Yazar: ismet sefer

  • Beşiktaş saldırısının ardından toplanan 52 milyon liralık bağışın akıbeti bilinmiyor

    Beşiktaş saldırısının ardından toplanan 52 milyon liralık bağışın akıbeti bilinmiyor

    Beşiktaş saldırısının ardından toplanan 52 milyon TL bağışın Türkiye Şehit Yakınları ve Gaziler Dayanışma Vakfına aktarıldığı ortaya çıktı.

    Beşiktaş’ta meydana gelen saldırının ardından başlatılan kampanyada toplanan 52 milyon liralık bağışın, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra kurulan, yeri ve yöneticileri belli olmadığı için tartışmalı bir hal alan Türkiye Şehit Yakınları ve Gaziler Dayanışma Vakfına aktarılmasına karar verildiği ortaya çıktı. CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, bağışın adresi ve yöneticileri belli olmayan vakfa aktarılmasının hukuksuzluk olduğunu ifade etti.

    Beşiktaş’ta 10 Aralık 2016’da meydana gelen saldırıda 38’i polis toplam 46 kişi hayatını kaybetmişti. Katliamın ardından hayatını kaybedenlerin ailelerine destek verilmesi iddiasıyla Türkiye genelinde başlatılan kampanyada 52 milyon TL tutarında bağış toplanmıştı. Cumhuriyet’ten Mahmut Lıcalı’nın haberine göre, katliamda hayatını kaybeden Öğrenci Berkay Akbaş’ın babası Salim Akbaş, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezine (CİMER) 2 yıl sonra bağışların akıbetini sordu. Bakanlığın Sinop Valiliğine verdiği yanıtta, bağışın Türkiye Şehit Yakınları ve Gaziler Dayanışma Vakfına aktarılacağı ortaya çıktı. Yanıtta, “Türkiye Şehit Yakınları ve Gaziler Dayanışma Vakfının cevap vermesinin daha uygun olacağı” ifadeleri kullanıldı.

    15 Temmuz darbe girişiminin ardından dönemin Başbakanı Binali Yıldırım tarafından başlatılan kampanyada toplanan 309 milyon TL tutarındaki bağışın değerlendirilmesi amacıyla 24 Aralık 2017 tarihinde kurulan vakfın adresi ve yöneticileri konusunda bugün pek çok tartışma bulunuyor.

     (HABER MERKEZİ)

  • ‘Eskiden hukuk Aleviler, Kürtler ve kadınlar için yoktu bugün herkes için yok’-VİDEO

    ‘Eskiden hukuk Aleviler, Kürtler ve kadınlar için yoktu bugün herkes için yok’-VİDEO

    PİRHA- Alevi kurumlarının vermiş olduğu mücadeleye ve Alevilere yönelik uygulanan asimilasyon politikalarına ilişkin konuşan araştırmacı yazar Gülfer Akkaya, çok zor şartlarda çok zor bir ülkede hukuğun olmadığı bir ortamda var olmaya çalışan Alevi kurumlarının Alevilik konusunda çok emeğinin olduğunu söyledi.

    HABERİN VİDEOSU

    Araştırmacı-yazar Gülfer Akkaya Alevi kurumlarının vermiş olduğu mücadeleye ve Aleviliğe yönelik uygulanan asimilasyon politikalarına ilişkin Pir Haber Ajansı’na değerlendirmelerde bulundu.

    Alevi kurumlarının çok zor şartlarda  çok zor bir ülkede hukuğun olmadığı bir ortamda şimdilik var olmaya çalıştığına dikkat çeken Akkaya, “Alevi kurumları var olmaya çalışma süreçleri ile beraber bir yandan da daha önceden yapmaya çalıştıkları ama aksattıkları bir takım şeyleri şu dönemlerde çözmeye çalışarak yol almaya çalıştıklarını görüyorum. Bunların da değerli olduğunu düşünüyorum. Alevilik konusunda da tabi bugüne kadar bu kurumların çok emeği olmuştur. Bir sürü şeyi, bugüne kadar bu kurumlar var etti.” dedi.

    “‘YOL BİR SÜREK BİNBİR’ SÖYLEMİNİ GEZİ’DE YAŞADIK”

    Alevilerde ‘Yol bir sürek binbirdir’ söyleminin olduğunu, bu söylemi bu son süreçte en iyi Gezi’nin yansıttığını belirten Akkaya, Gezi sürecinde herkesin aslında ‘Yol bir süreç binbir’ söyleminde olduğu gibi yan yana geldiğini Kürt hareketinden biri ile Atatürk bayrağı taşıyan Kemalist birinin birlikte halay çektiğini ve birlikte Kürtçe türkü söylediklerini ifade etti.

    Akkaya sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Böyle bir mücadele ağının kurulması için ‘Yol bir sürek binbir’ söylemi yol açıcı ve yol gösterici bir şey. Bu nedenle Alevi kurumlarının Türkiye’deki ve başka bulundukları ülkelerdeki muhalefet zeminine en büyük katkıları bu olabilir. Zaten kendilerini toparlamaya daha örgütlü bir zeminde bulunmaya çalışıyorlar ve burada da mücadeleyi sürdürüyorlar.”

    “BUGÜN HUKUK HERKES İÇİN YOK”

    Alevilerin bulundukları yerlerde durumlarını düzeltmek için birçok şey yapmakla sorumlu olduğunu ancak Alevilerin durumlarının düzelmesi içinde genel olarak toplumunda düzelmesi gerektiğine vurgu yapan Akkaya şunları dile getirdi:

    “Eskiden hukuk Aleviler, Kürtler ve kadınlar için yoktu. Bugün ise Türkiye’de hukuk herkes için yok. Burada hepimiz eşitlendik. Olmasaydı iyi olurdu. Ama sadece kendileri ve yandaşları için hukuk var. Dolayısı ile bu alanlara ilişkin mücadeleleri vermek konusunda  hem kendi içindeki eksiklikleri gideren hem de içinde yaşadığı toplumun sorunlarını  gören bunlara ilişkin mutlaka çözüm önerileri söyleyen bunlara ilişkin ortak zeminlerde, platformlarda yerlerde biraraya gelip oralarada katkılar sunan bir mücadele sergileyebilirler. Bunun için çabalıyorlar da. Çabaladıkları içinde Alevilere yönelik saldırılar epeyce yükseldi. Birçok Alevi hareketinden arkadaş cezaevinde, tehdit ediliyor, temel insan haklarının büyük bir kısmı kısıtlanıyor ve yurtdışında gelenler tutuklanıp sonra yurtdışı yasağı konuluyor. Bunların hepsinin bir anlamı var. Kendi alanında kalmazsanız eğer o alanın dışına çıkar başka dinamikler ile buluşursanız canınızı yakarız diyorlar. Kendi alanınızda da biraz daha temiz terbiyeli, sessiz, sakin Alevi olursanız tadından yenmez. Ama o alanda da İslam’a, diktatörlüğe tek adam rejimine karşı işler yaparsanız gene canınızı yakarız.”

    “İKTİDARLA İLİŞKİSİ OLAN ALEVİ KURUMLARI KADAR MÜCADELE EDEN DE VAR”

    İktidarla ilişkisi olan Alevi kurumlarının olduğunu ancak tam tersi iktidar ile arası iyi olmayan ve mücadele eden Alevi kurumlarının da olduğunu aktaran Akkaya, “Alevi kurumları daha da güçlenmesi lazım ama sert bir süreçten geçiyoruz. Daha güçlü bir örgüt daha güçlü bir yan yana duruşla sağlanır bu. Bu nedenle bu son süreçte yan yana gelme mevzuları da başladı. Kendi içlerinde de tartışmalar epey yükseldi” dedi.

    “NASIL YAHUDİLER, HRİSTİYANLAR VE MÜSLÜMANLAR VAR İSE ALEVİLER DE VAR”

    Alevilik denilen bir inancın ve toplumun artık var olduğunu kaydeden Akkaya, “Nasıl Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanlar var ise Aleviler de var. Sayın devletimizin ne kadar karnı ağırır ise ağırsın ne kadar sindirememeye çalışırsa çalışsın Alevilik vardır. Bunu Alevilerden daha iyi de devlet biliyor. Devlet bildiği içinde yok etmeye çalışıyor. Bu nedenle Alevilerin vazgeçemeyeceği şey Aleviliğin kendisidir. Bu konuda zaten mücadele veriyorlar” şeklinde konuştu.

    Bir şeyi asimile etmemek için onun gerçek bilgisine sahip olmak gerektiğini dile getiren Akkaya son olarak şunları ifade etti:

    “Siz Aleviliğin ne olduğunu bilmiyorsanız ocak sisteminin ne olduğunu bilmiyorsanız Alevilik inanç ritüellerini doğru dürüst bilmiyorsanız başka yerlerde yollanan  her şeyi alıp Alevilik torbanıza dolduruyorsanız böyle olmaz. Bunun olmaması içinde sizin kendize dair bilgiye sahip olmanız lazım. Bu nedenle Alevi camiasının daha böyle propagandif daha siyasi kaynaklı değil daha Alevilik inancının kendisine dair ne olduğuna ilişkin araştırmalar çalışmalar yapması lazım. Alevilerinde buna sahip çıkması ve bunları yaygınlaştırması lazım. Diyanete boşuna o kadar bütçe verilmiyor. 12 bakanlıkta daha büyük bütçesi var. Diyanet o bütçeler ile kadro besliyor, yayın basıyor dağıtıyor. Yayın basıp dağıtmak ne demek  fikrini ideolojisini ev ev, kişi kişi onların eline veriyor. Ama bizim  Alevi kurumları bu konuda gerçekten eksik. Okuma araştırma bilgiye bilime değer verme konusunda eksikleri çok fazla var. Bir sürü iş yapılıyor ama bu işlere kimse doğru dürüst yüz vermiyor. Alevi kurumlarının kamplarına, eğitimlerine baktığımız zaman daha propagandif ve politik birbirlerini güzellemeye yönelik eğitim ve programlar olduğunu görüyoruz. Bunların değişmesi lazım. Alevilerin artık filozoflar ile ilişkiye girmesi lazım. Dünyadaki fikir akımlarını okuması lazım, dünyadaki devrimci dinamikler ile ilişkiye girmesi, yeni kavramlarla yan yana gelmeli ve onları anlaması lazım. Alevi kurumları Aleviliğin asimile olmasını istemiyorlarsa hem Aleviliğe dair hem de genel olarak dünyadaki fikir ve siyasi hareketlere dair bütün gelişmeleri yakında takip edip konuşmaları lazım.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Emniyet’ten tuhaf açıklama: Marjinal gruba müdahale ettik

    Emniyet’ten tuhaf açıklama: Marjinal gruba müdahale ettik

    Emniyet Genel Müdürlüğü, Taksim’de yapılan 25 Kasım eylemine ilişkin polisin müdahalesinin, ‘LGBTİ ve marjinal gruplara’ yönelik olduğunu savundu.

    Taksim’deki 25 Kasım eylemine yapılan polis saldırısıyla ilgili EGM’den skandal bir açıklama geldi. Açıklamada, ‘marjinal gruplar’a ve LGBTİ’lere “müdahale edildiği” belirtildi.

    Emniyet Genel Müdürlüğü’nden (EGM), Taksim’de kadınlar tarafından gerçekleştirilen 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü eylemine yapılan polis saldırısı hakkında bir açıklama yapıldı.

    EGM’den yapılan açıklamada, “Mevcut polis barikatının üstüne gelerek, içlerinde marjinal grupların ve LGBTİ’nin de yer aldığı 50 kişilik grubun dağılmaları yönünde ikazda bulunulmuştur. Alandan ayrılmak istemeyen grubun mukavemete devam etmesi üzerine, yere doğru göz yaşartıcı gaz atılarak (orantılı güç kullanılarak) grup alandan uzaklaştırılmıştır. Olayla ilgili herhangi bir yakalama/gözaltı yapılmamıştır” denildi.

    Açıklamada, “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” kapsamında düzenlenen eylem ve etkinliklere ilişkin bilgi de verilirken,  81 ilde 29 bin 749 kişinin katılımıyla düzenlenen 282 eylem/etkinliklerin (basın açıklaması, yürüyüş, tiyatro gösterimi, stant açma, bildiri dağıtma gibi) normal olarak sona erdiği belirtildi.

    KATILIM YÜZDE 25 ARTTI

    Katılım sayısının bir önceki yıla göre, 23 bin 767’den 29 bin 749’a yükselerek yüzde 25, eylem/etkinlik sayısının ise 216’dan 282’ye çıkarak, yüzde 30,5 arttığı kaydedildi.

    Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

    “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” kapsamında İstanbul ili Beyoğlu ilçesinde Taksim Tünel’den başlayan yaklaşık 100 metre mesafede bir önceki yıl 1.200 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen kutlamalar bu yıl 2.500 kişinin katılımıyla normal olarak sona ermiştir. Mevcut polis barikatının üstüne gelerek içlerinde marjinal grupların ve LGBTİ’nin de yer aldığı 50 kişilik grubun dağılmaları yönünde ikazda bulunulmuştur. Alandan ayrılmak istemeyen grubun mukavemete devam etmesi üzerine, yere doğru göz yaşartıcı gaz atılarak (orantılı güç kullanılarak) grup alandan uzaklaştırılmıştır. Olayla ilgili herhangi bir yakalama/gözaltı yapılmamıştır.”

    (HABER MERKEZİ) 

  • Hrant Dink davasında mahkeme heyeti 4’üncü kez değişti

    Hrant Dink davasında mahkeme heyeti 4’üncü kez değişti

    Hrant Dink cinayetine ilişkin kamu görevlilerinin yargılandığı davanın 100’üncü duruşması görüldü. Duruşmada, mahkeme heyetinin 4’üncü kez değiştiği görüldü.

    Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink cinayetine ilişkin kamu görevlilerinin yargılanmasına devam edilen davanın 100’üncü duruşması, bugün Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    3 gün boyunca devam edecek 4’ü tutuklu 77 sanıklı davada mahkeme heyetinin bir kez daha değiştiği görüldü. Bu değişiklikle birlikte davada 4. heyet değişikliği gerçekleşmiş oldu. Yazışmaların okunması ile başlayan duruşmada mahkeme başkanı, MİT mensuplarının dinlenmesine ilişkin yazılan yazıya yanıt gelmediğini söyledi.

    “100 DURUŞMADIR ADALET TALEP EDİYORUZ”

    Hrant’ın Arkadaşları, davanın 100. duruşması öncesi basın açıklaması yaptı. 100 duruşmadır adalet istediklerini vurgulayan Hrant’ın Arkadaşları, “Bu davada adalet yerini bulana kadar buradayız” dedi.

    Hrant’ın Arkadaşları adına konuşan Bülent Aydın şunları söyledi:

    “Bir kez daha adalet talebimizi dile getirmek için toplandık. Bugün, yarın ve öbür gün, 3 gün boyunca duruşmaları takip edeceğiz. Hrant Dink öldürüldükten birkaç ay sonra açılan ve tetikçilerin yargılandığı dava 5 yıl sürdü. 5 yıl sonunda skandal bir kararla sonuçlandı, birkaç kendini bilmez bir araya gelmiş ve yıllardır hakkında kampanyalar yürütülen, bir ırkçılık kampanyasının hedefi haline getirilen Hrant Dink’i sözümona Trabzon’dan bir çocuk gelip İstanbul’da öldürmüş. Böyle sonuçlandı ve dava bozuldu. Yargıtay aşamasından sonra yeniden başladı dava”

    Hrant Dink cinayetinde sorumluluğu olan herkesin adalete hesap vermesi gerektiğini ifade eden Aydın, “Polisler, jandarmalar, istihbaratçılar ve diğer kamu görevlilerinin yargılanması devam ediyor. Şimdi 100. duruşmadayız ve buradayız. Hrant Dink in öldürülmesine karışan ve bu cinayetle payı-parmağı olan herkes yargılanana ve mahkeme önüne çıkana kadar adalet yerini bulmuş olmayacak. Evet bu cinayetin tetikçileri cezalandırıldı. Fakat henüz, yani 13 yıl sonra, Dink cinayetinin ortamına hazırlayanlar onu bir kin-nefret objesi haline getirenler ve bu cinayetin ortağı olanlar yargılanmadı” diyerek dava sürecinden bahsetti.

    100 duruşmadır adalet talep ettiklerini dile getiren Aydın, “Hrant Dink cinayetini tezgahlayanlar, cinayet mekanizmasını harekete geçirenler yargılansın ve cezalandırılsın istiyoruz. Hrant Dink için adalet talep etmekten vazgeçmeyeceğiz ve adaleti yerini bulana kadar bu davayı takip etmekten vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    “CİNAYETİ TELEVİZYONDA ÖĞRENDİM”

    Duruşmada ilk olarak dönemin Trabzon Jandarma Görevlisi Hasan Gözalan, Trabzon’dan SEGBİS ile bağlanarak olarak dinlendi. Hrant Dink cinayetini televizyondan öğrendiğini iddia eden Gözalan, “Beni aradılar ‘ihbar var’ dediler, Samsun’da yakalanmıştı, Trabzon’dan biri öldürmüş. O zaman öğrendim. Harekat merkezinden aradılar, ihbar tutanağını çözmem için. Ben de gidip çözdüm” dedi.

    Mahkeme başkanı, ihbarın geldiği tarih ile çözüm tutanağı arasında zaman farkının nedenini sordu. Gözalan ise çok zaman olmadığını iddia etti. Mahkeme başkanının, Mcdonald’s saldırısına ve Yasin Hayal’e ilişkin bilgisi olup olmadığına ilişkin sorusuna ise Gözalan, “Bilgim yok” yanıtını verdi. Gözalan, “Yasin Hayal, McDonald’s bombalanmasıyla ilgili yer gösterme sırasında ben de vardım. Sonra tutuklandı. Çıktıktan sonra Teknik takibi gündeme gelmedi. İstihbarat değerlendirme toplantılarına katılırdım ama Hrant Dink adını duymadım” iddiasında bulundu.

    GÖZALAN, AVUKAT BAKIRCIOĞLU’NUN SORULARINI YANITLADI

    Ardından Dink ailesinin Avukatı Hakan Bakırcıoğlu, Gözalan’a soru sormaya başladı. Bakırcıoğlu, Gözalan’ın Trabzon İl Jandarma Komutanlığında hangi tarihe kadar görev yaptığını sordu. Gözalan, 2004-2010 yılları arasında görev yaptığını söyledi. Bakırcıoğlu’nun “Teknik İstihbarat birimi tam olarak ne görev yapar?” sorusuna Gözalan, “Teknik takip ve izleme yapar, teknik cihazlara el koyar” yanıtını verdi.

    Bakırcıoğlu’nun “Suçu işlemeye ne tür işlemler yapardınız?” sorusuna Gözalan, “Bizim üzerimizde genelde terör vardı, biz terör amaçlı suçlarla ilgilenirdik” dedi. “Bir suçun işleneceğini öğrendiğinizde ne yapardınız?” sorusuna ise Gözalan, savcıya gidip bilgi verdiğini onun talimatı doğrultusunda işlem yaptıklarını söyledi.

    Bakırcıoğlu, “Cinayeti televizyondan öğrendiğinizi söylediniz, sizi kim aradı?” diye sordu. Gözalan ise arayan kişinin ismini bilmediğini ancak harekat merkezinden bir görevlinin kendisini aradığını söyledi. Bakırcıoğlu da bu arama dışında kendisini arayan olup olmadığını sordu. Gözalan, aranmadığını savundu. Bakırcıoğlu, “İhbarın geldiği tarihten 9 gün sonra iletişim tespit tutanağının düzenlenmiş olduğu görülüyor, öncesinde bir tutanak düzenlendi mi?” diye sordu. Gözalan, “O gün yarım saat, bir saat sonra ihbar tutabağı düzenledik. Eminim, ben çözüm yaparken Samast Samsun’da yakalanmıştı” dedi.

    PEK ÇOK SORUYA “BİLMİYORUM, HATIRLAMIYORUM” YANITI VERDİ

    Gözalan tutanağa ilişkin üstlerine bilgi verip vermediğine dair bütün sorulara; bilgi vermediğini, böyle bir sorumluluğu olmadığını söyleyerek yanıt verdi. Bakırcıoğlu, Hrant Dink cinayetine ilişkin yaptıkları toplantıda gündeme gelip gelmediğini sorunca Gözalan da “Cinayet sonrası daha sonra müfettişler geldi. Basında haberler çıktıkça bizim şubede de çok konuşuldu bu cinayet. Toplantılarda konuşulduğunu hatırlamıyorum” yanıtını verdi.

    Gözalan, çapraz sorgu boyunca pek çok soruya bilmiyorum-hatırlamıyorum biçiminde yanıt verdi.

    ” YASİN HAYAL’İ ÖNCEDEN BİLMİYORDUM”

    Gözalan’ın ardından dönemin Trabzon Jandarma Görevlisi Uğur Erdoğan tanık olarak dinlendi. Duruşmaya Ankara’dan SEGBİS ile bağlanan Erdoğan, “İstihbaratta aşırı sol faaliyetlerde görevliydim. Hrant Dink’in adını cinayetten bir ay önce Okan Şimşek ve Veysel Şahin’in araştırması sırasında duydum. Bilgisayarından Hrant Dink ve Agos sayfalarına bakıyordu. Orada gördüm” dedi.

    Erdoğan, mahkeme başkanı ile Dink ailesi avukatı Bakırcıoğlu’nun sorularına verdiği yanıtlarda şunları söyledi: “Trabzon’da 2005-2007 Temmuz’a kadar görevliydim. Tim Komutanı Gökhan Aslan’dı. Kendisi terör kısım amiriydi aynı zamanda, gerektiğinde MİT ve emniyetle bilgi paylaşımı yapılırdı. Pelitli’de haber kaynağım yoktu. Üniversiteden vardı. Ben üniversiteye bakıyordum. Yasin Hayal’i önceden bilmiyordum” dedi.

    ” ERCAN GÜN’ÜN HER ŞEYDEN HABERİ VARDI”

    Erdoğan’dan sonra tanık olarak dinlenen Eski İstanbul Güvenlik Şube Müdürü Yunus Dolar ise, Hrant Dink’in öldürüldüğü tarihte Erzincan’da şark görevinde olduğunu söyledi. Dolar, “Ercan Gün’ün kardeşiyle aynı katta çalışıyordum. Bazı isteklerimiz olduğunda Ercan Gün’e iletiyorduk. FETÖ ile ilişkisi vardı. Her şeyden haberi vardı. Ben de FETÖ davasından yargılandım. Etkin pişmanlıktan yararlandım” dedi. Bunun üzerine mahkeme başkanı, emniyetçi sanıklardan isimler okuyarak tanık Yunus Dolar’a “FETÖ ilişkileri var mıdydı?” diye sordu. Dolar ise “Cemaatçı olduğunu net olarak söyleyebilmem için aynı ortamlarda bulunmamız lazım. Ahmet İlhan Güler de cemaatçiydi. Sonra bağlantısı koptu” dedi.

    Dolar, Hrant Dink’e ilişkin sorulara, “Ülkü Ocakları başkanının 2004’de Şişli Agos gazetesinin önünde bir eylemi olmuştu. O dönemde tedbir amaçlı iki yazı yazmıştım. Biz azınlıklar büro olarak öneride bulunduk. 2005’te şark görevine gidene kadar bir tek bahsettiğim eylemi gördüm. Sonra da şarka gittim” dedi.

    Dolar’ın “Ekrem Dumanlı ile kardeşi arasındaki haberleşmeyi de Ercan Gün yapıyordu” sözleri üzerine söz alan Gün, “Ben Kuleli Askeri Liseden FETÖ’cü olduğum için değil, yabancı dil problemi yüzünden atıldım. Söylediklerinin tamamı iftira. Cemaatin gazetesinde çalışmak, cemaatçilarla bir dönem ilişkide olmak örgüt üyeliği anlamına gelmez” dedi.

  • Kadınlar Taksim’de seslendi: Bir kişi daha eksilmeye tahammülümüz yok-VİDEO

    Kadınlar Taksim’de seslendi: Bir kişi daha eksilmeye tahammülümüz yok-VİDEO

    PİRHA- 25 Kasım Kadın Platformu’nun çağrısıyla bir araya gelen binlerce kadın Taksim Tünel’den İstanbul Barosu’nun önüne yürüyüş düzenledi.  Açıklama sonrası yürümek isteyen kadınlara polis gazla müdahale etti.

    HABERİN VİDEOSU

    İstanbul’da 25 Kasım Kadın Platformu’nun çağrısıyla bir araya gelen binlerce kadın, Taksim Tünel’den İstanbul Barosu’nun önüne yürüdü.

    Binlerce kadın yürüyüş boyunca, “Kadınları değil cinayetleri önle”, “Savaşa değil sığınağa bütçe”, “Kadınlar birlikte birlikte güçlü”, “Erkek vuruyor devlet koruyor” ve “Kadın cinayetleri politiktir” sloganları atarak, ses çıkardı.  Sloganların eksik olmadığı yürüyüş İstiklal Caddesi üzerinde bulunan Kumbaracı Yokuşu önünde son buldu.

    İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmasını talep eden kadınlar, ‘Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz’, ‘Kadınlar artık susmayacaklar’ dediler ve sokağa çağırdıkları hemcinslerine birlikte güçlü olduklarını vurguladılar.

    Kadınlar burada Kürtçe ve Türkçe basın açıklaması yaptı. Açıklamanın Kürtçe’sini Şenay Kumuz, Türkçe’ini ise İrem Gerkuş okudu.

    “BİR KİŞİ DAHA EKSİLMEYE TAHAMÜLÜMÜZ YOK”

    Öldürülen kadınların isimlerinin yazıldığı açıklamada, “Sosyal medya etiketleri arasında bir kadının adını daha görmekten korkar olduk. Çünkü bu ya o kadının hayatta olmadığı ya da korkunç bir şiddete uğramasına rağmen adalet bulamadığı anlamına geliyor. Artık yeter! 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nde bir kişi daha eksilmeye tahammülümüz yok diyoruz!” denildi.

    “KADINLAR HER GÜN ÖLDÜRÜLÜYOR”

    Her gün kadınların öldürüldüğüne yer verilen açıklamada devamlar şunlar belirtildi:  “Kadınlar, her gün, boşanmak istedikleri için, ‘hayır’ dedikleri için öldürülüyor. Kadınlar, her gün, İstanbul Sözleşmesi ve 6284 uygulanmadığı için öldürülüyor. Kadınlar, her gün, ‘başka karakola git’, ‘bu şikâyetten bir şey çıkmaz, sen en iyisi vazgeç’, ‘ sığınakta yer yok’ diyen kolluk kuvvetleri görevlerini yapmadıkları için, yeterli sığınak ve danışma merkezi açmaya da bütçe ayrılmadığı için şiddete mahkûm ediliyor ve öldürülüyor. Kadınlar, her gün, savcılar şiddet uygulayan erkekleri değil kadınların yaşam tarzlarını yargılamayı seçtiği için, mahkemeler erkekleri aklamanın sayısız yolunu bulduğu için öldürülüyor. Kadınlar, her gün, 15 yaşından küçük çocukların evlendirilmesinde beis görmeyen bir zihniyet altında, cinsel şiddete uğruyor.”

    “KADINLAR SAVAŞIN SINIRINDA”

    Kadınlar her gün, cinsiyet kimliğine, cinsel ve romantik yönelimine duyulan nefretten, bedenlerinin ve aşklarının sığdırılmaya çalışıldığı kalıplardan, transfobi ve homofobinin türlü şekillerinden ötürü şiddete maruz bırakılıyor ve öldürülüyor.

    Kadınlar, her gün, özellikle krizin getirdiği artan işsizlik ve güvencesizlikle, aile içindeki şiddetten uzaklaşacak geçim kaynağı ve gelecek güvencesi olmadığı için erkek şiddetine mahkûm ediliyor. Kadınlar, her gün, savaşın ve sınırların gölgesinde, Türkçe konuşmadıkları için veya göçmen oldukları için, doğdukları yerden ötürü şiddete uğruyor; şiddete maruz bırakıldıklarında yasal haklarını arayamadıkları için öldürülüyor.

    “SADECE ÖLDÜKLERİNDE HABER OLUYORLAR”

    Gündelik erkek şiddeti ile devletin tüm mekanizmalarının kurduğu suç ittifakı tarafından kadınlar, her gün, işte böyle öldürülüyor! Cinayete varmadan da bizler şiddet veya baskı altında, belirsizlik içinde, her açıdan sömürülerek, yarınımızın ne olacağını bilmeden nefes almak zorunda bırakılıyoruz. Ancak kadınlar sadece öldürüldüklerinde haber oluyor. Biz ise kadınların isimlerinin ölümleriyle değil yaşamlarıyla, yaşadıkları şiddetle değil gerçekleştirdikleri hayalleriyle haber olduğu bir dünya için buradayız.

    “UMUDUMUZ BİRLİKTELİĞİMİZDEN”

    Ve umudumuz birbirimizde. Umudumuz birlikteliğimizden aldığımız güçte, kadın dayanışmasında. Umudumuz her gün şiddetten uzak bir hayat için her bir nefesimizle verdiğimiz ortak mücadelede. Bundan daha ferah, daha özgür, daha eşit, kimsenin kimliğinden ötürü şiddete uğramayacağı bambaşka hayatlar hayal ederek el ele veriyoruz. Bunu biz yapmazsak kimse bizim için yapmayacak, biliyoruz. Ve hep birlikte sesleniyoruz.”

    YÜRÜYÜŞE MÜDAHELE

    Açıklama sonrası İstiklal Caddesi’ndeki yürüyüşlerine devam etmek isteyen kadınların önü polisler tarafından kesildi. Polis barikatı önünde bir süre bekleyişini sürdüren kadınlara polis plastik mermi ve biber gazı ile müdahale etti. Kadınlar ise polis müdahalesine sloganlar ile tepki gösterdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Yılmaz Çelik, Erhan Toprak ve Taylan Özgür Ölmez’den ortak konser

    Yılmaz Çelik, Erhan Toprak ve Taylan Özgür Ölmez’den ortak konser

    PİRHA- Sanatçı Yılmaz Çelik, Erhan Toprak ve Taylan Özgür Ölmez ‘Noksan Tutulmuş Defterden Notlar’ şiarı ile Şişli Cemil Candaş Kültür Merkezi’nde konser verecek.

    Sanatçı Yılmaz Çelik, Erhan Toprak ve Taylan Özgür ‘Noksan Tutulmuş Defterden Notlar’ şiarı ile 29 Kasım Cuma günü saat 20:30’da  Şişli Cemil Candaş Kültür Merkezi’nde konser verip sevenleri ile buluşacak.

    YILMAZ ÇELİK HAKKINDA

    1969 Dersim Ovacık doğumlu olan Yılmaz Çelik, İlkokulu Ovacık’ta okudu. Ortaokul birinci sınıftan sonra 1980 yılında gittiği İsviçre’de eğitimini bitirdi ve hala orada yaşamakta. Müziğe yedi yaşında başlayan Çelik, 1988 yılında İsviçre’de üç arkadaşı ile birlikte bir müzik grubu kurarak düğünlerde ve konserlerde müzik yapmaya başladı.

    1988 yılında Türkiye’ye gelip ilk çalışması olan ‘Çeke Çeke, Hal Yamano’yu ASM Müzik üretimde hazırlayıp sundu. Üç ay sonra kaset, içindeki Zazaca türküler nedeniyle toplatıldı.

    Çelik’in diğer çalışmaları şöyle:

    1991 yılında ‘Gelin Canlar Bir Olalım, Daye Daye’ adlı albümü ASM’de hazırladı. 1994 yılında ‘Veyve Veyve’, 1997 yılında ‘Mezela Seyide mi’, 1998 de ‘Güle yel değdi’, 1999 yılında ‘Clara, Yaprak Ağlar Dal Ağlar’ ve 2001 yılında Tolga Sağ ve Erdal Erzincan’la birlikte ‘Türküler Sevdamız 2’ 2006 da ‘Türküler Sevdamız 3’, 2008 de ‘Biya düri’ 2010 da ‘Çhik’ adlı solo albümünü çıkardı.

    ERHAN TOPRAK HAKKINDA

    1988 Mersin doğumlu olan sanatçı Erhan Toprak ise aslen Dersim Ovacıklıdır. Doğduğu günden itibaren ailesinden duyduğu ezgilerin kulağına fısıldanmasıyla müzik yolculuğuna başlayan Erhan Toprak, babasının duvarda asılı sazını elini almasıyla müzik piyasasına merhaba demiş ve bu serüvenini devam ettirmiştir.

    Kendisine bu yolda daha da katkılar sağlayacağını düşünerek Arif Sağ (A.S.M) ve Erdal Erzincan müzik okullarında dersler alan Toprak, birçok koro ve albüme bağlamasıyla sesiyle eşlik etti. 2012 yılında ‘Lâl-ü Gevher’ Türküler albümünün yönetmenliği yaptı ve 2015 yılında ilk solo albümü ‘Herdem’i çıkardı. 2018 yılında ‘Ayhani Türküleri’ ve ‘Tanıktır Türklerimiz’ isimli projelerde yer aldı. 2018 yılında kurmuş olduğu Toprak Kültür Sanat’ta eğitim vermekte, bilgi ve birikimlerini öğrencileriyle paylaşmaya devam etmektedir. Erhan Toprak şimdilerde türkülerle çeşitli projelerde bulunup derlemeler, enstrümantal düzenlemeler yapmakta ve ilgili projeler üzerinde çalışmaktadır.

    TAYLAN ÖZGÜR ÖLMEZ

    1979 yılında dünyaya gelen Sanatçı Taylan Özgür Ölmez İlköğretim eğitimini Dersim Ovacık’ta tamamlamış ardından İstanbul’a yerleşerek ortaokul ve lise eğitimini İstanbul’da tamamlamıştır. Lise döneminde ASM müzik okulunda bağlama eğitimi almıştır.

    1995 senesinde arkadaşları ile birlikte Grup Özgür Deniz isimli bir grup kuran Ölmez, İstanbul Beyoğlu’nda türkü barlarda sahne almaya başlamıştır. 3 sene Pera Güzel Sanatlar Akademisi’nde sinema atölye ve oyunculuk eğitimi almıştır.

    2007 yılında ilk solo albümü ‘Nihayet’i müzik piyasasına süren Ölmez, 2014 yılında ise ikinci solo albümü ‘Dem’ ile müzik kariyerini sürdürmüştür. (HABER MERKEZİ)

  • ‘Şiddetin haberleştirilmesini değil gerçekleşmesini engellemek gerekiyor’-VİDEO

    ‘Şiddetin haberleştirilmesini değil gerçekleşmesini engellemek gerekiyor’-VİDEO

    PİRHA- 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin konuşan Avukat Hülya Gülbahar, Devletin kadına yönelik şiddeti engellemek için somut bir politika uygulamadığını söyledi. Gülbahar, “Şiddetin haberleştirilmesini değil, şiddetin gerçekleşmesini engellemek gerekiyor. Ceza kanunları ile yasaklamalarla düzenlenecek bir şey değil” dedi.

    Haberin Videosu

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin Avukat Hülya Gülbahar Pir Haber Ajansı’na değerlendirmelerde bulundu.

    Devletin kadına yönelik şiddeti engellemek için herhangi somut bir politika uygulamadığını belirten Gülbahar, kadına yönelik şiddetin önlenmesi isteniyorsa İstanbul Sözleşmesi gereğince GREVIO Türkiye raporunda yer aldığı gibi her 10 bin nüfusa bir kadın sığınma evinin, her 200 bin nüfusa bir cinsel şiddet kriz merkezinin ve Türkiye çapında başvuranların dilinden anlayacak, 7/24 ücretsiz hizmet verecek anında müdahale yetkisi olan ‘Alo şiddet’ hatlarının açılması gerektiğini söyledi.

    “BÜTÜN BELEDİYELERİN TOPLAM 32 KADIN SIĞINMA EVİ VAR”

    Türkiye’de kadın sığınma evlerinin sayısının belli olduğunu ve yetmediğine dikkat çeken Gülbahar, “Bütün belediyelerin toplam 32 tane kadın sığınma evi var. Belediyeler kanunu gereğince nüfusu 100 bini geçen belediyelerin ve ayrıca bütün büyükşehir belediyelerinin kadın sığınma evi açması gerektiğini söylüyor. Bir adet cinsel şiddet kriz merkezi yok ve etkin çalışan bir ‘Alo şiddet’ hattı yok. Bu üçlü kurumsal mekanizma olmadan şiddetle mücadele edemezsiniz. Şiddetle mücadele etmek yerine Emine Bulut olayında olduğu gibi şiddeti görüntüleyenleri, şiddetle ilgili haberlere yer verenleri cezalandırarak şiddetin önüne geçemezsiniz. Olsa olsa örtbas eder halının altına süpürmüş olursunuz, görünmez hale getirmeye çalışırsınız” diye konuştu.

    “KADIN HAREKETİ DEVLET POLİTİKASI OLARAK ŞİDDETİN ÖNLENMESİNİ TALEP ETMELİ”

    Şiddetin haberleştirilmesini engellemek yerine değil şiddetin gerçekleşmesini engellemek gerektiğini dile getiren Gülbahar, doğru, etik ve kadına ikincil şiddet uygulamayan haberlerin kadın örgütlerinin ve meslek örgütlerinin yapması gerektiğini kaydetti. Kadın hareketi olarak cezaların ağırlaştırılmasını ve daha çok ceza verilmesini isteyerek hata yaptıklarını belirten Gülbahar, aslında kadın hareketi olarak önleyici kurumsal mekanizmaların, kadınların başvuracağı merkezlerin, devlet bütçesinde payın arttırılmasını ve devlet politikası olarak şiddetin önlenmesini talep etmeleri gerektiğini söyledi.

    Küçük hatalar olarak görülen hakaret, tehdit, ittirme, alay etme, şaka yapma, cinsiyetçi espriler yapma gibi suçlara ağır cezaların verilmesi gerektiğini vurgulayan Gülbahar, küçük şiddet olaylarının cinayete kadar gitmemesi için baştan caydırılması ve durdurulması için etkili politikaların uygulanması gerektiğini vurguladı.

    “KADINA KARŞI ŞİDDET HER ZAMAN SİSTEMATİK”

    Kadına karşı şiddetin aile içinde iş yerinde her zaman sistematik olduğunu dile getiren Gülbahar, şöyle devam etti:

    “Mobing dediğimiz olaya daha çok kadınlar maruz kalıyor. Oda sistematik. Evli olmasan bile istemediğin halde sürekli senin peşinde dolaşıyor ve sana hayatı zindan ediyor. Bu da kadına karşı bir işkence. Türk Ceza Kanunun 96. maddesini uygulamamız lazım. Çünkü caydırıcılık orada sağlanır. Özgecan Aslan cinayetini işleyenlerin failleri ceza evinde öldürüldü. Kadın cinayetlerini durdu mu? Durmadı. Dolayısı ile biz ağır cezalar yerine küçük olaylara tepki vermeli ve onların etkili bir şekilde cezalandırılmasını esas almalıyız. Kendi masamızda cinsiyetçi esprileri yapan birini uyarmalıyız ‘bir daha seninle çıkmam yemeğe’ demeliyiz. ‘Arkadaş ortamıma bir daha giremezsin, sinemaya gitmeyiz, seninle futbol oynamayız’ demeliyiz. Erkek soyunma odalarında yapılan cinsiyetçi şakaların haddi hesabı yok. Buralarda şiddetle mücadele etmeye başlamalıyız.”

    “KADIN MÜCADELESİ ÖMÜR BOYU SÜREN BİR MÜCADELE”

    Türkiye kadın hareketinin Türkiye’nin en önemli siyasal ve toplumsal hareketlerinden bir tanesi olduğunu belirten Gülbahar, “Türkiye kadın hareketi dünyanın en önemli kadın hareketlerinden birisi. Türkiye kadın hareketinin mücadelesini asla 8 Martlara ve 25 Kasım şiddete karşı mücadele gününe sığdıramayız. Kadınlar yıl boyunca ve hayatlarını ortaya koyarak mücadele ediyorlar. Boşanmak istediği için öldürülen kadınlar bir sürü kadının çantasında koruma kararı ile öldürüldüğünü bilmiyor mu? Buna rağmen özgür yaşama hakkını, boşanma hakkını kullanmak için ölümü göze alıyor. Bu nedenle kadınların mücadelesi 7/24 ve ömür boyu süren bir mücadele. Çünkü toplumsal hayatın bütün alanlarında eşitlik ve özgürlük için mücadele ediyor kadınlar. Türkiye kadın hareketi bu mücadeleyi dünya çapında veren kadın örgütlerinden biri.”

    “DÜNYAYI DEĞİŞTİRECEĞİZ”

    Devletlerin, egemen erkeklerin, patriarkal sistemin sürdürülmesini isteyen erkeklerin gözünü açtığı andan kapayacağı ana kadar kadınların kendilerine hizmet ve itaat etmelerini istediklerini ifade eden Gülbahar son olarak şunlara değindi:

    “Devletler, egemen erkekler ve patriarkal sistemin sürdürülmesini isteyen erkekler kadınların ses çıkarmasından ve sokağa çıkmasından korkarlar. Çünkü kadın kendi haklarının farkına vardığında eşit ve özgür bir birey olarak toplumda yer almak istediğinde bütün siyasi görüşleri belki de alt üst edecek yeni bir toplumun kurulmasını sağlayacak bir enerji ortaya çıkartır. Bütün vizyoner liderlerin kadın erkek eşitliğini savunması rastlantısal değil. Çünkü yeni bir toplum kadınlar olmadan yaratılamaz. Bu yüzden kadınlar da yeni bir toplumu yaratmak için kendi mücadelelerinin farkındalar aslında. Yalnız olmadığını bütün kadınlar hissediyor. Bunun için hep beraber birbirimizden haberli ya da habersiz dünyayı değiştirmeye çalışıyoruz. Değiştireceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Nedim Şener bu kez Sanatçı Ferhat Tunç’u hedef aldı

    Nedim Şener bu kez Sanatçı Ferhat Tunç’u hedef aldı

    Daha önce Avukat Eren Keskin’i canlı yayında hedef gösteren Gazeteci Nedim Şener, bu kez Sanatçı Ferhat Tunç’u hedef aldı.

    Nedim Şener bu kez IŞİD’e karşı savaşanlarla çektirdiği fotoğraflar nedeniyle Sanatçı Ferhat Tunç’u hedef aldı. Hedef gösterildiği için Twitter’da trollerin ırkçı saldırısına maruz kaldığını ifade eden Tunç, Şener’e, “İktidar yandaşlığı seni IŞİD’i bile aklamaya sürüklüyor” yanıtını verdi. Şener, daha önce de Avukat Eren Keskin’i hedef göstermişti.

    Son zamanlarda hükümete yakınlığı ile bilinen Gazeteci Nedim Şener, bu kez Sanatçı Ferhat Tunç’u hedef gösterdi. Şener, 2013 yılında çekilmiş bir fotoğrafı paylaşarak Tunç’u Twitter hesabından hedef gösterdi. Şener, “Şu çocuk yaşta terörist haline getirilen çocukların bedeni üzerinden geçimini sağlayan birisin sen” dedi. (HABER MERKEZİ)

    “BENİM SESİM 40 YILDIR BARIŞ VE HAKİKAT İÇİN ÇIKIYOR”

    Nedim Şener’in yaptığı paylaşımlara yanıt veren Ferhat Tunç, “Benim sesim kırk yıldır barış ve hakikat için çıkıyor Nedim. Senin gibilerin ise ölüme, savaşa iştahı kabarıyor. Az söylemişim. Kendi güvencen, ‘özgürlüğün’ için güce teslim olacak; çoluk çocuğun, gencecik bedenlerin ölümüne alkış çalacak kadar kirlisin” dedi.

    “TARİH SENİN GİBİLERİ KİRLİ SAYFASINA BİLE YAZMAYACAK”

    Nedim Şener’in “Kürt düşmanı” suçlamasına da yanıt veren Ferhat Tunç, “Senin gibiler her dönemin Kürt düşmanı. Sadece Kürtlere değil, Türkiye toplumunun da zararınasın. Bugün de seçme-seçilme hakkının gasbına,çoluk çocuğu öldüren bombalara alkış tutmakla görevlisin. Mesleğinin de yüz karasısın.Tarih senin gibileri kirli sayfasına bile yazmayacak Nedim” dedi.

    “YANDAŞLIK SENİ IŞİD’İ BİLE AKLAMAYA SÜRÜKLÜYOR”

    Paylaştığı fotoğraflar için “Onlar, yeryüzünün en kanlı çetesi IŞİD’e karşı hepimizin güvenliğini sağlayan, Rojava’daki gençler. Dünyanın minnet duyduğu gençler” ifadesini kullanan Ferhat Tunç, Nedim Şener’e “İktidar yandaşlığın seni IŞİD’i bile aklamaya sürüklüyor” dedi.

    AVUKAT EREN KESKİN’İ DE HEDEF GÖSTERMİŞTİ

    Suriye’ye başlatılan askeri operasyonun değerlendirildiği bir programa katılan Nedim Şener, kendisine sosyal medya hesabından “Nedim Şener sen nasıl bir Kürt düşmanısın” diye seslenen Avukat Eren Keskin’e hakaret etmiş, “HDP ve PKK’ya yakın bir avukat” diyerek hedef göstermişti. Keskin, Şener’in kendisini hakaret ederek hedef göstermesinin ardından tehditler aldığını söylemişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • KHK Mağduru Tunçdemir’e ‘örgüt propagandası’ndan beraat

    KHK Mağduru Tunçdemir’e ‘örgüt propagandası’ndan beraat

    PİRHA- KHK ile ihraç edilen Eğitim-Sen Üyesi ve PSAKD’nin eski Kartal Şube Başkanı  Songül Tunçdemir’in bugün Malatya 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde  3. duruşması görüldü. Duruşmada mütalaa veren savcı propaganda da Tunçdemir hakkında berat isterken örgüt üyeliğinden hapis cezası istedi. Mahkeme de Tunçdemir hakkında beraat kararı verdi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Kartal Şubesi önceki dönem başkanı ve KHK ile ihraç edilen Eğitim-Sen Üyesi Songül Tunçdemir’in 3. duruşması bugün saat 10:00’da Malatya 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Duruşmaya PSAKD Kartal Şubesi Eski Başkanı Songül Tunçdemir İstanbul Çağlayan Adliyesi 28. Ağır Ceza Mahkmesi’nde SEGBİS yöntemiyle katılırken, Eğitim- Sen Malatya Subesi Eski Başkanı Tarık Kaya ve davanın avukatları duruşmada hazır bulundu.

    Duruşmada mütalaa veren savcı propaganda da beraat kararı verirken örgüt üyeliğinden Tunçdemir’e ceza istedi. 25 Aralık’ta karar duruşması görülecek.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Alevi köylerine cami yapılması 12 Eylül dönemini hatırlatıyor’-VİDEO

    ‘Alevi köylerine cami yapılması 12 Eylül dönemini hatırlatıyor’-VİDEO

    PİRHA- Alevilerin yaşadığı hak ihlallerine ilişkin konuşan eski CHP Milletvekili Mehmet Tüm, “Eğer bu ülkede Aleviler  biz Aleviyiz bizim ibadet yerimiz cemevleri diyorsa başkasına hiçbir söz düşmez. Çünkü inanç kişinin kendisi ile ilgilidir. Devletin dini ve mezhebi olmaz” dedi.

    Haberin videosu

    Eski CHP Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm, Alevi köylerine cami yapılması, Alevi çocuklarına zorla din derslerinin dayatılması, cemevlerinin ibadet yeri olarak görülmemesine ve Alevilerin yaşadığı hak ihlallerine ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Bu çağda halen Alevilerin sorunlarının çözülmemesinin ülke adına utanç verici olduğunu dile getiren Tüm, Alevilerin bu ülkede bugün eşit yurttaş olarak görülmesi gerekirken asimilasyon ve baskı politikalarına maruz kalmasının doğru olmadığını kaydetti.

    Tüm, “Aleviler bugün dünyanın her yerinde kendi imkanları ile cemevleri yapıyorlar ancak halen  devlet cemevlerini inanç yeri olarak kabul etmiyor. Bu devlet politikasından ve bu tekçi devlet anlayıştan vazgeçmek gerekiyor. Bu ülkede herkesin inancı kutsaldır. Eğer bu ülkede Aleviler biz Aleviyiz bizim ibadet yerimiz cemevleri diyorsa başkasına hiçbir söz düşmez. Çünkü inanç kişinin kendisi ile ilgilidir” dedi.

    Devletin dinin ve mezhebinin olmayacağına vurgu yapan Tüm, “Bizim ülkemizde devletin dini ve mezhebi var. Bugün Diyanet İşleri Başkanlığı var ve bütçesi 11 bakanlıktan daha fazla. Ancak bu bütçe Alevilerin verdiği vergi ile oluşuyor. İmamlara ve belli bir kesime tek taraflı sürekli bu kaynağı aktarıyorlar ancak Alevilere bir kuruş para ödenmiyor. Devlet bu taraflı anlayışından vazgeçmeli. Ve bu ülkede inançları ne olursa olsun Alevilere, Sünnilere ve herkese eşit davranmalıdır. Ama devlet her konuda olduğu gibi Aleviler konusunda bir adım atmış değil.

    “BÜTÜN İNANÇLARA EŞİT DAVRANILMALIDIR”

    İktidarın Aleviliğe dair olan tüm terimleri programından kaldırdığını ve Alevileri aslında iktidarın hedefi haline getirdiğini belirten Tüm, şöyle devam etti:

    “Devlet katında evet Aleviler bizim yurttaşlarımız bunların inanç yeri cemevi denilse bu problem ortadan kalkar. İsteyen cemevine, isteyen camiye isteyen, kiliseye gider. Zaten demokratik devlet budur. Bütün inançlara eşit davranılmalıdır. Ama ne yazık ki Aleviler üvey evlat muamelesi görüyor ve yok sayılıyor. Bu nedenle Alevilerin daha çok örgütlenmesi bu konuda daha çok mücadele etmesi gerekiyor.”

    “YAKILMALARINA, KESİLMELERİNE RAĞMEN ALEVİLER DİP DİRİ AYAKTA”

    Alevilerin sorunlarının çok basit olduğunu parlamentoda Alevilerin inanç ve ibadet yeri olan cemevlerinin tanınması durumunda sorunların 5-10 dakikada çözülebileceğine işaret eden  Tüm, Alevilerin taleplerine ve sorunlarına ilişkin şunları aktardı:

    “Sivas’ta diri diri insanlar yakıldı. Madımak Otelini utanç müzesi yapın. Halen onu bile yapmadılar. Alevi çocuklarına zorunlu din dersi öğretmeyin. Çünkü Alevi çocukları kendi inançları ile büyümek istiyorlar. Zoraki bir inanç dayatılmaz. Bu topraklarda Alevileri asimile etmeye çalıştılar ama başaramadılar. Tarihte yakılmalarına, asılmalarına rağmen, kesilmelerine rağmen bu ülkede halen Aleviler dip diri ayakta ve giderekte örgütleniyorlar. Bugün Avrupa’nın birçok ülkesinde Alevilik okullarda ders olarak öğretiliyor. Kendi ülkemizdeki insanların kendi inancını yasaklanması kadar acı bir şey var mı? Bütün sorun demokratik devlet olmamasıdır. Devlet yurttaşlarına eşit davranmıyor.”

    “DARBECİ BİR ANLAYIŞLA BU ÜLKE İDARE EDİLİYOR”

    Son dönemlerde Alevi köylerine yapılan camilere ilişkin sorduğumuz soruyu ise Tüm şöyle yanıtladı:

    “Alevi köylerine cami yapılması olayı 12 Eylül Kenan Evren dönemini hatırlatıyor. Halen o günden bugüne kadar yol almış değiliz. Tamamen darbeci bir anlayışla bu ülkeyi idare ediyoruz. Yani zoraki bir şeyi dayatmak senin ibadet yerin cemevi ama ben sana başka bir yer gösteriyorum. Bu mümkün değil. Bu insanın doğasına aykırıdır. Bunu kabul etmek mümkün değil. Önce bu tutumdan bu devlet ve bu iktidar vazgeçmeli. Alevilerin demokratik hakkı olan cemevlerini ibadet yeri olarak kabul etmeli. Aleviler üzerindeki bu asimilasyon politikalarından bir an önce vazgeçmeleri gerekiyor.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kazdağları’nda yeni ağaç katliamı

    Kazdağları’nda yeni ağaç katliamı

    Kazdağları Direnişçileri, Atikhisar Barajı’na yaklaşık 3 kilometrelik mesafede, Koza Madencilik tarafından yapıldığı ileri sürülen ağaç katliamını belgeledi.

    Kirazlı Balaban bölgesinde direnişlerini sürdüren ve 115 günü aşkın bir zamandır çadırlı nöbet tutan Kazdağları Direnişçileri, Çanakkale’nin tek içme suyu kaynağı olan Atikhisar Barajı’na yaklaşık 3 kilometrelik mesafede, Koza Madencilik tarafından yapıldığı ileri sürülen ağaç katliamını belgeledi. Kazdağları Direnişçileri, “Kazdağları’ndan elinizi çekin, yeter!” açıklamasında bulundu.

    Evrensel’den Seçkin Sağlam’ın haberine göre uluslararası altın tekeli Alamos Gold tarafından yapılan ağaç katliamına ve maden çalışmalarına karşı direnen, 115 günü aşkın bir zamandır da çadırlı nöbet tutarak ağaç katliamına izin vermeyen Kazdağları Direnişçileri, bu kez de daha önce FETÖ soruşturması kapsamında TMSF’ye devredilen Koza Madencilik’in yaptığı ileri sürülen katliamı ortaya çıkardı. Çanakkale’nin tek ve alternatifsiz içme ve kullanma suyu kaynağı olan Atikhisar Barajı’na yaklaşık 3 kilometrelik mesafede bulunan alanda fotoğraflar çeken Kazdağları Direnişçileri, duruma tepki göstererek, “Kazdağları sistematik bir şekilde yok edilmeye devam ediliyor” dediler.

    “KAZDAĞLARI’NDAN ELİNİZİ ÇEKİN”

    Her Yer Kazdağları Grubu’ndan paylaşılan fotoğraflarla birlikte yapılan açıklamada, “Bu görüntüler Koza Madencilik’in Serçeler – Terziler altın ve gümüş madeni projesinin ÇED alanından alınmıştır. Koza Madencilik şu an bu alanda ağaç kesimi ve sondaj çalışmaları yapıyor. ÇED alanı Çanakkale’nin içme suyunu sağlayan tek baraj olan Attikhisar’a 3km. mesafededir. Alanda karşılaştığımız şirket yetkilileri ağaç kesiminin Orman Bölge Müdürlüğü tarafından yapıldığını iletti. Alamos Gold’un Kirazlı’da izlediği katliam yolunun aynısı diyebiliriz. Kazdağları’ndan elinizi çekin, yeter!” denildi.

    “KAZDAĞLARI’NDA TALAN BİTMİYOR”

    “Kazdağları’nda talan bitmiyor” denilen Kazdağları Kardeşliği Grubu ise, “Koza şirketi, Çanakkale’nin içme suyu kaynağı olan Atikhisar Barajı’na sadece 3,8 km mesafede açmak istediği Terziler-Serçiler altın ve gümüş madeni için sondaj çalışmaları yapıyor, ağaç kesiyor. Bu alan, Alamos Gold’un Kirazlı projesine sadece 10 km uzaklıkta bulunuyor. Alandaki çalışanlar ağaç kesiminin orman müdürlüğü tarafından yapıldığını söylüyorlar ve aynı Alamos Gold’un yapmaya çalıştığı gibi katliamın sorumluluğunu almıyorlar. Çalışmalar sonucu oluşacak asit kaya drenajı, içme suyu barajının ağır metallerle kirlenmesi riskini yaratıyor ve Alamos Gold’un Kirazlı’da yok ettiği yüz binlerce ağaca yenilerini ekliyor. Kazdağları sistematik bir şekilde yok edilmeye devam ediliyor” ifadelerine yer verdi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • AP milletvekillerinden Erdoğan’a Turgut Öker mektubu

    AP milletvekillerinden Erdoğan’a Turgut Öker mektubu

    Avrupa Parlamentosu (AP) Milletvekili ve AP Türkiye Delegasyonu Başkan Yardımcısı Özlem Alev Demirel’in inisiyatifiyle 34 Avrupa Parlamentosu milletvekili, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a mektup yolladı.

    Mektup, bir süre öncesinde hakkında dava açılan ve yurtdışına çıkma yasağı konulan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Onursal Başkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) 25. dönem milletvekili Turgut Öker’in durumunu konu ediyor.

    Milletvekilleri, Türkiye hükümetinden Öker’in yurtdışı yasağının kaldırılmasını ve muhalefet üzerindeki baskılara son verilmesini talep ediyor.

    Mektupta imzası bulunan Avrupa Parlamentosu milletvekilleri şöyle:

    -Özlem Alev Demirel,

    – Konstantinos Arvanitis

    – Michael Bloss

    – Martin Buschmann

    – Leila Chaibi

    – Ellie Chowns

    – Dimitros Papadimoulis

    -Ernst Cornelia

    – Freund Daniel

    – Fourlas Loucas

    – Gregorová Markéta

    – Horwood Martin

    – Incir Evin

    – Köster Dietmar

    – Kuhnke Alice

    – Langensiepen Katrin

    – Mavrides Costas

    – Michels Martina

    – Omarjee Younous

    – Kati Piri

    – Pelletier Anne-Sophie

    – Pineda Manu

    – Rego Abed Sira

    – Reintke Terry

    – Riba i Giner Diana

    – Satouri Mounir

    – Schieder Andreas

    -Schirdewan Martin

    – Scholz Helmut

    – Urban Crespo Miguel

    – Villanueva Ruiz Idoia

    – von Cramon-Taubadel Viola

    – Vollath Bettina

    – Julie Ward

    (HABER MERKEZİ)

     

  • 23-24 Kasım’da Ortaca’da bölge inanç toplantısı yapılacak

    23-24 Kasım’da Ortaca’da bölge inanç toplantısı yapılacak

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ortaca ve Fethiye Şubeleri “Yol cümleden uludur” şiarı bölge inanç toplantısı ve birlik cemi gerçekleştirecek.

    Muğla Ortaca’da Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ortaca ve Fethiye Şubeleri “Yol cümleden uludur” şiarıyla bir  araya geliyor. 23 Kasım Cumartesi günü saat 10:00-18:00 arası PSAKD Ortaca Cemevi ve  Kültür Merkezinde bölge inanç toplantısı yapılacak. 24 Kasım Pazar günü ise saat 13:00’te birlik cemi yapılacak.

    Birlik cemini Hüseyin Gazi Metin Dede, Erdoğan Sezer Dede, Turabi Yazıcı Dede yürütecek.

    (HABER MERKEZİ)

  • Önce tehdit sonra ihbar edildi

    Önce tehdit sonra ihbar edildi

    PİRHA- Bir süre önce “Savaş Karşıtı Yazarlar İnisiyatifi” adı altında imza kampanyası başlatan Gökhan Yavuzel, sosyal medyada “Senin gibiler nereye kaçarsa kaçsın ensenizdeyiz” şeklindeki sözlerle  tehdit edilip daha sonra ihbar edildi.

    Geçtiğimiz aylar “Savaş Karşıtı Yazarlar İnisiyatifi” adı altında bir imza kampanyası başlatan Gökhan Yavuzel tehdit edildi ve hakkında, yapılan ihbarlar sonucu 3 farklı emniyet müdürlüğünde soruşturma başlatıldı.

    Fatoş Aksoy isimli şahıs, “Hem bu ülkede ekmek yiyin hem insanları devlete karşı kışkırtın ve hem de terör örgütleri ile kol kola girin onlara hizmet edin. Yok artık öyle bir dünya, aldığınız nefesi bile biliyoruz. Senin gibiler nereye kaçarsa kaçsın ensenizdeyiz. Ben senin gibi vatan hainlerini ifşa edip çirkin yüzünü gün ışığına çıkarmayı kendine amaç edinmiş ve Türk ırkının gücünü göstermeye çalışan bir vatan sevdalısıyım” diyerek Yavuzel’i tehdit ederek Kayseri İl Emniyet Müdürlüğü’ne ihbar etti.

    Fatoş Aksoy isimli şahsın ihbarına Kayseri İl Emniyet Müdürlüğü’nün gönderdiği cevap şöyle:

    “‘Gökhan Yavuzel’ isimli terör yandaşı yazarın Savaş Karşıtı Yazarlar İnsiyatifi isimli imza kampanyası başlattığı ihbarımız ile ilgili olarak yapılan araştırma neticesinde Gökhan Yavuzel isimli şahsın kimlik ve adres bilgisi tespit edilmiş olup şahıs hakkında işlem yapılması için ilgili birime sevk edildiği bildirilmiştir.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kaz Dağları haberleri gazetecilerin tutuklanmasına gerekçe yapıldı

    Kaz Dağları haberleri gazetecilerin tutuklanmasına gerekçe yapıldı

    İzmir’de 16 Kasım’da tutuklanan MA muhabiri Ruken Demir ve JİN NEWS muhabiri Melike Aydın’ın Kaz Dağları’yla ile ilgili haberi suç delili yapıldı.

    İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında 12 Kasım’da evleri basılarak gözaltına Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Ruken Demir ile JİN NEWS muhabiri Melike Aydın, çıkarıldıkları İzmir 1. Sulh Ceza Mahkemesince “terör örgütü adına faaliyette bulunmak” suçlamasıyla 16 Kasım’da tutuklandı.

    Gazetecilere yöneltilen suçlamanın temelini ise, mesleki çalışmaları oluşturdu. Emniyet ve savcılık sorgularında her iki gazeteciye görüştükleri haber kaynakları, takip ettikleri ve kaleme aldıkları haberler üzerinden suçlamada bulunup ifadeleri alındı.

    Yöneltilen suçlamalardan biri açlık grevi eylemleri döneminde Ege Tutuklu Aileleri Yardımlaşma Derneği ve İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şube yöneticileriyle yaptıkları görüşmeler ve haberler oldu.

    İnsan hakları savunucularından görüşler almayı “örgüt adına faaliyette bulunma” suçlamasının delili olarak değerlendiren savcı, haberlerin “örgüt talimatı” ile yapıldığını iddia etti.

    KADIN CİNAYETİ PROTESTOSU ‘DEVLETİ KARALAMA’ OLDU 

    JİN NEWS muhabiri Melike Aydın’ın, Çiğli Kadın Platformu üyeleriyle yaptığı telefon görüşmelerinin de “örgüt talimatı”yla yapıldığı ileri sürüldü. Savcı 20 Haziran’da Menemen Açık Cezaevi’nden izinli çıkan boşandığı eşi tarafından katledilen Habibe Çevik ve kardeşi Fatma Akdağ’ın ölümünü protesto eden Çiğli Kadın Platformu’nu da “örgüt güdümünde hareket etmek”le itham etti.

    Savcı, platforma ilişkin değerlendirmelerinde “Örgüt güdümünde hareket eden Çiğli Kadın Platformu, ölümleri bahane ederek devleti karalamaya çalışmıştır” ifadelerini kullandı.

    KAZ DAĞLARI İDDİANAMEDE

    Hem Demir hem de Aydın’a yöneltilen ortak suçlamalardan biri ise altın madeni kurulmak istendiği için protesto eylemlerinin devam ettiği Kaz Dağları’na ilişkin yaptıkları haberler oldu. Doğal yaşam savunucuları ile yaptıkları görüşmeler neticesinde hazırladıkları haberler üzerinden gazetecilerin “Gezi olaylarına benzer bir kalkışmaya ön ayak olması için kurgu haber yapılması yönünde talimatlandırıldığı…” iddia edildi.

    (İzmir/MA)

     

  • Gazeteci Necdet Saraç: Alevi Bektaşi Temsilciler Meclisi oluşturulmalı-VİDEO

    Gazeteci Necdet Saraç: Alevi Bektaşi Temsilciler Meclisi oluşturulmalı-VİDEO

     PİRHA- Alevi örgütlerinin “Yolda birlik, mücadelede birlik” şiarıyla Garip Dede Dergahı’nda yaptıkları toplantıyı değerlendiren gazeteci Necdet Saraç, yapılan toplantıda acilen yeni kararların alınması gerektiğini dile getirdi. Alevi dünyasında günün ihtiyaçlarına cevap verecek bir alevi örgütlenmesine ve Alevi hedeflerine ihtiyaç olduğunu söyledi.

    Haberin Videosu

    16 Kasım Cumartesi günü İstanbul Küçükçekmece’de bulunan Garip Dede Dergahı’nda “Yolda birlik, mücadelede birlik” şiarıyla Alevi örgütlerinin bir araya gelmesine ilişkin gazeteci Necdet Saraç Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Alevi hareketinin çok önemli işler başardığını ifade eden Saraç, Alevi hareketinin bir durağanlık yaşadığını ve yeni kararlar alması gerektiğini belirtti. Saraç, “Alevi hareketi dernekler ile başlayıp federasyonlaştı ve bugünkü noktaya geldi. Bugün Türkiye’de eğer bu kadar Alevilik konuşuluyorsa Alevi derneklerinin ve federasyonlarının hakkını teslim etmek lazım. Ama bir dönem kapandı. Bu toplantıda artık çok kararlı ve radikal kararlar almamız lazım. Çünkü Alevi hareketi bir bütün olarak irtifa kaybetmiştir. Yani Alevi  hareketi hem  devlet kurumu açısından hem siyasi partiler açısından dünkü ağırlığından epeyce uzaklaşmıştır” dedi.

    “ALEVİ DÜNYASININ ARTIK YENİ KUŞAK YÖNETİCİLERE İHTİYACI VAR”

    Alevi dünyasının artık yeni kuşak yöneticilere ihtiyaç duyduğunu kaydeden Saraç,  “Alevi dünyasının oluşturmuş olduğu federasyon ve derneklerin yöneticileri sürekli  yer değiştirerek uzun süre yöneticilik yaptığını görüyoruz.Bu nednele bir değişikliğe ihtiyaç var. Niye bir değişikliğe ihtiyaç var? Çünkü yeni bir bakışa ihtiyaç var. Yeni bakıştan da kastım şu günün ihtiyaçlarına cevap verecek bir Alevi örgütlenmesine ve yeni Alevi hedeflerine ihtiyaç var” şeklinde konuştu.

    ” ÇOK KISA SÜREDE ALEVİ BEKTAŞİ TEMSİLCİLER MECLİSİ OLUŞTURMALI”

    Alevi hareketinin farklı isimler altında bu kadar fazla derneğe ve vakıfa ihtiyacının olmadığını dile getiren Saraç, Alevi Bektaşi  Temsilciler Meclisi oluşturması gerektiğine dikkat çekti. Saraç sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Alevi Bektaşi temsilcileri Alevi hareketini çok renkli bir görüntüden en azından söylem düzeyinde tekli bir noktaya taşıyabilir. Alevi Bektaşi Temsilciler meclisi Türkiye’deki ve Türkiye dışındaki Alevileri tek bir çatı altında toplar. Bu Alevi dünyasının da aslında bir biçimde kendi lobisini oluşturma açısından önemli bir hamle olabilir. Bu nedenle bu toplantı ile ilgili somut önerim herkesin kendi derneğinde ve federasyonunda bugüne kadar yaptığı işleri devam ettirerek Alevi dünyasına Alevilikte bir ağırlık oluşturması gerek. Çünkü Alevilerin  Türkiye’de bir ağırlık oluşturma şansı yok. Ülke düne göre farklı bir noktaya evrildi. Yani bugün Türkiye’de laiklik, hukuk noktasında çok ciddi sıkıntıları var. Alevi sorununun çözümü de bu anlamı ile bir birlikteliği ortak birleşme ortak bir söylemi bekliyor. Çünkü bu toprakların en eski sorunu Alevi sorunudur. Ama en geç örgütlenen ve halen kendi lobisini ve doğal lobisini oluşturmayan da Alevi hareketinin kendisidir. Bu nedenle Alevi Bektaşi Temsilciler Meclisi son derece önemli ve doğru bir hamle olacaktır. Sorunların çözümüne de ciddi katkısı olacaktır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • HSAKD Başkanı Önal: Yaptığımız toplantılara halk da katılmalı-VİDEO

    HSAKD Başkanı Önal: Yaptığımız toplantılara halk da katılmalı-VİDEO

    PİRHA- Alevi örgütlerinin “Yolda birlik, mücadelede birlik” şiarıyla Garip Dede Dergahı’nda bir araya gelmesini değerlendiren Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Dursun Önal, toplantıyı olumlu bulduğunu, bu toplantıların daha fazla yapılması ve  halkın da bu toplantılara katılması gerektiğini söyledi.

    Haberin Videosu

    16 Kasım Cumartesi günü İstanbul Küçükçekmece’de bulunan Garip Dede Dergahı’nda “Yolda birlik, mücadelede birlik” şiarıyla Alevi örgütlerinin bir araya gelmesine ilişkin Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Dursun Önal Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    “LAİK BİR TÜRKİYE CUMHURİYETİ ÖZLEMİMİZ VAR”

    Alevi kurumlarının, “Yolda birlik, mücadelede birlik” şiarıyla bir araya gelip toplantı yapmasını olumlu bulduğunu kaydeden Önal, “Bizim laik Türkiye Cumhuriyeti özlemimiz var. Ama maalesef şu an ki Anayasa tam anlamı ile laik değil. Ne zamanki Türkiye Cumhuriyeti laik olursa o zamanda Aleviler asimile olmaz. Tabi öncelikle laik olması lazım ülkenin. Şu an söylendiği kadar Türkiye Cumhuriyeti laik bir ülke değil” dedi.

    “BU TÜR TOPLANTILAR DAHA SIK YAPILMALI”

    Asimilasyona karşı etkili olsunlar diye kurumları, dernekleri oluşturduklarını  ve cemevlerini geliştirdiklerini kaydeden Önal, “Bu tür toplantıların biraz daha fazla olması halkın daha çok gelmesi ve herkesin bilinçlenmesi gerektiğini belirterek halkın bilinçlenmesi durumunda daha olumlu bir Anayasa için adım atılacağını söyledi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Tunceli Barosu: Devlet Dersim’den resmi özür dilemeli ve kamuoyu ile paylaşmalı

    Tunceli Barosu: Devlet Dersim’den resmi özür dilemeli ve kamuoyu ile paylaşmalı

    PİRHA- Tunceli Barosu, Seyit Rıza, oğlu ve arkadaşlarının idamının 82. yılı dolayısıyla bir açıklama yaptı. Baro, Dersim’de o dönem binlerce insanın kasıtlı olarak katledildiğini belirtti ve devletten 7 talepte bulundu. 

    Seyit Rıza, oğlu ve arkadaşlarının idamının 82. yılı dolayısıyla Tunceli Barosu bir açıklama yayınladı. Baro, “Adil bir yargılama yapılmadan Seyit Rıza 15 Kasım 1937 tarihinde Elazığ Buğday Meydanı’nda oğlu Resik Hüseyin ve diğer 5 Dersim ileri geleniyle birlikte idam edilmiştir. Gelinen aşamada Seyit Rıza ve diğer Dersim ileri gelenlerinin idamı ile sonuçlanan muhakemenin iadesi gerekmektedir. Dersim ismi de iade edilmelidir.” denildi.

    “HER YAŞ GRUBUNDAN BİNLERCE İNSAN KATLEDİLDİ”

    Tunceli Barosu açıklamasında, Dersim’de her yaş grubundan kadın ve erkek binlerce insanın kasıtlı olarak katledildiğini belirterek, binlerce kişinin de Türkiye’nin çeşitli yerlerine sürgün edildiğini ve gönderildikleri yerlerde mecburî iskâna tabi tutulduğunu hatırlattı.

    “EVLATLIK VERİLEN ÇOCUKLARDAN HABER ALINAMADI”

    Dersim’de 1937/38/39 yıllarında birçok çocuğun ailelerinden alınarak çeşitli ailelere evlatlık olarak verildiğini ve bu çocukların tamamına yakınından bir daha haber alınamadığını dile getiren Tunceli Barosu, “1937/38/39 Askerî Harekâtı süreci ve sonrasında on binlerce çocuk, kadın ve erkeğin insanlık vicdanını derin bir şekilde yaralayan hayal bile edilemeyecek kötülüklerin kurbanı olduğu tarihsel bir gerçektir” vurgusunu yaptı.

    “RESMİ ÖZÜR DİLENMELİ VE KAMUOYU İLE PAYLAŞILMALI”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 23 Kasım 2011’de bir toplantıda Dersim Katliamı’yla ilgili belgeler açıkladığını ancak bugüne kadar devletçe herhangi bir eylem ve işlemde bulunulmadığını kaydeden Tunceli Barosu şu talepleri sıraladı:

    – Resmi Özür dilenmesine ve özrün kamuoyuyla paylaşılmasına,

    – Dersim 1937.38.39 sürecine dair hakikatin tamamının kamuoyuyla paylaşılmasına,

    – Öldürülenlerin yakınlarının onurlarını, itibarlarını ve haklarını iade eden resmî bir açıklama yapılmasına,

    – Kayıpların (çocuk-kadın-yaşlı) nerede olduklarının araştırılmasına; öldürülenlerin kimliklerinin tespiti için araştırma yapılmasına;

    – Öldürülenlerin naaşlarının bulunması, tanımlanması ve ailelerin ve toplumların kültürel pratikleri veya mağdurların vasiyet ettiği veya ettiği varsayılan şekillerde yeniden defini için gerekli işlemlerin yapılmasına;

    – Öldürülenler için anma törenleri düzenlenmesine,

    – Dersim 1937/38.39 süreci ve sonrasında meydana gelen ihlâllerin doğru bir anlatımının uluslararası insan hakları hukuku ve uluslararası insancıl hukuk çalışmalarına yönelik dokümanlara dâhil edilmesini Avukatlık Kanunu’nun 76. ve 95. maddeleri hükümleri çerçevesinde talep ediyoruz.

    DERSİM/PİRHA

  • Kenanoğlu: Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklansın-VİDEO

    Kenanoğlu: Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklansın-VİDEO

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Seyit Rıza ve yoldaşlarını idam edilişlerinin 82. yıldönümünde Meclis’te andı. Kenanoğlu, “Dersim’de yaşananların, Dersim katliamının, o harekatın sebebinin, resmî açıklamasının Harçik Köprüsü’nün yıkılması ve karakolun basılması olarak ifade edilse de bunun gerçek sebeplerinin 1925 Şark Islahat Planı ve 1935 Tunceli Kanunu’nda gizli olduğunu hepimiz biliyoruz ya da bu konuyla ilgilenenler bunu biliyor” dedi.

    HABERİN VİDEOSU

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu,  TBMM Genel Kurul kürsüsünde yaptığı konuşma ile Seyit Rıza ve onun nezdinde Dersim katliamında yaşamını yitirenleri andı ve Dersimlilerin bugünkü taleplerinin neler olduğunu dile getirdi.

    82 yıl önce 15 Kasım 1937’de Seyit Rıza’nın Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildiğini hatırlatan Kenanoğlu, “Tarihte ‘Dersim kırımı’, ‘Dersim katliamı’ ya da Dersimlilerin deyimiyle ‘Dersim tertelesi’ diye adlandırılan, 1937-1938’de yaşananların birçok nedenin konuşulduğunu söyledi. Kenanoğlu, Dersim’de yaşananların, Dersim katliamının, o harekatın sebebinin, resmî açıklamasının Harçik Köprüsü’nün yıkılması ve karakolun basılması olarak ifade edilse de bunun gerçek sebeplerinin yani malum sebeplerinin 1925 Şark Islahat Planı ve 1935 Tunceli Kanunu’nda gizli olduğunu hepimiz biliyoruz ya da bu konuyla ilgilenenler bunu biliyor.” dedi.

    “ATATÜRK İLE SEYİT RIZA’NIN GÖRÜŞMESİNİN BELGELERİ YAYINLANDI”

    2011 yılında Dersim Katliamının kamuoyunca çokça tartışıldığını dile getiren Kenanoğlu, Dönemin Başbakanı, şu anki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ında Dersim’de yaşananların bir katliam olduğunu söyleyerek özür dilediğini hatırlattı. Kenanoğlu “Türkiye Cumhuriyetinde ‘Ayaklanmalar’ diye bir kitap var, Genelkurmayın yayını. Bu yayına da baktığınız zaman aslında yıkılan köprünün devletin yaptırdığı Harçik Köprüsü olmadığı, Dersim halkının yaptığı ahşap bir köprü olan Pah Köprüsü olduğunu ifade eder ve bu karakola yönelik bir ateşten bahseder. Sebepleri ayrıdır, bu ayrı bir tartışma ancak herhangi bir ölümden bahsetmez. Bu Genelkurmayın kendi yayınıdır” diyen Kenanoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Seyit Rıza’nın Erzincan’a geçmesi ve oraya daveti, görüşmesi de yine Millî İstihbarat belgelerince o dönemde açıklandı, var. Burada da kendisi ile görüşülmek üzere, bir sulh yapılması üzerine davet edildiği ve bu davet üzerine kendisinin icabet ettiği ama bunun bir bahane olarak uygulanıp, kendisinin tutuklanıp Erzincan’a götürüldüğü anlatılır ki bununla ilgili örneğin Mustafa Kemal Atatürk ile Seyit Rıza’nın görüşmesinin belgeleri de yayınlandı. Bu belge dönemin kimi gazetelerinde de yer almıştı, bunu tekrar hatırlatmak isteriz. Bu görüşmede de Seyit Rıza Mustafa Kemal Atatürk’e kendisinin nasıl davet edildiğini, nasıl söz verildiğini, bu sözlerin nasıl tutulmadığını ve bu olayın nasıl yaşandığını ifade eder.”

    “OĞLU GÖZLERİ ÖNÜNDE İDAM EDİLDİ”

    15 Kasım 1937’de idam edilen  Seyit Rıza’nın son arzusunun ‘Ben onun ölümünü görmeyeyim’ diyerek oğlunun kendisinden sonra idam edilmesini istediğin ancak buna rağmen oğlunun gözleri önünde idam edildiğini ve arkasından da kendisinin idam edildiğine dikkat çeken Kenanoğlu şunları dile getirdi:

    “Seyit Rıza idam edildiği zaman Dersim katliamının sona erdiğine dair açıklama yapılır ve o zaman ölü sayısı, yani öldürülen kişi sayısı 1.737’dir. Dersim operasyonu bitmiştir, 1.737 ölü vardır açıklanan tarihte. Ama Dersim katliamıyla ilgili dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın belgeleriyle açıkladığı ve bizce sayının çok daha fazla olduğunu bildiğimiz rakamlar, resmî rakamlara göre Seyit Rıza’nın idam edilmesinden sonra 12.069 kişi daha öldürülür. Yani aslında “Operasyon bitti.” denildikten sonra da 12.069 kişi ki bunların çoğu çoluk çocuktan ibarettir, mağaralarda zehirlenmiş kadınlardan ibarettir. İhsan Sabri Çağlayangil’in bu konuyla ilgili röportajı, anıları yayınlanmıştır; orada da bu anlatılır.”

    “ARŞİVLER AÇILSIN DERSİM İSMİ İADE EDİLSİN”

    Kenanoğlu son olarak sivil toplum örgütleri ile yapılan görüşmeler sonucu Dersimlerin katliama yönelik ve bugünkü şu taleplerini dile getirdi:

    “-Arşivler açılsın, Dersim ismi iade edilsin.

    – Dersim halkından özür dilensin ve özrün gereği yapılsın.

    -Sürgünler, kayıplar ve evlatlık alınan çocukların listeleri açıklansın.

    -Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklansın.

    -Dillerimize ve Kızılbaş Alevi inancımıza özgürlük tanınsın.

    -Munzur’daki baraj projeleri iptal edilsin.” deniliyor.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Açlık Grevi İzleme Heyeti: Grup Yorum’a toplum olarak sahip çıkmalıyız

    Açlık Grevi İzleme Heyeti: Grup Yorum’a toplum olarak sahip çıkmalıyız

    Açlık Grevi İzleme Heyeti, 154 gündür açlık grevinde olan Grup Yorum üyelerinin durumuna dikkat çekerek, yetkililere gereğini yapma çağrısında bulundu.

    Açlık Grevi İzleme Heyeti, adil yargılama talebiyle 154 gündür açlık grevinde olan Grup Yorum üyelerinin durumuna dikkat çekmek için Beyoğlu’nda bulunan İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi binasında basın toplantısı düzenledi. Açıklamaya, Grup Yorum üyesi Barış Yüksel’in annesi Zuhal Yüksel katıldı. Salona “Yaşamı ve insan onurunu savunuyoruz. Grup Yorum üyeleri 154 gündür açlık grevinde” pankartı asıldı.

    Hazırlanan ortak basın metnini okuyan İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, Açlık Grevi İzleme Heyeti olarak Silivri Kapalı Cezaevi’nde bulunan olan Grup Yorum üyelerini 13 Kasım’da ziyaret ettiklerini, eylemcilerin sürdürdükleri açlık grevinin nedenleri, cezaevinde karşılaştıkları sorunlar, ortaya çıkan sağlık sorunlarına dair bilgiler aldıklarını söyledi.

     ADİL YARGILAMA İÇİN GREVDELER

    Grup Yorum üyelerinin gizli tanık ifadeleri gerekçe gösterilerek tutuklandığını hatırlatan Yoleri, bir yıla yakındır tutuklu olmalarına rağmen çoğu hakkında henüz iddianame hazırlanmadığına dikkat çekti. Cezaevine giren Grup Yorum üyelerinin burada kötü muamele maruz kaldıkları için ve adil yargılama talebiyle açlık grevine başladıklarını kaydeden Yoleri görüşmedeki kendilerine aktarılanları şu şekilde açıkladı: “8 Ağustos ve 15 Ağustos tarihlerinde yapılan açık görüşler sırasında zorla müdahale edecekleri yönünde tehdit edildiklerini söylediler. Buna tepki göstermeleri nedeniyle darp edildiklerini,  hiçbir karar olmadığı halde açlık grevine başladıkları günden bu yana sohbet haklarından yararlandırılmadıklarını, kendilerine uygulanan tecrit ve baskının bu cezalar ve keyfi uygulamalar nedeni ile daha da ağırlaştığını ifade ettiler. İçerde ya da dışarıda Grup Yorum’a yönelik hukuka aykırı uygulamalar son bulana kadar açlık grevini sürdüreceklerini açıklamışlardır.”

    KAMUOYUNU DUYARLILIK GÖSTERMELİ”

    Görüşmenin devamında, Grup Yorum üyelerinin hastaneye sevkleri sırasında cezaevinde verilen kimliğin takılması zorunluluğu ve çift kelepçe uygulaması nedeniyle sorunlar yaşandıklarını aktaran Yoleri, “Bu uygulamayı protesto ettiklerini hastaneye götürülmediklerini belirttiler. Açlık grevi süresince sağlık durumlarının bağımsız bir hekim heyeti tarafından izlenmesini talep ettiklerini, ancak bu talebin reddedildiğini, bu talep ve sorunların takibi bakımından Tabip Odası ve İnsan Hakları Derneği’ne başvurularının olduğunu, yaşadıkları sorunlara ve çalışmalarını keyfi olarak yasaklanmasına karşı kamuoyunun duyarlılık göstermesini umduklarını sözlerine eklemişlerdir” ifadelerini kullandı.

    SAĞLIK SORUNLARI

    Açlık grevi nedeniyle kilo kaybı, ağız içi yaraları, yorgunluk, zaman zaman baş ağrısı, halsizlik, az uyku, soğuğa aşırı duyarlılık gibi şikayetlerin ortaya çıktığını söyleyen Yoleri, açlık grevinde olan Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek, Barış Yüksel ve Ali Aracı hakkında yaşadıkları sağlık sorunları hakkında bilgileri paylaştı.

    “Açlık Grevlerini İzleme Heyeti olarak;  hapishanelerde yaşanan can alıcı sorunlardan,  bu sorunlara çözüm üretilmemesinden kaygı duymaktayız” diyen Yoleri, “Tutukluların yetkililere sesini duyurabilmek için başvurdukları bu yöntemlerin yaygınlaşması endişelerini paylaşıyoruz. Seslerini duyabilmek için yapılan bu eylemlerin çözüm bulunması gerekir. Yaşam hakkını ve insanlık onurunu savunanlar olarak ölümler olmadan bir an önce yetkilileri sorunun çözüme kavuşturulması gerekir. Tutukluların bağımsız sağlık heyetleri tarafından takip edilme taleplerinin yerine getirilmesi, hastane sevkleri sırasında kart takılması ve kelepçe dayatması gibi insanlık onuruna ve İstanbul Protokolüne aykırı eylemlere son verme konusunda çağrıda bulunuyoruz” şeklinde konuştu.

    “SAHİP ÇIKMAMIZ LAZIM”

    Ardından söz alan Grup Yorum üyesi Barış Yüksel’in annesi Zuhal Yüksel, oğlunun yaptığı sanat çalışmalarını terörize ederek, tutukladıklarını vurguladı. Yüksel, “Yaptıkları eleştirel bir tavırdır. Bu tutuklamalarına gerekçe olamaz. 700 bine varan konserler düzenlediler. Çocuklarımızı terörize ederek, yalnız bıraktılar. Onlara toplum olarak sahip çıkmamız lazım. Herkesi duyarlı olmaya davet ediyorum” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)