Etiket: 30. yıl

  • Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri: Metin Göktepe’yi katleden zihniyet hâlâ iş başında!-VİDEO

    Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri: Metin Göktepe’yi katleden zihniyet hâlâ iş başında!-VİDEO

    PİRHA- Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri, gazeteci Metin Göktepe’nin katledilişinin yıldönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Türkiye’de basın özgürlüğüne yönelik saldırıların artarak sürdüğünü vurguladı. Açıklamada, “Sansüre, kurşunlara ve hapis cezalarına karşı hakikatin sesi olmaya devam edeceğiz” denildi.

    Gazeteci Metin Göktepe’nin 8 Ocak 1996’da polisler tarafından dövülerek katledilmesinin yıldönümünde Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri tarafından basın açıklaması yapıldı. Açıklamayı Evrensel Gazetesi adına Salih Aksoy okudu.

    Açıklamada, Türkiye’de muhalif gazeteciliğin ağır bedellerle sürdürüldüğü vurgulanarak, “Halkın haber alma özgürlüğü; Apê Musa’dan Uğur Mumcu’ya, Metin Göktepe’den Hrant Dink’e uzanan nice canlarımızı yitirmek pahasına savunulmuştur” denildi.

    Metin Göktepe’nin Ümraniye Cezaevi’nde öldürülen tutukluların cenazesini izlemek üzere Alibeyköy’e gittiği hatırlatılan açıklamada, “Sarı Basın Kartı olmadığı gerekçesiyle bölgeye alınmayan Metin Göktepe, haberi izlemekte ısrar edince gözaltına alındı ve Eyüp Kapalı Spor Salonu’nda polisler tarafından dövülerek öldürüldü” ifadeleri yer aldı.

    “ADALET GECİKTİRİLDİ, KATİLLER KORUNDU”

    Açıklamada, Göktepe’nin katledilmesinin ardından davanın çeşitli illere taşındığı, yargı sürecinin bilinçli şekilde uzatıldığı belirtilerek, “Beş polis memuru 2000 yılında yedişer yıl altışar ay hapis cezasına çarptırıldı. Ancak kamuoyunda ‘Rahşan affı’ olarak bilinen düzenlemeyle yalnızca 1 yıl 8 ay cezaevinde kaldılar” denildi.

    Metin Göktepe’nin annesi Fadime Göktepe’nin, “Baklava çalan çocuklar 18 yıl ceza alırken, oğlumun baklava kadar değeri yokmuş” sözleri hatırlatıldı.

    “BASKININ YÖNTEMİ DEĞİŞTİ, ZİHNİYET AYNI KALDI”

    Açıklamada, bugün de basının hedef alındığına dikkat çekilerek, 13 Ağustos 2025’te Evrensel Gazetesi İzmir bürosunun gece yarısı kurşunlanması ve saldırganların serbest bırakılması hatırlatıldı. “Büroya sıkılan yedi kurşun, yalnızca bir binaya değil; işçinin, emekçinin ve ezilenlerin sesine sıkılmıştır” denildi.

    Gazeteci Hakan Tosun’un Esenyurt’ta çeteler tarafından dövülerek katledilmesinin de basın emekçilerinin can güvenliğinin kalmadığını gösterdiği ifade edildi.

    “TÜRKİYE BİR AÇIK CEZAEVİNE DÖNÜŞTÜRÜLDÜ”

    Açıklamada, AKP iktidarının gazetecileri yargı eliyle susturmaya çalıştığı belirtilerek, “Bugün onlarca gazeteci yalnızca gerçeği yazdıkları için cezaevindedir. Gazeteciler içeride olduğu sürece Türkiye bir açık cezaevidir” ifadelerine yer verildi.

    RTÜK’ün TELE1 ve Halk TV’ye verdiği ekran karartma cezaları ile çok sayıda medya kuruluşuna kayyım atanmasının basını tek sesli hale getirme politikasının parçası olduğu vurgulandı.

    Açıklama şu sözlerle sona erdi:

    “İktidarın sansür yasalarına, kurşunlarına ve hapislerine karşı; işçi sınıfının, ezilen halkların ve hakikatin sesi olmaya devam edeceğiz. Metin Göktepe’yi katledenler nasıl başaramadıysa, bugün gazetecileri susturmak isteyenler de başaramayacak. Metinler ölmez, Evrensel susmaz. Özgür basın susmadı, susmayacak.”

    PİRHA/ANTALYA

     

  • 30 yıl sonra tahliye olan Murat Çetinkaya: Özgürlük için yeni bir başlangıç- VİDEO

    30 yıl sonra tahliye olan Murat Çetinkaya: Özgürlük için yeni bir başlangıç- VİDEO

    PİRHA- Murat Çetinkaya 1995 yılında henüz 20’li yaşlarının başındayken  Dersim’de tutuklandı. O gün başlayan yolculuk, Türkiye’nin en sert siyasi dönemlerinden birinde, Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) tarafından verilen müebbet hapis cezasıyla sonuçlandı.

    DGM’ler yıllar sonra kapandı, ‘hukuksuzluk’ları ortaya çıktı. Fakat bu mahkemelerde verilen kararların gölgesinde tutsaklıklar sürmeye devam etti. Murat Çetinkaya, tam 30 yıl boyunca, devletin o ağır duvarları arasında yaşadı.

    “ÜLKE DEĞİŞTİ DUVARLAR AYNI KALDI”

    Çetinkaya o yılları şöyle anlatıyor:

    “1995 yılında Dersim’de yakalandım. İlk olarak Erzurum E Tipi Cezaevi’nde kaldım. 1999 yılında Çanakkale Cezaevi’ne götürüldüm ve 2003 yılına kadar orada kaldım. F tipi hapishanelerinin açılmasıyla birlikte Sincan 2 No’lu F Tipi Cezaevi’ne götürüldüm. 2016 yılındaki darbe girişiminin ardından kaldığımız cezaevi boşaltıldığı için Bolu F Tipi Cezaevine götürüldük. Kısacası 30 yıl böyle geçti.”

    Ülke değişti, yasalar değişti, mahkemeler kapandı, iktidarlar gelip geçti ama Murat Çetinkaya  her sabah aynı soğuk metal kapının açılıp kapanışını duydu. Dışarısı bir anıydı, şimdi yeniden gerçek oluyor.

    Tahliye olduktan sonra ilk durağı memleketi Dersim oldu. 30 yılın ardından doğduğu topraklara dönen Murat Çetinkaya, değişen yüzü görmek ve anlamak için büyük bir arzu taşıyor:

    “Dersim’e gelmeden önce cezaevinden çıkış daha coşkuluydu, orada ailelerle özgür bir şekilde buluşmak çok güzeldi. Her Dersimli gibi Dersim’in gerçekliğine yaraşır bir şekilde oluşturulması için görev ve sorumluluk hissediyorum. Dersim’i 30 yılın ardından gezmedim ama yeni Dersim gerçekliğini kavramak istiyorum.”

    “İÇERİDE HALA ARKADAŞLARIMIZ VAR”

    Çetinkaya 30 yılın ardından özgürlüğün sevincini yaşarken bile aklından hiç çıkmayan bir gerçek var:

    “Sürecin ruhuyla da bağdaşmayan bir şekilde cezaevinde 30 yılını tamamlamasına rağmen keyfi bir şekilde tutulan arkadaşlarımız var. Bu sadece bireysel bir durum değil, sistemin çözülmemiş bir yarasıdır. DGM’ler kapandı ama kararları hala geçerli ve pek çok kişi özgürlükten mahrum bırakılıyor”

    “BARIŞ KENDİLİĞİNDEN GELMEZ EMEK İSTER”

    Murat Çetinkaya, 30 yıl boyunca dış dünyayı hücrelerin ardından izlediğini ve bugün barış mücadelesinin önemini derinden hissettiğini belirtiyor.

    “Türkiye’de yeni bir süreç inşa ediliyor, bu da demokrasi mücadelesini geliştirmekle mümkün olur. Barış kendiliğinden olmaz, barış mücadelesi daha zordur ve daha çok çaba gerektirir. Herkesin barışı gerçekleştirmek için üzerine düşeni yapması gerekiyor. Birinci görevimiz yeni süreci halkımıza anlatmaktır.”

    Gençliğini hapishane duvarları arasında geçiren Çetinkaya direncinin ve umudunun hiç sönmediğini söylüyor,

    “Şimdi dışarıda yeni bir dönemin eşiğindeyiz. Bu kez kalemle, sözle, barışla mücadele ediyoruz. Birinci görevimiz yeni süreci halkımıza anlatmak ve adaleti yeniden kurmaktır.”

    PİRHA/DERSİM

  • Cumartesi Anneleri: Nurettin Çur ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz

    Cumartesi Anneleri: Nurettin Çur ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz

    PİRHA- 1055. hafta eylemlerinde 30 yıl önce kaybedilen Nurettin Çur’un akıbetini soran Cumartesi Anneleri, “Kararlıyız, insanlığa karşı suçların aydınlatılması talebimizi sürdüreceğiz” dedi.

    Cumartesi Anneleri/İnsanları katledilen ve kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve adalet talebini dile getirmek için eylemlerinin 1055’inci haftasında buluşma mekanları olan Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldiler. 1055’inci hafta eyleminde 30 yıl önce Diyarbakır’ın Bağlar  ilçesinde kaybedilen Nurettin Çur’un akıbeti soruldu. Hak savunucularının da destek verdiği eylemde gözaltında kaybedilenlerin fotoğrafları ve karanfiller taşındı. Eylemde basın metnini Cumartesi İnsanları’ndan Oya Ersoy okudu.

    “DEĞİŞMEYEN CEZASIZLIK”

    Gözaltında kayıpların devletin savaş politikalarının bir sonucu olarak ortaya çıktığını ifade eden Oya Ersoy, “Kararlıyız; bu topraklarda işlenmiş başta gözaltında kaybetmeler olmak üzere insanlığa karşı suçların aydınlatılması, bu suçların kimler tarafından ve neden işlendiğinin ortaya çıkarılması talebimizi sürdüreceğiz. Çünkü her toplum, böylesi vahşi suçların kimler tarafından, kimlerin aldığı kararlar kapsamında, nasıl işlendiğini bilme konusunda vazgeçilmez bir hakka sahiptir. Kararlıyız; adaletin sağlanmasına yönelik hak arama özgürlüğünün kullanılamadığı koşullarda iktidarlar değişse de, değişmeyen cezasızlık geleneğine dikkat çekmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    30 YIL ÖNCE KAYBEDİLDİ

    30 sene önce kaybedilen Nurettin Çur için hakikat ve adalet talebinde bulunduklarını söyleyen Oya Ersoy, sözlerine şöyle devam etti:

    “28 yaşındaki Nurettin Çur, Diyarbakır’ın Bağlar semtinde yaşıyordu. Esnaftı, oturduğu binanın giriş katında bakkal dükkanı işletiyordu. Eşi 6 aylık hamileydi. İlk kez baba olacağı için heyecanlıydı. Siyasi parti faaliyetleri nedeniyle takip ediliyordu. Dükkanında dinlediği Kürtçe müzik nedeniyle de defalarca tehdit edildi. 27 Haziran 1995 günü bakkalına mal almak üzere çarşıya çıktı. Akşam eve dönmeyince eşi, hasta olan babası için köye gittiğini düşündü. İletişimin olmadığı köy koşullarında Çur Ailesi ancak üç gün sonra Nurettin’in kayıp olduğunu fark edebildi.”

    “GERİYE BİR EŞ VE DOĞMAMIŞ BİR ÇOCUK KALDI”

    Nurettin Çur kaybolduktan 15 gün sonra evi arayan bir kişinin baba Tahir Çur’a “oğlun elimizde” diyerek telefonu kapattığını belirten Oya Ersoy, “Ailesi, Nurettin’i aramaya başladı ancak tüm başvuruları sonuçsuz kaldı. Ondan geriye gözyaşı hiç dinmeyen bir anne ve bir eş, bir de henüz doğmamış bir çocuk kaldı. Nurettin Çur kaybedildiğinde Diyarbakır’da işkence, ölüm, gözaltında kaybetme, köy yakma, köylüleri savaş uçaklarıyla bombalama bir devlet politikası olarak uygulanıyordu” ifadelerini kullandı.

    “VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Yargının suçların üstünü örterek, sorumluları cezasızlıkla ödüllendirdiğini ifade eden Oya Ersoy, “Biliyoruz ki; temel hak ve özgürlükler ancak hukuk devletinin geçerli olduğu koşullarda güvence altındadır. 1055’inci haftamızda bir kez daha devletin hukuka bağlı olduğu, yargının her türlü etkiden bağımsız çalıştığı, hukuk kurallarının herkese eşit uygulandığı ve herkese hukuk güvenliğinin sağlanmasının adının barış olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin Nurettin Çur için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    MAKBULE ÇUR: DÖNECEK DİYE 30 YILDIR EVİMİ DEĞİŞTİRMEDİM

    Ardından İHD Yönetim Kurulu üyesi Cihan Kaplan, Nurettin Çur’un annesi Makbule Çur‘un mektubunu okudu. Mektupta şu ifadeler yer aldı: “Hepinizi yüreğimizde aynı olan bizi aynı çatıda buluşturan acı ve mücadeleyle selamlıyorum. Oğlum siyasi parti çalışmalarından dolayı sürekli takip ve tehdit ediliyordu. Evine bir daha geri dönemedi, kaybolduğunu ancak üç gün sonra anlayabildik. Kimse sesimizi duymadı. Oğlum Nurettin için adalet arayışımız devam ediyor. Oğlum dönecek diye 30 yıldır evimi değiştirmedim.

    Ardından eylem Galatasaray Meydanı’na karanfillerin bırakılmasıyla son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • PSAKD Antalya Şubesi’nden 30.yıl konser etkinliği!

    PSAKD Antalya Şubesi’nden 30.yıl konser etkinliği!

    PİRHA-PSAKD Antalya Şubesi açılışının 30. yılı dolayısıyla konser etkinliği gerçekleştirecek.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şubesi, 30. yılını Grup Abdal, Yeni Türkü ve Petra Nachtmanova’nın katılacağı konserle kutlayacak.

    Etkinlik, 2 Mayıs Cuma günü saat 19:30’da Konyaaltı Açıkhava Parkı’nda yapılacak.

    PİRHA/ANTALYA

  • Bursa Alevi Kadın Platformu: Gazi ve Ümraniye Katliamlarını Unutmadık Unutturmayacağız!-VİDEO  

    Bursa Alevi Kadın Platformu: Gazi ve Ümraniye Katliamlarını Unutmadık Unutturmayacağız!-VİDEO  

    PİRHA-PSAKD Bursa Şubesi Alevi kadın platformu, 12 Mart 1971 yılında Gazi Katliamı’nın 30. yılını ve Suriye’de Alevilere karşı gerçekleştirilen saldırıları protesto etmek amacıyla basın açıklaması düzenledi. Yapılan açıklamada, “30 yıl önce Gazi ve Ümraniye’de Alevi halkı, zulme karşı direniş ve mücadele geleneğinin mirasçısı olmanın bilinciyle, zalimlerin karşısına dikildi. Günlerce saldırıya uğradılar, katledildiler, yaralandılar, ama asla boyun eğmediler” diyerek “Gazi ve Ümraniye Katliamlarını Unutmadık Unutturmayacağız!” ifadesinde bulunuldu.

    Bursa Pir Sultan Abdal Şubesi (PSAKD), Alevi Kadın Platformu, Gazi Katliamı’nın 30. Yıldönümü dolayısıyla basın açıklaması yaptı. Saygı duruşuyla başlayan açıklamanın ardından basın açıklamasını PSAKD Bursa Şubesi Kadın Platformu adına Mudanya Alevi Kültür Derneği (AKD) Başkanı Saniye Akaltun okudu.

    Açıklamanın yapıldığı yere çok sayıda kadın katıldı.

    “EMNİYET GÜÇLERİ 15 YURTTAŞI KATLETTİ”

    Kontrgerillalar tarafından sivil halka ateş açıldığı ve çok sayıda insanın katledildiği Gazi Katliamı’yla ilgili konuşan Mudanya Alevi Kültür Derneği Başkanı Saniye Akaltun, o dönemde yaşanan saldırılar hakkında şöyle konuştu:

    “Bugün Suriye’de yapılan katliamların bir örneğini de bundan 30 yıl önce yine Devletin ve dünyanın gözleri önünde İstanbul Gazi Mahallesi ve Ümraniye’de yaşamıştık. 12 Mart 1995’te kontrgerilla çetelerinin saldırısı sonucu Dede Halil Kaya öldürülmüş, 5’i ağır olmak üzere 25 kişi yaralanmıştı. Halk bu kontrgerilla saldırısının üzerine mahalle karakoluna doğru yürüyüşe geçti. Halkın yürüyüşe geçmesiyle birlikte polis hedef alarak ateş açtı. Bu saldırıda bir yurttaş daha devlet kurşunuyla hayatını kaybetti. Ertesi gün saldırıları protesto etmek ve Gazi halkına destek olmak amacıyla, çoğunluğu Alevi on binlerce yurttaş İstanbul’un her yerinden Gazi Mahallesi’ne akın etti. Emniyet güçleri tekrar canice halka saldırdı ve 15 yurttaşımızı katletti.”

    “DÜNYANIN GÖZÜ ÖNÜNDE, CANLI YAYINLARDAN İZLENEREK KATLEDİLİYORDUK”

    Yapılan saldırıların bugün Suriye’de Alevilere yapıldığını söyleyen Akaltun, “İstanbul’un ve Türkiye’nin birçok yerinde başta Aleviler olmak üzere, yüzbinlerce yurttaş, yaşanan bu katliamı protesto etmek için sokağa çıktı. Dönemin emniyet teşkilatı adeta halka karşı silahlı cephe oluşturmuştu.  15 Mart günü Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi’nde polisin halkın üzerine ateş açması sonucu 5 yurttaşımız daha katledildi. Bu şekilde 12-15 Mart tarihleri arasında devam eden saldırılarda onlarca canımız katledildi, yüzlercesi de yaralandı.  Dünya’nın gözleri önünde canlı yayınlardan izlenerek katlediliyorduk. Tıpkı Madımak’ ta olduğu gibi, tıpkı bu günlerde Suriye’de binlercemize yapıldığı gibi!” diye konuştu.

    “YÜZYILLAR BOYUNCA GERÇEKLEŞTİRDİĞİ BÜTÜN KATLİAMLARA RAĞMEN ALEVİLERİ YOK ETMEYİ BAŞARAMADI”

    Devletin geçmişten bu yana Dersim’de, Çorum’da, Maraş’ta Alevileri katlettiğini buna rağmen Alevileri boyun eğmediğini belirten Akaltun, “12-15 Mart 1995 tarihlerinde bütün dünyanın gözü önünde Gazi ve Ümraniye’de Alevilere karşı kontrgerilla çetelerinin ve devlet güçlerinin işbirliğiyle bir katliam gerçekleştirildi. Biz Aleviler olarak kontrgerilla çetelerinin ve devlet güçlerinin işbirliğine dayalı bu katliam pratiğini daha önce Dersim’de, Maraş’ta, Çorum’da, Ortaca ve Sivas’ta defalarca yaşadık. Gazi ve Ümraniye katliamları Alevilere dönük yüzyıllardır devam eden baskı ve katliam politikalarının bir devamıdır. Bizi imha etmeyi hedefleyen bu inkarcı, gerici ve barbarca anlayış, yüzyıllar boyunca gerçekleştirdiği bütün katliamlara rağmen Alevileri yok etmeyi başaramadı, başaramayacak. Aleviler dün vardı, bugün vardır, yarın da var olacak. Aleviler dün olduğu gibi bugün de ilerici, devrimci ve laiklerle omuz omuza, zulmün ve haksızlığın karşısında, ezilenlerin saflarında, asla boyun eğmeden mücadele etmeye devam etmektedirler” ifadesinde bulundu.

    “SALDIRIYI GERÇEKLEŞTİREN KONTRAGERİLLA ÇETELERİ ŞİMDİ SURİYE’DE İŞ BAŞINDA”

    Katliamda adı geçen kolluk güçlerinin göstermelik cezalarla cezalandırıldığını belirten Akaltun, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “30 yıl önce Gazi ve Ümraniye’de Alevi halkı, zulme karşı direniş ve mücadele geleneğinin mirasçısı olmanın bilinciyle, zalimlerin karşısına dikildi. Günlerce saldırıya uğradılar, katledildiler, yaralandılar, ama asla boyun eğmediler.  Bu ve tüm katliamları başlatan, saldırıyı gerçekleştiren kontrgerilla çeteleri şimdi Suriye’de işbaşındalar. Biz onların kimler olduklarını çok iyi biliyoruz. Onlar korkaklığın, kahpeliğin, hainliğin mirasçılarıdır. Biz ise dostluğun, dayanışmanın, onurlu direnişin sembolü Pir Sultanların, Şah Kalenderlerin mirasçılarıyız. Dönemin birçok devlet yetkilisi görevlerini yargı sürecinde de sürdürdü. Hedef gözeterek onlarca canımızı katlettikleri görüntülerle ve adli tıp raporlarıyla açıkça kanıtlanan katil polislere göstermelik cezalar verildi. Katliam davası halkımızdan kaçırılarak şehir şehir gezdirildi.”

    “BU KATLİAMIN HESABINI MUTLAKA SORACAĞIZ”

    30 yıl geçmesine rağmen katliamı ve katledenleri unutmayacaklarının altını çizen Akaltun,

    “Daha önceki Alevi katliamlarında olduğu gibi bu katliamda da sorumluluğu bulunan yetkililer milletvekili ve hatta bakan yapılarak ödüllendirildi. Tıpkı Madımak katilleri gibi.  Ancak ne yaparlarsa yapsınlar bizler bu katliamın hesabını mutlaka soracağız. Davanın üzerinin örtülerek unutturulmasına izin vermeyeceğiz. 30. yılında Gazi ve Ümraniye’de bütün saldırılara, baskılara ve katliamlara rağmen Pir Sultanların direniş geleneğini canları pahasına yaşatan ve bu mücadelede katledilen tüm canlarımızı saygıyla anıyor, direnen halkımızı selamlıyoruz. Gazi ve Ümraniye Katliamlarını Unutmadık Unutturmayacağız!” diye belirtti.

    PİRHA/BURSA

  • DAD: Gazi’den Lazkiye’ye failleri lanetliyor, şehitlerimizi anıyoruz

    DAD: Gazi’den Lazkiye’ye failleri lanetliyor, şehitlerimizi anıyoruz

    PİRHA- Gazi Katliamı’nın 30. yılında yaşamını yitirenleri anan DAD Genel Merkezi, “Gazi’den Lazkiye’ye aralıksız bir şekilde süren katliam yönelimlerini, Alevi toplumunu ve Alevi inancını kökten hedefleyen ve yaşam hakkı tanımamaya dönük sistematik saldırılar olduğunu her geçen gün deneyimlemekteyiz” açıklamasında bulundu.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Gazi Katliamı’nın 30. yılında yaptığı açıklamada katledilenleri andı.

    Tüm ezilenlerin hak mücadelesini hedefe koyan ve insanlığa karşı işlenmiş suçlar kategorisine giren Gazi Katliamı’nın derin yapılar eliyle gerçekleştirilen planlı bir saldırı olduğuna belirten DAD Genel Merkezi, “Gazi katliamının 30. Yıldönümünde katilleri ve efendilerini lanetliyor, şehitlerimizi saygıyla anıyor, huzurlarında dara duruyor, halklarımızın rızalı-ikrarlı birliği yolunda demokratik cumhuriyet için demokratik mücadeleyi büyütme sözümüzü yineliyoruz” diye belirtti.

    “DERİN YAPILAR ELİYLE GERÇEKLEŞTİRİLEN PLANLI SALDIRI”

    Demokratik Alevi Dernekleri’nin Gazi Katliamı’nın 30. yılında yaptığı açıklama şöyle:

    “Halkların, emekçi ve kadınların, ezilen, ötekileştirilen toplumsal kesimlerin rızalı-ikrarlı yaşamı esas alan hak mücadeleleri, eli ve saltanatları kanlı muktedirler tarafından organize edilen sayısız saldırıya maruz kalmıştır. Yüz yıllardır sistematik saldırılarla yok edilmeye çalışılan Alevilik ve Aleviler, tarihsel direniş gelenekleri ve toplumsal hafızalarıyla demokratik mücadelenin temel dinamiklerinden birini teşkil etmekteydiler. Hem bu geleneği, bağlı olarakta tüm ezilenlerin hak mücadelesini hedefe koyan ve insanlığa karşı işlenmiş suçlar kategorisine giren Gazi katliamı derin yapılar eliyle gerçekleştirilen planlı bir saldırıydı.

    TEK TİPÇİ SİYASİ İRADE DOĞRUDAN SORUMLUDUR

    Onlarca insanımızın katledildiği, yüzlercesinin yaralandığı, insanlarımızın yerlerde sürüklenerek canlı yayında tüm dünyaya servis edildiği, kara propagandayla halkımızın suçlu gösterilmeye çalışıldığı bu saldırının failleri ve adresi tüm halklarımızca bilinmektedir. Gazi ve benzer nitelikte ki katliamların tamamından tek tipçi zihniyet ve siyasi irade doğrudan sorumludur.

    MADIMAK FAİLLERİNİN BIRAKILMASI HATIRLATILDI

    Maraş, Malatya, Çorum, Sivas ve Ümraniye ve benzer birçok insanlık suçunda olduğu gibi failler ve tetikçiler tek tipçi derin iktidarlar tarafından korunmuş, bununla da yetinilmemiş devlet bürokrasisi içinde çeşitli makam ve mevkileriyle ödüllendirilmiş, hukuk tiyatrosu da Hizbullah, DAİŞ ve yakın örneği olarak Sivas Madımak katillerinden on yedi kişinin tahliyesinde olduğu gibi tamamlanarak kapatılmıştır.

    GAZİ’DEN LAZKİYE’YE SİSTEMATİK SALDIRILAR

    Öte yandan güncel olarak Suriye’de Arap Alevilerine karşı yürütülen katliamlar, Alevilere yönelik geliştirilen katliamcı aklın yeniden devrede olduğunu göstermektedir. Bölgeden gelen bilgilere göre binlerce sivil Alevi katledilmiştir. Büyük bir insanlık dramı yaşanmakta. Gazi’den Lazkiye’ye aralıksız bir şekilde süren katliam yönelimlerini, Alevi toplumunu ve Alevi inancını kökten hedefleyen ve yaşam hakkı tanımamaya dönük sistematik saldırılar olduğunu her geçen gün deneyimlemekteyiz.

    ŞEHİTLERİMİZİ ANIYORUZ

    Acımız büyük, hak arayışı ve direniş geleneğimiz bakidir. Tek tipçi faşizmin hiçbir versiyonuna diz çökmedik, diz çökmeyeceğiz. Gazi katliamının 30. yıldönümünde katilleri ve efendilerini lanetliyor, şehitlerimizi saygıyla anıyor, huzurlarında dara duruyor, halklarımızın rızalı-ikrarlı birliği yolunda demokratik cumhuriyet için demokratik mücadeleyi büyütme sözümüzü yineliyoruz.”

    PİRHA/ DERSİM

  • Cezaevinden 30 yıl sonra tahliye olan Erdal Laçin: Yaşama sarılacağız!-VİDEO

    Cezaevinden 30 yıl sonra tahliye olan Erdal Laçin: Yaşama sarılacağız!-VİDEO

    PİRHA-Erzurum Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden tahliye edilen 30 yıllık mahpus Erdal Laçin, “İnsan farklı duygular yaşıyor. Bir yandan da içeride kalan arkadaşlar var, onlardan ayrılmanın verdiği hüzün var. Ama bir yandan da Dersim’e geri dönmek güzel bir duygu” dedi.

    1994 yılında müebbet hapis cezası alan ve 30 yıl cezaevinde tutulan Erdal Laçin, 31 Temmuz’da tahliye oldu. Laçin, 30 yıl boyunca Konya, Karaman, Hatay, Adana, Maraş ve Erzurum’da cezaevlerinde tutuldu.

    Erdal Laçin, 30 yıllık mahpusluktan sonra duygularını PİRHA’ya anlattı.

    “KENDİ TOPRAKLARIMA DÖNMEK MUTLULUK VERİCİ”

    30 yıl sonra kendi topraklarına dönmenin mutluluk verdiğini söyleyen Erdal Laçin, “Tabi insan farklı duygular yaşıyor. Bir yandan da içeride kalan arkadaşlar var, onlardan ayrılmanın verdiği hüzün var. Ama bir yandan da Dersim’e geri dönmek güzel bir duygu. Elbette mücadele devam ediyor o yüzden biz de yaşamımıza sarılacağız. 30 yıl önce geride bıraktığın insanlarla yeniden buluşmanın verdiği heyecan ve coşku var. Bir yandan da hüzün var. Eskiden yaşadığın evlerin, bahçelerin ve insanların değişimini hissediyorsun” dedi.

    Nuray ATMACA/DERSİM

  • Bülbül: Kobane Davası’ndaki cezalar siyaset yapma hakkına verilmiştir-VİDEO

    Bülbül: Kobane Davası’ndaki cezalar siyaset yapma hakkına verilmiştir-VİDEO

    PİRHA- Kobane Davası’nda siyasetçilere verilen hapis cezalarına tepki gösteren 27. Dönem HDP Milletvekili Kemal Bülbül, “Bu ceza siyaset yapma hakkına verilmiştir. Kürt sorununda inkar, şiddet ve nefret tutumunda ısrar edileceği görülüyor. Daha fazla dayanışma, cesaret, siyaset, demokratik bilinç ve mücadele gerekiyor” dedi. Bülbül ekledi: Kürtlerin, dostlarının, devrimcilerin ve sosyalistlerin siyaset yapma hakkına müdahale eden gayri hukuki bir AKP zihniyeti söz konusu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında olduğu 18’i tutuklu 108 siyasetçi hakkında verilen cezalara tepkiler gelmeye devam ediyor.

    27. Dönem HDP Milletvekili Kemal Bülbül, 2014 yılında Kürt halkına yönelik başlatılan çökertme planının devamında böyle bir davanın üretildiğini belirterek; Kürtlerin, devrimcilerin ve sosyalistlerin siyaset yapma hakkına AKP eliyle müdahale edildiğini söyledi.

    “BU DAVA HUKUKİ OLMAYAN BİR SUÇ SÜRECİDİR”

    Kobane Davası’nın kendi başına bir suç süreci olduğunu ifade eden Bülbül, “Kobane kumpas davası, ‘Türkiye’de barışçıl, demokratik yönden Kürt sorunu çözülsün, hapishaneler boşaltılsın ve demokratik bir Türkiye olsun’ diyen Kürt siyasi aktivistlere dönük hukuki olmayan bir suç sürecidir. 2014 yılında Kürt halkına ve HDP’ye yönelik başlatılan çökertme planının içerisinde böyle bir dava üretildi. Böyle gayri hukuki bir dava dünya tarihinde görülmemiştir. Bu cezaları verenler, hukuki, ahlaki, insani ve siyasi yaşama kast eden bir zihniyet içerisindeler. Kürtlerin, dostlarının, devrimci ve sosyalistlerin siyaset yapma hakkına müdahale eden gayri hukuki bir AKP zihniyeti söz konusu” diye konuştu.

    “SİYASET YAPMA HAKKINA CEZA VERİLDİ”

    Bülbül, siyaset yapma hakkına karşı suç işlenerek cezaların verildiğini sözlerine ekleyerek, şöyle devam etti:

    “Bu cezanın kendisi insan hak ve özgürlüklerine ve siyaset hakkına karşı suçtur. Seçimin ardından bir yumuşamadan, karşılıklı görüşmeden, yeni anayasa ve eğitim programından bahsediliyordu. Görüldü ki bunlar kimilerinin uydurduğu bazı fantezilerin ilerisine geçmeyen bir yerde. Kürt sorununda inkar, şiddet ve nefret tutumunda ısrar edileceği görülüyor. Bir Alevi aktivist olarak bu cezaları kınıyorum ve hukuki olmadığını ifade ediyorum. Mücadelemiz meşru ve demokratik zeminde adalet ve özgürlükler için devam edecek. Ceza verilen ve rehin olarak tutulan arkadaşlarımıza sevgilerimizi ve dayanışma duygularımızı iletiyoruz. Görülüyor ki daha fazla dayanışma, cesaret, siyaset, demokratik bilinç ve mücadele gerekiyor.

    “MEYDANLARDA BİRLEŞMELİYİZ”

    Yezit zihniyeti AKP tarafından cezalandırılsak da suçsuz olduğumuzu tüm Türkiye halkları biliyor. Bu ceza aklımıza, bilincimize, kültürümüze, siyaset yapma hakkımıza ve dayanışma duygumuza verildi. Bunların esaretinden kurtulup sokaklarda, meydanlarda birleşmeli ve mücadele etmeliyiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • İngiltere Cemevi 30’uncu yılını kutlayacak

    İngiltere Cemevi 30’uncu yılını kutlayacak

    İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi (İAKM- Cemevi) bu yıl 30’uncu kuruluş yılını kutluyor.

    Yıldönümü etkinlikleri kapsamında 9 Aralık 2023 tarihinde Londra’nın Wood Green semtinde bulunan Dominion Centre’da özel bir etkinlik düzenlenecek.

    Gecede kuruluşun dikkat çeken başarıları, hikayeler, hatıralar ve 30 yıl boyunca yapılan hizmet ve kültürel zenginleştirmeye vurgu yapılacak.

    Etkinlik İAKM Cemevi sosyal medya platformlarından canlı olarak yayınlanacak.

    İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Başkanı İbrahim Has, “İngiltere Alevi Kültür merkezi ve Cemevi olarak kuruluşumuzun 30. yılını coşkuyla, Gururla, onurla ve umutla kutluyoruz” dedi.

    ÇOK SAYIDA ORGANİZASYON

    1993’te Londra’da, Alevi kurumsallaşmasının ilk temellerini atan cemevinin, 30 yıl süresince Alevi toplumunun inancı, kültür, sanat, sosyal alanlarda pek çok hizmette öncülük ettiğini vurgulayan Has, “Bunun sonucu olarak Cemevimiz Britanya, Avrupa ve dünyada, gururla bizi temsil eden gözbebeğimiz olan kurumlardan biridir” diye konuştu.

    Ayrıca, İngiltere Alevi Kültür Merkezi, yıl boyunca kültür, sanat edebiyat etkinlikleriyle, 30 yıllık çalışmaların verdiği birikimle, kadın, genç, çocuk ve yetişkinlere ilişkin çok sayıda organizasyona imza atacak.

    Dominon Centre’daki buluşmanın sanat yönetmenliğini eğitimini Almanya’da tamamlayan tiyatro oyuncusu ve eğitimci Necati Şahin yapacak.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Fırat: Cemevlerimizin ibadethane olarak kabul görmemesi Türkiyenin utancıdıdır

    Fırat: Cemevlerimizin ibadethane olarak kabul görmemesi Türkiyenin utancıdıdır

    PİRHA- Almanya’da Koblenz Alevi Kültür Merkezi/Cemevi’nin 30. yıl kutlamasına katılan HEDEP İstanbul Milletvekili Celal Fırat, “”Avrupa’nın çeşitli kentlerinde cemevlerimiz ibadethane olarak kabul edilirken, Türkiye’de halen cemevlerimizin ibadethane olarak kabul görmemesi Türkiyenin utancıdır” dedi. 

    Almanya’da bulunan Koblenz Alevi Kültür Merkezi/Cemevi’nin 30. yıl kutlaması yapıldı. Kutlamaya Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) İstanbul Milletvekili Celal Fırat da katıldı.

    Fırat soysal medya hesaplarından yaptığı paylaşımda, “Avrupa’nın çeşitli kentlerinde cemevlerimiz ibadethane olarak kabul edilirken, Türkiye’de halen cemevlerimizin ibadethane olarak kabul görmemesi Türkiyenin utancıdır” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Celal Fırat, Madımak Otelinin ‘Utanç Müzesi’ olması için kanun teklifi verdi.

    Celal Fırat, Madımak Otelinin ‘Utanç Müzesi’ olması için kanun teklifi verdi.

    PİRHA- Sivas Katliamı’nın 30. yılında katliamın yapıldığı Madımak Otelinin ‘Utanç Müzesi’ne dönüştürülmesine dair Meclis’e kanun teklifi sunan Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, “Katliamda yaşamını yitirenlerin anılarının yaşatılması ve o gün yaşananların unutulmaması için bu talebin mutlaka yerine getirilmesi elzemdir ve vazgeçilmezdir” dedi.

    Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Sivas Katliamı’nın 30. yılında katliamın yapıldığı Madımak Otelinin ‘Utanç Müzesi’ne dönüştürülmesine dair Meclis’e kanun teklifi sundu.

    Fırat, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sunduğu kanun teklifinin gerekçesinde şunlara yer verdi:

    “Bundan 30 yıl önce 2 Temmuz 1993 tarihinde, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından düzenlenen etkinlik dolayısıyla Sivas’ın merkezinde bulunan Madımak Oteli’nde toplanan bir grup, oteli ateşe verdi. Katliamın gerçekleştiği otelde bulunanlar arasında yazarlar, şairler, sanatçılar, gazeteciler ve seyirciler vardı. Oteli ateşe veren saldırganlar, etkinliğe katılanları tehdit etti ve dışarı çıkmalarına izin vermedi. Yangın sonucunda, otelde mahsur kalan 33 kişi hayatını kaybetti.

    YARGILAMALAR UZUN SÜRDÜ VE CEZASIZLIK UYGULANDI

    Saldırının ardından, Sivas Katliamı, Türkiye’nin tarihinde önemli bir dönüm noktası haline geldi ve toplumda büyük bir infial yarattı. Sivas Katliamı, Türkiye’nin farklı kesimlerinde hala anılan ve üzerinde tartışmaların sürdüğü bir olaydır. Uzun yıllar süren yargılamanın sonucunda otuz üç sanık idam cezasına (ağırlaştırılmış müebbet), dört sanık yirmişer yıla, bir sanık da on beş yıla mahkum edilmiştir. Diğer sanıklar beş ila iki yıl arasında değişen cezalar almışlardır. Yapılan yargılamaların uzunluğu, eksikliği, tarafgirliği, ceza alan sanıkların Cumhurbaşkanının özel affı ile salınması, yurtdışındaki kaçak sanıkların iade edilmemesi, katliamın yaşandığı Madımak Oteli’nin Müze yapılmaması gibi bir dizi olumsuzlukların, toplumsal barışa hizmet etmeyeceği gibi mağduriyet yaşayan ailelerin yüreklerini soğutacak hiçbir adım atılmaması da toplumları bir arada tutan hukuki sözleşmeleri hiçe saymak anlamını taşımaktadır.

    MADIMAK OTELİNİN UTANÇ MÜZESİ YAPILMASI ALEVİLERİN VE MAĞDURLARIN TALEBİDİR

    2 Temmuz 1993 yılında Sivas Katliamı’nın yaşandığı Madımak Oteli yeni adıyla Sivas Bilim ve Kültür Merkezi’nin adı “Madımak Utanç Müzesi” olarak değiştirilmelidir. Katliamda yaşamını yitirenlerin anılarının yaşatılması ve o gün yaşananların unutulmaması için bu talebin mutlaka yerine getirilmesi elzemdir ve vazgeçilmezdir. Bu kanun teklifi, özelde Alevilere genelde diğer muhalif kesimlere yönelik katliamların bir daha yaşanmaması ve hatta devam eden tehditlere karşı bir tutum gösterilmesinin gerekliliği üzerine inşa edilmiştir. Madımak Oteli’nin müzeler ile ilgili mevcut yasa ve yönetmelik çerçevesinde “Madımak Utanç Müzesi” ismini alması, Alevilerin eşit yurttaşlık haklarına sahip olunacağına dair bir güvenin tesisini sağlamak ve demokratik hakların bir gereği olduğunu vurgulamak açısından önemlidir. Ayrıca Alevi kurumları ve uzun yıllardır adalet arayışını sürdüren mağdur ailelerin temel talebi Madımak Otelinin utanç müzesi yapılması talebidir. Getirilen bu madde ile Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerinin karşılanacağına dair bir güven tesisinin sağlanmasında ilk adım sayılması ve bu demokratik hak talebinin yerine getirilmesi amaçlanmıştır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Düzgün Baba Cemevi’nde Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı-VİDEO

    Düzgün Baba Cemevi’nde Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı-VİDEO

    PİRHA- Düzgün Baba Cemevi’nde Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı. Aydın ve sanatçıların Madımak Oteli’nde yakılarak öldürüldüğünü söyleyen Kureyşan Ocağı evladı Kazım Açıktepe, “Yıllardır bu yolu, bu inancı bırakmadık ve devleti yönetenler bizi katletti” dedi.

    2 Temmuz 1993’te radikal dinci kalabalığın Madımak Oteli’ni ateşe vererek 33 insanı katletmesinin üzerinden 30 yıl geçti.

    Düzgün Baba Cemevi’nde Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı. Çerağların uyandırılmasıyla başlayan anma Kureyşan Ocağı evladı Kazım Açıktepe’nin gülbengiyle başladı.

    “GEÇMİŞTEN BUGÜNE HEP KATLEDİLİYORUZ”

    Kazım Açıktepe, “2 Temmuz 1993 yılında yapılan Pir Sultan Abdal Anma Etkinlikleri’nden dönemin valisinin haberinin olmasına rağmen Madımak Oteli’nde yakılarak öldürülen aydınlara, sanatçılara sahip çıkılmadı” dedi.

    Açıktepe, şunları kaydetti:

    “Oteli yaktılar, ancak yakanlara müdahale etmediler ve aydınlarımızı 8 saat cayır cayır yakıp öldürdüler. İnancımız gereği ormanın günahını bile bizim kapımıza koymasın, dua ederken ilk önce börtü böcek, yer gök ve en son da bize yardımcı ol deriz. Yıllardır bu yolu, bu inancı bırakmadık ve devleti yönetenler bizi katletti. Geçmişten bugüne hep katlediliyoruz.”

    PİRHA/DERSİM

  • Sivas’ta katledilenler, Dersim’de deyişlerle anıldı-VİDEO

    Sivas’ta katledilenler, Dersim’de deyişlerle anıldı-VİDEO

    PİRHA-Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler Dersim’de deyişlerle anıldı. 30. Yılında halen yerini bulamamış adalet talebiyle yitirdiklerini andıklarını söyleyen Sanatçı Nilüfer Sarıtaş, “devlet kendi ayıbıyla yüzleşmiyor, özür dilemiyor. Aslında onlar ne kadar öldürseler de yitirdiklerimiz türküleriyle yaşıyorlar” dedi.

    2 Temmuz 1993’te radikal dinci kalabalığın Madımak Oteli’ni ateşe vererek 33 insanı katletmesinin üzerinden 30 yıl geçti.

    Dersim Belediyesi, tarafından düzenlenen etkinlikte Sivas Katliamı’nın 30. yılında yaşamını yitirenler deyişlerle anıldı. Sanatçı Nilüfer Sarıtaş’ın katıldığı anma programında Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin eserleri seslendirildi.

    Anma programında sahneye ‘2 Temmuz’da Madımak’ta yitirdiklerimizin anısına saygıyla’ pankartı açıldı. Program Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler için 1 dakikalık saygı duruşuyla başladı.

    “BU ÜLKEDE BİZE HER GÜN MADIMAK”

    30. yılında halen yerini bulamamış adalet talebiyle yitirdiklerini andıklarını söyleyen Sanatçı Nilüfer Sarıtaş, “Halen bunu talep ediyoruz ama devlet kendi ayıbıyla yüzleşmiyor, özür dilemiyor. Aslında onlar ne kadar öldürseler de yitirdiklerimiz türküleriyle yaşıyorlar. Bize aslında bu ülkede her gün Madımak” dedi.

    “BU ÜLKEDE KARA GÜNLER ÇOK FAZLA”

    Dersim Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu ise, “Bu topraklarda kara günler çok fazla ancak aydınlığı bu ülkeye ancak bizim gibi ilericiler, demokratlar, vicdanlı insanlar getirecek” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • EMEP Dersim İl Örgütü: 30 yıldır yüreklerimizin yangını sönmedi-VİDEO

    EMEP Dersim İl Örgütü: 30 yıldır yüreklerimizin yangını sönmedi-VİDEO

    PİRHA-EMEP Dersim İl Örgütü, Sivas Katliamı’nın 30. yılında Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. 30 yıldır yüreklerinin yangınının sönmediğini belirten EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin, “Bu katliam sadece Madımak Oteli’nde yaşamını yitiren sanatçı ve aydınlara yapılmadı. Göz yumulan, kışkırtılan gerici güruhun yaktığı ateşle ülkenin bütün geleceğine de yön verildi” dedi. 

    2 Temmuz 1993’te radikal dinci kalabalığın Madımak Oteli’ni ateşe vererek 33 insanı katletmesinin üzerinden 30 yıl geçti.

    Emek Partisi (EMEP) Dersim İl Örgütü, Sivas Katliamı’nın 30. yılında Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Dersim’de bulunan siyasi parti ve sivil toplum örgütleri de destek verdi. Açıklamayı Emek Partisi Dersim İl Başkanı Ergin Tekin okudu.

    “KATLİAM SADECE MADIMAK OTELİ’NDE YAŞAMINI YİTİRENLERE YAPILMADI”

    30 yıldır yüreklerinin yangınının sönmediğini belirten Ergin Tekin, “Bu katliam sadece Madımak Oteli’nde yaşamını yitiren sanatçı ve aydınlara yapılmadı. Göz yumulan, kışkırtılan gerici güruhun yaktığı ateşle ülkenin bütün geleceğine de yön verildi. Bugün iktidar eliyle kurumlaştırılan faşizm, geçmişin katliamlarını yol yapmıştır. Sivas Katliamı’nın gerçekleştiği yıl yaşananlara bakmak yeterlidir. 90’lı yılların ilk yarısında çok sayıda Kürt demokratı, köylüsü, gazetecisi kaybedildi. Gözaltında kayıp vakaları yaşandı, yargısız infazlar gerçekleşti. Sivas kıyımı bu uzun zincirin bir halkasıdır” diye belirtti.

    “30 YILDIR 2 TEMMUZ’DA ADALET TALEBİMİZİ YİNELİYORUZ”

    Sivas Katliamı’nda diri diri yakılan aydınları, sanatçıları ve gençleri unutmayacaklarını söyleyen Tekin, “Halkın nezdinde bu insanlık suçunun zaman aşımı yoktur. Sivas Katliamı’nın faillerini biliyor, tanıyoruz. Sivas’taki yangın sönmediği için 30 yıldan beridir, her 2 Temmuz’da adalet talebimizi yineliyoruz. Sivas Katliamı’nın arkasındaki gerçek faillerin ortaya çıkarılması aynı kategoriden onlarca katliamın gerçek faillerinin ortaya çıkarılması mücadelesidir. Bu nedenle de aynı zamanda demokrasi mücadelesinin bir bileşenidir. Bu yüzden de unutmamak, unutturmamak sadece bir hafıza yenilemek değil mücadeleyi de yenileme, yeni bir enerjiyle mücadeleyi teşvik etme anlamına gelmektedir” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • Sanatçılardan Sivas Katliamı paylaşımı: Katilleri ve vicdansız güruhu lanetliyoruz

    Sanatçılardan Sivas Katliamı paylaşımı: Katilleri ve vicdansız güruhu lanetliyoruz

    PİRHA-2 Temmuz 1993’te radikal İslamcı güruhun Madımak Oteli’ni ateşe vererek 33 insanı katletmesinin üzerinden 30 yıl geçti. Sanatçılar, sosyal medya hesaplarından yaptıkları paylaşımlarda Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anıp, katliamı gerçekleştirenleri lanetledi. 

    2 Temmuz 1993’te radikal dinci-faşist kalabalığın Madımak Oteli’ni ateşe vererek 33 insanı katletmesinin üzerinden 30 yıl geçti. Alevi kurumları katliamda hayatını kaybedenleri anmak için Madımak Oteli önünde kitlesel anma yapıyor.

    Sanatçılar, sosyal medya hesaplarından yaptıkları paylaşımlarda Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anıp, katliamı gerçekleştirenleri lanetledi.

    “UNUTMAYACAĞIZ”

    Haluk Tolga İlhan: “2 Temmuz Sivas Katliamı 30 sene olmuş. Bir cümle ile anlatmak istersem, ne derdim diye düşündüm bugün. Yavuz’dan beri devlet ideolojisi hiç değişmedi Alevilere dair dönemin devlet ideolojisinin karar vericileri yanan aydınları büyük bir keyif içinde seyretti. Öfkemiz binyıllar geçmeyecek.”

    Mikail Aslan:” Na roce xo vîr ra nêkenîmê. Naletî şêro bêbav û gonîwero. Bugünü unutmayacağız. Katilleri ve vicdansız güruhu lanetliyoruz.”

    Pınar Aydınlar:” İnsanın bir yanı nedense hep eksik ve o eksiği tamamlayayım derken, var olan aşınıyor azar azar zamanla.”

    Ferhat Tunç:” Bugün günlerden #2Temmuz! Sivas Katliamı, insanlık tarihinin henüz hesabı verilmeyen büyük bir utancı olarak duruyor. 33 aydın, yazar ve sanatçının diri diri yakıldığı katliamın üzerinden tam 30 yıl geçti. Acısı hala dün gibi tazedir. #Sivas Katliamı’nı bir kez daha lanetliyor, yakılarak katledilen canlarımızı sonsuz bir saygı ve minnet duygularımızla anıyoruz.”

    Tolga Sağ:” Hesabının sorulacağı, demokrasi, barış ve insan haklarının hakim kılınacağı bir geleceğe olan inancımla, bu vahşi katliamla bizlerden koparılan canlarımıza sonsuz hasretle.”

    Selda Bağcan:” Sivas’ı unutmadık, unutmayacağız!”

    Zülfü Livaneli: “Hatırlıyor musunuz; yıllar önce bir 2 Temmuz’da Sivas’ta Madımak Otel’de yakılmışlardı. Hatırlıyor musunuz; Pir Sultan Abdal’ı anmak için gitmişlerdi oraya. Hatırlıyor musunuz; türküleri ve şiirleriyle kendi dillerinin en büyük şairlerinden birini anacaklardı. Ama kara eller yaktı onları. Hatırlıyor musunuz; yoksa tamamen unuttunuz mu?”

    Cengiz Özkan:” Madımak’ta yakılan insanlık.”

    Suavi: Yalnızca acıyla, yangınla, ölümle açıklanamaz Madımak. Bu vahşet; faşistlerin, kökten yobazların, sana-bana düşman, insanlığa, sanata, şiire düşman, hayata-yaşama düşman hainlerin ilmek ilmek ördüğü bir toplu imhadır-katliamdır. Deyişler-Türküler susmayacak, Semah yine dönülüyor, dönülecek.”

    Metin Karataş: “Sivas’ın ateşi sonsuza kadar insanlığı yakacak.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Miraz müzik grubu, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı-VİDEO

    Miraz müzik grubu, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı-VİDEO

    PİRHA-Anadolu ve Mezopotamya ezgilerini kendi özgün yorumlarıyla seslendiren Miraz müzik grubu, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenleri Pir Sultan Abdal’ın “Hele bir yol safa geldin desene” deyişini seslendirerek andı. 

    2 Temmuz 1993’te radikal dinci kalabalığın Madımak Oteli’ni ateşe vererek 33 insanı katletmesinin üzerinden 30 yıl geçti.

    Anadolu ve Mezopotamya ezgilerini kendi özgün yorumlarıyla seslendiren Miraz müzik grubu, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenleri Pir Sultan Abdal’ın ‘Hele bir yol safa geldin desene’ deyişini seslendirerek andı.

    “HAK VE ÖZGÜRLÜKLER İÇİN SES VERMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Miraz müzik grubu tarafından yapılan açıklamada, “Sivas Madımak Katliamı’nın üzerinden 30 yıl geçti. Bu katliamda kaybettiğimiz canları, duruşu ve mücadelesiyle bizlere her daim yol gösteren ulu ozan Pir Sultan Abdal’ın sözleriyle anmak istedik. Kaybettiklerimiz şahsında sazımızla, sözümüzle, hak ve özgürlük için ses vermeye devam edeceğiz. Unutmadık, unutturmayacağız! Anılarına saygıyla… Çalışmamıza katkı sunan tüm dostlarımıza ve Şahkulu Sultan Dergâhı emekçilerine çok teşekkür ederiz. Fransa’dan müzisyen dostumuz Pauline Willerval deyişimize ayrı bir güzellik kattı, ona da en içten sevgilerimizle” denildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • 33 canın yakılarak öldürüldüğü Sivas Katliamı 30. yılında!

    33 canın yakılarak öldürüldüğü Sivas Katliamı 30. yılında!

    PİRHA- Sivas’ta gerici-faşist güçlerce 33’ü ozan, yazar, semah dönen gençler, 2’si otel çalışanı olmak üzere 35 kişinin Madımak Oteli’nde yakılarak katledilmesinin üzerinden 30 yıl geçti. Katliam hala aydınlatılmadı. Üç firari sanık üzerinden yürüyen davada da hala katliamın aydınlatılması için mahkemenin bir çabası yok. Zaman aşımı tehlikesiyle karşı karşıya olan davaya dair Alevi toplumu tepkili.

    Sivas/Madımak Katliamı, 2 Temmuz 1993 tarihinde Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından organize edilen Pir Sultan Abdal Anma Etkinliği sırasında 15 bin kadar gerici-faşist kalabalığın Madımak Oteli’ni yakması ve çoğunluğu Alevi 33 yazar, ozan, düşünür ile 2 otel çalışanının yanarak hayatlarını kaybetmesi ile sonuçlanan bir katliam.

    Pir Sultan Abdal Anma Etkinliği kapsamında, aralarında Aziz Nesin’in de bulunduğu pek çok sanatçı ve yazar dönemin Sivas Valisi Ahmet Karabilgin’in özel davetlisi olarak Sivas’a gitti.

    CUMA NAMAZINDAN ÇIKAN KALABALIK MADIMAK OTELİ’NE YÜRÜDÜ

    Binlerce kişiden oluşan gerici-faşist grup, kültür merkezine saldırdıktan sonra Hükümet Meydanı’na geldi. Hükümet Konağı’nı taşlamaya başlayan kalabalık, cuma namazının ardından Madımak Oteli civarında ellerinde benzin bidonuyla yürüdü.

    Azgın kalabalık önce Madımak Oteli önündeki araçları ateşe verdi ve oteli taşladı. Madımak Oteli tutuşturulan perdeler ve alt katta bulunan eşyalarla birlikte yakıldı. Otele kalan kişilerden, aralarında Muhibe Akarsu, Hasret Gültekin, Asım Bezirci,  Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu, Metin Altıok, Hasret Gültekin, Muhibe Akarsu, Gülsüm Karababa, Gülender Akça, Menekşe Kaya’nın da aralarında olduğu 33 kişi ve 2 otel çalışanı yanarak hayatını kaybetti.

    Aralarında Aziz Nesin’in de bulunduğu 51 kişi de olaylardan kendi olanaklarıyla, ağır yaralarla kurtuldu. İtfaiye merdiveniyle kurtarılmaya çalışılan Aziz Nesin, merdivendeki görevli tarafından darp edilip, merdivenden itfaiye aracı etrafında toplanan kalabalığa doğru itildi. Başından yaralanan Aziz Nesin’i linç girişiminden araya giren polisler kurtardı. Yaralılar, polis arabalarıyla Tıp Fakültesi Hastanesi’ne götürüldü.

    Saatlerce süren saldırıya müdahale edilmezken, katliam sonrası valilik tarafından ‘2 günlük sokağa çıkma yasağı’ getirildi.

    SİVAS KATLİAMI İÇİN O DÖNEMİN SİYASETÇİLERİ NE DEDİ?

    Dönemin Başbakanı DYP Genel Başkanı Tansu Çiller, “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir” demişti.

    Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ise olayın münferit olduğunu iddia etmiş, “Alevi-Sünni çatışmasına dönüşmemiş olmasına” gönderme yapıyor ve şöyle diyordu:

    “Olay münferittir. Ağır tahrik var. Bu tahrik sonucu halk galeyana gelmiş… Güvenlik kuvvetleri ellerinden geleni yapmışlardır… Karşılıklı gruplar arasında çatışma yoktur. Bir otelin yakılmasından dolayı can kaybı vardır.”

    Dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu da Aziz Nesin’i hedef göstererek, “Aziz Nesin’in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir” ifadelerini kullanmıştı.

    Koalisyonun ortaklarından SHP’nin eski genel başkanı, dönemin başbakan yardımcısı Erdal İnönü ise, olaylar sırasında Aziz Nesin’le telefonla görüşerek, en kısa zamanda takviye güç gönderileceğini, kimsenin kılına dahi zarar gelmeden kurtarılacağını söylemişti ancak hiç bir müdahale edilmedi. İnönü kendini, “Ne yapayım, yetkim yoktu” diyerek savundu.

    DAVA SÜRECİ

    Madımak Katliamı’ndan bir gün sonra 35 kişi gözaltına alındı. Daha sonra gözaltına alınanların sayısı 190’a çıktı. Gözaltına alınan 190 kişiden 124’ü hakkında “laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışma” suçlamasıyla dava açıldı, geri kalanlar serbest bırakıldı.

    Kamuoyunda Sivas Davası olarak bilinen davanın ilk duruşması, Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde 21 Ekim 1993 günü yapıldı. 26 Aralık 1994’te karara bağlanan dava sonucunda, 22 sanık hakkında 15’er yıl, 3 sanık hakkında 10’ar yıl, 54 sanık hakkında 3’er yıl, 6 sanık hakkında 2’şer yıl hapis cezası, 37 sanık hakkında da beraat kararı verildi.

    Müdahil avukatlar, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını “taraflı, hukuka ve adalete aykırı” olarak niteleyerek, ayrıntılı bir savunmayla temyize gittiler. Yargıtay 9. Ceza Dairesi katliamın “Cumhuriyete, laikliğe ve demokrasiye yönelik olduğunu” belirterek Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını esastan bozdu. Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, Yargıtay’ın bozma kararına uyarak yargılamayı yeniden başlattı.

    28 Kasım 1997’de açıklanan kararda, 33 sanık Türk Ceza Yasası’nın 146/1 maddesine göre idam ve 14 sanığa 15 yıla kadar değişen hapis cezası verildi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 24 Aralık 1998’de hapis cezalarını onadı, 33 idam cezasını ise usul noksanlıkları nedeniyle bozdu. Şubat 1999 tarihinde usul eksikliklerinin giderilmesi için başlayan yargılama sonucunda 16 Haziran 2000’de 33 sanık Devlet Güvenlik Mahkemesi’nce yeniden idam cezasına çarptırıldı. 2002 yılında idam cezasının yürürlükten kaldırılmasıyla idam cezası hükümlülerinin cezaları müebbet ağır hapis cezasına çevrildi.

    SANIK AVUKATLARI REFAH PARTİSİ, AKP VE SAADET PARTİSİ’NDEN MİLLETVEKİLİ, BAKAN OLDULAR

    Sanıkların avukatlığını üstlenenler arasında olan Refahyol iktidarının Adalet Bakanı Şevket Kazan, bakanlığı sırasında sanıkları hapishanede ziyaret etti. Geniş avukat listesinde çok sayıda Refah Parti üyesi ve yöneticisi olması eleştiri konusu oldu. Bu avukatlar ilerleyen yıllarda AKP ve Saadet Partisi’ne katıldılar ve içlerinden üst yönetim görevlerine yükselenler oldu.

    Yıllar geçtikçe sanık sayısı tahliyelerle 33’e düştü. Olayın kilit ismi olarak nitelendirilen, Sivas’taki Madımak Oteli’nde 2 Temmuz 1993’te 33 aydının yakılarak katledilmesi olayının azmettiricisi olan ve yıllarca Fransa’da sanılarak aranan sanık Cafer Erçakmak’ın 11 Temmuz 2011’de Sivas’ta öldüğü ortaya çıktı.

    Yargıtay’ın 1997’deki bozma kararından sonra firar eden 8 sanık ise halen yakalanamadı. Davanın firari olan 5 sanık ile ilgili kısmı, 13 Mart 2012 tarihinde zaman aşımından düşürüldü.

    ÜÇ FİRARİ SANIK ÜZERİNDEN YÜRÜYEN DAVA

    Şimdi ise dava üç firari sanık Eren Ceylan, Murat Sonkur ve Murat Karataş’ın yargılanması üzerinden Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor.

    Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa’nın avukatı Coşkun Özgür Piroğlu, Ocak 2021’de Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun dinlenmesi için Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne dilekçeyle başvurdu. Piroğlu tarafından 1. Ağır Ceza Mahkemesi kalemine yapılan başvuruda, Saadet Partisi Genel Başkanı Karamollaoğlu’nun dönemin karanlık güçlerini bildiği ve tanık sıfatıyla dinlenmesi gerektiğine vurguda bulunuldu. Ancak mahkeme bu talebi kabul etmedi.

    Üç firari sanığın yargılandığı davada Ahmet Nesin ve Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in de dinlenmesini istendi ancak mahkeme bu talepleri de reddetti.

    Hollanda Büyükelçiliği, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren 35 kişiden biri olan Hollandalı Carina Cuanna nedeniyle 20 Ocak 2021 tarihinde Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya gözlemci olarak katılmaya başladı. Büyükelçilik artık her duruşmaya gözlemci olarak katılıyor.

    19 Ocak 2022’de görülen duruşmada Madımak Katliamı ile Alevi soykırımı yapıldığı bir kez daha dile getirilirken, Tansu Çillerin tanık olarak dinlenmesi talebini mahkeme ret etti.

    REDDİ HAKİM TALEBİ

    22 Haziran 2022 günü görülen 28. duruşmada adil bir yargılama yapılmadığını vurgulayan avukatların reddi hakim talebi reddedildi.
    Bunun üzerine Avukat Coşkun Özgür Piroğlu, Sivas Katliamı davasını yürüten heyete dair redd-i hakim talebinin kabul görmemesi üzerine yeniden itirazda bulundu. Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvuran Av. Piroğlu, “Bu katliamın arkasındaki siyasi güçlerin ortaya çıkarılması mahkemenizin heyeti tarafından engellenmektedir. Mahkemenizin bu kararına itiraz ediyorum ve mahkemenizin heyetinin davadan çekilmesini talep ediyorum” dedi. Eylül ayında görülecek duruşmada karar çıkmaması halinde, zaman aşımına uğrama riski bulunuyor.

    Alevi toplumunun “Madımak utanç müzesi olsun” talebi de hala kabul edilmedi.

    Sivas Katliamı’nın katillerinin mahkemedeki savunmalarını ise AKP’liler üstlendi. 13 Mart 2012 tarihinde katliamın zaman aşımından düşürülmesi büyük tepkiye yol açtı.

    PİRHA/ İSTANBUL

     

  • Alevi kurum başkanlarından çağrı: 2 Temmuz’da bütün canları Sivas’a bekliyoruz-VİDEO

    Alevi kurum başkanlarından çağrı: 2 Temmuz’da bütün canları Sivas’a bekliyoruz-VİDEO

    PİRHA-Alevi kurum başkanları, 30. yılında Madımak Katliamı’nı lanetlemek ve yakılarak katledilen canları anmak için herkesi Sivas’a, Madımak Oteli önünde yapılacak anmaya çağırdı. Yapılan çağrıda, “Sivas Katliamı’nı unutmamak ve unutturmamak adına herkesi 2 Temmuz günü bağlamalarıyla Madımak önüne bekliyoruz” denildi.

    2 Temmuz 1993’te radikal İslamcı güruhun Madımak Oteli’ni ateşe vererek 33 insanı katletmesinin üzerinden 30 yıl geçti. Alevi kurumları, Sivas Katliamı’nın 30. yılında hayatını kaybedenleri anmak için katliamın yapıldığı Madımak Oteli önünde kitlesel anma yapacak.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez 30. yılında Madımak Katliamı’nı lanetlemek ve yakılarak katledilen canları anmak için herkesi Sivas’a, Madımak Oteli önünde yapılacak anmaya çağırdı.

    “HERKESİ 2 TEMMUZ’DA MADIMAK ÖNÜNE BEKLİYORUZ”

    ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, “Sivas Madımak Katliamı’nın 30. yılında bu topraklarda yeniden acılar yaşanmaması için hesap sormak, unutmamak ve unutturmak adına herkesi 2 Temmuz günü bağlamalarıyla Madımak önüne bekliyoruz” dedi.

    2 Temmuz 1993 yılında Sivas’ta Türkiye tarihinin en büyük katliamlarında birisinin yapıldığını söyleyen AKD Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, “33 aydın ve sanatçı Madımak’ta diri diri yakıldı. 30. yılında Madımak Katliamı davasında zaman aşımı tehlikesiyle karşı karşıyayız. 2 Temmuz’da Sivas Katliamı’nı unutmamak ve unutturmamak için bağlamanı al Sivas’a gel, sen yoksan bir eksiğiz” diye belirtti.

    “İNSANLIĞA KARŞI İŞLENMİŞ SUÇLARDA ZAMAN AŞIMI OLMAYACAĞINI HAYKIRALIM”

    PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, “Bağlamanı al gel. Sivas için adalet, herkes için adalet demeye devam edelim. İnsanlığa karşı işlenmiş suçlarda zaman aşımı olmayacağını haykıralım. Laiklik, demokrasi ve özgürlük için gelin canlar bir olalım” diye ifade etti.

    HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez ise, “Bu topraklarda yaşanan en büyük katliamlardan biri olan Sivas Madımak Katliamı’nı unutmamak için bu yıl da Sivas’ta olacağız. 2 Temmuz’da bütün canları Sivas’a bekliyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • AABK: Madımak “Utanç Müzesi” olana kadar kavgamızı sürdüreceğiz!

    AABK: Madımak “Utanç Müzesi” olana kadar kavgamızı sürdüreceğiz!

    PİRHA- Sivas Katliamı’nın 30. yılına dair Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu tarafından yapılan açıklamada, Madımak Oteli’nin, Sivas Katliamı’nın trajedisini yansıtması ve bu kara sayfayla yüzleşmek adına bir “Utanç Müzesi” haline getirilmesi gerektiği vurgulanarak, “Madımak Katliamı davası zaman aşımına uğrayamaz. Madımak Katliamı insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur ve insanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olmaz” denildi.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta gerçekleştirilen Madımak Katliamı’nın 30. yıl dönümüne ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. “Madımak 30 Yıldır Yanıyor” başlığıyla yapılan açıklamada, Alevi toplumuna yönelik katliamların derin yaralar açtığı vurgusu yapıldı.

    AABK, 2 Temmuz 1993’te hayatını kaybeden 33 canın anısını yaşatmak için Madımak Oteli önünde ve dünyanın dört bir yanındaki meydanlarda bir araya geleceklerini ve seslerini duyuracaklarını ifade etti.

    Açıklamada, Madımak Katliamı davasının zaman aşımına uğratılamayacağının altı çizilerek, Madımak Katliamı’nın tüm ayrıntılarının araştırılmasını ve gerçek sorumluların hesap vermesini engelleyenlerin adaletin önünde durduğu ifade edildi.

    “UTANÇ MÜZESİ OLANA DEK MÜCADELE EDECEĞİZ!”

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun açıklaması şöyle:

    “Türkiye’nin aydın, sanatçı yüzleri hâlâ o korda yanıyor. Bizim de yüreklerimiz yangın yeri. Toplumsal belleğimizde Madımak oteli, mekan olarak insanlığın, mertliğin, vicdanın yandığı yer olarak kalacaktır. Bu yüzdendir ki, Madımak Oteli’nin, Sivas Katliamının trajikliğini yansıtması ve bu kara sayfa ile yüzleşmek adına “Utanç Müzesi“ haline getirilmesi gerekmektedir.

    Türkiye karanlık tarihiyle yüzleşene kadar, Madımak “Utanç Müzesi” olana kadar kavgamızı sürdüreceğiz! 30 yıldır süren Madımak Katliamı Davamızdan vazgeçmeyeceğiz! Madımak katliamı davası 30. Yılında zamanaşımına uğratılmak isteniliyor, ancak Madımak katliamı davası zamanaşımına uğrayamaz. Madımak Katliamı İnsanlığa karşı işlenmiş bir suçtur ve İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı olmaz.

    “DAVAMIZDAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Madımak Katliamının tüm ayrıntılarıyla araştırılmasını ve gerçek sorumluları koruyup onlardan hesap sorulmasını engelleyenler, göstermelik davalarda az sayıda katilleri mahkemeye çıkartıp, onlarında az cezayla kurtulmasını veya serbest bırakılmasını sağlayanlar, başta Almanya olmak üzere bir çok yabancı ülkeye katilleri kaçırtıp, onların buralarda kendilerine hayat kurmalarına, yuva edinmelerine, kebap salonları açmalarına zemin hazırlayanlar, katillerin serbest bırakıldığında “ülkemiz için hayırlı olsun” diyenler, Mağdur ailelerine baskı uygulayıp, zulmedenler, bilmeliler ki; biz bugüne kadar tüm baskı ve zulümlere rağmen hiç bir davamızdan vazgeçmedik, Madımak Katliamı davamızdan da vazgeçmeyeceğiz. Dönen dönsün ben dönmezsem şiarıyla; haksızlığa, adaletsizliğe, karanlığa, baskıya ve zulme hep karşı koyduk. Her zaman var gücümüzle hiç bir ayırım yapmadan tüm insanların adil ve eşit yaşayabilmeleri için mücadele ettik.

    2 TEMMUZ’DA SİVAS’TA OLMA ÇAĞRISI

    Hak, Hukuk, Adalet isteyen tüm insanların davası; son yıllarda yükselen dinci baskı rejimine karşı laikliği savunanların davası; dindar ve kindar nesiller yetiştirmek isteyenlere karşı koyarak, tüm insanların özgürce, barış ve eşit haklara sahip yaşamalarını isteyenlerin davası; yeni katliamların yaşanılmasını istemeyenlerin davası; Türkiye’de demokrasi, eşitlik ve adalet taleplerinde bulunan herkesi düşman ve terörist ilan edilmesine karşı duranların davası; 20 yılı aşkın süredir AKP faşist rejiminde halkın susturulmasını, muhalif ve azınlıkları gerekçesiz ve adil yargılama yapmadan yıllarca hapis edilmesini onaylamayanların davası; cinsiyeti, cinsel tercihi, etnik veya dinsel kimliği nedeniyle kimse haksızlığa ve saldırıya uğramasın diyenlerin davası. Bugün Madımak Katliam Davasına sahip çıkmayan bilsin ki, yarın sahip çıkabileceği hiçbir hakkı kalmayacak, baskı ve zulm uygulanan, haksızlığa maruz kalan bir başkası değil, bugün Türkiye’de yaşayan her bir bireyin temel insan hakları ayaklar altında.

    2 Temmuz’da Sende Sivas’da ol! Madımak Katliamını unutma, unutturma! Karanlığa, baskı ve zulme karşı Hak, Hukuk, Adalet diye haykır!”

    (HABER MERKEZİ)

  • İzmir’de Sivas anması: Katliamla yüzleşmek devletin kendisiyle de hesaplaşmasıdır-VİDEO

    İzmir’de Sivas anması: Katliamla yüzleşmek devletin kendisiyle de hesaplaşmasıdır-VİDEO

    PİRHA- Sivas Katliamında yaşamını yitirenler İzmir’de anılarak, “Katliamın arkasındaki karanlık odakları açığa çıkarmak ve başta yaşamını yitirenlerin aileleri olmak üzere milyonlarca Alevinin adalete olan güvenini sağlamak devletin görevidir” denildi.

    İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri ve İzmir Alevi örgütleri, Madımak Oteli’nde 33 aydın, yazar ve 2 otel çalışanının yakılarak katledildiği Sivas Katliamının 30’uncu yıl dönümünde yaşamını yitirenleri anmak için basın açıklaması düzenledi.

    Alsancak’ta bulunan Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde düzenlenen açıklamaya Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Demokratik Alevi Dernekleri, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı yöneticileri, Yeşil Sol Parti İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk, yanı sıra çeşitli siyasi parti ve sivil toplum kuruluşları temsilcileri de katıldı. Açıklamada üzerinde katledilenlerin fotoğrafları bulunan “Her yer Madımak her yer yanıyor unutmadık unutturmayacağız” yazılı pankart taşındı. Sık sık “Sivas’ı unutma unutturma”, “Faşizme karşı omuz omuza”, “Devletin Alevisi olmayacağız, “Katil devlet hesap verecek” sloganları atıldı.

    “YÜZLEŞMEK, DEVLETİN KENDİSİYLE HESAPLAŞMASIDIR”

    Kurumlar adına basın açıklamasını okuyan Alevi Bektaşi Federasyonu Ege Bölge Sorumlusu Gülbahar Kaplan, aradan geçen 30 yıla rağmen devletin katliamla yüzleşmekten kaçtığını söyledi. Kaplan, yüzleşmenin devletin kendisiyle de hesaplaşması olacağını belirterek, “Bu katliamın arkasındaki karanlık odakları açığa çıkarmak ve başta yaşamını yitirenlerin aileleri olmak üzere milyonlarca Alevinin adalete olan güvenini sağlamak devletin görevidir. Ayrıca altını çizerek belirtelim ki bizim açımızdan yüzleşmek, devletin kendisiyle de hesaplaşması anlamı taşımaktadır. Çünkü o yıl dördüncüsü düzenlenen Pir Sultan Abdal’ı anma etkinlikleri, Sivas Valiliği ve Kültür Bakanlığı ile ortak yapılan bir etkinlikti. Tüm bunlar devam ederken, ne devletin istihbaratı ne de polisi hiçbir önlem almamış ve sessiz kalarak bu hazırlıkları izlemiştir. Eğer gerçek bir yüzleşme yaşanacaksa, özellikle 1993 yılında Sivas ve civar illerdeki istihbarat ve güvenlik şefleri sorgulanmalı ve katliamın arkasındaki odaklar açığa çıkarılmalıdır” dedi.

    “2 TEMMUZ DEVLETİN DEMOKRASİ SİCİLİNDE KIRILMA NOKTASIDIR”

    “2 Temmuz 1993 gününün Türkiye Cumhuriyeti devletinin zaten bozuk olan demokrasi sicilinde bir kırılma noktasıdır” diye nitelendiren Kaplan, insanlığa karşı işlenen zamanaşımı olmayacağının altını çizerek şunları söyledi:

    “Hatırlayalım, oteli kuşatan güruh ‘’Kahrolsun Laiklik, Cumhuriyet burada kuruldu burada yıkılacak’’ diye bağırırken, güvenlik güçleri sadece izliyordu. Yani aslında Madımak ’da bizimle birlikte laikliği ’de yaktılar. O günün Başbakanı , ‘Çok şükür otel dışındakilere bir şey olmadı’ demişti. Bugünün cumhurbaşkanı ise ‘Hayırlı olsun’ diyor. Madımak davasına sahip çıkmak, ülkeyi Ortadoğu bataklığına sürükleyen karanlık zihniyete karşı çocuklarımızın geleceğine sahip çıkmaktır. Kadına yönelik her türlü şiddete karşı çıkmaktır. Örgütlü kötülüğe karşı iyiliği, yaşatmaktır. 30. yılında zamanaşımına uğratılmak istenen Madımak katliamı davası insanlığa karşı işlenmiş bir suçun davasıdır. İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı olmaz.”

    OKULLARA İMAM ATANMASINA TEPKİ

    İktidarın “siyasi-ideolojik biçimlendirme girişimlerinin bir parçası” olarak tanımlanan okullara imam atanması (ÇEDES) uygulamasının bir önce kaldırılmasını gerektiğini ifade eden Kaplan, “Ülkemizde milyonlarca insan açlık ve yoksulluk ile mücadele ederken, bir avuç yandaş lüks içinde yaşamaktadır. Manevi danışman adı altında ÇEDES projesiyle okullara imam gönderenlerin asıl hedefinde çocuklarımızın geleceği vardır. Dindar ve kindar nesiller yetiştirmek isteyenler, yeni Madımak katliamlarının da önünü açmaktadır. Ülkede demokrasi, eşitlik ve adalet taleplerinde bulunan herkes düşman ve terörist ilan edilmektedir. Adeta, ‘’halinize şükredin ve susun…’’ denilerek açlığın kader, itirazın suç olduğuna inanmamız istenmektedir” diye konuştu.

    Açıklama sloganlarla son buldu.

    PİRHA/İZMİR