Yazar: Ersin Özgül

  • İzmir Alevi Kurumlarından 2026 mesajı: Eşitliğin, barışın ve özgürlüğün yılı olsun!-VİDEO

    İzmir Alevi Kurumlarından 2026 mesajı: Eşitliğin, barışın ve özgürlüğün yılı olsun!-VİDEO

    PİRHA- İzmir’deki Alevi kurum başkanları 2026 yılının halklar ve inançlar için özgürlük ve eşit yurttaşlık yılı olmasını temenni ederek, yeni yıla dair dileklerini paylaştılar. Mesajlarda 2026 yılının, savaş politikalarına karşı barışın inşa edildiği ve eşit yurttaşlık mücadelesinin kazanımla sonuçlandığı bir yıl olması istendi.

    İnkar ve asimilasyon politikalarına karşı mücadele yürüten Aleviler, 2026 yılına yılına eşit yurttaşlık, özgürlük, barış ve demokrasi özlemiyle giriyor. 2026 yılı da tüm diğer yıllar gibi baskı politikalarına, zorbalığa karşı mücadelenin büyütüleceği bir yıl olacak.

    İzmir’deki Alevi kurum başkanları ve pirler yeni yıla dair mesajlarını PİRHA ile paylaştı. Mesajlar şöyle:

    “BARIŞIN VE ADALETİN HAKİM OLDUĞU BİR YIL OLSUN”

    Narlıdere Cemevi Başkanı Elvan Özdemir: Kalbimizdeki iyiliklerin yolumuza ışık tuttuğu, yen yılın bir önceki yıldan daha aydınlık olacağı; adaletin, barışın, sevginin ve hoşgörünün hakim olduğu bir yıl diliyorum. Yeni yılınız kutlu olsun.

    “DAYANIŞMAYI YARATAN YENİ BİR YIL OLSUN”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Şubesi Cemevi Başkanı Barış Çelik:  Yeni bir yıla girerken tüm zorluklara, acılara rağmen umudu büyütmenin, birlik olmanın her zamankinden daha önemli olduğu bir dönemden geçiyoruz. Aleviler olarak yüzyıllardır karanlığa karşı ışığı, zulme karşı dayanışmayı savunduk. 2026 yılına girerken de en büyük dileğimiz; farklılıklarımızla bir arada, eşit ve özgür bir yaşamın mümkün olduğuna olan inancımızın güçlenmesidir. İnancımızdan, kimliğimizden ve haklı taleplerimizden vazgeçmeden yan yana durarak bu ülkeye barışı ve adaleti getirebiliriz. Yeni yılın ayrıştıran değil birleştiren, dayanışmayı yaratan bir yıl olmasını diliyorum.

    “GELECEĞİ EŞİT YURTTAŞLIK TEMELİNDE KURMAK HEPİMİZİN GÖREVİ”

    Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şube Eş Başkanı Fadime Dapaklı: 2026 yılına girerken yıllardır mücadele ettiğimiz eşit yurttaşlık talebimizin artık bir talep olarak değil, anayasal ve toplumsal bir gerçeklik olarak kabul edilmesini istiyoruz. Barış sadece silahların susması değil adaletin, hakkaniyetin ve rızalığın tesis edilmesidir. Barış, eşitçe ve özgürce birlikte yaşamaktır. 2026 yılının inançların tanındığı, kimliklerin özgürce yaşanabildiği, gerçek bir barışa dönüşmesini temenni ediyoruz. Bu umudu birlikte büyütmek, barışı kalıcı kılabilmek ve geleceği eşitlik temelinde kurmak hepimizin sorumluluğudur.

    “EŞİT YURTTAŞLIK YILI OLMASINI DİLİYORUM”

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Karşıyaka Şube Başkanı Eren Alagöz: 2026 yılının barışın, sevginin, hoşgörünün yılı olmasını diliyorum. 2025 yılında yaşadığımız barış politikalarının yeni yılda sağlam zeminler üzerinde kurulması ve eşit yurttaşlık yılı olmasını temenni ediyorum.

    “SURİYE’DE ALEVİLER KATLEDİLİYORKEN SUSMAK İNSANLIKTAN VAZGEÇMEKTİR”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği  GYK Üyesi Kenan Yaşatürk:  2025 yılı bize bir kez daha gösterdi ki sömürü küresel, yoksulluk bilinçli ve savaş planıdır. Ama direnişte öyledir. Suriye’de Aleviler katlediliyorken, Filistin’de bir halk yok edilmeye çalışıyorken susmak insanlıktan vazgeçmektir. Biz susmuyoruz, biz vazgeçmiyoruz. İşçilerin alın terinin karşılığını aldığı, kadınların yaşam hakkının korunduğu, gençlerin gelecek kaygısının olmadığı, Alevilerin eşit yurttaş sayıldığı, tüm halkların kardeşçe yaşadığı bir yıl olması dileğiyle, umuduyla. 2026 yılı boyun eğmenin değil dayanışmanın yılı olsun.

    PİRHA/İZMİR

  • 30 ARALIK 2025 SALI-GÜNDEM

    30 ARALIK 2025 SALI-GÜNDEM

    -Mersin Cemevi İnanç Kurulu üyeleri, 2026 yılında Alevi toplumu ve genel olarak Türkiye’nin geleceği için daha eşitlikçi ve barışçıl bir toplum inşa edilmesi gerektiğinin altını çizdiler. GÖRÜNTÜLÜ

    -HBVAKV Döşemealtı Şube Başkanı Binali Efe, Alevi köylerine  yapılmak istenene  camii projesine ilişkin PİRHA’ya konuştu. GÖRÜNTÜLÜ

    İHD Dersim Şube Eş Başkanları Nurşat Yeşil ile Özgür Ateş, DEM Parti Dersim İl Eş Başkanları Hümeyra Tusun Yeğin ile Özcan Ateş, ESP MYK Üyesi Orhan Çelebi, EMEP MYK Üyesi Orhan Kurul, 2026 yılına dair mesajlarını paylaştı. Verilen mesajlarda, yeni yılın barış, demokrasi ve özgürlüklerin gerçekleşeceği bir yıl olması temennisi öne çıkarken, mücadele vurgusu dikkat çekti. GÖRÜNTÜLÜ

  • Dersim Barosu, Hel Dağı’ndaki krom madenciliğine karşı hukuki süreç başlattı!

    Dersim Barosu, Hel Dağı’ndaki krom madenciliğine karşı hukuki süreç başlattı!

    PİRHA- Dersim Barosu, Pülümür ilçesine bağlı Çakırkaya ve Dereboyu köyleri sınırlarında yer alan Hel Dağı ve çevresinde yürütülen krom madenciliği faaliyetlerine ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Baro, söz konusu faaliyetlerin hukuka aykırı olduğunu belirterek, yalnızca çevreyi değil yaşam hakkını, inanç özgürlüğünü ve toplumsal barışı da tehdit ettiğini vurguladı.

    Açıklamada, madencilik çalışmalarının Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci işletilmeden ve ÇED Olumlu Kararı alınmaksızın başlatıldığına dikkat çekildi. Bu durumun Anayasa’nın 56. maddesi, 2872 sayılı Çevre Kanunu ve ilgili mevzuata açıkça aykırı olduğu ifade edildi.

    Hel Dağı ve çevresinin yalnızca ekolojik açıdan değil, Alevi inancı bakımından da kutsal kabul edilen bir alan olduğu belirtilen açıklamada; bölgede ziyaretgâhların bulunduğu ve inanç pratiklerinin aktif olarak sürdürüldüğü hatırlatıldı. Alevi inancında doğanın korunması gereken canlı bir varlık olarak görüldüğü vurgulanarak, dağda yaşanan tahribatın inanç özgürlüğünün ihlali anlamına geldiği kaydedildi.

    “TAHRİBAT YALNIZCA ÇEVRE HAKKININ DEĞİL, İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜNÜN DE İHLALİDİR”

    Dersim Barosu’nun açıklaması şöyle:

    “Dersim, Pülümür bölgesi Çakırkaya köyü ile Dereboyu köyü sınırları içerisinde bulunan Hel Dağı ve çevresinde, hukuka aykırı biçimde yürütülen krom madenciliği faaliyetleri, yalnızca bir çevre sorunu değil; yaşam hakkına, inanç özgürlüğüne ve toplumsal barışa yönelik ciddi bir tehdit haline gelmiştir.

    Hel Dağı ve çevresi, yalnızca ekolojik açıdan değil; Alevi inancı bakımından da kutsal kabul edilen, ziyaretgâhların ve inanç pratiklerinin sürdürüldüğü yaşayan bir inanç alanıdır.

    Alevi inancında doğa; insanın tasarrufuna bırakılmış bir nesne değil, korunması gereken canlı bir varlık olarak kabul edilir. Bu nedenle Hel Dağı’nda gerçekleştirilen her türlü tahribat, yalnızca çevre hakkının değil; aynı zamanda inanç özgürlüğünün ihlali anlamına gelmektedir.

    “HUKUKİ BAŞVURULAR YAPILDI, SÜRECİN TAKİPÇİSİ OLACAKTIR”

    Barolar, Anayasa ve Avukatlık Kanunu uyarınca; Hukukun üstünlüğünü, İnsan haklarını, Çevre ve yaşam hakkını, İnanç özgürlüğünü korumakla yükümlüdür. Dersim Barosu olarak, Hel Dağı ve çevresinde yürütülen hukuka aykırı madencilik faaliyetlerine karşı sessiz kalmamız mümkün değildir.

    İlgili tüm idareleri; hukuka aykırı biçimde sürdürülen krom madenciliği faaliyetlerini derhal durdurmaya, Hel Dağı ve çevresinin doğal ve inançsal bütünlüğünü korumaya, Çevre hakkı ve inanç özgürlüğüne uygun davranmaya davet ediyoruz. Bu doğrultuda gerekli idari ve hukuki başvurular Dersim Barosu tarafından yapılmış olup, sürecin takipçisi olunacaktır.

    Hel Dağı’nı korumak; hukuku, yaşamı ve temel hakları korumaktır. Dersim Barosu olarak, doğaya, inanca ve hukuka yönelen her türlü ihlalin karşısında durmaya devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla bildiririz.”

  • Barış İçin LGBTİ+ İnisiyatifi’nden 7 maddelik acil eylem çağrısı

    Barış İçin LGBTİ+ İnisiyatifi’nden 7 maddelik acil eylem çağrısı

    PİRHA- İlk genel kurulunun sonuç bildirgesini yayımlayan Barış İçin LGBTİ+ İnisiyatifi (bil+), barış süreci, kayyımlar ve artan nefret söylemlerine dikkat çekerek, “LGBTİ+’lara karşı bir savaş devam ederken, barış toplumsallaşamaz. Bizler; yok sayılanların, susturulanların, ‘sapkın’ ilan edilenlerin barış iradesiyiz. Hafızamızda açılan yaraları, birbirimizi sağaltarak ve dayanışarak iyileştireceğiz. Barış, bizimle gelecek” dedi.

    Barış İçin LGBTİ+ İnisiyatifi (bil+), 10 şehirden LGBTİ+ hak savunucularının katılımıyla 5 Aralık’ta Diyarbakır’da gerçekleştirdiği 1. Genel Kurulu’nun sonuç bildirgesini yayımladı.

    İnisiyatif, yayımladığı bildirgede önümüzdeki dönemin stratejisini “Nefrete karşı yaşamı, savaşa karşı barışı örgütlüyoruz” başlığıyla duyurarak, Kürt sorununun çözümü için başlatılan sürece, devam eden kayyum uygulamalarına ve artan nefret söylemlerine dikkat çekti.

    “NEFRET DİLİ SÜRERKEN BARIŞ TOPLUMSALLAŞAMAZ”

    Bildirgede, genel kurulun Diyarbakır’da yapılmasının sembolik önemine değinildi. Toplantının, barışın “sadece Meclis’te konuşulan bir konu değil, sokaktan bedene yayılan bir hakikat arayışı” olduğu belirtilerek, “Mücadele ve direniş tarihinin bir parçası olduğumuz Amed’de bir araya gelişimiz tesadüfi değildir” ifadelerine yer verildi.

    Bildirgede, bir yandan barıştan söz edilirken diğer yandan İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması, LGBTİ+’ların “sapkın” ilan edilmesi ve “ailenin korunması” adı altında ayrımcı yasaların gündeme getirilmesi arasındaki çelişkiye dikkat çekildi:

    “LGBTİ+’lara karşı bir savaş devam ederken, barış toplumsallaşamaz. Bir kesimin ‘makbul’ sayıldığı, diğerinin ‘düşman’ ilan edildiği bir masadan adalet çıkmaz. Barış süreci, devlet eliyle üretilen nefret dilinin ve ayrımcı uygulamaların son bulmasını da içermek zorundadır.”

    2026 YOL HARİTASI: MASADA VE SOKAKTA OLMAK

    İnisiyatif, genel kurulda alınan kararlar doğrultusunda mücadelesini iki ana eksende büyüteceğini açıkladı:

    Barışın asli öznesi olmak: LGBTİ+’ların barış süreçlerinin bir detayı değil, eşit bir bileşeni olması gerektiği vurgulandı.

    Barışın toplumsallaşması: Barışın sadece devlet katına bırakılmayacağı; evde, sokakta ve iş yerinde barış kültürünün örüleceği belirtildi.

    Bu kapsamda 2026 yılı boyunca Ankara, Antalya, Çanakkale, Diyarbakır, İstanbul, Van, İzmir ve üniversiteler başta olmak üzere örgütlü olunan tüm şehirlerde yerel buluşmalar, atölyeler ve forumlar düzenleneceği duyuruldu.

    7 MADDELİK ACİL EYLEM ÇAĞRISI

    Barış İçin LGBTİ+ İnisiyatifi, toplumsal barışın inşası için 7 maddelik acil talep listesini kamuoyuyla paylaştı. Öne çıkan talepler şöyle:

    *Nefret Siyasetine Son Verilsin:“Büyük Aile Buluşmaları” adı altındaki nefret yürüyüşlerinin durdurulması ve ayrımcı yasa tasarılarının geri çekilmesi,

    *Eşit Yurttaşlık ve Anayasal Güvence:Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığının anayasal düzeyde yasaklanması,

    *Cezasızlık Politikasına Son:Faili meçhul nefret cinayetlerinde ve hak savunucularına yönelik suçlarda adaletin sağlanması,

    *Kayyum Rejimi ve İrade Gaspı:Belediyelere ve üniversitelere atanan kayyumların geri çekilmesi, 674 sayılı KHK’nin iptali,

    *Hakikat ve Adalet Komisyonları:Başta Kürt halkı ve LGBTİ+’ların maruz kaldığı olmak üzere yaşanan hak ihlallerinin ortaya çıkarılması için bağımsız komisyonların kurulması,

    *Siyasi Tutsaklara Özgürlük:Hasta mahpusların ve siyasi tutsakların serbest bırakılması, AİHM ve AYM kararlarının uygulanması,

    *Savaş Politikalarının Durdurulması:Sınır ötesi operasyonların durdurulması ve güvenlik bütçesinin halkın refahına aktarılması.

    “BARIŞ BİZİMLE GELECEK”

    Bildirge, tüm toplumsal muhalefete yapılan dayanışma çağrısı ile son buldu. Ortak mücadele vurgusu yapan inisiyatif, şu mesajı verdi:

    Bizler; yok sayılanların, susturulanların, “sapkın” ilan edilenlerin barış iradesiyiz. Hafızamızda açılan yaraları, birbirimizi sağaltarak ve dayanışarak iyileştireceğiz. Milliyetçiliğe, heteroseksizme ve patriyarkaya karşı; özgürlükten, eşitlikten ve barıştan yana olan herkesi bu mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz. Amed’den yükselttiğimiz bu ses, 2026’da tüm şehirlerde yankılanacak. Barış, bizimle gelecek.

  • İzmir’de Tommy Hilfiger’a üretim yapan Elsa Tekstil yüzlerce işçiyi işten çıkardı

    İzmir’de Tommy Hilfiger’a üretim yapan Elsa Tekstil yüzlerce işçiyi işten çıkardı

    PİRHA- İzmir’de dünyaca ünlü giyim markası Tommy Hilfiger için üretim yapan Yeşim Tekstil’in fason firması Elsa Tekstil’de ‘yeni iş alamadık’ bahanesiyle işten çıkarılan ve haklarını aramak için atölye önünde eyleme geçen işçiler, , süreci yargıya ve eylemlere taşıyacaklarını belirttiler.

    Yıllık kazancı 510 milyon dolar olan ve dünyaca ünlü giyim markası Tommy Hilfiger için İzmir Çiğli Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’nde üretim yapan Yeşim Tekstil’in fason firması ELSA Tekstil, geçtiğimiz günlerde yeni iş alamadıkları gerekçesiyle bünyesinde çalıştırdığı onlarca işçinin işine son verdi. Yıllık izinleri, maaşları, kıdem ve ihbar tazminatlarının içeride kalma tehlikesiyle karşı karşıya olan Elsa işçileri, haklarını almak için kapı önünde direnişe geçti. İşçiler, bugün de notere giderek Yeşim Tekstil ve Elsa Tekstil işverenlerine ihtar gönderdi.

    Henüz alamadıkları maaşlarını, yıllık izinlerini, kıdem ve ihbar tazminatlarını ne zaman alacaklarını soran işçilere ise İ’henüz hesaplama yapmadıklarını, hesaplama yaptıktan sonra duruma bakacaklarını’ ifade etti.

    İşçiler yaptıkları açıklamada yıllardır düşük ücretlerle, yoğun mobbinge maruz kalarak patronları zengin ettiklerini, patronların ise hiçbir haklarını vermeden onları kapı dışarı ettiklerini ancak buna sessiz kalmayacaklarını belirttiler.

    PİRHA/İZMİR

     

     

     

     

  • Maraş Katliamı’nın 47. yılında Çeşme Cemevinde anma-VİDEO

    Maraş Katliamı’nın 47. yılında Çeşme Cemevinde anma-VİDEO

    PİRHA-  Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Çeşme Şubesi Cemevi, Maraş Katliamı’nın 47. yılında anma düzenledi. Anmada Alevilere yönelik nefret söylemlerine, ayrımcılığa ve cezasızlık politikalarına son verilerek katliamlarla yüzleşilmesi çağrısında bulunuldu. 

    Maraş Katliamı’nın 47. yılında Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Çeşme Şubesi Cemevi’nde anma ve panel düzenlendi.

    Anmaya Pir Sultan Abdal Kültür Derneği GYK üyesi Kenan Yaşatürk, Alevi Bektaşi Federasyonu Ege Bölge Sorumlusu Kemal Yıldız ve çok sayıda kişi katıldı.

    Anmada Sanatçı Ezgi Su Gül, deyişlerini seslendirdi.

    “KATLİAMLARLA YÜZLEŞİLMEDEN BU TOPRAKLARA BARIŞ GELMEZ”

    Anma öncesinde bir açıklama yapan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Çeşme Şube Başkanı Musa Atasoy, Maraş’ta yaşananların münferit bir olay olmadığı vurgulayarak, katliamın örgütlü, planlı ve inanç temelli bir saldırı olduğu ifade etti.

    Atasoy, “Bizler Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak çok iyi biliyoruz ki; hakikatle yüzleşilmeden, adalet sağlanmadan bu topraklara barış gelmez. Maraş’ı unutmak demek, yeni katliamlara kapı aralamak demektir. Çorum’da, Sivas’ta, Gazi’de yaşananlar bunun en acı göstergesidir” diye konuştu.

    “NEFRET SÖYLEMİNE, AYRIMCILIĞA VE CEZASIZLIK POLİTİKALARINA SON VERİLMELİ”

    Musa Atasoy, Alevilere yönelik ayrımcılık ve cezasızlık politikalarına son verilmesi çağrısını yineleyerek, “Bugün buradan bir kez daha haykırıyoruz; Aleviler bu ülkenin asli unsurudur. Eşit yurttaşlık istiyoruz. İnancımızın tanınmasını, cemevlerimizin ibadethane statüsüne kavuşmasını istiyoruz. Nefret söylemlerine, ayrımcılığa ve cezasızlık politikalarına son verilmesini istiyoruz. Katledilen canlarımıza sözümüz var. Sizi unutmayacağız. Sizin adınızı meydanlarda, sokaklarda, dillerimizde yaşatacağız. Bu ülke gerçekten demokratik, laik ve adil bir ülke olana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz” diye belirtti.

    PANEL DÜZENLENDİ

    Anmadan sonraki panel kısmında ise Araştırmacı-Yazar Naim Gül, Alevilere yönelik katliamlara dair değerlendirmelerde bulundu.

    Selçuklu’dan Osmanlı’ya Alevilere yönelik katliamların planlı bir nefret siyasetinin devamı olduğunu ve bu soykırım politikalarının kendisinden sonraki iktidarlarlara devredildiğini belirten Naim Gül, Aleviliğin toplumsal yaşam önermelerinin iktidarlar açısında bir tehlike olarak görüldüğüne işaret etti.

    Naim Gül sunumunun devamında ise Maraş, Çorum ve Sivas katliamlarının birbirleri ile bağlantılı olduğuna değinerek, Aleviliğe yönelik soykırım ve asimilasyon politikalarının devam ettiğine vurguda bulundu.

    PİRHA/İZMİR

  • İzmir’deki Gaxan kutlamasında barış vurgusu-VİDEO

    İzmir’deki Gaxan kutlamasında barış vurgusu-VİDEO

    PİRHA- İzmir Çiğli’de Alevi örgütleri ve yöre derneklerinin düzenlediği Gaxan kutlamasında, “Biz Aleviler Gaxan bayramımızın silahların sustuğu bir dönemde oluşan barış fırsatının değerlendirmesine vesile olmasını temenni ediyoruz” mesajı verildi. Tarihsel yaşam alanlarından göç eden Alevi toplumunun kültürünü unutmaması ve tarihsel hafızasının diri tutulması adına düzenlenen Gaxan’ı çok sayıda kişi sokağa çıkarak karşıladı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi, Sofyan Derneği, İzmir Varto Kültür ve Dayanışma Derneği ile Goşkar Ekoloji Derneği Çiğli Güzeltepe Mahallesi’nde Gaxan etkinliği düzenledi. Çok sayıda kişinin katıldığı etkinlikte önce verilen gulbanglar ile lokmalar pay edildi.

    Ardından konuşan DAD İzmir Şubesi Eş Başkanı Fadime Dapaklı, “Gaxan bayramı kadimden bu yana Reya Heq süreğinin önemli bir bayrami olmuş olup, günümüzü kadar gelmiştir. Günümüzde ise asimilasyon ve baskı politikaları sonucu unutulma tehlikesi yaşamaktadır. Gaxan bizler için dayanışmanın yaşandığı, yılın en zor günlerinde canların birbirine xizir olduğu gündür. Doğa’nın cümle kâinatla ikrar tazeleyip yeni zaman çizgiselliğinin başladığı zamana tekabül eder. İkrarlaşma ve dayanışma kalîk ve fatik etrafında şölen eşliğinde her canın can olup katıldığı İnançsal ve kültürel bir öğedir. Biz Aleviler Gaxan bayramımızın silahların sustuğu bir dönemde olusan barış fırsatının değerlendirmesine vesile olmasını, Suriye’deki Alevi katliamın durmasını, birbirimize ve yolumuza verdiğimiz ikrarın tüm dünyaya huzur ve barış getirmesini temenni ediyoruz. Gaxanê ma bimbarek bo” dedi.

    Mahallelinin coşkuyla karşıladığı Gaxan kutlamasında davul zurna eşliğinde halaylar çekildi. Anadilde Kırmancki/Kurmanci diyaloglarla halkla buluşan Kalo Gaxan ve Fadikê karakterleri renkli görüntüler ortaya çıkardı.

    Kutlama, Kalo Gaxan ve Fadikê karakterleri kapısını çaldığı her evden lokmalar toplaması ile son buldu.

    PİRHA/İZMİR

  • Yusuf Cengiz Kütüphanesi’nin açılışı İzmir’de yoğun katılımla gerçekleşti-VİDEO

    Yusuf Cengiz Kütüphanesi’nin açılışı İzmir’de yoğun katılımla gerçekleşti-VİDEO

    PİRHA- İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği bünyesinde oluşturulan Yusuf Cengiz Kütüphanesi’nin açılışı yoğun katılımla gerçekleşti.

    İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği bünyesinde oluşturulan Yusuf Cengiz Kütüphanesi açıldı. Kütüphanede ayrıca Dersimli yazar ve şairler Cemal Süreya, Emirali Yağan, Mehmet Çetin ve Fadıl Öztürk adına köşeler oluşturuldu.

    Konak ilçesinde bulunan dernek binasında gerçekleşen açılışa Yusuf Cengiz’in ailesi, Fadıl Öztürk’ün eşi Berrin Öztürk’ün yanı sıra birçok şair, yazar ve çok sayıda kişi katıldı.

    “BU KÜTÜPHANE BİR IŞIKTIR”

    Açılış öncesi konuşan İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği Eş Başkanı Hasan Ali Kılıç, “Burada İzmir’e ve Dersimlilere küçük bir ışık saçacak bir kütüphanemiz var. Burada bir tanıklık yapacağız. Bizler 52 öğrencimize burs veriyoruz. Klasik dernekçiliği aşan bir yerden öğrencilerimizle temas sağlamak istedik. Böyle bir kütüphane açmakla öğrencilerimizin ders çalışma alanı olacak hem de burada kitapları alabilecekler. Neden Yusuf Cengiz dedik? Yusuf Cengiz, Dersim doğasına, barajlarla boğulmasına, madenlere peşkeş çekilmesine yönelik kurulan komisyonun başkanıydı. Kendisiyle de bu konularda birkaç kez toplantılar yaptık. O nedenle ismini bir kütüphanede yaşatmak istedik. Kaybettiğimiz Cemal Süreya, Mehmet Çetin, Emirali Yağan ve Fadıl Öztürk’ün de isimlerini yaşatmak istedik. İz bırakmak önemli ve İzmir’de bu kütüphane bir ışıktır. Sizlerin de katkılarıyla yaşatmak hepimizin boyun borcudur” ifadelerini kullandı.

    KURDELEYİ AİLELER KESTİ

    Kütüphane açılışında ayrıca şair Namık Kuyumcu, İHD Onursal Başkanı Akın Birdal, şair ve yazarlar Ali Şeker, Dilek Özkan, Önder Birol Bıyık, Hıdır Işık, Fırat Adır, Günseli Kaya şiirler seslendirirken, Fadıl Öztürk’ün eşi Berrin Öztürk ise kütüphane açılışına katkı sunanlara teşekkür etti.

    Konuşmaların ardından Fadıl Öztürk ve Yusuf Cengiz’in aileleri tarafından kurdele kesilerek kütüphane açılışı gerçekleştirildi. Tüm katılımcılar kütüphaneyi ziyaret etti.

    PİRHA/İZMİR

  • Alevi Yüksek Meclisi: Cami saldırısının sorumlusu Suriye Geçiş Hükümeti’dir!

    Alevi Yüksek Meclisi: Cami saldırısının sorumlusu Suriye Geçiş Hükümeti’dir!

    PİRHA- Alevi Yüksek Meclisi, Humus’taki İmam Ali Bin Ebu Talib Camii’nde yaşanan saldırıyı kınayarak, bu suçlardan Suriye geçiş hükümetini sorumlu tuttu. Uluslararası topluma ise sivillerin korunması için harekete geçme çağrısı yaptı.

    Suriye ve Diaspora’daki Alevi Yüksek Meclisi, Humus’un Wadî El Deheb mahallesinde bulunan İmam Ali Bin Ebu Talib Camii’nde meydana gelen patlamada yaşamını yitirenlerin ve yaralananların sorumlusunun Suriye geçici hükümeti olduğunu belirterek, saldırıyı kınadı.

    Meclis, söz konusu saldırının Alevi bileşenlerine yönelik sürdürülen terörün bir parçası olduğunu belirterek, bu terörün göç ettirme, öldürme, aç bırakma, yerinden etme ve nefret söylemi yoluyla yürütüldüğünü vurguladı. Açıklamada, bu saldırının önceki saldırılardan farklı olmadığı; özellikle Tedmur’da Amerikan askerlerini hedef alan saldırılar ve Şam’daki Mar İlyas Kilisesi’nde yaşanan patlamalardan bağımsız ele alınamayacağı ifade edildi.

    ULUSLARARASI TOPLUMA ÇAĞRI

    Meclis, açıklamasında bu suçlardan Suriye geçici hükümetini sorumlu tutarak, saldırının geçici hükümetinin izlediği politikalar, provokasyonlar ve sert uygulamaların bir sonucu olduğunu kaydetti. Meclis, uluslararası toplumu; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni, uluslararası kuruluşları ve karar alıcıları Suriye kıyı kesiminin korunması, 2799 sayılı kararın uygulanması ve federal, merkezi olmayan bir siyasi sistemin kurulması için harekete geçmeye çağırdı.

    “SABRIN DA BİR SINIRI VAR”

    Açıklamanın devamında, bu suçların devam etmesine karşı uyarıda bulunularak, güçlü bir duruş sergilenmesi gerektiği belirtildi. Kan dökülmesine karşı sabrın da bir sınırı olduğu ifade edilen açıklamada, halkların onurunun sonsuza kadar ayaklar altına alınamayacağı kaydedildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Avrupa Arap Alevileri Federasyonu, Humus’taki bombalı saldırıyı kınadı!

    Avrupa Arap Alevileri Federasyonu, Humus’taki bombalı saldırıyı kınadı!

    PİRHA- Avrupa Arap Alevileri Federasyonu (AAAF), Suriye’nin Humus kentindeki Alevilere ait camiye düzenlenen bombalı saldırıyı kınayarak, uluslararası toplumu failleri tespit etmeye ve hukukun gereğini gecikmeksizin yerine getirmeye çağırdı. 

    Suriye’nin orta kesiminde yer alan Humus’ta Alevilerin yoğun yaşadığı Vadi el Dahab mahallesindeki İmam Ali Bin Abi Talib Camisine bombalı saldırı düzenlendi. İlk belirlemelere göre saldırıda, en az 8 kişi hayatını kaybetti, 18 kişi de yaralandı.

    Avrupa Arap Alevileri Federasyonu (AAAF), Humus’taki bombalı saldırıya ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    İbadet halindeki insanları sivilleri hedef alan eylemin ağır bir terör suçu olduğunu belirten Avrupa Arap Alevi Federasyonu, Suriye’de sivillere ve inanç temelli topluluklara yönelik saldırıların cezasız kalmasının şiddeti beslediğini ve yeni suçların önünü açtığını vurguladı.

    “SALDIRIYI KINIYORUZ”

    Avrupa Arap Alevileri Federasyonu’nun açıklaması şöyle: 

    “Humus’ta bulunan İmam Ali bin Ebu Talib Camii’ne yönelik gerçekleştirilen saldırıyı açık ve net bir biçimde kınıyoruz. İbadet hâlindeki sivilleri hedef alan bu eylem, hiçbir gerekçe ile açıklanamayacak; ne siyasi ne ideolojik ne de inanç temelli herhangi bir iddiayla meşrulaştırılamayacak ağır bir terör suçudur.

    İbadethanelerin hedef alınması, uluslararası insancıl hukukun, temel insan haklarının ve evrensel hukuk düzeninin açık ve vahim bir ihlalidir. Bu saldırı, yalnızca masum canları değil; toplumsal barışı, birlikte yaşama iradesini ve insan onurunun dokunulmazlığını hedef almıştır. Bu fiili işleyenler, hangi yapı ya da saikle hareket etmiş olursa olsun, insanlığa karşı suç niteliği taşıyan bir eylemin failidir.

    “SUÇU İŞLEYENLERİ, DESTEKLEYENLERİ İNSANLIĞIN VİCDANI ÖNÜNDE SORUMLU TUTUYORUZ”

    Suriye’de sivillere ve özellikle inanç temelli topluluklara yönelik saldırıların cezasız kalması, şiddeti beslemekte ve yeni suçların önünü açmaktadır. Bu nedenle uluslararası toplumu, Birleşmiş Milletler’i ve ilgili tüm insan hakları mekanizmalarını suça ortak hâline gelen bu sessizlikten çıkmaya, bilinçli görmezden gelme pratiğine artık son vermeye, failleri tespit etmeye ve hukukun gereğini gecikmeksizin yerine getirmeye çağırıyoruz.

    Hayatını kaybeden masumlara rahmet, ailelerine başsağlığı; yaralılara acil şifa diliyoruz. Bu suçu işleyenleri, destekleyenleri ve görmezden gelenleri tarihin, hukukun ve insanlığın vicdanı önünde sorumlu tutuyoruz. Adalet tesis edilmeden kalıcı barıştan söz edilemeyeceğini bir kez daha açıkça vurguluyoruz.

    Bu tür saldırılar, korku üretemeyecek; hakikati susturamayacak ve mazlumların adalet talebini bastıramayacaktır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Humus’ta camiye saldırıyı HTŞ’ye yakın örgüt üstlendi!

    Humus’ta camiye saldırıyı HTŞ’ye yakın örgüt üstlendi!

    PİRHA- Suriye’nin Humus kentindeki camiye düzenlenen bombalı saldırıyı HTŞ’ye yakınlığı ile bilinen Saraya Ansar al-Sunna adlı selefi grup üstlendi. 

    Suriye’nin orta kesiminde yer alan Humus’ta Alevilerin yoğun yaşadığı Vadi el Dahab mahallesindeki İmam Ali Bin Abi Talib Camisine bombalı saldırı düzenlendi. İlk belirlemelere göre saldırıda, en az 8 kişi hayatını kaybetti, 18 kişi de yaralandı. HTŞ’ye yakınlığıyla bilinen “Saraya Ansar al-Sunna” saldırıyı üstlenerek camiyi “Alevilere ait bir merkez” olduğu gerekçesiyle hedef aldıklarını, patlamada 40 kişinin öldüğünü ileri sürdü.

    Suriye resmi haber ajansı SANA’ya göre bir güvenlik kaynağı ilk incelemelerin patlamanın caminin içine yerleştirilen patlayıcı düzeneklerden kaynaklandığını gösterdiğini bildirdi. Meydana gelen patlama sonrası olay yerine çok sayıda sağlık ve itfaiye ekibi sevk edildi.

    Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), saldırının hedefi olan camiinin Şii İmam Ali Bin Abi Talib Camisi olduğunu açıkladı. Söz konusu camii Alevi topluluğunun yoğun yaşadığı mahallede bulunuyor.

    SALDIRIYI ESKİ HTŞ SUBAYININ LİDERLİĞİNDEKİ ÖRGÜT ÜSTLENDİ

    Saldırıyı HTŞ yönetimine yakınlığıyla bilinen “Saraya Ansar al-Sunna” üstlendi. Başka bir grupla koordineli hareket ettiklerini söyleyen örgüt, camiyi “Alevilere ait bir merkez” olduğu gerekçesiyle hedef aldıklarını, saldırıda 40 kişinin öldüğünü veya yaralandığını iddia etti ve “Saldırılarımız artarak devam edecek” tehdidinde bulundu. Örgüt açıklamasında, “Sünni camisinin hedef alındığı” yönündeki haberleri reddetti.

    KİLİSEYE DE SALDIRMIŞLARDI

    Söz konusu örgüt, daha önce de Şam’da Haziran ayında Mar Elias Kilisesi’ne yönelik bir saldırı düzenlemişti. 25 kişi yaşamını yitirmişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Maraş Katliamı’nın 47. yılında İzmir’de anma: Toplumsal barış yüzleşmekle mümkündür-VİDEO

    Maraş Katliamı’nın 47. yılında İzmir’de anma: Toplumsal barış yüzleşmekle mümkündür-VİDEO

    PİRHA- Maraş Katliamı’nın 47. yılında İzmir’de yapılan anmada Alevi nefreti ve soykırımlarının sınır tanımadığına vurgu yapılarak, “Bu nedenle bir coğrafyada yaşanan zulüm, başka bir coğrafyada yaşayan Alevilerin kaderinden bağımsız değildir. Bu suçla gerçek anlamda yüzleşilmeden, failler ve sorumlular ortaya çıkarılmadan, cezasızlık politikalarına son verilmeden bu ülkede toplumsal barışın kurulması mümkün değildir” denildi.

    Maraş Katliamı’nın 47’nci yıldönümü dolayısıyla Alevi örgütleri Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde basın açıklaması gerçekleştirildi. “Maraş Katliamı’nı unutmadık unutturmayacağız” yazılı pankartın açıldığı anmada, “Maraş’ı unutma unutturma”, “Faşizme karşı omuz omuza”, “Sivas’ı yakanlar AKP’yi kuranlar” sloganların atıldı. Anmaya çok sayıda kişi katıldı.

    Anma öncesinde konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu Ege Bölge Sorumlusu Mehmet Bozkurt, katliamla yüzleşme çağrısı yaparken, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan ise, “Alevi oldukları için Maraş’ta insanları katlettiler. Bu zihniyet aynı zamanda Suriye’de Alevileri katlediyor. Bu akıl yine tekçilik. Bu topraklara demokrasi, eşitlik gelecek ise birlikte daha fazla sesimizi yükseltmek gerekiyor. Ülkede bir seneden süren bir süreç var ve yeni katliamların olmaması için barış diyoruz. Bu barış iktidar ve ortaklarının iki dudağı arasına bırakılmayacak kadar değerli bir barış. Barış ancak katliamlarla yüzleşilmekle sağlanır. Barış kağıt üzerinde yazılan iki cümle ile bu topraklara gelmez. Maraş’ta kaybettiğimiz canları anıyoruz” ifadelerini kullandı.

    Kurumlar adına basın metnini ise Alevi Bektaşi Federasyonu Ege Bölge Sorumlusu Kemal Yıldız okudu.

    Basın açıklamasında, 19–26 Aralık 1978 tarihleri arasında Maraş’ta yaşananların münferit bir olay olmadığı vurgulanarak, katliamın örgütlü, planlı ve inanç temelli bir saldırı olduğu ifade edildi. Açıklamada, yüzlerce Alevinin katledildiği, binlercesinin yaralandığı, on binlerce kişinin ise evlerinden ve topraklarından zorla koparıldığı hatırlatıldı. Alevilere ait mahallelerin sistematik biçimde hedef alındığı, evlerin, iş yerlerinin ve tarım arazilerinin yağmalanıp yakıldığı belirtildi.

    “ÖRGÜTLÜ, PLANLI VE İNANÇ TEMELLİ BİR SALDIRIYDI”

    Maraş Katliamı’nın örgütlü, planlı ve inanç temelli bir saldırının sonucu olduğunu belirten Kemal Yıldız, “Maraş, bir çocuğun yalnızca Alevi olduğu için kazana atılarak kanının akıtıldığı karanlık bir tarihtir. Anaların, çocukların, hamile kadınların, gençlerin ve yaşlıların yalnızca Alevi kimlikleri nedeniyle katledildiği; insan onurunun ayaklar altına alındığı bir yerdir. Alevi olmanın yaşam hakkı için tehdit sayıldığı, devletin yurttaşlarını koruma sorumluluğunu yerine getirmediği ve adalet mekanizmalarının bilinçli biçimde işletilmediği bir utanç tablosudur. Bu katliam, yalnızca Maraş’ta yaşayan canlarımızın değil;, Koçgiri’de, Dersim’de Çorum’da, Sivas’ta, Gazi’de ve Ankara’da yaşananlarla birlikte Alevi toplumunun tamamının ortak hafızasında kapanmamış bir yaradır. Yaşanan her katliamda aynı inkârcı, ayrımcı ve düşmanlaştırışı zihniyetin izlerini görmekteyiz. Bu nedenle bugün burada yalnızca bir yas tutmak için değil; insanlık onurunu savunmak, hakikati talep etmek ve bir daha Maraşların yaşanmaması için mücadele kararlılığımızı ifade etmek için bulunuyoruz” dedi.

    “KATLİAMLARLA YÜZLEŞİLMEDEN TOPLUMSAL BARIŞIN KURULMASI MÜMKÜN DEĞİL”

    Cezasızlık anlayışının, yalnızca Maraş’ın değil, sonrasında yaşanan pek çok katliamın da zeminini hazırladığını ifade eden Kemal Yıldız, “Maraş davası yıllar boyunca sürüncemede bırakılmış; hukukçuların ve ailelerin defalarca yaptığı başvurulara rağmen Genelkurmay arşivleri gizlenmiş, katledilen canlarımızın mezar yerleri açıklanmamış, gerçeklerin üstü sistematik bir şekilde kapatılmıştır. Devlet, kendi sorumluluğuyla yüzleşmek yerine Maraş’ta yaşananları “talihsiz olaylar” olarak nitelendirmiş; kontrgerilla yapılanmalarının rolünü örtbas etmeyi tercih etmiştir. Alevi toplumu olarak bir kez daha açık ve net biçimde ifade ediyoruz: Maraş Katliamı bir insanlık suçudur. Bu suçla gerçek anlamda yüzleşilmeden, failler ve sorumlular ortaya çıkarılmadan, cezasızlık politikalarına son verilmeden bu ülkede toplumsal barışın kurulması mümkün değildir. Katliamlarla yüzleşmeden ortak bir gelecek kurulamaz!” diye belirtti.

    “ALEVİLERE YÖNELİK KATLİAM VE NEFRET SINIR TANIMIYOR”

    Kemal Yıldız, açıklamanın devamında Suriye’de Alevilere yönelik soykırım saldırılarına dikkat çekerek, bu saldırıların Maraş’taki gibi aynı zijniyetin ürünü olduğunun altını çizdi. Yıldız, “Alevi toplumu açısından Maraş, yalnızca Türkiye sınırları içinde yaşanmış bir katliam değildir. Aynı coğrafyanın ve inanç dünyasının bir parçası olan Suriye Alevileri de özellikle Suriye’deki selefi çetelerin silahlandırılması sürecinden başlayarak, günümüzde de yaşandığı gibi, sistematik saldırılara, katliamlara ve zorunlu göçe maruz bırakılmıştır. Maraş’ta yaşanan katliam ile Suriye’de Alevilere yönelik saldırılar, aynı nefret ideolojisinin ve aynı karanlık zihniyetin ürünüdür. Her iki coğrafyada da Aleviler soykırıma maruz kalmıştır. Bu durum, nefret siyasetinin sınır tanımadığını ve Alevi toplumuna yönelik tehdidin uluslararası bir boyut taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle bir coğrafyada yaşanan zulüm, başka bir coğrafyada yaşayan Alevilerin kaderinden bağımsız değildir. Acılarımız ortaktır; mücadelemiz de ortak olmak zorundadır” ifadelerini kullandı.

    ULUSLARARASI KAMUOYUNA ÇAĞRI

    Kemal Yıldız, uluslararası kamuoyunu ise Alevilere yönelik nefret politikalarına ve soykırım saldırılarına karşı harekete geçme çağrısında bulunarak şunları söyledi:

    “Buradan uluslararası topluma ve başta Türkiye olmak üzere dünya devletlerine sesleniyoruz; Colani katilini ve HTŞ çetelerini korumaktan ve palazlandırmaktan vazgeçin. Htş çetelerine verdiğiniz askeri ve ekonomik destek, Alevilerin katliamına cesaret vererek zulmün ve soykırımın yolunu açmaktadır. Dökülen her kanda sizlerin de sorumluluğu vardır. Biz Aleviler zulme karşı yaşamı, barışı ve insan onurunu savunan bir inancın ve tarihsel direncin talipleriyiz. Gerçekler ortaya çıkana, adalet sağlanana ve bu topraklarda eşit yurttaşlık tesis edilene kadar mücadelemizi sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.”

    PİRHA/İZMİR

  • Gazeteciler Cihan Bilgin ve Nazım Daştan İzmir’de anıldı-VİDEO

    Gazeteciler Cihan Bilgin ve Nazım Daştan İzmir’de anıldı-VİDEO

    PİRHA- Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG) ve Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) öncülüğünde İzmir’de düzenlenen anma programında katledilen gazeteciler Cihan Bilgin ve Nazım Daştan anıldı. Anmada, her iki gazetecinin verdiği hakikat mücadelesinin sürdürüleceği vurgulandı.

    Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG) ve Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG), Kuzey ve Doğu Suriye’de 19 Aralık 2024 tarihinde haber takip ettiği sırada SİHA saldırısı sonucu  katledilen gazeteci Cihan Bilgin ve Nazım Daştan’ı andı.

    Eğitim Sen İzmir 1 Nolu Şube’de düzenlenen anma etkinliğine çok sayıda yurttaş katıldı. Anmanın yapıldığı salonda Cihan Bilgin ve Nazım Daştan’ın fotoğraflarının etrafına mumlar ve karanfiller konuldu.

    “ARAÇLARININ ÜZERİNDE ‘PRESS’ YAZMASINA RAĞMEN HEDEF OLDULAR”

    Anmada konuşan Gazeteci Naz Özek, “Arkadaşlarımız Cihan ve Nazım gazeteciydi ve gerçeği dünya kamuoyuna duyurmak için oradaydılar. Katledilişinin üzerinden bir yıl geçti. Araçlarının üzerinde ‘Press’ (basın) yazmasına rağmen saldırı hedefi oldular. Buna rağmen uluslararası insan hakları kurumları, onların katledilmesiyle ilgili hiçbir soruşturma başlatmadı ve sessiz kaldı. Bir kez daha gördük ki, konu Kürtler olduğunda ya düşman oluyorlar ya da sağır ve dilsiz kesiliyorlar. Ama biz, Apê Musa’nın küçük generalleri olarak, gerçeğin peşinden giderek, hesap soracağız. Kameralarının düşmesine, kalemlerinin kırılmasına izin vermeyeceğiz. Onların yolu, mücadelemizi aydınlatıyor. Bu yolda canlarını feda eden yoldaşlarımızı asla unutmayacağız ve unutturmayacağız” dedi.

    “HAKİKATİ YAZIYORUZ”

    Gazeteci Can Kırbaş, Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’in hakikati yazma mücadelesini sürdürdüklerini belirterek, kalemlerini yerde bırakmayacaklarını söyledi.

    Gazeteci Nujin Yıldız da, gazetecilerin hedef alınmasının bilinçli ve organizeli olduğunu vurgulayarak, “Onlar sayesinde hakikate eriştik. Hakikati bastıramadıkları için arkadaşlarımızı katlettiler. Özgür basın her daim hedef alındı. Bize düşen de özgür basın emekçilerinin bize bıraktığı hakikati devralmak ve hakikati yansıtmak. Hakikat mücadelesini devam ettireceğiz” ifadelerini kullandı.

    “HALKLARIN BİR ARADA YAŞAMINI GÖSTERDİLER”

    Gazeteci Uğurcan Boztaş ise özgür basın tarihininin baskı ve direniş ile geçtiğini belirterek, “Bizler de bu baskıcı ve kirli politikalara karşı cevap olmaya çalışıyoruz. Cihan ve Nazım Kuzey ve Doğu Suriye halklarının birlikte yaşamını tüm dünyaya gösterdiler. Onların mücadelesini zirveye çıkaracağız” sözlerine yer verdi.

    Konuşmanın ardından Cihan Bilgin ve Nazım Daştan için hazırlanan sinevizyon gösterimiyle anma sona erdi.

    PİRHA/İZMİR

     

  • Bornova Cemevi’nde asimilasyon paneli: Sadece bedenler değil, Alevi erkanları da hedef alınıyor-VİDEO

    Bornova Cemevi’nde asimilasyon paneli: Sadece bedenler değil, Alevi erkanları da hedef alınıyor-VİDEO

    PİRHA – Bornova Cemevi’nde Sosyolog ve Yazar İbrahim Ergin’in katılımıyla düzenlenen “Asimilasyon Hangi Erkanlarımızı Hedef Alıyor? Ne Yapmalı” panelinde, asimilasyon politikalarına karşı Alevilerin birbirini koruyabileceği örgütlü bir birliğin yaratılması gerektiği vurgulandı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Bornova Şubesi tarafından organize edilen panel, “Alevi Kızılbaşlar Alevi gibi mi yoksa İslam gibi mi yaşıyor? Asimilasyon hangi erkanlarımızı hedef alıyor? Ne yapmalı?” başlığıyla gerçekleştirildi.

    Panel öncesinde, Maraş Katliamı’nda yitirilenler anısına Cemal Abdal Ocağı pirlerinden İsmail Doğan tarafından gülbeng verildi, çerağlar uyandırıldı ve dara duruldu.

    “ERKANLARIMIZ PAZARLIK KONUSU DEĞİL”

    Panel öncesinde Maraş Katliamı’nın 47. yılı dolayısıyla basın açıklaması yapıldı. Bornova Cemevi yöneticisi Erdem Ekin, Alevilere yönelik katliamların unutulmayacağını belirterek şunları söyledi:

    “Biz Aleviler, Maraş’ta ve Suriye’de katledilen canlarımızı unutturmayacağız. Devleti, Maraş Katliamı’yla gerçek anlamda yüzleşmeye; ulusal ve uluslararası kamuoyunu ise Alevilere yönelik nefret politikalarına karşı daha güçlü bir dayanışma örmeye çağırıyoruz. Colani katilini ve HTŞ çetelerini korumaktan ve palazlandırmaktan vazgeçin. HTŞ’ye verilen askeri ve ekonomik destek, Alevilerin katledilmesine cesaret vermektedir. Dökülen her kanda sorumluluğunuz vardır. Adalet sağlanana ve eşit yurttaşlık tesis edilene kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.”

    Açılış konuşmasını yapan PSAKD Bornova Şubesi Cemevi Başkanı Barış Çelik, Alevi erkanlarının da hedef alındığını vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:

    “Panelimizin başlığı net ve cesurdur. Aleviler sadece katledilmedi, aynı zamanda asimilasyona uğratılmak istendi. Aynı zihniyet bugün Suriye’de Alevileri ve diğer halkları yok ediyor. Alevilik devlet eliyle tanımlanmak isteniyor. Bu bir inanç tartışması değil, bir varlık mücadelesidir. Erkanlarımız pazarlık konusu değildir, kalıba sığmaz.”

    “BU BİR OLAY DEĞİL PROGROMDUR”

    Moderatörlüğünü Bornova Cemevi yöneticisi Ümit Bahadır’ın yaptığı panelde konuşan Sosyolog ve Yazar İbrahim Ergin, Maraş Katliamı’nın bir “olay” değil, planlı bir progrom olduğunu söyledi:

    “Bu katliam planlıydı. Katledilen insanların sayısı hâlâ bilinmiyor, mezarlarının nerede olduğu belli değil. Faillerin cezalandırılması için irade gerekiyor ama bu irade tecelli etmiyor. İnsanlar katledildikten sonra yakıldı. Tekke ve Zaviye Kanunu hâlâ yürürlükte; dergâhlar ve ocaklar yasaklı. Cumhuriyet’in getirdiği bu yasak sürüyor.”

    Katliamların yalnızca fiziki olmadığını vurgulayan Ergin, şöyle konuştu:

    “Katliam sadece bedenlerin değil, erkanlarımızın ve yolumuzun katledilmesidir. Cemevleri Alevilerin inanç kaleleridir. Güçlenmezlerse çözülürler. Cemevi Başkanlığı erkanlarımızı kurutmak istiyor. Örgütlenmemiz gereken dinamik yapı, örgütlü kurumlarımızdır. Hafıza yaratmak zorundayız. Gençlerimizi bu kurumlara getirmeli, anlatmalı ve tartışmalıyız. Ritüelleri yürütecek insanlar kalmıyor. Belki 10 yıl sonra bu panelleri bile yapamayacağız.”

    “ALEVİLER BİRBİRİNİ SAVUNABİLMELİ”

    Ergin, asimilasyona karşı örgütlü bir savunma hattının zorunlu olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Aleviler kendini tanımlayamıyor. Devlet, Alevilerin yoğun olduğu bölgelerde sistemli ve içeriden çalışıyor. Bu yapı hiç durmadı. Yeniden katliam koşulları oluşabilir. Birbirimizi savunabileceğimiz sosyal bir sistemi örgütlemek zorundayız. Çocuklarımıza devriye inancını, sudur öğretisini ve yol erkanını aktarmalıyız.”

    Konuşmasının sonunda erkanlara yönelik ritüel kayıplarına dikkat çeken Ergin, şunları ifade etti:

    “Hakk’a yürüme erkânına yönelik ciddi saldırılar var. Erkanname bize bırakılmış bir mektuptur. Hangi pirimiz camiden kaldırıldı? Analar erkan yürütemez deniyor ama Abdal Musa’yı Fatma Bacı yetiştirmedi mi? Bugün üç kara bulut altındayız: Alevi geçinenler, Alevicikle geçinenler ve Alevilik üzerinden geçinenler. Bunlardan kurtulmalıyız. Sosyal hayatımızda kimliğimizi güçlendirmek zorundayız.”

    PİRHA/İZMİR

  • Alevi örgütleri Maraş’ta yürüdü: Katliamla yüzleşilsin!-VİDEO

    Alevi örgütleri Maraş’ta yürüdü: Katliamla yüzleşilsin!-VİDEO

    PİRHA – Alevi örgütleri, Maraş Katliamı’nın 47. yılında katliamın gerçekleştiği Yörükselim Mahallesi’ne yürüyerek bir kez daha yüzleşme ve adalet çağrısı yaptı. Yürüyüş ve anmada “Maraş’ı unutma, unutturma” vurgusu öne çıktı.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Alevi Kültür Dernekleri (AKD) ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun (AABK) çağrısıyla çok sayıda kişi Maraş’ta bir araya geldi.

    Alevi kurumlarının çağrısıyla toplanan kitle, Maraş Katliamı’nın yaşandığı Yörükselim Mahallesi’ne yürüdü. “Maraş’ı Unutma, Unutturma” pankartının açıldığı yürüyüş boyunca, “Maraş’ı unutma unutturma”, “Maraş’ın hesabı sorulacak”, “Katil devlet hesap verecek” ve “Alevilik vardır, Alevilik haktır” sloganları atıldı.

    Yürüyüşün ardından kitle, polis ablukası altındaki Erenler Cemevi’ne kontrol noktalarından geçirilerek alındı.

    “KATLİAMI LANETLEMEYE TAHAMMÜL YOK”

    Erenler Cemevi önünde bir araya gelen yüzlerce kişi, Maraş Katliamı’nda yaşamını yitirenler anısına saygı duruşunda bulundu. Pir Erdoğan Sevim ve Ana Sevim Yalıncak’ın verdiği gülbenglerin ardından katledilenler için karanfiller bırakıldı, çerağlar uyandırıldı.

    Anmada konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, anma etkinliklerine yönelik yasak ve engellemeleri eleştirdi. Aslan, “47 yıl geçti. Eğer biz kaybettiklerimizi hâlâ anmakta zorlanıyorsak bu, bu ülkeyi yönetenlerin ayıbıdır” dedi.

    Aslan, şöyle devam etti:

    “Bir taraftan barış diyorsunuz, bir taraftan Alevi açılımı yapıyorsunuz ama Alevilere yapılan soykırımlarla yüzleşmiyorsunuz. Bu ülkede yaşanan acılarla yüzleşilmedikçe, katliamların hesabı sorulmadıkça barış gelmez. Yörükselim Mahallesi’nde bir katliam anıtına ihtiyaç var. Katliamı lanetlemeye bile tahammül yok, hâlâ yasaklamalar var. Katliamla yüzleşmenin yolu örgütlenmekten, bir arada olmaktan ve mücadeleden geçiyor.”

    SURİYE’DEKİ ALEVİ KATLİAMINA TEPKİ

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanı Hüseyin Mat ise konuşmasında Suriye’de yaşanan Alevi katliamlarına dikkat çekti. Colani’nin meşrulaştırılmasına tepki gösteren Mat, “Aleviler, Bektaşiler, Kızılbaşlar bu coğrafyada zulümle eşdeğer hale getirilmiştir” dedi.

    Mat, “Suriye’de Aleviler katlediliyor, Colani kırmızı halılarla karşılanıyor. Bunu asla kabul etmiyoruz. Suriye’deki Aleviler, Kürtler ve Dürziler yalnız değildir” diyerek, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı da eleştirdi. Mat, “Bu yapı Alevilerin iradesine müdahaledir. Onurlu bir barış istiyoruz ve katliamların hesabı sorulana kadar sokaklarda olmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    “ÜSTÜ KAPATILMIŞ BİR KATLİAM VAR”

    CHP Maraş Milletvekili Ali Öztunç da Maraş Katliamı’nın hâlâ aydınlatılmadığını belirterek, “50 yıldır arşivleri açılmamış, mezar yerleri açıklanmamış, üstü kapatılmış bir katliamla karşı karşıyayız” dedi. Öztunç, Meclis’te kurulan komisyonun gerçek sonuç alabilmesi için arşivlerin açılması ve sorumluların ortaya çıkarılması gerektiğini vurguladı.

    “KATLİAMLAR DEVLETİN İSTEDİĞİYLE OLUR”

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu ise Maraş Katliamı’nın demografik ve toplumsal dönüşüm hedefiyle gerçekleştirildiğini söyledi. Kenanoğlu, “Devletin istemediği hiçbir olay katliama dönüşmez” diyerek şu ifadeleri kullandı:

    “Maraş Katliamı, dönemin devlet yöneticilerinin isteğiyle katliama dönüştürülmüştür. Bu toprakları Alevilerden, Kürtlerden ve sosyalistlerden arındırmak isteyen anlayış, birçok yerde katliamlar gerçekleştirdi. Bu nedenle failleri bulamıyoruz; çünkü failler zaten sistemin kendisiydi. Katliamların failleri ancak toplumun demokrasi, barış ve yüzleşme arzusu ile ortaya çıkar. Barış, iktidar istediğinde değil, biz istediğimizde gelecek. Ne demokrasinin ne de barışın peşini bırakacağız.

    Anma, Maraş Katliamı’nda yaşamını yitirenler anısına lokma dağıtılması ve çerağların sırlanmasıyla sona erdi.

    PİRHA/MARAŞ

     

     

  • Maraş Katliamı 47. yılında Yörükselim Mahallesi’ndeki yürüyüşle lanetleniyor-CANLI

    Maraş Katliamı 47. yılında Yörükselim Mahallesi’ndeki yürüyüşle lanetleniyor-CANLI

    PİRHA- Alevi örgütleri, 47 yıl önce Maraş Katliamı’nın yaşandığı Yörükselim Mahallesi’ne yürüyerek katliamı lanetlendi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAVK), Alevi Kültür Dernekleri (AKD) ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Maraş’ta 47 yıl önce katledilenleri anmak için bir araya geldi.

    Anmaya ülkenin birçok farklı bölgesinden çok sayıda kişi katılıyor.

    Alevi kurumlarının çağrısıyla toplanan çok sayıda kişi, katliamın gerçekleştiği Yörükselim Mahallesi’ne yürüyor. Yürüyüş sırasında sık sık “Maraş’ı unutma unutturma”, “Maraş’ın hesabı sorulacak”, “Katil devlet hesap verecek”, “Alevilik vardır, Alevilik haktır” sloganları atılıyor.

    Yürüyüşün ardından katliamın gerçekleştiği Yürükselim Mahallesi’ne ulaşacak kitle, polis ablukasına alınan Erenler Cemevi’ne  polis kontrol noktasından geçtikten sonra ulaşacak.

    PİRHA/MARAŞ

     

     

  • Maraş Katliamı tanığı Elif Tabak: Soykırım hala hafızalarda diri; 147 yılda geçse izini sürdürecek-VİDEO

    Maraş Katliamı tanığı Elif Tabak: Soykırım hala hafızalarda diri; 147 yılda geçse izini sürdürecek-VİDEO

    PİRHA- Maraş Katliamı’nın tanıklarından Elif Tabak aradan geçen 47 yıla rağmen katliamın izlerini hala üzerinde taşıyor. 34 yıl boyunca bir daha ayak basmadığı Maraş’a dönen Elif Tabak, katliamın insan hafızasında hala diri olduğunu ifade ediyor. Tabak, “Sadece zaman zaman kabuk bağlayan ve kanamaya devam eden bir yara. 47. yılda da hala Maraş’ta dolaşmamaya, hiçbir sokağa girmeme gibi bir endişem var. Değil 47 yıl 147 yılda geçse bu soykırım izini sürdürmeye devam edecek” diye konuştu.

    Türkiye tarihinin sayısız kara lekelerinden bir olan Maraş Katliamı’nın 47’inci yılına girdik. Ülkücü Gençlik Derneği tarafından izlenen “Güneş Ne zaman Doğacak” adlı film 16 Aralık 1978’de Çiçek Sineması’nda gösterime girer. 19 Aralık Günü 20.00 seansının sonuna doğru tesiri az bir patlayıcının patlamasıyla bir tahrik başlar. Salonda film sırasında sık sık, “Müslüman Türkiye”, “Milliyetçi Türkiye” “Komünistler Moskova’ya”, “Başbuğ Türkeş” gibi sloganlar atılır. Filmi izleyenler arasında bulunan bir grup Ülkü Ocağı mensubu, “Bunu solcular attı” söylemleriyle diğer izleyicileri de tahrik etmek suretiyle PTT binasına sloganlar atarak yönelir ve saldırılar başlar. Böylece tarihin kanlı raflarında yer alacak olan Maraş Katliamı’nın ilk saldırıları başlamış olur. Yedi gün süren ve 100’ün üzerinde Alevi yurttaşın katledilmesiyle sonuçlanan Maraş Katliamı ayrıca, 12 Eylül Darbesi’nin ilk katliamlarından sayılır.

    Failleri hala ortaya çıkarılmayan katliamdan sonra binlerce kişi sürgüne gönderilerek bölge insansızlaştırıldı. Doğanın talanıyla sürdürülen bu politikaya karşı göç yollarına düşenlerin; bölgede süren dil ve kültür asimilasyonu, ekolojik kıyım ve göçertme politikalarına karşı direnişi de sürüyor.

    Maraş’ın Afşin ilçesinin Örenli köyünde yaşayan ve henüz 13 yaşındayken katliama tanıklık eden ve kendi köyünden 17 kişiyi katliamda kaybeden Elif Tabak, hala ilk günkü gibi hatırladığı katliam günlerini PİRHA’ya anlattı.

    “YAZIN MARAŞ’A ÇALIŞMAYA GELİYORDUK VE YERLEŞTİK”

    – Sizin Maraş’a göçünüz nasıl gelişti? Alevilerin bu süreçte kent merkezindeki uğraşısı ve yerleşimi nasıldı? 

    Elif TABAK: Maraş’ın en uç köyü olan Afşin’in Örenli köyünde dünyaya geldim.  Ailemin ve köylülerimin Maraş’a gitme hikayesi ilk eğitim ile başladı. Ailelerde öğrencilerle birlikte Maraş’a yerleşir ve geçici işlerle geçimini sağlayarak yazın köye dönerdi. Bizim de babamız Hakk’a yürümüştü ve yaşamımızı idame edebilmek için Maraş’a gitmiştik. İlk taşındığımız sokak Ozan Emekçi’nin ailesinin oturduğu bir sokaktı ve Tekke Mahallesi diye geçiyordu. Yerleşen aileler ilkbaharda pamuk tarlalarına çalışmaya gider ve çadırlarda kalırlardı. Ben 7 yaşındaki iken bütün bu işçiliklere başladım. Erkekler de Maraş’ın çevre köylerinde halka tatlı satar, çerçilik yaparlardı. Alevilerin yaşamı bu idi.

    “MARAŞ’IN RENGİ DEĞİŞİYORDU”

    -Peki bu bahsettiğiniz Tekke Mahallesi’nde yaşamak nasıldı? Alevilerin gelmesi ile Maraş’ta neler değişiyordu?

    Tekke Mahallesi’nde 10 yaşında iken kara çarşaf giydim. Çünkü Maraş’ın içerisindeki bütün kadınlar kara çarşaf giyiyordu. Çok az bir insan modern kıyafetler giyinirdi. Öğretmenlerin saçları açıktı lakin onlar dahi okula gelince kapalı giyinmek zorunda kalırdı. Aleviler Yörükselim ve Karamaraş mahallesinde yoğunlukta yaşıyordu. 1976 yılında bizde Yörükselim Mahallesi’ne taşındık ve annem kara çarşaflarımızı keserek bize önlük dikti. O mahallede kendimizdik, o kıyafetlerle insanlar artık Maraş’ın merkezine inmeye başlamıştı. Bir anlamda Maraş’ın rengi değişmişti. Sosyalist gençler, kadınlar, gençler artık restoranlarda yemek yiyordu.

    MARAŞ’TA DEVRİMCİ HAREKETLER BÜYÜYOR

    – İnsan hafızasında katliamlar unutulmayan bir yerde. Siz katliamın tanığı ve mağdurusunuz. O dönem nasıl bir atmosfer vardı ve katliam nasıl bir ortamda gelişti? 13 yaşında bir çocuğun gözünden neler görünüyordu?

    Katliam olduğunda 13 yaşında bir çocuktum. Benden büyük 3 ağabeyim vardı ve o dönem sosyalist hareketlere tanışmıştık. Bize devrimciler gelirdi. Pek adını anmak istemesem de, İbrahim Kaypakkaya Dersim’de vurulduğunda yanın tek sağ kurtulan Ali Mercan o dönem bize Hüseyin ismi ile gelirdi. Maraş’ta sağ-sol sokak çatışması olarak hatırladığım tek şey 12 Şubat Maraş’ın kurtuluş günüydü. Bu kutlamalardan sonra sosyalist gençlerle Maraş’ın faşist düşünceli gençleri sokak aralarında birbirlerini kovalayıp döverdi. Hatırladığım ilk eylem 1975’de Narlı’da Toprak-iş sendikasının organize ettiği yürüyüştü ve bende katılmıştım. Ondan sonraki en görkemli eylem Antep’te 1977 yılındaki 1 Mayıs’tı. Çok görkemliydi ve inanılmaz derecede etkilemiştim. Bazı kareler gözümde halen çok canlı durur.

    “GIJIK DEDE GÖRKEMLİ BİR TÖRENLE TOPRAĞA SIRLANDI”

    Maraş’ta toplumsal en büyük eylem ise 4 Nisan 1978’de katledilen Gıjık Dede’nin cenaze töreniydi. Kıbrıs Caddesi denen ve Maraş’ı ikiye bölen caddeden Yörükselim Mahallesi’ne ve  Kara Maraş’taki mezarlığa adar çok görkemli, organizeli geldik ve toprağa sırladık. Bu kortej büyük sükunetle, sağduyuyla sloganları atarak valilik binası önünde oturma eylemi geçekleştirdi. Kimsenin burnu kanamadan mahalleye gittik. Aralık ayında aynı noktada diyebileceğimiz yerde Mustafa Yüzbaşıoğlu ile Hacı Çolak katledildiler. Katledilen bu devrimci öğretmenleri sahiplenme duygusu Maraş ile sınırlı kalmadı. Çevre köylerden, şehirlerden gelen insanlarla şehir adeta doldu. Bu öğretmenlerin cenazesi de Gıjık Dede’nin cenazesi gibi çok görkemliydi.

    CENAZEYE SALDIRI: SİLAHLAR VE TAŞLAR  EVLERE TAŞINMIŞTI

    Eski belediye önündeki Ulu Cami’den üzerime ateş edildi. Neredeyse bütün binalardan saldırılar başlamıştı. Silahlar ve ayrıca taşlar kasalarla evler özel olarak taşınmıştı. Taşlar üzerimize yağmur gibi yağıyordu. Cenazeler yerde kalmıştı ve insanlar yaralanmıştı. Birisi de benim ağabeyimdi. Adım atamıyorduk ve üst üste yığılmıştık. Abimi gördüm ve yanıma gidemiyordum. Yüzünü avuçları içerisine almıştı ve kanlar içerisindeydi. Çığlık atıyordum. Polisler duvar kenarına dizilmişti. O hışımla giderek bir polisin yakasından tuttum ve yakasına yapışarak salladım ‘bu silahı kullanamıyorsan ver biz kullanalım’ dedim.  Sonradan birisi beni çekti ve ‘ o pol-derli bir polis’ dedi. O poliste benimle birlikte ağlıyordu. Bütün saldırılar içerişinde mahalleye döndük. Ağabeyimi bulabilir miyim diye hastaneye girdim ve içerisi tam bir vahşetti. Odalarda, koridorda, yerlerde insanların çığlıkları dayanılmazdı. Ağabeyimin öldüğünü düşünüyordum.  Herkes içeriye giremiyordu ve camdan dışarıya yaralılarla ilgi bilgi veriyordum. Derken ağabeyim içeri girdi ve inanılmaz bir duyguydu benim için. O katliamın, çığlıkların arasında duyabileceğim en güzel duyguydu.

    “17 KİŞİ BİR BODRUM KATINA SIĞINDIK; SOKAKTAKİ ÇIĞLIKLAR HALA KULAĞIMDA”

    O gece eve geldik. Sabah ‘komünistler Moskova’ya’ sloganları atarak mahalleye girmişlerdi. Evden çıkamamışları ve artık katliam başlamıştı. Bodrum katı gibi bir evde oturuyorduk ve 17 kişi o eve sığınmıştık. Gece saat 3’e kadar sessiz, lambaları ve sobayı yakmadan katliam seslerini duyuyorduk. Mahalle bakkalımız Mahmut amca vardı Alevi olup olmadığını bilmiyorum. Onun evindeki katliam çığlıklarını çok rahat duyuyorduk. Bir helikopter sesi geliyordu ve havaya ateş açılıyordu. İkinci kez geldiğinde ise biz askeriyeye doğru gidiyorduk. Dar bir sokaktaydık ve o helikopterden üzerime ateş edildi. Etrafı tarıyordu. Şans eseri oradan kurtulduk. Sokakta olanlar ise öldürülmüştü. Köylümüz olan Kamil Ünver ailesinden tek bir kişi kalmayınca kadar katledilmişti. Kamil amcanın oğlunu görmüştüm ‘ağlama annen baban yaralı hastanede’ diye yalan söyledim. O ise’ hayır öldürdüler ben gördüm’ dedi.

    “KUNDAKTAKİ BEBEĞİN ANNESİNİ ÖLDÜRMÜŞLERDİ; EMZİREBİLECEK BİRİNİ ARIYORDUK”

    Askeriye içerisinden çıktıktan sonra yeniden mahalleye dönüşünüz nasıldı? Neyle karşılaştınız? 

    Askeriyenin yemekhanelerine yerleştirilmiştik. Tıklım tıklım dolu ve insanlar ayaktaydı. Yaralılar, yakınlarını kaybedenler. Lavabo ihtiyacı için sıraya dizilmiştik ve askerler silahlarını üzerimize doğrultmuştu. Namlular üzerimize doğrultulmuş şekilde götürülüp getiriliyorduk. Yaralı abimin diğer yemekhanede olduğunu gördüm. Perişan Güzel’in torunu daha yeni doğmuştu ve kundaktaydı, annesinin (Döne abla) öldürüldüğünü söylediler. Başka yemekhanelerde bebeği emzirebilecek bir anne arıyorduk. Televizyonlar kapalıydı ve bir asker önünde nöbet tutuyordu. Birkaç askerin gözyaşlarının aktığını gördüm.

    “YANMIŞ EVLER, ARABALAR VE CAMLARDAN SALLANAN PERDELER..”

    Ertesi gün askeriyeden çıktık ve mahalleye geldik. Savaş filmlerinin korkunç manzaraları vardır ya işte mahallemiz tamda öyleydi. Yanmış evler, arabalar, camlardan sallanan perdeler. 1.5 ay sonra Maraş’ı terk ettik ve köye geldik.

    “MARAŞ HEP BİR OLAY OLARAK ANILDI VE SENELERCE ÖYLE ANILDI; AMA BİR SOYKIRIMDI”

    O zamanlar katliam bizim için hep Maraş olayıydı. Herkesin kendi mahallesinde tanık olduğu bir olay gibiydi ve senelerce olay olarak anıldı. Ne zaman ki Alevi yayını basın yapmaya, Aziz Tunç tanıklarla görüşüp kitabını yazmaya başladığında bunun bir olay değil katliam olduğunu anlamlandırdı insanlar. Puzzleın parçalarının bir araya gelmesi gibi, ortaya çıkan bir katliamdı, soykırımdı.

    “147 YILDA GEÇSE BU SOYKIRIM İZİNİ SÜRDÜRMEYE DEVAM EDECEK”

    Yapmış olduğum röportajlarda, çekimlerde şunu çokça gördüm. Katliamın üzerinden 47 yıl geçmiş olmasına rağmen bu yara hale çok derin. Sadece zaman zaman kabuk bağlayan ve kanamaya devam eden bir yara. Hiç kimsenin hafızasından kesinlikle silinmeyen derin izleri var. Katliamı yaşamış, yakınlarını kaybetmiş birçok insanı hala konuşturamıyorum, konuşamıyorlar. Yine katliamda iki oğlunu ve gelinlerini kaybetmiş bir annenin torunlarını yetiştirme yurtlarında büyütmek zorunda kaldığını görünce katliamın boyutlarının ne kadar geniş olduğunu fark ettim. Değil 47 yıl 147 yılda geçse bu izini sürdürmeye devam edecek.

    “34 YIL BOYUNCA MARAŞ’A GELEMEDİM, KAFAMI KALDIRIP BAKAMADIM”

    – 34 yıl boyunca Maraş’a gelemediniz. İlk gelişinizin Maraş Katliamında yitirilenleri anmak için olduğunu biliyoruz. Ve anma yasaklanmıştı. Yeniden Maraş’a gelmek nasıl bir duygu haliydi?

    Katliamdan sonra Maraş’a hiç dönmedim. Sadece bir kere çevresinden geçtim ve kafamı kaldırıp etrafa bakmadan ve bir yeri tanır mıyız korkusuyla içinden geçtim. 25 yıldır Avrupa’da yaşıyorum. Barış Meclisi’nin  İngiltere’deki grubuna dahil oldum. 2 Temmuz günü Sivas Katliamı’nda yitirilenler için yapılan anmayı izledim. Her yıl orada anmaların yapılması değerli ve kıymetliydi. Bu neden Maraş’ta yapılamıyor dedim. Bunu da o dönem İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi ile görüştük. Cemevi Başkanı İsrafil Erbil, Maraş Valiliği’ne anma için bir başvuru yapmış ve cevap beklediklerini söyledi. Tabi başvuru reddedildi. Avrupa ve Türkiye’deki Alevi örgütlenmesi örgütler yasağa rağmen giderek katılmıştı. Bende gidecektim lakin, gidecek gücüm yoktu, o şehre dönemiyordum.

    “MARAŞTAYDIM VE TOPRAĞA BASAMIYORDUM”

    -Bir daha dönmemek üzere terk ettiğiniz topraklara yeniden dönmek ve katliamla yüzleşmeye dair nasıl güç buldunuz?

    33. yılında anmaya gittim. İstanbul Havalimanı’na 6 kişi gelmiştik. Maraş’a gidecek uçak iptal edilmişti. Arabalar ile Maraş’a yol aldık. Yoğun bir polis ablukası vardı. Araçlar içeri alınmıyordu. Arabadan çıkıp toprağa dahi basamıyordum. Minibüs, otobüsler ile gelen Alevi insanlar arabadan indiriliyordu. Araban çıkmıştım ve o meydana giderek çığlık çığlığa bütün duygularımı nasıl dile getirdiğimi ben bile tahmin edemedim.

    “MARAŞ’A GİRERKEN HALA ENDİŞELİYİM, KATLİAM HAFIZALARDA HALA ÇOK DİRİ”

    O yıl geri döndük. 34 yılında tekrardan döndüm ve uçakla Maraş’ın üstünden geçerken ürpermiştim. 47. yılda bile bir şekilde Maraş’ta dolaşmak, bir sokağa girmek gibi bir endişe var. Sokağa girersem o katliamı yeniden göreceğim gibi. İnsanların zihninde katliam hala çok diri. Katliamın tanıklarını yitirdik ve şu an çok az sayıda insan var. O zamanın çocukları bugünün ise yaşlıları olarak hayattayız. Bunlara ulaşılması kayıt altına alınması gerekiyor.”

    Ersin ÖZGÜL/İNGİLTERE

     

  • DAD: Maraş Katliamı Alevi ve Kürt halklarına yönelik planlı bir kıyımdı!

    DAD: Maraş Katliamı Alevi ve Kürt halklarına yönelik planlı bir kıyımdı!

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Maraş Katliamı’nın 47. yıl dönümü dolayısıyla yazılı bir açıklama yaparak katledilenleri andı. Açıklamada, Maraş Katliamı’nın Alevilere ve Kürtlere dönük sistematik saldırıların önemli bir halkası olduğu vurgulanırken, katliamın “Alevisizleştirme ve Kürtsüzleştirmeyi odağa koyan bir soykırım pratiği” olarak hayata geçirildiği ifade edildi.

    DAD Genel Merkezi tarafından yapılan açıklamada, Maraş Katliamı’nın aynı zamanda 12 Eylül askeri darbesini hazırlayan eşiklerden biri olduğu belirtilerek, Alevi halkların tarihsel olarak hedef haline getirildiğine dikkat çekildi.

    Açıklamada, 19-26 Aralık 1978 tarihlerinde yaşanan Maraş Katliamı’nın Alevi halkların tarihinde yaşanan soykırım ve katliamlar zincirinin bir parçası olduğu vurgulanarak şu ifadelere yer verildi:

    “Bilindiği gibi 1978 yılı 19-26 Aralık tarihlerinde yaşanan Maraş Katliamı, mazlum Alevi halkların tarihindeki soykırım ve katliamlar silsilesinden biridir. Aleviler, tüm tarihleri boyunca ve yaşadıkları tüm coğrafyalarda muktedirlerin hedefi olmuş, sistematik ve kesintisiz biçimde sürdürülen soykırımlar sarmalında yok edilmek istenmiştir.”

    “KÜRT ALEVİLER ETNİK OLARAK DA HEDEF HALİNE GETİRİLDİ”

    DAD açıklamasında, Raa/Rêya Heq-Alevi inancının rızaya dayalı toplumsal yapısının egemen zihniyetler tarafından tehdit olarak görüldüğü belirtilerek, özellikle kapitalizm ve ulus-devletler çağında saldırıların daha merkezi ve sistematik hale geldiği ifade edildi.

    Açıklamada şu değerlendirmelere yer verildi:

    “Kapitalizm ve ulus devletler çağında bu saldırılar daha merkezi ve daha sistematik biçimde yürütülmüş, homojen toplum yaratmaya odaklı politikalar nedeniyle Kürt Aleviler etnik olarak da hedef durumuna gelmişlerdir.”

    İttihatçı zihniyetin Kürt halkını bütünlüklü biçimde hedef aldığı belirtilen açıklamada, Koçgiri, Dersim ve devam eden saldırıların bu politikanın somut örnekleri olduğu vurgulandı.

    Alevi halkların yüzyıllar süren kuşatma ve tecrit halini, devrimci-demokratik ve yurtsever mücadelenin yükselmesiyle aşabildiği belirtilen açıklamada, Alevilerin hak mücadelesinde aktif bir özne haline geldiği kaydedildi.

    Bu sürecin egemen güçleri rahatsız ettiği belirtilerek, devamında 12 Eylül askeri darbesinin hayata geçirildiği ifade edildi. Açıklamada, Malatya, Maraş ve Çorum katliamlarının bu dönemin planlı saldırıları olduğu vurgulandı.

    “ZİHNİYET DEĞİŞMEDİ”

    DAD, Maraş Katliamı’nın tekçi zihniyetin ürünü olduğunu belirterek şu ifadelere yer verdi:

    “Maraş katliamı bu vahşet sarmalının en önemli sac ayaklarından biri olarak planlanmış, sonuçları itibarıyla hakikatte Alevisizleştirme ve Kürtsüzleştirmeyi odağa koyan bir soykırım pratiği olarak icra edilmiştir.”

    Katliamda yüzlerce kişinin yaşamını yitirdiği, binlercesinin yaralandığı, yüzlerce ev ve işyerinin yağmalandığı hatırlatılarak, Alevi toplumunun zorunlu göçe maruz bırakıldığı ve toplumsal yapının parçalandığı vurgulandı.

    Açıklamada, katliamların ardından yürütülen yargı süreçlerinin göstermelik olduğu ifade edilerek, Sivas, Gazi, Gezi ve Roboski gibi olayların zihniyetin değişmediğinin göstergesi olduğu belirtildi.

    DAD, yaşananların Demokratik Cumhuriyet mücadelesinin yaşamsallığını ortaya koyduğunu vurgulayarak, Alevi halkların demokratik mücadelenin ikrarlı bir bileşeni olmasının zorunluluğuna dikkat çekti.

    “KATLEDİLEN CANLARIMIZIN HUZURUNDA DARDAYIZ”

    Açıklamanın sonunda şu ifadeler yer aldı:

    “Maraş katliamının 47. yıldönümünde katledilen masumu paklarımızın, genç-yaşlı, kadın-erkek tüm canlarımızın huzurunda dara duruyor, katilleri ve efendilerini lanetliyoruz.

    Zaman sahipsiz, mekân rızasız, mazlum çaresiz değildir!”

    PİRHA/DERSİM

  • ÇHD’li avukatlar Harran Geçici Barınma Merkezi’nde 24 Alevi sığınmacıyla görüştü!-VİDEO

    ÇHD’li avukatlar Harran Geçici Barınma Merkezi’nde 24 Alevi sığınmacıyla görüştü!-VİDEO

    PİRHA – Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İzmir Şubesi, Suriye’de Alevilere yönelik soykırım ve katliamlardan kaçarak Türkiye’ye sığınan ve Harran Geçici Barınma Merkezi’nde tutulan 24 Alevi sığınmacıyla görüştü. Avukatlar, sığınmacıların hukuki belirsizlik nedeniyle ciddi bir korku ve psikolojik yıpranmışlık yaşadığını belirterek, serbest bırakılmaları için gerekli hukuki başvuruların yapıldığını açıkladı.

    Suriye’de özellikle Lazkiye ve çevresinde Alevilere dönük saldırıların artmasıyla birlikte çok sayıda Alevi, hayatta kalabilmek için ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Bu kapsamda Türkiye’ye ulaşan Alevi sığınmacıların bir bölümü Harran Geçici Barınma Merkezi’nde tutuluyor.

    Kamuoyuna daha önce yansıyan bilgilere göre, söz konusu sığınmacı grubun büyük çoğunluğu Suriye’nin Lazkiye kentinden deniz yoluyla Yunanistan’a geçmeye çalıştı. Ancak Yunanistan tarafından geri itilerek Türkiye’ye gönderilen sığınmacılar, Türkiye’ye girişlerinin ardından Harran Geçici Barınma Merkezi’ne alındı.

    DAYANIŞMA ETKİLİ OLDU

    Başta insan hakları örgütleri olmak üzere birçok kurum ve bireyin yürüttüğü dayanışma ve hukuki girişimler sonucunda, ilk etapta 22 kişiden oluşan Alevi sığınmacı grubunun Türkiye’den geri gönderilmesi engellendi. Süreç içerisinde gruptaki kişi sayısı 24 olarak netleşti.

    ÇHD İzmir Şubesi’nden avukatlar Duygu İnegöllü ve Aytekin Aktaş, 17 Aralık’ta Harran Geçici Barınma Merkezi’nde tutulan 24 Alevi sığınmacıyla bir kez daha görüştü. Avukatlar, görüşmelerde temel ihtiyaçların önceki başvurular doğrultusunda büyük ölçüde karşılandığını aktardı.

    “HUKUKİ BELİRSİZLİK PSİKOLOJİK YIKIMA YOL AÇIYOR”

    Görüşmenin ardından konuşan Avukat Duygu İnegöllü, sığınmacıların yaşadığı en temel sorunun hukuki belirsizlik olduğunu vurguladı. Bu belirsizliğin ciddi bir psikolojik yıpranmaya yol açtığını ifade eden İnegöllü, daha önce uzun süredir Geri Gönderme Merkezi’nde tutulan bir müvekkillerinin iki kez intihar girişiminde bulunduğunu hatırlattı.

    İnegöllü, “Harran Geçici Barınma Merkezi’nde tutulan müvekkillerimizi yeniden ziyaret ettik. Bir önceki görüşmede dile getirdikleri eksiklikler yetkililerin desteğiyle büyük ölçüde giderilmiş durumda. Ancak burada ne kadar süre tutulacaklarını ve haklarındaki sürecin nasıl işleyeceğini bilmemeleri, onları psikolojik olarak son derece yıpratmış durumda. Müvekkillerimizden biri, bir yıldan fazla süredir özgürlüğünden yoksun bırakıldığını ve bu süreçte iki kez intihara teşebbüs ettiğini anlattı. Bu hukuki belirsizliğin ve fiili tutma halinin sonlandırılmasını talep ediyoruz” dedi.

    İnegöllü, sığınmacılar için Türkiye’de sponsorlar bulduklarını, taahhütnamelerin hazırlandığını ve serbest bırakılmaları için gerekli tüm hukuki girişimlerin sürdürüldüğünü de belirtti.

    “KORKU VE BEKLENTİ İÇİNDELER”

    Süreci başından bu yana takip eden Avukat Aytekin Aktaş da sığınmacıların yaşadığı ruh haline dikkat çekti. Aktaş,

    “Suriye’deki Alevi soykırımından kaçarak gelen bu grubu ikinci kez ziyaret ettik. İki sığınmacıyla ise ilk kez görüşme imkânı bulduk. Temel ihtiyaçlarının büyük bölümü bugün itibariyle karşılanmış durumda. Bu konuda çaba gösteren görevlilere teşekkür ediyoruz” dedi.

    Ancak belirsizliğin devam ettiğini vurgulayan Aktaş, “Barınma merkezinde kalan diğer tüm sığınmacılar gibi bu 24 kişi de ne kadar süre burada tutulacaklarını bilmedikleri için korku ve beklenti içindeler. Bir an önce serbest bırakılmak istiyorlar. Biz de bunun için gerekli yasal şartları oluşturmaya çalışıyoruz. Çalışabilecekleri ve barınabilecekleri yerleri ayarladık, ilgili başvuruları yaptık. Amacımız bu grubun derhal geçici barınma merkezinden çıkarılması, geçici kimliklerine kavuşmaları ve insanca koşullarda yaşamlarını sürdürebilmeleridir” diye konuştu.

    PİRHA/URFA

  • 18 ARALIK 2025 PERŞEMBE-GÜNDEM

    18 ARALIK 2025 PERŞEMBE-GÜNDEM

    -Alevilerin geçmişten bugüne katliamlara uğradığını belirten Derviş Cemal Ocağı evladı Menşure Doğan, “Yeni Suriye cumhurbaşkanı olarak kendini gösteren kişi bir dönemde IŞİD’de değil miydi? Biraz kılık değiştirip kravat takınca hemen Türkiye’deki iktidar kendisini ziyaret etti ve Avrupa’daki ülkeler de kendisine davet gönderip saraylarda ağırladılar. Peki Avrupa ülkeleri Suriye’de yaşanan katliamı görmüyor mu? Colani’nin geçmişini ne çabuk unutuyor” dedi. GÖRÜNTÜLÜ

    -Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün Tokat’ın Almus ilçesinde bulunan Hubyar Sultan Tekkesi’ne el koymak istemesine ilişkin Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Şube Sekreteri Zeynel Can PİRHA’ya açıklamada bulundu.GÖRÜNTÜLÜ