geçmiş ve gelecek anda ikrarlıdır. Günümüzde Aleviliğe ait inançsal hakikat, geçmiş neden anda birleşmiyor. Bir inanç, kültür yada hafıza anda birleşmezse geleceğe taşınır mı? Bir toplumsal hafıza, taşıyıcı coğrafyasından uzaklaştırıldığında nasıl dönüşür? Bir topluluk, kendi kutsal alanlarıyla bağını kaybettiğinde hangi örgütlenme biçimlerine yönelir? Mekandan uzaklaşma ile kültürün aktarımı arasında nasıl bir ilişki vardır? Bu soruların yanıtları bizi doğrudan mekân, hafıza ve iktidar ilişkisine götürmektedir.

    “ALEVİ ZİYARETGAHLARI, OCAK MERKEZLERİ HAFIZANIN MADDİ TAŞIYICILARIDIR”

    Ziyaretgahlar Alevi toplumu için neden önemlidir? Alevi toplumunun kutsal mekanla kurduğu ilişki nedir?

    Fransız düşünür Henri Lefebvre, modern sosyal teorinin en önemli kavramlarından biri olan “mekânın üretimi” yaklaşımını geliştirmiştir. Lefebvre’ye göre mekân nötr değildir. Mekân toplumsal ilişkiler tarafından üretilir. Aynı zamanda toplumsal ilişkileri yeniden üretir. Yani insanlar mekânları yaratırken, mekânlar da insanları ve toplumsal ilişkileri şekillendirir. Mekanın üretimi ile toplumsal ilişkilerin üretimi arasında paralele bir ilişki vardır. Bu perspektiften bakıldığında Alevi ziyaretgâhları olan kutsal mekânlar, yalnızca dini alanlar değildir. Onlar tarih boyunca Alevi toplumsallığının üretildiği alanlardır. Komunalitenin yeniden üretildiği yerleşkelerdir. Bir ziyaretgâhın kutsallığı yalnızca orada bulunan türbeden kaynaklanmaz. Kutsallık toplumsallığı inşa ederse iktidar ilişkisinden uzaklaşır. Asıl kutsallık, yüzyıllar boyunca o mekânda biriken toplumsal ilişkilerden kaynaklanır. Cemler orada yapılmıştır, rızalık orada kurulmuştur, lokmalar orada paylaşılmıştır.

    Ana dili bu mekânlarda yeni kuşaklara aktarılmıştır. Geçmiş ve gelecek bu mekânlarda ikrarlaşmıştır. Bu mekânlarda yeni kuşak ile eski kuşak bir aradadır. Topluma ait bütün değerler bu mekânlarda yeni kuşaklara aktarılır. Dış baskılara karşı bu mekanlar öz savunma mekanlarıdır. Kültürel ve toplumsal direniş bu mekânlarda inşa edilir. Dersim katliamı öncesi Sey Rıza kendisine ikrar veren ocak evlatları ve aşiretlerle Halwori’de bir araya gelip, ikrar verdikleri bilinen bir örnektir. Toplumsal hafıza orada aktarılmıştır. Dolayısıyla ziyaretgâhlar, Alevi toplumunun kendisini yeniden ürettiği mekânsal merkezlerdir. Zaman ve mekan olmadan kültür üretilmez. Bu nedenle bir ziyaretgâhın kaybı , Kutsal mekanın yol edilmesi yalnızca fiziksel bir mekânın kaybı değildir. Kapitalist modernite sisteminin demokratik toplum (Rıza toplumunun) kutsal mekanlarına yönelmesi, Eko-karım politikalarını hayata geçirmesi bu çerçevede değerlendirilmelidir. Bir toplumsal üretim alanının ortadan kaldırılmasıdır. Toplumsallığı, komunalitenin yok edilmesidir.

    Alevi inancında “mekan” sadece bir yer değildir. Halkın görünür, ruhların devriye olduğu mekanlardır. Bu hakikatten dolayı “mekan” mülk olarak kabul edilmez. Toplumsal hafızanın, kolektif hafızanın, tarihsel belleğin görünür olduğu mekanlardır. Kolektif hafıza kuramının kurucusu Maurice Halbwachs’a göre insanlar geçmişi bireysel olarak değil, toplumsal çerçeveler içerisinde hatırlar. İnsanın varoluş hakikati toplumsaldır. Toplumsallıkta insanlığın başlangıç evresi mevcuttur.

    Hatırlamanın da mekânları vardır. Kollektif hafıza merkezleri toplumun evvelini hatırlatır. Ayrıca katliamların yapıldığı mekânlar travmaların, acıların yeniden canlandığı yerlerdir. Bir toplumun hafızası, belirli coğrafyalar( ziyaretler, mezarlar, çeşmeler, ulu ağaçlar, dağlar, ırmaklar, mağaralar…vs )ve semboller içerisinde korunur. Bu açıdan bakıldığında Alevi ziyaretleri, ocak merkezleri, kutsal mekanları ve kutsal dağlar hafızanın maddi taşıyıcılarıdır. Hafızanın taşıyıcı parçaları yol edildiğinde toplumsallıkta parçalanır. Kapitalist modernite sisteminin dünyanın bir çok yerinde Rıza toplumunun hafıza taşıyıcı parçalarını yok etmesi boşuna değildir. Kendisine yönelik kültürel direniş damarını yok etmeye yönelik bir Eko-kırım, kültürel soykırımdır.

    Düzgün Bawa, Ana Fatma, Ana Haskar, Ağuçan, Sultan Hıdır, Kureyşan, Bamasor, Şix Çoban ya da yüzlerce yerel ziyaret yalnızca inanç merkezleri değildir. Onlar aynı zamanda hafıza mekânlarıdır. Bir Alevi ziyaretine gittiğinde sadece dua etmez, gulbank okumaz, niyaz olmaz, lokma dağıtmaz, aynı zamanda geçmiş kuşaklarla yeniden ilişki kurar. Tarih, hafıza tekerrür eder. Kimlik yeniden inşa olur. Kimliğin taşıyıcı parçaları yenilenir, tekrar hatırlanır. Kim olduğunu hatırlar. Nereden geldiğini hatırlar. Topluluğun tarihini hatırlar. Ana dili akışkan olur. Kuşaklar bir birleri ile ruhsal, zihinsel olarak bir olurlar. Bu nedenle kutsal mekânların tahribi aynı zamanda hafızanın tahribidir. Toplumsallığın dağıtılmasıdır, yabancılaşmasıdır, birliğin dağıtılmasıdır. Toplumsal öz savunmanın etkisiz hale getirilmesidir. Bugün birçok genç Alevinin ocak bağlarını ya da ziyaret kültürünü yeterince tanımamasının nedeni sadece eğitim eksikliği değildir.

    “OCAK SİSTEMİ DEVLET DIŞI BİR OTORİTE ÜRETMEKTEDİR”

    Kentlere taşınan Alevilerin kutsallarla kurduğu ilişkide zayıflık yarattı mı? Cemevleri yeni mekanlar olarak nasıl bir kutsallık büründü?

    Hafızanın üretildiği mekânlardan uzaklaşılmasıdır. Mevcut cemevlerinin ve dernek hattının çoğunlukla bu hafızayı yeni kuşaklara aktarmadığı gerçekliği orta yerde duruyor. Foucault’nun mekanın denetlenmesi ile iktidar arasındaki ilişkiye yönelik belirlemeleri son derece önemlidir.

    Kutsal mekanlarımızın bulunduğu yerleşkelerde HES, JES, maden ocakları..vs yapılması sadece enerji elde etmek değildir. Alevi yerleşkelerinde, Kürt halkının ağırlıklı yaşadığı mekânlarda bu faaliyetlerin yapılması merkezi iktisatçı bir aklın siyasetinin sonucudur. Michel Foucault iktidarın yalnızca yasalarla ya da zor kullanarak işlemediğini söyler. İktidar mekânları düzenleyerek de işler. Mekanların ele geçirilmesi ile toplumun kontrol ve denetim altına alınması ile ilişkisine yönelik derinlikli söylemleri son derece önemlidir. Çünkü mekânın kontrolü insanların davranışlarının kontrolünü de beraberinde getirir.

    Bu perspektiften bakıldığında Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte Alevi kutsal coğrafyalarına yönelik müdahaleleri yalnızca güvenlik ya da modernleşme politikaları olarak okumak eksik kalır. Dersim katliamı öncesi raporlarda Ocak sistemine ve kutsal mekanların dağıtılması, ocak pirlerinin yakılması, katledilmesi bu aklın sonucudur. Aslında yaşanan şey, alternatif bir toplumsallığın denetim altına alınma sürecidir. Devlet dışı oluşumların devlet denetimine alınmasıdır. Ocak sistemi devlet dışı bir otorite üretmektedir. Bu otorite iktidar üretmiyor. Dikey bir ilişkilenme değildir. Pirler devlet dışı bir meşruiyet üretmektedir. Ziyaretgâhlar devlet dışı bir hafıza üretmektedir. Alevi inancının temel ölçüsü ” arsızdan, hırsızdan, nursuzdan, pirsizden uzak durmak ” ilkesidir. Bu ilkenin özü, devletten, iktidardan uzak, hakikate yakın olmaktır” Bu nedenle merkezileşme süreçleri aynı zamanda bu mekânsal ağların çözülmesini hedeflemiştir. Devletin istediği şey yalnızca toprak üzerinde egemenlik kurmak değildir. Hafıza üzerinde de egemenliktir.

    “ZİYARETGAHLARIN ZAYIFLAMASI YALNIZCA İNANÇSAL BİR KAYIP DEĞİLDİR”

    Özellikle kırım, soykırım uygulanan Alevi coğrafyasında mekana da yönelme olduğunu görüyoruz. Dersim Soykırımı bunun en acı örneğidir.

    Elbette, 1937-38 Dersim’de yaşananları yalnızca askeri ya da siyasi bir soykırım olarak değerlendirmek eksik kalır. Bu süreç aynı zamanda hafızanın mekânsal altyapısına yönelik bir müdahaledir. Bu anlayış “Tekke ve zaviyeler yasası” ile 1924 tekçi Ulus devlet anlayışının anayasası ile hukuki bir forma kavusturulmustur. Bu yasa ile Alevi hafızasına ait canlı kaynaklar (pirler, murşitler, rayberler…) denetime alınmış, yok sayılmıştır. Doksanlı dönemlerde başlayan olağanüstü hal, yasaklar, köylerin boşaltılması, ambargolar, sürgünler vs hafızanın, toplumsal yapının yok edilmesine yönelik bir anlayışın sonucudur. Sürgün edilen insanlar yalnızca evlerinden ayrılmamıştır. Ziyaretlerinden ayrılmıştır. Ocaklarından ayrılmıştır. Kültüründen, dilinden, komunalitenin, ekonomik üretimden, topraktan ayrılmıştır. Atalarının mekânlarından ayrılmıştır. Toplumsallıktan uzaklaşmıştır. Tarihsiz, hafızasız, belleksiz ve toplumsuz bırakmaktır. Hafızanın toplumsal çerçevesi dağıtılmıştır. Mekan Nahak anlayışın zihniyetine göre yeniden üretilmiştir. İnsanlar Hakk’a yürüyen yakınlarını köylerine getirip sıralayamadılar. Toplumu, toplumun önderlerini, hakikat ve özgürlük uğrunda Hakk’a yürüyen canları mezarsız bırakmaları basit, sıradan bir olay değildir. Bir mezara sahip olmak bir tarihe, hafızaya, öyküye, direnişe sahip olmaktır. Kendi topraklarınızda bir mezarının olması sizin o topraklara dönmeniz yolunu açar, bir tarihe sahip olursunuz.

    Halbwachs’ın kavramlarıyla ifade edersek, hafızanın toplumsal çerçeveleri parçalanmıştır. Lefebvre’nin kelamı ile söylersek, toplumsal mekân yeniden üretilmiştir. Foucault’nun diliyle söylersek, iktidar yeni bir mekânsal düzen kurmuştur. Bu nedenle Dersim meselesi yalnızca geçmişe ait bir travma değildir. Bugün hâlâ devam eden bir hafıza sorunudur. Bir hafızanın soykırıma ugratılmasıdır.

    Murray Bookchin’in geliştirdiği komünalizm ve ekolojik toplum yaklaşımı, insan topluluklarının tarihsel olarak dayanışma, karşılıklılık ve ortak yaşam ilkeleri etrafında örgütlendiğini savunur. Bu açıdan bakıldığında Alevi toplumsallığı birçok yönüyle komünal özellikler taşımaktadır. Musahiplik bireysel değil toplumsaldır. Lokma bireysel değil ortaktır. Rızalık bireysel değil kolektiftir. Cem bireysel değil topluluk merkezlidir. Komünal toplum modelinin yönetim formudur. Toplumun öz savunmanın inşasıdır. Alevilikte insan ancak toplum içerisinde kemale erer. Birey kemaletini toplumsallık içinde inşa eder. Kemalet ve marifet ehli olmak birbirine bağlıdır. Kemalet marifete yol açar, marifet kemalete. Kutsal mekânlar aynı zamanda kemalet ve marifet edinme yerleridir. Bu nedenle ziyaretgâhlar yalnızca dini mekânlar değil, komünal yaşamın merkezleridir. Toplum burada kendisini yeniden üretir, dayanışmasını örgütler, aidiyetini güçlendirir. Kimliği korur ve yeni kuşaklara aktarır. Dolayısıyla ziyaretgahların zayıflaması yalnızca inançsal bir kayıp değildir. Komünal yaşam biçiminin de zayıflamasıdır.

    “ALEVİLİK PAYLAŞIMI, KOMUNALİTEYİ, NEOLİBERALİZM, KAPİTALİST MODERNİST ANLAYIŞ, TÜKETİMİ BÜYÜTÜR”

    Bütünlüğün ve bir olmanın mekanları olan ziyaretgahların Alevililiğin sosyalitesi anlamında karşılığı?

    1980 sonrasında neoliberal politikalar yalnızca ekonomik alanı dönüştürmedi, mekânı da dönüştürdü. Köyler boşaldı. Mahalleler parçalandı. Kamusal alanlar daraldı. Toplumsal ilişkiler piyasalaştı. İnsanlar giderek daha bireysel yaşam biçimlerine yönlendirildi. Söz konusu Aleviler olunca dernek hattı üzerinden Alevi toplumu kontrol ve denetim altına alındı ve başarılı da olundu. Özellikle 1990’lı yıllarda Kürtlerin demokrasi mücadelesinde ivme kazanması sürecinde, Kürt Alevilerin çoğunun bu mücadeleye ikrar vermesi, politik ve siyasi alanda özne olmaları tekçi ulus devlet anlayışını ürküttü. Sivas Katliamı Baba İlyas hattında bu mücadeleyi engellemeye yönelikti. Yine mekan üzerinde toplum kontrol ve denetim altına alınmak istendi. Kısmi de olsa başarılı da olundu. Alevi toplumu dernek hattına hapsedildi. Dernek hattı geleneksel örgütleme modeli olan Ocak Sistemi’ne adeta alternatif hale getirildi. Söylem boyutunda her ne kadar ki “Devletin Alevisi olmayacağız” denilse de yerel yönetimler “Aleviliğin Yerel Diyaneti” şeklinde hizmet verdi. Dernekler ocaklara alternatif, derneklerin resmi dedeleri pirlere alternatif oldular. Daha çok Türk İslam Aleviliği çoğu dernekte resmi tez olarak ritüel haline getirildi. Bu derneklerin çoğu adeta birer zigurat gibi resmi ideolojinin yerini aldı. Aleviler kendileri ile ilgili stratejik düşünmekten, sistemin “iyi” ve ” kötüsünün” dışında üçüncü alanda varolma mücadelesi vermediler.

    Somut, güncel bir örnekleme olması açısından Kemal Kılıçdaroğlu bunun için bir model oldu. Daha kısa süre öncesinde birçok Alevi kurumunda Kemal Kılıçdaroğlu’nun fotoğrafı, Atatürk ve Hazret-i Ali’nin fotoğrafıyla yan yana duvarlara asılmıştı. Bu dernekler şimdi Kemal Kılıçdaroğlu’nun fotoğraflarını indirdiler. Burada kılıçdaroğlu’nu desteklemek amacıyla böyle bir cümle kurmuyorum. Alevi toplumunun stratejiden uzak, anlık ve sistem içinde sürekli birilerini ön plana getirip birilerini yok sayma hükmündeki bir anlayışları üçüncü alanda buluşmadıklarını, kendi hakikatlerini esas almadıklarını somut bir ifadesidir. Bu anlayışta Alevi toplumunu resmi ideoloji ile ilişkilendirir istem dışı olma anlayışından uzaklaştırır çok rahatlıkla kontrol ve denetime alınır.

    Bu süreç Aleviliğin tarihsel toplumsallığıyla doğrudan çelişmektedir. Çünkü neoliberalizm bireyi merkeze koyar. Alevilik ise topluluğu. Alevilik paylaşımı, komunaliteyi, neoliberalizm, kapitalist modernist anlayış, tüketimi büyütür. Dinci, milliyetçi, cinsiyetçi, endusrriyalizmi esas alır. Alevilik demokratik inancı, cinsiyet özgürlükçü anlayışı, 72 milletin bir araya gelerek 73 milletin oluşturduğu ‘Rıza Toplumu’nu esas alır. Bu topluma Gürühu Naci ve Gürühu Naciye ismini vermiştir. Bu nedenle günümüzde yaşanan inançsal çözülmeyi yalnızca asimilasyon ve devlet politikalarıyla açıklamak yeterli değildir. Kapitalist modernitenin yarattığı toplumsal parçalanmayı da hesaba katmak gerekir.

    “HAFIZA YALNIZCA KİTAPLARDA YAŞAMAZ, MEKÂNLARDA YAŞAR”

    Doğa üzerinde de on yıllara yayılan ve artarak devam eden bir tahakküm söz konusu. Toprağa, ağaca, suya niyaz olan, rızalık isteyen bir toplum olan Aleviler için doğa ne anlama geliyor? Eko-kırım politikalarına karşı nasıl yaklaşılmalı?

    Kapitalist modernite doğayı ekonomik değer üzerinden tanımlar. Alevi inancı ise doğayı canlı ve kutsal bir varoluş alanı olarak görür. Çar anasırda bir libasa bürünen Halkın kendisidir , kelamı güçlü bir ekolojik anlayışı ifade eder. Bu nedenle son yıllarda kutsal dağların, ziyaret alanlarının, ormanların ve vadilerin maden ya da enerji projelerine açılması sadece çevresel bir mesele değildir.

    Bu süreç aynı zamanda kutsal coğrafyanın metalaştırılmasıdır. Bir ziyaret alanının sular altında bırakılması yalnızca taşların yok edilmesi değildir. Orada biriken yüzlerce yıllık hafızanın da silinmesidir. Bu nedenle ekolojik mücadele ile inanç mücadelesi birbirinden ayrı düşünülemez. Özellikle ulus devlet anlayışını aşamayan solcuların,pozitivist ve kaba bilimsel bakış açısını esas alan kesimlerin ekoloji mücadelesinde inanç alanının mücadelesini tali durumda görmesi şirketlerin işini kolaylaştırmaktadır. Kutsal coğrafyanın savunulması aynı zamanda toplumsal hafızanın savunulmasıdır. Başka bir ifade ile: Yol’un geleceği hafızanın geleceğidir.

    Bugün Alevi toplumunun karşı karşıya olduğu temel mesele yalnızca eşit yurttaşlık mücadelesi değildir. Asıl mesele, toplumsal hafızanın yeniden üretilip üretilemeyeceğidir. Çünkü hafıza yalnızca kitaplarda yaşamaz. Mekânlarda yaşar. İlişkilerde yaşar. Ritüellerde yaşar. İkrar ve rızalık ile yürür. Ziyaretlerde yaşar. Pir’in, Ana kadının nefesinde can bulur. Sazın telinde evrene yayılır. Ocaklarda yaşar.

    Aleviliğin geleceği, kutsal coğrafya ile toplumsal hafıza arasındaki bağın yeniden güçlendirilmesine bağlıdır. Ziyaretgâhların korunması, ocak sisteminin canlandırılması, cemlerin toplumsal işlevlerinin güçlendirilmesi pir ve talibin ikrar tazelemesi ve komünal yaşam değerlerinin yeniden üretilmesi bu nedenle yalnızca kültürel değil, aynı zamanda politik bir görevdir. Çünkü hafızasını kaybeden toplumlar zamanla yönlerini de kaybederler.

    Aleviliğin önündeki temel mesele, geçmişe dönmek değil; hafızasını geleceğe taşıyacak yeni mekânlar, yeni ilişkiler ve yeni toplumsallık biçimleri yaratabilmektir. Geçmişi inkar etmeden an ve geleceğin şartlarına göre yeniden inşa edilmesinin yolunu bulmaları gerekiyor. Yol’un sürekliliği de tam burada, hafızanın ve mekânın birlikte savunulmasında yatmaktadır.”

    Diren KESER/MERSİN

     

  • Murtaza Molla Dede Türbesi’nin yerinde kalması için Alevi kurumlarına çağrı-VİDEO

    Murtaza Molla Dede Türbesi’nin yerinde kalması için Alevi kurumlarına çağrı-VİDEO

    PİRHA- Kara Yağmurlu Ocağı evlatlarından Ali Cengiz Gazi, Antalya’nın Zeytinköy Mahallesi’nde bulunan Murtaza Molla Dedenin Ziyaretgahı’na ilişkin bilgiler verdi. Gazi, “Molla Murtaza Dede Türbesi 7 kuşaktır Alevi Bektaşilerce ziyaret edilen, çerağ uyarılan ve lokmaların pay edildiği yerlerden biridir” dedi.

    Kara Yağmurlu Ocağı’nın evladı Ali Cengiz Gazi, Molla Murtaza Dede Ziyaretgahı olarak bilinen türbeye ilişkin bilgiler verdi. Gazi, Zeytinköyde bulunan türbenin gecekonduların yıkılması ile birlikte kaldırılma durumu ile karşı karşıya olduğunu belirtti.

    Alevi kurumlarına çağrıda bulunan Ali Cengiz Gazi, türbenin yerinde kalması için yardım etmelerini istedi.

    “MURTAZA DEDE 5 KARDEŞİ İLE BİRLİKTE HORASAN’DAN GELMİŞ” 

    Antalya’nın Zeytinköy Mahallesi’nde bulunan Molla Murtaza Dedenin, 7 kuşak öncesi Horasan’dan geldiğini söyleyen Gazi, “Bu ziyarete ait merhumun 5 tane kardeşi varmış. 5 kardeş de bulunduğumuz yere, mekâna gelmişler. Merhum Horasan diyarından geldiğinde halifeymiş, o zaman halifelik varmış. Babası da halifeymiş. Hacıbektaş’ta dedelik icazeti veriyorlarmış icazeti oradan almış” dedi.

    “HAKK’A YÜRÜDÜĞÜNDE SAĞ ELİNİN YEŞİLE DÖNDÜĞÜ SÖYLENİR”

    Molla Murtaza Dedenin, Hakk’a yürüdüğü zaman elinin yeşile dönüştüğü bilgisini aktaran Gazi, “Merhum buradan göçtüğü zaman sağ eli yeşil olmuş. Ben atalarımızdan hep bunu duydum, hep de söylenir. Herkes de buna inanıyor ben de inanıyorum” dedi.

    Dedesinin icazetli olduğunu da belirten Gazi, “Ben küçüktüm, ilkokulu yeni bitirmiştim. Dedem beni Hacıbektaş’a götürdü. Hacı Bektaş Veli Dergâhında o dönemde sorumlu Feyzullah Efendi vardı. Dedeme halifelik icazetini o yazdı” diye ifade etti.

    “ESKİDEN CEM YAPMAK YASAKTI”

    Bir Abdal Ocağı olan Kara Yağmurlu Ocağı talipleri olarak geçmişte cem yürüttüklerini ancak cemin yasak olduğunu aktaran Gazi, şunları kaydetti:

    “Eskiden cemler gizli oluyordu. Buraya Jandarma bakıyordu, insanlar kapıyı pencereyi kapatıyorlardı. Kapıda bir kişi bekliyordu. Jandarma veya herhangi bir yabancı geldiğinde hemen haber verirdi. O zaman öyleydi. Şimdi cemler yapılıyor çok rahat. Kimse rahatsız etmiyor, yolumuzu, erkanımızı yürütüyoruz.”

    Mürteza Dede Ziyaretgahının tarihinin tam olarak bilinmediğini  belirten Gazi, Türbenin olduğu yer için tam tarih veremem ama 7 kuşak geçmiş aradan. Merhumun ölüm tarihi var, doğum tarihi yok” dedi.

     “MÜSAHİPLİK GELENEĞİMİZ DEVAM EDİYOR”

    Kara Yağmurlu Ocağı’nda musahipliğin her zaman tutulduğunu belirten Gazi, “Ben musahibim, benim oğlum da musahip. Musahiplik pandemiye kadar tutuluyordu. Pandemiden (korona) dolayı insanlar bir araya gelemedi, cem erkanı da olmadı. İnsanlar sağlığına kavuştuktan ve pandemi ortadan kalktıktan sonra musahiplik geleneğimiz devam ediyor” diye konuştu.

    “TÜRBENİN YERİNDE KALMASI İÇİN ALEVİ KURUMLARINDAN YARDIM BEKLİYORUZ”

    Zeytinköyde gecekonduların yıkılıp yerine beton binaların yapılması ile birlikte ziyaretgahın yerinden kaldırılma durumunun ortaya çıktığını belirten Gazi, “Bu ziyaretgah yıllardan beri burada kendi toprağı, kendi yeri, kendi yurdu. Benim burada yerim yok. Yerim olsa burada kalması için bağış yapacağım” ifadelerini kullandı.

    Ziyaretgâhın yerinde kalmasını herkesin istediğini ifade eden Ali Cengiz Gazi, “Biz bu türbenin burada kalmasını istiyoruz, türbenin başka yere gitmemesini istiyoruz. Alevi kurumlarına, derneklerine, vakıflarına çağrıda bulunmak istiyorum. Ne olur yardım etsinler, türbe burada kalsın” dedi.

    PİR MURTAZA MOLLA DEDE TÜRBESİ ÇOK KERAMETLİ BİR YER”

    Ali Cengiz Gazi’nin eşi İnci Gazi ise çocuğu olmayan bir ailenin türbeye gelmesiyle ve rüyalarında Murtaza Molla Dedeyi görmeleri üzerine 3 erkek çocuğunun dünyaya geldiğini ve türbede adaklar adadığını ifade etti.

    “SIK SIK ZİYARETÇİLER GELİYOR”

    Uzak ve yakın yerlerden Pir Murtaza Molla Dedenin ziyaretgahına çok sık ziyaretlerin olduğu bilgisini de veren İnci Gazi, “Uzaktan yakından mübareğe (Molla Mürtaza Dedeye)ziyarete gelen çok oluyor. Burası bilinen çok kerametli bir türbe. Türbemizin burada kalmasını istiyoruz” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • 18. Düzgün Baba Anma Günü etkinlikleri başladı-VİDEO

    18. Düzgün Baba Anma Günü etkinlikleri başladı-VİDEO

    PİRHA- Dersim’de 18. Düzgün Baba Anma Günü etkinlikleri başladı. Kureyş Ocağı’nda çerağlar uyandırıldıktan sonra Düzgün Baba Cemevi’ne yürüyüş yapıldı. 

    Nazımiye Belediyesi, Düzgün Baba Cemevi Derneği, Nazımiyeliler Derneği, Dersim Dernekleri Federasyonu ve Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu ortaklığında yapılan 18. Düzgün Baba Anma Günü etkinlikleri Dersim’in Nazimiye ilçesinde bulunan Düzgün Baba Cemevi’nde başladı.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanları Kadriye Doğan ve Musa Kulu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe’nin yanı sıra Pir, Ana, Rayber ve yurttaşlar Kureyş Ocağı’nda çerağlar uyandırdı.

    Ardından Düzgün Baba Anma Günü etkinliklerinin yapılacağı Düzgün Baba Cemevi’ne yürüyüş yapıldı.

    Kureyşan Ocağı’ndan Kazım Açıktepe gülbenk okudu. Grup Üryan deyişler okurken, etkinlik açılış konuşmasını yapan Düzgün Baba Cemevi Başkanı Sinan Kırmızıçiçek, “Dilimiz, inancımız ve kültürümüz üzerinde uzun yıllardır baskı ve asimilasyon politikaları uzun süredir devam ediyor. Bu halk baskılara karşı uzun yıllardır boyun eğmedi bizlerde kutsal toprakların yol evlatları olarak büyük sorumluluklar düşüyor. Son dönemde inanç yerlerimize ciddi bir yönelme var. Dilimize, kültürümüze ve inancımıza sahip çıkalım” dedi.

    Etkinlik kapsamında Muhabbet Cemi yürütülecek, lokma pay edilip ve müzik dinletisi yapılacak. Programa; Grup Üryan, Ozan Serdar, Mehmet Ekici, Enver Çelik, Hüseyin Türküdenizi, Şenol Akdağ, Vardiya Müzik Grubu katılırken, panel gerçekleştirilecek.

    PİRHA/DERSİM

     

  • Çorum’da bulunan Koyunbaba Türbesi’nde anma yapıldı-VİDEO

    Çorum’da bulunan Koyunbaba Türbesi’nde anma yapıldı-VİDEO

    PİRHA- Çorum’un Osmancık ilçesinde bulunan ve Alevilerin önemli ziyaretgahlarından olan Koyunbaba Türbesi’nde anma geçekleştirilerek cem tutuldu.

    Çorum’un Osmancık ilçesinde bulunan ve Alevi toplumun cemlerini yapıp ibadet ettikleri Koyunbaba Türbesi’nde çok sayıda yurttaşın katılımıyla anma gerçekleştirildi, cem tutuldu.

    Anma etkinliğinde, Alevilerin hak ve taleplerinin yerine gelmediği, eşit yurttaşlık temelinde hiç bir adımın atılmadığı vurgulanarak, “Bizler bu ülkenin vatandaşıyız ve anayasal haklarımız var. Bu haklarımızın demokratik bir biçimde yerine getirilmesi taleplerimiz var. Her dönem bunları dile getirmeye devam edeceğiz. Her türlü ayrımcılığa karşı duran bir anlayışımız var. Bizler anladığımız dilde ibadet ediyoruz. Bu üçüncü kişiyi ilgilendirmez. İsterdik ki bu mekanda cemevimiz olsun, cem ritüellerimiz yürüsün. İnancımız devşirmeye sağlamak isteyen sistemi bu ülkeye kurdular ve başımıza bela ettiler. Herkesle dostluk içerisinde yaşamak istiyoruz” mesajı verildi.

    PİRHA/ÇORUM

  • Afyonlu Alevilerin ziyaret edip, çerağ uyandırdığı iki türbe: Gelincik Ana ve Babadağlar -VİDEO

    Afyonlu Alevilerin ziyaret edip, çerağ uyandırdığı iki türbe: Gelincik Ana ve Babadağlar -VİDEO

    PİRHA- Afyon Sandıklı’ya bağlı Sarıcık köyü mevkiinde Gelincik Ana ve Babadağlar türbesi var. Selçik Köyü Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Metin Özdemir, “Gelincik Ana Türbesi ve Babadağlar Türbesi, Alevi Bektaşilikten izler taşıdığı, bizim ritüellerimizin içerisinde yer aldığı için makamları, mevkileri kaybolmasın unutulmasın diye buraları korumaya çalışıyoruz” dedi. 

    Selçik Köyü Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Metin Özdemir ile Afyon Sandıklı’ya bağlı eski Frigya yerleşim yerlerinden olan şimdiki adıyla Sarıcık köyü mevkiinde bulunan ve Alevi erenleri ve evliyalarından olan Gelincik Ana ve Babadağlar Türbesi ile ilgili konuştuk.

    “ÇERAĞLAR UYANDIRILIR, DUALAR EDİLİR”

    Eski yerleşim yerlerinden olan Sarıcık köyünde Alevi Bektaşi inancı açısından kutsal saydıkları iki türbenin bulunduğunu belirten Özdemir, “Sandıklı bölgesinde 120’nin üzerinde türbe, yatır, ziyaretgahlar olduğu söyleniyor. Kimisi türbe, kimisi yatır mezar halinde. Bunlardan birisi Babadağ’ın tepesinde bulunan Babadağlar Türbesi. Baba Sultan’ın hemen alt tarafında da yine bu kaya mekanlarının bulunduğu yerde Gelincik Ana yatırımız var. Baba Sultan’ın Seyit ailelerinden gelen ve bize büyüklerimiz tarafından aktarılan rivayetlerden buranın manevi önderi olduğu da düşünülmektedir. Önemli günlerimizde gelip burada çerağlar uyandırılır, dualar edilir” dedi.

    “KORUMAYA ÇALIŞIYORUZ”

    Sarıcık köyünde tarihi kaya mekanların olduğunu, 150 -200 yıl  öncesinde de yerleşim yeri özelliğini kaybetmeye başladığını aktaran Özdemir, şöyle devam etti:

    “Tarihi kayıtlarda Es Seyit Durali Bin Mestan diye bir ailenin ismine rastlıyoruz. Buralardan gelmiş, geçmiş, bu yolu, bu erkanı sürmüş olan canlara saygı duyuyor, onların maneviyatını yaşatmaya çalışıyoruz. Buradaki gerek Gelincik Ana Türbesi gerekse de Babadağlar Türbesi olsun, Alevi Bektaşilikten izler taşıdığı, bizim ritüellerimizin içerisinde yer aldığı için makamları, mevkileri kaybolmasın unutulmasın diye buraları korumaya çalışıyoruz.”

    “SUYA, TAŞA, TOPRAĞA DOKUNDUĞUMUZ ZAMAN İNANCIMIZIN GÜZELLİKLERİ BİR KEZ DAHA ORTAYA ÇIKIYOR”

    Selçik Köyü Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Metin Özdemir, “Doğanın içinde suya, ağaca, taşa, toprağa, kuşa, böceğe dokunduğumuz bir mekân. O yüzden Aleviliğin içeresinde yer alan bu unsurlarla da bütünleştiği zaman inancımızın güzellikleri bir kez daha ortaya çıkıyor. Ziyaret yerlerimizi, türbelerimizi belli ve önemli günlerde ziyaret etmek, çerağlarımızı yakmak inancımızın kültürümüzün sürdürülmesi açısından toplumu canlı tutuyor” diye belirtti.

    Cebrail ARSLAN/AFYON

  • Dersimli yurttaşlar Dara Sîpê Ziyaretgahına niyaz oldu-VİDEO

    Dersimli yurttaşlar Dara Sîpê Ziyaretgahına niyaz oldu-VİDEO

    PİRHA- Dersim merkeze bağlı Sirze (Çılga) köyünde bulunan Dara Sîpê Ziyaretgahına, çevre köy ve şehir dışından gelen yurttaşlar niyaz oldu.  

    Alevi inancı inkar edilmeye, inanç merkezleri (Dergah, ziyaretgah, cemevi, türbe vb.) yıkılmaya, yok edilemeye, tanınmaya devam edilse de, yurttaşlar yönlerini ocaklarına, ziyaretgahlarına dönüyor.

    Dersim merkeze bağlı Sirze (Çılga) köyünde bulunan Dara Sîpê Ziyaretgahına, her yıl bahar ayının son haftasında çevre köy ve şehir dışından gelen yurttaşlar niyaz oluyor.

    Köylüler, sabahın ilk ışıklarıyla pişirdikleri niyazlarını, muratlarını yoğurdukları çerağlarını ve geçmişin acılarını, yarının da umutlarını yanlarına alarak yola koyuluyorlar.

    Kuşların, çiçeklerin eşlik ettiği yolculuk Dara Sîpê’de tamamlanıyor. Niyazlar pay edilip, çerağlar uyandırıldıktan sonra, yaşlı ananın ağıdı yankılanıyor, uçsuz bucaksız dağlarda! Acının tınısı karışıyor rüzgara!

    Nuray ATMACA/DERSİM

  • Sazcı: Kadın dervişlerin dergahları ziyaretlere kapalı tutuluyor -VİDEO

    Sazcı: Kadın dervişlerin dergahları ziyaretlere kapalı tutuluyor -VİDEO

    PİRHA- Ahi Evran’ın oğlu olduğu rivayet edilen Ahi Yusuf’a ve kızı Ahi Kızı’na ait olan türbeler hakkında bilgi veren  Kızıldeli Ocağı yol hizmetkarı Mustafa Sazcı, “Ahiliğin, Alevi Bektaşi inancından farklı bir inanç sistemi olduğunu iddia ediyorlar. Biz Alevi Bektaşilerde, Ahiliğin Alevilik şemsiyesi altında olduğunu bilmiyoruz maalesef” dedi.

    Kızıldeli Ocağı yol hizmetkarı Mustafa Sazcı, Antalya bölgesinde bulunan Alevi-Bektaşi inancı bünyesinde irşat edilen türbe, tekke ve nişangahları anlatmaya devam ediyor.

    Ahi Evran’ın oğlu olduğu rivayet edilen Ahi Yusuf’a ve kızı Ahi Kızı’na ait olan türbeler hakkında bilgi veren Sazcı, Ahilik inancının Aleviliğin bir kolu olduğunu belirterek, bu tür inanç yerlerinin tüm Aleviler tarafından sahiplenilmesi gerektiğini vurguladı.

    Sazcı, erkek dervişlerin türbe ve ziyaretgahlarının sürekli açık olmasına rağmen, kadın dervişlerin dergahlarının ziyaretlere kapalı tutulmasına da dikkat çekerek bu konunun gündeme getirilmesini istedi.

    “AHİLİK 16 VE 17. YÜZYILDA ALEVİLİK ŞEMSİYESİ ALTINA GİRİYOR”

    Ahilik hakkında bilgi vererek sözlerine başlayan Sazcı, “Şu an içerisinde bulunduğumuz Türbe yine Ahi Evran’ın oğlu olduğu rivayet edilen Ahi Yusuf’a ait olan bir kabir. 13. yüzyılda Hünkâr Hacıbektaş Veli etrafında toplanan Alevici Batini gruplar daha sonra 16. ve 17. yüzyılda Alevi şemsiyesi altında toplanıyor. Ahilerde bu şemsiyesinin altına girenlerden. Ahi Evran’ın oluşturduğu Ahi Teşkilatı, Anadolu’nun birçok bölgesine yayılıyor. Daha sonra Mevlana’nın müridi tarafından katlediliyor. Ahi Evran, rivayet odur ki Antalya’nın Kaleiçi bölgesinde bir yerde meftun oldu. Bugün içerisinde bulunduğunuz türbe, meftun olan Ahi Yusuf’a ait. Ahi Yusuf’un, Ahi Evran’ın oğullarından birisi olduğu iddia ediliyor” dedi.

    “ALEVİLERE AİT BU TÜRBENİN YANINA CAMİ YAPILDI”

    Ahiliğin, Alevi Bektaşi inancının içerisinde olan bir teşkilatlanma olduğunu ifade eden Sazcı, sözlerine şöyle devam etti:

    “Bugün burada bulunan türbe yine bizlere ait olan bir türbedir. Daha sonrasında bu türbenin bulunduğu yerin yanına bir cami inşa edildi. Bu camiinin inşaatı bizim pirlerimizin bulunduğu dergahların yanına yapılan inşaatların tarihi ile aynı tarihte gerçekleşiyor. Aynı zamanda Ahi Yusuf’un bir de kızı var. O da yine Ahi Teşkilatı içerisinde önemli rol almış olmalı ki onunda türbesi Ahi Yusuf’un türbesinin yaklaşık 100-200 metre ilerisinde. Bulunduğumuz yer ise Ahi Yusuf Baba Dergahı’nın meydanı. Dışarıdan gördüğümüz kadarıyla Alevi Bektaşi inancına ait olduğu bellidir. Çünkü dergâhın giriş kısmı, avlusu, türbenin yapı ve mimarisi Alevi Bektaşilere ait olduğunu belli ediyor. Ahiliğin, Alevi Bektaşi inancından farklı bir inanç sistemi olduğunu iddia ediyorlar. Biz Alevi Bektaşilerde, Ahiliğin Alevilik şemsiyesi altında olduğunu bilmiyoruz maalesef.”

    “KADIN DERVİŞLERİN DERGAHLARI ZİYARETLERE KAPALI TUTULUYOR”

    Ahi Yusuf’un kızının türbesi ‘Ahi Kızı’ hakkında da bilgi veren Sazcı, son olarak şunları aktardı:

    “Şu an önünde bulunduğumuz türbe Ahi Yusuf’un kızı olan Ahi Kızı’na ait. Alevi Bektaşi erenleri arasında kadın dervişlerinde oranı fazla. Ancak son süreçte doğal olarak bunlar unutuldu. Ancak biz bunun unutulmaması adına bugün Ahi Kızı türbesini de ziyaret ettik. Ancak tüm erkek dervişlere ait olan türbelerin bilinmesi ve açık olması söz konusu iken kadın dervişlerin dergâhı -Kadıncık Ana içinde geçerli- sürekli kilitli ve kapalı tutuluyor. Bugün bu sorun Ahi Kızı içinde geçerli. Ahi Kızı’nın Türbesi de sürekli ziyaretçilere kapalı bir şekilde tutuluyor. Ahilik yine Alevi Bektaşilik inancı içerisinde bir Lütfü Kalenderilik, Bayram Melamilik, Bektaşilik gibi bir kol. Ahilere ait dergahların, türbelerin, makamların, ziyaretgahların da yine Alevi kurumlarınca sahiplenmesi ve korunması gerektiğini düşünüyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

     

  • Aleviler Finike’de Kâfi Baba Türbesi’ni ziyaret etti: Diyanet türbelerimizden elini çekmeli-VİDEO

    Aleviler Finike’de Kâfi Baba Türbesi’ni ziyaret etti: Diyanet türbelerimizden elini çekmeli-VİDEO

    PİRHA-Antalya’nın Finike ilçesinde bulunan Kâfi Baba Türbesi’ne ziyaret gerçekleştiren Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği üyeleri, nefesler seslendirerek, semah döndüler. Türbede yapılan konuşmalarda Diyanet’in Alevi türbelerinden elini çekmesi istendi. 

    Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği yöneticileri ve üyeleri, Antalya’nın Finike ilçesine bağlı Turunçova, Yuvalılar Köyü’nde bulunan Kâfi Baba Türbesi‘ne ziyaret gerçekleştirdi. Ziyarette Kızıldeli Ocağı evlatlarından yol yürütücüsü Mustafa Sazcı, türbe içerisinde nefesler, deyişler dillendirdi. Verilen gülbengin ardından türbe önünde semah dönüldü.

    “KADINCIK ANA İKİ KİŞİYE HACI BEKTAŞ’IN EMANETLERİNİ VERİYOR”

    Kâfi Baba Türbesi ile ilgili olarak bilgiler veren Araştırmacı-Yazar Ali Aksüt, Alevi-Bektaşi kültürü için önemli bir mekanda olduklarını kaydetti.

    Aksüt, “Burası 1326 yılında Bursa fethedildiği zaman; Kadıncık Ana Hacı Bektaş Veli’nin dergahında iken iki kişiye Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin emanetlerini veriyor. O iki kişiden biri Abdal Musa, biri de Seyitali Sultan Kızıl Deli. Abdal Musa 1326 yılında Bursa’nın fethinden sonra dervişler ile hükümetin arası bozulunca, “Senin başkentin, sarayın sana kalsın” dercesine Ege üzerinden Aydınoğulları’nın içerisine geliyor. Aydınoğulları’nın içerisinde kaldıktan sonra Denizli yatağında Yatağan Baba’dan tekrar el alıyor oradan da ‘Dağbağ’ dediğimiz dağlardan, denizlerden aşarak bu bölgeye geliyor. Bu bölgeye gelişinde tarihi bir önem olsa gerek. Abdal Musa rastgele bir şahsiyet değil. O insan bu bölgeye geliyor. Bu bölgede ifşaata başlıyor ve Abdal Musa bizim tarihimizde ‘Piri Sani’ diye adlandırılıyor. Birinci Pir Hacı Bektaş Veli’dir. Piri Sani 2. pir demektir. Yani “Hünkâr Hacı Bektaş Veli Hakk’a yürüdü. Bundan sonra bu yolu yürütecek ikinci insan sensin” demektir. Kadıncık Ana eliyle ona bu görev veriliyor. İşte o güzel insan geliyor, burada dergahını kuruyor. Belli bir süre sonra da Elmalı Tekke köyüne gidiyor ve orada tekrar dergahını kuruyor. Orada da Hakk’a yürüyor” ifadelerini kullandı.

    “KUTSAL OLAN BİR MEKAN ALEVİ DERGAHINA ÇEVRİLİYOR” 

    Aksüt, dergaha ilişkin sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Peki Abdal Musa’nın yanında kimler var? Alevi Bektaşi edebiyatının piri saydığımız Kaygusuz Abdal, Alanya beyi Hüsamettin Mahmut’un oğlu ve Karamanoğullarından. Hüsamettin Mahmut orada bir bey olacakken beyliği terk edip efsaneye göre “bir geyiğin ardına düştü de geliyor” deniyor ya bir geyiğin aslında ardına düştüğü falan yok. O bir sembolik sevgi anlatımı. Yani atalarının inancı olan bir tekkeye geliyor. İşte o sırada Kaygusuz Abdal ile birlikte buraya bir derviş daha geliyor. Buranın adı Saklı Su (Zengerder) ve sanırım eskiden Hristiyan dünyasından kalma bir mabet, sunak yeri olsa gerek. Yani burası yine bir kutsal mekân. O kutsal mekânı bir Alevi Bektaşi dergahına çeviriyorlar ve burada dergahını açıyor.”

    “TÜRBELERİMİZE SAHİP ÇIKMALIYIZ”

    Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği Başkan Yardımcısı Emire Ulutaş ise Alevilere ait dergah ve türbelere sahip çıkılması gerektiğini söyledi. “Burası Alevi kurumlarına ait yerlerdir” diyen Ulutaş, şöyle konuştu:

    “Bizim isteğimiz Diyanet’in derhal elini türbelerimizden, ziyaretgahlarımızdan çekmeleridir. Ayrıca bu türbelere sahip çıkılmalı. Bunun gibi bir çok türbe var. Hala bakımsız halde olan örneğin Bali Baba Türbesi. Bizim değerlerimiz olan inançlarımızı besleyen büyük ulularımızın türbelerine sahip çıkmamız gerektiğini düşünüyorum.”

    “DİYANET’İN İKİ GÖREVLİSİ HİZMETLERİMİZİ ENGELLİYORDU”

    Kızıldeli Ocağı evladı yol yürütücüsü, Mustafa Sazcı da gerçekleştirilen ziyarete ilişkin şu ifadeleri kullandı:

    “Diyanet tarafından asılan tabela ile birlikte Alevilerin burada inanç esaslarına uygun bir şekilde yolunu erkanını sürmeleri yasaklanıyordu. Lokma dağıtmak, delili uyarmak telli Kur’an dediğimiz bağlamayla nefesleri dinlendirmek burada yasaklanmış ve iki Diyanet görevlisi tarafından engelleniyordu. Geçen yıl buraya geldiğimizde ciddi şekilde mücadele sonucu burada yolumuzu, erkanımızı yaşatabileceğimiz bir ortam yarattık.

    Bugün görüyoruz ki mücadelemiz sonuçlarını vermiş durumda. Kâfi Baba Türbe kapısına Diyanet tarafından asılmış olan İslamcı bir hurafe sayılan ancak Alevi Bektaşilerin inanç esaslarını yok sayan tabela bugün buradan kaldırılmış oldu. Onun dışında dergâh içerisinde bizler canlarla birlikte nefeslerimizi dillendirdik, semahlarımızı döndük, gülbengimizi verdik ve dergâh önünde tekrar semahlarımızı döndük. Bugün burada verilmesi gereken mücadelemizin başarıya ulaşması diğer dergahlarda da bunu yapabileceğimizin bir göstergesi haline geldi.

    “DİYANET’İN EL KOYDUĞU DERGAHLAR ALEVİLERE İADE EDİLMELİ”

    Antalya’da bulunan 46 dergahın korunması için mücadele edilmesi gerektiğini belirten Sazcı, sözlerini şöyle noktaladı:

    “Bugün Antalya’da bulunan 46 dergâhın korunması, Diyanet tarafından el konulan dergahların tekrar Alevi kurumlarınca sahiplenilerek, Alevilere iade edilmesi konusunda büyük bir mücadele vermesi gerektiğini bizler düşünüyoruz. Bugün buraya gelen canların ayaklarına sağlık. Hakk erenler her ne dilekle her ne muratla geldilerse dileklerini, gönülden muratlarını versin aşk ile.”

    Cebrail ARSLAN/Finike-ANTALYA

     

     

     

     

     

     

     

  • ‘İbadet yerlerimize saygı gösterin’-VİDEO

    ‘İbadet yerlerimize saygı gösterin’-VİDEO

    PİRHA-Tokat’ın Reşadiye ve Almus ilçelerine bağlı Alevi köylerinde yaşayan on binlerce yurttaşın bir araya geldiği ve cem olduğu Ağaçkesilen ziyaretgahının bulunduğu bölgeye yapılmak istenen Reşadiye-Yozgat Enerji Nakil Hattı‘na karşı Alevi kurumları ve yurttaşlar tepkili. Ziyaretgahlarının yok edilmek istendiğini belirten yurttaşlar, çalışmanın durdurulmasını, ibadet yerlerine saygı gösterilmesini istedi.

    Tokat/Reşadiye-Almus ilçelerine bağlı; Gökköy, Dereköy, Dolay, Beşdere, Durudere, Sazak gibi köylerde yaşayan onbinlerce yurttaşımızın kutsal bildiği, itikat ettiği, sonbahar aylarında bir araya gelip cem olduğu Ağaçkesilen ziyaretgahın bulunduğu 2000 rakımlı dağdan, Reşadiye-Yozgat Enerji Nakil hattı geçiriliyor.

    Konuya ilişkin geçtiğimiz hafta HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Pir Sultan Abdal, Şeyh Hasan, Hubyar Baba talipleri olarak açık havada ve 700 yaşında olduğu rivayet edilen kutsal meşe ağaçlarının altında; baba, dede ve ecdattan gördükleri usul içinde, inanç ve itikatlarını sürdürmekte, barış ve kardeşlik içinde yaşamını sürdürdüklerine işaret edip, “Bu saldırıların bir yenisi de şimdi Reşadiye- Yozgat enerji nakil hattının yapılmak istendiği, yörede yaşayanlar için kutsal sayılan, kurban tığlanıp cem olunan 2000 rakımlı dağda bulunan Ağaçkesilen Ziyaretgahına yöneliktir” diyerek Meclis’te gündeme getirdi.

    “TÜRBEMİZE YÖNELİK MÜDAHALEYİ DOĞRU BULMUYORUZ”

    Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Muharrem Erkan’da, yaptığı açıklamada, inanç alanında bulunan ağaçların bir kısmının kesildiğini ve beton döküldüğünü belirterek, “Kendimize hor, zor geleni,  kimseye laik görmemişiz. Gün gelmiş tokat ili Reşadiye ilçesi gök köy sınırları içerisinde “Ağaç kesilen” nazargahı, niyazgahı gibi ağaçları, ormanı Hızır bilmişiz. Bir dal odununu bile alıp götürmediğimiz bu dağımızdan, ulu pelitler kesilmiş, bazıları işaretlenmiş kesileceği günü bekliyor” dedi.

    Köy muhtarı Mehmet Sütçü, “Bizler razı değiliz, buradan yüksek gerilimin geçmesine. Yetkililere burası bizim ibadethanemiz, türbemiz dediğimizde, kitabesi yok diyerek kabul etmediler.” diyerek tepkisini belirti.

    İstanbul da kurulu olan gök köy yardımlaşma dayanışma dernek başkanı Celal Uçan da “Bizlerin haberi olmadan bilgimiz dışında bu yüksek gerilim hattı geçiriliyor. Bu olayları buraya gelince öğrendik. İstanbul’da ikamet ettiğimiz için gelişmelerden sonradan bilgimiz oldu. Bu yapılan inanca yönelik yapılmış bir eylem olarak görmekteyiz” diyerek tepkisini dile getirdi.

    Bölge köylerinden beş dere köyü derneği başkanı Ayşe Türüt ise “Yüzyıllardır bölge köylerinin ortak toplanma alanı olan, niyazgahımız, nazargahımız olan ağaç kesilen türbemize yönelik yüksek gerilim hattının buradan geçmesini doğru bulmuyoruz” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/TOKAT

  • Tunceli Barosu’ndan Dersim’deki ziyaretlerin tesciline ilişkin açıklama

    Tunceli Barosu’ndan Dersim’deki ziyaretlerin tesciline ilişkin açıklama

    PİRHA- Tunceli Barosu, 22 Ekim’de yapılan Sarı Saltık ve Düzgün Baba ziyaretlerinin kültür varlığı özelliği göstermediği gerekçesi ile tesciline ret yanıtı verilmesine dair açıklamada bulundu.

    Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğüne bağlı Erzurum Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulunun 07.11.2018 tarihli cevap yazısında Nazımiye İlçesi sınırları içerisinde yer alan Düzgün Baba Ziyaretgahı ile Hozat ilçesi sarı saltık Ziyaretgahının Kültür varlığı özelliği göstermemesi gerekçe gösterilerek herhangi bir tescil işlemi yapılamayacağı ve bu nedenle yapılacak bir işlem bulunmadığı belirtildi.

    Tunceli Barosu Yönetim Kurulu adına bu konuda yapılan ret işlemini değerlendiren Baro Başkanı Av. Kenan ÇETİN, Dersim’de yakın zamanda Uluslararası Sarı saltık çalıştayın düzenlenmiş olmasını ilgililere hatırlatarak, “Düzgün Baba ziyaretgâhının yöre inancı kültürü tarihi bakımından önemli bir ziyaretgâh olduğunu ivedilikle bildiririz
    İlde maden sahası olarak kapatılan yerlerin fazlalığı ve çokça şirketin faaliyetlerine ibadet yerlerimizi kurban etmemek için Baromuz Yönetim Kurlu ve üyeleriyle atalarımızdan ve tarihimizden bin yıllardır gelen bu miras yerlerimizi ve inancımızın gelecek kuşaklara taşımak ve ziyaretgâhlarımızın tescili için mahallin gerçek ve tüzel kişilerle birlikte toplum vicdanını temsil eden herkesle bu hakkın tescilini talep ve takipte ısrar etmeye devam edeceğiz” dedi. (HABER MERKEZİ)