Galeriler

  • Bingöl’den kar manzaraları-VİDEO

    Bingöl’den kar manzaraları-VİDEO

    PİRHA- Bingöl’de etkili kar yağışı sonrası eşsiz güzellikte kar manzaraları oluştu. 

    Pek çok kentte olduğu gibi Bingöl’de de kar yağışı etkili oluyor.

    Bingöl etkili kar yağışı nedeniyle her yer beyaza büründü. Eşsiz güzellikte kar manzaraları oluştu.

    Yüzlerce ağaç karla örtüldü.

    İşte kartpostallık fotoğraflar…

    PİRHA/BİNGÖL

  • ‘Malatya depreminin üzerinden iki kış geçmesine karşın mağduriyet halen sürmekte’

    ‘Malatya depreminin üzerinden iki kış geçmesine karşın mağduriyet halen sürmekte’

    PİRHA- Milletvekili Kemal Bülbül, Malatya depremi ardından halkın maruz kaldığı mağduriyetleri Meclis gündemine taşıdı. Bülbül, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’a “Depremin üzerinden iki kış geçmesine karşın yol, barınma ve içme/kullanma suyunun temin edilmesi ile ilgili Bakanlığınız ne tür ek tedbirler öngörmektedir?” diye sordu.

    Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Eylül 2020’de Malatya’da yaşanan 4.6 şiddetindeki depremle birlikte Pütürge halkının yaşadığı mağduriyete dikkat çekti. HDP’li Bülbül, Hatip ve Ağalar mahallelerinde 153 binada ağır, 25 binada ise hafif hasarın oluştuğuna dikkat çekti.

    Milletvekili Kemal Bülbül, bölgede yaptığı incelemeler doğrultusunda, ağır hasarlı binalar için TOKİ tarafından yapılacak evlerde yurttaşlara yüzde 40’lık bir indirimin yapılacağı beyanını hatırlattı. Kemal Bülbül, depremin üzerinden iki kış geçtiğine dikkat çekerek “Şu ana kadar evleri ağır hasarlı olan afetzedelerin sadece % 10 kadarının evlerinin yapım aşamasında olduğu, bu mekanların yer seçiminde yerel halkın talepleri göz önünde tutulmadığı iddia edilmektedir. Temel faaliyetleri hayvancılık olan yerel halkın, evleri ve faaliyet alanları arasındaki mesafenin uzaklığı ek bir mağduriyete sebep olmaktadır. Ağır hasarlı evsahiplerinin yüzde 80-90’ının mağduriyeti halen sürmektedir” dedi.

    AFETZEDELERE YARDIM TAAHHÜT EDİLMİŞTİ!

    Milletvekili Kemal Bülbül, Köklükaya Köyü’ne TOKİ tarafından yapımına başlanan toplu konutlar sebebiyle yerel halkın, su kaynaklarını kullanamadığını da belirterek “Köylülerden birinin 240 kök meyve ağacı, sulama suyunun bulunamaması yüzünden tamamen kurumasına sebep olmuştur” dedi.

    Kemal Bülbül, yetkililerin, riskli alan olduğu sebebiyle bölgenin kentsel dönüşüme tabi tutulacağına dair açıklamalar yaptığını da ifade etti. Bülbül, hafif hasarlı ve hasarsız ev sahiplerinin de ağır hasarlı ev sahiplerine tanınan yüzde 40’lık indirimden yararlanmak istediklerini de aktardı. HDP’li Bülbül ayrıca deprem sonrasında afetzedelere 5-10 bin lira arasında verileceği taahhüt edilen yardıma dair herhangi bir ödeme yapılmadığını da belirtti.

    “İKİ KIŞ GEÇMESİNE RAĞMEN…”

    Milletvekili Kemal Bülbül, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum tarafından yanıtlanması istemiyle şu soruları yöneltti:

    “Depremin üzerinden iki kış geçmesine karşın yol, barınma ve içme/kullanma suyunun temin edilmesi ile ilgili Bakanlığınız ne tür ek tedbirler öngörmektedir?

    Bakanlığınız hafif ve hasarsız ev sahiplerinin mağduriyetlerinin giderilmesi için TOKİ tarafından yapılacak evlerde % 40’lık indirim talebinin karşılanmasına dair ne tür bir girişimde bulunacaktır?

    Deprem sonrasında afetzedelere 5-10 bin lira arasında verileceği taahhüt edilen yardıma dair Bakanlığınız herhangi bir çalışma yapmakta mıdır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Mimarlar Odası: Yetkilileri bölgenin afet alanı ilan edilmesi için göreve çağırıyoruz

    Mimarlar Odası: Yetkilileri bölgenin afet alanı ilan edilmesi için göreve çağırıyoruz

    PİRHA- Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulu, 11 kişinin yaşamını yitirdiği Batı Karadeniz’deki sel felaketine ilişkin açıklama yaptı. İktidarın, hiçbir afetten ders çıkartmadığını söyleyen Mimarlar Odası, “Sel felaketlerinin sorumlusu, doğa ile uyumlu kentleşme politikaları yerine yaşam alanlarını betona boğan iktidardır” denildi.

    Kastamonu, Bartın ve Sinop’taki sağanak yağış sonrası sel felaketiyle ilgili yapılan açıklamada, Kastamonu’da sel sularına kapılan 11 kişinin yaşamını yitirdiği açıklandı. Bartın’da ise kaybolan 1 kişinin arama çalışmaları sürüyor.

    Can kayıpları ile birlikte birçok yerleşim yeri de su altında kaldı. Çok sayıda ev ve işyeri kullanılamaz hale geldi.

    “HES’İN KAPAKLARININ AÇILMASI SONUCU…”

    Konuya ilişkin açıklama yapan TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi 46. Dönem Yönetim Kurulu, “Batı Karadeniz bölgesinden; Samsun, Sinop, Bartın ve Kastamonu’da yaşanan sel felaketleri sonucu, hiçbir afetten ders çıkarmayan iktidarın öngörüsüzlüğü ve hazırlıksızlığı bir kez daha ortaya çıkmıştır” ifadelerini kullandı.

    Mimar ve mühendisler, “Bilime aykırı kentleşme” konusuna işaret ederek şu yazılı açıklamayı yaptı:

    “Dere yataklarının betonlaşması, dereleri kelepçeleyen plansız HES yapımları ile sel felaketlerinin sorumlusu, doğa ile uyumlu kentleşme politikaları yerine yaşam alanlarını betona boğan iktidardır.

    Bartın’da ve Kastamonu’da sel bölgelerinde Mimarlar Odası Ankara Şubesi’ne bağlı oda temsilciliklerimiz yerinde incelemelere devam etmektedir. Bartın’da yüksek kesimlerde başlayan ve uzun süren yağışlar sonrasında Ulus, Abdipaşa, Derecik ve Yenihan bölgesi ile Kumluca, Akören, Söküler, Zafer ve Yılankar köylerinde sel meydana gelmiş, bağlantı yollarında ciddi tahribatlar oluşmuştur. Bartın Karabük yolu Bahçecik mevkiinde köprü altının dolması nedeni ile yolda meydana gelen göçmelerden dolayı yol kapanmış ve köprü kullanılamaz duruma gelmiştir. Kirazlı köprü mevkiinde Derecik Köyü’nden geçen yol menfezlerinin dar ve küçük olması nedeni ile yol çökmüş ulaşım servis yolundan sağlanmaktadır. Kastamonu’da plansızca yapılan HES’in kapaklarının açılması sonucu birçok yerleşim yeri sular altında kalmış, iş makinaları ile müdahale edilemez duruma gelmiştir. Karayolu kapalı olduğu için merkezden ulaşım gerçekleşememektedir.

    “YÖNETİM ACZİ YAŞANMAKTA”

    Arka arkaya yaşanan yangınlar, seller ile ülkede gelişen olaylara hazırlık yapmayan, müdahale edemeyen ve sonucunda can ve mal kaybına neden olan bir yönetim aczi yaşanmaktadır. Yaşanan doğa olaylarının afete dönüşmesine yol açacak politikaların yanında, bu afetleri yönetecek birikime de sahip olmayan iktidar, yurttaşların öncelikle can güvenliğini daha sonra ise onlarca yıllık emeklerini tehlikeye atmakta üstelik kayıplar için de yine halkı borçlandırma seçeneğini sunmaktadır. Dayanışma ile aşılmaya çalışılan bu süreçlerde, halkın güvencesi olması gereken devlet aygıtları bürokratlarca keyfi şekilde kullanılmakta, afetlerden etkilenen halkın yaralarını sarma görevi yine vatandaşa bırakılmaktadır.

    Mimarlar Odası Ankara Şubesi olarak, başta sel felaketlerinde büyük hasar gören illerimize geçmiş olsun dileklerimizi iletirken, tüm sorumluluğu üstlenmesi gereken yetkilileri bölgenin afet alanı ilan edilmesi için göreve çağırıyor, tüm birimlerimizle birlikte bölgedeki vatandaşlarımızla dayanışmaya hazır olduğumuzu kamuoyuna duyuruyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • İstanbul’un içme suyu barajı Sazlıdere’nin çevresi çöplerle dolu

    İstanbul’un içme suyu barajı Sazlıdere’nin çevresi çöplerle dolu

    PİRHA- İstanbul’un su barajlarından Sazlıdere’nin çevresi çöplerle dolu. Piknikçiler tarafından bırakılan çöplerin temizlenmemesi endişe yaratıyor. 

    İstanbul’un su barajlarından biri de Sazlıdere Barajı. Baraj Küçükçekmece Gölü’nün 6 km kuzeyinde bulunuyor.  İstanbul’da içme suyu havzasının yüzde 10’luk kısmı Sazlıdere Baraj’ından karşılanıyor. Ancak Sazlıdere Barajı’nın çevresi çöplüğe dönüşmüş durumda. Pikniğe gelenler çöplerini bırakıp gidiyor. Çöplerin temizlenmemesi endişe yaratıyor.

    SAZLIDERE BARAJI

    İstanbul’un Avrupa yakasında yer alan Sazlıdere Barajı, Sazlıdere üzerinde, içme suyu üretmek amacıyla 1991-1996 yılları arasında inşa edilmiş bir baraj. Kaya gövde dolgu tipi olan barajın gövde hacmi 1.880.000 m³, akarsu yatağından yüksekliği 48,00 m., normal su kotunda göl hacmi 91,60 hm³, normal su kotunda göl alanı 11,81 km²’dir. Baraj yıllık 50 hm³’lük içme suyu sağlamaktadır.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Dersim, baharı rengarenk çiçekleriyle karşıladı-VİDEO

    Dersim, baharı rengarenk çiçekleriyle karşıladı-VİDEO

    PİRHA- Havaların ısınmasıyla canlanan bitki örtüsünün baharı müjdelediği Dersim’in Mazgirt ilçesinde, doğada güzel manzaralar oluştu.

    Dersim’de havanın ısınmasıyla İlkbahar kendisini hissettirmeye başladı.

    Havaların ısınmasıyla canlanan bitki örtüsünün, baharı müjdelediği Dersim’in Mazgirt ilçesinde, uyanan doğada güzel manzaralar oluştu.

    Dersim’in Mazgirt ilçesine bağlı Basu (Güneşdere) Köyü’nde, İlkbahar ile birlikte canlanan doğa, rengarenk çiçekleriyle eşsiz manzaralar sunuyor.

    Diren SATI/DERSİM

     

  • Bahar en güzel kıyafeti giydi, çiçekler renk cümbüşü oluşturdu-VİDEO

    Bahar en güzel kıyafeti giydi, çiçekler renk cümbüşü oluşturdu-VİDEO

    PİRHA- Buca’da bütün bir kış yağmur ve kar altında dinlenmiş toprağın, güneşin iç ısıtan dansı ile doğanın en renkli ve en cezbedici hali olan bahar mevsimi en güzel halini Nif Dağı’nın gölgesinde olan Dereköy’e yansıttı.

    İzmir Buca’da bulunan ve İlkbahar aylarında eşsiz bir güzelliğe bürünen Nif Dağı silsilesindeki Dereköy’de açan çiçekler renkli görüntüler ortaya çıkardı. Rengarenk çiçekler görsel şölen oluşturdu.

    Soğuk kış günleri boyunca toprağın altında sabırsızlıkla baharı bekleyen bitki tohumları, nihayetinde güneşin yüzünü göstermesiyle toprağın altından çıkmaya başladılar.

    Bütün bir kış yağmur ve kar altında dinlenmiş toprağın, güneşin iç ısıtan dansı ile doğanın en renkli ve en cezbedici hali olan bahar mevsimi en güzel halini sunuyor.

    Isınan havaların beraberinde canlanan doğa, evrene; yemyeşil çimenler, rengarenk çiçekler ve meyve dolu ağaçlarla ilkbaharın müjdeledi. Eşsiz kokuları ve birbirinden güzel renkleri ile bahar çiçekleri görenleri kendisine hayran bıraktı.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

     

  • Dersim canlanan doğasıyla büyülüyor

    Dersim canlanan doğasıyla büyülüyor

    PİRHA-Dersim’in Hozat ilçesine bağlı Beyaz Dağ’da karların erimeye başlamasıyla birlikte canlanan doğada açan mor ve sarı kardelenler baharı müjdeliyor.

    Kış mevsiminin uzun ve sert geçtiği Dersim’in Hozat ilçesine bağlı Beyaz Dağ’da karların erimeye başlamasıyla doğa canlandı. Havaların ısınmasıyla ilkbahar mevsimi kendini hissettirmeye başladı. Beyaz Dağ’da açan mor ve sarı kardelenler baharı müjdeliyor.

    PİRHA/DERSİM

  • Armutlu Cemevi Başkanı Yıldırım, yoğun bakıma kaldırıldı

    Armutlu Cemevi Başkanı Yıldırım, yoğun bakıma kaldırıldı

    PİRHA-Armutlu Cemevi Başkanı Zeynep Yıldırım, Covid-19 nedeniyle hastaneye kaldırıldı.

    İstanbul Armutlu Cemevi Başkanı Zeynep Yıldırım, Covid-19 nedeniyle yoğun bakım ünitesine alındı. Konuya ilişkin Twitter hesabından bilgi veren HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu “Hızır elinden tutsun Zeynep Can.
    İstanbul Armutlu Cemevi Başkanımız Sevgili Zeynep Yıldırım Covid nedeniyle yoğun bakımda. Biraz önce hastane müdüründen durumu hakkında bilgi aldım. Yoğun bakımda tedavisi sürüyor ve entübe değil. Tüm dualarımız Zeynep Can için olsun” mesajını paylaştı.
    (PİRHA/İSTANBUL)

  • Londra’da Alevi inancının simgelerinin yer aldığı yaya geçidi açıldı-VİDEO

    Londra’da Alevi inancının simgelerinin yer aldığı yaya geçidi açıldı-VİDEO

    PİRHA- Londra’nın Enfield ilçesinde, çizimleri ve tasarımı BAF Eğitim komisyonundan resim öğretmeni Hasan Bölücek tarafından yapılan Alevi inancının simgelerinin yer aldığı yaya geçidi açıldı.

    Londra’nın Enfield ilçesinde bu yıl ‘Yaz Sanat Festivali’, koronavirüs salgını nedeni ile farklı bir şekilde gerçekleştiriliyor. Festival kapsamında Enfield’in farklı bölgelerinde kalıcı ve halkın kullanımına yönelik sanat eserleri hazırlanıyor.

    Beş ayrı toplum ve inançtan sanatçılara ilçenin en yoğun kullanılan yaya geçitlerine kendi inanç ve kültürlerini temsil eden sanat çalışmaları yapmaları istendiği festival kapsamında, Britanya Alevi Federasyonundan da, Alevi kültür ve inancını yansıtacak bir yaya geçidi tasarımı istenmişti.

    Çizimleri ve tasarımı BAF Eğitim komisyonundan resim öğretmeni Hasan Bölücek tarafından yapılan yaya geçidi açıldı.

    YAPIT, ALEVİ İNANCINDAKİ YAŞAMIN DÖRT ANA BİLEŞİMİNİ SİMGELİYOR”

    Bölücek, yaptığı çalışma ile Alevi kültürü ve izlerini yansıtmaya çalıştığını belirterek, “Alevi inancında yaşamın dört ana elementten oluştuğuna inanıyoruz ve her elementi simgeleyen bir renk vardır. Toprak yeşil ile, su mavi ile, ateş turuncu ile ve hava mor renk ile sembolize edilir” dedi.

    “YAYA GEÇİDİ ALEVİ İNANCINI ANLATAN KALICI SANAT ESERLERİNDEN BİRİ OLACAK”

    Yaya geçidinde yeşil, mor, turuncu ve mavi renklerini kullanırken, barışı ve dayanışmayı simgeleyen güvercin figürünü de kullandığını ifade eden Bölücek, şunları söyledi:

    “Hem Alevi simgelerini yansıtırken, hem de koronavirüs nedeniyle evlere sıkışmışlığı ve bir araya gelememeyi anlattık. Yaya geçidi sadece Enfield de değil, tüm dünyada dışarı çıkmak, özgür olmak isteyen her canımıza bir selam gönderiyor. Enfield Belediyesi’nin bütün basılı yayınları gibi tüm sosyal medya platformlarında da yer alan yaya geçidi çalışması, Londra’da Alevi inanç ve kültürünü anlatan kalıcı sanat eserlerinden biri olacak” diye konuştu.

    Elif TABAK/LONDRA

     

  • Cafran’da kartpostallık kar manzaraları-VİDEO

    Cafran’da kartpostallık kar manzaraları-VİDEO

    PİRHA- Bingöl Cafran’da etkili kar yağışı sonrası eşsiz güzellikte kar manzaraları oluştu. 

    Pek çok kentte olduğu gibi Bingöl’de de kar yağışı etkili oluyor.

    Bingöl Cafran’da etkili kar yağışı nedeniyle her yer beyaza büründü. Eşsiz güzellikte kar manzaraları oluştu.

    Yüzlerce ağaç karla örtüldü.

    İşte kartpostallık fotoğraflar… PİRHA/ BİNGÖL

     

    Fotoğraflar-Turabi Kişin

  • TGS İzmir Şubesi Başkanı Hüner: 10 Ocak artık ‘anma’ günüdür

    TGS İzmir Şubesi Başkanı Hüner: 10 Ocak artık ‘anma’ günüdür

    Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) İzmir Şubesi Başkanı ve Türkiye Gazeteciler Federasyonu (TGF) Yüksek İstişare Kurulu (YİK) Üyesi Halil İbrahim Hüner, basın emekçilerinin 10 Ocak 1961 kazanımlarının aradan geçen 60 yılda, kesintisiz devam eden kayıplarla, kutlanılacak değil anılacak güne dönüştüğünü bildirdi.

    Hüner, yaptığı yazılı açıklamada gazetecilerin özgürlükleriyle birlikte özlük haklarını da kaybettiğini, bu nedenle, iş, aş, özgürlük, barış ve adalet taleplerini sürekli gündemde tutup, 1961 kazanımlarının üstüne çıkana kadar mücadele edeceklerini belirtti.

    “GAZETECİLER İŞŞİZLİĞE MAHKUM EDİLDİ”

    Gazetecilerin, 10 Ocak 1961 yılında Resmi Gazete’de yayımlanan 212 sayılı yasayla bir dizi hak ve güvenceye kavuştuğunu hatırlatan Hüner, şunları kaydetti:

    “10 Ocak, bayram olarak kutlanıyordu. Gazetecilerin kazanımları 1971’deki askeri muhtırayla ağır darbe alınca, ‘Bayram’, ‘Gün’e döndü. Ama darbeler aralıksız devam edince, bugün ortada “Gün” de kalmadı. Artık, 10 Ocak olsa olsa ‘Anma’ günü olabilir. Çünkü gazetecilerin hiçbir hak ve özgürlüğü kalmadı. Son yıllarda 15 binin üzerinde basın çalışanı işini kaybetti, 67 gazeteci, yönetici ve yazar cezaevinde. Anadolu’da Basın İlan Kurumu’ndan ilan desteği alan binin üzerinde yerel gazete kapandı.”

    Artık kimin gazeteci olduğuna memurların karar verdiğini, basın kartlarının haksız-hukuksuz şekilde yenilenmediğini ya da hiç verilmediğini iddia eden Halil İbrahim Hüner, “İşini tarafsız yapmaya çalışan gazeteciler işsizliğe mahkûm edildi. Çalışabilenler de ağır şartlar altında eziliyor” dedi.

    “ZİNDANLARA TIKILIP, ÖLDÜRÜLEBİLİRİZ”

    Ağır siyasi baskının yanında, ekonomik sıkıntıların da dayanılmaz hale geldiğini ifade eden Hüner, açıklamasını şöyle sürdürdü:

    “Basın emekçilerinin sorunlarının başında işsizlik geliyor. Son yıllarda sektörde yüzde 70 daralma yaşandı. Gazeteler ve televizyonlar, ihtiyaçlarının yüzde 30’u kadar emekçiyle iş yürütüyor. Çalışanlar,  örgütlü, sendikalı olmadıkları için hak ettikleri ücretleri alamıyor. Kendilerini bile geçindiremeyen genç gazeteciler evlenip, yuva kurmaya cesaret edemiyor. Zindanlara tıkılabiliriz, hatta öldürülebiliriz. İşsiz kalabiliriz, basın kartlarımız devlet tarafından yenilenmez ya da iptal edilebilir, mahkemelere çıkarılabiliriz. Özgürlüklerimiz ayaklar altına alınabilir. Ancak bizim sözümüz var; gazetecilik görevimizi onurlu, erdemli ve teslim olmadan yerine getirip, kaybettiğimiz haklarımızı elde edene kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Haklar elimizden kayıp giderken üzerimize düşeni yapıp yapmadığımızı da özeleştiri konusu yapaya devam edeceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Hamm Cemevinden üyeleriyle anlamlı dayanışma

    Hamm Cemevinden üyeleriyle anlamlı dayanışma

    PİRHA- Almanya’nın Hamm şehrinde aktif olarak faaliyetlerini yürüten Hamm Hacı Bektaşi Veli Alevi Kültür Merkezi/Cemevi yönetimi, pandemi nedeniyle evlerine kapanan üyelerini kapıda ziyaret edip, hediyeler verdi. 

    Almanya’nın Hamm şehrinde aktif olarak faaliyetlerini yürüten Hamm Hacı Bektaşi Veli Alevi Kültür Merkezi/Cemevi,  koronavirüsle mücadele günlerinde örnek bir davranışa imza atarak, üyelerini kapıda ziyaret edip, onlara içinde küçük hediyeler olan paketleri verdi.

    “ÜYELERİMİZİ UNUTMADIĞIMIZI GÖSTERMEK İSTEDİK”

    Tüm Cemevi yöneticilerinin omuz verdiği bu dayanışma Aleviler tarafından takdirle karşılandı.

    Hamm Hacı Bektaşi Veli Alevi Kültür Merkezi/Cemevi Başkanı Mehmet Akbaba, “Hamm Cemevi yönetimi olarak tüm insanlık için zor geçen bu zamanlarda üyelerimizi unutmadığımızı göstermek için yönetim kurulumuzun birlikte hazırladığı hediyeli torbalarla belirli yaş gurubuna yönelik olarak bu aksiyonu gerçekleştirdik. Bu hizmetle federasyonumuzun 2021 yapraklı duvar takvimi, yayın organımız Alevilerin Sesi Dergisi, Maske ve Yılbaşı kartıyla birlikte kapılarına kadar giderek ayaküstü de olsa onlara hal hatır sorup lokmalarını ulaştırdık‘’ dedi.

    “ÜYELERİMİZ YALNIZ DEĞİL”

    Bu çalışmalara Hamm Cemevi üyesi de olan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu İnanç Kurulu Başkanı Cafer Kaplan dedenin de bizzat katılması hem üyelerde hem de yöneticilerde büyük sevinç yarattı.

    Cafer Kaplan dede ise şunları kaydetti.

    ’’Şu an dünya gündeminin ilk sırasında koronavirüs bulunuyor. Mecbur kalmadıkça üyelerimize evde kalmalarını tavsiye ediyoruz. Onların kurallara uyup, salgından korunmalarına özen göstermelerini rica ediyoruz, çünkü uzmanlara göre de salgının yayılmasını engellemenin en etkili yolu sosyal mesafeyi korumaktır. Üyelerimize bir telefon kadar yakınız, onlar yalnız değillerdir, hepsine sağlıklı günler diliyorum.”

    Mehmet TANLI/ ALMANYA

     

  • Maraş Katliamı tanığı İpek: Amaçlarına ulaşamadılar çünkü Aleviler bugün daha güçlü!

    Maraş Katliamı tanığı İpek: Amaçlarına ulaşamadılar çünkü Aleviler bugün daha güçlü!

    PİRHA-Maraş Katliamı tanıklarından Sabiha İpek, saldırıların aylar öncesinden planlandığını belirterek, “Aleviler aydın ve ilericiydi. Maraş’ta ekonomik güç kazanıyorlardı. Yolumuzu kesmek için katliam yapıldı. Buna rağmen amaçlarına ulaşamadılar. Daha çok örgütlendik şimdi. Artık ağız dolusu ‘Aleviyiz’ diyebiliyoruz” yorumunu yaptı.

    Maraş’ta 19 Aralık 1978’de başlayan saldırılar tam bir hafta sürmüş 120’den fazla kişi hayatını kaybetmişti. Yaşananlar üzerinden 42 yıl geçmesine rağmen etkin bir soruşturma ise yapılmadı.

    Alevilerin hedef alındığı katliam sonrası binlerce Maraşlı, yaşadıkları toprakları terk etmek durumunda kaldı. Maruz kaldıkları katliama rağmen Maraş’ta yaşamaya devam edenler ise artık doğup büyüdüğü şehrin birer yabancısı haline geldi. ‘Maraşlıyım’ demeye dilleri varmayan ailelerin bir üyesi de Sabiha İpek oldu.

    Katliamın yaşandığı dönemde 17 yaşında, lise son sınıf öğrencisi olan Sabiha İpek, o günlere olan tanıklıklığını anlattı.

    1978 yılında Maraş’ın Yukarı Bayır Mahallesi’nde yaşadıklarını belirten İpek, evlerinin ise ilk saldırının yapıldığı yer olan kıraathanenin hemen bitişiğinde olduğunu söyledi. O saldırı sonucu bölge halkı tarafından çok değer verilen bir dedenin de yaşamını yitirdiğini aktaran Sabiha İpek, “Yörük Selim denilen bu bölge ülkücülerin ilk yöneldiği adreslerden biriydi. Saldırı anında kardeşimle birlikte sadece korku içinde evde bekliyorduk” dedi.

    Sabiha İpek, Maraş Katliamı’nın aylar öncesinden planlandığını ifade ederek, yaşadığı mahallede Erzurum’dan göç eden muhacir ve Elbistan’dan gelen Kirişan aşiretine bağlı ailelerin olduğu bilgisini verdi.

    İpek, kiracı olarak Muhacir bir ailenin evinde yaşadıklarını söylerken, “Oturduğumuz ev de işaretlenmişti. Acaba bizim için mi yoksa ev sahipleri için miydi bilemiyordum. Ama sonradan gördük ki yapılanlar Alevilere dönüktü” dedi.

    “ALLAH ALLAH NİDALARIYLA EVLERİMİZİ YAKTILAR”

    Kahvehane saldırısının ardından iki solcu öğretmenin öldürülmesiyle birlikte olayların büyüdüğünü anlatan Sabiha İpek, o günlere dair şu bilgileri verdi:

    “O zamanlar Kürtlük çok ön planda değildi. İki öğretmenin vurulması ardından solcular, hiç bir organize yapmadan, plansız bir şekilde harekete geçti. Ben de o günün sabahı okula gitmek için evden çıkmıştım. Yaşananlar sebebiyle ‘bugün okul yok, yürüyüşe katılmak isteyen varsa gelsin’ diye duyuru yaptılar. Bütün sol kesim bir araya gelmişti. Ben de o gün yürüyüşe dahil oldum.

    Yokuş aşağı yürürken Ulu Cami’nin önüne geldiğimizde, insanlar nereden çıktı bilmiyorum, bizi taşladılar. Adeta taş yağmuruna tuttular. Bu insanların hepsi şalvarlı kişilerdi. Bence bunlar Maraş’ın yerlileri değildi. Civar köylerden getirilmiş olduklarını düşünüyorum. İkinci günde bu faşistler, ‘Allah, Allah’ nidalarıyla evlerimizin pencerelerini kırıp içerisini ateşe vererek gittiler.”

    Sabiha İpek, 16 kişilik bir aile olduklarını belirterek, evlerin yakılmaya başladığı anları şu sözlerle anlattı:

    “Yağmalar başladığı esnada ev sahibimizin evine çıktık. Maraş’taki ev içlerinde yüklükler vardır. Önüne perde çekerler. Hepimiz onun arkasına saklandık. Karşı tarafımızda bir ev sahipleri beni çok severdi. İçlerinden biri, ‘oda bizdendir, oraya ateş atmayın’ dedi. Sonra bir şeyler daha konuşuldu ama duyamadım. Evimizin camını kırarak içeriyi ateşe vermişlerdi. Sokağın bir başından girip evlere ateş atarak gidiyorlardı.

    Ses seda kesilince biz de dışarı çıktık. Bizim bulunduğumuz Yörük Selim Mahallesi şehrin bir ucundaydı. Bir de Kara Maraş vardı. Orası da şehrin girişinde yer alıyordu. Bulunduğumuz yerden Kara Maraş’ın yakıldığını; dumanların yükseldiğini görüyorduk.”

    Saldırıların artmasıyla birlikte solcu Alevi gençlerin de savunmaya geçtiklerini anlatan İpek, şöyle devam etti:

    “O gece devrimciler bize ‘Ne kadar yemek varsa gönderin’ dediler. Çünkü gençlerin hepsi açtı. O günün sabahı yürüyüşe katılıp taşlananların hepsi Yörük Selim Mahallesi’ne girdiler. Bu mahallenin geneli Aleviydi. Herkes tanıyıp tanımadığı evlere girmişti. O ara annem, ‘gençler açtır’ diye mercimekli köfte yapmıştı. Bunlar olurken birkaç yerdeki kalabalığın da silahla tarandığını duymuştuk.

    Ben o ara ‘patpat motor’ denilen araçların içerisinde bir kaç ölmüş insan gördüm. Ölüleri yerde bırakmıyorlardı. Vurulanlardan birini tanıyordum. ‘Simsar’ lakaplı bir Aleviydi. Sevdiğimiz bir insandı. Alevileri sahiplenen biriydi. Öldürüldüğünü görünce çok kötü olmuştum.”

    MARAŞ KATLİAMI’NDAN ONRA HİZBULLAH BASKISI…

    Sabiha İpek, yıllar sonra evlenip ailesiyle Antep’e taşındı. Fakat bu defa da Hizbullah adlı örgütün baskısıyla karşılaştı. İpek yaşadıklarını şu cümlelerle aktardı:

    “Eşimin işi sebebiyle o dönem Antep’te oturuyorduk. O zamanlar Hizbullah denen örgüt ortaya çıkmıştı. Ailemden birisine bir şey olacak korkusuyla Antep’ten ayrılmak istedim. Çocuğum 12 yaşındaydı. Belki bize de bir şey olur düşüncesiyle 1992 yılında Kıbrıs’a taşındık.”

    “ÇOCUKLUĞUMUN MARAŞ’INI BULAMADIM”

    Sabiha İpek, yıllar sonra Maraş’a, yaşadığı mahalleye gittiğinde ise duygularını şu sözlerle anlattı:

    “Yıllar sonra ölen insanların olduğu yere gittim. Gazi okulunda okumuştum. Civarında gezindim. Ama yabancı bir ülke, yabancı bir yermiş gibi gittim. Çocukluğumdaki Maraş’ı bulamadım. İnsanların yüz şekli değişmiş, kadınlar kapanmıştı.

    O gün orada yaşadıklarım senelerdir hep aklımda. Aralık ayı geldiğinde hep o günü yaşayacak gibi oluyorum. Fakat bu katliamlar sonrasında Alevilerin sesi daha fazla arttı. Örgütlü bir hale gelindi.

    Aleviler aydın ve ilericiydi. Bu sebeple bizim yolumuzu kesmek için yapılan bir katliamdı. Örneğin Aleviler Maraş’ta ekonomik olarak çok ilerleme sağlamıştı. İş yerleri açıyorlar, ekonomik olarak iyiye gidiyorlardı. Bu sebeple Maraş’ta güçlenmemiz istenmiyordu. Buna rağmen yine de amaçlarına ulaşamadılar. Biz daha çok örgütlendik şimdi. Ağız dolusu ‘Aleviyiz’ diyoruz. Kıbrıs’a geldikten sonra ise kimlik olarak Aleviliği daha çok yaşar oldum.”

    Cebrail ARSLAN/PİRHA

  • İnsan hakları savunucularından 2020 raporu

    İnsan hakları savunucularından 2020 raporu

    22 sivil toplum örgütü, bir yıl yaşanan insan hakları ihlallerine yer verdiği 2020 raporunu açıkladı. Raporda, pandemi gerekçesiyle ifade, örgütlenme, toplantı ve gösteri yürüyüşü haklarının engellendiği belirtildi.

    Türkiye’de insan hakları mücadelesi vermek amacıyla bir araya gelen 22 sivil toplum örgütü 2020 yılı değerlendirme raporunu açıkladı. Bir yıl boyunca yaşanan insan haklarının derlendiği “2020 : Sivil Toplum ve Hak Savunucuları İçin Zor Bir Yıl Daha” adlı raporda, Kovid-19 pandemisinde önlemler gerekçesiyle ifade, örgütlenme, toplantı ve gösteri yürüyüşü haklarının engellendiğine vurgu yapıldı.

    Eşit Haklar İçin İzleme Derneği’nin paylaştığı raporda yer alan insan hakları ihlalleri şöyle:

    *Eğitim çalıştayı için İstanbul Büyükada’da toplanan 10 insan hakları savunucusunun 5 Temmuz 2017’de düzenlenen polis baskınıyla gözaltına alınmasıyla başlayan süreç, Türkiye’de faaliyet gösteren sivil toplum örgütleri ve tüm hak savunucuları için bir gözdağı ve tehdide dönüştü.

    *İnsan Hakları Derneği’nin çok sayıda yöneticisi, çeşitli tarihlerde hak savunuculuğu faaliyetlerinden ötürü gözaltına alındı, haklarında soruşturma ve davalar açıldı.

    *Göç İzleme Derneği’nin hazırladığı “Sokağa çıkma yasakları ve zorunlu göç sürecinde kadınların yaşadıkları hak ihlalleri ve deneyimleri” raporu, “devletin askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılamak” iddiasıyla soruşturma konusu oldu.

    *Gezi Parkı Davası’nın baş sanığı haline getirilen sivil toplum aktivisti Osman Kavala ve diğer tüm sanıklar hakkında 18 Şubat 2020’de beraat kararına ve beraat ile birlikte hakkında verilen tahliye kararına rağmen Osman Kavala tahliye edilmeden başka bir soruşturma nedeniyle yeniden tutuklandı.

    *Hak savunucusu avukat Tahir Elçi’nin, 28 Kasım 2015’te başkanı olduğu Diyarbakır Barosu yönetim kurulu üyeleri ve avukatlar ile birlikte sokağa çıkma yasakları sürecinde Sur ilçesinde yaşanan çatışmalarda zarar gören tarihi eserlere dikkat çekmek için Dört Ayaklı Minare önünde basın açıklaması yaparken öldürülmesi olayında, 5 yıla yakın zaman geçtikten sonra aralarında 3 polis memurunun bulunduğu dört sanığın yargılanmasına Ekim 2020’de başlandı. Tahir Elçi’nin ailesinin ve avukatlarının yoğun çabaları sonucu açılan davada sanık polis memurları, işlenen suçun ağırlığı ile orantılı olmayan “taksirle insan öldürme” suçlaması ile yargılandıkları davada yüz yüze dinlenmedi, SEGBİS yolu ile savunmaları alınmak istendi, Elçi ailesinin avukatlarının talepleri mahkemece dinlenmedi, sözleri kesildi, duruşmadan atılmak ile tehdit edildiler ve yargılamaya etkin bir şekilde katılma hakları engellendi. Bu nedenle Tahir Elçi ailesinin avukatları mahkeme heyetini reddetti. Duruşmadaki tutum, davranış ve kararları nedeni ile bağımsız ve tarafsızlığına dair ciddi endişelere yol açan mahkeme heyeti duruşmayı 3 Mart 2021’e erteledi.

    CUMARTESİ ANNELERİ

    *Türkiye’nin en köklü ve on yıllar öncesine dayanan hak mücadelelerinden birini veren Cumartesi Anneleri/İnsanları, 25 Ağustos 2018’deki 700. hafta buluşmasından bu yana kriminalize ediliyor. 700. buluşma güvenlik güçleri tarafından engellenmiş, Cumartesi Anneleri/İnsanları, İHD üye ve yöneticileri ile destek vermeye gelenlere tazyikli su, plastik mermi ve biber gazıyla müdahale edilmişti. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Cumartesi Anneleri/İnsanları’nı “terör örgütlerine meşruiyet alanı açmaya çalışmak” ve “terör örgütlerinin sözcülüğünü yapmak”la itham etti.

    *Kovid-19 pandemisiyle ilgili hükümet politikaları ve açıklamalarıyla uyuşmayan açıklamalar yapan, hükümetin salgınla mücadele politikasını eleştiren ve salgınla ilgili gerçek durum ve rakamları açıklayan çoğu Tabip Odaları üyesi veya yöneticisi çok sayıda hekim gözaltına alındı, haklarında soruşturma açıldı.

    *İçişleri Bakanlığı, Covid-19 salgını nedeniyle sivil toplum örgütlerinin genel kurul yapmama sürelerini önce 1 Aralık 2020’ye, ardından bir kez daha uzatarak 28 Şubat 2021 tarihine kadar erteledi. Genel kurulların dernek faaliyeti açısından temel bir çalışma olması ve pandemi koşullarında gerekli önlemler alınarak gerçekleşmesi bazı alternatif düzenlemeler ile mümkün olabilecekken bir bütün olarak yasaklanması sivil toplum faaliyetlerine dönük bir başka müdahale halini aldı ve faaliyetlere engelleme teşkil edecek bir boyuta geldi.

    *Başta Kürt illeri olmak üzere pek çok ilde eylem ve etkinlik yasakları 2020’de de devam etti. Van’da Kasım 2016’dan bu yana kesintisiz 1474 toplantı ve gösteri yürüyüşü ve her tür açık hava etkinliği yasağı sürüyor. Fiili yasak ve engellemeler ise neredeyse ülke çapında ve etkili bir şekilde sürdürülüyor.

    *AKP’li milletvekillerin teklifiyle gündeme gelen ve derneklere üye bildirim zorunluluğu getiren kanun, 24 Mart 2020’de TBMM’de kabul edildi. Bu uygulama ile derneklere üye olanların fişlenmesinin önü açıldı ve STK’lara üye olmak isteyenleri caydırıcı bir başka engel daha oluşturuldu.

    *Hak ihlaline uğrayanların ve hak örgütlerinin taleplerini, çağrılarını duyurmak konusunda çok önemli bir mecra olan sosyal medya da hükümetin düzenlemek istediği bir alan olarak yeni yasa tasarılarının konusu oldu. Pandemi sürecinin başında torba yasadan son anda çıkarılan, erişim engelleme ve sansürü kolaylaştırıcı düzenlemeler içeren yasa tasarısı Temmuz 2020’de yasalaştı ve yürürlüğe girdi.

    BARO VE AVUKATLARA BASKI

    *Diyarbakır Barosu’nun önceki dönem başkanı ve yönetim kurulu üyesi 10 avukat Ermeni soykırımının yıldönümü vesilesiyle 24 Nisan 2017’de yayımladıkları bildiri, farklı birçok konuda yaptıkları açıklama ve hazırladıkları raporlar nedeniyle ya soruşturma altında ya da yargılanıyor.

    *Şanlıurfa Baro Başkanı Abdullah Öncel ve baroya kayıtlı 26 avukata, Ekim 2020’de Şanlıurfa Cumhuriyet Savcılığı tarafından Avukatlık Kanununda yapılması planlanan değişiklikleri eleştiren bir basın toplantısı ve oturma eylemi düzenledikleri gerekçesi ile Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet isnadı ile soruşturma açıldı.

    *İstanbul Barosu aleyhine, Ağustos 2020’de Ebru Timtik’in cenaze töreninde baro binasına fotoğrafının asılması gerekçe gösterilerek şikâyet üzerine soruşturma başlatıldı.

    *AKP ve MHP’nin Meclis’e sunduğu “çoklu baro” teklifine karşı 78 baronun Ankara’da düzenleyeceği “Savunma Mitingi” öncesi Ankara Valiliği, her türlü toplantı, yürüyüş ve faaliyetlerin 15 gün süreyle kısıtlandığını açıkladı. İllerinden yürüyüş kararı alan baro başkanlarının Ankara’ya girişi engellendi.

    *Tepkilere ve eleştirilere rağmen Avukatlık Kanunu’nda Temmuz 2020’de bir değişiklik yapılarak ‘çoklu baro’ adı verilen bir sistem getirildi, çok sayıda avukatın bulunduğu illerde birden fazla baro kurulmasının önü açıldı, büyük baroların Türkiye Barolar Birliği’ndeki temsiliyeti düşürüldü. Bu şekilde avukatların örgütlenme özgürlüğüne ve baroların özerkliğine ağır bir darbe indirildi ve insan hakları ihlallerine karşı sesleri gittikçe gür çıkan baroların faaliyetlerinin zayıflatılması için adım atılmış oldu.

    *Bir grup ÇHD ve HHB’li avukata “örgüt yöneticiliği”, “örgüt üyeliği” ve “örgüte bilerek yardım” gibi isnatlar ile verilen uzun süreli hapis cezaları Yargıtay tarafından Eylül 2020’de onandı. Çok sayıda avukat bu yargılama kapsamında hükümlü veya tutuklu olarak hala cezaevinde.

    SENDİKA ENGELLEMELERİ

    *Tazminatları ve işçi sağlığı ve iş güvenliği için Ankara’ya yürüyen Soma Uyar Madencilik işçilerine Kasım 2020’de jandarma müdahale etti. Müdahale sonrası Bağımsız Maden-İş Örgütlenme Uzmanları Kamil Kartal ve Başaran Aksu gözaltına alındı.

    *Karaman Ermenekli maden işçileri de Ağustos 2020’den beri eylemlerini sürdürüyor. Somalı madenciler gibi onların da 12 Ekim 2020’deki Ankara yürüyüşü maden ocağı önünde kolluk kuvveti müdahalesi ile engellendi.

    *1 Mayıs’ta Taksim’e yürümek isteyen aralarında DİSK Genel Başkan Arzu Çerkezoğlu’nun da olduğu 25 sendika yönetici ve üyesi gözaltına alındı.

    *Bimeks Direnişi, Bağımsız Metal-İş, Real, Uyum/Makro ve Uzel Direnişçileri gibi emek hareketinden ve sendikalardan çok sayıda grup basın açıklamalarından eylemlere, çok kez engellemeler ve orantısız kolluk gücü müdahalesiyle karşılaştılar.

    KADIN VE LGBTİ MÜCADELESİ

    *İstanbul Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması kadın ve LGBTİ+ hareketi üzerindeki polis baskısını artırırken, Diyanet İşleri Başkanı Nisan 2020’deki bir cuma hutbesinde, daha önce Temmuz 2019’da yaptığı gibi, LGBTİ+’ları hedef gösterdi, onları ve HIV ile yaşayanları COVİD-19 salgınının sebebi olarak hedef gösterdi. Konuşmaya Ankara, Diyarbakır ve İzmir baroları ve çok sayıda sivil toplum örgütü tepki gösterdi, açıklama yaptı. Diyarbakır Barosu yöneticileri hakkında soruşturma başlatılırken Ankara Barosu yöneticileri hakkında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama”, “nefret ve ayrımcılık” ve “hakaret” isnatları ile suç duyurusunda bulunuldu.
    *Temmuz-Ağustos 2020 arasında düzenlenen dört ayrı İstanbul Sözleşmesi eyleminde onlarca kişi gözaltına alındı.

    *Kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddete karşı Şili’de başlatılan, kısa sürede bütün dünyaya yayılan Las Tesis eylemleri Türkiye’de de karşılık buldu. Kadın örgütleri çeşitli şehirlerde kadın cinayetlerine tepki göstermek için eylem çağrısında bulundu. İstanbul’da Kadıköy’de yapılan eyleme, performe edilen şarkı sözlerinin suç teşkil etmesi gerekçe gösterilerek kolluk kuvvetleri tarafından müdahale edildi. Gözaltına alınan eylemciler hakkında Şubat 2020’de dava açıldı.

    *Temel çalışma alanı, kadına yönelik şiddetin her türüyle mücadele etmek olan Rosa Kadın Derneği’nin yöneticileri ve üyeleri, Mayıs 2020’de başlayan ve art arda düzenlenen polis baskınlarıyla gözaltına alındı, tutuklandı. Kurucularına ve yönetim kurulu üyelerine, “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamasıyla dava açıldı. Şu ana kadar derneğin iki üyesi bu suçlama kapsamında hapis cezaları aldı.

    *Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden (ODTÜ) 18 öğrenci ve bir akademisyene, 10 Mayıs 2019’da kampüste düzenlenen LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’ne katılmaları gerekçe gösterilerek açılan ceza davasının 4. Duruşması 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nde gerçekleşti. Savcı mütalaası hazır olmadığı gerekçesiyle verilen erteleme kararı kapsamında bir sonraki duruşma 30 Nisan 2021’de görülecek.

    ÇEVRE HAKKI VE EKOLOJİ

    *Çevre hakkı ve ekoloji savunucularının üzerindeki baskının sembolü Kazdağları’nda tutulan Su ve Vicdan Nöbeti’nin Eylül 20202’de zor kullanılarak dağıtılması ve savunuculara yüz binlerce lira para cezası kesilmesi oldu.”

    Raporun tamamına şu adresten ulaşılabilir: https://www.esithaklar.org/2020/12/ortak-aciklama-2020-sivil-toplum-ve-hak-savunuculari-icin-zor-bir-yil-daha/

    (MA)