Kategori: EMEK-EKONOMİ

  • Çelikhanlı kadınların tütün mesaisi:  Emek kadının, kazanç tüccarın elinde-  VİDEO

    Çelikhanlı kadınların tütün mesaisi: Emek kadının, kazanç tüccarın elinde- VİDEO

    PİRHA- Adıyaman’ın Çelikhan ilçesine bağlı Bulam beldesinde tütünün her aşamasında emek veren kadınlar, sigortasızlık, sağlık sorunları ve devletin tütün satışına getirdiği kısıtlamalarla mücadele ediyor.

     

    Adıyaman’ın Çelikhan ilçesine bağlı Bulam beldesinde tütün dikim dönemi başladı. Bölgenin en önemli geçim kaynaklarından biri olan tütün üretiminde, tohumun ekilmesinden fidelerin yetiştirilmesine, dikimden çapa ve sulamaya, hasattan kurutma ve seçme aşamasına kadar uzanan uzun üretim sürecinin büyük bölümünü kadın emeği oluşturuyor. Ancak üretimin her aşamasında çalışan kadınlar, sigortasız ve güvencesiz çalışma koşulları, artan üretim maliyetleri, sağlık sorunları ve tütün satışına yönelik kısıtlamalar nedeniyle emeklerinin karşılığını alamadıklarını belirtiyor. PİRHA’ya konuşan tütün emekçisi kadınlar, hem tarladaki ağır çalışma temposunu hem de ev içi bakım yükünü birlikte üstlendiklerini ifade ederek, sosyal güvence, insanca çalışma koşulları ve üretimi sürdürebilecek politikalar talep ediyor.

    “EZİLEN HEP KADINLAR”

    Tütün emekçisi kadınlardan üç çocuk annesi Yıldız Öztorun, tütünün “en fazla insan emeği isteyen ürünlerden biri” olduğunu belirterek dikim döneminde yaşadıkları yoğun tempoyu şöyle anlattı:

    “Dikime gittiğimiz günler sabahın erken saatlerinde kalkıp 10-12 kişilik kahvaltı hazırlıyoruz, çoğu zaman hazırladığımız kahvaltıyı kendimiz yiyemiyoruz bile. Hem tarlaya gidiyoruz hem de evdeki tüm yük omuzlarımızda. Evdeki yaşlıların bakımı, çocukların bakımı, temizlik, yemek; her şey kadının sorumluluğunda. Bir de tarlaya gidiyoruz. Eve geliyoruz, yatana dek dinlenme fırsatımız olmuyor.”

    Öztorun, sağlık sorunları yaşasalar dahi çalışmak zorunda kaldıklarını, hiçbir sosyal destek almadıklarını ve hiçbir kadının sigortasının bulunmadığını vurgulayarak şunları söyledi:

    “Hastalandığımızda dinlenme gibi bir lüksümüz yok. Sağlık sorunlarımız olsa dahi çalışmak zorundayız, tütün işi öyle yarım bırakılamıyor, o gün o iş bitecek. Benim gözümde alerji var, güneşe çıkmamam gerekiyor ama gözüm kızarsa da çalışmak zorundayım, başka alternatifim yok. Devlet satışını yasaklıyor, o zaman üretimine de alternatif bir ürün koysun. Biz sigortasız, güvencesiz çalışıyoruz, ezilen hep kadınlar.”

    “EMEK KADININ, PARA TÜCCARIN”

    Tütün üreticisi kadınlardan Birsen Tunç, tohum ekimiyle başlayıp dikimle devam eden üretim sürecinin uzun ve titizlik isteyen bir emek olduğunu, kadın emeğinin evde başlayıp tarlada devam ettiğini anlattı. Tunç, tütünün dikiminden çapasına, hasadından kurutulmasına ve seçilmesine kadar her yaprağının kadın elinden geçtiğini belirterek şöyle konuştu:

    “Çocukluğumuz, gençliğimiz hep tütünle geçti, geçiyor. Tütünün tohum aşamasından dikilmesine, çapasına, toplanmasına kadar en çok emeği hem evde hem tarlada çalışarak kadınlar veriyor. Tütünden kazandığımızla hayatımızı sürdürüyoruz, ancak devletin yasağı nedeniyle kazancımızdan da oluyoruz. Tütünü yasaklıyorlar, peki alternatif ne? Zaten sigortasız çalıştığımız için emeğimizin karşılığını alamıyoruz, yasaklardan dolayı da tüccar üreticinin elindekini ucuza almaya çalışıyor. Olan bizlere oluyor. Devlet bizi tüccarların insafına bırakmış.”

    Tunç, devletin tütün satışını yasaklaması durumunda üreticilere alternatif bir iş imkanı sunması gerektiğini vurgulayarak, bölgede kişi başına düşen arazinin 3-4 dönümü geçmediğini, tütünün yerini alacak bir ürün önerilmesi halinde bunu değerlendirebileceklerini söyledi. Tunç’a göre üreticiyi tüccarla baş başa bırakan bu düzen, aslında yasağın yükünü doğrudan üreticinin sırtına yıkıyor.

    “EMEĞİMİZ BOŞA GİTMESİN İSTİYORUZ”

    65 yaşındaki Dilber Yıldız, eskiden hayvancılıkla uğraştıklarını, bugün geçimlerinin tamamen tütüne bağlı olduğunu belirterek, “Çocuklarımız tütünden kazandığımız parayla okuyor, bu parayla evleniyor, geçimini sağlıyor. Biz kadınlar tütünde yoruluyoruz, sağlığımızdan oluyoruz. Tütün satışına gelen yasaklardan dolayı az kazanıyoruz. Devletin yasaklaması olmasa biz halimizden memnunuz, toprağımızda kalıp üretmeye devam edeceğiz. Emeğimiz boşa gitmesin istiyoruz” ifadelerini kullandı.

    “MADEM YASAKLIYORLAR, BİZİ EMEKLİ ETSİNLER”

    Ömrünün tütünle geçtiğini söyleyen 70 yaşındaki tütün emekçisi Beyaz Şenses, arazilerinin küçük olması nedeniyle mısır ya da fasulye gibi ürünlerle geçinemeyeceklerini belirtti.

    Şenses,bildikleri işi yaptıklarını ama satamadıklarını kaydederek, “Madem yasaklıyorlar, öyleyse bizi emekli etsinler. Geçimimizi sağlayan tek şey tütündür, devlet yasakladığında kolumuzu kanadımızı kırmış gibi oluyor. Bu yaştan sonra başka bir şey yapacak halimiz yok. Bizi emekli edeceklerse buyursunlar yasaklasınlar” dedi.

    “YA BİZE BİR İŞ VERSİNLER YA DA EKMEĞİMİZE KARIŞMASINLAR”

    Tütünün içine doğduğunu, çocukluğundan beri tütün emekçisi olduğunu belirten Yıldız Tağral, sigortasız çalıştıklarını ve tek geçim kaynağının tütün olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:

    “Üç çocuğum var. Onların eğitimi de dahil tüm masraflarımızı geçim kaynağımız olan tütünle sağlamak zorundayız. Yeterince arazimiz yok, kiraya tarla tutuyoruz, tütünü dikiyoruz. Ancak onun da garantisi yok, tütün hastalıklardan kurtulup iyi mahsul verecek mi, alıcılar iyi bir fiyat biçecek mi, hiçbir şeyin garantisi yok. Bu haliyle de devlet yasaklamaya çalışıyor. Biz bu saatten sonra ne yapacağız? Bizim tütünden bildiğimiz başka bir şey yok. Ya bize bir iş versinler ya da ekmeğimize karışmasınlar.”

    “KADININ AYAKTA DURMASI İÇİN KENDİ EKONOMİSİ OLMASI GEREKİYOR”

    13 yıl önce eşini kaybeden, iki çocuk annesi Şehriban Ertürk, 8-9 yıl önce köyüne dönerek tütün üretimiyle hayat mücadelesi verdiğini anlattı. Ertürk, kadının hem evde hem tarlada hem de dışarıda sürekli çalışmak, her şeye göğüs germek zorunda kaldığını vurgulayarak şöyle devam etti:

    “Kadının ayakta durması için kendi ekonomisinin olması gerekiyor. Ben tütün dikimi için tarlamı hazırlarken 20 bin liralık hayvan gübresi, 20 bin liralık sulama hortumu aldım; ilacı, gübresi derken en az 200 bin lira masraf ettim. Buna rağmen tüccar gelip bedavaya almaya çalışıyor. Biz memleketimizi seviyoruz, toprağımızı işleyip üretim yapmak istiyoruz ama bu şartlarda elimizde hiçbir şey kalmıyor.”

    Ertürk, yıllardır tek başına verdiği mücadeleden süzülen bir öğütle sözlerini tamamladı:

    “Tarlada olsun, dışarıda olsun, her kadın kendi ayakları üzerinde durmalı. Tütün emekçisi kadınlar kendi emeklerinin karşılığını almak için büyük bir çaba gösteriyor ama yasaklarla mücadele ediyor. Bunun duyulmasını istiyoruz.”

    Yeşim Uzun/ ADIYAMAN

  • Öğretmenler Kadıköy’de yürüdü: Verilen sözler tutulsun-VİDEO

    Öğretmenler Kadıköy’de yürüdü: Verilen sözler tutulsun-VİDEO

    PİRHA- Eğitim Sen ve Öğretmen Sendikası’nın çağrısıyla Kadıköy’de bir araya gelen öğretmenler, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve verilen sözlerin yerine getirilmesi talebiyle yürüdü. Öğretmenler, taleplerinin karşılanmaması halinde mücadeleyi yeniden Ankara’ya taşıyacaklarını duyurdu.

    Eğitim Sen ve Öğretmen Sendikası’nın çağrısıyla bir araya gelen öğretmenler, Ankara’da başlayan ve ülkenin birçok kentine yayılan mücadeleyi bu kez İstanbul Kadıköy’e taşıdı.

    Boğa Heykeli’nde toplanan öğretmenler, Kadıköy Rıhtımı’na kadar yürüdü. Yürüyüş boyunca “Sözler verildi sözler tutulsun”, “Korkumuz yok, hakkımızı almadan eve dönüş yok” sloganları atan öğretmenlere çevredeki yurttaşlar da alkışlarla destek verdi.

    Yürüyüşün ardından Kadıköy Rıhtımı’nda basın açıklaması yapıldı. Açıklamayı Öğretmen Sendikası İstanbul Şubesi adına Tuğba Güngör okudu.

    “MÜCADELEMİZ DAHA GÜÇLÜ SÜRECEK”

    Tuğba Güngör, 16 gündür sürdürülen mücadelenin ülkenin dört bir yanında destek bulduğunu belirterek, Ankara’da verilen aranın geri çekilme anlamına gelmediğini, aksine mücadelenin daha güçlü bir şekilde devam edeceğini söyledi.

    Eğitim alanında gerekli düzenlemelerin yapılmasının ve öğretmenlerin haklarının iyileştirilmesinin yalnızca eğitim emekçileri için değil, toplumun geleceği açısından da zorunlu olduğunu vurgulayan Güngör, iktidarın öğretmenlere verdiği sözleri yerine getirmesi gerektiğini ifade etti.

    “TEMMUZ ORTASINA KADAR ADIM ATILMAZSA YENİDEN ANKARA’DAYIZ”

    Basın açıklamasında öğretmenlerin temel talepleri arasında çalışma koşullarının iyileştirilmesi, verilen sözlerin tutulması ve eğitim sisteminin ticarileştirilmesine son verilmesi yer aldı.

    Temmuz ayı ortasına kadar talepler konusunda somut bir adım atılmaması halinde mücadelenin yeniden Ankara’ya taşınacağını belirten Güngör, Kadıköy’deki kitlesel katılımın bu kararlılığın göstergesi olduğunu söyledi.

    Öğretmenler, mücadelelerinin yalnızca mesleki haklarla sınırlı olmadığını, kamusal ve nitelikli eğitim hakkının savunulması için de sürdürüldüğünü ifade etti.

    Açıklamada, belirlenen süre içinde taleplerin karşılanmaması halinde öğretmenlerin yeniden Ankara’da buluşarak haklarını alana kadar mücadeleyi sürdürecekleri vurgulandı.

    Eylem, sloganların ardından sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • KESK oturma eyleminde NATO’ya tepki: Halklara savaş politikaları dayatmaktadır

    KESK oturma eyleminde NATO’ya tepki: Halklara savaş politikaları dayatmaktadır

    PİRHA – Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) İzmir Şubesi’nin KHK oturma eylemi 375. Haftasında devam etti. Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi’ne karşı çıkan Danyeli, “NATO, halklara barış, demokrasi ve güvenlik değil; savaş, yıkım ve sömürü politikaları dayatmaktadır” dedi. 

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) İzmir Şubesi’nin, Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) işten çıkarılmaları protesto etmek amacıyla her Çarşamba günü düzenlediği oturma eylemi 374’üncü haftasında da Karşıyaka çarşı girişinde devam etti. Açıklamada “İhraç tecrittir. Tecrit insan hakları ihlalidir. Hak ihlallerine hayır. İşimize geri döneceğiz” pankartı açıldı.

    “ÖĞRETENLERİN TALEPLERİ KARŞILANMALI”

    Basın metnini Eğitim Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Zeliha Danyeli okudu. Danyeli, OHAL sürecinin sona erdiğini ancak yaşanan mağduriyetlerin giderilmediğini söyledi.

    Taban maaş ve mülakat mağduriyetlerin giderilmesi için mücadele eden öğretmenlere yönelik gerçekleştirilen polis müdahalesine tepki gösteren Danyeli, “Sendika binalarının abluka altına alınması, öğretmenlere yönelik su, biber gazı ve kimyasal içerikli müdahaleler, yaralanan ve baygınlık geçirenlere sağlık desteğinin engellenmesi kabul edilemez. Demokratik haklarını kullanan eğitim emekçilerine yönelik bu tutumu kınıyor; sorumlular hesap vermelidir ve talepleri bir an önce karşılanmalıdır” ifadelerini kullandı.

    “NATO ÜSLERİ KAPATILMALI”

    Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi’ne karşı çıkan Danyeli, “NATO, halklara barış, demokrasi ve güvenlik değil; savaş, yıkım ve sömürü politikaları dayatmaktadır. Ülkemizin farklı bölgelerinde bulunan NATO üsleri kapatılmalıdır. Türkiye saldırganlık, işgal, sömürü ve talan amacı güden NATO’dan derhal çıkmalıdır” diye konuştu.

    NATO’nun yapılacağı zirve öncesi Ankara’da yapılan gözaltılara tepki gösteren Danyeli, “Sıkıyönetim dönemlerinden aşina olduğumuz toplu gözaltı ve baskılar  anayasal hakların askıya alınmasıdır. Gözaltına alınanlar derhal serbest bırakılmalı, hukuksuz uygulamalar, baskılar sona erdirilmelidir!” dedi.

    KESK oturma eylemine yaz ayı olması sebebiyle kısa bir ara verilecek. Eylem, KHK’lerle ihraç edilen emekçiler görevlerine iade edilinceye kadar sürecek.

    PİRHA – İZMİR

  • Urla’da emekliler konuştu: Geçim derdi büyüyor en büyük kaygı gençlerin geleceği-VİDEO

    Urla’da emekliler konuştu: Geçim derdi büyüyor en büyük kaygı gençlerin geleceği-VİDEO

    PİRHA – Urla Meydanı’nda oturan emeklilerin en büyük sorunu geçim sıkıntısı ve gençlerin gelecek kaygısı. Emekli maaşlarıyla temel ihtiyaçlarını karşılayamayan emekliler ya çalışıyor ya da eşleri çalışmak zorunda kalıyor.

    Türkiye’de artan enflasyon, emeklilerin geçim endişelerini de artırıyor. Geçim sıkıntısıyla her geçen gün daha fazla karşı karşıya kalan emekliler, aylıklarının temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetmediğini belirtiyor.

    Öte yandan emeklilerin en büyük kaygılarından biri de gençlerin yaşadığı ekonomik belirsizlikler, işsizlik ve eğitim alanındaki sorunlar. Çoğu emekli, çocuğunun veya torununun geleceğinden endişe duyuyor.

    İzmir’in Urla ilçesinde emeklilere mikrofon uzattık. Kimi sorunlarını dile getirip konuşmak istemezken, kimisi yaşadığı geçim sıkıntısını anlatmaktan çekinmedi. Çınar ağacının gölgesinde zaman geçirirken hem siyaseti hem de yaşam koşullarını değerlendiren emekliler, ortak sorunlarının ekonomik sıkıntılar olduğunu söyledi.

    “EN BÜYÜK KAYGIM GENÇLERİN GELECEĞİNİN BELİRSİZLİĞİ”

    13 yıldır emekli olan Ümit Gençhan, kendisinin ve eşinin emekli olduğunu ancak istedikleri her şeyi alamadıklarını belirterek, idare ederek geçinebildiklerini söyledi.

    Gençhan, “Hanım da emekli olduğu için idare ediyoruz, yoksa öbür türlü imkânsız” dedi.

    En büyük kaygısının gençlerin geleceği olduğunu ifade eden Gençhan, “Çocuk üniversiteyi bitiriyor, iş yok. Hala annesinin babasının eline bakıyor” diye konuştu.

    Gençhan, son olarak iktidarın değişmesiyle bu sorunların aşılacağını düşündüğünü belirtti.

    “EMEKLİYİM AMA HALA ÇALIŞIYORUM”

    Nurhan Uygun da 7 yıldır emekli olmasına rağmen çalışmaya devam ediyor. Bu emekli maaşlarıyla geçinmenin mümkün olmadığını belirten Uygun, en büyük kaygısının çocuklarının ve torunlarının geleceği olduğunun altını çizdi.

    Uygun, bu kaygıların giderilmesi için birlik ve beraberliğin gerekli olduğunu söyledi.

    Erdoğan Kurtoğlu ise hem Türkiye’den hem de Almanya’dan emekli. Türkiye’de sadece 6 yıl çalışarak emekli olduğunu kaydeden Kurtoğlu, tek başına yaşadığı için emekli maaşının kendisine yettiğini ifade etti.

    “EMEKLİ MAAŞLARIMIZ EN AZ 50 BİN TL OLSUN”

    22 yıldır emekli olan Selahattin Yücel, her ne kadar geçinebildiklerini söylese de istedikleri her şeyi alamadıklarını belirtti.

    Eşinin de çalıştığını ifade eden Yücel, “Hayat şartları pahalı. İstediğimiz her şeyi alamıyoruz. Gıdada da diğer ihtiyaçlarda da paramız yetersiz geliyor. En az emeklilerin 50 bin TL alması gerekiyor. Yoksa 22 bin TL ile ne alabiliriz?” dedi.

    Yücel, son olarak Türkiye’nin çok güzel bir ülke olduğunu söyledi.

    PİRHA/İZMİR

  • Almanya’da sanayi krizi derinleşiyor: IG Metall’den mücadele çağrısı-VİDEO

    Almanya’da sanayi krizi derinleşiyor: IG Metall’den mücadele çağrısı-VİDEO

    PİRHA- Almanya’nın en büyük sanayi sendikası IG Metall’in temsilcileri, ülkede derinleşen sanayi krizinin ve artan işten çıkarmaların emekçileri ağır biçimde etkilediğini belirterek hükümetin politikalarını eleştirdi.  

     

    Almanya’nın en büyük sanayi sendikalarından biri olan IG Metall, yaklaşık 2,2 milyon üyesiyle metal, çelik, otomotiv, elektrik ve teknoloji sektörlerinde çalışan emekçileri temsil ediyor. Daha yüksek ücretler, daha iyi çalışma koşulları ve iş güvencesi için mücadele eden sendika, son yıllarda derinleşen ekonomik kriz, artan enerji maliyetleri ve sanayide hızlanan işten çıkarmalara karşı da işçilerin haklarını savunan en önemli örgütlerden biri olarak öne çıkıyor.  IG Metall temsilcileri Eren Elitok ve Mohamed Al Kadi, Almanya’da her ay binlerce kişinin işsiz kaldığını belirterek hükümetin sanayi ve sosyal devlet politikalarını eleştirdi.

    “İŞTEN ÇIKARMALAR VE SANAYİ KRİZİ BÜYÜYOR”

    23 yaşındaki IG Metall üyesi Eren Elitok, Almanya genelinde işçileri örgütlediklerini, üyelerine ekonomik sorunlarda, işten çıkarmalarda ve mahkeme süreçlerinde destek verdiklerini belirtti.

    Elitok, Almanya’da her ay yaklaşık 10 bin kişinin işini kaybettiğini ifade ederek, mevcut siyasi politikaların işçilerin sorunlarına yeterince yanıt vermediğini söyledi.

    “Bugün yaşadığımız en büyük sorun, siyasetin ve mevcut hükümetin bizi artık görmemesi ve dikkate almamasıdır” diyen Elitok, özellikle sanayi sektöründe işten çıkarmaların hız kazandığını vurguladı.

    Sanayi kuruluşlarının enerji maliyetlerinin düşmediğine dikkat çeken Elitok, hükümetin de işletmelere yeterli mali destek sağlamadığını belirtti. Duisburg’daki Hüttenwerke Krupp Mannesmann (HKM) tesislerinin kapatılma sürecini örnek gösteren Elitok, devletin ancak son anda müdahale ettiğini ve bunun sonucunda yalnızca kısmi bir çözüm üretilebildiğini söyledi.

    “Bu bizim için yeterli değil” diyen Elitok, gençlerin ve geleceğinden endişe duyan emekçilerin sendikalarda örgütlenmesi gerektiğini ifade ederek, “Özellikle gençseniz, geleceğiniz konusunda belirsizlik yaşıyorsanız ve öfkenizi nasıl ifade edeceğinizi bilmiyorsanız, bunun en doğru yolu bir sendikada örgütlenmektir” dedi.

    “İŞÇİLERİN YAŞAM KOŞULLARINI GERÇEKTEN İYİLEŞTİRMEK İSTİYORUZ”

    33 yaşındaki IG Metall Duisburg-Dinslaken Sendika Sekreteri Mohamed Al Kadi ise , “Amacımız yalnızca insanların yaşamlarının daha iyi olacağını söylemek değil, bunun için gerçekten çalışmaktır. İnsanların daha fazla gelir elde etmesini, ay sonunda geçinebilmesini ve hatta bir miktar para biriktirebilmesini sağlamak istiyoruz” dedi.

    “TEMBEL İŞÇİ SÖYLEMİ GERÇEK DIŞIDIR”

    Almanya’da sosyal devlet uygulamalarında kesintilere gidildiğini ifade eden Al Kadi, işçilerin ve işsizlerin bilinçli biçimde hedef haline getirildiğini savundu.

    Hükümetin işçileri ve sosyal yardım alanları “çalışmak istemeyen insanlar” gibi gösterdiğini belirten Al Kadi, bu yaklaşımın gerçeği yansıtmadığını söyledi.

    “SOSYAL DEVLET İÇİN SOKAĞA ÇIKMA ZAMANI”

    İşyerlerindeki emekçilerin yaşanan sorunların farkında olduğunu belirten Al Kadi, birçok işçinin zaten protestolara katıldığını söyledi. Al Kadi, emekçilerin daha güçlü bir mücadele yürütmesi gerektiğini vurguladı.

    “Artık sokağa çıkmanın zamanı geldi. Sosyal devlet için mücadele etmenin zamanı geldi. Haklarımızı ve sosyal devleti savunmak için birlikte hareket etmeliyiz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/KÖLN

  • PSAKD Genel Merkezi’nden açlık grevindeki öğretmenlere dayanışma ziyareti-VİDEO

    PSAKD Genel Merkezi’nden açlık grevindeki öğretmenlere dayanışma ziyareti-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı ve Merkez Yürütme Kurulu üyeleri, Ankara’da açlık grevini sürdüren Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası üyelerini ziyaret ederek dayanışma mesajı verdi.

    Özel sektör öğretmenleri ile mülakat mağduru öğretmenlerin başlattığı açlık grevi sürerken, emek ve demokrasi güçlerinin destek ziyaretleri de devam ediyor. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi yöneticileri, Ankara’daki açlık grevindeki öğretmenlerle bir araya geldi.

    Ziyarette öğretmenlerin taleplerini dinleyen PSAKD yöneticileri, güvenceli çalışma, insanca yaşam koşulları, taban maaş hakkı ve mülakat mağduriyetinin giderilmesi taleplerinin meşru olduğunu belirtti.

    Eğitim emekçilerinin yıllardır düşük ücretler, güvencesiz çalışma koşulları ve hak kayıplarıyla karşı karşıya bırakıldığına dikkat çeken PSAKD yöneticileri, öğretmenlerin yürüttüğü mücadelenin yalnızca eğitim emekçilerinin değil, toplumun geleceğinin de mücadelesi olduğunu ifade etti.

    Açıklamalarda, öğretmenlerin hak arama mücadelesine yönelik polis müdahaleleri ve gözaltı uygulamalarının kabul edilemez olduğu vurgulanırken, demokratik taleplerin dikkate alınması ve öğretmenlerin sesine kulak verilmesi çağrısı yapıldı.

    Açlık grevindeki öğretmenler ise destek ziyaretinin kendileri için moral olduğunu belirterek, talepleri karşılanıncaya kadar mücadeleyi sürdüreceklerini ifade etti.

    Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası ile Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu öncülüğünde başlatılan açlık grevi; taban maaş hakkı, güvenceli çalışma koşulları ve adil atama sistemi talepleriyle devam ediyor. Son günlerde çok sayıda sendika, demokratik kitle örgütü, siyasi parti ve meslek örgütü öğretmenlere destek ziyaretinde bulundu.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi’nin gerçekleştirdiği ziyaret de eğitim emekçilerinin sürdürdüğü hak mücadelesine verilen dayanışma desteğinin bir parçası olarak değerlendirildi.

    PİRHA/ANKARA

  • Öğretmenlerin hakları için başlattıkları açlık grevi 5. gününde!-VİDEO

    Öğretmenlerin hakları için başlattıkları açlık grevi 5. gününde!-VİDEO

    PİRHA- Öğretmenlerin hakları için başlattıkları açlık grevi 5. gününde devam ederken, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde yapmak istedikleri açıklama sonrası 8 öğretmen gözaltına alındı.

    Özel sektör öğretmenlerinin Ankara’daki sendika merkezinde açlık grevi 5 gündür sürüyor. Açlık grevindeki öğretmenler bugün otobüsle gittikleri Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde açıklama yaptı.

    “YÜZ BİNLERCE ÖĞRETMENİN HAKKINA GİRİYORSUNUZ!”

    Yapılan açıklamada, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın sermayenin yanında yer aldığı belirtilerek, şunlar ifade edildi:

    “İşveren derneklerini ikna edemeyen, onlara sözünü geçiremeyen bir Bakanlık gerçekliğini kabul etmiyoruz! Bu sendikanın yetki, toplu iş sözleşmesi hakkı yok! Sendikamız, kısa sürede en hızlı örgütlenen sendika olarak tarihe geçmişken, Sendikamızın resmî olarak 12 binden fazla üyesi varken, torba işkolu nedeniyle TİS hakkı yok! Onlarca öğretmen 5 gündür açlık grevinde! Türkiye’nin her yerinde dayanışma eylemleri düzenleniyor! Herkesin gözü kulağı bizde, biz bunu biliyoruz! Yüz binlerce öğretmenin hakkına giriyorsunuz! Biz işçiye sahip çıkan bir bakanlık istiyoruz! Tırnaklarımızla kazıyarak kazandığımız o toplantıyı tekrar almadan Bakanlık önünden ayrılmıyoruz!

    Açıklama sonrasında öğretmenlere polis müdahale etti. Müdahale sırasında 8 öğretmen gözaltına alındı.

    HABER MERKEZİ

     

  • Öğretmenler İzmir’den seslendi: Taleplerimiz karşılanıncaya kadar açlık grevimiz sürecek- VİDEO

    Öğretmenler İzmir’den seslendi: Taleplerimiz karşılanıncaya kadar açlık grevimiz sürecek- VİDEO

    PİRHA – Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Karşıyaka İZBAN önünde açıklama yaparak, mülakat ve özel sektör öğretmenlerin taleplerinin karşılanmasını istedi. Açıklamada somut adım atılana kadar açlık grevini sürdürecekleri kaydedildi. 

    Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, Karşıyaka İZBAN önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamaya Eğitim Sen 2 No’lu Şubesi, Eğitim İş Sendikası, Halkevleri ve çok sayıda yurttaş destek verdi.

    “MİLLİ EĞİTİM BAKANI PATRONLARA RANT SAĞLAMAYA DEVAM EDİYOR”

    Açıklamaya KESK Genel Merkez yöneticisi Simge Yandım destek verdi. Kısa bir değerlendirme yapan Yandım şunları söyledi:

    “Bu ülkede eğitim emekçileri güvencesizlik, liyakatsizlik, mülakat içerisine sıkışmış durumda. Eğitim emekçilerinin hakları her geçen gün gasp edilirken, eğitimin niteliği her geçen gün düşürülürken, eğitime dair iyileştirmeye dair hiçbir politika yapılmadığı gibi eğitim emekçileri katledilmeye, işkenceye maruz bırakılmaya, darp edilmeye, ve gözaltına alınmaya devam ediyor. Yıllardır taban maaş hakkı için özel sektördeki ayrımcılık mobbinge karşı mücadele etmeye, talepleri için nöbet eylem sürdürmeye, direnişlerini sürdürmeye devam ediyoruz. Yine mülakat mağduru arkadaşlarımız yıllardır mülakata karşı atanma talepleriyle eylemlerini sürdürüyor ki mülakat sistemiyle bizler o komisyonlarda eğitim emekçilerinin nasıl atandığını, nasıl elendiğini çok yakından biliyoruz. Meşru taleplerinin karşılanması için açlık grevine başladılar. Milli Eğitim Bakanı ise her zaman olduğu gibi kulaklarını tıkamaya, görmezden gelmeye, patronlarla anlaşmaya, patronlara rant alanı sağlamaya devam ediyor.”

    “KOMİSYON İVEDİKLE TOPLANMALI”

    Açıklamayı Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası İzmir Sözcüsü Begüm Doğan okudu. Mülakat mağdurları ve özel sektörde çalışan öğretmenlerin mücadelelerinin 4. gününde devam ettiğini belirtti. Doğan, bugün yapılan eylemde gözaltına alınan 14 arkadaşının serbest bırakılmasını istedi.

    Açlık grevinin 3. günü olduğunu hatırlatan Doğan, Meclise verilen önergenin reddedildiğini belirtti. “Milli Eğitim Komisyonu Başkanı Sayın Ayşen Gürcan’ı bize verdiği sözleri tutmaya, komisyonu ivedilikle toplamaya çağırıyoruz!” çağrısında bulunan Doğan, somut adım atılana kadar açlık grevini sürdüreceklerini belirterek, başta Ankara olmak üzere başka şehirlerden de eylemliklerini sürdüreceklerini söyledi.

    “ÖĞRETMENLER İŞSİZLİĞE MAHKUM EDİLİYOR”

    Doğan, taleplerini şöyle sıraladı:

    “-Bir yıl önce devlet diliyle bizzat sözü verilerek planlanan ancak türlü gerekçelerle ertelenen; Milli Eğitim Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, patron dernekleri ve özel sektör öğretmenlerini bir araya getirecek ortak toplantının vakit kaybedilmeden yapılması.

    -Mülakat mağduru öğretmenlerin haklarının teslim edilmesi ve yaşanan adaletsizliklerin giderilmesi amacıyla TBMM’ye sunulan kanun teklifinin derhal Meclis’ten geçirilmesi.

    -Öğretmenler geçinemiyor. Öğretmenler kirasını ödeyemiyor, temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor.

    -Öğretmenlerin hakkı olan atamalar yapılmıyor, öğretmenler işsizliğe mahkûm ediliyor.”

    Açıklama sloganlarla son buldu.

    PİRHA-İZMİR

  • KESK eylemi 374’üncü haftasında: Açlık grevindeki eğitimcilerin talepleri karşılanmalı – VİDEO

    KESK eylemi 374’üncü haftasında: Açlık grevindeki eğitimcilerin talepleri karşılanmalı – VİDEO

    PİRHA – Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) İzmir Şubesi’nin KHK oturma eyleminde konuşan Eğitim Sen İzmir 2 No’lu Şube Kadın Sekreteri Cansu Başer, eğitim emekçilerinin baskı ve şiddet politikalarının hedefi olmaya devam ettiğine dikkat çekerek, açlık grevine başlayan eğitim emekçilerinin taleplerinin karşılanması çağrısı yaptı. 

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) İzmir Şubesi’nin, Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) işten çıkarılmaları protesto etmek amacıyla her Çarşamba günü düzenlediği oturma eylemi 374’üncü haftasında da Karşıyaka çarşı girişinde devam etti. Açıklamada “İhraç tecrittir. Tecrit insan hakları ihlalidir. Hak ihlallerine hayır. İşimize geri döneceğiz” pankartı açıldı.

    Açıklamada sık sık Açıklamada sık sık “KHK’ler gidecek biz kalacağız” ve “KHK’li ihraçlar onurumuzdur” sloganları atıldı. Basın metnini okuyan Metni okuyan Eğitim Sen İzmir 2 No’lu Şube Kadın Sekreteri Cansu Başer, OHAL döneminde KHK ile işinden edilen on binlerce kamu emekçisinin yıllar geçmesine rağmen hukuksuzluğun yarattığı mağduriyetlerin devam ettiğinin altını çizdi.

    “DENİZ POYRAZ’A BARIŞ SÖZÜ”

    OHAL KHK’lerinin  muhalif kesimlere yönelik bir tasfiye aracına dönüştürüldüğünü belirten Başer, “Sendikal faaliyet yürütenler, barışı savunanlar, düşünce ve ifade özgürlüğünü kullananlar, kadın hakları, demokrasi ve eşitlik mücadelesi verenler hedef haline getirilmiştir” dedi.

    Ülkede yaşanan kadın cinayetlerine dikkat çeken Başer, her gün en az 5 kadının katledildiğini belirterek, 5 yıl önce İzmir DEM Parti binasında özgürlük mücadelesi verirken katledilen Deniz Poyraz anarak, ona verilecek en büyük söz barıştır dedi.

    “HAK ARAMA MÜCADELESİ BASKI VE ŞİDDETLE BASTIRILIYOR”

    Eğitim emekçilerinin baskı ve şiddet politikalarının hedefi olmaya devam ettiğine dikkat çeken Cansu Başer, şunları söyledi:

    “Öğretmen sendikası ve mülakat mağduru öğretmenler günlerdir Ankara’da haklı ve meşru taleplerini dile getirmek için bulunmaktadır. Ancak öğretmenlerin taleplerine yanıt vermesi gerekenler; diyalogu ve çözümü değil, polis barikatlarını, gözaltıları ve baskıyı karşılarına çıkarmıştır. Ankara’da gerçekleştirilen eylem sırasında çok sayıda öğretmen arkadaşımız gözaltına alınmıştır. Öğretmenler; darp, ters kelepçe, biber gazı ve polis ablukasıyla karşı karşıya bırakılmıştır. Öğretmenlik mesleğinin itibarsızlaştırılmasına, eğitim emekçilerinin güvencesizliğe ve düşük ücretlere mahkûm edilmesine, mülakat adı altında yaratılan adaletsizliğe karşı mücadele etmek suç değildir. Suç olan; anayasal ve demokratik haklarını kullanan öğretmenlerin karşısına polis gücüyle çıkmak, hak arama mücadelesini baskı ve şiddetle bastırmaya çalışmaktır.”

    Başer, açlık grevine başlayan eğitim emekçilerinin taleplerinin karşılanması çağrısı yaptı.

    Son olarak yerin metrelerce altında çalışan maden işçilerinin hak ara mücadelelerinin baskı ve şiddetle bastırılmak istendiğini kaydeden Cansu Başer, öğretmenlerin, madencilerin ve tüm emekçilerin mücadelesinin ortak olduğunu söyledi.

    PİRHA – İZMİR

     

     

  • ‘Emek mücadeleyle, dayanışmayla, sanatla ve hep birlikte var olmayla güzel’-VİDEO

    ‘Emek mücadeleyle, dayanışmayla, sanatla ve hep birlikte var olmayla güzel’-VİDEO

    PİRHA-Mersin’de sanatseverlerle buluşan “Emek ve İnsan” sergisine dair konuşan Eğitim Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül, emeğin mücadeleyle, dayanışmayla, sanatla ve hep birlikte var olmayla güzel olduğunu belirtirken, Ressam Veli Mert, Türkiye’deki tüm sanatçıları, tüm sendika üyelerini eserleriyle sergiye katılmaya çağırdı.

    1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü kapsamında Eğitim -Sen Mersin Şubesi 3. Ulusal Resim Sergisi’ni “Emek ve İnsan” başlığıyla sanatseverlerle buluşturdu.

    Yenişehir Belediyesi Ahmet Yeşil Sanat Galerisi’nde 30 Eylül’e kadar açık kalacak sergiye dair Eğitim Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül ve Barış Akademisyeni Ressam Veli Mert, ajansımıza konuştu.

    “ULUSAL BOYUTUNU ÖN PLANA ÇIKARDIK”

    “Emek ve İnsan” şiarıyla düzenledikleri serginin emeğin en yüce değer olduğunu göstermek için oluşturduklarını belirten Sümbül, “Üçüncüsünü düzenliyoruz. Birincisini sendikamızın terasında düzenlemiştik. İkincisini Denizcilik Müzesi’nde düzenlemiştik. Üçüncüsünü de böyle bir ortamda düzenleyerek ulusal boyutunu daha ön plana çıkarmaya çalıştık” dedi.

    “EMEK MÜCADELEYLE, DAYANIŞMAYLA, SANATLA VE HEP BİRLİKTE VAR OLMAYLA GÜZEL”

    Eğitim-Sen’in emek mücadelesi verirken, dayanışma örgütü olarak gücünü ortaya koyarken, baskılara, sürgünlere ve ihraçlara rağmen dimdik ayakta durduğunu vurgulayan Sümbül, “Emekle insanı buluşturan bu örgütün aynı zamanda üyelerimizin, meslektaşlarımızın, sanatçılarımızın eserlerini emekle ve sendikayla buluşturma, aynı zamanda da Mersin’le ve Türkiye’yle tüm sosyal medya üzerinden de tüm dünyayla buluşturma gibi bir çabamız vardı. Bu çabayı hep birlikte gerçekleştiriyoruz. Gerçekten emek mücadeleyle, dayanışmayla, sanatla ve hep birlikte var olmayla güzel” diye belirtti.

    “SANATIN BİRLEŞTİRİCİ GÜCÜNÜ ORTAYA KOYDUK”

    Ressam Veli Mert, sergiyi açmalarındaki amacın sanatın birleştirici gücünü sendikanın faaliyetleri içerisine koymak olduğunu ifade ederek, “Bu önemli bir etkinlik. Çünkü Türkiye’deki sanatçıların, Eğitim-Sen’in böyle bir projesinin olduğu vizyonunu ve perspektifini Türkiye’nin kültür sanat politikaları içinde bir yeri olduğuna dair bir alan açmaktı. Bunu başardığımızı düşünüyorum” şekline konuştu.

    “VAN’DAN İSTANBUL’A, KARS’TAN MUĞLA’YA ULAŞTIK”

    Sergide belli bir temayı koymadıklarının altını çizen Mert, “İnsan ve emek üst başlıklı kaldı. Ve dolayısıyla da sanatın kendi emeğini gösterimi için bir alan açmış olduk. Sergiyi farklı kentlerde de sanatseverlerle buluşturmak istiyoruz. Daha kesinleştirmemekle beraber Diyarbakır’da Çand Amed’te düşünüyoruz. Ankara’da Çankaya Kültür Merkezi’nde, İstanbul’da da İstanbul Eğitim Sen’in sahip çıkmasıyla bu sergiyi İstanbul’da da paylaşmak istiyoruz. Bu anlamda Edirne’den Hakkari’ye tam olarak olmasa da Van’dan İstanbul’a, Kars’tan Muğla’ya ulaştığımızı söyleyebilirim” ifadelerine yer verdi.

    “SENDİKA ÜYELERİNİ VE SANATÇILARI SERGİMİZE BEKLİYORUZ”

    Ressam Veli Mert, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Eğitim Sen üyesi olan görsel sanatlar ve resimle ilgilenen öğretmenlerin bu kadar büyük ses getiren etkinlik varken, artık boş durmaması gerekiyor. Özellikle sendikaya aidiyetleri açısından artık buna katılmalarının bir motivasyon aracı olduğunu, aidiyetlerini güçlendireceğini, bilmeyenler açısından da sendikamızın onlara bir vizyon koyduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

    Türkiye’deki tüm sanatçıları, tüm sendika üyesi dostlarımızı bu sergiye katılım için teşvik ediyorum. Onları bekliyoruz.”

    Diren KESER/MERSİN

  • Ev işçileri için ILO C189 çağrısı: İş Yasası kapsamına alınsın-VİDEO

    Ev işçileri için ILO C189 çağrısı: İş Yasası kapsamına alınsın-VİDEO

    PİRHA- İMECE Genel Sekreteri Minira İnal, 16 Haziran Dünya Ev İşçileri Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada Türkiye’nin ILO C189 Sözleşmesi’ni derhal imzalaması gerektiğini belirterek, ev işçilerinin İş Yasası kapsamına alınmasını, sosyal güvenceye kavuşturulmasını ve ayrımcı uygulamalara son verilmesini istedi.

    Antalya Kadın Danışma ve Dayanışma Derneği’nde düzenlenen basın toplantısında 16 Haziran Dünya Ev İşçileri Günü dolayısıyla ev işçilerinin karşı karşıya kaldığı sorunlar ve çözüm talepleri gündeme taşındı.  Basın açıklamasını İMECE Genel Sekreteri Minira İnal okudu.

    İnal, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 15 yıl önce kabul ettiği ILO C189 Ev İşçileri Sözleşmesi’nin ev işçileri açısından tarihi bir dönüm noktası olduğunu belirterek, Türkiye’nin sözleşmeyi hala imzalamamış olmasının önemli bir eksiklik olduğunu söyledi.

    “EV İŞÇİLERİ İŞ YASASI KAPSAMINA ALINMALI”

    Minira İnal, Türkiye’de yaklaşık 1,5 milyon, dünyada ise 70 milyondan fazla ev ve bakım işçisinin haklarının güvence altına alınmayı beklediğini ifade etti. Yaklaşık 40 ülkenin ILO C189’u onayladığını hatırlatan İnal, Türkiye’nin de daha fazla gecikmeden sözleşmeyi imzalaması ve uygulamaya koyması gerektiğini vurguladı.

    Ev işçilerinin İş Yasası kapsamına alınmasını isteyen İnal, kayıtlı çalışmanın teşvik edilmesi, sigortalama işlemlerinin kolaylaştırılması ve emeklilik ile sosyal güvenlik haklarının tüm ev işçileri için güvence altına alınması çağrısında bulundu.

    “AYRIMCI DÜZENLEMELER KALDIRILSIN”

    Minira İnal, 10 günden az çalışanlarla 10 gün ve daha fazla çalışan ev işçileri arasında ayrım yaratan mevcut yasal düzenlemelerin kaldırılması gerektiğini belirtti. Farklı evlerde kısa süreli çalışan emekçilerin sigortalanmasını sağlayacak yeni düzenlemelere ihtiyaç olduğunu ifade eden İnal, ev işçilerinin bir gün bile çalışsalar diğer işçiler gibi sosyal güvenceye sahip olması gerektiğini söyledi.

    GÖÇMEN EV İŞÇİLERİ İÇİN GÜVENCE ÇAĞRISI

    Göçmen ev işçilerinin en ağır çalışma ve yaşam koşullarına maruz kaldığını dile getiren Minira İnal, çalışma izinlerinin işverene bağımlı olmaktan çıkarılması gerektiğini kaydetti. Göçmen işçilerin çalışma koşullarının denetlenmesini isteyen İnal, iş cinayetleri, şiddet ve istismar vakalarında cezasızlık politikalarına son verilmesi çağrısında bulundu.

    “EV İŞÇİSİYİZ, GEÇİNEMİYORUZ”

    Ekonomik kriz ve hayat pahalılığının ev işçilerinin yaşamını doğrudan etkilediğini belirten Minira İnal, sosyal medyada ev işçilerinin yüksek ücret aldığı yönündeki paylaşımların gerçeği yansıtmadığını söyledi. Sigortasız ve güvencesiz koşullarda çalışan ev işçilerinin aldıkları ücretlerin temel ihtiyaçlarını ve sağlık harcamalarını karşılamaya yetmediğini ifade eden İnal, “Yaşanacak ücret bizim de hakkımız” dedi.

    MESLEKİ STANDARTLAR EV İŞÇİLERİYLE BELİRLENMELİ

    İMECE Ev İşçileri Sendikası’nın “Ev İşçilerinin Mesleki Standartları Rehberi: Emeğe Saygı” kampanyasını hatırlatan Minira İnal, ev işçileri hakkında alınacak kararların ev işçilerinin katılımı olmadan belirlenemeyeceğini vurguladı. “Yardımcı değil, ILO C189’da tanımlanan haklara sahip işçileriz” diyen İnal, hakların güvence altına alınmadığı koşullarda mesleki standartların da hayata geçirilemeyeceğini ifade etti.

    16 Haziran Dünya Ev İşçileri Günü dolayısıyla tüm ev işçilerini selamlayan Minira İnal, ev içi emeğin değerinin tanındığı, güvenceli, eşit ve insana yakışır çalışma koşulları sağlanıncaya kadar birleşme, örgütlenme ve mücadeleyi sürdüreceklerini belirtti. İnal, tüm ev işçilerinin Dünya Ev İşçileri Günü’nü kutladı.

    PİRHA/ANTALYA

     

  • Maden işçileri direndi, kazandı!

    Maden işçileri direndi, kazandı!

    PİRHA- Özşen Madencilik işçilerinin 27 günlük direnişi kazanımla sonuçlandı. 

    Alamadıkları maaş ve tazminatları için greve giden Kiremitçiler Grup’a bağlı faaliyet gösteren Özşen Madencilik işçilerinin eylemi sonuç verdi. Bağımsız Maden İşçileri Sendikası, eylemlerinin 24’üncü gününde kendilerini yerin altına kapatan Özşen Madencilik işçilerinin direnişi kazanımla sonlandığını açıkladı.

    İşçiler, eylemlerinin 27’nci gününde Edirne Valisi garantörlüğünde haklarını kabul ettirerek greve son verdi.

    HABER MERKEZİ

  • Özşen işçilerine destek eylemi: Çözüm olmazsa madene el koyacağız!

    Özşen işçilerine destek eylemi: Çözüm olmazsa madene el koyacağız!

    PİRHA- Edirne Uzunköprü’de 27 gündür hakları için direnen Özşen Madencilik işçilerine yönelik silahlı saldırının ardından emek ve demokrasi güçleri Kadıköy’de bir araya geldi. Yapılan açıklamada, işçilere yönelik saldırının yalnızca Özşen işçilerine değil, tüm emekçilere yönelik olduğu vurgulandı. Bağımsız Maden İşçileri Sendikası ise taleplerin karşılanmaması halinde madene el koyacaklarını duyurdu.

    Bağımsız Maden İşçileri Sendikası’nın çağrısıyla, Edirne’nin Uzunköprü ilçesinde direnişteki Özşen Madencilik işçilerine yönelik silahlı saldırıya karşı Kadıköy Süreyya Operası önünde dayanışma eylemi gerçekleştirildi. Eyleme çok sayıda siyasi parti, sendika, demokratik kitle örgütü ve emekçi katılarak Özşen işçilerinin mücadelesine destek verdi.

    Maden-İş Sendikası, DEM Parti, DSİP, Türkiye İşçi Partisi (TİP), Türkiye Komünist Hareketi (TKH), Toplumsal Kurtuluş Partisi, Toplumsal Özgürlük Partisi, TSS-İŞ, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, İlerici Gençlik Derneği ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının katıldığı eylemde, işçilerin taleplerinin derhal karşılanması ve saldırının sorumlularının yargılanması istendi.

    “HAK GASPLARI PATRONU CESARETLENDİRDİ”

    Basın açıklamasında Türkiye’de her yıl yaklaşık iki bin işçinin iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiğine dikkat çekilerek, işverenlerin cezasızlıkla korunmasının işçilere yönelik saldırıları artırdığı belirtildi. Açıklamada Özşen Madencilik patronu Bekir Kiremitçi’nin işçilerin haklı taleplerine kulak vermek yerine baskı ve şiddet yolunu tercih ettiği ifade edildi.

    “27 GÜNDÜR HAKLARI İÇİN DİRENİYORLAR”

    Özşen Madencilik işçilerinin direnişi 21 Mayıs’ta başladı. İşçiler, aylardır ödenmeyen maaşlarının verilmesini, uzun süredir biriken fazla mesai alacaklarının ödenmesini ve tazminatsız şekilde işten çıkarılan 21 işçinin işe geri alınmasını talep ediyor.

    Bağımsız Maden İşçileri Sendikası’nın aktardığı bilgilere göre işçiler Şubat ayından bu yana ücretlerini alamıyor yaklaşık bir yıldır da fazla mesai ücretleri ödenmiyor. İşveren tarafının talepleri sözlü olarak kabul etmesine rağmen yazılı bir mutabakata yanaşmaması üzerine görüşmeler sonuçsuz kaldı. Bunun üzerine işçiler geçtiğimiz cumartesi günü sabah saatlerinde kendilerini maden ocağına kilitleyerek açlık grevine başladı.

    AİLELERE SİLAHLI SALDIRI

    Sendikanın açıklamasına göre saldırı, yeraltında bulunan işçilerle ailelerinin iletişiminin kesilmesinin ardından yaşandı. Yakınlarından haber alamayan aileler idari binaya yönelirken bu sırada işçi yakınlarına iki farklı silahtan üç el ateş açıldı. Ateş edenler arasında patronun şoförünün de bulunduğu öne sürüldü.

    Ayrıca idari binadan çıkan ve işçiler tarafından daha önce görülmediği belirtilen 15 ila 20 kişilik bir grubun da işçilere ve sendika temsilcilerine saldırdığı ifade edildi. Sendika, tüm bu olayların güvenlik güçlerinin gözü önünde gerçekleştiğini vurguladı.

    “KANUNSUZ OLAN İŞÇİLERİN HAKLARININ GASP EDİLMESİDİR”

    Bağımsız Maden İşçileri Sendikası, işveren Bekir Kiremitçi’nin geçmişte AKP Uzunköprü İlçe Başkan Yardımcılığı yaptığını, babası Nuhil Kiremitçi’nin ise eski AKP’li belediye başkanı olduğunu hatırlatarak yerel idarenin tutumunu eleştirdi.

    Açıklamada, Uzunköprü Kaymakamlığı ve Edirne Valiliği’nin direnişi sona erdirmeye dönük girişimlerine tepki gösterilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Kanunsuz olan şey Şubat ayından beri ödenmeyen maaşlardır. Kanunsuz olan şey bir yıldır gasp edilen mesai ücretleridir. Kanunsuz olan şey madencilerin üzerine sıkılan üç kurşundur.”

    “ÇÖZÜM OLMAZSA MADENE EL KOYACAĞIZ”

    Kadıköy’deki dayanışma eyleminde konuşan katılımcılar, Özşen işçilerinin mücadelesinin yalnızca bir işyeri direnişi olmadığını, emeğin ve insan onurunun savunusu olduğunu belirtti. Bağımsız Maden İşçileri Sendikası, taleplerin bir-iki gün içerisinde karşılanmaması halinde madene el koyacaklarını ve üretimi işçi yönetimi altında sürdüreceklerini duyurdu.

    Eylem, “Madenciye sıkılan kurşun hepimize sıkılmıştır”, “İşçilerin birliği sermayeyi yenecek” ve “Madenciler kazanacak” sloganlarıyla sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • 15-16 Haziran direnişi 56. yılında!

    15-16 Haziran direnişi 56. yılında!

    PİRHA- Türkiye işçi sınıfı tarihinin en büyük işçi direnişlerinden biri olan 15-16 Haziran Direnişi’nin üzerinden 56 yıl geçti. 

    Türkiye işçi sınıfı açısından tarihi bir öneme sahip olan “15-16 Haziran İşçi Direnişi” 56’ncı yıldönümünde.

    1967 yılında kurulan Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) ve bazı bağımsız sendikalar işçi sınıfı içinde hızla örgütlenmeye ve ilgi odağı olmaya başlamıştı.

    1967 yılında sınıf sendikacılığını savundukları için Türk-İş’ten ihraç edilen sendikalıların Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nu (DİSK) kurulmasıyla direnişinin ilk kıvılcımı yakıldı. DİSK çatısı altında örgütlenen işçilerin eylemi o dönem gittikçe büyüdü.

    1970’te, çalışma yaşamını ve temel sendikalar mevzuatını düzenleyen 274 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Yasası ile 275 sayılı Sendikalar Yasası’nda değişiklik yapan tasarı, Adalet Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ortak imzasıyla kabul edilirken, yasa 11 Haziran 1970’te onaylandı.

    POLİS KURŞUNUYLA 200 KİŞİ YARALANDI, 3 KİŞİ YAŞAMINI YİTİRDİ

    Örgütlenme özgürlüğünü sınırlayan yasanın onaylanması büyük tepkiyle karşılandı. Belki de Türkiye tarihinin en büyük işçi direnişinin fitili ateşlenmiş oldu.

    15 Haziran 1970’de 115 işyeri ve yaklaşık 75 bin işçiyle başlayan işçi direnişi, bir gün sonrasında 168 fabrikayı ve 150 bine yakın işçiye ulaştı.

    İstanbul merkezli direniş kısa bir sürede Kocaeli’nin tamamına yayıldı. Türk-İş’in örgütlü olduğu birçok fabrikadan da direnişe katılım oldu. 15 Haziran’da İstanbul ve Kocaeli’nde fabrikalar durdu. Her tarafta işçiler çeşitli yürüyüşler ve mitingler düzenleyerek, kent merkezlerine doğru yürüyüşler gerçekleştirdi.

    16 Haziran’da polis işçilere müdahale etti. Polisin açtığı ateş sonucunda 2 işçi ve bir esnaf yaşamını yitirdi, 200 kişi de yaralandı.

    Eylemler devam ettiği sırada ülkede sıkıyönetim ilan edildi ve DİSK Kurucu Başkanı Kemal Türkler başta olmak üzere birçok sendikacı tutuklandı.

    Meclis’ten geçen yasa Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tarafından Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşındı. Bunun üzerine yasa 9 Şubat 1972 tarihinde iptal edildi.

    DİSK kapatılırken birçok yöneticisi ve birçok işçi önderi tutuklanarak cezaevlerine konuldu. Sendikal örgütlenmeyi daha da zorlaştıracak işyeri barajı, il barajı, bölge ve ülke barajları konuldu.

    (HABER MERKEZİ)

  • KESK: İnsanca yaşam için ek ücret istiyoruz!-VİDEO

    KESK: İnsanca yaşam için ek ücret istiyoruz!-VİDEO

    PİRHA- KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, Temmuz ayında yüzde 35 ek zam istediklerini belirterek, “Gelin, yoksulluğu kader gibi gösterenlere karşı sesimizi, gücümüzü birleştirelim. Taleplerimizi hep beraber savunalım” dedi.

    KESK, genel merkez binasında ek zam talebiyle basın toplantısı düzenledi. Basın metnini KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak okudu.

    Bugün 4 milyon kamu emekçisinin maaşını ve 2,5 milyon emekli aylığını alacağını aktaran Koçak, “Gittikçe eriyen maaşları, aylıkları ile yine ayın sonunu getirme savaşı verecek. Evet, ayın sonunu getirmek bu ülkede emeği ile geçinen tüm kesimler için gerçekten de adeta bir savaşa dönüşmüş bulunuyor. Kamu emekçileri olarak bizler de yıllardır bu mücadeleyi veriyoruz” dedi.

    “MAAŞLARIMIZ HIZLA BUHARLAŞIYOR

    Yüksek enflasyon sırlamasında dünya beşincisi, gıdadan kiraya enflasyonun her türünde AB ve OECD ülkeleri içinde açık ara birinci sırada olan bir ülkede yaşadıklarını belirten Koçak, şunları söyledi:

    “Dolayısıyla maaşlarımız hızla buharlaşıyor. Yaşamımız gittikçe zorlaşıyor. Barınma, beslenme, sağlık, eğitim gibi en temel ihtiyaçlarımızı karşılamakta zorlanıyoruz. Son beş ayda maaşlarda yaşanan erime tutarı maaştan maaşa değişmektedir. Ortalama kamu emekçisinin maaşı son beş ayda 11 bin 400 TL erimiştir. En düşük maaşta yaşanan erime bile 10 bin 273 TL’dir. Kendi enflasyon hedefini tutturamayanlar şimdi de “Hedefimizi %24 olarak revize ettik. Ama tahminimiz %26” diyerek bizimle dalga geçiyorlar.”

    “AÇLIK SINIRININ ALTINDA MAAŞ ALIYORUZ”

    “Yıllardır yaşadığımız bu tablo gayet bilinçli ve kasıtlı uygulanan ekonomi politikalarının sonucudur” diyen Koçak, iktidar tarafından belirlenen enflasyon rakamlarının gerçeği yansıtmadığını söyledi.

    Maaş artışlarında hedeflenen enflasyon rakamları temel alınırken özellikle toplu sözleşmelerin ikinci yılında maaşlarında ciddi bir erime yaşandığının altını çizen Koçak, “Son olarak haziran ayının başında sermayeye, patronlara, kara para aklayıcılara milyarlarca liralık “vergi barışı” içeren paket parlamentodan geçti.  Ama sıra çalışanlara, emekçilere gelince “TÜİK’in sahte rakamlarına göre yapacağımız maaş artışları için Temmuz’u bekleyin” diyorlar. Geldiğimiz noktada mevcut “Toplu Sözleşme” bırakalım yaşadığımız gerçek enflasyonu, hedeflenen enflasyonu aşan TÜİK rakamları karşısında bile çoktan kadük hale gelmiştir. Buna rağmen açlık sınırının altında kalan asgari ücreti, emekli aylığını gösterip “halinize şükredin” diyorlar. Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek istiyorlar. Her seferinde önümüze konulan yoksulluk ve sefalete karşı “Bu faturayı ödemiyoruz” demenin zamanı geldi, geçiyor!” dedi.

    “TEMMUZ AYI MAAŞLARINA EK YÜZDE 35 ARTIŞ YAPILMASINI İSTİYORUZ”

    KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, Temmuz ayı maaşlarına ek yüzde 35 artış yapılmasını, ilave seyyanen ödenek başta olmak üzere mevcut tüm ek ödemelerin taban aylığına yansıtılmasını, 4688 sayılı yasa başta olmak üzere mevcut mevzuatın derhal, ‘Grevli Toplu Pazarlık’ hakkının önündeki engellerin kaldırılmasını temel alan evrensel sendikal normlarla uyumlu hale getirilmesini istedi.

    İMZA KAMPANYASI!

    KESK olarak bu üç temel taleple, bugünden itibaren bir imza kampanyası başaltıklarını duyuran Koçak, “Kampanyamız iki hafta sürecek. İki haftada topladığımız imzaları enflasyonun açıklanacağı 3 Temmuz 2026 Cuma günü Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına teslim edeceğiz. Buradan tüm kamu emekçilerine seslenerek sözlerimize son veriyoruz. Değerli kamu emekçileri gelin, maaşlarımızın her ay biraz daha erimesine sessiz kalmayalım. Gelin, yoksulluğu kader gibi gösterenlere karşı sesimizi, gücümüzü birleştirelim. Taleplerimizi hep beraber savunalım” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/ANKARA

  • İSİG Meclisi: Beş ayda en az 835 işçi yaşamını yitirdi!

    İSİG Meclisi: Beş ayda en az 835 işçi yaşamını yitirdi!

    PİRHA- İSİG Meclisi’nin Mayıs ayı İş Cinayetleri Raporu’na göre, Mayıs ayında en az 212 işçi hayatını kaybetti. Raporda çocuk işçiliğinin giderek yaygınlaştığına dikkat çekilirken, yılın ilk beş ayında yaşamını yitiren işçi sayısının en az 835’e ulaştığı belirtildi.

    İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi, 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü dolayısıyla yayımladığı Mayıs ayı İş Cinayetleri Raporu’nda çocuk işçiliği ve iş cinayetlerindeki artışa dikkat çekti. Rapora göre Mayıs ayında en az 212 işçi yaşamını yitirirken, 2026 yılının ilk beş ayında iş cinayetlerinde hayatını kaybeden işçi sayısı en az 835 oldu.

    Raporda, çocukların eğitim, oyun ve sağlıklı gelişim haklarından mahrum bırakılarak giderek daha fazla işgücüne katıldığı belirtilirken, son 13 yılda en az 862 çocuğun iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiği kaydedildi. İSİG Meclisi, yalnızca son iki yılda çocuk işçi ölümlerinde ciddi artış yaşandığını vurguladı.

    “MESEM ÇOCUK İŞÇİLİĞİNİ YAYGINLAŞTIRIYOR”

    Raporda özellikle Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) uygulaması eleştirildi. Yüz binlerce çocuğun eğitim adı altında haftanın büyük bölümünü işyerlerinde geçirdiği belirtilerek, uygulamanın çocukları ucuz işgücü haline getirdiği ifade edildi. İSİG Meclisi, MESEM’in yalnızca bir eğitim modeli değil, sermayeye düşük maliyetli emek sağlayan bir mekanizma olarak işlediğini savundu.

    Mayıs ayında yaşamını yitiren 7 çocuk işçiden birinin, Hatay’ın İskenderun ilçesinde staj yaptığı pastanede elektrik akımına kapılarak yaşamını yitiren 15 yaşındaki MESEM öğrencisi Mahir Buğra Karagön olduğu belirtildi. Raporda, Karagön’ün ölümü üzerinden çocuk işçiliği, denetimsizlik ve MESEM uygulamalarının yarattığı risklere dikkat çekildi.

    EN FAZLA ÖLÜM TARIM, İNŞAAT VE TAŞIMACILIKTA

    İSİG Meclisi verilerine göre Mayıs ayında en fazla iş cinayeti tarım ve ormancılık sektöründe yaşandı. Bu alanda 48 emekçi yaşamını yitirirken, inşaat ve yol işkolunda 38, taşımacılıkta ise 33 işçi hayatını kaybetti. İş cinayetlerinin başlıca nedenleri arasında trafik ve servis kazaları, kalp krizi, göçük ve ezilmeler ile yüksekten düşmeler yer aldı.

    Rapora göre yaşamını yitiren işçilerin 13’ü kadın, 16’sı ise göçmendi. Ayrıca 50 yaş ve üzerindeki işçi ölümlerinde dikkat çekici bir artış yaşandığı belirtilirken, Mayıs ayında yaşamını yitirenlerin 71’inin emeklilik çağındaki işçiler olduğu kaydedildi.

    “ÇOCUK İŞÇİLİĞİNE KARŞI ORTAK MÜCADELE ŞART”

    İSİG Meclisi, çocuk işçiliğine karşı sendikalar, meslek örgütleri, eğitimciler ve demokratik kitle örgütlerinin ortak mücadele yürütmesi gerektiğini belirterek, “Çocuk işçiliğine, paralı eğitime, mesleki eğitim adı altında kölece çalıştırılmaya karşı mücadele hayati önemdedir” dedi. Açıklamada, çocukların eğitim hakkının korunması ve güvenli koşullarda yaşam sürmesi için acil adımlar atılması çağrısında bulunuldu.

    Rapora göre Mayıs ayında iş cinayetleri en çok İstanbul, Ankara, Sakarya, Bursa ve Antep’te meydana geldi. İSİG Meclisi, iş cinayetlerinin önlenebilmesi için denetimlerin artırılması, güvencesiz çalışmanın sona erdirilmesi ve sendikal örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılması gerektiğini vurguladı.

    HABER MERKEZİ

  • SAMER raporu: Alım gücündeki düşüş pazarlara yansıdı!

    SAMER raporu: Alım gücündeki düşüş pazarlara yansıdı!

    PİRHA- SAMER Saha Araştırmaları Merkezi’nin Diyarbakır’da 142 pazar esnafıyla yaptığı araştırma, ekonomik krizin semt pazarlarına yansımasını ortaya koydu. Araştırmaya göre yurttaş daha az ürün alıyor, daha ucuz ürünlere yöneliyor, pazarcı esnafı ise artan maliyetler nedeniyle kâr edememekten şikâyet ediyor.

    SAMER Saha Araştırmaları Merkezi, ekonomik krizin semt pazarlarına etkisini ortaya koymak amacıyla Diyarbakır’da gerçekleştirdiği “Semt Pazarı Araştırması”nın sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı. 2-9 Haziran tarihleri arasında dört farklı semt pazarında faaliyet yürüten 142 esnafla yüz yüze yapılan görüşmelerde, artan maliyetlerin hem esnafı hem de tüketiciyi zorladığı tespit edildi.

    Araştırmada, pazar yerlerinde çok dilli iletişimin yaygın olduğu görüldü. Katılımcıların önemli bir bölümü Türkçe ve Kürtçe’yi birlikte kullandığını belirtirken, yalnızca Kürtçe konuştuğunu söyleyenlerin oranı da dikkat çekti. Raporda ayrıca müşterilerin büyük bölümünü kadınların oluşturduğu belirtilerek, hane halkı tüketim kararlarında kadınların belirleyici rol oynadığına işaret edildi.

    ESNAF HER GÜN YENİ ZAMLA KARŞILAŞIYOR

    Araştırmaya katılan esnafın yüzde 34,5’i ürünlere neredeyse her gün zam geldiğini belirtirken, yüzde 13,4’ü haftada bir, yüzde 16,9’u ise ayda bir fiyat artışı yaşandığını ifade etti. Esnafın yüzde 81’i ise fiyat artışları nedeniyle müşterilerden tepki gördüğünü söyledi.

    Satışların nasıl etkilendiğine ilişkin sorularda da tablo dikkat çekti. Katılımcıların yüzde 59,3’ü satışlarının düştüğünü, yüzde 31,4’ü ise çok ciddi düşüş yaşadığını belirtti.

    MÜŞTERİ DAHA AZ ÜRÜN ALIYOR

    Araştırmada tüketici davranışlarındaki değişim de ortaya konuldu. Esnafın gözlemlerine göre müşteriler artık daha az ürün satın alıyor, daha ucuz ürünlere yöneliyor ve alışveriş sıklığını azaltıyor.

    “Son bir yıl içinde tüketicinin alım gücü nasıl değişti?” sorusuna katılımcıların yüzde 49,3’ü “azaldı”, yüzde 43’ü ise “çok azaldı” yanıtını verdi. Bu sonuç, pazarcı esnafının büyük çoğunluğunun vatandaşın satın alma gücündeki gerilemeyi doğrudan gözlemlediğini ortaya koydu.

    MALİYET ARTIŞININ BAŞLICA NEDENİ MAZOT

    Araştırmada ürün fiyatlarındaki artışın nedenleri de esnafa soruldu. Katılımcıların yüzde 37,2’si zamların temel nedeni olarak mazot fiyatlarındaki yükselişi gösterirken, yüzde 21,5’i üretimdeki azalmayı, yüzde 18,4’ü ise ekonomik politikaları işaret etti.

    Bazı esnaflar ise tarladan pazara ulaşana kadar ürün fiyatlarının katlanarak arttığını belirtti. Katılımcıların bir bölümü, bazı ürünlerin fiyatının beş kata kadar yükseldiğini ifade etti.

    “SEMT PAZARLARI EKONOMİK KRİZİN AYNASI”

    Araştırmanın sonuç bölümünde semt pazarlarının yalnızca alışveriş yapılan yerler olmadığı vurgulandı. Değerlendirmede, ekonomik kriz ve yoksullaşma süreçlerinin en görünür şekilde semt pazarlarında hissedildiği belirtilerek şu tespitlere yer verildi:

    “Enflasyon ve maliyet artışları pazarcı esnafını ciddi biçimde zorlamakta, tüketicilerin alım gücü giderek düşmektedir. Daha az ve daha ucuz ürün satın alma eğilimi yaygınlaşırken, esnafın satış yapmasına rağmen kârlılığı gerilemektedir. Semt pazarları özellikle düşük ve orta gelir grupları için önemli bir gıda erişim kanalı olmaya devam etmektedir.”

    Araştırmada ayrıca semt pazarlarının ekonomik krizlerin, yoksulluğun, kültürel çeşitliliğin ve gündelik yaşam mücadelelerinin gözlemlenebildiği önemli toplumsal alanlar olduğuna dikkat çekildi.

    HABER MERKEZİ

  • Doruk Madencilik işçilerini sevindiren haber!

    Doruk Madencilik işçilerini sevindiren haber!

    PİRHA-Doruk Madencilik işçilerinin tazminat, TİS farkı ve ücretsiz izin ücretleri dâhil tüm alacakları hesaplarına yatırıldı.

    Bağımsız Maden-İş Sendikası, hakları için direnen Doruk Madencilik işçilerinin tazminat, TİS farkı ve ücretsiz izin ücretleri dâhil tüm alacaklarının hesaplarına yatırıldığını açıkladı.

    Bağımsız Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır, yaptığı açıklamada, Türkiye’deki işçi sınıfı, siyasi partiler, bütün halkın işçilere destek verdiğini vurgulayarak, “Türkiye’deki 86 milyonun bu işçilerin yanında olduğunu gördük. Siyasi partilerin bu işçilerin yanında olduğunu gördük. Biz de bu işçilerin haklarını aldığını gördük, mutlu olduk, çok sevindik. Bütün işçi sınıfını ve bize destek veren Türkiye halkını saygı ve sevgiyle selamlıyorum” dedi.

    HABER MERKEZİ

     

  • Enflasyon verileri açıklandı!

    Enflasyon verileri açıklandı!

    PİRHA- TÜİK, Mayıs’ta enflasyonun aylık bazda yüzde 1,71, yıllık bazda yüzde 32,61, ENAG  ise aylık enflasyonun 2,16, yıllık ise yüzde 53,13 olduğunu açıkladı.

    TÜİK ve ENAG Mayıs ayı enflasyon verilerini açıkladı. Türkiye İstatistik Kurumu’na (TÜİK) göre enflasyon, Mayıs’ta aylık bazda yüzde 1,71, yıllık bazda yüzde 32,61 oldu. Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) ise aylık enflasyonu 2,16, yıllık enflasyonu ise yüzde 53,13 olarak açıkladı.

    HABER MERKEZİ

     

  • KHK eylemi 372’inci haftasında: Barışın önündeki engeller kaldırılsın – VİDEO

    KHK eylemi 372’inci haftasında: Barışın önündeki engeller kaldırılsın – VİDEO

    PİRHA – KESK İzmir Şubesi’nin başlattığı KHK eyleminin 372. haftasında yaptıkları açıklamada, KHK’lerin ağır bir hukuk ve demokrasi sorunu haline dönüştüğünü belirtilerek, “Barışın, demokrasinin ve eşit yurttaşlığın önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır” denildi. 

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) İzmir Şubesi’nin, Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) işten çıkarılmaları protesto etmek amacıyla her çarşamba düzenlediği oturma eylemi 372’inci haftasında da Karşıyaka çarşı girişinde devam etti. Açıklamada “İhraç tecrittir. Tecrit insan hakları ihlalidir. Hak ihlallerine hayır. İşimize geri döneceğiz” pankartı açıldı. Açıklamada sık sık “KHK’ler gidecek biz kalacağız” ve “KHK’li ihraçlar onurumuzdur” sloganları atıldı.

    “KHK’LERİN MAĞDURİYETLERİ GİDERİLMEDİ”

    Basın metnini Eğitim Sen İzmir 2 No’lu Şube Mali Sekreteri Ali Türk okudu. KHK’lerle hukuksuz bir biçimde görevden ihraç edilen kamu emekçilerinin yürüttükleri adalet mücadelesini dile getiren Türk, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra KHK’lerle ihraç edilen kamu emekçilerinin geçen onlarca yıla rağmen mağduriyetlerinin giderilmediğini belirtti.

    Türk, KHK’lerin ağır bir hukuk ve demokrasi sorunu haline dönüştüğünü belirtti.

    Ülkede derinleşen ekonomik krize de değinen Türk, “Milyonlarca insan geçim mücadelesi verirken, kamu emekçileri ve emekliler yoksulluk sınırının altında yaşamaya zorlanmaktadır. Gençler işsizlik ve geleceksizlikle karşı karşıya bırakılmakta, eğitim hakkı giderek piyasalaştırılmakta, kamusal hizmetler tasfiye edilmektedir” dedi.

    “BARIŞ MÜCADELESİ DEVAM EDECEK”

    Türk, demokratik hak ve özgürlükler üzerindeki baskıların arttığına dikkat çekerek, “Seçme ve seçilme hakkını zedeleyen, hukuku siyasi hesaplaşmaların aracı haline getiren uygulamalar toplumsal barışa zarar vermektedir” dedi.

    Gezi Direnişi’nin 13. yılını hatırlatan Ali Türk, Gezi ruhunun emek, demokrasi ve barış mücadelesiyle devam edeceğini söyledi. İktidarın baskıcı ve kutuplaştırıcı politikalarının toplumun farklı kesimlerini hedef haline getirdiğini kaydeden Türk, demokratik kitle örgütlerinin üzerindeki baskıların arttığını işaret etti.

    Türk, talepleri şöyle sıraladı: Tüm KHK’ler iptal edilmeli, ihraç edilen kamu emekçileri bütün haklarıyla birlikte derhal görevlerine iade edilmelidir.  Hukukun üstünlüğü ve demokratik işleyiş yeniden tesis edilmelidir. Emekçileri yoksulluğa mahkûm eden politikalardan vazgeçilmelidir.  Eğitim, sağlık ve sosyal hizmetler kamusal bir hak olarak güvence altına alınmalıdır. Barışın, demokrasinin ve eşit yurttaşlığın önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.”

    PİRHA – İZMİR