Etiket: zülfikar

  • Zülfikar dergisinin Şubat-Mart-Nisan sayısı çıktı!

    Zülfikar dergisinin Şubat-Mart-Nisan sayısı çıktı!

    PİRHA – Üç ayda bir yayınlanan Zülfikar dergisi, “Ya Xızır tu esta” başlığı ile okuyucuya ulaştı.

    Kültürel, siyasi ve sanat dergisi Zülfikar’ın Şubat-Mart-Nisan sayısı yayınlandı. Xizir ayı vesilesiyle “Ya Xızır tu esta” başlığı kapağa taşınırken, Xizir’ın manasına dair de içeriklere yer verildi.

    Zülfikar dergisinin son sayısında Suriye’de yaşanan çatışma ve katliamlara da yer verildi.

    13 yıllık savaşın ardından HTŞ oluşumunun yaptığı Alevi katliamları, Zülfikar dergisinin son sayısında detaylarıyla irdelendi.

    Zülfikar dergisinde, Türkiye’de Kürt sorununun çözümüne dair başlatılan diyalog sürecine de değinildi. ‘Editör’ imzasıyla kaleme alınan yazıda “Rojava bölgesine yönelik saldırılar ve hala devam eden kayyum atamaları şüphesiz ki Kürt sorununa yaklaşımın aynası olmakta. Toplumsal barış için bu ikili yaklaşımdan bir an önce vazgeçilmesi gerektiği açıktır. Rojava’ya yönelik saldırılar bir an önce durdurulmalı, kayyum politikasından vazgeçilmeli ve Suriye’nin demokratik bir sisteme evrilmesi sürecinde Türkiye olumlu roller oynamalıdır” denildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Bugün ağıtlar Zülfikar için yakıldı-VİDEO

    Bugün ağıtlar Zülfikar için yakıldı-VİDEO

    PİRHADepremde Hakk’a yürüyen Zülfikar Yılmaz için anma düzenlendi. Anmada konuşan, PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, bıraktıkları mirasa sonuna kadar sahip çıkacaklarını belirtirken Malatya Pir Sultan Derneği Şube Başkanı Latife Ulutaş da, “Bu sadece depremle açıklanacak bir şey değil, bu tamamen bir katliam” dedi.

     

    6 Şubat depreminde hakka yürüyen Zülfikar Yılmaz için bugün Adıyaman Cemevi’nde anma yapıldı ve lokma verildi. Anmaya Zülfikar’ın ailesi ile birlikte sevenleri de katılırken semahlar dönüldü, ağıtlar yakıldı.

    Katılımcılar arasında Pir Sultan Abdal Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Adıyaman Şubesi, Adıyaman FERAT-DER, Malatya Pir Sultan Abdal Derneği Şube Başkanı Latife Ulutaş, Diyarbakır Pir Sultan Abdal Derneği Üyeleri ve Dede Gargın Ocağı Pirlerinden Musa Kargın yer aldı.  Anmaya siyasi parti olarak  Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) ile Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Abdurrahman Tutdere ve heyeti katıldı. Hakka yürüyenler için saygı duruşuna geçildikten sonra semaha dönüldü.

    Diyarbakır Pir Sultan Abdal Derneği’nden gelen üyeler burada Zülfikar’ın anısına deyişler söyleyip, cem yaptı. Cemevinde dönülen semahların ardından Zülfikar’ı anlatan bir sinevizyon gösterimi gerçekleştirildi. Sinevizyonun ardından ise depremde hayatını kaybeden Zülfikar ve ailesinin bulunduğu mezarlığa geçildi.

    “ONLARIN BİZE BIRAKTIĞI MİRASA SAHİP ÇIKACAĞIZ”

    Mezarlıkta konuşma yapan Pir Sultan Abdal Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, “Onların bize bıraktığı mirasa sonuna kadar sahip çıkacağımıza söz veriyoruz ve anıları önünde saygıyla eğiliyoruz.” dedi.

    “VERGİ ÖDEMEMİZE RAĞMEN GÜNLERCE ENKAZ ALTINDA KALDIK”

    Malatya Pir Sultan Derneği Şube Başkanı Latife Ulutaş ise, depremde hayatını kaybedenler için bir konuşma yaparak şunları söyledi:

    “Depremin olacağı hep söyleniyordu. Yıllardır bunun için hepimiz depremde vergi ödedik. Vergi ödememize rağmen günlerce enkaz altında kaldık. Bu sadece depremle açıklanacak bir şey değil, bu tamamen bir katliam. Tamamen devletin bir politikası. Biz bu sisteme karşı hep mücadele edeceğiz.”

    Zülfikar’ın bulunduğu mezara gelen yakınları burada ağıt yakıp, gözyaşı döktü. Yapılan konuşmaların ardından sevenleri Zülfikar için türküler okudu.

    PİRHA/ADIYAMAN

     

     

     

     

     

  • ‘Müsahiplik, Alevilikte bir gelenek değil inanç zorunluluğudur’-VİDEO

    ‘Müsahiplik, Alevilikte bir gelenek değil inanç zorunluluğudur’-VİDEO

    PİRHA-Dede Seyfi Elaldı, müsahiplik hakkında konuştu. Müsahipliğin gelenek olmaktan öte ‘inanç zorunluluğu’ olduğunu söyleyen Elaldı, kimi yazarların “Ali ile Muhammed musahiptirler” bilgisine de karşı geldi. Elaldı, “Bu Alevi töresine ve inancına uymayan bir düşüncedir. Çünkü yakın akrabaların musahip olması Alevilikte yoktur. Kişiler, bir evin üyeleri, bir anne bir baba evlatları olurlar. Bu nedenle müsahiplerde yedi göbekten evlilik olmaz” dedi.

     

    Baba Mansur Ocağı delerinden Seyfi Elaldı, Alevi inancının temel taşlarından olan müsahipliğe dair konuştu. Elaldı, müsahiplik için “Alevilikte yol (inanç) kardeşliği anlamına gelen bir ikrardır” diyerek, müsahipliğin bir gelenekten öte inanç zorunluluğu olduğunu söyledi.

    Dede Seyfi Elaldı, müsahiplik için “Aleviliğin ilk kuralıdır” ifadesini de kullanırken “Hak cemaline ermede Ariflerin talipleri ve diğer Ariflerle olan gönül birliğidir. Öz olarak da Hak cemali ile olan bütünlüktür” dedi.

    Dede Seyfi Elaldı, müsahiplik hizmetinin birçok toplumda uygulandığını da belirterek “Ezidilerde; Ahiret kardeşliği, Türklerde Kan  kardeşliği, Kakailerde Birati ve Kakai=kardeş, yar, dost anlamına gelir. Elazığ bölgesinde gakoş/kakoş, Erzurum’da Dadaş, Araplarda Muhip aynı anlama gelir” dedi.

    MÜSAHİPLİK HİZMETİ NASIL YAPILIR?

    Musahiplerin Hızır ceminden önceki çarşamba günü bir araya geldiklerin belirten Seyfi Elaldı, “Aslında miraç müsahibe ulaşmak demektir. Miraç Hakk’a ulaşmak demektir. Miraç aynı zamanda musahibin, pirin, talibin makamına ermektir” bilgisini paylaştı.
    Elaldı, Bektaşi ve ocak Aleviliğinde müsahipliğin farklılıklar gösterdiğini de söyleyerek şöyle devam etti:

    “Bektaşilerde müsahip olmak için evli olma şartı olmasına rağmen Ocak Aleviliğinde evli olma şartı yoktur. Bekâr ve genç yaşta da musahiplik tutulabilir. Müsahiplik tutan kişilerde önce birinin teklif etmesi gerekir. Batini olarak teklif eden kişi baş öteki de ayak olur. Sözleri bir olur. Ancak herhangi bir konuda iki ayrı görüşte söz hakkı baş olanın olur. Müsahiplik tutulurken tören sırasında pir, birine sabun birine de kefen verir. Sabun; doğruluk, dürüstlük, şeffaflığı temsil ederken, kefen ise beyaz olduğu için ışığı, ilmi, sonsuzluğu temsil eder. Sonsuza kadar her iki cihanda bir arada dürüstçe, temiz bir yol ve doğru olarak bağlı olmak anlamındadır. Araya da bıçak konur. Bıçak Zülfikar’ı ifade eder. Kötülük yapılmaz anlamındadır.”

    “CEMALİ KENDİSİNE KIBLE KILAN İNSANLAR MÜSAHİP OLABİLİR”

    Dede Seyfi Elaldı, iki kişinin birbirleri ile müsahip olabilmesi için şu şartların uygulanması gerektiğini de söyledi:

    *Her ikisinin de Alevi olması gerekir.

    *Ekonomik durumları bir birlerine göre çok aşırı dengesiz olmaması gerekir.

    *Ailelerin de bu işe rızalık göstermesi gerekir.

    *Yakın Akraba, (Amca çocuğu, dayı çocuğu, kuzen, kardeş gibi…) kan bağı olmaması gerekir.

    *Aşırı yaş farkı olmaması gerekir.

    *Kız alıp verme bağları olmaması gerekir.

    *Kültür düzeyleri birbirlerine yakın olması gerekir.

    *Ulaşım ve haberleşme konusunda birbirlerine yakın ulaşabilecekleri mesafede olmaları gerekir. (Ulaşım ve haberleşme teknolojisinin geri olduğu dönemlerde bu geçerli olsa da bugünkü teknolojik yapı gereği bu durumun pek önemi yoktur.)

    *En önemlisi de Hakk’ı kendi özünde görüp, cemali kendisine kıble kılan insanlar musahip olabilir.

    *Müsahip müsahiple yaz ayında bir ıslak tülbendin güneşte kuruma süresi kadar küs kalabilir.

    *Müsahiplik iki cihan Naq ve Haqq dünya kardeşliğidir. Müsahipliği bozan Haq cemalinde mahrum olur, yüzü kara olur.”

    “ALİ İLE MUHAMMED MUSAHİP DEĞİLLERDİR” 

    Dede Seyfi Elaldı, “Müsahiplikte, yedi göbekten evlilik olmaz” diyerek kimi yazarların “Ali ile Muhammed müsahiptirler” iddiasına da karşı çıktı. “Bu, Alevi töresine ve inancına ters, uymayan bir düşüncedir” diyen Elaldı, şunları söyledi:

    “Çünkü yukarıda saydığım maddeler doğrultusunda yakın akrabaların musahip olması Alevilikte yoktur. Ayrıca musahibin kızı alınmaz. Kızını birine vermişsen onunla musahip olamazsın. Bu nedenle şunu bilmekte yarar vardır. Alevi inanç töresinde Ali ile Muhammed Müsahip değillerdir.

    Müsahipliğin kan ve manevi bağları çok kutsaldır. Ariflerin arif meclisini oluşturmasının ilk basamağı, ilk kapısı ve ilk odası, meydandır. Kişiler bu anlamda bir evin üyeleri bir anne bir baba evlatları olurlar. Onların çocukları, anne, baba ve kardeşleri aynı ailenin üyeleri olurlar.

    Anne, baba, kendisi, eşi, kardeşi, oğlu ve kızı karşı taraftaki biri ile evlenemez.

    Bir de batini anlamı vardır.

    Yasak olan bu evlilikler gibi kişi yedi ayrı kötü fiilde bulunması da yasaktır.

    1-) Yalan, (hakaret, dil ile incitme, küfür, diline sahip olmama)

    2-) Harama uçkur çözmek (müsahiplikteki yasaklar, başkasının namusuna göz dikme, ensest ilişkiler yapma veya aklından geçirme)

    3-) Hırsızlık, (talan, gasp, fikir çalma,)

    4-) Dedikodu

    5-) Bencillik (kıskançlık)

    6-) Sırrı ifşa etmek

    7-) Cana kıyma fillerinde bulunamaz.

    ‘Yedi göbekten evlilik olmaz’ ilkesinin bir de batini anlamları vardır. Kişi en başta müsahibine sonra da Hak cemali taşıyan cümle canlara karşı yedi uzvu ile yanlış davranış ve isteklerde bulunamaz. İki kulak, iki göz, iki burun ve bir ağız deliği ile toplam yedi eder kişi bunlarla yanlış neftse bulunamaz. ‘Yedi göbekte evlilik olmaz’ ilkesinin bir manası da budur. Nefsi ve nefs arzusunu hareket ettiren bunlardır. Yemek güdüsünden cinselliğe kadar insanı uyandıran, ileri itenler bunlardır. Burada şu anlam çıkarılmamalı: Bu uzuvların dışındaki uzuvlarla fiillerde bulunulabilir. Tabi ki hayır.

    Her insan kendi karışı ile yedi karış gelir. Yedi karışlık bu beden ile müsahibine hiçbir kötü fiilde bulunamaz.

    Er olan müsahibine karşı

    1-) Küfür

    2-) Yalan,

    3-) Dedikodu,

    4-) Kem gözle bakma

    5-) Kıskançlık

    6-) Sır saklama

    7-) Küslük gibi fiillerde bulunamaz.

    “Yedi göbekte evlilik olmaz” ilkesinin bir manası da budur.

    Müsahip, müsahibine karşı yedi dalda bencillik ve kıskançlık yapmamalıdır.

    1-) Malını

    2- İlmini

    3-) Aile fertlerini

    4-) Cemalini

    5-) Bedeni görünüşünü

    6-) Dostlarını

    7-) Meziyetlerini (beceri ve yetenekler) kıskanmamalı.

    Müsahip müsahibin gönlüne

    1- Urba,

    2-) Kıl

    3-) Ten

    4-) Sinir

    5-) Kan

    6-) Kemik aştıktan sonra yedinci kat Yeşil Kubbe/Elest-i Bezm/ Kalbe (gönül sarayına) varır. Bunu aşan varıp da muhabbet eden gerçek musahiptir. Bunu yapabilen ‘Yedi göbekte evlilik olmaz’ ilkesine ermiş, tereddüt kalmamış demektir.

    Teredütü ortadan kaldıran, gönül muhabbeti eden müsahip, müsahibinden yedi şeyi; muhabbet, sevgi, mal, sır saklama, güven, yardım, hoşgörü ve tahammülü esirgemez, koparmaz. Bu yediyi uygulayan er kişi ‘Yedi göbekte evlilik olmaz’ ilkesini hayata geçirmiş demektir.
    Bu aynı zamanda müsahibin müsahibi ile yedi şeyi paylaşmasıdır. Müsahip, müsahibi ile malını, acılarını, sıkıntılarını, sevinçlerini, sırlarını, kararlarını, dostlarını, fikrini (düşünce, ilim, bilgi) paylaşmalıdır. ‘Yedi göbekte evlilik olmaz’ ilkesinin bir manası da budur.

    Müsahipliğin önemini bir dizesinde anlatan Şah Hatayi şunları yazar ki bu Alevilikteki müsahipliği özetlemeye yeter:

    Yolumuz incedir varabilene

    Sefil gönülde mihmandır musâhib

    Musâhib yol varandır ey Hatâyi

    Muhibb-i hânedanımdır musâhib

    PİR HUZURUNDA MÜSAHİPLİĞİN İCRASI 

    Dede Seyfi Elaldı, Kürt Alevi inancında Müsahiplik (musawîy) töreninin nasıl yapıldığını da anlattı.
    Elaldı, müsahiplik tutan kişiler için öncelikle şartlarının ve seviyelerinin aynı olup olmadıklarına bakıldığını belirterek şu şunları kaydetti:

    “İki aile arasında geçmişte husumet, sosyal ve ekonomik açıdan durumları araştırılır. Sorun olmadığı zaman musahipler pirin karşısına geçer. Baş olan sol elinin üstüne kefen sağ eli göğsünde; ayak olan sol elinin üstünde sabun, sağ eli göğsünde pirin karşısında dara dururlar. Bıçak da önde ayak uçlarına ya da kefenin üstüne yerleştirilir. Bir sakınca olmadığı zaman pir şu duayı verir:

    Dara we dara Mansûr wîy.

    Heq nêta wê xiraw neke.

    Nêta we li dîwana Çel Qirxleran’da yazke,

    Êqrara we qeyîm, biratîya we daim buwîy.

    Haq sonîya nêta we bi xêyr bînîy.

    Haqq Eyvallah”

    Türkçesi: Durduğunuz dar Mansur darı olsun, Hak niyetinizi bozmasın. Niyetiniz, Kırklar meclisine yazılsın. Niyetinizin sonunu hayır ile sonuçlandırsın. Hak Eyvallah)”

    “MÜSAHİPLER BEYAZ GÖMLEK GİYEREK DARA DURURLAR”

    Pir, her birinde bir kuruşluk temsili bir çıralık (hakulla) alır. Günümüz şartlarında karşılaştırırsak bu bir lira gibi değeri sadece sembolik olan bir para da alınabilir. Pir, bu çıralığı saklar. Bir yıl sonra müsahiplik bozulursa bu parayı sahiplerine iade eder. Musahiplik olumlu sonuçlanırsa onu diğer çıralığın içine katar.

    Bir yıl sonra kişiler pirin karşısına tekrardan gelip dara durup dualarını alırlar. Deyim yerinde ise asaletlerini tasdik ederler. Bu bir cem töreni ile olduğu gibi pirin karşısında bir ev ya da ocakta da olur. Musahipler evli ise eşleri ile beraber bu törene katılırlar. Kurbanlarını ortak alırlar ve aynı miktarda para öderler.

    Kızılbaş Alevilerde günlük elbiselerle dara dururken kimi yerlerde Bektaşilerde olduğu gibi yakasız beyaz gömlek (kefen) giyerek dara dururlar.

    Dersim eksenli Alevilerde iki kişi müsahip olduktan sonra gerek cemde gerek pir huzurunda duasını alıp müsahip olur. Normal cem olarak devam eder. Evlendikten sonra uygulama farklılaşır (Kimi yerde normal elbise olmak şartı ile dördünün üzerine beyaz çarşaf atılır). Dört can başta reyber (rehber) pire göre solda kendilerine göre sağ başta reyber olmak üzere ortaya atılan döşek üzerinde dara durulur. Bu döşek pir döşeği değildir. Hatta döşek sermeden yalınayak olarak yerde serili olan çarşaf ya da halı üzerinde de bu işlem yürütülebilir. Dört kişinin cemde müsahiplik duası için gömlek giyme olayına Kürt Alevilerinde ‘Cîh Gotin’, Türkçe Karşılığı; ‘Yerini Söylemek’ olarak adlandırır. ‘Cîh Gotin’ bir defa yapılsa da en makbulü üç cem ile yapılanıdır. Birincisi ‘müsahibini belirleme’, ikincisi ‘Şuştin’ (yıkanma), üçüncüsü ‘arıma’ olarak adlandırılır.

    Batini olarak ezelde-halde-ebette anlamındadır. Aynı zamanda kişinin Hak cemaline ermede girdiği yol demektir. ‘Cîh Gotin’ müsahiplik konusunda en ağır tören olarak değerlendirilir. Reyber sağ başta; Reyber ilk musahibin sırtına sol elini koyar müsahipliği teklif eden (baş) reyberin yanında; onun yanında müsahip eşi; musahip eşinin yanında diğer musahibin eşi en sonda diğer musahip (ayak) sol eller yanındakinin sırtında sağ eller göğüste şekilde dualarını alırlar. Pir onlara müsahiplik kurallarını anlatır. Yol ve erkânın şartlarını sorar ve tasdik eder. Toplu olarak cem yapar ve o cemin içerisinde dualarını alırlar.

    Cîh Gotin; Haktan gelip, Hakk’a gitme anlamındadır. Müsahipler evli ve dördü birden bu törende bulunmaları gerekir. Ola ki müsahipler bu tören yapılmaya karar vermişken eşi ölmüş ise tören iptal edilmez. Ölen eşin mezarından bir avuç toprak getirilir.

    Müsahip olacaklar bacılar ve rehber, beşi birlikte eşiğin sağına ve soluna niyaz ederler; rehber sağ başta olmak üzere dara dururlar. Arkalarında, eteklerine tutunmuş olarak eşleri gelir. Ancak bacılar, yer değiştirmiş durumdadır. Rehber, (Kürt Alevilerinin müsahip ceminde rehberin bir adı da delildir.) Müsahip olacakların boyunlarına birer mendil ya da tülbent bağlar. İki mendilin ucunu sağ eliyle tutar; bu sırada müsahip olacaklar pir karşısında, darda ayaklarını mühürlemiş durumdadır. Pir ile müsahipler arasında karşılıklı konuşma olmaz. Müsahip özünü teslim etmiştir. Dil artık delildir, yani reyberdir.

    Cîh gotin (yerini söyleme) yapıldığında toplumdan rızalık alınır.

    Normal cemi yapılır. Ertesi gün duası verilir. Lokması dağıtılır çıralığı alınır.”

    Eren GÜVEN-Cebrail ARSLAN/ANKARA

    İlgili Haberler:

    1-‘Müsahiplik erdemli insan olmak için tek yoldur; ders olarak anlatılması gerekir’-VİDEO
    2-‘Müsahipler birbirinin ailesinden, inancından sorumludur; suç işleme oranı düşer’-VİDEO

  • Karataş ve Erzincan’dan tehditlere yanıt: Nefeslerimiz Hakk’ın nefesidir, kutsalımızdır!

    Karataş ve Erzincan’dan tehditlere yanıt: Nefeslerimiz Hakk’ın nefesidir, kutsalımızdır!

    PİRHA- Halk müziği sanatçısı Metin Karataş’ın, Erdal Erzincan ve Tolga Sağ ile birlikte Engin Nurşani’nin Hakk’a uğurlanmasında bağlama çalıp nefes okumalarına sosyal medyadan saldırılar sürüyor. “Yarın olsa yine sazımı alır giderim” diyen Metin Karataş, “Pir Sultan’ın izinden giden sanatçılar bu yoldan geri adım atarlarsa çaldıkları saza da söyledikleri deyişe de ihanet ederler” dedi. Erdal Erzincan ise “Ozanların söylediği nefesleri Hakk’ın nefesi olarak görüyor, söyledikçe içimizi yıkıyoruz. İbadet de zaten bu değil midir?” diyerek saldırıları kınadı.

    Sanatçılar Metin Karataş, Erdal Erzincan ve Tolga Sağ, Engin Nurşani’nin İstanbul Sancaktepe Cemevinde yapılan cenaze töreninde bağlama eşliğinde nefes okumalarının ardından kimi gerici gruplar tarafından hedef alındılar.

    Sosyal medya hesaplarından ağır hakaretlerle karşılaşan Metin Karataş, “Nefes okumamıza karşı linç girişiminde bulunanlara en çok karşı duranlardan birisi olduğum için en çok saldırıya uğrayan da ben oldum” diyerek yaşadıklarını PİRHA‘ya anlattı.

    Facebook ve Twitter hesapları üzerinden tehdit ve küfürlere maruz kalan Metin Karataş, “Ağır küfürler aldım. Hatta özür diletmek dahi istediler. Ben de böyle bir özür dilemenin atalarımdan Pir Sultan’ı bir daha astırmak anlamına geleceğini, başımı eğmeyeceğimi söyledim” dedi. Karataş, toplum olarak bu tür saldırılara karşı dik durmak gerektiğini söyleyerek bir grup tarafından, asimilasyon amaçlı faaliyet yürütüldüğünü belirtti.

    “SALDIRGAN GRUPLAR, HZ. ALİ, HZ. HÜSEYİN VE ZÜLFİKAR RESİMLERİ KULLANIYOR”

    Karataş, saldırgan grubun özellikle sosyal medya profillerinde Hz. Ali, Hz. Hüseyin ve Zülfikar resimleri kullandıklarını belirterek, “Bu hesapların çok büyük bir asimilasyona hizmet ettiğini gördüm. Şahsıma yönelik tehditlerin birçoğu da bu sayfalardan geldi. Bu süreçte Pir Sultan Abdal Genel Merkezinin açıklama yapması çok önemli. Kurumsal açıklamalar önemli yer tutuyor. Bizler bir yere kadar karşı durabiliyoruz” ifadelerini kullandı.

    “KİŞİNİN VASİYETİ OLURSA BAĞLAMAMIZI KİMSEDEN KORKMADAN ÇALARIZ”

    Metin Karataş, Alevi toplumunda, bağlamanın birçok erkanda çalındığını vurgulayarak şunları söyledi:

    “Cemlerimizde olan bağlamanın Hakk’a yürüme erkanlarında da çalınabileceğini söyleyebilirim. Bunu bir şart olarak değil, kişinin vasiyeti olursa eğer o erkanda bağlamamızı hiç kimseden korkmadan çalarız. Yarın böyle bir durum olsa ben Metin Karataş olarak sazımı alır yine giderim. Hiçbir korku bizi yıldıramaz. Pir Sultan’ın izinden giden, özellikle kendisini ‘Alevi sanatçı’ olarak Aleviliğin temsilcisi olan saçılardan görenler böyle bir yolda geri adım atıyorlarsa o çaldıkları saza da söyledikleri deyişe de ihanet ettiklerini düşünürüm.”

    “KUTSAL SAYDIĞIMIZ BAĞLAMA SON GÖREVDE NEDEN REDDEDİLİYOR?”

    Hakk’a yürüme erkanında bağlama eşliğinde nefes okuyan bir diğer isim Erdal Erzincan ise tepki gösterenlerin ‘Yol’u bilmeyenler’ olduğunu söyledi.

    Sanatçı Erdal Erzincan, “Alevileri asimile etmeye çalışan bir zihniyet tarafından provoke ediliyor” diyerek yaşananlara karşı şu yorumda bulundu:

    “Ölene kadar kutsal saydığım, ibadet ettiğim bir enstrüman orada, son görevde neden reddediliyor? Halbuki bütün ibadetini onunla gerçekleştirmişsin. Son anda mı bunun yanlış olduğunu söylüyorsun? Bu anlamsız bir tepki. O zaman cemevlerini de camiye çevirelim olsun bitsin! Yani inkarcı düşünce çok yanlış. Ayrıca Yol’umuzun gereği olarak bu ölüm nefesleri bazı bölgelerde de ‘dil verme’ adı altında yapılagelen bir ritüeldir. Bir zaman sonra mahalle baskısından dolayı o gelenek terkedilmiş. Biz yeniden bunu gündeme getirmeye çalışıyoruz. Toplum tarafından da oldukça olumlu karşılandı.”

    “NEFESLERİMİZLE GÖNÜL BİRLİĞİ OLUŞTURDUK”

    Erdal Erzincan, Nurşani’nin uğurlandığı törende nefeslerle ‘gönül birliği’ oluşturulduğunu söyleyerek şöyle devam etti:

    “Oradaki toplumla, ibadet eder gibi o ruh haliyle bir dem yaşadık. Eğer yanlış bir şey yapsak toplum da tepki gösterebilir. Bir cem de insanlar nasıl ki ruh ve gönül birliğine gelebiliyorsa o gün de aynen Engin Nurşani’nin işaret ettiği gibi insanlar o ruh haline geldi. Amaç da zaten bu değil miydi? Cemlerimizin bu zamana kadar yarattığı duygu, insanları o gönül birliğine getirmek ve birlikte Hakk ve Hakk olmak değil mi? O gün de herkes buna hizmet etti. Uğurlama erkanında orada bulunan dostlarla Hakk ve Hakk olduğumuzu düşünüyorum.”

    “SAZ İLE NEFESLERİ SÖYLEDİKÇE İÇİMİZİ YIKADIĞIMIZI ANLIYORUZ”

    Bağlama ve Nefes’in Alevi inancında önemli bir yer edindiğini ifade eden Erdal Erzincan sözlerine şöyle devam etti:

    “O erkanda elimize saz alıp seslendirmişsek içimizdeki bir ihtiyaçla yapmışız demektir. Biz bu sazla ve bu sazın gövdesinde taşınan o ulu ozanların söylediği şiirleri, nefesleri Hakk’ın nefesi olarak görüyoruz. O nefesleri söyledikçe içimizi yıkadığımızı anlıyoruz. İbadet de zaten bu değil midir? Bir Hristiyan, İncil’e nasıl bakıyor ise ben de nefeslerime böyle bakıyorum.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • A Haber müdürünün bu fotoğrafına sosyal medyada sert tepki

    A Haber müdürünün bu fotoğrafına sosyal medyada sert tepki

    PİRHA- Yandaş A Haber Yurt Haberler Müdürü Kerim Ulak’ın, sosyal medyada dolaşan ve elinde zülfikar ve balta bulunan fotoğrafı büyük tepki ile karşılandı. 

    AKP’ye yakınlığıyla bilinen A Haber Müdürü Kerim Ulak’ın geçmiş dönem sosyal medyada paylaşılan zülfikar ve baltalı fotoğrafı büyük tepki ile karşılandı.

    CHP 26. Dönem Milletvekili Barış Yarkadaş sosyal medya hesabında ‘Gazeteciliğin utanç günleri‘ başlığıyla paylaştığı fotoğrafta A Haber Müdürü Kerim Ulak ve ve İHA muhabiri için yayımladığı mesajında, “Gazeteciliğin utanç günleri… Dünyanın her yerinde barışın savunucusu olması gereken gazeteciler, Türkiye’de kılıç kuşanıp poz veriyor; askerden daha asker, polisten daha polis olmaya soyunuyor! Bu yaptığınız gazetecilik değil; elinizdeki kalemi bırakın, elinize yakışmıyor” ifadelerini kullandı.

    Sosyal medyada sık sık tartışma konusu olan A Haber kanalının Yurt Haber Müdürü Kerim Ulak’ın Suriye sınırında silahla ateş ettiği görüntüleri sosyal medya hesabından paylaşması tartışma yaratmıştı.

    YALAN ORTAYA ÇIKMIŞTI 

    Son olarak Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine başlattığı operasyonu canlı yayın yapan A Haber Müdürü Kerim Ulak deşifre olmuştu. Ulak’ın, “Kurşunlar vızır vızır üzerimizden geçiyor” dediği an canlı yayında olan TRT, A Haber’in yalanını farkında olmadan ortaya çıkarmıştı.

    Görüntülerde, A Haber Müdür Ulak duvarın arkasına saklanarak yayın yaparken, TRT muhabiri ayakta ve kasksız bir şekilde canlı yayına devam etmiş, ancak A Haber’in, Suriye’deki çatışma alanında olmadığı halde oradaymış gibi yayın yaptığı ortaya çıkmıştı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Zülfikar dergisinin yeni sayısı çıktı

    Zülfikar dergisinin yeni sayısı çıktı

    PİRHA- Zülfikar dergisinin Mart-Nisan sayısı “Yolda birlik için nasıl yapmalı?” manşetiyle okuyucuya ulaştı.

    Demokratik Alevi Dernekleri DAD’ın her iki ayda bir yayımladığı siyasi, kültürel ve sanat içerikli Zülfikar dergisi çıktı. Derginin Mart-Nisan sayısında “Yolda birlik için nasıl yapmalı?” sorusuna cevap arandı.

    Zülfikar’ın yeni sayısında ayrıca Khal Gağan, Xızır, Bext ve Heftemal geleneklerine daiar de yazılar kaleme alındı.

     PİRHA / ANKARA