Etiket: ziyaretler

  • Baba Mansur Ocağı evladı Narin Gülçiçeği: Ziyaretler bizim için çok önemlidir, herkes inancına sahip çıksın-VİDEO

    Baba Mansur Ocağı evladı Narin Gülçiçeği: Ziyaretler bizim için çok önemlidir, herkes inancına sahip çıksın-VİDEO

    PİRHA-Ziyaretlerin Alevi inancında çok önemli olduğunu vurgulayan Baba Mansur Ocağı evladı Narin Gülçiçeği, “Bu yüzden tüm canlara çağrım topraklarınıza, ziyaretlerinize, inancınıza ve kültürünüze sahip çıkın” dedi.

    Alevilik inancı inkar edilmeye, inanç merkezleri (dergah, ziyaretgah, türbe vb.) yıkılmaya, yok edilemeye, tanınmaya devam edilse de, yurttaşlar yönlerini ocaklarına, ziyaretgahlarına dönüyor.

    Alevilerin tarihsel yaşam alanlarının her köyünde, bir ziyaretgah vardır. Ziyaretgahlara gidilir, dua, niyaz edilir, istekler, talepler olur ve manevi güç alınarak ayrılınır. Alevi geleneğinde ziyaretler vazgeçilmezdir. Eskiden her sonbahar mevsiminde hasat tamamlandığında köylüler toplanır, kurbanlarını alıp ziyarete giderlerdi. Çeşitli dileklerde bulunanların dileği kabul görmüşse yalın ayak giderek ziyarete olan itikatini sunardu. Aynı zamanda tüm toplumsal sorunların da ayrıca çözüm mekanları olan ziyaretgahlara iktidarların yönelimi de her dönem yaşandı.

    Baba Mansur Ocağı evladı Narin Gülçiçeği ile Dersim’deki ziyaretlerin toplum için olan önemini ve inanç mekân ilişkisine ilişkin sorularımızı yanıtladı.

    “ZİYARETLER BİZİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİ VE KIYMETLİDİR”

    PİRHA: Ziyaretler bizim için ne ifade ediyor?

    Narin GÜLÇİÇEĞİ: Ziyaretler bizim için çok önemli ve kıymetlidir. Analarımız lokmalarını pişirip ziyarete giderler. Ziyaretler inancımızın olmazsa olmazlarındandır. Bizim mekânlarımız ziyaretlerimizdir. Bizim inancımızda dört duvar arası ziyaret değildir. İhtiyaçtan dolayı cemevleri yapılmış olabilir ama Dersim’de analarımız lokmalarını pişirip ziyaretlere giderler. Lokmalarını ziyaretlerde pay edip, gülbenglerini verip evine dönerler. Ziyaretler bizim için çok önemlidir. Bu yüzden tüm canlara çağrım; topraklarınıza, ziyaretlerinize, inancınıza ve kültürünüze sahip çıkın. Bizi asimile edip topraklarımızdan, ziyaretlerimizden ve kültürümüzden uzaklaştırdılar. Bundan dolayı herkes kendi çocuklarına ziyaretin anlamının ve kutsallığın ne olduğunu çocuklarına aktarsınlar.

    “ZİYARETLERİMİZ PAYLAŞIM MEKÂNLARIDIR”

    -Ziyaretlere nasıl gidiliyordu veya nasıl gidilmeli?

    Kutsal günlerimiz vardır. Bizim için Gaxan, Xızır ve Hewtemal çok önemli ve kıymetlidir. Genelde ilkbahar aylarında analarımız lokmalarını pişirip ziyaretlere giderlerdi. Hewtemal doğanın uyanışı olduğu için ziyaretler ve mezarlıklar ziyaret edilirdi. 21 Mart’ta doğanın uyanışı ve Xızır’ın kutsallığıyla beraber cem yürütülürdü. Analarımız sabah erken kalkıp önce beden temizliği yapıp, çeşmeden taze su getirip dua okuyup lokmalarını pişirirlerdi. Daha sonra herkes komşusuna haber verip hep beraber ziyarete giderlerdi. Bizim ziyaretlerimiz paylaşımın mekânlarıdır. Yapılan lokmalar ziyarete gelmeyen komşulara da eşit bir şekilde dağıtılırdı.

    “KUTSAL TOPRAKLARIMIZA SAHİP ÇIKALIM”

    -İnanç- mekan ilişkisi nasıl olmalıdır?

    Kutsal topraklarda, inancımıza hep beraber sahip çıkmalıyız. Burada olan bazı olumsuz olaylara asla fırsat vermeyelim ve inancımızı yeniden yaşatıp özümüze dönelim. Bizim inancımızda eşitlik, hoşgörü, paylaşım ve her zaman mazlumun yanında yer almak var. Bunlardan daha güzel bir şey olabilir mi? Bizler bir karıncayı bile incitmeyen bir inancız. İnsanlara manevi destek olmak çok önemli. İnsanlara dokunmak ve onun kültürüne sahip çıkmak çok kıymetli. Bundan dolayı elimizden geldiği kadar kutsal topraklarımıza sahip çıkalım. Kutsal topraklarımıza ve ziyaretlerimize gidelim. Özümüze yeniden dönelim.

    Nuray ATMACA/DERSİM

  • Pir Hamza Takmaz: Hızır Alevilerde enerjidir; birlik ve barış olmazsa Hızır da olmaz!-VİDEO

    Pir Hamza Takmaz: Hızır Alevilerde enerjidir; birlik ve barış olmazsa Hızır da olmaz!-VİDEO

    PİRHA- Dirlik, bereket, bolluk simgesi olan Hızır’a dair konuşan Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz, “Alevilik ve Hızır anlayışı yok edilmeye çalışıyor. Hızır bizde enerjidir, çağıranın yardımcısıdır. Eskiden toplumumuzun sorgu ve denetimi vardı, bütün sorunlar orada çözülürdü. Şimdi ise devletin kapsısında çözülüyor. Öyleyse orada birlik olur mu, Hızır olur mu?” dedi.

    Aleviler için kutsal kabul edilen Hızır ayı başladı. Bu ayda oruçlar tutulur, cemler bağlanır, kurbanlar tığlanır. Ayrıca zorlu kış günlerinin geride kalması anlamına da gelen bu ayda lokmalar dağıtılır, ziyaretler ve türbeler ziyaret edilerek iyi dileklerde bulunulur. Bu aylarda pirler taliplerini dolaşarak, sorgu ve görgülerini görür.

    Hızır ayında olduğumuz bugünlerde Aleviler bulundukları her yerde Hızır lokmalarını pay ediyor.

    Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz, Hızır’a ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    HIZIR, AYLARI KAPSAR VE BELLİ GÜNLERE SIĞDIRILAMAZ”

    1995 yılından itibaren Cem Vakfı’nın Hızır ayını bilinçli olarak tek bir güne denk getirdiğini söyleyen Takmaz, bu tarihlere Hızır’ın asla sığmayacağını ve Alevi süreklerinin her birinin kendi özgünlükleri dahilinde Hızır’ı kutlaması gerektiğini belirtti.

    Takmaz, “Cem Vakfı’nın koyduğu 11-12-13 Şubat tarihlerinden rahatsızım. Keza bu Avrupa’da da takvimlere böyle girmiş. Bence Hızır ayının ikinci haftasından sonra hangi güne denk geliyorsa son günü Perşembe olacak şekilde yapılmalıdır. Bütün sürekler ve bu süreklerin bölgeleri Hızır’ı farklı günlerde kutlar. Bu da onların renkliliği. Hızır, ayları kapsar ve belli günlere sığdırılamaz. Yani tekleştirme olan yerde de zenginlik olmuyor. Hızır ayları neden ise dizayn edilerek yönlendirilmeye çalışılıyor. Herkes kendi güzelliği ile kalmalı diye düşünüyorum” dedi.

    “EVLER TEMİZLENİR, ZİYARETLERE GİDİLİR, LOKMALAR PAYLAŞILIR”

    Takmaz, Hızır ayının geleneksel ritüellere dair şu bilgileri paylaştı:

    “Tüm canların Hızır ayını kutluyorum, huzur ve barış diliyorum. Eski hesaba gelen Ocak ayının 13’ünden sonra gelen ilk Perşembe Hızır ayı karşılanır. Reya Heq dediğimiz ocaklar sisteminde Hızır orucu 4 hafta boyunca tutulur. Ocaklar, onların talipleri olan aşiretler bu ay içerisinde sırayla oruç tutarak Hızır’ı hanelerinde var ederler. Hızır bu dönemde dondan dona dönüşür, onun varlığı her yerde, anda hissedilir. Eskiler Hızır’ı nerde çağırır isen hazırdır derlerdi. Hızır ayında köylerdeki evler toprak olduğundan tabana şerbet serperek güzel bir parlak görünüm verilir. Yataklar, döşekler yıkanır ve kapılar açık bırakılır. Hızır ayında nehirlerden getirilen sular evlere ve hatta hayvanlara serpiştirilirdi. Dergahlara ve ziyaretlere gidilip teberik getirilirdi. Oruç bitimi de kavut yapılırdı. Buğday sacın üzerinde kavrulduktan sonra destar (el değirmeni) ile öğütülürdü. Bu öğütme aşamasında deyişler, gulbanglar söylenirdi. İşte o iş bir aşk haline getiriliyordu. Kavut pişirilmeden önce bir gün kilerlerde veya mutfağın penceresinde üzerine bir bez örtülerek saklanırdı. Sabaha kadar Hızır o kavuta gelip uğramışsa kurban kesilirdi. Kavut üzerinde bir pençe, el veya farklı bir işaret olur ise Hızır’ın geldiği anlaşılırdı. Bunları yaşadık, gördük.”

    “SORGU VE BİRLİK OLMAYAN YERDE HIZIR OLUR MU?”

    Pir Hamza Takmaz, zorlu geçen ve çalışma imkanlarını kısıtlayan kış aylarının Alevi toplumu için ibadet ayları olduğunu belirterek, “Yaz ayları bizim için sürekli çalışma zamanıdır. Çetin geçecek kışa hazırlık yapılır. Kış ayları biz Aleviler için ibadet aylarıdır. Bayramlar bu aylarda kutlanır. Hızır bittikten sonra 9 Mart’ta güneş ışınları toprağa dik düşer ve canlılık yeniden başlar. Aleviler bu aylarda asla küs kalmazdı. İşte Aleviliğin burada gördüğü en büyük zarar halk mahkemelerinin kalkmasıdır. Sorgu ve denetimin kaldırılmasıdır. Her talibin piri geliyordu. Onların geleceğini bilen herkes barışırdı. Onlar dahi kimseyi küs bırakmazdı. Kimse de benlik yapmazdı. Kavga eden, kini kibiri olan devletin kapısındadır. Öyleyse burada birlik olur mu, Hızır olur mu?” diye sordu.

    “GAĞAN, HIZIR VE HEWTEMALE SAHİP ÇIKIN, ÇOCUKLARINIZA ANLATIN”

    Geleneksel ritüeller olan Gağan, Hızır, Hewtemal’in gelecek nesillere aktarılamadığına değinen Takmaz, “Alevilik ve Hızır anlayışı yok edilmeye çalışılıyor. Maalesef Hızır anlayışının yok olduğunu görüyoruz. Çocuklarımıza bunu aktaramıyoruz. Bu ritüeller, kutsallar olmadığı zaman Alevilik de olmuyor. Bu kadar güzel erdemliliği yok etmeye başladık. Hızır ayı içerisine her Perşembe çerağlar yakılsın. Metropollerde iseler dahi Pazar günleri bir araya gelsinler. Alevilerin pire, mürşide, talibe ve erkana ihtiyacı var. Yola ikrar vermeye ihtiyacı var. Toplum olarak önümüze bir şey koyamadığımız için, hep geçmişimizi yontup götürüyoruz. Çocuklarınıza sahip çıkın. Sistemin zorunlu din dersleri baskısının altında çocuklarınız asimilasyona uğruyor. O çocuklar Hızır ayının, Gağanı, Hevtemalın ne olduğunu bilmezler. Peki nasıl öğrenecekler?. Bizlerden yani ailelerden öğrenecekler” şeklinde konuştu.

    Ersin ÖZGÜL/DERSİM

     

     

  • Erdoğan’dan Cemevi Başkanlığı’na ziyaretlere tepki: Rızasız lokma yemeyelim- VİDEO

    Erdoğan’dan Cemevi Başkanlığı’na ziyaretlere tepki: Rızasız lokma yemeyelim- VİDEO

    PİRHA- Bazı Alevi derneklerinin temsilcilerinin Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Ali Rıza Özdemir’i ziyaret etmesine tepki gösteren Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulması süreci ile birlikte Alevi toplumunun ne kadar dejenereye uğratıldığını görüyoruz. Çok acı verici bir durum” dedi.

    Alevi örgütlerinin ve Alevi toplumunun karşı çıkmasına rağmen bazı derneklerin temsilcileri, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı ve kurumun başına getirilen Ali Rıza Özdemir’i ziyaret ediyor.

    Söz konusu ziyaretlere tepki gösteren, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    “YAŞANAN SIKINTI VE SORUNLARIN KAYNAĞI SİYASAL İKTİDAR”

    Nurettin Erdoğan, yaşanan süreçte iktidarın uygulamalarından kaynaklı sıkıntılar yaşandığını belirterek, “Bu sürecinde devamında Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın oluşturulması ve bu sürecin içerisinde Alevi toplumunun, Alevi inancının ne kadar dejenereye uğratıldığını görüyoruz” dedi.

    “SÖYLEMLERİMİZDE HER ZAMAN HALKLARIN ORTAK ÇIKARLARINI GÖZETTİK

    Erdoğan, Alevi toplumunun hep halkların eşitliğinden, laik, demokratik eğitiminden, insanca düzenden, özgür bir Türkiye’nin oluşumundan, ekonomik sosyal kültürel açıdan gelişmiş bir Türkiye’den yana olduklarını ancak belli odakların çıkarlarına bu söylemlerin ters düştüğünü kaydetti.

    ”RIZASIZ HİÇBİR LOKMA YEMEMEMİZ GEREKİR”

    Alevi kurumları içerisinde bazı şubelerin Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı ziyaret etmelerine tepki gösteren Erdoğan, söz konusu kişilerin menfaat beklentisiyle ziyaretleri yaptığına işaret etti.

    Bugüne dek Alevi toplumunun rızalık lokmalarıyla ayakta durduğunu belirten Erdoğan, şunları ifade etti:

    “Rızasız lokma yememe felsefesiyle yaşayan bir toplumuz. Biz rızasız lokma yemeyiz. Her toplumsal kesimin eşit haklara sahip olmadığı bir yerde bizim oradaki o haklardan faydalanmamız rızasız lokma yemek demektir. Bu işi yapan ve bu işe kalkışan arkadaşlarımızın, kurumlarımızın genel merkezlerine de buradan bir çağırımdır. Yapmış oldukları girişimin, gitmiş oldukları yolun yanlış olduğunu kendilerine bildirmeleri ve bir duruş sergilemeleri gerekir.
    Biz kendi federasyonlarımız, genel başkanlıklarımızla, şubelerimizle yapacağımız danışma kurulu toplantısında dile getireceğiz. Tabii ki süreç öyle bir karmaşık yapıyla devam ediyor ki, biz buna karşı gereken mücadelemizi vereceğiz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

    İLGİLİ HABERLER:

    AKD Antep Şubesi yöneticileri, Cemevi Başkanlığı’na ödenek için gitmiş!
    Alevi Kültür Dernekleri Antep Şubesi yöneticilerinden Cemevi Başkanlığı’na ziyaret!
    ‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, toplumumuza ‘Alevisiz Aleviliği’ vaat etmektedir’
    ‘AKP üzerimizde at oynatıyor; bizi yok etmeye çalışan zihniyetle beraber olmayın’-VİDEO
    ‘Cemevi Başkanlığı’nda görev kabul edenler inancına ihanet içindedir’-VİDEO
    Posnişini Eriş: Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığını samimi görürsek birlikte oluruz-FOTO

    HBVAKV Erdoğan: Rızasız lokma yemememiz lazım- VİDEO

     

  • Yazar Hüseyin Ozan: Aleviliğe ve Alevilere yönelik sistematik politika devrede

    Yazar Hüseyin Ozan: Aleviliğe ve Alevilere yönelik sistematik politika devrede

    PİRHA- Yazar Hüseyin Ozan, iktidar yetkililerinin Alevi kurumlarını ziyaretlerini arttırmalarını Aleviliğe ve Alevilere yönelik yürütülen sistematik bir politikanın olduğunu gösterdiğine işaret ederek, “Bu saldırı ve politikalara karşı Alevilerin ülkenin demokrasi güçleriyle bağını güçlendirmesi, ortak hareket etmesi şarttır” dedi.

    AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Hüseyin Gazi Cemevine gidişi ve AKP’li üst düzey yöneticilerin Alevi kurumlarını ziyaretlerini arttırmaları tartışmaları da beraberinde getirdi.

    İçişleri, Kültür ve Turizm ile Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından finanse edilen Hacıbektaş Gençlik Kampı ve 300 dedenin Kerbela’ya götürülmek istenmesi Alevi toplumu tarafından devletin asimilasyon politikalarının bir parçası olarak tanımlanırken, art arda Alevilere ve kurumlarına yönelik saldırıların da paralel bir şekilde yükselmesi kuşkuları beraberinde getiriyor.

    “ALEVİLİK BİR KEZ DAHA MANİPÜLE GİRİŞİMLERİNE MARUZ KALMAKTADIR”

    Yazar Hüseyin Ozan, bu girişimlerin tamamının hem asimilasyon hem de seçim yatırımı kapsamında yapıldığının altını çizerek, “Tek tip iktidar alanını esas alan devlet politikaları kapsamında Aleviliğin bir kez daha manipüle girişimlerine maruz kalacağı açıktır. Alevi meselesinin çözümünün, tüm ülkenin kapsamlı demokratik bir dönüşümüyle mümkün olabileceği açıktır. Alevi meselesinin diğer toplumsal sorunlardan bağımsız çözümü mümkün değildir” dedi.

    Hâlihazırda yaşamın tüm alanlarını kıskaç altına almış bir iktidarın Alevilerin taleplerini yerine getirmesinin mümkün olmadığını belirten Ozan, “Yoğun bir şiddeti, yönetmenin temel aracı olarak kullanan, resmi ideolojiyi sorgulamayıp en katı biçimiyle uygulayan bir hükümetten samimi bir açılım beklemek imkansızdır. Olsa olsa ülkenin farklı kesimlerine uygulanan “ranttan nasiplendirerek” toplumsal tabanına eklemlemek biçiminde bir yaklaşım söz konusu olabilir” diye konuştu.

    “ALEVİLİĞE VE ALEVİLERE YÖNELİK SİSTEMATİK BİR POLİTİKA YÜRÜTÜLÜYOR”

    “Cemevlerine ve Alevilere saldırının zeminini kim güçlendirmiştir?” diye soran Ozan, şunları söyledi:

    “Meydanlarda Alevi kimliğine vurgu yaparak Kılıçdaroğlu’nu yuhalatan, cemevlerini ‘cümbüş evi’ olarak niteleyen, Kürt hareketi içindeki Alevileri dahi barışın önündeki engel diye hedef gösteren, Alevi köylerine hizmet götürmeyen, zor ve hile ile cami yaptıran, karakollardan Alevi köylerine ezan yayını yaptıran, Terolar örneğinde olduğu gibi Sünni göçmenleri Alevi halkın tarihsel yaşam alanlarına yerleştirerek göçe zorlayan kimdir? Bu basit bir öfke midir? Bunların tamamı bize Aleviliğe ve Alevilere yönelik sistematik bir politikanın olduğunu gösteriyor. Bu saldırı ve politikalara karşı Alevilerin ülkenin demokrasi güçleriyle bağını güçlendirmesi, ortak hareket etmesi şarttır. Sorunlar ancak böyle aşılacaktır.”

    Diren KESER/PİRHA

  • Dersimlilerden Gürsel Erol’a: Ana Fatma Ziyaretine yapılan siyasi şov ve saygısızlıktır-VİDEO

    Dersimlilerden Gürsel Erol’a: Ana Fatma Ziyaretine yapılan siyasi şov ve saygısızlıktır-VİDEO

    PİRHA-Dersim’de bulunan Ana Fatma ziyaretine CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol tarafından peyzaj çalışması adı altında aslan heykeli dikilip, adının yazılı olduğu tabela konulması büyük tepki çekti. Dersimliler yapılanın siyasi şov ve saygısızlık olduğunu belirterek, “Böyle bir çalışma yapılırken kime soruldu? Oradaki aslan heykelinin anlamı nedir?” diye sordular. 

    Dersim başta olmak üzere Alevilerin kutsalları üzerinde tahribatlar devam ediyor. Son olarak Dersim’de bulunan Ana Fatma Ziyaretine, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Elazığ Milletvekili Gürsel Erol tarafından peyzaj çalışması adı altında aslan heykeli dikilip, adının yazılı olduğu tabela konuldu. Tepkiler üzerine tabela kaldırılırken, aslan heykeli yerinde duruyor.

    Dersim’de bulunan Ana Fatma ziyaretine CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol tarafından peyzaj çalışması adı altında aslan heykeli dikilip, adının yazılı olduğu tabela konulmasını Dersimliler PİRHA’ya değerlendirdi.

    “DERSİM TOPLUMUNA SORULMADAN YAPILMASI DOĞRU DEĞİL”

    Siyasi şov amaçlı, tamamen kendi reklamını yapmak için ziyaret yerinde yapılan düzenlemenin saygısızlık olduğunu söyleyen Musa Kılıç, “İçinden geçerek yapıyorsan oraya ismini yazmazsın, ama görüyoruz her yerde Gürsel Erol yazıyor bu tamamen siyasi çıkar için yapılmaktadır” dedi.

    Munzur Gözeleri’nde yapılanları gördükten sonra utandığını söyleyen Emir Ali Yeşil, “Ziyaretlerimizin dokusunu bozuyorlar, biz bunları görünce üzülüyoruz ziyaretlerimize sahip çıkmamız lazım. Siyasi rant için ziyaretlerimize yapılan değişikliklere dur dememiz lazım” diye belirtti.

    Ana Fatma Ziyaretinde yapılan çalışmaları doğru bulmadığını ifade eden Nadide Yallı, “Böyle bir çalışma yapılırken kime soruldu? Oradaki aslan heykelinin anlamı nedir? Dersim toplumu için önemli bir inanç yeri olan Ana Fatma Ziyaretinde yapılan çalışmanın bu topluma sorulmadan yapılmasını doğru bulmuyorum. Bizim inancımızda bir elin verdiğini diğer elin görmemesi gerekiyor ama inanç merkezinde yapılan çalışmada her yerde yaptıran kişinin ismi yazılmış. Orası doğallığıyla kalmalıydı” dedi.

    “ANA FATMA ZİYARETİ BİZİM İÇİN KUTSAL BİR MEKAN”

    Ana Fatma Ziyaretinin Dersim’in en kutsal değerlerinde bir tanesi olduğunu söyleyen Musa Turan ise, “Ana Fatma Ziyaretinin betonlaşmasına karşıyım ve ibadet yerinin siyasi amaçlar için kullanılması yanlıştır. Ziyaretlerimiz kendi doğal yapısıyla kalırsa bence daha iyi olur. Ziyarete heykellerin konulması yanlıştır, orası müze değil” diyerek tepki gösterdi.

    “Yapılanlar inancımıza müdahaledir” diyen Süleyman Aytaç, “Nereye gitsek Gürsel Erol yazıyor, ziyaretlerimize yapılan bu çalışmalar kabul edilemez. Halkımız inanç yerlerine sahip çıksın. Dersim halkı ve inanç önderlerimizle görüşülmeden yapılması kabul edilemez” dedi.

    Ana Fatma Ziyaretinin kendileri için kutsal olduğunu belirten Suna Sevim Tümen, “Yüzyıllardır orası bizim için kutsal bir mekan, kurbanlarımızı kesip niyazlarımızı dağıttığımız bir yer. Ziyaretlerimizin doğal dokusunun bozulmasına karşıyım” diye konuştu.

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:

    -Aday: Ana Fatma Ziyaretinde yapılan yeleli aslan heykeli kaldırılmalıdır

    -Gürsel Erol’a tepki: Ana Fatma Ziyaretinin dokusunu bozarken kimden izin alındı?

    Sinan Kırmızıçiçek’ten Gürsel Erol’a tepki: Dersim halkının rızalığını aldınız mı?

    -Kete: Hakk aşkına bu zulümden vazgeçin!

    Ana Fatma Ziyaretinde Gürsel Erol yazılı tabletler kaldırıldı

     

  • Alevi yurttaş Hasan Sönmez: Ziyaretlerimizin doğal dokusu korunmalı-VİDEO

    Alevi yurttaş Hasan Sönmez: Ziyaretlerimizin doğal dokusu korunmalı-VİDEO

    PİRHA-Alevilerin inanç yerlerine düzenleme adı altında doğal dokusuna zarar veriliyor. Piri Sevdin Ocağı evlatlarından Hasan Sönmez ziyaretlerin doğal dokusunun bozulduğu yenileme çalışmalarını PİRHA’ya değerlendirdi. “Ziyaretlerin otantik yapısının bozulmaması gerekiyor çünkü insanların ziyaretlere bakışı değişebilir” dedi.

    Alevilik inancında ziyaret yerleri önemli bir yere sahip. Devletin Alevilerin inanç yerlerine müdahalesi devam ediyor. Munzur Gözeleri’ndeki peyzaj projesinde olduğu gibi Ana Fatma ziyareti de yenileme adı altında doğal dokusuna zarar veriliyor.

    Piri Sevdin Ocağı evlatlarından Hasan Sönmez ziyaretlerin doğal dokusunun bozulduğu yenileme çalışmalarını PİRHA’ya değerlendirdi.

    “ZİYARETLERİN OTANTİK YAPISININ KORUNMASI GEREKİYOR”

    Ziyaretlerin manevi değer olarak kabul edilen bölgesinin doğal dokusunun korunması gerektiğini belirten Sönmez, “İnsanların, inanç duygularının hasar görmemesi için ziyaret yerlerindeki yenileme çalışmaları insanlara danışılarak yapılması gerekiyor” dedi.

    Sönmez, şunları kaydetti:

    “Ziyaretlerin yapısının değişmesi insanlarda farklı bir duygu yaratabilir o yüzden ziyaretlerdeki otantik yapının korunması gerekiyor. Çünkü insanların otantik yapısı değişen inanç yerlerine bakışı değişebilir, oradaki duygu akışını kaybedebilir. Bizim toplumumuzda ziyaret ile insan arasında manevi bir duygu akışı gerçekleşiyor, o duygu akışının bozulmaması gerekiyor. O yüzden de ziyaretlerin otantik yapısının korunmasında fayda var.”

    Cihan BERK/DERSİM

  • Tekinoğlu: Dersim’de kutsal mekanlara ziyaretler, içsel olandan biçimsele doğru yöneldi

    Tekinoğlu: Dersim’de kutsal mekanlara ziyaretler, içsel olandan biçimsele doğru yöneldi

    PİRHA-Dersim’deki kutsal ziyaret mekanlarının zaman içerisindeki değişimine dair konuşan Yönetmen Devrim Tekinoğlu, “Ziyaretler sırasında niyazın pay edilmesi, çıra uyandırılması gibi ritüeller dünden bugüne devam ediyor. Fakat bütün bu ziyaretlerin içsel olandan biçimsel olana doğru yöneldiğini söyleyebiliriz” dedi. 

    Dersim’de hemen hemen her yerde bir ziyaret var. Kimi bir akarsu, kimi bir göl. Bir ağaç da oluyor, bir taş da. İnancın, doğa ile ve onu kutsayan sıkı bir bağı var. Fakat bu bağlar, ticarileşmenin, turizmin, insan baskısı ve siyasi politikaların ağır yükü altında ya silikleşiyor ya da yok oluyor.

    Ziyaretlerin önemi, geçmişten günümüze değişimi ve son sürece ilişkin Yayıncı-Yönetmen Devrim Tekinoğlu ile konuştuk.

    PİRHA: Dersim’deki ziyaret kültürünün Alevi inancındaki yeri nedir?

    DEVRİM TEKİNOĞLU: Ziyaret mekânları ile sürdürülen ilişki Dersim inanç yolunun temelini oluşturmaktadır. Rae Haq/Alevi inancını diğer inanç kalıplarından ayıran en önemli farklılığın doğaya ve insana bakış açısı olduğunu söyleyebiliriz. Nüfusun önemli kısmının köylerde yaşadığı dönemlerde Dersim inanç yolunda doğa merkezli eğilim belirgindi. Doğa merkezli bu inancın varlığını Gağan, Xızır, Hawtemal gibi ibadet takvimi döngüsü ile sürdürülmüştür. Bu belirgin öğelerin mührünü ise kutsal ziyaret yerleri oluşturmaktadır.

    Dersim’in her köyünde kutsal ziyaret mekânı vardır. Bu ziyaret mekânları su kaynakları, yüksek yerlerde bulunan bir ağaç, bir tepe, dağ vb.dir. Neredeyse her dağın mitolojik bir anlatısı vardır. Her ziyaret yerinin bir hikâyesi vardır. Kutsal kabul edilen bazı hayvanların mitolojik anlatısı vardır.

    1970’li yıllardan itibaren artan göç ile beraber doğa merkezli bu inanç değişime uğramış, kentleşme ile beraber doğa merkezli inanç, yerini insan merkezli inanca bırakmaya başlamıştı.

    1994 yılında köylülerin yerinden edilmesi ile köylüler değişik yerlerde yeniden yurtlandılar. Köylülerin bir kısmı ise ilçe merkezleri ile il merkezine yerleştiler. Bu yeni ve sert durum Dersim inanç yolunda hızlı değişime neden oldu. Rae Haq/Alevi yolunun kurumsallaşması ihtiyacının devreye girmesi sonucu ziyaret mekânlarının işlevinde önemli farklılıklar oluşmuş oldu.

    – Kutsal mekânlara yapılan ziyaretler zaman içinde değişti mi? Dünden bugüne nasıl bir değişim var sizce? Munzur Gözeleri veya başka kutsal bir mekândan örnek verebilir misiniz?

    Her şey değişiyor. Kutsal ziyaret yerleri ile ilişki bugün hayatta olmayan veya sayıları çok az kalmış yaşlılarımızın yürüttüğü gibi değil elbette. Ziyaret mekânlarını kendi canından can gören yaşlılarımız, kutsal alanın yakınına vardığında artık o evrene girer; en üst seviyede hassasiyet ile ziyaretini gerçekleştirirdi. Onlar o ziyaretler ile konuşur, muhabbet eder, onlara yakarır, sitem eder; orada kendini onarır, yarasını sağaltır nihayetinde büyük bir saygı ile oradan ayrılırdı.

    Ziyaretler sırasında niyazın pay edilmesi, çıra uyandırılması gibi ritüeller ise dünden bugüne devam ediyor. Fakat bütün bu ziyaretlerin içsel olandan biçimsel olana doğru yöneldiğini söyleyebiliriz.

    Munzur Gözeleri’nin ziyareti sırasında özellikle kadın ve yaşlı ziyaretçilerin bir kısmı henüz alana varmadan ayakkabılarını çıkarır, çıplak ayakla alana yürürlerdi. Burada hastalar, şifa arayanlar dışında kimse suya girmez, elini yüzünü yıkamaz, suyu incitecek hiçbir hareket yapmazdı. Zamanla kamu yöneticileri buraya dikkat kesildiler. 1980’li yılların sonlarına doğru bu kutsal mekâna iş makinaları girdi. Burada yol açtı, alana betondan yürüyüş yolları yapıldı. Suyun bazı bölümlerinin etrafı çevrildi ve burası beton içine alındı.

    Bir lokanta faaliyete geçti; yemek ve alkol hizmeti verdi. 2000’li yıllarda burada su fabrikası kuruldu, sonra mekânda küçük tezgâhlar açıldı ve alan inanç merkezi, kültürel miras olmaktan uzaklaştırılarak ticari bir alana döndü. Doğal bir inanç merkezi olan Munzur Gözeleri’nin üst kısmında betondan bir yapı yapıldı ve burası cemevi oldu. Bir süre sonra artan insan baskısı ile mekân piknikçilerin piknik ateşinden geçilmez hale geldi. Nihayetinde kamu yöneticileri yine buraya dikkat kesilerek yeniden müdahale ettiler ve Munzur Gözeleri adeta turistik bir yürüyüş alanına çevrildi.

    – Dersim son yıllarda ilgi odağı haline geldi. Dersim’e yönelik artan insan baskısının inanç alanlarına etkisi nasıl olmaktadır?

    İnsanın çoğaldığı her yer beraberinde problem yaratmaktadır. İnsanın kendi yaşam yeri dışındaki yerlere ziyareti çoğunlukla kendi evine gösterdiği hassasiyet gibi olmuyor ne yazık ki.

    Dersim’in muazzam güzellikteki doğası son yıllarda oldukça ilgi çekiyor. Buraya gelen misafirler çoğunlukla bu doğal güzellik alanlarının epey kısmının aynı zamanda kutsal mekânlar olduğunu veya Dersim 1938’in katliam alanları olduğunu bilmemektedir. Bu yönlü hatırlatıcı metinler, tabelalar vb. ürünler de olmadığı için gerekli hassasiyet gösterilmemektedir. Bazı misafirler içinse burada doğa ile sürdürülen inanç putperestlik, sapkınlık olarak algılanmaktadır.

    Dersim’e giren misafir sayısı Dersim’in altyapısının kaldıracağının çok üstündedir. Ovacık Munzur Gözeleri ile Pülümür Suyu’nun kaynağından Mameki merkeze kadar ve bu iki önemli ırmağı besleyen dere yatakları boyunca turistik kamp alanlarının tüm kirliliği doğrudan suya karışmaktadır. Buralarda herhangi bir altyapı ve koruma çalışması henüz yapılmamıştır. Suyun doğrudan kirletildiği yani suyun ölümüne giden süreç bu kontrolsüz turizm ile gerçekleşmektedir. Bu durum ziyaret kültürünü yok ettiği gibi o ziyaretin bizzat kendisini de öldürmeye giden bir cinayet süreci olmaktadır ne yazık ki.

    – Munzur ve Pülümür vadileri ile ziyaretler zaman içerisinde ticaretin, turizmin ve insan müdahalesinin sonuçlarıyla karşı karşıya. Yaratılan tahribatlara karşı atılması gereken adımları nasıl sıralarsınız?

    Munzur ve Pülümür vadileri mutlak korunacak alanlar ilan edilmeli. Yapılaşmaya kapatılmalı. Seçilmiş belli alanlarda altyapısı hazırlanarak hizmet verilmeli. Yine seçilmiş bazı alanlar dışında çadır, mangal vb. faaliyetlere kapatılmalıdır. Munzur ve Pülümür Vadisi dışındaki yerlerde de misafirler için farkındalığı artıracak yayınlar yapılmalı, tur rehberleri bilgilendirilmelidir. Hizmet mekânlarının arıtma gibi altyapı sistemi hızlıca oluşturulmalıdır. Ziyaret mekânlarına yapılan ziyaretler kontrol altına alınmalı, buralarda ticarileşmenin önüne geçilmelidir.

    Barış KOP / PİRHA

  • Alevi genç Mustafa Sazcı, Antalya’daki 46 dergah, türbe ve ziyareti yazdı: Sahip çıkalım

    Alevi genç Mustafa Sazcı, Antalya’daki 46 dergah, türbe ve ziyareti yazdı: Sahip çıkalım

    PİRHA- Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkârı gençlerden Mustafa Sazcı, Antalya’da unutulmaya yüz tutmuş Alevi-Bektaşi Tekke, türbe ve ziyaretlerine sahip çıkılması için Alevi örgütlerine çağrıda bulundu. 

    Antalya’da yaşayan Alevi gençlerden Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkârı Mustafa Sazcı, Antalya’da unutulmaya yüz tutmuş Alevi-Bektaşi Tekke, türbe ve ziyaretlerini yazdı.

    Antalya’nın, Alevi-Bektaşi nüfusunun yoğun olarak yaşadığı kentlerden biri olduğunu hatırlatan Mustafa Sazcı, “Tahtacı, Abdal ve Bektaşi süreklerinin bir arada olduğu bu ilimizde yine bu süreklerin sahip çıkarak bugünlere kadar getirdiği birçok türbe ve ziyaretin olduğunu görürüz. Ancak şunun altına çizmek gerek ki bugün bu türbelerin bazılarının varlığından bile haberdar olmadığımızı söylersek haksızlık etmiş olmayız” dedi.

    Sazcı, dergah, türbe ve ziyaretlere sahip çıkılması için Alevi örgütlerine çağrıda bulundu.

    Sazcı, incelediği türbelerde vardığı sonuçları, gözlemlerini maddeler halinde şöyle ifade etti.

    1- Alevi nüfusu hakkında Devlet Kurumunun verileri kullanılarak yapılan 11 milyon-16 milyon belirlemesi gerçeği yansıtmamaktadır. Anadolu’nun her bir bölgesinde farklı politikalarla, baskı, zulüm ve katliamla bölge insanını Alevi kimliğinden uzaklaştıran egemenler tüm bunlara rağmen halkın genetiğine işlemiş Alevi kültürel kodlarını yok edememiştir. Yani bugün tüm bu türbelerin olduğu bölgelerdeki gözlemlerim şunu gösteriyor ki, bu halk Alevi kimliğini yitirse de bir Alevi gibi düşünmeye, inanmaya devam ediyor.

    2- Hace Bektaş ile ilişkili Horasan Erenlerinden Antalya’ya gelenler sadece Abdal Musa ve tekkesinde hizmet yürüten dervişleri değildir. Doğu ve Batı Antalya’da Horasan Erenlerinden olduğu söylenen bir çok eren bulunmaktadır.

    3-İsmine Kızılbaş, Işık Taifesi, Bektaşi, Tahtacı, Abdal, Torlak ne derseniz deyin Anadolu Alevileri, bu toprakların öz evlatlarıdır. Antalya özelinde incelediğimizde görüyoruz ki Alevilik bu coğrafyanın her tarafında yaşanmakta, Şehir Merkezi dahil olmak üzere birçok ilçede ve bu ilçelere bağlı dağlarda, tepelerde, mağaralarda ve bu toprakların her karışında Aleviliğe, Alevilere dair bir iz taşımaktadır.

    4- Bu dergâhlarda ve bulunduğu köylerde ve mahallelerde yapılan camiiler, Hace Bektaş Dergâhına yapılan camii ile aynı döneme denk gelmektedir.

    5- Kureyş Baba’ya ait olduğu bilinen ve halkın da belirttiği üzere Horasan erenlerinden bir “seyyid”e ait olduğu söylenen Korkuteli’nde bulunan türbe Baba Kureyş’in, gezgin dervişlerden olma ihtimalini gözden geçirmemizde yarar olduğunu göstermektedir. Bu sayede son süreçte “Rêya Heq” süreğini “Dersim”e özgün farklı bir inanç ve Baba Kureyş’i, Düzgün Baba’yı da bu inancın diğer erenlerden bağımsız önderleri olarak tanımlayanların tezlerini çürütmüş oluruz.

    6- Alevilik ile aynı köklerden beslenmiş ve tarihsel süreç içerisinde Aleviliğin içinde erimiş ( olumsuz manada söylemiyorum) Ahîlere ait birçok Alevi- Bektaşi türbesi maalesef ki Alevi kimliğinden uzaklaştırılmış, bunun yanı sıra yine Hace Bektaş Dergâhına yapıldığı dönemlerde buraya da camii inşa edilmiştir.

    7-Müteşerri İslam, tüm baskılarına rağmen Alevilerin doğa tapınımını, ziyaret kültürünü, doğanın bir parçası olduğunu hatırlatan ve doğayı kutsayan felsefesini yok edememiştir. İnsanlar hâlâ bu türbe ve ziyaretlerin çevresinde hiçbir canlıya zarar vermemektedir.

    8-Türbelerin ve ziyaretlerin çevresinde bulunan bu yerlere gelen kişiler buraların Alevi-Bektaşi ziyaret ve türbesi olduğunu bilmekte ve hatta bazıları da kendilerinin de eskiden Alevi olduklarını söylemektedir.

    Mustafa Sazcı,  söz konusu tekkeleri, türbeleri ve ziyaretlerin listesini de şöyle kaydetti:

    ALANYA:

    1-Köklem Dede (Büklüm Dede): Türkler’de, Horasan’dan gelen yedi erenden biri olduğu rivayet ediliyor.
    2-Çomaklı Dede: Horasan’dan gelen 7 erenden biri.
    3-Pelit Evliyası (Musa Dede): Horasan’dan gelen yedi erenden biri.
    4-Pirce Alaaddin Türbesi: Pir Sinan’ın abisi, Şıhlar Köyü
    5-Tepecik Evliyası- Koç Davut Baba (Sapadere Köyü- Söğüt yolu üstü)
    6-Sitti Zeynep Ana: Horasan’dan gelen yedi erenden biri, Alanya kalesii)
    7- Sultan Kadın: Gündoğmuş Kuzeyi, Geyik Dağı zirvesi.
    8-Dursun Dede: Horasan’dan gelen 7 erenden biri- Yukarı mahalle, İbradı)
    9- Hasan Dede Türbesi: Alanya-Şekerhane Mahallesi
    10- Akbaba Yatırı: (İskele Caddesi- Şu an bulunduğu yerde yok)
    11-Ardıç Dede Türbesi: Değirmendere mah.
    12- Beyobası Dedesi: Beyobası Mahallesi, Horasan Erenlerinden
    13-Musa Dede: Deretürbelinas mah.- Bektaş Çeşmesi denen mağarada

    AKSEKİ:

    14-Cemerler Evliyası: Cemerler Mahallesi.
    15-Emir Dede ve Genç Abdal (Güvenç Abdal) Türbesi: Emiraşıklar mahallesinde, köy halkı Alevi olduklarının bilincinde.
    16-Hacetgani Mezarlığı: Horasan’lı 14 erene ait mezar.
    17- Sarı Abbaslar Evliyası: Emir Dede ve Genç Abdal’ın ilk uğrak yeri- Emiraşıklar’da nazargah)
    18-Sarı Haliller Evliyası: Sarı Haliller mah.- Hacetgani evliyaları ile bağlantılı oldukları bilinir.
    19-Hacı Doğrul: Menkıbe’de Hace Bektaş-ı “doğan” donunda karşılayan Rum Abdallarından bir eren. Yarpuz Beldesi

    MURATPAŞA:

    20-Ahi Yusuf Türbesi: Kaleiçi, Ahi Evren’in oğlu olduğu söylenmekte.
    21-Ahi Kızı Türbesi: Kaleiçi, Ahi Yusuf’un kızı olduğu söylenmekte.
    22-Bayraktar Baba Türbesi: Kaleiçinde tekkesi olan Bektaşi Babası Bayraktar Baba Sultan’ın mezarı restorayon sürecinde Kalenin girişinden sökülüp, kemikleri ve mezar taşı ile birlikte çaprazında bulunan camiinin bilinmeyen bir yerine gömülmüştür. Bu da tıpkı Kaleiçindeki diğer dergahlar gibi Alevi-Bektaşiliği yok etmek isteyen zihniyetin bir pratiğidir.
    22-Bayraktar Baba Türbesi: Kaleiçinde tekkesi olan Bektaşi Babası Bayraktar Baba Sultan’ın mezarı restorayon sürecinde Kalenin girişinden söküldüp, kemikleri ve mezar taşı ile birlikte çaprazında bulunan camiinin bilinmeyen bir yerine gömülmüştür. Bu da tıpkı Kaleiçindeki diğer dergahlar gibi Alevi-Bektaşiliği yok etmek isteyen zihniyetin bir pratiğidir.
    23-Frenk Baba: Bektaşi Babasıdır. Kaynaklarda kale içinde olduğu ssöylensede nerede medfun olduğu bilinmemektedir.
    24- Ahi Evran: Ahi Evren’e ait bir türbenin varlığı rivayet edilse de öyle bir yer şu an yoktur, daha doğru tabirler yok edilmiştir.
    25- Ambarlı Baba: Kaleiçi’nde olduğu rivayet edilen Alevi Pir’i, ancak medfun olduğu yer bilinmemekte.
    26-Aşık Doğan Dede: Andızlı mezarlığı karşısında ve Markantalya’nın arkasında.
    27-Bektaş Murtaza Dede: Horasan’lı Himmetçi Ali Baba’nın evlatlarında Karayağmurlu Ocağı dedesi. Eski mezar taşındaki yazan bilginin tercümesi şöyle: “Merhum Horasan Evlatlarından Hanife Oğlu Bektaş Dede Murtaza Molla.”

    SERİK:

    28-Pir Bali Baba Tekkesi: Tekke Köyü

    ELMALI:

    29-Abdal Musa: Tekke Köyü
    30-Çoban Dede: Camiatik mah., Eğrekler sok.
    31-İshak Dede: Kapmescit, İshak Dede mah.
    32-Haydar Baba: İplik Pazarı, Kütükcami cad.
    33-Debbağ Baba: Derici olduğu için Debbağ denmiştir, günümüzde ise Tabak Baba olarak anılır. İplik Pazarı- baharlar sok.
    34-Baltası Gedik Türbesi: Abdal Musa’nın kardeşi olduğu rivayet edilir.
    35-İlla Baba Türbesi: Çalpınar Köyü
    36-Ahi Baba Türbesi:

    KORKUTELİ:

    37-Yaren Dede: Atatürk Ormanı Parkı arkası
    38-Kureyş Baba: Gümüşlü Köyü
    39-Kurt Baba: İmrahor mahallesi karşısı.
    40-AliFahreddin-i Kebir: Büyükköy (Bektaşi köyü)
    41-AliFahreddin-i Sağir: Küçükköy

    FİNİKE:

    42- Kafi Baba Tekkesi: Yuvalı
    43-Hasan Baba: Yuvali, tekkenin yanı
    44- Bedir Baba: Tekkenin yanındaki Lmyra Antik Kenti içinde

    ISPARTA:

    45-Veli Baba Türbesi: Senirkent
    46-Ahi Şemseddin Tekkesi: Uluborlu

    PİRHA/ ANTALYA 

  • Dersim’de ziyaretler, tarihi yapılar, doğa ve yaşam alanları tehdit altında

    Dersim’de ziyaretler, tarihi yapılar, doğa ve yaşam alanları tehdit altında

    PİRHA – Dersim Merkez’e bağlı Tepecik Mezrası’na 250 m uzaklıkta taş ocağı kurulması amacıyla açılan 100 metrekare genişliğinde bir alanda ağaçlar sökülerek sondaj için alan oluşturulmuş, kurulması planlanan taş ocağı için herhangi bir Çevre Değerlendirme (ÇED) Raporu alınmadığı belirtilmişti. Konu ile ilgili hukuki süreç devam ederken taş ocağı kurulması halinde oluşabilecek sorunları anlatan yurttaşlar, ziyaretlerin, mezarların, doğanın ve bölge halkının yaşamsal faaliyetlerinin tehdit altında olduğunu ifade ettiler.

    Dersim Merkez’e bağlı Tepecik Mezrası yakınlarında yapılması planlanan taş ocağının Alevilerin kutsallarına, bölge halkının yaşamsal alanlarına ve doğal hayata olumsuz etki yaratacağını söyleyen köylüler taş ocağını bölgelerinde istemediklerini dile getirdiler.

    ZİYARETLERİMİZ VE MEZARLARIMIZ TEHDİT ALTINDA

    Taş ocağı kurulması planlanan alanın yakın çevresinde Taxt Husene Ana, Pırde Xırave ziyaretleri, Vıle Mazra mezarları bulunduğunu söyleyen bölge sakinleri”Ziyaretlerimizin tahrip edilmesi söz konusu, taş ocağı yapıldığında Alevilikte kutsal olan doğamız tahrip edilecek, yok olma tehdidi ile karşı karşıya kalacaktır. Mezarlarımız zarar görecektir” dedi.

    TARIM VE TURİZM ALANLARINA UZAK BÖLGELERDE OLMASI GEREKİYOR  

    Ocağın açılacağı alanların önemli olduğunu dile getiren bölge sakinleri; “Tarım alanlarına, turizm alanlarına zarar vermeyecek şekilde, köylere, doğaya, ormana zarar vermeyecek alanlarda açılması gerekir. Tepecik mevkiinde yapılacak olan taşocağı hemen köyün yanındadır. Hem Tepecik mezrasına hem de çevre köylerde birçok şeyi etkileyecektir” ifadelerini kullandılar.

    Yakın bölgede lokanta ve plajlar olduğunu söyleyen yurttaşlar, “Bu bölgede geçim kaynağımız tarım, turizm ve hayvancılık. Taş ocağı yapılması halinde bu alanlarda zarar göreceğiz” diyerek şöyle devam ettiler:

    “Bu doğa sadece insanlara ait değil. Geçmişten aldığımız ve geleceğe aktaracağımız bir mirastır. Sadece birkaç şirketin çıkarı için bu kadar canlının doğal yaşamına müdahale edilmemeli.”

    Taş ocağının çevreye verdiği zararı sıralayan yurttaşlar, çevre ve gürültü kirliliğinin yanı sıra ormanların, doğal yaşamın yok edilmesine, talana ve tahribata karşı olduklarını belirttiler.

    TAŞ OCAĞINDAN ETKİLENECEK ALANLAR  

    Taş oacağı yapılması planlanan bölgede etkilenecek alanlar ise şunlar:

    -Marçik Mezrası, Sinan Mezrası, Dewaxan Mezrası, Nurşüt Mezrası.

    -Marçik Plajı, Sinan Plajı.

    -Taxt Husene Ana Ziyareti, Pırde Xırave Ziyareti(Tarihi Köprü), Vıle Mazra Ziyareti.

    Hüseyin Yaşar SEZGİN/DERSİM   

     

  • Hozat Belediye Başkanı: Dersim el birliğiyle yok edilmek isteniyor

    Hozat Belediye Başkanı: Dersim el birliğiyle yok edilmek isteniyor

    PİRHA- Dersim’de barajlar ile su altında kalan ziyaretler ve yaşanan çatışmalar sonucu çıkan yangınlar coğrafyaya büyük bir tahribat bırakıyor. 

    PİRHA’ya konuşan Hozat Belediye Başkanı Celaleddin Polat, yangınlara müdahale ettirilmemesinin Dersim’e büyük bir ekolojik zarar verdiğini belirtti. Polat, “Dersim’i herkes yok etme peşinde artık Dersim’i artık rahat bıraksınlar” dedi.

    “DERSİM ERKLERİN KURBANI OLMUŞTUR”

    Dersim’in devleti yöneten erklerin ve yanlış yönetimlerin kurbanı olduğunu belirten Polat şöyle konuştu;

    “Dersim devleti yöneten erklerin ve yanlış yönetimlerin kurbanı olmuştur Dersim. Dersim kendi kültürünü bugüne kadar yaşayamadı. Herkes Dersim’in kültürünü Dersim’de yaşayan insan biçmeye kalkıştı. Aslında yaşlılarımızdan, pirlerimizden, rehberlerimizden ve mürşitlerimizden nasıl yaşayacağımızı öğrenmiştik. Dersim bu konuda çok bedel ödedi. İbadathaneleri olan cemevlerinde doğru öğreti kavratılarak, kendi kültürleri çevresinde insanları birleştirip onu dolu dolu yaşamaları Dersim’i kendine getirecektir. Toplumumuzun bunu yürütecek pirlere ve mürşitlere ihtiyaç var.”

    “DERSİM HALKI ZİYARETLERİNE GİDEMİYOR”

    Coğrafyanın ekolojik ve yasaklanan bölgeler ile ziyaretlerine gidemeyen Dersim halkının manevi zarara uğradığını belirten Polat sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Son dönemlerde operasyon sonucu çıkan yangınlara müdahale ettirilmemesi Dersim’e çok büyük ekolojik zarar verdi. Bugünlerde 30 bölge özel güvenlik bölgesi ilan edildi ve yasak getirildi. O bölgelerde ziyarete gidilememesi topluma büyük bir manevi zarar vermekte. Barajların ziyaretleri sular  altında bırakması da toplumun inanç değerlerini bitirmek içindir. Kısacası Dersim’i el birliğiyle herkes yok etme peşinde. Dersim halkını yalnız bıraksınlar, rahat bıraksınlar.”

    Ersin ÖZGÜL / İZMİR

     

  • Şevket viraneye dönmüş yaylasına ağıt yakıyor

    Şevket viraneye dönmüş yaylasına ağıt yakıyor

    PİRHA -Cafran, dokuz Alevi köyünden oluşan Karer bölgesine bağlı bir dağ köyü. Bingöl’e bağlı bu köy görkemli coğrafyası ile bilinir. Geniş ormanların ve yüksek dağların arasına saklanmış bu yeryüzü cennetinin viraneye dönmüş yaylasına ağıt yakan Şevket Kişin “biz eskiden bu yaylada 7-8 bin hayvan beslerdik” diyor.

    Dokuz Alevi köyünden oluşan Bingöl’ün Karer bölgesine bağlı bir dağ köyü olan Cafran geniş ormanları, yüksek dağları, çağıldayan şelaleleri ile adeta bir yeryüzü cenneti. Dağların arasına saklanmış bu doğa harikasında viraneye dönmüş yaylasına ağıt yakan Şevket Kişin “Birliğimiz eskiden çok iyiydi. Sonradan insanlarımız sağa sola gidince birliğimiz biraz dağıldı” diyor.

    İlk işi yakılarak viraneye döndürülmüş yaylasının duvar taşından öpüp kutsamak oluyor Şevket Kişin’in. Bölgedeki çatışmalı ortamdan, askeri operasyonlardan ötürü 1993 yılından bu yana yaylalarına gidemediklerini bu nedenle hayvancılık yapamadıklarını, bunun da yaşantılarını olumsuz etkilediğini anlatıyor.

    Viraneye dönmüş yaylasının yaşam kaynağı olan çeşmesinin başında oturup ağıt yakan Kişin “Eskiden bizim bu yaylalarda 7-8 bin hayvan otlatırdık. Şimdi 15-20 hayvan ya var ya yok” diyerek tabloyu özetliyor.

    “BAHARLA BİRLİKTE SOLUĞU YUKARI YAYLADA ALIRDIK”

    Köyümüzün iki yaylası var. Biri en yüksekteki Yukarı yayla da dediğimiz Warê Kemerê Sîyayî’dir. Diğeri ise Aşağı yayla anlamına gelen ve şu anda içinde bulunduğumuz Warê Cêrî’dir diye tarif ediyor yaylalarını.

    Geçmişte her bahar bu yaylalara aşama aşama nasıl gittiklerini ve nasıl döndüklerini şöyle anlatıyor:

    “Burası bizim aşağı yaylamızdır. Bizim insanlarımız eski yıllarda ilkbaharın başlangıcında, hayvanlarıyla birlikte birkaç günlüğüne buraya gelirlerdi. Kış biter bitmez köyde hayvanlar çok olduğu için hayvanları alıp yaylaya getirme ihtiyacı duyardık. Eğer hava sıcak ise bu yaylada mola vermeden doğrudan daha yukarıdaki yaylaya götürürdük. Eğer hava daha yeterince ısınmamış ise hayvanlar soğuktan etkilenmesin diye birkaç gün buralarda kaldıktan sonra hayvanlarımızı alıp daha yukarılarda olan yaylamıza giderdik.”

    Kişin sonraki aşamayı ise şöyle anlatıyor. “Yukarı yaylaya gittiğimizde Bingöl’deki akrabalar gelirdi. Kışın hayvanlarını sıcak yerlere götürenler baharla birlikte alıp yaylaya gelirdi. Hepimiz yaylada bir araya gelirdik.”

    “BİZİM KÖYDE ÜÇ-DÖRT SÜRÜ HAYVAN VARDI”

    Baharla birlikte ekinlere ve biçilecek otlara zarar vermesin diye köy yerinde hayvan bırakmazdık diyen Kişin “Bir yandan yaylaya yerleşmeye çalışırken bir yandan da köyde çift sürme işiyle uğraşırdık. Bostanlarla uğraşırdık. Çift sürümünden sonraki zamanda hava ısınmış oluyordu. Bu defa da koyunları kırkma zamanı başlardı” ifadelerini kullanıyor.

    O günlere dair canlı hafızasını koruyan Kişin “Beş on aile hayvanlarını bir araya getirerek oluşturdukları sürülerin önüne çobanları koyarlardı. Eğer çoban konusunda bir uzlaşma yok ise sırayla hayvanların önüne gidilirdi. Bizim köyde üç-dört sürü hayvanın olduğunu ben gördüm, vardı o zamanlar. Bir de büyük baş hayvan sürüsü vardı. Onun da çobanı vardı. Yaylanın arka tarafındaki ovaya götürülüp yayılırdı” diyor.

    “KÖYDE GENÇLER ÇOCUKLAR YOK”

    Toplamda kaç bin hayvan vardı köyünüzde diye soruyorum. “Bence 7-8 bin hayvan vardı. Şimdi ise 10-15 koyun ile 5-6 inek var. Kimse de kalmadı köyde. Eskiden 30-40 hane vardı. Şimdi beş on hane kalmış, onlar da hep yaşlılardan oluşuyor. Köyde gençler çocuklar yok” diye yanıtlıyor beni.

    Kişin geçmişle kıyasladığı köyünün fotoğrafını bir de şu açıdan çekiyor “Eskiden okul da vardı köyümüzde, 1940 yılından beri köyümüzde okul vardı. Şimdi yok. Şimdi ne okul var ne de çocuklar.

    “EKİNLER BİÇİLİP ÜRÜN KALDIRILMADAN KÖYE İNİLMEZDİ”

    Aşağı yayla diye tanımladığı bu yaylanın kalıntıları içinde hüzünle konuşan Kişin, aşağı yaylaya geliş süreçlerini “Mayısın sonlarında yukarı yaylaya giderdik. Orada bir süre kaldıktan sonra genelde temmuzun 15’inden sonra bu yaylaya gelirdik. Bu yaylada da ağustosun sonu hatta eylül ayının 10’una kadar kalırdık. Bu arada ekinler biçilmiş, harman yerlerinde ürünler kaldırılmış otlar yığılmış, samanlar samanlıklara taşınmış oluyordu. Tüm bu işler bittikten sonra da köye inilirdi.”

    “1993’TEN BERİDİR YAYLAMIZA GELEMİYORUZ”

    1993’te bu yaylalarımızı terk ettik. Operasyonlar girdi. Biz kendi yaylamızı neden terk ettik? Çünkü bölgemiz ormanlıktı, askeriye devamlı gelip gidiyordu, operasyonlar oluyordu. O nedenle biz bu yaylalarımızı terk etmek zorunda kaldık diyor üzüntüyle. Her şeye rağmen köylerine sahip çıkıp terk etmediklerini de ekliyor peşinden.

    “Biz köyde kaldık. Köyde de hayvan beslemek zor oldu. Çünkü köy yeri sıcaktı, hayvanlar sıcağı sevmiyor. Hayvancılık yapılamayınca köylüler hayvan beslemeyi terk ettiler. Şehirlere gitmek zorunda kaldılar. Yine de köyümüzü tümden terk etmedik, insanlarımız duruyor. Köyümüze sahip çıkıyoruz.”

    “ATALARIMIZIN MEZARLARINI TERK ETMEYİZ”

    Her şeye rağmen köylerini terk etmeme öykülerini bir anıyı anlatarak  pekiştiriyor. “Geçmiş yıllarda bir yüzbaşı geldi bizim buraya. Bize dedi ki ‘Birçok köy boşaldı, insanlar köylerini terk edip şehirlere gittiler ama siz bu ormanın içinde inat edip köyü terk etmiyorsunuz. Sizi anlamak zor, ya çok cahilsiniz ya da çok cesursunuz’ dedi.
    Bizimkiler de dediler ki “Biz köyümüzü, ölülerimizi, atalarımızın mezarlarını terk etmeyiz. Biz öleceksek de kendi topraklarımızda ölürüz. Kendi topraklarımızda ölürüz’ dediler.”

    EN ÇOK DA DAYANIŞMAYA, BİRLİĞE OLAN ÖZLEMİNİ DİLE GETİRİYOR

    Terk edilmişliğin içine akmayı inatla sürdüren yayla çeşmesinin başına oturan Kişin “Bu çeşmenin suyu çok güzeldir. İç iç doymazsın, tekrar tekrar içmek istersin. Öyle mübarektir” diyor. Yine eski günlere gidiyor. Ortak çeşmenin köy kadınları tarafından nasıl kullanıldığını, paylaşımcı yaşamlarının güzelliğini anlatıyor.

    “Eskiden köyümüzün nüfusu çoktu, hayvan sayısı da oldukça fazlaydı. Buna rağmen insanlarımız tedbirliydiler. Çok planlıydılar. Birbirlerine değer verirlerdi. Kimse kimsenin sözünü çiğnemezdi. Birlik halindeydiler. Köylülerin ortak koyduğu kurallara herkes uyardı. Yabancıların rastgele gelip ormanlarımızı kesmesine izin verilmezdi. Köyümüzün ormanlarını bu şekilde koruduk bu günlere getirdik. Birliğimiz eskiden çok iyiydi. Sonradan insanlarımız sağa sola gidince birliğimiz biraz dağıldı” diyor.

    “ZİYARETLERİMİZE İNANIRSAN SENİ YALNIZ BIRAKMAZLAR”

    Oturduğu çeşme başında kendi yazdığı ağıdı seslendiriyor. Seslendiriyor ama ağlamaklı olduğu için daha fazla sürdüremiyor. Ziyaretlerimizin gücü büyük diyor. “Ziyaretlerimize inancın güçlü olursa seni yalnız bırakmazlar” diyor. İtikatlı olun, itikatınızdan vazgeçmeyin” diye de bize tembihte bulunurken “bu gün bu yaylaya geldiğim için çok duyguluyum, kusuruma bakmayın” diye bitiriyor sözlerini.

    Turabi KİŞİN/BİNGÖL