Yazar: cebo

  • Alevi kurumları 1 Mayıs’ta Antalya’da alanlarda olmaya hazırlanıyor -VİDEO

    Alevi kurumları 1 Mayıs’ta Antalya’da alanlarda olmaya hazırlanıyor -VİDEO

    PİRHA- PSAKD Altınova Şube Başkanı Adnan Arslan, Bu sene 1 Mayıs’ta daha kitlesel bir katılımın olması için emek ve demokrasi güçleri ile birlikte çalışmaların sürdüğünü belirti. AKD Antalya Şube Başkanı Kazım Uçarcan ise, “1 Mayıs günü alanlarda geçmişinin ruhuna yakışır şekilde kutlamak için çalışmalarımız devam ediyor” diye belirtti.

    1 Mayıs yaklaşırken, emek dünyasında hareketlilik artıyor. İşçiler, emekçiler ve hak arayan kesimler, artan hayat pahalılığına, güvencesizliğe ve derinleşen eşitsizliklere karşı seslerini yükseltmeye hazırlanıyor. Bu yıl da meydanların, yalnızca bir kutlama alanı değil, adalet, eşitlik ve insanca yaşam taleplerinin güçlü biçimde dile getirileceği bir mücadele zemini olması bekleniyor.

    “ALEVİLER İÇİN 1 MAYIS ÇOK ÖNEMLİ”

    PSAKD Altınova Şube Başkanı Akdeniz Bölge Sorumlusu Adnan Arslan, “Bizim için 1 Mayıs çok önemlidir. Biz de 1 Mayıs’ta Alevi bileşenleri olarak Antalya Emek Demokrasi Güçleri’yle beraber alanlarda olacağız. Antalya’daki Alevi Kumları olarak Pankartımızın arkasında her sene olduğu gibi Aydın Kanza Parkı’ndan Cumhuriyet Meydanı’na yürüyeceğiz” diyerek hazırlıkların sürdüğünü belirtti.

    İşçi ve emekçilerin bayramı olan 1 Mayıs’ı bu sene daha kitlesel bir şekilde kutlamak istediklerini vurgulayan Arslan, “Bununla ilgili Emek Demokrasi Güçleriyle bir toplantı yaptık. 1 Mayıs’tan önce bir araya gelip bir kahvaltı ortamında kitleyi nasıl daha çoğaltabiliriz alana taşıyabiliriz bunun üzerinde konuşacağız. Her zaman birlikten güç doğar. Bireysel hiçbir şey olmaz. Antalya’da bu gücü de yaratmaya çalışıyoruz” dedi.

    “GEÇMİŞİNİN RUHUNA YAKIŞIR BİR ŞEKİLDE 1 MAYIS’I KUTLAMAK İSTİYORUZ”

    1 Mayıs’ı emekçilere anlatmanın çok kıymetli olduğunu belirten Alevi Kültür Dernekleri Antalya Şube Başkanı AKD Genel Sekreteri Kazım Uçarcan ise şunları kaydetti:

    ” Bu kadar hak ihlalinin olduğu bir yerde hak arama mücadelesi olan 1 Mayıs gününü alanlarda geçmişinin ruhuna yakışır şekilde kutlamak için Alevi Bileşenleri olarak bugün bir toplantı yaptık . Antalya’da 10’un üzerinde Alevi kurumu var. Antalya Alevi Bileşenleri ortak pankartı altında bir yürüyüş organize edeceğiz. Antalya Emek ve Demokrasi güçleriyle birlikte alanlarda olacak ve sesimizi en gür şekilde haykırmaya çalışacağız”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Alevi kültürü Kaleiçi’nde sahneye taşındı:Konyaaltı Cemevi kursiyerlerinden anlamlı etkinlik!-VİDEO

    Alevi kültürü Kaleiçi’nde sahneye taşındı:Konyaaltı Cemevi kursiyerlerinden anlamlı etkinlik!-VİDEO

    PİRHA- Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği’nde  halk müziği, semah, bağlama, bendir, gitar, keman ve dans eğitimi alan kursiyerler Antalya Kaleiçi Yat Limanı’nda bulunan amfi tiyatroda gösteri gerçekleştirdi.

    Halk müziği koro şefi, saz ve keman eğitmeni Serdar Baysal, semah eğitmeni Bülent Yasan, gitar ve ritim eğitmeni Şenol Ünver, piyano eğitmeni Eda Erol ve dans eğitmeni Gül Niğar’ın yetiştirdiği kursiyerler Kaleiçi Yat Limanı’nda bulunan amfi tiyatroda konser verdi.Yoğun katılımın olduğu konserde Alevi inancının temel değerlerini yansıtan deyişler seslendirilirken, semahlar dönüldü. Türkçe ve Kürtçe eserlerle halaylar çekilerek çok kültürlü ve çok dilli bir ortak yaşam iradesi sahneye taşındı.

    “ELİMİZDEN GELDİĞİNCE HERKESE DOKUMAYA İNANCIMIZ AKTARMAYA ÇALIŞIYORUZ”

    Etkinlik sonrası ajansımıza konuşan Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar, ““Bugün inancımızın ne kadar insancıl, yaşamsal ve anlamlı olduğunu bir kez daha ortaya koyduk. Hem inancımızı tanıtıyor hem de onun özünü, özlemini tüm insanlığa yansıtmaya çalışıyoruz. Yaşamın içinde, bu inançla var olmanın ne kadar anlamlı olduğunu paylaşmak istiyoruz. Başta hocalarımız olmak üzere bu projeye emek veren, bağlama çalan, semah dönen tüm canlara teşekkür ediyorum” dedi.

    Akpınar, bu tür etkinliklerin süreceğini vurgulayarak, daha fazla insana ulaşmayı, inancın evrensel değerlerini yaygınlaştırmayı ve toplumsal dayanışmayı büyütmeyi hedeflediklerini ifade etti.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Tahtacılar Derneği Başkanı Mehmet Akar:Dindar ve kindar nesil projesi toplumu kutuplaştırdı-VİDEO

    Tahtacılar Derneği Başkanı Mehmet Akar:Dindar ve kindar nesil projesi toplumu kutuplaştırdı-VİDEO

    PİRHA- Antalya Tahtacıları Kültür, Eğitim, Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği Başkanı ve CHP Antalya İl Başkan Yardımcısı Mehmet Akar, okullarda artan şiddet olaylarına ilişkin PİRHA’ya açıklamalarda bulundu. Akar, eğitim sistemindeki çarpıklıklar ve liyakatsizlik çözülmeden şiddetin son bulmayacağını vurguladı.

    “BEBEKTEN KATİL YARATAN BİR SİSTEMLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Siverek ve Maraş’taki okullarda yaşanan şiddet olaylarını değerlendiren Mehmet Akar, temel sorunun sistemin kendisinde olduğunu belirtti. Akar, “Bebekten bir katil yaratan sistem sorgulanmadığı sürece bu olaylarda sonuç alınamaz. Şu an tam da bunu yaşıyoruz. 13-14 yaşındaki çocukların bir arkadaşını veya öğretmenini katletmesini akıl almıyor. Bu çocukların okulla, öğretmeniyle veya arkadaşlarıyla duygusal bir bağ kuramadığı anlaşılıyor. Aslında biz bu noktaya bir günde gelmedik” dedi.

    “AKP DÖNEMİNDE 9 DEFA MİLLİ EĞİTİM BAKANI DEĞİŞTİ”

    Eğitim sendikalarının ve toplumun geniş kesimlerinin mevcut gidişata itiraz ettiğini hatırlatan Akar, liyakat vurgusu yaptı: “İktidarın bu işi yönetemediği ortada. AKP döneminde bildiğim kadarıyla 9 defa Milli Eğitim Bakanı değişti. Her gelen yeni bir programla geliyor. Mevcut bakanın liyakatten uzak tablosuyla iyi bir sonuç ortaya koymasını beklemiyoruz.”

    BAKAN ÇOCUKLARLA DEĞİL, TARİKATLARLA İLGİLENİYOR”

    Teknolojinin ve sosyal medyanın çocuklar üzerindeki risklerine dikkat çeken Akar, Milli Eğitim Bakanlığı’nın önceliklerini şu sözlerle eleştirdi:

    “Milli Eğitim Bakanı bugün çocuklar haricinde her şeyle uğraşıyor. Cemaatlerle iş birliği yapıyor ve buna ‘sivil toplum örgütü’ adını veriyor. Okula temizlik malzemesi almaktan veya kapıya güvenlik koymaktan aciz bir yönetim, her türlü ideolojik propagandayı yapmaktan geri durmuyor.”

    “BU ÜLKE LİYAKATSİZ KADROLARLA YOL ALAMAZ”

    Mevcut kadrolarla sorunun çözülemeyeceğini ifade eden Akar, çözüm önerisi olarak iktidarın değişmesi gerektiğini savundu: “Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz; Milli Eğitim Bakanlığını liyakatli kadrolarla yönetme, çocuklarımızı dünyanın ihtiyaçları doğrultusunda onlara yaraşır bir sistemle yetiştirme sözünü veriyoruz.”

    ALEVİ KİMLİĞİMİZLE BARIŞI VE DOĞAYI ÖNCELEYEN BİR TOPLUMUZ”

    Alevi kimliği ve Tahtacı kültürü üzerinden toplumsal barışa değinen Mehmet Akar şunları kaydetti: “Biz her zaman emekten, eşitlikten, adaletten ve barıştan yana olan, saygıyı önceleyen bir toplumuz. Aydın, ilerici ve Alevi toplumu olarak yetişkinlerimizin dahi bir cana kıyması akıldan geçmez. Biz, bir ağacı keserken bile ondan rızalık alan bir gelenekten geliyoruz.”

    “İYİLER HER ZAMAN KAZANIR”

    İktidarın “dindar ve kindar nesil” projesiyle toplumu kutuplaştırdığını belirten Akar, açıklamasını umut verici bir mesajla tamamladı: “Toplumu bu şekilde dizayn edemeyecekler. Alevi kurumları olarak demokrasiyi, özgürlüğü ve ortak yaşam kültürünü savunmaya devam edeceğiz. Biz buraya yaslanacağız ve mutlaka galip geleceğiz. İyiler her zaman kazanır, biz de mutlaka kazanacağız.”

    Cebrail ARLAN/ANTALYA

  • PSAKD Altınova Şube Başkanı Arslan: Gönlümüz, yüreğimiz Varto’da olacak!-VİDEO

    PSAKD Altınova Şube Başkanı Arslan: Gönlümüz, yüreğimiz Varto’da olacak!-VİDEO

    PİRHA- Varto’’nun jeotermal santral projesiyle katledilmek istediğini, ülke kaynaklarının sermaye baronlarına peşkeş çekildiğini vurulayan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Altınova Şube Başkanı Adnan Arslan, “Varto’da doğa katliamına karşı kitlesel bir miting gerçekleştirilecek. Gönlümüz, yüreğimiz Varto’da olacak” dedi.

    “ÜLKE KAYNAKLARI ZORLA SERMAYE BARONLARINA PEŞKEŞ ÇEKİLİYOR”

    Varto’da JES projesi altında doğa ciddi bir şekilde katledildiğini belirten Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Altınova Şube Başkanı Adnan Arslan, “Arazi katlediliyor insanların arazilerine el konularak sermaye baronlarına peşkeş çekiliyor” diye belirtti.

    Sadece Varto’da değil Çorum Karakaya köyünde, Akbelen’de, Sivas’ın Zara ilçesinde, Bolucan’da, Bartın’da olmak üzere ülkenin her tarafında bir doğa katliamı yaşandığını ifade eden Arslan, “Her yerde eylemler yapıldı yine de biz sesimizi yeterince duyan olmadı. Sadece Varto’da değil, Türkiye’nin dört bir yanında nerede bir doğa katliamı varsa, nerede insan katliamı nerede bir zulüm varsa Alevi, Sünni fark etmez, biz mazlumun yanında zalimin karşısındayız” dedi.

    “JEOTERMAL ALTIN MADENİ VE TAŞ OCAKLARININ HEPSİ ALEVİ YERLEŞİM YERLERİNDE Mİ BULUNUYOR”

    Doğayı katleden projelerin Alevi köylerine yapılmasını düşündürücü olduğunu vurgulayan Arslan, “Nasıl oluyor? Hep buralarda mı maden ocakları bulunuyor? Çünkü Çorum’un Karakaya köyünde İbrahim Kaypakkaya’nın köyüne doğa katliamı yapılıyor” diye belirtti.

    Ülkenin sermaye baronlarına peşkeş çekildiğinin altını çizen Adnan Arslan, konuşmasının devamında şunları belirtti:

    “Her şeyi bitirdiler şimdi doğayı katlediyorlar. Ülkede pahalılığın önüne bir türlü geçilemiyor, ekonomi bitmiş vaziyette. Hangi birini anlatalım? Gerçekten ülkemiz çok kötü yönetiliyor, çok kötü bir noktaya doğru gidiyor. Kimse sesini çıkaramıyor. çıkaranları da alıp içeri atıyorlar. Ama biz susmayacağız, mücadeleye devam edeceğiz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Zeynel Can: Yaşam alanlarımız küresel sermayeye açılıyor -VİDEO

    Zeynel Can: Yaşam alanlarımız küresel sermayeye açılıyor -VİDEO

    PİRHA- Yıllardır jeotermal HES ve maden arama projeleriyle insanların yerleşik yaşam alanları doğa ve hayvancılığın yok edilmek istendiğini vurgulayan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can,Bu böyle gitmeyecek. Türkiye’de bu potansiyelin var olduğuna inanıyorum “dedi.

    Muş’un Varto ilçesinde Xwarik (Çallıdere) köyü sınırları içerisinde başlatılacak ve 16 Kürt-Alevi köyünü etkileyecek jeotermal enerji santraline (JES) Muş Valiliği İl Komisyon Başkanlığı onay verdi. Halkın tepkisi ise sürüyor.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Türkiye’de çevre meselesinin artık yakıcı ve birinci gündem maddelerinden biri haline geldiğini belirterek, yaşananların küresel sermayenin doğa üzerindeki baskısının bir yansıması olduğunu ifade etti.

    Varto’nun Çalıdere köyünde gündeme gelen jeotermal tesis girişiminin, köy muhtarının tebligatı imzalamamasıyla açığa çıktığını belirten Can, bu süreçte köylülerden gizlenerek yürütülen bir kamulaştırma planının ortaya çıkarıldığını söyledi. Can, meralara ve köy arazilerine el konulmak istendiğini vurguladı.

    JEOTERMAL, HES VE MADEN PROJELERİ YAŞAMI HEDEF ALIYOR”

    Bu girişimlerin tekil olmadığını, Türkiye’nin dört bir yanında benzer uygulamaların sistematik biçimde devreye sokulduğunu belirten Can, Muğla Akbelen’deki maden ruhsatlarından Karadeniz’deki HES projelerine, Erzincan İliç’te yaşanan maden faciasından siyanürlü altın arama faaliyetlerine kadar uzanan geniş bir tabloya dikkat çekti.

    Küresel ölçekte doğal kaynakların paylaşımı üzerinden yürütülen politikaların Türkiye’ye de yansıdığını vurgulayan Can, uluslararası sermayenin doğrudan kaynaklar üzerinden pazarlık yürüttüğünü belirtti.

    YAŞAM ALANLARIMIZ İSTİLA EDİLİYOR”

    Yaşanan süreci yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ekolojik ve kültürel bir yıkım olarak tanımlayan Can, “Burada söz konusu olan şey basit bir yatırım değil, doğrudan bir habitatın, yani yaşam alanının istilasıdır. Yüzyıllardır süregelen bir yaşam kültürü, birikim ve doğayla kurulan denge yok sayılıyor. İnsanlar o topraklarda yaşıyor, hayvanlar, bitkiler, su kaynakları bir bütün oluşturuyor. Bu bütün parçalanmak isteniyor” diye konuştu.

    “NEOLİBERAL POLİTİKALAR DOĞAYI HEDEF HALİNE GETİRDİ”

    Türkiye’de uygulanan neoliberal politikaların bu sürecin temelini oluşturduğunu belirten Can, çevresel etki değerlendirme (ÇED) süreçlerinin işlevsiz hale getirildiğini söyledi. Eskiden uzun ve çok aşamalı incelemelerden geçen projelerin artık hızla onaylandığını ifade eden Can, “Bugün geldiğimiz noktada en gerekli durumlarda bile ‘ÇED gerekli değildir’ kararları verilebiliyor. Hukuksal süreçler devre dışı bırakılıyor, mahkeme kararları dahi zaman zaman yok sayılıyor” dedi.

    Bu durumun yalnızca çevreyi değil, aynı zamanda hukuk sistemini de zayıflattığını belirten Can, Türkiye’de doğanın sistematik bir şekilde tahrip edildiğini ve bunun siyasal tercihlerle doğrudan bağlantılı olduğunu dile getirdi.

    “TOPLUMSAL DİRENİŞ KAÇINILMAZ”

    HBVAKV Antalya Şube Başkanı Veysel Can yaşananlara karşı geliştirilen bireysel direnişlerin dahi büyük önem taşıdığını vurguladı. Bu direnişlerin birleşerek toplumsal bir muhalefete dönüşmesi gerektiğini ifade eden Can, “Bugün bir köyde, bir ormanda verilen mücadele küçük görülebilir ama bunların toplamı büyük bir toplumsal bilinç yaratır. Bu bilinç de demokratik bir değişimin önünü açar” dedi.

    Mevcut iktidarın neoliberal politikaları kararlılıkla sürdürdüğünü belirten Can, bugün engellenen bir projenin yarın başka bir bölgede yeniden gündeme getirildiğine dikkat çekerek, çevre mücadelesinin süreklilik gerektirdiğini ifade etti.

    “ÇEVRECİLERE YÖNELİK BASKI ARTIYOR”

    Çevre mücadelesi veren yurttaşlara yönelik baskıların giderek arttığını belirten Can, doğasını korumaya çalışan insanların gözdağı verilerek susturulmak istendiğini söyledi. Ancak tüm bu baskılara rağmen toplumda güçlü bir çevre bilincinin oluştuğunu ifade eden Can, örgütlü mücadelenin bu süreci tersine çevirebilecek potansiyele sahip olduğunu belirtti.

    Can, “Bu böyle gitmeyecek. Türkiye’nin demokratik birikimi ve toplumsal direnci bu süreci aşacak güce sahiptir” diyerek sözlerini tamamladı.

     Cebrail ARSLAN/ANTALYA 

     

     

     

     

     

     

     

     

     

  • Kazım Uçarcan: Okullardaki şiddetin kaynağı liyakatsizlik ve bozuk düzendir-VİDEO

    Kazım Uçarcan: Okullardaki şiddetin kaynağı liyakatsizlik ve bozuk düzendir-VİDEO

    PİRHA- Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antalya Şube Başkanı AKD Genel Merkez Genel Sekreteri Kazım Uçarcan, Siverek ve Maraş’taki okullarda artan şiddet olaylarına ilişkin PİRHA’ya açıklamalarda bulundu. Uçarcan, yaşanan şiddet sarmalının temelinde 24 yıllık siyasi iktidarın eğitim politikaları ve toplumsal yozlaşmanın yattığını savundu.

    “EĞİTİM-SEN’İN YANINDAYIZ”

    Siverek ve Maraş’ta eğitim emekçilerine yönelik saldırılara karşı sessiz kalmadıklarını belirten Kazım Uçarcan, Antalya’da Eğitim-Sen tarafından düzenlenen oturma eylemine kurumsal olarak destek verdiklerini ifade etti. Uçarcan, “Okullarda yaşanan bu şiddete karşı eğitim emekçilerinin yanlarında yer aldık. Bu mücadelenin esas öznesi Eğitim-Sen’dir; tepkiyi bu odak üzerinden örgütlemek en doğru yaklaşımdır,” dedi.

    “EĞİTİM SİSTEMİ BİLEREK TAHRİP EDİLİYOR”

    Okullardaki güvenlik zafiyetini ve şiddet artışını siyasi iktidarın 24 yıllık uygulamalarına bağlayan Uçarcan, laik ve bilimsel eğitimin hedef alındığını öne sürdü. Cumhuriyetin temel kurumlarına yönelik bir saldırı olduğunu vurgulayan Uçarcan, şu örneklere dikkat çekti:

    “TÜBİTAK’ın başına hayvanat bahçesi müdürünün atanmasıyla başlayan süreç, Hıfzıssıhha gibi köklü kurumların tasfiyesiyle devam etti. Demokratik Cumhuriyetin temelleri dinamitlenmek isteniyor.”

    Toplumsal şiddetin kanıksanmasında medya içeriklerinin büyük payı olduğunu belirten Uçarcan, televizyonlardaki dizi içeriklerini eleştirdi:

    “Her gün onlarca kişinin birbirine silah çektiği sahneler yayınlanıyor. Topluma sanki bu ülkenin normal gündemi ve yönetim biçimi buymuş gibi bir algı aşılanıyor.Dizilerdeki silahlı çatışma sahnelerinin topluma ve okullara yansıması bugün yaşadığımız acı tablodur.”

    “BOZUK DÜZENİN ÇARKLARI DÖNMÜYOR”

    Türkiye’deki temel sorunlardan birinin liyakatsizlik olduğunu savunan AKD Antalya Şube Başkanı, her meslek kolunda bir çöküş yaşandığını ifade etti. Pir Sultan Abdal’ın Bozuk düzende sağlam çark olmaz” sözünü hatırlatan Uçarcan, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

    “Sadece eğitimde değil; tıpta, hukukta, din kurumlarında liyakat bitti. Devleti ayakta tutan dinamikler gerici anlayışlar tarafından sarsılıyor. Bu bozuk düzende sağlam bir çark bulmak imkansız hale geldi. Çözüm; tüm demokratik güçlerin bir araya gelerek Demokratik Cumhuriyet’i yeniden kendi fabrika ayarlarına döndürmesi ve toplumsal erdemlerimizi seferber etmesidir.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

     

  • 22 NİSAN 2026 ÇARŞAMBA-GÜNDEM

    22 NİSAN 2026 ÇARŞAMBA-GÜNDEM

    -Siverek ve Maraş’ta okullarda yaşanan  şiddet olayları ile ilgili Alevi Kültür Dernekleri Antalya Şube Başkanı Kazım Uçarcan, PİRHA’ ya açıklamada bulundu. GÖRÜNTÜLÜ

    -Dersim Seyit Rıza Meydanı’nda bugün saat 14.00’da sanatçıların, müzisyenlerin, tiyatrocuların ve yazarların katılımıyla, ‘Gülistan Doku nerede’ denilerek basın açıklaması gerçekleştirilecek. GÖRÜNTÜLÜ

    -Dersimli yurttaşlar, Gülistan Doku’nun akıbetini sorarak, dönemin valisi olmak üzere bir çok kamu çalışanının dahil olduğu bir operasyonla kaybedildiğini belirttiler. Yurttaşlar, Doku soruşturmasındaki karanlık perdenin kaldırılmasını talep etti. GÖRÜNTÜLÜ

  • İHD Antalya: Açlık grevindeki mahpuslar ölüm sınırında-VİDEO

    İHD Antalya: Açlık grevindeki mahpuslar ölüm sınırında-VİDEO

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği (İHD) Antalya Şubesi, Antalya Adliyesi önünde yaptığı basın açıklamasında, yüksek güvenlikli hapishanelerdeki tecrit koşullarına karşı açlık grevinde olan üç mahpusun durumunun “ölüm sınırına” dayandığını duyurdu. İHD Şube Eşbaşkanı Mahir Önal, “Hastanede refakatçisiz tutulma, tecrit içinde tecrittir” dedi.

    Antalya Adliyesi önünde bir araya gelen insan hakları savunucuları, aileler ve avukatlar, kamuoyunda “kuyu tipi” olarak bilinen Y, S ve YGC tipi hapishanelerdeki hak ihlallerine dikkat çekti. İHD Antalya Şube Eşbaşkanı Mahir Önal tarafından okunan açıklamada, 260 günü aşkındır süresiz açlık grevinde olan mahpusların yaşam haklarının korunması için derhal adım atılması istendi.

    HASTANE ODASINDA “YALNIZLAŞTIRMA” İŞKENCESİ

    10 Nisan’da Antalya Şehir Hastanesi’ne sevk edilen Tahsin Sağaltıcı, Gürkan Türkoğlu ve Hüseyin Özen’in, 12 gündür tekli odalarda refakatçisiz tutulduğu vurgulandı. Önal, mahpusların kendi ihtiyaçlarını karşılayamayacak durumda olduklarını belirterek şu detayları paylaştı:

    “Hastanede tutulma koşulları, hapishanedeki tecrit uygulamasının bir yansımasıdır. Mahpuslar tek başlarına ayağa kalkamıyor, konuşmakta zorluk çekiyor ve hafıza kaybı yaşıyorlar. Ailelerin refakatçi talepleri savcılıkça yanıtsız bırakılıyor. Bu durum sağlık durumlarını daha da ağırlaştırıyor.”

    MAHPUSLARIN SAĞLIK DURUMU ALARM VERİYOR

    Açıklamada, açlık grevindeki üç ismin son sağlık verileri kamuoyuyla paylaşıldı:

    Tahsin Sağaltıcı (266. Gün): 40 kilonun altına düştü, ciddi hafıza sorunları ve ayaklarında yanma hissi yaşıyor.

    Gürkan Türkoğlu (266. Gün): Bilinci kapandığı için yapılan müdahaleyi reddetti. Parmak uçlarında yanma ve diz kapağında iltihaplanma nedeniyle sürekli ateşleniyor.

    Hüseyin Özen (247. Gün): 57 yaşındaki mahpus tekerlekli sandalye ile görüşlere çıkabiliyor; kafasında yaralar ve denge sorunları mevcut.

    “KUYU TİPİ HAPİSHANELER KAPATILMALIDIR”

    YGC, Y ve S tipi hapishanelerin “doğal mahrumiyet bölgesi” olduğunu belirten Mahir Önal, mahpusların günde sadece 1-2 saat havalandırmaya çıkabildiğini, hava sirkülasyonunun bile kalem ucu genişliğindeki tellerle engellendiğini ifade etti. Bu mimari yapının mahpuslarda algı zayıflaması ve fiziksel tahribata yol açtığı vurgulandı.

    TALEPLER VE SORUMLULUK ÇAĞRISI

    İHD, Adalet ve Sağlık Bakanlıkları ile Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı’na yönelik şu talepleri sıraladı:

    Acil Refakatçi: Aile üyelerinden birinin refakatçi olarak yanlarında bulunması talebi derhal kabul edilmelidir.

    Bağımsız Heyet: Mahpusların bağımsız hekim heyetleri tarafından ziyaret edilmesine olanak sağlanmalıdır.

    Sevk Talepleri: Mahpusların tecrit koşullarının son bulacağı uygun yerlere sevkleri yapılmalıdır.

    Avukat Erişimi: Avukat görüşleri mahremiyet ve savunma hakkına uygun koşullarda gerçekleştirilmelidir.

    Açıklama, aileler üzerindeki gözaltı baskısının son bulması ve tecrit politikalarından vazgeçilmesi çağrısıyla sona erdi: “Yaşam hakkı korunmalı, yetkililer sorumluluk almalıdır.”

    PİRHA/ANTALYA

     

  • Dersim-Der Ankara Şubesi, Babuko etkinliği düzenledi!-VİDEO

    Dersim-Der Ankara Şubesi, Babuko etkinliği düzenledi!-VİDEO

    PİRHA- Dersim-Der Ankara Şubesi, düzenlediği geleneksel Babuko etkinliğinde Dersim kültürünü ve inancını yaşatma mesajı verdi. Etkinlikte konuşan Şube Eş Başkanı Hüseyin Arat, Gülistan Doku dosyasından doğa talanına kadar pek çok kritik başlığa değinerek “Belleğimizi her yerde yaşatmalıyız” dedi.

    Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği (Dersim-Der) Ankara Şubesi üyeleri ve dostlarıyla bir araya geldiği “Babuko” etkinliğiyle kültürel bir buluşma gerçekleştirdi. Türkülerin söylendiği ve yöresel lezzetlerin pay edildiği etkinlikte, Dersim’in toplumsal hafızası ve güncel hak ihlalleri gündeme taşındı.

    “DERSİM BİR DİRENİŞ SEMBOLÜDÜR”

    Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Dersim-Der Ankara Şube Eş Başkanı Hüseyin Arat, Dersim’in coğrafi bir terimden çok daha fazlasını ifade ettiğini vurguladı. Arat, “Dersim sadece bir arazi değildir; bir kültür, bir inanç ve kendi öznelinde bir direnişin sembolüdür. Dersim bir acı hafızasıdır, bir bellektir. Bu belleği, birlikte olduğumuz her yerde hiçbir zaman unutmadan yaşatmalı ve dayanışma içinde olmalıyız” ifadelerini kullandı.

    “6 YIL SONRA AYNI SORU: GÜLİSTAN DOKU NEREDE? 

    Ülkedeki adalet arayışına değinen Arat, Gülistan Doku dosyasındaki son gelişmeleri hatırlatarak arşivden çıkardığı eski bir afişi paylaştı:

    “Adaletin olmadığının en somut örneği Gülistan Doku davasıdır. Yıllar önce derneğimizde sorduğumuz ‘Gülistan Doku Nerede?’ afişini bugün arşivden tekrar çıkardım. Bugün yine soruyoruz: Gülistan nerede? Biz katilleri biliyoruz ve bu katillerden mutlaka hesap sorulmalıdır.”

    DOĞA TALANINA VE JES PROJELERİNE TEPKİ

    Dersim’in yıllardır asimilasyon ve siyasi baskılara maruz kaldığını ifade eden Arat, bugün ise bölgenin “maden projeleri” adı altında ekolojik bir yıkımla karşı karşıya olduğunu belirtti. Munzur’daki çevre mücadelesine ve DEDEF’in çalışmalarına selam gönderen Arat, Varto’daki gelişmelere de dikkat çekti: Varto’da hayata geçirilmek istenen JES projesi, sadece bir enerji yatırımı değil, inanç merkezlerimizi yok etme girişimidir. Varto’daki inanç merkezlerini tehdit eden JES’e hayır diyoruz.”

    BABUKO PAY EDİLDİ, KÜRTÇE EZGİLER YANKILANDI

    Eğitim sistemindeki şiddet sarmalına da değinen Arat, “Geleceğine sahip çıkmayanlar asla geleceği kazanamazlar” diyerek hayatını kaybeden çocukları andı. Konuşmaların ardından sanatçılar İsmail ve Nimet Kılavuz sahne alarak Kürtçe ezgiler seslendirdi.

    Etkinlik, hazırlanan geleneksel Babuko (Bıcıkaşir) yemeğinin “canlara” pay edilmesiyle kültürel bir dayanışma içerisinde sona erdi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • PSAKD Ankara Şubesi “Gelin Canlar Bir Olalım” etkinliği düzenleyecek!

    PSAKD Ankara Şubesi “Gelin Canlar Bir Olalım” etkinliği düzenleyecek!

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ankara Şubesi, “Türkülerimizi birlikte söylemek için gelin canlar bir olalım” şiarıyla anlamlı bir konser düzenliyor. Alevi Bektaşi Federasyonu’nun da desteklediği etkinlikte Deniz Türkan, Zeynep Çınar ve Serhat Raşa sahne alacak.

    Ankara, önemli bir kültürel buluşmaya ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ankara Şubesi tarafından organize edilen konser, toplumun farklı kesimlerini türkülerin birleştirici gücü etrafında bir araya getirmeyi hedefliyor.

    Geleneksel müziğin ve deyişlerin sevilen isimleri Deniz Türkan, Zeynep Çınar ve Serhat Raşa, bu özel gecede türkülerini barış, kardeşlik ve dayanışma için seslendirecekler.

    Etkinlik, Çankaya Belediyesi bünyesinde bulunan ve adını edebiyatın usta çınarı Yaşar Kemal’den alan kültür merkezinde gerçekleştirilecek.  Konserin detayları şöyle:

    Tarih: 22 Nisan 2026, Çarşamba

    Saat: 19.00

    Yer: Çankaya Belediyesi Yaşar Kemal Kültür Merkezi (OR-AN Mahallesi, Zülfü Tiğrel Caddesi, No:3, Çankaya/ANKARA)

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

     

  • Vartolu Hüseyin Fırat: Deprem araştırması dediler, altından enerji santrali çıktı-VİDEO

    Vartolu Hüseyin Fırat: Deprem araştırması dediler, altından enerji santrali çıktı-VİDEO

    PİRHA- Muş’un Varto ile Bingöl’ün Karlıova ilçeleri arasındaki havzada kurulması planlanan Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesine karşı yerel direniş büyüyor. Antalyalı esnaf Hüseyin Fırat, projenin bölgedeki hayvancılığı, arıcılığı ve insan sağlığını tehdit ettiğini belirterek, 24 Nisan’da yapılacak büyük ekoloji mitingi için seferberlik çağrısında bulundu.

    Uzun yıllardır Antalya’da esnaflık yapan Vartolu Hüseyin Fırat, memleketinde hayata geçirilmek istenen Amerikan menşeli JES projesine karşı sert açıklamalarda bulundu. Projenin bölgenin ekolojik ve ekonomik damarlarını keseceğini vurgulayan Fırat, yerel halkın bu girişime karşı tek vücut olduğunu ifade etti.

    “HALKI SİSMİK ARAŞTIRMA YALANIYLA UYUTTULAR”

    Projenin hazırlık sürecinin şeffaf yürütülmediğini ve halkın yanıltıldığını ifade eden Hüseyin Fırat, sürecin perde arkasını şu sözlerle anlattı:

    “Bu proje aslında yeni değil, temelleri üç yıl öncesine dayanıyor. O dönem bölgeye gelen yetkililer, halka ‘deprem sismik araştırması yapıyoruz’ diyerek sahada çalışma yürüttüler. Ancak sonradan anladık ki yapılan çalışmalar jeotermal enerji ön hazırlığıymış. Valilikten onay aldıktan sonra meraları kullanabilmek için yerel yönetimlerin imzasını almaya çalıştılar. Bir muhtarımıza kaymakamlıkta bir kağıt imzalatmak istemişler ancak muhtarımız yazıda ‘termal’ ibaresini görünce şüphelenip imzadan imtina etmiş. Diğer köy muhtarlarını da haberdar etmesiyle, 16 köyü doğrudan etkileyecek olan bu devasa projenin gerçek yüzü ortaya çıktı.”

    “ETKİ ALANI SADECE VARTO DEĞİL, BİNGÖL VE ERZURUM DA RİSK ALTINDA”

    Fırat, projenin çevresel etkilerinin yerel sınırları aşacağını, Aydın ve Ege Bölgesi’ndeki JES örneklerinin bu korkuyu haklı çıkardığını belirtti. “Aranmak istenenin sadece jeotermal kaynak olmadığını düşünüyoruz; burada madencilik faaliyetlerinin de önü açılmak isteniyor” diyen Fırat, projenin Muş, Bingöl ve Erzurum’un geniş bir kısmını iklimsel ve tarımsal olarak olumsuz etkileyeceği uyarısında bulundu.

    HUKUKİ DİRENİŞ VE TOPLUMSAL DAYANIŞMA

    Varto Ekolojik Platformu çatısı altında birleşen bölge halkının geri adım atmaya niyeti yok. Fırat, projenin iptali için yürütülen çalışmaları şöyle özetledi:

    Hukuki Süreç: Uzman avukatlar aracılığıyla davalar açıldı. 5 yıldır projenin her aşaması hukukçular ve platform üyeleri tarafından takip ediliyor.

    ÇED Raporu Mücadelesi: Projenin bugün dursa bile yarın tekrar başlamaması için “ÇED Raporu Gereklidir” kararının alınması için uğraşılıyor.

    Geniş Konsensüs: Bölgede Amerikan şirketini destekleyen tek bir yerel unsur bulunmadığı, tam tersine halkın tam bir birlik içinde olduğu vurgulanıyor.

    24 NİSAN’DA BÜYÜK BULUŞMA

    Tüm Türkiye’deki ekoloji savunucularını Varto’ya davet eden Hüseyin Fırat, 24 Nisan’daki mitingin önemine dikkat çekti:

    “Bu mücadeleyi büyütmek için İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana gibi metropollerden katılım sağlanacak. Biz de Antalya’dan bir otobüs kaldırarak orada olacağız. Halkın iradesi bu projeyi durdurmaya yetecektir.”

    “JES KANSER YAPAR, BÖLGEYİ KALKINDIRMAZ”

    Hüseyin Fırat, son olarak yetkililere ve kamuoyuna seslenerek bölgenin geleceğinin enerji santrallerinde değil, toprakta olduğunu hatırlattı:

    “Varto; tarımı, hayvancılığı ve özellikle dünyaca ünlü arıcılığıyla var olan bir yerdir. JES buradaki suyu kirletir, toprağı zehirler ve insanları kanser yaparak öldürür. Eğer bölgeyi kalkındırmak istiyorsanız rant projelerine değil, hayvancılık ve arıcılık teşviklerine bütçe ayırın. Herkesi geçmişine, doğasına ve toprağına sahip çıkmaya davet ediyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Alevi yolunda ikircikli tutuma yer yok: PSAKD’li Arslan’dan ‘Alevi Diyaneti’ne net red-VİDEO

    Alevi yolunda ikircikli tutuma yer yok: PSAKD’li Arslan’dan ‘Alevi Diyaneti’ne net red-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Altınova Şube Başkanı ve Akdeniz Bölge Sorumlusu Adnan Arslan, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yürüttüğü “davet” trafiğine sert tepki gösterdi. Arslan, Alevi kurumlarına çağrıda bulunarak; “Arka planda karşıyız diyip ön planda esnek konuşmak bir Alevi kurumuna yakışmaz, tavrımız net olmalı” dedi.

    Alevi toplumunun “Alevi Diyaneti” olarak tanımladığı ve kurulduğu günden bu yana tartışmaların odağında yer alan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, cemevlerine ve inanç önderlerine yönelik müdahalelerini sürdürüyor. PSAKD Altınova Şube Başkanı Adnan Arslan, kurumun son dönemde yoğunlaşan davetleri ve Alevi örgütlülüğünü bölmeye yönelik adımları hakkında önemli açıklamalarda bulundu.

    “2 NİSAN RESEPSİYONU İÇİN TELEFON TRAFİĞİ YÜRÜTÜLÜYOR”

    Cumhurbaşkanlığı tarafından 2 Nisan’da gerçekleştirilecek resepsiyon için birçok dede, ana ve kurum temsilcisinin arandığını belirten Arslan, iktidarın Alevi toplumunu kendi kurduğu yapı üzerinden dizayn etmeye çalıştığını vurguladı:

    “Ali Arif Özzeybek’in birçok kurumu aradığını, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın 2 Nisan’da Çankaya Köşkü’nde bir resepsiyon veya sarayda bir yemek, tanışma vesilesiyle kurumları, dedeleri, anaları, babaları kim varsa aradıklarını biliyoruz. Bizleri arayamıyorlar. Çünkü biz duruşumuzu en başta gösterdik. Özzeybek cemevimize geldiğinde 45 dakika tartıştık. Kendisine; ‘Bende Aleviyim’ demesi üzerine, ‘Aleviyim demeyle Alevi olunmuyor; Alevi’nin özüne, sözüne, yoluna ve erkanına sahip olması gerekir’ diyerek tavrımızı koyduk.”

    “TANIMADIĞIMIZ BİR KURUMUN TEMSİLCİSİYLE SOHBET ETMEYİZ”

    Kurumun yerel düzeydeki temas çabalarını da reddettiklerini ifade eden Arslan, Antalya’da yaşanan bir diyalogu şöyle aktardı:

    “Antalya’ya Fatoş Hanım diye birini görevlendirmişler. Bu kişi bizi 5-6 kez ısrarla aradı, ziyarete gelmek istediğini söyledi. Kendisine onu tanımadığımı söyleyince, ‘Ben de Varto’lu bir Alevi canınızım’ dedi. Eyvallah ama böyle bir kurumun yöneticisiyle bizim görüşmemiz söz konusu değil. Tanımadığımız bir kurumun yöneticileriyle ne konuşur ne de sohbet ederiz. Bizim nezdimizde bu kurumun meşruiyeti yoktur.”

    “MÜSAİT DEĞİLİM DEMEK YETMEZ, REDDETMEK GEREKİR”

    Arslan, bazı Alevi kurumlarının ve temsilcilerinin sergilediği “esnek” tutumu da eleştirerek, samimiyet çağrısında bulundu:

    “Eğer bu başkanlığı tanımıyorsanız ona göre tavır koyacaksınız. ‘Müsait değilim, gelemiyorum, zamanım yok’ gibi geçiştirme cümleleri kabul edilemez. Arka planda karşıyız tanımıyoruz diyip, ön plana geldiğimiz zaman esnek konuşmak bir Alevi kurumuna yakışmaz. Önce samimi olmak lazım. Bizim talebimiz nettir: Önce cemevlerinin yasal statüsü verilsin. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı genelgesinde her şey açık; cami, havra, kilise nasıl ibadethaneyse cemevleri de öyle olmalıdır. Sen bunu yapmıyorsun ama ‘gel bizi tanı’ diyorsun. Bu samimiyetsizliktir.”

    “PSAKD ÖRGÜTLÜLÜĞÜNDE BİR TANE BİLE BAĞLI ŞUBE YOK”

    Başkanlığın paylaştığı “bize bağlı cemevleri” listesinin gerçeği yansıtmadığını savunan Arslan, sözlerini şu uyarıyla tamamladı:

    “Önceki başkan Ali Rıza Özdemir, ‘şu kadar cemevi bize bağlı’ diye haberler yayınladı; bunların hepsi asılsızdır. PSAKD örgütlülüğü içinde oraya bağlı bir tek şubemiz yoktur. Eğer varsa çıksın açıklasınlar. ‘Buraya bağlanın, yardım alın’ mantığı Alevi inancına bir saldırıdır. Tanımıyorum diyip de kapalı kapılar ardında gizli gizli görüşenler de akıllarını başlarına alsınlar. Bu topluma ve yola ihanettir, kabul edilecek bir tarafı yoktur.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Yol emektarı araştırmacı yazar Ali Aksüt için Antalya’da dayanışma etkinliği yapıldı-VİDEO

    Yol emektarı araştırmacı yazar Ali Aksüt için Antalya’da dayanışma etkinliği yapıldı-VİDEO

    PİRHA- Kalp krizi sonrası kısmi felç geçirerek tedavi sürecine giren araştırmacı yazar Ali Aksüt, toplumsal birlikteliğin en somut örneklerinden birine özne oldu. Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antalya Şubesi Zeytinköy Cemevi’nde düzenlenen dayanışma etkinliği, Aksüt’ün sadece bir yazar değil aynı zamanda toplumun farklı kesimlerini bir araya getiren birleştirici bir güç olduğunu bir kez daha kanıtladı.

    “KELİMELERE SIĞMAYAN BİR ÖMÜR”

    AKD Antalya Şubesi Kültür Sanat Gençlik Sorumlusu Cansu Tekbaş Gürben’in sunumuyla başlayan etkinlikte duygusal anlar yaşandı. Açılış konuşmasını yapan AKD Zeytinköy Cemevi Başkanı Kazım Uçarcan, Ali Aksüt’ün toplum için ifade ettiği anlamın büyüklüğüne vurgu yaparak şunları söyledi:

    “Ali Aksüt’ü bir iki saat ya da birkaç kelimeyle anlatabilmek mümkün değil. Ali abim, bu toplumu birleştirmede büyük bir misyon üstlenmiş ve bunu yaşamıyla kanıtlamış bir değerimizdir. Bütün çabası, tüm kalem oynatışı toplumsal birliktelikten ve dayanışmadan yanaydı. Bizleri her zaman o birleştirici yola sokmaya çalıştı. Bugün burada olmamız ona duyduğumuz minnetin küçük bir nişanesidir.”

    “HAKKA YÜRÜMEDEN ÖNCE GÖRSÜN İSTEDİK”

    Etkinliğin en dikkat çekici vurgusu, toplumdaki “gittikten sonra değer bilme” geleneğine karşı yapılan anlamlı çıkış oldu. Uçarcan, bu buluşmanın asıl amacını şu sözlerle ifade etti:

    “Genellikle değerli insanlarımızı Hakka yürüdükten aramızdan göçüp gittikten sonra anmak için dayanışma yaparız. Fakat biz bu yıl bir ilki başarmak istedik. Çok şükür Ali abimiz hala aramızda. O henüz hayattayken; kendi değerini, toplumdaki karşılığını ve ona duyulan bu kadirşinaslığı kendi gözleriyle görsün istedik. Yaşadığı bu zorlu süreçte, bu dayanışmanın ona en büyük gıda olan moral ve motivasyonu sağlayacağına inanıyoruz.”

    BİRLİK RUHUYLA ÖRÜLEN BİR GECE

    Ali Aksüt’ün hayatı boyunca herkese bir şekilde dokunmuş olmasının meyveleri, salonu dolduran kalabalıkla kendini gösterdi. Yöre derneklerinden Alevi kurumlarına kadar çok geniş bir yelpazeden destek aldıklarını belirten Uçarcan, “Ali ağabey, kendi dayanışması için bile bizleri birleştirmeyi başardı. Bu öneriyle yola çıktığımızda tüm kurumlarımız büyük bir duyarlılık gösterdi,” diyerek toplumsal sahiplenmeye dikkat çekti.

    DEYİŞLER VE NEFESLERLE VEFA

    Antalya’da örgütlü bulunan Alevi kurum temsilcilerinin ve yöre dernek başkanlarının selamlama konuşmalarının ardından, araştırmacı yazarın yaşam öyküsünü ve toplumsal mücadelesini anlatan bir slayt gösterisi izlendi. Katılımcıların zaman zaman duygulandığı gecenin finali ise müzikle yapıldı.

    Sanatçıların hep bir ağızdan seslendirdiği deyişler, nefesler ve şarkılar, Ali Aksüt’ün savunduğu o büyük toplumsal barış ve dayanışma ideali için yankılandı. Gece, Aksüt’e gönderilen şifa dilekleri ve birliktelik mesajlarıyla sona erdi.

    PİRHA/ANTALYA

  • Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri:Bizim çocuklarımız sizin sarayınızdan daha kıymetlidir!-VİDEO

    Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri:Bizim çocuklarımız sizin sarayınızdan daha kıymetlidir!-VİDEO

    PİRHA- Urfa Siverek ve Maraş’ta eğitim camiasına yönelik yaşanan ölümlü saldırılar, Antalya’da kitlesel bir eylemle protesto edildi. Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri tarafından Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleştirilen “Yaşam Hakkı Nöbeti”nde, şiddetin sorumlusu olarak iktidarın politikaları gösterildi ve Milli Eğitim Bakanı istifaya çağrıldı.

    “SORUMLU ÇEYREK ASIRLIK İKTİDARDIR”

    Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri adına ortak açıklamayı Tüm Bel-Sen Antalya Şube Başkanı İlhan Karakurt okudu. Karakurt, okullarda yaşanan şiddetin münferit bir güvenlik zafiyeti olmadığını vurgulayarak, “Geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerimizin nasıl bu noktaya sürüklendiği sorusunun muhatabı, çeyrek asırdır ülkeyi yöneten iktidarın kendisidir” dedi.

    ŞİDDET SARMALI BİR TESADÜF DEĞİL”

    Açıklamada, ekonomik krizin derinleşmesiyle oluşan boşluğun mafya ve çeteler tarafından doldurulduğuna dikkat çekildi:

    Gençlerin geleceksizliğe mahkûm edildiği, şiddetin sıradanlaştırıldığı ve cezasızlık politikasının toplumsal bir çürüme yarattığı belirtildi.

    Suça sürüklenen çocukların ve büyüyen şiddet sarmalının kapitalist sistemin ve mevcut yönetim anlayışının doğal bir sonucu olduğu ifade edildi.

    MİLLİ EĞİTİM BAKANI’NA İSTİFA ÇAĞRISI

    Eğitimin piyasaya ve tarikatlara açıldığını savunan Emek ve Demokrasi Güçleri, ÇEDES ve MESEM projelerini sert dille eleştirdi:

    “Bunca can kaybına rağmen, eğitimi gerçek sorunlarından koparan Milli Eğitim Bakanı’nın hala görevde kalması kabul edilemez. Bakan derhal istifa etmelidir! Çocuklarımızın ve eğitim emekçilerinin hayatı bu kadar değersiz değildir.”

    “KARANLIĞI BİRLİKTE DAĞITACAĞIZ”

    Eylemin sadece bugüne değil, geleceğe sahip çıkma iradesi olduğunu belirten İlhan Karakurt, tüm velileri, işçileri ve kamu emekçilerini dayanışmaya çağırdı. Açıklama, meydanda yankılanan şu sloganlarla sona erdi:

    “Çocuklar mezara değil okula!”

    “Okulda şiddet, sorumlusu hükümet!”

    “Bizim çocuklarımız sizin sarayınızdan daha kıymetlidir!”

    Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri, şiddet iklimine karşı “Yaşam Hakkı Nöbeti”ne devam edeceklerini ilan etti.

    PİRHA/ANTALYA

  • Kadınlar cemevinde sanatla buluşuyor: Burası bize terapi gibi geliyor!-VİDEO

    Kadınlar cemevinde sanatla buluşuyor: Burası bize terapi gibi geliyor!-VİDEO

    PİRHA- Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği ‘nde bağlama ve halk müziği eğitimi alan kursiyerler yaptıkları çalışmaları ve duygularını anlattı. Bağlama çalışırken çok güzel duygular yaşadıklarını belirten kursiyerler, kadınlara çağrıda bulunarak, “Bu tür aktivite içerisinde olmayan kadınlar buraya gelsinler. Gerçekten terapi gibi oluyor. Onun için çıksın gelip bizlere katılsınlar” dediler. 

    Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneğinde bağlama ve halk müziği eğitimi alan kursiyerler yaptıkları çalışmaları ve yaşadıkları duyguları PİRHA’ya anlattılar.

    SAZ ÇALMAYI VE ŞARKI SÖYLEMEYİ ÇOK SEVİYORUZ

    Çalışmalardan duydukları mutluluğu anlatan Filiz Aydemir, Hüseyin Şimşek, Nurten Doğan, Cemile Mertoğlu, Sakine Yıldırım, “Çalışmalarımız çok iyi gidiyor. Ortam çok güzel. En azından evime mutlu gidiyoruz. Evde iş bitmez. Bu tür aktivite içerisinde olmayan kadınlar buraya gelsinler. Gerçekten terapi gibi oluyor. Onun için çıksın gelip bizlere katılsınlar” dediler.

    “ÇALIŞMALARIMIZ BAŞARILI GEÇİYOR”

    Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneğinde hem bağlama hem Kore şefi hem de keman hocalığı yaptığını belirten Serdar Baysal, cemevindeki çalışmalar hakkında bilgi paylaştı. 2, 3 ayda bir konser yaptıklarını belirten Baysal, konserlerinin başarılı geçtiğini söyledi. Cemevinde ders alan kursiyerlerin yaş sınırının olmadığını ifade eden Baysal, “9 yaşından başlayıp 80 yaşına kadar bizim öğrencimiz kursiyerimiz var” diye konuştu.

    ” 26 NİSANDA KALE İÇİ AMFİ TİYATROSUNDA KURSİYERLERİMİZLE BİRLİKTE ETKİNLİK YAPACAĞIZ”

    Yeni bir projeye başlattıkların dile getiren Baysal, “Şu anki bir projemiz 50’nin üzerinde bağlama çalan canımızla, deyişlerimizi söyleyebilmek ve semahımızı dönmek. Cemevi yönetiminin de bize desteği sonsuz” dedi.

    26 Nisan’da Kaleiçi Yat Limanı’nda bulunan amfi tiyatroda etkinlik yapacaklarını belirten Kore şefi Serdar Baysal, konuşmasının devamında şunları belirtti:

    “Bu etkinliğin içerisinde sadece bağlama, semah ya da deyişler olmayacak. Bunun yanında piyano dersimiz veren arkadaşlarımız gelecek. Onlar da bir gösteri yapacaklar. Keman çalan çocuklarımız var. Onlar da bir gösteri yapacak. Bizim gitar hocamız var. Gitar hocamız da tabii 35’e yakın 40’a yakın öğrenci gitar çaldıracak. Akabinde bunlarla birlikte aynı zamanda bendir çalan kursiyerler performans gösterecek.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Antalya Eğitim-Sen: Öğrencileri hedef göstererek sorumluluktan kaçamazsınız-VİDEO

    Antalya Eğitim-Sen: Öğrencileri hedef göstererek sorumluluktan kaçamazsınız-VİDEO

    PİRHA- Siverek ve Kahramanmaraş’taki okul baskınlarının ardından Ankara’da başlatılan “Yaşam Nöbeti”ne Antalya’dan güçlü bir destek geldi. İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde bir araya gelen Eğitim Sen üyeleri, okulların güvensizleştiğini vurgulayarak Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i istifaya çağırdı.

    Türkiye’nin farklı noktalarındaki okullarda yaşanan silahlı saldırılar ve artan şiddet olayları eğitim camiasında infial yaratmaya devam ediyor. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Antalya Şubesi, Milli Eğitim Bakanlığı önünde sürdürülen mücadeleyle eş zamanlı olarak Antalya İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde basın açıklaması gerçekleştirdi.

    “OKULLAR KORUYUCU NİTELİĞİNİ YİTİRDİ”

    Eğitim Sen Antalya Şubesi Mali Sekreteri Çiğdem Altıntaş Peker tarafından okunan açıklamada, şiddetin artık okulların kapısına dayandığı ve yapısal bir sorun haline geldiği belirtildi. Peker, “Okullar; çocukların ve eğitim emekçilerinin güvenli bir biçimde bulunması gereken kamusal alanlardır. Ancak bugün bu alanlar giderek güvensizleşmekte, koruyucu niteliğini yitirmektedir” dedi.

    “ÖĞRENCİLER SUÇLU DEĞİL, BU DÜZENİN MAĞDURUDUR”

    Açıklamada, saldırıların ardından öğrencilerin hedef gösterilmesine sert tepki gösterildi. Sınıflarda dehşeti yaşayan çocukların bu düzenin doğrudan mağduru olduğu vurgulanarak şu ifadelere yer verildi: “Bugün korkuyla pencerelerden atlamak zorunda kalan öğrenciler vardır. Bu çocuklar ne şüphelidir ne de potansiyel suçlu. Öğrencileri hedef gösteren her söylem, asıl sorumluları görünmez kılma çabasıdır. Sorumluluk; okulları güvencesiz hale getiren, gençleri yalnızlaştıran siyasi tercihlerdedir.”

    “YUSUF TEKİN İSTİFA”

    Şiddetin yalnızca güvenlik önlemleriyle engellenemeyeceğini, eğitim sisteminin bilimsel ve pedagojik temellerden uzaklaştırılmasının bu tabloya zemin hazırladığını belirten Peker, sözlerini Bakan Tekin’i istifaya davet ederek sürdürdü:

    “Bugün yaşananlar bir güvenlik zafiyeti değil, açık bir politik tercihin sonucudur. En temel sorumluluğunu yerine getiremeyen, eğitim emekçilerinin ve öğrencilerin güvenliğini sağlayamayan siyasi sorumlular görevlerini bırakmalıdır. Yusuf Tekin İstifa!”

    İl Milli Eğitim Müdürlüğü önündeki eylem, “Birleşe birleşe kazanacağız!” sloganları eşliğinde sona erdi.

    PİRHA/ANTALYA

  • Uçarcan: Söke’deki kriz kişisel değil, yol erkanı meselesidir-VİDEO

    Uçarcan: Söke’deki kriz kişisel değil, yol erkanı meselesidir-VİDEO

    PİRHA- Alevi Kültür Dernekleri Genel Sekreteri Kazım Uçarcan, 9’uncu olağanüstü genel kurulda alınan yetki sonrası Söke Cemevi’nde yaşanan krize ilişkin konuştu. Şube Başkanı Şevki Kaya’nın hem siyasi görev yürütmesi hem de dernek yapısında tek taraflı kararlar almasının “yol erkanına aykırı” olduğunu belirten Uçarcan, yaşanan sürecin hukuki ve örgütsel çerçevede çözüleceğini, cemevlerinin ise “siyasetin değil rızalığın alanı” olduğunu vurguladı.

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Söke Şube Başkanı yönetim kurulu kararı olmaksızın AKD Söke Şubesinin tabelasını indirerek yerine Hacı Bektaş Veli  Derneği tabelası asması ve CHP’de faaliyet yürüten cemevi üyelerinin üyeliklerinin silinmesi üzerine AKD Genel Merkezi tarafından Şube Başkanı Şevki Kaya ve YK üyeleri görevden alındı.

    AKD Antalya Şube Başkanı ve Genel Sekreteri Kazım Uçarcan yaşanan gelişmelerle ilgili Pirha’ya açıklamalarda bulundu.

    “HÜDA-PAR’IN MERSİN CEMEVİNİ ZİYARETİ BİZİ ZEDELEDİ”

    Alevi Kültür Dernekleri olarak sadece Aydın Söke Şubesinde değil bazı şubelerinde bu türlü sıkıntılar yaşandığını belirten Uçarcan, Mersin Cemevi’ne  Hüda-Par’ın ziyareti olmuştu ve bu bizi yaralayan bir ziyaretti” dedi.

    Bu ziyarete ilişkin Mersin Cemevi Başkanı’nın yaptığı açıklamanın tatmin edici bir açıklama olmadığını belirten Uçarcan, “Mihman Ali’dir demişti. Hadi mihman Ali’dir ölçeğini de kabul ettik. Kapının önüne çıkıp o fotoğrafları çekmek neyin nesiydi? Yaptığı işi kutsamak tescillemek olarak algılandı” ifadelerini kullandı.

    “GENEL KURULDA ORTAK ÖNERGE KABUL EDİLDİ”

    Alevi Kültür Dernekleri Genel Sekreteri Kazım Uçarcan, “9’uncu olağanüstü genel kurulumuzda aday olan her iki listenin verdiği ortak önergede, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile görüşenlerin düşkün ilan edilmesi, kurumsal anlamda görüşen şubelerin ise görevden alınması genel kurulda onaylanarak kabul edildi. 9’uncu olağanüstü genel kurul öncesinde genel merkezin şubeleri görevden alma yetkisi yoktu” dedi.

    Şubelerin genel merkez tarafından görevden alınmasının örgütsel anlamda anti-demokratik görünebileceğini belirten Uçarcan, “Demek ki öteden beri bir birikim varmış ki sorunları çözme noktasında her iki liste de bunu önerdi” diye konuştu.

    Genel kuruldan alınan yetki sonrası Söke Cemevi’nde olumsuz bir süreç yaşandığını belirten Uçarcan, Şevki Kaya’nın kendi tasarrufuyla birtakım uygulamalara başvurduğunu ifade etti. Olağanüstü genel kurulda en çok şikayet edilen konunun, cemevi başkanlığı ile siyasi görevin birlikte yürütülmesi olduğunu vurguladı.

    “CEMEVİ BAŞKANI AYNI ZAMANDA SİYASET YAPAMAZ”
    “Cemevinin başkanı olup aynı zamanda siyaseten bir yere aday olmak ve görev yapmak, yol anlayışımıza terstir. Bu durum üye canlarımız tarafından kabul edilmeyen, şiddetle reddedilen bir durumdur” dedi.

    Şevki Kaya’nın aynı zamanda belediye meclis üyesi olduğunu hatırlatan Uçarcan, “Cumhuriyet Halk Partisi’nden meclis üyesi oldu. Belediye başkanı CHP’den istifa edip AK Parti’ye geçince o da istifa etti. Rızalık anlayışıyla seçilip, o insanlara danışmadan alanı terk etmek kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

    ÜYELERİN İHRAÇ EDİLDİĞİ İDDİASI
    Uçarcan, Kaya’nın cemevine üye olan ve CHP’de faaliyet yürüten kişileri üyelikten çıkardığını belirterek, “Gerekçesiz bu uygulamayla da yetinememiş 2020 yılında derneğimiz kurulurken dernekler yasası gereği Alevilik kelimesi hukuken kullanılamadığı için Hacı Bektaş Veli Derneği olarak kuruldu ve derneğimiz o isimle 49 yıllığına belediye ile bir protokol yapılmıştı. Daha sonra 2008 yılında Alevilik kelimesi üzerinden hukuken kazanım sağlandıktan sonra Alevi Kültür Dernekleri adına 2052 yılına kadar protokol yenilenmiş ve bizim orada belediyeyle bir protokolümüz söz konusu” dedi.

    TABELA DEĞİŞTİRİLDİ, YETKİ TARTIŞMASI DOĞDU
    AKD Söke Şubesi tabelasının indirilerek yerine “Hacı Bektaş Veli Derneği” tabelası asıldığını ifade eden Uçarcan, “Arsa belediyeye ait, bina canlarımızın lokmalarıyla yapıldı. Başkan iki kişiyle karar alarak derneğin adını değiştirmiş, AKD’yi başka adrese yönlendirmiş” ifadelerini kullandı.

    Uçarcan, “Oraya gittiğimizde ‘burası sizin derneğiniz değil’ denildi. Mesele tamamen kişiselleştirilmiş” diye konuştu.

    POLİS MÜDAHALESİ TEPKİ ÇEKTİ
    Genel merkez yöneticilerinin karar tebliği için gittiklerinde polis zoruyla karşılaştıklarını belirten Uçarcan, “Polisin cemevinde bu şekilde müdahil olması asla kabul edilemez” dedi.

    Şevki Kaya’nın önce olağanüstü seçimi kabul ettiğini, ardından reddettiğini belirten Uçarcan, “Biz yasal haklarımızı kullanmakla mükellefiz” dedi.

    KAPI ÇİLİNGİRLE AÇILDI, POLİS ENGELİ YAŞANDI
    Cemevine gittiklerinde kapının kapalı olduğunu, çilingirle açtırdıklarını belirten Uçarcan, yönetim kurulu defterlerini almak isterken sivil polislerin müdahale ettiğini aktardı.

    Yaşananların görünür olması için basını çağırdıklarını belirten Uçarcan, provokatif davranışlara rağmen süreci hukuki zeminde çözdüklerini ifade etti.

    Polisin kendilerine “haklısınız ama siz de çağrı yapın” dediğini aktaran Uçarcan, süreçte “kafa-kol ilişkileri” yürütüldüğünü iddia etti.

    Seçimi kaybedenlerin farklı algı yarattığını belirten Uçarcan, “Bizim niyetimiz olsaydı başka şubelerden başlardık. Bu bir hesaplaşma değil” dedi.

    Tüm sürecin şeffaf yürütüldüğünü vurgulayan Uçarcan, isteyen herkese hesap vermeye hazır olduklarını söyledi.

    “ÜYELER DERGAHLARINA SAHİP ÇIKTI”

    İki gün boyunca üyelerin cemevine sahip çıktığını belirten Uçarcan, Şevki Kaya’nın yalnız kaldığını ve uyarılara rağmen geri adım atmadığını ifade etti.

    Kaya’nın isterse hukuki yollara başvurabileceğini, isterse inançsal olarak kendini aklayabileceğini belirten Uçarcan, “Aklanırsa baş tacı olur” dedi.

    1 AY İÇİNDE OLAĞANÜSTÜ KONGRE
    Yeni yönetimin belirlenmesi için bir ay içinde olağanüstü kongre yapılacağını açıklayan Uçarcan, aynı adreste iki dernek gösterilmesini “entrika” olarak nitelendirdi.

    Sürecin takipçisi olacaklarını belirten Uçarcan, hukuki girişimlerin sürdüğünü söyledi.

    Şevki Kaya hakkında doğrudan yaptırım düşünmediklerini belirten Uçarcan, “Gelip özeleştiri verirse birlikte çalışabiliriz” dedi.

    “TÜZÜK YETERSİZ, DEĞİŞMELİ”
    Tüzüğün bu tür durumlarda yetersiz kaldığını belirten Uçarcan, yeni bir tüzük çalışmasına ihtiyaç olduğunu söyledi.

    Son olarak Uçarcan, “Bir kişi ya siyaset yapar ya dernek başkanlığı yapar. Cemevleri siyasetin aracı değildir. Biz buraya bunu engellemek için geldik” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

    …….

     

  • Koç: Okullardaki şiddet tesadüf değil; toplumsal çürümenin ve siyasal iklimin sonucudur!

    Koç: Okullardaki şiddet tesadüf değil; toplumsal çürümenin ve siyasal iklimin sonucudur!

    PİRHA- Okullarda meydana gelen saldırıların eğitim ortamlarında giderek derinleşen bir güvenlik ve hak ihlali sorunu olduğunu belirten Veli-Der Antalya Şube Başkanı Tulin Koç, “Çözüm, yalnızca okulların kendi içinde üreteceği uygulamalarla sınırlı olamaz. Çocuk haklarını önceleyen, kapsayıcı, şiddetsiz ve eşitlikçi bir kamusal politika yaklaşımı zorunludur” diye belirtti.

    Veli-Der Antalya Şube Başkanı Tulin Koç, okullarda ardı ardına yapılan saldırılara ilişkin açıklama yaptı.

    “OKULLARDAKİ ŞİDDET TESADÜF DEĞİLDİR!”

    Okullarda meydana gelen saldırıların eğitim ortamlarında giderek derinleşen bir güvenlik ve hak ihlali sorunu olduğunu belirten Koç, “Bu nedenle meseleye yalnızca “olay bazlı” değil, sistematik bir bakışla yaklaşmak gerekir. Neden–sonuç ilişkisi açıktır ve görmezden gelinemez. Millî Eğitim Bakanlığı başta olmak üzere tüm yetkilileri, bu ağır saldırıyı yalnızca açıklamalarla geçiştirmemeye; okullarda şiddeti önleyecek somut, kalıcı ve etkili adımları ivedilikle atmaya çağırıyoruz” dedi.

    “OKULLARDAKİ REHBERLİK HİZMETİ YETERSİZ”

    Okullardaki rehberlik hizmetlerinin yetersizliğine işaret eden Koç, “Akran zorbalığı, psikolojik baskı ve fiziksel şiddet; okul koridorlarının sıradan, olağan bir gerçeği hâline gelmiştir. Ayrıca, her okul çevresine polis görevlendirilmesi gibi tedbirlerin hayata geçirilmesi, okullarda şiddet riskinin ciddi bir sorun olduğunun resmî kabulüdür” diye belirtti.

    “ŞİDDETSİZ, EŞİT VE GÜVENLİ OKULLAR, ŞİDDETSİZ BİR TOPLUM MÜMKÜNDÜR”

    Şiddetin yalnızca okullarda değil, hayatın her alanında normalleştirildiğini vurgulayan Koç, şunları ifade etti:

    “Şiddet politikasızlığın sonucudur. Şiddet ayrıştırıcı dilin ve eşitsizliğin ürünüdür. Siyasi iktidarı; toplumu ayrıştıran, hedef gösteren ve öfkeyi besleyen dili terk etmeye; kapsayıcı, birleştirici ve hak temelli bir kamusal dil kullanmaya çağırıyoruz.

    Okullarda güvenliği polisiye tedbirlerle değil; eşit, kamusal, bilimsel ve kapsayıcı bir eğitim politikasıyla sağlayabilirsiniz. Güvenlik görevlisi artırmak tek başına çözüm değildir. Rehber öğretmen açığı sürerken, psikolojik danışmanlık hizmetleri güçlendirilmezken, sosyal hizmet uzmanları okullara atanmazken “önlem aldık” denilemez.

    Çözüm, yalnızca okulların kendi içinde üreteceği uygulamalarla sınırlı olamaz. Çocuk haklarını önceleyen, kapsayıcı, şiddetsiz ve eşitlikçi bir kamusal politika yaklaşımı zorunludur.

    Öğrenci Veli Derneği olarak önerimiz, ulusal ölçekte bağlayıcı bir “Güvenli Okul ve Şiddetle Mücadele Politikası” oluşturulması ve tüm kamu kurumlarının bu politika çerçevesine uyumlu şekilde çalışmasıdır. Bu politika; eğitim, medya, sosyal hizmetler ve yerel yönetimlerin ortak sorumluluğunu içeren bütüncül bir yaklaşım üzerine kurulmalıdır. Çocukları korumak istiyorsak; dili değiştirmek, politikaları değiştirmek ve kamusal sorumluluğu güçlendirmek zorundayız. Çocukların yaşam hakkını, laik, bilimsel kamusal eşit eğitim hakkını, güvenliğini ve onurunu korumak devletin asli sorumluluğudur.

    Şiddetsiz, eşit ve güvenli okullar, şiddetsiz bir toplum mümkündür. Ancak siyasi tercihlerin değişmesi gerekir. bunun için siyasi irade ve kamusal sorumluluk şarttır.”

    PİRHA/ANTALYA

     

     

     

  • Veli-Der Antalya Şube Başkanı Tulin Koç: Her öğrenciye bir öğün ücretsiz yemek haktır-VİDEO

    Veli-Der Antalya Şube Başkanı Tulin Koç: Her öğrenciye bir öğün ücretsiz yemek haktır-VİDEO

    PİRHA- Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) Antalya Şube Başkanı Tulin Koç, öğrencilerin gerek okul öncesi bilimsel, parasız ve kamusal eğitim almalarına gerekse her öğrenciye bir öğün ücretsiz yemek verilmesi konusunda yaptıkları çalışmaları ve öğrenci çalıştayında aldıkları kararlarla ilgili PİRHA’ya önemli açıklamalarda bulundu.

    Öğrencilerle ilgili bugüne kadar üç defa çalıştay yaptıklarını belirten Koç, özellikle okul öncesi eğitimin kamusal, parasız ve zorunlu olması doğrultusunda 23 Nisan’da Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı’nın önünde basın açıklaması yapacaklarını duyurdu.

    “ÖĞRENCİLERE ÜCRETSİZ YEMEK TALEBİMİZ TOPLUMDA KARŞILIĞINI BULDU”

    Öğrenci Veli Derneği olarak bugüne kadar üç tane çalıştay yaptıklarını bunun yanı sıra çeşitli forumlar da düzenlediklerini belirten Tulin Koç, “Bu çalıştayların bir tanesi ücretsiz okul yemeğiydi. Bu talebin toplumun bütün kesimleri tarafından karşılığını bulduğunu” ifade etti. Bir öğün ücretsiz okul yemeğinin çocuklar için bir hak olduğunu ve talep edilme noktasında doğru bir mücadele hattı ördüklerini belirten Koç, “Bugün Türkiye’deki çocuklara baktığımızda özellikle çalışan çocukların okul terklerinden kaynaklı eğitimden kopmasına neden olduğu gibi çocukların aslında hem birtakım haklarının kaybolduğunu hem de çocukluklarını yitirdiklerini düşünüyoruz” dedi.

    “OKUL ÖNCESİ 0-6 YAŞ EĞİTİMİ DEVLET TARAFINDAN ZORUNLU HALE GETİRİLMELİDİR”

    İkinci çalıştaylarının çocukların kaybolan çocukluğunu ve eğitim hakkını yeniden kazanacağı bir çalışma olduğunu vurgulayan Koç, “Oradan da çok önemli sonuçlar çıktı. O çalıştaydan çıkan sonuç metninin bir maddesi de çok önemli. Uzun süredir üzerinde durduğumuz bir konu; 0-6 yaş çocuklarının Türkiye’de okul öncesi eğitimi kamusalda zorunlu olmadığı için çocukların eşit bir şekilde eğitime başlamıyor” şeklinde konuştu. Devletin tüm çocuklara erişebilir ve eşit bir şekilde eğitim hakkı sunması gerektiğinin altını çizen Koç, anket çalışmaları sonucunda şu verilere ulaştıklarını belirtti:

    “Çocuklardaki psikolojik, fiziksel, mental gelişimin hem eğitimciler hem de ebeveynlerle yaptığımız birtakım anketler sonucunda bunun ne kadar yararlı olduğunu, özellikle 0-6 yaşta kreş ve okul öncesi eğitimin mutlaka kamusal olarak zorunlu ve bilimsel olarak verilmesi gerekiyor.”

    “MİLLİ EĞİTİM’İN DENETİMİNDE OLMAYAN KURUMLAR KAYGI VERİCİ”

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın kendi sitesindeki verilerine göre okul öncesi eğitime bakıldığında öğrencilerin yüzde 40-50’si arası bir kısmının Milli Eğitim’e bağlı olmayan kurumlarda eğitim aldığını belirten Koç, ”Milli Eğitimin kendi verileri bu şekilde. Bu da bizi açıkçası kaygılandırıyor. Çünkü Milli Eğitim’in denetiminde olmayan hangi kurumda kim tarafından çocuklara eğitim verildiğini bilmediğimiz bir ortam ortaya çıkmaktadır“ dedi.

    “DİYANET OKUL ÖNCESİ ÖĞRENCİLERİ EĞİTMEK İSTİYOR”

    Son yıllarda Diyanet İşleri Başkanlığının devletten aldığı katkı ve ödeneklerle okul öncesi eğitim kurumları ve Kur’an kursları açtığını belirten Koç, “Diyanet son iki üç yıldır okul öncesi eğitim kurumlarını Kur’an kursları yaparak kendi bünyesinde okul öncesi eğitim vermeyi hedefliyor. Zaten bugün Kur’an kurslarının sayısına hem bilinen hem kaçak olarak bilinmeyenlere baktığımızda sayısının oldukça fazla olduğunu görüyoruz” ifadelerini kullandı. Bunun çok doğru bir yöntem olmadığını ve o yaş grubundaki çocukların din eğitimi almasını doğru bulmadıklarını ekleyen Koç, “Çünkü çocuğun gelişmesi açısından pedagojik olarak da bilimsel olarak da bunun doğru olmadığını düşünüyoruz” dedi.

    “PARASI OLAN EĞİTİM ALIYOR, OLMAYAN ALAMIYOR”

    Parası olanın okul öncesi eğitim alabildiği, olmayanın ise alamadığı bir sistemde okula başlarken eşitsizliğin derinleştiğine dikkat çeken Koç, şunları söyledi: “Böylesi bir ortamın olmaması için 28 Mart’ta Bolu’da yaptığımız çalıştayda okul öncesi eğitimin zorunlu, kamusal, bilimsel ve parasız olarak devlet tarafından verilmesi gerektiği sonucunu çıkarttık.”

    Öğretmenlere ve velilere yönelik bilimsel bir akademik anket düzenlediklerini de sözlerine ekleyen Koç, “Bu anketin sonucunda velilerin ekonomik koşullardan kaynaklı olarak eğitim kurumlarına erişemediği için çocuklarını okul öncesi eğitime gönderemediklerini yüzde 90’nın üzerinde bir oranla tespit ettik” dedi.

    “EĞİTİM ALAN ÇOCUKLAR ALMAYANLARA GÖRE DAHA İLERİDE”

    Öğretmenlerle yapılan ankette okul öncesi eğitim alan ve almayan çocuklar arasındaki farkları sorguladıklarını belirten Koç, “Aldığımız yanıtlar gerçekten tam da beklediğimiz şeylerdi. Çünkü okul öncesi eğitim alan çocuğun bilimsel olarak fiziksel kasları ve mentaliyle bir bütünlük içinde eğitime hazır hale geldiğini, okul öncesi eğitimi almayan çocukların çok daha geriden başladığını tespit ettik. Okul öncesi eğitim almayanların oranının yüzde 94-96 civarında olacağını varsayıyoruz; bu çok ciddi bir oran. Bu bilimsel çalışmaların sonucunda 0-6 yaş çocuklara eğitimin devlet tarafından verilmesi, parasız ve bilimsel olması gerektiği sonucuna vardık” dedi.

    “23 NİSAN’DA MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI’NIN ÖNÜNDEYİZ”

    Bilimsel olarak çocuğun 5-6 yaşında okul öncesi eğitim almasının kritik olduğunu, bunun kreşlerde oyun yöntemiyle ve Milli Eğitim’e bağlı denetlenebilir kurumlarda yapılması gerektiğini vurgulayan Tulin Koç, eylem planını şu sözlerle açıkladı: “23 Nisan’da Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı’nın önünde bir basın açıklaması yapmayı düşünüyoruz. Bunu da önceki çalıştay sonucundan çıkarttığımız ücretsiz okul yemeği gibi toplumun bütün kesimlerinin sahiplenmesi ve talep etmesi gereken temel bir çocuk hakkı olduğunu düşünerek bu doğrultuda çalışmalarımızı ve mücadelemizi yükseltmeye çalışacağız.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

     

     

  • Meriç: Dünya halkları ve işçi sınıfı  gericiliği tersine çevirecektir! -VİDEO

    Meriç: Dünya halkları ve işçi sınıfı  gericiliği tersine çevirecektir! -VİDEO

    PİRHA- Halkevleri önceki dönem Genel Sekreteri Kutay Meriç, ABD’nin İran’a saldırısı sonrası uluslararası dengelerin değişeceğini vurgulayarak, “20. yüzyıl devrimler çağı olarak açılmıştı. 21. yüzyılda bir gericilik çağı olarak açıldı. Temennimiz de bunun böyle gitmeyeceği ve dünya halklarının dünya işçi sınıfının bu gericiliği tersine döndüreceğine dair inancımda sonsuz” dedi.

     

    ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıların ardından kentlerin yoğun bombalanmasıyla başlayan 40 günlük savaşın ardından  NATO’nun pozisyonu, Hürmüz Boğazı’nın trafiğine açılmaması, bunun küresel ve bölgesel düzeyde yansımaları ve ateşkes görüşmelerine devam ederken, Halkevleri önceki dönem Genel Sekreteri Kutay Meriç, savaş sürecine dair PİRHA’nın sorularını cevapladı.

    “ABD YENİ HEGEMONYA ARAYIŞINDA”

    ABD ve İsrail’in İran’a yönelik müdahalesinin arka planında neler var?

    Kutay Meriç: Geçen yılki 12 gün savaşının ardından bu seferde bir ABD’de İsrail’in 40 günlük saldırısı kamuoyunda da 40 gün savaşı diye tartışacağımız veya adlandıracağımız ikinci bir savaş daha yaşanmış oldu.

    Tabii bu savaşın başlama nedenleri savaşın arka planında ne olduğu İran içine bunun nasıl yansıdığı İran muhalefetine İran iktidarına nasıl yansıdığından Türkiye solunda da çeşitli tutumlara kadar çok fazla tartışıldı. Aslında çok çelişkili tutumlar hatta birbirlerini de eleştiren tutumlarda oldu.

    Ateşkesle beraber her iki tarafın da ‘kazandık’ dediği zafer sloganları attığı bir durumla da karşı karşıyayız. İlk önce biz devrimciler, sosyalistler olarak emperyalistler bir ülkeye saldırdığında o ülkenin rejiminin ne olup ne olmadığına bakmayız. Yani sosyalist bir rejim de olabilir, ulusalcı bir rejim de, İslamcı bir rejim de olabilir, hiçfark etmez. Emperyalistler bir ülkeye saldırıyorsa orayı yağmalamak, talan etmek ve sömürgeleştirmek amaçlı saldırır. Bu oradaki rejimden tamamen bağımsız bir durumdur.

    Sosyalistlerin ilk etapta siyasal refleksleri Amerikan emperyalist saldırganlığına doğrudan karşı çıkmaktır. Bu tavır rejimlerin niteliğinden bağımsızdır. Ama tabii sonra döner sahaya da bakarız. Yani sahada da bizim dostlarımız bizim enternasyonal ilişki kuracağımız birtakım siyasi akımlar var mı? Ya da saldırıya uğrayan o ülke halkları ne diyor, nasıl davranıyor? diye buradaki duruma da, tutuma da bakarız.

    Afganistan’a, Libya’ya, Suriye’ye, Irak’a, İran’a baktığımızda bu rejimlerin aslında ortak karakterleri hepsi 20. yüzyıldan kalmış aslında birer ara rejimler. Henüz emperyalizmin toptan bir sömürgeleştirme sömürge ağları içine net olarak kabul edilebilmiş, devletler, ülkeler değildi.

    Emperyalist operasyona tabi tutulan yerler ve özellikle de 21. yüzyılda yani 25 yıldır bir bütün bizim coğrafyamızdaki bu askeri saldırı ve işgal yoluyla bir yeniden sömürgeleştirme harekatları yapılıyor. Görece siyasal bağımsızlıkları olan bu ülkeler yeniden sömürgeleştirme zincirinin içine sokulmaya çalışıyorlar. Bu ülkeler zaten kapitalist uluslararası tekerlerle bağları olan ülkeler. Bu ülkeler kapitalizmden bağımsız ayrı bir iktisadi düzene sahip değillerdi.

    2010 yılında Suriye’ye yaptığım bir gezide, emperyalist ilişkileri net bir şekilde görmüştüm. Suriye rejiminde olduğu gibi hepsi açısından bu durum geçerliydi. Dolayısıyla da bu ülkeler kapitalist dünyanın dışında değillerdi. Kapitalist ekonomi zincirlerinin bir şekilde içindelerdi ama rejimleri görece bağımsız, ama görece bölgesel çıkarlarına sorun çıkaran rejimlerdi. Bu nedenden dolayı bu rejimlerin değiştirilmesi ve emperyalizmle uyumlu hale getirilmesi gerekiyordu. Bu nedenle bu saldırılar yapıldı.

    Bu savaşın arka planına baktığımızda herkes herhâlde tahmin edebiliyor ya da biliyor. Bir Çin meselesi var. Ekonomik ve askeri olarak yükselen Çin, öte yandan askeri ve ekonomik olarak da hegemonya kaybına uğrayan bir ABD ile karşı karşıyayız. Emperyalizmin kendi içlerinde bu hegemonya kaybının pratikte nasıl olduğunu da aslında İran savaşında gördük.

    Emperyalist saldırganlıkta çok fazla dost bulamadık. Suriye’de Kürtler vardı. Ağırlıklı kendi bölgelerini korumakla birlikte rejimle esas olarak bir kavgası olmayan, rejimle çatışmayan, esas olarak oradaki İslamcı dinci çeşitli örgütlere karşı kendi bölgelerini, kendi halkını korumakla sınırlı bir mücadele yürütülmüştü.

    “İRAN İDAM REJİMİDİR”

    -İran özelinde yaşananları nasıl değerlendirirsiniz?

    İran özeline gelirsek 47 yıldır süren dinci gerici bir iktidar var. İran’da.1979 devrimini biz ona şöyle tanımlıyoruz ‘Çalınan Devrim’ diyoruz ama bazen bu kavrama da itiraz ediliyor. İran’da hakikaten devrimcilerin, komünistlerin, Kürtlerin, çeşitli ezilen halkların örgütlerin faşist diktatör Şah Rıza’nın devrilmesinde çok önemli rolleri olmuştu.

    Hatta ilk askeri kışlaları işgal eden, oradan silahları alıp halka dağıtan devrimin ilk günlerinde halkın fedaileridir.  Marksist bir örgüttür. Ama sonrasında sürgünde olan Humeyni’nin Paris’ten apar topar İran’a gönderilip, devrimin liderliği hızla dincilerin eline geçmesine neden oldular. Ülke komünistlerin eline geçmesin diye Humeyni’nin İran’a gönderilmesiyle başlayan bir süreçtir.

    1979’dan bugüne 47 yıllık bu sürede İran’daki rejim katliamlar üzerine kendisini iktidarda tuttu. Bütün devrimci, komünist, muhalif örgütlerin üyesi binlerce insanın idam edildiği süreçler yaşanmıştır.

    En önemlilerinden birisi 1988’de Humeyni’nin bizzat emriyle cezaevlerindeki muhalif örgütlerin unsurlarının çıkartılarak meydanlarda asıldığı, resmi rakamlara göre 5 bin, gayri resmi rakamlara göre çok daha fazla idam olayı yaşanmıştı. Bu 5 ayın içinde bu bir idam kampanyası sürdürmüşlerdi.

    2009’dan bu yana İran’da 6 büyük halk ayaklanması var. En sonuncusunu geçtiğimiz Aralık, Ocak aylarında gördük. Ondan önceki ayaklanmada bir Kürt kızı Mahsa Amini’nin din polisi tarafından başörtüsünün yanlış taktığı gerekçesiyle katledilmesi üzerine Aralık-Ocak aylarında başlayan isyandı. Hakikaten en birleştirici isyanlardan birisiydi. Mahsa Amini isyanında bütün muhalefetin bütün renkleri bir araya gelmişti.

    Yumurta fiyatlarından isyan çıkmış bir ülkeden bahsediyoruz. ‘Benzin ve akaryakıt fiyatları neden böyle oldu’ diye isyan çıkmış bir ülkeden bahsediyoruz. İran’ın içeride çok özel bir ekonomik siyasi askeri yapılanması var. Aslında tüm dünyada yaşanan neo-liberal uygulamaların bir benzerinin İran’da da olduğunu görüyoruz. Fakat oradaki uygulama biraz farklı. Devletin elinde bulunan ya da devlete ait vakıfların elinde bulunan kamu iktisadi teşekküllerinin özelleştirilerek devrim muhafızları ordusuna verildiği yaklaşık ekonominin şu anda yüzde 30’unu devrim muhafızlarının denetlediği bir yapıdan bahsediyoruz. Yani toplamda yüzde 20-25 kadar klasik anlamda bildiğimiz ticaret burjuvazisi ya da sanayi burjuvazisi diyeceğimiz bir kesim var. Sermayenin ve ekonominin %80′ ine yakın kısmını devlet kurumları ve devrim muhafızlarına bağlı şirketler denetliyor. Devrim muhafızlarının önemli petrol şirketleri, rafineriler ve benzeri sanayi şirketleri var.

    Buralardaki çalışma koşulları çok ağır ve çok vahşi. İran neo-liberalizmi kendi içinde bir başka tarzda yaşanmış olduğu ve bütün neo-liberalizme karşı yoksulluk isyanları dediğimiz eylemler İran’da başladığı andan itibaren aslında rejimle karşı karşıya geldi. Çünkü şirketler devrim muhafızları denen askeri yapılanmanın şirketleri oldukları için dolayısıyla bu isyanlar kanla bastırıldılar. Yapılan 6 büyük ayaklanma hep kanla şiddetle bastırıldı. Binlerce, on binlerce insan tutuklandı, işkence gördü, tecavüze uğradı ya da idam edildi.

    İran rejimi 40 günlük savaş sürecini bile fırsata çevirip 25 kişiyi idam etti. İran’da idamlar durmadı. İran’ın zaten yıllık idam ortalaması 450-500 kadardır. İran; insanları sadece siyasi nedenlerle değil başka dini nedenlerle de idam eden katliamcı bir rejimdir.

    Sahaya baktığımızda İran muhalefeti çoğu mülteci durumunda olan bir muhalif yapıda olan güçlü isyancı bir halk var. Birçok kentten sokaklara dökülen bir yapı aslında. İran içerisinde güçlü muhalif örgütler yok.

    Çeşitli yarı legal yarı illegal diyeceğimiz sendikal ve  emek yapılanmaları var. İran’da tek örgütlü ve silahlı güç aslında Kürt hareketi. Kürt hareketi bu süreçte 6 örgütle birlikte bir ittifak kurdular. Hakeza ayrıca cumhuriyetçilerin, demokratların, liberallerin beraber hareket bir başka ittifak oluştu. Bir diğer yandan da sosyalistlerin, komünistlerin bir araya geldiği bir başka ittifak odağı da oluştu.

    İRAN’DA 2009’DAN BU YANA 6 BÜYÜK SİLAHSIZ HALK İSYANINI YAPAN MİLYONLARCA İNSAN ORADA DURUYOR

    Kürtlerin dışındaki yapıların hepsi İran dışında ve mülteci konumundaki diasporada faaliyet gösteren ama İran içinde taraftarları ilişkileri olan yapılanmalar. Sadece Kürt örgütlerinin yapılanmaları oradaki Kürt coğrafyasında bulunuyor. Örgütlü ve silahlı muhalif güçler sadece Kürtlerden ibaret. Diğerleri örgütsüz, dağınık ve silahsız durumdalar.

    Tabii ki rejimi destekleyen bir kitle kuvveti de var. İran rejimi kitle desteğini bütünüyle yitirmiş falan da değil. Böyle de düşünmek de doğru değil. Nitekim savaş sürecinde ABD’nin bu saldırıyla beraber rejimin kendi kitlesini konsolide etmesinin de önünü açtı. Muhalefetin ezilmesinin önünü açarken, rejimin kendi kitlesini konsolide etme, hatta muhalif kimi kesimleri de vatanseverlik duygularıyla kendine yedeklemeyi de başarabildi. Dolayısıyla bu saldırı aslında rejime karşı yıllardır kanla canla mücadele eden halkın da muhaliflerin de bastırılmasıyla sonuçlandı. Yani ABD’nin saldırısının İran’a özgürlük getireceği vaadi pratikte tam tersi sonuçlar oluşturan bir durumdur.

    ABD Kürt siyasetini Kürt örgütlerini manipüle ederek kendilerini bir Amerikan askeri gibi kullanmak istediler ama onun da olmadığını sahada görmüş olduk. Kürtleri bir kara kara gücü olarak kullanmak istediler ama Kürt örgütleri bu şekilde bir ilişkiyi emperyalist güçlerle kurmayı uygun bulmadıklarını defaatle  söylemiş oldular.

    Bu 40 günlük savaş öyle bir şeye yol açtı ki birçok insanda da Türkiye’de de İran’ın bu emperyalist saldırganlara direniyor olması, hakikaten herkesin gururunu okşadı. İnsanlar İran’ın kolayca devrilmediğinden mutlu oldular. Saddam gibi kolayca devrilmediğinden ve bir biçimde Amerika’nın yenilmezlik imajı ortadan kalkmış oldu. Amerikan emperyalizmine karşı direnilebileceği gerçekliği de ortaya çıkmış oldu. İran’ın füze kapasitesinin hem üretme hem atma kapasitesinin yanı sıra her şeyi yer altına indirmiş ve füze fabrikaları füze atma rampaları da yerin altında kamyonlar ve tırların üzerinde çıkarılıyor ve geri tünellerde giriyor. Böyle bir savaş sistemi kurmuşlar ve ABD ve İsrail’in toptan imha etmesi mümkün değil. Bir bölümüne zarar verildi ama ne kadarlık bir bölümünü bilmiyoruz ki son ana kadar da hala İran füze atma kapasitesini sürdürüyordu.

    “İRAN REJİMİNE BAŞSAĞLIĞI MESAJI PAYLAŞAN SOLCULAR GÖRDÜK”

    ran ABD-İsrail arasındaki yaşanan savaşa karşı sol, sosyalistlerin tavrı ne oldu? Nasıl bir tutum aldılar?

    Bu savaşın Türkiye içine siyasetine sol siyasetine baktığımızda şöyle şeyler gördük. İran elçiliğine gidip Hamaney öldüğünde başsağlığı dileyen solcular gördük. Ya da Ali Laricani öldüğünde İran için başsağlığı dileyen maalesef solcular, sosyalistler de gördük. Bunu Türkiye solundaki kafa karışıklığının ürünü olarak değerlendiriyorum. Elbette İran halklarını yanındayız. Emperyalist saldırganlığa tabii ki karşıyız ama bu oradaki rejimle kendimizi sosyalistleri özdeş kılacak söylemlerden davranışlardan kaçınmak gerektiğini düşünüyorum.

    Hani bir zamanlar mollalar İran’a diye slogan atan kimi ulusalcı topluluklarda ters reaksiyonlar gördük. Yani İran’ın direnişini selamlayanları görmüş olduk. Ama işin en başından beri eleştiren ve sokaklara çıkan doğru bir eğilim çizgisiyle de Türkiye solu davranabildi. Bu tutumu aldı. Oradaki İran rejimiyle olan ayrımı koymaya çalıştı.

    “KUŞAK YOL PROJESİ’Nİ HAYATA GEÇİRMEK İSTEYEN ÇİN VAR!

    ABD -İsrail İran arasındaki savaşa İngiltere neden tavırsız ve tarafsız kaldı?

    Anglosaksonlar yani İngiltere-Amerika dünyadaki birçok operasyonda hep birlikte davranırdı. İlk defa burada İngiltere olaya dahil olmayıp dışarıda kaldı. Hadi diğer Avrupalı devletleri geçtik diyelim. Çok açık ki Avrupalılar diğer emperyalist güçler bir İran savaşı istemiyor değiller. İran savaşının nasıl, ne zaman ve süresine ilişkin sorunları var. Emperyalist kampta süren bir hegemonya ya da hegemonyanın mimarisinin yeniden oluşturulması tartışmasında kendilerinin nerede nasıl konumlanacağına ilişkin çeşitli tereddütler, çeşitli dirençler var. Yoksa İran gibi bir rejimin, devletin saldırılması ya da İran’ın yeniden sömürgeleştirilmesi, Çin ekseninden koparılması gibi bir şeye itirazları yok.

    “ÇİN, SAVAŞI EKONOMİK FALİYETLER ÜZERİNDEN YÜRÜTÜYOR”

    -Gelinen noktada Çin’in durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Çin diyoruz Çin’in sahada Kuşak Yol Projesi diye bir projesi var. Bu proje ile ilgili birkaç tane de yol hattı var. Çin mallarının batı pazarlarına ulaştırılmasını hedefleyen bir yol projesidir. Bunlardan birisi Rusya-Kazakistan hattından bir tanesi Pakistan-İran-Türkiye hattından Avrupa’ya doğru ulaşır. Biri de deniz yolu ile aşağıdan giden bu kuşak yol projesi.

    Çin bu projenin içindeki ülkelere çok ciddi kredilendirmeler yapmıştır. Oralara limanlar, tren yolları, köprüler ve benzeri ulaşımı rahatlatacak projeler geliştirilmesi için bu kuşak yolu üzerinde kalan bütün ülkelere Çin bankalarından çok ciddi miktarlarda kredi verilmiştir. Yani bir tür sermaye aktarımı yapılmıştır. Böyle bir durumla karşı karşıyayız.

    Çin kendi askeri gücüyle dayanarak ya da oraya buraya saldırarak bir hegemonya inşa etmiyor. Çin tamamen ekonomik gücüyle yaptığı ticaretle, ürettiğiyle bir hegemonya oluşturmaya ve yayılmaya çalışıyor. Çin ordusu çok kuvvetli bir ordu. Ama bir saldırganlık içerisinde değil.

    Dolayısıyla bu bütün bu önümüzdeki dönem uluslararası bu örgütlerin emperyalizmin oluşturduğu kapitalist sistemde oluşmuş örgütlerin hepsinin iç dengeleri filan değişecek. Hatırlayın Birleşmiş Milletler 5 daimî üyesi vardır. Şimdi bu beş daimi üye, birisi  Rusya, bir diğeri ise Çin. O beş daimî üyenin herhangi bir itirazı oldu mu? Oradan karar çıkmıyor. BM’den önemli kararları çıkaramıyorsunuz. Şimdi bu tür örgütlerin mimarilerinin yeniden yapılandırılması gibi tartışmalar gündemde.

    “TÜRKİYE NATO’YLA İLİŞKİSİNİ GÜÇLENDİRDİ”

    -İran Savaşı’nın Türkiye-NATO ilişkilerini nasıl etkiledi?

    Öte yandan da kimi siyasi başkaca koalisyonların yani savaşın 3. raundunda Amerika’nın yanında koalisyon gücü olarak İsrail ve ABD dışında hani başka güçleri de görebiliriz. Artı ülkemizde temmuz ayında bir NATO zirvesi yapılacak. Buradan ne kararlar çıkacağını da aslında İran savaşının seyri belirleyecek.

    İran Savaşı’nın sonucundaki uluslararası siyasi dengeler belirleyecek. Ülkemizi yöneten egemenler saray iktidarı açısından gördük ve bayağı etkilemiş. Zaten sonucunu da almış durumda. Adana’ya bir NATO kolordusunun kurulması, İstanbul Beykoz’a bir NATO deniz üstü kurulması gibi gelişmeler çok açık. Yani mevcut saray iktidarının bölgede NATO güçlerini konuşlandıran bir ilişki biçimi geliştiğini de gösteriyor.

    “PAKİSTAN ÇİN’E BAĞIMLI BİR ÜLKE”

    -Ateşkes görüşmelerine Pakistan’ın taraf olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Baktığımızda bu son ateşkesin mimarlarından birisi Pakistan gibi görünüyor. Peki neden Pakistan diye sorulduğunda Pakistan aslında. Çin’in askeri ekonomik etkisi altındaki bir ülke. Pakistan’ın bütün ordusu Çin silahlarıyla da donatılmış durumda.

    ‘Kuşak Yol Projesi’ nin de geçtiği ülkelerden birisidir Pakistan. Burada İran’ın düşürülmesi demek o zincirin kırılması ve enerji havzasında da, Amerikan ekonomisinin tam anlamıyla sağlanmış olması anlamına gelecek bir durumdur.

    “SAVAĞIN EKONOMİK FATURASI ÇOK AĞIR”

    -Ateşkes sağlanamaması durumunda bunun ekonomik boyutunun dünyaya ve Türkiye’ye yansımaları ne olur?

    Hürmüz Boğazı’nın dünya ekonomisi için önemi açık ve henüz açılmadığı da ortada. Deniz ticareti başlamış da değil. Oradaki petrol havzasında yaşanan birçok şeyin dünya ekonomilerine yansımalarını biliyoruz.  Dolayısıyla dünya ekonomisi de, Türkiye ekonomisini de ciddi anlamda etkilendi. Türkiye’de bile mazotun fiyatı 80 liranın üzerine çıktı. Mazot akışının durması bir felaket demektir. Bu tarımdan, sanayiye en ufak hizmet sektörüne kadar her şeyi etkileyecek ve ciddi anlamda sonuçlarını önümüzdeki aylarda bunun yansımalarını göreceğiz.

    Geçen yılın 12 gün savaşı, bu yılın 40 gün savaşı. Ben 3.ncü bir raundun olacağını düşünüyorum. Bu burada kalmaz. Çünkü emperyalistlerin düşünüş tarzı açısından bakıldığında şu anda İran’a saldırdılar, bir şey yapmak istediler. Sonuç itibariyle istediklerini yapamadılar. Ne rejimi düşürebildiler ne İran’ın askeri ve füze kapasitesini yok edebildiler. Ve İran yerinde duruyor. Dolayısıyla buradan bunu yapabilmek için mantıken devam etmeleri lazım. Çünkü bunu yapamadığınız zaman arkasından İran kendi güçlerini de, Yemen’i de, Hizbullah’ı da, Hamas’ı da ve benzeri diğer güçlerini de yeniden Ortadoğu’da dizayn edecek, yeniden pozisyon alacak. Binlerce Haşdi Şabi militanının İran’a geçerek bir olası kara harekâtında İran rejiminin yanında savaşmak üzere konuşlandığını da görmüş olduk.

    20. yüzyıl devrimler çağı olarak açılmıştı. 21. yüzyılda bir gericilik çağı olarak açıldı. Temennimiz de bunun böyle gitmeyeceği ve dünya halklarının dünya işçi sınıfının bu gericiliği tersine döndüreceğine dair inancımda sonsuz.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA