İstanbul Valiliğinin 25 Kasım yürüyüşüne ilişkin getirdiği yasaklama kararı, 25 Kasım Kadın Platformunun yaptığı görüşmeler sonucu kaldırıldı.
İstanbul’da Valiliğin kararıyla 25 Kasım yürüyüşüne ilişkin yasaklama, yürüyüşü düzenleyen 25 Kasım Kadın Platformunun yaptığı görüşmeler sonucu kaldırıldı.
İstanbul 25 Kasım Kadın Platformu “Kadın mücadelesi ve dayanışması kazandı, yapılan görüşmeler sonucu 25 Kasım yasağı kalktı! 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde birlikte yürümek için saat 19.00’da Tünel Meydanı’nda buluşuyoruz, haydi gel, gel!” açıklaması ile tüm kadınlara yürüyüşe katılma çağrısı yaptı.
VALİLİK YASAKLAMIŞTI
İstanbul Valiliği, kadınların Beyoğlu Tünel Meydanı’nda yapacakları eylem Valilik tarafından şu açıklamayla yasaklanmıştı: “25.11.2019 günü saat 19:00’da idaremiz Tünel Meydan’da ‘Kadına yönelik şiddete, cinayete, tacize, tecavüze, cinsel istismara karşı isyanımızı büyütüyoruz. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde buluşuyoruz’ sloganı ile (Twitter) sosyal medya hesapları üzerinden çağrılar yapıldığı tespit edilmiştir. Söz konusu toplantı ve gösteri yürüyüşü Beyoğlu Kaymakamlığının 24/11/2019 tarih ve 34255955.17381.2019/2804 sayılı kararı ile yasaklandığı kamuoyuna duyurulur.”
PİRHA- PSAKD Eyüp Şube 14. Olağan Genel Kurulu’nu yaptı. Genel kurulda Hüseyin Güzelgül, 360 oyla yeniden başkan seçildi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Eyüp Şubesi Alibeyköy Cemevi olağan genel kurulunu gerçekleştirdi. Genel kurulda PSAKD Eyüp şube başkanlığı için Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül ve PASKD Eyüp Şube üyesi Mehmet Gerçek yarıştı.
Cemevinde yapılan genel kurula, Eyüp şube üyeleri yoğun katılım gösterdi.
Başkan adaylarından Mehmet Gerçek 199 oyda kalırken Hüseyin Güzelgül ise 360 oy alarak yeniden başkanlığa seçildi.
PİRHA- Gazeteci Mahbip Dilek, kadınların birlik olarak inatla tüm platformlarda yer almaları gerektiğini söyledi.
Haberin Videosu
Gazeteci Mahbip Dilek, yaklaşan 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü dolayısıyla PİRHA’ya konuştu.
Kadınların kadın kolları olarak kaldıkları sürece bir temsiliyetlerinin olmadığını ve söz sahibi olamadıklarını ifade eden Dilek, kadının öne çıkması için onlara mikrofon verilmesi gerektiğini vurguladı.
Kadına şiddetin bir ayağının da kadınlara temsiliyet verilmemesi olduğuna işaret eden Dilek, “Yeterince ne mecliste temsiliyetimiz var, ne belediyelerde, ne siyasette, ne derneklerde ne sivil toplum kuruluşlarında. Kadınlar kendi sorunlarını anlatamıyor. Anlatamayınca da kendi içinde yaşıyor. Bu anlamda kadına şiddet artıyor çünkü sorunlarına sahip çıkacak, sorunlarını öne çıkaracak hiçbir mecra yok. Sessiz kalıyorlar” diye konuştu.
“ERKEK ŞİDDETİNE MARUZ KALDIM”
Geçen yıl kadın olarak Almus Belediye başkanı aday adayı olan Dilek, sırf kadın olduğundan dolayı bölgenin CHP’li milletvekilinin “Ben onu Almus’a yakıştıramıyorum. Her yerde gazete dağıtıyor” sözlerine maruz kaldığını hatırlatarak, “8 senedir bir bölgede tek başıma mücadele ediyorum, emek veriyorum. Bu başarımı bile küçümseyen bir erkek şiddetiyle karşılaştım. Bu bir şiddettir benim için” dedi.
“KADIN KOTASI ŞİDDETİN ÖNÜNÜ AÇIYOR”
Kadınların inat edip bir erkeğin fikrine başvurmadan kendi fikri ve iradesiyle bir yerlere gelmesi gerektiğine değinen Dilek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kadınların örgütleri var ama o kadın örgütlerinin de mutlaka tepesinde engel olarak erkekler var. Biz kadınlar ne kadar örgütlenirsek örgütlenelim sonuçta hepsi meclise dayanıyor. Türkiye Cumhuriyeti meclisi karar veriyor. Aslında biz burada örgütlenip oraya çok fazla kadın temsilciler göndermemiz lazım. Bunun önemli olduğunu düşünüyorum. Mesela kadın kotası deniliyor. Kadın kotası ne. Yüzde 30 kotayı geçtiğimiz zaman olmayacak mıyız? ‘Yüzde 30 kotayı geçtiniz sizi daha fazla almıyoruz’ mu denilecek. Bu büyük bir sorun aslında. Bu cümle bile kadına şiddetin önünü açıyor diye düşünüyorum.”
Dilek, son olarak kadınların inatla, birlik olarak tüm platformlarda var olmaları gerektiğini kaydetti.
MAHBİP DİLEK KİMDİR?
Mahbip Dilek, Tokat’ın Almus ilçesine bağlı Görümlü köyünde doğdu. İki çocuk annesi olan Dilek, çocukları büyüdükten sonra iş hayatına atılmaya karar verdi. Önce matbaacılıkla işe başlayan Dilek, Tokat’ın sorunlarını gördükten sonra gazete çıkarmaya karar verdi. 8 yıldır Anadolu’nun Sesi Tokat Gazetesi’ni çıkaran Dilek aynı zamanda alanlarda gazetecilik yapıyor.
Bunun yanı sıra Dilek, Salkavak Köyü dernek başkanı. Şimdi ise Tokat İli Dernekler Federasyonu’nun (TOKDEF) Nisan ayında yapılacak olan genel kurulunda başkanlığa aday.
Salkavak köy derneğine girdiğinde kadın üye ve yöneticinin olmadığını belirten Dilek, iki dönem yöneticilik yaptıktan sonra dernek başkanı olarak seçilmiş. 5 yıldır Salkavak köyü dernek başkanlığı yapan Dilek, kadınların derneklerde var olmaları için çok mücadele ettiğini söyledi.
-Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini arayan ve adalet isteyen Cumartesi Anneleri, 765. haftada da eylemlerine devam edecek. GÖRÜNTÜLÜ
-İHD Cezaevi Komisyonu’nun hasta tutukluların durumuna ve cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine dikkat çekmek amacıyla düzenlediği F Oturması eylemi 400. haftada da sürecek. GÖRÜNTÜLÜ
-25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’ne ilişkin konuşan Oyuncu Lale Mansur, “Ülkemiz bir kadın mezbahası. Zavallı değiliz ama mağduruz. Zaten buna karşı çıkan kadınlar öldürülüyor. Buna karşı mücadele etmek için sivil toplum örgütlerine çok iş düşüyor. Kadınlar erkeklerin biçtiği rolleri kabullenmemek için ellerinden geleni yapacaklar.” diyor. GÖRÜNTÜLÜ
-EĞİTİM SEN, “Haklarımız, geleceğimiz ve öğrencilerimizin eğitim hakkı için” sloganıyla 13:00’te Ankara Tandoğan Meydanında miting yapacak. GÖRÜNTÜLÜ
-Peri Belediyesi Eski Eş Başkanı Fadime Çetinkaya, kayyım politikaları ve 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin PİRHA’ya konuştu. Çetinkaya, “Tırnaklarımızla kazıyıp kazandığımız mevzileri terk etmeyeceğiz, mücadeleyi büyüteceğiz” ifadelerini kullandı. GÖRÜNTÜLÜ
PİRHA- Datça’da Hacetevi tepesinin doğasını zenginleştirmek amacıyla tohum ekme etkinliği düzenlendi.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi Cemevi Başkanı Murat Yıldırım ve Yönetim Kurulu Üyesi Leyla Dinçer, Datça Orman İşletme Şefliği ve Datça Belediye’sinin katkılarıyla, Hacetevi tepesinin doğasını daha fazla coşturup, zenginleştirmek amacıyla düzenledikleri tohum ekme etkinliğine katıldılar.
Bir çok doğaseverin katıldığı organizasyon Datça Belediyesi’nin önünde toplanılmasıyla başladı. Hacetevi tepesine giden yol boyunca yürüyen doğaseverler, yol boyunca meşe palamutu, keçi boynuzu fidanı diktiler, tohumlar ektiler.
HBVAKV Datça Şubesi Cemevi Başkanı Murat Yıldırım, Hacetevi tepesinin kendi inançlarının kutsal mekanlarından olduğunu ve her sene yapılan etkinlikte burayı ziyaret ettiklerini, tarihi ve kültürel değeri olan buranın yolunun Kültür Bakanlığı’yla yapılan Hızırşah Etkinliği sonrasında düzenlendiğini ve bilgilendirme tabelalarının asıldığını söyledi.
Yıldırım, yapılan etkinliğin buranın doğasına sahip çıkmak adına çok kıymetli bir adım olduğunu ve emeği geçenlere teşekkürlerini sunduklarını belirtti. (HABER MERKEZİ)
PİRHA- İki gün önce evine yapılan baskınla gözaltına alınan sanatçı Şenol Akdağ, “örgüt propagandası yaptığı” gerekçesiyle tutuklandı.
Sanatçı Şenol Akdağ’ın da aralarında bulunduğu Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) üyesi üç kişi iki gün önce gözaltına alınmıştı.
Sanatçı Şenol Akdağ, bugün savcılık ifadesinin ardından çıkarıldığı 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yurtdışında çıktığı bir konser ile ilgili “örgüt flaması ve pankartı altında konser verdiği” ve “örgüt propagandası yaptığı” iddialarıyla tutuklandı. (HABER MERKEZİ)
PİRHA-Alevi kadınlara tarihsel olarak “Yolda kadına biçilen rol nedir?” ve “Bu rol bugün yerine getirilmiyorsa nedenleri nelerdir? Nasıl aşılabilir?” şeklinde sorular sorduk. Dizi yazımızın bu bölümünde sorularımızı kadın araştırmaları yapan Gülfer Akkaya yanıtladı.
HABERİN VİDEOSU
Cemlerde, sohbetlerde “Yol kadındır, kadın mürşidi kamilullahtır” sözünü çokça duyarız. Yine “Alevilerde kadın erkek eşittir” sözü neredeyse her ortamda övünülerek dile getirilir. “Bizde kadın erkek yoktur herkes candır” sözlerini de çokça duyarız. Çoğunlukla da bu sözleri erkeklerin ağzından duyarız.
Pratik gerçekten öyle midir? Öyleyse Alevi kadınlar neden Alevi örgütlenmeleri içinde belirgin bir noktada değiller? Neden söz ve yetki kademelerinde yer alamıyorlar? Neden renkleri, karakterleri sahaya yansımıyor? Gerçeğe biraz daha yakından bakmak için bu kez mikrofonu Alevi kadınlara bıraktık.
Yazı dizimizin bu bölümünde sorularımızı, kadın araştırmaları yapan Yazar Gülfer Akkaya yanıtladı. Bugüne dek beş kitabı çıkan ve pek yakında Kadıncık Ana ile ilgili yeni kitabı çıkacak olan Akkaya’nın kitapları şöyle:
“Kitaplar, Unutulmasın diye… Demokratik Kadın Derneği, Sanki Eşittik, Sır İçinde Sır Olanlar Alevi Kadınlar, Yol Kadındır, Alevi Kadınlar Vardık Varız Var olacağız.”
“ALEVİLİK KADİM VE KADINCIL BİR İNANÇTIR”
PİRHA: Tarihsel ve toplumsal olarak Alevilikte kadının yeri nedir ve nasıl bir seyir izledi?
GÜLFER AKKAYA: Aslında tarihsel ve toplumsal olarak sadece Alevilere ait bir gelişimden bahsedemeyiz kadınların durumuna ilişkin. Çünkü Alevilikte ve Alevilerde kadınların durumunun tarihsel toplumsal seyrinin genel tarihsel toplumsal seyirle bir ilişkisi var. ‘Yol kadındır’ kitabımda anlatmıştım, genellikle günlük tartışmalar içerisinde bugünden bakılarak bir sürü şey konuşulmaya, değerlendirilmeye, puan verilmeye çalışılır. Oysa kadınlarla erkekler arasındaki sömürü ve ezme ilişkisi çok eski dönemlerden itibaren başlıyor. 12 bin yıl önceden bu yana gelen birçok topluluklar olduğuna dair artık bilimsel kanıtlar, bulgular var. Kadın erkek meselesini de bu bilimsel bulgular üzerinden takip etmek gerekiyor. Bu konuda da elimizdeki en sağlam kaynaklar Sümerler. Sümerler’e baktığınız zaman oradaki inanç sistemi, üretim biçimi, toplumsal örgütlenişin kendisi kadın ve erkek arasındaki siyasal durumun ve toplumsal örgünün kendisine dair çok net bilgiler alıyoruz. Çünkü onların kitabeleri var. Bizim şimdi kütüphanede nasıl yazılmış, net, bilgisine güveneceğimiz kitaplar varsa Sümerler’de de toplumsal hayatlarını anlatan kitabeler var. Onlar bize şunu gösteriyorlar; inançlar hiçbir zaman bugünkü gibi sadece erkek inançlar değiller. Bin yıllarca birçok inanç sistemi vardı ve bu birçok inanç sisteminden biri de kadınların yani ana tanrıçaların, tanrıçaların egemen olduğu inanç sisteminin varlığıdır. Bugün kitaplı erkek egemen dinlerin toplamının etki ettiği coğrafyalardan çok daha büyük bir alana bu kadın inançları büyük oranda etki etmişler ve binlerce yıl sürmüş bu. Kibele uzun yıllar küresel bir ana tanrıça olarak kabul görmüş ve bugüne kadar da gelmiş. Bugün Kibele’ye inanılmayabilir ama Kibele’yi bilmeyen hiç kimse yoktur. O kadar geniş bir zaman hükmetmiş ve hala yaşayan bir tanrıçadan bahsediyoruz Kibele derken. Dolayısıyla Alevilik inancında, kadın erkek eşitliği mevzusunun seyri buralardan beslenerek geliyor. O zaman Alevilik yoktu ama bu kültürler, gelenekler binlerce yıl ardından yüzlerce yıllık değişimler yaratarak bugünlere kadar geliyorlar ve erkek tek tanrılı dinlerin oluşmasıyla beraber bu kadıncıl inançlarla erkek inançlar arasında çeşitli çatışmalar oluyor binlerce yıl süren, sonra yüzyıllarla günümüze kadar gelen.
“ALEVİLİĞİ ERKEKLEŞTİRDİLER”
Mazdek, Hürremizm, bizim pek yakından bildiğimiz Babai inancı, Börklüce Mustafa’nın Rıza Şehri ve üç yıl süren deneyimi, Kürt Alevilerin sürekleri ve daha birçok Alevi süreklerini oluşturacak olan inançların kendisi bu kadim inançlardan beslenerek, süzülerek gelen inançlar. Alevilik, yönetici mekanizmalarla da ilişkisi olmadığı için biraz daha yavaş değişmişler. Dolayısıyla ‘Alevi toplumunda kadın erkek eşitliği durumu nedir?’ derseniz kadim ve kadıncıl bir inançtır. Kadim ve kadıncıllığı da bu özetlemeye çalıştığım hikaye üzerindendir. Mesela İslam’da, Hristiyanlıkta yani kitaplı, tek tanrılı erkek din ve inançlara baktığınızda çok net erkek tanrıların, erkek peygamberlerin varlığından bahsediyoruz. Erkeklerin kurmak istediği toplum biçimleri, o toplum biçimlerinin erkek hukukları üzerinden tamamen erkekleri öne çıkaran sadece erkekleri insan sayan, kadınları onların her türlü hizmetinde ve onlardan sonra gelen, ikinci cins olarak gören bu tür inançlar varken, diğer yandan Alevilik gibi bir inanç ‘bizde kadın erkek eşittir’ diyor. Kadın ve erkeğin eşitliğine dair de inanç sisteminin içinde de çok fazla bulguya sahip oluyoruz. Seyrin kendisi bu. O seyir bugüne geldi. Bu seyir binlerce yıldır süren patriarkal bir seyir ve ama bunun içinde Alevilik kadıncıl özelliğini yine de yitirmemiş muhafaza etmiştir. Alevilik diye adlandırılacak sürekler yüzyıllardan bugüne gelirken Aleviliğin içindeki başta erkek Aleviler ve birçok dedeler olmak üzere bu kişiler Aleviliği erkekleştirdiler. Kaçınılmazdı tabi erkekleşmesi. Çünkü bütün yer kürede patriarka adında devasa bir erkek egemen sistem var. Sümerlerden bu yana inançların değişiminden bahsederken aslında işte bu patriarkadan bahsediyoruz. Alevilik de kendisini bundan koruyamazdı. Ama bu hale mi gelmeliydi bu da ekstra bir soru. Çünkü ocak sistemiyse eğer dedeleri var eden şey aynı ocak sistemlerinin Ana’ları nasıl yok ettiği sorusu çok önemli. Çok net, somut bir durumdan bahsediyoruz. Bir ocak var, o ocakta dede ve ana var, peki o ocaktaki ana nasıl yok oldu, bu kadar nasıl erkekleşebildi Alevilik? Bu, Aleviliğe içeriden yapılan bir erkekleştirmedir.
Alevi arkadaşlar genellikle Aleviliğin erkekleşmesine ilişkin olarak İslam’ın etkisini gösterirler. Oysa İslam olmasaydı, Aleviler İslam dinine mensup toplumlarla beraber aynı coğrafyada yaşamasalardı da, Anadolu’da değil sırf misal Almanya’da Hristiyan toplum ile yaşasaydı Aleviler gene erkekleşecekti. Yani Alevileri erkekleştiren şey ne İslam ve de Hristiyanlık. Evet bunlar erkek inançlar ama bunların hepsinin de temel nedeni olan patriarkanın kendisi Alevilere de etki etti. Alevileri, Sünniler bu hale getirmedi. Erkek egemenliğinin çıkarlarından, menfaatlerinden, kendilerine sağladığı faydalardan vazgeçmeyen Alevi erkekler bu hale getirdi. Şimdi bile kimi Alevi kadınlar da erkek egemenliğinden nemalanmak için buna destek veriyorlar ama bizim de mücadelemiz zaten bunları değiştirmeye ilişkin.
“ALEVİLİKTE KADIN ERKEK EŞİT”
Aleviler her konuşmalarında ‘bizde kadın erkek eşittir’ diyor. Gerçekten eşit midir?
GÜLFER AKKAYA: Alevilikte eşit. Alevilik inancının kendisi kadın ve erkek arasına ayrım koymayan bir inanç. Onun inanç sisteminde aslında kadın ve erkek dediği şeyin yekpare olarak buluştuğu yer ‘can’ kavramının kendisi. Yani kadın ve erkekten ziyade candan bahseder. Canların kadın ve erkek olarak cinsiyetleri var. Ama bu cinsiyetin var olması cinsiyetçiliğin var olduğu anlamına gelmiyor. Kadınla erkek arasında bugün yaşadığımız bu cinsiyetçi sistemi kabul etmeden kadın ve erkeği kabul ediyor Alevilik ve bu nefis bir şey biz kadınlar için. Can dediğinde ekstra bir şey daha söylüyor; bugünkü ‘queer’den de bahsediyor. Kadın ve erkeği kabul etmesine rağmen onun da ötesinde sadece can olmak, cinsler üstülüğe işaret ediyor, iki cinsi ‘cinssiz, tek’ ediyor. Bu da biraz bugünkü siyasi tartışmalarda queere denk düşüyor. O yüzden Aleviliğin gösterdiği izden gidince aslında LGBTİ+ ile feminist mücadele arasında çok sıkı bir bağın olması lazım. Çünkü senin can dediğin şeye öteki queer diyor zaten. Senin ‘bizde kadın erkek eşittir’ dediğin şeye feministler de kadın ve erkeğin eşitlik mücadelesini vererek savunuyor ve Alevilerin buralarla yakın ilişkide olması lazım.
“ALEVİLER ALEVİLİĞİN ÇOK GERİSİNDE”
Alevi toplumunda ise kadın ve erkek eşit değil. Cinsiyetçilik bildiğiniz nasıl işliyorsa Alevi toplumunda da kimi alanlarda biraz daha fazla kimi alanlarda biraz daha az olmak kaydıyla aynı şekilde işliyor, var oluyor. Ama Alevilik inancının kendisinde bu yok. Fakat inancın kendisinde yok olması da bir tür etkisizleştirilmiş durumda Aleviler açısından. Çünkü Aleviler yazık ki inancındaki gibi davranmıyor. Alevilik kadının bedeniyle, ne giydiğiyle, ne sürdüğüyle ilgilenmez. Aynı şekilde erkeğin de. Kadın ve erkeğe Aleviliğin önerisi ‘nefsine hakim ol’. Ama nefsine hakim olamayan dedelerimiz cem yürütürlerken kadınların bedenlerini kapatmaya, kadınların nerelerde oturacağına, erkeklerden uzak oturması gerektiği gibi yönlendirmelerde bulunuyorlar. Gerçekten çok ağır cinsiyetçi pratiklerle kadınları yüz yüze bırakıyorlar. Buna da devrimci, demokrat erkekler susuyor. Daha kötüsü bu. Dede bunu diyebilir ama o salondakilerin kadın ve erkek birlikte ‘biz bunu kabul etmiyoruz’ dediği yerde dede onu devam ettiremez. Rızasız cem dahi kurulamaz. Zaten Alevi toplumunun en önemli özelliklerinden biri, cem denilen meclislerin kendisinde de, Alevi toplumunun kendisinde de muhabbet öndedir ve muhabbette de herkes yer alır. Sen bir şeye itiraz edersen, rızalık vermezsen kim olursa olsun onu yapamaz. Dede, Ana Fatma ile başlatılan cemi cinsiyetçileştirmiş ama cemdeki Aleviler de rızalık gösteriyor. Buna itiraz ederlerse dede bunu yapamaz, o dede kendini toparlar zaten. Farkındaysanız dededen bahsediyorum cem derken anadan bahsetmiyorum. Çünkü yok etmek üzereler anaları. Analar yok ortada. Ama şu anda kıpırdayan kadın mücadelesiyle beraber ‘Analar nerede?’ soruları yükselmeye başladı. Kadınlar, yeni yeni ana olmaya başladılar. Yani anasız cem yürütülemeyeceği, Aleviler eşitlik diyorsa bir kere dedenin olduğu yerde ananın da olması gerektiği gibi çok temel bir haksızlığı da hedeflerine almış durumdalar. Tabii dede ile aynı pozisyonda bir ana. Yanında oturan değil. Ama Aleviler bugün Aleviliğin çok gerisinde ve böyle devam ederse çok uzaklaşacaklar Alevilikten. Alevilik inancının kendisiyle Alevi toplumunun arasında çok ciddi bir açı var. Bu çok üzücü bir şey. Bunun olmaması lazım.
Biraz önce dedenin kadınların giyimine karışmasına değindiniz. Bazı cemevilerinde kadınlara girişte eşarp dağıtılıyor, başları kapatılmak isteniyor. Bazı cemevlerinde iki tane giriş oluyor harem selamlık. Erkeklerle kadınlar yan yana değil karşı karşıya oturuyorlar. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?
GÜLFER AKKAYA: İslamla ilişkili. Bunlar siyasi davranışlar, inançsal değil. Bu anlattığınız olaylar şimdilerde oluyor. Şimdilerde Türkiye’de iktidarda kim var? AKP var. AKP ne yapıyor? Bakıyor kendisine yakın davrananlar üzerinden Aleviliği İslamlaştırmaya çalışıyor, Şia ya da Sünni, her neyse. Aleviliği kendinden uzaklaştırıp İslam’a doğru yanaştıran, asimile eden, değiştiren, inançsal formunu, kimliğini, kişiliğini bozanlarla arasını iyi tutuyor AKP, sıkıntı yaşamıyor onlarla ve yollarını da açıyor. Ben bu işin çok politik, bilinçli, kasten yapıldığını düşünüyorum. Şimdilerde Kadıncık Ana’yla ilgili araştırmalar yapıyorum. Erkek araştırmacı arkadaşların kitaplarında da rastladım eskiden kadınlara başını ört falan gibi müdahaleler yok. Kültürel olarak yaşadığınız coğrafyanın etkisiyle zaten bir giyinme biçiminiz var. Buna bir lafım yok. Ama özel olarak başını kapat ya da başını aç diye bir şey yok ve bu coğrafyada Alevi kadınların bir kısmının başlarının açık olduğunu biliyoruz. Bunlar tarih kitaplarına geçmiş bilgiler.
“EN ÇOK KADINLAR ÜZERİNDEN SALDIRIYORLAR”
Bugün artık siyasi olarak Aleviliğin ayrıca İslam üzerinden cinsiyetçileştirilmesi var. Ama bunu gösterip ‘Aleviliği İslam böyle cinsiyetçi yaptı’ demek eksik ve yanlış. İslam aynı zamanda Alevilik inancını hem yok etmek istiyor hem kendisine bağlamak istiyor hem de Alevilik inancı üzerinden Alevilik inancındaki kadın erkek eşitliği fikrini yok etmek istiyor. ‘Fıtratımızda kadın erkek eşit değildir’ diyenler kadın erkek eşitliğini tartışmasız savunan ve en temel unsurlarından biri olarak bugüne taşıyan bir inancın yaşamasını isteyebilir mi? İstemez. Dolayısıyla bu iki alandan saldırılar geliyor. Alevilere ‘mum söndü yapıyorsunuz’ lafı da buradan çıkıyor. Çünkü o erkek tek tanrılı inançlarda kadınlarla erkekler yan yana ibadet yapmıyor. Ama Alevilerde ve Alevilik dışında başka inançlarda kadın erkek yan yana kadınlı erkekli inançsal önderleriyle ve halkla berber inançlarını yürütüyorlar. Dolayısıyla bunlar çatışmalı ve iki karşıt mücadele alanı. İslam’ın Aleviliği asimile edip kendi hegemonyası altına almasının en büyük ölçülebilir kriteri kadın erkek meselesi. Bunu kendi kriterine dönüştürebilip şeriat kanunlarına göre ne kadar çevirebildiyse o kadar Aleviliği yok etmiş olacaktır. O yüzden en çok kadınlar üzerinden saldırıyorlar. Kadınlara şeriat üzerinden saldırıyorlar. Ama saldırdıkları şey hep aynı. O yüzden Alevilerin bu konularda çok uyanık olması lazım ve kadınlara Alevilerin de ‘şunu bunu yapın’ demesine gerek yok. Biz böyle deyince sanki şöyle anlaşılıyor ‘dede kadınlara desin ki başınızı örtmeyin, şunu yapmayın’. Biz bunu demiyoruz. Karışmayın. Kadınlar ne yapacaklarını bilirler. Kadın bedeni kadınlarındır, kadınlar nasıl istiyorlarsa öyle giyinirler, nasıl istiyorlarsa o şekilde kendilerini ifade edebilirler. Bahsettiğimiz şey şu: Eğer Alevi kadınlar kadın bilinciyle beraber Alevilik inancının kadınlara söylediği eşitlik inancını içselleştirmeye başladığı ve kendi zamanındaki kadın kurtuluş mücadeleleriyle de ilişkilenmeye başladığı yerde değil İslam, Hristiyanlık, Musevilik, Yahudilik ne varsa bütün cinsiyetçi erkek tek tanrılı dinlerin hepsi bile gelse küçücük bir etki yapamaz. Burası dimdik ayakta durur, kadıncıl Alevilik dimdik ayakta durur.
Alevi kurum ve örgütlerinde kadınlar neden yer almalı?
GÜLFER AKKAYA: Çünkü oralar kadınların da. Çünkü kadınlar dünyanın her yerinde varlar, dünyanın yüzde 70’ten fazlası kadın emeğiyle dönüyor. Alevi toplumunun, Alevi kurumlarının, Alevi evlerinin, varsa Alevi cadde ve sokaklarındaki emeğin, var edenin çoğu zaten kadınlar. Oralar zaten kadınların. Soru şu olmalı bence ‘Niye yoklar?’
ALEVİ ERKEKLER ALEVİ KURUMLARINI ALEVİ EVLERİNE BENZETTİLER”
Peki niye yoklar?
Çünkü Alevi erkekler Alevi kurumlarını aynı Alevi evlerine benzetmişler. Oraları kendilerinin zannediyorlar. Oralarda kadınları ve gençleri daha ziyade hizmet adı altında birçok işte çalıştırıyorlar. Onların emeklerinin var ettiği kurumları, olanakları, o yeteneklerin ürettiği bilgilerin üstüne kendileri binerek siyasi olarak bir yere geliyorlar, o kurumların başkanları yöneticileri oluyorlar ya da değerli yüce, erkek bireyleri oluyorlar. Yani oralarda kadınların sayısının ne kadar az olduğu sorusunun cevabı da biraz bununla ilgili. Çünkü siz insanları sadece çalıştırırsanız, insanları onore etmezseniz, hak ettikleri yerlere getirmezseniz üstüne üstlük her adımda önünü keserseniz, haklarında dedikodu yaparsanız, onların nasıl kötü kadınlar olduğunu anlatırsanız, aynı inancı taşıyan, birlikte sokağa çıktığınız AKP’ye karşı durduğunuz, muhalefeti birlikte ördüğünüz, aynı platformlarda yer aldığınız, yan yana olduğunuz bu kadınlara siz içeriden en büyük kötülüğü, haksızlığı yapıp ceza vermeye çalıştığınız için kadınlar oraya gelmiyor. Niye gelsin?
İkimiz de kadınız. Senin çalıştığın basın ajansında sürekli önün kesilse, yaptığın haber üzerinde erkekleri yükseltse orada durur musun? Ben yazarım, benim yazdığım şeyleri bir erkek üzerine alsa, sürekli beni yok saysa, benim yazdığım şeyin adını değiştirip Ferhat bilmem ne diye yayınlasa ben bunu kabul edebilir miyim, böyle bir şey olabilir mi? Herkesin onuru, kimlik, birey hakları var. Kadınlar da çok onurlu insanlar ve bunları kabul etmiyorlar. Biz kadınların şöyle bir sorunu var; gittiğimiz siyasi partilerde, kurumlarda, derneklerde, iş yerlerinde, meslek odalarında çok çalışıyoruz, buraların değişebileceğine çok inanıyoruz, ‘yapabiliriz’ diyoruz. Ama sonra bakıyoruz ki bizim mücadele ettiğimiz her şey zorla da olsa eninde sonunda kabul edilmeye başladığında ama biz sırf kadın olduğumuz için hep reddedildiğimiz için orada ürettiğimiz şey başkalarına yarıyor ve bizi sürekli ötekileştiriyorlar. Buna bir yere kadar dayanabilirsin, haksızlığa, mobinge bir yere kadar dayanabilirsin. Sonra oradan sessizce çekiliyoruz. Benim hayatımda birkaç defa oldu bu sessizce çekilme. O kadar emek verdiğim yerleri bıraktım, başka bir yerlere gidip mücadelemi sürdürdüm. Bu sessiz çekilmeyi yaptığınızda da oradaki haksızlık, zulüm, erkeklerin iş birliğiyle kadınların ayağını kaydırmaya devam ediyor. Sisteminin kendisini teşhir edememiş oluyoruz. Aslında biz siyasi partilerden, medya gibi çok cinsiyetçi yerlere kadar kadın dayanışmasıyla bu tür yerleri çok önceden itibaren teşhir etmiş olsaydık ve bundan sonra da daha güçlü şekilde teşhir etmeye devam etsek belki kadınların sayısı bu kadar az olmayabilirdi. Yani biz aptal, tembel olduğumuz için, işe yaramadığımız için, dizi izlemeyi çok sevdiğimiz, kuaföre gitmeye bayıldığımız için oralara gitmiyor değiliz. Biz bütün bunlardan vazgeçerek oralara gidiyoruz, çok güzel, önemli işler yapıyoruz. Ama birileri bizim bu başarılarımızı kıskandığı için bizimle ilgili tıpkı İslamcılar Aleviler için nasıl ‘mum söndürüyor’ diye karalamalar yapıyorsa Alevi erkekler de Alevi kadınlarıyla ilgili benzer karalamalar yapıyor. Ailesine kadar burnunu sokarak o kadınları oradan uzaklaştırana kadar gerçekten birçok insanlık dışı yol ve yöntemi deneyerek o kadınları oralardan uzaklaştırıyorlar. Bugün Alevi kurumlarında kadınlar az değil. Derneklere, cemevlerine falan girdiğinizde çok sayıda kadın görüyorsunuz ama bu kadınlar yönetim kadrolarında değiller. Bir oralara uğrayan misafir halinde kadınlar var, bir de mutfaklarda hizmet eden kadınlar var. Ama kadınlar az değil. Yönetimde kadınların az olmasının, etkili pozisyonlarda kadınların az olmasının tek nedeni var; erkeklerin kadınları oralardan itinayla kovması. Başka açıklaması yok. Bunun hesabını erkekler vermeli.
Keşke bu röportajlar bitince tersinden Alevi erkeklerle de konuşsanız ve şunları sorsanız ‘Ne yaptınız da Alevi kadınların sayısı az, ne yaptınız da bu toplumda politik olarak Alevi kadınlar çok zor koşullarda yaşıyor ve görünmezler? Siz ne yapıyorsunuz bu kadınlara? Ne kadar şiddet uyguluyorsunuz da ‘bizde şiddet yok’ diyecek kadar da rahatsınız.’ Bence bu tür sorular bu araştırmanın güzel bir zinciri, devamı, bizim de mücadelemizi çok yükselten bir iş olabilir.
Ben Alevi bir ailenin kızıyım, okuma hakkımı bile tırnaklarımla söke söke aldım. Biz her şeyi çok zorla kazandık. Ama onların aklı basmayan, gördüğü formülü, okuduğunu anlamayan oğullarına bizden çaldıklarını da ekleyerek nice yatırım yaptılar, dershanelere gönderdiler, bizi dershanelere bile göndermediler. Biz kendimiz evde çalışıp kazandık, çoğunun oğulları kazanamadı. Bu çok büyük bir eşitsizlik. Kurumlarda niye kadın yok, evde bunu yapıyorsun kurumda da aynısını yapıyorsun o yüzden yok. Bunun hesabını gerçekten erkeklere sormamız lazım. Bir kız çocuğun babası olan erkeklere, Alevilerin dedesi olan erkeklere sormamız lazım. Biz kadınlar bu sorunun muhatabı değiliz. Biz bu soruna karşı direneniz. Onlar verecek cevabı.
“MUTLAKA KADIN MECLİSLERİ OLMALI”
Buna karşı Alevi kadınların özgün bir örgütlenme modeli yaratarak mücadele etmesi gerektiğine inanıyor musunuz? Bir model öneriniz var mı?
Aleviliğin de dışında hangi alanda olursa olsun sosyalist kadınlar da olsanız, kimlik mücadelesi veren Kürt kadınlar, Alevi kadınlar, Ermeni kadınlar da olsanız, göçmen kadınlar da olsanız kadınlar ve erkeklerin yaşadığı her şey bu cinsiyetçi toplumda kadınlar ve erkeklere eşit yansımadığı için siz zaten mecbursunuz kadınlar olarak örgütlenmeye.
Şu anda bir kadın, bir erkek muhabir var karşımda, ikiniz benim evime gelirken sokakta aynı şekilde gelmediniz. Yani erkek arkadaş daha rahat geldi kadın arkadaşa ise erkekler bakmıştır, belki laf atmıştır, ağzının içinde mırıldanmıştır. O sokakta yan yana yürürken bile aynı koşullarda yürümüyorsun. Hayatın bu kadar net cinsiyetçi olduğu yerde kadınların aynı zamanda bütün haksızlıklarla beraber bu temel ayrıma karşı mücadele etmesi şart. Mücadelenin de en güzel aracı örgütlenmektir. O yüzden sadece Alevi kadınlar değil bütün kadınların ayrı, bağımsız bir örgütlenmeye ihtiyacı var.
Alevi kadınlara gelince Alevi kurumlarında kadın erkek beraberler ve orası karma bir yer. Orada mutlaka kadın birimleri, kadın meclisleri olmalıdır. Meclis çoğulculuğu kapsadığı için daha uygun bir kavram ve kadınlar arasında hiyerarşiyi savunmadığı için işlevsel. Her kadın o meclisin doğal üyesi olduğu için katılımcılık açısından da gayet iyi. Alevi kurumlarında kadın başkanlar var, başkanlık kadın örgütlenmesinde olmaz. Hiyerarşiye karşı olan daha eşitler arası bir ilişki kurmayı hedefleyen, daha çok kadının gelmesini, söz sahibi olmasını hedefleyen bir mücadele olduğu için kadın mücadelesi başkanlık değil, daha az hiyerarşik ve değişime açık bir uygulama olmalı. Orada daha çok kadınların katılacağı, daha demokratik bir işleyişin olduğu, her kesimle daha yakınlaşan birbirine daha bakmasını sağlayan bir işleyişin olduğu meclislerin olması lazım. Ama bu meclislerde alınacak kararların, yapılacak işlerin takibi için de oradan rızayla seçilmiş bir kadınlar üst birimi olabilir. Bu üst birimin de iki tane sözcüsü olabilir, bir tane değil. Bu kişiler 6 ay ya da bir yıl arayla değişebilirler, değişmeliler. Çünkü biz kadınlar üzerimize görev aldıkça, kamuoyunun önüne çıktıkça, mikrofonu elimize aldıkça kendimizi geliştiriyoruz. Hani erkekler de böyle ama onlarda çok olanak var. Onlar mikrofonla, megafonla doğdukları için çok zorlanmıyorlar. Ama değiştirerek daha çok kadını katarak yürüyecek meclis sistemlerinin kendisi bence kadınların özgüvenini çok arttırır. Kadınları da başkan, başkan yardımcısı olarak uzaklaştırmak yerine birlikte çalışan kadınlar olarak yakınlaştırır. Siyaset yapmaya daha çok zaman ayırmasını sağlar. Dikkatini ilgisini oraya yoğunlaştırmak konusunda da etkili olur. Dolayısıyla karma kurumlarda böyle bir kadın meclisi örgütlenme modeli olmalı.
“MUTLAKA ALEVİ KADIN ÖRGÜTLENME MÜCADELE ALANI OLMALI”
Ama muhakkak ve muhakkak bağımsız bir Alevi kadın örgütlenme mücadele alanı da olmalı. Orada kimler, nasıl çalışma yapmak istiyorsa o kadar kadın grubu oluşturabilir, çalışabilir. Aleviliğin hangi alanını kendine dert ediyorsa onu önüne koyup o alanda çalışabilir. Çünkü Alevi toplumunun çok az bir kısmı Alevi kurumlarına gidiyor ya da o kurumlarla ilişki içinde. Başka kaygıları, özellikleri olan kadınlara o kurumlar üzerinden ulaşamazsınız. Daha okumuş, orta sınıf, daha başka siyasal ilişkilere sahip çokça Alevi kadınları mevcut taleplerle örgütleyemezsiniz. Onların kendi özgün kadınlık sorunları var, onlarla da oralardan buluşabilirsiniz. Bağımsız bir Alevi kadın alanı olduğu zaman karma kurumlarda erkeklerin önünü kestiği kadınların yeterince dillendiremediği mevzuları bağımsız kadın örgütlenmesi alanı üstlenir. Bir de ve en önemlisi; siyasetin kendisi, sözün kendisi de bağımsız alanda oluşturulur, karma alanda değil. Bütün Alevi kadınlar karma alanlarda çalışsalar da bağımsız alandaki kadın örgütlenmesiyle mutlaka kontak içinde olmalılar ya da direk içinde yer almalılar.
“EŞİT BAŞKANLIĞA OLUMLU BAKIYORUM”
Alevi kadın meclislerinin olması gerektiğini söylediniz. Kurumlarda eş başkanlık tartışmaları hakkında ne söylersiniz?
Galiba Fransa Alevi Kadınlar Birliği’nde ilk gördüm ‘eş değil eşit başkan’ diyorlar. İlk duyduğumda bana tuhaf geldi. Aslında Alevi söylemi ve Alevi toplumunun kendisiyle ilgili baktığınızda doğru bir kavramlaştırma oluyor. Dolayısıyla ben bu eşit başkan işine olumlu bakıyorum. Çünkü erkekler bizi eşit görmüyorlar. Sorun bu. Biz de bu soruna ilişkin bir çözüm üretiyoruz, diyoruz ki ‘arkadaş bu kurumların temsilcisini hep erkeklerden seçiyorsunuz, seçerken nitelik falan da pek aramıyorsunuz. Erkek olmak yetiyor başkan olmak için. Dolayısıyla biz kadın ve erkek eşitliğini savunan bir toplumun bugünkü mücadelesini veren kurumlarının da aynı şeyi göstermesi gerektiğini talep ediyoruz kadınlar olarak’. O yüzden de bu eşit başkanlık işi çok önemlidir. Olabildiğince bütün kurumlarda da kabul olursa, konfederasyonun tüzüğüne girerse çok iyi olur, kadınlar için çok ön açıcı olur. Erkekler için de o cinsiyetçilik ve muhafazakarlığı kırmak açısından daha hızlı yol almamızı da sağlayabilir. Ama en önemlisi kadınlar için böyle bir şeyin olması.
Sanırım sırf Avrupa’da 300 küsur Alevi kurumu var. Bu şu demek: 300 küsur kadın eşit başkan olacak. 300 küsur kadın siyaset düşünecek, bir şey diyecek, haftada en az iki akşam politik olarak bir yere temsiliyet için gidecek. Onları gören erkekler ayağa kalkacak. Saygı duyacak. Ne diyor diye dinleyecek. Çok güzel bir şey değil mi? Bunu niye istemeyelim ki?
“ERKEK ŞİDDETİYLE YÜZLEŞMEMİZ GEREKİYOR”
Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı? Buradan kadınlara ne söylemek istersiniz?
25 Kasım yaklaşıyor. Türkiye, Kıbrıs ve Avrupa’daki Alevi kurumlarında da 25 Kasım’a ilişkin hazırlıklar olacak. Alevi toplumunun ‘bizde kadın erkek eşittir’ lafı artık bir yere denk düşmüyor. Bu eşitliğin olması için ve eşit olduklarını savunabilmemiz için cinsiyetçilikle ve erkeklerin kadınları kontrol altına aldıkları erkek şiddetiyle yüzleşmemiz ve ona karşı koşulsuz mücadele etmemiz lazım. Buna ilişkin somut bir talep olarak öncelikle Alevi kurumlarında ve Alevilerin yaşadığı ülkelerde şu üç günü izin günü ilan etmelerini öneriyorum. 8 Mart, 25 Kasım ve Newroz. Bu üç gün Alevi kadınlar için izin günü olmalı, Alevi kurumlarında, evlerinde ve işyerlerinde kadınlar çalışmamalı.
Neden Newroz? Newroz yeni yıl ve Alevi toplumunu oluşturan milletlerin tamamının kabul ettiği bir yeni yıl. Herkesin yeni yılında izin oluyor, kimse gidip çalışmıyor. Newroz’da da gitmemeliler. İkinci neden de şu: Çünkü Newroz şimdilerde Kürt halkının mitolojisi üzerinden anımsatılsa ve Dehaklardan bahsedilse de, onun da öncesinde ilk olarak kadıncıl inançların yeni yılıdır Newroz. Tanrıçaların döneminden bugüne gelen bir yılbaşı kutlaması olduğu için kadınlar bu üç günü kazanmak için direnmeli. Lafla peynir gemisi yüzmüyor, bizde eşitlik var diyenler bu talepleri kabul etmek zorundalar.
“ALEVİ KADINLAR ARTIK ‘BİZ EŞİTİZ’ DEMESİNLER”
Alevi kurumlarında 25 Kasım’a giderken bir günlük, iki günlük işler değil, erkek şiddetinin ne olduğunu, açık derin bir şekilde anlatacak bir haftalık programların olması lazım. Bence artık Alevi kadınların böyle örgütlenmesi lazım. Bir de Alevi kadınların artık ‘Biz eşitiz, muhteşemiz’ dememesi lazım. Değiliz. Bu söylemle hem eşit olmanın önünü kesmeye çalışıyorlar hem de bu söylem erkeklerin ekmeğine yağ sürüyor. Biz o kadar güzelsek, muhteşemsek demek ki derdimiz yok. Ama öyle değil. Dayak yiyoruz, her türlü erkek şiddetine maruz kalıyoruz, Alevi kadınlar da tıpkı diğer kadınlar ne yaşıyorsa aynısını yaşıyor. O yüzden 25 Kasımlara başka kimliklerden, sınıflardan kadınlar çağrılabilir. Herkes yaşadığı sorunları anlatabilir ve oradan bir bilinç yükseltme üretilebilir.
“ALEVİ KADINLAR CİDDİ AYRIMCILIĞA MARUZ KALIYORLAR”
Özellikle son birkaç yıldır Alevi kurumlarında Alevi kadın mücadelesi veren kadın arkadaşların güzel açıklamalar yapan, güzel hedefleri olan işlere tanıklık ediyoruz. Ama erkek şiddetiyle ilgili Alevi kurumlarının program ve tüzüklerinin değişmesi lazım. O programlarda ‘Erkek şiddeti nedir?’in tanımı olmalı, tüzüklerde erkek şiddetine karşı nasıl mücadele edeceği somutlaştırılmalı. Nasıl mücadele edeceğinin somut olması için de erkek şiddetine karşı özel disiplin kurullarının oluşturulması lazım. Bu disiplin kurullarında erkek şiddetinin ne olduğunu bilen, bu alanda profesyonel çalışan bilgi sahibi, kadın mevzusunda, feminist mücadele konusunda deneyim sahibi olan, bilgili ve eğitimli kadınların yer alması lazım. Erkeklerin seçip kendi lehlerine çevirecekleri kadın arkadaşların olmaması lazım. Aynı şekilde kadın kurumlarının yönetim ve karar mekanizmalarında kadınların olması, buralarda bu kotaların oluşturulması lazım. Oralarda da gene kadın bilincine sahip kadınların olması lazım. Rast gele yürüyerek olmuyor bu işler. Mevcut kazanımların bile kaybına neden olabiliyor tersi işler. Bir de mesela 8 Mart vb. günlerde etkinlikler yapılırken kadınlar arasında ayrım yapılıyor burjuva kadın, köylü kadın, işçi kadın, Alevi kadın, solcu kadın. Bunların çoğu cici kadınlar. Bir tane burjuva kadın var herkes ona vuruyor. Kadının burjuvası falan yok. Kadınların hepsi erkeklerin sistemi olan erkek egemen sistemde erkeklerin hizmetinde çalıştırılan emekçi kadınlar. Her kadın birçok alanda çalıştırıldığı gibi bazı kadınlar diğer kadınlara göre daha az alanda çalıştırılıyor olabilir. Ama bu o kadının da ezilmediği, sömürülmediği, erkek şiddeti görmediği, horlanmadığı anlamına gelmez. Dünyada hiçbir kadın bugün erkeklerle aynı konfora, hakka, güvene sahip değil sokaklarda ya da evlerde. Bu bile yeter kadınların ortaklığına ilişkin. Daha kadınların birliğinin, kadınları politik olarak sevmenin, kadın dayanışmasının öne çıktığı çok bilinçli politik mücadele yapılırsa, yükseltilirse ki buna doğru gidiliyor güzel de gelişmeler oluyor, bence bu alanda da çok fazla yol alabiliriz ve 10-15 milyonluk bir toplumsal kesimin yarısını oluşturan kadınlar da böylece belki biraz nefes alabilir. Çünkü Alevi kadınlar sadece erkeklerden değil bu devletten, sermayeden de çok çekiyorlar ve ciddi şekilde ayrımcılığa maruz kalıyorlar.
Alevi kurumlarında, şiddete uğrayan kadınların başvurabileceği şiddete karşı profesyonel olarak eğitilmiş kişilerden oluşan danışma birimlerinin oluşması lazım. Yoksa biz yol alamayız. Bu konularda çok somut işler yapılabilmeli ki bunun karşılığı alınabilsin. Kadınlar bakıyor ki burada şiddete karşı bir mücadele var ama ben şiddete uğruyorum, ne yapacağımı, nereye gideceğim? Bu olmazsa o şiddet döngüsü devam eder. Eğer Alevi kurumlarında şiddete uğrayan kadınların başvuracağı yerler olursa, kadınlar oralara gelirse ve doğru bir şekilde yönlendirilmeye çalışılırsa gayet güzel olur, kadınlar şiddet ortamından kurtulur.
Ayrıca özellikle yurt dışında yaşayan Alevi kadınların o ülkelerin kadın mücadeleleriyle, feminist mücadeleleriyle, kadın çevreleriyle de ilişkilenmeleri lazım. Oralarda da erkek şiddeti ve benzeri konularda çok büyük destekler alabilirler. Oralardaki kadın kurumları kadınları ‘göçmen ya da değil’ diye ayırmıyor, etik feminist ilkeler her yerde geçerli ve çok faydası oluyor kadınlara.
Bir de kadınlar mutlaka yaşadıkları ülkenin dilini öğrensinler. Ben Kürt’üm, Türkçe’yi sonradan okulda öğrendim, öğrenmeseydim muhtemelen bambaşka bir hayatım olurdu. Fransa, Almanya her neredelerse o ülkenin dilini öğrenmeleri kadınlar için şart. Çünkü erkekler kadınları eve önlerini kapatmak, kendilerine mahkum etmek, gözü açılmasın diye kapatıyorlar. Dil öğrenmesin, hiçbir ilişki ağı olmasın, yalnızlaşsın ki bana tabi kalsın istiyorlar. Kadınlar da bunun aksini yapmalı, Alevi kurumlarındaki kadınlar da kadınların bu açılardan kendilerini geliştirmeleri için çok somut adımlar atmalı. Mesela Alevi kurumlarında yapılacak şekilde kadınlara bedava dil kursları talep edilebilir belediyelerden, kadınlar mevcut dil kurslarına götürebilirler, o ülkenin devletlerinden Alevi kadınların ücretsiz şekilde dil öğreneceği kurslar, hocalar istenebilir ve buralardan eğer daha çok yol alınmaya başlanırsa bence erkek şiddetine ilişkin çok önemli bir mücadele de gerçekleşmiş olur.
Bütün kadınların 25 Kasım Uluslararası Her Türlü Şiddetle Mücadele ve Şiddete Son Gününde erkeklerden ve devletten daha az zarar gördüğü hayatlarının olmasını isterim. Hepsinin bu taleple 25 Kasım’da sokaklara inmesini isterim.
-Alevi kadınlara tarihsel olarak “Yolda kadına biçilen rol nedir?” ve “Bu rol bugün yerine getirilemiyorsa nedenleri nelerdir? Nasıl aşılabilir?” şeklinde sorular sorduk. Dizi yazımızın bu bölümünde sorularımızı kadın araştırmaları yapan Gülfer Akkaya yanıtladı. GÖRÜNTÜLÜ
– Geçen yıl İstanbul Tuzla Aydınlı Mahallesi Ulubatlı Hasan İlköğretim Okulu’ndaki kız çocuğuna yönelik cinsel istismarda bulunan öğretmenin yargılandığı davanın 3. duruşması Kartal Anadolu Adliyesi’nde görülecek. Kayy Der, sivil toplum örgütleri ile birlikte duruşma öncesi kamuoyu oluşturmak için açıklama yapacak. GÖRÜNTÜLÜ
– Demokratik Alevi Derneği Eş Genel Başkanı Selda Güneş, “Pek çok Alevi kurumunun hiçbir cemevi politikası yok. Binalar sadece boş mekanlara dönüşüyor” ifadelerini kullandı. GÖRÜNTÜLÜ
-OHAL ve KHK’lara ilişkin; ihraç edilen tüm kamu görevlilerinin derhal görevlerine iade edilmesi talebiyle, bugün saat 11.00’de Büro Emekçiler Sendikası Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenlenecek. GÖRÜNTÜLÜ
PİRHA- Grup Yorum üyelerinin tahliyesine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı itiraz etti.
Grup Yorum üyelerinin yargılandığı davanın 7’nci duruşmasında sanıklar hakkında tahliye kararı ve adli kontrol kararı verildi.
Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde gerçekleşen davaya Grup Yorum üyeleri Yeliz Kılıç, Helin Bölek ve Fikret Akar katılırken Dilan Uludağ, Bahar Kurt’un Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile bağlandı.
Grup Yorum üyeleri hakkında adli kontrol şartıyla tahliye kararı verildi.
Grup Yorum üyeleri İdil Kültür Merkezi’nin artık basılmaması, konserlerin yasaklarının kaldırılması, adlarının ‘terör listelerinden’ çıkarılması, grup üyeleri üzerindeki yargı baskısının kaldırılması için açlık grevine başlamıştı.
TAHLİYEYE İTİRAZ
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 2’si Grup Yorum Üyesi olan 5 kişinin tahliyesine itiraz etti. İtiraz yargılamanın yapıldığı 35’inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından “Mahkememizce verilen tahliyeye ilişkin ara kararda usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmaması dolayısıyla işbu karara yönelik itirazın yerinde görülmemesi” nedeniyle kabul edilmedi. İtiraz dilekçesi dosyanın incelenerek kesin olarak karara bağlanması için itirazı incelemeye yetkili mercii olan İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi.
PİRHA- Cami yapılan Alevi köyü Aşağısallıpınar’a giden Aleviler, Kars Valisi ve Sarıkamış Kaymakamı ile görüşemedi. Heyette bulunan ADFE Genel Başkanı Celal Fırat, köylülerin bir kısmının camiyi istediğini bir kısmının istemediğini ifade etti.
Kars’ın Sarıkamış ilçesinde bağlı Aşağısallıpınar Köyü’ne kaymakamın hizmet getirme sözü karşılığında cami yapılmaya başlanmıştı. Köydeki caminin cemevine çevrilmesi için Alevi kurumları adına bir heyet Aşağısallıpınar köyüne gitti. Heyette Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat, Bağcılar Cemevi Başkanı Zeynel Abidin Koç ve Arnavutköy Cemevi Başkanı Yüksel Yılmaz bulunuyor.
Bugün önce Kars Belediyesi Eşbaşkanı Şevin Alaca’yı ziyaret eden heyet sonrasında Kars Valisi ve Sarıkamış Kaymakamı ile görüşmek istedi ancak vali ve kaymakam Alevi heyeti kabul etmedi.
Heyette bulunan ADFE Genel Başkanı Celal Fırat, durumu PİRHA’ya değerlendirdi.
Bir hafta önce Kars Valisi ve Sarıkamış Kaymakamından randevu talep ettiklerini ancak bir cevap alamadıklarını belirten Fırat, bugün gittikleri Kars Valiliği’nde yazı işleri müdürünün kendilerine “talebiniz şu an beklemede” dediğini aktardı. Caminin cemevine çevrilmesi için topladıkları imzaları ve dilekçeleri zorla teslim ettiklerini ifade eden Fırat, Sarıkamış Kaymakamlığı’nda da benzer bir durumla karşılaştıklarını söyledi. Önce “Kaymakam bey toplantıda biraz bekleyin” cevabını aldıklarını dile getiren Fırat, oradaki durumu da şöyle özetledi:
“Biz kapının önünde beklerken birden birkaç kişi odadan çıktı kaçarcasına orayı terk etti. Arkasından da birkaç kişi koştu, onlar da kaymakamın korumalarıymış meğer. Evraklarımızı vermek istedik. Bir yer gösterdiler ortaya gittik kimse yok. Diğer tarafa geldik onlar gitmiş. Neredeyse bir yarım saat evrakları imzalattıracak birilerini aradık. Mühür bile vurmadılar. ‘Kayıt altına alamayız bunları’ dediler. Sadece bir memurun adını soyadını yazdırdılar oraya verdiğimize dair.”
“CAMİYİ İSTEMEZSEK ÇOCUKLARIMIZI İŞTEN ATARLAR”
Köylülerin bir kısmının camiyi istediğini bir kısmının istemediğini ifade eden Fırat, “Seçimlerde AKP’ye oy veren bir kesim var. Çocuklarına iş imkanları sağlanmış. ‘Biz camiyi istemezsek çocuklarımızı işten atarlar’ kaygıları var. Egemen güç mantığı yine vatandaşın acısından yararlanarak devlet acımasızlığını gösteriyor. Bu da çok acı. Oysaki devletin herkesin devleti olması lazım. Anayasa diyor ki ‘herkesin dini inancı, geleneği göreneğini devlet yerine getirmek mükellefinde. Ama sadece kağıt üzerinde” diye konuştu.
“BİZ ALEVİLERİN VALİSİ KAYMAKAMI DEĞİLLER”
“Ülkenin cumhurbaşkanı, vali, kaymakam tüm vatandaşlara eşit şekilde muamele ettiklerini dillendiriliyor. Ama hizmetinde olmasını bırakın bizimle görüşmüyorlar bile” diyen Fırat, “Demek ki sayın vali ve sayın kaymakam birilerinin kaymakamı birilerinin valisi. Biz Alevilerin kaymakamı, valisi değil. Nezaketen de olsa İstanbul’dan gelen insanlarla görüşmeleri gerekiyordu. Ama bunlar ne yaptıklarının farkındalar. Bunların da beslendikleri bir yer var. Aldıkları görevi yerine getirmekle mükellefler kendileri. Bu anlamda gerçekten üzücü bir olayla karşılaştık bugün” diye ifade etti.
Bölge insanının kurumlara “bize sahip çıkmıyorsunuz” konusunda eleştirileri olduğunu söyleyen Fırat, “El ele vermemiz lazım, toplumumuz elden kayıyor. Sanatçısıyla, yazarıyla, çizeriyle Alevilerin bu konuyu oturup konuşması lazım” dedi.
Fırat, ADFE olarak bölgede yaşadıkları sorunları rapor halinde kamuoyu ile paylaşacaklarını kaydetti.
PİRHA- Cami yaptırılan Alevi köyü Aşağısallıpınar’a giden Alevi heyeti, Kars Valisi ile görüşemedi. Heyet, caminin cemevine çevrilmesi talepli dilekçelerini ise valiliğe zorla verdi. Ardından görüşmek için gittikleri Sarıkamış Kaymakamı da heyetle görüşmedi.
Kars Sarıkamış’a bağlı 38 Haneli Aşağısallıpınar Köyü’ne kaymakamın hizmet getirme sözü karşılığında cami yaptırılması tepkilere neden olmuştu.
Köylerine dayatma ile cami yapıldığını ve bu projeyi kabul etmediklerini söyleyen Aşağısallıpınar köylüleri, İzmir’de yaptıkları toplantı sonrası bir an önce bu projeden vazgeçilmesi çağrısında bulunmuş ve imza kampanyası başlatmıştı. Tepkilerin ardından cami inşaatı durduruldu.
Dün, köydeki cami inşaatının cemevine çevrilmesi için Alevi kurumları adına Aşağısallıpınar Köyü’ne giden Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat, Bağcılar Cemevi Başkanı Zeynel Abidin Koç ve Arnavutköy Cemevi Başkanı Yüksel Yılmaz, önce Kars Belediye Eşbaşkanı Şevin Alaca’yı ziyaret etti. Ardından Kars Valisi ile görüşmek üzere Valilik konağına giden heyet, vali ile görüşemedi. Valinin özel kalem müdürünün heyettekilere Vali ile görüşemeyeceklerini söylemesi üzerine Alevi heyet cami inşaatının cemevine çevrilmesi talepli dilekçelerini iletti.
ADFE Genel Başkanı Celal Fırat, dilekçelerini zorla verebildiklerini belirterek, “Dilekçelerimizi almakta bile zorlanan bu zihniyeti kınıyoruz” dedi.
Ardından gittikleri Sarıkamış Kaymakamı da Alevi heyetle görüşmedi. Heyette bulunan Celal Fırat, konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı:
“Sarıkamış Kaymakamı ile görüşmek için Kaymakamlığa gittik. Kaymakam beyin kaymakamlıktan kaçarcasına çıkması çok acı idi. Dilekçemizi vermek için neredeyse muhatap bulamadık. Yazı işlerindeki memurların ‘kaymakam bey görmeden evrakı alamayız’ söylemleri kabul edilir değildi. Sorun gerçekten çok büyük yeni bir örgütlenme modeline acilen ihtiyaç var. Buradaki Alevi canlarımızın sitemlerine çare bulmamız lazım…”
Gazete Yolculuk muhabiri Buse Söğütlü, ifade eksikliği gerekçe gösterilerek dün gece gözaltına alındı.
Gazete Yolculuk muhabiri gazeteci Buse Söğütlü, ifade eksikliği gerekçe gösterilerek dün gece gözaltına alındı. Söğütlü’nün bugün hakim karşısına çıkartılacağı öğrenildi.
Söğütlü’nün avukatı Erman Öztürk, “Gazeteci Buse Söğütlü bu akşam GBT sorgusunda hakkında yakalama kararı olduğu için gözaltına alındı. Yarın savcılığa çıkarılacak” açıklamalarında bulundu.
PİRHA- Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) öncülüğünde oluşturulan bir heyet yarın, zorla cami yaptırılan Alevi köyü Aşağısallığınar’a gidecek.
38 Haneli Aşağısallıpınar Köyü’ne kaymakamın hizmet getirme sözü karşılığında cami yaptırılması iddiaları tepkilere neden olmuştu.
Köylerine dayatma ile cami yapıldığını ve bu projeyi kabul etmediklerini söyleyen Aşağısallıpınar köylüleri, İzmir’de yaptıkları toplantı sonrası bir an önce bu projeden vazgeçilmesi çağrısında bulunmuş ve imza kampanyası başlatmıştı. Tepkilerin ardından cami inşaatı durduruldu.
Şimdi ise Alevi kurumları adına Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat öncülüğünde bir heyet Aşağısallıpınar Köyü’ne gidecek. Yarın yola çıkacaklarını söyleyen ADFE Genel Başkanı Celal Fırat, önce Kars Büyükşehir Belediyesi’ne gideceklerini, ardından da Kars Valiliği’ne giderek caminin cemevine çevrilmesi için dilekçe vereceklerini belirtti.
Bölgede 4 gün boyunca çalışma yürüteceklerini ve temaslarda bulunacaklarını aktaran Fırat, bu dört gün içinde Kars ve Erzurum’un bazı köylerini de ziyaret edeceklerini ifade etti.
PİRHA- Hafta sonu Olağan genel kurulunu yapan Maltepe Cemevinin Başkanı yeniden Erdinç Yılmaz oldu.
Haberin Videosu
İstanbul Gülsuyu’nda bulunan Maltepe Cemevi olağan genel kurulunu gerçekleştirdi. Başkanlık için Erdinç Yılmaz ile Aydın Özdemir’in listeleri yarışıyordu.
Başkan adayı Aydın Özdemir, adaylıktan çekildi. Özdemir, adaylıktan çekilme sebebinin aralarında birliği sağlayamadıkları olduğunu açıkladı.
Eski Başkan Erdinç Yılmaz yeniden Maltepe Cemevi Başkanı seçildi.
PİRHA- Dersim Araştırmaları Merkezi DAM, idam edilişlerinin 82. yılında Seyit Rıza ve arkadaşlarını andı.
HABERİN VİDEOSU
Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM), idam edilmelerinin üzerinden 82 yıl geçen ve hala mezar yerleri açıklanmayan Seyit Rıza ve arkadaşlarını andı. Şişli Cemil Candaş Kültür Merkezi’nde yapılan etkilik Dersim Katliamı’nı anlatan belgesel gösterimi ile başladı.
Açılış konuşmasını yapan şair Nesimi Aday, Dersim Katliamı’nı sadece solcuların da duymadığını dile getirerek dönemin Komünist Partisi’nin “Dersim’de feodal ağalar demokratik Cumhuriyete karşı ayaklandılar” şeklindeki raporlarını hatırlattı. Aday, Dersim Katliamı’na gelmeden öncesini de şöyle anlattı:
“Osmanlı İmparatorluğu dağılış sürecinde iken Kürtler de bağımsızlık fikri taşıyorlardı. Koçgirililer 1921’de bu taleplerle çıktılar, Koçgirililer Topal Osman’ın zulmüne uğradılar. Koçgiri’de taş üstünde taş, baş üstünde baş kalmadı. Sonra 1925’te Şeyh Said hareketi başladı.”
“DEĞERLERİ UĞRUNA İPİ GÖĞÜSLEDİLER”
Dersim Araştırmaları Merkezi Başkanı Selman Yeşilgöz de, “Dersim isyanının üzerinden 82 yıl geçti. Yaşamını yitirenleri unutmadık. Onlar büyük felaket öncesi Dersim adına yargılandılar, diz çökmeden değerleri uğruna ipi göğüslediler” dedi. Yeşilgöz, Seyit Rıza ve arkadaşlarını anmaya, mezar yerlerini sormaya devam edeceklerini kaydetti.
“SEYİT RIZA’NIN DURUŞU BİZE GÜÇ VERİYOR”
Tutukluluğundan dolayı anma programına katılamayan kayyım atanan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı (DBB) Selçuk Mızraklı’nın mektubu da okundu. Mızraklı’nın mektubunda, şu ifadeler yer aldı:
“İktidara itaat istenmektedir. Tek adam rejimi kalıcı hale getirilmek istenmektedir. Aykırı bir ses istenmemektedir. İşte böylesi kızılca kıyametin koptuğu, korku cumhuriyetinin olağanlaştırılmak istendiği bir dönemde bizler Seyit Rıza’nın torunları olarak Yezid’e karşı çıkmaktayız. Asiliğimizi, direncimizi ve korkusuzluğumuzu geçmişimizden alarak bu karanlık günlere son vermek için mücadele etmekteyiz… Seyit Rıza’nın onurlu ve erdemli duruşu bize mücadele ve direnme gücü veriyor. Kin, nefret, düşmanlıkla bize saldıran muktedirlere karşı özgürlük, hakikat ve adaleti elden bırakmadan mücadelemize devam etme sözü veriyoruz.”
Etkinlikte, performans şiir ve müzik dinletisi gerçekleşti. Sanatçılar Sait Bakşi, Taylan Yıldız, Civan adar, Ayfer Düzdaş ve Doğan Çelik türküler seslendirdi. Ahmet Can Akyol, Nesimi Aday, Hıdır Işık, Özgün Bulut şiirlerini seslendirirken performansta ise Alevilikte önemli bir yeri olan dört kapı kırk makam anlatıldı.
AKP’li Şahinbey Belediyesi tarafından düzenlenen sınavda dereceye giren 161 öğrenci umreye götürülecek.
31 Mart Yerel Seçimleri’nin kampanya sürecinde, “Molla Ahmet” lakaplı Ahmet Özyıldız’ı ziyaret eden ve “Haydi Çocuklar Camiye, Namazını Kıl Puanını Topla” kampanyası ile adından söz ettiren Antep’in AKP’li Şahinbey Belediye Başkanı Mehmet Tahmazoğlu, benzer bir uygulamaya daha imza attı. Şahinbey Belediyesi’nin 2017 yılında lise öğrencilerine yönelik başlattığı umre ödüllü yarışmanın bu yıl da hayata geçirileceği öğrenildi.
Belediye, il milli eğitim müdürlüğü ve il müftülüğü ile proje kapsamında protokol imzaladı. İlçedeki 161 öğrencinin umreye götürülmesini içeren protokolün amacının, “Öğrencileri kitap okumaya teşvik etmek” şeklinde açıklanması dikkati çekti.
47 BİN ÖĞRENCİ KATILACAK
BirGün’den Mustafa Mert Bildircin’in haberine göre, projenin, ilçedeki lise 1, 2, 3 ve 4’üncü sınıf öğrencilerini kapsayacağı bildirildi. Umreye gitmek isteyen öğrencilerin, belediyenin dağıttığı kitap üzerinden sınava alınacağı ifade edildi. Protokolde, düzenlenecek sınavda dereceye giren her okuldan üç öğrencinin umre ödülünü kazanacağı kaydedildi. Belediyeden projeye ilişkin yapılan açıklamada, sınava 66 liseden 47 bin öğrencinin katılımının öngörüldüğü belirtildi.
“GENÇLERİMİZİN UMREYE GİTMESİ BÜYÜK BİR KAZANÇ”
Çocukların kitap okudukça ailelerine, şehrine ve ülkesine faydalı bireyler olarak yetişeceğini söyleyen Gaziantep Valisi Davut Gül, “Bu projeye dört yıldır emek veren Şahinbey Belediye Başkanımıza, İl Müftümüze ve İl Milli Eğitim Müdürümüze teşekkür ediyorum. Çok güzel bir proje… Özellikle gençlerimizin umreye gitmesi, gündemlerine alarak konuşması büyük bir kazançtır” dedi.
“UMRE ZİYARETİNİN ÖNEMLİ BİR YERİ VAR”
Gaziantep İl Milli Eğitim Müdürü Cengiz Mete de projenin öğrenciler için faydalı olduğunu savundu. Öğrencilerden projeyle ilgili olumlu dönüşler aldıklarını söyleyen Mete, “Sosyal kültürel faaliyetlerimizin içerisinde umre ziyaretinin önemli bir yeri var. Burada hem kitabi bilgiler açısından çok önemli bilgiler elde ederken umre ile de ödüllendiriliyorlar” diye konuştu.
PİRHA-“Yolda birlik mücadelede birlik” şiarıyla bir araya gelen Aleviler, asimilasyona karşı birlikte mücadele edeceklerini vurguladılar.
Haberin Videosu
Alevi kurumları “Yolda birlik mücadelede birlik” şiarıyla Küçükçekmece’de bulunan Garip Dede Dergahı’nda bir araya geldi. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Alevi Dernekler Federasyonu (ADFE), Alevi Vakıflar Federasyonu (AVF) ve Demokratik Alevi Derneği (DAD) tarafından ortaklaşa düzenlenen toplantıda, Aleviler üzerindeki baskılar ve buna karşı nasıl mücadele edilmesi gerektiğine ilişkin yöntemler masaya yatırıldı. Toplantıya Alevi kurum başkanlarının yanısıra, HDP’nin Alevi vekilleri Ali Kenanoğlu, Zeynel Özen, Kemal Bülbül, CHP Milletvekili Ali Şeker, CHP’li Orhan Sarıbal, Gazeteci Recai Aksu, Kezban Bektaş ve çok sayıda Alevi yurttaş katıldı.
Çerağ uyandırmasıyla başlayan toplantı, semah ve Muharrem Temiz’in seslendirdiği deyişlerle devam etti.
“CAN, YOLDAŞLIK, YARENLİK”
Açılış konuşmasını Alevi Dernekler Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat yaptı. Kapitalizmin tüm halkları kendi norm ve standartlarına uydurma yöntemi için kışkırtmakta ve istedikleri ülkelere bu güçleri yerleştirmeye çalıştığını belirten Fırat, “Bizleri zehirlemek isteyen gerçeklerin çocuklarımıza vaat ettiğimiz bir yaşamı nasıl bir tezgah üzerinde devindiğini konuşacağız. Yani yaşadığımız baskı ve zulümlerle kendini açık eden dayatılmış düzeni konuşacağız. Kendimizi küçük görme ve gücümüzün farkında olmama, yani bize dayatılan niteliksiz sosyokültürel alt yapının nedenini konuşacağız, sorgulayacağız. Uzak ve yakın coğrafyadaki canlarımızla inancımızın temeli olan rızalık, can, yoldaşlık ve yarenliği paylaşacağız. Bu anlamda hepinizi Şah Hüseyin aşkıyla selamlıyorum” dedi.
“ARTIK YALNIZ DEĞİLİZ”
Alevilerin varlığının her dönemde birilerini rahatsız ettiğini ifade eden Fırat, “Varlığımız her koşulda yeniden ele alınmış güvenlik tedbirleri ve asimilasyon çabaları birçok katliamla sonuçlanmıştır. Kısacası bize karşı; kin, öfke ve nefret hiç bitmemiş hafızamızda tarihsel bir gerilim biriktirmiştir. Selçuklu- Osmanlı ve cumhuriyet döneminde toplumun dışında bırakılan, ötekileştirilen Aleviler yoluna bağlıklarından ötürü fişlenmiştir. Bizler Koçgiri, Dersim, Maraş, Malatya, Çorum katliamlarını yaşayan, sürgün edilen Alevileriz. Bu sürgün dönemde inançsal, kültürel ve sosyal yaşam alanlarınızı farklı halklarla sorunsuz yaşayarak genişlettik. Bizler öteden beri ret edilen haklarımızı ve katliamlara karşı tedirginliğimizi Avrupa’daki siz canlarla örgütlenerek aşacağımıza inanıyoruz ve biliyoruz ki artık yalnız değiliz” diye konuştu.
“ALEVİ KÖYÜNE CAMİ PROJELERİ BİTMİYOR”
Laik ve bilimsel eğitimin her çocuk için hak olduğunu belirten Fırat, Türkiye’deki eğitim müfredatının da bu anlayışla yeniden düzenlenmesi gerektiğini vurguladı. “Çocuklarımızın; musahiplik erkanından geçmesi, görgü erkanından geçip ikrar vermesi, bu güzel yola talip olması için mücadele edeceğiz, Alevilik inancının zihinsel haritamızdan silinmesine asla izin vermeyeceğiz” diyen Fırat, “Sünni İslam damarını besleyen devlet Alevi köylerine cami yapmaya devam ediyor. Alevi köylerine cami projesi uygulanan asimilasyon taktiklerinden biridir. Köye alt yapı, yol, su hizmeti karşılığında devlet bürokrasisinin dayattığı Alevi köyüne cami projeleri bitmiyor. Yüzyıllardır devlet kurumu veya kişiler bizlerin ibadethanesini belirlemeye çalışıyor. Bizlerde ısrarla ve dirençle bir inancın ibadethanesine, ibadetini nasıl yaptığına, nasıl yapacağına yalnız o inanca gönül vermiş olanlar belirler diyoruz ve bu asimilasyonu durduruyoruz. Bundan sonra daha örgütlü ve daha disiplinli çalışarak çantada kelik, arka bahçe, oy deposu olmayı ret edeceklerdir. Parlamenter sistem içinde demokrasi, eşitlik ve adalet diyeceklerdir” ifadelerini kullandı.
“ALEVİ ÖRGÜTLERİ OLARAK BİR OLACAĞIZ”
Ardından söz alan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu İkinci Başkanı Mehmet Ali Çetinkaya, Türkiye’de olduğu gibi Avrupa’da da Alevilerin asimile edilmeye çalışıldığını dile getirdi. Asimilasyon için türlü tezgahların planlandığını belirten Çetinkaya, “Avrupa’dan Türkiye’ye gelen çok sayıda canımız Türkiye’ye giriş yapmadan geri dönmek zorunda kaldı. Bu canlarımız geri çevrildi. Avrupa’daki Alevi dernekleriyle Türkiye’deki dernekleri birbirinden ayırmaya çalışıyorlar. Türkiye’deki Alevi hareketlerle Avrupa’daki Alevi hareketleri buluşturmayı ve ortak noktada hareket etmeyi yakaladık. Bunu devam ettirmek istiyoruz. Türkiye bizim onursal başkanımıza gözaltına alıyor ve yurtdışı yasağı konuluyor. Bu yasak tüm Alevilere konulan bir ambargodur. Bugün bir başkanımıza bunu yaptılar yarın diğerlerine uygulayabilirler. O yüzden hem Avrupa’daki hem de Türkiye’deki Alevi örgütleri olarak bir olacağız. Kimse bizleri ayıramaz” şeklinde konuştu.
Konuşmaların ardından divan oluşturuldu. Ardından buluşmaya katılan kurum temsilcileri söz alarak yaşadıkları sorunları anlattı.
“ORTAK HAVUZ OLUŞTURULMALI”
Demokratik Alevi Derneği Eş Başkanı Selda Güneş, cemevlerinin sadece cenaze erkanlarının gerçekleştirildiği mekanlara dönüştürüldüğüne dikkat çekerek, eşit yurttaşlık mücadelesi yönünde hukuk komisyonunun oluşması gerektiğini kaydetti. Güneş, “Sorunların konuşulduğu bir havuz ve kadın meclisi oluşturulmalı” dedi.
“SADECE ALEVİLERİN SORUNU YOK”
Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Doğan Demir de, “Yolda birlik konusunda çok samimi durmuyoruz” dedi. Cumhuriyetin kazanımlarına sahip çıkılması gerektiğini belirten Demir, “Bu ülkede sadece Alevilerin sorunları yok” diye konuştu.
“Herkes haddini bilmek zorunda” diyen Doğan Demir, Turgut Öker üzerinden Alevilere ders verilmeye çalışıldığını kaydetti.
“ALEVİLİK SORUNU GENEL BAŞKANLARIN KEYFİNE BIRAKILAMAYACAK KADAR ÖNEMLİ”
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Onursal Başkanı Turgut Öker, “Önemli ama geç kalınmış bir toplantı” diyerek sözlerine başladı. “Alevilerin birliğini sağlamak zor değil” diyen Öker, Aleviliğin bir coğrafyaya sıkıştırılacak bir inanç olmadığını belirterek, “Alevilik sorunu genel başkanların keyfine bırakılamayacak kadar önemli” dedi.
“Alevi dünyasında son yıllarda yaprak kımıldamıyor” diyen Öker, “Önümüze 30 yıllık hedef koymamız lazım. Keyfiyete göre Alevilik mücadelesi olmaz” ifadelerini kullandı. Bütün Alevilerin hedefte olduğunu vurgulayan Öker, “Alevi köylerine yapılan bütün camileri cemevine dönüştürmemiz lazım” diye konuştu.
Alevi Vakıfları federasyonu Genel Başkanı Remzi Akbulut da konuşmasında “Sosyal, inançsal sorunlarımız var. Birlikte olursak aşamayacağımız sorun yok. Çocuklarımızı Sünnileştiriyorlar” dedi. Akbulut, “1 milyon kişiyle Meclis’e gidelim ve basın açıklaması yapalım” önerisinde bulundu.
“DEVLET İLE İŞBİRLİĞİ YAPAN YEZİTTİR”
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Gani Kaplan ise, “İşbirlikçi Yezitler aracılığıyla bize baskı yapılıyor, operasyonlar yapılıyor” dedi. Bazı şube başkanlarının tutuklu olduğunu hatırlatan Kaplan, “Devletle işbirliği yapan Yezittir” ifadesini kullandı.
“Birliğe çok fazla ihtiyacımız var” diyen Kaplan, mahallelerde örgütlenmeler yapılması gerektiğinin altını çizdi. Kürt sorunu çözülmeden Alevi sorununun çözülemeyeceğini ifade eden Kaplan, demokratikleşmenin şart olduğunu kaydetti.
“ALEVİCİLİK YAPMAMALIYIZ”
Cem Vakfı Genel Başkanı Erdoğan Döner de, “Sevgi, hoşgörü nerede varsa Cem Vakfı orada olacaktır” dedi. “Hepimiz Aleviyiz ama Alevicilik yapmamalıyız” diyen Döner, toplantıların devam ettirilmesi gerektiğini söyledi. Döner, “Sorunlarımızı toplumla birlikte çözebiliriz” dedi.
KEZBAN BEKTAŞ: SIRA BANA GELİRSE DİMDİK DURACAĞIM
Gebze Cezaevi’nde tutuklu bulunan Armutlu Cemevi Başkanı Zeynep Yıldırım’ın Annesi Kezban Bektaş da kısa bir konuşma yaptı. Bektaş, Kızım serbest kalana kadar oturma eylemimi sürdüreceğim. Ben tutuklu halkın çocukları için oturuyorum. Hepimiz elele vermeliyiz” dedi. Armutlu Cemevi yöneticisi Songül Çimen’in de tutuklandığını hatırlatan Kezban Ana, “Sıra bana gelirse dimdik duracağım” diye konuştu.
-Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini arayan ve adalet isteyen Cumartesi Anneleri, 764. haftada da eylemlerine devam edecek. GÖRÜNTÜLÜ
-İHD Cezaevi Komisyonu’nun hasta tutukluların durumuna ve cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine dikkat çekmek amacıyla düzenlediği F Oturması eylemi 399. haftada da sürecek. GÖRÜNTÜLÜ
-Avrupa ve Türkiye’deki Alevi kurumları bugün Garip Dede Dergahı’nda “Yolda birlik mücadelede birlik” şiarıyla bir araya gelecek. GÖRÜNTÜLÜ
-Dersim Araştırmalar Merkezi (DAM) Seyit Rıza ve arkadaşlarını idamlarının 82. yılında Cemil Candaş Kültür Merkezi’nde yapacakları etkilikle anacak. GÖRÜNTÜLÜ
-İzmir Eğitim- Sen 2 Nolu Şube, Foça Kaymakamlığı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ tarafından tüm imam hatip okullarında ilçede bulunan Halk Eğitim Merkezi Müdürlükleri üzerinden velilere Hayat Boyu Aydınlık Projesi kapsamında Kuran-ı Kerim Kursu açılmasına dair gönderilen pusula formlarına ilişkin saat 11.00’de basın açıklaması gerçekleştirecek. GÖRÜNTÜLÜ
-Ankara Valiliği ve Çankaya Belediyesinin “görüntü kirliliği” gerekçesiyle işportacılara getirdiği yasaklamaya tepkiler sürüyor. Seyyar satıcılar, başka geçim kaynaklarının olmadığını belirterek “Sokaklarımızı geri verin” diyor. GÖRÜNTÜLÜ
PİRHA-KHK ile kapatılan TV 10 çalışanları Kemal Demir ve Kemal Karagöz’ün duruşması 28 Ocak 2020’ye ertelendi.
HABERİN VİDEOSU
Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan TV10’un çalışanları Kemal Demir ve Kemal Karagöz’ün yargılandığı davanın 4’üncü duruşması İstanbul 28’inci Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Tutuksuz yargılanan Demir ve Karagöz’ün katılmadığı duruşmada Demir’in avukatı Bertan Öztunç hazır bulundu.
“DEMİR SANIK OLARAK DEĞİL TANIK OLARAK DİNLENMELİ”
Öztunç, Demir’in TV 10’da ‘çaycı, şoför, getir götür’ işlerine bakan ve kameramanlık yapan bir çalışan olduğunu ifade etti. “Bize göre Kemal Demir bu davada sanık olarak değil tanık olarak dinlenmelidir” diyen Öztunç, Demir’in ev aramasında da suç teşkil edecek bir şey bulunmadığıni belirtti. Öztunç, Demir hakkındaki adli kontrol tedbirinin kaldırılması ve beraatine kararının verilmesini talep etti.
ZORLA GETİRİLME KARARI
Tanık Şükrü Yıldız hakkında zorla getirilmesine karar verilerek duruşma 28 Ocak 2020 saat 10.50’ye ertelendi.
PİRHA- Gezi direnişi sırasında İstanbul Okmeydanı’nda polisin attığı gaz fişeğiyle hayatını kaybeden Berkin Elvan’ın ölümüyle ilgili açılan davanın 15. duruşması görüldü. Duruşmada tanık olarak dinlenen polis Yalçın Şengör, bütün sorulara “hatırlamıyorum” diye cevap verdi.
Haberin videosu
Gezi direnişi sırasında İstanbul Okmeydanı’nda polisin attığı gaz kapsülüyle başından vurularak hayatını kaybeden Berkin Elvan’ın ölümüyle ilgili açılan davanın 15. duruşması Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya Berkin Elvan’ın ailesi, avukatları ve insan hakları savunucuları katıldı.
Kimlik tespiti ile başlayan duruşmada Bingöl Emniyeti Çocuk Şube Müdürlüğü’nde görev yapan polis Yalçın Şengör, Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile bağlanarak duruşmada tanık olarak dinlendi.
TÜM SORULARA ‘HATIRLAMIYORUM’ DİYE CEVAP VERDİ
Mahkeme başkanının Şengör’e olay günü kimlerle nerelere gittiklerini sorması üzerine Şengör, “6 yıl geçti üzerinden hatırlamıyorum. O gün orada olduğumu bile hatırlamıyorum. Görev yaparken yanımda kim vardı kim yoktu hiç bilmiyorum” dedi. Başkanın, “Nerede görev yaptınız?” sorusuna ise Şengör, “Hatırlamıyorum” diyerek cevap verdi. Mahkeme Başkanı, Şengör’ün önceki duruşmasında nerede görev yaptığını söylediğini hatırlatmasına rağmen Şengör, bunu da hatırlamadığını iddia etti. Başkanın, “Okmeydanı’nda görev yaptınız mı?” sorusuna ise Şengör, yine “Hatırlamıyorum” diyerek cevap verdi. “Gezi olayları sırasında ZET tüfek kullandınız mı” sorusuna Şengör şu şekilde çelişkili yanıt verdi: “Kullandım. Kullanmadım. Atıp atmadığımı bilmiyorum. Kullandıysam bile hatırlamıyorum.”
ANNE VE BABA ELVAN DURUŞMA SALONUNU TERK ETTİ
Tutuksuz yargılanan sanık polis Fatih Dalgalı’yı tanıyıp tanımadığı sorusuna ise Şengör, tanımadığını söyleyerek cevap verdi. Olay gününe ait görüntüleri ve orada olan kişilerin de olduğu görüntülerine ilişkin de Şengör görüntülerdeki kişilerin yüzlerinin net olmadığını ve oraya çok sayıda takviye polis geldiğini bu nedenle kimseyi hatırlamadığını ileri sürdü.
Şengör dinlenirken Elvan ailesi duruşma salonunu terk etti.
MAHKEME BAŞKANI: BİZ ELİMİZDEN GELENİ YAPTIK
Mahkeme Başkanı, “Mahkeme tarafımızdan keşif yapıldı. Bizim asıl mahkememizin istediği rapor verilmemiş. Biz mahkeme olarak dosyayı aldığımızda yüzde 28’i oranındaydı. Şimdi yüzde 75’in üzerine geldi. Bir rapor alınması lazım. Biz mahkemenin bir an önce bitmesi için çalışıyoruz. Sizin taleplerinizle ilgili her yere yazı yazdık. Rapor eksikliği var. Rapor için yakın günler veriyoruz. Tahminen duruşmayı iki ay sonraya veriyoruz rapor gelir diye. Rapor şu an Adli Tıp Kurumu’nda. Oradan gelecek rapora göre esasa ilişkin süre vereceğiz taraflara. Sonra mütalaa isteyeceğiz. Dosya yüzde 80-90 bitmiş. Biz elimizden geleni yaptık” dedi.
“KOLLUĞUN DOSYAYA MÜDAHALE ÇABASI”
Avukat Can Atalay ise “Adli Tıp’tan gelecek rapordan sonra bilirkişi raporuyla ilgili değerlendirme yapacağız. Mahkemenizin yapmış olduğu keşfin boşa çıkarılmak istendiğini keşifte bulunan jandarma personeli arasında bir tartışma olduğuna şahit olduk. Jandarma personeli dosyaya rapor sunmadı. Bu dosyaya müdahale etmeye çalışmanın göstergesidir. Kolluğun polis kanadının gerçeğin açığa çıkmaması için yaptığı çabadır” dedi.
Atalay, “Son rapor sanığın çocuğu bilinçli vurduğunu ortaya koyuyor. Atışın yapıldığı yerle çocuğun vurulduğu yer arasında esaslı bir açı var. Bu rapor diyor ki atış paraleldir. Atışı yapan kişiyle çocuğun vurulduğu yer bayır aşağıdır. Atışı yapan hakim durumdadır. Aşağı doğru olduğu için eksi 30 derecelik bir açı vardır aralarında” diye ifade etti. “Çocuğun vurulduğu an itibariyle duvardaki yazılamaları bile yazan bir bilirkişi heyeti olay anında bir toplumsal gösteri olmadığını da bilerek rapora yazmamıştır” diyen Atalay, Elvan’ın vurulduğu andan itibaren toplumsal bir olayın olmadığının yazılmamasının rapora örtü olarak geçtiğini söyledi.
“KASTIN NE BOYUTTA OLDUĞUNU GÖSTERİYOR”
Raporun 13 ve 14’üncü sayfasında kolluğun kullandığı silahların tarif edildiği ve resimlerinin konulduğunu dile getiren Atalay, “Rapor defaatle sanığın atışı yaparken kafasını sağa doğru eğdiğini söylüyor. Bu nişan almaktır. Ondan önce sivil atış yapmış insanların bu atışların bir aşamasında başını sağa eğerek muhtemelen atış ayarının yüksekliğine baktı. Başını sağa yatırarak Berkin ya da başka birini hedef alması gözler önündedir” dedi. Türk Tabipler Birliğinin gazların kullanımıyla ilgili bir genelgesi olduğunu belirten Atalay, “Nişan alarak ateş ediyor. Sadece Fatih Dalgalı değil yanındaki ve arkasındaki de çocuğun vurulduğunu görüyor ama ilk yardım müdahalesinde bulunmuyorlar. Bu da kastın ne boyutta olduğunu gösteriyor” dedi.
Savunmaların ardından mahkeme başkanı duruşmayı 5 Şubat 2020’ye erteledi.
5 ŞUBAT’TAKİ DURUŞMAYA KATILIM ÇAĞRISI
Duruşma sonrası Elvan ailesi ve avukatları adliye önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada ilk olarak konuşan avukat Çiğdem Akbulut, “Nisan ayında bir keşif gerçekleştirdi. Keşfe katılan kolluk kuvvetleri raporu hazırlayamadılar. Nisan ayından bu yana sürekli konu değiştiren bir ek var. Geçtiğimiz hafta bir rapor ulaştı elimize ve istediğimiz hususlara ilişkin değil, istemediğimiz hususlara ilişkin tespitler vardı raporda. Olaydan saatler sonra bölgede havai fişek patlatıldığı ve polisin de buna karşılık verdiği tespiti yapılmış. Bu tamamen çarpıtma. Biz sadece sabah saatlerini istedik. Polisin de arkası dönüktü tespit edemedik diyor” dedi. Mahkeme heyetinin dosyayı Adli Tıp’a gönderdiğini söyleyen Akbulut, “Bir sonraki duruşmada tarihte esasa ilişkin savunmamızı hazırlamış bir şekilde burada olacağız. Çok önemli bir duruşma. Hepinizi şimdiden o duruşmaya bekliyoruz” dedi.
“BİRLİKTE MÜCADELE EDERSEK BAŞKA BERKİNLERİ ÖLDÜRTMEYEBİLİRİZ”
Anne Gülsüm Elvan ise “Tüm çocukların katilleri yargılansın. Bu olmamalıydı. Adalet istiyoruz. Adalete açız” diye belirtti.
Baba Sami Elvan da “Bu dava bizim davamız değil. Geziye gelen sokaklara çıkan herkesin davası. Berkin herkesin çocuğu. Bugüne kadar Elvan ailesi olarak mücadele ettik bundan sonra da mücadelemizi sonuna kadara devam ettireceğiz. Bizi yalnız bırakmamanızı rica ediyorum. Herkesin şöyle yastığa başını koyup düşünmesi gerekiyor. Gezi nasılsa, 5 Şubat’ta da öyle bir duruşma olması için herkesi duruşmaya bekliyoruz. Biliyorum ki gerçek bir adalet çıkmayacak davadan. Ceza alması ya da almaması benim için önemli değil. Benim çocuğumu bu geri getirmeyecek ama geleceğimiz için önemli. Birlikte mücadele ederek belki adaleti sağlayabiliriz. Başka Berkinleri öldürtmeyebiliriz” diye konuştu.