Yazar: cebo

  • Şair Yoldaş Güneş ilk şiir kitabı “Sevda Yeli’ni yayımladı-VİDEO

    Şair Yoldaş Güneş ilk şiir kitabı “Sevda Yeli’ni yayımladı-VİDEO

    PİRHA- PİRHA’ya konuşan şair Yoldaş Güneş, ilk şiir kitabı Sevda Yeli‘nde bireysel duyguların yanı sıra toplumsal hafıza, adalet, emek ve dayanışma temalarına yer verdiğini söyledi. Güneş, kitapta Hasret Gültekin ile Selçuk Kozağaçlı için yazdığı şiirlerin de bulunduğunu belirtti.

    Vegan Yayınevi etiketiyle yayımlanan Sevda Yeli adlı ilk şiir kitabının yazarı Yoldaş Güneş, eserine ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu. Yaklaşık 15 yıldır şiir yazdığını belirten Güneş, kitabının bireysel duygularla birlikte toplumsal hafızayı ve direnişi konu edindiğini ifade etti.

    “HAFIZANIN VE DİRENİŞİN ŞİİRİ”

    1993 yılında Antalya’da doğduğunu, Erzincanlı olduğunu söyleyen Güneş, şiirin kendisi için yalnızca estetik bir ifade biçimi olmadığını vurgulayarak şunları söyledi:

    “Şiir benim için yalnızca sözcüklerin estetik bir düzen içinde yan yana gelmesi değil; insanın yaşadığı coğrafyaya, ortak hafızaya ve değerlerine kurduğu bağlılığın ifadesidir. Sevda Yeli de bu bağlılıktan doğan bir şiir kitabıdır.”

    Güneş, kitabında aşk, özlem ve yalnızlık gibi bireysel temaların yanı sıra toplumsal dayanışma, emek ve adalet arayışına da yer verdiğini belirtti.

    “SEVDA, ÖZGÜR BİR GELECEĞE DUYULAN BAĞLILIKTIR”

    Sevda kavramını yalnızca iki insan arasındaki duygusal ilişkiyle sınırlamadığını ifade eden Güneş, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Sevda bazen bir toprağa, bir dile, bir kente ya da özgür bir geleceğe duyulan derin bir bağlılıktır. Kitapta ayrıca 19 Aralık Hayata Dönüş operasyonları ve ölüm oruçlarında yaşamını yitirenlere ilişkin izler de yer alıyor.”

    Güneş, tecrit koşullarındaki kuyu tipi cezaevlerinde tutulanlara ilişkin şiirlerin de kitapta bulunduğunu belirterek, Sivas Katliamı‘nda yaşamını yitiren ozan Hasret Gültekin ile hukuk mücadelesiyle tanınan Selçuk Kozağaçlı için kaleme aldığı “Kilit Kimde” adlı şiirin de kitapta yer aldığını söyledi.

    “ALEVİ İNANCININ DEĞERLERİNDEN BESLENİYOR”

    Sevda Yeli‘nin aynı zamanda Alevilik inancının rızalık, eşitlik, hakikat ve insan merkezli yaşam anlayışından beslendiğini dile getiren Güneş, “Bu yönüyle kitap, inanç ile toplumsal hafızayı şiirin ortak dili içinde buluşturmaya çalışan bir arayışın ürünüdür” dedi.

    Kitabın bireysel duygular ile toplumsal gerçekliği birbirinden ayırmayan bir anlayışla kaleme alındığını ifade eden Güneş, eserinde emek, dayanışma ve adalet arayışını konu alan şiirlerin de yer aldığını söyledi.

    Cebrail ARSLAN / ANTALYA

     

     

     

     

  • Hüseyin Eriş: 4 Mayıs’ta Dersim’de “Dedeler Zirvesi” yapılması toplumun sinir uçlarıyla oynamaktır-VİDEO

    Hüseyin Eriş: 4 Mayıs’ta Dersim’de “Dedeler Zirvesi” yapılması toplumun sinir uçlarıyla oynamaktır-VİDEO

    PİRHA- Abdal Musa Dergâhı Postnişini Hüseyin Eriş, 4 Mayıs’ta Dersim’de düzenlenen “Dedeler Zirvesi”ne tepki göstererek, bunun Dersim Katliamı’nın yıldönümünde toplumun hassasiyetlerini yok sayan bir adım olduğunu söyledi. Eriş, “Hiçbir zaman devletin istediği gibi bir Alevi-Bektaşi olmadık, bundan sonra da olmayacağız” dedi.

    Abdal Musa Dergâhı Postnişini Hüseyin Eriş, 4 Mayıs’ta Dersim’de düzenlenen “Dedeler Zirvesi”ne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Zirvenin tarihine tepki gösteren Eriş, bunun Alevi toplumunun hafızasını ve hassasiyetlerini görmezden gelen bir yaklaşım olduğunu ifade etti.

    “TOPLUMUN SİNİR UÇLARIYLA OYNANIYOR”

    4 Mayıs’ın Dersim açısından taşıdığı tarihsel öneme dikkat çeken Hüseyin Eriş, bu tarihte “Dedeler Zirvesi” düzenlenmesini doğru bulmadıklarını belirterek şunları söyledi:

    “4 Mayıs’ta Dersim’de Dedeler Zirvesi yapılması toplumun sinir uçlarıyla oynamaktır. En hassas olduğumuz konular üzerinden bizi asimile etmeye, Dersim Katliamı’nı unutturmaya çalışıyorlar. Biz bunu kabul etmiyoruz. Hiçbir zaman devletin istediği gibi bir Alevi-Bektaşi olmadık, bundan sonra da olmayacağız. Bizim yolumuz da duruşumuz da bellidir.”

    “ALEVİLER BİAT ETMEDİ, ETMEYECEK”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na yönelik eleştirilerde bulunan Eriş, Alevilerin tarih boyunca baskılara rağmen inançlarından ve duruşlarından vazgeçmediğini söyledi.

    Eriş, “Hiçbir zaman Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na biat etmeyeceğiz. Eğer biat etmiş olsaydık, Kuyucu Murat Paşa’dan Maraş’a, Çorum’dan Sivas Katliamı’na kadar yaşanan acıları yaşamazdık. Alevi-Bektaşi yolunun bir duruşu vardır. Bu yol zalimin değil, her zaman mazlumun yanında olmuştur” diye konuştu.

    “DEVLETTEN BEKLENTİMİZ YOK, İNANCIMIZA DOKUNULMASIN YETER”

    İnançlarını kendi erkânları doğrultusunda yaşamaya devam edeceklerini vurgulayan Eriş, devletten herhangi bir ayrıcalık talep etmediklerini ifade etti.

    “Biz her zaman İmam Hüseyin gibi başı dik durduk. Bundan sonra da Pir Sultan Abdal’ın, Abdal Musa Sultan’ın ve Hacı Bektaş Veli’nin öğretisi doğrultusunda yolumuzu sürdüreceğiz. Devletten çok bir beklentimiz yok. İnancımıza ve yolumuza dokunulmasın yeter.”

    Yol erkânının bedeller ödenerek bugüne taşındığını belirten Hüseyin Eriş, mücadele kararlılıklarını şu sözlerle dile getirdi:

    “Biz bu yola ‘ateşten gömlek, demirden leblebi’ deriz. Bu yolun dönüşü yoktur. Bir kez ikrar verdin mi eğilmezsin. Pirlerimizden ve mürşitlerimizden zalimler karşısında eğilmemeyi öğrendik. Başımızı da veririz, canımızı da veririz ama yolumuzdan dönmeyiz. Aynı inanç ve kararlılıkla bu yolu gelecek kuşaklara taşımaya devam edeceğiz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Samsun’da aşure lokmaları pay edildi: Kerbela’nın mirası zalime karşı susmamaktır-VİDEO

    Samsun’da aşure lokmaları pay edildi: Kerbela’nın mirası zalime karşı susmamaktır-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Samsun Şubesi, Muharrem orucunun ardından aşure lokmalarını pay etti. PSAKD Samsun Şube Başkanı Cem Sultan Ermiş, Kerbela’nın yalnızca tarihsel bir olay olmadığını belirterek, “İmam Hüseyin’i anmak; sadece matem tutmak değil, onun uğruna can verdiği adalet, özgürlük, hak ve insanlık değerlerini yaşamaktır” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Samsun Şubesi, Muharrem orucunun sona ermesinin ardından aşure lokmalarını canlarla paylaştı.

    Etkinlik, Özükızıl Ocağı evlatlarından Ali Ekber Göğtekin’in okuduğu lokma gülbengi ile başladı. Gülbengin ardından konuşan PSAKD Samsun Şube Başkanı Cem Sultan Ermiş, aşurenin Alevi inancındaki anlamına ve Kerbela’nın günümüze taşıdığı mesajlara dikkat çekti.

    “AŞURE PAYLAŞMANIN VE BİR ARADA YAŞAMANIN SİMGESİDİR”

    Aşurenin yalnızca bir tatlı olmadığını ifade eden Ermiş, “Aşure; paylaşmanın, bereketin, birliğin ve farklılıkların aynı kazanda kardeşçe buluşmasının adıdır. Nasıl ki aşure farklı malzemelerin uyumuyla güzelleşiyorsa, insanlık da farklı inançların, kimliklerin ve kültürlerin bir arada, barış içinde yaşamasıyla anlam kazanır” dedi.

    Alevi-Bektaşi öğretisinin temelinde sevgi, adalet, rızalık ve paylaşım bulunduğunu belirten Ermiş, hiçbir kimsenin inancı, kimliği, dili ya da düşüncesi nedeniyle ötekileştirilmediği bir yaşam anlayışını savunduklarını söyledi.

    “KERBELA HAK İLE ZULMÜN KARŞI KARŞIYA GELDİĞİ İNSANLIK SINAVIDIR”

    Konuşmasında Kerbela’nın anlamına da değinen Ermiş, Kerbela’nın yalnızca tarihte yaşanmış bir olay olmadığını vurgulayarak, “Kerbela; hak ile zulmün, adalet ile baskının, vicdan ile iktidar hırsının karşı karşıya geldiği büyük bir insanlık sınavıdır. İmam Hüseyin makam uğruna değil hakikat uğruna yürümüş, saltanat için değil adalet için direnmiştir” ifadelerini kullandı.

    Kerbela’nın bugün de insanlığa yol göstermeye devam ettiğini söyleyen Ermiş, Alevilerin Kerbela’yı yalnızca matemle değil, ibret alarak andığını belirterek, “Nerede haksızlık varsa onun karşısında durmak, nerede mazlum varsa yanında olmak Kerbela’nın bize yüklediği sorumluluktur” diye konuştu.

    “GERÇEK İBADET İNSANI SEVMEKTİR”

    Alevi-Bektaşi öğretisinin “eline, beline, diline sahip ol” ilkesini hatırlatan Ermiş, bu öğretinin insanı incitmemeyi, kul hakkı yememeyi, doğaya saygıyı, kadın-erkek eşitliğini ve insanı Hakk’ın tecellisi olarak görmeyi esas aldığını söyledi.

    Hacı Bektaş Veli’nin “Bir olalım, iri olalım, diri olalım” sözünün bugün her zamankinden daha anlamlı olduğunu belirten Ermiş, Pir Sultan Abdal’ın zalime karşı direnen duruşunun, Şah Hatayi’nin sevgisinin, Yunus Emre’nin hoşgörüsünün ve İmam Hüseyin’in adalet mücadelesinin aynı hakikat yolunun farklı sesleri olduğunu ifade etti.

    “HAK’TAN, HUKUKTAN VE ADALETTEN YANA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Dağıtılan aşure lokmasının paylaşmanın, dayanışmanın ve rızalığın simgesi olduğunu dile getiren Ermiş, ülkede hiçbir annenin gözyaşı dökmediği, hiçbir çocuğun aç kalmadığı, insanların inançları ve kimlikleri nedeniyle ayrımcılığa uğramadığı bir yaşam temennisinde bulundu.

    Kerbela’nın en büyük mirasının zalime karşı susmamak ve mazlumun yanında durmak olduğunu vurgulayan Ermiş, “Hak’tan, hukuktan, adaletten, eşit yurttaşlıktan, laik ve demokratik bir yaşamdan yana olmaya devam edeceğiz. İnsan onurunu her şeyin üzerinde tutacağız. Birlikte üretmeye, birlikte paylaşmaya, birlikte yaşamaya devam edeceğiz” dedi.

    Konuşmasını Pir Sultan Abdal’ın “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” dizeleriyle tamamlayan Ermiş, aşure lokmasının kabul olmasını dileyerek etkinliğe katkı sunanlara teşekkür etti.

    PİRHA/SAMSUN

     

  • Antalya’da Amasyalılar aşure lokmasında buluştu: Birliğimizi ve kültürümüzü yaşatıyoruz-VİDEO

    Antalya’da Amasyalılar aşure lokmasında buluştu: Birliğimizi ve kültürümüzü yaşatıyoruz-VİDEO

    PİRHA- Antalya’da Merzifon Kayadüzü Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin düzenlediği aşure lokmasında birlik ve dayanışma mesajları verildi. Dernek Yönetim Kurulu Üyesi Kasım Tezcan, tüm faaliyetlerini üyelerin katkılarıyla sürdürdüklerini belirterek, “Kendi lokmamızı, kendi kazanımızı kendimiz kaynatıyoruz” dedi.

    Antalya’nın Muratpaşa ilçesindeki ASSİM İnovasyon Merkezi’nde gerçekleştirilen aşure lokması etkinliği, Arzuman Ocağı evlatlarından Yol Yürütücüsü Şehriban Mutluer’in okuduğu gülbenkle başladı. Program, Hüseyin Abdal Ocağı evladı Kulcan İlyas Şimşek’in seslendirdiği deyişlerle devam etti.

    “250’YE YAKIN ÜYEMİZLE FAALİYETLERİMİZİ SÜRDÜRÜYORUZ”

    Etkinliğe ilişkin PİRHA’ya konuşan Merzifon Kayadüzü Kültür ve Yardımlaşma Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Kasım Tezcan, derneğin 2004 yılında kurulduğunu belirterek şu bilgileri verdi:

    “Derneğimizi 2004 yılında kurduk. Bugün yaklaşık 250 üyemiz bulunuyor. Kurulduğumuz günden bu yana aktif şekilde faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Kahvaltı buluşmaları, aşure etkinlikleri düzenliyoruz. Ayrıca üniversite öğrencilerine burs desteği sağlıyor, yaklaşık 300 ilköğretim öğrencisine yönelik yöresel yemek etkinlikleri gerçekleştiriyoruz.”

    “ANTALYA’DA BİNE YAKIN AMASYALI YAŞIYOR”

    Antalya’da yaklaşık üç bine yakın Amasyalı nın yaşadığını ifade eden Tezcan, Kayadüzü köyünden ise yaklaşık 350 hanenin kentte bulunduğunu söyledi.

    “Düğünümüzde, nişanımızda, cenazemizde ya da herhangi bir etkinlikte birlik ve beraberlik içinde bir araya geliyoruz. Haberleşmemizi WhatsApp ve Facebook gruplarımız üzerinden sağlıyoruz.”

    “LOKMALARIMIZI KENDİ İMKANLARIMIZLA HAZIRLIYORUZ”

    Derneğin faaliyetlerini üyelerin aidatları ve gönül dostlarının katkılarıyla sürdürdüğünü dile getiren Tezcan, herhangi bir kurum ya da belediyeden maddi destek almadıklarını vurguladı.

    “Lokmalarımızı tamamen kendi imkânlarımızla hazırlıyoruz. Herhangi bir kurumdan ya da belediyeden katkı almıyoruz. Kendi lokmamızı, kendi kazanımızı kendimiz kaynatıyoruz.”

    Kayadüzü köyünde cemevlerinin bulunduğunu ve her yıl Muharrem orucunun tutulup aşure lokmalarının pay edildiğini hatırlatan Tezcan, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Dernekçilik karşılık beklemeden yapılan bir gönül işidir. Biz kimseden maddi bir beklenti içinde değiliz. Tek isteğimiz, insanlar etkinliklerimizde bizleri yalnız bırakmasın, yanımızda olduklarını hissettirsin. Önemli olan birlik ve beraberliğimizi güçlendirmek, kültürümüzü gelecek kuşaklara aktarmaktır.”

    PİRHA/ANTALYA

  • AKD’li Şahin: Kadınların çalışma koşulları sağlanmadan nafaka hakkı kaldırılamaz-VİDEO

    AKD’li Şahin: Kadınların çalışma koşulları sağlanmadan nafaka hakkı kaldırılamaz-VİDEO

    PİRHA- Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakasına ilişkin düzenlemeyi iptal etmesine tepkiler sürüyor. Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antalya Şube Sekreteri Şengül Şahin, Anayasa Mahkemesi’nin daha önce nafakanın bir hak olduğunu belirtmesine rağmen sonrasında eşitlik ilkesine aykırı bularak kaldırmasının doğru olmadığını ifade etti. Şahin, “Esas olan kadının çalışarak var olmasıdır. Bunun alt yapısı yapılmadan anayasa mahkemesinin süresiz nafakayı kaldırması doğru değildir” dedi.

    “KADIN İÇİN SÜRESİZ NAFAKA HİÇBİR ZAMAN OLMADI”

    Süresiz nafakanın hiçbir zaman mutlak bir uygulama olmadığını belirten Şahin, “Kadın çalışmaya başlayınca ya da başka şekilde gelir elde etmeye başladıktan sonra nafaka kesiliyor” diye konuştu.

    Nafakanın yalnızca kadınlara değil, ekonomik durumu iyi olmayan erkeğe de verilebildiğini belirten Şahin, “Burada önemli olan süresiz nafakadan ziyade sıkıntıya düşmüş kadınların geçimini sağlayabilmesi için istemediği bir evliliğe bağlı kalmak zorunda kalmadan hayatını idame ettirebilmesi olması gerekiyor” dedi.

    Çocuk varsa mağduriyetin önlenmesi gerektiğini vurgulayan Şahin, “Çocuğun mağdur olmaması, kadının kendi hayatını kurana kadar bir şekilde ayakta kalabilmesini sağlamak gerekiyor. Devletin temel amacının bu olması ve adalet duygusunu rehber olarak alması gerektiğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

    “AVRUPA’DA DEZAVANTAJLI DURUMDA OLAN KADINLARA VERİLEN BİR HAK”

    Türkiye’de kadınların ekonomik hayata yeterince katılamadığını belirten Şahin, pozitif ayrımcılığın önemine dikkat çekerek, “Türkiye’de süresiz nafaka diye adlandırılan şey Avrupa’nın birçok ülkesinde kadının dezavantajlı durumundan kaynaklı olarak kadınlara verilmiş bir hak” dedi.

    “NAFAKA KALDIRILMADAN ÖNCE ESAS OLAN KADININ ÇALIŞARAK VAR OLMASI İÇİN YENİ ÇALIŞMA ALANLARININ AÇILMASIDIR”

    Anayasa Mahkemesi’nin önce nafakayı hak olarak değerlendirip sonrasında eşitlik ilkesine aykırı bulmasını doğru bulmadığını belirten Şahin, “Bir Alevi kadın olarak doğru bulmuyorum. Biz Alevi kadınlar özellikle sosyal hayatta var olmaya ve ayakta kalmaya çalışıyoruz. Esas olan kadının çalışarak var olması ama sen bunun başta alt yapısını yapmadan anayasadan bunu kaldırırsan bu doğru olmaz” diye konuştu.

    “DEVLETİN GÖREVİ KADIN VE ERKEK ARASINDAKİ EŞİTLİĞİ SAĞLAMASIDIR”

    Devletin temel görevinin eşitliği sağlamak olduğunu ifade eden Şahin, “Erkeğin bir sene evli kalıp ömür boyu kadına baktığı düşüncesi adil olmadığı söyleniyor. Ama bu çok azınlık bir kısmını oluşturuyor. Milyonlarca kişinin vebalini alamaz. Çok zengin insanlar bir sene evli kalıyor, kadına ömür boyu nafaka ödüyor. Ama bu ülkede 85 milyon kişi var. Yarısının kadın olduğunu düşünürsek çok gerçekçi bir yaklaşım değil. Her olayın kendi gerçekliği üzerinden değerlendirilmesi gerekiyor” dedi.

    “ALEVİ KADINLAR BU TOPLUMDAN BAĞIMSIZ DEĞİLLER”

    Alevi kadınların toplumsal olaylara duyarlı olduğunu belirten Şahin, “Kadın dayanışmasını ilerletmek için kadınlarla birlikte alanlarda olmayı önemsiyoruz. Alevi kadınları sonuçta bu toplumdan bağımsız kadınlar değil. Alevi kadın boşanmak istediğinde de süresiz nafaka sorunuyla ve geçinememe problemiyle karşılaşacak. Dolayısıyla bizim de problemimiz. O yüzden duyarlılık geliştirilmesi gerektiği konusunda çalışmalar yapılması gerektiğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • PSAKD’li Arslan: Abdal Musa’da, Dersim’de dergahlarımızın kuşatılmasına izin vermeyeceğiz-VİDEO

    PSAKD’li Arslan: Abdal Musa’da, Dersim’de dergahlarımızın kuşatılmasına izin vermeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA- PSAKD Altınova Şube Başkanı Adnan Arslan, Abdal Musa Anma Etkinlikleri’nde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın temsilcilerini kabul etmeyeceklerini belirterek, 2 Temmuz Sivas Katliamı’nın 33. yılı dolayısıyla “33 bağlama, 33 semah, 33 can” temasıyla anma gerçekleştireceklerini söyledi. Arslan, Sivas’ın ardından Dersim’de Munzur Baba ve Düzgün Baba ziyaretleri yaparak inanç merkezlerine sahip çıkacakları mesajını vereceklerini ifade etti.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği  (PSAKD) Antalya Şube Başkanı ve Akdeniz Bölge Sorumlusu Adnan Arslan, her yıl olduğu gibi bu yıl da Antalya’daki Alevi kurumlarıyla birlikte 26, 27 ve 28 Haziran tarihlerinde Abdal Musa Dergâhı’nda olacaklarını söyledi.

    Abdal Musa’nın bütün Aleviler için büyük bir değer taşıdığını vurgulayan Arslan, “27 Haziran’da Abdal Musa’da olacağız. Programın en yoğun günü de 27 Haziran’da gerçekleştirilecek anma etkinliği olacak” dedi.

    ALEVİ BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI’NIN TEMSİLCİSİNİ KONUŞTURMAYIZ”

    Arslan, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Abdal Musa Anması’na katılacağı yönünde bilgi aldıklarını belirterek, bu durumu kabul etmediklerini söyledi.

    Başkanlığın yetkililerinden bir kişinin anmaya katılarak konuşma yapmak istediğini ifade eden Arslan, “Biz bunu kabul etmiyoruz. Tanımadığımız bir kurumun temsilcisini orada konuşturmayız. Gelmeleri halinde protesto ederiz ve konuşmalarına izin vermeyiz” dedi.

    Dergâhların Alevi toplumuna ait olduğunu vurgulayan Arslan, “Dergâhlarımızı kuşatmalarına da teslim almalarına da izin vermeyeceğiz. Dergâhlar Alevi toplumunun dergâhları ve ziyaretgâhlarıdır” ifadelerini kullandı.

    MUHARREM CEMİMİZİ VE AŞURE LOKMALARIMIZI ABDAL MUSA’DA PAYLAŞACAĞIZ”

    Bu yıl anma etkinliklerinin Muharrem ayına denk geldiğini hatırlatan Arslan, PSAKD Altınova Şubesi olarak Muharrem cemini ve aşure lokmasını Abdal Musa Dergâhı’nda gerçekleştireceklerini söyledi.

    “Cemimizin ardından aşure lokmamızı burada dağıtacağız” diyen Arslan, “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na karşı biz buradayız, lokmamızı da buradan dağıtıyoruz, cemimizi de burada yapıyoruz diyerek Alevi kurumlarının ve Alevilerin inanç mekânlarına sahip çıktığı mesajını vereceğiz” diye konuştu.

    “33. YILDA 33 BAĞLAMA, 33 SEMAH, 33 CAN”

    2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı’nın bu yıl 33. yılı olduğunu hatırlatan Arslan, genel merkezin aldığı karar doğrultusunda anmaların “33. yıl, 33 bağlama, 33 semah, 33 can” temasıyla gerçekleştirileceğini belirtti.

    “33 canımızı anacağız. Bu yıl anmalarımızı ’33. yıl, 33 bağlama, 33 semah, 33 can’ şiarıyla gerçekleştireceğiz” dedi.

    2 Temmuz’daki Sivas anmasının ardından bazı üyelerin Çorum’a gideceğini belirten Arslan, PSAKD Altınova Şubesi olarak ise Dersim’e geçeceklerini söyledi.

    “Bu yıl Dersim’e gitmemizin nedeni ocaklarımızı kuşatma girişimlerine karşı inanç merkezlerimize sahip çıkmaktır” diyen Arslan, iki gün boyunca Munzur Baba ve Düzgün Baba başta olmak üzere kutsal ziyaretgâhları ziyaret edeceklerini ifade etti.

    Arslan, “Buradan şu mesajı vereceğiz; Dersim’de sözüm ona 130 dede ile toplantı yapmanız bize vız gelir. Biz buradayız. Aleviler ve Alevi kurumları buradadır. Ziyaretgâhlarımıza sahip çıkıyoruz” dedi.

    “11 TEMMUZ’DA ANTALYA’DA ANMA ETKİNLİĞİ YAPACAĞIZ”

    PSAKD Antalya şubeleri olarak 11 Temmuz’da Antalya Erdem Bayazıt Kültür Merkezi’nde geniş katılımlı bir anma etkinliği düzenleyeceklerini açıklayan Arslan, sivil toplum örgütleri ve yöre dernekleriyle görüşerek katılım çağrısı yapacaklarını söyledi.

    Arslan, “33 bağlama, 33 semah ve 33 canımızı anacağız. Sivas’ı yalnızca unutmamak ve unutturmamak için değil, aynı zamanda katliamın hesabını sormak için de hem genel merkez düzeyinde hem de yerelde mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Ayşe Panuç: Gülistan Doku davasını nereye taşırlarsa taşısınlar peşini bırakmayacağız-VİDEO

    Ayşe Panuç: Gülistan Doku davasını nereye taşırlarsa taşısınlar peşini bırakmayacağız-VİDEO

    PİRHA- Gülistan Doku dosyasının Erzurum’a taşınmak istenmesine tepki gösteren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kumluca Şube Yönetim Kurulu Üyesi Ayşe Panuç, davanın Dersim’den taşınmasının “sönümlenmesi” anlamına geleceğini söyledi. Panuç, “Nereye götürürlerse götürsünler kadınlar olarak her zaman Gülistan Doku’nun davasının peşinden gideceğiz” dedi.

    Türkiye’de yalnızca Gülistan Doku’nun değil, kaybedilen göçmen kadınların ve son olarak Konya’da intihar ettiği öne sürülen göçmen bir kadının ölümünün de kadın katliamlarının bir parçası olduğunu belirten Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kumluca Şube Yönetim Kurulu Üyesi Ayşe Panuç, şunları söyledi:

    “Türkiye’de kadın cinayetleri her geçen gün artıyor. Gülistan Doku dosyası ise kadınların altı yıldır sürdürdüğü mücadele sayesinde bugün hala gündemde. Eğer kadınlar bu mücadeleyi bırakmış olsaydı dosya çoktan kapanmış olabilirdi. Elbette ailesi de çok büyük bir mücadele veriyor. Bugün gelinen noktada dosyanın hala takip ediliyor olmasının en önemli nedeni bu mücadeledir.”

    “DERSİM’E ATANAN YENİ KADIN BAŞSAVCIYLA BİRÇOK NOKTA AYDINLANDI”

    Dersim’e atanan yeni kadın başsavcının göreve başlamasıyla birlikte dosyada önemli gelişmeler yaşandığını ifade eden Panuç, şöyle konuştu:

    “Yeni başsavcının göreve başlamasıyla birlikte birçok nokta aydınlanmaya başladı. Tam da bu aşamada davanın Erzurum’a taşınmak istenmesi söz konusuysa bunun davayı sönümlendirmeye yönelik bir adım olduğunu düşünüyorum.”

    Davaya ilişkin bütün delillerin ve olay yerinin Dersim’de bulunduğunu vurgulayan Panuç, dosyanın başka bir ile taşınmasının doğru olmadığını belirterek şunları kaydetti:

    “Bu davanın görülmesi gereken yer Dersim’dir. Çünkü olay yeri de, deliller de, soruşturmanın bütün unsurları da orada. Olayla bağlantılı herkes Dersim’de. Ben hukukçu değilim ama dosyanın başka bir yere taşınmasının hukuken de doğru olmadığını düşünüyorum.”

    “NEREYE TAŞINIRSA TAŞINSIN PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ”

    Gülistan Doku davasının Dersim’den taşınmasının davanın sönümlenmesi anlamına geleceğini söyleyen Panuç, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Adalet Bakanı bu dosyanın sonuna kadar takipçisi olacaklarını söylemişti. Biz de bunun gereğinin yerine getirilmesini bekliyoruz. Ama davayı nereye taşırlarsa taşısınlar kadınlar Gülistan Doku’nun davasını bırakmayacak. Erzurum da olsa başka bir şehir de olsa peşinden gideceğiz. Gülistan Doku için adalet sağlanıncaya kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.”

    Cebrail ARSLAN / ANTALYA

     

  • Aktivist Çağrı Sert: Nafaka bir ayrıcalık değil, yaşam güvencesidir-VİDEO

    Aktivist Çağrı Sert: Nafaka bir ayrıcalık değil, yaşam güvencesidir-VİDEO

    PİRHA- Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakasına ilişkin düzenlemeyi iptal etmesine tepki gösteren aktivist Çağrı Sert, nafakanın kadınlara tanınmış bir ayrıcalık değil, boşanma sonrası mağduriyeti önlemeye yönelik bir hak olduğunu belirtti. Sert, nafakanın kaldırılmasının kadınları evlilik içinde kalmaya zorlayacağını ve toplumsal eşitsizlikleri derinleştireceğini söyledi.

    Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakasına ilişkin düzenlemeyi iptal etmesine yönelik tartışmalar sürerken, aktivist Çağrı Sert karara tepki gösterdi. Nafakanın yalnızca kadınlara yönelik bir uygulama olmadığına dikkat çeken Sert, boşanma sonrasında ekonomik olarak güçsüz durumda kalan tarafın korunmasını amaçlayan bir hak olduğunu vurguladı.

    Süresiz nafaka tartışmalarının uzun süredir kamuoyunda çarpıtılarak gündeme getirildiğini ifade eden Sert, iktidarın önce nafaka süresini bir yıl ile sınırlandırmayı gündeme getirdiğini, daha sonra bu sürenin 10 yıla çıkarılmasının konuşulduğunu hatırlattı.

    “SÜRESİZ NAFAKA SÖYLEMİ GERÇEĞİ YANSITMIYOR”

    Kamuoyunda “ömür boyu nafaka” algısının yaratıldığını belirten Sert, gerçekte nafakanın çeşitli koşullara bağlı olduğunu söyledi.

    Kadının işe başlaması ya da yeniden evlenmesi halinde nafakanın kesildiğini hatırlatan Sert, medyada yer alan yüksek nafaka örneklerinin geneli yansıtmadığını ifade etti.

    Nafaka miktarlarının tarafların gelir durumuna göre belirlendiğini kaydeden Sert, uygulamanın amacının bir tarafı zenginleştirmek ya da diğer tarafı yoksullaştırmak olmadığını belirterek asıl sorunun nafaka yükümlülüklerinin çoğu zaman yerine getirilmemesi olduğunu dile getirdi.

    “ASIL SORU NEDEN NAFAKAYA EN ÇOK KADINLARIN İHTİYAÇ DUYDUĞU”

    Nafaka tartışmalarında göz ardı edilen temel meselenin toplumsal cinsiyet eşitsizliği olduğunu söyleyen Sert, “Neden nafakaya ihtiyaç duyanların büyük çoğunluğu kadınlar?” sorusunun sorulması gerektiğini belirtti.

    Evlilik içinde kadınların büyük ölçüde görünmeyen ev içi emeği üstlendiğini ifade eden Sert, çocuk bakımı, ev işleri ve bakım sorumluluklarının çoğunlukla kadınların omuzlarına yüklendiğini söyledi.

    Bu nedenle kadınların ekonomik bağımsızlıklarını kurmakta zorlandığını vurgulayan Sert, boşanma sonrasında da çoğu zaman çocukların velayetinin anneye verilmesi nedeniyle kadınların ağır ekonomik yüklerle karşı karşıya kaldığını kaydetti.

    NAFAKA BİR AYRICALIK DEĞİL, MAĞDURİYETİ ÖNLEYEN BİR MEKANİZMA”

    Nafakanın lüks ya da ayrıcalık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Sert, uygulamanın boşanma sonrasında kadınların ve çocukların mağduriyet yaşamalarını önlemeyi amaçladığını söyledi.

    Türkiye’de çocuk yaşta evliliklerin, istismarın ve aile içi şiddetin hala ciddi bir sorun olduğunu dile getiren Sert, ekonomik güvencenin ortadan kaldırılmasının kadınları istemedikleri evliliklerin içinde kalmaya zorlayabileceğini ifade etti.

    Kadınların çoğu zaman baskı altında evlendirildiğini, çocuk bakımının yanı sıra eşlerinin ailelerine yönelik bakım yükünü de üstlenmek zorunda bırakıldığını belirten Sert, nafakanın kaldırılmasının kadınları adeta “ev hapsine” mahkûm etmek anlamına geleceğini söyledi.

    “KADINLAR İÇİN BOŞANMAYI DAHA DA ZORLAŞTIRACAK”

    Boşanma süreçlerinde velayet, nafaka ve diğer hukuki işlemlerin büyük ölçüde kadınların omuzlarında kaldığını ifade eden Sert, ekonomik olanakları sınırlı kadınların bu süreçlerde daha fazla zorlandığını kaydetti.

    Süresiz nafakanın kaldırılmasının kadınların boşanma kararını daha da güçleştireceğini belirten Sert, bunun ekonomik ve psikolojik şiddeti artırabilecek sonuçlar doğuracağı görüşünü dile getirdi.

    “ÇOCUKLARIN YETİŞKİN GİBİ YARGILANMASI CİDDİ RİSKLER TAŞIYOR”

    Yargı paketinde çocuklara ilişkin düzenlemelerin de yer aldığını hatırlatan Sert, çocukların yetişkinlerle eşit şekilde yargılanmasına ve ağırlaştırılmış müebbet gibi cezaların gündeme getirilmesine tepki gösterdi.

    Bu yaklaşımın çocukların rehabilitasyon imkanlarını ortadan kaldırabileceğini söyleyen Sert, suçla karşı karşıya kalan çocukların yalnızca cezalandırılmak yerine onları bu koşullara iten toplumsal ve ekonomik nedenlerin incelenmesi gerektiğini belirtti.

    Türkiye’de son yıllarda yaşanan ekonomik kriz nedeniyle barınma, beslenme ve sağlık gibi temel ihtiyaçlara erişimin zorlaştığını ifade eden Sert, bu durumdan en çok çocukların etkilendiğini kaydetti.

    Çocukların yetişkinler gibi değerlendirilmesinin uzun vadede çocuk yaşta evlilikler ve çocuk istismarı konusunda da tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini savundu.

    “LGBTİ+ HAKLARINA YÖNELİK MÜDAHALELER KABUL EDİLEMEZ”

    Yargı paketinde LGBTİ+ bireylere yönelik düzenlemelerin de bulunduğunu belirten Sert, bu maddelerin bireylerin beden bütünlüğü ve kimlik haklarına müdahale anlamına geldiğini söyledi.

    Taslakta yer alan “genel ahlak” ve kıyafetlere ilişkin ifadelerin son derece muğlak olduğunu ifade eden Sert, bu düzenlemelerin kötü niyetli uygulamalara kapı aralayabileceğini dile getirdi.

    Sert, söz konusu düzenlemelerin yalnızca LGBTİ+ bireyleri değil, hak savunucularını, avukatları ve sağlık çalışanlarını da hedef haline getirebileceğini belirtti.

    “MÜCADELEDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    İktidarın yargı paketiyle kadınların, çocukların ve LGBTİ+ bireylerin yaşam tarzlarına, kimliklerine ve haklarına müdahale etmeyi amaçladığını savunan Sert, bunun temel anayasal haklara aykırı olduğunu söyledi.

    Yargı paketinin yasalaşması halinde dahi mücadeleyi sürdüreceklerini belirten Sert, “Bu haklar için kimseden izin almayacağız. Düzenlemeler geçse bile kadınların, çocukların ve LGBTİ+’ların hakları için mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

    Cebrail Arslan / Antalya

     

  • 24 HAZİRAN 2026 ÇARŞAMBA-GÜNDEM

    24 HAZİRAN 2026 ÇARŞAMBA-GÜNDEM

    Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakası uygulamasını iptal etmesini Kadın Aktivist Çağrı Sert  PİRHA’ya değerlendirdi. GÖRÜNTÜLÜ

  • Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Öztürk: Öğretmenlerin haklı mücadelesi polis şiddetiyle engellenemez!

    Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Öztürk: Öğretmenlerin haklı mücadelesi polis şiddetiyle engellenemez!

    PİRHA- Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, özel sektör öğretmenleri ve mülakat mağduru öğretmenlerin Ankara’da sürdürdüğü eylemlere yönelik polis müdahalesine tepki göstererek, öğretmenlerin anayasal haklarını kullandıkları için şiddet ve gözaltılarla karşı karşıya bırakıldığını belirtti. Öztürk, “Öğretmenlerin karşısına barikat değil, çözüm konulmalıdır” dedi.

    Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, yaptığı yazılı açıklamada, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası ile mülakat mağduru öğretmenlerin taban maaş, güvenceli çalışma, insanca yaşayabilecekleri ücret ve özlük haklarının güvence altına alınması talepleriyle 8 gündür Ankara’da eylem yaptığını hatırlattı.

    Öğretmenlerin taleplerine sessiz kalınması üzerine açlık grevine başladığını belirten Öztürk, meslektaşlarının yedi gündür açlık grevinde olduğunu ifade etti.

    “ÖĞRETMENLER POLİS ŞİDDETİYLE KARŞI KARŞIYA BIRAKILDI”

    Öztürk, öğretmenlerin taleplerini kamuoyuna duyurmak amacıyla Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Ankara Temsilciliği önünden Madenci Anıtı’na yürümek istediğini ancak polis engeliyle karşılaştığını belirtti.

    Yapılan müdahalede biber gazı kullanıldığını, öğretmenlerin darp edildiğini, yerlerde sürüklendiğini ve çok sayıda kişinin gözaltına alındığını kaydeden Öztürk, öğretmenlere yönelik müdahalelerin artık sistematik bir hal aldığını söyledi.

    Açıklamada, anayasal haklarını kullanarak basın açıklaması yapmak ve yürüyüş düzenlemek isteyen öğretmenlerin günlerdir polis ablukası, fiziksel şiddet ve gözaltılarla karşı karşıya bırakıldığı vurgulandı. Dayanışma amacıyla eylemlere katılan sendikalar, meslek örgütleri, demokratik kitle örgütleri ve siyasi parti temsilcilerinin de benzer müdahalelerin hedefi olduğu ifade edildi.

    “HAK ARAMAK SUÇ DEĞİLDİR”

    Öğretmenlerin çalışma ve yaşam koşullarına ilişkin sorunların çözülmesi gerekirken iktidarın taleplere polis şiddetiyle yanıt vermesinin kabul edilemez olduğunu belirten Öztürk, hak aramanın suç olmadığını söyledi.

    Basın açıklaması yapmak, yürümek ve sendikal faaliyet yürütmenin demokratik ve anayasal haklar olduğunun altını çizen Öztürk, öğretmenlerin taleplerine yönelik baskı, şiddet ve gözaltı uygulamalarına son verilmesi çağrısında bulundu.

    “BU MÜCADELE BÜTÜN ÖĞRETMENLERİN ORTAK MÜCADELESİDİR”

    Öğretmenlik mesleğinin yıllardır düşük ücret, güvencesizlik, işsizlik, mülakat uygulamaları ve ağır çalışma koşulları nedeniyle itibarsızlaştırıldığını belirten Öztürk, özel okul öğretmenlerinin düşük ücretlere ve patronların keyfi uygulamalarına mahkûm edildiğini ifade etti.

    Atama bekleyen öğretmenlerin geleceğinin mülakat uygulamaları nedeniyle karartıldığını belirten Öztürk, kamuda ve özel sektörde farklı statüler altında çalışan öğretmenlerin emeğinin değersizleştirildiğini söyledi.

    Özel sektör öğretmenlerinin taban maaş ve güvenceli çalışma talebi ile mülakat mağduru öğretmenlerin hak mücadelesinin bütün öğretmenlerin ortak mücadelesi olduğunu vurgulayan Öztürk, bunun aynı zamanda öğretmenlik mesleğinin onurunu, emeğin değerini ve öğrencilerin nitelikli eğitim hakkını savunma mücadelesi olduğunu kaydetti.

    TALEPLER SIRALANDI

    Eğitim Sen olarak öğretmenleri birbirinden ayıran statü farklılıklarını reddettiklerini belirten Öztürk, kamuda ve özel sektörde çalışan, atama bekleyen, sözleşmeli ya da ücretli tüm öğretmenlerin ortak mücadelesini büyütmeye devam edeceklerini ifade etti.

    Öztürk, özel sektörde çalışan öğretmenler için taban maaş hakkının yasal güvence altına alınmasını, güvenceli çalışma koşullarının sağlanmasını, mülakat mağduru öğretmenlerin haklarının teslim edilmesini, açlık grevindeki öğretmenlerin taleplerinin karşılanmasını ve polis müdahalelerinin son bulmasını istedi.

    “Öğretmenlerin karşısına barikat değil, çözüm konulmalıdır” diyen Öztürk, “Öğretmenlerin emeği, mesleği ve onuru gözaltına alınamaz. Hak arayan öğretmenler yalnız değildir” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ANTALYA

  • PSAKD’li Aksoy: Gülistan Doku dosyasında deliller çok ciddi biçimde karartıldı-VİDEO

    PSAKD’li Aksoy: Gülistan Doku dosyasında deliller çok ciddi biçimde karartıldı-VİDEO

    PİRHA- Gülistan Doku dosyasının Erzurum’a taşınmak istenmesine tepki gösteren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şube Kadın Sekreteri Hatice Demir Aksoy, Gülistan Doku dosyasında delillerin çok ciddi biçimde karartıldığını belirterek, “Cinayetin üstü kapatılsın, zaman aşımına uğrasın, faili meçhul olarak kalsın; böyle bir çaba sarf ediliyor” dedi.

    PİRHA’ya değerlendirmelerde bulunan Aksoy, Gülistan Doku davasının Erzurum’a taşınabileceğini hatırlatarak buna karşı seslerini yükselteceklerini belirtti.

    Aksoy, “Gülistan Doku olayında içinde farklı güçler ve bir şebeke var. O yüzden bir türlü çözülemeyen, anlaşıldığı kadarıyla ortada bir cinayet var” dedi.

    “TÜRKİYE’DE SÜREKLİ KADIN CİNAYETLERİYLE KARŞI KARŞIYA KALIYORUZ”

    Türkiye’de sürekli kadın cinayetleriyle karşı karşıya kaldıklarını belirten Aksoy, “Sürekli kadın kıyımıyla karşı karşıya kalıyoruz. Gülistan Doku da bunlardan biri. Bunun en önemli özelliği de elinde bütün yetkileri bulunduran kişiler tarafından yapıldığı söyleniyor. Son süreçte bu ortaya çıktı. Kimin yaptığı ve yapan kişi çok ciddi biçimde korunuyor” diye belirtti.

    Gülistan Doku dosyasında delillerin çok ciddi biçimde karartıldığını belirten Aksoy, “Burada da şunu görüyoruz ki maalesef hukuk doğru işlemiyor. Zaten aksak giden işin içinde bir de kadın olunca, kadın cinayeti olunca tamamen üstü kapatılıyor, köreltiliyor” diye belirtti.

    Gülistan Doku’nun nerede olduğu sorusunun hep sorulduğunu, bunun çok önemli bir çıkış olduğunu belirten Aksoy, “Ciddi bir mücadele verildi. Artık ciddi verilen bu mücadelenin sonucunda ses getirmeye başladı dava ve yavaş yavaş cinayet çözülmeye kadar gidiliyor” şeklinde ifade etti.

    “GÜLİSTAN DOKU İÇİN YAPILACAK EN GÜZEL ŞEY MÜCADELE ETMEK”

    Asıl meselenin insanların can güvenliğini sağlayacak güçlerin bu işlerin içine bulaştığında cinayeti çözmenin çok daha zor olduğunun altını çizen Aksoy, “Bugüne kadar ortaya çıkmamasının nedeni buydu. Olayın üstü kapatılsın, zaman aşımına uğraması ve faili meçhul olarak kalsın isteniyor. Böyle bir çaba sarf ediliyor maalesef” dedi.

    Gülistan Doku cinayetinin ucunun göründüğünü belirten Aksoy, “Bazı şeyler ortaya çıktı ama hala Gülistan Doku’ya ulaşılamadı. Yani çözülemedi. Dolayısıyla da hem ailesi tarafından hem kadın örgütleri tarafından hem de bu konuya duyarlı insanlar tarafından bu tür cinayetlerin çözülmesi için mücadele verilecek. Yapılacak en güzel şey mücadele etmek” diye belirtti.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Dede Kenan Akbaba: Zulme zulümle karşılık vermeyeceğiz-VİDEO

    Dede Kenan Akbaba: Zulme zulümle karşılık vermeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA- Üryan Hızır Ocağı evlatlarından Kenan Akbaba, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığına yönelik eleştirilerde bulunarak, Düzgün Baba Ziyaretgâhı ve Elif Ana Türbesi’ne yönelik saldırıları kınadı. Akbaba, Alevilerin taleplerinin karşılanmadığını belirterek, “Kötülüklere karşı kötülükle cevap vermeyeceğiz, ilimden ve birlikten yana olacağız” dedi.

    Üryan Hızır Ocağı evlatlarından Yol Yürütücüsü  Kenan Akbaba, Alevi kurumlarının ve toplumunun başından beri Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesindeki Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığına karşı çıktığını belirterek, Alevilerin yıllardır inançsal ve demokratik talepler için mücadele verdiğini söyledi.

    Alevilerin öncelikli taleplerinin cemevlerinin inanç merkezi olarak kabul edilmesi, zorunlu din derslerinden Alevi öğrencilerin muaf tutulması ve katliamların yaşandığı mekânların müzeye dönüştürülmesi olduğunu ifade eden Akbaba, “Bu taleplerin hiçbiri karşılanmadan bazı Alevi dedelerinin bu yapıya dahil olması doğru değildir” dedi.

    Alevi yolunun rızalık yolu olduğuna dikkat çeken Akbaba, “Toplumun rızalığı alınmadan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığına teslim olunmamalıydı” ifadelerini kullandı.

    DÜZGÜN BABA VE ELİF ANA’YA YÖNELİK SALDIRILARA KINAMA

    Düzgün Baba Ziyaretgâhı ile Elif Ana Türbesi’ne yönelik saldırıları da hatırlatan Akbaba,  “İnanç merkezlerimizi tahrip etmeye çalışan bu zihniyeti bir kez daha kınıyorum. Bu tutum Türkiye’ye yakışmayan, zalimce bir anlayışın ürünüdür” diye konuştu.

    Maraş Katliamı’nın acılarının hala unutulmadığını vurgulayan Akbaba, Elif Ana Türbesi üzerinden Alevilere gözdağı vermeye çalışan anlayışı da sert sözlerle eleştirerek, “Bu zalim ve faşist zihniyeti kesinlikle kınıyor, lanetliyoruz” dedi.

    “ZULME ZULÜMLE KARŞILIK VERMEYECEĞİZ”

    Konuşmasının sonunda birlik ve dayanışma vurgusu yapan  Akbaba, “Bize karşı ne kadar zalimlik yapılırsa yapılsın bizler tarih boyunca acılarla yoldaş olmuş bir halkız. Kötülüklere karşı kötülükle cevap vermeyeceğiz. İlimden, irfandan, birlikten ve beraberlikten yana olmaya devam edeceğiz” diyerek sözlerini tamamladı.

    Cebrail ARSALAN/ANTALYA

     

  • 22 HAZİRAN 2026 PAZARTESİ-GÜNDEM

    22 HAZİRAN 2026 PAZARTESİ-GÜNDEM

    –Üryan Hızır Ocağı Evlatlarından Yol Yürütücüsü Dede Kenan Akbaba, Dersim’in Nazımiye ilçesindeki Düzgün Baba Ziyaretgâhı ile Maraş’ın Pazarcık ilçesinde bulunan Elif Ana Türbesi yerleşkesine yönelik saldırılara ilişkin PİRHA’ya  değerlendirmelerde bulundu.GÖRÜNTÜLÜ

    -Türkiye’de Kürt sorununun çözümü ve barış ortamının inşasına yönelik tartışmalar sürerken, Antep’in İslahiye ilçesinde yaşayan yurttaşlar ve DEM Parti yöneticileri sürece dair beklenti ve kaygılarını dile getirdi. GÖRÜNTÜLÜ

  • Üryan Hızır Ocağı evlatlarından Akbaba: Kerbela’dan bugüne acılarımız bitmedi-VİDEO

    Üryan Hızır Ocağı evlatlarından Akbaba: Kerbela’dan bugüne acılarımız bitmedi-VİDEO

    PİRHA- Muharrem ayında Yas-ı Kerbela orucunu sürdüren Aleviler, AKD Antalya Şubesi Zeytinköy Cemevi’nde bir araya gelerek lokmalarını paylaştı. Üryan Hızır Ocağı evlatlarından Kenan Akbaba, sadece Kerbela’da yaşananlardan dolayı  ciğerlerinde ateş olmadığını belirterek,” Maraş’ta, Çorum’da, Madımak ’ta, Muğla Ortaca’da aynı acıyı ve ateşi yaşadık, yaşıyoruz” dedi.

    Muharrem ayında Yas-ı Kerbela orucunu tutan Aleviler, Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antalya Şubesi Zeytinköy Cemevi’nde bir araya gelerek oruçlarını açtı ve lokmalarını paylaştı.

    Lokmalar paylaşılmadan önce Zakir Ersin Genç’in seslendirdiği deyişler dinlendi.

    “KERBELA İNSANLIK TARİHİNİN UTANÇ SAYFALARINDAN BİRİ”

    Ardından Üryan Hızır Ocağı evlatlarından Kenan Akbaba yaptığı konuşmada,  “680 yılında Hazreti Muhammed’in torunu, Hazreti Ali’nin oğlu Hazreti Hüseyin ve 72 can Kerbela’da hunharca katledildi. Bu olay dünya tarihine bir utanç vesikası ve gözyaşı duvarı olarak geçti” dedi.

    Kerbela’yı anmalarındaki amacın Hazreti Hüseyin’in simgelediği yiğitliği, dürüstlüğü ve hakikat mücadelesini yaşatmak olduğunu vurgulayan Akbaba, “Yezid’in temsil ettiği zulmü ve haksızlığı lanetliyoruz. O günden bugüne Kerbela bizim için ciğerimizde sönmeyen bir ateştir” ifadelerini kullandı.

    Sadece Kerbela’da yaşananların değil, sonraki dönemlerde yaşanan katliamların da aynı acıyı taşıdığını belirten Akbaba, “Biz Maraş’ta, Çorum’da, Sivas Madımak’ta ve Muğla Ortaca’da aynı ateşi yaşadık, yaşamaya devam ediyoruz” dedi.

    “GERÇEĞİ SÖYLEYENLER HEP DIŞLANDI”

    Aleviler üzerinde yürütülen baskı ve katliamların tarih boyunca sürdüğünü ifade eden Akbaba, “Gerçeği söyleyenler, hakikatin yanında duranlar ve farklı halklar her dönem dışlanmış, yok edilmek istenmiştir. Bizler de onlardan biriyiz” diye konuştu.

    Alevilerin tarih boyunca özgürlüğe bağlı bir yaşamı tercih ettiğini belirten Akbaba, “Konar-göçer bir yaşam sürmüş, özgürlüğüne bağlı kalmış ve sürekli arayış içinde olmuşuzdur. Bu nedenle dışlanmış ve yok edilmek istenmişizdir. Acılarla yoldaş olduk ama kötülükle asla yoldaş olmadık, bundan sonra da olmayacağız” dedi.

    “KERBELA’NIN ATEŞİ HİÇBİR ZAMAN SÖNMEYECEK”

    Kerbela’dan bugüne yaşanan acıların ve yaraların hala canlı olduğunu vurgulayan Akbaba, “İçimizdeki yara da ateş de hiçbir zaman sönmeyecek. Ne Kerbela’nın ne de diğer katliamların acısı unutulacak. Bu acılar içimizde her zaman kor gibi yanmaya devam edecek” diyerek sözlerini tamamladı.

    Konuşmaların ardından lokma gülbengi okundu. Daha sonra lokmalar pay edilerek Muharrem oruçları açıldı.

    PİRHA/ANTALYA

     

     

  • 21 HAZİRAN 2026 PAZAR-GÜNDEM

    21 HAZİRAN 2026 PAZAR-GÜNDEM

    -33. yılında Sivas Katliamı anması için İstanbul Kadıköy’de İzmir Karşıyaka’da ve Antalya’da canlar bir araya gelerek yaşamını yitirenleri anacak. GÖRÜNTÜLÜ

    -Yas-ı Kerbela orucunu sürdüren Alevi yurttaşlar, Muharrem ayının 4.gününde Alevi Kültür Dernekleri Antalya Şubesi Zeytinköy  Cemevin’de bir araya gelerek lokmalarını paylaştı.GÖRÜNTÜLÜ

    -Almanya’nın en büyük sanayi sendikası IG Metall’in temsilcileri, ülkede derinleşen sanayi krizinin ve artan işten çıkarmaların emekçileri ağır biçimde etkilediğini belirterek hükümetin politikalarını eleştirdi. GÖRÜNTÜLÜ

  • Antalya’da Muharrem lokması: Kerbela’nın hak ve adalet çağrısı yaşatılıyor-VİDEO

    Antalya’da Muharrem lokması: Kerbela’nın hak ve adalet çağrısı yaşatılıyor-VİDEO

    PİRHA- Muharrem ayında Yas-ı Kerbela orucunu sürdüren Aleviler, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şubesi Konuksever Cemevi’nde bir araya gelerek lokmalarını paylaştı. Arzuman Ocağı evlatlarından Yol Yürütücüsü Ana Şehriban Mutluer, “Kerbela mazlumun zalime karşı gösterdiği direncin, haklının haksıza karşı verdiği mücadelenin adıdır” dedi.

    Muharrem ayında Yas-ı Kerbela orucunu tutan Aleviler, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şubesi Konuksever Cemevi’nde bir araya gelerek oruçlarını açtı ve lokmalarını paylaştı.

    Lokmalar paylaşılmadan önce Denizcan Yener ve Taylan Doğan’ın seslendirdiği deyişler dinlendi. Ardından Arzuman Ocağı evlatlarından Yol Yürütücüsü Ana Şehriban Mutluer bir konuşma yaptı.

    “KERBELA SOYLU BİR DİRENİŞİN ÖYKÜSÜDÜR”

    Kerbela’nın yalnızca tarihsel bir olay olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Mutluer, “Kerbela soylu bir direnişin öyküsüdür. Mazlumun zalime karşı gösterdiği direnç, haklının haksıza karşı verdiği mücadele, azim ve kararlılıktır” dedi.

    Kerbela’nın günümüzde de farklı biçimlerde sürdüğünü ifade eden Mutluer, şunları söyledi:

    “Bir yanda Yezit, bir yanda da Yezit’in nimetleri için ikrarından dönenler var. Kaybedeceğini bilse de ikrarından dönmeyip ser verip sır vermeyenler de var. Kerbela yaşanmış ve bitmiş bir olay değildir. Kerbelalar hala devam ediyor.”

    “İMAM HÜSEYİN’LE BİRLİKTE KAYBETTİĞİMİZ DEĞERLERE AĞLIYORUZ”

    Alevilerin Muharrem ayında tuttuğu yası ve matem anlayışını anlatan Mutluer, “Bizler İmam Hüseyin aşkına ne kadar gözyaşı döksek, ne kadar ağlasak azdır. Ağlamamızın tek sebebi İmam Hüseyin’in yalnız kalışı değildir; ona olan vefa borcumuzdur. Biz Hüseyin’le birlikte kaybettiğimiz değerlere ağlıyoruz” diye konuştu.

    Matemin Kerbela acısının ve yasının ifadesi olduğunu vurgulayan Mutluer, “Bizler her yıl Muharrem ayında İmam Hüseyin’i katledenlere lanet, Kerbela şehitlerine rahmet diliyoruz. İmam Hüseyin sevginin, muhabbetin, dostluğun ve kardeşliğin sembolü; iyiliğin, doğruluğun, dürüstlüğün, hakkın, hukukun ve adaletin simgesidir” dedi.

    İmam Hüseyin’e verilen ikrarın sürdüğünü belirten Mutluer, bu yolun devam edeceğini ifade ederek konuşmasını tamamladı.

    Konuşmaların ardından okunan lokma gülbengiyle lokmalar pay edildi ve Muharrem oruçları açıldı.

    PİRHA/ANTALYA

     

  • Tahsin Akpınar: Kılıçdaroğlu’nu kimliği üzerinden hedef almak kabul edilemez-VİDEO

    Tahsin Akpınar: Kılıçdaroğlu’nu kimliği üzerinden hedef almak kabul edilemez-VİDEO

    PİRHA- Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar, Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik etnik kökeni, inancı ve memleketi üzerinden yapılan saldırıları eleştirerek, “Siyasi eleştiriler yapılabilir ancak ailesine, kimliğine, mezhebine yönelik söylemler yanlıştır” dedi.

    Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar, CHP’de yaşanan tartışmalar ve Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik eleştiriler hakkında değerlendirmelerde bulundu.

    Bir inanç kurumu başkanı olarak CHP’nin iç siyasetine ilişkin değerlendirme yapmayı doğru bulmadığını belirten Akpınar, parti üyesi kimliğiyle konuştuğunda CHP’nin bugün yaşadığı krizin yeni olmadığını söyledi.

    “CHP’nin problemi bugün ortaya çıkmış bir sorun değil” diyen Akpınar, “Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı adayı olduğu dönemden bu yana taşınan bir süreçtir. CHP’nin kendi içinde yaşadığı sorunlar bugün partiyi bu noktaya getirdi. Bu süreç İmamoğlu’nun yanlışlarıyla başlar, Özgür Özel’in yanlışlarıyla devam eder, Kılıçdaroğlu’nun yanlışlarıyla biter” ifadelerini kullandı.

    “KILIÇDAROĞLU’NU TEK SORUMLU GÖSTERMEK YANLIŞ”

    Toplumun CHP’ye yönelik desteğinin, uzun yıllardır iktidarda bulunan hükümete karşı duyulan tepkinin sonucu olduğunu söyleyen Akpınar, “Hukuksuzluklara, adaletsizliklere, yoksulluğa karşı oluşan tepki doğrudur. Ancak bu sürecin tek sorumlusu olarak Kılıçdaroğlu’nu göstermek doğru değildir” dedi.

    Kılıçdaroğlu’nun bazı Alevi çevrelerince “düşkün” ilan edilmesi ya da etnik kimliği üzerinden hedef alınmasını da eleştiren Akpınar, “Bir insanı Ermeni olduğu iddiasıyla suçlamak ya da aşağılamak çok yanlış bir yaklaşımdır. Eğer bir Ermeni bu ülkenin vatandaşıysa bu ülkeyi yönetme hakkına da sahiptir” diye konuştu.

    “KILIÇDAROĞLU NE YAPTI DA DÜŞKÜN SAYILIYOR?”

    Alevilikte düşkünlük kavramının siyasi tartışmalara alet edilmemesi gerektiğini vurgulayan Akpınar, şu soruları yöneltti:

    “Kemal Kılıçdaroğlu hırsızlık mı yaptı? Yolsuzluk mu yaptı? Ahlaksızlık mı yaptı? Ne yaptı da bugün Alevilikte düşkün ilan ediliyor? Alevi kurumlarını ve inancını siyasi amaçlar için kullananları kınıyorum.”

    Her siyasetçinin yanlışlarının eleştirilebileceğini ifade eden Akpınar, “Kılıçdaroğlu da, Özgür Özel de, Ekrem İmamoğlu da siyasetçidir. Yanlışlarına yanlış, doğrularına doğru demeliyiz. Bu mesele Alevilerin inanç sorunu haline getirilmemeli, Aleviler bu tartışmaların içine çekilmemelidir” dedi.

    “KİMLİĞİ ÜZERİNDEN SALDIRMAK AHLAKSIZLIKTIR”

    Kılıçdaroğlu’nun siyasi görüşleri ve uygulamalarının tartışılabileceğini ancak etnik kökeni, inancı ya da memleketi üzerinden hedef alınmasının kabul edilemez olduğunu belirten Akpınar, şunları söyledi:

    “Kılıçdaroğlu’nu düşkün kılmak, Ermeni kılmak, Kürt kılmak, Dersimli olması üzerinden saldırmak ahlaksızca bir yaklaşımdır. Siyasi anlamda yanlışları olabilir, bunlar elbette tartışılır. Ancak ailesine, kimliğine, mezhebine yönelik söylemler doğru değildir.”

    Akpınar, Türkiye’de yaşayan tüm yurttaşların eşit haklara sahip olduğunu belirterek sözlerini şöyle tamamladı:

    “Ermeniler de bu ülkenin yurttaşıdır, Kürtler de, Aleviler de. Bu ülkenin vatandaşı olan her insanın bu ülkeyi yönetme hakkı vardır. Kim olursa olsun, etnik kökeni, inancı ya da mezhebi üzerinden hedef gösterilmesini doğru bulmuyoruz. Kılıçdaroğlu’na yönelik bu tür söylemleri kınıyor ve şiddetle karşı çıkıyoruz.”

    Cebrail ARSLAN / ANTALYA

  • ‘Saldırı ve asimilasyon politikalarına karşı asla geri adım atmayacağız!’ – VİDEO

    ‘Saldırı ve asimilasyon politikalarına karşı asla geri adım atmayacağız!’ – VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Altınova Şube Başkanı ve Akdeniz Bölge Sorumlusu Adnan Arslan, iktidarın Alevileri asimile etmek için çeşitli plan ve projeleri devreye koyduğunu vurgulayarak saldırılara ve asimilasyon politikalarına karşı Aleviler ve kurumları olarak mücadeleden geri adım atmayacaklarını belirtti.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Altınova Şube Başkanı ve Akdeniz Bölge Sorumlusu Adnan Arslan, Alevi inancına ve sembol alanlarına yönelik saldırılara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    “ALEVİLERİ ASİMİLE ETMEK İÇİN ALEVİ BEKTAŞİ KÜLTÜRÜ VE CEMEVİ BAŞKANLIĞINI KURDULAR”

    Geçmişte Alevileri yok etmek için çok projelerin hayata geçirildiğini belirten Arslan, “Katliamlarla başladılar ama ne yaptılarsa bitiremediler. Şimdi ülkeyi yönetenler politikalarını değiştirdi. ‘Asimilasyon belki bunları bitiririz’ dediler. Alevileri asimile etmek için Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Başkanlığını kurdular. Bizden de oraya bağlanmamızı talep ettiler. ‘Buraya bağlanın her şeyiniz karşılansın’ dediler. Alevi ve kurumlarının bu tür yerlere bağlanmasının söz konusu olmaz. Çünkü Alevi inancı özgün bir inanç. Kendisine has bağımsız bir inançtır” dedi.

    “ALEVİLERİ ASİMİLE ETMEK İÇİN ÇEŞİTLİ PLAN, PROJELER UYGULUYORLAR”

    4 Mayıs Dersim Katliamı’nın yıl dönümünde Dersim’de 130 dede ile toplantı yapıldığını hatırlatan Arslan, “Niye Dersim’de yapıyorlar? Çünkü Dersim Aleviler için çok kıymetli, çok değerli bir yerdir. Bizim ocaklarımız Dersim’den her yere dağıldı. Bizim ocaklarımız oradan geliyor. Birçok ocağın Dersim’den çıktığını bildikleri için, Alevileri asimile etmek için çeşitli plan, projeler uyguluyorlar” şeklinde ifade etti.

    “MÜCADELEMİZDEN GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ”

    Saldırılara ve asimilasyon politikalarına karşı Aleviler ve kurumları olarak gerekeni yapacaklarını vurgulayan Arslan, şunları dile getirdi:

    “Bize teslim olun diyorlar. Ama biz teslim olmayacak direnecek mücadelemizi yapacağız. Biz mücadelemizden geri dönmeyeceğiz. Bu ülkede Aleviler vardır. Aleviler haktır ve teslim olmazlar, teslim alamazlar diyoruz. Bu yanlış kararlarından da vazgeçsinler. Biz toprak, memleket isteme derdimiz yok. Biz ‘Eşit Yurttaşlık’ istiyoruz. Bu ülkenin kaynaklarından eşit bir şekilde yararlanalım istiyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Hidayet Yıldırım’dan 2 Temmuz çağrısı: 33 canı unutmadık, unutturmayacağız-VİDEO

    Hidayet Yıldırım’dan 2 Temmuz çağrısı: 33 canı unutmadık, unutturmayacağız-VİDEO

    PİRHA- PSAKD Sivas Şube Başkanı Hidayet Yıldırım, 2 Temmuz Madımak Katliamı’nın 33. yılı dolayısıyla yayımladığı görüntülü mesajda, tüm demokrasi, emek ve insan hakları savunucularını Sivas’a çağırarak, “2 Temmuz’da Sivas’ta olmak gericiliğe, ırkçılığa ve emperyalizme karşı mücadele etmektir” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sivas Şube Başkanı Hidayet Yıldırım, 2 Temmuz Madımak Katliamı’nın 33. yılı dolayısıyla görüntülü bir mesaj yayımladı. Yıldırım, katliamda yaşamını yitiren 33 canı anmak için tüm yurttaşları 2 Temmuz’da Sivas’ta buluşmaya çağırdı.

    2 Temmuz’un yalnızca bir anma günü olmadığını vurgulayan Yıldırım, Madımak’ta yaşamını yitirenlerin mücadelesine sahip çıkmanın aynı zamanda eşitlik, özgürlük ve kardeşlik mücadelesini büyütmek anlamına geldiğini belirtti.

    “2 TEMMUZ’DA SİVAS’TA OLMAK GERİCİLİĞE KARŞI DURMAKTIR”

    Yıldırım, mesajında şu ifadelere yer verdi:

    “2 Temmuz’da Sivas’ta olmak, gericiliğe, ırkçılığa ve emperyalizme karşı mücadele etmektir. 2 Temmuz’da Sivas’ta olmak, vahşi madenciliğe karşı durmak demektir. 2 Temmuz’da Sivas’ta olmak, halkların kardeşliğini savunmak, barış içerisinde birlikte yaşamı savunmak demektir.”

    “TÜM CANLARI SİVAS’A BEKLİYORUZ”

    Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin unutulmadığını ve unutturulmayacağını vurgulayan Yıldırım, mesajının sonunda şu çağrıyı yaptı:

    “2 Temmuz’da tüm canları; Türkiye’de ve dünyanın dört bir yanında emekten, demokrasiden, insan haklarından yana olan herkesi Sivas’ta, Madımak önünde 33 canımızı 33. yılında anmaya davet ediyoruz. Onları unutmadık, unutturmayacağız.”

    Yıldırım, 2 Temmuz’da Sivas’ta gerçekleştirilecek anmanın, Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin anısına sahip çıkmanın yanı sıra eşitlik, adalet ve barış talebinin de güçlü bir şekilde dile getirileceği bir buluşma olacağını ifade etti.

    PİRHA/SİVAS

     

  • Şengül Şahin: Gülistan Doku dosyasını Erzurum’a taşımak gerçeğin üzerini örtme girişimidir-VİDEO

    Şengül Şahin: Gülistan Doku dosyasını Erzurum’a taşımak gerçeğin üzerini örtme girişimidir-VİDEO

    PİRHA- Alevi Kültür Dernekleri Antalya Şube Sekreteri Şengül Şahin, Gülistan Doku dosyasının Erzurum’a taşınmak istenmesine tepki göstererek, bunun davayı kamuoyunun gündeminden düşürme amacı taşıyabileceğini söyledi. Şahin, kadın cinayetlerinin politik olduğunu vurgulayarak gerçeklerin açığa çıkmasının engellendiğini ifade etti.

    Gülistan Doku dosyasının Erzurum’a taşınmak istenmesine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antalya Şube Sekreteri Şengül Şahin, dosyanın yer değiştirmesine tepki gösterdi. Şahin, Gülistan Doku dosyası ve benzeri faili meçhul olaylarda gerçeklerin ortaya çıkarılmasının istenmediğini savundu.

    “KADIN CİNAYETLERİ POLİTİKTİR”

    Gülistan Doku dosyasını yıllardır yakından takip ettiklerini belirten Şahin, kamuoyundaki ilginin dönem dönem azalsa da davanın gündemde kalmaya devam ettiğini söyledi.

    Kadın örgütlerinin yıllardır dile getirdiği “Kadın cinayetleri politiktir” tespitini hatırlatan Şahin, kadınların toplumsal yaşamda dönüştürücü bir rol üstlendikleri için hedef haline getirildiğini ifade etti.

    “KADINLAR DÖNÜŞTÜRDÜKLERİ İÇİN HEDEF ALINIYOR”

    Kadınların yaşamın her alanında değişim yarattığını belirten Şahin, “Kadınlar bulundukları her yerde insanları ve toplumu değiştiren, dönüştüren bir güç. Bu nedenle kadınları kontrol altında tutmak isteyenler, arkalarına aldıkları çeşitli güçlerle kadınlara yönelik şiddeti ve baskıyı sürdürüyor” dedi.

    “DOSYANIN ERZURUM’A TAŞINMASI GÜNDEMDEN DÜŞÜRME ÇABASI OLABİLİR”

    Gülistan Doku dosyasının Erzurum’a taşınmak istenmesinin düşündürücü olduğunu ifade eden Şahin, bunun davanın derinleştirilmesinin önüne geçebileceğini söyledi.

    Şahin, “Dosyanın Erzurum’a alınmasının nedeni, ‘Biz bu işi çözdük, katilleri yakaladık, daha fazla araştırmaya gerek yok’ anlayışı olabilir. Bu durum, Gülistan Doku dosyasını bir şekilde kamuoyunun gündeminden düşürme girişimi olarak değerlendirilebilir” diye konuştu.

    “GERÇEKLERİN ORTAYA ÇIKMASI BAZI ÇEVRELERİN İŞİNE GELMEYEBİLİR”

    Kadın cinayetleri ve faili meçhul olayların kapsamlı biçimde araştırılması halinde önemli gerçeklerin açığa çıkacağını belirten Şahin, bazı çevrelerin bundan rahatsız olabileceğini ifade etti.

    Şahin, “Gerçeklerin ortaya çıkması bazı insanların işine gelmeyebilir. Bazı kişilerin konumlarını sarsabilir. Kurumların gücünü kullanarak kadınlar üzerinde baskı kurmak isteyen birçok kişi var. Bu durum bireysel değil, sistematik bir sorun olarak değerlendirilmelidir” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA