Kategori: KADIN HABERLERİ

  • Çelikhanlı kadınların tütün mesaisi:  Emek kadının, kazanç tüccarın elinde-  VİDEO

    Çelikhanlı kadınların tütün mesaisi: Emek kadının, kazanç tüccarın elinde- VİDEO

    PİRHA- Adıyaman’ın Çelikhan ilçesine bağlı Bulam beldesinde tütünün her aşamasında emek veren kadınlar, sigortasızlık, sağlık sorunları ve devletin tütün satışına getirdiği kısıtlamalarla mücadele ediyor.

     

    Adıyaman’ın Çelikhan ilçesine bağlı Bulam beldesinde tütün dikim dönemi başladı. Bölgenin en önemli geçim kaynaklarından biri olan tütün üretiminde, tohumun ekilmesinden fidelerin yetiştirilmesine, dikimden çapa ve sulamaya, hasattan kurutma ve seçme aşamasına kadar uzanan uzun üretim sürecinin büyük bölümünü kadın emeği oluşturuyor. Ancak üretimin her aşamasında çalışan kadınlar, sigortasız ve güvencesiz çalışma koşulları, artan üretim maliyetleri, sağlık sorunları ve tütün satışına yönelik kısıtlamalar nedeniyle emeklerinin karşılığını alamadıklarını belirtiyor. PİRHA’ya konuşan tütün emekçisi kadınlar, hem tarladaki ağır çalışma temposunu hem de ev içi bakım yükünü birlikte üstlendiklerini ifade ederek, sosyal güvence, insanca çalışma koşulları ve üretimi sürdürebilecek politikalar talep ediyor.

    “EZİLEN HEP KADINLAR”

    Tütün emekçisi kadınlardan üç çocuk annesi Yıldız Öztorun, tütünün “en fazla insan emeği isteyen ürünlerden biri” olduğunu belirterek dikim döneminde yaşadıkları yoğun tempoyu şöyle anlattı:

    “Dikime gittiğimiz günler sabahın erken saatlerinde kalkıp 10-12 kişilik kahvaltı hazırlıyoruz, çoğu zaman hazırladığımız kahvaltıyı kendimiz yiyemiyoruz bile. Hem tarlaya gidiyoruz hem de evdeki tüm yük omuzlarımızda. Evdeki yaşlıların bakımı, çocukların bakımı, temizlik, yemek; her şey kadının sorumluluğunda. Bir de tarlaya gidiyoruz. Eve geliyoruz, yatana dek dinlenme fırsatımız olmuyor.”

    Öztorun, sağlık sorunları yaşasalar dahi çalışmak zorunda kaldıklarını, hiçbir sosyal destek almadıklarını ve hiçbir kadının sigortasının bulunmadığını vurgulayarak şunları söyledi:

    “Hastalandığımızda dinlenme gibi bir lüksümüz yok. Sağlık sorunlarımız olsa dahi çalışmak zorundayız, tütün işi öyle yarım bırakılamıyor, o gün o iş bitecek. Benim gözümde alerji var, güneşe çıkmamam gerekiyor ama gözüm kızarsa da çalışmak zorundayım, başka alternatifim yok. Devlet satışını yasaklıyor, o zaman üretimine de alternatif bir ürün koysun. Biz sigortasız, güvencesiz çalışıyoruz, ezilen hep kadınlar.”

    “EMEK KADININ, PARA TÜCCARIN”

    Tütün üreticisi kadınlardan Birsen Tunç, tohum ekimiyle başlayıp dikimle devam eden üretim sürecinin uzun ve titizlik isteyen bir emek olduğunu, kadın emeğinin evde başlayıp tarlada devam ettiğini anlattı. Tunç, tütünün dikiminden çapasına, hasadından kurutulmasına ve seçilmesine kadar her yaprağının kadın elinden geçtiğini belirterek şöyle konuştu:

    “Çocukluğumuz, gençliğimiz hep tütünle geçti, geçiyor. Tütünün tohum aşamasından dikilmesine, çapasına, toplanmasına kadar en çok emeği hem evde hem tarlada çalışarak kadınlar veriyor. Tütünden kazandığımızla hayatımızı sürdürüyoruz, ancak devletin yasağı nedeniyle kazancımızdan da oluyoruz. Tütünü yasaklıyorlar, peki alternatif ne? Zaten sigortasız çalıştığımız için emeğimizin karşılığını alamıyoruz, yasaklardan dolayı da tüccar üreticinin elindekini ucuza almaya çalışıyor. Olan bizlere oluyor. Devlet bizi tüccarların insafına bırakmış.”

    Tunç, devletin tütün satışını yasaklaması durumunda üreticilere alternatif bir iş imkanı sunması gerektiğini vurgulayarak, bölgede kişi başına düşen arazinin 3-4 dönümü geçmediğini, tütünün yerini alacak bir ürün önerilmesi halinde bunu değerlendirebileceklerini söyledi. Tunç’a göre üreticiyi tüccarla baş başa bırakan bu düzen, aslında yasağın yükünü doğrudan üreticinin sırtına yıkıyor.

    “EMEĞİMİZ BOŞA GİTMESİN İSTİYORUZ”

    65 yaşındaki Dilber Yıldız, eskiden hayvancılıkla uğraştıklarını, bugün geçimlerinin tamamen tütüne bağlı olduğunu belirterek, “Çocuklarımız tütünden kazandığımız parayla okuyor, bu parayla evleniyor, geçimini sağlıyor. Biz kadınlar tütünde yoruluyoruz, sağlığımızdan oluyoruz. Tütün satışına gelen yasaklardan dolayı az kazanıyoruz. Devletin yasaklaması olmasa biz halimizden memnunuz, toprağımızda kalıp üretmeye devam edeceğiz. Emeğimiz boşa gitmesin istiyoruz” ifadelerini kullandı.

    “MADEM YASAKLIYORLAR, BİZİ EMEKLİ ETSİNLER”

    Ömrünün tütünle geçtiğini söyleyen 70 yaşındaki tütün emekçisi Beyaz Şenses, arazilerinin küçük olması nedeniyle mısır ya da fasulye gibi ürünlerle geçinemeyeceklerini belirtti.

    Şenses,bildikleri işi yaptıklarını ama satamadıklarını kaydederek, “Madem yasaklıyorlar, öyleyse bizi emekli etsinler. Geçimimizi sağlayan tek şey tütündür, devlet yasakladığında kolumuzu kanadımızı kırmış gibi oluyor. Bu yaştan sonra başka bir şey yapacak halimiz yok. Bizi emekli edeceklerse buyursunlar yasaklasınlar” dedi.

    “YA BİZE BİR İŞ VERSİNLER YA DA EKMEĞİMİZE KARIŞMASINLAR”

    Tütünün içine doğduğunu, çocukluğundan beri tütün emekçisi olduğunu belirten Yıldız Tağral, sigortasız çalıştıklarını ve tek geçim kaynağının tütün olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:

    “Üç çocuğum var. Onların eğitimi de dahil tüm masraflarımızı geçim kaynağımız olan tütünle sağlamak zorundayız. Yeterince arazimiz yok, kiraya tarla tutuyoruz, tütünü dikiyoruz. Ancak onun da garantisi yok, tütün hastalıklardan kurtulup iyi mahsul verecek mi, alıcılar iyi bir fiyat biçecek mi, hiçbir şeyin garantisi yok. Bu haliyle de devlet yasaklamaya çalışıyor. Biz bu saatten sonra ne yapacağız? Bizim tütünden bildiğimiz başka bir şey yok. Ya bize bir iş versinler ya da ekmeğimize karışmasınlar.”

    “KADININ AYAKTA DURMASI İÇİN KENDİ EKONOMİSİ OLMASI GEREKİYOR”

    13 yıl önce eşini kaybeden, iki çocuk annesi Şehriban Ertürk, 8-9 yıl önce köyüne dönerek tütün üretimiyle hayat mücadelesi verdiğini anlattı. Ertürk, kadının hem evde hem tarlada hem de dışarıda sürekli çalışmak, her şeye göğüs germek zorunda kaldığını vurgulayarak şöyle devam etti:

    “Kadının ayakta durması için kendi ekonomisinin olması gerekiyor. Ben tütün dikimi için tarlamı hazırlarken 20 bin liralık hayvan gübresi, 20 bin liralık sulama hortumu aldım; ilacı, gübresi derken en az 200 bin lira masraf ettim. Buna rağmen tüccar gelip bedavaya almaya çalışıyor. Biz memleketimizi seviyoruz, toprağımızı işleyip üretim yapmak istiyoruz ama bu şartlarda elimizde hiçbir şey kalmıyor.”

    Ertürk, yıllardır tek başına verdiği mücadeleden süzülen bir öğütle sözlerini tamamladı:

    “Tarlada olsun, dışarıda olsun, her kadın kendi ayakları üzerinde durmalı. Tütün emekçisi kadınlar kendi emeklerinin karşılığını almak için büyük bir çaba gösteriyor ama yasaklarla mücadele ediyor. Bunun duyulmasını istiyoruz.”

    Yeşim Uzun/ ADIYAMAN

  • Gülistan Doku dosyasında 108 kamu görevlisi hakkında suç duyurusu!

    Gülistan Doku dosyasında 108 kamu görevlisi hakkında suç duyurusu!

    PİRHA- Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin yürütülen soruşturmada yeni bir hukuki adım atıldı. Doku ailesinin avukatı Ali Çimen, delillerin karartıldığı iddiasıyla 108 kamu görevlisi hakkında suç duyurusunda bulundu. Dosyanın firari şüphelisi Umut Altaş’ın ise bugün ABD’de görülecek duruşmada hakim karşısına çıkması bekleniyor.

    Dersim’de 5 Ocak 2020 tarihinde kaybolan ve aradan geçen yıllara rağmen akıbeti aydınlatılamayan Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku dosyasında yeni gelişmeler yaşandı.

    Doku ailesinin avukatı Ali Çimen, soruşturma kapsamında delillerin karartıldığı ve soruşturmanın sağlıklı yürütülmesinin engellendiği iddiasıyla 108 kamu görevlisi hakkında Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

    Suç duyurusu dilekçesinde, söz konusu kamu görevlilerinin “suç delillerini gizleme, değiştirme veya yok etme” ile “görevi kötüye kullanma” suçları yönünden soruşturulması ve şüpheli sıfatıyla ifadelerinin alınması talep edildi.

    “DELİL KARARTMA ZİNCİR HALİNDE YÜRÜTÜLDÜ”

    Savcılığa sunulan dilekçede, dosyada yaşananların münferit ihmallerden ibaret olmadığı savunularak, delillerin karartılmasına yönelik işlemlerin birbirini tamamlayan bir bütün halinde gerçekleştirildiği öne sürüldü.

    Başvuruda, soruşturmanın ilk aşamasından itibaren yürütülen bazı işlemlerin dosyanın aydınlatılmasını zorlaştırdığı belirtilerek, bu nedenle sorumluluğu bulunduğu iddia edilen kamu görevlileri hakkında adli işlem başlatılması istendi.

    GÖZLER ABD’DEKİ DURUŞMADA

    Dosyanın firari şüphelisi Umut Altaş’a ilişkin süreç de devam ediyor. Hakkında çıkarılan kırmızı bülten kapsamında ABD’de yakalanan Altaş’ın bugün ABD’de hakim karşısına çıkması bekleniyor.

    Türkiye’nin iade talebine ilişkin sürecin de ele alınacağı duruşma, soruşturmanın uluslararası boyutu açısından önem taşıyor.

    Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin soruşturma, hem Türkiye’de yürütülen adli işlemler hem de ABD’de devam eden iade süreciyle birlikte çok yönlü olarak sürüyor.

    HABER MERKEZİ

  • Rojin Kabaiş dosyasında Van Barosu davadan çekildi!

    Rojin Kabaiş dosyasında Van Barosu davadan çekildi!

    PİRHA- Rojin Kabaiş’in ölümüne ilişkin soruşturmayı takip eden Van Barosu, dosyadan çekilme kararı aldığını duyurdu. Kabaiş ailesi ise baroyu kendilerinin azlettiğini belirterek, adalet mücadelesinin farklı bir hukuk heyetiyle sürdürüleceğini açıkladı.

    Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü öğrencisi olan 21 yaşındaki Rojin Kabaiş, 27 Eylül 2024’te kaldığı yurttan ayrıldıktan sonra kaybolmuş, 15 Ekim’de ise cansız bedenine ulaşılmıştı. Olayla ilgili yürütülen soruşturmayı takip eden Van Barosu, dosyadaki vekilliğini sonlandırdığını açıkladı.

    VAN BAROSU: İLETİŞİM VE KOORDİNASYON SÜRDÜRÜLEMEDİ

    Baronun yaptığı açıklamada, soruşturmanın başından bu yana maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve etkin bir yargı sürecinin işletilmesi amacıyla hukuki sürecin titizlikle takip edildiği ifade edildi. Ancak gelinen aşamada Rojin Kabaiş’in babası Nizamettin Kabaiş ile dosyanın takibine ilişkin sağlıklı iletişim ve koordinasyonun sürdürülemediği değerlendirilerek davadan çekilme kararı alındığı belirtildi.

    Açıklamada ayrıca, bu kararın dosyanın sahipsiz bırakıldığı anlamına gelmediği vurgulanırken, olayın tüm yönleriyle aydınlatılması, varsa ihmal ve sorumluların ortaya çıkarılması için etkin, bağımsız ve şeffaf bir soruşturmanın yürütülmesi gerektiğine dikkat çekildi. Van Barosu, hakikatin açığa çıkarılması yönündeki toplumsal talebin yanında olmaya devam edeceklerini de kaydetti.

    AİLE: VAN BAROSU’NU BİZ AZLETTİK

    Van Barosu’nun açıklamasının ardından Rojin Kabaiş’in ailesi de yazılı bir açıklama yayımladı. Aile, soruşturmanın halen devam ettiğini belirterek, Van Barosu ile yaşanan iletişim ve görüş ayrılıkları nedeniyle vekaletin kendi iradeleriyle geri alındığını ifade etti.

    Açıklamada, dosyanın takibinin Diyarbakır Barosu’nun da içinde bulunduğu hukukçulardan oluşan bir heyet tarafından sürdürüldüğü belirtilerek, “Rojin’in ölümünün tüm yönleriyle aydınlatılması ve sorumluların yargı önünde hesap vermesi için adalet mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz” denildi.

    HABER MERKEZİ

  • Avukat Ali Çimen, Gülistan Doku dosyasındaki 49 kişilik ‘Örtbas Ağı’nı paylaştı!

    Avukat Ali Çimen, Gülistan Doku dosyasındaki 49 kişilik ‘Örtbas Ağı’nı paylaştı!

    PİRHA- Gülistan Doku’nun ailesinin avukatı Ali Çimen, Gülistan Doku’nun katledilmesinde sorumluluğu olduğunu düşündüğü 49 ismi bir şema ile paylaştı.

    5 Ocak 2020 tarihinden bu yana kendisinden haber alınamayan Gülistan Doku’nun bedenine geçen süreye karşın ulaşılamadı. Dönemin kayyımı ve valisi Tuncay Sonel, oğlu Mustafa Türkay Sonel’in içinde olduğu isimler tutuklanırken, yürütülen dosyanın Erzurum’a taşınarak üstünün örtülmesinden endişe ediliyor.

    Gülistan Doku’nun ailesinin avukatı Ali Çimen, Gülistan Doku’nun katledilmesinde sorumluluğu olduğunu düşündüğü 49 ismi bir şema yaparak paylaştı: “Gülistan Doku dosyasındaki 49 kişilik örtbas ağını şimdilik anonim paylaşıyoruz! 5 gün sonra listenin perde arkası isim isim aralanacak.”

    Şemanın merkezinde dönemin kayyımı ve valisi olan Tuncay Sonel bulunurken, adli makamlardan, üniversiteye kadar bir çok konumda bulunan isimler yer alıyor.

    PİRHA/DERSİM

  • AKD’li Şahin: Kadınların çalışma koşulları sağlanmadan nafaka hakkı kaldırılamaz-VİDEO

    AKD’li Şahin: Kadınların çalışma koşulları sağlanmadan nafaka hakkı kaldırılamaz-VİDEO

    PİRHA- Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakasına ilişkin düzenlemeyi iptal etmesine tepkiler sürüyor. Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antalya Şube Sekreteri Şengül Şahin, Anayasa Mahkemesi’nin daha önce nafakanın bir hak olduğunu belirtmesine rağmen sonrasında eşitlik ilkesine aykırı bularak kaldırmasının doğru olmadığını ifade etti. Şahin, “Esas olan kadının çalışarak var olmasıdır. Bunun alt yapısı yapılmadan anayasa mahkemesinin süresiz nafakayı kaldırması doğru değildir” dedi.

    “KADIN İÇİN SÜRESİZ NAFAKA HİÇBİR ZAMAN OLMADI”

    Süresiz nafakanın hiçbir zaman mutlak bir uygulama olmadığını belirten Şahin, “Kadın çalışmaya başlayınca ya da başka şekilde gelir elde etmeye başladıktan sonra nafaka kesiliyor” diye konuştu.

    Nafakanın yalnızca kadınlara değil, ekonomik durumu iyi olmayan erkeğe de verilebildiğini belirten Şahin, “Burada önemli olan süresiz nafakadan ziyade sıkıntıya düşmüş kadınların geçimini sağlayabilmesi için istemediği bir evliliğe bağlı kalmak zorunda kalmadan hayatını idame ettirebilmesi olması gerekiyor” dedi.

    Çocuk varsa mağduriyetin önlenmesi gerektiğini vurgulayan Şahin, “Çocuğun mağdur olmaması, kadının kendi hayatını kurana kadar bir şekilde ayakta kalabilmesini sağlamak gerekiyor. Devletin temel amacının bu olması ve adalet duygusunu rehber olarak alması gerektiğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

    “AVRUPA’DA DEZAVANTAJLI DURUMDA OLAN KADINLARA VERİLEN BİR HAK”

    Türkiye’de kadınların ekonomik hayata yeterince katılamadığını belirten Şahin, pozitif ayrımcılığın önemine dikkat çekerek, “Türkiye’de süresiz nafaka diye adlandırılan şey Avrupa’nın birçok ülkesinde kadının dezavantajlı durumundan kaynaklı olarak kadınlara verilmiş bir hak” dedi.

    “NAFAKA KALDIRILMADAN ÖNCE ESAS OLAN KADININ ÇALIŞARAK VAR OLMASI İÇİN YENİ ÇALIŞMA ALANLARININ AÇILMASIDIR”

    Anayasa Mahkemesi’nin önce nafakayı hak olarak değerlendirip sonrasında eşitlik ilkesine aykırı bulmasını doğru bulmadığını belirten Şahin, “Bir Alevi kadın olarak doğru bulmuyorum. Biz Alevi kadınlar özellikle sosyal hayatta var olmaya ve ayakta kalmaya çalışıyoruz. Esas olan kadının çalışarak var olması ama sen bunun başta alt yapısını yapmadan anayasadan bunu kaldırırsan bu doğru olmaz” diye konuştu.

    “DEVLETİN GÖREVİ KADIN VE ERKEK ARASINDAKİ EŞİTLİĞİ SAĞLAMASIDIR”

    Devletin temel görevinin eşitliği sağlamak olduğunu ifade eden Şahin, “Erkeğin bir sene evli kalıp ömür boyu kadına baktığı düşüncesi adil olmadığı söyleniyor. Ama bu çok azınlık bir kısmını oluşturuyor. Milyonlarca kişinin vebalini alamaz. Çok zengin insanlar bir sene evli kalıyor, kadına ömür boyu nafaka ödüyor. Ama bu ülkede 85 milyon kişi var. Yarısının kadın olduğunu düşünürsek çok gerçekçi bir yaklaşım değil. Her olayın kendi gerçekliği üzerinden değerlendirilmesi gerekiyor” dedi.

    “ALEVİ KADINLAR BU TOPLUMDAN BAĞIMSIZ DEĞİLLER”

    Alevi kadınların toplumsal olaylara duyarlı olduğunu belirten Şahin, “Kadın dayanışmasını ilerletmek için kadınlarla birlikte alanlarda olmayı önemsiyoruz. Alevi kadınları sonuçta bu toplumdan bağımsız kadınlar değil. Alevi kadın boşanmak istediğinde de süresiz nafaka sorunuyla ve geçinememe problemiyle karşılaşacak. Dolayısıyla bizim de problemimiz. O yüzden duyarlılık geliştirilmesi gerektiği konusunda çalışmalar yapılması gerektiğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Gülistan Doku ve Rojwelat Kızmaz dosyaları için Meclis’e araştırma önergesi!

    Gülistan Doku ve Rojwelat Kızmaz dosyaları için Meclis’e araştırma önergesi!

    PİRHA- DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Adalet Kaya, yıllardır aydınlatılamayan Gülistan Doku dosyası ile şüpheli şekilde yaşamını yitiren Rojwelat Kızmaz’a ilişkin iddiaların araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne araştırma önergesi sundu.

    Önergede, 5 Ocak 2020’de Dersim’de kaybolan üniversite öğrencisi Gülistan Doku’nun akıbetinin aradan geçen altı yıla rağmen ortaya çıkarılamadığına dikkat çekildi. Soruşturma sürecinde yaşanan ihmaller, delillerin yeterince değerlendirilmemesi ve etkin bir soruşturma yürütülmediğine ilişkin eleştirilerin kamuoyunda adalet beklentisini büyüttüğü ifade edildi.

    İKİ DOSYA ARASINDAKİ BAĞLANTI İDDİALARI ARAŞTIRILSIN

    Araştırma önergesinde, Gülistan Doku’nun yakın arkadaşı olan ve 9 Şubat 2024’te Batman’da kaybolduktan sonra şüpheli şekilde yaşamını yitirmiş halde bulunan Rojwelat Kızmaz’ın dosyasına da yer verildi. Son dönemde ortaya çıkan bilgi ve iddiaların iki olay arasında olası bir bağlantı bulunduğu yönündeki şüpheleri güçlendirdiği belirtildi.

    Önergede özellikle Rojwelat Kızmaz’ın telefonunda tespit edildiği belirtilen çizimler, kamuoyuna yansıyan itiraflar ve soruşturma kapsamında talep edilmesine rağmen ulaşılamadığı ifade edilen HTS kayıtlarının yeniden ve kapsamlı biçimde incelenmesi gerektiği vurgulandı.

    “İHMALLER VE DELİLLER ARAŞTIRILMALI”

    Adalet Kaya, önergesinde Meclis’in konuyla ilgili sorumluluk üstlenmesi gerektiğini belirterek, Gülistan Doku’nun kaybedilmesi ile Rojwelat Kızmaz’ın şüpheli ölümü arasındaki olası ilişkinin ortaya çıkarılması, soruşturmalarda yaşandığı iddia edilen ihmallerin incelenmesi, delillerin akıbetinin araştırılması ve kamuoyunda dile getirilen örtbas iddialarının aydınlatılması amacıyla Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını talep etti.

    Önergede, her iki dosyanın tüm yönleriyle araştırılmasının hem gerçeğin ortaya çıkarılması hem de kamu vicdanının rahatlatılması açısından zorunlu olduğu ifade edildi.

    HABER MERKEZİ

  • Rojwelat Kızmaz dosyasında yeni soru işaretleri: Otopside erkek DNA’sı tespit edildi

    Rojwelat Kızmaz dosyasında yeni soru işaretleri: Otopside erkek DNA’sı tespit edildi

    PİRHA- Batman’da şüpheli şekilde yaşamını yitiren Rojwelat Kızmaz’a ilişkin otopsi raporunda tırnak örneklerinde erkek DNA’sı tespit edildiği ortaya çıktı. Ancak söz konusu DNA’nın kime ait olduğuna dair herhangi bir araştırma yapılmadığı belirtildi.

    Batman’da 9 Şubat 2024 tarihinde kaybolduktan sonra Ilısu Baraj Gölü’nde cenazesi bulunan ve ölümü şüpheli bulunan Rojwelat Kızmaz’ın dosyasına ilişkin yeni ayrıntılar ortaya çıktı. Daha önce “kovuşturmaya yer olmadığı” kararı verilen dosyada yer alan otopsi raporu, ölümün aydınlatılmasına dair önemli soru işaretlerini yeniden gündeme taşıdı.

    JINNEWS’in ulaştığı otopsi raporuna göre, Rojwelat Kızmaz’dan alınan tırnak örneklerinde erkek DNA’sına rastlandı. Raporda, “Düşük düzeyde erkek cinsiyet geni içerdiği belirlenen ve tarafımızca sol el 5 olarak adlandırılan tırnak örneğinden Y-STR DNA profili tespit edildiği” ifadelerine yer verildi.

    ERKEK DNA’SININ KİME AİT OLDUĞU ARAŞTIRILMADI

    Otopsi raporunda erkek DNA’sının tespit edilmiş olmasına rağmen, söz konusu DNA profilinin kime ait olduğuna ilişkin herhangi bir araştırma yapılmadığı görüldü. Bu durum, ölümün aydınlatılmasına yönelik soruşturmanın yeterliliği konusunda yeni tartışmaları beraberinde getirdi.

    ÖLÜM ZAMANINA İLİŞKİN BULGU YER ALMADI

    Raporda dikkat çeken bir diğer husus ise Rojwelat Kızmaz’ın ölüm zamanına ilişkin herhangi bir bulguya yer verilmemesi oldu. Otopsi raporunda ölümün koşullarına dair birçok sorunun yanıtsız kaldığı görülürken, dosyanın savcılık tarafından kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla kapatılmış olması da soru işaretlerini artırdı.

    Rojwelat Kızmaz’ın ailesi, Nisan ayında Batman Cumhuriyet Başsavcılığı’na yeni deliller sundu. Aile, soruşturmanın yeniden açılmasını ve daha önce verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararının kaldırılmasını talep etti.

    GÜLİSTAN DOKU’NUN YAKIN ARKADAŞIYDI

    Kayıp üniversite öğrencisi Gülistan Doku’nun yakın arkadaşı olan Rojwelat Kızmaz’ın ölümü de ilk soruşturmada intihar olarak değerlendirilmiş ve dosya hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmişti.

    Aile ve avukatları, Gülistan Doku soruşturmasında son dönemde ortaya çıkan gelişmelerin Rojwelat Kızmaz dosyasına ilişkin yeni şüpheleri de beraberinde getirdiğini belirterek, olayın tüm yönleriyle yeniden araştırılması gerektiğini savunuyor.

    HABER MERKEZİ

  • Ayşe Panuç: Gülistan Doku davasını nereye taşırlarsa taşısınlar peşini bırakmayacağız-VİDEO

    Ayşe Panuç: Gülistan Doku davasını nereye taşırlarsa taşısınlar peşini bırakmayacağız-VİDEO

    PİRHA- Gülistan Doku dosyasının Erzurum’a taşınmak istenmesine tepki gösteren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kumluca Şube Yönetim Kurulu Üyesi Ayşe Panuç, davanın Dersim’den taşınmasının “sönümlenmesi” anlamına geleceğini söyledi. Panuç, “Nereye götürürlerse götürsünler kadınlar olarak her zaman Gülistan Doku’nun davasının peşinden gideceğiz” dedi.

    Türkiye’de yalnızca Gülistan Doku’nun değil, kaybedilen göçmen kadınların ve son olarak Konya’da intihar ettiği öne sürülen göçmen bir kadının ölümünün de kadın katliamlarının bir parçası olduğunu belirten Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kumluca Şube Yönetim Kurulu Üyesi Ayşe Panuç, şunları söyledi:

    “Türkiye’de kadın cinayetleri her geçen gün artıyor. Gülistan Doku dosyası ise kadınların altı yıldır sürdürdüğü mücadele sayesinde bugün hala gündemde. Eğer kadınlar bu mücadeleyi bırakmış olsaydı dosya çoktan kapanmış olabilirdi. Elbette ailesi de çok büyük bir mücadele veriyor. Bugün gelinen noktada dosyanın hala takip ediliyor olmasının en önemli nedeni bu mücadeledir.”

    “DERSİM’E ATANAN YENİ KADIN BAŞSAVCIYLA BİRÇOK NOKTA AYDINLANDI”

    Dersim’e atanan yeni kadın başsavcının göreve başlamasıyla birlikte dosyada önemli gelişmeler yaşandığını ifade eden Panuç, şöyle konuştu:

    “Yeni başsavcının göreve başlamasıyla birlikte birçok nokta aydınlanmaya başladı. Tam da bu aşamada davanın Erzurum’a taşınmak istenmesi söz konusuysa bunun davayı sönümlendirmeye yönelik bir adım olduğunu düşünüyorum.”

    Davaya ilişkin bütün delillerin ve olay yerinin Dersim’de bulunduğunu vurgulayan Panuç, dosyanın başka bir ile taşınmasının doğru olmadığını belirterek şunları kaydetti:

    “Bu davanın görülmesi gereken yer Dersim’dir. Çünkü olay yeri de, deliller de, soruşturmanın bütün unsurları da orada. Olayla bağlantılı herkes Dersim’de. Ben hukukçu değilim ama dosyanın başka bir yere taşınmasının hukuken de doğru olmadığını düşünüyorum.”

    “NEREYE TAŞINIRSA TAŞINSIN PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ”

    Gülistan Doku davasının Dersim’den taşınmasının davanın sönümlenmesi anlamına geleceğini söyleyen Panuç, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Adalet Bakanı bu dosyanın sonuna kadar takipçisi olacaklarını söylemişti. Biz de bunun gereğinin yerine getirilmesini bekliyoruz. Ama davayı nereye taşırlarsa taşısınlar kadınlar Gülistan Doku’nun davasını bırakmayacak. Erzurum da olsa başka bir şehir de olsa peşinden gideceğiz. Gülistan Doku için adalet sağlanıncaya kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.”

    Cebrail ARSLAN / ANTALYA

     

  • Aktivist Çağrı Sert: Nafaka bir ayrıcalık değil, yaşam güvencesidir-VİDEO

    Aktivist Çağrı Sert: Nafaka bir ayrıcalık değil, yaşam güvencesidir-VİDEO

    PİRHA- Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakasına ilişkin düzenlemeyi iptal etmesine tepki gösteren aktivist Çağrı Sert, nafakanın kadınlara tanınmış bir ayrıcalık değil, boşanma sonrası mağduriyeti önlemeye yönelik bir hak olduğunu belirtti. Sert, nafakanın kaldırılmasının kadınları evlilik içinde kalmaya zorlayacağını ve toplumsal eşitsizlikleri derinleştireceğini söyledi.

    Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakasına ilişkin düzenlemeyi iptal etmesine yönelik tartışmalar sürerken, aktivist Çağrı Sert karara tepki gösterdi. Nafakanın yalnızca kadınlara yönelik bir uygulama olmadığına dikkat çeken Sert, boşanma sonrasında ekonomik olarak güçsüz durumda kalan tarafın korunmasını amaçlayan bir hak olduğunu vurguladı.

    Süresiz nafaka tartışmalarının uzun süredir kamuoyunda çarpıtılarak gündeme getirildiğini ifade eden Sert, iktidarın önce nafaka süresini bir yıl ile sınırlandırmayı gündeme getirdiğini, daha sonra bu sürenin 10 yıla çıkarılmasının konuşulduğunu hatırlattı.

    “SÜRESİZ NAFAKA SÖYLEMİ GERÇEĞİ YANSITMIYOR”

    Kamuoyunda “ömür boyu nafaka” algısının yaratıldığını belirten Sert, gerçekte nafakanın çeşitli koşullara bağlı olduğunu söyledi.

    Kadının işe başlaması ya da yeniden evlenmesi halinde nafakanın kesildiğini hatırlatan Sert, medyada yer alan yüksek nafaka örneklerinin geneli yansıtmadığını ifade etti.

    Nafaka miktarlarının tarafların gelir durumuna göre belirlendiğini kaydeden Sert, uygulamanın amacının bir tarafı zenginleştirmek ya da diğer tarafı yoksullaştırmak olmadığını belirterek asıl sorunun nafaka yükümlülüklerinin çoğu zaman yerine getirilmemesi olduğunu dile getirdi.

    “ASIL SORU NEDEN NAFAKAYA EN ÇOK KADINLARIN İHTİYAÇ DUYDUĞU”

    Nafaka tartışmalarında göz ardı edilen temel meselenin toplumsal cinsiyet eşitsizliği olduğunu söyleyen Sert, “Neden nafakaya ihtiyaç duyanların büyük çoğunluğu kadınlar?” sorusunun sorulması gerektiğini belirtti.

    Evlilik içinde kadınların büyük ölçüde görünmeyen ev içi emeği üstlendiğini ifade eden Sert, çocuk bakımı, ev işleri ve bakım sorumluluklarının çoğunlukla kadınların omuzlarına yüklendiğini söyledi.

    Bu nedenle kadınların ekonomik bağımsızlıklarını kurmakta zorlandığını vurgulayan Sert, boşanma sonrasında da çoğu zaman çocukların velayetinin anneye verilmesi nedeniyle kadınların ağır ekonomik yüklerle karşı karşıya kaldığını kaydetti.

    NAFAKA BİR AYRICALIK DEĞİL, MAĞDURİYETİ ÖNLEYEN BİR MEKANİZMA”

    Nafakanın lüks ya da ayrıcalık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Sert, uygulamanın boşanma sonrasında kadınların ve çocukların mağduriyet yaşamalarını önlemeyi amaçladığını söyledi.

    Türkiye’de çocuk yaşta evliliklerin, istismarın ve aile içi şiddetin hala ciddi bir sorun olduğunu dile getiren Sert, ekonomik güvencenin ortadan kaldırılmasının kadınları istemedikleri evliliklerin içinde kalmaya zorlayabileceğini ifade etti.

    Kadınların çoğu zaman baskı altında evlendirildiğini, çocuk bakımının yanı sıra eşlerinin ailelerine yönelik bakım yükünü de üstlenmek zorunda bırakıldığını belirten Sert, nafakanın kaldırılmasının kadınları adeta “ev hapsine” mahkûm etmek anlamına geleceğini söyledi.

    “KADINLAR İÇİN BOŞANMAYI DAHA DA ZORLAŞTIRACAK”

    Boşanma süreçlerinde velayet, nafaka ve diğer hukuki işlemlerin büyük ölçüde kadınların omuzlarında kaldığını ifade eden Sert, ekonomik olanakları sınırlı kadınların bu süreçlerde daha fazla zorlandığını kaydetti.

    Süresiz nafakanın kaldırılmasının kadınların boşanma kararını daha da güçleştireceğini belirten Sert, bunun ekonomik ve psikolojik şiddeti artırabilecek sonuçlar doğuracağı görüşünü dile getirdi.

    “ÇOCUKLARIN YETİŞKİN GİBİ YARGILANMASI CİDDİ RİSKLER TAŞIYOR”

    Yargı paketinde çocuklara ilişkin düzenlemelerin de yer aldığını hatırlatan Sert, çocukların yetişkinlerle eşit şekilde yargılanmasına ve ağırlaştırılmış müebbet gibi cezaların gündeme getirilmesine tepki gösterdi.

    Bu yaklaşımın çocukların rehabilitasyon imkanlarını ortadan kaldırabileceğini söyleyen Sert, suçla karşı karşıya kalan çocukların yalnızca cezalandırılmak yerine onları bu koşullara iten toplumsal ve ekonomik nedenlerin incelenmesi gerektiğini belirtti.

    Türkiye’de son yıllarda yaşanan ekonomik kriz nedeniyle barınma, beslenme ve sağlık gibi temel ihtiyaçlara erişimin zorlaştığını ifade eden Sert, bu durumdan en çok çocukların etkilendiğini kaydetti.

    Çocukların yetişkinler gibi değerlendirilmesinin uzun vadede çocuk yaşta evlilikler ve çocuk istismarı konusunda da tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini savundu.

    “LGBTİ+ HAKLARINA YÖNELİK MÜDAHALELER KABUL EDİLEMEZ”

    Yargı paketinde LGBTİ+ bireylere yönelik düzenlemelerin de bulunduğunu belirten Sert, bu maddelerin bireylerin beden bütünlüğü ve kimlik haklarına müdahale anlamına geldiğini söyledi.

    Taslakta yer alan “genel ahlak” ve kıyafetlere ilişkin ifadelerin son derece muğlak olduğunu ifade eden Sert, bu düzenlemelerin kötü niyetli uygulamalara kapı aralayabileceğini dile getirdi.

    Sert, söz konusu düzenlemelerin yalnızca LGBTİ+ bireyleri değil, hak savunucularını, avukatları ve sağlık çalışanlarını da hedef haline getirebileceğini belirtti.

    “MÜCADELEDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    İktidarın yargı paketiyle kadınların, çocukların ve LGBTİ+ bireylerin yaşam tarzlarına, kimliklerine ve haklarına müdahale etmeyi amaçladığını savunan Sert, bunun temel anayasal haklara aykırı olduğunu söyledi.

    Yargı paketinin yasalaşması halinde dahi mücadeleyi sürdüreceklerini belirten Sert, “Bu haklar için kimseden izin almayacağız. Düzenlemeler geçse bile kadınların, çocukların ve LGBTİ+’ların hakları için mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

    Cebrail Arslan / Antalya

     

  • Gülistan Doku dosyasında bitmeyen soru: Her şey bu kadar açıkken Gülistan nerede?

    Gülistan Doku dosyasında bitmeyen soru: Her şey bu kadar açıkken Gülistan nerede?

    PİRHA- Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun 5 Ocak 2020 tarihinde Dersim’de kaybolmasının üzerinden altı yılı aşkın süre geçti. Yıllarca “intihar” ihtimali üzerinden yürütülen soruşturma, 2026 yılında yaşanan gözaltı ve tutuklamalarla bambaşka bir boyut kazandı. Dosyada dönemin kamu görevlilerinin, polislerin ve çeşitli isimlerin şüpheli sıfatıyla soruşturmaya dahil edilmesi, yıllardır dile getirilen “örtbas” iddialarını yeniden gündeme taşıdı.

    Bugün kamuoyunun önündeki temel soru değişmiş durumda: Eğer soruşturma kapsamında bu kadar çok kişi hakkında işlem yapıldıysa, deliller bulunduysa ve örtbas iddiaları araştırılıyorsa Gülistan Doku’nun akıbeti neden hala ortaya çıkarılamadı?

    GÜLİSTAN DOKU NASIL KAYBOLDU?

    22 yaşındaki Gülistan Doku, 5 Ocak 2020 günü kaldığı yurttan ayrıldıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamadı. Güvenlik kameralarına göre son görüntüleri Uzunçayır Baraj Gölü üzerindeki Sarı Saltuk Viyadüğü civarında kaydedildi.

    Kaybolduğu günden itibaren baraj gölünde, çevredeki dağlık alanlarda ve farklı noktalarda defalarca arama çalışması yapıldı. Ancak ne Gülistan’a ne de ona ait herhangi bir somut bulguya ulaşıldı.

    Bu durum, ailenin ve kadın örgütlerinin başından beri dile getirdiği soruyu daha da büyüttü: Eğer olay bir intiharsa neden yıllardır herhangi bir cenazeye ya da fiziksel bulguya ulaşılamadı?

    YILLARCA NEDEN SONUÇ ALINAMADI?

    Dosya uzun yıllar boyunca ilerlemedi. Aile ve avukatlar, kamera kayıtlarının eksik incelendiğini, bazı delillere ulaşılamadığını ve soruşturmanın etkili yürütülmediğini savundu.

    Doku ailesinin avukatı Ali Çimen, özellikle bazı kamera kayıtlarının dosyaya zamanında dahil edilmediğini, kritik görüntülerin saklandığını ve bazı kamu görevlilerinin soruşturma dışında tutulduğunu ileri sürdü. Çimen’e göre dosyanın yıllarca sonuçsuz kalmasının temel nedenlerinden biri cinayet ihtimalinin yeterince araştırılmamasıydı.

    2026 yılında soruşturmanın genişletilmesiyle birlikte çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama işlemleri gerçekleştirildi. Dosyada dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel, oğlu Mustafa Türkay Sonel, bazı polisler ve kamu görevlileri hakkında çeşitli suçlamalar kapsamında soruşturma yürütülüyor.

    AVUKATLAR NEDEN “ÖRTBAS” DİYOR?

    Ailenin avukatı Ali Çimen son olarak dosyada yer aldığını düşündüğü 25 kişilik bir “örtbas ekibi” şüpheli listesi hazırladıklarını açıkladı.

    Çimen, bu kişilerin peşinen suçlu ilan edilemeyeceğini ancak soruşturmanın sağlıklı ilerleyebilmesi için tamamının araştırılması gerektiğini belirtti. Ayrıca bazı kamera kayıtlarının saklanması, telefon verilerine müdahale edilmesi ve soruşturma sürecinde görev yapan bazı kişilerin tutumlarının araştırılması gerektiğini savundu.

    DOSYANIN KİLİT İSİMLERİNDEN BİRİ: UMUT ALTAŞ

    Dosyada son dönemin en dikkat çekici gelişmelerinden biri de uzun süredir aranan Umut Altaş’ın ABD’de yakalanması oldu.

    Hakkında kırmızı bülten çıkarılan Altaş’ın yakalanmasının ardından Türkiye’nin iade talebi için süreç başlatıldı. Altaş’ın kamuoyuna yansıyan açıklamalarında dosyaya ilişkin önemli bilgi ve belgelere sahip olduğunu ileri sürmesi dikkat çekti.

    Ancak yakalanmasının üzerinden geçen zamana rağmen Umut Altaş’ın henüz Türkiye’ye getirilmemiş olması yeni soru işaretlerini de beraberinde getirdi. Dosyada önemli bilgiler verebileceği düşünülen bir ismin hala ifade vermemiş olması, soruşturmanın geleceği açısından kritik başlıklardan biri olarak görülüyor.

    Bu nedenle bugün yalnızca “Gülistan Doku nerede?” sorusu değil aynı zamanda “Dosyanın kilit isimlerinden biri olan Umut Altaş neden hala Türkiye’de ifade vermedi?” sorusu da yanıt bekliyor.

    NEDEN CENAZESİ BULUNAMIYOR?

    Dosyanın en çarpıcı noktası da burada düğümleniyor.

    Altı yılı aşkın süredir yapılan aramalara rağmen Gülistan Doku’nun cenazesine ulaşılamadı. Eğer Gülistan’ın baraj gölüne atlayarak yaşamını yitirdiği iddiası doğruysa, yıllar içinde en azından bir fiziksel bulguya ulaşılması gerektiğini savunan aile, bu nedenle intihar tezinin inandırıcılığını yitirdiğini düşünüyor.

    Soruşturma kapsamında ortaya çıkan yeni iddialar ise Gülistan’ın viyadükte kaybolduğu yönündeki anlatının yeniden sorgulanmasına neden oldu. Dosyada bazı tanık beyanları, telefon kayıtları ve yeni delillerin değerlendirilmesiyle olayın farklı bir yerde gerçekleşmiş olabileceği ihtimali de araştırılıyor.

    KAMUOYUNUN BEKLEDİĞİ CEVAP

    Gülistan Doku dosyası artık yalnızca kayıp bir üniversite öğrencisinin dosyası değil. Dosya, Türkiye’de kadınların kaybolması, cezasızlık tartışmaları ve kamu gücünün soruşturmalar üzerindeki etkisine ilişkin en önemli örneklerden biri haline geldi.

    Altı yıldır değişmeyen soru ise hala yanıt bekliyor:

    Eğer deliller gizlendiyse kim gizledi?

    Eğer bir cinayet işlendi ise nerede işlendi?

    Gülistan’ın kaybolduğu gün ve sonrasında kimler ne biliyor?

    Ve en önemlisi;

    Gülistan Doku nerede?

    Aradan geçen altı yılı aşkın süreye rağmen ne Gülistan’ın akıbeti aydınlatılabildi ne de ailesinin mezarına bir karanfil bırakabileceği bir yere ulaşıldı. Dosyada gözaltılar, tutuklamalar, yeni şüpheliler ve örtbas iddiaları gündeme gelirken, Gülistan Doku dosyası Türkiye’nin en büyük adalet sorularından biri olmaya devam ediyor.

    PİRHA/DERSİM

  • PSAKD’li Aksoy: Gülistan Doku dosyasında deliller çok ciddi biçimde karartıldı-VİDEO

    PSAKD’li Aksoy: Gülistan Doku dosyasında deliller çok ciddi biçimde karartıldı-VİDEO

    PİRHA- Gülistan Doku dosyasının Erzurum’a taşınmak istenmesine tepki gösteren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şube Kadın Sekreteri Hatice Demir Aksoy, Gülistan Doku dosyasında delillerin çok ciddi biçimde karartıldığını belirterek, “Cinayetin üstü kapatılsın, zaman aşımına uğrasın, faili meçhul olarak kalsın; böyle bir çaba sarf ediliyor” dedi.

    PİRHA’ya değerlendirmelerde bulunan Aksoy, Gülistan Doku davasının Erzurum’a taşınabileceğini hatırlatarak buna karşı seslerini yükselteceklerini belirtti.

    Aksoy, “Gülistan Doku olayında içinde farklı güçler ve bir şebeke var. O yüzden bir türlü çözülemeyen, anlaşıldığı kadarıyla ortada bir cinayet var” dedi.

    “TÜRKİYE’DE SÜREKLİ KADIN CİNAYETLERİYLE KARŞI KARŞIYA KALIYORUZ”

    Türkiye’de sürekli kadın cinayetleriyle karşı karşıya kaldıklarını belirten Aksoy, “Sürekli kadın kıyımıyla karşı karşıya kalıyoruz. Gülistan Doku da bunlardan biri. Bunun en önemli özelliği de elinde bütün yetkileri bulunduran kişiler tarafından yapıldığı söyleniyor. Son süreçte bu ortaya çıktı. Kimin yaptığı ve yapan kişi çok ciddi biçimde korunuyor” diye belirtti.

    Gülistan Doku dosyasında delillerin çok ciddi biçimde karartıldığını belirten Aksoy, “Burada da şunu görüyoruz ki maalesef hukuk doğru işlemiyor. Zaten aksak giden işin içinde bir de kadın olunca, kadın cinayeti olunca tamamen üstü kapatılıyor, köreltiliyor” diye belirtti.

    Gülistan Doku’nun nerede olduğu sorusunun hep sorulduğunu, bunun çok önemli bir çıkış olduğunu belirten Aksoy, “Ciddi bir mücadele verildi. Artık ciddi verilen bu mücadelenin sonucunda ses getirmeye başladı dava ve yavaş yavaş cinayet çözülmeye kadar gidiliyor” şeklinde ifade etti.

    “GÜLİSTAN DOKU İÇİN YAPILACAK EN GÜZEL ŞEY MÜCADELE ETMEK”

    Asıl meselenin insanların can güvenliğini sağlayacak güçlerin bu işlerin içine bulaştığında cinayeti çözmenin çok daha zor olduğunun altını çizen Aksoy, “Bugüne kadar ortaya çıkmamasının nedeni buydu. Olayın üstü kapatılsın, zaman aşımına uğraması ve faili meçhul olarak kalsın isteniyor. Böyle bir çaba sarf ediliyor maalesef” dedi.

    Gülistan Doku cinayetinin ucunun göründüğünü belirten Aksoy, “Bazı şeyler ortaya çıktı ama hala Gülistan Doku’ya ulaşılamadı. Yani çözülemedi. Dolayısıyla da hem ailesi tarafından hem kadın örgütleri tarafından hem de bu konuya duyarlı insanlar tarafından bu tür cinayetlerin çözülmesi için mücadele verilecek. Yapılacak en güzel şey mücadele etmek” diye belirtti.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Avukatı Ali Çimen: 25 kişilik şüpheli listesi hazırladık!

    Avukatı Ali Çimen: 25 kişilik şüpheli listesi hazırladık!

    PİRHA- Gülistan Doku soruşturmasının dosya avukatı Ali Çimen, 25 kişilik şüpheli listesi hazırladıklarını açıklayarak, O. Yıldız’ın soruşturmaya eklenmesi için gerekli şikayetlerde bulunduklarını belirtti.

    5 Ocak 2020’de kaybettirilen Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku soruşturmasının dosya avukatı Ali Çimen, 25 kişilik şüpheli listesi hazırladıklarını açıkladı.

    Çimen, sosyal medya platformu X’den yaptığı paylaşımda, şunları belirtti:

    “Gülistan Doku dosyası kapsamında Örtbas ekibinde yer alan 25 kişilik şüpheli listesi tarafımızca hazırlanmıştır. Bu kişiler baştan suçlu ilan edilmeyecek olup Baş şüpheli T. SONEL tarafından yanlış yönlendirilenlerde muhakkak vardır. Malum şüpheli T. SONEL dönemin en üst düzey kamu görevlisidir. Yine dosyamız maktulüne yönelik cinsel saldırı olayının yaşandığı ve Uyuşturucu içilen yer olan Gençlik Merkezini valilikten sözleşmeli olarak suç tarihinde İşleten O. YILDIZ’ ın soruşturmaya eklenmesi için gerekli şikayetimizi yaptık.”

    HABER MERKEZİ

  • Kayıp olarak aranan Aysel Yıldırım’ın öldürüldüğü ortaya çıktı

    Kayıp olarak aranan Aysel Yıldırım’ın öldürüldüğü ortaya çıktı

    PİRHA- Malatya’da 19 Mart 2026 tarihinden beri kayıp olarak aranan 19 yaşındaki Aysel Yıldırım’ın öldürüldüğü açıklandı.

    Malatya’da 19 Mart 2026’dan bu yana kayıp olan 19 yaşındaki Aysel Yıldırım’ın öldürüldüğü ortaya çıktı.

    Adalet Bakanı Akın Gürlek, yürütülen soruşturma kapsamında olayla bağlantılı olduğu değerlendirilen 4 şüphelinin gözaltına alındığını duyurdu.

    NE OLMUŞTU?

    Baba Ali Yıldırım, kızı Aysel Yıldırım’ın 19 Mart’ta saat 08.00 sıralarında Battalgazi ilçesi Büyük Mustafa Paşa Mahallesi’ndeki evinden ayrıldığını ve geri dönmediğini belirterek 22 Mart’ta Beydağı Polis Merkezi Amirliğine kayıp başvurusunda bulunmuştu.

    Yapılan incelemelerde Aysel Yıldırım’ın kullandığı GSM hattının aynı gün saat 15.00’ten sonra kapandığı belirlenmiş, son baz sinyalinin ise Malatya’nın Yakınca mevkiinden alındığı tespit edilmişti.

    Yıldırım’ın kaybolmadan önce kuzeninin yanından ayrıldığı ve ticari taksiyle Yavuz Selim Mahallesi TOKİ konutlarında Aykut Aslan’a ait adrese gittiği ortaya çıkmıştı.

    Ayrıca Aykut Aslan’ın Yıldırım’a ait telefonu satmaya çalıştığı ve olay günü Aysel Yıldırım’a “Gel gömü var, seni taşa boğacağım” dediği öne sürülmüştü.

    Aysel Yıldırım’ın binaya girdikten sonra tekrar çıkmadığı, Aykut Aslan’ın ise gece saatlerinde ticari bir araçla binaya gelerek araca bazı eşyaları yükledikten sonra ayrıldığı güvenlik kameralarına yansımıştı.

    Soruşturma kapsamında 19 Haziran’da Aykut Aslan ile kız arkadaşı olduğu değerlendirilen Derya Akçaba’nın yanı sıra Olga Öğüt ve Onur İlhan gözaltına alınmıştı.

    HABER MERKEZİ

  • DAKB: İstismarcıları değil çocukları, kadınları ve engellileri koruyan adalet istiyoruz!

    DAKB: İstismarcıları değil çocukları, kadınları ve engellileri koruyan adalet istiyoruz!

    PİRHA- Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Hiranur Vakfı kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in sağlık gerekçesiyle tahliye edilmesine ilişkin yazılı açıklama yaptı. DAKB, kararın cezasızlık politikalarının ve devletin uyguladığı çifte standardın bir göstergesi olduğunu belirterek, çocukların, kadınların ve engelli bireylerin korunmadığı bir düzende adalet duygusunun her geçen gün yara aldığını vurguladı.

    DAKB tarafından yapılan açıklamada, İsmailağa Cemaati’nin Hiranur Vakfı kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in, 6 yaşındaki kızı H.K.G.’nin 29 yaşındaki müridi Kadir İstekli ile sözde “evlendirilmesi” yoluyla yıllarca cinsel istismara maruz bırakılmasına neden olduğu hatırlatıldı. Bu nedenle yargılanan ve tutuklanan Gümüşel’in kısa süre önce sağlık sorunları gerekçesiyle tahliye edildiğinin ortaya çıktığı belirtildi.

    Açıklamada, “Bir çocuğun yıllarca istismar edilmesine sebep olan bir kişinin, devlet ve yargı tarafından sağlık gerekçesiyle serbest bırakılması; buna karşılık siyasi tutsakların, düşünürlerin ve gazetecilerin ağır sağlık sorunlarına rağmen tahliye edilmemesi, devletin uyguladığı çifte standardın açık bir göstergesidir” denildi.

    DAKB, 33 yıl önce Madımak Oteli’nde katliam gerçekleştiren bazı faillerin de sağlık gerekçesiyle tahliye edildiğini hatırlatarak, Yas-ı Matem ayında ve Madımak Katliamı’nın yıldönümü öncesinde verilen bu kararın toplumsal vicdanı yaraladığını ifade etti.

    Açıklamada, H.K.G. gibi daha birçok çocuğun benzer istismarlara maruz kalmasında sakınca görmeyen çevrelerin etkisinin, çocuk istismarcılarının cezasız kalmasına hizmet ettiği belirtilirken, Cübbeli Ahmet’in sosyal medya hesabından yaptığı paylaşım da dikkat çekici bulundu. DAKB, paylaşımda yer alan “Geçen haftalarda yaptığım iki mühim görüşmenin de inşâallah bunda olumlu bir tesiri olmuştur diye düşünüyorum” sözlerine işaret etti.

    “ERKEK EGEMEN DEVLET YAPISI İLE TARİKATLAR ARASINDAKİ İLİŞKİYİ GÖSTERİYOR”

    DAKB, tahliye kararının erkek egemen devlet yapısı ile tarikatlar arasındaki ilişkiyi ve bu ilişkinin kadınlar ile çocuklar üzerindeki sonuçlarını gözler önüne serdiğini belirtti.

    Açıklamada ayrıca Batman’daki Özel Batman Şifa Bakım Merkezi’nde engelli bireylere yönelik cinsel istismar, işkence, kötü muamele ve şüpheli ölüm iddialarına dikkat çekildi. Kurumda kalan engelli bireylerin sistematik hak ihlallerine maruz bırakıldığı yönündeki ağır iddialar karşısında etkili ve şeffaf bir soruşturma yürütülmediği belirtilerek, mağdurların sesini duyurmaya çalışanların baskı altına alındığı ve insan hakları ihlallerinin üzerinin örtülmeye çalışıldığı ifade edildi.

    “ADALET DUYGUSU HER GEÇEN GÜN YARA ALIYOR”

    Rojin Kabaiş, Gülistan Doku ve Narin Güran dosyalarına da değinilen açıklamada, kadın cinayetleri, çocuk istismarı, engellilere yönelik şiddet ve kurumlarda yaşanan hak ihlallerinin cezasız bırakıldığı bir düzende adalet duygusunun her geçen gün yara aldığı vurgulandı.

    Kadınların, çocukların ve engelli bireylerin yarın güvende olacağını söylemenin mümkün olmadığı belirtilen açıklamada, kadın örgütlülüğü ve kadın dayanışmasının her zamankinden daha büyük önem taşıdığı kaydedildi.

    DAKB açıklamasını şu sözlerle tamamladı:

    “Biz Demokratik Alevi Kadınlar Birliği olarak diyoruz ki; cezasızlık politikalarına karşı kadınların sesi yükseldikçe karanlık ilişkiler açığa çıkmakta, çocukların ve engellilerin hakları daha güçlü savunulmakta ve adalet talebi büyümektedir.

    Bizler biliyoruz ki hiçbir çocuk yalnız değildir, hiçbir kadın yalnız değildir, hiçbir engelli birey yalnız değildir. Adalet sağlanana, çocuklar, kadınlar ve engelli bireyler güven içinde yaşayabilene kadar mücadele edeceğiz. Tekrar ediyoruz; istismarcıları değil çocukları, kadınları koruyan adalet istiyoruz.”

    HABER MERKEZİ

  • Şengül Şahin: Gülistan Doku dosyasını Erzurum’a taşımak gerçeğin üzerini örtme girişimidir-VİDEO

    Şengül Şahin: Gülistan Doku dosyasını Erzurum’a taşımak gerçeğin üzerini örtme girişimidir-VİDEO

    PİRHA- Alevi Kültür Dernekleri Antalya Şube Sekreteri Şengül Şahin, Gülistan Doku dosyasının Erzurum’a taşınmak istenmesine tepki göstererek, bunun davayı kamuoyunun gündeminden düşürme amacı taşıyabileceğini söyledi. Şahin, kadın cinayetlerinin politik olduğunu vurgulayarak gerçeklerin açığa çıkmasının engellendiğini ifade etti.

    Gülistan Doku dosyasının Erzurum’a taşınmak istenmesine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antalya Şube Sekreteri Şengül Şahin, dosyanın yer değiştirmesine tepki gösterdi. Şahin, Gülistan Doku dosyası ve benzeri faili meçhul olaylarda gerçeklerin ortaya çıkarılmasının istenmediğini savundu.

    “KADIN CİNAYETLERİ POLİTİKTİR”

    Gülistan Doku dosyasını yıllardır yakından takip ettiklerini belirten Şahin, kamuoyundaki ilginin dönem dönem azalsa da davanın gündemde kalmaya devam ettiğini söyledi.

    Kadın örgütlerinin yıllardır dile getirdiği “Kadın cinayetleri politiktir” tespitini hatırlatan Şahin, kadınların toplumsal yaşamda dönüştürücü bir rol üstlendikleri için hedef haline getirildiğini ifade etti.

    “KADINLAR DÖNÜŞTÜRDÜKLERİ İÇİN HEDEF ALINIYOR”

    Kadınların yaşamın her alanında değişim yarattığını belirten Şahin, “Kadınlar bulundukları her yerde insanları ve toplumu değiştiren, dönüştüren bir güç. Bu nedenle kadınları kontrol altında tutmak isteyenler, arkalarına aldıkları çeşitli güçlerle kadınlara yönelik şiddeti ve baskıyı sürdürüyor” dedi.

    “DOSYANIN ERZURUM’A TAŞINMASI GÜNDEMDEN DÜŞÜRME ÇABASI OLABİLİR”

    Gülistan Doku dosyasının Erzurum’a taşınmak istenmesinin düşündürücü olduğunu ifade eden Şahin, bunun davanın derinleştirilmesinin önüne geçebileceğini söyledi.

    Şahin, “Dosyanın Erzurum’a alınmasının nedeni, ‘Biz bu işi çözdük, katilleri yakaladık, daha fazla araştırmaya gerek yok’ anlayışı olabilir. Bu durum, Gülistan Doku dosyasını bir şekilde kamuoyunun gündeminden düşürme girişimi olarak değerlendirilebilir” diye konuştu.

    “GERÇEKLERİN ORTAYA ÇIKMASI BAZI ÇEVRELERİN İŞİNE GELMEYEBİLİR”

    Kadın cinayetleri ve faili meçhul olayların kapsamlı biçimde araştırılması halinde önemli gerçeklerin açığa çıkacağını belirten Şahin, bazı çevrelerin bundan rahatsız olabileceğini ifade etti.

    Şahin, “Gerçeklerin ortaya çıkması bazı insanların işine gelmeyebilir. Bazı kişilerin konumlarını sarsabilir. Kurumların gücünü kullanarak kadınlar üzerinde baskı kurmak isteyen birçok kişi var. Bu durum bireysel değil, sistematik bir sorun olarak değerlendirilmelidir” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Antalya Barosu’ndan nafaka hakkına yönelik düzenleme uyarısı

    Antalya Barosu’ndan nafaka hakkına yönelik düzenleme uyarısı

    PİRHA-Antalya Barosu Kadın Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Kurulu adına açıklama yapan Avukat Gamze Eroğlu, Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakasına ilişkin kararının ardından nafaka hakkının tartışmaya açılmasının kadınlar açısından ciddi hak kayıplarına yol açabileceğini belirterek, “Nafaka hakkı kadınların ekonomik haklarının korunma güvencesidir, tartışma konusu yapılamaz” dedi.

    Antalya Barosu Kadın Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Kurulu, Anayasa Mahkemesi’nin Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan yoksulluk nafakasına ilişkin “süresiz olarak verilebilir” ibaresini iptal eden kararına ilişkin basın açıklaması yaptı. Antalya Barosu’nda gerçekleştirilen açıklamayı Kurul adına Kadın Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Kurulu Kolaylaştırıcısı Avukat Gamze Eroğlu okudu.

     “NAFAKA HAKKI KADINLARIN EKONOMİK GÜVENCESİDİR”

    Gamze Eroğlu, Anayasa Mahkemesi’nin kararının ardından nafaka hakkının sınırlandırılmasına yönelik tartışmaların yeniden gündeme getirilmesini endişeyle takip ettiklerini belirtti. Türk Medeni Kanunu’nda yoksulluk nafakası için belirli bir süre öngörülmediğini ifade eden Eroğlu, bunun nafakanın mutlak biçimde ömür boyu sürdüğü anlamına gelmediğini söyledi.

    Eroğlu, yürürlükteki mevzuata göre nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi, evliymiş gibi birlikte yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması veya tarafların mali koşullarının değişmesi gibi durumlarda nafakanın tamamen kaldırılmasının ya da miktarının azaltılmasının mümkün olduğunu vurguladı. Kamuoyunda sıkça kullanılan “süresiz nafaka” ifadesinin gerçek hukuki durumu yansıtmadığını kaydetti.

    “KADIN YOKSULLUĞUNU DERİNLEŞTİREBİLİR”

    Yoksulluk nafakasının bir ayrıcalık değil, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eşin korunmasını amaçlayan temel bir hukuki güvence olduğunu belirten Eroğlu, Türkiye’de kadınların iş gücüne katılım oranlarının düşük olduğunu, ücret eşitsizliğinin sürdüğünü ve bakım emeğinin büyük ölçüde kadınların omuzlarında bulunduğunu söyledi.

    Bu koşullarda nafaka hakkını hedef alan düzenlemelerin toplumsal cinsiyet eşitsizliğini daha da derinleştireceğini ifade eden Eroğlu, kadınların evlilik süresince üstlendiği görünmeyen emeğin ve boşanma sonrasında karşı karşıya kaldıkları yoksullaşma riskinin göz ardı edildiğini dile getirdi.

    “SÜRE SINIRLAMASI TELAFİSİ GÜÇ SONUÇLAR DOĞURABİLİR”

    Anayasa Mahkemesi kararının ardından yasama organının yeni bir düzenleme yapması halinde düzenlemenin içeriğinin belirleyici olacağını belirten Eroğlu, yoksulluk nafakasına katı süre sınırları getirilmesinin özellikle uzun yıllar ücretsiz bakım emeği vermiş, çalışma hayatından uzak kalmış ya da gelir elde etme imkânı sınırlı kadınlar açısından ciddi hak kayıplarına yol açabileceğini söyledi.

    “İÇTİHAT DEĞİŞİKLİĞİNİN GEREKÇESİ AÇIKLANMALI”

    Anayasa Mahkemesi’nin yaklaşık 10 yıl önce verdiği başka bir kararda, yoksulluk nafakasının süresiz olarak düzenlenmiş olmasının Anayasa’ya uygun bulunduğunu hatırlatan Eroğlu, bugün hangi hukuki ve toplumsal gerekçelerle farklı bir değerlendirmeye gidildiğinin açıklığa kavuşturulması gerektiğini ifade etti.

    Kadınlarla erkekler arasında ekonomik ve sosyal eşitliğin sağlandığını ortaya koyan yeni bir toplumsal dönüşüm yaşanıp yaşanmadığının sorgulanması gerektiğini belirten Eroğlu, kadınların hala ekonomik açıdan dezavantajlı konumda bulunduğunu ve boşanma sonrası yoksullaşma riskinin ağırlıklı olarak kadınları etkilediğini söyledi.

    YETKİLİLERE ÇAĞRI

    Nafaka tartışmalarında istisnai örnekler yerine kadınların yaşadığı yapısal eşitsizliklerin ve boşanma sonrası karşı karşıya kaldıkları sosyoekonomik risklerin esas alınması gerektiğini vurgulayan Eroğlu, yetkilileri kadınların kazanılmış haklarından geriye götürecek adımlardan kaçınmaya çağırdı.

    Kadın-erkek eşitliğinin fiilen sağlanmadığı, kadınların şiddet ve ekonomik bağımlılık nedeniyle yaşamlarını özgürce kurmakta zorlandığı koşullarda nafaka hakkının süreyle sınırlandırılmasının ya da fiilen ortadan kaldırılmasının kadınları daha büyük bir güvencesizliğe sürükleyeceğini ifade etti.

    “KAZANILMIŞ HAKLARDAN GERİ ADIM ATILMAMALI”

    Kadınların yıllar süren mücadeleleri sonucunda elde ettiği hakların tartışmaya açılmasını kabul etmediklerini belirten Eroğlu, nafaka hakkına yönelik her türlü geriletici girişimin karşısında olmaya devam edeceklerini söyledi.

    Eroğlu, kadınların boşanma sonrası yoksulluğa karşı korunmasını sağlayan hukuki mekanizmaların zayıflatılmasına karşı mücadeleyi sürdüreceklerini belirterek, devletin görevinin kadınların kazanılmış haklarını zayıflatmak değil, kadın yoksulluğunu ortadan kaldıracak sosyal ve ekonomik politikaları hayata geçirmek olduğunu kaydetti.

    PİRHA/ANTALYA

     

     

  • PSAKD’li Aksoy: Nafakaya saldırı kadınları şiddete ve yoksulluğa mahkum etme girişimidir-VİDEO

    PSAKD’li Aksoy: Nafakaya saldırı kadınları şiddete ve yoksulluğa mahkum etme girişimidir-VİDEO

    PİRHA- Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakasına ilişkin düzenlemeyi iptal etmesine tepki gösteren PSAKD Antalya Şube Kadın Sekreteri Hatice Demir Aksoy, nafakanın bir zenginleşme aracı olmadığını belirterek, “Kadının görünmez emeğinden yararlanıp ev işlerini, çocuk ve yaşlı bakımını kadının sırtına yükleyen sistem, boşanmak istediğinde de onu işsiz ve güvencesiz bırakıyor” dedi.

    Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakasına ilişkin düzenlemeyi iptal etmesine tepki gösteren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şube Kadın Sekreteri Hatice Demir Aksoy, söz konusu kararın kadınların ekonomik güvencesini hedef aldığını söyledi. Nafakanın boşanma sonrası yoksulluğa düşen tarafın yaşamını sürdürebilmesi için verilen bir destek olduğunu vurgulayan Aksoy, iktidarın ve ataerkil sistemin kadınları eve kapatmayı amaçladığını ifade etti.

    “ATAERKİL SİSTEM KADINI EVE HAPSETMEK İSTİYOR”

    Nafakanın bir zenginleşme aracı olmadığını belirten Hatice Demir Aksoy, “Evlilik kurumu sona erdiğinde, boşanma gerçekleştiğinde yoksul tarafın geçimini sağlayabilmesi için diğer tarafın ödediği bir miktar ücrettir. Bu bir zenginleşme aracı değil tam tersine geçimini sağlayamayan yoksul tarafa verilen bir destektir” dedi.

    Ataerkil sistemin kadınları eve hapsetmeyi amaçladığını söyleyen Aksoy, “Kadının görünmez emeğinden yararlanıp ev işlerini, çocuk ve yaşlı bakımını kadının sırtına yükleyen sistem, kadın boşanmak istediğinde onu işsiz ve güvencesiz bırakıyor” ifadelerini kullandı.

    “VERİLEN NAFAKA İLE BİR KADININ GEÇİMİNİ SAĞLAMASI MÜMKÜN DEĞİL”

    Mevcut nafaka miktarlarının bir kadının geçimini sağlamaya yetmediğini belirten Aksoy, “Sadece yoksulluğu bir nebze hafifletmeye yarayan bir ödeme olmasına rağmen öyle bir algı yaratıldı ki sanki kadınlar nafakayla zenginleşiyormuş gibi gösteriliyor. Oysa böyle bir durum yok” diye konuştu.

    Kadınların “kutsal annelik” söylemiyle eve kapatıldığını belirten Aksoy, “İyi anne, iyi eş rolü üzerinden kadının evde kalması teşvik edilirken erkeğin dışarıda çalışması normalleştiriliyor. Böylece kadın ücretsiz ev işçisi olarak çalıştırılıyor” dedi.

    “NAFAKAYI ALANLAR ÇOĞUNLUKLA ERKEKLER OLSAYDI KIYAMET KOPARDI”

    Kadınların istihdamdan uzaklaştırıldığını vurgulayan Aksoy, “Kadın eve hapsedildiği için boşanmak istemesin, boşanacak gücü kalmasın isteniyor. Nafakaya yönelik saldırılar da bunun bir parçası” dedi.

    “Eğer nafakayı çoğunlukla erkekler alıyor olsaydı ve bu hak ortadan kaldırılsaydı ortalık kıyamete dönerdi” diyen Aksoy, nafakanın öneminin o zaman daha yüksek sesle savunulacağını ifade etti.

    Boşanma sonrasında ekonomik güvencesi olmayan kadınların büyük bir çıkmazla karşı karşıya kaldığını belirten Aksoy, “Yoksul, eve kapatılmış ve ücretsiz emek veren kadın boşandığında ne yapacak? Hiçbir şey yapamayacak. Bu yüzden de boşanamayacak” dedi.

    “BOŞANMALARIN ÖNÜNÜ KESMEK İSTİYORLAR”

    Nafakanın hedef alınmasının boşanmaların önünü kesmeye yönelik olduğunu savunan Aksoy, çocuklar için verilen iştirak nafakasının da son derece düşük olduğunu belirterek, “Çocuğun bakım yükü çoğunlukla annede kalıyor. Anne hem çocuğuna bakacak hem düzenli bir iş bulmaya çalışacak hem de nafaka alamayacak. Bu durumda ne olacak? Mecburen şiddete katlanmak zorunda bırakılacak” dedi.

    Boşanmaların önemli bir bölümünün ev içi şiddet nedeniyle gerçekleştiğini hatırlatan Aksoy, “Kadınlar şiddetten kurtulmak için boşanıyor. Ancak bugün kadının her türlü şiddete rağmen boşanmasının önüne geçilmeye çalışılıyor” diye konuştu.

    “SÜRESİZ NAFAKA DİYE BİR ŞEY YOK”

    Nafakayla ilgili kamuoyunda yanlış bir algı oluşturulduğunu söyleyen Aksoy, “Kimsenin nafakayla zenginleştiği görülmemiştir. Bunun bir örneği yoktur. Birkaç istisnai örnek üzerinden tüm kadınların hakkı hedef alınıyor. Ayrıca iddia edildiği gibi süresiz nafaka diye bir durum da yoktur” dedi.

    Nafakanın yoksullaşan tarafın yaşamını sürdürebilmesi için verildiğini belirten Aksoy, “Kişi işe girdiğinde, ekonomik olarak güçlendiğinde ya da yeniden evlendiğinde zaten nafaka kesiliyor” ifadelerini kullandı.

    “AMAÇ KADINI EVE BAĞLAMAK”

    Nafakaya yönelik tartışmaların arkasında kadın emeğini denetleme isteğinin bulunduğunu savunan Aksoy, “Ev içindeki bütün yükü kadına vermek istiyorlar. Kadın çocuk bakımını, yaşlı bakımını, ev işlerini ücretsiz yapsın, her türlü şiddete ve baskıya sessiz kalsın, boşanamasın isteniyor. Yapılmak istenen tam olarak budur” dedi.

    “MÜCADELE ETMEKTEN BAŞKA ÇAREMİZ YOK”

    Kadınların kazanılmış haklarını korumak için mücadeleyi sürdüreceklerini belirten Hatice Demir Aksoy, “Erkek egemen sistemin baskısı sürekli üzerimizde. Bu nedenle kadınlar olarak dayanışmayı büyütmek, ortak mücadele yürütmek ve haklarımızdan vazgeçmemek zorundayız. Çünkü artık sadece yeni haklar kazanma mücadelesi vermiyoruz, mevcut haklarımızı da korumaya çalışıyoruz” diye konuştu.

    Kadınların giderek daha fazla yoksullaştırıldığını ve hak kayıplarına uğradığını ifade eden Aksoy, “Eşit koşullarda yaşayabilmek, hayata tutunabilmek ve haklarımızı koruyabilmek için mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Dr. Zeynep Oktay: Alevi deyiş geleneğinde duygu ve hafıza aktarımı anne karnında başlıyor- VİDEO

    Dr. Zeynep Oktay: Alevi deyiş geleneğinde duygu ve hafıza aktarımı anne karnında başlıyor- VİDEO

    PİRHA – Alevi deyiş geleneğinde duygu ve hafıza aktarımının anne karnında başladığını belirten Dr. Zeynep Oktay, “Muhabbetlerde, cemlerde, günlük hayatın içerisinde deyiş duyuyor ve o deyişler bir çocuğun edebiyatla, müzikle tanışmasını sağlıyor. Bu deyişler aracılığıyla anne çocuk beraberliği varken böyle bir aktarım hattı başlıyor” diye konuştu.

    Alevi inancının geçmişten günümüze, günümüzden ge geleceğe taşınmasının en önemli temel taşlarının başında deyiş ve nefesler geliyor.

    Deyişlerin duygu ve hafıza aktarımında kadının rolünü Dr. Zeynep Oktay, PİRHA’ya değerlendirdi.

    Alevi deyiş geleneğinde duygu ve hafıza aktarımının ilk olarak anne karnında başladığını belirten Oktay, “Muhabbetlerde, cemlerde, günlük hayatın içerisinde deyiş duyuyor ve o deyişler bir çocuğun edebiyatla, müzikle tanışmasını sağlıyor. Bu deyişler aracılığıyla anne çocuk beraberliği varken böyle bir aktarım hattı başlıyor” diye konuştu.

    El yazmaları uzmanı, matbaa öncesindeki metinler üzerine çalışan Dr. Zeynep Oktay, deyişlerin duygu ve hafıza aktarımında aşıklık geleneğinin içerisinde kadın mevcudiyetinin olduğunu söyledi.

    “KADINLAR YAZILI KÜLTÜRDE YER BULAMAMIŞ”

    Aşıklık geleneğinin kapsamlı olarak 19. yüzyılda yazıya geçtiğini ifade eden Oktay, “Fakat kadın aşıkların çok fazla yazıya geçmediğini görüyoruz. Yani bir şekilde kadın olmak yazılı bir külliyat halinde aşıklığı deyişleri aktarmanın önünde bir engel oluyor” diye belirtti.

    Kadınlara ait şiirlerin sözlü olarak aktarılmaya devam ettiğini belirten Oktay, Güzide Ana’nın şiirlerini hatırlattı. Oktay, hem resmi dinin hem de iktidar sahiplerinin alanının yazılı kültür olduğunu belirterek, kadın aşıkların bu alanda yer bulmadığına dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Burada kendine yer bulamayan her şey sözlü kültürde aktarılıyor, yaşam buluyor ve orada bir damar oluyor. Bu anlamda kadınlara ait olan bir aşıklık alanı da biraz böyle bir şey. Burada da kadın aşıkların sesini de duyabiliyoruz. Bazı açılardan çok daha aykırı, karşı duran sistemi eleştirmekten korkmayan da bir dilleri olabiliyor” diye konuştu. 

    “CEME KATILAN ÇOCUKLARA DİNLEDİKLERİ DEYİŞTEN BİR TOHUM EKMİŞ OLUYORSUNUZ”

    Aleviliği bir çok açıdan Sünni gelenekten ayıran temel şeylerden kadın-erkek cem ibadeti, kadınların cemdeki mevcudiyeti, 12 hizmette beraber olunması ve kadınların posta oturması olduğunu söyleyen Oktay, kadınların tarih boyunca varlığının önemine vurgu yaparak, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Cemdeki duygu aktarımın içerisinde kadınların çok önemli bir rolü var. Aslında bir çocuk olarak ceme girdiğiniz de de oradaki duyguyu alıyorsunuz. Yani oradaki deyişin sözünden belki hiçbir şey anlamıyorsunuz ama müziğinden bir duygu alıyorsunuz. O size böyle bir tohum ekilmiş gibi oluyor ve yeşerecek olan duygu da o inanç oluyor. Bu anlamda kadınların bütün tarih boyunca varlığı çok önemli.” 

    “GELENEĞİ KADINLAR AKTARIYOR”

    Hâcı Bektaş Velâyetnâmesi’ni örnek veren Zeynep Oktay, burada ciddi bir kadın varlığının olduğunu, Kadıncık Ana, Fatma Bacı gibi merkezi figürlerin birçok açıdan da üstün mertebeye konulduğunu ifade etti. 

    Dr. Zeynep Oktay, Kadıncık Ana’nın kurucu rolüne vurgu yaparak, geleneğin kadınlar tarafından aktarıldığının altını çizdi.

    Semra ACAR/İZMİR

     

  • EVİD-SEN Genel Başkanı Gülhan Benli: Evlerin içine kamera giriyor, işçi hakkı giremiyor!

    EVİD-SEN Genel Başkanı Gülhan Benli: Evlerin içine kamera giriyor, işçi hakkı giremiyor!

    PİRHA- EVİD-SEN’in kuruluşunun 15. yılı ve 16 Haziran Dünya Ev İşçileri Günü dolayısıyla açıklama yapan EVİD-SEN Genel Başkanı Gülhan Benli, ev işçilerinin hala iş yasalarının koruması dışında bırakıldığını belirterek, “Ev işi iştir, ev işçisi işçidir. Hiçbir emek ‘mahremiyet’ bahanesiyle hukukun dışında bırakılamaz” dedi.

    Ev İşçileri Dayanışma Sendikası (EVİD-SEN), kuruluşunun 15’inci yıl dönümü ile 16 Haziran Dünya Ev İşçileri Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, ev işçilerinin yıllardır görmezden gelinen hak taleplerini bir kez daha gündeme taşıdı.

    EVİD-SEN Genel Başkanı Gülhan Benli, 15 Haziran 2011’de görünmez kılınan ev işçilerinin hak mücadelesini büyütmek amacıyla kurulan sendikanın aynı yıl Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) kabul ettiği 189 Sayılı Ev İşçileri Sözleşmesi’nin ruhunu Türkiye’de hayata geçirmek için mücadele ettiğini söyledi.

    Bakım emeğinin toplumsal yaşamın devamlılığı açısından hayati önemde olduğuna dikkat çeken Benli, “Bir çocuk büyüyor, bir yaşlı yaşamını sürdürüyor, bir hasta iyileşiyor ve bir hane ayakta kalıyorsa bunda ev işçilerinin emeği vardır. Ancak bu emek hala görünmez kılınıyor” dedi.

    EV İŞÇİLERİ HUKUKİ KORUMADAN YOKSUN

    Türkiye’de ev işçilerinin sayısına ilişkin net verilerin bulunmadığını belirten Benli, resmi rakamlara göre 500 binin üzerinde olan ev işçisi sayısının kayıt dışılık nedeniyle çok daha yüksek olduğunu söyledi.

    Ev işçilerinin İş Kanunu’nun koruyucu hükümlerinden yararlanamadığını vurgulayan Benli, “İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamı dışında bırakılan ev işçileri, sosyal güvenlik açısından da eksik ve parçalı düzenlemelere mahkûm ediliyor. Ayda 10 günden az çalışan binlerce ev işçisi emeklilik ve işsizlik gibi temel haklardan yararlanamıyor. Türkiye hala ILO’nun 189 Sayılı Ev İşçileri Sözleşmesi’ni onaylamış değil” diye konuştu.

    “MAHREMİYET GEREKÇESİ HAK İHLALLERİNİ GİZLİYOR”

    Ev işçilerinin çalışma koşullarının denetlenmemesinin en önemli gerekçesi olarak “evin özel alan olması” savunusunun öne sürüldüğünü ifade eden Benli, bunun hak ihlallerini görünmez hale getirdiğini söyledi.

    “Bugün aynı evlerin içine kamera sistemleri, hareket sensörleri ve uzaktan izleme teknolojileri rahatlıkla girebiliyor” diyen Benli, şöyle devam etti:

    “Bir güvenlik şirketi eve erişebiliyorsa, ev işçisinin maruz kaldığı hak ihlali neden görünmez bırakılıyor? Evlerin içine kamera girebiliyor da ev işçisinin hakkı neden giremiyor? Burada ciddi bir çifte standart söz konusu. Mesele mahremiyet değil, ev işçilerinin emeğinin hala gerçek bir iş olarak görülmemesidir.”

    EVİD-SEN TALEPLERİNİ SIRALADI

    EVİD-SEN olarak yıllardır dile getirdikleri talepleri yineleyen Benli, ILO 189 Sayılı Sözleşmesi’nin onaylanmasını, ev işçilerinin İş Kanunu ve İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamına alınmasını, eksiksiz sosyal güvence sağlanmasını, şiddet ve tacize karşı etkili koruma mekanizmalarının oluşturulmasını ve sendikal örgütlenme haklarının güvence altına alınmasını istedi.

    Benli, “Bakım emeği görünmeyen değil, hayatı ayakta tutan emektir. Ev işi iştir, ev işçisi işçidir. Hiçbir emek, ‘mahremiyet’ bahanesiyle hukukun dışında bırakılamaz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Burcu Gürbüz: Nafakanın sınırlandırılmasına karşı mücadelemiz devam edecek!-VİDEO

    Burcu Gürbüz: Nafakanın sınırlandırılmasına karşı mücadelemiz devam edecek!-VİDEO

    PİRHA- Anayasa Mahkemesi, yoksulluk nafakası uygulamasına ilişkin düzenlemeyi iptal etmesine tepki gösteren Halkevleri Antalya Kadın Meclisi Üyesi Burcu Gürbüz, nafakanın süresiz olma halinin kaldırılması kadının daha çok yoksullaşması anlamına geldiğini belirterek, “Alınan bu kararla kadınlar psikolojik ve fiziksel şiddet gördüğü bir evde daha uzun süre yaşamaya mahkûm edilmek isteniyor” dedi.

    Antalya 12. Aile Mahkemesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesi kapsamında yoksulluk nafakasının “süresiz olması”na ilişkin düzenlemenin iptali için başvuru yaptığı Anayasa Mahkemesi (AYM), boşanan eşlere verilen yoksulluk nafakasının süresiz uygulanmasına ilişkin düzenlemeyi oy çokluğuyla iptal etti. Kararın gerekçesi daha sonra açıklanacak. İptal hükmünün dokuz ay sonra yürürlüğe gireceği belirtiliyor.

    AYM’nin verdiği karar kadınlar ve kurumları tarafından tepkiyle karşılandı. AYM’nin yoksulluk nafakasını iptal kararına dair Halkevleri Antalya Kadın Meclisi Üyesi Burcu Gürbüz, ajansımıza konuştu.

    Karara tepki gösteren Burcu Gürbüz, Nafakanın süreli hale getirilmesi kadının daha da yoksullaşması anlamına geleceğini vurguladı.

    “12. yargı paketinin yürürlüğe konmaması yönünde kesinlikle kararlı olduklarını belirten Gürbüz, “kararlıyız ve bu konudaki mücadelemize devam edeceğiz” dedi.

    “KADININ DAHA ÇOK YOKSULLAŞMASINI BERABERİNDE GETİRECEKTİR”

    Nafakanın süresiz olma halinin kaldırılması kadının daha çok yoksullaşması anlamına geldiğini belirten Gürbüz, “Bu kadının daha güçsüzleştirilmesi demektir. Kadın psikolojik fiziksel şiddet gördüğü bir evde daha uzun süre yaşamaya mahkûm ediliyor” diye konuştu.

    “KADININ ŞİDDET GÖRDÜĞÜ BİR YERDE ÇOCUK SAĞLIKLI BÜYÜYEMEZ”

    Kadının şiddet gördüğü yerde çocuğunun sağlıklı yetiştiremeyeceğini vurgulayan Burcu Gürbüz, “Şiddet gördüğü yerde bize göre yetiştiremeyeceği çocukları ileride topluma kazandırılamamış çocuklar olacak. Yani bu yargı paketi sadece kadınları etkilemiyor, çocukları da etkiliyor” diye belirtti.

    İktidarın hep aile bütünlüğünden dem vurduğunu belirten Gürbüz, “Aile bütünlüğü deniyor ya, ailede bir bütünlük olmuyor. Ailenin bütünlüğü için kadının mutlu olması gerekiyor” dedi.

    “MEVCUT SİSTEM KADINI ERKEĞE İTAAT EDEN EVİN İÇİNE MAHKUM EDEN BİR SİSTEMİ DAYATIYOR”

    Erkek egemen zihniyetin kadınlardan sürekli itaat etmesini istediğine dikkat çeken Gürbüz, “Kadın itaat eden, çocuklara, evin yaşlılarına bakan, bunun karşılığında hiçbir ücret almayan bir durumda. Dışarıda çalışmaya karar verdiğinde, erkeklerle aynı işi yapmasına rağmen, erkekler kadar ücret almayan, sürekli sömürülerek eve kıstırılmaya çalışıyor. Biz bunu asla kabul etmiyoruz. Kadın platformu olarak sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz ve 12.yargı paketinin yürürlüğe girmemesi için mücadelemize devam edeceğiz.” şeklinde ifade etti.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA