Yazar: A Admin

  • Pazarcık Elbistan Gazetesi ‘YIKILDIK’ manşetiyle yayın hayatına başladı-VİDEO

    Pazarcık Elbistan Gazetesi ‘YIKILDIK’ manşetiyle yayın hayatına başladı-VİDEO

    PİRHA- Uzun zamandır hazırlıkları süren ve Şubat 2023’te ilk sayısıyla yayın hayatına başlamayı planlayan Pazarcık Elbistan Gazetesi, büyük yıkımın ardından baskıyı durdurup ‘YIKILDIK’ manşetiyle çıktı.

    https://www.youtube.com/watch?v=Q6EVxYcOUGw

     

    Merkezi Paris’te bulunan Pazarcık Elbistan Gazetesi, büyük yıkımın ardından baskıyı durdurup ‘YIKILDIK’ manşetiyle çıktı.

    Gazetenin Yayın Koordinatörü Firaz Baran, PİRHA‘ya verdiği röportajda, Pazarcık Elbistan ‘Yek Mijar Du Bajar’ ( İki Şehir Bir Tema ) alt başlığıyla bir gazete çıkarmayı yaklaşık dört ay önce planladıklarını aktardı.

    ‘YEK MIJAR DU BAJAR’ ( İKİ ŞEHİR BİR TEMA )

    Paris’teki Pazarcık Elbistan Maraş Kültür Merkeziyle birlikte yürütülen çalışmayı anlatan Baran, “Biz yaylalarımızı, köylerimizi, mezralarımızı, dengbejlerimizi tanıtmayı, destanlarımızı, ağıtlarımızı, ninnilerimizi derlemeyi amaçladık. Avrupa’da yüzbinlerce Maraşlı var, onların göç hikayelerini ve bir bütün Maraşlıları anlatan bir gazete yaratmayı hedefledik ve bu çerçevede hazırladık. Bu gazetenin ana amacı ‘belgelemek’ti. Biz gazeteyi hazırladık, Cuma günü matbaaya gönderdik ve Pazartesi (6 Şubat)sabahı deprem olunca, matbaayı arayıp basımı durdurduk. İçeriği değiştirmedi sadece manşetimizi değiştirdik” dedi.

    “ÖNÜMÜZDEKİ SAYILARIN ÇOĞU DEPREM OLACAK”

    Baran, “Çok büyük bir felaket yaşadık, önümüzdeki sayıların çoğu deprem üzerine olacak. Çünkü biz öncelikle bir köy toplumuyuz; hangi köylerimiz yıkıldı, kayıplar, yaralılar, yeni göçlerle birlikte onların hikayeleri önümüzdeki sayılarda işleyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    “ETKİSİ VE SONUÇLARI YILLARCA SÜRECEK”

    Firaz Baran, depremin etkilerinin uzun yıllar unutulmayacağını belirterek şunları kaydetti:

    “Benim tahminlerime göre çok büyük bir felaket ve bunun uzun yıllar unutulamayacağını düşünüyorum. Nasıl ki Ermeni Soykırımı 100 yıldır unutulmadıysa, üzerine ağıtlar yakılmaya, anmalar yapılmaya, araştırmalar yayınlanmaya devam ediyorsa, bunun da bu kadar büyük bir felaket olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle bu yıkımın etki ve sonuçlarını, biz de gazetenin ileriki sayılarında sürekli anlatmaya çalışacağız.”

    PİRHA/KÖLN

     

  • Adıyaman’da 1 Mayıs coşkulu kutlandı: Yaşanabilir bir ülke istiyoruz-VİDEO

    Adıyaman’da 1 Mayıs coşkulu kutlandı: Yaşanabilir bir ülke istiyoruz-VİDEO

    PİRHA-Adıyaman’da 1 Mayıs İşçi ve Emekçi bayramı yüzlerce kişinin katılımıyla coşkulu bir şekilde yapılan miting ile kutlandı. Mitingde konuşan Eğitim Sen Adıyaman Şube Başkanı Mehmet Dağdeviren, “Küçük bir azınlık için değil, bir avuç patron ve yandaş sermaye için değil, halkın emekçi çoğunluğu için yaşanabilir bir ülke istiyoruz” dedi.

    Adıyaman’da 1 Mayıs İşçi ve Emekçi bayramı için İtfaiye müdürlüğü önünde toplanan kitle pankartlar açarak, dövizler taşıyarak ve sık sık “Bijji yek Gûlan” “Direne direne kazanacağız” “Hak, hukuk, adalet” “Faşizme karşı omuz omuza” sloganları atarak kortej halinde yürüyerek kutlamanın yapılacağı Mustafa Yücel Özbilgin parkı yanında bulunan miting alanına doğru yürüdüler. Yürüyüşe katılan yurttaşlar polisin kurduğu arama noktalarından aranarak alana giriş yaptılar.

    Tüm demokrasi ve emek mücadelesinde yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşu yapıldı.

    Miting alanında tertip komitesi adına konuşan Eğitim Sen Adıyaman Şube Başkanı Mehmet Dağdeviren, “Yasaklara, baskılara, saldırılar, şiddete karşı yaşamı yeniden inşa edenler, bütün ezilenlerin ve yok sayılanların direniş günü 1 Mayıs hepimiz kutlu olsun” dedi.

    “KRİZİN FATURASINI SORUMLULARA ÖDETECEĞİZ”

    “Ülkenin ve dünyanın umudunu ve hasretini paylaşan emek ve meslek örgütleri olarak yıllardır bizlerle kol kola ve omuz omuza duran demokratik kitle ve siyasi partilerle 1 Mayıs İşçi bayramını kutluyoruz” diyen Dağdeviren, “Küçük bir azınlık için değil, bir avuç patron ve yandaş sermaye için değil, halkın emekçi çoğunluğu için yaşanabilir bir memleket istediğimizi, ekonomik krizin faturasını krizin sorumlularına ödeyeceğimizi buradan belirtmek isteriz” diye konuştu.

    Konuşmaların ardından Rewşan Çeliker’in söylediği ezgilerle yurttaşlar halaylar çekerek 1 Mayıs İşçi ve Emekçi bayramını coşkulu bir şekilde kutladı.

    PİRHA-ADIYAMAN

     

  • 1 Mayıs, Dersim’de coşkuyla kutlandı: Wes bo ju Gulan-VİDEO

    1 Mayıs, Dersim’de coşkuyla kutlandı: Wes bo ju Gulan-VİDEO

    Dersim’de 1 Mayıs İşçi Bayramı, coşkuyla kutlandı. Seyit Rıza Meydanı’nda sendikalar öncülüğünde gerçekleşen mitinge siyasi partiler ve kurumlar, sivil toplum örgütleri, Alevi kurumları ve yüzlerce yurttaş katıldı.

  • İstanbul’da 1 Mayıs kutlamaları başladı-VİDEO

    İstanbul’da 1 Mayıs kutlamaları başladı-VİDEO

    1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nde emekçiler İstanbul Bakırköy Halk Pazarı’nda toplanmaya başladı.

  • 23. Yapı Kredi Afife Jale Tiyatro Ödülleri sahiplerini buldu

    23. Yapı Kredi Afife Jale Tiyatro Ödülleri sahiplerini buldu

    Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri verildi. En İyi Kadın Oyuncu Funda Eryiğit seçildi.

    Bu yıl 23’üncüsü düzenlenen Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri sahiplerini buldu.

    Zorlu Performance’da düzenlenen törende, toplam 16 dalda ödül verildi. Ahu Türkpençe ve Alican Yücesoy’un sunumuyla başlayan törende, “Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu” ödülünü ‘Yalnızlar Kulübü’ oyununda sahne alan Funda Eryiğit ve “Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu” ödülünü ‘Dünyada Karşılaşmış Gibi’ oyununda sahne alan Öner Erkan alırken, “Yılın En Başarılı Prodüksiyonu” ödülüne, “Dünyada Karşılaşmış Gibi” oyunu ile Krek tiyatro layık görüldü.

    Gecede, “Muhsin Ertuğrul Özel Ödülü” Ahmet Levendoğlu’na, “Cevat Fehmi Başkut Özel Ödülü” Berkun Oya’ya, “Yapı Kredi Özel Ödülü” Rüştü Asyalı’ya ve “Haldun Dormen Özel Ödülü” de Alice Müzikali’ne verildi.

    Gecede ödül alan isimler şöyle oldu:

    Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu ödülü: Funda Eryiğit (Fotoğraf 51)

    Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu ödülü: Öner Erkan (Dünyada Karşılaşmış Gibi)

    Yılın En Başarılı Prodüksiyonu ödülü: Krek (Dünyada Karşılaşmış Gibi)

    Yılın En Başarılı Yönetmeni ödülü: Çağ Çalışkur (Fotoğraf 51)

    Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu ödülü: Ceren Taşçı (Yalnızlar Kulübü)

    Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu ödülü: Gökhan Azlağ (Teftişör)

    Yılın En Başarılı Işık Tasarımı ödülü: Yakup Çartık (Bir Peri Masalı Radyum Kızları)

    Yılın En Başarılı Sahne Müziği ödülü: Burçak Çöllü (Nihayet Makamı)

    Yılın En Başarılı Giysi Tasarımı ödülü: Canan Göknil (Felatun Bey ile Rakım Efendi)

    Yılın En Başarılı Sahne Tasarımı ödülü: Gökhan Yücesal (Bir Peri Masalı Radyum Kızları)

    Yılın En Başarılı Genç Kuşak Sanatçısı ödülü: Uğur Kanbay (Eylül)

    Yılın En Başarılı Koreografisi: Beyhan Murphy (Alice Müzikali)

     

  • Sanatçı Sümeyra Çakır’ın 70’inci doğum günü kutlanıyor

    Sanatçı Sümeyra Çakır’ın 70’inci doğum günü kutlanıyor

    PİRHAİsmi Ruhi Su ile özdeşleşmiş duayen müzisyen Sümeyra 70 yaşına girdiği 2017 yılında İstanbul Şişli Kent Kültür Merkezi’nde anılıyor.  

    1980 yılında Berlin’de Enternasyonal Marşı’nı söylediği gerekçesi ile Türkiye’de hakkında dava açılan sanatçı, sürgünde yaşadığı 10 yıl boyunca unutulmaz eserler üretti. 1990 yılı 5 şubatında sürgün hayatıyla da bağlantılanan kansere yenik düşerek hayata veda etti.

    Bugünkü anmada, yönetmen Şenay Kumuz’un yeniden kurguladığı “Gurbette Bir Allı Turna, Sümeyra” belgeseli de gösterilecek.
    Çekimleri Almanya ve Türkiye’de tamamlanan belgeselin gösteriminin yanı sıra Dostlar Müzik Topluluğu, Ruhi Su Dostlar Korosu ve Karabey Aydoğan da türküleri ile katılacak.

    https://www.youtube.com/watch?v=tUkull3Cb5U



    Sümeyra Çakır
     25 Mayıs 1946’da Edirne’de doğdu. Çocukluğu Ankara ve İstanbulda geçti. 1966’da itibaren İstanbul Belediye Konservatuvarı Klasik Batı Müziği Şan Bölümü’de eğitimine başladı. 1969 yılında ayrıca okuduğu İTÜ Mimarlık Fakültesi’nden mezun oldu.

    Annem babam müzisyen değildi; ama müzik severdi. 11 yaşımda iken konservatuara gitmeye ve keman çalmaya içim gidiyordu. Olmadı; ama o sıralar annem bana bir mandolin armağan etti. Ben de hevesimi mandolinden aldım. Liseyi bitirdikten sonra tekrar konservatuara gitmeyi denedim, yine olmadı. Mimarlık öğrenimine başladım.
    İlkokuldan beri gerçekleştirilememiş müzik tahsili yapma rüyamı, ancak üniversitede öğrenci olduğum sırada Konservatuvar’ın akşam bölümüne girerek, biraz geç kalmış da olsa, yakalamaya çalışıyordum. Tam o sırada Ruhi Su’yu duydum. “Bebek Türküsü”nü söylüyordu. Soluksuz kaldım. Bu hayranı olduğum Alman romantikleri Schumann, Schubert ve Brahms değildi. Onları söyleyen seslere de hiç benzemiyordu. Fakat onlar kadar güzel, hatta onlardan daha çok insan ve toprak kokusuyla yüklüydü. O günden sonra ben de hep türkü söylemeye başladım.

    Sümeyra Çakır 1975 yılında Ruhi Su ile birlikte Dostlar Korosu’nu kurdu. Birlikte 1977 yılında yaptıkları El Kapıları ve Sabahın Sahibi Var albümleri ve birlikte gerçekleştirdikleri Pir Sultan Abdal, Köroğlu ve Türküler konserleri bir sanat olayı haline gelmişti. 1979 yılında, bir süre Türkiye Maden-İş Sendikası’nın korosunu yönetti.

    Sümeyra Çakır kansere yenik düştüğünde 10 yıldır sürgündeydi. Türkiye’ye giremiyordu. Sürgün yaşamı ve memleket hasreti hastalığın hızlı ilerlemesine neden oluyordu. Sesini insanlığın barışçı ve özgürlükçü sesine katan sanatçı, 5 Şubat 1990 tarihinde Frankfurt’ta hayata veda etti.

     

  • Anarşist Tutsak Mehmet Kaplan’dan Mektup Var

    Anarşist Tutsak Mehmet Kaplan’dan Mektup Var

    Devlet tarafından katledilen abisinin cenazesini almak için gittiği Mardin’de önce gözaltına alınarak ilk mahkemesinde ‘5 dakikalık savunmayla tüm talepleri reddedilen ve 7 yıl 6 ay hapis cezası verilen anarşist tutsak Mehmet Kaplan’dan mesaj var;

    “Değerli Dostlarım Merhaba;

    Sizlerle yüz yüze konuşmak yerine, mahpusluğun ortamı içinde mektuplaştığım için üzgünüm.Yine de , özgürlüğe susamış arzumla oluşan bu kederimin , açık seçik mağrur bir ifadesi de var: bir zamanlar risk alarak yaptığım/yapabildiğim her şeyden gelen tevazu bir sevinç. Bilindiği üzere, güç ilişkilerinin konturlarını çizdiği bir hukuk(!) düzleminde , ilk celsede yargılanıp ceza aldım. Etik olarak hiçbir savunmaya ihtiyaç hissetmediğim halde, sırf bedenen alınan tutsaklığı aşmak için yapacağım savunma da , ilk duruşmada aldığım cezayla boşa çıktı.Savunma hakkım elimden alındı.İç hukuk yolumun bütünüyle tükenmesiyle yani yargıtayın cezamı onamasıyla , siz dostlardan uzun bir süre ayrı kalacağım. Sevdiğim her şeyden koparıldığım için üzgünüm.

    Mahpusluk hakkında çoğumuzun bildiği hikayeler var. Ya yakın çevremizin birinin deneyiminin anlatımıyla ya da bizzat yaşayarak biliyoruz , yine de hep eksik bir yanı vardır anlatıların. Bir duyum olarak bildiğimiz mahpusluk sanılandan daha zor , daha ağır bir süreçtir.Bizzat yaşayanlarda, yaşanmış ve sonlanmış bir zaman aralığı olarak mizahın hafifleten neşesiyle anlatırlar. Anlaşılacağı üzere , mahpusluk acının bir itiraf olarak dile gelmez. Güçsüzlüğü kendi dışımızda , başka bir bedende gördüğümüz içindir belki de bu. Disiplin toplumunun en ağır bir mekanı olarak mahpusluğu, gizlenmiş bir övünçle , direnişin biricik babındaki değerlendirmeleri hep abartılı buldum.Bu ağır şartlarda geçen insanların dram(lar)ı zamanın öğütücü dişleri arasında unutuluşa terk edilir. Her biri farklı, yaşamın bütün ağırlığını soluyan özgün dramlar iken majör siyasetin anlatısı içinde aynı mecizya akar.

    Övgüye mahzar tüm kahramanlıkların , toplumsal bir riyanın zehrine bulandığını asla unutmayarak kendim için şunları söyleyeceğim: uzun erimli bir tutsaklığın yol açacağı her ağırlığı üstümde hissediyorum. Dostlarımı , arkadaşlarımı bu uzun erimde kaybetme korkusuyla anacağım.Dileğim odur ki kaybedeceğim tek şey korkularım olur.

    Ölümü en kötü bir karşılaşma olarak yorumlayan etik filozofum Spinoza “yla çelişen bu düşüncemi paylaşmadan geçemeyeceğim: bir zamanlar yaşamın tüm işaretlerinin çölleştiği ölümü arzuladım .Bunu ustaca, toplumsal bir drama birleştirerek kişisel bir yok olma fikrini ikame etmeye çalışarak ….Fakat gerçekleşmedi.Gerçekleşmediği gibi , acısını sonsuza dek yaşayacağım insanların ölümleriyle karşılaştım .Savaş insanların kanından çekildiği, tüm mutsuzlukların kaynağıdır.Herkes maruz kaldığı şeye göre eşitsiz payını alır , ben de payıma düşeni aldım.Amacım umutsuzluk vaaz etmek değil, fakat umudu çağıracak güçte de değilim.Hepimizin, hiçbir karanlık elin ulaşmaya kudretli olmadığı bir yanı vardır. Benimde vardı.Çocukluk arkadaşım , her zorlukta çağırdığım ağabeyimi kaybettim.Belleğimin içinde yeri asla dolmayacak birini kaybetmenin yesilliği ve yası var üzerimde.Bu uzun süre de devam edecek -belki de hayat boyu.

    Acıyı erken keşfeden bir coğrafyanın çocuğuyuz hepimiz birer Zeze’yiz. Acıyla erken tanışmış lanetli bir mağrurluğunu taşıyoruz. Bir insandan çok davranış biçimi olarak yaşam bulan bu coğrafi yazgıya çok öfkeliyim.

    Tutsak alındığım günden bugüne selamını, sevgisini esirgemeyen siz değerli dostlara derinden şükran borçluyum.Bazılarınız kitap , bazılarınız mektup , bazılarınız da içtenikle selam gönderdiniz.Bir kısmınızın düştüğüm durumdan erken sıyrılacağımı düşünerek ve bir parça “güçlü” duracağımı tahmin ederek sessiz kaldığını biliyorum.Bu süreçte bir kez daha anladım ki – dostlukları biriktirmek lazım – çocukluğumuz da bilye biriktirmek gibi.

    Mektubumun sonunda biraz kendimden bahsedeyim, neler okuduklarımdan. Başlagıçta kendime misafir gözüyle bakıyordum.Bu yüzen keyfi davranıyordum.Yine de yoğun bir okuma yaptım . Arkadaşlarımın , siz dostlarımın gönderdiği kitapları da okudum .Davamda lehime sürpriz bir gelişme yaşanmazsa okuyacağim nice kitaplar olacak.Kafka’yı bir kez daha okudum. Edgar Poe’nun bütün öykülerini, Ince Mehmedi ,Zweıg’ın nerdeyse bütün kıtaplarını – nerdeyse ortalama kırk elli kitap okudum. Hiçbir arkadaşımın masrafa girmesini yeni kitap almasını istemiyorum . Dileyen, raflarındaki okumuş kitaplarından üçünü – beşini gönderebilir.Şöyle ki benim ilgi alanıma göre on-onbeş kitap arkadaşlar tam adresini yazsın , yine gönderirim.Bu şekilde gönderen arkadaşların küçük bir mektup, bir not yazması iyi olur böylece hangi kitapların geri gönderileceğini öğrenmiş olurum.Kitaplarınız küçük bir gezintiye çıkmış olacak. ‘ Görülmüştür ‘kaşesi ve azıcık yıpranmış sayfalarla. Emektar olmayı hak edecekler – kötü mü : )

    Bir daha yolumuz nerede karşılaşır bilemiyorum. Umarım bu yol sabırlı olmaz ve uzamaz. Her birinizin adını içimden geçirerek sevgiyle selamlıyorum. Amed , Batman , Mersin, izmir ve İstanbul’daki bütün Anarşist arkadaşlarımı özelikle selamlıyorum .

    MEHMET KAPLAN
    E TİPİ KAPALI CEZAEVI /MARDİN”

  • ABD: Silahların ayrıntılarını Türkiye ile paylaşacağız

    ABD: Silahların ayrıntılarını Türkiye ile paylaşacağız

    IŞİD ile mücadele koalisyonu sözcüsü YPG’ye verilecek silahların kaydının Türkiye ile paylaşılacağını açıkladı.

    Rakka’yı IŞİD’in elinden almak için başlatılacak operasyon kapsamında ABD’nin YPG’ye vereceği silahlar konusunda Washington yönetiminden yeni bir açıklama geldi. BBC Türkçe’nin haberine göre ABD öncülüğündeki koalisyonun Sözcüsü Albay Ryan Dillon, YPG’ye verilecek silahların kaydının veri tabanında tutulacağını ve bu ayrıntıların Türkiye ile paylaşılacağını açıkladı.
    Dillon, “Ne tür silahlar verdiğimiz konusunda Türkiye’ye şeffaf davranıyoruz. SDG’ye verdiğimiz silahların tamamının hesabını tutuyoruz. Bu bilgileri veri tabanımızda tutacağız ve sağladığımız silahlardan endişe duyan Suriye’nin kuzeyindeki müttefiklerimizle bu bilgileri paylaşacağız” diye konuştu.

    SİLAHLAR BU HAFTA VERİLMEYE BAŞLANDI

    ABD Başkanı Donald Trump, Mayıs ayı başında Rakka’yı IŞİD’den geri almak için başlatılacak operasyon öncesi YPG’ye silah yardımı yapılmasını onaylamıştı. Silahların teslimatına ise bu hafta içinde başlamıştı.
    YPG’ye gönderilecek silahlar arasında ağır makinalı tüfekler, zırhlı araçlar ve buldozerler de yer alıyor.
    Türkiye YPG’ye silah gönderilmesine karşı çıkıyor.