-Fethiye Alevi Kültür Cemevi Derneği Genel Sekreteri Zeki Tuna, cemevi faaliyetleriyle ilgili PİRHA’ ya açıklamalarda bulundu.GÖRÜNTÜLÜ
Yazar: cebo
-

Tahsin Akpınar: Dedeler Zirvesi Alevi toplumunda karşılık bulmuyor-VİDEO
PİRHA- Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar, Dersim Tertelesi’nin yıl dönümünde düzenlenen “Dedeler Zirvesi”ne katılan dedeleri eleştirerek, “4 Mayıs’ta Dersim’de devletle birlikte gerçekleştirilen bu toplantıya katılmak kabul edilemez” dedi.
Tunceli Valiliği ile Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın ortaklaşa düzenlediği ve 130 dedenin katıldığı “Dedeler Zirvesi”, Alevi kurumlarının tepkisini çekti. Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar, Dersim Tertelesi’nin yıl dönümüne denk gelen toplantının zamanlamasını eleştirerek, zirveye katılan dedelerin Alevi toplumu nezdinde karşılıklarının olmadığını savundu.
Alevi toplumunun “Alevi Diyaneti” olarak nitelendirdiği Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, Tunceli Valiliği ile birlikte düzenlediği “Dedeler Zirvesi”ne ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulunan Tahsin Akpınar, toplantıya katılan isimlerin Alevi inancının değerlerini kişisel çıkarları doğrultusunda kullandığını ileri sürdü.
Akpınar, Dersim halkının büyük acılar yaşadığı 4 Mayıs tarihinde gerçekleştirilen toplantının kabul edilemez olduğunu belirterek, “Dersim’in en ağır bedeller ödediği bir tarihte devletle iş birliği içerisinde hareket edilmesi esef vericidir” dedi.
“TOPLUM NEZDİNDE KARŞILIKLARI YOK”
Zirveye katılan dedelerin inançsal birikimden yoksun olduğunu öne süren Akpınar, “4 Mayıs’ın anlamını bilmelerine rağmen oraya giden kişilerin ne ocak bilgileri ne de inançsal anlamda yeterli birikimleri vardır. Bunlar Alevi değerlerini kendi çıkarları için kullanan kişilerdir” ifadelerini kullandı.
Katılımcıların Alevi toplumu ve cemevlerinde karşılık bulamadıklarını savunan Akpınar, bu nedenle devletin Alevilere yönelik asimilasyon politikalarına destek verdiklerini belirtti.
“EN BÜYÜK ZARARI DEDELİK KURUMUNA VERİYORLAR”
Devletle iş birliği yapan dedelerin Alevi inancının özünden uzaklaştığını söyleyen Akpınar, “Eğer bilinçli olsalardı bireysel çıkarları için hareket etmezlerdi. Aslında en büyük zararı topluma değil, dedelik kurumuna ve ocaklara veriyorlar” diye konuştu.
Ocakların Alevi toplumu açısından önemli bir yere sahip olduğunu vurgulayan Akpınar, yalnızca ocak isimlerini kullanarak çıkar sağlamaya çalışan kişilerin toplum nezdinde kabul görmeyeceğini belirtti.
“ALEVİLER EN DİNAMİK TOPLUMSAL GÜÇLERDEN BİRİ”
Alevi toplumunun Türkiye’nin en önemli toplumsal dinamiklerinden biri olduğunu ifade eden Akpınar, bu gücün nüfustan değil, bilinçten kaynaklandığını söyledi.
“Hükümet yıllardır Aleviler üzerinde çeşitli politikalar uyguluyor ancak istediği dönüşümü sağlayamadı” diyen Akpınar, “Bu anlamda karşılarında duran en dinamik güç Alevi halkıdır” değerlendirmesinde bulundu.
“ALEVİ TOPLUMU BU OYUNA GELMEYECEK”
İktidarın Aleviliğin özünü değiştirmeden hedeflediği toplumsal dönüşümü gerçekleştiremeyeceğini savunan Akpınar, “Bu nedenle önce Aleviliğin özünü bozmaya çalışıyorlar. Bunun için de bazı dedeleri çıkarlar üzerinden etkilemeye çalışıyorlar” dedi.
Alevi toplumunun bu girişimlere prim vermeyeceğini belirten Akpınar, “Toplumun bu kişileri dikkate alacağını düşünmüyorum. Alevi halkı bu oyuna gelmeyecek ve inancının değerlerine sahip çıkacaktır” ifadelerini kullandı.
Cebrail ARSLAN/ANTALYA
-

30 MAYIS 2026 CUMARTESİ-GÜNDEM
-Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar, Tunceli Valiliği ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın ortaklaşa düzenlediği ‘Dedeler Zirvesi’ne ilişkin PİRHA’ya açıklamada bulundu.GÖRÜNTÜLÜ.
-DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Almanya’nın Köln kentinde düzenlenen Be One Festivali resepsiyonunda yaptığı konuşmada, Türkiye’de demokrasi güçlerinin ortak mücadele zemininde buluşmasının tarihsel bir zorunluluk haline geldiğini belirtti. GÖRÜNTÜLÜ
-Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) Köln’de düzenleyeceği “BE ONE- Yarınlara Umut Ol” festivali öncesinde gerçekleştirilen resepsiyonda konuşan siyasetçiler ve kurum temsilcileri, demokrasi, eşit yurttaşlık, dayanışma ve ortak yaşam vurgusu yaptı. GÖRÜNTÜLÜ
-

Zeki Tunca: Alevi köylerine verilen maden ruhsatları göçe zorluyor! VİDEO
PİRHA- Fethiye Alevi Kültür Derneği Cemevi Genel Sekreteri Zeki Tunca, Alevi yerleşim alanlarında yürütülmek istenen maden, taş ocağı ve jeotermal projelerine tepki gösterdi. Tunca, doğanın tahrip edildiğini belirterek, “Alevilerin yaşadığı yerleşim alanlarına maden arama taş ocakları ruhsatları verilerek göçe zorlanmak isteniyor” dedi.
Fethiye Alevi Kültür Derneği Cemevi Genel Sekreteri Zeki Tunca, Alevi köylerinde yapılmak istenen jeotermal ve maden arama girişimlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Alevi yerleşkelerinde yürütülen projelerin doğayı tahrip ettiğini ifade eden Tunca, bu uygulamaların köylerin boşaltılmasına ve insanların göçe zorlanmasına neden olduğunu söyledi.
“ALEVİ KÖYLERİNE MADEN ARAMA PROJELERİ KABUL EDİLEMEZ”
Alevi yerleşkelerinde maden arama projeleriyle ormanların, zeytinliklerin ve doğal bitki alanlarının tahrip edilmesinin kabul edilemeyeceğini belirten Zeki Tunca, “Alevi toplumunun yerleşim alanlarına maden arama ruhsatları verilmesi, taş ocakları ve bunun gibi işlemlerle verilmesi Alevi yerleşkelerinin kapatılması ve göçe zorlanması ile ilgili çalışmaların yapıldığını görüyoruz” dedi.
“DÜNYA GENELİNDE MADEN ARAMANIN KURALLARI VAR”
Dünya genelinde maden arama faaliyetlerinin belirli teknik kurallarla yürütüldüğünü söyleyen Tunca, “Doğayı tahrip etmeden doğaya ve yaşayan canlılara zarar vermeden maden aramaları yapılıyor” ifadelerini kullandı.
Türkiye’de maliyeti yüksek enerji sistemlerinin kurulmaya çalışıldığını belirten Tunca, “Anladığımız kadarıyla amaç Alevi yerleşkelerini boşaltmak, onları dağıtmak, çeşitli yerlerde göçe zorlamak” diye konuştu.
Doğanın kendileri için vazgeçilmez bir yaşam kaynağı olduğunu vurgulayan Tunca, “Bizim için doğada yaşayan her şey önemli. Hayvanlar olsun, bitkiler olsun, toprak olsun bizler yerleştiğimiz her yere güzellik getiren ağaç diken, ağacı koruyan insanlarız” dedi.
“TAHTACI ALEVİLER YEŞİLİ KATLETMEZ”
Kendilerini Yanyatır Ocağı’na bağlı talipler ve Tahtacılar olarak tanımladıklarını ifade eden Tunca, “Dedelerimizin büyük dedelerimizin mesleği ağaç işlemekmiş. Ağaç işledikleri için tahtacı denmiştir. Biz yeşili asla katletmeyiz” dedi.
Ağaç işinde liyakatli kişilerin belirlediği ağaçların kesildiğini ifade eden Tunca, “Gittiğimiz yerlere yeşillik götürür doğayı ve canlıları koruruz” diye belirtti.
“TAŞ OCAKLARI İNSANLARI GÖÇE ZORLUYOR”
Köylerin yakınlarına taş ocakları açıldığını söyleyen Tunca, “Mevcut olan olması gereken yerler varken köylerin hemen dibine dinamitle patlatılan ya da başka patlatıcılar yerleştiriliyor. Peki ne oluyor? Her gün deprem oluyor ve korkuyla yaşamaktan insanlar bıkıyor ve yöreyi terk ediyorlar” diyerek tepki gösterdi.
“ZEYTİNLİKLER VE ORMANLAR TAHRİP EDİLİYOR”
Son dönemde Milas-Yatağan bölgesinde zeytinliklerin tahrip edildiğini ifade eden Tunca, şunları söyledi:
“Zeytine dokunmadan aşağıdan girip bu kömürü alabilirsin. Niye böyle bir şey yapmıyorsun? Neden? Çünkü yer altından madeni çıkarmak çok zor ama yer üstünden açarak doğayı tahrip et, ekilir alanları ağaçları ormanı, zeytini katlet, meyve ağaçlarını ortadan kaldır, oradan 3 kuruşluk kömür çıkar maden çıkar biz buna karşıyız. Bir şey yapılacaksa tekniğine uygun doğaya, canlılara zarar verilmeden yapılması gerektiğini düşünüyoruz.”
Cebrail ARSLAN/ANTALYA
-

PSAKD’li Eren: Örgütlerimiz gerici zihniyete karşı köylerde ilişki ağını geliştirmeli!-VİDEO
PİRHA- Alevi toplumunda büyük tartışmalara neden olan ‘Dedeler Zirvesi’ne sert tepki gösteren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şube Sekreteri Atakan Eren, “Bu noktaya nasıl gelindi? Bu insanlar neden buraya gitti?” sorusunun çok önemli olduğuna dikkat çekerek, “Örgütlerimizin İç Anadolu’da, Karadeniz’de, Doğu Anadolu’daki köylerde mümkün olduğunca ilişki ağını geliştirmeleri, toplantılar yapmaları, insanları bu gerici zihniyetin baskısından kurtarmaları ve örgütlemeleri gerekiyor” dedi.
Tunceli Valiliği ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığının ortaklaşa düzenlediği ‘Dedeler Zirvesi’, Alevi kurumları ve ocak mensupları tarafından tepkiyle karşılandı. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şube Sekreteri Atakan Eren, 4 Mayıs’ta simgesel bir günde özellikle Dersim’de iktidarın kurduğu bir alternatif Alevi örgütünün etkinliğine katılmasının nedenlerini ortaya çıkarmak gerektiğini ifade etti.
“MUHASEBESİNİ YAPMAK ZORUNDAYIZ”
Dersim’de ‘Dedeler Zirvesi’ni yapılmasını Alevi hareketinin ilk önce kendi içinde bir muhasebe yapması gerektiğini vurgulayan Atakan Eren, “Çünkü bu konuda insanları birey olarak yargılamaktan çok bir mantığın yargılanması gerekiyor” dedi.
“Bu noktaya nasıl gelindi? Bu insanlar neden buraya gitti?” sorusunun çok önemli olduğuna dikkat çeken Eren, “Yani tabii ki bu insanları düşkün ilan etmek benim ya da bir başkasının görevi değil. Bu Alevi örgütlerinin, Alevi geleneğinin, Alevi Yol’unun görevidir. Bu noktada karar verebilecek insanlar da bellidir. Ama örgütlerimizin ilk önce kendi içinde bunun bir muhasebesini yapmalı. Biz bu noktaya nasıl geldik? Bu insanlar neden 4 Mayıs’ta simgesel bir günde, özellikle Dersim’de iktidarın etkinliğine katıldılar?” diye belirtti.
“ALEVİ KURUMLARI BİR AN ÖNCE DEDELERE YÖNELİK EĞİTİM ÇALIŞMASI BAŞLATMALI”
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, Alevileri asimile etmenin bir parçası olarak kurulduğunu belirten Eren, Alevi örgütlerinin bu konu ile ilgili bir çalışma yapması gerektiğini vurgulayarak, “Özellikle inanç kurullarının bu konuyla ilgili ilgili bir çalışma yapması gerekiyor. Cemevlerinde görev yapan dedelerin ya da diğer arkadaşlarımızın sıkı bir eğitimden geçilmesi gerekiyor” dedi.
“DEDELER ZİRVESİNE KATILANLARIN TESPİT EDİLMESİ GEREKİYOR”
4 Mayıs’ta Dersimde yapılan Dedeler Zirvesine katılan dedelerin kimler olduğunun tespit edilmesi gerektiğini dile getiren Eren, “Evet bu insanlar oraya gitmişler, bir toplantıya katılmışlar. Bu insanlar kim? Bu insanlar neden o toplantıya gitti? Bu insanların tarihsel süreci neydi? Bu insanlar ne istiyor? Bunun araştırılması, bunun kamuoyuna açıklanması gerekiyor. Sadece eleştirmek yetmiyor. Sadece bu insanlara Yol düşkünü demek yeterli bir çözüm değil” şeklinde ifade etti.
“ALEVİ KURUMLARI ZAMAN KAYBETMEDEN ALANA DÖNÜK ÇALIŞMALAR YÜRÜTMELİ”
Alevi kurumlarının alana inmek zorunda olduğunu vurgulayan Eren, “Kendi örgütlerinin içine dönmek zorundalar. Kendi iç eğitimlerini tamamlamak zorundalar. Biz maalesef bunları yapamıyoruz. Şu anda örgütlerimiz sosyal medyadan bildiri yayınlamakta, basın açıklaması yayınlamakta. Onun dışında bir şey yapamıyoruz. Yani bu doğru bir yöntem ve doğru bir metot değil” diye belirtti.
“HALKI BİLİNÇLENDİRMEK İÇİN ALEVİ KURUMLARINA BÜYÜK GÖREVLER DÜŞÜYOR”
PSAKD Antalya Şube Sekreteri Atakan Eren, konuşmasının devamında şunları belirtti:
“Örgütlerimizin İç Anadolu’da, Karadeniz’de, Doğu Anadolu’daki köylerde mümkün olduğunca ilişki ağını geliştirmeleri, buralara insanları göndermeleri, toplantılar yapmaları, insanları bu gerici zihniyetin baskısından kurtarmaları ve örgütlemeleri gerekiyor.
Bu noktada direnç göstermek zorundayız ve herkese görev düşüyor. Federasyondaki tüm örgütlere, tüm Alevilere, tüm devrimci, demokratlara görev düşüyor.”
Cebrail ARSLAN/ANTALYA
-

Halk Ozanı Dertli Divani:Sistem çökmüş durumda!-VİDEO
PİRHA- Halk Ozanı Dertli Divani, okullarda artan şiddet olaylarını ve eğitim sistemindeki dönüşümü PİRHA’ya değerlendirdi. Eğitim müfredatının laik ve bilimsel temelden uzaklaştırılarak ideolojik bir yapıya büründürüldüğünü savunan Divani, “Eğitim sistemi çökmüştür, bu nesli tamir etmemiz gerekiyor” dedi.
Eğitim sisteminin mevcut iktidarın dünya görüşü ve inanç anlayışına göre yeniden dizayn edildiğini belirten Ozan Dertli Divani, laik, demokratik ve bilimsel eğitim ilkelerinin göz ardı edildiğini ifade etti. İktidarın uyguladığı politikaları “Emevi geleneğinin bir devamı” olarak nitelendiren Divani, sürekli değişen müfredatın öğrenciler üzerinde kafa karışıklığı yarattığını ve eğitimin niteliğini düşürdüğünü vurguladı.
“DEĞERLER EĞİTİMİ YOK EDİLDİ”
Okullarda geçmişte verilen çevre bilinci, nezaket kuralları ve sosyal sorumluluk gibi temel değerlerin günümüzde aktarılmadığını belirten Divani, şu tespitlerde bulundu:
“Eskiden okullarda verilen doğa sevgisi, trafik kuralları ve dostluk ilişkileri gibi konuların yerini değer kaybı aldı. Öğretmenlerin öğrencilere müdahale etmekten çekinir hale geldiğini belirten Divani, “Sistem, öz değerlerini yitirmiş bir nesil yarattı” dedi ve eğitim sistemindeki bozulmanın yansımasının, öğrencilerin aile içindeki tutumlarına da yansıdığına dikkat çekti.
“İYİ İNSAN OLMANIN KRİTERİ SAYGIDIR”
Toplumsal barışın ancak farklılıklara duyulan saygı ile mümkün olabileceğini ifade eden Divani, “Aklı, vicdanı ve bilimi ön plana koymadan iyi bir birey olunamaz. İnancı veya dünya görüşü ne olursa olsun, bir başkasını olduğu gibi kabul etmeyen anlayışın toplumsal huzuru getirmesi imkansızdır” ifadelerini kullandı.
İktidarın, “kendinden olan” ve “olmayan” ayrımı üzerinden kutuplaştırıcı bir siyaset yürüttüğünü savunan Divani, mevcut durumu şöyle özetledi:
“Ekonomiden siyasete kadar her alanda ahlaki bir çöküş yaşanıyor. Toplum mühendisliği projeleriyle, yalan ve algı operasyonlarıyla halk yönlendirilmek isteniyor. 25 yıllık süreçte ülke ne yazık ki bu sinsi politikalarla bu hale getirildi. Toplumun büyük bir kesimi ise ne yazık ki bu gidişatın farkında değil.”
Divani, gelinen noktada eğitim sisteminin acilen tamir edilmesi ve yeniden evrensel, bilimsel normlara döndürülmesi gerektiğini belirterek sözlerini noktaladı.
Cebrail ARSLAN/ANTALYA
-

Dede Mustafa Sazcı: Yezid’in sofrasına oturanlar düşkün ilan edilmelidir!-VİDEO
PİRHA-Alevi toplumunda büyük tartışmalara neden olan ‘Dedeler Zirvesi’ne sert tepki gösteren Kızıldeli Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Dede Mustafa Sazcı, 4 Mayıs’ın Dersim Katliamı’nın başlangıç tarihi olduğunu hatırlatarak, bu tarihin seçilmesinin Alevi acılarıyla alay etmek anlamına geldiğini belirtti.
Tunceli Valiliği ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın ortaklaşa düzenlediği ‘Dedeler Zirvesi’, Alevi kurumları ve ocak mensupları tarafından tepkiyle karşılandı. Kızıldeli Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Dede Mustafa Sazcı, Dersim’de 130 dedenin katılımıyla gerçekleştirilen zirvenin, devletin inanç alanı üzerindeki baskı ve asimilasyon politikasının bir parçası olduğunu ifade etti.
“TARİHSEL BİR MESAJ VERME GİRİŞİMİ”
Dede Mustafa Sazcı, zirvenin Dersim’de ve özellikle 4 Mayıs’ta gerçekleştirilmesinin tesadüf olmadığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Böyle bir günde ‘Dedeler Zirvesi’ni yapıyor olmaları, başlı başına Alevi-Bektaşi toplumunun acısıyla nasıl alay ettiklerinin ve devletin zorbalığını, baskısını, şiddetini inanç alanı üzerinden gösterdiklerinin açık bir örneğidir. Bu, tarihsel anlamda bir mesaj verme girişimidir.”
Sazcı, devlet kurumlarının dedeler ve ocaklar üzerinden yürüttüğü bu çalışmanın çok dikkat çekici olduğunu belirterek, “Batıdaki Türkmen tahtacılarından Kürt Kızılbaşlarına kadar birçok ocağın evladı olduğunu iddia eden kişileri bir araya getirmeleri ciddi bir çalışma içerisinde olduklarını gösteriyor” dedi. Muhtarlar, dernek yöneticileri ve asimilasyon yanlıları aracılığıyla gerçekleştirilen bu organizasyonda, dedelerin kendi isimlerini sosyal medyada ifşa etmeleri de eleştirildi.
“ALEVİ SORUNLARI DEĞİL, MAAŞ VE ELEKTRİK FATURASI KONUŞULDU”
Zirveye katılan bazı dedelerle görüştüğünü belirten Sazcı, toplantının içeriğine dair şu bilgileri paylaştı: “Sanki Alevi toplumunun tek talebi dedelere maaşmış, cemevlerinin elektrik ve su giderlerinin karşılanmasıymış gibi konular konuşuldu. Toplantı, siyasi iktidarın ve Recep Tayyip Erdoğan’ın güzellemesinin yapıldığı bir alana dönüştü. Orada Alevi toplumunun gerçek sorunlarına dair hiçbir şey konuşulmadı.”
Sazcı, yaşanan bu süreçte Alevi kurumlarının da eksikliği olduğunu kabul ederek şunları söyledi: “Şehirlerde, metropollerdeki cemevleri dışında farklı ocaklara, rehberlere, pirlere, mürşitlere ulaşmakta güçlük çektiğimiz ortaya çıktı. Kurumlarımızın işi sadece cem yapmak değil; dedelere, pirlere ve taliplere karşılaşılabilecek tehlikeleri anlatmak ve onları bu mücadeleye ortak etmektir.”
“YEZİD’İN SOFRASINA OTURANLAR DÜŞKÜN İLAN EDİLMELİDİR”
Dersim’deki 4 Mayıs anıtını ziyaret etmeyen ancak Munzur gözelerini gezen katılımcılara tepki gösteren Sazcı, “Dersimsiz bir Dersim” yaratılmaya çalışıldığını ifade etti. Sazcı, son olarak şu çağrıda bulundu: “Eğer Yezid’in sarayına gidip onun yağlı aşına kaşık sallıyorlarsa, Hüseyni duruştan uzaklaşıyorlarsa, ocak evlatlarına ve taliplerine düşen görev, bu kişileri düşkün ilan etmektir. Pir Sultan Abdal’ın Hızır Paşa’yı düşkün ilan ettiği gibi, bizler de kendi içimizdeki Hızır Paşaları ayıklamalıyız.”
Cebrail ARSLAN/ ANTALYA
-

25 MAYIS PAZARTESİ 2026 – GÜNDEM
-Tunceli Valiliği ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın ortaklaşa düzenlediği ‘Dedeler Zirvesi’ne ilişkin Kızıldeli Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Dede Mustafa Sazcı, PİRHA’ya açıklamalarda bulundu. GÖRÜNTÜLÜ
– Alevi inancını içselleştiren ve yürütenlerin kadınlar olduğunun altını çizen Narlıdere Cemevi Kadın Komisyonu sözcüsü Gülay Serin, cemevinin kadın çalışmalarını anlatı. Serin, Alevilerin eşit yurttaşlık talebini de yeniledi. GÖRÜNTÜLÜ
-Kangurcu Köyü 2. Tahtacı şenliği yapıldı. Bir araya gelen onlarca yurttaş müzik eşliğinde eğlenceli zaman geçirdi. GÖRÜNTÜLÜ
-

‘Alevi inancını ve ibadethanelerini hedef alan bu saldırıyı nefretle kınıyoruz!’-VİDEO
PİRHA- Mezopotamya İslami Araştırmalar Federasyonu Kadın Meclis Sözcüsü Müşerref Geçer, Düzgün Baba Ziyaretgahı ve Elif Ana Türbesi’ne yapılan saldırıyı kınayarak, “İnsanları kin ve nefrete sürükleyen; Alevi inancını ve ibadethanelerini hedef alan bu saldırıyı kabul etmiyoruz. Bu bir inanç meselesi olduğu kadar, bir demokrasi ve yurttaşlık meselesidir” dedi.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi ile Mezopotamya İslami Araştırmalar Federasyonu, Düzgün Baba Ziyaretgahı ve Elif Ana Türbesi’ne yapılan saldırıya dair açıklama yaptı.
Ana Fatma Cemevi’nde yapılan açıklamayı Mezopotamya İslami Araştırmalar Federasyonu Kadın Meclis Sözcüsü Müşerref Geçer tarafından okundu.
“SALDIRI YOK SAYMA VE HAFIZAYI SİLME POLİTİKASININ BİR PARÇASIDIR”
Düzgün Baba Ziyaretgahı ve Elif Ana Türbesi‘ne yapılan saldırıların planlı bir provokasyon olduğunu belirten Geçer, “Alevi inanç merkezlerine yönelik her saldırı, bu topraklarda yıllardır uygulanan ayrıştırma, yok sayma ve hafızayı silme politikasının bir parçasıdır. İslam siyaseten de toplumsal barışın dili olmak zorundadır. İslam’da insanların inançlarına ve kutsallarına saldırmak meşru görülmez. Kur’an, farklı inanç ve değerlere saygıyı emreder” dedi.
“SALDIRIYI KINIYORUZ”
“Başkalarının kutsalına hakaret, karşısındakini de cehaletle mukabeleye sürükler” diyen Geçer, şunları ifade etti:
“İslami tebliğin dili yıkıcı değil, yapıcı olmak zorundadır. [En’am 108] Bu ayet, Müslümanlara bile “ötekinin” kutsalına dokunmama sorumluluğunu yükler. Çünkü kutsala saldırı, siyasetin en kirli silahıdır: Kin, nefret, intikam ve toplumsal bölünme üretir. Kur’an’da yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak, fitne üretmek, halkın huzurunu bozmak en büyük suçlar arasındadır. Siyaset barışı inşa etmek için vardır; fitne için değil.
Hazreti Muhammed bile savaş hukukunda ibadethanelere dokunulmaması, sivillerin ve din adamlarının hedef alınmaması gerektiğini emretmiştir. Eğer siyaset Peygamber’in bu ilkesini esas alsaydı, bugün Alevi ziyaretgâhları hedef olmazdı.
Alevi toplumunun ziyaretgâhlarına yapılan saldırı, salt fiziksel bir eylem değildir. Bu, bir halkın kimliğine, tarihine ve manevi aidiyetine dönük doğrudan bir saldırıdır.
HERKES KENDİ İNANCINI KENDİ MEKÂNINDA, ÖZGÜRCE YAŞAMALIDIR
Kur’an açıkça “Sizin dininiz size, benim dinim bana” [Kâfirûn 6] der. Yani siyaset, inancı dayatma aracı olamaz. Herkes kendi inancını kendi mekânında, özgürce yaşamalıdır.
Bu nedenle, insanları kin ve nefrete sürükleyen; Alevi inancını ve ibadethanelerini hedef alan bu saldırıyı kabul etmiyoruz. Bu bir inanç meselesi olduğu kadar, bir demokrasi ve yurttaşlık meselesidir. Ve biz bu saldırıyı kınıyoruz”dierek sözlerini tamamladı.
Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şube Ana Fatma Cemevi Eş Başkanı Mustafa Karabudak ise, şunları kaydetti:
“İnanç toplumuna ait her kutsal, aynı zamanda tarihin başlangıcını da kendi içinde barındırır. Egemen güçler için toplumu hakikatinden düşürmek, komünalitesini parçalamak, kültürel ve direniş damarını etkisiz hale getirmek ve toplumu zihinsel olarak teslim almak amacıyla kutsallara saldırmak stratejik bir teslim alma yöntemidir”.
Bu saldırılar birkaç kendini bilmez yarafından yapıladdığına dikkat çeken Karabudak, “Bu saldırı deli yada çocuk işi değildir. Siyasal iktidarın tarihsel hafızamızı silmek, tarih bilincinden koparmak için bilinçli olarak yaptığı saldırıdır. Bizim kutsalarimiz Hakk, Xızır, Pir, mezarlar, ocaklar, ziyaretler, jiyar û diyarlar, evliyalar… değerlerimize saldırılarak hafızamızı silmek istiyorlar” dedi.
Sadece fiziki saldırılar değil. Hesler, barajlar, jeotermal çalışmalar adı altında da saldırılar devam ettiğini belirten Karabudak konuşmasının devamında şunları belirtti:
“Son olarak Varto da. Jeotermal çakışması yapmak istiyorlar. O çalışması Sadece ağaçlara sularimiza ve dogamiza zarar vermeyecek . Geniş bir alana yayılan çalışmada Bizim İnanç alanlarımız, kutsal mekanlarımizda var.
Varto halkı yaklaşık bir aydır toprağına sahip çıkıyor
Bizlerde buradan kamuoyu oluşturarak değerlerimize sahip çıkıyoruz. Geçmişimize sahip çıkmazsak, geleceğimiz olmaz.
Kutsallarinizdan elinizi çekin diyoruz”PİRHA/ANKARA
-

Erdoğan: Bir olalım, iri olalım, diri olalım ve mücadelemizi başarıya ulaştıralım!-VİDEO
PİRHA-26-27-28 Haziran’da yapılacak olan Abdal Musa etkinlikleri, 2 Temmuz Sivas Madımak ve 3 Temmuz Çorum Katliamı yürüyüşlerine katılımın yüksek olması için çalışma yürüttüklerini belirten Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, “Bir olalım, iri olalım, diri olalım ve mücadelemizi başarıya ulaştıralım” dedi.
26-27-28 Haziran’da yapılacak olan Abdal Musa Anma etkinliklerinin çalışmaları başladı.
Ajansımıza hazırlıklara dair konuşan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, Antalya’daki Alevi kurumlarıyla birlikte ortak program hazırlayacaklarını söyledi.
“BU YIL ABDAL MUSA ETKİNLİKLERİNE KATILIM DAHA GÜÇLÜ OLACAK”
Abdal Musa anmalarına katılımları her yıl artarak devam ettiğini belirten Erdoğan, “İnanıyorum ki her yıl bir önceki yıldan daha coşkulu olacak. Çünkü insanlarımız artık ayrışmaktan ziyade birleşmekten yana. Artık ötekileştirmenin anlamı yok. Birleşip bir olup, iri olup, diri olmanın zamandır “dedi.
Abdal Musa Anma etkinliklerinin ardından Sivas Madımak Katliamı’na dair hazırlık süreci içinde olacaklarını vurgulayan Erdoğan, “33 yıllık bir süreç. Hala daha oradaki canlarımızın canına kasteden failler cezalarını çekmediler. Sivas hala bizim için kanayan bir yara ve yüreğimizde kor ateş olarak durmakta. Katliam davasının arkasını bırakmayacağız. Ne zamanki failler, gerçekten de cezalarını çektiği zaman bir nebze olsun sönecektir” diye belirtti.
“KATLİAMIN ÜZERİNDEN YÜZYILLAR GEÇSE DE BU DAVANIN ARKASINI BIRAKMAYACAĞIZ”
Nurettin Erdoğan, Sivas’tan sonra Çorum’a da gideceklerini ifade ederek, “Çorum’da bir katliam söz konusu. Toplumun bu tür olaylara karşı duyarlı olmasını istiyoruz. Siyasal sistemin etnik ve inançlar üzerinden yürüttüğü ayrıştırmaların karşısında olacağız. Mücadeleyi birlikte vereceğiz. Bu ülke hepimizin gideceğimiz başka yerimiz yok. O yüzden de bir olalım, iri olalım, diri olalım ve mücadelemizi başarıya ulaştıralım” ifadelerine yer verdi.
Cebrail ARSLAN/ANTALYA
-

Halk Ozanı Dertli Divani’den JES projelerine tepki: Yerin üstü altından daha değerlidir!-VİDEO
PİRHA- Halk ozanı Dertli Divani, Varto’daki jeotermal santral projesi ve Amasya’daki maden arama girişimlerine tepki göstererek, halkın rızalığı alınmadan bu alanların açılmaması gerektiğini vurguladı ve ortak mücadele çağrısında bulundu.
Halk ozanı Dertli Divani, Muş’un Varto ilçesinde 16 Alevi köyünü etkileyecek olan Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesi ve Amasya’da hayata geçirilmek istenen maden arama faaliyetlerine ilişkin PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.
Çok bilinçli ve ileriye yönelik farklı hesapların yapılarak jeotermal ve benzeri maden arama şirketlerine bu alanların izni verildiğini belirten Halk ozanı Dertli Divani, “Gerek Kaz Dağlarında, gerek Varto bölgesinde gerek bugün Gümüşhacıköy bölgesindeki ve Anadolu’nun yarın bir başka bölgesine açılacak belki ki böyle devam edecek gibi görünüyor” diye belirtti.
TOPLUMSAL DOKUYU AYRIŞTIRARAK YOK ETMEK İSTİYORLAR”
Maden aranan alanların sosyal demokrat tabanlı ya da Alevi toplumunun çoğunlukta olduğu bölgeler olduğunu vurgulayan Divani, “Bu çalışmalara özellikle izin veriliyor. O toplumsal dokuyu orada yok etmek, ayrıştırmak istiyorlar, oysa yerin üstü altından daha değerlidir” diye belirtti.
Anadolu’nun kadim geleneklerinde, kültürlerinde doğaya karşı kayıtsız şartsız bir saygı olduğunu hatırlatan Divani, “Can hakkı diye adlandırdığımız Alevi Bektaşi Kızılbaş öğretisinde sadece bu insan kastedilmiyor. Bitkide de can, çiçekte de can var, böcekte de can var, kurtta, kuşta, kedide de köpekte de can var” diye tarif etti.
“YERYÜZÜNDE VAR OLAN ZENGİNLİKLER HEPİMİZE FAZLASIYLA YETER”
Bütün varlık aleminde bulunan bir can olduğunu vurgulayan Divani, “O yüzden doğayı olduğu gibi kendi doğal haliyle korumak esastır. Yeryüzünde var olan zenginlikler ve doğal güzellikler hepimize fazlasıyla yeter. Biz bu var olanla yetinmemiz ve bunu zenginleştirmemiz gerektirir değil mi?” diyerek hatırlatmada bulundu.
Doğanın tahrip edilerek kimyasıyla oynandığını belirten Divani, “Yerin altından ne çıkaracaksın? Çıkanın sana ne faydası olacak? Yani bu hak, hukuk, adalet kavramlarının dışında toplumsal iradenin, toplumsal rızalık düşünüldüğünde zaten bu söz konusu değil” dedi.
Avrupa’da kendi mülkiyetinde olan bahçe de bir ağacın izinsiz dahi kesilmediği bilgisini paylaşan Divani, “Onun bile iznini alıyorsun. Bir mahallede bir park yapılacaksa o mahallede oturan o halka soruluyor ya da bir bina yapılacaksa üç katlı beş katlı orada oturan insanlara soruluyor” dedi.
İnsanların çoğunluğu rızalık verirse inşaatın başladığını, hiçbir şeyin oldu bittiye getirilmediğini belirten Divani, “O yüzden burada yapılan bu tabiata, bu doğaya ve bu canlılara düşmanlıktan başka türlü bir eylem değil . O yüzden biz bu konuda ciddi manada rahatsızız. Doğanın görünen doğal güzellikleri bozulmasın” diye belirtti.
“MADEN ŞİRKETLERİNE BU ALANLAR AÇILMASIN”
Maden ocaklarına alanlar açılmaması gerektiğini belirterek ortak mücadele çağrısında bulunan Halk Ozanı Dertli Divani konuşmasının devamında şunları belirtti:
“Maden ocaklarına, şirketlerine bu alanlar açılmasın. Orada yaşayan insanlar ‘hayır’ diyorsa buna saygı duyulması gerekir. Hele hele yerel yönetimlerin buna karar verme yetkisinin de olmaması gerekir. Bu konuda sesimizi yükseltmemiz lazım. Demokratik kitle örgütlerinin, kurum ve kuruluşların, doğadan yana olan bütün çevreci derneklerin, ortak bir noktada seslerini yükselterek bütün halk kesimlerine ve bütün yönetim erkine bu sesimizi daha gür bir şekilde duyurmamız gerekir diye düşünüyorum.”
Cebrail ARSLAN/ANTALYA
-

Zeynel Can: Dedeler Zirvesi’nin 4 Mayıs’ta Dersim’de yapılması tesadüf değildir! -VİDEO
PİRHA- Tunceli Valiliği ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın ortaklaşa düzenlediği ‘Dedeler Zirvesi’ne tepki gösteren Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, “Devlet kendi tekelinde, kendi kontrolünde bir Alevi yapılanmasını inşa etmek istiyor” dedi.
Alevi toplumunun “Alevi Diyaneti” olarak tarif ettiği Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Dersim Tertelesi’nin yıldönümünde Tunceli Valiliği ile birlikte 130 dedenin katılımıyla ‘Dedeler Zirvesi’ gerçekleştirdi.
Yapılan bu tartışmalı toplantıya ilişkin PİRHA’ya açıklamalarda bulunan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, “Aleviliği sönümlendirmeye ve ortadan kaldırmaya yönelik girişimlerdir” diye belirtti.
“DEVLET DERSİM TERTELESİ’NİN YILDÖNÜMÜNDE DEDELER ZİRVESİ YAPARAK ALEVİLERE MESAJ VERMEK İSTİYOR”
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından 4 Mayıs’a Dersim’de yapılan toplantının simgesel bir anlam ifade ettiğini belirten Can, bunun tesadüf olmadığının altını çizdi.
“DERSİM’DE YAPILMAK İSTENEN TOPLANTI BİR ALEVİ DİYANETİ YARATMA GİRİŞİMİDİR”
Dedelerle ilgili yapılan toplantının bir ‘Alevi Diyaneti’ yapılanmasına yönelik projenin bir adımı olduğunu vurgulayan Can, “Özellikle devletin çizgisindeki dernek ve vakıflar yeterli etkiyi yaratamayınca devlet doğrudan sahaya indi ve müdahale etti. Bugünkü yaşanan durum budur” dedi.
“ALEVİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI DEDELERİ MAAŞLA ELE GEÇİRMEYE ÇALIŞIYOR”
Devletin 5-6 yıl öncesinden sahadan topladığı verilerle Kültür Bakanlığı üzerinden bir Alevi yapılanması inşa etmeye başlandığını belirten Can, “Bunun üzerinden Kültür Bakanlığına bağlı Alevi Kültür ve Cemevi Başkanlığını kurdu. Topladıkları veriler üzerinden kurumları gezdiler ve içlerinde kendileriyle iş birliği yapabilecek unsurları belirlediler. Son toplantıda da, dedelere ‘Siz artık bu işi maaşlı olarak yapacaksınız’ dediler” diye konuştu.
“DEVLET ALEVİLİĞİ ORTADAN KALDIRMAK İSTİYOR”
Aleviliğin Pir-Talip ilişkine dayanan bir inanç olduğunun altını çizen Can, “Alevilik inancında dedelere maaş yoktur, hakkulah vardır. Bu dedenin görevidir ve dedenin inancına olan borcudur. Bir karşılık değildir. Dolayısıyla da buradan aslında Diyanet’e benzer bir yapılanma, devletin kontrolünde bir Alevi yapılanması yapılmak isteniyor” şeklinde ifade etti.
Yapılmak isteneni Aleviliğin tarihsel doğa tanrıcı felsefesine yönelik bir taarruz girişimi olarak değerlendiren Can, “Aleviliği aslında sönümlendirme ve ortadan kaldırmaya yönelik bir girişimdir. Çünkü Alevilik bağımsızlığını kaybettiği anda bütün bu bahsettiğimiz özellikleri de kaybedecektir” diye belirtti.
“DEVLETTEN MAAŞ ALAN DEDELER CEMEVLERİNDE BİR CAMİ HOCASI GİBİ VAAZ VERECEKTİR”
Devlet tarafından görevlendirilmiş bir dedenin toplumdan rızalık almasına gerek kalmayacağına da dikkat çeken Zeynel Can, konuşmasının devamında şunları belirtti:
“Aslında bir yerde o inancın adı Alevilik olarak dahi kalsa bunu zamanla içi boşaltılmış olacak. Yani işi bu şekilde bir atanmış dedeyle devlet tarafından kurulmuş cemevi içindeki Aleviliğin geleceği yol budur. Devletin aslında doğrudan kendi uzantılarının yapamadığını, dedenin kendisinin yapmasına yönelik ciddi bir hamlesidir.
Bunu tabii boşa çıkarmak anlamında da bizim yapacaklarımız ve yapmamız gerekenler vardır. Üst düzeydeki kurum başkanları, yetkililer bir araya gelerek konuşmaları, değerlendirmeleri ve buna göre politikalar ve stratejiler belirlemesi gerekir.”
Cebrail ARSLAN/ANTALYA
-

Atakan Eren: Şiddet sarmalının önüne emek ve demokrasi güçleri geçebilir -VİDEO
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şube Sekreteri Atakan Eren, okullarda ve yaşamın her alanında artarak devam eden şiddet olaylarına ilişkin PİRHA’ya açıklamalarda bulundu. Eren, eğitim sistemindeki çöküşe, popüler kültürün ve medyanın şiddeti körüklemesine dikkat çekerek bu sarmaldan çıkışın ancak emek ve demokrasi güçlerinin mücadelesiyle mümkün olacağını vurguladı.
Okullarda ve yaşamın her alanında tırmanan şiddet olaylarını değerlendiren PSAKD Antalya Şube Sekreteri Atakan Eren, eğitimde yaşanan şiddetin kökenlerinin çok eskilere dayandığını belirterek özellikle 12 Eylül darbesinden sonra geliştirilen sürece bakmak gerektiğini ifade etti. Türkiye’deki mevcut sistemi ve toplumsal yapıyı eleştiren Eren, şiddetin artık hayatın her alanına yayıldığını dile getirdi.
“TÜRKİYE’DE ŞİDDET SADECE OKULDA DEĞİL YAŞAMIN HER ALANINDA SÖZ KONUSU”
Bu ülkede okulların ticarethaneye dönüştüğü dönemleri yaşadıklarını belirten Eren, şunları söyledi:
“Eğitimin kaliteli olmadığı okulların ticarethaneye dönüştüğü dönemleri yaşadık ve hala da yaşıyoruz. Şiddet konusuna gelince şiddet artık Türkiye’de toplumsal bir metafor olarak var. Türkiye’de sadece okulda değil her yerde ailede sokakta, üniversitede hastanelerde, iş yerlerinde her yerde var.”
Sistemin şiddeti körüklediğini belirten Eren, sözlerine şöyle devam etti:
“Sistem bunu pompalıyor. Eğitim dibe vurmuş durumda insanlara verebileceği hiçbir şey de kalmadı. Çünkü her şey paralı eğitime dönüştürüldü. Türkiye’deki eğitim sisteminin çökmesi ve Türkiye’de popüler kültürün insanları hızlı bir şekilde şiddete yöneltmesi ve tüm televizyonlarda, yayın organlarında, sosyal medyada her gün şiddet haberleri, şiddet olayları var. Dizileri izlediğiniz zaman herkes mafya, herkesin belinde silah. Bu noktada da bu genç insanların bundan etkilenmemesi mümkün değil.”
“HAKKINI ARAYAN HERKES GÖZALTINA ALINIP TUTUKLANIYOR”
Türkiye’de hakkını arayan insanları gözaltına alıp tutuklayan bir anlayışın var olduğunu belirten Atakan Eren, konuşmasının devamında şu vurguları yaptı:
“Bu ülkede silahla gezen, insanları tehdit eden, silahlı bir hayat kurmaya çalışan insanları özendiren bir sistem var. Bu noktada da şiddetin olması çok normaldir. Bunu değiştirecek olan da insanlardır. Bu sistemi ancak emek ve demokrasi güçleri değiştirebilir. Başka türlü bu şiddet sarmalının önüne geçmenin pek mümkünatı yok.”
Cebrail ARSLAN/ANTALYA
-

Akpınar: Siyasal İktidar kendi çıkarları için ne doğa ne toprak ne de canlı bıraktı! -VİDEO
PİRHA- Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar bugünkü zihniyetin kar ve çıkar uğruna inancı, tabiatı ve canlıları yok saydığını belirterek, “Bu anlayışı kırmak için buna karşı bu ülkenin tüm halkları mücadele etmesi lazım” dedi.
Bugünkü zihniyetin çıkarları için hiçbir şeyi gözü görmediğini belirten Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar, “Varto’da veya başka bir yerde çıkarları varsa ne inancı görürler ne tabiatı görürler ne bitkiyi görürler, sadece çıkarlarını görürler. Onun için bu anlayışı kırmak için buna karşı bu ülkenin tüm halkları mücadele etmesi lazım” dedi.
“AKP İKTİDARI GÜZEL OLAN HERŞEYE KARŞI”
Bugünkü hükümetin inançlara, değerlere, tabiata, kurda, kuşa, güzel olan her şeye karşı olduğunu belirten Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar şöyle devam etti.
“Adalet olmayan bir ülkede her şeyi kendini kar sayan bir çete bilinciyle ülke yönetiliyor.Bugünkü zihniyetin çıkarları için hiçbir şeyi gözü görmediğini belirten Akpınar, Varto’da veya başka bir yerde çıkarları varsa ne inancı görürler ne tabiatı görürler ne bitkiyi görürler, sadece çıkarlarını görürler. Onun için bu anlayışı kırmak için buna karşı bu ülkenin tüm halkları mücadele etmesi lazım. Bu Anlayışı kırmak lazım.
“TAŞ TOPRAK BIRAKMADILAR”
Doğada hiçbir şey bırakılmadığını belirten Akpınar, “Taş bırakmadılar, toprak bırakmadılar, bitki bırakmadılar canlı bırakmadılar. Doğayı yok ederek insan hayatını yok ediyorlar” dedi.
Sürecin hızla yok edilmeye doğru gidişi işaret ettiğine dikkat çekerek mücadele çağrısında bulunan Tahsin Akpınar konuşmasının devamında şunları belirtti.
” Onun için tüm insanlığın bu anlamda duyarlı olması gerekir. Daha örgütlü, daha güçlü ses çıkartmak lazım. Tabiatı yok etmek insanlığın hayatını yok etmek anlamına gelir. Onun için buna izin vermemek lazım. Bir ülkede hukuksuzluk yoksa adalet yoksa hiçbir şey yoktur. Bu ülkede her şeyin bedeli ağır ödeniyor. Onun için bu insanların bugünkü anlayışın bu ülkeyi yöneten anlayışın tek derdi birilerinin çıkarını sağlamaktır. Başka bir şey yok”
Cebrail ARSLAN/ANTALYA
-

Binali Efe: Pirlik makamı devlet atamasıyla, dedelik memuriyetle olmaz!
PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Döşemealtı Şube Başkanı Binali Efe, son günlerde kamuoyunda geniş yankı uyandıran Dersim’deki Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı koordinasyonundaki toplantıya sert tepki gösterdi. Söz konusu buluşmanın sıradan bir idari faaliyet olmadığını savunan Efe, atılan adımları devlet denetiminde bir “resmi Alevilik” projesi olarak nitelendirdi.“ZAMANLAMA VE MEKAN TESADÜF DEĞİL”Açıklamasına Dersim’de verilen toplu fotoğrafın arka planındaki siyasi ve tarihi sembolizme dikkat çekerek başlayan Binali Efe, bu karesinin sadece bir anı olmadığını, dönemsel bir politikanın dışavurumu olduğunu belirtti. Buluşmanın gerçekleştiği yere ve takvime vurgu yapan Efe, şu ifadeleri kullandı:“Bazı fotoğraflar vardır; sadece bir kare değildir. Bir dönemin yönünü, niyetini ve siyasal hesabını ortaya koyar. Son günlerde Dersim’de gerçekleştirilen ve Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ekseninde verilen görüntü tam da böyledir. Bu fotoğraf sıradan bir toplantının fotoğrafı değildir. Bu fotoğraf, Türkiye’de devlet dolayısıyla iktidar denetiminde bir “resmi Alevilik” yaratılmak istendiğinin açık göstergesidir.”Toplantının Dersim Katliamı’nın karar tarihi olarak kabul edilen 4 Mayıs gününe denk getirilmesini eleştiren Efe, Dersim’in asimilasyona karşı bir hafıza merkezi olduğunu belirterek, inancın ekonomik bir bağımlılık sarmalına alınmak istendiğini savundu:
“Fotoğrafta bulunan bazı kişiler kendilerini ocak temsilcisi, pir, dede, Ehlibeyt soyundan gelen inanç önderleri olarak tanıtıyor. Ancak bugün savundukları anlayış, Aleviliğin tarihsel bağımsızlığıyla bağdaşmayan bir anlayıştır. Çünkü mesele sadece cemevlerine hizmet götürülmesi değildir. Mesele, inancın ekonomik bağımlılık üzerinden iktidarın denetimine açılmasıdır.”
“ALEVİLİK DİYANET MANTIĞIYLA ÖRGÜTLENEMEZ”
Devletin inanç gruplarını finanse ederek yapılandırma politikasını Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Sünni İslam üzerindeki modeline benzeten Efe, Aleviliğin tarihsel süreç boyunca kendi öz kaynakları ve toplumsal rızalık mekanizmalarıyla hayatta kaldığının altını çizdi. Geçmişte baskıyla yapılmak istenen kontrol çabasının bugün “ekonomik bağımlılık” aracılığıyla yürütüldüğünü öne süren şube başkanı, inancın temel ilkelerini şu sözlerle hatırlattı:
“Açık konuşalım: Alevilik yüzyıllardır devlet maaşıyla yaşamadı. Alevilik sarayın sofrasından beslenmedi. Alevilik Diyanet mantığıyla örgütlenmedi. Bu yol, talibin lokmasıyla yürüdü. Bu yol, rızalıkla yaşadı. Bu yol, dara duranların vicdanıyla ayakta kaldı.”
Ekonomik olarak devlete veya iktidara bağımlı hale gelen inanç yapılarının zamanla siyasal çizgiye de eklemleneceğini savunan Efe, mevcut kurumsal hamlelere yönelik itirazların temel gerekçesini bu riskin oluşturduğunu belirtti.
“DEVLET DÜŞMANLIĞI DEĞİL, EŞİT YURTTAŞLIK TALEBİ”
Kamuoyunda bu tür yapısal adımlara itiraz edenlere yönelik “devlet karşıtlığı” suçlamalarına da yanıt veren Binali Efe, meselenin kamusal haklar ile inanç bağımsızlığı arasındaki ince çizgi olduğunu vurguladı. Alevilerin bu ülkenin vergisini veren asli unsurları olduğunu hatırlatan Efe, laiklik ilkesine dikkat çekti:
“Bazıları meseleyi çarpıtıyor: ‘Siz devlet düşmanlığı yapıyorsunuz’ diyorlar. Hayır. Kimsenin devlete düşman olduğu yok. Aleviler bu ülkenin eşit yurttaşları ve asli unsurlarıdır. Vergisini veren, bedel ödeyen, bu ülkenin acısını da sevincini de yaşayan asli halklarından biridir. Ancak devlet başka şeydir, iktidar başka şeydir. Kamu hizmeti başka şeydir, inancı devlet çizgisine bağlamak başka şeydir.”
Cemevlerinin elektrik, su ve bakım gibi ihtiyaçlarının karşılanmasının devletin bir lütfu değil, eşit yurttaşlık hakkı olduğunu belirten Efe, inanç önderlerinin maaşlı memur haline getirilmesinin gerçek bir laiklik anlayışıyla bağdaşmayacağını ifade etti.
“PİRLİK MAKAMI DEVLET ATAMASIYLA OLMAZ”
Aleviliğin bürokratik kurumlara veya masa başı tanımlamalara sığdırılamayacak bir “yol” olduğunu söyleyen HBVAKV Döşemealtı Şube Başkanı, inancın özgül yapısının korunması gerektiğine vurgu yaparak şunları kaydetti:
“Alevilik bir bürokrasi değil, bir yoldur. Ocaktır. Erkândır. Rızalıktır. Hakikattir. Pirlik makamı devlet atamasıyla olmaz. Dedelik maaşlı memuriyet değildir. Ocaklar bürokratik dairelere bağlanamaz. Bugün bu sisteme karşı çıkanlara saldıranların önemli kısmı yıllardır Aleviliği kendi siyasal hesapları için kullanan çevrelerdir. Kimileri ‘Ali’siz Alevilik’, kimileri başka siyasi projeler üzerinden toplumu bölmeye çalışırken, bugün de başka bir kutuplaşma yaratılıyor.”
“TARİHSEL HAFIZA VE GELECEK KAYGISI”
Konuşmasının son bölümünde Kerbela’dan Dersim’e uzanan tarihsel süreçteki kırılma noktalarına atıfta bulunan Efe, Alevi toplumunun inanç özgürlüğüne yönelik müdahaleler karşısında her zaman direnç gösterdiğini ifade etti. Geleceğe yönelik iki farklı yol ayrımında olunduğunu belirten Efe, açıklamasını şu cümlelerle sonlandırdı:
“Ya ocak sistemiyle, pir-talip ilişkisi ile, özgür iradesiyle yaşayan bir Alevilik korunacaktır… Ya da maaşla, kadroyla, bütçeyle şekillenen ‘resmi bir Alevilik’ oluşturulacaktır. Bizim itirazımız işte bunadır. Alevilik hiçbir iktidarın arka bahçesi değildir. Alevilik devlet memurluğuna indirgenecek bir inanç değildir. Hakikat maaşla satın alınamaz. Ocaklar bütçeyle teslim alınamaz ve Alevilik hiçbir dönemde sarayın gölgesinde yol yürütmemiştir. Dersim’de verilen bu fotoğraf bu yüzden sadece bir toplantı değil; Alevi toplumunun hafızasında ciddi bir kırılma ve tartışma yaratacak tarihsel bir görüntüdür ve unutulmamalıdır: Alevilik bugüne kadar baskıyla da bitmedi, parayla da bitmeyecek. Bu böyle biline, böyle yazıla.”
PİRHA/ANTALYA
-

Ozan Dertli Divani’den ‘Dedeler Zirvesi’ tepkisi: Yoldan sapanlar ihanet içindedir-VİDEO
PİRHA- Tunceli Valiliği ve Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın ortaklaşa düzenlediği ‘Dedeler Zirvesi’ne tepki gösteren Ozan Dertli Divani, kurulan yapının Alevileri asimile etmeyi amaçladığını belirtti. Toplantıya katılan dedeleri sert bir dille eleştiren Divani, “Yol rıza yoludur. Gidenler toplum üzerinde etkisi olmayan zavallı kişiliklerdir” dedi.
Alevi toplumunun “Alevi Diyaneti” olarak tarif ettiği Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Dersim Tertelesi’nin yıldönümünde Tunceli Valiliği ile birlikte 130 dedenin katılımıyla ‘Dedeler Zirvesi’ gerçekleştirdi. Yapılan bu tartışmalı toplantıya ilişkin PİRHA’ya açıklamalarda bulunan Ozan Dertli Divani, iktidarın asimilasyon politikalarını ve zirveye katılanların durumunu sert sözlerle değerlendirdi.
“KESMEKLE BİTİREMEDİLER ŞİMDİ ÖZÜNDEN KOPARMAYA ÇALIŞIYORLAR”
Tarih boyunca Alevilere yönelik asimilasyon politikalarının kesintisiz bir şekilde devam ettiğini vurgulayan Ozan Dertli Divani, sistemin yöntem değiştirdiğine dikkat çekerek şunları söyledi:
“Bir dönem bu öğretinin üstatlarını, ulularını, pirlerini asarak zindanlara kapatarak sürgünlere göndererek bir dönem toplumu birbirine düşürerek bugün de baktılar ki bu Aleviler ya da sistemden rahatsız olan diğer kesimler öyle kesmekle biçmekle bitecek gibi değil. Bu toplulukların inandığı değerleri nasıl özünden koparırız? Neler yaparız diye bunun üzerine epey bir kafa yormuşlar. Bu çok belli.”
“SİSTEM OCAKLARI VE DERGAHLARI KENDİ SAFINA ÇEKMEK İSTİYOR”
Tarihte Alevi toplumunun içinden çıkıp güçlüden yana saf tutanların toplum üzerinde hiçbir etkisi olmadığını ve “zavallı” olarak nitelendirilmeleri gerektiğini belirten Divani, mevcut planın tehlikesine şu sözlerle işaret etti:
“Sistem toplumun genel manada saygı duyduğu ocakları, dergahları, dedeleri kendi safına çekerek bu işi kökten halletmeyi planlıyorlar.”
“BU YAPILANDIRMANIN ADI EMEVİ VE MUAVİYE SİYASETİDİR”
Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı eliyle yürütülen bu planın tarihsel kökenlerine değinen Ozan Dertli Divani, uygulanan stratejiyi “Muaviye siyaseti” olarak tanımladı:
“Muaviye siyaseti nedir? Bu sosyal medyada epey paylaşıldı. Körü körüne inanan ya da güce tapan toplulukları gerçek dışı bazı olaylara baskıyla, başka şeylerin gücüyle inandırmak için yapılan siyaset Muaviye siyasetidir.”
“ORAYA GİDENLER MÜRTETTİR, BÜYÜK BİR İHANET İÇİNDEDİRLER”
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı adıyla kurulan teşkilatın doğrudan Alevileri asimile etmeye yönelik kurulan bir yapı olduğunu belirten Divani, yoldan sapanlara yönelik şu ifadeleri kullandı:
“Eğer kişiler orayı tercih ederse işi gücü rast gelsin. Yol rıza yolu ama yoldan sapanların, yolun dışına çıkanların ne olduğunu yolun içerisinde olan, öğretiyi bilen herkes bilir. Yola aykırı duruş sergileyen, öğretiye uygun olmayan işler yapan kişiler yolun dışındadır. Buna düşkünlük deniliyor ama düşkünlük o kadar basit bir şey değil. Yolda olanların yola dahil olanlar yoldan çıkarsa düşkündür. Yolda olmayanlar zaten yolun dışındadır. Onlar mürtettir kısacası. Yolun tamamen dışındadır. Oraya gidenler tercihini öyle yapmışlar. Çok yazık. Büyük bir ihanet. Bu konuda herhalde fazla bir şey söylemeye gerek yok.”
“KALEMİ KIRANLAR YOK OLDU DENİZLER GÖNÜLLERDE YAŞIYOR”
Tarih boyunca her dönemde gücün ve egemenin safında yer almayı tercih eden figürlerin ortaya çıktığını ve bugünkü siyasi arenada da bunun örneklerinin görüldüğünü ifade eden Divani, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam yıldönümüne de atıfta bulunarak şöyle devam etti:
“Zavallılık, basitlik… 6 Mayıs Denizlerin, Hüseyinlerin idamının yıldönümüydü. O kalemi kıranlar mecliste idam edilsin diye oy verenler tarihin derinliklerinde yok olup gittiler. Ama o değerler, o fidanlar tarihe asılıp kaldılar. Gönüller de yaşamaya devam edecekler. Keşke böyle olaylar olmasa.”
“TÜM DÜNYA İNSANLARININ KARDEŞÇE YAŞAMASINI İSTİYORUZ”
Sanatçı Zülfü Livaneli’nin seslendirdiği şarkının dizelerini hatırlatan Ozan Divani, “Ne böyle zulüm olsun ne de böyle ayrılık” diyerek temennilerini şu sözlerle dile getirdi:
“Keşke bu arızalar bu imha politikaları olmasa da biz de bunların yerine tüm dünya insanlarının bir arada kardeşçe yaşamasına dair sözlerimizi söylesek.”
Yaşanan tüm toplumsal ve inançsal sorunların çözüm reçetesinin asırlardır aşıkların, sadıkların söylediği deyişlerde mevcut olduğunu vurgulayan Ozan Dertli Divani, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Aşıkların, sadıkların söylediği bütün insanlardan arzumuz vardır, insan birliğine zor demesinler derken ırkları, renkleri, milliyetleri, inançları birbirinden farklı olan insanlar birbirini sever, sayar, farklılığını saygıda kusur etmezse evet, kardeşçe bir arada yaşayabilir. Tüm dünyada barış olsun, tüm dünya insanları kardeşçe bir arada yaşasın diye yüzyıllar boyu aşıklar, sadıklar, ozanlar, bilgeler, düşünürler bu doğrultuda en güzel sözleri söylemişler. Yapılması gerekenler çok açık, çok net. Tek tipleştirmek için yönetim erki ne yazık ki bu asimilasyon politikalarını bazen zor kullanarak, bazen keserek biçerek bazen de tatlı dilli kullanıyor. Kendini kaybedenlere zavallılar diyebilirim. Ne diyeyim ki başka?”
Cebrail ARSLAN/ANTALYA
-

16 MAYIS 2026 CUMARTESİ – GÜNDEM
-Dersim Tertelesi’nin yıldönümünde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Tunceli Valiliği tarafından yapılann ‘Dedeler Zirvesi’ ne ilişkin Ozan Dertli Divani PİRHA’ya açklamalarda bulundu. GÖRÜNTÜLÜ
-ABF Genel Başkan Yardımcıları Aydın Deniz ve İbrahim Karakaya, Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara ve kadınların kaçırılmasına dair konuştu.GÖRÜNTÜLÜ
-Varto’da yapılmak istenen JES projesine isyan eden kadınlar, “Başımız gitse bile biz mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz” dedi. GÖRÜNTÜLÜ
-PSAKD Antep Şube Başkanı Mehmet Erkek, Kürt Dil Bayramı’na dair değerlendirmede bulundu.GÖRÜNTÜLÜ
-Mersin’de ‘Barış İçin Kadın Buluşması’ düzenlenecek. GÖRÜNTÜLÜ
-

Zeynel Can: Aleviliğe yönelik saldırılar, art niyetin göstergesidir- VİDEO
PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, gazeteci Mine Kırıkkanat’ın Aleviliğe yönelik sözlerine tepki gösterdi. Kırıkkanat’ın ifadelerini “yaralayıcı” olarak değerlendiren Can, “Aleviliğe yönelik gizli art niyetlerini ortaya koyuyorlar” dedi.
Cumhuriyet yazarı Mine Kırıkkanat, CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Andımız”ın kaldırılmasını istediği iddia edilen bir paylaşımı, “kripto kılıç artığı” ifadeleriyle alıntılamıştı.
Ardından gelen tepkiler üzerine, “Alevi dostlardan içtenlikle özür dilerim. Kılıç artığı sözünün tarihçesini bilmiyordum. Bu sözü, Kılıçdaroğlu’nun soyadına atfen söyledim. Cehaletimi bağışlayın” paylaşımı yapmıştı. Tepkilerin devam etmesi üzerine Cumhuriyet gazetesindeki yazılara ara verdiğini açıklayan Kırıkkanat, “Kazandınız kötüler! Biz yenilmeyi de biliriz. Yenildim, çekiliyorum. At sizin, meydan sizin, rahat rahat oynayın” demişti.
Kırıkkanat, bugün Kılıçdaroğlu’nu arayarak özür dilediğini, “Az önce Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu arayarak, kendisi hakkında yaptığım talihsiz paylaşım için içtenlikle özür diledim. Gösterdiği olgunluğa minnettarım” sözleriyle duyurmuştu.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Kırıkkanat’ın düşünce yapısının kendisini şaşırtmadığını söyleyerek, “Mine Kırıkkanat asker kızı ve ulusalcı-ırkçı bir kafa yapısına sahip. Düşünce yapısını bildiğim için böyle konuşmasını çok yadırgamadım. Bunu doğru bulduğum anlamında söylemiyorum. Çünkü kafa yapısı böyle” dedi.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi tavrının eleştirilebileceğini ancak inancı üzerinden hedef alınmasının kabul edilemez olduğunu ifade eden Can, şu benzetmeyi yaptı:
“İnsanın gözünde bir körlük varsa ve bu doğuştansa, bunu eleştiri konusu yapamazsınız. Bir insanı seviyormuş gibi davranıp öfkelenince ‘sus lan kör’ demek gibi bir şey bu.”
“ALEVİ OLMAK BİZLER İÇİN ONURDUR”
Alevi olmanın kendileri açısından bir onur olduğunu söyleyen Can, Aleviliğin insanları dili, kimliği ve inancı nedeniyle ayrıştırmayan bir yol olduğunu vurguladı.
“İyi ki Alevi olarak doğmuşum. Çünkü bu inanç beni düşünsel olarak köreltmedi, ruhsal olarak daraltmadı. Edep erkânıyla ve dünyaya bakışıyla ufkumu açtı, hoşgörüyle yetiştirdi” diye konuştu.
Tüm baskılara rağmen Alevi kimliklerini açıkça savunmaya devam ettiklerini belirten Can, “Biz hala Alevi, Kızılbaş, Tahtacı, Abdal olduğumuzu her yerde söylüyoruz. Cemimizi, inancımızı ve itikadımızı yaşamaya devam ediyoruz” dedi.
“ALEVİLERE DİL UZATANLARIN ART NİYETİ ORTADA”
Kemal Kılıçdaroğlu’nun Nazımiye Kureyşan Pir Ocağı’na bağlı bir Alevi olduğunu gizlemediğini belirten Can, buna rağmen siyaset yaptığı dönemde Alevi kimliğini öne çıkarmadığını ifade etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ise Kılıçdaroğlu’nun kimliğini siyaset malzemesi yaptığını ifade eden Can, Mine Kırıkkanat’ın sözlerine ilişkin şu değerlendirmede bulundu:
“Alevilere dil uzatanların beyinlerinin altında Aleviliğe yönelik art niyetlerinin olduğu çok açık.”
Cebrail ARSLAN/ANTALYA
-

Atakan Eren: Aleviler doğa katliamlarına kayıtsız kalamazlar! -VİDEO
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şube Sekreteri Atakan Eren, Varto ve Amasya’da yaşanan maden arama faaliyetleri ve doğa katliamlarına ilişkin açıklamalarda bulundu. Eren, doğanın Alevi inancındaki kutsallığına dikkat çekerek örgütlü direniş çağrısı yaptı.
“DOĞA ALEVİLER İÇİN KUTSALDIR”
Doğanın Aleviler için vazgeçilmez ve çok kutsal alanlar olduğunu belirten Atakan Eren, Türkiye’de son 20 yıldır yoğun bir çevre katliamı ve yağma yaşandığını ifade etti. Eren, tabiatın bir rant alanı ve zenginleşme metodu olarak görüldüğünü vurguladı.
Muş Varto ve Amasya’da yaşanan son olayların, doğa katliamlarının artarak devam edeceğinin bir göstergesi olduğunu belirten Eren, direnişin boyutuna dair şu uyarılarda bulundu:
“Varto’daki direniş tabii ki önemli ama bu direnişin sadece sosyal medyayla da sınırı kalmaması gerekiyor. Alevi örgütlerinin özellikle bu konuda daha örgütlü, daha bilinçli ve daha kitlesel bir direnişle harekete geçmesi gerekiyor. Bu noktada örgütlerimize çok büyük görevler düşüyor.”
“ÖRGÜTLERİMİZ BU KONUYA UZAK KALDI”
Alevi örgütlerinin doğa katliamlarına karşı bir hareket planı olması gerektiğini altını çizen Eren, şunları söyledi:
“Aleviler doğa katliamlarına kayıtsız kalamazlar. Sadece sosyal medyada eleştirmek yetmez; sahaya inmeli, köylülere ve halka yardım edilmelidir. Kutsal ağaçlarımız, toprağımız ve suyumuz yok ediliyor. Bu, inancımıza yönelik bir saldırıdır. Uzun yıllar boyunca örgütlerimiz, hızla değişen siyasal konjonktür nedeniyle bu konuya uzak kaldılar”
Doğa katliamlarının önüne geçmek için somut adımlar atılması gerektiğini belirten Eren, izlenmesi gereken yol haritasını şu şekilde özetledi:
“Birimler Kurulmalı: Alevi örgütleri bünyesinde çevre meseleleriyle ilgilenecek özel birimler, masalar ve kadrolar oluşturulmalı. Halk Bilinçlendirilmeli: Alevi köylerine gidilerek çevre katliamının sonuçları hakkında bilgilendirme toplantıları yapılmalı. Direniş Örgütlenmeli: Yöre halkının direnişine sadece destek verilmemeli, bu direnişin direkt içinde yer alınmalı”
“Örgütlü güç olursak doğa katliamlarının önüne geçebiliriz” diyen Eren, egemenlerin dünyayı kendi rant alanları olarak görmesine karşı tek çarenin birliktelik olduğunu vurgulayarak, “Bize yaşanacak bir dünya bırakmıyorlar” dedi.
Cebrail ARSLAN/ANTALYA


















