Yazar: ismet sefer

  • ABF İnanç Kurulu’ndan bir ayrılık daha

    ABF İnanç Kurulu’ndan bir ayrılık daha

    PİRHA- Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Mersin Cemevine ziyareti sonrası görevinden istifası istenen ABF İnanç Kurulu ve Mersin Cemevi Başkanı Hasan Kılavuz’un bu talebi yerine getirmemesi üzerine Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği de ABF İnanç Kurulu’ndan ayrıldığını açıkladı. 

    Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Mersin Valisi Ali İhsan Su ve beraberindeki heyet Eylül 2019’da Mersin Cemevini ziyaret etmişti. Erbaş’ı burada Alevi Bektaşi Federasyonu İnanç Kurulu ve Mersin Cemevi Başkanı Hasan Kılavuz ve yönetim kurulu üyeleri karşılamıştı.

    Diyanet İşleri Başkanı’nın ziyaretine ilişkin açıklama yapan Alevi kurumları, ABF İnanç Kurulu Başkanı Hasan Kılavuz’un istifa etmesini ve görevden alınmasını istemişti.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) İnanç Kurulu’nun ABF İnanç Kurulu’ndan ayrılmasının ardından Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği de inanç kurulundan ayrıldığını açıkladı.

     “İNANÇ KURULU, MİSYONUNDAN UZAKLAŞMAYA DEVAM ETMEKTEDİR”  

    Yazılı bir açıklama yapan Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Dursun Önal, Aleviliğe ciddi katkı ve kazanımlar sağlayacağını umut ederek kurulan Alevi Bektaşi İnanç Kurulu’nun misyonu ve vizyonuyla örtüşmeyen gelişmeler yaşadıklarını kaydetti.

    Önal, “Yüzlerce yol ereni ile kuruluşunu ilan eden bu birlik, Aleviliğin inançsal yaşanan sıkıntılarına çözüm üretmesi, asimilasyon politikalarına karşı inançsal duruş sergilemesi ve kendi örgütlenmelerimiz içinde yaşanan sorunlara inançsal müdahaleyi yapabilmesi amacıyla yola çıkmıştı. Yanlış yönetimler ve aldıkları kararlar sonucu sadece iki buçuk yıllık bir süreçte küçülmeye neden olanlar sebebiyle İnanç Kurulu misyonundan uzaklaşmaya devam etmektedir” dedi.

    “RIZALIK ESASI YOK SAYILMIŞTIR”

    En son yapılan genel kurulda ve sonrasında rızalık esasına uyulmadığını, yine yakın zamanda Alevi Bektaşi İnanç Kurulu Başkanı seçilen Hasan Kılavuz’un Diyanet İşleri Başkanı ile görüşme şeklinde rızalık esasının yok sayıldığını belirten Önal şunları dile getirdi:

    “Bugün gelinen noktada ABF İnanç Kurulu Başkanı’nın, gerek Alevi inancına gerekse diğer inançlara hakaret eden, Sünni İslam’ı yayma ile görevli, cemevleri kırmızı çizgimizdir, diyen, Aleviliği yok sayan Diyanet İşleri Başkanını kabul etmiştir. Yapılan görüşmelerin içeriğinin ne olduğu hakkında herhangi bir bilgi verilmemesi, görüşmenin sonunda basından öğrendiğimiz kadarıyla Diyanet İşleri Başkanı’nın ABF İnanç Kurulu Başkanı’na adeta İslam’ı tebliğ etmek için Kuran hediye etmesi ve Hasan Kılavuz’un bu hediyeyi kabul etmesi bizleri derinden yaralamıştır.”

    “ABF İNANÇ KURULUNDAN AYRILDIĞIMIZI KAMUOYUNA BEYAN EDERİZ”

    ABF İnanç kurulunda ayrıldıklarını beyan eden Önal son olarak şunları kaydetti:

    “Geçerken uğradım anlayışı bizi değersizleştiren bir yaklaşım taşırken, kaldırılmasını istediğimiz kurum ziyaretini Alevi kamuoyuna kazanım diye sunması değerlerimizden ve taleplerimizden uzaklaştığının göstergesidir. Bu nedenle Hasan Kılavuz’un bu görevi bizler adına devam ettirmesini kabul edemeyeceğimizi ABF ve kamuoyu ile paylaşmıştık. Son yapılan İnanç Kurulu toplantısında Hasan Kılavuz’un inanç kurulu üyesi dedelere hakaret etmesi, “Gücü yeten varsa gelsin istifa ettirsin” gibi ifadeleri kullanarak toplantıyı terk etmesi; ayrıca son yapılan ABF Danışma Kurulu sonrasından bugüne kadar konuyla ilgili herhangi bir adım atılmadığından dolayı böyle bir birliğin içinde daha fazla yer alamayacağımızı ve Alevi Bektaşi İnanç Kurulu’ndan ayrıldığımızı Alevi toplumuna ve kamuoyuna beyan ederiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Çocuklara ‘değerler eğitimi’ dersini verecek öğretmeni müftülükler belirleyecek

    Çocuklara ‘değerler eğitimi’ dersini verecek öğretmeni müftülükler belirleyecek

    Okullarda çocuklara ‘değerler eğitimi’ dersini verecek öğretmenleri müftülükler belirleyecek

    Vakıflar ve derneklerle imzalanan protokoller, eğitim sistemi içinde giderek daha çok yer kaplıyor. Bu protokoller kimi zaman müftülükler ve Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden hayata geçiriliyor.

    Eğitim alanında protokoller üzerinden yürütülen süreç, ülkenin her yerinde devam ettiriliyor. Çeşitli vakıflar ve derneklerle imzalanan protokoller, müftülükler ve Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden de yaşama geçiriliyor. Geçen günlerde bazı illerdeki okul öncesi kurumlara ve ilkokullara “valilik oluru” ile gönderilen yazıda, “İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile İl Müftülüğü arasındaki iş birliği ile okul öncesi ve ilkokullarda kayıtlı öğrencilere değerler eğitimi verilerek milli, manevi, kültür ve ahlaki gelişmelerinin sağlanması amaçlanıyor” denildi. Yazıda, “bu protokol kapsamında görevlindirilecek olan eğitimciler ilkokul için en az ön lisans mezunu veya pedagojik formasyona sahip, okul öncesi kurumlarında ise en az ön lisans mezunu veya 4-6 yaş öğreticilik sertifikasına sahip kişiler arasından İl Müftülüğü tarafından görevlendirilecektir” ifadesi bulunuyor.

    “EĞİTİM, MEB KARARIYLA MÜFTÜLÜKLERE BIRAKILIYOR”

    Cumhuriyet’ten Figen Atalay’a konuşan Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, yapılan protokollere tepki göstererek şu değerlendirmeyi yaptı:

    ”Okul öncesi eğitimde yer alan öğrencilerimizin ‘okul öncesi eğitim programı’ üzerinden haftalık 30 saatlik eğitim hakkı da yok sayılarak, pedagojik formasyon almamış eğitimci niteliği taşımayan kişiler tarafından ‘Değerler Eğitimi’ adı altında çalışmalar gerçekleştiriliyor. Bu yaş grubu için bütün kazanımlar 30 saat üzerinden planlanıyor. Bunun 6 saatine müftülüğün belirlediği kişiler giriyor. Müftülük, Milli Eğitim Bakanlığı’nın üstünde bir yerde tanımlanıyor. Eğitim, MEB kararıyla müftülüklere bırakılmış oluyor.

    “PEDAGOJİK BİR KARŞILIĞI YOK”

    Ayrıca dünyanın her yerinde 4-6 yaş grubu çocuklara soyut bilgiler verilmesinin pedagojik bir karşılığı olmadığı, aksine çocukların bilişsel, psikolojik gelişimlerine telafisi olmayacak zararlar vereceği eğitimciler tarafından ortaklaşılan en temel ilkeler arasında yer almasına rağmen ısrarla bu protokollerin hayata geçirilmesi politikaları sürdürülmektedir.”

    “CİNSİYETÇİ BİR YAKLAŞIM”

    Toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesinin, eğitim alanından, çıkarılan yasalar, yönetmelikler ve düzenlemeler ile adım adım ortadan kaldırıldığına dikkat çeken Aydoğan, ”STK’ler adıyla ideolojik çalışma yürüten yapıların toplumsal cinsiyet eşitliğine bakış açısı kamuoyuna yaptıkları açıklamalar ve uygulamaları ile ortadadır. TÜGVA’nın 81 ilde yer alan yapılanmasında bir tane dahi kadının bulunmaması bile kadınlara yönelik bakış açısının bir fotoğrafıdır. Bu yapıların eğitim kurumlarında yürüteceği çalışmaların cinsiyetçi bir yaklaşımla yaşama geçirileceği çok net bir gerçekliktir” dedi.

    TÜRKİYE’NİN DE TARAFI OLDUĞU SÖZLEŞMELERİ HATIRLATTI

    Türkiye’nin, 1985 yılında CEDAW Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi, 2011 yılında İstanbul Sözleşmesi Kadına Karşı Şiddetin ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni imzaladığını hatırlatan Aydoğan şöyle devam etti:

    ”Kadınların yürüttüğü mücadelenin, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve kadın cinayetleri konusunda oluşan muhalefetin sonucunda hükümet bu sözleşmelerden kaynaklı yükümlülüklerinin gereğini yapmak zorunda kaldı. MEB ve YÖK toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı hareket etme konusunda adımlar atmaya başladı.

    “DUYARLI VATANDAŞLAR”

    Mücadele sonucunda kazandığımız hakları her dönemde çeşitli vesayet mekanizmaları hedef aldı. Ancak gelinen süreçte cinsiyetçi ideolojilerinin gereği olarak toplumsal cinsiyet eşitliğini hedef alan MEB ve YÖK’ün politikalarını belirleyen vesayet mekanizmalarının saldırıları daha da yoğunlaştı. Bu vesayet mekanizmasının en önemli özelliği “duyarlı vatandaşlar” adı verilen, tepki göstereceği ön kabulü ile hareket edilen, MEB ve YÖK’ü kendi politik çizgisi doğrultusunda hareket etmeye zorlayan kesimlerdir. Bu vesayet mekanizması MEB’ in ve YÖK’ ün politikalarını belirleyen temel aktörler haline geldi.

    “KAZANIMLARIMIZ MEB VE YÖK TARAFINDAN ORTADA KALDIRILIYOR”

    Toplumsal cinsiyet eşitliği, öğretim, özel eğitim ve rehberlik, yüksek öğretim programlarından, sosyal etkinlikler etkinlikler yönetmeliğinden çıkarıldı. Vesayet mekanizmalarının toplumsal cinsiyet eşitliğini hedef alan saldırıları sonucunda mücadele ederek elde ettiğimiz kazanımları her geçen gün kaybediyoruz. Adım adım kazanımlarımız MEB ve YÖK tarafından ortadan kaldırılıyor.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Mardin Kızıltepe Belediyesi’ne kayyım atandı

    Mardin Kızıltepe Belediyesi’ne kayyım atandı

    HDP’nin 31 Mart seçimlerinde yüzde 70.45 oyla kazandığı Kızıltepe Belediyesi’ne de kayyım atandı.

    İçişleri Bakanlığı, Halkların Demokratik Partisi (HDP) yönetimindeki Mardin’in Kızıltepe Belediyesi Eşbaşkanı Nilüfer Elik Yılmaz’ı görevden aldı. Yılmaz’ın yerine İlçe Kaymakamı Hüseyin Çam kayyım olarak atandı.

    31 Mart yerel seçimlerinde HDP’nin yüzde 70.45 oyla kazandığı Kızıltepe Belediyesi’ne Eşbaşkan olarak Nilüfer Elik Yılmaz ile Salih Kuday seçilmişti. HDP’li eşbaşkanları kentte ön seçim ile belirlenmişti. Seçimlerden sonra eşbaşkanlardan Salih Kuday’a, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile görevinden alındığı gerekçesi mazbatası verilmemişti.

    KAYYUMUN DUVARINA İLK BALYOZU İNDİRMİŞTİ

    Eşbaşkan Yılmaz, seçimden hemen sonra kayyım tarafından belediye etrafına örülen yüksek duvara ilk balyozu indirmişti.

    Mardin Valiliği, Eşbaşkan Yılmaz’ın görevden uzaklaştırılması ve yerine kayyım atamasına ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, Yılmaz’ın hakkında açılan soruşturmalardan kaynaklı görevden uzaklaştırıldığı ileri sürüldü.

    Söz konusu açıklamada şu ifadelere yer verildi: “İlimiz Kızıltepe Belediye Başkanı Nilüfer Elik Yılmaz hakkında; Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2014/111 Esas sayılı kovuşturma dosyası kapsamında ‘Silâhlı Terör Örgütü’ne Üye Olma’ suçundan yargılamasının devam ettiği, Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2019/1642 sayılı soruşturma dosyası kapsamında ‘Silahlı Terör Örgütü’ne Üye Olma’ suçundan soruşturmasının devam ettiği, Mardin Cumhuriyet Başsavcılığının 2019/8289 sayılı soruşturma dosyası kapsamında ‘Silahlı Terör Örgütü’ne Üye Olma’ suçundan soruşturmasının devam ettiği anlaşılmıştır.

    İlimiz Kızıltepe Belediye Başkanı Nilüfer Elik Yılmaz, hakkında devam eden adli işlem süreçleri göz önünde bulundurularak Anayasanın 127. maddesi ile 5393 sayılı Belediye Kanununun 47. maddelerine istinaden Bakanlığımızın 03.11.2019 tarihli onayı ile geçici bir tedbir olarak görevinden uzaklaştırılmış; Belediye Kanununun 45. ve 46. maddeleri kapsamında Kızıltepe Kaymakamı Hüseyin Çam Kızıltepe Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirilmiştir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Ceyhan Belediyesi’ne AKP Belediyesi döneminde kalan borçlar nedeniyle haciz geldi-VİDEO

    Ceyhan Belediyesi’ne AKP Belediyesi döneminde kalan borçlar nedeniyle haciz geldi-VİDEO

    PİRHA- Ceyhan Belediyesi’ne eski AKP’li belediye döneminde kalan borçlar nedeni ile haciz geldi. Hacize tepki gösteren Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar, “Bu borç bir önceki dönem AKP Belediyesine ait bir borçtur” dedi.

    Haberin Videosu

    CHP’li Adana Ceyhan Belediyesine AKP Belediyesi döneminden kalan borçlar nedeni ile haciz geldi. Hacize tepki gösteren Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar, bu borcun kendilerine ait olmadığını söyledi.

    Hacize gelen memurlara bu borcun bir önceki dönem AKP’li belediyeye ait olduğunu söyleyen Aydar, “Bu AKP döneminden kalan borcun haczidir. Burası dingonun ahırı değil. İşlemlerinizi tamamlamadan fatura kesip para almışsınız. Sahte evrak üzerinden hacize geliyorsunuz. Bunca hacize rağmen Ceyhan’da iş yapıyorum. Hırsızlarla, sahte faturacılarla işim olmaz. Ceyhan Belediyesi’nin bir kuruşunu kimseye yedirmem” dedi. (HABER MERKEZİ)

  • Türkiye’de her 100 üniversite mezunundan 26’sı işsiz

    Türkiye’de her 100 üniversite mezunundan 26’sı işsiz

    Gençlik Raporu’na göre 2004’te 97 bin 545 olan üniversite mezunu işsiz sayısı 2019’da 1 milyon 340 bine fırladı. Türkiye’de her 100 üniversite mezunundan 26’sı işsiz. Gençler çözümü yurtdışında arıyor.

    CHP’nin hazırladığı gençlik raporunda, 2004 yılında 97 bin 545 olan üniversite mezunu işsiz sayısının 2019 yılında 1 milyon 340 bine yükseldiği, Türkiye’de ne çalışan ne de okuyan 6 milyon gencin kayıp nesil olarak yetiştiği vurgulandı. CHP Genel Başkan Başdanışmanı Deniz Demir’in hazırladığı “Gençlik Raporu: İşsiz, Umutsuz, Geleceksiz” adlı çalışmada üniversite mezunları başta olmak üzere gençlerin yaşadığı sorunlar sıralandı. Raporda, şunlar yer aldı:

    Türkiye’de her 100 üniversite mezunundan 26’sı işsiz. Bu oran nüfus artışı, üniversite mezunu artışı ve iş alanlarının daralmasıyla birlikte katlanarak yükseliyor. İŞKUR verilerine göre, 2004 yılında 97 bin 545 olan üniversite mezunu işsiz sayısı 2019 yılında 1 milyon 340 bine ulaştı. Buna göre üniversite mezunu işsiz sayısı son 15 yılda 10 katın üzerinde bir artış gösterdi. Aynı dönemde lise mezunu işsizlerin oranı yüzde 47’den yüzde 25’e düştü. Bu veriler, üniversite eğitiminin “işsizliği ertelediği” gerçeğini ortaya koydu.

    Türkiye’de tarıma elverişli alanların yaklaşık yüzde 20’si tarımsal üretim dışında bulunuyor. 2002’de 7.5 milyon kişi tarım kesiminde faaliyet gösterirken bu sayı 2018’de 4.9 milyona düştü. Genel nüfus artışına karşın her yıl ortalama 150 bin kişi tarımdan, topraktan kopuyor.

    Toprağı terk edenlerin başında gençler geliyor. 10 yıl öncesine kadar çiftçilik yapanların yaş ortalaması 35-40 idi. SGK ve Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre Türkiye’de çiftçilerin yaş ortalaması 50’ye çıktı.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Suriye savaşı neden çıktı neden bitirildi?’-VİDEO

    ‘Suriye savaşı neden çıktı neden bitirildi?’-VİDEO

    PİRHA – Türkiye’nin Suriye’ye yönelik askeri operasyonunu ve yapılan ateşkesi değerlendiren PSAKD Genel Başkanı Gani kaplan, “Suriye savaşı neden çıktı neden bitirildi hiçbir bilgimiz yok. Barış isteyenlerin terörist ilan edildiği ‘savaşa hayır’ ve ‘savaş istemiyoruz’ diyenlerin gözaltına alındığı, tutuklandığı ve soruşturmaya tabi tutulduğu bir ülkede yaşıyoruz” dedi.

    Haberin Videosu

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan Türkiye’nin Suriye’nin kuzeydoğusuna yönelik askeri operasyonunu ve ardından yapılan ateşkesi Pir Haber Ajansı’na değerlendirdi.

    Suriye savaşının neden çıktığı, neden bitirildiği hakkında hiçbir bilgilerinin olmadığını kaydeden Kaplan, “Barış isteyenlerin terörist ilan edildiği ‘savaşa hayır’ ve ‘savaş istemiyoruz’ diyenlerin gözaltına alındığı, tutuklandığı ve soruşturmaya tabi tutulduğu bir ülkede yaşıyoruz. Türk tipi faşizm, Türk tipi şeriat dediğimiz budur” diye konuştu.

    “SAVAŞ BAHANE EDİLEREK HDP’YE YÖNELİK OPERASYONLAR YAPILIYOR”

    Suriye’ye yönelik başlayan savaşın ve Türk ordusunun oraya gitme nedenini açıklayamadıklarına dikkat çeken Kaplan, Suriye’ye yönelik başlatılan operasyonun gerekçelerini şöyle ifade etti:

    “HDP’nin 3 büyük belediyesine atanan kayyımları açıklayamadıkları gibi maalesef bunu da açıklayamadılar. Suriye’deki operasyonun ve savaşın başlatılmasının ana nedenini daha sonraki yapılan operasyonlardan görüyoruz. Nedir bunlar? Örneğin hareket başlar başlamaz Türkiye içerisinde çok ciddi operasyonlar başlattılar. Özellikle HDP’li belediyelere kayyımlar atayarak ve kayyımla görevden aldıklarını gözaltına alarak ve tutuklayarak operasyonların devam ettiğini görüyoruz. Yine savaşı bahane ederek Türkiye’nin dört büyük şehrinde özellikle İstanbul, Ankara, İzmir, Adana dahil HDP’ye yönelik operasyonlar olduğunu görüyoruz. Eş başkanların sokağa dahi çıkarılmadığına tanık olduk. İzmir’de de bu yaşandı. İzmir’de bizim Gündoğdu Meydanı’nda bir etkinliğimiz vardı, yasaklandı. Emniyetin yasaklar listesine bir baksanız gerçekten insanın tüyleri ürperiyor. Savaş karşıtı olmak barış istemek ‘savaşa hayır’ demek ve bunların meydanlarda konuşulmamasına dair bize tebligat gönderdiler. Tabiki devlet ve emniyet bunları istedi diye biz susacak bir kurum değiliz.”

    “ALEVİ KURUMLARININ BİRLİK VE BÜTÜNLÜĞÜNE YÖNELİK OPERASYONLAR YAPILDI”

    Savaştan sonraki süreçte içeriye yönelik operasyonlara bakıldığında devletin aklının çok çeşitli çalıştığını belirten Kaplan, “Bir yandan HDP’ye yönelik operasyonlar başlarken diğer yandan da Alevi kurumlarının birlik ve bütünlüğüne yönelik operasyonların olduğunu gördük” dedi. Kaplan devletin Alevilere yönelik planlarını ve operasyonlarını şöyle aktardı:

    “2019 yılında Sivas anmalarına tüm Alevi kurumları birlikte giderek birlikte yol yürüdü. Fakat devlet bize öyle bir operasyon çekti ki Türkiye’nin en büyük cemevi olan Mersin Cemevine Diyanet İşleri Başkanını gönderdi. Öyle bir operasyon çekti ki Alevi Kültür Dernekleri ve Pir Sultan Abdal kültür Dernekleri’nin yan yana yürümesi örgütümüz tarafından ihanet olarak algılanmaya başladı. Bu anlamda tam da devletin tuzağına düşmüş olduk. Devlet böyle bir operasyonu yürütürken diğer bir taraftan da özellikle son süreçte Pir Sultan örgütlülüğünün kadrolarına yönelik bir gözaltı ve operasyonların olduğunu görüyoruz. Bu da bir Alevi kurumunun devletle yan yana yürüyor imajı verilirken diğer bir Alevi kurumu da terörist olarak gösteriliyor. Kurumun tüzel kişiliğini ve kimliğini terörize ederek bir operasyon gerçekleştirdiğini görüyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • 01 KASIM CUMA 2019-GÜNDEM

    01 KASIM CUMA 2019-GÜNDEM

    -Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan Türkiye’nin Suriye’nin kuzeydoğusuna yönelik askeri operasyonunu ve ardından yapılan ateşkesi Pir Haber Ajansı’na değerlendirdi. GÖRÜNTÜLÜ

    -Alevi köyünde inşaatı devam eden cami yapımına karşı Aşağısallıpınar Köyü’nün şehirde yaşayan köylüleri, yapılan caminin cemevine çevrilmesi için imza kampanyası başlattı. Cami inşaatına tepki gösteren dedeler Hamza Takmaz ve Süleyman Deprem, bu asimilasyon politikalarına karşı gerekirse köye gidip köy meydanında cem yapacaklarını söyledi. GÖRÜNTÜLÜ

  • Alevi Bektaşi Federasyonu İnanç Kurulu’ndan Diyanet istifası

    Alevi Bektaşi Federasyonu İnanç Kurulu’ndan Diyanet istifası

    PİRHA- Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Mersin Cemevi ziyaretine  ilişkin yeni bir açıklama yapan PSAKD İnanç Kurulu, ABF İnanç Kurulu’ndaki görevlerinden istifa ettiğini duyurarak sorumluluklarını yerine getirmesi için ABF ve bileşenlerini göreve davet etti.

    Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Mersin Valisi Ali İhsan Su ve beraberindeki heyet geçtiğimiz ay Mersin Cemevini ziyaret etmişti. Erbaş’ı burada Alevi Bektaşi Federasyonu İnanç Kurulu ve Mersin Cemevi Başkanı Hasan Kılavuz ve yönetim kurulu üyeleri karşılamıştı.

    Diyanet İşleri Başkanının ziyaretine ilişkin açıklama yapan Alevi kurumları, ABF İnanç Kurulu Başkanı Hasan Kılavuz’un istifa etmesini ve görevden alınmasını istemişti.

    Alevi-Bektaşi toplumunun temel taleplerinden biri olan ‘Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kapatılması’ konusunda tüm Avrupa – Türkiye Alevi hareketinin hemfikir olduğu kaydedilen açıklamada, “Kurumlarımız, üyelerimiz inancımızı taşıyan tüm canlarımızla birlikte kapatılması için mücadele ettiğimiz, muhatap olarak almadığımız hatta varlığını dahi kabul etmediğimiz Diyanet işlerinin Başkanının ABF İnanç Kurulu Başkanı Hasan Kılavuz tarafından Mersin Cemevi’nde ağırlanması bizleri derinden yaralamıştır” ifadeleri kullanıldı.

    “DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI ALEVİ TOPLUMUNUN MUHATABI DEĞİL”  

    Alevi toplumunun demokratik mücadelesinde muhataplarının belli olduğu belirtilen açıklamada, “Ülkemizi yönetenlerden, devlet organlarından, mülki amirlerden gelecek davetler kendi içerisinde bir muhataplık barındırdığından görüşmenin yapılabileceğini, buna yönetim kurulları ya da cemevleri yöneticilerinin karar vermesi gerektiği ve yapılan görüşmelerde ise şeffaflığa dikkat edilmesi gerektiğini belirterek, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Alevi toplumunun muhatabı olmadığını tekrar etmekte fayda görüyoruz” denildi.

    Açıklamanın devamı şöyle:

    Üzerinde cübbesi ile ‘Öylesine bir ziyaret’ gibi gösterilmeye çalışılan ziyaretin altında yatan düşünceyi bizler biliyoruz ve diyoruz ki, demokratik bir ülkede yaşama özlemimiz ve İnancımızın özgürlüğü mücadelesinde muhatap almadığımız Diyanet İşleri Başkanı’nın bize vermek istediği muhataplık mesajı bizim nazarımızda bir kıymete sahip değildir. Ayrıca bizim cemevimiz bahsi geçen kişilerin öylesine geçiyorken uğrayacağı bir kurum değildir. Alevi toplumunun temel taleplerini çözecek olanlar, bu ülkenin meclisi ve yöneticileridir. Diyanet işleri Başkanı değildir.

    “BENİ İSTİFA ETTİRENİN ANLINI KARIŞLARIM”

    ABF Bileşenleri tarafından bin bir emekle kurulan İnanç Kurulu’nda bulunan her canımız bilir ki bizim ilkelerimiz kişi, makam gözetmeksizin her canımız için geçerlidir. Bundan dolayıdır ki yapılan yanlışın sorumluları ısrarla kendilerine söylememize rağmen medyaya yaptıkları savunmada bu görüşmeyi zafer diye sunmayı yeğlemiş, eleştirilerimize kulak asmamış ve yetmemiş gibi bizlere hakaretlere varan ifadeler kullanmışlardır. Hasan Kılavuz, PSAKD’yi temsilen toplantıda bulunan canlarımızın dedeliklerini, inançlarına olan bağlılıklarını, Aleviliklerini sorgulamaya varana kadar birçok hakaretle karşılık vermiştir. Hatta, toplantıda ayağa kalkıp ‘’Beni istifa ettireceklerin alnını karışlarım!’’ ‘’Gücü yeten varsa gelsin istifa ettirsin!’’ gibi cümlelerle eleştirilere tahammül etmediğini göstermiş ve ’ İnanç Kurulu’ toplantısını dağıtmıştır. Defalarca söylememize rağmen halen aynı tavrı sergilemekte ısrar etmektedir. Hasan Kılavuz bir an önce bu büyük hatasından vazgeçmelidir.

    “ABF’DEN İSTİFA EDİYORUZ”

    Böylesi bir ortamda ABF İnanç Kurulu’nda bulunan Pir sultan Abdal Kültür Derneği İnanç Kurulu (PSAKD-İK) üyesi olan bizler, mevcut ABF İnanç Kurulu’nda artık yönetimin demokratiklikten uzak olduğunu üzülerek belirtmek istiyoruz. Bu kurulun ben merkezci, tekçi bir yönetime dönüşmesine engel olmak için verdiğimiz mücadelemizde artık bir yol alabileceğimizi düşünmüyoruz. Bu sebeple biz ABF İnanç Kurulu’nda görevli olan canlar, bulunduğumuz görevlerimizden istifa ediyoruz. Üyesi olduğumuz kurumumuz PSAKD, ABF’nin en önemli bileşenlerinden biridir. Kurumumuzun ve bizim üst kurumumuz olan ABF, ilkeler ve yol değerlerine kopmaz bağlarla bağlıdır. Kişilerin inisiyatifine bağlı değildir. Bundan dolayıdır ki kişilerin, kurullarımızın gereklilikleri yerine getirmesini beklemek biz üye ve emekçilerin en doğal hakkıdır.

    “ABF VE BİLEŞENLERİNİ GÖREVE DAVET EDİYORUZ”

    Alevi toplumuna yapılan bu haksızlığa karşı ABF ve bileşenlerini bu olayın sorumlularına karşı göreve davet ediyoruz. Nedeni ne olursa olsun Diyanet İşleri Başkanı’yla yapılan görüşmeye rızalığımız yoktur. Hasan Kılavuz’un göreve devam etmesi durumunda ABF yönetiminin de vebal aldığını düşünmekteyiz.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Gazeteci Emre Orman tahliye oldu

    Gazeteci Emre Orman tahliye oldu

    PİRHA- Sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek tutuklanan Gazeteci Emre Orman tahliye oldu.

    Sosyal medya hesabından yaptığı savaş karşıtı paylaşımları gerekçe gösterilerek gözaltına alınan ardından çıkarıldığı mahkemece “örgüt propagandası yapmak” suçlamasıyla tutuklanan Net Haber Ajans muhabiri Emre Orman tahliye oldu.

    Ne olmuştu?

    Sabah saatlerinde Ataşehir Kayışdağı’nda gözaltına alınan Orman, Vatan Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldükten sonra İstanbul Anadolu Adliyesi’nde hakim karşısına çıkarılmıştı.

    Sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek gözaltına alınan gazeteci Orman, çıkarıldığı mahkemece “örgüt propagandası yapmak” suçlamasıyla tutuklanmıştı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Faruk Bildirici’nin RTÜK üyeliği düşürüldü

    Faruk Bildirici’nin RTÜK üyeliği düşürüldü

     Radyo Televizyon Üst Kurulu Üyesi Faruk Bildirici’nin sosyal medyadan duyurduğu RTÜK üyeliğinin düşürülmesi teklifi RTÜK’te kabul edildi. Bildirici, 2’ye karşı 6 oyla üyelikten çıkarıldı. düşürülmesi için teklif verildi. Bildirici, “Üyeliğim, RTÜK başkanının hukuksuz olarak üç yerde birden görev almasına karşı çıktığım, yanlışları eleştirdiğim ve kamuoyuna duyurduğum için düşürülmek isteniyor” dedi.

    CHP kontenjanından RTÜK üyesi olan gazeteci Faruk Bildirici’nin üyeliğinin düşürülmesi için teklif verildi. Bildirici, RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’in üç yerde görev yaptığının ortaya çıkmasının ardından kendisini eleştirmiş ve istifa etmeye çağırmıştı.

    Faruk Bildirici, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada “Üst Kurul toplantısında şu anda Başkan Şahin’in üyeliğimin düşürülmesi önerisinin gündeme alınması görüşülüyor. Yasa gereği ben salondan çıkarıldığım için beni CHP kontenjanından seçilen İlhan Taşçı savunuyor. Üyeliğimin düşürülmesi mücadelemi etkilemez ancak anti demokratik bir yol açılmış olur. Beş oyu bulan taraf susturmak istediği muhalif üyeyi kuruldan atabilir. RTÜK’te muhalefete izin vermeyen, siyasi iktidarın uzantısı ve tek sesli bir dönem başlar” diye konuşmuştu.

    Bildirici, üyeliğinin düşürülmesinin ardından Twitter hesabından şu açıklamayı yaptı:

    “Hukuksuzluk galip geldi RTÜK üyeliğimi düşürme kararı verdiler. Muhalefet yapmanın bedeli üyeliğimin düşürülmesi oldu. Bu tahammülsüzlüğü, hukuksuzluğu, anti demokratik kararı yargıya götüreceğim

    NE OLMUŞTU?

    Bildirici, RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’in TÜRKSAT ve Basın İlan Kurumu yönetim kurullarına üyeliği bulunduğunu açıklamıştı. RTÜK yasasına işaret ederek üyeliklerin ‘etik ve yasa dışı’ olduğunu ifade eden Bildirici, Şahin’in “RTÜK’teki görevlerinden çekilmiş sayılması” için TBMM ve RTÜK Başkanlığı’na dilekçe vererek, gereğinin yapılmasını talep etmişti.

    Bildirici, RTÜK Başkanı ve başkan vekilinin başka bir yerde görev almalarının kanunen yasak olduğunu belirterek, Şahin’in TÜRKSAT ve Basın İlan Kurumu yönetim kurullarında “hükûmeti temsilen” görev aldığını kaydetmişti. Bildirici, Şahin’in RTÜK Kanunu’nun 38. Maddesi ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin ek 16. Maddesini ihlal ettiğini ve görevinin düştüğünü belirtti. Bildirici’nin dilekçesi RTÜK’ün ardından TBMM Başkanlığı’na da sunulmuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Demirtaş’tan muhalefete: Günü geldiğinde kimse bağrına taş basmayacaktır

    Demirtaş’tan muhalefete: Günü geldiğinde kimse bağrına taş basmayacaktır

    HDP’nin önceki dönem eş genel başkanı Selahattin Demirtaş, yaşanan son süreçte sessiz kalan muhalefeti eleştirirken, ”Günü geldiğinde kimse bağrına taş basmayacaktır” dedi.

    Selahattin Demirtaş’ın cezaevindeki tutukluluk süresi 3 yıla ulaştı. 4 Kasım 2016’dan bu yana tutuklu olan HDP’nin bir önceki eş genel başkanı Selahattin Demirtaş, hiç kimsenin bugünleri unutmayacağını, ‘günü geldiğinde kimse bağrına taş basmayacağını’ belirterek, “Dünyanın bütün güçleriyle görüşmeyi ve müzakere etmeyi meşru sayıp sıra Kürtlerle diyaloğa gelince ‘teröristlerle görüşme yapılmaz’ diyen iktidarı da muhalefeti de Kürtler hatırlayacaktır. Kürt siyaseti de ittifak politikasını sürdürecekse halkın bu hassasiyetini dikkate almalıdır. Bu kırılma giderilmeden mesafe kat edilemez diye düşünüyorum” dedi.

    “HDP HER KOŞULDA DEMOKRASİ İÇİN MÜCADELE EDECEK”

    HDP’nin her koşulda demokrasi içi mücadeleye devam edeceğini vurgulayan Demirtaş “Kaybeden de HDP ve demokrasi güçleri olmaz. Barış yerine savaş politikalarını savunanların siyaseti, iktidarın yanında olan herkese kaybettirir” yorumunda bulundu.

    “Elimizde direnmek dışında bir seçenek yok. Umutsuzluğa gerek yok. (Cezaevindeki durumuna Türkiye merceğinden bakarak) Tek adamın dizinin dibinde yaşayanlardan daha özgürüz” diyen Demirtaş, Yeni Özgür Politika’dan Yavuz Özcan‘ın sorularını yanıtladı. Demirtaş’ın açıklamaları özetle şöyle:

    İnsanlarımız haklı olarak çok öfkeliler ancak bu öfkeyi halklara, bireylere değil zihniyetlere yöneltmektir doğru olan. Hepimiz zaman zaman halkların kardeşliği kavramını kullanıyoruz. Ancak siyaset bilimi açısından ‘kardeşlik’ yerine ‘eşitlik’ kavramı daha uygun düşer. Eşit olduktan sonra kardeş olmak işin en kolayıdır.

    “DUYGUYLA DEĞİL AKLIMIZLA HAREKET ETMELİYİZ”

    Bu dönemlerde Kürtlerde yaşanan duygusal kopuş, aşırı milliyetçi savrulmalara yol açarsa bunun kimseye yararı olmaz. Evet Kürtler öfkeli ve haklı olarak kırılmış, yaralanmışlardır. Bu yaraları sarmanın yolu her zaman duyguyla hareket etmek değildir. Yeri geldiğinde aklımızı öne çıkararak kararlar almak zorundayız.

    “KÜRTLER GÜNÜ GELDİĞİNDE TANIMAZ”

    Ancak hiç kimse bugünleri de unutmayacaktır elbette. Günü geldiğinde kimse bağrına taş falan basmayacaktır, o bir kere olur. Barış isteyen halka özeleştiri sorumluluğu, savaşın arkasında hizalanan muhalefettedir. Onların yerinde olsam Kürt halkını hafife almazdım. Bugünden başlayarak kendimi affettirmek için pratikte ikna edici adımlar atardım. Yoksa yarın geç kalınmış olabilir. Kürtler kimsenin marabası, kuyruğu ya da payandası değildir. Bu savaşa koşulsuz destek sunanlar halka özeleştiri borçludurlar. Kürtlere sadece savaşı ve ölümü reva görenleri, Kürtler de günü geldiğinde tanımazlar.

    “BU KIRILMA GİDERİLMELİ”

    Dünyanın bütün güçleriyle görüşmeyi ve müzakere etmeyi meşru sayıp sıra Kürtlerle diyaloğa gelince “Teröristlerle görüşme yapılmaz” diyen iktidarı da muhalefeti de Kürtler hatırlayacaktır. Kürt siyaseti de ittifak politikasını sürdürecekse halkın bu hassasiyetini dikkate almalıdır. Bu kırılma giderilmeden mesafe kat edilemez diye düşünüyorum.

    (‘Son dönemlerde HDP’ye partinin sol bileşenler etkisi ile Kürt meselesini ötelediği, tali plana ittiği eleştirileri yapılıyor’ sorusu üzerine): Her şeyden önce HDP’de siyasi mücadele yürüten tüm kesimler partinin asli unsurlarıdır. Yani birileri ev sahibi, birileri de misafir değildir. Bileşenleri bağlayan ortak nokta ise parti programıdır. Kürt sorunu HDP programının temel başlığıdır ve tüm HDP’liler bilir ki, Kürt sorunu çözüm yoluna girmeden Türkiye’de demokratikleşme konusunda mesafe kat etmek imkânsızdır… Sol bileşenler dahil, HDP’nin her bileşeni de Kürt halkının yoldaşı ve dostudur. Eleştiri olsun ancak yıpratma ve emeği hiçleştirme boyutlarına varıp da başka amaca hizmet etmesin diye düşünüyorum.

    (HABER MERKEZİ)

  • İmamoğlu’ndan kayyımlara tepki: Adaletsizliğe hep birlikte ‘Hayır’ demek mecburiyetindeyiz

    İmamoğlu’ndan kayyımlara tepki: Adaletsizliğe hep birlikte ‘Hayır’ demek mecburiyetindeyiz

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu, Fransa’da Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi’ne katıldı. İmamoğlu burada İstanbul seçimlerinin “örnek olması gerektiğini” söyledi, kayyım atamalarını eleştirdi.

    Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi (AYBYK) genel kurulunda Çarşamba günü Fransa’nın Strasburg kentinde düzenlenen Türkiye oturumuna konuşmacı olarak katılan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul seçimlerinin “örnek olması gerektiğini” söyledi, kayyımları eleştirdi.

    İmamoğlu, “İktidar, manipülasyonla kazanamadığı seçimi, seçimleri yönetmekle yetkili olan Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) kararıyla iptal ettirerek kazanmak istedi. Ama iktidarın gücüne rağmen yurttaşlarımızın güçlü iradesi 23 Haziran gecesi bir kez daha ve çok daha gür bir sesle demokrasiden yana oldu” şeklinde konuştu.

    YSK’nın iptal gerekçelerinden bazılarının aynı zamanda ceza mahkemelerinin konusu olduğunu hatırlatan İmamoğlu, “Ama aylar geçmesine rağmen kimse cezalandırılmadı, çünkü ortada zaten bir suç yoktu” dedi.

    “SEÇME HAKKINI ENGELLEMEK, DEMOKRASİ DIŞI KESİMLERİ GÜÇLENDİRİR”

    İmamoğlu kayyım atamalarına ilişkinse şöyle konuştu:

    “Seçimle gelenin, seçimle gitmediği yerde ne demokrasi olur ne de hukukun üstünlüğü kalır. Vatandaşın sandıktan çıkan iradesi, bir takım makam sahiplerinin kendi arzularına göre geçerli ya da geçersiz sayabileceği herhangi bir irade değildir. Vatandaşın seçme ve seçilme hakkını özgürce kullanmasının önüne engeller çıkarmak, demokrasi dışı arayışlar içindeki kesimleri güçlendirmekten başka bir işe de yaramaz. Bazı seçmen kesimlerini, bazı siyasi partileri, bazı seçilmişleri diğerlerinden ayrı tutmak, farklı ölçütler ve farklı kurallar uygulamaya kalkmak asla ve asla kabul edilemez.

    “Belediye başkanlarının görevden alınarak, yerlerine kayyım atanması ve bir kısmının tutuklanması özellikle hukuk devleti ilkesini ihlal etmektedir. Görevden alınmalar demokrasinin ilkelerine, mevcut hukuksal düzenlemelerimize ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelere de uygun değildir.

    “ADALETSİZLİĞE HEP BİRLİKTE HAYIR DEMEK MECBURİYETİNDEYİZ”

    “Siyasi partiler ve onların seçilmiş yöneticileri, milletvekilleri, belediye başkanları ya hukukun içindedirler ya da dışındadırlar. Buna nihai kararı verecek olan yargıdır. Siyasi irade değildir. Anayasa’da bu açıkça belirtilmektedir. Kime yapılırsa yapılsın, haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe açıkça ve hep birlikte ‘Hayır’ demek mecburiyetindeyiz. Çünkü bu bir adalet mücadelesidir, bu bir demokrasi mücadelesidir. Bu, millet iradesini koruma mücadelesidir. Demokrasi mücadeleleri uzun ve meşakkatlidir. Hiçbir fanatizme kapılmadan, hiçbir ayrımcılık yapmadan, korkmadan, yılmadan Cumhuriyetin ve demokrasinin değerlerini her koşulda, her zeminde savunmaya devam edeceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Tutuklanan cemevi yöneticisine “Cemevine gittin mi” sorusu

    Tutuklanan cemevi yöneticisine “Cemevine gittin mi” sorusu

    PİRHA-PSAKD Sarıyer Şube Yöneticisi Songül Çimen, Silivri Cezaevi’ndeki oğlunu ziyaret ettikten sonra gizli tanık ifadesi gerekçe gösterilerek geçtiğimiz hafta tutuklandı. Dosyada gizlilik kararı olduğunu söyleyen Çimen’in Avukatı Berrak Çağlar, Çimen’e, “Cemevine gittin mi?” diye sorulduğunu belirtti.

    İstanbul Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan oğlu Ümit Çimen’i 10 Ekim günü ziyaret eden Pir Sultan Abdal Kültür Deneği (PSAKD) Sarıyer Şube Yöneticisi Songül Çimen, bir dosyaya ilişkin “ifade eksikliği” olduğu söylenerek gözaltına alınmıştı.

    Vatan’daki İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde 4 gün gözaltında tutulan Çimen, 14 Ekim Pazartesi günü çıkarıldığı mahkeme tarafından, “gizli tanık ifadesi” ile tutuklanarak, Silivri Cezaevi’ne gönderildi.

    Çimen’in tutuklanmasına ilişkin bilgi veren Avukatı Berrak Çağlar, dosyada gizlilik kararının bulunduğunu ve tam olarak neyle suçlandığını bilmediklerini belirtti.

    “CEMEVİNE GİTTİN Mİ?”

    Çimen’in gözaltında ve çıkarıldığı mahkemede, “Cemevine gittin mi, cemevinde örgüt üyelerine yemek yaptın mı?” gibi sorularla karşılaştığını söyleyen Çağlar, “Songül Hanım da kendisinin Alevi, cemevinin de bir ibadethane olduğunu, burada yapılan yemeği gelen herkesin yediğini söyledi” dedi.

    ÇİMEN’E MÜKERRER DAVA AÇILACAK

    57 yaşında olan Çimen’in çeşitli rahatsızlıklarının olduğunu ve cezaevi koşullarında zorlanacağını dile getiren Çağlar, Çimen’in daha önce gözaltı ve tutuklamasının olmadığını ancak benzer bir dosyası bulunduğunu ve bunun için mükerrer dava açılacağını söyledi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cemevi önünden korsan ezan hoparlörlerinin kaldırılması için yetkililere çağrı-VİDEO

    Cemevi önünden korsan ezan hoparlörlerinin kaldırılması için yetkililere çağrı-VİDEO

    PİRHA- İstanbul Şişli’de Ayazağa mahallesindeki cemevinin bulunduğu sokak ve çevresine bir yıl önce bağlanan korsan hoparlörlerden yüksek sesle ezan okunmasına hala son verilmemesine  cemevi dedesi İbrahim Erdoğan tepki gösterdi. Erdoğan, korsan hoparlörlerin kaldırılması için yetkilileri göreve çağırdı. 

    HABERİN VİDEOSU

    Bir yıl önce İstanbul Sarıyer’deki Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Sarıyer Şubesi Ayazağa Cemevi önündeki ve Alevilerin evlerinin önündeki elektrik direklerine toplam 22 hoparlör takıldı. Bu direklerdeki hoparlörlerden ezan sesi yükselmeye başladı. Kim tarafından konduğu belli olmayan, yüksek sesle beş vakit ezan yayını yapan ve mahalleli tarafından tepki ile karşılanan korsan hoparlörler, tüm resmi kurumlara başvurulmasına rağmen halen kaldırılmadı.

    Korsan hoparlörlerin bir yıldan fazla bir süredir kaldırılmamasına tepki gösteren Ayazağa cemevi dedesi, Ağuçan Ocağı’ndan İbrahim Erdoğan konuya ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Erdoğan, mahalledeki insanlar camiye çağrıldığında herkesin bunu duyacağı yeterlilikte ses sisteminin ve caminin olduğunu söyledi. Erdoğan, “Bunu bilinçli bir şekilde getirdiler tam cemevinin duvarının dibine koydular. Biz burada cemimizi yürütürken inancımızı yerine getirirken ezan okunduğu zaman birbirimizi duyamıyoruz. Çünkü o ses tamamen cemevinin içerisindeymiş gibi güçlü geliyor” dedi.

    BELEDİYE: HOPARLÖRLERİ KALDIRIRSAK OY KAYBEDERİZ

    Takılan korsan hoparlörlerden rahatsız olduklarını dile getiren Erdoğan, hoparlörlerin kaldırılması için kaymakamlığa, emniyete ve belediyeye başvurduklarını ancak bir sonuç alamadıklarını ifade etti.

    Kendilerini sürekli oyaladıklarını ve sorunu çözmediklerine dikkat çeken Erdoğan, Sarıyer Belediye zabıtasının kendilerine, ‘Bu hoparlörlerin kaldırılması gerektiğini ancak kaldırırlarsa oy kaybedeceklerini’ ifade ettiklerini söyledi.

    “DEVLETİ VE ÜLKEYİ YÖNETENLER KATLİAMDAN ZEVK  ALAN BİR ANLAYIŞA SAHİP”

    Geçtiğimiz hafta PİRHA‘nın gündeme getirdiği Kars Sarıkamış’a bağlı Alevi Köyü Aşağısallıpınar’a cami yapılmasına da tepki gösteren İbrahim Erdoğan dede şunları kaydetti:

    “Buradaki anlayış ne ise Kars’taki anlayış da odur. Çünkü devletin ve yönetenlerin anlayışından kaynaklanan bir olay ve sistemdir.  Kendilerinden başka kimseyi ve kendi inançlarından başka inançlarını tanımıyorlar. Bu yok etme sistemidir. Devleti yönetenler, bu ülkeyi yönetenler katliamdan neşelenen ve zevk alan bir anlayışa sahip oldukları için bizim buradaki bu hoparlör sorununun çözüleceğine de ben inanmıyorum. Bize şöyle bir oyun oynuyorlar. Biz çıkıp onları kaldıralım ortalık karışsın halk cemevini bassın. Bu durumdan zevk alıyorlar. Ama biz bu zevki onlara tattırmamak ve o imkanı onlara tanımamak için öyle bir harekette bulunmayacağız. Bu zamana kadarda bulunmadık.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Hubyar Ocağından Şahsenem Ana Hakka yürüdü

    Hubyar Ocağından Şahsenem Ana Hakka yürüdü

    PİRHA- Yaklaşık 15 yıl Hubyar Tekkesinde ‘Tekkenişin’lik’ hizmeti yürüten Hubyar Ocağı Ana’larından Şahsenem Temel hakka yürüdü.

    Yaklaşık 15 yıl Hubyar Tekkesinde ‘Tekkenişin’lik’ hizmeti yürüten Hubyar Ocağı Analarından Şahsenem Temel yakalandığı kanser hastalığından dolayı Hakka yürüdü.

    İstanbul Sarıgazi Cemevinden Hakka uğurlama erkanı yapılan Şahsenem Ana Tokat Hubyar Köyü’nde toprağa sırlandı.

    Şahsenem Ana’nın kırk lokması 7 Aralık 2019 tarihinde saat 14.00 ile 16.00 arasında İstanbul Sarıgazi Cemevinde verilecek.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Alevi çocuklara baskı yapan okul müdürü Menzil Tarikatı militanı’-VİDEO

    ‘Alevi çocuklara baskı yapan okul müdürü Menzil Tarikatı militanı’-VİDEO

    PİRHA- Adıyaman’ın Gölbaşı ilçesindeki Belören Çok Programlı Anadolu Lisesi’nde Alevi öğrencilere namaz baskısına tepki gösteren HBVAKV Adıyaman Şube Başkanı Nusret Tunç, “Okulda bizim Alevi öğrencilerine, camiye yönlendirme, namaz kılma adı altında bir baskı uygulanmaktadır. Bunu yapan okul müdürü Abdullah Özbey adeta menzil tarikatının militanı gibi hareket etmektedir” dedi.

    Haberin videosu

    Adıyaman Belören Çok Programlı Anadolu Lisesi’nde Alevi öğrencilere namaz kıldırılması, kız öğrencilerin başlarının örtülmesi, kız ve erkek öğrencilerin birbirleriyle konuşmaması, kız öğrencilere beden eğitimi dersinin yasaklanması, menzil tarikatının kitaplarının dağıtılıp fiziki ve psikolojik şiddetin uygulanmasına tepkiler sürüyor.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Adıyaman Şube Başkanı Nusret Tunç, Adıyaman’ın Gölbaşı ilçesindeki Belören Çok Programlı Anadolu Lisesi’nde Alevi öğrencilere namaz ve başörtüsü baskısına ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Adıyaman Gölbaşı Belören Beldesinde Belören Çok Programlı Anadolu Lisesinde Alevi öğrencilerine yönelik camiye yönlendirme, namaz kılma adı altında baskı uygulandığını kaydeden Tunç, okul müdürü Abdullah Özbey adeta menzil tarikatının militanı gibi hareket etmektedir. Ve Akit Gazetesine verdiği demeçte ’Ben o mübareklerin hizmetindeyim’ diyerek açıkça devlet memurluğuna yakışmayan ifadeler kullanılmıştır ve suçunu da itiraf etmiştir” dedi.

    “BU İŞİN PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIM”

    Adıyaman Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı olarak bu işin peşinde olacağını dile getiren Tunç, şöyle konuştu:

    “Bu iş bir hukuksuzluktur, suçtur, Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını alanen çiğnemektir. Ben burada Adıyaman’daki yetkili arkadaşları göreve davet ediyorum. Gölbaşı Kaymakamlığı’na vekaleten bakan Besni Kaymakamı adeta Abdullah Özbeyi temize çıkarır gibi ‘Böyle bir iddia yoktur asılsızdır, okul müdürümüz çok başarılıdır’ demiştir. Bu külliyen yalandır. Besni Kaymakamlığı’na yanlış bilgi verilmiştir. Ve okulda başarılı değildir. Okulun başarısı üniversiteye yerleştirdiği öğrencilerle göz önündedir. Son 4 yılın verileri elimizdedir. O okulda son dört yılda hukuk fakültesini, tıp fakültesini, diş hekimliğini, eczacılığı, mühendislikleri dahi kazanan tek bir öğrenci yoktur. Bu nasıl bir başarıdır? Sayın kaymakamım bunu bana ve toplumumuza izah eder mi?”

    “OKUL MÜDÜRÜ MENZİL TARİKATININ MİLİTANI”

    Okul müdürünün eğitim dışında orada dini amaçla ve menzil tarikatının militanı olarak okulda bulunmakta olduğuna dikkat çeken Tunç, “Biz bu olayı şiddetle protesto ediyoruz. Türkiye Cumhuriyetinin kanunlarını çiğneyen bu kişi derhal görevden uzaklaştırılması gerekiyor. Bir yerde bir suç varsa bir konu varsa bu oradaki yaşayan insanların ortak sorunudur, ortak suçudur. Biz Alevilerin de orada eksikliği yetersizliği mutlaka vardır. Bizim önde gelen Alevi dedelerimiz ve başkanlarımız bu işi kapatalım, anlaşalım, uzlaşalım diyor. Neyini uzlaştırıyorsun, neyini anlaştırıyorsun? Bu bir kan davası değil, bu bir basit bir dövüş, bir alışveriş veya başka bir sorun değil ki barıştırasın tarafları. Bu ciddi bir sorundur. Ve Menzil Tarikatı şuanda çok büyük bir güç sahibidir” ifadelerini kullandı.

    “MENZİL TARİKATI ÜLKEYİ ELE GEÇİRMEYE ÇALIŞIYOR”

    Adıyaman bölgesinde yaşayan insanların ve Alevi Yurttaşların ‘Menzil Tarikatı ile karşı karşıya geldiklerini ve ürktüklerini” ifade ettiklerini belirten Tunç, “Menzil Tarikatı Adıyaman’da ve Türkiye genelinde hızla güçlenmiştir. Devlet kurumlarını ele geçirmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti yöneticilerini buradan uyarıyorum Menzil Tarikatı ciddi bir şekilde ve hızlı bir şekilde yükseliyor ve bu ülkeyi ele geçirmeye çalışıyor” diye konuştu.

    “ALEVİ KURUMLARI İYİ NİYETİMİZİ AKP YANDAŞLARINA PAZARLAMASINLAR”

    Alevi kurumlarının halkına güvenerek tabanı ile birlikte hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Tunç, son olarak şunları dile getirdi:

    “Alevi kurum başkanları bizim iyi niyetimizi AKP yandaşlarına pazarlamasınlar, peşkeş çekmesinler, dik dursunlar, halkına ve kendine güvensinler. Ne yazık ki içimizde bazı Hınzır Paşalar var. Bu Hınzır Paşalar Adıyaman’da da var. Bunlarla da bir yandan mücadele ediyoruz. Sıkıntımız bu. Oysaki biz birarada olup birlik olsak, iri olsak, diri olsak bu insanlar orada o kadar rahat aleni hareket edemezler. Ne yazık ki uzlaşalım anlaşalım diyen Alevi kurum başkanları var Adıyaman da. Bizim ciddi bir sıkıntımızda budur.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Cumhurbaşkanlığı: Gazetecilik yapmak için basın kartı şart değil

    Cumhurbaşkanlığı: Gazetecilik yapmak için basın kartı şart değil

    Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin (ÇGD) Basın Kartı Yönetmeliği’ne karşı Danıştay’a açtığı iptal davasında Cumhurbaşkanlığı avukatı yaptığı savunmada, “Gazetecilik faaliyetinde bulunmak için basın kartı sahibi olma zorunluluğu bulunmadığını” söyledi.

    Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) avukat Onur Can Keskin aracılığıyla, 14 Aralık 2018’de yayımlanarak yürürlüğe giren Basın Kartı Yönetmeliği’nin iptali ve yürütmesinin durdurulması talebiyle dava açtı. Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin (ÇGD) Basın Kartı Yönetmeliği’ne karşı Danıştay’a açtığı iptal davasında Cumhurbaşkanlığı avukatı savunma yaptı. Cumhurbaşkanlığı Hukuk ve Mevzuat Genel Müdürü Hakkı Susmaz, Danıştay 10. Daire’ye 9 sayfalık savunma dilekçesi gönderdi. Dilekçede  “davanın haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğu” iddiasıyla reddedilmesi talep edildi.

    BASIN KARTI OLMASI ZORUNLU DEĞİL

    9 sayfalık dilekçede, “Gazetecilik faaliyetinde bulunmak için basın kartı sahibi olma zorunluluğu bulunmadığı” öne sürülerek şunlara ifade edildi:

    “Basın kartı, gazetecilik faaliyetini kolaylaştırıcı bir takım imkânlar sağlamaktadır. Daha açık bir ifadeyle, basın kartı; basın mensuplarının mesleki faaliyetlerini yürütürken daha etkin çalışmalarını, iş ve sosyal güvenlik hukukundan doğan birtakım ayrıcalıkları elde etmelerini sağlayan, hizmet damgalı pasaport uygulaması sayesinde dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan hadiseleri yakından takip etmelerini kolaylaştıran, silah ruhsatı işlemlerinde kullanılabilen, devletin üst düzey yöneticilerinin katılımıyla gerçekleştirilenler de dahil olmak üzere her türlü kamusal faaliyete katılma noktasında akreditasyon vazifesi gören basın mensubunu tanıtıcı mahiyette resmi bir kimlik belgesidir. Bu anlamda, yönetmelik hükümlerinin basın özgürlüğünü veya ifade özgürlüğünü kısıtladığı iddiaları gerçeği yansıtmamakta olup yönetmelik temel olarak basın kartı sahibi olmanın şartlarını düzenlemektedir.”

    ÇELİŞKİLİ DURUMLAR TESPİT EDİLMELİ

    Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan savunmayı değerlendiren ÇGD Genel Başkanı Can Güleryüzlü, “Gazetecinin ‘Milli güvenlik ya da kamu düzenine aykırı davranışlarda bulunması veya bu tür davranışları alışkanlık edinmesi’ ile ‘Basın meslek onurunu zedeleyecek işler yapması’ durumunda basın kartının iptali ve bir daha asla basın kartı verilmemesi öngörülmektedir. Yönetmelikte milli güvenliğe ve kamu düzenine dönük endişeleri gidermek üzere çok sayıda hüküm yer almasına karşın eklenen söz konusu bu hükümler muğlak, hukuki belirlilik ve öngörülebilirlikle bağdaşmamaktadır. Aynı zamanda mahkeme kararı olmaksızın idareye bu yönde bir yetki verilmesi, masumiyet karinesine de aykırıdır. Cumhurbaşkanlığı savunması, yönetmelikle neyin düzenlendiğinin bilincinde bile değildir. Yapılan savunma, anlaşıldığı kadarıyla Basın Kanunu değil Türk Ceza Kanunu esas alınarak yazılmış” ifadelerine yer verdi. Danıştay 10. Daire Başkanlığı’nın bu çelişkili durumları tespit etmesi gerektiğini belirten Güleryüzlü, “Halkın haber alma hakkı ve basın özgürlüğü yönünde karar alarak yönetmeliğin ilgili maddelerini iptal etmesini bekliyoruz” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Gazeteci Diren Keser serbest bırakıldı

    Gazeteci Diren Keser serbest bırakıldı

    PİRHA- Mersin Tarsus T Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan gazeteci Diren Keser serbest bırakıldı.

    Evine yapılan baskın sonucu gözaltına alınarak tutuklanan KHK ile kapatılan TV10 Mersin Temsilcisi Gazeteci Diren Keser serbest bırakıldı.

    Keser, cezaevinde inancını sürdürebilmek için bir Alevi dedesiyle görüşme talep etmiş ancak bu talebi karşılık bulmamıştı. Cezaevinde Muharrem orucu tutan Keser’in, bu talebini yinelemesi üzerine bir Alevi dedesiyle görüştürülmüştü.

    NE OLMUŞTU?

    Gazeteci Diren Keser, 2017 yılının Şubat ayında Mersin’de evine yapılan baskın sonucu gözaltına alınmış ve 14 gün sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı. Ancak 26 Aralık 2017 yılında görülen duruşma sonucunda 1 yıl 16 ay 3 gün hapis cezasına çarptırılmıştı. Keser’e sosyal medya paylaşımlarında ‘terör örgütü propagandası yapmak’ suçlaması yöneltilmişti.

    Keser, OHAL kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan TV 10’da “Hak Yolu” ve “Akdeniz’in Güncesi” programlarını hazırlayıp sunuyordu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevi öğrencilere ‘namaz kılın, başınızı örtün’ baskısı

    Alevi öğrencilere ‘namaz kılın, başınızı örtün’ baskısı

    Adıyaman’nın Gölbaşı ilçesine bağlı Belören beldesinde bulunan lisenin müdürü ve rehber öğretmeni hakkında Alevi öğrencilere ‘namaz kılın, başınızı örtün’ baskısı yaptığı gerekçesiyle suç duyurusunda bulunuldu.

    Adıyaman’ın Gölbaşı ilçesine bağlı Belören Beldesi Belören Çok Programlı Anadolu Lisesi Müdürü Abdullah Özbay ve rehber öğretmen Gökhan Öksüz hakkında, Alevi öğrencilere namaz kılmaları için baskı yaptıkları iddiasıyla aileler suç duyurusunda bulundu.

    Yeniköy köyünden aileler, namaz kılmayan öğrencilerin notlarının düşürüldüğünü ve kız öğrencilere beden eğitimi dersini yasakladığını iddia etti. Alevi Kültür Derneği Başkanı Cafer Koca, “Kimse kimseye zorla din öğretemez” diyerek, uygulamaya tepki gösterdi.

    “HZ. ALİ NAMAZ KILIYORDU SİZ NİYE NAMAZ KILMIYORSUNUZ?”

    Öğrencilerin şikayetini ailelerine iletmesinin ardından, Belören beldesine bağlı Yeniköy Muhtarı Adbdurrahman Bener, savcılığa dilekçe vererek suç duyurusunda bulundu. Bener, çocukların psikolojik olarak çöktüğünü belirtti. Baskının biran önce bitmesini, okul müdürünün ise görevden alınmasını isteyen Bener “Olayı ilk olarak komşumuzun kızından öğrendik. Eğitim-Sen’den öğretmenler de gelmişti. Daha sonra kendi oğluma sordum ‘böyle bir şey var mı?’ diye. ‘Evet Baba var. Bize bunları yapıyorlar’ dedi. Müdür ve Rehber öğretmen Alevi öğrencilere, ‘Hz. Ali namaz kılıyordu siz niye namaz kılmıyorsunuz’ diye kızmış. Çocuklar psikolojik olarak çökmüş durumda. Ben de okulun müdürü hakkında savcılığa bir dilekçe vererek suç duyurusunda bulundum” dedi.

    “KİMSE KİMSEYE ZORLA DİN ÖĞRETEMEZ”

    Gazete Duvar’da yer alan habere göre; köylüler, Alevi Kültür Derneği Başkanı Cafer Koca’yı köye çağırarak okulda yaşananlar hakkında bilgi verdi. Yaşananları Alevi Kültürü Derneği Genel Merkezine de aktaran Koca, “Kimse kimseye zorla din öğretemez. Semerkand dergileri öğrencilere verilerek, evlerinde okunması isteniyor. Dernek başkanı olarak bu olayı geç öğrendik. Bununla ilgili genel merkezimizi de bilgilendirdik” diye konuştu.

    Yeniköy Muhtarı Abdurrahman Bener, Veliler ve öğrencilerden aldıkları şikayetleri listeleyerek bir dilekçe oluşturdu. Daha sonra savcılığa suç duyurusunda bulundu.

    Koca’nın aktardığına göre, velilerin ve öğrencilerin şikâyetleri şöyle:

    Alevi kız öğrencilere başlarının örtülmesi için baskı kurulması

    Zorla namaz kıldırılması

    Dini kitaplar dışında kitap okumanın yasaklanması

    Kız ve erkek öğrencilerin birbirleriyle konuşmasının yasaklanması

    Kız öğrencilere beden eğitimi dersinin yasaklanması

    Öğrencilere Menzil tarikatının kitaplarının dağıtılması

    Geçen sene mezuniyet töreninde sadece erkek öğrencilerin katıldığı Menzil Tarikatına bağlı ‘Haşemi’ adlı tesiste mevlid okutulması

    Öğrencilere fiziki ve psikolojik şiddetin uygulanması

    Okul müdürü, müdür yardımcısı ve rehber öğretmen bir velinin evini basarak veliyi darp etmesi.

    Olay karakola taşındı. Soruşturma devam ediyor.

  • Almanya’da ‘Alevilere hak eşitliği’ antlaşmasının ilk adımları atıldı

    Almanya’da ‘Alevilere hak eşitliği’ antlaşmasının ilk adımları atıldı

    PİRHA- Almanya Schleswig-Holstein Eyaleti’ndeki cemevleri ile eyalet hükümeti, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonun (AABK) kuruluşunun 30. yılına ilişkin resepsiyon düzenledi.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) kuruluşunun 30. yılına ilişkin Schleswig-Holstein Eyaleti’ndeki cemevleri ve eyalet hükümetiyle birlikte Kiel Eyalet Parlamentosu’nda resepsiyon düzenlendi. Gecede Almanya Schleswig-Holstein Eyaleti hükümeti ile ‘Alevilere hak eşitliği’ antlaşmasının resmi ilk adımları da atıldı.

    Kiel Eyalet Parlamentosu’nda düzenlenen resepsiyona Bakan Prien ile birlikte çok sayıda hükümet sözcüleri, milletvekilleri, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, profesörler ve farklı inanç kurumlarının temsilcileri katıldı.

    “ALEVİLER İLE HAK EŞİTLİĞİ ANLAŞMASININ ZAMANI”

    Resepsiyonda AABK adına açılış konuşması yapan AABK Genel Sekreteri Ufuk Çakır, “Artık bu eyalette Alevilerle bir hak eşitliği antlaşmasının zamanın geldi” dedi.

    “ORTAK MESAJ ALEVİLERE HAK EŞİTLİĞİ”

    AABK Başkanı Hüseyin Mat ise “Sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, profesörlerin, eksperlerin, yanı sıra farklı inanç kurumlarının temsilcilerinin de katıldığı bu görkemli etkinlikte ortak mesaj netti. Hükümetin koalisyon anlaşmasında da yer alan Alevilerle hak eşitliği antlaşmanın startı verilmiş oldu” dedi. (HABER MERKEZİ)