Sağlık Bakanlığı’nın internet sitesinde yer alan Türkiye Günlük Koronavirüs Tablosu’nun güncel verileri paylaşıldı.
Bakanlığın 4 Mayıs’a ilişkin koronavirüs verilerine göre; son 24 saat içerisinde yapılan 90 bin 301 testten 1132’si pozitif çıktı. Virüs nedeniyle 7 kişi daha hayatını kaybetti. İyileşen hasta sayısı 1185 olarak açıklandı.
Sağlık Bakanlığı’nın yayınladığı günlük Covid-19 tablosuna göre; ülke genelinde 1, 2, ve 3. doz olarak yapılan toplam aşı sayısı 147 milyon 505 bin 412 oldu.
Hedef nüfusa göre yapılan aşılamalara bakıldığında ise ilk üç sırada Osmaniye, Ordu ve Amasya bulunuyor. Aşılamada en kötü durumda olan iller ise Urfa, Batman ve Siirt.
PİRHA-4 Mayıs Dersim Tertelesi’nin 85. Yılında Gola Çeto’da çerağ uyandırılıp, lokmalar pay edildi. 4 Mayıs Dersim Tertelesi’nin tarihsel sürecine dikkat çeken Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Adana Şube Eş Başkanı Zeynel Kete, “Dersim Katliamı’nda Rea Heq Alevi inancı yok edilmek istendi” dedi.
4 Mayıs Dersim 1937-1938 Tertelesi’nin üzerinden tam 85 yıl geçti. Dersim Tertelesi sıradan bir katliam değildi. Resmi rakamlara göre 16 bin, resmi olmayan rakamlara göre 72 bin kişi katledildi.
4 Mayıs Dersim Tertelesi’nin 85. Yılında Gola Çeto’da çerağlar uyandırılıp, lokmalar pay edildi. Ağuçan Ocağı Piri İnanç Dolu gülbeng okudu, Şıx Çoban Ocağı Piri İbrahim Kete’de lokma duası verdi.
“DERSİM KATLİAMI’NDA ALEVİ İNANCI YOK EDİLMEK İSTENDİ”
4 Mayıs Dersim Tertelesi’nin tarihsel sürece dikkat çeken Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Adana Şube Eş Başkanı Zeynel Kete, “Dersim Katliamı’nda Rea Heq Alevi inancı yok edilmek istendi. Katliama rağmen Aleviler bugün dim dik ayakta. Katliam burada yapıldı, katliamın hesabını sormak için ve kaybettiklerimizi anmak için buradayız” dedi.
4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu kararıyla Dersim’de bir yok etme projesi olduğunu belirten HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül de, “4 Mayıs doğasıyla, insanıyla, kültürüyle, tarihiyle Dersim’i yok etme projesidir. 1935 yılında çıkartılan Tunceli Kanunu halen yürürlükte çünkü buranın adı halen Dersim değil” dedi.
Gola Çeto’da yapılan anmanın ardından saat 13.00’ee Seyit Rıza Meydanı’nda kitlesel basın açıklaması yapılacak.
PİRHA- Dersim Soykırımı’nın 85. yılında açıklama yapan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Seyit Rıza şahsında idam edilen tüm kanaat önderleri ve soykırımın tüm kurbanlarını saygıyla anarak, “Dersim 1938 Soykırımı Cumhuriyet tarihinde Alevi toplumunun maruz kaldığı en büyük kitlesel kırımının öteki adıdır. Özenle gizlenilmeye çalışılsa da resmi görevlileri tarafından da itiraf edilmiş büyük insanlık suçudur” diye belirtti.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), 4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu’nda Dersim’e bir harekat düzenlemesi kararı alınması sonrasında gerçekleşen soykırımın 85. yılında katledilenleri anarak, soykırımcıları kınadı.
Açıklanan belgeler ile dönemin Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Genelkurmay Başkanı, İçişleri Bakanı ve ilgili diğer yetkililerin eli Dersim’i soykırıma uğratacak büyük planın hazırlandığının vurgulandığı açıklamada, Alevilerin Osmanlı’dan bu yana en büyük saldırıyı ve kırımı 1938’de gördüğünün altı çizildi.
‘Soykırımın adı; Dersim 38 ‘başlığıyla yayınlanan açıklama şöyle:
“CUMHURİYET TARİHİNİN EN BÜYÜK SOYKIRIMI”
Dersim 1938 Soykırımı Cumhuriyet tarihinde Alevi toplumunun maruz kaldığı en büyük kitlesel kırımının öteki adıdır. Özenle gizlenilmeye çalışılsa da resmi görevlileri tarafından da itiraf edilmiş büyük insanlık suçudur.
Bugün artık onlarca belgede açıkça görüldüğü gibi Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, İçişleri Bakanı ve ilgili diğer yetkililer Dersim’i “ziyaret” ederek büyük kırımı bizzat hazırlamışlardır.
1937 ama özellikle 1938’de Sabiha Gökçen’in ifadesiyle “canlı görülen her şeyin vurulması için emir” verilmiş; Emniyet Müdürü Çağlayangil’in itiraf ettiği gibi “yediden yetmişe Dersimliler fare gibi zehirlenerek” veya kesilerek öldürülmüşlerdi. Resmi sayımlara göre 1935’den 1945’e kadar Dersim nüfusu 17.000 kadar azaldığı halde kimse bunun nedenini soramamıştı. Yıllar sonra görülebilen resmi belgelere göre 13.800’den fazla Dersimli öldürülmüştü. Gerçekte bilimsel araştırmalara göre bu sayı en az 20.00 dolayındaydı. Tunceli Milletvekili Necmeddin Sahir Sılan’a göre 20.000 kişi de sürgüne gönderilmişti.
Katliamda görev yapan bazı askerler, “mermi zaiyatı olmasın diye” uçurumlardan atılan ya da kasaturalarla katledilen Dersimlilerin derin çığlıklarını ömürlerince unutamadıklarını anlatmışlardır. Kırımdan kurtulabilen tanıkların anlatıları ise eşi benzeri az görülen vahşete işaret etmektedir.
Güya “isyan”ın başı olmakla suçlanan Dersim’in kanaat önderlerinin naaşları bile yakınlarına teslim edilmemiştir. Kırım sürerken ve bitiminde Dersimli kız çocukları aralarında pay eden subaylara, dönemin Genelkurmay Başkanı bizzat devlet başarı madalyası vermiş ve hiç biri hayatlarında bu madalyalardan söz etmemişlerdir. Orada görevli olup hatıratını yazan subaylar bile “hayatlarının bu kısmına dair bir şey yazmak istemediklerini” belirtmişlerdir. Çünkü onbinlerce masumu vahşi biçimde kırmış olmanın utancını yaşamışlardır. Kırımda görev aldığı halde, vahşeti savunabilecek bir subayın bile olmaması tarihte örneği az görülen bir durumdur.
“SEYİT RIZA, KANAAT ÖNDERLERİ VE KATLEDİNLERİ SAYGIYLA ANIYORUZ”
Özetle, Dersim coğrafyası umumiyetle Kırmancıki ve Kırdaşiki; bir ölçüde Türkçe ve daha küçük bir ölçüde de Ermenice konuşan bir toplumsal coğrafya idi o yıllarda. Bu manzaranın sistem için sorun olduğu zaten belgelerde yer almıştı. Fakat asıl sorun Tunceli Milletvekili Necmeddin Sahir Sılan’ın belgelerinde yer almıştı. ““% 95’i Alevi olan bu bölgede daima çok dikkatli olmak gerekir”di. Alevi Ocakları, Dedeler, Pirler, Seyitler ve onlara gönülden bağlı talipler, Aleviler, Osmanlı’dan bu yana en büyük saldırıyı ve kırımı 1938’de gördü.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu olarak Seyit Rıza başta olmak üzere idam edilen kanaat önderlerini; Dersim’in Pirleri, Dedeleri, Seyitleri şahsında kırımın bütün kurbanlarını büyük bir saygıyla anıyoruz.
PİRHA- 4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu kararı ile başlatılan Dersim Katliamı’nın üzerinden tam 85 yıl geçti. 88 yaşındaki Dersim Katliamı tanığı Ahmet Eral, “Çok ezildik, aç kaldık, susuz kaldık, giyecek bir şey bulamadık. Kolay kolay bugünlere gelmedik” dedi.
4 Mayıs Dersim 1937-1938 Tertelesi’nin üzerinden tam 85 yıl geçti. Dersim Tertelesi sıradan bir katliam değildi. Resmi rakamlara göre 16 bin, resmi olmayan rakamlara göre 72 bin kişi katledilmiş, binlerce insan sürgün edilmiş ve binlerce Dersimli çocuk, özellikle kız çocukları evlatlık verilerek ailelerinden koparılmıştır. Dersim’in kendine özgü yaşam tarzı, siyasi, sosyal ve kültürel kimliği ortadan kaldırılmak istenmiştir. Dersimlilerden ve Türkiye toplumundan resmi olarak özür dilenmesi talepler arasında bulunuyor.
4 Mayıs 1937 Dersim Katliamı süreci 25 Aralık 1935 tarihli Tunceli vilayetinin hakkındaki raporla başlamış ve son olarak 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla tedip ve tenkil içeren askeri operasyona dönüşmüştü.
1938 Dersim Katliamı’nda Pertek’in Qûrmeş (Gülbahçe) köyünde olan 88 yaşındaki Dersim Katliamı tanığı Ahmet Eral yaşadıklarını PİRHA’ya anlattı.
“ÇOK EZİLDİK, AÇ KALDIK, SUSUZ KALDIK”
1938’de 4 yaşında olduğunu söyleyen Eral, “Ben o dönem daha çocuktum ve babam köyün muhtarıydı. Babam bize dedi ki ‘Çıkın gidin bakın Ağzunîk’i kırmışlar mı kırmamışlar mı?’ Koşup Ağzunîk’e baktık köy yanıyor, milleti kırmışlar. İnsanlarımızın çoğu kaçmışlardı dağlara, vadilere. 2 gün sonra alay komutanı geldi amcam da bekçiydi. Amcam beni dama çıkardı daha sonra alay komutanı çağırdı bizi amcama dedi; ‘Bu kimin çocuğu?’, amcam ‘Muhtarın çocuğu’ dedi. Daha sonra komutan dedi ki; ‘Milleti toplayıp kurtuldunuz artık milleti kırmıyorlar deyin.’ 9-10 gün sonra 2 tane genci yanımıza getirdiler, onlar sadece kurtulmuştu. Birisinin ismi Hasan diğeri ise Hüseyin. Babam ve köylüler toplandılar amcam dedi ki bunları götürüp öldürecekler. O iki çocuğu da sonra Hıdır Damı’na götürüp öldürdüler. Bizim köylüler çok direttiler çocukları bıraksınlar diye ama para etmedi, dinlemediler. Emir geldi herkes evlerine girdi. Aç mıydılar, susuz muydular kimsenin haberi yoktu birbirinden. 1941’de bizi Ermenilerin köyü olan Avşeker köyünü verdiler ve bizde 1945’te yerleştik. Çok çektik, ezildik, aç kaldık, susuz kaldık, giyecek bir şey bulamadık. Kolay kolay bugünlere gelmedik” dedi.
PİRHA-Ankara Dersimliler Derneği, Dersim Soykırımı’nın 84. yılında yazılı bir açıklama yaparak; “Bu katliam devlette hâkim olan tekçi ve gerici zihniyetin eseridir. İnsanlarımızın belleğinde en ağırlıklı yeri alarak yüreklerimizde tesellisi olmayan ve kabul edilemez bir yaradır” dedi. Açıklamaya Ankara’da bulunan birçok siyasi parti ve demokratik kitle örgütü de destek verdi.
Ankara Dersimliler Derneği yaptığı yazılı bir açıklamayla 4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu’nda alınan kararla Dersim’e bir harekât düzenlenerek gerçekleştirilen soykırımın 84. yılında katledilenleri anarak, katliamcıları kınadı.
Ankara Dersimliler Derneği, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şube, Ankara Vartolular Derneği, AKA-DER, İnsan Hakları Derneği Ankara Şube, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ankara İl Örgütü, Yeşiller ve Sol Parti, Kürdistan Komünist Partisi, Birleşik Devrimci Parti, SYKP Ankara İl Örgütlenmesi, Partizan Ankara Örgütlenmesi, SMF, EMEP Ankara İl Örgütlenmesinin imzalarıyla destek verdikleri açıklamada, “Bu katliam devlette hâkim olan tekçi ve gerici zihniyetin eseridir” vurgusu yapıldı.
“DERSİM HALKI ZALİMCE BİR ASİMİLASYONA TABİ TUTULDULAR”
Irkçı zihniyetin, 1935 yılında çıkarılan ‘Dersim Kanunu’ ile birlikte Osmanlı Dönemi’nde yapılamayan ‘Dersime Sefer Olur Zafer Olmaz’ hesabını kapatmaya çalıştığı belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“4 Mayıs 1937’de toplanan Bakanlar Kurulu Tunceli Tenkil harekâtına dair bir karar alır. Kararda Dersim’in imha edilmesi geride kalanların sürgün edilerek Dersim’in bitirilmesi öngörülür. Bu kararla birlikte Dersim’de tarihte eşine az rastlanır bir katliam gerçekleştirildi. Bu karar ile birlikte Dersim’de taş üstünde taş bırakılmadı. Alınan karar amacına uygun bir şekilde yerine getirildi. Dersim’in önde gelen Pirleri cezalandırılmış ve bununla da yetinilmeyerek halkın da aynı şekilde cezalandırılması gerekiyordu ve istedikleri oldu. Dersim halkı katliamla yok edildi, kalan sağları da Türkiye’nin farklı coğrafyalarına sürgün edilerek, zalimce bir asimilasyona tabi tutuldular. 4 Mayıs kararı Dersimliler için bir kara gündür ve bu kara günü hiç unutmadılar ve unutmayacaklar.”
“GÜNÜMÜZDE YARAMIZ HALA KANAMAYA DEVAM ETMEKTEDİR”
‘4 Mayıs Kararı, kutsal Munzur suyunun günlerce kan akması ve kadınların zalimlerin eline geçmemek için kendi canlarına kıymasıdır’ denilen açıklamanın devamında, “Bu katliam devlette hâkim olan tekçi ve gerici zihniyetin eseridir. İnsanlarımızın belleğinde en ağırlıklı yeri alarak yüreklerimizde tesellisi olmayan ve kabul edilemez bir yaradır. Günümüzde yaramız hala kanamaya devam etmektedir. Tekçi ve gerici zihniyet kendi istediği kalıplara uymayan hiç kimseye yaşam hakkı tanımamaktadır. Yine 1994 yılında köylerin yakılıp boşaltılması ile 1938 katliamını aratmayan bir zulümden geçmiştir. Dersim 38’de sürgün edilenlere tanınan yaşam alanları doksanlı yıllarda, evleri barkları yakılarak kapının önüne konmuş ve hiçbir yaşam hakkı ve alanı tanınmamıştır. Zulmün kimseye bir faydası olmaz. Bu suç mazlum halkların suçu değildir. Tekçi ve gerici iktidarların suçudur. Dersimli bir ana bu zulmü şöyle dile getirmektedir: ‘Taş olsaydım çatlardım, toprak oldum içime attım.’
Dersim’de ateş su ile söndürülmez. Suyun da bir canı olduğuna ve ateşe dökülünce canının yanacağına inanılır. İşte suyun bile canına Hak hatır tanıyan bu inanç coğrafyası, serçeşmesi baştan sona kana boğuldu” denildi.
TALEPLER BİR KEZ DAHA DİLE GETİRİLDİ
Yapılan açıklamada son olarak “Katliamın 84. yıl dönümünde hakikat ve özgürlük uğruna hakka yürüyen canlarımızı saygı ile anıyoruz ve katledilen canlarımızı unutmadık, unutturmayacağız diyoruz”denilerek şu talepler dile getirildi:
– TBMM’de ‘Dersim 1937-38 Tertelesi Araştırma Komisyonu’ kurulmadır.
– Dersim üzerinde yürütülen inkâr ve asimilasyon politikalarına son verilmelidir.
– 4 Mayıs’ın Dersim 38 Tertelesi günü olarak kabul edilmelidir.
– Arşivler açılıp devlet katliamla yüzleşmelidir.
– Dersim ismi iade edilip Dersim halkından özür dilenmelidir.
– Evlatlık olarak verilen çocukların akibeti hakkında bilgi verilmelidir.
– Seyit Rıza ve dava arkadaşlarının mezar yerleri açıklanmalıdır.
PİRHA- Dersim Soykırımı’nın 84. Yıl dönümüne ilişkin açıklama yapan İHD, devletin Dersim ile yüzleşmesi gerektiğini belirtti.
İnsan Hakları Derneği (İHD), Dersim Tertelesi’nin 84. yılı dolayısıyla “Dersim’le yüzleşmek” başlıklı açıklama yayınladı.
İHD, “2884 sayılı ve 25.12.1935 tarihli Tunceli Kanunu çerçevesinde 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile Dersim’e yönelik askeri operasyonlar başlatılmış ve bu operasyonlar sırasında on binlerce Kürt/Alevi katledilmişti. Askeri operasyonlar 1938 yılı boyunca devam etmiş ve katliam ile birlikte zorunlu göç (sürgün) ile Dersim coğrafyası büyük oranda insansızlaştırılmıştır” dedi.
İnsan hakları savunucuları olarak Dersim’de 1937-38’de yapılan bu katliamların TCK 76. Madde de tanımlandığı gibi soykırım olarak nitelendirdiklerini belirten İHD, “Dersim halkı yapılanları ‘tertele’ olarak nitelendirmeye devam etmektedir” diye kaydetti.
“GEÇMİŞLE YÜZLEŞİLMELİ”
Açıklamada, “İHD, Dersim’de 1937-1938’de yapılanları soykırım olarak nitelendirmekle birlikte bu tarihsel trajedinin insan hakları hukuku bakımından geçmişle yüzleşme konusu olduğunu ve ancak bu çerçevede ele alınabileceğini savunmaktadır. Geçmişle yüzleşmenin yaşanabilmesi ve tüm hakikatin ortaya çıkarılabilmesi için güçlü bir siyasi iradenin varlığı gerekmektedir” diye belirtildi.
“SOYKIRIM TANINMALI, ÖZÜR DİLENMELİ”
2011 yılında Başbakan Erdoğan’ın AKP İl Başkanları toplantısında ‘Dersim’de yaşananlar için katliam’ ifadesini kullanması ve devlet adına özür dilemiş olmasını önemli bir başlangıç olarak değerlendiren İHD, “Devletin Dersim’le yüzleşmesi için öncelikle TBMM bünyesinde ‘Dersim İçin Hakikat Komisyonu’ kurulmasını, komisyon çalışmaları tamamlandıktan sonra komisyonun önerileri doğrultusunda gerekli yasal düzenlemelerin yapılarak soykırımın tanınması, özür dilenmesi ve onarıcı adalet çözümleri üzerinde durulması gerekmektedir” denildi.
İHD taleplerini ise şöyle sıraladı:
•Dersim adının iade edilmesini,
•Dersim Katliamı’nda idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanmasını,
•Yapılan askeri operasyonlar sonucu katledilmeyip sağ olarak yakalanan kız çocuklarının akıbetinin açıklanarak aileleri ile buluşturulmasının sağlanmasını,
•Dersim’in insansızlaştırılma politikasından vazgeçilerek halen yapımı süren HES ve diğer barajların iptal edilerek doğal ve kültürel tahribata son verilmesini,
•Dersim’deki doğal ve kültürel inanç merkezlerinin muhafaza altına alınarak Dersim halkının yerel temsilcilerine (Dersim Belediyesi gibi) devrinin sağlanmasını talep ediyoruz.
PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, Dersim Soykırımı’nın 84. yılında yazılı bir açıklama yaparak, “Cumhuriyet modernitesi Dersim’de tüm maddi ve manevi kültürel değerleri çarmıha germiştir. Dersimlinin varlığı, birliği, dirliği, kimliği, dili soykırıma uğramıştır. Dersim bütün değerleri ile uzun bir sürece yayılan kitlesel kırıma uğramıştır” dedi.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), 4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu’nda Dersim’e bir harekat düzenlemesi kararı alınması sonrasında gerçekleşen soykırımın 84. yılında katledilenleri anarak, katliamcıları kınadı.
8 Eylül 1925’te uygulamaya konulan Şark Islahat Planı ile Rêya Hakk Kürt Alevilerin yaşadığı coğrafyada demografik yapı değiştirilerek bölgenin ekonomik, kültürel, sosyal olarak denetim altına alındığına dikkat çekilen açıklamada, Şark Islahat Planı’nın cumhuriyetin ötekilere karşı gizli siyaset belgesi olduğu ifade edildi.
Şark Islahat Planı ve bunun siyaset anlayışının sonucu olarak; Koçgiri, Şeyh Sait, Ağrı, Zilan ve daha birçok katliam yapıldığı hatırlatılan açıklamada, Cumhuriyet modernitesinin Dersim’de tüm maddi ve manevi kültürel değerleri çarmıha gererek Dersim’in varlığı, birliği, dirliği, kimliği, dilini soykırıma uğratıldığına vurguda bulunuldu.
Dersim Soykırımı’nın Çorum, Maraş, Sivas, Gazi ve daha birçok katliamla kendini devam ettirdiğine dikkat çekilen açıklamanın devamında Alevi süreklerine çağrıda bulunularak, “Zaman el ele verme zamanıdır. Kutsal mekanlarımız yerle bir edilirken; köylerimiz boşaltılıp isimleri değiştirilirken; Anaların havarları gök kubbeye ulaşırken; masum u pak olan evlatlarımızın kanları her gün toprağa düşerken; hanelerimiz her gün işaretlenirken; sularımız, ağaçlarımız, çeşmelerimiz, mezarlarımız, ziyaretlerimiz zulüm altında iken; ikrar verdiğimiz, irademiz dediğimiz seçilmişlerimiz zindanda iken, her gün kadın kırımı yaşanırken, kurumlarımıza kayyım atanırken, zindanda anayasal haklarından mahrum bırakılan bunun için bedenlerini iradelerine delil yaparak ağızlarına lokma almayan, açlık grevlerine giren canların gayretine kulak vermek ahlaki sorumluluğumuz olmalıdır” denildi.
“DERSİM ‘ROJA REŞ-KARA GÜN’ OLARAK HAFIZALARA KAZINMIŞTIR”
Açıklamada şunlar kaydedildi:
Rıza Toplumu süreklerine karşı zorun, zulumatın arttığı, Nahak zihniyetin; barış, demokrasi, insan hakları, hakikat ve özgürlük mücadelesi veren güçlere karşı pervasızlaştığı bir dönemden geçiyoruz. Yaşadığımız her an bir tarihin zuhurunu içinde barındırıyor. 4 Mayıs 1937 tarihi, Dersim soykırım kanununun mecliste onaylandığı tarihtir. Rêya Hakk Kürt Alevilerin tarihinde “Roja Reş- Kara Gün” olarak hafızalara kazınmıştır. O günden bugüne aslında her gün 38’dir. Dersim soykırımına, yaşanan olaylara derinlikli bakamamak, yüzeysel yaklaşmak katliamı yapan anlayışı bilince çıkaramamak, katliamların devam etmesine yol açmak anlamına gelir.
“TEKÇİ ULUS DEVLET ANLAYIŞI BİRÇOK SORUNUN NEDENİ DURUMUNDAYDI”
Cumhuriyet modernitesi, imparatorluk bakiyesi üzerinden kuruldu. Tekçi ulus devlet anlayışı birçok sorunun nedeni durumundaydı. Cumhuriyetin ulus devlet anlayışı etnik ve dini kimliklere, bu kimliklerin yurttaş olmaktan kaynaklı demokratik hak taleplerini dile getirmeleri hainlikle suçlandı ve sürekli düşman ilan etme hali devletin resmi siyasetini oluşturdu. İslâmî talepkârlıklar “mürteci, dinci, Şeriatçı”, etnik talepler “bölücü” olarak tanımlanırken; Alevî süreklerinin talepleri ise ” din dışı “ve egemen inancın alt kültürü olarak tanımlanmıştır. Sosyo-kültürel kimliklerin reddi üzerinden inşa edilen bu süreç günümüze kadar gelen sorunlarında temelini oluşturmaktadır. Yeni ulus devlet anlayışının temelleri 1924 Anayasası ile resmi hale gelmişti. Bu Anayasada muteber vatandaş ” Türktür, Türkçe konuşur, müslümandır ve mezhebul Hanifi ” şeklinde tanımlanmıştı. Yeni bir ulus yaratma projesinin kodları İttihat Terakki’den miras alınmıştı.
“ŞARK ISLAHAT PLANI İLE BÖLGE DENETİM ALTINA ALINDI”
24 Mart 1925 de Takrir-i sükun kanunu ve İstiklâl Mahkemeleri Kuruluş Kanunu çıkarılır. 8 Eylül 1925’te Şark ıslahat planı kararnamesi imzalanır. Bu kararname ile genelde Kürtler özelde Rêya Hakk Kürt Alevilerin yaşadığı coğrafyada demografik yapı değiştirilir, bölge ekonomik, kültürel, sosyal olarak denetim altına alınır. Şark ıslahat planı, cumhuriyetin “ötekilere” karşı gizli siyaset belgesidir. Bu siyaset anlayışının sonuçu olarak; Koçgiri, Şeyh Sait, Ağrı, Zilan ve daha birçok katliam yapılmıştı. Dersim’e yönelikte katliam planları hazırlığı yapılıyordu. Osmanlıdan başlayıp İttihat Terakki ile devam eden, cumhuriyetle sistemli hale gelen bölgeye yönelik raporların hazırlanması aslında katliamın önceden amaçlandığı anlamını taşıyor.
“DERSİM TERBİYE EDİLMELİYDİ!”
Dersim hem etnik yapı hem de inanç bakımımdan tekçi anlayışa dayalı ulus yaratma prosesine uymuyordu, terbiye edilmeliydi! Dersimlinin inancı etnik yapısından, dilinden ayrı düşünülemezdi. Dersimlinin inanç dili kendi anadiliydi. Dersim’de toplumun yaşamıyla ilgili kurallar ocak sistemi içinde, cem ekranında alınır bir üst akla ihtiyaç duyulmazdı; ikrar ve rızalık esası vardı. Demokratik bir anlayışla yaşamı devam ettiren her türlü iktidar anlayışından uzak, hakikate yakın olan bu inanç ve toplum elbette ki tekçi zihniyeti zorlayacaktı. Bu Hakikatten dolayıdır ki ilk önce ocak pirlerine, kutsal mekânlara, Analara yöneldiler. Hedef toplumsal hafızaydı. Bu hafıza yok edilirse çok rahatlıkla katliam gerçekleşirdi. Dersim yok edilirse diğer Rêya Hakk mensupları kolayca kontrol edilirdi.
Cumhuriyet modernitesi Dersim’de tüm maddi ve manevî kültürel değerleri çarmıha germiştir. Dersimlinin varlığı, birliği, dirliği, kimliği, dili soykırıma uğramıştır. Dersim bütün değerleri ile uzun bir sürece yayılan kitlesel kırıma uğramıştır.
Dersim Katliamı hala devam ediyor. Çorum, Maraş, Sivas, Gazi ve daha birçok katliamla devam ediyor. Bütün Alevi süreklerine, hakikat ve özgürlük arayışında bulunan bütün canlara çağrımızdır: Zaman el ele verme zamanıdır. Kutsal mekanlarımız yerle bir edilirken; köylerimiz boşaltılıp isimleri değiştirilirken; Anaların havarları gök kubbeye ulaşırken; masum u pak olan evlatlarımızın kanları her gün toprağa düşerken; hanelerimiz her gün işaretlenirken; sularımız, ağaçlarımız, çeşmelerimiz, mezarlarımız, ziyaretlerimiz zulüm altında iken; ikrar verdiğimiz, irademiz dediğimiz seçilmişlerimiz zindanda iken, her gün kadın kırımı yaşanırken, kurumlarımıza kayyım atanırken, zindanda anayasal haklarından mahrum bırakılan bunun için bedenlerini iradelerine delil yaparak ağızlarına lokma almayan, açlık grevlerine giren canların gayretine kulak vermek ahlâkî sorumluluğumuz olmalıdır. Bütün bunlar yaşanırken bizler nasıl rahat olabiliriz? Zaman bütün rıza toplumu sürekleri ile bir araya gelme, meydan kurma yol açma zamanıdır.
“KEFENSİZ MASUM-U PAKLARIN DARINDAYIZ”
Hérda Dewreşte, Hakikat ve özgürlük uğrunda Hakk ile Hakk olanların karşısında dardayız. Kefensiz yatan masum-u pakların darındayız. Koçgiri’den Dersim’e gelen Kürt Alevİ kadını Zarife Ananın, Bese Ananın darındayız. Hakk ve Hakikat mücadelesi, Nahak anlayışa boyun eğmeyerek, Hakk aşkı Xızır gayreti ile bu güne gelmiştir. Pirimizin son nefesinde Hakkın darına dururken söylediği; ” Ben senin yalanlarınla, hilelerinle başedemedim, bu bana dert oldu. Ben de senin önünde diz çökmedim bu da sana dert olsun” tarihi kelamı tekçi zihniyetin oyunlarını ifşa etmiştir. Bu hak kelamı hepimize delil olsun.
PİRHA- Dersim Katliamı’nın 84. yılı nedeniyle yazılı bir açıklama yapan Demokratik Alevi Federasyonu, “Dersim Soykırımı’nı unutmadık, unutturmayacağız. Artık çok daha bilinçli, çok daha örgütlü mücadele ile süreci karşılayan olmak durumundayız” ifadelerini kullandı.
Dersim Katliamı kararının alındığı Bakanlar Kurulu toplantısının tarihi olan 4 Mayıs 1937 tarihinin üzerinden 84 yıl geçti.
Pandeminin gölgesinde anmaların yapılacağı ‘Dersim Tertelesi’ne dair Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) yazılı bir açıklama yaptı.
Alevi inanç hakikatinin tarihi, devletçi sistemin zor ve şiddet araçlarıyla gerçekleştirilen katliam ve soykırımların ağır travmaları ile yazılı olduğunun belirtildiği açıklamada, “Bu Nehak zihniyete karşı Ya Xizir! Ya Jiyar û Diyar! Ya Pîr! diyerek ayağa kalkmayı başardığımızda, kanlı tarihin önüne geçmiş, hesap sormuş oluruz” denildi.
“YİRMİNCİ YÜZYILDAKİ EN VAHŞİ SOYKIRIMIDIR”
İttihat ve Terakki zihniyeti, çözülen ve çöken Osmanlı yıkıntıları üzerinden yeni bir ulus devlet inşası için Mezopotamya ve Anadolu’nun kadim halklarının ve inançlarının soykırımına kalkıştığına dikkat çekilen açıklamada şunlara yer verildi:
“On iki yıl boyunca hedefi, kapsamı, kültürel ve sosyal politikaları, idari ve siyasi amacı sömürge hukuku ile belirlenen Dersim Soykırımı 4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu Kararı ile uygulanmaya alınır. Dersim Soykırımı; Kürt soykırımı olmanın yanında, tarihi Dersim Eyaleti sınırları içinde yaşayan Kürt-Alevi inancının kutsal mekanlarını, tarihi sosyal ve kültürel değerlerini ortadan kaldırmanın, toplumsal, siyasal, kadın ve ekolojik kırımı da kapsayan ulusçuluk dininin vahşi uygulamalarıdır.
Milliyetçi, dinci ve cinsiyetçi ulus devlet; Raa Heqî inancının hem bu toplumsallığını, hem de inancı ve inancın sosyal-kültürel değerlerini “çıban başı” görmüş, topyekun ortadan kaldırmayı kendisine misyon edinmişti. Raa (Rêya) Heqî inancı, iktidara ve devlete bulaşmadığından kirlenmemiş, kirletilmemiş insanlığın vicdani olarak moderniteye karşı kutsal mekanlarında anacıl değerler ile insanı buluşturan en temel dinamik konumundaydı.
Kadın özgürlükçü, demokratik ve ekolojik yaşam değerler sahibi Dersim; hem Kürt, hem devlet dışı toplumsallığı yaşatan, hem de semavi dinler dışı doğal inanca sahip olduğu için vahşice soykırıma tabii tutulur. Ana kadından o günlere ulaşan değerleri geri, medeniyet dışı diye yaftalayarak, inancı ve inanç değerlerini itibarsızlaştırma, karalama ve kriminalize ederek soykırım öncesinde inanç sahiplerini kendi hakikatinden kaçılması gerektiğine, toplumun öteki kesimlerini ise Dersim Soykırımı’na iknâ etmeye çalışarak soykırımı gerçekleştirirler.
Dersim, özerk eyalet olması yanında, Rae(Rêya) Heqî inancına sahip Kürtlerin yaşıyor olması soykırımın temel nedenidir. Bu nedenle sadece fiziki bir ortadan kaldırma değil, aynı zamanda da sosyal, kültürel, siyasal, ekolojik ve kadın kırımını da kapsayan ulus devlet barbarlığının yirminci yüzyıldaki en vahşi soykırımıdır.
Almanya ve İngiltere başta olmak üzere, dönemin emperyalistleri ateşli silahların yanında, kimyasal silahları da satarak, çıkara dayalı ilişkiyi esas almış, azami kâr ve iktidarları için soykırımının suç ortaklarıdır.”
“DERSİM SOYKIRIMI’NI UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ”
“Dersim Soykırımı’nı unutmadık, unutturmayacağız” denilen açıklamada son olarak, “Artık çok daha bilinçli, çok daha örgütlü mücadele ile süreci karşılayan olmak durumundayız. Devletin yüzleşmesi ve özür dilemesine dönük çalışmalar paralelinde, soykırımın uluslararası alanda kabulüne dönük çalışmaları yürütmekle kalmamalı soykırımla hesaplaşmak zorundayız. Devletsiz bir halk ve iktidara bulaşmamış inanç sahipleri olarak, devletin asimilasyon politikaları sonucu yaşanmakta olan dilsel, kimliksel ve kültürel kırımın önüne geçmek durumundayız. Devletin soykırımına karşı çıkmanın yanı sıra, devletçi zihniyetin bizden çaldıklarını, el koyup götürdüklerini yaşatmaya çalışmak hem insani, hem de vicdani olandır. Dersim’in kendi hakikati ile buluşması, tarihi direnişçi kimliğine sahip çıkması, kültürünü, dilini ve inancını yaşaması ve yaşatması soykırım karşıtı mücadelenin vazgeçilmez en temel ilkesi olmaktadır” ifadelerine yer verildi.
PİRHA- Britanya Alevi Federasyonu (BAF), İngiltere’de devam eden ve Alevileri kamusal haklar anlamında yakından ilgilendiren nüfus sayımı için stant kurdu, 4 Mayıs’a kadar formları doldurma çağrısında bulundu.
21 Mart tarihinde İngiltere’de başlayan nüfus sayımı ile yeni bir döneme giren Alevilerin-Aleviliğin Britanya’da tanınması, kamu tüzel kişiliğinin her alanda uygulanması, diğer inançlarla eşit haklara sahip olması Britanya Parlamentosu’nun gündemine girecek.
Uzun zamandır sosyal medya üzerinden çalışmalar yürüterek çağrıda bulunan Britanya Alevi Federasyonu sokaklara çıkarak Census 2021 (nüfus sayımı) hakkında yurttaşlara bilgi verdi, form doldurma konusunda yardımcı oldu.
“CANLARIMIZ 4 MAYIS’A KADAR FORMALARINI DOLDURSUNLAR”
Britanya Alevi Federasyonu Başkanı İsrafil Erbil, Hackney merkezde ve Dalston’da stant kurarak sayıma katılım konusunda yurttaşları bilgi verdikleri yardımcı olduklarını dile getirdi.
Erbil, başlattıkları kampanyanın duyurulması için sokaklara çıktıklarını kaydederek, 4 Mayıs’a kadar sürecek olan sayımlarda formların doldurulması çağrısında bulunarak , “Mart ayının ilk haftasından itibaren yoğun bir kampanya yürütüldü. Her 10 yılda bir yapılan nüfus sayımında Aleviler de yer almalı, görünür olmalı. Alevilerin yaşadıkları ülkede hakkını alabilmesi, gelecek kuşağa Aleviliği taşıyabilmesi ve resmi kurumlar tarafından tanınır olabilmesi için nüfus sayımında görünür olmamız gerekiyor. Prosedür ve işlemler 4 Mayıs’a kadar devam ediyor. Canlarımız 4 Mayıs’a kadar formalarını doldursunlar. Sosyal medyada büyük bir kampanya yürüyor. Fakat sosyal medyada karşılaşmadığımız, görmeyen canlarımız için sokaklarda da tanıtım yapılmalı, kampanya duyurulmalı düşüncesiyle sokaklardayız. 4 Mayıs’a kadar çalışmalarımız devam edecek” dedi.
Bugün 11.00 – 12.00 arası Woodgreen Kütüphanesi önünde ve 13.00-14.00 saatleri arasında Edmonton Green Roundabout’ta tren istasyonunun karşısında kurulacak stantlarla kampanya çalışmaları devam edecek.
PİRHA- Yönetmen Kazım Öz, Dersim 38’in sadece bir fiziki soykırım değil aynı zamanda bir kültür ve dil kırımı olduğuna dikkat çekti. Öz, “Son 20-30 yılda Dersim 38 çok konuşuldu, edebiyat ve tarihsel araştırma alanlarında belli bir yol da alındı ama olayın boyutu ile ortaya çıkan ürünler arasında büyük bir uçurum var. Dünya da bu konuda henüz çok fazla bilgi sahibi değil” dedi.
4 Mayıs 1937 yılında TBMM’de Bakanlar Kurulu’nun çıkardığı ‘Dersim Tenkil Kararları’ adlı kararname sonucu on binlerce insan yaşamını yitirdi ve başka yerlere sürgün edildi.
Dersim halkının “Tertele” dediği katliamda, resmi rakamlara göre 1937’de bin 737, 1938’da ise 6 bin 868 kişi katledildi. Ancak, tarih araştırmacıları ve birçok kaynağa göre katliamda aralarında binlerce çocuk, yaşlı, kadın olmak üzere 70 bin kadar insan katledildi. On binlerce kişi sürgün edildi, ailelerinden alınan kız çocukları ise askerlere verildi.
Yaklaşık 2 yıl boyunca yaşanan katliamın ve katliamdan geriye kalan acı hikayelerden ortaya çıkan roman, öykü, müzik, şiir, sinema bu yaşanmışlığın ne kadarını yansıtabildi?
Dersim Katliamını ve sinemayı yaptığı filmlerle bir çok ödül almış senarist-yönetmen Kazım Öz’le konuştuk.
DİREN KESER- 4 Mayıs 1937’de başlayan ve hala etkisi devam eden “Dersim Tertelesi”nin 83’ncü yılındayız. Bu süreci nasıl okuyorsunuz?
KAZIM ÖZ-Dersim 38 bir soykırımdır. Soykırımların etkisi yüzlerce yıl devam eder. Bir toplumun tarihinde en büyük kırılmalar soykırımlardır. Kaldı ki Dersim 38 sadece bir fiziki soykırım değil aynı zamanda bir kültür ve dil kırımıdır. Kuşaktan kuşağa devam eden ciddi etkileri vardır. Korku, öfke, inkar duyguları kuşaktan kuşa devam edecektir.
Geçen sürede bir yüzleşme gerçekleşemedi. Sizce bunun nedeni nedir?
Birinci nedeni Dersimlilerin büyük bir kısmının bu soykırımı bilince çıkaramaması, ikinci nedeni de soykırımın yaşandığı dönemdeki devlet zihniyetinin geçen yıllara rağmen ciddi bir değişime uğramamasıdır.
Sanat bu yüzleşmenin bir aracı olmaz mıydı?
Sanat, hukuk veya bilim elbette bu yüzleşmenin bir aracı olabilirdi ancak olamadı. Bunun nedeni bu kavramların da iktidarların uyguladıkları politikalardan pay almış olmasıdır. Günümüzde ‘demokrasi’ veya ‘barış’ gibi kavramlar nasıl kirlendilerse, hatta bu kavramlar tam tersi anlamlarına denk gelecek şekilde nasıl kullanıldılarsa ‘sanat, hukuk ve bilim’ de aynı biçimde roller üstlendiler. Son elli yılda dünyadaki devletlerin yaptığı tüm operasyonların (yani savaş) ismine bakın içinde mutlaka ‘barış’, ‘huzur’, ‘demokrasi’ kavramlarını göreceksiniz. Böyle bir ortamda sanat üretimi, suya sabuna dokunmayan, sadece bir eğlence aracı olarak var olan, hatta politikanın kötü bir uzantısı olabilen örneklerle dolup taştı. Doğru örnekler hem çok az hem de sistemin dışında kaldıkları için topluma ulaşmada ciddi sorunlar yaşadılar.
Dersim Katliamı’nın sinemaya yansıması nasıl?
Dersim soykırımı sinemaya yok denecek kadar az yansımış durumdadır. Son 20-30 yılda Dersim 38 çok konuşuldu, edebiyat ve tarihsel araştırma alanlarında belli bir yol da alındı ama olayın boyutu ile ortaya çıkan ürünler arasında büyük bir uçurum var. Dünya da bu konuda çok fazla bilgi sahibi değil henüz.
Son filminiz olan ZER’de Dersim 38 Katliamı’nın günümüze yansımalarını bir şarkı üzerinden gerçekleştiriyorsun. Dersim’de yaşananları anlatan filmlerin daha fazla yapılması için ne yapılmalı?
Sinema, güzel sanatların diğer alanlarına göre çok daha zor ve kolektif bir iş. Birçok alanı içinde barındıran bir disiplin olarak sinema; edebiyat, ekonomi, teknoloji vb alanların gelişmişlik düzeyi ile bağlantılı olarak ilerliyor. Daha fazla üretim için bu alanların dayanışmasına ihtiyaç var. Ayrıca seyircinin de büyük desteğine ihtiyaç var. Seyirci bu konuları işleyen filmleri talep etmeli ve desteklemeli.
Korona günlerinde neler yapıyorsunuz? Yeni bir çalışmanız var mı?
Çekimlerine başladığımız ‘Bir kar tanesinin ömrü’ isimli filmimiz salgından dolayı yarım kaldı. O proje ile uğraşıyorum. Bir yandan başka eserler okuyorum ve izliyorum.
Kazım Öz Kimdir?
Yıldız Teknik Üniversitesi’nde İnşaat Mühendisliği eğitimi gördü. Daha sonra Marmara Üniversitesi’nde Sinema Yüksek Lisans eğitimi gördü. 1992 yılında Teatra Jiyana Nu da bir süre yönetmen olarak çalıştı. Daha sonra Yapım 13&Mezopotamya Sinema’ın kurucularından biri oldu ve uzun yıllar orada çalıştı. Yönetmenliğinin yanı sıra senaristlik ve yapımcılık da yapmaktadır.
PİRHA- Mersin Dersimliler Derneği tarafından gerçekleştirilen 4 Mayıs Dersim Katliamı anmasında mumlar yakıldı, “hiçbir şeyi unutmadık ve affetmedik” mesajı paylaşıldı.
Haberin videosu;
4 Mayıs Dersim Tertelesi’nin 83. yılında, yaşamını yitirenler anıldı. Mersin Dersimliler Derneği, tarafından gerçekleştirilen anmada mumlar yakıldı.
Anmada konuşan dernek başkanı Hasan Tanrıkut, “Dersim Katliamı’nı unutmayalım, unutturmayalım” diyerek başladığı konuşmasında şunları ifade etti:
“ Her yıl toplu olarak düzenlediğimiz 4 Mayıs anmasını koronavirüs salgını nedeniyle gerçekleştiremedik. Bu yıl kendi evlerimizde çıralarımızı yakıp yitirdiklerimizi anıyoruz. 4 Mayıs Dersim soykırımının resmi bir belgesidir. Soykırım farklı biçimlerde de olsa 83 yıl geçmesine rağmen, kültürümüze, inancımıza, dilimize karşı devam ediyor. Bizler arşivler açılsın, Dersim adı iade edilsin, yitirdiklerimizin mezar yerleri açıklansın, inancımız tanınsın, baraj projeleri derhal iptal edilsin diyoruz. Hiçbir şeyi unutmadık ve affetmedik.”
Dernek yöneticisi Fethi Çelik de, T Ordu Fatsa’nın devrimci belediye başkanı olan Fikri Sönmez (Terzi Fikri) ölüm yıldönümünün 35. yılında saygıyla andığını belirterek “ yaşamında, mücadelesinde ser verir sır vermeyen biriydi. Halkların kardeşliği için mücadele yürüttü” dedi.
PİRHA- DEDEF ve ADEF ortak açıklama yayınlayarak, 4 Mayıs Dersim 1937-1938 Tertelesi’nde hayatını kaybedenleri andı. Açıklamada “Dersim 37-38 resmi tarihin yazdığı ”birlik-beraberliğimizi nasıl kurduk” hikayesinin en kanlı sayfasıdır” denilerek, devletin Dersimlilerden, tüm toplumdan özür dilemesi gerektiği belirtildi.
Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF), Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF), yazı açıklama yaparak, 4 Mayıs Dersim 1937-1938 Tertelesi’nde hayatını kaybedenleri andı.
Açıklamada “Kendilerine bir kefen ve mezar yeri nasip olmayan onbinlerce canımızı anma günüdür, Dersimlilerin kara günüdür” denilerek, şunlar ifade edildi:
“Bildiğiniz üzere, Türkiye Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu 4 Mayıs’ta çıkardığı ” Tunceli vilayeti idaresi hakkına 2884 sayılı kanunun” neticesinde 1937-1938 yıllarında Dersim’de tedip ve tenkil harekâtı yapılmış, çoluk-çocuk, genç, yaşlı on binlerce masum sivil katledilmiş, yine on binlercesi ailelerinden koparılarak Anadolu’nun değişik illerine sürgün edilmiştir. Ayrıca, binlercesi de hapishanelerde, dağlarda ve mağaralarda ölüme terk edilmiş, küçük kızlar zorla alıkonulmuş, inanç ve gelenekler yasaklanarak Dersim coğrafyası tarumar edilmiştir.”
“DERSİM 37/38 ACISI İLE YÜZLEŞMEDEN, BU YARAYI ONARMADAN MÜMKÜN DEĞİLDİR”
“Bu acıların üzerinden tam 83 yıl geçmiştir. Tüm bu yaşananlardan dolayı biz Dersim halkı olarak 4 Mayıs’ları Dersim Tertele günü olarak anmaktayız” denilen açıklamada şunlar ifade edildi:
“1937-38 Dersim Tertelesi sıradan bir katliam değildir. Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti Dersim toplumunu sürekli bir biçimde bünyesi içinde yabancı bir varlık olarak görmüş Dersim’in kendine özgü yaşam tarzını, siyasi, sosyal ve kültürel kimliğini ortadan kaldırmak istemiş ve nihayetinde Tunceli Tenkil Harekâtı ile bunu fiilen gerçekleştirmiştir. Dersim 37-38 resmi tarihin yazdığı ”birlik-beraberliğimizi nasıl kurduk” hikayesinin en kanlı sayfasıdır. Ve şimdi bu sayfada unutulmayan, unutturulamayan acı, bütün zamanların baskılarına, yasaklarına galebe çalmış bir gerçek olarak kendisini bize hatırlatıyor. Gerçek bir ”birlik ve beraberlik”, Dersim 37/38 acısı ile yüzleşmeden, bu yarayı onarmadan mümkün değildir. Dersim37/38 sadece Dersimlilerin değil, ülkemizde ve dünyada yaşayan herkesin meseledir ve derdidir. Bu sebeple Dersimde devlet eliyle yaşatılan bu tertele, bugüne kadar yine yalan ve hileyle üstü örtbas edilmek istendi. Bu yalan perdesini yırtıp atmak Türkiye halklarının ortak çabasıyla ancak mümkündür.”
“DEVLET DERSİMLİLERDEN VE TÜRKİYE TOPLUMUNDAN RESMİ OLARAK ÖZÜR DİLEMELİDİR”
Açıklamanın devamında devletin olanaklarını elinde bulunduran bugünkü siyasilerin ”İleri demokrasi” adına yapacağı en büyük iyilik Dersim dosyasını siyasi malzeme olarak tutmadan tarihimizin en önemli kara kutusu olan dosyasının açılmasını sağlaması gerektiği vurgulanarak, şunlar dile getirildi:
“Dünya devletleri ve insanlık ailesi de Dersimlilerin bu çığlığına kulak vermelidir. Dersim Tertelesi nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti devleti evvela hiçbir günahı ve suçu olmadığı halde buna maruz kalan Dersimlilerden, sonra Türkiye toplumundan ve insanlık ailesinden resmi olarak özür dilemelidir. Dünyada pek çok örneği vardır; bu sebeple kurumsal olarak TBMM geçmişte yaptığı bu büyük hatayı bir kanunla düzeltmeli ve çıkarılacak bu yeni kanunla aşağıdaki taleplerimizi yerine getirmelidir: Arşivler açılsın Dersim ismi iade edilsin. Dersim halkından resmi olarak özür dilensin. Sürgünler, kayıplar ve evlatlık alınan çocukların listeleri, Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklansın. Dillerimize ve Kızılbaş Alevi inancımıza özgürlük tanınsın. Dersim’de Doğanın talanına yol açacak projeler iptal edilsin!”
PİRHA- Dersim Tertelesi’nin 83’ncü yılı dolayısıyla Seyit Rıza anıtı önünde açıklama yapan Cem Vazo adlı yurttaş, katliamın acısının hala taze olduğunu belirterek, “Dün Dersim’de yaşanan katliam neyse Halepçe’de, Garzan’da, güneyde, Ağrı’da yaşanan katliam odur” dedi.
4 Mayıs 1937 yılında TBMM’de Bakanlar Kurulu’nun çıkardığı ‘Dersim Tenkil Kararları’ adlı kararname sonucu on binlerce insan yaşamını yitirdi ve başka yerlere sürgün edildi.
Dersim halkının “Tertele” dediği katliamda, resmi rakamlara göre 1937’de bin 737, 1938’da ise 6 bin 868 kişi katledildi. Ancak, tarih araştırmacıları ve birçok kaynağa göre katliamda aralarında binlerce çocuk, yaşlı, kadın olmak üzere 70 bin kadar insan katledildi. On binlerce kişi sürgün edildi, ailelerinden alınan kız çocukları ise askerlere verildi.
Dersim’de bulunan Seyit Rıza anıtı önünde açıklama yapan Cem Vazo adlı yurttaş, katliamın acısının hala taze olduğunu ifade ederek, “Bu katliam soykırımdır ve Dersim’de yaşanan acılar hala devam etmektedir. Dün Dersim’de yaşanan katliam neyse Halepçe’de, Garzan’da, güneyde, Ağrı’da yaşanan katliam odur. Bir hafta önce Kürt olduğu düşünüldüğü için bir çocuk öldürüldü. Biz bu kara günü lanetliyoruz. Dünyadaki ve dört parçadaki Kürtler adına bayrağı Pirim Seyit Rıza’nın heykeline bırakıyoruz” diyerek bayrağı Seyit Rıza heykeline bırakarak, eylemini sonlandırdı.
PİRHA – 4 Mayıs Dersim Tertelesi’nin 83. yılı nedeniyle PİRHA mikrofonuna konuşan Dersimli yurttaşlar, “Yaşanan katliamı, zulmü hala en derinimizde hissediyoruz. Yüz binlerce insanımızın katledildiği, sürgün edildiği bu katliamın arşivleri açılsın, devlet yetkilileri özür dilesin” dediler.
4 Mayıs 1937 yılında TBMM’de Bakanlar Kurulu’nun çıkardığı ‘Dersim Tenkil Kararları’ adlı kararname sonrası resmi açıklamalara göre 16 bin, Dersim halkının anlatımlarına ve tanıklara göre 70 bin insan, çoğu yaşlı, kadın ve çocuk olmak üzere köylerde, mağaralarda, dere kenarlarında; bombalanarak, kurşuna dizilerek, yakılarak, kimyasal gaz kullanılarak, uçurumlardan atılarak öldürüldü.
Dersim halkı 37-38’e Tertele adını verdi. Tertele büyük tufan, yıkım ve yok oluş anlamına gelmektedir. Roza Şaye yani ‘kara gün’ olarak tarihe geçen bu büyük katliam, Ermeni soykırımından sonra Türkiye’de yaşanmış en büyük katliam olarak hala Türkiye tarihinin orta yerinde kara bir utançla duruyor. O gün yaşanan acılardan hala ders çıkarılmadı, bu kara günlerle yüzleşme gerçekleşmedi.
Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Dersimli yurttaşlar, yaşanan katliamın etkisinin hala sürdüğünü, insanların ruhuna işlemiş olduğunu belirttiler.
38’de insanların uğradığı katliamın din emperyalizminin 20. yüzyıldaki ilk ayakları olduğunu belirten yurttaşlar, on binlerce Dersimlinin yaşadığı zulmü hala en derinden hissettiklerini söyledi.
Devlet yetkililerinin arşivi açıp özür dilemesi gerektiğinin altını çizen yurttaşlar, “Dersimlilerin bir arada olmasından hala korkuyorlar, yüz binlerce insanımızı öldürdüler, sürgün ettiler” diye konuştular.
PİRHA – HDP Milletvekili Alican Önlü, ‘Dersim 37-38’de gerçekleştirilen soykırım ve katliamdan dolayı Dersim halkının gasp edilen hakları iade edilmesi, dili, inancı ve kültürünün üzerindeki baskı ve asimilasyon politikalarının sonlandırılması ve yasal güvence altına alınması adına bir çalışma yapacak mısınız?’ sorusunu Cumhurbaşkanına yöneltti.
4 Mayıs 1937 yılında TBMM’de Bakanlar Kurulunun çıkardığı ‘Dersim Tenkil Kararları’ adlı kararname sonucu resmi açıklamalara göre 16 bin, Dersim halkının anlatımlarına ve tanıklara göre 70 bin insan, çoğu yaşlı, kadın ve çocuk olmak üzere köylerde, mağaralarda, dere kenarlarında; bombalanarak, kurşuna dizilerek, yakılarak, kimyasal gaz kullanılarak, uçurumlardan atılarak öldürüldü.
Dersim halkı 37-38’e Tertele adını verdi. Tertele büyük tufan, yıkım ve yok oluş anlamına gelmektedir. Roza Şaye yani ‘kara gün’ olarak tarihe geçen bu büyük katliam, Ermeni soykırımından sonra Türkiye’de yaşanmış en büyük katliam olarak hala Türkiye tarihinin orta yerinde kara bir utançla durmaktadır. O gün yaşanan acılardan hala ders çıkarılmamış bu kara günlerle yüzleşme gerçekleşmemiştir.
Dersim soykırımına ilişkin olarak Halkların Demokratik Partisi (HDP) Örgütlemeden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Dersim Milletvekili Alican Önlü, Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan’ın yanıtlaması istemiyle Meclis’e soru önergesi verdi.
“DERSİM’İN DİLİ, İNANCI VE KÜLTÜRÜYLE YÜZLEŞİLMELİDİR”
Önlü, şunları kaydetti:
“37-38’de Dersim’in Kürt Alevi halkı katledilmiş, göçe zorlanmış ve çocuklarına el konulmuştur. Tüm dünyanın gözü önünde Dersim halkına soykırım uygulanmıştır. Ancak Dersim’de yaşanan soykırımın diğer bütün soykırımlardan bir farkı daha bulunmaktadır. Dersim’de sadece fiziksel bir soykırım yapılmamıştır. Dersim’de inanç, kültür ve dil soykırımı da yapılmıştır. Raye Haq inancı, dili, kültürü ve doğası yok edilmek istenmiştir. Üstelik ortada resmi tarihin anlattığı gibi bir isyanda gerçekleşmemiştir. Eğer bir isyan olsaydı Seyit Rıza idam edildikten sonra isyanın son bulması gerekirdi. Ancak asıl katliam düzmece mahkemeler, yalancı tanıklar ve savunma hakkı verilmeden idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşlarının öldürülmesinden sonra gerçekleşmiştir.
“DERSİM HALKINDAN ÖZÜR DİLENMELİDİR”
Dersim’in tüm tarihsel arka planıyla, gasp edilen hakları, dili, inancı ve kültürüyle yüzleşilmeli ve Dersim halkından özür dilenmelidir. 4 Mayıs’ın Tertele ve anma günü olarak kabul edilmesi ve bir an önce hakikat komisyonun kurularak, Dersim’in Raye Haq inancı, kültürü ve dili tanınıp, yasal güvenceye kavuşturulmalıdır. Geçmişte olduğu gibi Dersim’in kültürel sınırları yeniden idari bir yapıya kavuşturulmalı ve başta Seyid Rıza ve idam edilenlerin mezarları olmak üzere, toplu katliam ve mezarlıklar ortaya çıkarılmalıdır. Ne yazık ki bunlar yapılmadan Dersim halkının acısı son bulmayacaktır.”
Önlü, Cumhurbaşkanı’na şu soruları yöneltti:
“Dersim 37-38’de gerçekleştirilen soykırım ve katliamdan dolayı Dersim halkının gasp edilen hakları iade edilmesi, dili, inancı ve kültürünün üzerindeki baskı ve asimilasyon politikalarının sonlandırılması ve yasal güvence altına alınması adına bir çalışma yapacak mısınız?
Soykırım tanımından yola çıkarak Dersim 37-38’de yaşananlar soykırım mıdır? Eğer soykırım ise bu suçu işleyenlerin yargılanması adına bir çalışma yapacak mısınız?
Soykırım değilse neden soykırım değildir? Dersim halkını farklı etnik ve inançsal yapıdan görmediğiniz için mi soykırım olduğunu düşünmüyorsunuz? Dersim 37-38’de yaşananların uluslararası hukuktaki tanımı nedir?
4 Mayıs’ın Tertele ve anma günü olarak kabul edilmesi adına bir hakikat komisyonu kuracak mısınız?
Seyit Rıza ve arkadaşları hangi iddialar ve suçlamalardan dolayı idam edilmiştir? Bu suçlamalar hangi delil ve kanıtlara dayanmaktadır?
Arşivlerde Seyit Rıza ve arkadaşlarının yargılandığı mahkemenin tutanakları bulunmakta mıdır?
Seyit Rıza ve arkadaşlarına savunma hakkı verilmiş midir? Verilmiş ise savunmalarını hangi dilde yapmışlardır? Türkçe bilmeyenler savunmalarını hangi dilde yapmışlardır?
Seyit Rıza ve kaç arkadaşı aynı suçlamalardan yargılanmışlardır? İdam cezası almayanların akıbeti ne olmuştur?
4 Mayıs 1937 tarihinde Dersim’in toplam nüfusu ne kadardı? Tertele sonrasında Dersim nüfusu ne kadar kaldı? 1937/38/39 tarihlerinde Dersim’de kaç yurttaşımız öldürülmüştür?
Seyit Rıza ve arkadaşları idam sonrasında nereye gömülmüşlerdir?
Dersim Tertelesi sırasında katledilenlere ait toplu mezarlar nerededir? Buna dair arşivlerde kayıt tutulmakta mıdır? Yok ise bu toplu mezarların ortaya çıkarılması adına bir çalışma yürütecek misiniz?
Dersim katliamı sonrasında kaç kişi zorla göç ettirilmiş ve bu kişiler nereye gönderilmiştir?
Katliam sonrasında ailelerinden koparılarak evlatlık verilen Dersim’in kayıp kızlarına ilişkin resmi kayıtlar tutulmuş mudur? Kaç kız çocuğu evlatlık verilmiştir?
Dersim adının iadesi konusunda herhangi bir çalışmanız olacak mıdır?
Dersim katliamına ilişkin gizlilik kararı konulan belgeleri kamuoyuyla ne zaman paylaşacaksınız?”
PİRHA- Dersim Tertelesi’nin 82. yıl dönümünde İstanbul Kadıköy’de anma yapan Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF), 4 Mayıs’ın “Dersim 38 Tertelesi Günü” ilan edilmesini istedi.
4 Mayıs 1937 yılında Bakanlar Kurulu Dersim’de Tenkil Harekatı kararını almıştı. Bu karardan sonra Dersim’de başlayan katliam 1938 yılına kadar sürmüştü ve 1937-38 Dersim Kürt Alevi katliamı olarak tarihe geçti.
Dersim Tertelesi’nin yıl dönümünde Türkiye ve Avrupa’nın birçok yerinde anmalar ve basın açıklamaları ile katliamda yaşamını yitirenler anılıyor. Bu yıl da tertelenin 82. yıl dönümü.
Tertelenin yıl dönümü nedeniyle Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) öncülüğünde İstanbul Kadıköy rıhtımında tertelede hayatını kaybedenler anıldı.
Saat 19.38’de başlayan anmaya yöre dernekleri, Alevi dernekleri, HDP milletvekilleri Ali Kenanoğlu ve Dilşat Canbaz katıldı. Anmanın yapıldığı yere mumlarla “37-38” yazılarak kırmızı karanfiller ve lokmalar bırakıldı. “4 Mayıs Dersim Tertelesi günüdür. Hiçbir şeyi unutmadık hiçbir şeyi affetmedik” yazılı pankart açılarak “Dersim Tertelesi’ni unutmadık unutturmayacağız”, “Tertele Dersim 37-38” yazılı dövizler taşındı.
Dersim Katliamı’nda yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşu ile başlanan anmada tüm kurumlar adına ortak bir basın metnini okundu.
“4 MAYIS ‘DERSİM 38 TERTELESİ GÜNÜ’ OLARAK KABUL EDİLSİN”
4 Mayıs’ın “Dersim 38 Tertelesi Günü” olarak kabul edilmesini talep edilen metinde “4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu Kararı, Dersim’de imha ve sürgün süreci açısından bir başlangıç teşkil ettiği için 2010 yılında Dersim halkından geniş bir kesimini temsil eden katılımcılar ile birlikte yaptığımız toplantıda; 4 Mayıs’ın ‘Dersim 38 Tertelesi Anma Günü’ olarak kabul edilmesine karar verdik” denildi.
4 Mayıs 1937’de mecliste, “Tunceli Tenkil Harekatı” adı altında Bakanlar Kurulu tarafından Dersim halkına yönelik toplu imha kararının alındığı hatırlatılan metinde, bu kararı takiben onlarca uçakla Dersim’in bomba yağmuruna tutulduğunu ve bunun sonucunda binlerce insanın hayatını kaybettiğini, sonrasında iki yıldan fazla süren askeri operasyonlarla on binlerce Dersimlinin katledildiğini, bir o kadarının da başka yerlere sürgün edildiğini, ailelerin birbirinden uzak ve ayrı yaşamaya mecbur edildiğini, çocukların zorla evlatlık verildiğini ve Dersim’in ileri gelenlerinin haksızca idam edildiği kaydetti.
“BİZLER BU KARA GÜNÜN MİRASINI ALDIK”
Dersimliler için 4 Mayıs’ın kara bir gün olduğu dile getirilerek şu ifadelere yer verildi:
“Dersimli bir nesil, anasız-babasız bırakıldı; binlerce bebek ve çocuk ya ailelerin elinden alınıp başka ailelere evlatlık verilerek topraklarından uzaklaştırıldı ya da kendilerine öksüz bir yaşam dayatıldı. Bizler, daha sonra gelen nesiller bu kara günün mirasını devraldık; akrabalarını ve yakınlarını tanıma olanağından mahrum yaşama mahkum edildik. Çoğumuz kardeşe, amcaya, dayıya, halaya sahip olma duygusundan yoksun büyüdük. İdam edilen Dersim seyitlerinin yakınları, bugün hala dedelerinin mezarlarını aramaktadırlar. 1938’de evlatlık verilen ya da kimsesizler yurduna verilen binlerce çocuğun önemli bir kısmı hala kayıp…
“ANALARIN TALEPLERİNE KULAK VERİLMELİ”
Dersim’de ağlatılan anaları, şimdi Galatasaray Meydanı’nda çocuklarının akıbetini sormasına izin vermeyerek, Gebze’de, Bakırköy’de, Diyarbakır’da açlık grevindeki çocukları ölmesin dedikleri için ağlatıp yerlerde sürüklemektedirler. Analara yapılan bu zulüm bir an önce son bulmalı, anaların ve çocukların taleplerine kulak verilmelidir.”
Talepler de şöyle sıralandı:
“*Arşivler Açılsın Dersim ismi iade edilsin.
*Dersim halkından özür dilensin.
*Sürgünler, kayıplar ve evlatlık alınan çocukların listesi ve Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklansın.
*Dillerimize ve Kızılbaş Alevi inancımıza özgürlük tanınsın.
*Munzur’daki Baraj projeleri iptal edilsin!”
“YÜZLEŞMELER YENİ KATLİAMLARI ENGELLER”
Basın metninin ardından HDP’nin Alevi milletvekili Ali Kenanoğlu söz alarak, “Yaşadığımız coğrafyada birçok acılara tanıklık ettik ve hala bu acıları yaşamaya devam ediyoruz” dedi. Dersim Katliamı’nın insanlık tarihinin görebileceği en kitlesel ve planlı katliam olduğunu kaydeden Kenanoğlu, “Bizler ne Dersim’i ne de bu coğrafyada yaşanan katliamları unutturmayacağız. Yüzleşmeler yeni katliamları engeller. Bizim de talebimiz Dersim’le yüzleşmenin gerçekleşmesi ve taleplerin kabul edilmesidir. Geçmişimizle yüzleşmediğimiz taktirde geleceği de kuramayız” diye konuştu.
“BİR HALK KATLEDİLİYOR, BİR HALK İZLİYOR”
Dedelerini Dersim Katliamı’nda kaybeden Mehmet Soylu söz aldı. Bir dedesinin Kuşluca deresinde katledildiğini diğerininse Bilgece Yaylası’nda 17 köylüsüyle birlikte diri diri yakıldığını söyleyen Soylu, “Dersim olayları yaşanmadan önce 1915 Ermeni Katliamı’na dur deseydik Dersim olayları da yaşanmazdı. Hala bu olaylar yaşanıyor. Bir halk katlediliyor ve bir halk izliyor” dedi.
Celal Durna isimli Dersimli bir yurttaş da Dersim Katliamı’nı anlatan bir şiir okudu.
Ardından Dersim Katliamı’nı anlatan “Daye daye” ağıdı hep bir ağızdan okundu.
Sonrasında ise lokma duası verilerek lokmalar pay edildi. Karanfiller katliamda yaşamını yitirenler anısına rıhtımdan denize bırakıldı.
PİRHA- Erdoğan Emir, Dersimli bir müzisyen. O acılı ve direngen halkının üretken bir sanatçısı. 4 Mayıs 1937’de başlatılan Dersim Katliamı’nın yıl dönümü dolayısıyla görüştüğümüz Emir, sanatçıların en çok halklarının hafızası olması gerektiğini ifade ediyor.
4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu kararıyla başlatılan Dersim katliamı geçmişte kalmış bir ‘insanlık suçu’ değil, hala sürüp gelen etkileriyle yaşayan bir kırım. Bölge insanları üzerindeki baskı hala sürüyor ve bir tür kültürel kırım olan köklerinden koparmak, göçe zorlamak ve asimilasyon ise Dersimlilerin yaşamlarının bir özeti. Sürüp gelen bu trajedi ve bir yanıyla da direniş, en görünür haliyle de Dersimli sanatçıların eserlerinde, ezgilerinde dile gelmiş. Onlar, Dersim halkının dili olmuşlar, gözü olmuşlar, kalbi olmuşlar…
Erdoğan Emir de bu sanatçılardan biri. 4 Mayıs, onun için de sıradan bir takvim günü değil. En çok da babasının kendine çekilmiş yalnızlığından biliyor 4 Mayıs’ı. Erdoğan Emir, başlayan katliamda dedesini yitiriyor ve yapayalnızlığın kuyusuna atılıyor. Şöyle anlatıyor Emir, “Dediğim gibi bu olmuş bitmiş bir kırım, bir süreç değil. Hala sistematik olarak devam ediyor. Kuşaklar boyu sürmüş, benim kuşağıma kadar da gelmiş bir trajedi bu. Bir kere babamdan biliyorum. Babam babasını kaybediyor. Kendilerine neden bu kötülüğün yapıldığını bir türlü anlamadığı bir yalnızlığı yaşamış babam…” Emir, babasının bunun neden yapıldığını anlamasa da, kendisi yaşananların, tekçi Türk-İslamcı bir ideolojiye sahip bir devletin uyguladığı faşizan bir siyasetin sonucu olduğunu farkında.
“Planlı programlı, detayları düşünülmüş bir katliama girişildi Dersim’de. Dersim benzeri bütün katliamlara baktığımızda, amaç bir halkı kökleriyle birlikte yok etmek, yok edemediklerini de köklerinden sökerek, göç yollarında onları var eden inançsal, kültürel değerleriyle birlikte ortandan kaldırmak, kırıma uğratmak olmuş. Daha acı olan şu ki, dünden bugüne değişen bir şey de yok. 1937 de alınan karar hala yürürlükte, hala bizlere, Dersimlilere var oluş hakkı tanınmıyor. Bunun en iyi halini yine 24 Nisan vesilesiye yaşadık. Hala 24 Nisan 1915’de başlatılan Ermeni katliamı ile yüzleşilmiş değil. Hala bütün dünyayı karşısına alıp, ‘sizin bizden ne farkınız var’, ‘ama sen de yaptın’ denilip gerçeği kabullenmeyen bir siyasi devlet aklı var.” diyor Emir.
Her Dersimli gibi, halkına yapılan bu kötülüğün izleriyle büyüdüğünü ifade eden Emir, “Ben ve benim kuşağımın da tanıklık ettiği köy boşaltmaları, insanlarımızın tekrardan göç yollarına düşürülmesi, 1937’den beri bildiğimiz devletin varlığımıza, kültürümüze tahammülsüzlüğünün sona ermediğini gösteriyor” diyerek, kötülüğün devam ettiğini dile getiriyor.
“BENZER HİKAYELERİ DİNLEYEREK BÜYÜDÜM”
Emir, sanatçı duyarlılığını ve eserlerinin ana temasını hep bu yaşananlardan nasıl etkilediği ise şöyle dile getiriyor:
“Ben de kendi kuşağımın her çocuğu gibi ninni yerine, öldürülenler için, kaybolup da gelmeyenler için acılı ağıtlar dinledim. Bu, elbette büyürken, kendini, kendi insanını, onların yaşadıklarını anlama ve sorumluluk duyma ihtiyacı yaratıyor. Ben müzik yaparken işte bu bilinçle ve bu duygularla müzik yapıyorum. Örneğin ‘İnsani Kamil’ benim yazdığım ilk eserlerdendir. Bu eser, Dersim’de yaşanılanları tarif eder. Köyde büyüdüğüm ve hep benzer hikayeleri dinleyerek yetiştiğim için, meseleyi tarif etmek ve tanımak benim için zor olmadı. Çünkü harcı bende maya tutmuş bir hikayeydi Dersim. Günlük hayat içerisinde yaşadığımız bazı durumlar vardı ve o durumlar zaten geçmişin birer izdüşümü, birer somut hali gibiydi.”
Emir, Dersim Katliamı’na katılan askerlerin tanıklığına başvurularak yapılan “Kara Vagon” adlı belgesele müzik de yapmış. Emir, “Acılı tarihimizi, inkar edilmiş gerçeğimizi, bize yaşatılanları konu edinen ‘Kara Vagon’da benim için değerli bir çalışmaydı. Benzer her çalışma aslında kendimizi arama, tanıma bilme, kendi gerçeğimizle bir yüzleşme çabası olarak görüyorum. ‘Kara Vagon’u yapan arkadaşların da müziğe ihtiyacı vardı. Ben de seve seve bizi anlatan bu belgesel çalışmasında yer aldım” diyerek anlatıyor bu süreci.
ASİMİLASYON SÜRECİ
Erdoğan Emir, devletin bölge insanını asimile etmek için kullandığı Bölge Yatılı Okullarında eğitim aldığını, ancak amaçlananın tersine, bu sürecin kendi gerçekliğini daha çok fark etmesini sağladığını şöyle ifade ediyor:
“Yatılı bölge okulunda okumam bir tramvaya yol açtı bende. Tam bir asimilasyon süreciydi okul süreci ve bu siz de daha bilinçli bir karşı koyuş yaratıyor. Kendi yeteneklerimi de fark ettiğim, kendimi ifade etme yolları aradığım, bulduğum yıllardı. Ve ben kendimi daha çok müzikle ifade etmeye başladım. Ve yaşadıklarım müziğime böylece yansımış oldu.”
PİR TALİP İLİŞKİSİ
Bir sanatçı olarak, toplumun bir tür hafızası rolünü üstlendiklerini vurgulayan Erdoğan Emir, bunu biraz da Aleviliğin sosyal organizasyonu olan Pir-talip ilişkisine benzetiyor. Kültürün, inancın böyle ancak korunabildiğini ve geleceğe taşındığını, sanatçı olarak da buna bir nebze katkıda bulanarak toplumlarına hizmet etmek olduğunu belirten Emir, “Pirlik taliplik meselesindeki hikayedir hizmet. Yani Pir dediğiniz hakkı gösteren makamdır. Siz talipseniz, bu makamın uğradığı her şeyi bilirsiniz. Alevi toplumu hafızasını böyle üretir ve nesilden nesile taşır üretim yaparak. Biz sanatçılar da buna benzeriz. Üretimlerimizle toplumun hafızasına katkıda bulunuruz. Benim açımdan bu gün konuşuyor olmak, bu toplumun parçası olmak ve bu toplumun sorunlarına dair bir cümle kuruyor olabilmek benim için çok değerli ve onur verici bir şey” diyor.
4 Mayıs 1937’de alınan kararla, Desimlileri adeta coğrafyasıyla, kültürüyle yeryüzünden silmek için başlatılan katliamın hala günceliğini koruduğunu bunun en çok da Dersim toprağına karşı girişilen doğa katliamı ile yaşadıklarını söyleyen Emir, “Dersim’de karakol, kalekolların yapılması, maden şirketlerinin, HES’lerin talancı yağmacı açgözlülükleri, barajların yapımı yani bir bütün olarak Dersim doğasının istilaya açık hale getirilmesi, kültürünün saldırı altında olması kabul edilir değildir. Bu mesele bir toplumun kendi toprağına dair, kendi kutsaliyetine dair kendi inanç merkezlerine dair en ufak hoyratlığı karşısında doğru durabilirse, o bahsettiğimiz bütün sorunların karşısında kendi toprağına yönelik duygusuna değerli kılabilirse, insana rağmen ben bir şey yapılabileceğini zannetmiyorum” diyerek nasıl bugüne kadar direnerek ayakta kalınmışsa, bundan sonra da ancak mücadele ederek Dersimli kalınacağını dile getiriyor.
YÜZLEŞME VE ÖZÜR
Erdoğan Emir, 4 Mayıs’ın yıldönümü vesilesiyle son olarak şunları dile getiriyor:
“Bir umudum yok ama keşke erdem büyüse ve herkes bu konuyla yüzleşebilecek kadar büyük bir kudret ortaya koyabilse. Bu bir devlet politikasıydı ve bir kürsüden özür dilenerek geçiştirilecek kadar basit bir mesele değil. Üstelik hala, toplumun kendi iradesiyle ortaya çıkardığı özgür kurumlarına, sanatçılarına karşı devletin tutumu ortada. Ben devletten çok, umut beslememiz gereken yerin bu hayatta ortaya değerli şeyler çıkaran insanlar olduğunu düşünüyorum”
PİRHA- Dersim tertelesinin 82. yılı nedeniyle 05 Mayıs Pazar günü saat 13.00’te Oberursel- Hochtaunus Alevi Kültür Merkezi’nde anma etkinliği ve panel düzenlenecek.
4 Mayıs 1937 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) Bakanlar Kurulu tarafından Dersim’in vurulma kararı alınmıştı. 1937-38 Dersim Katliamı Türkiye tarihine kara bir leke olarak geçti.
Dersim Tertelesinin 82. yılında Türkiye ve Avrupa’nın bir çok yerinde anmalar, miting ve basın açıklamaları ile soykırımda yaşamını yitirenler anılıyor. Frankfurt yakınlarındaki Oberursel- Hochtaunus Alevi Kültür Merkezi’nde bir anma etkinliği düzenlenecek.
05 Mayıs Pazar günü AKM lokalinde “Unutmadık unutturmayacağız” şiarı ile düzenlenecek olan anma ve panele Dersim Yeniden İnşa Cemiyeti Başkanı Başkanı Çatakçın ile Dersim Araştırmalar Merkezi (DAM) Üyesi sanatçı Ferhat Tunç katılacak.
Çerağların uyandırılacağı, niyaz ve can lokmalarının pay edileceği anma için AKM ve DYİC tarafından, Frankfurt çevresinde yaşayan Dersimlilere ve Alevilere ‘gelin, soykırımda yitirdiklerimizi hep birlikte hatırlayalım, soykırımcıları lanetleyelim’ çağrısı yapıldı. (HABER MERKEZİ)
PİRHA- 4 Mayıs Dersim Tertelesi’ne ilişkin PİRHA’ya konuşan Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkez Eş Başkanları Selda Güneş ve Musa Kulu, “Eğer toplumsal bir karşılaşmadan sonra toplumsal bir yüzleşme gerçekleşmezse bu kanama devam edecek. Bizler, artık demokratik bir yurttaş hakkı olarak yüzleşmeyi talep ediyoruz.” ifadelerini kullandılar.
4 Mayıs 1937 yılında Bakanlar Kurulu Dersim’de Tenkil Harekatı kararını almıştı. Bu karardan sonra Dersim’de başlayan katliam 1938 yılına kadar sürmüştü ve 1937-38 Dersim Kürt Alevi katliamı olarak tarihe geçti.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Başkanları Selda Güneş ve Musa Kulu 4 Mayıs Dersim Tertelesi’nin 82. yılına ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.
Dersim Katliamı’nın 4 Mayıs 1938 tarihinde yaşanan katliam ile sınırlı olmadığını kaydeden DAD Eş Başkanı Selda Güneş, “Dersim Katliamı uzun vadede yaşanmış bir katliamdır. TBMM’nin kuruluşu ve Şark Islahat Planlaması adı altında Dersim Kanununun çıkarıldığı gün 4 Mayıs’tır. Ancak katliam 4 Mayısla sınırlı bir durum değil. Geçmişten bugüne iktidarlar, varlığını devam ettirebilmek için kendisine benzemeyen tüm unsurları önce vergiye bağlamış daha sonra erkek çocuklarına ve kadınlara el koymuş. Bir bütün olarak yaşamlarını işgal ederek kendisini ikame etmiş” dedi.
“ACIMIZ İLK GÜNÜN TAZELİĞİ İLE KANAMAYA DEVAM EDİYOR”
İktidarın korkunç, sentetik bir şey olduğunu o yüzden iktidarı nehaq olarak tanımladıklarını belirten Güneş, “Nehaq dediğimiz iktidar Dersim’de önce Hristiyan toplumuna ardından Alevi toplumuna karşı bir jenosite gerçekleştirdi. 4 Mayıs’ta da ulus devleti adı altında tekçi politika adı altında, Emevi İslamlığı adı altında bu katliamlarını taçlandırdı. 4 Mayıs, bu taçlandırmayı kınamak, çoklu yasaya aykırı olan ve tekçiliğin dayatıldığı bu duruma itiraz etmenin günüdür. Acımız ilk günün tazeliğiyle kanamaya devam ediyor. Eğer toplumsal bir karşılaşmadan sonra toplumsal bir yüzleşme gerçekleşmezse bu kanama devam edecek. Bizler, bu yaşananların üzerinden artık demokratik ve bir yurttaş hakkı olarak yüzleşmeyi talep ediyoruz. Ve alanlarda olacağız” şeklinde konuştu.
Asimilasyonlara karşı alanlarda olacaklarını ifade eden Güneş, “Dersim’deyiz, acımızla buradayız. Kardeş topraklarında barış elimizi uzatıyoruz. İnsan yasası, hak yasası bunu söylüyor. Asıl olan barışmak, birbirini selamlamak. Dersim’de yaşanılanların, arşivlerin açılmasını talep ediyoruz. Cümle canı bizimle birlikte bu hakikat mücadelesinde yanımızda görmeye davet ediyoruz” diye konuştu.
“İKTİDARLAR HER DEVİRDE KENDİSİNE KURBANLAR YARATIR”
Cezaevlerinde tecridin kaldırılması için 177 gündür açlık grevinde olan DTK Eş Başkanı ve Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in durumuna da değinen Güneş, “İktidar her devir, kendisine kurbanlar yaratır aslında. Bu kurbanları kendisi seçer. İnsanlar, yaşanılanlara dair direnç gösterme hakkına sahiptir. Zulme karşı direnmek de farzdır. Tüm kitabı mukaddeslerde de böyledir. Doğada da böyledir. Dolayısıyla herhangi bir yerde zulüm varsa direnç göstermek en tabii haktır. Şuan devam eden açlık grevleri var. Seçilmiş bir milletvekili ve onunla birlikte pek çok can şuan açlık grevlerinde. Kabul edilebilir bir nokta değil aslında bu. Zaten kendinin belirlemiş olduğu anayasal hakları tanımıyorsun, bir düzen kuruyorsun. Anayasal haklar belirliyorsun. Ama kendi iktidarının devamı için bunları yok hükmünde davranıyorsun. Başta Leyla Güven olmak üzere 7 bin kişi açlık grevinde. İnsani sınırlar aşılmış durumda. Zor zulümat hali halen devam ediyor” dedi.
İktidar beğenmediği her unsuru ötekileştirilerek kendisine bir çatışma alanı olarak lanse ettiğini dile getiren Güneş, “Aslında çok meşru bir talep. İmralı tutsakları olarak ifade ettiğimiz beş can anayasal hakları olan kendi yakınlarıyla, avukatlarla görüşme haklarından men edildi. Seçilmiş bir parlamenter olarak Leyla Güven de buna dikkat çekmek, bu talebin karşılanması için açlık grevine girmiştir. Leyla Güven şahsında yedi bin tutsağın bu hak arayışını, mücadelesini destekliyoruz. Hak Xızır yardımcıları, yoldaşları olsun” diyerek sözlerini tamamladı.
“DERSİM KATLİAMI TARİHLER BOYUNCA SÜRDÜ”
Dersim Katliamı’nın başlama tarihi herkes tarafından 4 Mayıs 1938 olarak kabul görüldüğünü ancak Dersim Katliamı’nın tarihler boyunca sürdüğüne dikkat çeken DAD Eş Başkanı Musa Kulu, “Dersim Katliamı bütün tarih boyunca süren bir katliamdır. Bu Bizans’ın, Timur’un, Cengizhan’ın, Selçuklu’nun ve Osmanlı’nın istilasında da var. Hiçbir zaman bu coğrafya katliamlardan kurtulmadı. Osmanlı’nın devamı olan Türkiye Cumhuriyeti, iktidar olduğu güne kadar Dersim belki kırıma uğradı, belki öldürüldü. Ama hiçbir zaman hiçbir güç, hiçbir imparator Dersim’de hüküm sürme imkanı bulamadı. Ancak cumhuriyet döneminde 1925 yılında başlayan ve devletin bizzat Kürt coğrafyasına ve Dersim coğrafyasına hakim olma, hükmetme projesi Şark Islahat planıyla başlayan bir gerçeklik var. Ancak Koçgiri’den Şeyh Said’den, Zilan’dan sonra tamamen çıban başı olarak tanımlanan ve Cumhuriyet’in bir askeri müfettişinin Dersim’le ilgili raporunda, ‘Dersim’in toprağı, insanı asi, inancı asi ve kapısı içeriden kilitli bir yer, eğer buraya girilip onları Türk ve Müslüman yapmadığımız sürece orası bizim olamaz.’ Tam da bu zihniyetin devamı olan düşünceyle Dersim Katliamı yaşanmış. Bu sadece bir katliamla kalmamış. Toprağından sökülüp sürgün edilme, ortada kalan çocuklarla, kızları götürüp evlerde hizmetçi yapmışlar. Ve kimliğinden, inancından, her şeyinden koparılarak bilinmez yok olmuş bir duruma getirilmiş” diye konuştu.
“DERSİMLİLERİN KÜLTÜRÜNÜ GELECEK NESİLLERE BIRAKMA SORUMLULUĞU VAR”
Dersim Katliamının yaşandığı 4 Mayıs’ta yapılan anmayı unutmamak ve unutturmamak için yaptıklarını vurgulayan Kulu, “Hayatın her alanında her Dersimlinin kendine ait olan inancını, kültürünü yaşaması, unutmaması ve gelecek nesillere bırakması gibi bir sorumluluğu var. Eğer bunu yapamıyorsak devletten daha kötü bir şey yapıp inancımızdan, kültürümüzden, dilimizden, tarihimizden vazgeçiyoruz. Her Dersimlinin aklıyla, vicdanıyla hesaplaşırken ‘Ben kendimden vazgeçtiğim zaman geride kalan kim ve ne’ sorusunu sorması gerekiyor. Biz 4 Mayıs’ta katliamın yaşandığı bir yerde katliamda yaşamını yitirenler için çerağ uyandıracağız “dedi.
“YÜZÜNÜZÜ COĞRAFYANIZA DÖNÜN”
Dersim Demokrasi Güçleri ile beraber 4 Mayıs’ta ortak basın açıklaması gerçekleştireceklerini ve 19.38’de de Seyit Rıza Meydanı’nda mum yakarak anma yapacaklarını belirten Kulu şu çağrıyı yaptı:
“Her çocuğumuzun tarihini, dilini unutmaması ve geleceğe taşıması için elimizden gelen gayreti göstereceğiz. Bunları hatırlatmak, gelecek nesillere bırakmak gibi bir amacımız var. Kurumsal olarak da sorumluluğumuzu yerine getirmeye çalışıyoruz. İnancımız ve gayretimiz bu yönde. Bizi dinleyen bütün canlara, Dersimlilere hepsine çağrımızdır; yüzünüzü coğrafyanıza dönün, burası Harde Dewreş. Ziyaretgahlarımızın, tarihimizin, köklerimizin olduğu yerdir. Burası dünyanın en güzel yeridir. Burayı yaşamak ve yaşatmak için herkesin vicdani sorumluluğu var. Umarım sesimiz bütün Dersimlilere gider ve onların vicdanında karşılık bulur. Onları burada bekleyeceğiz. Onlarla beraber bu gerçekliği, bu kutsal topraklarda ortak yaşamı beraber kurmayı düşünüyoruz.”