PİRHA – 6 Şubat Maraş Depremlerinin yıl dönümünde Antakya’da acı ve öfke dinmiyor. Enkaz altında bırakılan binlerce insanın ardından bugün halk; rezerv alan ilanları, mülksüzleştirme politikaları ve altyapısızlığa mahkûm edilen konteyner kentlerde yaşam mücadelesi veriyor. Konuya dair PİRHA’ya konuşan depremzedeler, hak savunucuları ve sivil toplum temsilcileri, “Doğal afeti toplumsal bir katliama dönüştürdüler” diyerek ranta karşı direniş vurgusu yaptı.
6 Şubat depremlerinin üzerinden geçen zamana rağmen Antakya’da yaralar sarılmadı, aksine devlet eliyle yeni mağduriyetler üretildi. Yapılan anma ve açıklamalarda, devletin deprem anındaki ihmalleri ve sonrasındaki “ihya” adı altındaki rant politikaları eleştirildi.
Deprem anında yaşananları anlatan 6 Şubat Platformu’ndan Mehmet Ali Ceylan, devletin refleksini “sınıfsal bir tercih” olarak nitelendirdi. Ceylan, ilk üç gün boyunca tek bir resmî yetkilinin gelmediğini vurgulayarak, “Geldiler ama banka kasalarını korumak için, bir avuç zenginin mal varlığını korumaya geldiler. Enkazlara gelmediler. Gönüllü gelen dostlara, yoldaşlara engel olundu, tırlara el koyuldu. Bu düzenin savunucuları enkazlara gelmeyerek doğal bir depremi toplumsal bir katliam sürecine dönüştürdüler” dedi.
Yurttaşlardan Süleyman Kocaoğlu da devletin gelmeyeceğini ilk saniyelerde anladıklarını belirterek, “Devlet buraya rant için geldi ve bu rantı insanlara depremden daha büyük zorluklar çektirerek yürüttü. Çocuklar hala çamurlu yollardan okula gidiyor, insanlar umut pazarlanarak konteynerlere mahkûm ediliyor” ifadelerini kullandı.
REZERV ALAN ADI ALTINDA YAĞMA VE RANT
İktidarın yürüttüğü projelerin aslında bir “yağma” süreci olduğunu belirten İHD Hatay Şube Eş Başkanı Mürsel Tonguç Salmanoğlu, rezerv alan ilanlarının halktan gizlendiğini kaydetti. Salmanoğlu, “Rezerv alanı ilan edilirken şeffaf olunmalıydı ama halk bilgi sahibi değil. Yüzde 40’lık bir borçlandırma var; tek evi olan insanların tamamen ücretsiz ev sahibi olması gerekirdi. Ofisler kuracağız dediler, o da kurulmadı. İnsanlar mülksüzleştiriliyor” dedi.
Ceylan ise şehir merkezindeki inşaat yükselişini “gözler önünde bir yağma ve rant” olarak tanımlayarak, doğaya ve çevreye uyumlu olmayan yapılaşmanın kültürel kimliği de tehdit ettiğini belirtti.
200 ÇOCUK PROTEZ BEKLİYOR, KADINLAR TRAVMAYLA BAŞ BAŞA
Depremin en ağır yükünü kadınların ve çocukların omuzladığını dile getiren yurttaş Necla Daloğlu, Antakya’da şu an 200’ün üzerinde ampüte çocuk bulunduğu gerçeğini paylaştı. Daloğlu, “Bu çocukların protezlerinin her 6 ayda bir değişmesi gerekiyor, maliyetler çok yüksek. Kadınlar kendi mahallelerinden koparılıp kilometrelerce ötedeki TOKİ’lere yerleştirilerek travmaya sürükleniyor. Antakya bir dünya mirasıdır; Hristiyan’ı, Yahudi’si, Ermeni’si bir arada yaşadık. Şimdi bu bağlar koparılıyor” diye konuştu.
“DAYANIŞMA VE DİRENİŞ SÜRECEK”
Tüm bu kuşatmaya karşı, depremin ilk günlerinde kurulan Dayanışma ve Direniş Koordinasyonları’nın hâlâ ayakta olduğu belirtildi. Suyunu, ekmeğini ve enkazdaki canını kendi tırnaklarıyla çıkaran Antakya halkı; rezerv alanlara, tarım arazilerinin gaspına ve mülksüzleştirme politikalarına karşı mücadelesini sürdüreceğinin altını çizdi.
PİRHA- 6 Şubat depremlerinin en çok etkilediği ve bir çok sorunun devam ettiği kentlerden biri olan Samandağ’da yurttaşlar yürüyüş düzenleyerek “Unutmak yok, affetmek yok” dediler.
6 Şubat depremlerinin üzerinden 3 yıl geçti. Toplam 11 ilde milyonlarca yurttaşın etkilendiği depremlerde on binlerce yurttaş yaşamını yitirdi. Resmi rakamlara göre Maraş merkezli 7,8 ve 7,5 büyüklüğündeki 6 Şubat depremlerinde 53 bin 725 kişi hayatını kaybetti, 107 bin 213 kişi yaralandı.
Bir çok sorunun devam ettiği kentlerden biri olan Samandağ’da yurttaşlar yürüyüş düzenleyerek “Unutmak yok, affetmek yok” dediler.
Yüzlerce yurttaş ellerinde yaşamını yitirdiklierinin yakınlarını fotoğraflarını alarak, PTT önünde bir araya geldi. Samandağ Semt Pazarı’na kadar yürüyen yurttaşlar sık sık “Sesimizi duyan var mı?” diye sordu.
Yapılan konuşmalarda geçen 3 yılda sorunların giderilmediğini aktararak, iktidarın deprem bölgelerine rant temelli yaklaştığı vurgulandı.
Samandağ 6 Şubat Koordinasyonu, taleplerini şöyle sıraladı:
“1- Ulaşılabilir, nitelikli, ücretsiz sağlık hizmeti sağlansın. Sağlık emekçilerinin üzerindeki baskılar sonlandırılsın.
3- Deprem suçlularının adil yargılanmasının önündeki engeller kaldırılsın. Her kademedeki sorumlular, kamu da görevli olanlar dahil yargılansın.
4- Doğamızı, yaşam alanlarımızı yok eden ve demografik yapımızı tehdit eden yağma ve rant politikaları derhal sonlandırılsın.
5- Çiftçilere üretim için gübre, ilaç, tohum vb. girdilerde destek sağlansın, devlet ürünlere alım garantisi sağlasın.
6- Kadınlara yönelik şiddet sarmalına karşı güvenli kentsel planlama ve 7/24 destek merkezleri; ekonomik bağımlılığa karşı mahalle kreşleri talep ediyoruz.
7- Antakya’nın tarihsel hafızası olan tarihi kültürel yapılar korunsun. Koruma amaçlı imar planı iptal edilsin. Meslek odaları, bilimsel kurullar ve halkın temsilcilerinin katılımıyla yeni bir plan oluşturulsun.
8- Günden güne gericileştirilen ve ülkü ocakları gibi faşist kurumlara alan açılan eğitim sistemine karşı okullarımızda çocuklarımız için Özgür Bilimsel Eğitim talep ediyoruz.
9- Elektrik ihtiyacımız kesintisiz ve nitelikli şekilde sağlansın. Devlet desteği devam etsin kota yükseltilsin.
10-Kadınlar için üretim desteği; güvencesizliğe karşı ise mesleki dönüşüm programıyla istihdam alanları, sığınma evleri ve barınma fonları gibi bütüncül politikalar hayata geçirilmelidir. Çocuklarımızın eğitim gördüğü okullarda ısınma sorunu derhal çözülsün ve depreme karşı dayanıklı hale getirilsin. Kamu kurumlarının işgal ettiği okullar en kısa zamanda öğrencilere iade edilsin.
12-Ulaşım, nitelikli ve ücretsiz şekilde sağlansın. Bozuk olan yollar en kısa sürede onarılsın. Trafik ışıkları, levhalandırmalar, yolların ışıklandırılması derhal halledilsin.
13-Depremde katledilenlerin gerçek sayısı açıklansın. Ölen göçmenlerin sayısı gizlenmesin. Kaç kayıp olduğu ve akıbeti belli olmayan çocuklarımızın sayısı halkla paylaşılsın. Bunun için bir araştırma komisyonu kurulsun.”
PİRHA- KESK Dersim Şubeler Platformu, 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerde yaşamını yitirenleri andı. Yapılan açıklamada, tüm kamu binalarının, okulların, hastaneler ve yurtların bağımsız ve bilimsel ölçütlerle acilen denetlenmesi çağrısında bulunuldu.
6 Şubat’ta meydana gelen depremlerde yaşamını yitirenler, birçok kentte anıldı.
Dersim’de bir araya gelen KESK bileşenleri, Sanat Sokağı’nda basın açıklaması düzenledi. Açıklamaya DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu’nun yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.
KESK bileşenleri adına basın açıklamasını Eğitim Sen Şube Sekreteri İlhan Öner okudu.
“YAŞANAN YIKIM, SİYASİ TERCİHLERİN VE BİLİNÇLİ POLİTİKALARIN DOĞRUDAN SONUCUDUR”
İlhan Öner, “Bu büyük felaketin acısı hâlâ yüreklerimizde tazeliğini korumaktadır. Yaşanan acılar unutulmamış, adalet talebi ise hâlâ tam olarak karşılanmamıştır” dedi.
Bu ağır tablonun ortaya çıkmasında depremin büyüklüğü kadar, yıllardır süregelen rant odaklı düzen, denetimsizlik, sistematik ihmaller ve cezasızlık politikalarının belirleyici olduğunu vurgulayan Öner, “Bu anlayış, yıkımın boyutlarını artırarak iktidar eliyle ağır kayıpların oluşmasına zemin hazırlamıştır. Depremin doğal yıkıcılığını da göz ardı etmiyoruz; ancak yaşanan yıkım, siyasi tercihlerin ve bilinçli politikaların doğrudan sonucudur” diye belirtti.
“DERSİM VE ÇEVRESİNDE DEPREME HAZIRLIK YETERLİ DEĞİL”
Deprem bölgesinde yaşamın hâlâ tam anlamıyla normale dönmediğinin altını çizen Öner, şunları dile getirdi:
“Pazarcık ve Elbistan depremleri öncesinde bilim insanlarının yaptığı uyarıların dikkate alınmaması, yaşanan büyük yıkımın en temel nedenlerinden biri olmuştur. Bugün benzer uyarılar Dersim ve çevresi için de yapılmakta; ancak yetkili kurumlar bu uyarılara gereken ciddiyet ve özeni göstermemektedir. Aynı anlayış Dersim’de de kendini göstermektedir. Dersim ve çevresi, birden fazla aktif fayın kesişim noktasında yer almakta olmasına rağmen, depreme hazırlık çalışmaları istenen düzeyde ve hızda ilerlememektedir. Deprem riskini azaltmaya yönelik yeterli ve sürdürülebilir bir bütçe ayrılmamakta, hazırlık çalışmaları ise çoğunlukla bazı kamu binalarının yıkılması ya da güçlendirilmesiyle sınırlı kalmaktadır. Oysa bütünlüklü bir afet yönetimi anlayışı; konutlardan altyapıya, ulaşım ağlarından sağlık ve eğitim hizmetlerine kadar tüm yaşam alanlarını kapsayan kamusal bir planlamayı zorunlu kılmaktadır. Ocak ayında yaşanan yoğun kar yağışı sırasında ortaya çıkan ulaşım ve altyapı sorunları da, yalnızca depreme değil, en temel krizlere karşı dahi yeterli bir hazırlığın bulunmadığını açıkça göstermiştir.”
İKTİDARA ÇAĞRI!
KESK Dersim Şubeler Platformu olarak, iktidarı uyardıklarını ifade eden Öner, güvenli kentler bir lütuf değil, vazgeçilmez bir haktır ve devletin anayasal sorumluluğunda olduğunu vurguladı.
İlhan Öner, tüm kamu binalarının, okulların, hastaneler ve yurtların bağımsız ve bilimsel ölçütlerle acilen denetlenmesi, riskli yapılar kamusal bir planlama çerçevesinde kamucu, bilimsel ve demokratik biçimde yeniden inşa edilmesi, toplanan deprem vergileri ve kamu kaynakları şeffaf biçimde toplum yararına ve öncelikle risk azaltımına kullanılmalı, afet yönetimi meslek odalarının, sendikaların ve halkın katılımıyla demokratik biçimde yeniden yapılandırılması çağrısında bulundu.
“İKTİDAR HESABI VERMELİ”
Açıklamada söz alan DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 6 Şubat depremlerinde iktidarın bu ülkeyi nasıl yönettiğinin açığa çıktığını söyleyerek, “Ama önemli bir şey daha açığa çıktı. Bu ülkede hala birçok kurum ve kuruluş; inanç, kimlik demeden herkesin büyük bir dayanışmayla kendi olanak ve imkanlarıyla bölgeye koşarak çok büyük bir dayanışma örneğini bu ülkede sergilediler” dedi.
Merkeziyetçi politikaların hiçbir derde deva olmadığını dile getiren Kordu, “Dolayısıyla bu coğrafyada dayanışmanın demokratik kurumlarının kamusal gücün açığa çıkartarak olabilecek bu doğal afetlerde devreye girebilmesi organizeli çalışabilmesi ve bu fikriyata açık bir iktidarın ve bir fikriyatın oluşması gerekiyordu. İşte O fikriyat bugün halkın yanındaydı. Şimdi eğitimden sağlığa barınmaya kadar yaşanan çok ciddi sorunlarla deprem bölgesinde insanlarımız karşı karşıya. Nerede vergi paraları diyoruz? Bu halk vergi ödemesi yapıyor depremle ilgili. Ona ilişkin tatmin edici bir açıklama yapılmıyor. Onun hesabı verilmiyor” ifadelerini kullandı.
PİRHA- 6 Şubat Maraş ve Hatay depremlerinin yıldönümünde Adıyaman’da anma yapıldı. Anmada konuşan DEM Parti Eş Genel BaşkanıTülay Hatimoğulları, “Kayıplarımızı unutmadık, unutturmayacağız. Unutturmayacağız ki İstabul’daki muhtemel depremin önüne geçelim” derken, DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar da “Bir arada oldukça acılarımızın hafiflediğine tanıklık ettik. Birliğimizi güçlendirelim” dedi.
Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu öncülüğünde, 6 Şubat depreminin yıl dönümü dolayısıyla halk buluşması düzenleniyor. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Semsûr Şubesinde düzenlenen halk buluşmasına Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar katıldı.
“BİZ BİRBİRİMİZE SAHİP ÇIKTIK”
Anmada DEM Parti Eş Genel BaşkanıTülay Hatimoğulları konuştu. Depremin üzerinden 3 yıl geçmesine karşın kentlerde sorunların sürdüğünü belirterek, şunları dile getirdi:
“Biz sıradan bir doğal afet yaşamadık. 6 Şubat tamamen bir sorumsuzluğun ve ihmalkârlığın sonucudur. Yüreğimizi yakan en önemli şey budur. Deprem öldürmez bina öldürür. Bunların önlemi alınmadı. Bizler, o yıkıntıların altında ‘sesimi duyan var mı?’ diyerek can çekişenlere şunu diyebildik; ‘evet sesinizi duyuyoruz ama elimizden gelen budur.’ Ben depremin yaşandığı ilk günden itibaren Hatay’daydım. Ben de Hatay Samandağlıyım. Sizler gibi akrabalarımı, komşularımı kaybettim. Bir Cenaze torbası bulamadık. Evimizin karşısındaki komşularımızı evimizden çıkardığımız çarşaflarla kurtarabildiğimiz battaniyelere sarıp defnetmek zorunda kaldık. Kepçe bulamadık mezar kazmak için. Dışarıdan gelen gençlerin elleri yaralandı. Mezar kazarken kepçe bulamadık.
Ama birkaç hafta sonra o beşli çetenin şirketlerine ihale verilince yıkıntıları ortadan kaldırıp yerine yeni imarlar açılacağı zaman gözünüzün alamayacağı kadar kepçe gördük. Neden o kepçeler ilk gün yoktu? Neden o beşli çetenin kepçeleri seferber edilmedi? Neden askerler seferber edilmediği ilk saniyesinde depremin neden arama kurtarma çalış İşte biz bunu her yerde sorgulamaya devam edeceğiz. Çok insanı kurtarabilirdik. Hepiniz bu depremin tanığısınız. Elimizde hilti olsaydı daha fazla, elimizde daha fazla kazma kürek olsaydı, kepçeler yardıma gelseydi çok daha fazla insanı kurtarabilirdik. AFAD’ın içi boşaltılmamış olsaydı, Kızılay’ın çadırları Konserveleri, arama kurtarmada kullanacağı araç gereçler satılmamış olsaydı, peşkeş çekilmemiş olsaydı, kurumlar liyakatli bir şekilde donanmış ve çalışabilir olsaydı, biz çok insanı kurtarabilirdik. Hiç unutmuyorum. Depremin ilk gecesi sabaha karşı saat 4’te Samandağ’da arama kurtarma çalışmalarına gelen gönüllülerle beraber çalışıyorduk. Günlerce çalıştık. Bir grup vardı ve karşıdan bizim komşumuzun sesi geliyor. ‘Kurtarın beni’ diye. Dışarıda oğlu Feryat Figan bizi görünce adeta ilk yardımı bulmuşçasına bize sarıldı ve “Benim ailemi kurtarın.” dedi. 15 kişilik AFAD ekibinin üstünde sadece AFAD önlüğü vardı. Ellerinde bir tane kürek dahi yoktu. İşte bu iktidarın kurumların içini nasıl boşalttı. Biz bu depremde ne yazık ki acı acı deneyimledik.
Depremin acıları hala tazeliğini koruyor. Bazı bölgelere biraz daha belki destek gelmiş olabilir ama inanın en fazla desteği alan bölge bile daha toparlanabilmiş değil. Zaten Alevi bölgelerine üvey evlat muamelesi yaptılar. Yardımları, destekleri de mezhebe ve inanca göre onların siyasi akrabalıklarına ideolojik yakınlıklarına göre gönderdiler. Bunun canlı tanıkları bizleriz. Mesela Hatay Hala yıkıntılar içinde. Doğru düzgün teslim edilmiş bir ev dahi yok. 200 bine yakın insan hala konteynerlarda yaşıyor. Burada Adıyaman’da 40 bini aşkın insan hala konteynerde yaşıyor. Ve insanlar 21 metrekareye sığdırmak zorunda kaldı hayatlarını. Okullar doğru düzgün çalışmadı. Hastaneler hala birçok deprem bölgesinde yok. Ve onlar çıkıp diyor ki: ‘Biz deprem yaralarını sardık’ Külliyen, külliyen yalan. Hiçbir yarayı sarmadılar” şeklinde konuştu.
Biten komutların anahtarını teslim ettiklerinde boş kağıda imza attırıyorlar. Burada konut alanınız varsa, o imzayı atan varsa bilir. Önümüzdeki günlerde devlet ona ne kadar borç çıkaracak depremzede vatandaş bilmiyor. Yüzlerce kez söyledik. Depremzede müşteri değildir. Bizler yıllar yılıdır deprem vergisi ödüyoruz. Ama deprem vergisini havaalanı için kullanmışlar. Garantili yandaş şirketlere peşkeş çektikleri yollar için kullandılar. Oysa yaptığımız hesaplamada toplam bugüne kadar toplanmış deprem vergilerinden 100 metrekarelik 1 milyon hane yapılabilir. O 1 milyon konutu yurttaşın vergisinden yapıp deprem zedeye ücretsiz olarak vermek devletin boynunun borcudur. Ama devlet şimdi 2 milyona mal ettiği evi deprem zedeye 5 milyona satıyor. 3 milyon kar elde etmeyi planlıyor. Ticaret kafasıyla çalışıyor. Oysa biz vergimizi niye ödüyoruz?
İktidar, devlet bize sahip çıkmadı. Ama biz birbirimize sahip çıktık. İlk bisküviyi, ilk suyu Alevi kurumları gönderdi deprem bölgelerine. Avrupa’daki Alevi canlarımız, Türkiye’deki Alevi canlarımızın yaptığı örgütlenme, Pir Sultan Abdal Derneği’nin ev sahipliği, birçok kurumun ev sahipliği ve ben sizlerin huzurunda Alevi kurumlarımıza hem Türkiye’deki hem Avrupa’daki, gösterdikleri bu büyük dayanışma ve gerçekten yanımızda olma duygusundan dolayı kendilerine sonsuz teşekkür ediyorum. Birbirimize el uzattık. Türkiye’nin hiç tanımadığımız yerlerinden, kentlerinden dil, din, ırk ayrımı yapmaksızın birbirimizle dayanıştık. İşte toplumsal dayanışma bizleri yaşattı. Toplumsal dayanışma bize moral verdi. toplumsal dayanışma bizi bugüne getirdi. Ve değerli canlar, bizler dayanışmanın toplumda ne kadar faydalı olduğunu bu depremde bir kere daha gördük. Tutunacak bir dal bulduk bu sayede. Ve şu bilinmeli ki değerli canlar, bizler asla bu depremi ve kayıplarımızı unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız. Yeni acılar yaşanmasın diye unutturmayacağız. Yeni yıkımlar olmasın diye unutturmayacağız”
Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere de, depremin yaralarının sarılması için daha fazla çalışma yapılması gerektiğini ifade etti.
“ACILARIMIZ HÂLÂ TAZE”
Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar da, depremin ilk gününden itibaren yurtseverlerin, devrimcilerin, sosyalistlerin, Alevilerin büyük bir dayanışma gösterdiğini vurgulayarak, “Bir arada oldukça acılarımızın hafiflediğine tanıklık ettik” dedi.
DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yaşadığımız ülke bir deprem ülkesidir. Bütün iktidarlar bunu deneyimledi. Ancak bugüne kadar depremi gerçek anlamda gündemine alan, depreme uygun politikalarla bu ülkede yaşayan toplumun, halkın, insanların yaşam hakkını koruyabilen bir siyaset ortaya çıkmadı.
İktidar depremde sorumluluk almadı; ama daha kötü bir şey yaptı. İnsanların yaşam hakkının ve barınma hakkının sağlanmasını, kendisine oy verme gerekçesine bağladı. “Merkezi hükümet benim, ben yaparsam ben yaparım” dedi. İnsanları oyla oyaladı.
Üzerinden üç yıl geçti. İnsanlar ne acılarını unutabildi ne de sağlıklı bir barınma hakkına kavuşabildi. Hâlâ barınacak konutu olmayan, eğitim görebileceği sağlıklı bir okulu bulunmayan, sağlık ve tedavi hizmeti alabileceği korunaklı sağlık merkezleri olmayan bir deprem bölgesiyle karşı karşıyayız.
Bugün Adıyaman’dayız ama 11 il bunu yaşadı. Ve ne yazık ki Türkiye’de daha birçok il hâlâ bu büyük deprem riskiyle karşı karşıya.
Depremde bir şeye daha tanıklık ettik. Deprem vergisi uzun yıllardır toplanıyor. “Deprem vergisi nereye gitti?” diye sorulduğunda, iktidar “duble yol yaptık” dedi. Ama o duble yollar ne yardımların deprem bölgesine ulaşmasını sağladı ne de insanların bölgeye erişimini kolaylaştırdı. İnsanların yaşamının yerine duble yolları koyduğunu itiraf eden bir iktidarla hâlâ karşı karşıyayız.
Buna karşın, başta partimiz olmak üzere bütün muhalefet partileri, sivil toplum örgütleri, devrimci ve sosyalist yapılar deprem bölgesine akın akın gitti. Dayanışmayı her gün, kendi ellerimizle yarattık. Ve gördük ki; esasen bir arada olduğumuzda acılarımız hafifliyor, bir arada olduğumuzda bu acıların önüne geçecek yol ve yöntemleri de birlikte üretebiliyoruz.
Eğer ilk günden itibaren kayyumlar atanmasaydı, bölgedeki bütün belediyeler tüm imkânlarını deprem bölgesine sunacaktı. Sınırlı belediyelerimizle, sınırlı imkânlarımızla ilk günden itibaren orada olmaya çalıştık. Mesele sadece yemeğin verilmesi değildi; esas mesele orada el ele tutuşabilmek, yarayı görebilmek ve o yaraya dokunabilmekti.
Nevzat Hakkı’nın tanımıyla, yakalanan Kürtler akın akın deprem bölgesine gitti. Çok derin bir yarayı sarmak için herkes var gücüyle elinden geleni yaptı, hâlâ yapmaya devam ediyor.
Depremin yaşanmasını belki engelleyemeyiz; ama cinayet gibi karşımızda duran, katliam gibi karşımızda duran can kayıplarını engelleyebiliriz. İktidar yapmıyorsa, devlet yapmıyorsa; sivil toplum örgütleri, bizler, bütün imkânlarımızla bunun peşinden gitmeliyiz. Yol ve yöntemleri tartışmalıyız.
Bu ülkede ilkokuldan itibaren, deprem ülkesi olduğumuz çocuklara öğretilmeli. Çocukluktan başlayarak depreme karşı nasıl önlem alınacağı anlatılmalı, somut önlemler hayata geçirilmelidir.
Ama iktidar, depreme çok kısa bir süre kala “müjde” diye imar barışı, yani imar affı çıkardı. Bu sözde müjde, 11 ilde bizim canımıza mal oldu. Yani yaşam hakkımız sermaye çevrelerine peşkeş çekildi.
Bunun sorumlusu elbette ki sorumsuz bir siyasettir. Depremde devletin ve iktidarın kendi halkıyla, kendi toplumuyla ne kadar uzak olduğunu; bu ülkede yaşayan insanların yaşam hakkını nasıl korumadığını hep birlikte gördük.
Acılarımız hâlâ taze. Sadece binalar yıkılmadı; yaşamlarımız, hatıralarımız, hafızalarımız da yıkıldı. Bunun sosyolojik boyutu var, ekonomik boyutu var, psikolojik boyutu var.
Ama hep birlikte saracağız. Elimizden ne geliyorsa yapacağız. Tam da Hızır ayına girdiğimiz bu süreçte birbirimizin huzuru olacağız. İyi günde de, kötü günde de, dar günde de bunu başardık; yine başaracağız.”
“ACILARI HİÇBİR ZAMAN UNUTMAYACAĞIZ”
AKD Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz ise, şunları dile getirdi:
“Herkesin içeceği bir tas çorbası vardı. Özellikle Adıyaman Yenimahalle Cemevi Başkanı olarak, o süreçte Adıyaman Cemevi’nde örülen dayanışmayla onur duydum, şeref duydum. Üstelik bu dayanışma; tüm emek ve demokrasi güçleri, tüm siyasi partiler tarafından, hiçbir ayrım gözetilmeksizin kolektif bir çalışmayla örüldü. Burada gerçekten muazzam bir dayanışma vardı.
Evet, 11 ilin 11’ine bir şekilde yetişilmeye çalışıldı. Ama buradaki yaralar sarılırken, bir yandan da Türkiye’nin farklı bölgelerine giden canlarımıza cemevlerimiz sonuna kadar kapılarını açtı.
Hızır ayındayız. Birbirimizin Hızır’ı olmayı belki de en çok felaketlerde öğrendiğimizi düşünüyorum. Çünkü canlarımızı kaybettik; örgütümüzü kaybettik, Alevi Kültür Dernekleri’nin değerli başkanını kaybettik, yollarımızı kaybettik.
Adıyaman ayağa kalkacak, Urfa ayağa kalkacak, Hatay ayağa kalkacak. Evet, bir şekilde ayağa kalkacağız. Ama bu acıları hiçbir zaman unutmayacağız. Dayanışmanın ne kadar hayati olduğunu hiçbir zaman unutmayacağız.
Dostlar, birbirimizin Hızır’ı olmaya, birbirimizle dayanışmaya, birbirimize destek olmaya; birbirimizin bir yudum suyu, bir tas çorbası olmaya devam edeceğiz. Yetmiş iki millete bir nazarla bakmaya devam edeceğiz. Çünkü biz ırkların değil, inançların yanındayız.”
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan da, “Hızır ayındayız. Birbirimizin Hızır’ı olmayı belki de en çok felaketlerde öğrendiğimizi düşünüyorum. Çünkü canlarımızı kaybettik; örgütümüzü kaybettik, Alevi Kültür Dernekleri’nin değerli başkanını kaybettik, yollarımızı kaybettik. Adıyaman ayağa kalkacak, Urfa ayağa kalkacak, Hatay ayağa kalkacak. Evet, bir şekilde ayağa kalkacağız. Ama bu acıları hiçbir zaman unutmayacağız. Dayanışmanın ne kadar hayati olduğunu hiçbir zaman unutmayacağız. Dostlar, birbirimizin Hızır’ı olmaya, birbirimizle dayanışmaya, birbirimize destek olmaya; birbirimizin bir yudum suyu, bir tas çorbası olmaya devam edeceğiz. Yetmiş iki millete bir nazarla bakmaya devam edeceğiz. Çünkü biz ırkların değil, inançların yanındayız. Kıymetli dostlar, bugünkü bu anma etkinliğinde bizleri bir araya getiren Pir Sultan örgütümüze de teşekkür ediyoruz. Dayanışmamız daim olsun. Hızır, cümle mazlum canların yoldaşı olsun” diye konuştu.
PİRHA- CHP Lideri Özgür Özel, 6 Şubat depremlerinin 1000’inci gününe ilişkin yaptığı açıklamada, 1000 gündür bu ülkede adalet bekleyen ailelerin, barınma mücadelesi veren yurttaşların, sesi duyulmayan depremzedelerin olduğuna dikkat çekerek, “Cumhurbaşkanı bir yılda söz verdi, 1000 günde bile tamamlayamadı” sözleriyle de iktidarı eleştirdi.
6 Şubat depremlerinin üzerinden 1000 gün geçti. Geçen 1000 güne rağmen deprem bölgesinden yaralar sarılmazken, iktidar acele kamulaştırma kararları alarak, yurttaşların tapulu arazilerine ve tarım alanlarına el koymaya devam ediyor.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, 6 Şubat depremlerinin 1000’inci gününe ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Özel, açıklamasında 1000 gündür bu ülkede adalet bekleyen aileler, barınma mücadelesi veren yurttaşlar, sesi duyulmayan depremzedelerin olduğuna işaret ederek, şunları dile getirdi:
“Deprem bölgelerinde yapılan her hizmet değerlidir. Ancak Sayın Erdoğan, Cumhurbaşkanı olarak, depremzedelerin karşısına geçip bir taahhütte bulundu. Bir yıl içinde, yıkılan tüm konutların yerine yenilerini yapacaklarına söz verdi. Yıkılan konut sayısı da 650.000 olarak ilan edildi.
Depremzedeler kendilerini bu söze göre hazırladı, planlarını buna göre yaptı. Ama depremin 1’inci yılında teslim edilen konut sayısı 18.019’da kaldı. Bu rakam, toplam ihtiyacın %2,7’siydi. Bugün, depremin 1000’inci gününde, yani 2,7 yıl sonra yapılan konut sayısı ise 300.000. Sayın Erdoğan, 365 günde vadettiği konutun sadece %46’sını 1000 günde yapabildi. Depremden en çok etkilenen Hatay’da ise 254.000 konut vadedildi, teslim edilen konut sayısı 86.754. Oran %34’te kaldı.
Bugün yüzbinlerce depremzede hala konteyner kentlerde barınıyor. Teslim edilen konutların büyük bölümünde sorunlar, eksiklikler, şikayetler var. Yani bizzat Cumhurbaşkanı’nın ağzından verilen sözün gereği yerine getirilemezken, 2,7 yıl sonra buradan başarı hikayesi çıkarmaya çalışanların acziyetine milletimiz tanık oluyor.
Konutları zamanında teslim edemeyenler müteahhitleriyle birlikte bir rant düzeni kurdular. İşçi güvenliğini hiçe sayan uygulamalarda, uygunsuz iskelelerde, denetimsiz şantiyelerde, kamyon manevralarında tam 169 inşaat işçisi yaşamını yitirdi.
Depremzedeler teslim edilen konutlarda pek çok sorun yaşıyorlar. Vatandaşlar konutlarını eksiklerle teslim aldıklarını, alt yapı sorunları yaşadıklarını bildiriyorlar.
Türkiye ekonomik krizde ama deprem bölgesi daha büyük bir krizin içinde. İşletmelerin en az yarısı faaliyete geçemedi, ticari hayat toparlanamadı. Esnafın geliri yok ama devlet vergi peşine düştü. Borçlar için mücbir sebep süresi 30 Kasım 2025’te sona erecek. Yani esnaf daha dükkânını tam açamadan vergi dairesine çağrılacak.
Bunun yanında “Rezerv alan” uygulamasıyla, vatandaşların arazilerine, zeytinlik alanlarına el konulmasına varan haksız uygulamalar yaşanmaya devam ediyor. Hala deprem bölgelerinde konteyner’larda hizmet veren okullar ve sağlık merkezleri bulunuyor. Öğrenciler, öğretmenler, sağlık çalışanları hala zorluklar içinde.
Depremzedeler 3 yıla yakın süredir adalet arıyor, adalet bekliyor. Deprem davaları yıllardır sonuçlanmıyor. Ya kayıp yakınlarının adalet arayışına cevap vermeyen biçimde kapatılıyor ya da yargı bürokrasisi içinde oyalama taktiğiyle çıkmaza sürükleniyor. Yüzlerce dava açıldı; ama neredeyse hiçbirinde kamu görevlileri sanık sandalyesine oturtulmadı. Sorumlular korunuyor, suçun kurumsal boyutu gizleniyor. Birkaç müteahhidin cezalandırılmasıyla sistemin aklandığı sanılıyor. Çünkü bu iktidar, “cezasızlık” politikasını devletin refleksi haline getirdi.
Hatırlayın. Depremin en acı günlerinde, halk çadır beklerken, Kızılay çadır sattı. O gün isyan eden gençleri 2,5 yıl boyunca mahkemelerde süründürdüler. Ama çadır satanlara tek soru bile sorulmadı.
İktidarın kara düzeni ölüleri bile rahat bırakmadı. Sahte diploma davasında, 6 Şubat’ta hayatını kaybeden 3 avukatın mezuniyet belgelerinin tahrif edildiği ortaya çıktı.
Türkiye, 11 kentimizde yıkıma neden olan bu büyük felaketi; 21 yıl tek başına iktidar olan, o güne kadar 40 milyar dolar yani 1,6 trilyon lira deprem vergisi toplayan bir iktidar döneminde yaşadı. Türkiye bu felaketi, 8 kez imar affı çıkarıp hem dirençsiz yapıları yasal hale getiren hem de buradan 26 milyar lira gelir elde etmekle övünen bir iktidar döneminde yaşadı. Ama bu felaket başımıza geldiğinde, arama-kurtarma çalışmalarında yetersiz kalan, yardım bekleyen vatandaşa IBAN gönderen, millet açıktayken çadır satan bir iktidarın beceriksiz yönetimine milletimiz tanık oldu. Bugün hala deprem bölgeleri büyük sıkıntılar çekiyor.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak deprem bölgesini hiçbir zaman yalnız bırakmadık, bundan sonra da bırakmayacağız. Depremzedelerin tüm sorunlarını tek tek tespit ettik çözüm önerilerimizi hazırladık. Ancak bu iktidar depremzedelerin sorunlarını çözmeyi tercih etmiyor. Çünkü onlar, bu milletin kaynaklarını, rakiplerine siyasi darbe yapmaya, bir avuç zengine aktarmaya, faize ödemeye devam ediyor.
Ama biz çözeceğiz. Deprem davalarında adaleti getireceğiz, hiçbir vatandaşımızı açta açıkta bırakmayacağız. Ve bu milletin kaynaklarını, Kanal İstanbul gibi çılgın projelere değil, şehirlerimizi depreme hazırlamak için kullanacağız.
Bir kez daha depremlerde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet temenni ediyor, bir daha böyle bir felaket yaşamamayı tüm kalbimle diliyorum.”
PİRHA-6 Şubat depremini konu alan ‘Beton Sizin Vatan Bizim’ belgeselinin yasaklanmasına ilişkin Hatay’da basın toplantısı düzenlendi. 6 Şubat’ta çok büyük acıların yaşandığını söyleyen CHP Hatay Milletvekili Servet Mullaoğlu, “Beton Sizin Vatan Bizim belgeselinin yasaklanması ne hukukidir, ne ahlakidir” dedi.
Maraş merkezli 6 Şubat depremlerinde resmi açıklamalara göre en az 53 bin kişi yaşamını yitirdi, 100 binden fazla kişi de yaralandı. 6 Şubat depremlerinin üzerinden iki yıl geçmesine karşın eğitimden sağlığa, barınmadan ekonomiye dair sorunlar giderilmedi.
6 Şubat depremini konu alan ‘Beton Sizin Vatan Bizim’ belgeselinin ilk gösterimi 2 Şubat 2025’te Hatay’ın Samandağ ilçesinde yapıldı. 17 Mayıs’ta ise Youtube’da gösterildi. 17 Mayıs’tan itibaren ‘Beton Sizin Vatan Bizim’ belgeselinin X sayfası, Ankara 10. Sulh Ceza Hâkimliği kararıyla erişim engeli getirildi.
Beton Sizin Vatan Bizim belgeselinin engellenmesinin ilişkin CHP Antakya İlçe Örgütü’nde basın toplantısı yapıldı. Basın toplantısına Beton Sizin Vatan Bizim belgeselinin yönetmeni Halil Yakut, CHP Hatay Milletvekili Servet Mullaoğlu, depremzedeler ve CHP Antakya CHP İlçe Örgütü yöneticileri katıldı.
“DEPREMDE YAŞAM HAKKIMIZ İHLAL EDİLDİ, ADALET İSTİYORUZ”
6 Şubat 2023 depremlerinde ve sonrasında yaşam haklarının ihlal edildiğini belirten Halil Yakut, “ Güvenli bir yerde yaşama hakkımız, barınma hakkımız, beslenme, giyinme gibi en temel haklarımız, geleneklerimize göre cenaze yapma hakkımız, mezar hakkımız, tedavi hakkımız, haberleşme ve iletişim hakkımız, eğitim hakkımız ihlal edildi. Biz halkız, adalet istiyoruz. Tüm baskılara, gözaltı, işkence, tutuklama terörüne rağmen, kuyu tipi Hapishanelere rağmen Beton Sizin Vatan Bizim belgeselimizi tamamladık. Belgeselimizin galasını depremin ikinci yılında, 2 Şubat 2025 tarihinde Samandağ’da 100 kişilik bir katılımla gerçekleştirdik. Daha sonra Defne Tavla Mahallesi’nde, Harbiye Mahallesi’nde, Dörtyol’da, Samandağ CHP İlçe Örgütünde belgeselimizin gösterimlerini yaptık. İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de, Konya’da belgeselimizin gösterimleri oldu. Ülkemizle de sınırlı kalmadık. Depremzede halkımızın sesini dünyaya duyurduk. Almanya’da, Yunanistan’da, Belçika’da, Hollanda’da, Avusturya’da, İsviçre’de belgeselimizin gösterimleri yapıldı” dedi.
“BETON SİZİN VATAN BİZİM BELGESELİ ENGELLENEMEZ”
Yakut, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:
“Beton Sizin Vatan Bizim belgeselinin 17 Mayıs 2025 tarihinde Youtube’da yayınlandığı gün Ankara 10. Sulh Ceza Hakimliği tarafından Türkiye’de erişime engellendi. Beton Sizin Vatan Bizim belgeseline yönelik saldırı depremzede halka yönelik saldırıdır. Çünkü Beton Sizin Vatan Bizim belgeseli halkın belgeselidir, halka aittir. Belgeselimiz 21 depremzedeyle yaptığımız röportajlardan oluşuyor. Belgeselimize yönelik saldırı depremzede halkın adalet mücadelesine yönelik saldırıdır. Beton Sizin Vatan Bizim belgeseli halkındır. Beton Sizin Vatan Bizim belgeseli üzerindeki baskılara son verilsin. Deprem suçluları, katilleri cezalandırılsın. Belgeseller yaşananları tarihe belgelemek için yapılır. Biz de bunu yaptık. Depremzede halka mikrofonu uzattık. İşte tam da bu yüzden Beton Sizin Vatan Bizim belgeselimiz halkın belgeselidir. Belgeselimizi var eden halkın kendisidir. Belgeselimiz gücünü halkın tarihsel ve siyasal haklılığından alıyor. İşte bu yüzden Beton Sizin Vatan Bizim belgeselimiz engellenemez. Tüm halkımızı, aydınları, sanatçıları Beton Sizin Vatan Bizim belgeselimizi izlemeye ve izletmeye, sahiplenmeye çağırıyoruz.”
“BELGESELİN YASAKLANMASI HUKUKİ VE AHLAKİ DEĞİLDİR”
6 Şubat’ta çok büyük acıların yaşandığını söyleyen CHP Hatay Milletvekili Servet Mullaoğlu, “Depremde yaşanan acıların nesilden nesile aktarılması gerekiyor. Yaşanan acılar bazen türkü olacak, bazen resim olacak, bazen de belgesel olacak. Burada iktidarın yapması gereken bunları desteklemektir. Acıların nasıl tarif edileceğine dair belli bir sınır çizemezsiniz. Bir sanat eseri hoşunuza gitmeyebilir ancak onu yasaklamak halkın duygularını da yasaklamaktır. Beton Sizin Vatan Bizim belgeselinin yasaklanması ne hukukidir, ne ahlakidir” diye konuştu.
Daha sonra depremzede yurttaşlar, belgeselin yasaklanmasına tepki gösterdi.
PİRHA-‘Beton Sizin Vatan Bizim’ belgeselinin X sayfası Ankara 10. Sulh Ceza Hâkimliği kararıyla erişim engeli getirildi. Belgeselin yönetmeni Halil Yakut, “Tüm Türkiye biliyor 6 Şubat depremlerinde ne olduğunu. Ne depremzede halkın sesini kesebileceksiniz ne de depremzede halkın adalet mücadelesini durdurabileceksiniz” diyerek verilen karar tepki gösterdi.
Maraş merkezli 6 Şubat depremlerinde resmi açıklamalara göre en az 53 bin kişi yaşamını yitirdi, 100 binden fazla kişi de yaralandı. 6 Şubat depremlerinin üzerinden iki yıl geçmesine karşın eğitimden sağlığa, barınmadan ekonomiye dair sorunlar giderilmedi.
6 Şubat depremini konu alan ‘Beton Sizin Vatan Bizim’ belgeselinin ilk gösterimi 2 Şubat 2025’te Hatay’ın Samandağ ilçesinde yapıldı. 17 Mayıs’ta ise Youtube’da gösterildi.
17 Mayıs’tan itibaren ‘Beton Sizin Vatan Bizim’ belgeselinin X sayfası, Ankara 10. Sulh Ceza Hâkimliği kararıyla erişim engeli getirildi.
Belgeselin yönetmeni Halil Yakut, yaşananları anlattı.
17 Mayıs tarihinde belgeselin internette yayınlandıktan sonra Ankara 10. Sulh Ceza Hakimliği kararıyla Beton Sizin Vatan Bizim belgesel X hesabına erişim engeli getirildiğini söyleyen Halil Yakut, “Aynı zamanda X’te belgeseli paylaşan başka hesaplar askıya alındı. Belgeselin fragmanı, belgeselin paylaşıldığı, afişinin paylaşıldığı tweetler Türkiye’de erişime engellendi. Beton Sizin Vatan Bizim belgeselinde biz halkla röportaj yaptık. Buradaki depremzede halk ne olduğunu anlatıyor, işte bundan korkuyorlar. 6 Şubat 2023 depremlerini anlatan Beton Sizin Vatan Bizim belgeselimizin yayınlanmasından, insanların izlemesinden, tweet bile atılmasından korkuyorlar.
Bu yüzden de Ankara 10. Sulh Ceza Hakimiyeti kararıyla X hesaplarını askıya almışlar. Tweetlere erişimi engellemişler. Ama tüm dünya biliyor, tüm Türkiye biliyor 6 Şubat depremlerinde ne olduğunu. Ne depremzede halkın sesini kesebileceksiniz ne de depremzede halkın adalet mücadelesini durdurabileceksiniz. Beton sizin vatan bizim belgeselini halkımız sahiplendi, sahiplenmeye devam edecek. Biz de beton sizin vatan bizim belgeselimizi Tüm halkımızı izlemeye, izletmeye ve paylaşmaya davet ediyoruz” diye konuştu.
PİRHA- MARDEF, aralarında ÇANDER (Çevre ve Kültür Derneği) Başkanı Vesel Yıldız’ın da bulunduğu 11 sivil toplum üyesinin tutuklanmasına ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “Bu tür gözaltı ve tutuklamalar halkın devlete olan güvenini sarsmakta, toplumsal barışı zedelemektedir” denildi.
Maraş Demokratik Dernekler Federasyonu (MARDEF), Elbistan’da aralarında ÇANDER (Çevre ve Kültür Derneği) Başkanı Vesel Yıldız’ın da bulunduğu 11 sivil toplum üyesinin gözaltına alınıp, ardından tutuklanarak cezaevine gönderilmesine ilişkin yazılı açıklama yaptı.
“Son günlerde Elbistan’da yaşanan gelişmeler, hukuk devleti ilkesine ve toplumsal vicdana aykırı bir tabloyu gözler önüne sermektedir” diyen MARDEF, somut delile dayanmayan iddialar ile tutuklamaların gerçekleştiğini belirtti.
MARDEF açıklamasında şunları söyledi:
“Söz konusu iddia, 2012 yılında dağ kadrosunda bulunduğu öne sürülen bir itirafçının, bu insanların kendisine yemek verdiğini söylemesidir. 13 yıl öncesine ait bu soyut ve güvenirliği tartışmalı iddiayla sivil toplum temsilcilerini özgürlüğünden mahrum bırakmak, yalnızca hukuka değil, halkın adalet duygusuna da ağır bir darbedir. Bu insanlar, 6 Şubat 2023 depremlerinin hemen ardından devletin yetersiz kaldığı bir ortamda halkın yardımına ilk koşanlardır. Bir tas sıcak çorba, bir yudum temiz su için gecesini gündüzüne katan, canla başla mücadele eden bu insanlar şimdi uydurma suçlamalarla cezalandırılmak istenmektedir.”
TUTUKLAMALAR, TÜM SİVİL TOPLUMUN MEŞRUİYETİNİ VE BARIŞ UMUTLARINI HEDEF ALMAKTADIR
“Depremde halkın yanında yer almak mı?, Sivil dayanışma göstermek mi? Barış içinde bir toplum istemek mi suç?” diye soran MARDEF, şu çağrıda bulundu:
“Bu olay sadece Vesel Yıldız ve arkadaşlarının özgürlüğünü değil, tüm sivil toplumun meşruiyetini ve barış umutlarını hedef almaktadır. Bu tür gözaltı ve tutuklamalar halkın devlete olan güvenini sarsmakta, toplumsal barışı zedelemektedir.
Tutuklanan tüm sivil toplum temsilcileri derhal serbest bırakılmalıdır. Varsa bir yargılama süreci, adil ve tutuksuz şekilde yürütülmelidir. Devlet yetkililerini hukuka, akla ve vicdana davet ediyoruz. Kamuoyunu ise bu haksızlığa karşı duyarlılığa ve dayanışmaya çağırıyoruz.
Depremde halkın yanında olan ÇANDER Başkanı Vesel Yıldız ve 10 kişi, uydurma bir itirafla tutuklandı. Sivil toplum cezalandırılamaz! Tutuklular derhal serbest bırakılsın!”
PİRHA-Maraş merkezli 6 Şubat depremlerinde yaşananları anlatmak için ‘Beton Sizin Vatan Bizim’ belgeselini çektiklerini belirten Yönetmen Halil Yakut, “Çekimleri depremin onuncu ayında yaptık ancak depremin üzerinden iki yıl geçmesine rağmen aynı sorunlar devam ediyor. O yüzden belgeselimiz de güncelliğini koruyor” dedi.
Maraş merkezli 6 Şubat depremlerinde resmi açıklamalara göre en az 53 bin kişi yaşamını yitirdi, 100 binden fazla kişi de yaralandı. 6 Şubat depremlerinin üzerinden iki yıl geçmesine karşın eğitimden sağlığa, barınmadan ekonomiye dair sorunlar giderilmedi.
6 Şubat depremini konu alan ‘Beton Sizin Vatan Bizim’ belgeselinin ilk gösterimi 2 Şubat 2025’te Hatay’ın Samandağ ilçesinde yapıldı.
Belgeselin yönetmeni Halil Yakut ile film çalışmasının detaylarını konuştuk.
“DEPREM BÖLGESİNDEKİ HALKIN SORUNLARI DEVAM EDİYOR”
6 Şubat 2023’te büyük bir deprem yaşandığını ve on binlerce insanın katledildiğini ifade eden Halil Yakut, “Hatay, depremlerden en fazla etkilenen il oldu. Annemin, babamın, ablalarımın yaşadığı evler yıkıldı. Yakınlarımızı, akrabalarımızı kaybettik. Günlerce sokaklarda aç kaldık. Hala sorunlar devam ediyor. Depremin devamında da aslında yaşanan açlıkla, yoksullukla, sokaklarda kalmasıyla insanların bugün rezerv alan hak gasplarıyla hala halk katledilmeye, bir çok hak gaspı devam ediyor” diye belirtti.
“DEPREMLE İLGİLİ GERÇEKLERİ ANLATMA KARARI ALDIK”
Belgesel çekme kararını nasıl aldıklarını anlatan Halil Yakut, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:
“Depremle ilgili gerçekleri, halkın ne yaptığını, devletin ne yapmadığını anlatan bir belgesel çekme kararı aldık. Depremin altıncı ayında Antakya’ya gelerek belgesel için çekimler yaptık. Depremin gerçeklerini hem ülkemizde hem dünyada göstermek istedik. Fakat biz belgesel hazırlıklarımızı yaparken demokratik kitle örgütlerine ve devrimcilere yönelik polis operasyonları oldu ve bu baskınlarda belgesel hazırlıklarımızı yaptığımız İstanbul Gazi Mahallesi’ndeki kurum da basıldı ve talan edildi. İşkenceyle gözaltına alındık ve belgesel çekimlerimize, teknik araç ve gereçlerimize polis tarafından el konuldu. Daha sonra serbest bırakıldık ve bu saldırıdan yılmayacağımızı göstermek için belgeseli bir kez daha çekmeye karar verdik. Depremin onuncu ayında tekrar Antakya’ya gittik. Belgesel hazırlıklarımız devam ediyordu ve yine devrimcilere yönelik polis baskınları oldu. Yine belgesel çalışmalarımızı yürüttüğümüz kurum polis tarafından basıldı, işkenceyle gözaltına alındık ve bu sefer tutuklandık. Antakya’da, deprem bölgesinde halk için sağlık çadırının önünde çekilmiş bir fotoğrafım tutuklanmama gerekçe gösterildi. Ailemle beraber depremin ilk haftasında sokakta kaldığım sıralarda çekilmiş bir fotoğraf sadece gerekçe gösterilerek tutuklandım. Ardından Marmara Kapalı Hapishanesi’nden Kırşehir Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’ne yani kuyu tipi hapishanesine sürgün edildim. Bu kuyu tipi hapishanelerde teslim alınmak istendik. Aslında bizi depremde betondan mezarlara gömenler bu kuyu tipi hapishanelerde de beton mezar hapishanelerde bizi teslim almak istedi. Çünkü burası tek kişilik havalandırması olmayan, güneş girmeyen, suyun akmadığı, insan yüzünün ve insan sesinin yasak olduğu yeni tipte hapishaneler. Bu kuyu tipi hapishanelere karşı 100 gün süresiz açlık grevi yaptım. Hala kuyu tipi hapishanelere karşı açlık grevleri devam ediyor. Buradan tahliye olduktan sonra da belgesel için röportajlarımızla nihayetinde tüm baskılara, gözaltılara, tutuklama terörüne ve kuyu tipi hapishanelere rağmen belgeselimizi tamamladık.”
2 Şubat’ta belgeselin gösterimini Hatay Samandağ’da yaptıklarını söyleyen Yakut, “Daha sonra da Hatay’da yine Antakya, Samandağ ve Dörtyol’da gösterimler yaptık. İstanbul, Ankara ve İzmir’de gösterimler oldu. Aynı zamanda Avrupa’da Almanya, Belçika, İsviçre ve Avusturya’da gösterimler oldu. ‘Beton Sizin Vatan Bizim’ belgeselinde aslında bir şey anlatmıyoruz, her şeyi depremzede halk anlatıyor. Biz çekimleri depremin onuncu ayında yaptık ancak depremin üzerinden iki yıl geçmesine rağmen aynı sorunlar devam ediyor. O yüzden belgeselimiz de güncelliğini koruyor. Belgeseller gerçekleri, nedenlerini, sonuçlarını tarihe not düşmek, bunları belgelemek için yapılır ve Beton Sizin Vatan Bizim Belgeseli de aslında 6 Şubat depremlerinde en çok yıkımın olduğu Hatay ilinde depremzedelerin depremi anlattığı bir belgesel ve bunu biz ülkemizde, Avrupa’da ve tüm dünyada izletmek istiyoruz. Aynı zamanda Beton Sizin Vatan Bizim belgeselimizi herkesi izlemeye, izletmeye, gösterimlerine katılmaya çağırıyoruz. Belgesel festivallerine, yarışmalarına da katılacağız. Tüm halkımızı deprem belgeselimizi sahiplenmeye çağırıyoruz” diye konuştu.
PİRHA-Maraş’ta 69 kişinin yaşamını yitirdiği Hacı Ömer Apartmanı davasında karar çıktı. Binanın iki müteahhidi 14 yıl 5’er ay hapis cezasına çarptırılırken diğer iki sanık tahliye edildi.
Maraş’ta 6 Şubat Depremleri’nde 69 kişinin yaşamını yitirdiği Hacı Ömer Apartmanı davasının karar duruşması bugün Kahramanmaraş 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
Binanın müteahhitleri Atilla Öz ve Ebrar Sitesi’nin de müteahhidi olan Tevfik Tepebaşı’na bilinçli taksirle insan öldürme suçundan 14 yıl 5 ay hapis cezası verildi. Yargılanan diğer iki sanık ise beraat etti.
“VERİLEN CEZA YETERSİZ”
Verilen karara sevinemediklerini belirten dava avukatı Naim Eminoğlu, “Tutuklanmaları iyi bir gelişme dosyanın başından beri biz tutuklanmaları gerektiğini düşünüyorduk ancak verilen ceza bizce yetersiz. Deprem dosyalarında verilecek karar bilinçli taksirle değil olası kastla olmalıdır çünkü, bilinçli taksirle apartmanda öldürülen 69 kişi için tek bir ceza veriyorsunuz ama olası kastta tek tek ceza veriliyor. Bu bakımdan biz itirazlarımızı da yapacağız karara ilişkin. Tüm sorumlular, belediye görevlileri yargılanana kadar mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.
PİRHA- 6 Şubat depremlerinin ikinci yıldönümünde Ceyhan Cemevi’nde yapılan anmada Hakk’a yürüyenler için lokmalar paylaşıldı, nefesler ve deyişler okundu.
6 Şubat 2023 de meydana gelen depremlerde Maraş, Hatay, Osmaniye, Adıyaman, Diyarbakır, Urfa, Antep, Kilis, Adana, Malatya ve Elazığ’da resmi rakamlara göre 53 bin 537 kişinin hayatını kaybetti, 107 bin 213 kişinin de yaralandı.
Bir çok kentte hayatını kaybeden yurttaşlar için anmalar düzenledi, yürüyüşler yapıldı. “Unutmadık, affetmeyeceğiz” diye haykıran yüzbinler sorumluların yargılanmasını isterken, ranta geçit vermeyeceklerini söylediler.
Adana’nın Ceyhan ilçesinde bulunan Ceyhan Cemevi’nde Hakk’a yürüyenler için anma lokmalar paylaşıldı, nefesler ve deyişler okundu.
Ceyhan Cemevi’nde yapılan program saygı duruşu ile başladı, açılış konuşması yapan Hacıbektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı ve Ceyhan Cemevi Başkanı Bahadır Odabaşı günün anlamını belirten konuşma yaptı.
“O GÜNÜ HALA UNUTMUYORUZ VE UNUTTURMAYACAĞIZ”
Odabaşı, “O günü hala unutmuyoruz ve unutturmayacağız. Bizler ve Türkiye de bulunan Cemevleri depremin ilk dakikasından itibaren faaliyete geçti ve vatandaşlarımızın barınma, yemek ve giyecek ihtiyaçlarını karşılamak için 2 ay boyunca mücadele etti. Bizler Ceyhan Cemevi olarak 2 ay boyunca 300 kişi yatılı olmak üzere ve 1000 kişi yemekli olmak üzere depremzedelerimizi ağırladık. Ceyhan da kurulan toplanma merkezlerinin tüm yemek ihtiyaçlarını karşıladık. Bu ihtiyaçları karşılamamızda bizlere destek veren kurum ve yurttaşlara sonsuz teşekkür ederim” dedi.
Odabaşı’nın ardından söz Alan Çukurova Üniversitesi öğretim görevlisi Murat Kuloğlu da, deprem konusunda bilgi verdi.
PİRHA- Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), depremin 2.yılında yaşamını yitirenleri anarak, 50 bini aşan can kaybı nedeniyle sorumlulardan hesap sorulmasını çağrısında bulundu.
Sanal medya hesabından açıklama yapan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), deprem bölgesinde insanların hâlâ konteynerlerde yaşamak zorunda bırakıldığını ve aradan geçen iki seneye rağmen bir çok sorunların çözüme kavuşturulmadığını dile getirerek, “Deprem değil, ihmaller öldürdü, adalet için susmayacağız” vurgusunda bulundu.
AABK, açıklamasında, “Deprem Değil, İhmaller Öldürdü: Adalet İçin Susmayacağız! 6 Şubat 2023’te yaşadığımız büyük felaketin acısı hâlâ yüreğimizde taze. Bugün, 6 Şubat 2025’te, kaybettiğimiz canlarımızı bir kez daha saygıyla anıyor, onları asla unutmayacağımızı vurguluyoruz. Depremin yıktığı hayatlar, halkımızın çektiği acılar ve çözümsüz bırakılan sorunlar hâlâ devam ediyor” denildi.
“DEVLETİN İHMALİ VE TEDBİRSİZLİĞİ”
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu‘nun açıklaması şöyle:
“Bu felaketin sorumluluğu yalnızca doğaya ait değildir. Alınmayan önlemler, denetimsizlik ve sorumsuzluk, yaşanan yıkımı büyütmüştür. Bolu’daki otel yangını ve son dönemde yaşanan diğer trajediler, doğal afet değil, alınmayan tedbirler ve hazırlıksızlık sonucu meydana gelen facialardır. Her biri, devletin ihmallerinin ve denetimsizliklerinin insanların canına mal olduğunun açık bir göstergesidir.
Halkın güvenliği ve yaşam hakkı göz ardı edilmiştir. Afetlerden sonra halkın yaşamını ve güvenliğini sağlamak yerine, devlete bağlı kurumların halkın ihtiyaçlarını karşılamaktan ziyade engeller çıkarması, insan hayatını hiçe sayan bir anlayışın sonucudur.
YIKIMLAR DOĞAL AFETLE AÇIKLANAMAZ
6 Şubat’tan bu yana, deprem bölgesindeki yapısal ve altyapısal sorunlar devam etmektedir. Evler, yollar, kamu binaları hâlâ kullanılamaz haldeyken, halkın yaşadığı travmalar ve temel ihtiyaçları çözümsüz bırakılmıştır. Bu yıkımlar sadece doğal afetlerle açıklanamaz; yıllardır alınmayan önlemler, ihmaller ve sorumsuz yönetim anlayışının açık sonucudur.
Sorumlulardan hesap sorulmamıştır. Deprem sonrası başlatılan hukuki süreçlerin sonuçsuz kalması, sorumluların korunması ve adaletin sağlanmaması, felaketin en ağır sonuçlarından biri olmuştur.
Adaletin sağlanmaması, yeni felaketlere davetiye çıkarmaktadır. Cezasızlık devam ettikçe, benzer sorumsuzluklar tekrarlanacak, insanların yaşam hakkı daha da savunmasız kalacaktır.
“SORUMLULARIN HESAP VERMESİ İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ”
Bu yüzden, yalnızca kayıplarımızı anmakla kalmıyor, sorumluların hesap vermesi için mücadele etmeye devam edeceğimizi bir kez daha vurguluyoruz.
Kaybettiklerimizi unutmadık, unutmayacağız. Birlikte direnecek, birlikte güçleneceğiz. Unutmadık, Unutturmayacağız!”
PİRHA-6 Şubat 2023 tarihinde Maraş merkezli depremlerde hayatını kaybedenler Malatya’da yüzlerce kişinin katıldığı yürüyüşle anıldı. Yürüyüşte sık sık ‘Unutmak yok, affetmek yok, helalleşmek yok’ sloganları atıldı.
Maraş merkezli 6 Şubat depremlerinde, resmi açıklamalara göre en az 53 bin kişinin ölümüne 100 binden fazla kişinin yaralanmasına neden oldu.
Malatya 6 Şubat Platformu’nun öncülüğündeki yüzlerce yurttaş, Emeksiz Kavşağı’ndan Eğitim-Sen Malatya Şubesi’nin depremde yıkılan binasının önüne yürüyüş düzenleyerek, basın açıklaması yaptı. Yürüyüşe DEM Parti Mardin Milletvekili Saliha Aydeniz, DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Sevilay Çelenk, CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ile çok sayıda siyasi parti, demokratik kitle örgütü temsilcisi ve yurttaşlar katıldı.
Basın açıklamasında açılış konuşmasını yapan Eğitim-Sen Malatya Şube Başkanı Nevzat Millioğulları, “6 Şubat depremlerinin üzerinden 2 yıl geçti ve on binlerce insan hayatını kaybetti. İnsanlar 2 yıldır 21 metrekarelik konteynerlerde yaşamlarını sürdürüyorlar” diye belirtti.
“6 ŞUBAT’TA YAŞANAN KADER DEĞİL KATLİAMDIR”
6 Şubat depremlerinin felakete dönüşmesini iktidarın sağladığını ifade eden DEM Parti Mardin Milletvekili Saliha Aydeniz, “İktidar depremin kader olduğunu söyledi ama yaşanan kader değil açıkça bir cinayettir, katliamdır. 1999 yılından itibaren deprem vergileri toplayanların 6 Şubat depremlerinin ardından 2 yıl geçmesine rağmen halen sorunları çözememesi bu ihmalin katliamıdır. Deprem vergilerinin nereye gittiğini halk adına soruyoruz? Karşımızda afeti felakete, felaketi de Allah’ın lütfuna çeviren bir zihniyet var. 6 Şubat’ta toprağa düşen her bir canın hesabını iktidardan soracağız” dedi.
“YAŞANAN KATLİAMLARIN YAŞANMAMASI İÇİN TEK ÇÖZÜM YOLU İKTİDARI DEĞİŞTİRMEK”
AKP iktidarında Türkiye’de birçok katliam yaşandığını ancak sorumluların hiçbirinin istifa etmediğini vurgulayan CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, “Türkiye çok zor bir dönem geçiriyor. Bu kadar katliamlara karşı istifa etmeyen iktidara karşı tek çözüm yolumuz bu düzeni değiştirmektir. Maalesef Malatya, 6 Şubat depremlerinden önce uyarı almasına rağmen tedbir alınmadı ve depremlerden en çok etkilenen illerden bir tanesi oldu. İnşallah gelecekte yaşanacak depremlerde önlemler alınıp 6 Şubat tarihindeki gibi bir katliam bir daha yaşanmaz” diye konuştu.
Anma, karanfillerin alana bırakılması ile son buldu.
PİRHA- Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, 6 Şubat depremlerinin yıl dönümü nedeniyle basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Hayatta kalmak için verilen mücadele, hayatı korumak için verilen mücadeleye dönüştüğünde katliamların, ölümlerin önüne geçilecektir. Depremler, yangınlar, cinayetler kaderimiz değil” denildi.
Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri’nin çağrısıyla 6 Şubat Depremi’nde hayatını kaybedenleri anmak isteyen kitle, Yüksel Caddesi’nde bir araya geldi. Yürüyüşe geçen kitle, Konur Sokak’ta polisin kurduğu barikatı aşarak Madenci Anıtı’na doğru yürüdü. Burada yapılan basın açıklamasını Beraberiz Derneği Yönetin Kurulu Başkanı Kübra Özyurt okudu.
“YAPTIKLARINI UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ”
6 Şubat 2023 tarihinden bu yana 2 yılı geçtiğini hatırlatan Kübra Özyurt, yaşananları hatırlamak ve hatırlatmanın tarihi bir sorumluluk olduğunu belirtti. Özyurt şunları söyledi:
“6 Şubat 4.17’de 11 ili kapsayan Maraş Merkezli bir deprem meydana geldi. Depremin şiddetli olduğu belliydi lakin deprem bölgesinin durumunun kimse farkında değildi. Sevdiklerimizin cansız bedenlerini enkazdan çıkarıp bir mezara koymak için dahi yardım etmeyenler çadır sattı, interneti yavaşlattı, gönderilen yardımları engelledi, yolları kapattı, acımıza güldü, yetmedi enkaza karışmış bedenleri moloz olarak çadır kentlerde insanların yaşadıkları yerlere döktü. Asbest ile havamızı zehirledi, tarım arazisini talana açtı, rezerv yasaları ile insanların zeytinliklerine göz koydu. Yaptıklarının hiçbirini unutmadık! Unutmayacağız! ”
“SORUMLULAR GEÇEN 2 YILDA HESAP VERMEDİ”
“2 yıl geçti ve hâlâ değişen bir şey yok hâlâ binlerce insan, yolu olmayan, elektriği kesilen bir göz odalı konteyner kentlerde yaşıyor” diyen Kübra Özyurt,şunları ekledi:
Kentlerde altyapı sorunları büyüyerek sürüyor.Temiz su, elektrik, doğalgaz geçen zamana karşı depremzedelere ulaştırılmıyor. Yazın ayrı kışın ayrı zor olduğu deprem bölgesinde eğitimden sağlığa tüm kamu hizmetleri yetersiz olup gerçek sorumlular yargılanmıyor. Şirketlere rant kapısı açılıyor. On binlerce insanın yaşamını yitirdiği milyonları etkileyen depremlerin ardından sorumlular geçen 2 yılda hesap vermedi hâlâ haklarında iddianame düzenlenmeyen müteahhitler var. Sorumlu kamu görevlilerinin yargılanması için izin verilmiyor, müteahhitlerin yargılandığı davalarda çok düşük cezalar veriliyor, tutuklanma talepleri reddediliyor. Sorumlular bulunup ifadeleri dahi alınmıyor ama onlar şirketlerini yönetmeye devam ediyor. Patronlar zenginleşsin diye ölmek istemiyoruz! Piyasacı sermaye düzeni 6 Şubat depreminden bu yana ihmallerle cezasızlık politikalarıyla denetimsizliklerle ölüm riskisi açmaya devam ediyor.”
Bolu’da otel yangınında 78 kişinin yanarak hayatını kaybettiğini de hatırlatan Özyurt, “Bu sistem baştan aşağıya değişmelidir; ekonomi, hastane, okul, işyeri, otel… Bu çürümenin içinde bizlere ölüm reva görülmektedir. Tek amacı; kâr daha fazla kâr ve para olanlardan fazlasını beklemek mümkün değildir! Onlar için esas olan; insani değerler, uyulması gereken bir hukuk, alınması gereken önlemler yoktur! Bizi, ancak yeni ölümleri beklemeden mücadele etmek kurtarır. Hayatta kalmak için verilen mücadele, hayatı korumak için verilen mücadeleye dönüştüğünde katliamların, ölümlerin önüne geçilecektir. Depremler, yangınlar, cinayetler kaderimiz değil” dedi.
“Ücretsiz yerinde nitelikli demografik yapımıza uygun, depreme dayanıklı, ekolojik barınma, deprem bölgesi için alınacak her karara, atılacak her adıma burada yaşayanlar olarak dahil olmak ve denetleyebilmek, karar mekanizmaları bilim ve meslek odalarının demokratik kitle örgütlerine, sosyalistlere açık olmalıdır, olmayan mekanizmalar kurulmalıdır.
Deprem suçu işlemiş her kademedeki görevliler halka açık olarak yargılanmalıdır.
İstimlaklar kamulaştırılmalı ve rezerv uygulamaları durdurulmalıdır. Konteyner kentlerde yaşayanlara yönelik ihtiyaçlar karşılanmalı, insanların sağlıklı durumlarda yaşayabilmesi olanaklı olana dek her şey ücretsiz olmalıdır.
Ulaşım, sağlık, barınma elektrik, su ücretsiz olmalıdır.
Sağlık, eğitim, ulaşım, yol altyapı, üst yapı problemleri hızlıca giderilmelidir.
Güvenli bir kent yaşamı sağlanmalıdır.
Saraylara patronlara değil deprem bölgesine bütçe sağlanmalıdır! ”
PİRHA- Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri, 6 Şubat depremlerinin yıl dönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, “On binlerce yurttaşımızın hayatına mal olan, kentlerimizi yerle bir eden bu felaket göz göre göre geldi. İnsana, emeğe, doğaya düşman bu bozuk düzene karşı emek ve demokrasi mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz” denildi.
Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri 6 Şubat depremlerinde yaşamını yitirenleri andı. Anmada Emek ve Demokrasi Güçleri adına açıklamayı Halkevi’nden Kadriye Tuğcu okudu.
“İki yıl önce, 6 Şubat 2023’te hepimizin yüreğine kordan bir ateş düştü” diyen Kadriye Tuğcu, “Gecenin zifiri karanlığında, saatler 04.17’yi gösterirken sadece Kahramanmaraş, Hatay, Adıyaman, Malatya, Adana, Osmaniye, Gaziantep, Şanlıurfa, Kilis, Elâzığ ve Diyarbakır değil, hepimiz derin bir acıyla sarsıldık, yıkıldık” dedi.
“2 YILDIR YÜREĞİMİZE SAPLANAN ONLARCA KARA SAPLI BIÇAKLA YAŞIYORUZ”
Aradan iki yıl geçmesine rağmen ne yaslarının ne acılarının, ne de öfkelerinin dindiğini belirten Tuğcu, “Öfkeliyiz. Çünkü 6 Şubat 2023’te doğal bir afetin göz göre göre büyük bir felakete dönüşmesine tanık olduk. On binlerce yurttaşımızın hayatına mal olan, kentlerimizi yerle bir eden bu felaket göz göre göre geldi. Öfkeliyiz. Çünkü on binlerce yurttaş canları ile ödedi” diye konuştu.
En son daha 2 hafta önce, 36’sı çocuk 78 yurttaşın hayatını kaybettiği Kartalkaya Grand Otel faciasın da değinen Tuğcu, “Bir kez daha gördük ki bu ülkenin üzerine adım adım kâr ve rant hırsını baş tacı eden, insan hayatını yok sayan bir yönetim anlayışı çöreklenmiştir. Bu yönetim anlayışı insanı, doğayı, tarihsel ve kültürel değerlerimizi sermaye kesimlerinin çıkarlarına teslim eden bir anlayıştır. 2 yıl önce yaşadığımız yıkımın sebebi ne tek başına depremdir. Ne de binalardır” diye belirtti.
“BU ACILARI BİZLERE REVA GÖRENLERİ UNUTMAYACAĞIZ”
Yaşanan büyük yıkımda kar hırsıyla başı dönen, yaşadığı her karışı ranta çevirmeye çalışan müteahhitlerin payının ve sorumluluğunun çok büyük olduğunu belirten Kadriye Tuğcu, açıklamasının devamında şunları kaydetti:
“Asıl sorumlu bu kar hırsını besleyenler, büyütenlerdir. İmar afları gibi garabetlere imza atarak suç işleyenlerdir. Denetim yapmaktan, etkili yaptırımlar uygulamaktan, süreçleri kurallara uygun yürütmekten aciz bir hukuk sistemi inşa edenlerdir. İnsan hayatını yok sayan bu sistemi her gün yeniden üretenlerdir. Aradan yüz yıl da geçse bu acıları bizlere reva görenleri unutmayacağız.
SORUNLAR SÜRÜYOR
Evet, aradan 2 yıl geçti. Ama yaşanan yıkımın etkisi büyük ölçüde sürüyor. Verilen sözler tutulmadığı için yaşanan sorunlar, acılar devam ediyor. Aradan geçen iki yıla rağmen deprem bölgesinde hala tek bir çivinin çakılmadığı, molozların dahi kaldırılmadığı yerler var. Binlerce insan hala çadırlarda yaşamaya devam ediyor. Yüz binlercesi 21 metre karelik teneke konteynerlerde, konteyner kente dönüşmüş şehirlerde kaderin terk edilmiş durumda. Barınma, sağlıklı beslenme ve eğitim sorunları başta olmak üzere, en temel ihtiyaçların karşılanmasında yaşanan sorunlar sürüyor.
YARALARIMIZI HEP BİRLİKTE SARMAYA DEVAM EDECEĞİZ
Aradan geçen iki yıla rağmen, milyonlar anayasasında sosyal hukuk devleti yazan bir ülkenin yurttaşları olarak en temel haklarını istiyor. Son söz olarak buradan depremzedeler başta olmak üzere tüm halkımıza sesleniyoruz. Depremlerin, sellerin, doğa olaylarının binlercemizi yaşamdan koparan birer felakete dönüştürüldüğü, Bizim payımıza her seferinde acıların, yıkımların düştüğü, ekmeğimizin her geçen gün küçüldüğü, Haklarımızın, özgürlüklerimizin ortadan kaldırıldığı bu bozuk düzende sağlam çark olmaz. İnsana, emeğe, doğaya düşman bu bozuk düzene, bu köhne sisteme karşı emek ve demokrasi mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz. Kaybettiğimiz tüm vatandaşlarımızı bir kez daha sevgiyle, saygıyla anıyoruz. Depremzede kardeşlerimizle 6 Şubat depreminin ilk gününden itibaren başlattığımız dayanışmamızı büyütmeye, acılarımızı paylaşmaya, yaralarımızı hep birlikte sarmaya devam edeceğiz.”
PİRHA- Samandağ halkı depremde yitirdiği canlar için yürüdü. Yürüyüşün ardından konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, ilk gün gelmeyen kepçelerin para kazanmak amacıyla akın akın geldiğini belirterek, “En az TOKİ’nin yapıldığı yer Antakya, Defne ve Samandağ’dır. 200 binin üzerindeki insan konteynırlarda yaşamak zorunda. Başından beri buradaki demografik yapıyı değiştirmek istediklerinin farkındayız. Buradan bir kez daha diyoruz ki; yaşam alanlarımıza sahip çıkacağız. Hiçbir yere gitmedik, gitmeyeceğiz. Buradayız, burada olmaya devam edeceğiz” dedi.
Samandağ’da düzenlenen yürüyüş ardından yapılan anmada konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, iktidarın depremdeki uygulamalarına işaret ederek, “İlk gün gelmeyen kepçeler para kazanmak amacıyla akın akın geldi. Rant için şantiyeleri oluştururken 5’li çetenin bütün kepçelerini birden seferber ettiler” dedi.
Maraş merkezli 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen depremlerde en ağır yıkımın yaşandığı Hatay’ın Samandağ ilçesinde yaşamını yitirenler düzenlenen yürüyüşle anıldı. Samandağ 6 Şubat Deprem Koordinasyonu çağrısıyla bir araya gelen halk, depremde kaybettikleri yakınlarının fotoğrafları, reyhan ve buhurlarla yürüyüş yaptı.
Samandağ PTT Şubesi önünde başlayan yürüyüşte, sık sık “Unutmak yok, affetmek yok, helalleşmek yok”, “Sesimi duyan var mı?”, Ma rıhna nıhna hon” sloganları yükseldi.
Samandağ Semt Pazarı’na kadar düzenlenen yürüyüşe Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz, Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) Sözcüler Kurulu Üyesi Pelin Kahilogulları, Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) Sözcüsü Mahir Gürz’ün yanı sıra çok sayıda sivil toplum örgütü, siyasi parti temsilcisi ve yüzlerce yurttaş katıldı.
Samandağ 6 Şubat Deprem Koordinasyonu adına ortak metni okuyan Canser Aslan, depremin üzerinden iki yıl geçmesine rağmen halen sorunların devam ettiğini vurgulayarak, “ Bu kader değil, bu bir ihmal, bu bir katliamdır” dedi.
TÖP Eş Sözcüleri Kurulu Üyesi Pelin Kahilogulları da, yaşamını yeniden kuracaklarını vurgularken, Suriye Halklarıyla Dayanışma Platformu adına Mehmet Uysal ise, Suriye’de yaşanan Alevi katliamlarına dikkat çekerek, herkesi katliamlara karşı ses çıkarmaya çağırdı.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, ilk gün gelmeyen kepçelerin para kazanmak amacıyla akın akın geldiğini belirterek, şunları dile getirdi:
“Rant için şantiyeleri oluştururken 5’li çetenin bütün kepçelerini birden seferber ettiler.. İktidar bize destek olmaya gelenleri Adana ve İstanbul havaalanlarında bekletti. Ağır ağır bizim ölmemizi beklediler. O yüzden öfkemiz ve acımız büyük. O yüzden affetmeyeceğiz, o yüzden bunlarla helalleşmeyeceğiz. Aradan 2 sene geçmesine rağmen birçok kentimize doğru düzgün hizmet yapılmadı. Antakya’ya, Defne’ye, Samandağ’a, İskenderun’a üvey evlat muamelesi yapmaya devam ettiler. Atatürk, Cumhuriyet mahallelerini rezerv alan ilan etmeye kalktılar. Ama siz değerli Samandağ halkının onurlu direnişiyle geri adım attılar. Yaşam alanlarınıza sahip çıktınız. 21 metrekare alana sığdırılmaya çalışılan hayatlar, konteynırlara mahkum edilmiş hayatlar artık isyanda ve yeter diyor.
“YAŞAM ALANLARIMIZA SAHİP ÇIKACAĞIZ”
En az TOKİ’nin yapıldığı yer Antakya, Defne ve Samandağ’dır. 200 binin üzerindeki insan konteynırlarda yaşamak zorunda. Başından beri buradaki demografik yapıyı değiştirmek istediklerinin farkındayız. Suriye’de başta El Xetibi’nin türbesi olmak üzere yaktılar. Arap Alevilerini katlediyorlar. Bu anlayışın, devamını depremde de gördük. Buradan bir kez daha diyoruz ki; yaşam alanlarımıza sahip çıkacağız. Hiçbir yere gitmedik, gitmeyeceğiz. Buradayız, burada olmaya devam edeceğiz. Buradan iktidara sesleniyoruz; Depremzedeler olarak müşteri değil, insanız. Elimde bir dal reyhan var ve Arap Alevileri için çok önemlidir. Cenazelerimiz için, törenlerimiz için çok önemlidir.”
Deprem dayanışmasının örgütlü mücadeleye dönüştürülmesi gerektiğini ifade eden HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş da bu depremde yaşanan acıların kader olmadığını sözlerine ekledi. Diğer siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcileri de söz alarak depremde devletin halkı yanlız bırakmasını eleştirerek, dayanışma ve mücadelenin önemine vurgu yaptı.
PİRHA- Maraş merkezli depremlerin ikinci yılında Dersim’de açıklama yapıldı. Açıklamada yetkililerin deprem riskine karşı hazırlık yapmadığı belirtilerek Dersim’deki olası bir depreme karşı alınması gereken önlemler için çağrı yapıldı. DEM Parti Genel Başkan Yardımcısı Ebru Günay da, iktidarın rantçı ve piyasacı yaklaşımlarını derhal sona erdirmesi çağrısında bulundu.
6 Şubat 2023’de meydana gelen Maraş merkezli depremlerin ikinci yılında Dersim Emek ve Demokrasi Platformu bir açıklama yaptı. Platformun çağrısıyla Seyit Rıza Meydanı’da bir araya gelen siyasi parti, demokratik kitle örgütü temsilcisi ve yurttaşlar adına basın açıklamasını Emek Partisi Dersim İl Örgütü Başkanı Ergin Tekin okudu.
Ergin Tekin, 6 Şubat depremlerinin merkezi idarenin ve yerel yönetimlerin depreme karşı hazırlık yapmadığını en acı şekilde gözler önüne serdiğini belirtti.
“RANTÇI VE PİYASACI YAKLAŞIMLARIN DERHAL SONA ERDİRİLMELİ”
Çöken binaların altında kalan ve kurtarılmayı bekleyen yurttaşların, devletin ilgili kurumlarının koordinasyon eksikliği ve arama-kurtarma çalışmalarındaki yetersizlik nedeniyle hayatını kaybettiğini aktaran Tekin, şunları ifade etti:
“Özellikle ilk 72 saatte kamu otoritesinin koordinasyon eksikliği, arama-kurtarma ekiplerinin yetersizliği ve gerekli ekipman eksikliği nedeniyle enkaz altında kalan yurttaşlarımıza çok geç ulaşılmış; sonuç olarak can kayıplarının artmasına neden olmuştur. Deprem öncesinde siyasi iktidar hiçbir önlem almadı, deprem sonrası uyguladığı politikalarla felaketin etkisini arttırdı. Siyasi iktidar, yaşanan felaketin sorumluluğunu üstlenmek yerine, depremin büyüklüğünü ve yıkıcılığını bahane ederek devletin işleyişindeki çöküşü örtbas etmeye ve faturayı başkalarına kesmeye devam etmektedir. Bilinmektedir ki, bu anlayış ve politikalar sürdüğü sürece, ülke her defasında benzer felaketlere hazırlıksız yakalanacaktır.
Dersim’de olası bir depreme karşı alınması gereken önlemlerle ilgili valiliğin kamuoyunu bilgilendirmemesi, halkın güvenini ciddi şekilde sarsmaktadır. Devlet Hastanesi ve Munzur Ortaokulu başta olmak üzere kamu kurumlarının toplanma ve tahliye alanlarının yetersiz olması büyük bir risk oluşturmaktadır. Ayrıca, Mutu Köprüsü gibi kritik altyapı projelerinin tamamlanma süreci ve Munzur ile Pülümür vadileri başta olmak üzere genel ulaşım sisteminin afete uygun hale getirilmesi konusunda ciddi eksiklikler söz konusudur.”
Rantçı ve piyasacı yaklaşımların derhal sona erdirilmesini; bilimin, tekniğin ve demokratik değerlerin rehberliğinde, halkın temel yaşam haklarını ön planda tutan politikaların hayata geçirilmesini ısrarla savunuyoruz. Afet yönetiminde yaşanan aksaklıkların giderilmesi ve gelecekte benzer acıların tekrarlanmaması için acil ve kapsamlı reformların gerçekleştirilmesini talep ediyoruz.”
“AKP İKTİDARI YAŞANAN BU DEPREMDEN DE HALA BİR DERS ÇIKARMIŞ DEĞİL”
Tekin’in ardından DEM Parti Genel Başkan Yardımcısı Ebru Günay da bir konuşma yaptı.
iktidarın vatandaşlarını korumayan, ihmalkar tedbirlerini almayan politikaları yüz binlerce insanın hayatına mal olduğunu vurgulayan Günay, “Hala da depremin yaralarını sarmakla hala da depremzedeler, Konteynırlar da soğuk kış günlerinde yaşam mücadelesi vermeye devam ediyorlar. AKP iktidarının vatandaşının can güvenliğini korumadığını biz acı bir deneyimle bir kez daha deneyimledik. Kaybettiğimiz canlarımıza dair elbette ki hala acılarımız taze ama görüyoruz ki AKP iktidarı yaşanan bu depremden de hala bir ders çıkarmış değil. Dersim, Elazığ, Bingöl, Erzurum, Van gibi birinci dereceden deprem bölgesi olan kentlerde hala tedbirlerin alınmamış olması, hala okullar, hastaneler gibi deprem deprem tehlikesiyle karşı karşıya olan hasarlı binaların içerisinde tehlike arz eden binaların hala korunuyor olması, hala ayakta olması” dedi.
“SİZİN ÖNCELİĞİNİZ TOPLUM SAĞLIĞIDIR”
DEM Parti Genel Başkan Yardımcısı Ebru Günay, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ne olursa olsun bizler toplumsal dayanışmayla yararlarını sarmaya devam edeceğiz ama buradan bir kez daha da iktidara sesleniyoruz; Sizin önceliğiniz toplum sağlığıdır. Sizin önceliğiniz vatandaşlarınızın can güvenliğidir. Sizin önceliğiniz sermayenin korunması değildir.
Devlet vatandaşının, yurttaşının can güvenliğini, mal güvenliğini, doğal afetlere karşı korumak zorundadır. Bu sorumluluk hala önünüzde duruyor ve gerekenlerin bir an önce yapılmasını buradan bir kez daha Dersim’den söylüyorum.”
PİRHA-Adıyaman’da 6 Şubat’ta depremlerinde hayatını kaybedenler mezarları başında ağıtlar yakılıp, anıldı.
6 Şubat 2023’te Maraş merkezli depremler 11 ilde yıkıma neden oldu. Resmi verilere göre 53 bin 537 kişi hayatını kaybetti, 107 bin 213 kişi de yaralandı. On binlerce kişi evsiz kaldı.
MEZAR BAŞINDA ANMA
Adıyaman’da 6 Şubat’ta depremlerinde hayatını kaybedenlerin yakınları, sabah saatlerinde Karapınar Mezarlığı’na gelerek mezar ziyaretleri yapıp, lokmalar dağıttı. Mezarlığa gelen yurttaşlar, depremde kaybettikleri yakınlarının mezarlarının başında ağıtlar yakarak andı.
Mezarlıkta bir duvarda ‘Burada yatanların hakları helal değildir’ yazılaması yapılması ve depremde hayatını kaybeden bir çocuğun mezarına oyuncaklar bırakılması da dikkatleri çekti.
PİRHA- HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Hatay’da yaptığı açıklamada, bugün on binlerce yurttaşın Hatay’da da, diğer merkezlerde de, konteynırlarda ve insanlık onuruna yakışmayan koşullarda yaşamlarını sürdürdüğünü belirterek, “Devlet halka hizmet etmiyorsa bu kadar ölüm, onbinlerce kitlesel ölüm karşısında gereğini yapmıyorsa ne yapacak yani?” diye sordu.
Maraş merkezli 11 ili etkileyen ve açıklanan resmi rakamlara göre 53 bin kişinin yaşamını yitirdiği 6 Şubat 2023 depreminin 2’nci yılında İnsan Hakları Derneği (İHD) Hatay Şubesi, dernek binası önünde açıklama yaptı. Açıklamaya Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, İHD Adana ve Mersin şubeleri ve DEM Parti yöneticileri katıldı.
“KALICI ÇÖZÜMLER BİR AN ÖNCE HAYATA GEÇİRİLMELİ”
Açıklamada konuşan İHD Hatay Şubesi Eşbaşkanı Mürsel Tonguç Salmanoğlu, depremin üzerinden 2 yıl geçmesine rağmen hak ihlallerinin ve mağduriyetlerin sürdüğünü ifade ederek, milyonlarca insanın hâlâ temel ihtiyaçlarını karşılamakta, barınmakta güçlük çektiğini belirtti.
Deprem soruşturma ve davalarında kamu görevlilerinin yargılanmadığını dile getiren Salmanoğlu, “Süren hak ihlallerinin son bulması ve cezasızlığın son bulup adaletin sağlanması için mücadelemizi sürdüreceğimizi bir kez daha hatırlatıyoruz” dedi.
Salmanoğlu, İHD olarak talep ve önerilerini şöyle sıraladı:
“-İhmali bulunan kamu görevlileri, müteahhitler ve denetim sorumluları hakkında şeffaf, etkin ve bağımsız yargı süreçleri işletilmeli; adaletin sağlanması için cezai yaptırımlar gecikmeksizin uygulanmalı.
-Karar alma, kaynakların dağıtımı ve yeniden inşa süreçleri halkın, sivil toplumun ve uzmanların katılımına ve denetimine açık hale getirilmeli.
-Depremzedelerin güvenli, erişilebilir ve insan onuruna uygun barınma koşullarına erişimi sağlanmalı, geçici konutlar yerine kalıcı çözümler bir an önce hayata geçirilmeli.
-Enkaz kaldırma çalışmalarında, başta asbest olmak üzere zararlı maddelerin çevreye ve halk sağlığına etkilerini önleyecek uluslararası standartlar uygulanmalıdır.
-Yeniden inşa süreçlerinde tarım alanları, meralar ve ormanlar imara açılmamalı; doğayı koruyan, sürdürülebilir ve çevre dostu planlama esas alınmalıdır.
-Afet eğitimi ve risk azaltma programları yaygınlaştırılmalı, özellikle yerel yönetimlerin kapasitesi güçlendirilmeli.
-Yaşanan travmayla baş edebilmek adına ücretsiz ve erişilebilir psikososyal destek hizmetleri sağlanmalı.
-Afet sonrası süreçlerde kadınlar, çocuklar, engelliler ve diğer kırılgan grupların özel ihtiyaçları gözetilmeli; toplumsal cinsiyet eşitliğini temel alan politikalar uygulanmalıdır.
-İklim değişikliğinin etkilerini azaltmak için afet risk yönetimi politikaları geliştirilerek uzun vadeli çevresel planlar yapılmalı; afetlere dayanıklı kentleşme modelleri hayata geçirilmelidir.İnsan Hakları Derneği olarak, depremin ikinci yılında, benzer acıların yaşanmaması, bölgede artarak süren hak ihlallerinin son bulması ve cezasızlığın son bulup adaletin sağlanması için mücadelemizi sürdüreceğimizi bir kez daha hatırlatıyoruz.”
Salmanoğlu’nun ardından konuşan HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, depreminde üzerinden 2 yıl geçtiğini ve iktidarın sorunları gidermek yerine yeni sorunlar çıkardığını dile getirerek, şunları ifade etti:
“Halkın yaşam hakkını, halkın barınma hakkını kesinlikle gözetmeyen, sadece kendi çıkarlarını önceleyen rant uğruna olan politikalarını depremde onbinlerce insanın yaşamını yitirdiği bir sonuçta da aynı yolu izlemeye devam etti” dedi. Depremde sürecinde İskenderun’da özel gereksinimi aç olan çocuğu için Kızılay’a başvurduğuna değinen Meral Danış Beştaş, “Hakikaten çok şey dinledik ama bu kadarı da olmaz dediğimiz meselelerden. Bu kadın… Özel bir çocuğu var, yani birçok yandan ihtiyaçları var ve çocuk günlerce aç durumdaymış. Ne yapalım, ne edelim, bu özel çocuğu nasıl besleyelim diye Kızılay’a gitmişler. Kızılay’dan çocuk için, beslenme ihtiyaçları için yemek talebinde bulunmuşlar. Ve oradaki Kızılay yetkilileri; önce kan bağışı yapmanız gerekiyor demiş. Bunu dinleyince insanın dehşete düşmemesi hakikaten mümkün değil.Bu devlet kimin devleti? Devlet halka hizmet etmiyorsa bu kadar ölüm, onbinlerce kitlesel ölüm karşısında gereğini yapmıyorsa ne yapacak yani? Sonuçta devlet bizler için var. Yurttaşlar için var. Ve hizmet için var. İşte Kızılay’ın çadır sattığını duyduğumuzda ne kadar büyük bir tepki oluştuysa bu özgün olayda da rant meselesi bu iktidarın yönetimindeki en temel olgu olduğunu söylemeye gerek yok. Yıkım ekiplerini bile kendi yandaşlarını görevlendirdiler. Hatay’da, Adıyaman’da, Maraş’ta, 11 merkezde yıkım ekipleri ihalelerini yine yandaşlara verdiler. Yapım ekibi içinde, müteahhitler içinde yine onlara çıkar sağlamayı esas aldılar.
Neresinden tutarsak tutalım, iktidarın işlediği en büyük suçlardan bir tanesi. Ve bugün hala binlerce, on binlerce yurttaş Hatay’da da, diğer merkezlerde de, konteynırlarda ve insanlık onuruna yakışmayan koşullarda yaşamlarını sürdürüyorlar. Ne yaptı iktidar? İban verdi, Kızılay çadır sattı.
Bizler kesinlikle bunların hepsinin farkında olan bir yerden depremin yaşandığı ilk saatlerden itibaren halkımızla, halklarımızla birlikte bu acıları birebir yaşadık, deneyimledik ve ne olursa olsun onlarla birlikte, halklarımızla birlikte, bu sorunların çözümünde hep yanlarında olacağız. El ele vereceğiz. Ve bunun gereğinin yapılması için var olan gücümüzle çabalayacağız.
Deprem döneminde de buralarda çalıştık. Şu anda aslında Hataylılar tamamen iyi bir müteahhit bina sağlamsa yaşıyor ama rant uğruna o binalar sağlıklı değilse yaşamıyor. Ya da enkaz altında kalıp AFAD ekiplerinin ya da kurtarma ekiplerinin gelmediği sebebiyle en az bu ölümlerin yarısı bu şekilde yaşandı. Ben Adıyaman’daydım. Üç gün ve bunları birebir gördüm. Tanıklık ettim. Ama bu iktidar hala utanmadan, yüzü kızarmadan bir öz eleştiri vermeden özür dilemeden gereğini yapmamakta ısrar ediyor.
Bu ülkenin Çevre ve Şehircilik Bakanı dün bir demeç vermiş. İstanbul’da ne kadar ciddi bir tehlike olduğunu Murat Kurum açıkladı. Sanki bir muhalefet sözcüsü. Sanki bakan değil. Sanki bu sorumluluk ve yetki kendisinde değilmiş gibi büyük bir pişkinlikle bir de riskleri anlatıyor. Ama önlemleri tartışıyor. Çünkü İstanbul’da kentsel dönüşüm alanlarının önemli bir durumu kesinlikle depreme dayanıklı mı değil mi tespitinden ziyade neresi daha değerli, daha fazla rant nereden elde edilebilir diye kentsel dönüşüm alanlarını tespit ediyorlar. Ve İstanbullular şunu bilsin ki kentsel dönüşüm yapılmayan alanlar depremden en çok etkilenecek alanlar ve dönüşüm için tespit edilen yerler ise etkilenmeyeceklerden. Bu örneği şu sebeple verdim. Bu bir sosyal devlet değil, halkın yaşamını öncelemeyen bir devlet ve kesinlikle gerekli sorumluluğunu yerine getirmedi. Bu yönüyle sivil toplumun, demokrasi güçlerinin mücadelesi, değerlendirmeleri, toplamda dayanışması her şeyin üstünde.”
“DAYANIŞMA ŞART”
Son olarak konuşan İHD MYK Üyesi Hakkı Demir de, “Hem raporda çok net gerçekler ve yapılması gerekenler ortaya kondu. İki yıl sonra insanların acısının hale taze olduğunu gördük. Çok bir şey yapılmadığını gördük. Bunların aşmanın yolu dayanışma geçiyor. Bu dayanışmayı Türkiye’nin bütün sathına yaymak esastır” diye konuştu.