Etiket: 30. yıl

  • DAD: Sivas Katliamı, özgürlük arayışındaki Alevilere karşı tekçi devlet katliamların devamıdır!

    DAD: Sivas Katliamı, özgürlük arayışındaki Alevilere karşı tekçi devlet katliamların devamıdır!

    PİRHA-  Sivas Katliamının, hakikat ve özgürlük arayışında bulunan Alevilerine karşı, tekçi ulus devlet anlayışının sistematik katliam politikalarının devamı niteliğinde olduğuna vurgu yapan Demokratik Alevi Dernekleri, “90’lı dönemlerde kendi hakikati, tarihsel hafızası ile ikrarlaşan bunun mücadelesini veren  Alevilere gözdağı verilmek istendi. Yüzleşme talebimizi güçlü bir demokrasi mücadelesine dönüştürmeliyiz” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi, 2 Temmuz 1993’te faşist-gerici gruplar tarafından asker ve polisin gözü önünde gerçekleştirilen Sivas Katliamının 30’uncu yılı nedeniyle yazılı bir açıklama yaptı. Kürtlerin demokrasi alanındaki mücadelesinin emek barış ve demokrasi güçleri ile demokratik siyasette birlik oluşturması çalışmalarının bölge Alevilerini de etkilediğinin belirtildiği açıklamada, bu birliğin önüne geçmek için Sivas’ta Alevilere katliam uygulandığının altı çizildi.

    Açıklamanın devamında, ülkedeki farklı inançların acılarını ortaklaşmada aynı duyarlılıkta hareket ederek, birlikte yüzleşme talebinin güçlü bir demokrasi mücadelesine dönüştürülmesi çağrısında bulunuldu.

    Demokratik Alevi Dernekleri’nin açıklaması şöyle:

    “DEVLET AKLI TÜM FARKLILIKLARI TEKLEŞTİRMEK İSTİYOR”

    Cumhuriyetin kimlik inşasında devlet aklının avantajlı durumda olanların dışında kalan tüm farklılıkların tekleştirmesi siyasetinin günümüze devam ettiği belirtilerek, “Hakikat ve özgürlük arayışında bulunanlar tarihin her döneminde egemenler tarafından zulme uğramıştır. Katliam, savaş, soykırım, sürgün siyaseti iktidarcı anlayışlar tarafından sürekli güncellenmiştir.  Ahlaki ve politik değerleri esas alanlara karşı ırkçılık, dincilik siyaseti üzerinden toplum ayrıştırılarak karşıtlık derinleştirilmiş, yıllara dayanan bir toplum kırım süreci devamlı gündemde tutulmuştur. Söz konusu Alevi sürekleri olunca yüzyıldır “öteki” olmaktan kurtulamamışlar. Cumhuriyet modernitesinin kimlik inşasında avantajlı durumda olanların dışında kalan bütün farklılıkların tekleştirilmesi, Türk – İslamlaştırılması siyaseti günümüze kadar devam eden resmi akıldır” denildi.

    “ALEVİLERE YÖNELİK SİSTEMATİK KATLİAMLARIN DEVAMI”

    Katliamın hakikat ve özgürlük arayışında bulunan Alevilerine karşı, tekçi ulus devlet anlayışının sistematik katliam politikalarının devamı niteliğinde olduğuna değinilerek, “30 yıldır adalet arıyoruz. 30 yıldır çar anasırı birleştirip zulmün karanlığına delil oluyoruz. Zulmün karanlığına delil olanlara, Hak ve hakikat aşkıyla yananlara aşk olsun. Bilindiği gibi bu toprakların kadim halklarından ve kültürlerinden olan Alevi  toplumuna karşı birçok insanlık suçu işlenmiştir. Bu insanlık suçlarından  biri olan Sivas katliamının 30. yıldönümündeyiz. Bir kez daha şehitlerimizin huzurunda dardayız. 2 Temmuz; Sivas’ta hakikat ve özgürlük arayışında bulunan Reya Heq Alevilerine karşı, tekçi ulus devlet anlayışının Emevi, Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı’dan devraldığı sistematik katliam politikalarının devamı niteliğindedir” ifadeleri kullanıldı.

    “DEMOKRATİK SİYASETTEN ETKİLENEN ALEVİLERE GÖZDAĞIYDI”

    Sivas Katliamının sadece Alevileri değil, ülkede demokratik siyaseti esas alan bütün kesimleri hedef aldığı belirtilen açıklamada, “Özgürlük, eşit yurttaşlık isteyen Kürtleri, hak arama mücadelesi veren emekçileri, yönelimleri ve kimlikleri yüzünden zulüm gören LGBTIQ+ bireyleri, kadınları ve toplumun tüm ötekilerini hedef aldı. Bu katliamla toplum topyekün bir sessizliğe sokulmak istendi. Özgürlük isteyen Aleviyi, Kürdü, aydını, öğrenciyi, emekçiyi dilsizleştirmek istediler. Ancak başaramadılar! 90’lı dönemlerde kendi hakikati, tarihsel hafızası ile ikrarlaşan bunun mücadelesini veren  Alevilere gözdağı verilmek istendi. Kürtlerin demokrasi alanındaki mücadelesi, emek barış ve demokrasi güçleri ile demokratik siyasette birlik oluşturması çalışmaları bölge Alevilerini de etkilemişti. Bu birliğin önüne geçmek için Sivas’ta Alevilere katliam uygulanmıştır. Resmi ideolojinin dediği gibi “laik – anti laik, ilerici-gerici” çatışması değil; demokratik siyaseti savunanlarla resmi ideoloji de ısrar edenlerin mücadelesidir”

    ACILARI ORTAKLAŞTIRMA VE YÜZLEŞME ÇAĞRISI

    Ülkedeki farklı inançların acılarını ortaklaşmada aynı duyarlılıkta hareket ederek, birlikte yüzleşme talebinin güçlü bir demokrasi mücadelesine dönüştürülmesi ve yüzleşme çağrısında bulunulan açıklamanın devamında şunlar kaydedildi:

    “Ancak 30 yıldır Katiller hala adil olarak yargılanmadı. Başta Madımak katliamı olmak üzere tüm Alevi katliamlarıyla yüzleşme olmadı.Yüzleşme olmadığı sürece yaralarımız hep kanayacak ve bu travma ile yaşayacağız. Söz konusu travmayı aşmanın yolu, hakikatlerle yüzleşme adil bir barış, demokratikleşme ve helalleşmedir. Öyleyse 30. yılında bir kere daha Sivas katliamıyla yüzleşme talebimizi yineliyoruz. Madımak Oteli “utanç müzesine” dönüştürülmelidir. Devlet katliamı planlayanları, uygulayanları bağımsız adil bir yargı önünde hesap vermelerini sağlamalıdır. Katliamla ilgili arşivler açılmalıdır. Haklarında kırmızı bülten olmasına karşın Avrupa ülkeleri arananları iade etmemişlerdir. Bu ülkeler katilleri iade etmelidir. Devlet yetkilileri Alevi Katliamlarını unutturmaya çalışmaktadır. Bizler Yüzleşmek ve Adalet için Madımakta 33 canımızın katillerinin peşini bırakmayacağımızın sözünü veriyoruz.

    Fakat acılar birdir, anaların gözyaşları aynıdır. Herkes kendi acısına yanarak bu katliamlarla yüzleşemez. Bunu biliyoruz. Bizler Zalimin zulmüne uğrayanlar olarak, bu coğrafyada zulme uğrayan musahip halklarla onların acılarını da acılarımıza katarak aynı duyarlılıkta hareket etmeliyiz. Onlarla birlikte yüzleşme talebimizi güçlü bir demokrasi mücadelesine dönüştürmeliyiz”.

    PİRHA/İSTANBUL

  • DİK: Sivas’ın faili kurucu devlet aklı ve icracısı siyasal aktörlerdir!

    DİK: Sivas’ın faili kurucu devlet aklı ve icracısı siyasal aktörlerdir!

    PİRHA- Dersim İnşa Kongresi, Madımak Katliamının 30. yılında yaptığı yazılı açıklamada, soykırımcı zihniyetin cumhuriyetin 100. yılında nihai sonucu ulaşmak istediğini kaydederek, “2 Temmuz Madımak katliamının 30. ve cumhuriyetin 100. yılında öncelikle demokratik çevrelerin, soykırım ve katliamlara yönelik alışıla gelmiş yaklaşımları terk ederek, bütün boyutlarıyla hakikate ulaştıracak ortak bir tutum geliştirmesi zorunludur” denildi. 

    Dersim İnşa Kongresi (DİK), 2 Temmuz 1993’te faşist-gerici gruplar tarafından asker ve polisin gözü önünde gerçekleştirilen Sivas Katliamının 30’uncu yılı nedeniyle yazılı bir açıklama yaptı. 2 Temmuz Sivas Katliamının, Koçgiri ile başlayan ve 1938 Dersim Soykırımı ile zirveye ulaştırılarak kesintisiz yürütülen çok katmanlı soykırım sürecinin önemli bir halkası olduğuna işaret edildi.

    Katliamda yaşamını yitirenlerin anıldığı açıklamada, Alevilere yönelik sistematik katliamlardan olan Madımak’ın faillerinin devlet aklı ve onun icracısı olan siyasal aktörler olduğuna vurgu yapıldı.

    “SOYKIRIM PARADİGAMASI BAŞARIYA ULAŞTIRILMAK İSTENİYOR”

    Dersim İnşa Kongresi’nin, Madımak Katliamının 30’uncu yılına dair açıklamasında şunlar kaydedildi:

    “Önemli bir zaman kesitinde karşıladığımız 2 Temmuz’un bu yıl dönümünde, Sivas/Madımak katliamında yitirdiğimiz canlarımızın hatıraları önünde bir kez daha saygıyla, minnetle eğiliyoruz. Katliamcı ve soykırımcı devlet aklını, bu aklın icracısı siyasal aktörleri ve kan dökmek için kışkırtılarak vecd içinde harekete geçirilen güruhları şiddetle lanetliyoruz.

    Bu yıl 2 Temmuz katliamının 30. yıl dönümü, cumhuriyetin 100. yılına denk geliyor. Bunun salt sembolik bir kesişme olmadığı çok açıktır. Yüz yıl önce oluşturulan paradigma günümüzde, “2023 Vizyonu, ve “Türkiye Yüzyılı” söylemi ile Recep Tayyip Erdoğan komutasında AKP/MHP-HÜDA-PAR faşizan iktidarınca sonuca ulaştırılmak istenmektedir.

    Hiç kuşkusuz karşılanacak yüz yıl inkarcı, tekçi cendereden çıkmak ve çoğulcu temelde özgürlükçü demokratik bir yaşam kurmak isteyen toplumsal kesimler açısından da stratejik önemdedir.

    FAİL DEVLET AKLI VE İCRACISI SİYASAL AKTÖRLERDİR

    Bu bağlamda 2 Temmuz Madımak katliamının 30. ve cumhuriyetin 100. yılında öncelikle demokratik çevrelerin, soykırım ve katliamlara yönelik alışıla gelmiş yaklaşımları terk ederek, bütün boyutlarıyla hakikate ulaştıracak ortak bir tutum geliştirmesinin zorunluluğunu vurgulamak isteriz. Fail kurucu devlet aklı ve icracısı siyasal aktörlerdir.

    Farklı toplumsal kesimleri hedef alan hiçbir katliam, bir anda meydana gelmiş olayların sonucu değildir. Sistematik olarak bir topluma yönelmiş katliamların gerçek failleri ve sorumluları, hangi saiklerle olursa olsun kışkırtılmış güruhlar değildir. Dolayısıyla süreklilik kazanmış Alevi katliamlarında da gerçek sorumlular, sahnede gördüklerimiz değildir. Fail, sistem içi siyasal güçleri ayrımsız birleştiren kurucu devlet aklıdır.

    KATLİAMLA YÜZLEŞME YERİNE, ÜZERİNE KARA ÖRTÜ SERİLDİ

    2 Temmuz Madımak katliamı bağlamında öncesi ve sonrasıyla yaşananlar ele alınırken, Koçgiri katliamında saklı olan şifrenin, geniş kesimlerin ortak tutumuyla deşifre edilmesini, hakikate ulaşmak açısından zaruri görüyoruz.

    Bu şifre, Koçgiri katliamında şekillenen kurucu aklın nirengi noktasıdır. Tüm siyasal tonlarıyla rejimin, günümüze kadar devam eden değişmez siyasal tutumudur. Bu şifre, geliştirilen tüm katliamlara yönelik cezasızlığın temel norm haline getirilmesidir. Soykırımlarla ve katliamlarla yüzleşmek yerine, üzerine kara bir örtü serilmesidir.

    Bilindiği üzere Koçgiri katliamı Ekim 1921’de Meclis gizli oturumunda ele alınmış ve milletvekilleri büyük çoğunlukla yaşanan katliamın sorumlusu Sakallı Nurettin’in yargılanıp, cezalandırılmasını istemiştir. Ancak Mustafa Kemal,  “Bu iş benimle Bakanlar Kurulu arasında bir sorun çıkmasına yol açtı. Ben, Nurettin Paşa’ya uygulanmak istenen işlemi kabul etmedim. Fevzi Paşa (Çakmak) Hazretleri de benim görüşüme katıldı. Meclis’te Nurettin Paşa’yı savundum, kendisini ağır bir işleme uğramaktan kurtardım,” diyerek yargılamaya izin vermemiştir.”

    ALEVİ BELTAŞİ CEMEVİ BAŞKANLIĞI VE ÇEDES’E TEPKİ

    Farklı kimlik ve kültürleri hedefleyen her katliam, yürürlükte olan fiziksel ve kültürel soykırım planının bir parçası olduğuna işaret edilen açıklamada, “2 Temmuz vesilesi ile önemle belirtmek isteriz ki; AKP/MHP/HÜDA-PAR/Yeniden Refah gerici, faşizan iktidar bloğu Şark Islahat Planı, Zorunlu İskan Kanunu, Tekke ve Zaviyeler Kanunu gibi cumhuriyetin kurucu belgelerini güncelleyerek sonuca gitmek istiyor. Özellikle, “Kültür ve Turizm Bakanlığı Alevi-Bektaşi Kültür Ve Cemevi Başkanlığı” ve ÇEDES olarak formüle edilen okullarda imamların görevlendirilmesi projesi, kadim Alevi itikadının Sünni İslami daire içine alınarak, eritilmesini hedeflemektedir. Yaşanan çok yönlü saldırılara karşı çoklukta birlik ilkesi ile daha geniş bir mücadele hattını yaratılması, ertelenemez temel önceliktir” denildi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

     

     

     

     

     

     

     

  • FEDA: Sivas, soykırımcı zihniyetin Alevilere karşı ‘Tamamlanmamış Görev’ olarak addettiği katliamdır

    FEDA: Sivas, soykırımcı zihniyetin Alevilere karşı ‘Tamamlanmamış Görev’ olarak addettiği katliamdır

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Alevilerin öz güçleri üzerinden örgütlenmelerini ve kendi hakikatleri ile giderek yüzleşmelerini devlet kendisi açısından tehlike olarak gördüğü için Sivas Katliamı’nın yapıldığını belirterek, “Tekçi zihniyetten beslenen AKP-MHP faşist iktidarı da bir kez daha Alevilere, Kürtlere ve demokrasi güçlerine katliam ve soykırımı dayatıyor” dedi.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), 2 Temmuz Madımak Katliamı’nın 30’uncu yıl dönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, hayatını kaybedenleri anarak, bu katliamın halen kanayan bir yara olduğunu belirtti.

    Açıklamada, devletin Kürt ve Alevi sorununu, meşru demokratik yollarla çözmek yerine, her seferinde katliam ve soykırımı dayattığı belirtilerek, Özel Harp Dairesi üzerinden halklara, inançlara dönük fiziki, siyasi, kültürel ve sosyal soykırımı uygulamanın görev bilindiği vurgulandı.

    Demokratik Alevi Federasyonu’nun açıklamasında şunlar kaydedildi:

    “DEVLET TARAFINDAN ÖRGÜTLENDİ”

    “Alevilere karşı devlet tarafından örgütlendirildiği anlaşılan bu güruh otelin etrafını sarar, otele sığınanları kuşatırlar. Tekbir sesini duyanların katılımı ile kısa sürede sayıları on binlere ulaşan bu faşist güruh “Laik kafirlere ölüm’”, “Zafer İslam’ın olacak” diyerek oteli ateşe verirler.

    Devletin valisi, polisi, askerinin yanı sıra dönemin hükumeti saatler boyu devam eden bu kuşatmaya sessiz kalmayı görev bilirler. Çünkü inkârcı ve katliamcı ulus devletin farklı ve öteki olanlara karşı ’Tamamlanmamış Görev’, ‘Bitmemiş Suç’ pratiği devam ediyordu.

    ‘Bitmemiş Suç’ pratiği gereğince şenlik üzerine saldırtılan ve sevk edilen bu nehak zihniyet sahipleri tarafından çıkarılan yangında, 33 canımızın kimisi dumandan vahşice boğularak, kimisi de hunharca yakılır. Madımak oteli çevresine bindirilmiş faşist güruh, is ve yanık et kokusundan çılgına dönmüş, önüne gelen her şeyi yakıp yıkıyordu.

    SİVAS: ALEVİLERE KARŞI  ‘TAMAMLANMAMIŞ GÖREV’

    Soykırımcı İttihat ve Terakki zihniyetinin birinci dünya savaşı koşullarında Müslüman olmayan halklara dönük yürüttüğü soykırım, ulus devletin inşası süreci ile birlikte Müslüman ve Türk olmayan Kürt Alevilerine ve Türk olmayan Kürtlere dönük sürdürülür. Tekçi, inkârcı, katliamcı ve soykırımcı bu zihniyetin Alevilere karşı ‘Tamamlanmamış Görev’ olarak addettiği katliamın adıdır Sivas.

    1920-1921 yıllarında Koçgiri soykırımı ile Kürtleri Ankara’dan uzaklaştırmanın stratejisi ile hareket eden devlet, 1978’de Maraş, 1980’de Çorum ve 1993’te Sivas’ta Kürt- Alevi karşıtı stratejisi gereğince ‘suç pratiği’ içinde olur. 1925 Şark Islahat Planı ile genelde Kürtleri, özelde Kürt Alevileri, ‘Yeşil Kuşak’ dışına hapsetmek, direnenleri ortadan kaldırmak, geride kalanları ise asimile ederek başkalaşıma uğratmak devletin temel stratejisi olmuştur.

    Kürt ve Alevi sorununu, meşru demokratik yollarla çözmek yerine, her seferinde katliam ve soykırımı dayatan Türk devleti, TSK bünyesinde oluşturduğu Özel Harp Dairesi üzerinden halklara, inançlara dönük fiziki, siyasi, kültürel ve sosyal soykırımı uygulamayı görev bilir.

    “ALEVİLERİN ÖRGÜTLENMESİNİ TEHLİKE GÖRDÜLER”

    Toplumun sivil demokratik örgütlenmesi perspektifi ile başta Kürt Alevileri olmak üzere, bir bütün Alevilerin öz güçleri üzerinden örgütlenmelerini ve kendi hakikatleri ile yüzleşmelerini, devlet kendisi için tehlikeli gelişme olarak gördü. Ulus devletin inkârcı ve katliamcı politikaları ile ön alamadığı siyasal, toplumsal ve kültürel aydınlanma hareketi, Ankara’nın yanı başında, ulus devletin temellerinin atıldığı Sivas Kongresi’nin gerçekleştiği Sivas’ta yaşanıyor olması, ulus devlet tarafından kabul edilmez görüldü. Türk ulus devletinin yok saydığı Kürtler, Aleviler, Sosyalistler ve aydınlar yan yana gelmiş, topluma yeni bir umut ışığı yakmışlardı. Devletin bekası için kabul edilmez olan bu gelişme, Özel Harp Dairesince önlenmeli, kriminalize edilmeliydi. O nedenle devletin yasama, yürütme ve yargısı el birliği içinde olmuş, askeri ve sivil bürokrasisi katliamı kolaylaştıran olmuşlardır.

    “HALKLARA, İNANÇLARA SOYKIRIM DAYATILIYOR”

    Tekçi zihniyetten beslenen AKP-MHP faşist iktidarı da bir kez daha Alevilere, Kürtlere ve demokrasi güçlerine katliam ve soykırımı dayatıyor.

    Toplumsal muhalefetin faşizme karşı direnişinin de etkisiyle birbirlerine düşen iktidar klikleri, mafya liderleri katliamların bizzat derin devlet tarafından yapıldığını itiraf etmeye, Alevilere karşı devletin yeni saldırı içinde olduğunu söylemeye başladılar.

    Bizleri farklılıklarımızla ayrıştıran, karşıtlaştırıp düşmanlaştıranların oyununa gelmemek, mazlum ve mağdur Anadolu ve Mezopotamya halkları ve inançları olarak ‘Bir Olmanın, Birlikte Olmanın Zamanıdır’ diyoruz. ‘Yol Bir Sürek Bin bir’ düsturundan hareketle farklılıklarımızı zenginlik kabul ederek, demokratik, özgür ve ortak yaşamı birlikte inşa etmeliyiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Sivas Katliamı’nın 30. yılında Dersim’de anma düzenlendi-VİDEO

    Sivas Katliamı’nın 30. yılında Dersim’de anma düzenlendi-VİDEO

    PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Dersim Şubesi, Sivas Katliamı’nın 30. yılında Sanat Sokağı’nda anma programı düzenledi. Sivas’ın ışığının sönmeyeceğini belirten PSAKD Dersim Şube Başkanı Ekber Kaya, “30 yıl oldu failler yargılanmadı, hesap sorulmadı. Sivas artık bir yas günü olmaktan çıktı, 2 Temmuz artık bir mücadele günü” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Dersim Şubesi, Sivas Katliamı’nın 30. yılında Sanat Sokağı’nda anma programı düzenledi.

    Anma programı PSAKD Dersim Şube Başkanı Ekber Kaya, PSAKD Malatya Şube Başkanı Latife Ulutaş ve Şair Mehmet Özer’in yaptığı konuşmalarıyla başladı.

    “SİVAS’IN IŞIĞI SÖNMEYECEK”

    Alevi kurumlarının Sivas Katliamı’nın 30. yıldönümünde büyük bir mücadele içerisine girdiklerini belirten PSAKD Dersim Şube Başkanı Ekber Kaya, “2 Temmuzda herkesin Sivas’ta olmasına ilişkin karar alındı. 2 Temmuz’da tek bir görevimiz var o da Sivas’ta olmaktır. Sivas’ın ışığı sönmeyecek, 30 yıl oldu failler yargılanmadı, hesap sorulmadı. Aynı zihniyet bugünde devam ediyor ama ezilen inançların mücadelesi de bitmedi. Sivas artık bir yas günü olmaktan çıktı, 2 Temmuz artık bir mücadele günü” dedi.

    “KATİLLER YARGILANANA KADAR MÜCADELEMİZDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    ‘Sivas’ta katledilen 33 canımızın hepsinin önünde saygıyla eğitiyorum’ diyerek sözlerine başlayan PSAKD Malatya Şube Başkanı Latife Ulutaş, “Onları unutmadığımız ve unutmayacağımızı bugün bir kez daha haykırıyoruz. Öyle acılar yaşandı ki tarifi imkansız, Sivas bunlardan birisiydi. Sivas’ta dünyanın gözü önünde maalesef 33 canımız cayır cayır yandı. Onlar bedenen aramızdan ayrılmış olabilir. Ama biz onları unutmadığımızı ve unutmayacağımızı her alanda haykırıyoruz. Katiller yargılanana kadar mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz” diye belirtti.

    “SİVAS KATLİAMI’NIN SORUMLUSU DEVLETTİR”

    Bir sözcük uğruna ölümü göze alanların soyundan geldiklerini vurgulayan Şair Mehmet Özer, “Sivas’ta Pir Sultan’ı dara gönderen bir devlet valisidir. Yine yıllar sonra 2 Temmuz’da 1993 yılında 33 yoldaşımızın yakılmasından sorumlu devletin kendisidir. Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta, Gazi’de, Gezi’de, Suruç’ta ve Ankara Gar Katliamı’nda olduğu gibi ve bu katliam aylar öncesinden tezgâhlanarak yapıldı. 33 yoldaşımızı sekiz saat naklen yayınla yakarak öldürdüler” diye konuştu.

    Anma programı Doğan Çelik, Grup Üryan ile Deyişler ve Nefesler Topluluğu’nun okuduğu deyişlerle sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

  • Madımak Katliamı fotoğraflarla hatırlatıldı; zaman aşımına dikkat çekildi- VİDEO

    Madımak Katliamı fotoğraflarla hatırlatıldı; zaman aşımına dikkat çekildi- VİDEO

    PİRHA- Antalya Alevi Bileşenleri ile emek ve demokrasi güçleri, Madımak Katliamı’nın 30’uncu yılında sinevizyon gösterimi yaparak, katliama dair fotoğraf sergisi açtı. Sergide yapılan konuşmalarda, Madımak Katliamı davasının 30 yıllık zaman aşımı tehlikesine karşı mücadele çağrısı yapıldı.

    Antalya Alevi Bileşenleri, emek ve demokrasi güçleri, Madımak Katliamı’nın 30. yılı dolayısıyla Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Kızılarık Cemevi konferans salonunda sinevizyon gösterimi yapıp, fotoğraf sergisi açtı.

    Sergiye Alevi kurum temsilcileri, Antalya KESK Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü ve Eğitim Sen Şube Başkanı Nurettin Sönmez ile çok sayıda yurttaş katıldı.

    “MADIMAK TÜRKİYE’NİN KARA BİR LEKESİDİR”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKP) Altınova Şubesi Gençlik Komisyon üyeleri, “Bugün burada 30 yıl önce Sivas’ta Madımak Oteli’nde diri diri yakılan 33 canı unutmamak için burada buluştuk. Madımak Katliamı denildiği zaman sadece Türkiye’de değil, dünya gündeminde akıllarda kalan kara bir leke, dünya tarihinde unutulmayan katliamlardan bir tanesidir” dedi.

    Baba Mansur Ocağı evlatlarından PSAKD Antalya Altınova Cemevi dedesi Hüseyin Moğultay ise, “Yaralarımızı ne çok çabuk unutmuşuz. 700-800 bin Alevinin olduğu bir yerde az sayıda canımız bir anmaya geliyorsa hakikaten biz üzülecek durumdayız. Madımak’ta deliller yarım kaldı uyandırılamadı, semahlar yarım kaldı tamamlanamadı, oradaki dualar yarım kaldı. Elbette elimizden geldiğince dilimizin döndüğünce onların yasını iade etmeye çalışacağız” diye konuştu.

    “ZAMAN AŞIMINA KARŞI MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Etkinlikte gülbenk okundu, çerağlar uyandırıldı ve Kerbela’dan günümüze katledilen bütün canlar için saygı duruşunda bulunuldu. PSAKD Altınova Şube Zakiri Cemil Berk’in nefes okumasından sonra slayt gösterisi gerçekleştirildi.

    PSAKD Altınova Şube Başkanı Akdeniz Bölgesi Sorumlusu Adnan Arslan da, aradan 30 yıl geçmesine rağmen katliamı unutmayacaklarını ve bunun hesabını soracaklarını dile getirdi. Arslan, “30 yıl daha çok anlamlı, daha çok önemli. Çünkü davayı zaman aşımına götürmek için senaryolar üretiyorlar. Özellikle Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi davaya müdahil oldu. 30 senedir mahkemelere gidip geliyoruz. Zaman aşımına uğratalım, götürelim diyebilirler ama biz bunun arkasını bırakmayacağız. Eğer zaman aşımına uğratırlarsa Anayasa Mahkemesi’ne gideceğiz. Sonuna kadar mücadele edeceğiz, bunun arkasını bırakmayacağız” sözlerini kullandı.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şubesi Başkanı Nurettin Erdoğan ise, “Bugüne dek olan mevcut ve siyasal İslam zihniyetinde olan iktidarların etnik kültürel oyunlardan dolayı hep ötekileştirildik, hep ayrıştırarak mevcut iktidarlarını sürdürdüler. Sivas/Madımak Katliamı davası 30 yıldır devam ediyor, hala bir karar vermediler. Zaman aşımına uğratmaya çalışacaklardır davayı, ancak biz buna izin vermemeliyiz” şeklinde konuştu.

    “MADIMAK’TA YAŞADIKLARIMI UNUTAMIYORUM”

    Madımak Katliamı’da otelden yara almadan kurtulanlardan Celal Yıldız, katliam gününe dair şunları söyledi:

    “Ateşte semaha duranlardan bir can olarak birçok can yoldaşımı orada bıraktım. Saldırıyı gerçekleştiren kişi önde, arkada polis, ben de onun arkasındayım. 3-5 adım uzaklaştıktan sonra polis saldırıyı gerçekleştiren kişiye ‘Hadi aslanım, hadi şimdi zamanı değil, o zaman şimdi değil’ dedi. Politik biri olmadığımdan söylenen o sözü pek algılayamamıştım anlayamamıştım. Sonrasında gelişmelerin seyrinde 2 Temmuz Katliamı gerçekleştirdi. Yaşanan o katliamda yaralı kurtulanlardan biri de bendim. Yaşadıklarım hiç bir zaman gözlerimin önünden gitmiyor.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Madımak Katliamı Hafıza Merkezi 10 Haziran’da erişime açılıyor

    Madımak Katliamı Hafıza Merkezi 10 Haziran’da erişime açılıyor

    PİRHA-Dinci güruhun gerçekleştirdiği Madımak Katliamı’nın 30. yılında Madımak Katliamı Hafıza Merkezi ile dijital kütüphane 10 Haziran’da, Türkiye saati ile 18.00’de kapılarını açacak.

    Madımak Oteli’nde 33 aydın, yazar ve 2 otel çalışanının yakılarak katledildiği Sivas Katliamı’nın 30. yıl dönümü yaklaşırken Alevilerin adalet arayışı sürüyor.

    Madımak Katliamı’nın 30. yılında Madımak Katliamı Hafıza Merkezi ile dijital kütüphane i10 Haziran’da, Türkiye saati ile 18.00’de kapılarını açacak.

    DİJİTAL KÜTÜPHANEDE NELER OLACAK

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), toplumsal hafıza konusunda önemli bir çalışma başlatmıştı. Sivas Katliamı’nın 30. yılında katliam ile ilgili bugüne kadar yapılan çalışmalar, doktora tezleri, kitaplar, incelemeler ve dokümanlar bir web portalı üzerinde toplanacak. Proje kapsamında Alevi kurumlarının yıllardır talep ettiği Madımak Müzesi de sanal müze olarak ziyarete açılacak. Yine katliamla ilgili hazırlanan belgesel film de Sivas Katliamı’nın 30. yılında izleyici ile buluşacak.

    PİRHA/ANKARA

  • Tanık Zerrin Taşpınar, 2 Temmuz’da Madımak’ta olanları anlattı!-VİDEO

    Tanık Zerrin Taşpınar, 2 Temmuz’da Madımak’ta olanları anlattı!-VİDEO

    PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Sivas Katliamının 30. yılında anma programı düzenledi. Katliam tanıklarından Zerrin Taşpınar, “Büyük bir proje” olarak değerlendirdiği Sivas Katliamı için “Şu son 20 yılda Sivas’ın neden yapıldığını daha iyi anladım.” ifadelerini kullandı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te katledilen 33 yurttaşı andı.

    Katliamın 30. yılı nedeniyle birçok anma programı düzenleyeceklerini belirten PSAKD yönetimi, ilk anma programını Mülkiyeliler Birliği salonunda gerçekleştirdi.

    Anma programının sunuculuğunu PSAKD GYK Üyesi Ezo Türkyılmaz yaptı.

    Programın açılışında, Sivas’ta yaşamını yitirenler anısına sinevizyon gösterisi yapıldı. Anma programının devamımda Madımak Oteli’nde yakılarak can verenlerin isimleri tek tek okunarak biyografileri aktarıldı.

    Yaşamını yitirenler için saygı duruşunda bulunulması ardından Birkan Sağlam deyiş ve nefesler seslendirdi.

    “MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Program dahilinde Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan da katılımcıları selamlayarak “Bu katliam bizden geleceğimizi aldı. 30 yıldır bir tiyatro ile karşı karşıyayız. Ama onların bize bıraktığı ışığı söndürmeden devam edeceğiz. Barışın, sevginin filizlendiği güne kadar mücadele edeceğiz. Toplumun vicdanında, adalet huzurunda birtürlü yüzleşilmeyen o katilleri ülke toplumu ile yüzleştireceğiz. 30. Yıl anma komitesine teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Sekreteri İsmail Ateş ise yaptığı konuşmada “Vicdansız şekilde katledildik, acıyı bal eyledik ve bugüne geldik” diyerek günümüz baskı ve asimilasyon politikalarına şu sözlerle değindi:

    “2022 yılının Temmuz ayında 3 cemevimize saldırı düzenlendi. Ardından R.T. Erdoğan kimi ziyaretler yaptı. Bizler hiçbir zaman devletten ‘elektrik, su faturasını ödeyin’ demedik. Bizler dedik ki felç olan eğitim sistemine destek olun. Ama onlarca yıldır bizi tanımadıklarını söylüyorlar. Ama bizler Kerbela’dan buyana tanışıyoruz. Sivas Katliamı da insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Kamuoyunda bir baskı oluşturup zaman aşımını engellememiz gerekiyor. Ülke genelinde bugün yaptığımız gibi büyük etkinlikler yapıp bu katliamı unutturmayacağız.”

    KATLİAM TANIĞI TAŞPINAR: O GENCİ AFFETTİM

    Programın devamında Sivas Katliamının tanıklarından Zerrin Taşpınar, 2 Temmuz 1993’te Madımak Otelinde yaşananları anlattı. Taşpınar “‘Aziz Nesin halkı tahrik etti’ sözleri boş sözlerdi” diyerek 2 Temmuz’da “Büyük bir proje”nin hayata geçirildiğini belirterek şunları anlattı:

    “Ben Madımak Otelinde kalmıyordum. Merkeze giderken bir adam ‘kafirler, dinsizler’ diye bağırıyordu. Ardından arkadaşlar ile buluştuğumuzda herkesin yüzü asıktı ve dağıtılan bildirileri gösterdiler. Bu bildirilerin nerede basıldığı, hangi matbaa oldukları da araştırılmadı.

    Gazetelerde bietakım yazılar yayınlanmış, Aziz Nesin hedef gösterilmiş, Müslüman mahallesinde salyangoz satılıyor falan denilmişti. Ardından Cuma namazından çıkanları gördük. Oteldeki görevliler, her cuma aynı kalabalığın toplandığını söylemişti. Aldatıldık yani, her cuma böyle şeyler olmuyormuş.

    Ölürsem de kalırsam da arkadaşlarımla birlikte olmak istedim. O nedenle saldırılar başladığında otele, grubun önünden yürüyerek gittim. Çok örgütlülerdi. Cumhuriyete dönük sloganlar atılıyordu. Belki yıllar önce planlanmış bir eylemdi.

    Saldırı günü genç bir çocuğu görmüştüm. 15 yaşındaydı. İfadesi sırasında ‘beni abim getirdi. Bunların olacağını bilmiyordum’ demişti. Günlerce kendimle mücadele ettim, tqnıkları teşhis ettiğim gün o çocuğu atladım. Affettim onu. Onlar 11 yaşımızdaki çocuğumuzu yaktılar ama biz onlar değiliz. O genci affettim.

    “SİVAS KATLİAMI YOK ETME, ORTADAN KALDIRMA HAREKETİYDİ”

    “Dinlerin insanları ayrıştırıcı olduğuna inanıyorum” diyen Taşpınar, konuşmasının devamında şunları anlattı:

    “Nereden beni çağırsalar gittim ve anlattım. Çünkü genç nesillerin bazı şeyleri öğrenmesi daha zor. ‘Acıdan umuda bir yol olmalı’ diyorum.

    Avrupa’ya gittiğimde bize ‘devlet, size psikolojik destek verdi mi?’ diye sormuştu. Şaşırıyordum tabi.

    19 Aralık Katliamı için ben ‘İkimci Sivas’ d2miştim. Engellwmwk için çok uğraşmıştık ama sonrasında 10 Ekim Katliamı geldi. Bugün ise toplu kıyım var. Hesap soramadığımız için bugün bunlar yaşanıyor. Her gün bir kadın öldürülüyor ve çok doğal algılanıyor artık. Sabrımız artık taşmak üzere. Bakın Maraş, Çorum, Sivas katliamo oldu. Ancak Sivas unutulmadı, topluma mal oldu. Maraş bugün böyle anılmıyor. Sivas Katliamı aynı zamanda korkutma, yok etme, ortadan kaldırma hareketiydi.

    Zaman aşımı meselesi bende büyük öfke yaratıyor. Bu tür suçlarda zaman aşımı olmaz. Nedense mahkemeler bunu insanlık suçu olarak kabul etmiyor. Davalar olarak zaman aşımı olabilir ama Sivas’ta yaşananlarda zaman aşımı olmaz. Her zaman o insanlar hatırlanacak. Bir daha tekrarlanmasın, ülkemiz böyle bir utanç olmasın diye sahip çıkılacaktır diye düşünüyorum.

    Acılar derinleşiyor ama o alevli halini bırakıyor. Ama daha geniş bakabiliyoruz. O büyük oyunu, projeyi görmemiz mümkün oluyor. Şu son 20 yılda Sivas’ın neden yapıldığını daha iyi anladım. Yarayı kabulleniş var evet ama o yara ile yaşamanın, gülmenin yollarını da öğreniyorsunuz.”

    Yapılan söyleşi ardından Taşpınar, ‘Kin ve kibir’ ile ‘Tanık’ kitaplarını okuyucular için imzaladı.

    PİRHA/ANKARA

  • Apê Musa 30 yıl önce katledildiği sokakta anıldı

    Apê Musa 30 yıl önce katledildiği sokakta anıldı

    PİRHA-Kürt gazeteci-yazar Musa Anter, katledilişinin 30’uncu yılında vurulduğu sokakta anıldı. Kürt gazetecilerin öğretmeni Musa Anter’in 30 yıl önce Cumhuriyet Mahallesi’ndeki 442’nci sokakta katledildiğini dile getiren DFG Eş Başkanı Dicle Müftüoğlu, “Ona sıkılan kurşun bir halkın diline, hakikat arayışına sıkıldı. Apê Musa’nın katledilmesiyle bu halkın susturulması ve kalemsiz kalması amaçlandı” dedi.

    Kürt gazeteci- yazar Musa Anter (Apê Musa), 20 Eylül 1992 tarihinde JİTEM tarafından Diyarbakır’ın Seyrantepe Mahallesi’nde vurulduğu sokakta anıldı.

    Anmaya Musa Anter’in oğlu Dicle Anter, DFG, Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu (MKGP), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Halkların Demokratik Partisi (HDP), milletvekilleri İmam Taşçıer ve Gülistan Kılıç Koçyiğit, hasta tutuklu yakınları, Tutuklu ve Hükümlü Ailelerle Yardımlaşma Derneği (TUHAY-DER), Diyarbakır 78’liler Girişimi, gazeteci Hüseyin Aykol ve çok sayıda kişi katıldı.

    “HAKİKAT MÜCADELESİNDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Kürt gazetecilerin öğretmeni Musa Anter’in 30 yıl önce Cumhuriyet Mahallesi’ndeki 442’nci sokakta katledildiğini dile getiren DFG Eş Başkanı Dicle Müftüoğlu, “Ona sıkılan kurşun bir halkın diline, hakikat arayışına sıkıldı. Apê Musa’nın katledilmesiyle bu halkın susturulması ve kalemsiz kalması amaçlandı. ‘Kürt basınının çınarı katledilirse bu halk susar’ diye düşünüldü. Evet, öğretmenimiz, Apê Musamız bu sokakta katledildi ve kalemi kanlar içinde kaldı. Ama ardılları o kalemi alarak gerçekleri yazmaya devam etti. Cengiz Altunlar, Gurbetelliler, Ferhat Tepeler, Deniz Fıratlar, Nujiyan Erhanlar o kalemi devraldı ve bizlere bıraktı” dedi.

    Apê Musa’nın katledilmesinin ardından gazete binalarının bombalandığını, gazete dağıtımcılarının katledildiğini ve tutuklandığını söyleyen Müftüoğlu şunları ifade etti:

    “Apê Musa’nın ardılı olan 16 özgür basın emekçisi, gerçekleri halka ulaştırdıkları için 8 Haziran’da gözaltına alınıp 16 Haziran’da tutuklandı. Arkadaşlarımızın dosyasına koyacak delil bulamayan polis, kameralarımızı, fotoğraf makinelerimizi ve bugün elimizde onurumuz olarak tuttuğumuz bu fotoğrafları delil olarak sergiledi. Bugün buradan bir kez daha söylüyoruz; hakikat halka ulaştırmaya çalışırken katledilen bu isimler bizim onurumuzdur. Operasyonlarla, tutuklamalarla bizi vazgeçireceklerini düşünenlere bir kez de Apê Musa’nın katledildiği yerden sesleniyoruz biz Apê Musa’nın kalemiyiz, onun küçük generalleriyiz onun ardıllarıyız, bu hakikat mücadelesinden vazgeçmeyeceğiz.”

    “BÜYÜYEREK DEVAM EDİYORUZ”

    Geçmiş yıllarda özgür basın çalışanlarına dönük saldırıları hatırlatan Gazeteci Hüseyin Aykol ise, “Tutuklamalar oldu ama biz yine de devam ettik. Buraya Apê Musa’yı katledenlere nefreti söylemek için gelmedim, ben buraya Apê Musa’ya borcumu ödemeye geldim. Biz bıraktığın gibi değiliz, o günden bu yana 50’ye yakın gazete çıkardık, radyolarımız oldu. Bütün dünyaya yayın yapan televizyonlarımız var. Her ulusun kendi ajansı olur. Biz bu uğurda şehit olduk, hapse girdik. Ajanslarımız da gazetelerimiz gibi kapandı. Bugün biz yaşadıkça Kürt halkının yaşadıklarını haber yapacağız. Bütün dünyaya duyuracağız. Ben 33 yıldır buradayım. Çocuğum, torunum yaşındaki gençler özgür basına katıldılar. Büyüyerek devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    “KÜRTLER TARİHTE BİRÇOK KEZ YOK EDİLMEK İSTENDİ”

    Kürtlerin tarihte birçok kez yok edilmek istendiğini belirten HDP Diyarbakır Milletvekili İmam Taşçıer, “Apê Musa, bunu ‘kabul etmiyoruz’ dedi. Bunun için Kürt halkı için yazılar yazdı. Bunun için 70 yaşında bu sokakta katledildi. Bu düzen devam ettikçe Apê Musa gibi insanlar olacaktır. Apê Musa o gün belki tekti ama bugün milyonlarcadır” diye konuştu. Konuşmaların ardından anma, Musa Anter’in katledildiği yere karanfil bırakılmasıyla son buldu.

    (HABER MERKEZİ)