Etiket: 4 mayıs

  • Tahsin Akpınar: Dedeler Zirvesi Alevi toplumunda karşılık bulmuyor-VİDEO

    Tahsin Akpınar: Dedeler Zirvesi Alevi toplumunda karşılık bulmuyor-VİDEO

    PİRHA- Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar, Dersim Tertelesi’nin yıl dönümünde düzenlenen “Dedeler Zirvesi”ne katılan dedeleri eleştirerek, “4 Mayıs’ta Dersim’de devletle birlikte gerçekleştirilen bu toplantıya katılmak kabul edilemez” dedi.

    Tunceli Valiliği ile Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın ortaklaşa düzenlediği ve 130 dedenin katıldığı “Dedeler Zirvesi”, Alevi kurumlarının tepkisini çekti. Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar, Dersim Tertelesi’nin yıl dönümüne denk gelen toplantının zamanlamasını eleştirerek, zirveye katılan dedelerin Alevi toplumu nezdinde karşılıklarının olmadığını savundu.

    Alevi toplumunun “Alevi Diyaneti” olarak nitelendirdiği Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, Tunceli Valiliği ile birlikte düzenlediği “Dedeler Zirvesi”ne ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulunan Tahsin Akpınar, toplantıya katılan isimlerin Alevi inancının değerlerini kişisel çıkarları doğrultusunda kullandığını ileri sürdü.

    Akpınar, Dersim halkının büyük acılar yaşadığı 4 Mayıs tarihinde gerçekleştirilen toplantının kabul edilemez olduğunu belirterek, “Dersim’in en ağır bedeller ödediği bir tarihte devletle iş birliği içerisinde hareket edilmesi esef vericidir” dedi.

    “TOPLUM NEZDİNDE KARŞILIKLARI YOK”

    Zirveye katılan dedelerin inançsal birikimden yoksun olduğunu öne süren Akpınar, “4 Mayıs’ın anlamını bilmelerine rağmen oraya giden kişilerin ne ocak bilgileri ne de inançsal anlamda yeterli birikimleri vardır. Bunlar Alevi değerlerini kendi çıkarları için kullanan kişilerdir” ifadelerini kullandı.

    Katılımcıların Alevi toplumu ve cemevlerinde karşılık bulamadıklarını savunan Akpınar, bu nedenle devletin Alevilere yönelik asimilasyon politikalarına destek verdiklerini belirtti.

    “EN BÜYÜK ZARARI DEDELİK KURUMUNA VERİYORLAR”

    Devletle iş birliği yapan dedelerin Alevi inancının özünden uzaklaştığını söyleyen Akpınar, “Eğer bilinçli olsalardı bireysel çıkarları için hareket etmezlerdi. Aslında en büyük zararı topluma değil, dedelik kurumuna ve ocaklara veriyorlar” diye konuştu.

    Ocakların Alevi toplumu açısından önemli bir yere sahip olduğunu vurgulayan Akpınar, yalnızca ocak isimlerini kullanarak çıkar sağlamaya çalışan kişilerin toplum nezdinde kabul görmeyeceğini belirtti.

    “ALEVİLER EN DİNAMİK TOPLUMSAL GÜÇLERDEN BİRİ”

    Alevi toplumunun Türkiye’nin en önemli toplumsal dinamiklerinden biri olduğunu ifade eden Akpınar, bu gücün nüfustan değil, bilinçten kaynaklandığını söyledi.

    “Hükümet yıllardır Aleviler üzerinde çeşitli politikalar uyguluyor ancak istediği dönüşümü sağlayamadı” diyen Akpınar, “Bu anlamda karşılarında duran en dinamik güç Alevi halkıdır” değerlendirmesinde bulundu.

    “ALEVİ TOPLUMU BU OYUNA GELMEYECEK”

    İktidarın Aleviliğin özünü değiştirmeden hedeflediği toplumsal dönüşümü gerçekleştiremeyeceğini savunan Akpınar, “Bu nedenle önce Aleviliğin özünü bozmaya çalışıyorlar. Bunun için de bazı dedeleri çıkarlar üzerinden etkilemeye çalışıyorlar” dedi.

    Alevi toplumunun bu girişimlere prim vermeyeceğini belirten Akpınar, “Toplumun bu kişileri dikkate alacağını düşünmüyorum. Alevi halkı bu oyuna gelmeyecek ve inancının değerlerine sahip çıkacaktır” ifadelerini kullandı.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Celal Fırat: Dersim ve üç fidan bir hafızadır!-VİDEO

    Celal Fırat: Dersim ve üç fidan bir hafızadır!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada 6 Mayıs 1972’de idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ile 4 Mayıs 1937 Dersim Tertelesi’ni andı. Fırat, “Hakikat geciktirilir ama yok edilemez” diyerek devletin resmi özür dilemesi ve hakikat komisyonu kurulması çağrısında bulundu.

    “ÜÇ FİDAN BİR HALKIN HAFIZASINA YÜRÜDÜ”

    Konuşmasına 6 Mayıs 1972’de idam edilen Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını anarak başlayan Celal Fırat, bu isimlerin birer “vicdan” bıraktığını vurguladı. Fırat, şu ifadeleri kullandı:

    “54 yıl önce bugün, 6 Mayıs 1972’de Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan bir sehpaya değil, bir halkın hafızasına yürüdüler. Onlar bu ülkeye yalnızca mücadele değil, baş eğmeyen bir vicdan bıraktılar. ‘Tam bağımsız Türkiye’ derken; ekmeğin adil bölüşüldüğü, kimsenin kimliğinden dolayı ezilmediği, emeğin değer gördüğü bir memleket düşlediler.”

    “DERSİM SADECE BİR COĞRAFYA DEĞİL, BİR YARADIR”

    4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu kararının ardından başlayan “Dersim Tertelesi”ne dikkat çeken Fırat, yaşananları “büyük bir insanlık trajedisi” olarak tanımladı. Konuşmasında katliamın boyutlarını ve “Dersim’in Kayıp Kızları” dramını hatırlatan Fırat, Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam sürecindeki hukuksuzluklara değindi.

    Seyit Rıza’nın son isteğinin dahi yerine getirilmediğini belirten Fırat, Oğlu gözleri önünde asıldı. Geride yakılmış bir coğrafya, parçalanmış aileler, kefensiz bedenler ve kapanmayan bir yara kaldı,” dedi.

    Milletvekili Celal Fırat, geçmişle yüzleşmenin toplumsal iyileşme için zorunlu olduğunu belirterek TBMM’ye şu somut adımların atılması için çağrıda bulundu:

     1937-38 Dersim Katliamı için bir “Hakikat ve Araştırma Komisyonu” kurulmalıdır.

     Devlet, resmi olarak Dersimlilerden ve Alevi toplumundan özür dilemeli, tüm arşivleri açmalıdır.

    Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklanmalı, itibarları iade edilmelidir.

    “Tunceli” adı kaldırılarak “Dersim” ismi iade edilmelidir.

    Konuşmasının sonunda Alevilerin eşit yurttaşlık hakkının Türkiye’nin ortak geleceği olduğunu savunan Fırat, Seyit Rıza’nın “Ben sizin yalanlarınızla baş edemedim bu bana dert oldu; ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun” sözlerini hatırlatarak; eşitlik, adalet ve yüzleşme vurgusuyla sözlerini noktaladı.

    PİRHA/ANKARA

  • Datça’da Dersim için yüzleşme çağrısı: Hakikat açıklanmadan demokratikleşme olmaz!-VİDEO

    Datça’da Dersim için yüzleşme çağrısı: Hakikat açıklanmadan demokratikleşme olmaz!-VİDEO

    PİRHA-  Muğla’nın Datça ilçesinde yaşayan Dersimliler, 4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu kararının yıl dönümünde ortak bir açıklama yaparak, Türkiye’nin demokratikleşme yolunun geçmişteki acılarla yüzleşmekten geçtiğini vurguladı. “4 Mayıs Kara Gün” dolayısıyla yapılan açıklamada, Dersim 38 Tertelesi’ne ilişkin devlet düzeyinde somut adımlar atılması talep edildi.

    “CUMHURİYET TARİHİNİN EN BÜYÜK İHTİYACI YÜZLEŞMEDİR”

    Datça’da yaşayan Dersimliler adına yapılan basın açıklamasında, bir toplumun gerçek anlamda demokratikleşebilmesi için kendi tarihindeki karanlık sayfalarla hesaplaşması gerektiği belirtildi. Cumhuriyet tarihinin ağır travmalarla dolu olduğu ifade edilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Geçmişindeki acılarla yüzleşemeyen toplumların gerçek anlamda demokratikleşmesi mümkün değildir. 4 Mayıs 1937 tarihinde alınan kararın ardından Dersim halkı ağır bir yıkıma uğratılmış, yaşam alanları tahrip edilmiş ve taş üstünde taş bırakılmamıştır. Aradan geçen bir asra rağmen, bu trajedi hala yalnızca bir ‘isyan bastırma harekâtı’ olarak tanımlanmaktadır.”

    “ON BİNLERİN ARDILLARIYIZ HAKİKATLERİ İSTİYORUZ”

    1937-1938 yıllarında “kefensiz toprağa düşenlerin” mirasçıları olduklarını belirten Datçalı Dersimliler, hafızayı canlı tutma kararlılıklarını dile getirdi.

    Açıklamanın sonunda, adaletin sağlanması için şu somut adımların atılması istendi:

    “Tunceli Tenkil Harekâtı’nın resmi olarak soykırım olarak kabul edilmesi.

    Yaşanan büyük trajedi nedeniyle devletin Dersim halkından resmen özür dilemesi.

    15 Kasım’da idam edilen Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının kayıp olan mezar yerlerinin açıklanması.

    Topraklarından koparılan ve sürgüne gönderilen ailelerin listelerinin ve yer bilgilerinin şeffaf şekilde paylaşılması.”

    Datça’da yaşayan Dersimliler, bu talepler karşılık bulana ve “mağdur edilen halkların rızalığı” alınana kadar seslerini yükseltmeye devam edeceklerini belirterek açıklamalarını noktaladı.

    HABER MERKEZİ

  • Mersin’de Dersim anması: Barışın yolu yüzleşmeden geçer-VİDEO

    Mersin’de Dersim anması: Barışın yolu yüzleşmeden geçer-VİDEO

    PİRHA- Dersim’de 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla başlatılan askeri harekatın 89. yıldönümünde, demokratik kitle örgütleri ve Alevi kurumları Mersin’de bir araya gelerek yaşamını yitirenleri andı. Yapılan açıklamada 4 Mayıs’ın “Dersim 38 Tertelesi Günü” olarak kabul edilmesi çağrısı yapıldı.

    Mersin’de düzenlenen anma etkinliği, inanç ritüelleriyle başladı. Program kapsamında Baba Mansur Ocağı’ndan Baki Erdoğan, katliamda hayatını kaybedenlerin anısına gülbeng okudu ve açılış konuşmasını gerçekleştirdi. Duygusal anların yaşandığı anmada çerağlar uyandırıldı ve katılımcılara lokma dağıtıldı.

    “MODERN DÜNYANIN GÖZÜ ÖNÜNDE BİR HALK YOK EDİLDİ”

    Kurumlar adına hazırlanan ortak basın açıklamasını Mersin Dersimliler Derneği Başkanı  Ruşen Çığlık okudu. Açıklamada, 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu kararının Dersim halkı için bir “ferman” niteliği taşıdığı vurgulandı. “Roza Şaye / Roza Reş” (Kara Gün) olarak adlandırılan bu sürecin, toplumsal tarihin en trajik sayfası olduğu ifade edilen metinde şu ifadelere yer verildi:

    “Bu kararnameyle, ‘Tunceli’ adı verilen bir soykırım projesinin startı verilmiş; bir halk tüm insani değerleri ve toplumsal varoluşuyla yok ediliş sürecine tabi tutulmuştur. Binlerce insan bomba yağmurlarıyla, on binlercesi ise askeri operasyonlarla katledilmiş; çocuklar ganimet olarak evlatlık verilmiş, aileler sürgünlerle parçalanmıştır.”

    “DÜNYA ÖRNEKLERİYLE YÜZLEŞİLMELİ, TÜRKİYE ÖZÜR DİLEMELİ”

    Açıklamada, Almanya, İtalya, Avustralya ve Kanada gibi ülkelerin geçmişteki asimilasyon ve katliam politikalarıyla yüzleşerek mağdurlardan özür dilediği hatırlatıldı. Türkiye’nin de ancak kendi tarihiyle yüzleşerek saygın bir toplum haline gelebileceği belirtilerek; toplumsal barışın yolunun geçmişin acılarını kabul etmekten geçtiği vurgulandı.

    Anmada, devlet yetkililerine şu talepler yöneltildi:

    “Arşivler Açılsın: 1937-38 dönemine ait tüm devlet arşivleri kamuoyuna sunulmalıdır.
    İsim İadesi: “Tunceli” ismi yerine “Dersim” ismi resmi olarak iade edilmelidir.
    Resmi Özür: Dersim halkından ve mağdur ailelerden devlet nezdinde resmi olarak özür dilenmelidir.
    Kayıplar Açıklansın: Sürgün listeleri ve “ganimet” olarak verilen kayıp çocukların akıbeti açıklanmalıdır.
    Mezar Yerleri: Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklanmalı, naaşları ailelerine teslim edilmelidir.
    İnanç ve Dil Özgürlüğü: Kızılbaş Alevi inancına ve bölge dillerine (Zazaca/Kırmancki ve Kürtçe) yönelik engeller kaldırılmalıdır.
    Doğa ve Kültür Koruması: Dersim’deki doğa talanı projeleri durdurulmalı, yok olma tehlikesi altındaki kültürel miras koruma altına alınmalıdır.

    Anma, “Unutmadık, unutturmayacağız” sloganları eşliğinde, toplumsal barış ve adalet temennileriyle sona erdi.

    PİRHA/MERSİN

  • Celal Fırat’tan Meclis’e ‘Dersim Tertelesi’ önergesi: 89 yıllık karanlık aydınlatılsın!

    Celal Fırat’tan Meclis’e ‘Dersim Tertelesi’ önergesi: 89 yıllık karanlık aydınlatılsın!

    PİRHA- DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Dersim Tertelesi’nin 89. yılı dolayısıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığına soru önergesi verdi. Fırat, 4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu kararıyla başlayan sürecin yarattığı tahribatın onarılması ve hakikatlerin açığa çıkarılması için Meclis’i sorumluluk almaya çağırdı.

    “ARŞİVLER AÇILSIN MEZAR YERLERİ AÇIKLANSIN”

    Milletvekili Fırat, sunduğu önergede resmi verilere dayanarak 13 bin 160 kişinin katledildiğini, yaklaşık 12 bin kişinin ise sürgün edildiğini hatırlattı. Katliamın izlerinin halen taze olduğunu vurgulayan Fırat, Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının mezar yerlerinin gizli tutulmasının vicdani ve hukuki bir yara olduğunu belirtti.

    Önergede dikkat çeken en önemli noktalardan biri, 2012 yılında 5 bin 233 mağdur yakınının TBMM Dilekçe Komisyonu’na yaptığı başvuru süreci oldu. Fırat, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2011 yılındaki “devlet adına özür dileme” açıklamasının ardından yapılan bu başvuruların tam 11 yıl sonra yanıtlandığını ifade etti.

    2023 yılında mağdur yakınlarına gönderilen cevapta, konunun komisyonun yetki alanına girmediği gerekçesiyle işlem yapılamayacağı bildirildi. Fırat, bu durumu şu sözlerle eleştirdi:

    “Binlerce mağdura 11 yıl bekledikten sonra böylesine olumsuz bir cevap verilmesi, TBMM’nin tarihsel sorumluluğuna gölge düşürmektedir.”

    Celal Fırat, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş tarafından yazılı olarak cevaplandırılması talebiyle şu soruları yöneltti:

    Tenkil kararlarının alındığı 4 Mayıs gününde, TBMM Başkanlığı adına resmi bir taziye ve anma mesajı yayımlanacak mıdır?

    5 bin 233 yurttaşın talepleri doğrultusunda, hakikatlerin araştırılması ve hukuki adımların atılması için yeni bir komisyon kurulması yönünde irade gösterilecek midir?

    PİRHA/ANKARA

  • 4 Mayıs: Gizli kararnamenin 89. yılında Dersim’in dinmeyen sızısı!

    4 Mayıs: Gizli kararnamenin 89. yılında Dersim’in dinmeyen sızısı!

    PİRHA- 4 Mayıs 1937’de alınan ve “Tunceli Tenkil Harekatı”nın fitilini ateşleyen o gizli Bakanlar Kurulu kararının üzerinden tam 89 yıl geçti. Dersim coğrafyasını insansızlaştıran, on binlerce canı toprağından koparan bu karar, bugün hala yüzleşilmeyen bir tarihin ve asimilasyon politikalarının sembolü olarak duruyor.

    4 Mayıs 1937… Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en karanlık sayfalarından birinin hukuki kılıfının hazırlandığı gün. Dönemin Bakanlar Kurulu, altına imza attığı gizli bir kararla, Dersim coğrafyasında yapılacak askeri harekatın çerçevesini çizdi. Bu sadece bir güvenlik operasyonu değil, bir inancın, bir dilin ve bir toplumun kökten sökülme kararıydı.

    BU KARAR NEDEN ALINDI? MEDENİYET Mİ, HİZAYA GETİRME Mİ?”

    Hükümetin o dönemki resmi söylemi “asayişi sağlamak” ve “ortaçağ kalıntısı ağalık sistemini bitirmek” üzerine kuruluydu. Ancak kararın satır aralarına ve dönemin raporlarına (özellikle İsmet İnönü’nün Şark Islahat Planı ve Fevzi Çakmak’ın raporları) bakıldığında gerçek çok daha sertti:

    Cumhuriyet’in ilanından sonra “tek dil, tek millet” idealine uymayan, özgün inanç (Kırmancki/Zazaca ve Kızılbaşlık) yapısını koruyan Dersim, Ankara için “çıban başı” olarak görülüyordu.

     Karar, sadece silahlı grupları değil, tüm halkı hedef alıyordu. Amaç; bölgeyi insansızlaştırmak, halkı Batı illerine sürerek “Türkleştirmek” ve “medeniyet” adı altında kadim Alevi inancını ve Kürt kimliğini yok etmekti.

    KAN VE GÖZYAŞIYLA ÇİZİLEN SINIRLAR

    Kararın hemen ardından başlayan harekat, 1938’in sonuna kadar devam etti. Sonuçları, bugün bile “yara” olarak kalmaya devam ediyor:

     Laç Deresi’nden Kutu Deresi’ne kadar sığınan binlerce sivil; uçak bombalarıyla, zehirli gazlarla ve süngülerle katledildi.

    Ailelerinden koparılan onlarca “Dersim’in Kayıp Kızları”, subay ailelerine “evlatlık” verilerek kimliklerinden koparıldı.

    On binlerce Dersimli, “hayvan vagonlarına” doldurularak tanımadıkları, dillerini bilmedikleri illere sürgün edildi. Tunceli ismi, “Dersim” isminin mezar taşı olarak haritalara kazındı.

    YÜZLEŞİLMEYEN GEÇMİŞ, DEVAM EDEN ASİMİLASYON

    4 Mayıs’ın 89. yılında Dersim hala “özel” bir politika alanı. Günümüzde barajlarla, “güvenlik” adı altındaki orman yangınlarıyla ve en son Kültür Bakanlığı’na bağlı “Cemevi Başkanlığı” eliyle düzenlenen toplantılarla (Dedeler Zirvesi gibi) aynı asimilasyon mantığı farklı bir formatta sahneleniyor.

    Muhalif çevreler ve Alevi kurumları soruyor: Eğer amaç yüzleşmekse, neden hala Genelkurmay Arşivleri açılmıyor? Neden Seyid Rıza’nın ve arkadaşlarının mezar yerleri gizleniyor?

    4 Mayıs, sadece bir tarih değil; devletin kendi vatandaşına karşı aldığı en sert kararlardan birinin, hala kanayan adalet arayışıdır.

    HABER MERKEZİ

     

  • Yusuf Baran Beyi: Toplumsal barış için, devlet Dersim Katliamı ile yüzleşmeli!

    Yusuf Baran Beyi: Toplumsal barış için, devlet Dersim Katliamı ile yüzleşmeli!

    PİRHA- Eğitimci-yazar Yusuf Baran Beyi, Dersim Katliamı gibi geçmişte yaşanan kitlesel travmalarla yüzleşmek, yalnızca mağdurlar açısından değil; demokratik toplum düzeni açısından da önemli olduğunu vurgulayarak, toplumsal barışın güçlenebilmesi için, devletin geçmişteki ağır uygulamalarla dürüst biçimde hesaplaşması, mağduriyetleri tanıması ve sembolik ya da hukukî adımlar atması gerektiğini belirtti.

    Bu bağlamda Dersim Katliamı da tarihsel hafızanın önemli başlıklarından biri olmaya devam etmektedir. Hakikat, adalet ve toplumsal onarım talepleri, gelecek kuşaklara uzanan bir sorumluluk alanı olarak varlığını sürdürmektedir.

    Dersim’de 1937–38 yıllarında yürütülen askerî harekât, binlerce insanın öldürüldüğü, on binlerce kişinin sürgün edildiği bir yıkıma yol açtı. Geçen 89 yıla karşın katliama dair arşivler paylaşılmazken, idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin nerede olduğu açıklanmıyor.

    Eğitimci-yazar Yusuf Baran Beyi ile, Dersim Katliamı’na giden yolu ve sonrasını konuştuk.

    “SERT MERKEZİLEŞME POLİTİKALARININ BİR UZANTISI”

    PİRHA: 4.Mayıs 1937’de Dersim katliamı kararı alınmadan önceki Dersim’den söz eder misiniz?

    Yusuf Baran Beyi: Dersim 1937-1938 olaylarını doğru biçimde değerlendirebilmek için meseleyi yalnızca Cumhuriyet dönemiyle sınırlı ele almak yeterli değildir. Konunun tarihsel arka planı, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan devlet-toplum ilişkileri çerçevesinde ele alınmalıdır. Zira merkezî devlet yapısının Dersim coğrafyasına yönelik yaklaşımı, uzun yıllar boyunca güvenlik merkezli ve mesafeli bir karakter taşımıştır. Osmanlı döneminde bu mesafe daha çok inanç farklılıkları üzerinden şekillenirken, Cumhuriyet döneminde ulus-devlet inşası politikaları doğrultusunda yeni bir içerik kazanmıştır.

    Bu nedenle Dersim meselesi, yalnızca belirli bir tarihte alınmış askerî bir karar olarak değil; Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasında farklı toplumsal gruplara yönelik uygulanan sert merkezileşme politikalarının bir uzantısı olarak değerlendirilmelidir.

    “M.KEMAL’İN İRADESİ DIŞINDA HİÇBİR KARAR ALINMADI”

    -Dersim Katliam kararının altında kimlerin imzası vardı?

    Yusuf Baran Beyi: Dersim katliamına yönelik 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu kararı, dönemin Cumhuriyet yönetimi tarafından alınmıştır. Kararın altında Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün imzası başta olmak üzere, Başbakan İsmet İnönü ve ilgili bakanların imzaları bulunmaktadır. Dolayısıyla bu sürecin yalnızca bazı hükümet üyelerine yüklenmesi, tarihsel gerçeklikle tam olarak örtüşmemektedir.

    Kamuoyunda zaman zaman dile getirilen, “Mustafa Kemal hastaydı, olaylardan habersizdi; bütün sorumluluk Celal Bayar ve çevresine aittir” şeklindeki yorumlar, tartışmalı ve eksik değerlendirmelerdir. Çünkü devlet arşivlerinde yer alan belgeler, Dersim sürecinin en üst düzeyde takip edildiğini göstermektedir. Ayrıca 1 Kasım 1938 tarihinde Dersim’de yürütülen operasyonlara ilişkin, M.Kemal’in Meclise tebrik mesajı gönderdiğine dair belgelerin ortaya çıktığı bilinmektedir. Kısacası o dönemde M.Kemal’in iradesi dışında hiçbir kararın alındığı görülmemiştir.

    “HOMOJEN ULUS YARATILMAK İSTENDİ”

    -Dersim harekâtının gerekçesi neydi?

    Yusuf Baran Beyi: Resmî söylemde harekâtın gerekçesi olarak “isyan”, “vergi vermeme”, “askere gitmeme” ve “devlet otoritesinin kurulamaması” gibi nedenler ileri sürülmüştür. Ancak çok sayıda araştırmacı, tarihçi ve tanıklık kaynağına göre meselenin temelinde yalnızca güvenlik sorunu değil; Dersim toplumunun Kürt kimliği, Alevi/Kızılbaş inancı ve özerk toplumsal yapısı yer almaktadır. Bu yönüyle Dersim harekâtı, Cumhuriyet’in homojen ulus yaratma politikalarının sert tezahürlerinden biri olarak yorumlanmaktadır.

    “SOYKIRIM NİTELİĞİ TAŞIYAN BİR SÜREÇ”

    -Dersim katliamı sırasında uygulanan öldürme yöntemleri hangi boyutta uygulanmıştır?

    Yusuf Baran Beyi: Dersim 1937-1938 harekâtı, dönemin Cumhuriyet yönetiminin aldığı siyasî kararlar doğrultusunda, devletin merkezî otoritesi ve tüm askerî imkânları kullanılarak uygulanmıştır. Operasyon, yalnızca belirli bir askerî birlik tarafından değil; kara kuvvetleri, hava unsurları, jandarma teşkilatı ve idarî mekanizmaların eşgüdümüyle yürütülmüştür. Bu devasa güç tahkimi, spontane bir olayı bastırma biçimini aşıyor.

    Uygulanan yöntemlere ilişkin tanıklıklar, resmî belgeler ve sonraki dönem araştırmaları, olayların sıradan bir güvenlik operasyonunun ötesine geçtiğini göstermektedir. Sivillerin hedef alındığı, köylerin boşaltıldığı, zorunlu göçlerin yaşandığı ve kitlesel ölümlerin meydana geldiği yönünde çok sayıda anlatım bulunmaktadır. Bu nedenle bazı siyaset bilimciler, hukukçular ve tarihçiler Dersim’de yaşananları “katliam”, “etnik temizlik” ya da “soykırım niteliği taşıyan bir süreç” olarak değerlendirmektedir.

    “ORDU ZEHİRLİ GAZ KULLANDI”

    -Katliamın yöntemleri hakkında hangi iddialar ve tanıklıklar bulunmaktadır?

    Yusuf Baran Beyi: Dersim Katliamına ilişkin sözlü tarih anlatıları, hayatta kalan tanıkların beyanları ve dönemin bazı askerî personelinin aktarımları, son derece ağır insan hakları ihlallerine işaret etmektedir. Bu anlatımlarda insanların toplu halde öldürüldüğü, bazı bölgelerde yakılarak imha edildiği, kitlesel olarak makineli tüfeklerle tarandığı ve uçurumlardan atıldığı yönünde ifadeler yer almaktadır.

    Ayrıca son yıllarda gündeme gelen bazı belge ve tanıklıklarda, harekât sırasında kimyasal veya zehirli gaz kullanıldığı iddiaları da bulunmaktadır. Bu husus tarihçiler arasında hâlen tartışmalı olmakla birlikte, Dersim hafızasında derin iz bırakan anlatılar arasında yer almaktadır.

    Bölgede sorumluluk üstlenen, önemli yetkililerinden olan İ.Sabri Çağlayangil bakın ne diyor: “Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içerisinden bunları fare gibi zehirledi. Ve yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir harekât oldu. Dersim davası da bitti. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi.”

    Bu ifade aynı zaman devletin dili ve itirafıdır. Başka da söz söylemenin, ispat için belge-bulgu aramanın gereği yoktur. Tanıkların Munzur ve Harçik çaylarının cesetlerle dolduğunu, suların kan rengine büründüğünü anlatmaları, olayların bölgesel bellekte ne denli travmatik bir yere sahip olduğunu göstermektedir.

    “DERSİM ‘İDARİ’ BİR SORUN DEĞİLDİ”

    -Dersim raporları ve devlet yöneticilerinin yaklaşımı neyi göstermektedir?

    Yusuf Baran Beyi: Dersim’e ilişkin devlet raporları, dönemin yönetici elitinin bölgeye bakış açısını anlamak açısından son derece önemlidir. Bu raporlarda Dersim çoğu zaman “çözülmesi gereken bir mesele”, “ıslah edilmesi gereken bir alan” ya da “devlet otoritesine bağlanması gereken sorunlu bölge” olarak tanımlanmış olsa da aslında devlet katında Dersim ahalisinin varlığı; “Çıbanbaşı”, “kökünden sökülüp atılması”  gibi yok edilmesi “temizlenmesi” gerektiren “marazi” bir yer olarak tasavvur edilmiştir.

    Mustafa Kemal Atatürk’e atfedilen ve kamuoyunda sıkça aktarılan şu ifade, bu yaklaşımın sertliğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir:

    “İç işlerimizde en önemli bir safha varsa, o da Dersim sorunudur. İçte bulunan iş bu yarayı, bu korkunç çıbanı temizleyip koparmak ve kökünden kesmek işi, her ne pahasına olursa olsun yapılmalıdır.”

    Bu yaklaşım, sonraki askerî harekâtların zihinsel ve siyasal zeminini hazırlayan unsurlardan biri olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca “kökünde tıraş etme” fiili, birçok siyaset bilimci ve tarihçi tarafında “soykırım” ifadesine denk geldiği iddia edilmektedir.

    Bu tür ifadeler, Dersim meselesinin yalnızca idarî bir sorun olarak değil, devletin ideolojik kodlarına göre, ortadan kaldırılması gereken bir güvenlik problemi olarak ele alındığını düşündürmektedir.

    KİMLİK BASKISI VE SUSKUNLUK KÜLTÜRÜ!

    -Dersim katliamının günümüze yansımaları nelerdir?

    Yusuf Baran Beyi: Dersim 1937-1938’in etkileri yalnızca geçmişte kalmış tarihsel hadiseler değildir. Yaşanan travmalar, kuşaklar boyunca aktarılan kolektif hafıza üzerinden günümüze kadar ulaşmıştır. Zorunlu göçler, aile parçalanmaları, kayıplar, kimlik baskısı ve suskunluk kültürü, bölge insanının toplumsal belleğinde derin yaralar bırakmıştır.

    Bugün Dersim meselesi, yalnızca tarihî bir tartışma değil; aynı zamanda hafıza, adalet ve yüzleşme meselesi olarak da değerlendirilmektedir. Tıpkı dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan ağır insan hakları ihlallerinde olduğu gibi, Dersim konusunda da hakikatlerin ortaya çıkarılması, arşivlerin açılması, mağdur ailelerin taleplerinin dinlenmesi, idam edilenlerin mezar yerlerinin bulunması ve kayıpların akıbetinin açıklanması yönünde beklentiler sürmektedir.

    “KİTLESEL TRAVMALARLA YÜZLEŞMEK, YALNIZCA MAĞDURLAR AÇISINDAN DEĞİL; TOPLUM AÇISINDAN DA ÖNEMLİ”

    -Yüzleşme ve hesaplaşma neden önemlidir?

    Yusuf Baran Beyi: Geçmişte yaşanan kitlesel travmalarla yüzleşmek, yalnızca mağdurlar açısından değil; demokratik toplum düzeni açısından da önem taşımaktadır. Toplumsal barışın güçlenebilmesi için, devletlerin geçmişteki ağır uygulamalarla dürüst biçimde hesaplaşması, mağduriyetleri tanıması ve sembolik ya da hukukî adımlar atması evrensel bir ilke olarak kabul edilmektedir.

    Bu bağlamda Dersim Katliamı da tarihsel hafızanın önemli başlıklarından biri olmaya devam etmektedir. Hakikat, adalet ve toplumsal onarım talepleri, gelecek kuşaklara uzanan bir sorumluluk alanı olarak varlığını sürdürmektedir.

    “ANMA, ÖĞRENME VE YÜZLEŞME ALANLARI”

    -Katliam mekânları nasıl değerlendirilmelidir?

    Yusuf Baran Beyi: Dersim’de 1937-1938’in yaşandığı birçok yer, bugün toplumsal hafıza açısından önemli sembolik alanlardır. Bu mekânların yalnızca coğrafi noktalar olarak kalmaması; “anma, öğrenme ve yüzleşme alanları” hâline getirilmesi önemlidir.

    Bu kapsamda söz konusu bölgeler düzenlenebilir; bilgilendirici panolar, hafıza müzeleri, anıtlar veya temsili heykellerle desteklenebilir. Böylece ziyaretçiler, olayların geçtiği yerleri yalnızca görmekle kalmaz; orada yaşanan trajediyi tarihsel bağlamı içinde öğrenme imkânı da bulurlar.

    Festival dönemlerinde Dersim’e gelen ziyaretçilerin bu alanlara rehberler eşliğinde götürülmesi, sessiz ve saygılı anma programlarının yapılması, hafıza kültürünün gelişmesine katkı sağlayacaktır. Bu ziyaretler, turistik gezi anlayışından ziyade bir vicdan ve tarih bilinci çerçevesinde gerçekleştirilmelidir.

    “AĞITLAR HAFIZAYI CANLI TUTAR”

    -Kültürel hafızanın yaşatılmasında ağıtların ve anlatıların rolü nedir?

    Yusuf Baran Beyi: Dersim toplumunda ağıtlar, dengbêj geleneği, sözlü anlatılar ve yerel hafıza metinleri, geçmişin kuşaktan kuşağa aktarılmasında son derece önemli bir yere sahiptir. Festival ve anma programlarında bu eserlerin icra edilmesi, toplumsal hafızanın korunmasına katkı sunacaktır.

    Özellikle katliam bölgelerinde söylenen ağıtlar, yalnızca bir müzik icrası değil; aynı zamanda kaybedilen canların hatırlanması, acının paylaşılması ve tarihin unutulmaması anlamına gelir. Böylece kültürel üretim ile tarihsel bilinç arasında güçlü bir bağ kurulmuş olur.

    “TOPLUMSAL BARIŞ İÇİN TEMEL ADIMDIR”

    -Bu tür projeler neden önemlidir?

    Yusuf Baran Beyi: Dersim’in geçmişine ilişkin hafıza projeleri, yalnızca geçmişi hatırlamak için değil; gelecekte benzer acıların yaşanmaması için de gereklidir. Toplumların kendi tarihleriyle yüzleşmesi, demokratikleşme ve toplumsal barış açısından temel bir adımdır.

    Dersimliler, sivil toplum kuruluşları, akademisyenler, sanatçılar ve yerel yöneticiler ortak çaba göstererek bu tür projeleri hayata geçirebilirler. Çünkü bu mesele yalnızca tarihsel bir olayın anılması değil; aynı zamanda toplumsal hafızaya, insan onuruna ve adalet duygusuna karşı bir sorumluluktur.

    Bu yönüyle Dersim’e dair atılacak her adım, hem geçmişe karşı bir vefa borcu hem de geleceğe karşı ahlaki bir yükümlülük niteliği taşımaktadır. Bu durum, sistemin yaptıklarıyla yüzleşmesi ve hesap vermesi kadar, Dersim halkı için de önemli bir sosyolojik ve tarihsel görevin yanında, sahiplenme ve bir vefa borcudur.

    PİRHA/MERSİN

     

     

     

     

     

  • İsim iadesinden arşivlerin açılmasına: Ayten Kordu’dan Dersim için kanun teklifi-

    İsim iadesinden arşivlerin açılmasına: Ayten Kordu’dan Dersim için kanun teklifi-

    PİRHA-  Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu kararının yıldönümünde, bölgenin tarihsel isminin iadesi ve hakikatlerin araştırılması amacıyla hazırlanan 10 maddelik kanun teklifini TBMM Başkanlığı’na sundu.

    Milletvekili Ayten Kordu tarafından hazırlanan ve meclis kayıtlarına giren teklif, 1937-38 dönemine dair devlet arşivlerinin açılmasından, kültürel hakların iadesine kadar geniş bir yasal düzenleme takvimi öngörüyor. Teklifin genel gerekçesinde, toplumsal barışın tesisi için “tarihsel hakikatlerle yüzleşmenin” yasal bir zorunluluk olduğu vurgulandı.

    ARŞİVLERİN AÇILMASI VE HAKİKAT KOMİSYONU TALEBİ

    Kanun teklifinin en dikkat çeken maddesini, bağımsız bir “Hakikat ve Adalet Komisyonu” kurulması oluşturuyor.

    Genelkurmay ve ilgili devlet kurumlarındaki tüm arşivler, üzerindeki “devlet sırrı” şerhi kaldırılarak bu komisyona açılacak.

    Dönemin askeri ve siyasi kararları akademik ve hukuki incelemeye tabi tutulacak.

    Teklifin ikinci maddesi, 1935 yılında çıkarılan Tunceli Kanunu ile değiştirilen il isminin, tarihsel köklerine uygun olarak “Dersim” şeklinde yeniden tescil edilmesini içeriyor. Gerekçede, bu değişikliğin “toplumsal hafızanın iadesi” açısından sembolik bir öneme sahip olduğu belirtiliyor.

    KAYIPLAR, MEZARLAR VE DNA TESPİTİ

    Yasal düzenleme isteği, sadece isim değişikliği ile sınırlı kalmıyor. Teklifte yer alan diğer kritik başlıklar ise şunlar:

    Mezar Yerlerinin Tespiti: Seyit Rıza ve arkadaşlarının naaşlarının ailelerine teslim edilmesi için DNA taraması ve mezar yeri tespiti çalışmalarının devlet eliyle yürütülmesi.

    Hafıza Mekânları: 4 Mayıs tarihinin “Roza Şae” (Yas Günü) olarak tanınması ve bu sürecin anısını yaşatacak “Hafıza Anıtları”nın inşa edilmesi.

    Kayıp Kızlar: Bölgeden sürgün edilen ve “Dersim’in Kayıp Kızları” olarak literatüre geçen çocukların akıbetinin araştırılması için özel bir alt birim kurulması.

    PİRHA/ANKARA

  • DAD’dan 4 Mayıs açıklaması: Katliamlara karşı demokratik mücadeleyi büyütelim!

    DAD’dan 4 Mayıs açıklaması: Katliamlara karşı demokratik mücadeleyi büyütelim!

    PİRHA- DAD Genel Merkezi, Dersim Katliamı’nın 89. yıldönümüne dair yaptığı açıklamada, yüz yılları kapsayan Dersim kuşatmasının kesintisiz biçimde sürdüğü belirtilerek, “Bugün Dersim’de halkın iradesine atanan kayyum, Gülistan Doku cinayetinde açığa çıkan kadın kırım politikaları ve Dersim doğasına yönelik geliştirilen talancı yönelimlerde bu durumun en somut kanıtlarındandır. Gerek 4 Mayıs, gerekse 15 Kasım halkımız için tarihsel toplumsal hakikatimizle buluşma, demokratik mücadeleyi büyütme, sorun ve ihtiyaçlarımıza somut projelerle cevap ve atılım gerekçesi olmalıdır” dedi.

    Dersim Katliamı, modern zamanların en büyük katliamlarından biri. “Şakileri modern dünyaya entegre edeceğiz” diyerek doğmamış bebekten, yürüyemeyen yaşlıya kadar on binlerce Dersimli, mağaralara zehirli gaz atılarak, kayaların dibinde kurşuna dizilerek, sığındıkları evler, ormanlar yakılarak katledildi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi de, Dersim Katliamı’nın 89. yıldönümüne dair açıklama yaptı.

    “Bugün, insanlık ağacının bir dalı, halklar bahçesinin ulu bir çınarı olan Dersim’in soykırım startı olan 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesinin 89. Yıldönümü nedeniyle bir kez daha meydanlardayız” denilen açıklamada, halkın Dersim’i unutmamak, unutturmamak, adalet çağrısını yinelemek, halkların ve insanlığın yüreklerine seslenmek için, 4 Mayısı Roza Şaye/Roja Reş/Kara Gün ilan etmiş, bu nedenle de bugün Dersim başta olmak üzere yaşadığı her yerde dostlarıyla birlikte meydanlara çıktığı belirtildi.

    “SOYKIRIMA KARŞI MÜCADELEYİ BÜYÜTELİM”

    DAD’ın, açıklamasınnın devamında şunlar ifade edildi:

    “İnsanlık tarihinin birer bileşkesi, somut gerçekliği olarak vücuda gelmiş olan halklar, özgün insani gerçeklikleri, toplumsal karakteristikleriyle; tartışılamaz, vazgeçilemez ve devredilemez olan haklarıyla mevcuttur.

    Dersim, Kürt halk gerçekliğinin Raa/Reya Heqi-Alevi öğretisi ve inancıyla karakterize olmuş ikrarlı bir toplamın, coğrafya ve kültürün adı olup yüz yılları kapsayan bir kuşatma altında varlık mücadelesi vermek zorunda bırakılmıştır.

    HALKLARI YOK ETME PROJESİ UYGULANDI

    Osmanlıdan süregelen ve soykırım odaklı olan seferler silsilesi ulus devlet döneminde daha da derinleştirilerek sürdürülmüş, ittihatçı-tek tipçi gelenek soykırımlar zincirine Dersim’le bir halka daha eklemiştir.

    Kesintisiz ve yüz yılları kapsayan bir kuşatma altında tutulmakta olan Dersim, hakikatte Koçgiri halk hareketinden itibaren ittihatçı-tek tipçi vahşetle tasfiye sürecine konulmuştur. Birinci emperyalist paylaşım savaşı süreci, ittihatçı vahşet tarafından homojen toplum yaratmaya odaklı soykırımlar süreci olarak değerlendirilmiş, Hristiyan halklardan başlanarak farklı halk ve inanç kimlikleri yok etmeye odaklı politikalarla hedef alınmıştır.

    TOPRAKLAR HALKLAR MEZARLIĞINA ÇEVRİLDİ

    Tüm özgün renkleriyle Kürt halkı da bir bütün olarak hedefe konulmuş, hak talepleri kabul görmemiş, direnişler bastırılmış, Dersim 1937-38 süreci ise bu tasfiye süreçlerinin son halkası olmuş, bu topraklar adeta halklar mezarlığına çevrilmiştir.

    Makro düzeyde planlanıp on binlerce asker, uçak filoları ve zehirli gazlarla yürütülen Dersim 1937-38 seferlerinde on binlerce insanımız katledilmiş, uzak diyarlara sürülmüş, yerleşim birimlerimiz yakılıp yıkılmış, ormanlarımız ateşe verilmiş, özellikle kız çocuklarımız el konularak götürülmüş ve akıbetleri öğrenilememiştir.

    DERSİM ÜZERİNDEKİ KUŞATMA SÜRÜYOR

    Tüm bu yaşanmışlıkların ardından başta halkımızın ve demokratik kamuoyunun dikkatini çekmek isteriz ki; yüz yılları kapsayan Dersim kuşatması halen kesintisiz biçimde sürdürülmekte, Osmanlı ve cumhuriyet dönemlerinde yazılmış Dersim raporlarında belirlenen fiziki kıyım, göçertme ve asimilasyon politikaları sektirilmeden sürdürülmektedir. Bugün Dersim’de halkın iradesine atanan kayyum, Gülistan Doku cinayetinde açığa çıkan kadın kırım politikaları ve Dersim doğasına yönelik geliştirilen talancı yönelimlerde bu durumun en somut kanıtlarındandır.

    YAŞAM BİÇİMİMİZ TAHRİP EDİLMİŞTİR

    Toplumsal varlığımızı mümkün kılan kurumlaşma biçimlerimiz Sekasur örneğinde olduğu üzere Ocak evlatları katledilerek, sürgün edilerek işlevsizleştirilmiş, inanç ve dilimiz yasaklanarak halkımız sistematik biçimde asimile edilmiş, toplumsal bütünlüğümüz parçalanmış ve yaşam biçimimiz tahrip edilmiştir.

    MÜCADELEYİ BÜYÜTELİM

    Halkımıza çağrımız şudur ki; bu somut gerçeklikler karşısında yas tutmakla yetinemeyiz. Gerek 4 Mayıs, gerekse 15 Kasım halkımız için tarihsel toplumsal hakikatimizle buluşma, demokratik mücadeleyi büyütme, sorun ve ihtiyaçlarımıza somut projelerle cevap ve atılım gerekçesi olmalıdır. Halkımız özelinde tecelli eden insan gerçekliğini savunamaz ve geleceğe taşıyamaz isek tarih bugünün kuşakları olan bizleri mahkûm edecektir.

    4 Mayıs Roza Şaye vesilesiyle vurgulamak isteriz ki her çağda halklar ortak coğrafyaları paylaşmış, farklı etnik kimlikler, inançlar ve dillerden insanlar ortak vatanda ortak bir yaşam inşa edebilmişlerdir. Halklar esas olarak simbiyotik bir ilişki içindeyken, muktedirler halkları karşıtlaştırıp çatıştırmış, insanlık suçları işlemiş, yarattıkları vahşet üzerinden de tahakküm ve talanlarını sürdürebilmişlerdir.

    Muktedirlerin ihtiyacı tahakküm ve her türlü insanlık suçu ise, halklar ve mazlumların ihtiyacı demokratik toplumla mümkün olabilecek özgürlükçü, eşitlikçi toplumdur ki toplumsal özelimizde bunun adı Rızalı-İkrarlı birlik ve yaşam biçimidir.

    Ülke ve halklarımızın, farklı toplumsal kesimlerin sorun ve ihtiyaçlarıyla toplumsal özelimizin sorun ve ihtiyaçlarının iç içe olduğu bilinciyle “Barış ve Demokratik Toplum sürecini” sahipleniyor, mevcut iktidarı da samimiyete ve geciktirmeden bu süreci ilerletecek adımlar atmaya davet ediyoruz.”

    “KATLİAMLA YÜZLEŞİN”

    89. yıldönümünde, “4 Mayıs Roza Şiyaye” vesilesiyle bir kez daha Seyit Rıza, Alişer ve Ana Zarife şahsında tüm mazlumların huzurunda dara durduklarını, katledilenleri saygıyla andıklarını vurgulayan DAD Genel Merkezi, taleplerini şöyle sıraladı:

    “Halkımıza yaşatılan vahşeti insanlığın huzurunda bir kez daha mahkûm ediyoruz. Bu toprakların kadim halklarından biriyiz, saygı ve kabul görmek istiyor, dünyada ki örnekleri üzerinden tarihle yüzleşme çağrısında bulunuyor ve diyoruz ki:

    Seyit Rıza ve idam edilen Dersim ileri gelenlerinin mezar yerleri açıklanmalı, cenazeleri ailelerine teslim edilmeli, Dersim’e nakline engel olunmamalıdır.

    Arşivler açılmalı, Dersim ismi iade edilmelidir.

    Sürgünler, kayıplar ve el konularak götürülen çocuklarımızın listesi ve akıbetleri açıklanmalıdır.

    Toplumsal haklarımız tanınmalı, Anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır

    Hali hazırda yürütülmekte olan çok boyutlu şiddet, asimilasyon ve göçertme politikaları derhal durdurulmalı, demokratik toplum ve demokratik cumhuriyet için gerekli adımlar atılmalıdır.

    Zaman Sahipsiz, Mekân Rızasız, Mazlum Çaresiz Değildir!”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • 4 Mayıs’ta ‘Roce Şae’ anmaları!

    4 Mayıs’ta ‘Roce Şae’ anmaları!

    PİRHA- Dersimliler ve kurumları, 4 Mayıs anmalarına katılım çağrısında bulundu. 4 Mayıs akşamı Datça’daki anma 19.37’de Cumhuriyet Meydanı’nda yapılacak. İstanbul’daki anma ise Kadıköy Rıhtı’mında 19.37’de olacak. İzmir’de Karşıyaka İskele’de yapılacak anmanın saati 18:30 iken Dersim’de Pirler Meclisi tarafından 3 Mayıs akşamı cem erkanı yürütülecek. 

    4 Mayıs 1937, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en karanlık olaylarından birisi olan Dersim 1938 Katliamı’nın yapılmasına karar verildiği gündür. 4 Mayıs, Dersimliler tarafından ‘Roce Şae’ – ‘Yas Günü’ olarak kabul edilmekte.

    Dersim’de 25 Aralık 1935 tarihinde 2884 Sayılı ‘Tunceli Vilayetinin İdaresi Hakkında Kanun’ çıkarıp Tedip ve Tenkil Harekâtı için zemin hazırlanmıştı.

    4 Mayıs 1937’de alınan Bakanlar Kurulu kararıyla da tarihin en kanlı katliamlarından biri Dersim’de gerçekleştirildi. 15 Kasım 1937’de Pir Seyit Rıza, oğlu ve tüm yol arkadaşları Elazığ’da kurulan bir mahkeme tarafından asıldı. Resmi rakamlara göre 13 bin kişinin öldürüldüğü Dersim’de, yerel kaynaklarca 50 binin üzerinde insanın katledildiği, on binlercesinin de yurtlarından sürüldüğü aktarılıyor.

    Dersimliler ve kurumları bulundukları Türkiye’nin ve dünyanın bir çok merkezinde 4 Mayıs’ta açıklamalar ve anmalar düzenliyor.

    Datça’daki anma 4 Mayıs akşamı 19.37’de Cumhuriyet Meydanı’nda yapılacak.

    İstanbul’daki anma ise Kadıköy Rıhtı’mında 4 Mayıs akşamı 19.37’de olacak.

    Dersim’de Pirler Meclisi tarafından 3 Mayıs akşamı cem erkanı yürütülecek.

    İzmir’de Karşıyaka İskele’de 4 Mayıs günü yapılacak anmanın saati 18:30.

    (HABER MERKEZİ) 

  • ‘4 Mayıs Dersim’in kara günüdür, yaşatılanlar hiçbir yerde rastlanılmayacak bir zulümdür’-VİDEO

    ‘4 Mayıs Dersim’in kara günüdür, yaşatılanlar hiçbir yerde rastlanılmayacak bir zulümdür’-VİDEO

    PİRHA-4 Mayıs’ın “Dersim’in kara günü” olduğunu ifade eden DAD Genel Merkez Yöneticisi Fetiye Yıldırım, “Dersim’de insanlara yaşatılanlar dünyanın hiçbir yerinde rastlanılmayacak bir zulümdür. Bir dönem suskunluk yaşandı, büyüklerimiz belki yaşadıkları travmadan dolayı belki de kinin büyümemesi için Dersim Katliamı’ndan bahsetmedi” diye belirtti.

    4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu kararıyla gerçekleşen Dersim Tertelesi’nin 88. yıldönümü. O gün alınan karar sonrasında Dersim’de çok büyük bir insanlık suçu işlendi. 1937-38 yıllarında Dersim’de yaşananlar, uluslararası hukuka göre soykırım olarak adlandırılıyor. Ancak aradan 88 yıl geçmesine rağmen devlet arşivleri açılmadı, o dönemde neler yaşandığının tespiti yapılmadı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkez Yöneticisi Fetiye Yıldırım, Dersim Tertelesi’nin 88. yılında PİRHA’ya konuştu.

    “TOPLUMUMUZ, CUMHURİYET DÖNEMİNE OLUMLU BAKMIŞ AMA DAHA SONRA SOYKIRIMA UĞRADI”

     Fetiye Yıldırım, 4 Mayıs tarihinin “Dersim’in kara günü” olduğunu belirterek cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte Dersim’de yaşananlara dikkat çekti. YFetiye Yıldırım, 1937-38’de Dersim’de yapılanlara dair şunları söyledi:

    “Cumhuriyet döneminde sonra tekke ve zaviyelerin kapatılmasının Aleviler üzerindeki etkisine baktığımızda en büyük zararı bizim inancımız görmüştür. Dersim Katliamı’nda dağ, taş, doğa, ziyaret, kutsal olarak gördüğümüz her şeyi yakıp, yıktılar. Sadece insanlarımıza saldırmadılar, aynı zamanda doğamıza da saldırdılar. Naşit Hakkı Uluğ, gazeteci kimliği ile Dersim’e gelip uzun yıllar kalıp istihbarat topladıktan sonra Dersim’i şu şekilde tanımlıyor: ‘Dersim’in tarihi, tabiatı ile gelenek ve görenekleri asidir. Hurafelerin demir pençesi altındadır.’ Toplumumuzun hukuku, ekonomisi, yaşamı, dili ve kimliği inancımızla birlikte oluşmuştur. İnancımıza hurafe denmesi çok ağır bir suçlamadır.

    Bizim toplumumuz Osmanlı’dan sonra Cumhuriyet’e daha olumlu bakmıştır iyi gelişmeler olabilir diye ama maalesef düşünülen olmamış ve Cumhuriyet döneminde Dersim’e soykırım uygulanmış. Tekke ve zaviyelerin kapatılması ile dergâhlarımız, cemlerimiz yasaklanmış ve inancımıza yönelik her türlü baskı yapılmıştır. İnancımız en büyük darbeyi Cumhuriyet döneminde yaşamıştır. İnanç önderlerimizi idam ediyorlar, sakallarını kesiyorlar ama pir, mürşit, talip ilişkisiyle yolumuzu devam ettiriyoruz. Daha sonra katliam ve asimilasyon politikaları uygulanıyor ama bugün inancımız devam ediyor ve hiçbir zaman da bitmeyecek. Daha sonra ise Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuş ve tek din, tek dil ve tek kimlik dayatması yapılmış. Alınan kararlarda biz bunları sadece katledersek baş edebiliriz denilmiş” dedi.

    “DERSİM’DE İNSANLARA YAŞATILANLAR BAŞKA HİÇBİR YERDE RASTLANILMAYACAK BİR ZULÜMDÜR”

    Dersim Tertelesi’nden kurtulanların hepsinde bir travma oluştuğunu vurgulayan Yıldırım, “Katliamdan sonra dilini, kültürünü bilmediği yerlere sürgün edildiler ve ikinci bir kırımı da orada yaşadılar. Kadınları Türkleştirmek için askerlere verdiler. Dersim’de insanlara yaşatılanlar dünyanın hiçbir yerinde rastlanılmayacak bir zulümdür. Bu kadar zulümden sonra bu halk nasıl düzelebilir? Yok ettiklerini zannettiler ama öyle bir şey olmadı. Biz eğer kendi inancımızı yürütemezsek ve inancımızdan uzaklaşırsak yok oluruz. Bir dönem suskunluk yaşandı, büyüklerimiz belki yaşadıkları travmadan dolayı belki de kinin büyümemesi için Dersim Katliamı’ndan bahsetmedi” diye konuştu.

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/DERSİM

     

  • ‘Rejimin Kürt sorunuyla yüzleşme yeteneği bugüne kadar olmadı, şartlar yüzleşmeyi zorluyor’-VİDEO

    ‘Rejimin Kürt sorunuyla yüzleşme yeteneği bugüne kadar olmadı, şartlar yüzleşmeyi zorluyor’-VİDEO

    PİRHA-Araştırmacı-Yazar Fikret Başkaya, Dersim Katliamı’nın 88. yıldönümünde konuştu. Cumhuriyetin kuruluşundan bu süreye kadar Kürtlere olan yaklaşımlarında bir değişikliğin söz konusu olmadığını ifade eden Başkaya, “Sadece Kürt varlığını inkâr etmiyor, Türk olmayan bütün kesimi inkar ediyordu. Fakat Kürt toplumunda çok kayda değer bir aydınlanma, bir politikleşme var. Bu rejimin Kürt sorunuyla yüzleşme yeteneği bugüne kadar olmadı. Ama şartlar eni sonunda o yüzleşmeyi zorluyor diyebiliriz” dedi.

    1925 yılında çıkarılan Şark Islahat Planı, 1936 yılında çıkarılan Tunceli Vilayetinin İdaresi Hakkında Kanun, Şark Islahat Planına dayanılarak kurulan ve Dersim’in de içinde yer aldığı 4. Umumi Müfettişlik ‘in kurulması ile adım adım “ulus devletin” inşası önünde engel olarak görülen Dersim’in öncelikle kanaat önderlerinin yok edilmesi, karşı çıkanların soykırımdan geçirilerek yöre halkının sürgüne tabi tutulması hedeflendi.

    25.12.1935 tarih ve 2884 sayılı Tunceli Kanunu çerçevesinde 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile Dersim’e yönelik askeri operasyonlar başlatıldı ve bu operasyonlar sırasında on binlerce Dersimli katledildi. Askeri operasyonlar 1938 yılı boyunca devam etti ve katliam ile birlikte sürgün politikası devreye konulup Dersim coğrafyası büyük oranda insansızlaştırıldı.

    15 Kasım 1937 yılında Dersim’in Kürt Alevi kanaat önderi Seyit Rıza, oğlu Resik Hüseyin ve Dersim’in 7 ileri geleni Elâzığ Buğday Meydanı’nda idam edildi.

    1937-38’de yaşanan Dersim Soykırımı’nda ‘Dersim’in Kayıp Kızları’ olarak bilinen bir kuşağın ise ailelerinden koparılarak tanımadıkları, bilmedikleri ailelere evlatlık olarak, eş olarak verildiği gerçeği de soykırımın bir başka boyutunu oluşturuyor.

    Dersim Tertelesi’nin 88. yıldönümünde ajans olarak katliamın öncesini ve sonrasını ele aldık. Dosyamızın bugünkü konuğu Araştırmacı-Yazar Doç. Dr. Fikret Başkaya olacak.

    “KÜRTLERE YÖNELİK SİSTEMATİK SALDIRI DEVAM EDİYOR”

    PİRHA-Osmanlı’dan sonra nasıl bir cumhuriyet kuruldu?

    Fikret Başkaya: Eğer Türkiye’deki herhangi bir politik sorunu anlamak gibi bir niyetin varsa bir kere bu bağnaz resmî ideoloji ile bir hesaplaşman gerekiyor. Aksi halde yapacağın tahlillerin bir kıymeti harbiyesi olması mümkün değil. Şimdi Osmanlı İmparatorluğu çok kültürlü, bir sürü halkın bir arada yan yana yaşadığı bir topluluk. Osmanlı İmparatorluğu kendi iç çelişkilerinden olsun, gelişen kapitalizmin dayatmasından olsun güç kaybına uğrarken diyorlar ki ‘biz bu ihtişamı nasıl koruyabiliriz, nasıl restore edebiliriz?’ Sonra diyorlar ki ‘bir ittihad-ı anasır ol olsun. Bütün unsurları yaşatacak bir statü oluşturalım.’ Ama bunun imkânı yok. Daha sonra Sultan II. Abdülhamit İttihad-ı İslam diye bir proje denemesine girişiyor ama o da imkânsız.

    Jön Türkler’in, İttihatçılar’ın Türk ırkına dayalı bir devlet kurma projeleri var. Türk dışında olanların denklemin dışına atılması anlamına geliyor. Şimdi 1. emperyalist savaş, resmi tarih bunu es geçiyor ve Kurtuluş Savaşı dönemini esas alıyor. Halbuki oradan başlatsa İttihatçıların Alman Emperyalizmi’nin nasıl hizmetinde bir şeyler yaptığı anlaşılacak. Bu durumu gözden uzaklaştırmak için 19 Mayıs 1919’dan başlatıyorlar hikâyeyi anlatmaya. Yani böyle bir köşeli bir resmî ideoloji oluşturuyorlar.

    Osmanlı İmparatorluğu’nun taraf olduğu blok kaybedince imparatorluğun birçok yeri işgal ediliyor ve Mondros Mütarekesi ile barış süreci oluşuyor. Fakat 1917’de Sovyet Devrimi olunca bu emperyalist hesaplar altüst oluyor. Ondan sonra emperyalist çıkarlar, Türkiye’deki rejimin nasıl olacağından ziyade komünizmin yayılmasına karşı bir strateji oluşturmaya çalışıyor. Esas itibariyle İngilizlerin teşvikiyle Yunanlılar Anadolu’ya çıkıyor fakat orada kalmaları o kadar kolay değil. Bir süre sonra İngilizler burada geleneği olan bir Türk devletinin bulunmasının daha iyi olacağını düşünerek bir anlaşma zemini arıyorlar. Millî mücadele hareketi başlıyor, Yunan Savaşı’na karşı. İlk defa 23 Temmuz’da başlayan 7 Ağustos’ta devam eden bir Erzurum Konferansı var. Orada Türk kimliğine gönderme yapılmıyor. Anasır-ı İslamiye yani İslam milletlerinden geriye kalan ne var? Kürtler var, Türkler var. Ermeniler büyük ölçüde tasfiye edilmiş. Keldaniler, Süryaniler tasfiye edilmiş. Yani Hristiyan o azınlıkların tasfiye edildiği bir durum var.

    Erzurum Kongresi’nde Kürtlerle Türklerin ortak devleti projesi var. Daha sonra Sivas Kongresi var, orada da aynı şey var. Toplanan Büyük Millet Meclisi’nde de Kürt milletvekilleri var esas itibariyle Osmanlı’nın devamı gibi bir şey çıkıyor ortaya.
    Fakat İngilizlerle anlaşıldıktan sonra Kürtlere yönelik tavırda değişiklik ortaya çıkıyor ve güç dengeleri kendi lehlerine dönmesi itibariyle Türk ırkına dayalı bir cumhuriyet kurma şeklinde devam ediyor. Bidayetten itibaren Kürt varlığı inkâr ediliyor, dili yasaklanıyor, kültürü yasaklanıyor.
    Kürtlere verilen sözler tutulmayınca Kürtler de haklı olarak ayaklanıyor. Önce Şeyh Said ayaklanması var. Fakat o dönemde Dersim’e fazla dokunulmuyor. Öbür taraflar halledildikten sonra sıra Dersim’e geliyor fakat Dersim’de bir isyan başladı denilemez. Dersim’deki durum bir savunma durumu olarak gelişiyor. Ondan sonra işte bildiğimiz gibi Kürtlere yönelik sistematik saldırı devam ediyor.

    “GERÇEK YÜZLERİNİ AVANTAJLI DURUMU GELDİKLERİNDE GÖSTERİYORLAR”

    PİRHA-Ankara’daki ilk dönemde temsiliyet nasıldı, nasıl değişti?

    Osmanlıcılık üzerinden gidiliyor başlarda. Anasır-ı İslamiyet diyorlar kuruluş sürecinde. Türklerin başta lafı geçmiyor, Osmanlıcılık devam edecek diyorlar. Fakat; Jön Türkler, İttihatçılar; ırkçı, Turancı bunlar. Dolayısıyla esas durum lehlerine döndüğünde yani avantajlı duruma geldikleri andan itibaren de gerçek yüzlerini gösteriyorlar ve diyorlar ki burada Kürt Mürt diye bir şey yok ve bunu da sürdürdüler, sürdürüyorlar. Tabii emperyalist güçlerin de devletler arasındaki ilişkiler devlet çıkarlarına dayanıyor. Kürtlerin haklı davasına herhangi bir kesimden yeterince ilgilenilmiyor, desteklenmiyor. Böyle de bir yalnızlıkla yüz yüzeler.

    Kürt hareketi bidayetten itibaren diplomatik uluslararası planda da bir şanssızlıkla malul diyebiliriz. Buna rağmen de hiçbir zaman davalarından vazgeçmediler. Israrla kendi varlıklarını, haysiyetlerini korumak için her fırsatta bunu açık ettiler.
    Artık şu anda dünyada görünür olan bir Kürt hareketi var. Kürt politikası var. Dolayısıyla Kürtler açısından umut verici bir dönemdeyiz. Hala Türkiye’deki rejim ne yaparsam bunu uzatabilirim gibi bir oyalama taktiği sürdürüyor.

    “80’LERDEN İTİBAREN KÜRT HAREKETİ FARKLI BİR ROTAYA GİRİYOR”

    PİRHA-Dersim neden hedef seçildi?

    Kürtlere yönelik sistematik saldırı devam ediyordu. Dersimdeki Kürtlerin Alevi bir yanı da vardı. Dolayısıyla onlara yönelik akıl almaz bir saldırı söz konusu oluyor. Ondan sonra Kürt sorunu bir çözümsüzlük halinde devam ediyor. Bu rejim cumhuriyetten itibaren Kürt düşmanı. 1980’lerin başına kadar Kürt varlığını sürekli inkâr ediyor. 80’lerden itibaren Kürt hareketi farklı bir rotaya giriyor ve bunun sonucunda PKK kuruluyor. Kürt dernekleri, Kürt sivil toplumu oluşuyor. Fakat hala o bağnazlık ve inkâr devam ediyor. Tabii çok esneme olduğunu söyleyemeyiz çünkü bu rejim mantığında anti özgürlükçü bir cumhuriyettir. Fakat şöyle bir şey var; Kürtlerde önemli bir aydınlanma, örgütlülük performansı yükseliyor. Bir taraftan silahlı mücadele bir taraftan parlamentoda bir direniş oluyor. Şu an itibariyle de hala bir çözümsüzlük hali devam ediyor.

    “PAZARDA KÜRTÇE KONUŞTUKLARI İÇİN PARA CEZASI VERİLİYORDU”

    PİRHA-Dersim Soykırımı’ndan sonra bölgede ve toplumda neler değişti?

    Dersim kırımından sonra yasaklamalar başladı, Kürtlerin dili de yasaklandı. 1930’larda bir Kürt pazara gittiği zaman devletin halk üzerinde bir baskısı vardı. O süreçte pazarda memurlar, pazarda keçisini koyunu satmak için gelenlere Kürtçe konuştukları için ceza veriyorlardı. Her konuştukları Türkçe kelime başına ceza yazıyorlardı. Yani böyle bir akıl almaz bir baskı vardı, akıl almaz bir terör vardı. Ondan sonra da devam ediyordu bu tür durumlar.

    “HİÇBİR ZAMAN KÜRT SORUNUYLA YÜZLEŞME OLMADI”

    PİRHA-Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne Türkiye’de neler değişti?

    Türkiye’deki rejim aslında adı konulmamış ırkçı bir rejim. Sadece Kürt varlığını inkâr etmiyor, Türk olmayan bütün kesimi inkar ediyordu. Zaten Ermeniler üzerinden bir saldırı gerçekleşiyor. Hiçbir zaman Kürt sorunuyla yüzleşme olmadı, tarihinde de yok. Mesela son günlerde bile diyorlar: “Kürt sorunu diye bir sorun yok.” Bu varlığı baştan itibaren inkâr ediyor. Hiçbir zaman kabul etmiyor, ırkçı bir temel üzerinde varlığını sürdürüyorlar.

    Fakat Kürt toplumunda çok kayda değer bir aydınlanma var, kayda değer bir politikleşme var. Şu anda mesela bu sınırlar içindeki en bilinçli kesim Kürtler diyebiliriz. Çok iyiler, politikayı yakından takip ediyorlar. Bu rejimin Kürt sorunuyla yüzleşme yeteneği bugüne kadar olmadı. Ama şartlar eni sonunda o yüzleşmeyi zorluyor diyebiliriz.

    “REJİM DEĞİŞİKLİĞİ OLMADAN YÜZLEŞME OLASILIĞI YOK”

    PİRHA-Devlet bu sorunla neden hala yüzleşmek istemiyor?

    Bu “jenosit” kavramı 2.emperyalist savaşından sonra gündeme geliyor. Ermenilere yapılan bir katliam. İşte devamında Kürtlere yapılan ayrımcılıklar vesaire… Dolayısıyla bu yıkımla, bu ırkçılıkla, bu kırımla bu rejimin hiçbir katliamla yüzleşeceğini söyleyemeyiz. Rejim değişikliği olmadan böyle bir yüzleşme olasılığı yok.

    Kamber YILDIZ-Buse Nehir DEMİR/ANKARA

    İLGİLİ DOSYALAR

    >Dersim Harekat Planı’nın üç ayağı: Etno dinsel temizlik, tek tipleştirme, Türk İslamlaştırma-VİDEO

    >BM’nin ‘Soykırım’ tarifi: Yapılanlar organize bir şekilde ise bu bir soykırımdır!-VİDEO

     

  • Dersim Harekat Planı’nın üç ayağı: Etno dinsel temizlik, tek tipleştirme, Türk İslamlaştırma-VİDEO

    Dersim Harekat Planı’nın üç ayağı: Etno dinsel temizlik, tek tipleştirme, Türk İslamlaştırma-VİDEO

    PİRHA-Araştırmacı-yazar Mehmet Bayrak, 1924 Anayasasıyla devletin Türk-İslam sentezi etrafında şekillendiğinin altını çizerek, “Cumhuriyet, önce Ermenilere, sonra Koçgiri’ye ve son olarakta 1937’de ‘Tunç eli’ adıyla başlattığı harekatla Dersim’e yöneldi ve onbinlerce insan katledildi. Dersim Harekat Planı’nın üç ayağı var; etno dinsel temizlik, tek tipleştirme, Türk İslamlaştırma” dedi.

    1925 yılında çıkarılan Şark Islahat Planı, 1936 yılında çıkarılan Tunceli Vilayetinin İdaresi Hakkında Kanun, Şark Islahat Planına dayanılarak kurulan ve Dersim’in de içinde yer aldığı 4. Umumi Müfettişlik ‘in kurulması ile adım adım “ulus devletin” inşası önünde engel olarak görülen Dersim’in öncelikle kanaat önderlerinin yok edilmesi, karşı çıkanların soykırımdan geçirilerek yöre halkının sürgüne tabi tutulması hedeflendi.

    25.12.1935 tarih ve 2884 sayılı Tunceli Kanunu çerçevesinde 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile Dersim’e yönelik askeri operasyonlar başlatıldı ve bu operasyonlar sırasında on binlerce Dersimli katledildi. Askeri operasyonlar 1938 yılı boyunca devam etti ve katliam ile birlikte sürgün politikası devreye konulup Dersim coğrafyası büyük oranda insansızlaştırıldı.

    15 Kasım 1937 yılında Dersim’in Kürt Alevi kanaat önderi Seyit Rıza, oğlu Resik Hüseyin ve  Dersim’in 7 ileri geleni Elâzığ Buğday Meydanı’nda idam edildi.

    1937-38’de yaşanan Dersim Soykırımı’nda ‘Dersim’in Kayıp Kızları’ olarak bilinen bir kuşağın ise ailelerinden koparılarak tanımadıkları, bilmedikleri ailelere evlatlık olarak, eş olarak verildiği gerçeği de soykırımın bir başka boyutunu oluşturuyor.

    Dersim Tertelesi’nin 88. yıldönümünde ajans olarak katliamın öncesini ve sonrasını ele aldık. Dosyamızın bugünkü konuğu Dersim ve Alevilik üzerine araştırmalarıyla tanınan Araştırmacı-Yazar Mehmet Bayrak olacak.

    Araştırmacı-Yazar Mehmet Bayrak, Dersim Soykırımı’nın öncesini ve sonrasında yaşananları Pir Haber Ajansı’na (PİRHA) anlattı.

    “AVRUPA’YA GİTMEK BENİM İÇİN BİR ŞANS OLDU”

    PİRHA: Yazarlık geçmişinizi ve yaptığınız çalışmalar hakkında bilgi verebilir misiniz?

    Mehmet Bayrak: Büyük bir bölümü kendi alanının ilk çalışması olan birçok kitap çıkardım. 1988 sonu 89’un ortalarına kadar Özgür Gelecek adında Kürt kimlikli bir dergi yayınladım. Bu daha çok Kürt sorunun demokratik çözümünü ve Kürt kültürünü bilince çıkarmayı hedefliyordu. Toplam 8 sayı çıkardım. Bu dergiden dolayı hakkımda 36 civarında dava açıldı. Aynı zamanda iki kez tutuklandım. Daha sonra kitap yayınına başladım. Bu kitap yayını sürecinde de o günden bugüne sanıyorum 35 dolayında Kürdoloji yayını yaptım. Türkoloji ile birlikte toplam 40 kitap çıkardım.

    1994 yılının sonunda yurt dışına çıkmak zorunda kaldım. 2000 yılında ilk defa döndüm. Bugüne kadar 40 kitap çıkarmamda bu Avrupa’daki yaşamım ve çalışmalarım son derece etkili oldu. Türkiye’de ulaşamayacağım birçok kaynağa Avrupa’da ulaştım.

    “DEVLET AKLI, GİZLİ PLANDA İTİRAFÇI VE KABULCÜ AÇIK PLANDA RED VE İNKARCIDIR”

    Osmanlıdan sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti nasıl bir ideolojik yapı üzerine kuruldu?

    Tarih yazımında hatıratlar önemli yer tutar. Kürt aydınları maalesef hatıralarını çok fazla yazmamışlar. Yazanlardan biri Kadri Cemil Paşa ve kitabı ‘Doza Kürdistan’ adlı ünlü hatıratıdır. Bir tanesi de Nuri Dersimi’nin hatıratıydı. Nuri Dersimi’nin hatıratı Dersim konusunda da ayrıca çok önem taşıyor. Çünkü kendisi de Dersimli. Gerek Koçgiri katliamını, gerekse Dersim katliamını bizzat gören, yaşayan önemli bir aydın Nuri Dersimi. Onu da sadeleştirerek, notlayarak, resimleyerek ilk defa yayınladım. Kadir Cemil Paşa’nın hatıratını da ilk defa aynı yöntemle yayınladım. İkisi de önemli çalışmalar.

    İlk defa sizinle paylaşacağım; Nedir bu doküman? Zazalar hakkında sosyolojik tetkikler. Ben bunu hem Kürdoloji belgelerinin 1. cildinde, 1994’de yer verdim ki ondan dolayı da 2 yıl ceza aldım. Yine benzeri devletin gizli aklını ortaya koyan, 1993’te yayınlanan ‘Kürtler ve Ulusal Demokratik Mücadeleleri’ kitabında da devletin gizli aklına yer verdim. Şunu her zaman söylüyorum: Devlet aklı, gizli planda itirafçı ve kabulcü açık planda red ve inkarcıdır. Başka bir söylemle kendilerinin kurguladığı bir resmi ideoloji politikası ve resmi kültür politikası var.

    KEMALİST KADROLARIN YÜZDE YÜZDE 95’İ İTTİHATÇI KADROLARDAN OLUŞUYOR

    Oradaki gizli raporlarından başlayarak 1960 İhtilali, akabinde kendisine hazırlatılan Kürt raporuna kadar belgeleri birçok önemli raporunu, on dolayında gizli raporunu ilk kez ben yayınladım ki bunlardan bir tanesi de ilk defa gün yüzüne çıkan Zazalar hakkında sosyolojik tetkikler. Bu doğrudan Dersim üzerinde yoğunlaşan bir gizli rapor. Mesele şu, Kemalist hareket bilindiği gibi esas itibariyle İttihat hareketinin bir devamıdır. Kemalist kadroların %95’i eski İttihatçı kadrolardan oluşur. Nitekim olayı anlayabilmek özellikle Dersim soykırımını doğru anlayabilmek için şunu bilmemiz gerekiyor. İttihatçılar 1913’te işbaşına geçtikten sonra dönemin başvekili Talat Paşa, Ziya Gökalp’ı çağırıyor. Mehmet Ziya Bey diyor “Şimdi biz bütün yönetimi ele geçirdik. Bizim bir politikamız var, bunu en iyi bilenlerden biri sensin. Dolayısıyla uygulayacağımız politikaya ideolojik altyapı oluşturmak amacıyla gerekli çalışmaları yürütün” diyor.

    CUMHURİYETİN İDEOLOJİK YAPISINDA ZİYA GÖKALP KOLLARI SIVIYOR

    Ziya Gökalp kolları sıvıyor, komisyonunu oluşturuyor. O tarihten itibaren ortaya koydukları politika şu: Etno, dinsel temizlik, tek tipleştirme, Türk İslamlaştırma.

    Bu politikanın üç ayağı var. Yıl 1913, komisyon kuruluyor, raporlar hazırlanmaya başlanıyor. Bunları daha devlet katında da eskiden Milli Emniyet Teşkilatında görevli olan şahısları da dahil etmek suretiyle Osmanlı muhaciri Müdürlüğü Umumiyesi, Göçmen İşleri Genel Müdürlüğü diye bir müdürlük kuruluyor. Bunun başına ünlü ırkçı Şükrü Kaya getiriliyor. Şükrü Kaya Mustafa Kemal döneminde 10 yıl İçişleri Bakanlığı yapan bir kişi. O dönemde hazırlanıyor bu raporlar.

    ETNO DİNSEL TEMİZLİK İLK OLARAK ERMENİLERDEN BAŞLIYOR

    Yine söylüyorum etno dinsel temizlik 1914’te I. Dünya Harbi başlıyor. I. Dünya Harbi’ni de fırsat bilerek 1914-1916 yılları arasında etno dinsel temizlik hareketine girişiliyor. Nedir bu etno dinsel temizlik? “Hanefi Müslüman’ı ve Türklüğü kabul etmeyen diğer unsurları önce tasfiye etmek. Ermeni soykırımı öyle gerçekleşiyor, Süryani soykırımı öyle gerçekleşiyor, Ezidi Kürt soykırımı öyle gerçekleşiyor. Rumlar belli ölçüde dağılmış vaziyette. Rumlara karşı da önlemler, tedbirler alınıyor, fakat esas olarak Lozan’la birlikte Rum konusu da çözülüyor.

    NACİ İSMAİL KÜRT HALKI DİYE BİR HALKIN OLMADIĞI TEZİNİ ÖNE SÜRÜYOR

    Dikkat edilirse her iki kimlikte de Türk resmi ideolojisine, kimliklerine aykırı olan unsurlar. Bunların tamamı geriye kalan en önemli unsurlardan biri Kürtler. Kürtlerle ilgili en önemli yine ilk devletin yaptığı yayınlardan biri 1918’de yayınlanan ve Arnavut kökenli ittihatçı Naci İsmail’e hazırlatılan bir raporda görüyoruz. Burada, işte ilk defa Kürt halkı diye bir halkın olmadığı, bunların ‘Dağ Türk’ü’ olduğu, bunların kar kütleleri üzerinde yürürken ayaklarını çıkardığı kart kurt seslerinden dolayı adlarının Kürt olduğu, yoksa bunların dağ Türkü olduğu gibi düzmece tezi ilk ortaya atan kitap budur. 1918’de ittihatçılar bunu devlet yayını olarak çıkarıyorlar.

    SYKES-PİCOT ANTLAŞMASI BUGÜNKÜ KÜRTLERİN BÖLÜNMESİNİ GETİREN ANLAŞMA

    Keza Kızılbaşlar, Aleviler konusu Dağıstanlı, Çerkez, Sünni Baha Said’e veriliyor. Ermeni konusu Esat Durak’a veriliyor. Yani tasfiye edilmesi gereken önemli kimliklerle ilgili ön raporlar hazırlanıyor. Fakat o aşamada Kürtlere muhtaç olunduğu için harekete geçilmiyor.

    1916’da İngiliz ve Fransız Dışişleri Bakanları Sykes-Picot Antlaşması’nı yapıyorlar. Adeta bugünkü Kürt coğrafyasının bölünmesini getiren anlaşmanın kendisidir. Zaten Sevr’e götürülen de odur. Sevr’de yine Kürtler temsil edildiği için Sevr Antlaşması’nda Kürtlere belli haklar veriliyor. Fakat Kemalistlerin teşviki ile Şerif Paşa Kürtler tarafından geri çekiliyor. Buna rağmen çeşitli haklar akabinde o çok önemli Mustafa Kemal’in kurtarıcı olarak padişah tarafından gönderildiği süreçte Samsun’a gidiyor. Samsun’dan Erzurum’a. Erzurum’da kongre oluyor. Kongre sonrası Kürt aydınlarıyla Kemalistler arasında Amasya Protokolü imzalanıyor. Arkasından Sivas Kongresi. Çok önemli. Sivas Kongresi CHP’nin kuruluş kongresi kabul edilir aynı zamanda. Sivas Kongresi’nde çok calibi dikkat bir husus oluyor. Bir olay gerçekleşiyor.  İstanbul’da yaşayan daha önce kocasıyla birlikte ajan gazetecilik yapan, kocası öldükten sonra da yalnız başına bu işi sürdüren, Fransız ajan gazeteci Madam Guli Mustafa Kemal’le gizlice görüşüyor. Sivas Kongresi aşamasında ve Ankara’da buluşuyorlar.

    KOÇGİRİ’Yİ BİLMEDEN DERSİM’İ BİLMEK MÜMKÜN DEĞİL

    -Bu anlaşma ve politikaların Dersim’e yansıması nasıl oldu?

    Zaten Batı Dersim olarak nitelendirdiğimiz Koçgiri bölgesi aydınlarıyla Dersim aydınları ve diğer Kürt aydınları bu gizli anlaşmalardan haberdar olup rahatsız oldukları için Mustafa Kemal’e bir muhtıra mektup veriyorlar. Yani siz işte daha Amasya protokolünde hükümler var. Bilmem Erzurum Kongresi’nde var, 1921 Anayasası’nda var. 20. madde ile Kürtlere özerlik vermesine ilişkin. Sonra Mustafa Kemal’in yaptığı açıklamalar var. Siz bu şeye uyuyor musunuz, uyuyacak mısınız verdiğiniz sözlere diye Mustafa Kemal’e bir bildirge veriyorlar. Bunun üzerine Mustafa Kemal’de hem İngilizlerle hem Fransızlarla gizlice anlaştığı ve sözler aldığı için Koçgiri’nin üstüne gidiyor ve Koçgiri’de büyük bir katliam yapılıyor.

    Koçgiri Katliamı bilinmeden Dersim’i de soykırımını da anlamak mümkün değil. Büyük bir katliam yapılıyor. 140 Koçgiri köyü yerle yeksan ediliyor.

    Mustafa Kemal yola çıktığında yardım istediği kişilerden birisi Ağuçan Piri Seyid. Fakat Türk matbua, Türk basınına bakarsanız hiçbirinde bunun Seyyid Aziz olduğu anlatılmaz, söylenmez ya İslam hocası diyorlar ya İslam Müftüsü diyorlar Seyyid Aziz’e. Keza o tarihte Alevilerden, Bektaşilerden destek istendiği için 1919’da gönüllü Alevi Bektaşi Alayı oluşturuluyor. İçinde benim dedem de var. Benim dedemin de gönüllü süvari olarak katılmıştır. Fakat bunların hepsi sonuçta kullanmakla ilgili olduğu sonradan anlaşıldı ve 1923’e bu koşullarda gidildi. Lozan’a hiçbir zorlukla karşılaşılmadan Lozan’a Antlaşması imzalandı.

    BALTA KÜTÜKTEN ÇIKTIKTAN SONRA KEMALİST YÖNETİM GERÇEK YÜZÜNÜ GÖSTERMEYE BAŞLADI

    Balta kütükten çıktıktan sonra Lozan Antlaşması ile birlikte Kemalist yönetim gerçek yüzünü göstermeye başladı. Nitekim Alevileri de Dersim’i de yakından ilgilendiren hususlardan bir tanesi Tekke ve Zaviyeler Kanunu’dur. Tekke ve Zaviyeler Kanunu 1925’te çıkarıldı. Çıkarılan bu kanunla tekkeler ve zaviyeler, yani Alevilerin ibadet yerleri yasaklandığı gibi Alevilik yasaklandı.

    “1924 ANAYASASIYLA BİRLİKTE 1925 HAREKETİ PATLAK VERDİ”

    Alevi, Bektaşi din önderlerinin hepsini muskacılarla biraraya sokup yasaklayan bir kanundur. Zaten Lozan Antlaşması imzalandıktan sonra 1924 Anayasasını çıkardılar. 24 Anayasasında ilk defa Türk ve İslam vurgusu yer aldı. Türk ve İslam açık açık yer aldı ve gazetelerin başlıklarının altında Türk’ün süngüsünün göründüğü yerde Kürtlük biter sloganı yer almaya başladı. Bu tahrik edici slogan ve bu yasaklamalar dolayısıyla zaten 1925 hareketi patlak verdi. Şunu hiçbir zaman unutmayalım. İlki 1898’de olmak üzere 1920’ye gelinceye kadar 15 dolayında Kürt kimlikli gazete ve dergi çıkıyordu. 1901’deki Kürt Azmi Kavmi Cemiyeti ile 1921’e gelinceye kadar 20 Kürt demokratik örgütü kurulmuştu. Bunların içinde 3 tane de parti vardı: Kürt Millet Fırkası, Kürt Serbestliği Fırkası, Kürt Demokrat Fırkası… Bu nedenle bunların hepsi yasaklandı.

    TUNÇ ELİ, DERSİM HALKINA HAKARETTİR

    Mevcut yönetim kendince Dersim’i çıban başı olarak nitelendiriyor. Dersim’in esas adı Dersim iken bugünkü Tunceli ismini kim koyuyor? Dersim kasabı Abdullah Alpdoğan; hem general, hem vali. Devletin ‘Tunçeli, Tunç yumruğu’ bunların tepesine inecek” diyor. Tunceli hakarettir, o topluma da insanlığa da hakarettir. Düzmece bir şeyler buluyorlar, işin aslı bu. Adamın yaptığı açıklama var. Yani o Dersim kasaba olarak nitelendirilen General Abdullah Alpdoğan ki o da Sakalı Nurettin’in damadıdır aynı zamanda.  Koçgiri’yi vuran Sakalı Nurettin’in. O açık açık diyor: “Devletin Tunç eli, tunç yumruğu tepelerine inecek bunların.” İsim oradan geliyor.

    DERSİM BÜYÜK BİR EYALETTİR

    Şunu bu noktada söyleyeyim. İddia edildiği gibi orada bir isyan söz konusu değil. Çünkü 1934’te Tunceli ili teşkil edilip başına kor vali yani korgeneral rütbesinde askeri vali atanınca bu Elazığ’da da faaliyet yürütüyor. Yoksa Dersim büyük bir eyalettir, Kızılbaş Kürtlerin yoğun olduğu bugünkü Tunceli, Elazığ, Erzurum’un bir bölümü, Erzincan’ın tamamı, Bingöl’ün önemli bir bölümü, Muş’un önemli bir bölümü, Sivas’ın bir bölümü, Malatya’nın bir bölümünü içine alan büyük bir havzadır, Kızılbaş Kürt havzası. İki kimlikle de ters dikkat edelim. Ondan dolayı büyük bir kıyım, katliam gerçekleştiriliyor.

    SİLAHLAR TESLİM EDİLDİKTEN SONRA KIYIMLAR BAŞLIYOR

    Bu aşiretler listesi dışında Dersim’de silah ve mal durumunu gösteren hangi aşiretlerde ne kadar silah var? Bu devletin elinde. Niye biliyor devlet bunu? Osmanlı döneminde Ruslara karşı kullanmak üzere aşiretlere dağıtılan silahlar.  Bu silahları istiyorlar, bu silahları 1936’da götürülüp teslim ediliyor, hepsi teslim ediliyor. Buna rağmen 1937’de bir kıyım, kırım kararlaştırılmış olduğu için 37’den başlayarak büyük bir soykırım yapılıyor. Daha garibi de ne? Eşkıya takibi adı altında köy ve orman yakma kılavuzu çıkarılıyor. O tarihte bir de köy ve orman yakma kılavuzu hazırlanıyor. Bugün neyi anlatıyor? Bu yaşanan birçok şeyin temelini anlatıyor. Düşünsel temelini anlatıyor. Yani o tarihte de hep eşkıya takibi gibi suçlamalarla köy ve orman yakma kılavuzu hazırlanıp bu idarecilerin eline veriliyor. Böyle bir talihsiz olay, insanlık ayıbı bir olay.

    7 T!

    Bütün mesele şu; askeri yöntemlerle edeplendirme, hizaya getirme, tenkil, tehcir, temdin, Türk İslamlaştırma, temsil, asimile etme ve tasfiye. Sonuçta tasfiye. 7 uğursuz T diyorum. Bunların tamamı uygulanmak suretiyle Kürt kimliği yok edilerek Kürt sorunun çözülmesi hedeflendiği için bütün bu uygulamalar gerçekleştiriliyor. Yani Dersim’deki olay da o, günümüzdeki olay, o tarihten sonra cereyan eden olayların da temelinde bu var. Konu askere havale ediliyor.

    Şöyle bir çarpıcı olay var. II. Dünya Harbi’nden sonra Türkiye yönünü batıya çeviriyor ve hükümet toplanıyor. “Dersim İsyanı ile birlikte biz artık Kürt meselesini tarihe attık” deniyor. “Kürt meselesini tarihin çöplüğüne attık” deniyorsa da bu gerçek değil. Kürt meselesi devam ediyor. Devlet bu nedenle “bizim bu konuda rapor hazırlamamız gerekir” diye konuyu tezekkür ediyor, karar alıyor ve bu konuda Ahmet Hasip Koylan adında Mülkiye Başmüfettişi görevlendiriliyor. Bu Kıbrıs Türkü olan bir şahsiyet. Kürdistan’da, Anadolu’da valilik yapmış, birçok dil biliyor ve devlet bütün önemli belgeleri bunun emrine veriyor. Şark İstiklal Mahkemesindeki savunmalar, idam serüvenini, sürecini birçok hassas detayların hepsini veriyor.

    Ben çalışmalarımda yararlanırken açıkçası birçok şeyi bu gizli dokümandan öğrendim. Çünkü devlet aklı açık planda red ve inkarcı, gizli planda itirafçı ve kabulcü. Gizli planda Kürtlerin tarihi, coğrafyası, etnolojisi, sosyolojisi Kürt ulusal hareketleri, kültürü, edebiyatı, dili her şey anlatılır, itiraf edilir. Açık alanda ise ‘Dağ Türkü’dür. Bunlar işte kart kurt destanı vesaire vesaire gibi trajikomik şeyler. Bu nedenle bütün bu bilim dışı çağ dışı uygulamaların sonucu olarak bu noktalara gelindi.

    Kamber YILDIZ/ANKARA

  • Dersim Tertelesi’nin 88. yıldönümünde Stuttgart’ta anma-VİDEO

    Dersim Tertelesi’nin 88. yıldönümünde Stuttgart’ta anma-VİDEO

    PİRHA- Dersim Soykırımı’nın 88. yıldönümüne dair Almanya’nın Stuttgart kentinde anma ve panel gerçekleştirildi.

    Stuttgart Soykırımlarla Mücadele Platformu‘nun Dersim 38 soykırımında yitirilenlerin anısına ‘’Tertele Dersim Xo Vira Meke!’’ çağrısı ile organize ettiği etkinliğe Stuttgart ve çevresinden çok sayıda kişi katıldı.

    Ludwigsburg ve Becekli Alevi Derneği’nde üye ve yönetici olarak emek veren Nurşen Yılmaz’ın sunumuyla gerçekleşen program, saygı duruşu ve ardından Dede Emrah Erden’in çerağ uyandırması ile başladı.

    Ardından soykırımın yaşandığı dönemin Cumhurbaşkanı Atatürk’ün Dersim’e ilişkin bakış açısını yansıtan, Türk basınının soykırımı ele alışı ve soykırımda rol oynayan kimi kişileri de kapsayan belge, bilgi ve soykırım mağdurlarının tanıklıklarıyla belgelenen bir video gösterimi sunuldu.

    Sanatçı Gökhan Büyüktaş, ağıt ve deyişler seslendirdi.

    Can TV program yapımcısı Gazeteci Ali Güler ise, soykırımın hala devam ettiğine işaret ederek, Dersimlilerin soykırıma karşı birlikte hareket etmelerinin önemini vurguladı.

    Anma, Dede Emrah Erdemin çerağı sırlaması ve lokmaların paylaşılması ile son buldu.

    PİRHA/ALMANYA

  • Dersim Soykırımı’nda yaşamını yitirenler Dortmund’da anıldı-VİDEO

    Dersim Soykırımı’nda yaşamını yitirenler Dortmund’da anıldı-VİDEO

    PİRHA- Dortmund Alevi Kültür Merkezi (DAKME), Dersim Soykırımı’nın 87.  yıl dönümünde yaşamını yitirenler için anma düzenledi.

    Dersim Soykırımı’nın ilk adımı kabul edilen 4 Mayıs 1937 yılında alınan Bakanlar Kurulu kararının 87. yıl dönümünde yaşamını yitirenler anılmaya devam ediyor.

    Dortmund Alevi Kültür Merkezi binasında gerçekleşen anmada Hakk’a yürüyen canlar Ağuçan Ocağı Pirlerinden Cemal Canan’ın verdiği gülbeng sonrasında  çerağlar uyandırıldı. Yaşamını yitirenler anısına saygı duruşu ile başlayan anmada ayrıca Dersim Tertelesine dair sinevizyon gösterimi yapıldı.

    Dersim Tertelesine dair panele Zarife Atik ve Akife Polat katıldı.

    Panelde soykırımı lanetlenirken, Dersim coğrafyasının, dilinin, inancının, hafızasının her gün parça parça elinden alınmak istendiğine vurgu yapıldı. Harde Dewreş olarak adlandırılan Dersim toprağındaki ocaklar, ziyaretler ve tarihsel hafızanın yok edilmesi karşın söz ve direncin sahibi olamamanın tarih karşısında mahcubiyet olacağı kaydedildi.

    Ayrıca bu katliamlarla yüzleşilmediği, katliamların failleri ortaya çıkarılmadığı ve  hesaplaşılmadığı sürece benzer katliamların yaşanmaya devam edeceğine işaret edildi.

    Anmanın sonunda Sanatçı Beser Şahin klam ve ağıtlar seslendirdi.

    PİRHA/ALMANYA

  • GADEV, Dersim Tertelesi’nin 87. yılında yaşamını yitirenleri andı- VİDEO

    GADEV, Dersim Tertelesi’nin 87. yılında yaşamını yitirenleri andı- VİDEO

    PİRHA- GADEV, Dersim Tertelesi’nin 87.yıldönümünde anma gerçekleştirdi.

    Garip Dede Dergahı Vakfı (GADEV), Dersim 37/38 Tertelesi’nin 87. yıldönümünde Garip Dede Dergahı’nda yaşamını yitirenleri andı.

    “ASKERLER GÖRMESİN DİYE ÇOCUKLARI NEHİRLERE ATMIŞLARDI”

    Anma, belgesel gösterimi ve Tertele tanığı Ahmet İnce’nin konuşması ile başladı. İnce, “Beni katliamdan sonra Dersim’den sürgüne gönderdiler. Asker köyleri bastığında her şeyi bırakıp ormanlara kaçtık. Ele geçirdiklerini öldürdüler. Yakaladıklarını ormana götürüp 300 kişilik gruplarla kurşuna diziyorlardı. Kadınlar, ufak çocukları askerler görmesin diye nehirlere atmışlardı” diyerek yaşadığı acıları ve tanıklığını anlattı.

    “DERSİM’DE YAŞANANLAR SOYKIRIMDIR”

    Prof. Dr Bülent Bilmez, Dersim’de yaşananların bir soykırım olduğunu vurgulayarak “Köy yakmalar, çocuklara el koymak, bir coğrafyayı kültürüyle, diliyle       birlikte yok etmek. Bunların hepsi Dersim’de yaşandı. Bunlar yaşandığının uluslararası hukuk ve Türk Ceza Kanunu buna soykırım diyor. Bu insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur” dedi.

    Anma, kılam ve ağıt dinletileriyle son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Almanya’da Dersim Tertelesi konferansı düzenlendi- VİDEO

    Almanya’da Dersim Tertelesi konferansı düzenlendi- VİDEO

    PİRHA-Türkiye/Almanya İnsan Hakları Derneği, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu ve Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu ortaklığında Almanya’nın Köln kentinde ‘Soykırımları Unutmamak ve Yüzleşmek Tanınmayan Soykırım: Dersim Tertelesi 1937-38’  konulu konferans düzenlendi.

    TÜDAY (Türkiye/Almanya İnsan Hakları Derneği), AABF (Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu) ve FDG ( Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu) ortaklığında 4 Mayıs’ta Almanya’nın Köln kentinde ‘Soykırımları Unutmamak ve Yüzleşmek Tanınmayan Soykırım: Dersim Tertelesi 1937-38’ Konferansı düzenlendi.

    Aslı Zelal’in piyano çalıp söylemesiyle başlayan konferansta Terteleyi yaşayan tanıkların belgesel gösterimine de yer verildi. ‘Ulus inşası ve şiddet: Osmanlı İmparatorluğu’nun sonunda Anadolu’nun Türkleştirilmesi’ konusunda Prof. Dr. Hans Lukas Kieser, ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ideolojisi ve Dersim Tertelesi’ konusunda Araştırmacı-Yazar Kazım Gündoğan, ‘Uluslararası hukuk ve soykırım çalışmalarında Dersim Tertelesi’ konusunda Dr. Hüseyin Çelik, ‘Soykırım; travma, yüzleşme ve iyileşme süreçleri’ konusunda ise Prof. Dr. Jan Ilhan Kızılhan birer sunum yaptılar.

    “TERTELE KAVRAMI ULUSLARARASI LİTERATÜRDE YERİNİ ALMIŞ BİR KAVRAM”

    Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ideolojisi ve Dersim Tertelesi konusunda sunum yapan Araştırmacı-Yazar Kazım Gündoğan, şunları söyledi:

    “Dersimlilerin en yaygın dili olan Kırmancki, Zazaca dilinde Tertele, soykırımı tanımlamaktadır. Dersim’de büyük önlenemez, ağır sonuçlar yaratan büyük deprem gibi doğa felaketlerine zelzele; toplumsal-siyasal felaketlere de tertele denir. O yüzden Dersimliler 4 Mayıs gününü Bakanlar Kurulu kararına dayanarak kara gün olarak tanımladılar. O zamandan beri de hem yerelde hem uluslararası konumda tertele kavramı yerli yerine oturmaya başladı. Tertele kavramı artık uluslararası literatürde yerini almış bir kavram.”

    Konferans, Soykırım Yasamış Halkların Ezgileri’nin sanatçılar Beser Sahin, Djancate Janet & Aykut, Asli Zelal tarafından seslendirilmesinin ardından son buldu.

    PİRHA/ALMANYA

  • Dersim Tertelesinin 87. yılında İzmir’de kitlesel anma-VİDEO

    Dersim Tertelesinin 87. yılında İzmir’de kitlesel anma-VİDEO

    PİRHA- İzmir’de, Dersim Soykırımı’nın 87. yılında katledilenler için yapılan eylemde, soykırımın tarihte kalan süreç olmadığı ve çok yönlü şiddet sarmalıyla anı anına sürdürüldüğü belirtilerek, katliamla yüzleşme çağrısı yapıldı.

    Dersim Soykırımı’nın ilk adımı kabul edilen 4 Mayıs 1937 yılında alınan Bakanlar Kurulu kararının 87. yıl dönümünde İzmir’ de katledilenler için anma düzenlendi.

    Açıklamada “Az birnayis u az vurnayis qewul ne keme serba seyidune xo dare de rime xo vira ne keme ji bir nekin” ve Seyit Rıza, Alişer, Zarife, Nuri Dersimi’nin fotoğraflarının basıldığı pankartlar açılarak, “Katil devlet hesap verecek”, “Arşivler açılsın hesap verilsin”, “Dersim’i unutma unutturma” ve “Dersim, Maraş, Koçgiri unutulmaz hiçbiri” sloganları atıldı. Çok sayıda kişinin katıldığı açıklamayı Kürtçe’nin Kırmancki lehçesinde İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği Eş Başkanı Hasan Ali Kılıç, Türkçesini ise DAD İzmir Şubesi Eş Başkanı Nebat Çelik okudu.

    KARA GÜN: 4 MAYIS

    Yaşanan katliamların yakın tarihe kadar inkar edildiğini söyleyen Çelik, “Dersim adının telaffuz edilmesi dahi yasaklanmış, köy isimleri değiştirilmiş, çocuklarına Kürtçe konan isimler engellenmiş, coğrafyamızın adı da Tunceli olarak değiştirilmiştir. Bu trajedinin startı olan 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu Kararının açığa çıkmasından sonra 2010 yılından başlayarak 4 Mayıs tarihini bu belgeye istinaden (Kara Gün) olarak ilan etmiştir” dedi.

    ‘LANETLİYORUZ’

    Çelik, Dersim’in günümüzde doğa talanı, orman yangınları, baraj, maden ocaklarıyla tahrip edildiğini belirterek, “Asimilasyon politikaları ise daha da derinleştirilerek sürdürülmekte, halkın iradesi hiçe sayılmakta, kayyum zihniyeti ile adalet ve hukuk tamamen yok sayılmaktadır. 4 Mayıs vesilesiyle Seyit Rıza, Alişer ve Ana Zarife şahsında tüm mazlumlarımızın huzurunda bir kez daha dara duruyor, saygıyla anıyor ve halkımıza yaşatılan vahşeti insanlığın huzurunda bir kez daha lanetliyoruz” diye konuştu.

    Çelik, Dersim katliamına dair her yılki taleplerini sıraladı.

    Açıklamanın ardından çerağlar yakılarak, verilen gulbengler eşliğinde lokmalar paylaşıldı.

    PİRHA/İZMİR

     

  • Doğan: Devlet yüzleşinceye kadar Dersim Soykırımı’nı unutturmayacağız-VİDEO

    Doğan: Devlet yüzleşinceye kadar Dersim Soykırımı’nı unutturmayacağız-VİDEO

    PİRHA-Dersim Soykırımı’nı unutturmayacaklarını belirten DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “On binlerce insanın ölümüyle sonuçlanan bu süreci toplumun hafızasında canlı tutacağız. Devlet, Dersim Katliamı ile yüzleşinceye kadar yaşanan katliamı konuşacağız” dedi.

    4 Mayıs 1937 yılında Bakanlar Kurulu, Dersim’de Tenkil Harekatı kararını almıştı. Bu özel kararnameyle Dersim’de başlatılan katliam 1938 yılına kadar sürmüştü ve 1937-38 Dersim Kürt Alevi katliamı olarak tarihe geçti.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, 4 Mayıs Dersim Tertelesi’nin 87. yılına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “DERSİM KATLİAMI’NI TOPLUMUN HAFIZASINDA CANLI TUTACAĞIZ”

    Dersim Soykırımı’nı unutturmayacaklarını belirten Kadriye Doğan “Bir gün mutlaka bu coğrafyanın inancı, kimliği tanınacak ve yaşatılan katliamlardan dolayı özür dilenecek. Tarihsel süreç içerisinde Kürt Aleviler sayısız katliamlara uğramıştır. Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye cumhuriyeti döneminde Alevi katliamı silsilesi vardır. Teklik üzerine kurulmuş bir sistem var ve farklı kesimlerin yaşamasına imkân verilmiyor. Geçmişte yaşanılan katliamlarla yüzleşilmediği için aynı katliamları yaşamak zorunda kalıyoruz. Onun için bizler 87. yılında on binlerce insanın ölümüyle sonuçlanan bu süreci toplumun hafızasında canlı tutacağız. Devlet, Dersim Katliamı ile yüzleşinceye kadar yaşanan katliamı anacağız” dedi.

    “UNUTMAYACAZ, UNUTURMAYACAĞIZ VE GELECEĞE TAŞIYACAĞIZ”

    87. yılında Dersim’de yapılacak anma programlarına ilişkin ise Doğan, şunları dile getirdi:

    “Bu yıl Dersim Katliamı’nı 3-4 Mayıs olarak iki gün olarak planladık. 3 Mayıs’ta Seyit Rıza’nın geriye kalan 40 lirasının tanımlanması şeklinde kendi köyünde 40 fidan dikimi gerçekleştireceğiz. 4 Mayıs’ta katliam mekânı olan Kutudere’de Gola Hızır’da anma gerçekleştireceğiz. Akşam saatlerinde Gole Çeto’da çerağlar uyandırıp, lokmalar pay edilerek katliamda yitirdiklerimizi anacağız. Daha sonra da Gola Çeto’dan Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüş gerçekleştirip 19.38 saatinde geniş katılımlı anma programı gerçekleştireceğiz. Dersim Katliamı’nı unutmayacağız, unutturmayacağız ve geleceğe taşıyacağız.”

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim Soykırımı’nın 87. yılında kaybedilenler İzmir’de anılacak

    Dersim Soykırımı’nın 87. yılında kaybedilenler İzmir’de anılacak

    PİRHA- İzmir’de, Dersim Soykırımı’nın ilk adımı kabul edilen 4 Mayıs 1937 yılında alınan Bakanlar Kurulu kararının 87. yıl dönümünde katledilenler anılacak.

    İzmir Dersim Dernekleri, Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şubesi ve Alevi Bektaşi Federasyonu İzmir Bileşenleri, Bakanlar Kurulu kararı ile 4 Mayıs 1937’de imzası atılan Dersim Soykırımı’nın 87. yıl dönümünde anma gerçekleştirilecek.

    Anma öncesinde, 4 Mayıs Cumartesi günü saat 15.oo’te Çiğli Belediye Meclis Salonu’nda gerçekleşecek panele Tarihçi Yazar Ayşe Hür, DAD Genel Merkez Yöneticisi ve Araştırmacı Yazar Hüseyin Ozan panelist olarak katılacak. Panelin moderatörlüğünü ise İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği Eş Başkanı Hasan Ali Kılıç yapacak.

    ANMA GERÇEKLEŞECEK

    Panelin ardından ise Dersim Soykırımı’nın 87. yılında kitlesel anma yapılarak, çerağlar uyandırılacak. Karşıyaka İskelesi önünde gerçekleşecek anma saat 18.30’da başlayacak.

    PİRHA/İZMİR