Yazar: Abidin Çetin

  • Aydınlar, ölüm orucunun sonlandırılması için Devleti sorumluluğa çağırdı

    Aydınlar, ölüm orucunun sonlandırılması için Devleti sorumluluğa çağırdı

    PİRHA- İsviçre İnsan Hakları ve Dayanışma Derneği’nin de aralarında bulunduğu, “Hak-Adalet -Yaşam İnisiyatifi”nin başlattığı başlattığı ve aralarında bir çok aydın, akademisyen, sanatçı, yazar ve gazeteci imzaladıkları bir çağrı metniyle, ölüm orucu sürdürmekte olan avukatlar Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal ile müvekkilleri Didem Akman ve Özgür Karakaya’ya ölüm orucuna son vermeleri çağrısında bulundular. İmza kampanyasında devletten doğal olarak talepte bulunulsa da imzacıların yüzü esas olarak halka ve ölüm orucu eylemcilerine dönük.

    İsviçre İnsan Hakları ve Dayanışma Derneği’nin de aralarında bulunduğu, Avrupa ve Türkiye’den bir araya gelen kişilerin kurduğu “Hak-Adalet -Yaşam İnisiyatifi”nin başlattığı ve aralarında bir çok aydın, akademisyen, sanatçı, yazar ve gazeteci imzaladıkları bir çağrı metniyle, ölüm orucu sürdürmekte olan avukatlar Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal ile müvekkilleri Didem Akman ve Özgür Karakaya’ya ölüm orucuna son vermeleri çağrısında bulundular.

    Hak, adalet ve yaşam için bir imza-Hep birlikte biz kazanacağız” başlığı altında hazırlanan imza metninde, ölüm oruçlarının devam ettiğine vurgu yapılarak “Üç kaybımızın ardından dört arkadaşımız daha ölüm tehlikesi altında. Ölüm orucu eyleminin yeterli bir duyarlılık yarattığı saptamasıyla ölüm orucu eylemi dışında farklı yollarla hak ve adalet mücadelesi verilmesini istiyoruz” denildi.

    Çağrı metninin devamında ise şu görüşlere yer verildi:

    “Helin, Mustafa ve İbrahim sadece hak ve adalet talep ettikleri için hayattan koparıldılar. Mustafa Koçak, bir gizli tanık ifadesine dayanılarak, işlemediği bir suç nedeniyle, tek celselik bir yargılama ile adil yargılanma hakkı tanınmadan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı. Adil yargılanma talep ediyordu. Talebi karşılanmadı ve yaşamı elinden alındı.
    Helin Bölek ve İbrahim Gökçek de Grup Yorum’a konulan keyfi konser yasakları kaldırılsın, gizli tanık ifadeleri ile somut delil olmadan haklarında açılan davalar düşürülsün, adil yargılanma ve türkülerini özgürce söyleyebilme talepleri ile başlattıkları eylemleri sırasında haklı taleplerine cevap verilmeyerek ölüme gönderildiler. Yaşam hakkının korunmasından sorumlu devlet; bu sorumluluğunu pervasızca gözardı ederek suç işledi. Acılıyız, öfkeliyiz.
    Helin, Mustafa ve İbrahim’in kaybına karşı devleti yönetenlerin takındığı vurdumduymazlık ve düşmanca tutum, bu zulüm düzeninin, eğer durdurulamazsa, özgür, sömürüsüz, eşit, adil geleceğimizi katletme kararlılığını gösteriyor.

    “İKTİDAR PERVASIZ VE ZALİMCE TAVIRLARI TAKINMAKTAN ÇEKİNMİYOR”

    Pandemi süreci bir kez daha açıklıkla gösterdi ki onlar sadece para ve iktidar için yaşıyor; zulüm, ölüm, çile, faşizm doğuruyorlar. Bu süreç, Konya Seydişehir T Tipi Cezaevi’nde maruz kaldıkları baskı ve işkencenin son bulması için 5 Mayıs günü süresiz dönüşümsüz açlık grevine başladıklarını ve talepleri kabul edilmez ise eylemlerini ölüm orucuna çevireceklerini duyuran 6 mahpusta olduğu gibi bir hak arama yöntemi olarak açlık grevlerinin hapishanelerde yeniden ve endişe verici bir şekilde yaygınlaşmasına yol açıyor.
    Bu taleplerin muhatabı olan iktidar, toplumsal muhalefetin dağınıklığı karşısında en pervasız ve zalimce tavırları takınmaktan çekinmiyor.
    “Ölsünler!” diyecek kadar insanlıktan uzak bu pervasızlığı ancak hep birlikte mücadele ederek durdurabiliriz.

    “EBRU TİMTİK, AYTAÇ ÜNSAL, DİDEM AKMAN VE ÖZGÜR KARAKAYA’YA SES OLMAK İÇİN BİRARADAYIZ”

    Bizler; Helin’in, Mustafa’nın ve İbrahim’in hak ve adalet taleplerini sahiplenmenin bu zulüm düzenini durdurmak için önemli bir adım olduğunu görüyoruz.
    Nerede ve ne iş yaptığı, inancı, siyasi düşüncesi, cinsiyeti fark etmeksizin, insanım diyen herkesi, hepimizi ve geleceğimizi ilgilendiren bu hak ve adalet taleplerinin karşılık bulması için, halen hapishanelerde ölüm orucu sürdürmekte olan avukatlar Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal ile müvekkilleri Didem Akman ve Özgür Karakaya’ya ses olmak ve onlar şahsında tüm zulme direnenlerin hak ve adalet talebini yükseltmek amacıyla bir araya geldik.

    “DEVLETE SORUMLULUKLARINI HATIRLATIYORUZ”

    Öncelikle devlete sorumluluklarını hatırlatıyor, temel hakları ve adaleti sağlamakla yükümlü olan devlete bu sorumluluğunu derhal ve öncelikle Ebru, Aytaç, Özgür ve Didem şahsında olmakla birlikte, herkes için yerine getirmesi çağrısında bulunuyoruz.
    Dostlar, yükselttiğiniz hak ve adalet talepleri milyonlarca kalbi, vicdanı etkiledi. Geniș kesimlerin mücadele kararlılığı ile bir araya gelmesini sağladı. İbrahim’i eylemine ara vermeye ikna eden bu bir araya gelişleri, şimdi Helin’in, Mustafa’nın, İbrahim’in acılarına başka acılar eklenmeden genişletme, yayma ve yeni yol – yöntemlerle ilerletme zamanıdır.
    Ölümlerimize aldırmayanlara hep birlikte; “SONUNA KADAR TALEPLERİMİZİN ARKASINDAYIZ, DUYMASI GEREKENLER, YÜZBİNLER, CANLARIMIZI EMANET ETTİĞİMİZ HALK BİZİ DUYDU. UĞRUNA ÖLECEK KADAR SEVDİĞİMİZ YAŞAMI BUNDAN SONRA MÜCADELE DOSTLARIMIZLA BERABER YÜRÜYEREK SAVUNACAĞIZ. BİZ KAZANACAĞIZ ” diyelim.

    Çağrı metninin ön imzacıları şu isimlerden oluşuyor:

    Abdullah Demirbaş (Sur eski belediye eş başkanı)
    Ahmet Nesin (Gazeteci)
    Ahmet Telli (Şair)
    Baskın Oran (Öğretim üyesi, siyasetçi)
    Cenk Yiğiter (Akademisyen)
    Doğan Özgüden (Gazeteci-Brüksel)
    Ercan Kanar (Avukat, İnsan Hakları Savunucusu)
    Erdoğan Aydın (Araştırmacı yazar)
    Ertuğrul Mavioğlu (Gazeteci, yönetmen)
    Eşber Yağmurdereli (Avukat, Yazar, İnsan Hakları Savunucusu)
    Ferhat Tunc (Müzisyen)
    Fikret Başkaya ( Yazar )
    Hasan Cemal (Gazeteci)
    Hasan Kıyafet (Yazar)
    Hilal Nesin (Yazar, Tiyatrocu)
    Hüseyin Aykol (Gazeteci)
    İnci Hekimoglu (Gazeteci)
    İsmail Beşikçi (Araştırmacı, yazar)
    Necati Abay (Gazeteci)
    Nevzat Çelik (Şair)
    Nursel Aydoğan (HDP Eski milletvekili)
    Ragıp Zarakolu (İnsan Hakları Savunucusu, Yayıncı)
    Recep Maraşlı (Yazar)
    Sibel Özbudun (Akadamisyen, yazar)
    Sibel Yiğitalp (HDP Eski milletvekili)
    Suat Bozkuş (Köşe yazarı)
    Şanar Yurdatapan (Düşünce Suçu’na Karşı Girişim )
    Şükrü Erbaş (şair)
    Temel Demirer
    Turgut Öker (Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Onursal Başkanı)
    Zeynel Özen (HDP İstanbul Milletvekili)

    Abidin ÇETİN/ İSVİÇRE

  • İsviçre’de Türklerin işyerlerine dolandırıcılık iddiasıyla polis baskını

    İsviçre’de Türklerin işyerlerine dolandırıcılık iddiasıyla polis baskını

    PİRHA- İsviçre polisi, Türklere ait iş yerlerine baskınlar düzenledi.

    İsviçre hükümetinin Covid-19 salgınından dolayı ekonomik sıkıntı içinde olan iş yerlerinin ayakta durabilmesi için sağladığı ucuz faizli ve kolay kredi edinme olanağını kötüye kullanan birçok Türk kökenli İsviçre vatandaşının işyerlerine baskın düzenledi.

    Birçok kantonda yapılan dolandırıcılıkla ilgili olarak en büyük vurgunun yapıldığı belirlenen Waadt Kantonu’nda bugün birçok kişi gözaltına alındı.

    İsviçre polisinin yayınladığı basın bülteninde gözaltıların, belgede sahtecilik, yanlış beyanda bulunma, kara para aklama, dolandırıcılık ve Covid-19 genelgesine muhalefet nedeniyle olduğu belirtildi.

    Milyonlarca İsviçre Frankı tutarında dolandırıcılık yapıldığını belirten yetkililer, bu paranın yaklaşık bir buçuk milyon frankının ise yurt dışına kaçırıldığını belirttiler.

    Yapılan dolandırıcılıkla ilgili soruşturma devam ediyor.

    Abidin ÇETİN/ ZÜRİH

  • İsviçre üç aşamalı planlamayla normal yaşama dönüyor

    İsviçre üç aşamalı planlamayla normal yaşama dönüyor

    PİRHA- İsviçre Hükümeti bugün yaptığı basın toplantısında, koronavirüs salgını dolayısıyla daha önce almış olduğu kısıtlayıcı kararları aşamalı olarak gevşetme kararı aldı.

    Bakanlar kurulunun yaptığı açıklamaya göre, bu kararlar, gelinen aşamada salgının stabilize olduğu gerekçesiyle 27 Nisan, 11 Mayıs ve 8 Haziran tarihlerinde geçerli olmak üzere üç aşamalı bir plan çerçevesinde tekrar normal yaşama geçmek için uygulamaya konacak.

    Bu planlamaya göre 27 Nisan tarihinden geçerli olmak üzere; bütün hastaneler, diş klinikleri ve muayenehaneleri, aile hekimleri ve fizik tedavi merkezleri normal çalışma temposuna geri dönecek. Ayrıca bu tarihten itibaren, marketlerin bütün reyonlarındaki kısıtlamalar tümden kaldırılacak.

    Planlamanın ikinci aşaması olan 11 Mayıs’tan itibaren, zorunlu eğitime tabi tüm okullar tekrar eğitime başlayacak. Tüm alış veriş merkezleri ve pazarları da bu tarihten itibaren tekrar açık olacak.

    Üçüncü aşama olan 8 Haziran’dan itibaren de orta, meslek ve yüksek okullar tekrar normal eğitime başlayacak, müzeler, kütüphaneler ve eğlence yerleri tekrar ziyaret edilebilecek.

    Toplanma alanları ile ilgili tedbirler biraz daha serbestleştirilirken, sosyal mesafenin korunması sağlanacak.

    Meslek ve iş alanlarının durumuna göre maske kullanımı ve diğer tedbirlerin devamına ise salgın oranının durumuna göre yeniden karar verilecek.
    Bütün bu alınan kararların bir sonraki aşamaya geçebilmesi, salgının seyrine göre takip edilecek ve tekrar gözden  geçirilecek.

    Abidin ÇETİN/ BERN

  • Malatya’da siyasi parti ve STK’lerden hükümete ‘acil önlem alın’ çağrısı

    Malatya’da siyasi parti ve STK’lerden hükümete ‘acil önlem alın’ çağrısı

    PİRHA- Malatya’da faaliyet yürüten bazı siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları, dernekler ve inanç grupları ortak bir açıklama yaparak, iktidar ve devletin acil olarak sokağa çıkma yasağı da dahil olmak üzere etkili önlemler alması gerektiğini talep ettiler.

    Aralarında HDP, CHP, EMEP, ESP, İHD, TMMOB, PSAK,BELEDİYE İŞ, BTS, BES, ÇGD, EĞİTİM SEN, EĞİTİM İŞ, ADD, EŞİT YURTTAŞLIK DER, SES, SOL PATİ ve ZEYNEL ABİDİN VAKFI’nın da bulunduğu kurumlar, “Sosyal izolasyon istiyoruz!“ başlığı altında bildiri yayınladılar.

    “SAĞLIKÇILARA ÖZEL SERVİS SAĞLANMALI”

    Bildiride, “Tüm dünya ile birlikte ülkemiz de alışık olmadığımız zor zamanlardan geçmektedir. Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan ve neredeyse tüm dünya devletlerinde görülen (Covid-19) koronavirüsün Türkiye’de de görülmesi ile birlikte tedbirler üst seviyeye çıkarılmalıydı, ancak görünen o ki geç kalınmış. En kötüsüde salgın hızla yayılmaktadır. Salgının yayılmasını önlemek, hem bireysel, hem de toplumsal sorumluluğumuzdur. Toplumun bir kesimini izole edip, bir kesimini de iş yaşamına devam ettirmenin çözüm olmadığı artık anlaşılmıştır.
    İçlerinde yaşlılar, engelli bireyler, azınlıklar, yerli halklar, mülteciler, sığınmacılar, göçmenler, evsizler ve yoksulların da bulunduğu Covid-19 virüsüne karşı özellikle savunmasız olanlara ayrıca özen gösterilmesi acil ve ivedi talebimizdir. En kısa zamanda sağlıkçılara özel servis sağlanılmalı, sağlıkçıların hepsine test uygulanması en kısa zamanda yapılmalıdır“ denildi.

    Bildiride, gündemdeki yargı paketinin de bir an evvel, demokratik usuller göz önünde bulundurularak yasallaşması ve cezaevlerinin doluluk oranı gibi önemli risk faktörlerinin azaltılması gerektiğine vurgu yaparak, iktidarı ve yönetenleri göreve çağıran imzacı kurumlar, acil olarak yapılması gerekenleri sekiz maddelik bir açıklamayla kamuoyuna duyurdular:

    Maddeler şöyle:

    1-27 Mart 2020 tarihinde açıklanan 7 maddelik yeni önlemler paketinin tek başına yeterli olmadığı anlaşılmıştır. Bu gün geldiğimiz noktada geniş, yaygın ve etkin bir sokağa çıkma yasağı ve karantina hemen uygulanmalıdır. Artık sorun “Evde kal” aşamasından “Evde tut” aşamasına gelmiştir. İktidarı bir an önce bu önlemleri almaya çağırıyoruz!

    2- Zaruri ihtiyaçlar dışındaki üretim faaliyetleri durdurulmalı, toplum hareketliliği asgari düzeye indirilmelidir. Kamu emekçilerine, işçilere ücretli izin verilmelidir. Serbest meslek sahipleri ve esnafın gelir kayıpları telafi edilmeli, geliri olmayan yoksul ailelere mutlaka sosyal ve nakdi yardımlar yapılıp, toplumsal izolasyon sağlanmalıdır.

    3- Salgın boyunca elektrik, su, doğalgaz ve internete erişim ücretsiz olmalıdır. Elektirik ve doğalgaz dağıtım hizmetleri kamulaşmalıdır.
    Belediye hizmetlerinin aksamaması için belediyelere merkezi bütçeden kaynak aktarılmalıdır.

    4- İşten çıkarma salgın süresince yasaklanmalıdır. Çalışanlar ücretli izinli sayılmalıdır. Bu izinler “mücbir sebep” sayılmalı ve yıllık ücretli izinde mahsup edilmemelidir.
    Kapanan işletmelerin çalışanlarınının ücretleri tam veya tama yakın bir şekilde ödenmelidir.

    5- Sağlık hizmetleri kamu ve özel ayrımı olmadan, tamamen ücretsiz olmalı, sağlık kurumlarına kaynak aktarılmalı, gerekiyorsa tüm sağlık kurumları kamulaşmalıdır.
    Sağlık emekçilerinin sağlığı için tüm gerekli önlemler alınmalıdır. Sağlık çalışanlarının çalışma koşullarını iyileştirmek için kaynaklar seferber edilmelidir.
    KHK (Kanun Hükmünde Kararname) ile işine son verilmiş sağlık emekçileri derhal işlerine iade edilmelidir.

    6- Tarımsal üretimin sürdürülmesi sağlanmalıdır. Bunun için çiftçilerin kooperatif ve bankalara olan borçları ertelenip, faizleri silinmelidir. Üretimi sürdürecek başta mazot desteği olmak üzere çiftçilere ekonomik destek verilmelidir.

    7- Covid-19 testleri yaygınlaştırılmalı, bütün sağlık kuruluşları test yapar hale getirilmeli, salgının yaygın olduğu yerleşim yerleri kamuoyuna duyurulmalı, bu yerleşim yerlerine özel izolasyon uygulanmalıdır.

    8- Cezaevleri, askeri kışlalar virüsün yayılması durumunda en riskli alanlardır. Özellikle cezaevlerinde virüsün yayılma hızı dikkate alınarak kitlesel ölümlerin olması kaçınılmazdır.

    Abidin ÇETİN/MALATYA

  • İsviçre’de koronavirüse karşı ‘Dayanışma Ağı’ oluşturdu

    İsviçre’de koronavirüse karşı ‘Dayanışma Ağı’ oluşturdu

    Çin’in Wuhan kentinde Aralık ayında ortaya çıkan ve kısa bir sürede bir çok ülkeye yayılan COVİD-19 pandemisi (Koronavirüs) İsviçre’de de hızla yayılıyor.

    Hastanelerin, özellikle de yoğun bakım ünitelerinin salgından dolayı olabilecek yoğunluğa cevap verecek yeterlilikte olmaması büyük kaygılara neden oluyor.
    8 buçuk milyon nüfusu olan İsviçre’de toplamda bin, askeri hastanelerin yoğun bakım ünitelerinin de eklenmesiyle bin 200  yatak kapasiteli yoğun bakım olanağı bulunuyor. Bundan dolayı virüs ön belirtileri olanlar son kerteye kadar evde karantinada tutuluyorlar.

    İsviçre’de bulunan birçok göçmen örgütü, yaşanan sıkıntıların dayanışmayla aşılabileceğini belirterek, özellikle de mülteci kamplarında bulunanlar, evlerinde yalnız yaşayanlar ve aile içi şiddete maruz kalanlar için dayanışma ağı oluşturuldu.
    Rosara Kadın Merkezi ve İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu yayınladıkları basın açıklamalarıyla bu süreçte ihtiyacı olan herkesin hotline numaraları üzerinden kendilerine başvurabileceğini belirttiler.
    Rosara Kadın Merkezi yaptığı açıklamada şunları belirtti:

    “Covid-19 salgını insanlık için büyük bir tehlike oluşturmuş durumdadır. Bu salgın İsviçre’de de tüm toplum sağlığını tehdit eder duruma gelmiştir.
    Alınan önlemlere uyulması konusunda, toplumun tüm kesimleri aynı koşullara sahip değidir. Başta, kamplarda yaşayan göçmenler olmak üzere, toplu taşıma kullanmak zorunda olan kişiler, evde yalnız yaşayan bireyler ve dil sorunu yaşayan insanlar zor durumdadır. Bahsi geçen toplumsal kesimler yalnızlık ve panik ile karşı karşıyadırlar ve bundan dolayı acil olarak kollektif bir dayanışma ağı oluşturulmalı ve imkanı olan herkesin bu süreçte dayanışmaya katılması gerekmektedir. İsviçre’de örgütlü olan kadın hareketlerine, dernek, insiyatif, meclis, komünlere çağrımızdır. İhtiyaç duyan herkese ulaşmak için kadın dayanışma ağı kuruyoruz. Gelin hep birlikte bu ağı büyüterek kadın gücü ile kollektif yaşam ve umudu büyütelim.”

    İSVİÇRE ALEVİ BİRLİKLERİ FEDERASYONU’NDAN DAYANIŞMA AĞI

    İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu da yaptığı açıklamada, koronavirus danışma ve dayanışma hattının an itibariyle hizmete açıldığını, özellikle 65 yaş üstü ve yüksek risk grubuna dahil olup evinde kalması gereken herkesin, temel ihtiyaçları için kendilerine başvurabilecekleri belirtildi.

    Açıklamada, “Covid-19 nedeniyle tüm dünyada olduğu gibi Avrupa’da da olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Bu durum sağlık dünyasında, iş hayatımızda, ekonomide, politikada, sosyal ve aile hayatımızda endişe ve korku yaratmaktadır. Kurum olarak, sevme, toplumsal dayanışma ve sorumluluk ruhuyla hareket edeceğiz. Hep birlikte, karşılaştığımız zorlukları ve problemleri aşacağız. Önlem ve dayanışmayla virüsü kontrol altına almanın ve yenmenin mümkün olabileceğini bilerek, geleceğimize sahip çıkacağız. Corona virüsünün yol açtığı şu geçici karantina günlerinde daha çok dayanışacağız“ denildi.

    Açıklamada ayrıca, “Panik değil, tedbir ve dayanışma hayat kurtarır“ görüşlerine yer veren İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu oluşturulan bu hat üzerinden dileyen herkese Türkçe ve Almanca gerekli bilginin verileceğini bildirdi.

    İsviçre Kürt Toplum Merkezi, İsviçre Kürt Kadın Hareketi ve ROSARA FRAUENZENTRUM da yaptığı ortak açıklamada mülteci merkezlerinde yaşanan sorunlara dikkat çekerek, şunlar kaydedildi:

    KAMPLARDAKİ MÜLTECİLERİN DURUMU

    ”Güvenli ve sağlıklı bir dünyada yaşama hakkımızı her geçen gün elimizden alan mevcut devletler sistemine dair eleştirilerimizi şimdilik erteleyerek, İsviçre’de kamplarda yaşamak zorunda olan mültecilerin yaşam alanlarının COVID-19 pandemisine karşı düzeltilmesi için tespitlerimizi ve önerilerimizi kamuoyu ve resmi kurumlarla paylaşmak istiyoruz. Bu tespit ve önerilerimiz mültecilerin haklarının korunması kadar toplum sağlığının da korunmasına dairdir.
    İsviçre Göç İdaresi’nin resmi açıklamalarına göre şu an itibari ile onbinleri aşan insan kamplarda yaşamaktadır.
    Bildiğimiz üzere kamplar kişisel alan ve hijyenin en az olduğu kapalı alanlardır. Yoğun ve haraketli nüfusun bulunduğu kamplar salgın hastalıkların hızlı yayılması için oldukça elverişli yerlerdir.
    Havalandırma, hijyen ve temizliğin az olduğu bu yerlerde, ortak yaşam bir zorunluluk olup, burada kalanların başka seçenekleri de bulunmamaktadır.
    BM Mülteciler Şartı’nda da belirtildiği üzere; her bir mülteci iltica ettiği ülkede vatandaşlara verilen sağlık hizmetlerinin aynısından faydalanma hakkına sahiptir. Bu durum salgın gibi durumlarda alınacak sağlık önlemleri ve hizmetlerini de kapsamaktadır.
    Bizler; imzası bulunan Sivil Toplum Kuruluşları olarak, ileride telafisi imkansız daha büyük zararların yaşanmaması için, aşağıda yaptığımız tespitler noktasında, mülteciler için alınması gereken önlemlerin ve uygulamaların derhal hayata geçirilmesini istiyoruz.”

    “ŞİRKETLERİN KARINA VE ÇIKARLARINA GÖRE İŞLEYEN SİSTEM SINIFTA KALDI”

    SYKP İsviçre Örgütü de yayınladığı bir bildiriyle, şu bilgileri verdi:

    “Korona salgını ve sonrasındaki gelişmeler hepimize bir kez daha dayanışmanın ve birlikte hareketin önemini hatırlattı. İnsan hayatına, doğanın dengesinin korunmasına göre değil, şirketlerin karına ve çıkarlarına göre işleyen sistem tam anlamıyla sınıfta kaldı! Alınan önlemler hem çok gecikmeli, hem de salgını engellemek için yetersiz. Yüzbinlerce enfekte olmuş insana, binlerce ölüme rağmen halen insan sağlığını değil, sistemin devamını düşünüyorlar.
    Çin’den sonra İtalya’da yaşananlar bu salgına karşı kendi dayanışma ağlarımızı kurmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Medya aracılığıyla üzerimize boca edilen spekülasyonlar halk içinde paniği yükseltirken, devlet için de otoriter tedbirleri alma imkanı sağlıyor.
    Sağlığımızı, geleceğimizi şirketlerin ve devletlerin çıkarlarına bırakamayız. Hurafelere, spekülasyonlara, vurgunculuğa, panikçiliğe, fırsatçılığa, bencilliğe ve otoriterleşmeye karşı doğru bilgi paylaşımı, halk çıkarına organizasyon ve dayanışmayı örgütlemek için bütün halklarımızı yaşam alanlarında “Anti – Corona Dayanışma Ağları”nı kurmaya çağırıyoruz.”

    Aargau Kantonu’nda yardıma ihtiyacı olanlara destek amacıyla sosyal medya üzerinden örgütlenerek bir araya gelen göçmen kadınlar da, yaptıkları açıklamada, “Bu kriz döneminde birbirimizin umudu olmak istiyoruz. Hastalığa yakalanan, evde izole yaşamak zorunda kalan, dil bilmeyen ve bu süreci nasıl geçireceğini bilemeyen göçmenlere bu ülkede yalnız olmadıklarını hissettirmek istiyoruz. Bu grupta bizimle beraber dayanışma içinde olabilecek herkese yerimiz var. İlgilenenlere, destek sunacaklara şimdiden teşekkürler” çağrısına yer verdi.

    Abidin ÇETİN/İSVİÇRE

  • Tiyatro sanatçısı Cemal Uçurman‘dan koronavirüse karşı sokakta canlı performans

    Tiyatro sanatçısı Cemal Uçurman‘dan koronavirüse karşı sokakta canlı performans

    PİRHA – Tiyatro sanatçıları Cemal Uçarman ve Emrah Demir, küresel bir tehlike haline gelen koronavirüse karşı duyarlı olunması ve yeterli tedbirlerin alınması için, İstanbul‘un Avcılar ilçesinde ‘Antivirüs Heykelleri’ performansı sergilediler. Ellerinde kolonya ve ıslak mendil olduğu halde performans sergileyen oyuncular yoğun bir ilgiyle karşılandılar.

    Çalışmalarını Çığlık Sanat Merkezi’nde yürüten oyuncu ve yönetmen Cemal Uçurman, farklı zamanlarda gündemde olan sorunlara dair sokak performansları da sergilediklerini belirterek, “Bugün koronavirüs salgını gündemde ve biz de buna ilişkin duyarlılığı arttırmak için hem gösteri yapıyoruz hem de sokakta gösterimizi izleyenlere kolonya ve ıslak mendil tutuyoruz“ dedi.

    Savaşlar, salgınlar ve doğal afetlerin her zaman olabileceğini, önemli olanın ise bunlara karşı hurafeler yerine, bilimsel tedbirlerin alınması gerektiğini söyleyen Uçurman, bu durumlarda tüm tedbirlerin yanında paniğe kapılmadan, normal yaşama devam edilmesi gerektiği mesajını da vermek istediklerini söyledi. Bu tür olağanüstü durumları fırsata çevirip maddi çıkar elde etmek isteyenlerin olduğunu, bunların ise virüsten daha tehlikeli olduğunu sözlerine ekledi.

    “ALEVİLİĞİ HURAFELERLE DEĞİL TARİHSEL DİLİ İLE ANLATIYORUZ”

    Çalışmalarıyla ilgili PİRHA’ya bilgi veren Uçurman, şunları söyledi:

    “Çığlık Sanat Merkezi olarak toplumun ortak duyarlılığına duyarlılık gösteriyor, bunu en büyük enstrüman ile yani sanatla anlatıyoruz. Nerede bir haksızlık var, biz onu sahneye taşıyoruz. Sahne ve sokak sanatı ile hayatın her alanında inat ile var oluyoruz. İnanç bazlı karşılıklı ön yargıları ”ÖTEKİ” oyunu ile gündeme getiriyoruz. Kadına şiddet sorununu ”ATE-MA” oyunu ile anlatıyoruz. Alevilerin tartışmasına, ”KOCA HAYDAR” oyunu ile ışık tutuyor, Aleviliği, hurafelerle değil, tarihsel bilimsel dili ile anlatıyoruz. Toplumsal kabul gören değil, tarihsel gerçek olan yüzünü gösteriyoruz. Deprem sorunu, mülteci sorunu, adalet, bilim gibi meseleleri sokak sanatı ile anlatıyoruz. Bütün meselelere bir Alevi aileden gelmiş olmanın erdemi ile yaklaşıyoruz. Oyunlarımızı sergilemek için baş vurduğumuz CHP’nin yönetimindeki bir çok belediyede bile ciddi sorunlar yaşıyoruz ki zaten AKP’nin yönetimindeki belediyelerin tutumunu söylememe bile gerek yok. Aslında direnerek var oluyoruz. Son olarak bir örnek vereyim; Pir Sultan Abdal ve Rodrigo heykel çalışmam Bakırköy Özgürlük Meydan’ında polis ve zabıta ortak müdahalesine maruz kaldı. Meydanın adı ”özgürlük” ama Pir Sultan‘a hala yasak. Binlerce örnek yaşıyoruz böyle.”

  • İsviçre’de iltica kampına köpekli polis baskını-VİDEO

    İsviçre’de iltica kampına köpekli polis baskını-VİDEO

    PİRHA- İsviçre’nin Sakt Gallen Kantonu’na bağlı Oberbüren Kasabası’nda bulunan iltica merkezinde, farklı ülkelerden iltica başvurusunda bulunmuş sığınmacılara ‘yeni yaşama uyum’ adı altında yoğun baskılar yapıldığı belirtildi.

    Haberin videosu:

    Mültecileri sabahın erken saatlerinden akşam saatlerine kadar kampta tutmayı amaçlayan, çok düşük bir ücretle çalıştıran ve adeta bir askeri disiplin içinde uygulanan kurallara karşı çıkan ve yaşanan sorunları ortak imzalı bir dilekçeyle kamp yönetimine bildiren mültecilere yönelik baskıların daha da arttığı belirtildi.

    Kampta siyasi sığınmacı konumunda bulunan Halil Gündoğan, 24 Şubat tarihinde yetkililerin kendisiyle görüşme talebi doğrultusunda, yönetim odasına gittiğinde kendisini iki sivil polisin karşıladığını ve itiraz etmesine karşın polis merkezine götürüldüğünü belirtti. Türkiye’deki siyasi çalışmalarıyla ilgili sorgulanmak istenen Gündoğan’ın, avukatını bilgilendirme talebi ise kabul edilmedi.

    “YAKLAŞIMINIZ IRKÇI VE FAŞİZAN”

    Kamptaki yaşananlarla ilgili bilgi veren Halil Gündoğan, “Sistemin temel amacının bizi disipline ederek, toplumsal yaşama uyumlu hale getirmek olduğunu söylediler. Ben de, tam da bu anlayış ve yaklaşımınız ırkçı ve faşizandır. Siz nereden bu hakkı ve yetkiyi alıyorsunuz da, bizi terbiye edilmesi gereken insanlar olarak görüyorsunuz. Kusura bakmayın, ne siz eli kamçılı birer aslan terbiyecisisiniz, ne de biz terbiye edilmesi gereken. Bunu bize kabul ettiremeyeceklerini söylediğim için hedef haline getirildim” dedi.

    POLİS EĞİTİLMİŞ KÖPEKLERLE KAMPA GELDİ

    Tüm bu yaşananlardan sonra, 3 Mart sabahı Halil Gündoğan ve Bayram H. ile görüşen iltica merkezi yöneticileri, başka iltica merkezine gönderileceklerini belirterek, ellerindeki belgeyi imzalamalarını söylediler. Buna itiraz etmeleri üzerine kısa bir süre sonra polis ekipleri eğitilmiş köpeklerle kampa girdiler.

    Olayın tanığı Agit isimli Kürt sığınmacı, “Sabah erken saatte birkaç minibüs dolusu polis, köpekler eşliğine kampa baskın yaptı. Halil Gündoğan’ı merdivenlerden sürükleyerek aşağı indirmeye çalıştılar. Polislere bu yapılanların insan haklarına aykırı olduğunu söylememize ve tüm itirazlarımıza karşın, üstüne çullanıp ters kelepçe takarak götürdüler” dedi.

    Telefonla kendisine ulaştığımız Halil Gündoğan, Sankt Gallen Kantonu’na bağlı Vilters Kasabası’nda bulunan ve geri gönderileceklerin tutulduğu Ausreise- und Nothilfezentrum Sonnenberg sığınmacı merkezine getirildiğini belirtti.

    Abidin ÇETİN/İSVİÇRE

     

    n

     

     

  • İsviçre’de Berkin Elvan ve Koray Kaya Parkı açıldı

    İsviçre’de Berkin Elvan ve Koray Kaya Parkı açıldı

    PİRHA- İsviçre’nin Winterthur kentinde Gezi eylemleri sırasında katledilen Berkin Elvan ve Sivas Madımak’ta 12 yaşında yakılarak katledilen Koray Kaya’nın adının verildiği bir park yapıldı. Winterthur Alevi Kültür Merkezi’nin yaptırdığı parkın açılışına Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan da katıldı.

    İsviçre’nin winterthur kentinde Gezi eylemleri sırasında katledilen Berkin Elvan ve Sivas Madımak’ta 12 yaşında yakılarak katledilen Koray Kaya’nın adının verildiği bir park yapıldı.

    WAKM Başkanı Soner Avseren açılışta yaptığı konuşmasına, bu parkın yapılmasında emeği geçen ve katkı sunan herkese teşekkür ederek başladı. Avseren konuşmasında şunları söyledi:

    “Berkin Elvan ve Koray Kaya daha çocuk yaştayken katledildiler. Bu hem katledilenler hem de aileler için çok ağır bir durumdur. Bu ağır bedellerin unutulmaması için bizim de bir katkımız olsun istedik. Zira egemenler bu tür ağır bedellerin unutulmasını ve hafızalardan silinmesini istiyorlar. Ezilenlerin ortak mücadele hafızalarının canlı kalmasını istemiyorlar. Bizler burada bedel ödemiş olanların unutulmamasını hem gelecek açısından hem de mücadelemiz açısından çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Bugün açılışını yaptığımız Berkin Elvan ve Koray Kaya parkında burada bulunan her bir çocuğun adına üzerinde kendi isimleri yazılı olan bir fidan diktik. Bu fidanların bakımını çocuklar yapacaklar. Bundan amacımız çocuklar arasındaki iletişimin ve ortaklaşmanın gelişmesi, yoldaşlık ve Aleviliğin önemli bir kurumu olan musahipliğin çocuklar tarafından yaşanılarak öğrenilmesidir. Bu fidanlarla birlikte büyüyecek olan çocuklar yoldaşlığı ve emek vererek hayatı güzelleştirmenin pratiğini yaşayacaklar.”

    “MİLYONLARIN BERKİN’İ SAHİPLENMESİ GURUR VERİCİ”

    Daha sonra bir konuşma yapan Gülsüm Elvan, “BerkinEelvan’ı kaybetmiş olmamız bizim için çok üzücü ve katlanılması zor bir durum, ancak milyonların Berkin Elvan’ı sahiplenmiş olması gurur vericidir” dedi.

    Daha önce Türkiye’de Berkin Elvan adına park yapıldığını ancak daha sonra iktidar tarafından atanan kayyum tarafından tekrar kapatıldığını belirten Gülsüm Elvan “Devlet bütün imkanları ile Berkin Elvan adının ve fotoğraflarının her yerden silinmesi için elinden geleni yapıyor. Bütün bu baskılara rağmen Berkin Elvan’ı insanların kalbinden yüreğinden çıkarıp atamazlar. Benim çocuğum daha çok küçüktü ve çok masumdu Onun bu masumiyeti ve temizliği iktidar sahiplerinin itibarını sıfıra indirmiştir. Bugün Winterthur’da, Berkin Elvan adına böyle bir parkın açılışının yapılıyor olması bizim için gurur vericidir” diye konuştu.

    “BASKILARA RAĞMEN HALKI SUSTURAMIYORLAR”

    Elvan konuşmasına şöyle devam etti:

    “Tayyip Erdoğan, Berkin Elvan ve gezi sürecinde katledilen gençler için ’emri ben verdim’ demişti. Ben de, Allah Berkin’i bana verdi sen benden aldın demiştim. Bu sözüm üzerine meydanlarda beni yuhalatmıştı. Berkin Elvan için söylenen her söz ve yazılan yazılardan dolayı insanlar üzerinde adeta yoğun bir baskı kuruldu ve hapislere atıldılar. Bu konuda yapılan bütün baskılara rağmen halkı susturamıyorlar.”

    Cezaevlerinde açlık grevinde bulunan tutsakların annelerinin yaptıkları eylemlerden dolayı şiddete ve hakarete maruz kalmalarına da değinen Elvan, “Gerek Cumartesi Anneleri gerekse de çocukları cezaevlerinde bulunan annelerin eylemlerinden çok korkuyorlar. Annelerin eylemlerini şiddet uygulayarak ve onları aşağılayarak susturmaya çalışıyorlar. En çok korktukları da çocuklarına sahip çıkan her kesimden annenin bir araya gelmesidir. Ama korksunlar. Anneler evlatları cezaevlerinde ölmesin diye çırpınırken böyle bir muameleye maruz kalmalarından dolayı, annelerin bu ah’ı bir gün bunlardan çıkacaktır. Çok ağır olacaktır annelerin bu ah’ı” dedi.

    “GEZİ SÜRECİ YARGILANMAK İSTENİYOR”

    Konuşmasında Gezi sürecinin bugün yargılanmak istendiğini belirten Elvan, şunları ifade etti:

    “Son dönemlerde Gezi sürecini yargılamak istiyorlar. Gezi ekmektir, sudur, gezi masumdur. Teyzeler, anneler çocuklarıyla beraber Gezi’de yer aldılar. Gezi’yi yargılayamazlar. Bugün 16 kişi üzerinden Gezi’yi yargılamaya çalışıyorlar ve bu iddianamede Cumhurbaşkanı’nı mağdur göstererek farklı bir algı oluşturmaya çalışıyorlar. Aslında bu iddianame ile; Ethemler, Ali İsmailler, Medeniler, Berkinler ve genel olarak Gezi’de katledilen tüm gençlerimiz yargılanmak isteniyor. İstediğini yapsınlar, biz şuna inanıyoruz ki Gezi unutulmayacak. Çünkü biz haklıyız ve bütün bu haksızlıkların hesabının bir gün sorulacağına inanıyoruz. Ben, bu katiller yargılanırsa bundan sonra ellerini kollarını sallayarak gençlerimizi katledemesinler diye mücadele ediyorum ve direnmeye çalışıyorum. Berkin’in katledilmesi bir anne olarak benim hayatımda yeri doldurulamayacak büyük bir boşluk yarattı ancak milyonların katledilen çocuklarımıza sahip çıkması beni hiçbir zaman umutsuzluğa itmedi.
    Yapılan bütün teknik araştırmalar sonucu da göstermiştir ki; kasten bir öldürme söz konusudur. En son 10 Nisan’da yapılan keşif sonucu bu bütün delilleri ile ortaya konmuştur. Katiller şu anda ellerini kollarını sallayarak geziyorlar ve görevlerinin başındalar. Şu ana kadar tutuklanan hiç kimse yok. Her mahkemeye gittiğimde mahkeme heyetine ve savcılığa adeta haykırıyorum; bu katillerin daha kaç kişiyi öldürmesini bekliyorsunuz, diyorum. Türkiye’deki adalete hiçbir şekilde güvenim yoktur. Ancak bu benim mücadelemi devam ettirmenin önünde bir engel de değildir. ‘Emri ben verdim’ diyenler yargılanana kadar benim mücadelem hukuksal olarak devam edecek.”

    Konuşmaların ardından açılış kurdelesi kesilerek Berkin Elvan ve Koray Kaya Parkı hizmete sunuldu.

    Abidin ÇETİN/İSVİÇRE

  • İsviçre’de yangın: 6 kişi yaşamını yitirdi

    İsviçre’de yangın: 6 kişi yaşamını yitirdi

    PİRHA- İsviçre’nin Solothurn kentinde dün sabah eski bir binada saat 02:00 sularında çıkan yangında aralarında çocukların da bulunduğu 6 kişi yaşamını yitirdi.

    Solothurn Kanton polisi yetkilileri yaptıkları açıklamada, hastaneye nakledilen dördü ağır olmak üzere bir çok yaralı olduğunu belirttiler.
    Görgü tanıkları ve semt sakinleri, binada ikamet edenlerin iltica etmek amacıyla İsviçre’ye gelenler olduğu bilgisini verdiler.
    Solothurn Kanton polisi yetkilileri yangının çıkış nedeninin dikkatsizce atılan bir sigara izmariti olduğunu belirttiler.
    Dikkatsizlikten dolayı yangına neden olduğu gerekçesiyle bir kişinin de gözaltına alındığı belirtildi.

     

  • İsviçre Basel’de Seyit Rıza ve arkadaşları anıldı

    İsviçre Basel’de Seyit Rıza ve arkadaşları anıldı

    PİRHA- Seyit Rıza ve arkadaşları idam edilişlerinin 81. yılında İsviçre’nin Basel kentinde anıldılar. 

    Basel Dersim İnisiyatifi tarafından organize edilen 81. yılında Seyit Rıza ve arkadaşlarının anması, İsviçre’nin Basel kentinde yapıldı.

    Etkinlik Dersim inisiyatifi adına Münevver Coşkun’un yaptığı konuşmayla başladı. Daha sonra, moderatörlüğünü Baran Çelik’in yaptığı ve HDK Basel Kadın Meclisi Üyesi Münevver İltimur, Araştırmacı- Yazar Erdoğan Yalgın ve Dersim’i Yeniden İnşa Cemiyeti başkanı Ali Çatakçın katıldığı bir panel yapıldı.

    Panelde ilk sözü alan HDK Basel Kadın Meclisi Üyesi Münevver İltimur konuşmasına, “Zulme boyun eğmeyen Seyit Rıza ve yoldaşlarını saygı ile anıyorum. Ayrıca Dersim’de direnen Zarife anamızın şahsında bütün direnen kadınların anıları önünde saygı ile eğiliyorum” diyerek başladı.

    İltimur, “Dersim 38 bugün de devam ediyor. Fiziksel olarak yapılan soykırımın ardından bugün de ideolojik ve kültürel soykırım uygulanmaktadır. Bugün dilimiz, varlığımız, kültürümüz ve inancımız yok olmakla karşı karşıyadır. Seyit Rıza’nın bize miras bıraktığı “Biz sizin yalanlarınızla baş edemedik bu bize dert oldu, biz de sizin önünüzde diz çökmedik, bu da size dert olsun” şiarıyla bugün Dersimliler bu direniş geleneğini bayrak edinerek, gittikleri farklı bölgelerde devrimci, demokrat ve ilerici örgütlerde yer alarak devam ettiriyorlar. Bundan dolayı da direniş bu şekilde devam ediyor. Bugün Dersim’in doğası yok edilmeye çalışılıyor, yangınlarla börtü böcek, tüm canlılar ve bitkiler Dersim coğrafyasında bitirilmeye çalışılıyor” dedi.

    “BU ETKİNLİKLER UNUTMAMA VE UNUTTURMAMAK İÇİNDİR”

    Dersimi yeniden İnşa Cemiyeti Başkanı Ali Çatakçı ise, 81. yıl dönümünde Seyit Rıza şahsında Dersim Şehitlerini, Pontus, Rum, Ermeni, Süryani ve katliama uğrayan tüm halkları da saygı ile donarak başlıyorum” diyerek sözlerine şöyle devam etti:

    “Dersim’de 81 yıl önce bir soykırım işlendi ve bu soykırım devletin planlı programlı bir uygulamasıydı. Tabii ki bu dersinde uygulanan ilk soykırım değildi. Dersim’de daha önce de ikinci Abdülhamit zamanında 1775’li yıllarda bir katliam yapılmıştı. İlginçtir, Dersim’in ilk orman yangınları da bu tarihlerde yapılmıştır. O dönem Dersim’in önde gelen önemli şahsiyetleri İstanbul’a götürülerek kellesi vurulmuştur. 1937-38’e kadar bir çok kez Dersim’de soykırım provaları yapılmıştır. Osmanlı’nın soykırım uygulayarak bitiremediği Dersim’de 1937-38 yıllarında Türkiye Cumhuriyeti tarafından bir soykırım uygulanmıştır. Dünyanın birçok coğrafyasında da çeşitli halklara karşı soykırım işlenmiştir. Ancak bütün bunların Dersim soykırımından farkı; buralarda işlenen katliam ve soykırımlar kabul edilmiş ve bu anlamda özür dilenmiştir. Ancak Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu bu soykırımların yapıldığını kabul etmesi bir yana, soykırıma uğrayanları da hala sanık sandalyesine oturtmaktadır. Bu insanlık adına utanç verici bir durumdur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti Dersim soykırımından dolayı bu suçla yaşıyor. Sessiz kalmasından dolayı toplumda bu suça ortaktır. Bundan dolayı da Dersimlilerin yaptığı bu tür etkinlikler bir anma değil, birer unutmama ve unutturmama mücadelesidir.”

    “TARİHSEL ARKA PLANI İYİ İNCELENMELİ”

    Panelin bir diğer konuğu Araştırmacı Yazar Erdoğan Yalgın ise Dersim soykırımının doğru analiz edilmesi ve bilince çıkarılabilmesi için tarihsel arka planının iyi incelenmesi gerektiğine vurgu yaptı.

    Bunun için dil, tarih ve coğrafya özelliklerinin çok iyi incelenmesi gerektiğini belirten Yalgın, ” Dersim soykırımı Dersimliler için büyük bir jenosittir. Bunun en önemli ayaklarından biri etnik aidiyettir. Yani Dersim halkının Kürt olması önemli bir etmendir bu soykırımda. Diğer önemli bir ayağı ise inançsal boyutudur. Yani Alevi olmalarından dolayı bir soykırıma maruz kalmışlardır. Dersim aşiret ve ocak bağlamı üzerinden kendi sosyal yaşamını dizayn etmiştir. Osmanlı bir çok kez denemesine rağmen Dersim’den zaferle çıkamamıştır. Kendine özgü bir yapısı olan Dersim, Türkiye Cumhuriyeti’ne istedikleri gibi entegre olmuyor. Bundan dolayı Türkiye Cumhuriyeti de buna bir soykırımla cevap veriyor” diye konuştu.

    Anma panelden sonra Barış Aydın ve Tayfun Arslan’ın seslendirdiği ağıt ve klamlarla son buldu.

    Abidin ÇETİN/ BASEL

  • İsviçre Aargau Kantonu’nda 5 bin Alevi yaşıyor

    İsviçre Aargau Kantonu’nda 5 bin Alevi yaşıyor

    PİRHA- İsviçre’de Aargau Alevi Kültür Merkezi 2020 yılında alacakları cemevi ve dernek binasına maddi katkı sağlamak için bir dayanışma gecesi düzenledi. 

    İsviçre’de Aargau Alevi Kültür Merkezi Cumartesi günü bir gece düzenledi. Yoğun katılımın olduğu gecede bir konuşma yapan Aargau AKM Başkanı Esmender Çöçelli, Aargau Alevi Kültür Merkezi’nin 1997 yılından bu yana faaliyette olduğunu, Aleviliğin yaşatılması ve genç kuşaklara aktarılması yönünde kültürel ve sosyal çalışmalar yaptığını söyledi.

    AARGAU KANTONU’NDA 5 BİN ALEVİ YAŞIYOR

    Çöçelli, geceyi düzenlemelerinin amacının ise 2020 yılında alacakları cemevi ve dernek binasına maddi katkı sağlamak olduğunu belirtti. Çöçelli, Alevi örgütlenmelerinin önemine vurgu yaparak İsviçre’nin Aargau Kantonu’nda yaklaşık olarak 5 bin Alevinin yaşadığını ve bundan dolayı, burada yaşayan tüm Alevilere ulaşmak istediklerini ve onların da desteğini alarak faaliyetlerini daha da ileri boyutlara taşımak istediklerini kaydetti.

    Geceye katılan sanatçılardan Tolga Sağ ise PİRHA‘ya yaptığı açıklamada; çoğunluğu Almanya’da olmak üzere Avrupa’da yaklaşık olarak 280 Alevi Kültür Merkezi’nin olduğunu ve bu merkezlerde faaliyet yürütenlerin özel hayatlarından fedakarlık yaparak sosyal, kültürel ve inançsal faaliyetlerde bulunduklarını belirtti.

    TOLGA SAĞ: AVRUPA’DAKİ ALEVİLER DAHA ÖZGÜR BİR ORTAMDA

    Başta çocuklar ve genç kuşaklar olmak üzere Avrupa’da yaşayan Alevilerin inançsal, kültürel ve sosyal birlikteliklerinin sağlanması açısından bu çalışmaların çok önemli olduğunu belirten Tolga Sağ sözlerine şöyle devam etti:

    “Avrupa’da yani diasporada yaşayan Aleviler, Türkiye’deki Alevilere oranla daha özgür ve rahat bir ortamda yaşama şansına sahipler. Türkiye’de Aleviler üzerindeki baskılardan dolayı özgürce örgütlenebilme olanağından yoksunlar. Hatta zaman zaman çeşitli iş olanaklarının ellerinden alınmaması için Alevi olduklarını inkar etme durumunda bile kalabiliyorlar. Ancak Avrupa’da çok daha özgür bir ortamın olmasından dolayı, buradaki Alevilerin Türkiye’deki siyasi meselelerden ziyade burada yani yaşadıkları Avrupa ülkelerindeki Alevilerin sorunlarına ve örgütlenmelerine yönelik çalışmalarının çok daha önemli olduğunu düşünüyorum. Zira burada geliştirilen doğru bir örgütlenme biçiminin Türkiye’deki Alevi örgütlenmeleri açısından da bir rol model olabileceğini düşünüyorum.”

    İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Cem Bitnel ve AAKM Derneği Başkanı Esmender Çöçelli’nin birer konuşma yaptığı gecenin kültürel bölümünde ise Tolga Sağ, Eda ve Uğur Alakuş, Colors of Anatolia, Sultan Erdem, Kemal Kahraman, Grup Roda ve AAKM Korosu sahneye çıktılar.

    Abidin ÇETİN / İSVİÇRE

     

  • Bern’de anneye ırkçı saldırı

    Bern’de anneye ırkçı saldırı

    PİRHA- İsviçre’nin Bern kentinde yaşayan Arzu Güngör,  6,5 aylık bebeğiyle bir İsviçreli ırkçının fiziksel saldırısına maruz kaldı. Güngör saldırgandan şikayetçi olduğunu söyledi.

    İsviçre’nin Bern kentinde 6,5 aylık Mir Caner isimli bebeğiyle bir randevusuna gitmek için dışarı çıkan Arzu Güngör, evlerinin bulunduğu caddeden geçen ve “Scheiß Ausländer raus- Yabancılar dışarı” sloganları ile bağıran bir İsviçreli ırkçının fiziksel saldırısına maruz kaldı.

    Arzu Güngör bebeğe birşey yapacak diye çok korktuğunu ve olayın şokunu hala üzerinden atamadığını belirtti.  Güngör yaşadığı ırkçı saldırıyı şöyle anlattı:  “Öğleden sonra saat 14:00 sularında bebekle yürüyüş yapmak üzere evimizin önündeki kaldırımda, bebeği arabasına oturtup emniyet kemerini bağladığım sırada ani bir omuz darbesiyle sarsıldım. Dönüp baktığımda öfkeyle bana bakan birisini gördüm karşımda. Kaldırımı işgal ettiğimi düşünerek kendisinden özür diledim ve kendisin de özür dilemesi gerektiğini söyledim. Ancak bir anda, “bok yabancılar dışarı, İsviçre’den defolun-Scheiß Ausländer raus, geht weg von der Schweiz” diye bağırarak Mir bebeğin arabasını tekmeleye başladı. Çok korktum bebeğe birşey olacak diye. Bağırmaya başladım ve ben de onun üzerine yürüdüm. Saldırganı uzaklaştırmak için çabaladığım sırada evde bulunan eşim ve çevrede bulunanlar geldiler ve saldırgan uzaklaştı”.
    Saldırganın kaçmasını engellemek için takip ettiğini ve daha sonra polisin gelip saldırganı yakalayarak polis merkezine götürdüğünü belirten Güngör, saldırgandan şikayetçi olduğunu söyledi.

    Abidin ÇETİN/ ZÜRİH

  • Ankara Devinim Tiyatro 8. sanat yılına Zeynep Kaçar’ın bir oyunu ile başlıyor

    Ankara Devinim Tiyatro 8. sanat yılına Zeynep Kaçar’ın bir oyunu ile başlıyor

    PİRHA- Ankara Devinim Tiyatro 8. sanat yılına Zeynep Kaçar’ın yazdığı “İd-ego ve süper kahraman” adlı oyunuyla başlıyor.

    Ankara’da sanat hayatını yeni, özgün, toplumsal ve evrensel konulara değinen oyun repertuarı ile canlı tutmaya çalışan Devinim Tiyatro 8. Sanat hayatına, Zeynep Kaçar’ın yazdığı “İD – EGO VE SÜPER KAHRAMAN” adlı oyunla merhaba diyor.

    2010 yılından bu yana her sezon izleyici karşısında olan Devinim Tiyatro, toplumcu sanat anlayışı içinde belirlemiş olduğu oyun repertuarına bu sezon bir yenisini daha ekledi. Zeynep Kaçar’ın yazdığı, Ahmet Yapar’ın yönettiği ve Hüseyin Oçan’ın oynadığı oyun, 22 Eylül 2018 Cumartesi günü Saat 20:30 da CerModern Açıkhava Sahnesinde prömiyer yapacak.

    OYUNDA KADIN GÖZÜYLE ERKEK DÜNYASINA BAKIYOR

    Oyunun yazarı Zeynep Kaçar bu oyununda kadın gözüyle erkeklerin dünyasına bakıyor ve çağımızın en büyük sorunlarından birine, cinsiyetçiliğe, eril ve feodal düzene mizahi bir dille ve soyut bir durumla değiniyor. “Batman”in İstanbul’da çekilecek filmi için oyuncu seçmelerine katılan “oyuncu” cast odasında kilitli, kostümün içine de sıkışıp kalır. Tüm çağrıları cevapsız kalır. Zaman geçtikçe daha da sinirlenen ve içindeki diğer kişiyi “ego” yu dışarı çıkaran “oyuncu” bilinçaltından geçenleri anlatmaya başlar. O konuştukça (ya da oynadıkça!) bizler de sorular sorarız; erkek gerçekten rahat, egemen ve özgür müdür, yoksa köşeli, zorba ve çıkışı olmayan bir dünyaya mı hapsolmuştur? Erkek olmak bir üstünlük müdür? Oyunun kahramanı az homofobik, epey maço, biraz aktör, biraz soytarı, çokça şişirilmiş bir erkeklik yalanı ile çağımızın süper kahramanı mıdır? Freud; ego şahlanmış bir at üzerindeki şövalye gibidir, der. Freud’a göre “id” ya da “alt bilinç” içimizdeki doyumsuz hayvandır. Yani “id” için, yalnızca ihtiyaçlarını karşılamaya odaklı, düşünmeyen, güdüsel, o andaki tatmin duygusundan başka bir şey göremeyen hayvani tarafımızdır, diyebiliriz. Peki bir “Süper Kahraman” olarak “Batman” in “ego”ları doyuma ulaşmazsa?

    Ankara Devinim Tiyatro’nun farklı biçim ve anlatım ile sahnelediği “İD – EGO VE SÜPER KAHRAMAN” adlı oyun sezon boyunca izleyici karşısında olacak. (HABER MERKEZİ)

  • FUAF’tan Doğan Dede’nin tutukluluk tepkisi: Kezban Ana adaletsizliğe direniyor

    FUAF’tan Doğan Dede’nin tutukluluk tepkisi: Kezban Ana adaletsizliğe direniyor

    PİRHA- Alevilere yönelik yapılan baskılara ilişkin konuşan Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF) İnanç Kurulu Başkanı Metin Doğan, tutuklu Alevi kurum yöneticilerinin derhal serbest bırakılmasını istedi. 

    Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu İnanç Kurulu Başkanı Dede Metin Doğan, Alevilere yönelik baskıcı uygulamalara tepki gösterdi.

    Tutuklanan Erzincan PSAKD üye ve yöneticilerinin 13’ü hakkında tahliye kararı verilirken, PSAKD Genel Başkan Yardımcısı Erol Yeter, Erzincan Şube üyesi Murat Demiray ve Alevi yurttaş Alican Sünbül’ün ise tutukluluk halinin devamına karar verildi.

    Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu İnanç Kurulu Başkanı Dede Metin Doğan, PSAKD Erzincan yöneticilerinin 5 aydır haksız ve hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutulduğunu hatırlattı.

    Yine Küçük Armutlu cemevine yapılan baskınına da değinen Doğan, “İbadethanemize yapılan saygısızlığı ahlaksızlığı dile getirdiği için içeri alınan dernek başkanı Zeynep Yıldırım halen tutuklu bulunuyor. 80 yaşındaki Kezban ana ise bu adaletsizliğe karşı direniyor” ifadelerini kullandı.

    “SESİMİZİ YÜKSELTMEK ZORUNDAYIZ”

    “Alevi toplumu olarak bu hukuksuzluğa karşı sesimizi yükseltmek zorundayız” diyen Doğan sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Sarı öküz hikayesini birçoğumuz defalarca dinlemişizdir. İşte bugün yöneticilerimiz birer birer gözaltına alınırken ‘nasıl olsa bize bir şey olmaz, o yöneticiler zaten düzenin bize çizdiği çemberin dışına çıktığı için tutuklanıyor’ diye düşünenler! Bir gün o çember iyice daraldığında sıra bize geldiğinde etrafımızda yardım isteyebileceğimiz veya birlikte mücadele edebileceğimiz hiçbir gücün kalmadığını anladığımızda çoktan iş işten geçmiş olacaktır. Yakın tarihimizden günümüze bir baktığımızda Cumhuriyetin kuruluş döneminde Anadolu’da nüfusun neredeyse üçte biri Aleviyken bugünkü demografik yapı ve gidişat ortadadır.”

    “ALEVİ TOPLUMU SİNDİRİLMEK İSTENİYOR”

    Dede Metin Doğan zorunlu din derslerine de değinerek, “Asimile edilen çocuklarımız, avlusuna cami dikilen ve işgal edilen dergahlarımız, devlet eliyle kurulup yönetilen Alevi kuruluşları, Diyanet tarafından yetiştirilen maaşlı asimilasyoncu dedeler gibi Aleviler üzerinde oynanan oyunlar bitmiyor. Yapılan bu operasyonlarla tarih boyunca egemen iktidarlar tarafından potansiyel bir tehlike olarak görülen ve kıyımlardan, katliamlardan geçirilen Alevilerin örgütlü gücü hedef alınmaktadır. Amaç her daim haksızlığa ve zulme boyun eğmeyerek ezilenlerin ve mazlumun tarafında olan Alevi toplumunu sindirmek, pasifize etmek ve düzene yedeklemektir” dedi.

    “TUTUKLANAN TÜM CANLAR SERBEST BIRAKILMALI”

    Yaşanan bu adaletsizliğin ve hukuksuzluğun karşısında tüm toplumun daha duyarlı davranarak birlik beraberlik ve dayanışma içerisinde olması gerektiğini kaydeden Doğan, “Bizleri tehdit eden, yok etmeye çalışan güçlerin çabalarını boşa çıkarması gerekmektedir. Bu anlamda tüm canların, dostların yaşanılan bu haksızlıklar karşısında daha duyarlı davranmalarını ve birtakım asılsız iddialarla tutuklanan canlarımızın bir an önce serbest bırakılarak görevlerinin başına geri dönmelerini talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/FRANSA

     

  • 71. Locarno Film Festivali sona erdi

    71. Locarno Film Festivali sona erdi

    PİRHA- İsviçre’nin Ticino Kantonu’na bağlı Locarno kentinde her yıl düzenlenen ve dünyanın önemli film festivallerinden birisi olarak gösterilen 71. Locarno Uluslararası Film Festivali 11 Ağustos’ta ödüllerin verilmesiyle sona erdi.  

    1-11 Ağutos tarihleri arasında yapılan Film Festivali’nde 18 tanesi Piazza Grande (Büyük Meydan)’da olmak üzere, toplamda 293 film gösterildi.

    1. Locarno Uluslararası Film Festivali’nde, Başkalığını Çinli sinema yapımcısı Zhangke‘nin yaptığı Jürinin diğer üyeleri; Fransız yazar Emmanuel Carrère, Amerikalı yapımcı Sean Baker, İtalyan yapımcı Tizza Covi ve İtalyan oyuncu Isabella Ragonese.

    Festival’e katılan filmlerin seçiminde, toplumsal, politik ve sanatsal bir içeriğe sahip olmasına özen gösteriliyor. 71 yıllık tarihi boyunca, Locarno Festivali büyük film festivalleri arasında genç yapımcı, yönetmen ve oyunculara tanıtım olanağı sağlaması açısından özel bir konuma sahip. Festival, sanat kaygısı güden sinemacılar ve genç yönetmenler için de önemli bir çıkış noktası olması özelliği taşıyor.

    Locarno Film Festivali Sanat Yönetmeni Carlo Chatrian kapanış yaptığı konuşmasında, “Aşırı sıcaklıklara rağmen, festival bir seyirci başarısıydı. Misafirler bize deneyimlerini aktardı. Yeni öneriler seyirciler tarafından memnuniyetle karşılandı. Ödül kazanan filmler, insanın hala her şeyin ölçüsü olduğu bir dünyadan bahsediyor. Festival’de verilen toplam 25 ödülün 12’sini kadınlar kazandı. Bu da 71. Locarno Festivali’nin gelecek adına büyük umutlar oluşturduğunu gösterir ” dedi.

    Singapurlu yönetmen Yeo Siew Hua’nun Singapur, Fransa ve Hollanda ortak yapımı olan filmi A Land Imagined, en büyük ödül olan Altın Leopar (Pardo d’oro)’ya layık görüldü.

    Festval’de Jüri Özel Ödülü, yönetmenliğini Yolande Zauberman yaptığı Fransa yapımı “M” isimli filme verilirken, en iyi yönetmen ödülü, Şili, Brezilya, Arjantin, Katar ve Hollanda ortak yapımı olan Tarde Para Morir Joven filminin yönetmeni Dominga Sotomayor’a verildi.

    En iyi kadın oyuncu ödülü, Romanya, Fransa ve İsveç ortak yapımı ve Radu Muntean’ın yönettiği Alice T. filmindeki performansıyla Andra Guti’ye ve en iyi erkek oyuncu ödülü ise yönetmenliğin Hong Sangsoo’nun yaptığı ve bir Güney Kore filmi olan GANGBYUN HOTEL (Nehir kenarındaki otel) filmindeki oyunculuğuyla KI Joobong’a verildi.

    İngiliz yönetmen Richard Billingham, RAY & LIZ filmiyle özel mansiyon ödülü kazanırken, en iyi gelecek vaadeden rejisör ödülünü, Dead Horse Nebula (Ölü At Bulutu) filmiyle Türkiye’li yönetmen Tarık Aktaş aldı. Senaryosunu da Aktaş’ın yazdığı filmde; Barış Bilgi, Ali Beyazıt, Ömer Bora, Serkan Aydın ve Dilara Topuklular’ın rol alıyorlar.

    En iyi uluslararsı kısa film ödülüne, yönetmenliğini Emmanuel Marre’ın yaptığı ve bir Belçika / Fransa ortak yapımı olan D’UN CHÂTEAU L’AUTRE layık görüldü.

    Her yıl Ağustos ayında 170 binden fazla seyirci, bin medya çalışanı ve 3 binden fazla sinema sektörü temsilcisini konuk eden festivalin toplam maliyeti ise 12 milyon İsviçre Frankı.

    Locarno Film Festivali’nde 1979 yılında Yılmaz Güney/Zeki Ökten ikilisinin “Sürü” filmi “en iyi film ödülü olan Altın Leopar” ve Yönetmen Fatih Akın’ın ‘Kısa ve Acısız’ isimli filmi de 1998 yılındaki yarışmada Bronz Leopar ödülüne layık görülmüştü.

    Abidin ÇETİN/LOCARNO

  • Zürih’te 1 milyon kişi ayrımcılığa karşı Street Parade’de buluştu

    Zürih’te 1 milyon kişi ayrımcılığa karşı Street Parade’de buluştu

    PİRHA- Bir çok kültürel festivale ev sahipliği yapan İsviçre’nin Zürich kenti, Cumartesi günü yüz binlerce insanın katıldığı Street Parade/Tekno Müzik ve Dans Festivali‘ne ev sahipliği yaptı.

    İlk olarak 1992 yılında bir kaç üniversite öğrencisinin bir araya gelerek başlattığı festival, ilk yıllarda sadece bir kaç bin kişinin katılımıyla yapılıyordu.

    Bu yıl 27’ncisi düzenlenen Street /Tekno Müzik Festivali’ne yaklaşık bir milyon kişi katıldı. Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere dünyanın dört bir yanından insanların akın ettiği festival, barış, aşk, özgürlük ve hoşgörü teması altında düzenlendi.

    Bu yılki ana teması “Culture of tolerance” olarak belirlenen ve “hoşgörü kültürü”nü geliştirmeyi amaçlayan festivale katılanlar, Zürich Gölü kenarında 28 mobil ve 8 sabit sahnede, 200 DJ’nin çaldığı tekno müzik eşliğinde dans etti.
    Gezici sahnelerde ise farklı uluslardan ve kültürlerden müzikler çalındı. Bir günlüğüne de olsa yaşamın stres ve koşuşturmasından uzaklaşan katılımcılar geç saatlere kadar kadar dans etti. Her yaştan ve kesimden insanın katıldığı festival, renkli görüntülere sahne oldu.

    Her yıl yaklaşık 2 buçuk milyon frank bütçeyle yapılan festival dolayısıyla Zürich Gölü‘ne çıkan tüm yollar trafiğe kapatılırken, polisin de yoğun güvenlik önlemi aldığı gözlemlendi.
    Zürih’in önemli meydanlarından birisi olan Bellevue’ye çıkan yollarda yoğun katılım nedeniyle zaman zaman izdiham yaşandı.
    Festival Komitesi, tekno müziğin en önemli özelliğinin toplumsal hoşgörü, barışı hedeflemesi olduğunu belirterek, bununla ayrımcı ve ötekileştirici politikalara karşı duyarlılık oluşturmak istediklerini açıkladı.

    Abidin ÇETİN/ ZÜRİH

  • Yazar Gökhan Yavuzel’den, Alevilere yönelik saldırılara tepki

    Yazar Gökhan Yavuzel’den, Alevilere yönelik saldırılara tepki

    PİRHA- Alevilere yönelik baskıları ve saldırıları eleştiren Yazar Gökhan Yavuzel, Alevilere yönelik çirkin saldırıların, toplumun bütün farklılıklarına karşı bir mesaj olduğunu, bu saldırıların artabileceğine dikkat çekti. Yavuzel’e göre, hem Türkiye’deki hem de Avrupa’daki Kürtlerin ve Alevilerin birleşme ve dayanışma türlü yapılanmalara gitmesi kendileri için bir çıkış yoludur.

    Yazar Gökhan Yavuzel, Alevilere yönelik baskılara ve saldırılara tepki gösterdi.

    PİRHA’ya açıklama yapan Yavuzel, “Bir bütün olarak, inanç ve ırk farkı gözetmeksizin insan olan herkesin bu saldırı ve sindirme politikalarına karşı durması gerektiğini belirtti.  Yavuzel, “İnsanlar dili, kültürü ve inancı ne olursa olsun, her merciinin de buna saygı göstermesi gerekir. Özellikle Alevi kurumlarına yapılan saldırılar kabul edilemez. Bir bütün olarak, saldırıya ve hakarete maruz kalan inanç ve kültürlere karşı birlik olunması, birlikte mücadele edilmesi esastır” dedi.

    “Tarih boyunca görmezden gelinen, öteki olması bile hazmedilemeyen bir topluluk ve toplumun yasak inancıdır Alevîlik” diyen Gökhan Yavuzel şunları kaydetti:

    “TEKÇİLİĞE KARŞI GELEN ALEVİLER SİSTEMİN DIŞINA İTİLDİ”

    “Şah İsmail ile kimlik kazanan Aleviler, Sultan Yavuz’la o kimliğe hapsolmuş bir topluluktur. Krallar, otoriter rejimler, egemenlere hizmet eden tek tanrılı Ortodoks dinler kendileri gibi düşünmeyenleri ötekileştirmiş, ayrıştırmış, çatıştırmış ve bu yolla sömürülerini garanti altına almışlardır. Bu tekçiliğe karşı gelen Aleviler, mümkün olduğunca sistemin dışına itilmiş, imha, inkar ve asimilasyonla devletin hiyerarşik çarkı içinde öğütülerek kımıldayamaz hale getirilmişlerdir. Tüm bu baskı ve zulümlere karşı kendi kültür ve inançlarını hayatları pahasına korumuş bedeller ödeye ödeye bu günlere gelmişlerdir.”

    “Esasında Alevi tarihi katliamların tarihidir” ifadesini kullanan Gökhan Yavuzel, “Özellikle Kerbela’dan sonra din zenginlerin ve servet sahiplerinin eline geçmiştir. Onlar da kendi düzen ve saltanatları için bir yönetim sağlamışlardır” dedi.

    “ALEVİLERE SALDIRILAR TÜM FARKLILIKLARA BİR MESAJ”

    Alevilere yönelik çirkin saldırıların, toplumun bütün farklılıklarına karşı bir mesaj olduğunu, bu saldırıların artabileceğine dikkat çeken Yavuzel, “Tüm bu politik uygulamaların, sindirme ve yok etmeye dayalı girişimlerin ardı arkası kesilmeyecektir. Dün Kürt’e, bugün Alevi’ye yarın başka bir inanç topluluğuna yapılması muhtemeldir. Bu yüzden hem Türkiye’de hem de Avrupa’daki Kürtlerin ve Alevilerin birleşme ve dayanışma türlü yapılanmalara gitmesi kendileri için bir çıkış yoludur” ifadelerini kullandı.

    “ORTAK MÜCADELE ETMENİN ZAMANI”

    Birleşme ve dayanışmaya dayalı, ortak mücadelenin verilmesi gerektiğini vurgulayan Gökhan Yavuzel;
    “Türkiye’de ırkçı bir Türkçülük Kürt’e; ırkçı bir Sünnilik ise başta devlet eliyle Aleviler olmak üzere toplumun tümüne zorla dayatılmış, kabul edenler etmiş, etmeyenler ise bitirilme operasyonlarıyla yok edilmenin eşiğine getirilmişlerdir.
    Tüm bu katliam ve politik uygulamalar, geçmişten bugüne bütün hükümetlerin ve sistemin, özellikle Kürt’e ve Aleviye hayat hakkı tanımayacağını, birleşme ve dayanışma türlü yapılanmalara müsade etmeyeceğini göstermiştir. O halde ortak vatan için ve demokratik bir sistemde; Kürt, Türk, demokrat, çağdaş, laik. Sünni, Alevi ve sosyalistler olarak buluşmanın, kucaklaşmanın ve ortak mücadele etmenin tam zamanıdır.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • 71. Locarno Film Festivali başladı

    71. Locarno Film Festivali başladı

    PİRHA – İsviçre’ninTicino Kantonu’na bağlı Locarno kentinde her yıl düzenlenen film festivali 1 Ağutos’ta başladı. İlk kez 1946 yılında yapılan festival bu yıl 1-11 Ağustos tarihleri arasında yapılıyor.

    İsviçre’ninTicino Kantonu’na bağlı Locarno kentinde her yıl düzenlenen film festivali 1 Ağutos’ta başladı. İlk kez 1946 yılında yapılan festival bu yıl 1-11 Ağustos tarihleri arasında yapılıyor. Festivale katılan filmler, Concorso internazionale (Uluslararası rekabet), Cineasti del presente (Günümüzün film yapımcıları) ve Pardi di domani (ulusal ve uluslararası yarışmalar) kategorilerinde yarışacaklar.
    Başkalığını Çinli sinema yapımcısı Zhangke‘nin yaptığı Jürinin diğer üyeleri; Fransız yazar Emmanuel Carrère, Amerikalı yapımcı Sean Baker, İtalyan yapımcı Tizza Covi ve İtalyan oyuncu Isabella Ragonese.

    TOPLUMSAL, POLİTİK VE SANATSAL FİLMLER
    On bir gün boyunca, yüzlerce film gösterilecek olan Festival’e katılan filmlerin seçimide, toplumsal, politik ve sanatsal bir içeriğe sahip olmasına özen gösteriliyor.
    İlk gün, Laurel & Hardy ve Marx Brothers adlı filmleriyle bilinen Leo McCarey’nin (1898-1969) 1929 yapımı kısa filmi “Liberty”nin ardından, Fransız yönetmen Vianney Lebasque’ın filmi “Les Beaux esprits” gösterilecek.
    71 yıllık tarihi boyunca, Locarno Festivali büyük film festivalleri arasında, genç yapımcı, yönetmen ve oyunculara tanıtım olanağı sağlaması açısından özel bir konuma sahip olmuştur.
    Her yıl Ağustos ayında 170 binden fazla seyirci, bin medya çalışanı ve 3 binden fazla sinema sektörü temsilcisini konuk eden Festivalin toplam maliyeti ise 12 milyon İsviçre Frankı.
    Akşam film gösterimleri Piazza Grande’de (büyük alan) 8 bin kişilik açık hava sinemasında yapılacak.
    Türkiye’den üç filmle temsil edildiği festivalde; Çağla Zencirci ile Guillaume Giovanetti’nin ortak filmi olan “Sibel” büyük ödül Altın Leopar’a aday gösterildi.
    Tarık Aktaş’ın “Nebula” adlı filmi Cineasti del Presente (Günümüz Yönetmenleri) bölümünde ve Gülcan Keltek imzalı “Gülyabani” ise, ‘Signs of Life’ta gösterilecek.
    Locarno Film Festivali sanat kaygısı güden sinemacılar ve genç yönetmenler için önemli bir çıkış noktası olması özelliği taşıyor.
    Locarno Film Festivali’nde 1979 yılında Yılmaz Güney/Zeki Ökten ikilisinin “Sürü” filmi “en iyi film Altın Leopar” ve Yönetmen Fatih Akın’ın ‘Kısa ve Acısız’ isimli filmi de 1998 yılındaki yarışmada Bronz Leopar ödülüne layık görülmüştü.

    Mayıs ayında yapılan 71. Cannes Film Festivalinde, sinema sektörü ve festivallerdeki kadın erkek eşitsizliğine karşı yapılan protestolar Locarno’da da etkisini göstermiş. Locarno Film Festivali Başkanı Marco Solari ve yardımcısı yayınladıkları bir deklarasyonla kadın erkek eşitsizliğinin giderilmesi için gereken bütün imkanların seferber edileceğini duyurdular. Abidin ÇETİN / Locarno

  • AKP’nin İsviçre’deki camilerde seçim propagandası yapmasına tepki

    AKP’nin İsviçre’deki camilerde seçim propagandası yapmasına tepki

    PİRHA- İsviçre’de yayınlanan SonntagsBlick Gazetesi’nin haberine göre, AKP yöneticileri İsviçre makamlarının haberi olmadan İsviçre’deki camilerde seçim kampanyası yürütüyor. İsviçre’de yaşayan yaklaşık 100 bin Türkiyeli seçmen 14 Haziran Perşembe günü Türkiye’deki 24 Haziran seçimleri için sandık başına gidecekler.

    24 Haziran seçimlerinde AKP’yi desteklemeleri için Türkiye’den birçok AKP yöneticisinin İsviçre’ye geldiği ve İsviçre makamlarının bilgisi dışında, restaurantlarda, evlerde ve camilerde AKP’ye oy verilmesi yönünde propaganda yaptıkları belirlendi.

    Gazetenin haberine göre; AKP milletvekili Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt, geçtiğimiz Çarşamba günü İsviçre’ye giderek Zürih yakınlarında bulunan Schlieren’deki bir restaurantta iftar yemeğine katıldı. Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi İlhan Saygılı’nın da katıldığı bu iftar yemeğini Avrupalı Türk Demokratlar Birliği UETD organize etti.

    AKP milletvekili Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt geçtiğimiz Cumartesi günü Biel, Cham, Uster ve Solothurn Kentlerinde bulunan camileri ziyaret ederek burada seçim propagandası yaptı.

    Basına yansıyan bir fotoğrafta AKP milletvekili Kurt ve bir grup AKPli kadın, seçim el ilanları ve Müslüman Kardeşler örgütünün sembolü olan Rabia işareti ile poz verdikleri görüldü.

    16 Nisan Referandumu’nda izin verilmeyen bu tür çalışmaların bu seçimlerde, başka örgütler adına organize edilerek yasakların aşılması hedefleniyor.

    Haberin devamında; İsviçre Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Pierre-Alain Eltschinger’in yaptığı açıklamada, Türk politikacılarının buradaki seçim çalışmaları ile ilgili kendilerine iletilmiş hiçbir bilginin olmadığını söylediği de yer aldı.

    Abidin ÇETİN/ZÜRİH

  • Yılmaz Güney’in ilk eşi Birten Ünal yaşamını yitirdi

    Yılmaz Güney’in ilk eşi Birten Ünal yaşamını yitirdi

    PİRHA- Yımaz Güney’in ilk eşi ve Elif Güney Pütün’ün annesi Birten Ünal bu sabah, Yalova’da hayata gözlerini yumdu.

    Yımaz Güney’in ilk eşi ve Elif Güney Pütün’ün annesi Birten Ünal bu sabah, Yalova’da hayata gözlerini yumdu.Uzun süredir ağır bir hastalık ile mücadele eden Birten Ünal 78 yaşındaydı.

    Paris’te yaşayan kızı Elif Güney Pütün PİRHA’ya yaptığı açıklamada, annesinin uzun zamadır kanser ile mücadele ettiğini ve bir buçuk yıl önce Ankara’dan, sağlığı için daha uygun bir yer olduğunu düşündükleri Yalova’ya getirdiklerini ve kendisinin de annesinin bakımını üstlendiğini ve buraya yerleştiğini belirtti.

    Yılmaz Güney, Birten Ünal ile 1960’lı yıllarda yazdığı bir öyküden dolayı sürgün edildiği Konya’da tanışıp evlenmişti ve çok sevdiği için ona Can ismiyle hitap ediyordu.

    Abidin ÇETİN/ZÜRİCH