PİRHA- Erzincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi önünde yapılan açıklamada tutukluların yaşamını tehlikeye atan uygulamalara derhal son verilmesi çağrısında bulunuldu. Burada konuşan Milletvekili Ayten Kordu, “Açlık grevinde olan arkadaşlarımızın sorunlarının bir an önce sorunlarının çözülmesi ve gözlem kurullarının siyasi saikiyle hareket etmesinin bir an önce önüne geçilmesi gerekiyor” dedi.
Med Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Yardımlaşma ve Dayanışma Dernekleri Federasyonu (MED TUHAD-FED), Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) ve Amed Barosu, Erzincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde yaşanan ihlallere dair Erzincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi önünde açıklama yaptı. Açıklamaya çok sayıda siyasetçi, kurum ve kuruluş temsilcileri katıldı.
“Tutsaklara özgürlük ve toplumsal barış ” pankartının açıldığı basın açıklamasında konuşan, MED TUHAD-FED Eşbaşkanı Pınar Sakık Tekin, çatışmaların olmadığı, sözlerin kurulduğu bir süreçten geçtiklerini söyledi. Herkesin süreç için elinden geleni yapmaya çalıştığını fakat cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri ve tecridin devam ettiğini hatırlattı.
DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu ise cezaevlerinde yaşanan sorunlarından kaynaklı, hem ailelerin, hem cezaevi içerisinde tutsakların çok ciddi sorunlarla karşı karşıya kaldığını ifade etti. İdare ve Gözlem Kurulları’nın Erzincan’da ve pek çok cezaevinde siyasi saik ile hareket ettiğini belirten Ayten Kordu, “Dolayısıyla erteleme kararlarını esas alarak sordukları siyasi, ideolojik sorularla bunu gerçekleştiriyorlar” diyerek cezaevinde, adli tutukluların siyasi tutukların yanına getirilme, 30 yılın ardından infazı ertelenen tutsakların olduğunu söyledi.
Ayten Kordu, tutukluların pazartesi gününden beri açlık grevine başladığını ifade ederek, “Açlık grevci bir insanın cezaevinde en son geleceği noktadır. Açlık grevinde olan arkadaşlarımızın da bir an önce sorunlarının çözülmesi, idarenin bu konuda daha doğru bir çözüm gerçekleştirmesi, sistemin bu konudaki gözlem kurullarının siyasi saikiyle hareket etmesinin bir an önce önüne geçilmesi gerekiyor” dedi.
ÖHD Amed Hapishane Komisyonu üyesi Süleyman Zaman ise cezaevlerinde sürdürülen baskı, işkence ve tecrit politikalarının, demokratik barış sürecinin ruhuyla bağdaşmadığını ifade etti. Zaman, “Demokratik siyaseti, toplumsal muhalefeti ve barış özlemini bastırmaya dönük bu uygulamalar yalnızca mahpusları değil, toplumu da zihinsel, sosyal ve moral açısından zayıflatmayı hedeflemektedir. Hapishaneler, hem mahpusları hem de toplumu hedef alan bir tecrit politikasının mekânına dönüştürülmüştür” diye konuştu.
Ayrıca DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Erzincan’daki hapishanelerde yaşanan hak ihlallerinin ivedilikle incelenmesi, mahpusların yaşam ve sağlık hakkının korunması, kötü muamele ve işkence iddialarının araştırılması, İdare ve Gözlem Kurulu kararlarının denetime alınması ve açlık grevindeki mahpusların durumunun bağımsız heyetlerce izlenmesi için TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’un acil olarak harekete geçmesi için başvuruda bulundu.
PİRHA-Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST), açlık grevleri için “insani duyarlılık” çağrısı yaptı. Nurettin Kaya’nın sağlık durumunun kaygı verici boyutta olduğu belirtilen açıklamada, “Nurettin Kaya’nın ölüm orucu eyleminin demokratik yollarla çözüme kavuşturulması ve olası ölüm ya da geri dönüşü olmayan sakatlıklar yaşanmadan önce sona erdirilmesinde gerekli insani duyarlılığın gösterilmesi için yetkilileri göreve çağırıyoruz” denildi.
Bolu F Tipi Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulan Nurettin Kaya, S ve Y Tipi Ceza İnfaz kurumlarının kapatılması, mahpusların ailelerinin ikamet ettiği illere sevk edilebilmeleri ve tek başına tutulma koşullarının ortadan kaldırılması için ölüm orucunda. Kaya, 20 Ekim 2023’te tutulduğu Dumlu 1 No’lu Ceza İnfaz Kurumu’nda ölüm orucuna başladı, 29 Şubat 2024’te sevk edildiği Bolu F Tipi Ceza İnfaz Kurumu’nda devam ediyor.
Nurettin Kaya’nın Bolu F Tipi Ceza İnfaz Kurumu’na sevkinden sonra Alişan Gül ve Cemil Kurt, destek amaçlı olarak 13 Mart 2024 tarihinde süresiz ve dönüşümsüz açlık grevine başladı.
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST), açlık grevindeki Nurettin Kaya’nın durumuna ilişkin yazılı açıklama yaptı.
“NURETTİN KAYA, 40 KİLONUN ALTINA DÜŞTÜ”
Nurettin Kaya’nın ölüm orucunun 230., Alişan Gül ve Cemil Kurt’un süresiz açlık grevinde 85. gününde olduğu belirtilen açıklamada, “Bu süreçte Nurettin Kaya’nın sağlık durumu gittikçe kötüleşti. Avukatı Doğa İncesu, Nurettin Kaya’nın 40 kilonun altına düştüğünü, ağız içindeki ve boğazındaki yaraların ve sinir hasarından kaynaklı ayaklarında ağrılarının arttığını, böbrek ve karaciğerlerinde şiddetli ağrı hissettiğini, nefes alma güçlüğü ve denge problemleri yaşadığını aktardı. Nurettin Kaya’nın sağlık durumu kaygı verici boyutta. Geçmişte Türkiye hapishanelerinde sürdürülen açlık grevleri ve ölüm oruçları sonucunda pek çok mahpusun hayatını kaybettiği veya kalıcı sağlık sorunları ve sakatlıklarla yaşamlarını sürdürmek zorunda kaldığı biliniyor. Hiçbir şeyin yaşamdan daha kutsal olmadığını düşünen bizler, geçmişte yaşanan acı tecrübelerin tekrar yaşanmaması için Nurettin Kaya’nın ölüm orucu eyleminin demokratik yollarla çözüme kavuşturulması ve olası ölüm ya da geri dönüşü olmayan sakatlıklar yaşanmadan önce sona erdirilmesinde gerekli insani duyarlılığın gösterilmesi için yetkilileri göreve çağırıyoruz.”
PİRHA- Siyasi mahpusların başlattığı açlık grevi 42’inci güne girdi. DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, hem tecritin kaldırılması hem de cezaevlerindeki açlık grevlerinin son bulması için çalışmalarını yükselteceklerini söyledi.
Cezaevlerinde bulunan siyasi mahpuslarca Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanması ve cezaevlerindeki sorunların giderilmesi talebiyle başlatılan açlık grevi 42’inci güne girdi.
25 yıldır İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tutulan Öcalan ve adada tutulan diğer 3 ismin aileleri ve avukatları ile görüşmelerine 34 aydır izin verilmiyor.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 42. gününe giren açlık grevlerine ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“HERKES BULUNDUĞU ALANDA KENDİ MÜCADELE HATTINI GELİŞTİRİYOR”
27 Kasım’da, cezaevlerinde siyasi mahpuslar tarafından başlatılan açlık grevinin temel taleplerinden birisinin Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanması ve Kürt Sorunu’na demokratik, barışçıl bir çözümün getirilmesi olduğunu belirten Kordu, “Bu hepimizin gündeminde olan bir sorun. Elbette ki belki hiç kimse açlık grevlerini savunamaz. Biz insanların temel yaşama hakkını savunan bir hareketiz. Fakat Türkiye’de gelişen faşizm uygulamaları, devam eden inkarcı zihniyet, herkesin her bulunduğu alanda kendi mücadele hattını geliştiriyor. Açlık grevi de cezaevinde olan siyasi tutsaklar açısından hak talebini ifade edebilmek için temel eylemselliklerinden bir tanesidir” dedi.
AKP-MHP iktidarının, kendi politikalarını savaş politikaları üzerinden kurduğunu iddia eden Kordu, “Biz de başta Kürtler ve Kürt kadınları olmak üzere bu tecridin son bulması gerektiğini, Sayın Öcalan’ın hem fiziki özgürlüğünün, hem de Kürt Sorunu’nun barışçıl çözümünün gerçekleşmesi yönündeki taleplerimizi siyaseten de parti olarak da hep gündemimizde tutuyoruz. Bu konuda mecliste de çeşitli girişimlerimiz oldu” dedi.
“BÜTÜN TOPLUMUN TALEPLERİDİR”
Kordu, açlık grevlerini siyasi mahpuslar üzerine bırakmamak gerektiğini, bu siyasal taleplerin sadece siyasi tutakların değil tüm toplumun, bütün toplumsal kesimlerin sorunu olduğunu söyleyerek şunları ekledi:
“Bu savaş politikaları sebebiyle, halkın giderek daha fazla yoksullaştığını, sermayedarların daha fazla yükseldiğini, bir kesim daha fazla zenginleşirken, büyük bir kesimin de çok daha fazla yoksullaştığını bütçe görüşmelerinde çokça söyledik. Çünkü bütçeden en büyük pay, yine savaş politikalarına ayrıldı.
Bu, halklara daha fazla yoksulluk olarak geri dönmekte, hak ve özgürlük talebinin daha fazla ihlal edileceği üzerinden dönmekte. Kadın mücadelesine, kadın özgürleşmesine dönük mücadelenin karşısında kadını daha fazla eve gönderen, haklarını gasp eden bir politika olarak geri dönmekte.
Türkiye’de hem bütün halkların nefes alması hem Sayın Öcalan’ın üzerindeki tecridin kaldırılması hem de cezaevlerindeki açlık grevlerinin de son bulması için çalışmalarımızı yükselteceğiz. Toplumsal duyarlılıkla beraber, Kürt halkıyla birlikte tüm toplumsal kesimlerle beraber buna ilişkin mücadelemizi devam ettireceğiz.”
PİRHA- İHD, ÖHD, ÇHD ve TUHADER açlık grevindeki tutukluların durumuna ilişkin Adalet Bakanlığı’na çağrıda bulundu. Açıklamada, “Açlık grevindeki tutuklular için süreç daha tehlikeli bir noktaya evrilmesinden siyasal iktidar sorumlu olacaktır. Adalet Bakanlığı’nın ve ilgili kurumların bir an önce hareket geçmesi gerekmektedir” denildi.
İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan için cezaevlerinde başlatılan dönüşümlü açlık grevi eylemi 23’üncü gününe girdi. 27 Kasım’da başlatılan açlık grevi eylemi, 15 Şubat 2024 tarihine kadar devam edecek.
İnsan Hakları Derneği (İHD), Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Çukurova Tutuklu ve Hükümlü Aileleriyle Yardımlaşma Derneği (TUHAYDER) Mersin Şubeleri, cezaevlerindeki açlık grevlerine ilişkin İHD dernek binasında basın açıklaması yaptı.
Keçeci, Türkiye’deki hapishanelerde yaşanan insan hakları ihlallerinin sonlandırılması ve Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit koşullarına son verilmesi talebiyle hapishanelerdeki tutuklular tarafından başlatılan açlık grevi eyleminin 24’üncü gününe ulaştığını hatırlattı.
Keçeci, açlık grevlerinin kalıcı beyin hasarları ve ölümlerle sonuçlanmaması için tutukluların sağlık çalışanları tarafından düzenli takip edilmesi; ihtiyaçları olan su, tuz, şeker ve B vitaminin sağlanması gerektiğini belirtti.
“İKTİDAR TALEPLER İÇİN HAREKETE GEÇMELİ”
Açlık grevindeki tutukluların durumu kötüye gitmeden çözüm için iktidara çağrıda bulunan Keçeci, şu ifadeleri kullandı:
“Mahpusların sağlık ve yaşam hakkına yönelik ortaya çıkacak üzücü sonuçlardan siyasal iktidar sorumlu olacaktır. Bu nedenle Adalet Bakanlığı’nın ve ilgili kurumların bir an önce harekete geçmesi gerekmektedir. Mahpusların açlık grevi eylemi konusunda siyasal iktidarın ölümler yaşanmadan barışçıl yollarla gerekli tedbirleri alması ve talepleri değerlendirmek üzere harekete geçmesi gerekmektedir. Bir an önce Adalet Bakanlığı’nı, ulusal ve uluslararası hukuk ve insan hakları kurumlarını duyarlı olmaya davet ediyoruz.”
PİRHA-Kürt Sorunu’nda diyalog yollarının açılması ve cezaevlerindeki tecridin kaldırılması için açlık grevlerinin başladığını söyleyen ÖHD’li avukat Necla Mizgin Argış, “Şu an tüm halklar tecrit altında ancak hapishanelerdeki tecritin topluma yansıması çok daha hızlı ve sert bir şekilde görülüyor. Eğer halklar olarak toplu bir şekilde bir tepki göstermediği sürece açlık grevine ilişkin eylemlerin bir sonuç alması çok zor olacak” diye belirtti.
Cezaevlerindeki tecridin kalkması ve Kürt Sorununun çözümü için cezaevlerindeki siyasi tutukluların 27 Kasım’da başlattığı dönüşümlü açlık grevleri sürüyor.
27 Kasım’da başlatılan eylem, 15 Şubat 2024 tarihine kadar devam edecek. Eylemleri 20’nci gününe giren tutuklular için Diyarbakır, Mersin, Van, Adana ve İstanbul’da adalet nöbetleri tutuluyor.
Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi avukat Necla Mizgin Argış, cezaevlerinde tutukluların 27 Kasım tarihinde başlattığı açlık grevlerini PİRHA’ya değerlendirdi.
“TÜM HALKLAR TECRİT ALTINDA”
Necla Mizgin Argış, “Temelde bu açlık grevinin başlatılma gerekçesi cezaevlerinde uygulanan tecritin kaldırılması ve Kürt Sorunu’na ilişkin diyalog yollarının açılması. Mahpusların bedenini açlık grevi eylemine yatırması hem alınabilecek en ağır eylem kararı hem de en somut talebin son olarak başvurulabileceği eylem tarzı olarak değerlendirilebilir. Hem yurtsever halk olarak hem de demokrat olduğunu düşündüğümüz her kesimin açlık grevi eylemini şöyle değerlendirmesi gerekiyor; tecrit neden uygulanıyor? Tecrit’in kaldırılmama hali sadece İmralı adasında gerçekleştirilen bir şey değil. Şu an tüm halklar tecrit altında ancak hapishanelerdeki tecritin topluma yansıması çok daha hızlı ve sert bir şekilde görülüyor” dedi.
Toplu bir şekilde bir tepki gerçekleşmediği sürece açlık grevine ilişkin eylemlerin bir sonuç alması çok zor olacağına dikkat çeken Necla Mizgin Argış, “Tutuklular eylemlerini süresiz açlık grevine çevirmeleri ya da başka bir eylem tarzı gerçekleştirmeleri durumunda demokrat halklar ve kurumlar olarak bunun nasıl önüne geçebiliriz ve tecriti kırmaya yönelik nasıl bir çalışma ortaya koymalıyız, bunu değerlendirmemiz gerekiyor” diye konuştu.
PİRHA-‘Açlık Grevlerini İzleme Heyeti Marmara Bölgesi Hapishaneleri Açlık Grevi İzleme Raporu’ bir basın açıklamasıyla kamuoyuyla paylaşıldı. Rapora göre, açlık grevinde olan mahpuslar gerekli tedaviye ulaşamadıkları gibi limon, su, tuz gibi temel ihtiyaçlara da erişmede zorluk yaşıyorlar.
Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) İstanbul Şubesi, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şubesi, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), Marmara Tutuklu ve Hükümlü Aileleri İle Dayanışma Derneği (MA-TUHAYDER) ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) İstanbul Şubesi’nden temsilcilerle oluşturulan Açlık Grevlerini İzleme Heyeti, İstanbul’da yaptıkları bir basın açıklamasıyla Marmara bölgesi hapishanelerinde yaşanan açlık grevlerini izleme raporlarını kamuoyuyla paylaştılar.
Heyet adına açıklama yapan Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şube Başkanı Çiğdem Akbulut, 27.11.2020 tarihinde Türkiye’deki hapishanelerde bulunan siyasi mahpusların tecride karşı süresiz ve dönüşümlü açlık grevine başladıklarını hatırlattı. Akbulut, bugün itibariyle 5’er günlük süreyle dönüşümlü olarak yapılan açlık grevinin ise 166’ncı günü olduğunu belirterek 04.05.2021 – 10.05.2021 tarihleri arasında Marmara Bölgesinde bulunan Edirne F Tipi, Tekirdağ 1 Nolu F Tipi, Tekirdağ 2 Nolu F Tipi, Silivri 5 Nolu L Tipi, Silivri 1 Nolu Kapalı, Bakırköy Kadın, Maltepe 1 Nolu L Tipi, Gebze Kadın, Kandıra 1 Nolu F Tipi, Kandıra 2 Nolu F Tipi, Düzce T Tipi ve Bolu F Tipi Hapishanelerine ziyaretler gerçekleştirerek raporu düzenlediklerini açıkladı.
HAZIRLANAN SORULARA GÖRE RAPOR OLUŞTURULDU
Açlık Grevi İzleme Heyeti içerisinde yer alan kurumların avukatları tarafından bölge içerisinde yer alan hapishanelere gidildiğini ve açlık grevine giren mahpuslarla Açlık Grevi İzleme Heyeti tarafından oluşturulan izlem formu çerçevesinde görüşmeler yapıldığını aktaran Akbulut şunları dile getirdi:
“Bu kapsamda mahpuslara bulundukları hapishanede toplam kaç mahpusun açlık grevine girdiği, hapishanede grev sürecinin nasıl işlediği, açlık grevindeki taleplerinin ne olduğu, idarenin açlık grevine yaklaşımının nasıl olduğu, bu süreçte idare ile açlık grevi özelinde bir görüşme yapılıp yapılmadığı, infaz koruma memurlarının açlık grevine yaklaşımlarının nasıl olduğu, bu sebeple işkence ve kötü muameleye maruz kalan mahpus olup olmadığı, açlık grevi nedeniyle disiplin soruşturması başlatılıp başlatılmadığı, başlatıldıysa disiplin cezası verilip verilmediği, sağlık çalışanları ile revir doktorunun açlık grevine yaklaşımlarının nasıl olduğu, sağlık kontrollerinin yapılıp yapılmadığı, hapishanede daha önce uzun süreli açlık grevine giren mahpusların olup olmadığı, açlık grevi süresince mahpuslara B1 vitamini, tuz, limon, şeker su gibi takviyelerin sağlanıp sağlanmadığı, dönüşüm nedeniyle açlık grevini sonlandıran mahpuslara buna uygun diyet verilip verilmediği, açlık grevine başlarken ve bu süreçte grevi ve talepleri mektup yoluyla bildirdikleri kurumlar olup olmadığı ve idarenin bu konudaki yaklaşımının nasıl olduğuna ilişkin sorular sorulmuştur.”
“PANDEMİ BAHANESİYLE AĞIRLAŞTIRILAN TECRİTE SON VERİLSİN”
Açlık Grevi İzleme Heyeti olarak toplam 26 avukat ile Marmara Bölgesinde bulunan 12 hapishanede 50 mahpus ile görüşmeler gerçekleştirdiklerini de söyleyen Akbulut şunları kaydetti:
“12 Hapishanede yaklaşık 612 mahpusun süresiz dönüşümlü açlık grevine girdiği, eyleme katılan mahpus sayısının hapishaneden hapishaneye değişiklik gösterse de mahpusların ortalama 2’şer – 3’er kişilik gruplar ile 5’er günlük açlık grevi yaptığı, tespit edilmiştir. Açlık grevine giren mahpusların yaklaşık %90’ının daha önce en az 89 günlük açlık grevine girdiği, bununla birlikte yaklaşık 100 mahpusun daha önce 100-170 gün arası açlık grevi yaptığı, ayrıca şu an açlık grevi yapan mahpusların daha önce de birden fazla kez kısa süreli dönüşümlü açlık grevine girdiği tespit edilmiştir. 27.11.2020 tarihinde süresiz dönüşümlü açlık grevine başlayan mahpuslar tarafından başlıca talebin İmralı Ada Hapishanesinde bulunan Abdullah Öcalan’a uygulanılan tecride son verilmesi, Abdullah Öcalan’ın ailesi ve avukatları ile düzenli görüşmeler yapabilmesinin sağlanması olduğu, bununla birlikte pandemi bahane edilerek hapishanelerde daha da ağırlaştırılan tecrit uygulamalarına son verilmesi olduğu iletilmiştir.”
“BİRÇOK HAK İHLALİ YAŞANIYOR”
Edirne F Tipi, Tekirdağ 1 Nolu F Tipi, Tekirdağ 2 Nolu F Tipi, Silivri 5 Nolu L Tipi, Silivri 1 Nolu Kapalı, Bakırköy Kadın, Maltepe 1 Nolu L Tipi, Gebze Kadın, Kandıra 1 Nolu F Tipi, Kandıra 2 Nolu F Tipi, Düzce T Tipi ve Bolu F Tipi Hapishanelerinde ki hak ihlallerine değinen Akbulut şunları ifade etti:
“Açlık grevine giren mahpuslar hakkında her dönüşüm için ayrı ayrı disiplin soruşturması başlatıldığı ve disiplin cezası verildiği, cezalara karşı itiraz edilmişse de infaz hakimlikleri ve ağır ceza mahkemeleri tarafından itirazların reddedildiği, açlık grevi yapan mahpusların psikoloğa yönlendirilmeye çalışıldığı, sağlık personelinin her gün düzenli olmasa da ara ara veya talep olduğunda sağlık kontrollerini yaptığı, açlık grevine giren mahpuslara B1 vitaminin verilmediği, limon, tuz, şeker, su gibi ihtiyaçların ise verildiği, ancak dönüşüm nedeniyle grevi bitiren mahpuslara buna uygun diyet yemeği verilmediği, bu süreçte Adalet Bakanlığı’na, Sağlık Bakanlığı’na, Meclis İnsan Hakları Komisyonuna, HDP ve CHP Cezaevi İzleme Komisyonlarına, İHD, CİSST ve CPT’ye mektup yazdıkları, İHD ve CİSST’e yazılan mektuplara idare tarafından el konulduğu tarafımıza aktarılmıştır.”
Açıklamasında mahpusların taleplerine de yer veren Akbulut son olarak şunları aktardı:
“Mahpusların talebi Türkiye’nin taraf olduğu Uluslararası Sözleşmeler, Anayasa ve Ceza İnfaz Kanununda güvence altına alınan temek hak ve özgürlükler doğrultusunda Abdullah Öcalan üzerindeki hukuka aykırı tecrite son verilerek Abdullah Öcalan’ın ailesi ve avukatları ile görüşmesinin sağlanması ve hapishanelerde pandemi bahane edilerek daha da ağırlaştırılan tecrite son verilmesidir.
Tecrit, mahpusların bedensel ve ruhsal bütünlüğünü hedef alan, uzun zamana yayılarak sonuç alınmaya çalışılan bir işkence yöntemidir. Tecrit, kime uygulanırsa uygulansın insani ve vicdani olmadığı gibi açıkça hukuka ve yasal mevzuata aykırıdır. Mahpuslar tarafından talep edilen şey uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan temel hak ve özgürlükler kapsamında kanunlarla güvence altına alınarak mahpuslara tanınan hakların uygulanmasıdır.
Bu sebeple bizler başta açlık grevinde olanların yaşam hakkının korunması ve açlık grevinin sonlandırılması için makul ve yasal mevzuata uygun taleplerinin kabulü ile tecridin kaldırılmasına, hapishanelerde yaşanan hak ihlallerinin son bulması için başta Adalet Bakanlığı olmak üzere tüm ulusal ve uluslararası kamuoyu ve kurumları bu konuda duyarlı olmaya ve çözüm için derhal harekete geçmeye çağırıyoruz. “
PİRHA- HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar ve beraberindeki heyet, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile bir araya geldi. Görüşme sonrası açıklama yapan Sancar, “Muhalefet, demokratik hakların kullanımı konusunda ortak hareket etmelidir” diyerek “Seçim ittifakları gündemimizde yok. Bizim herhangi bir ittifakın parçası olma gibi bir talebimiz ve arayışımız yok, arayışımız demokrasi ittifakıdır” açıklamasını yaptı.
HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Parti Sözcüsü Ebru Günay, Eş Genel Başkan Yardımcısı Tuncer Bakırhan, Grup Başkanvekili Saruhan Oluç ve HDP Milletvekili Fatma Kurtulan, muhalefet turları kapsamında Cumhuriyet Halk Partisi’ni (CHP) ziyaret etti.
Yaklaşık 1 saatlik görüşmenin ardından açıklama yapan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, CHP lideri ile oldukça önemli bir görüşme gerçekleştirdiklerini söyledi.
Mithat Sancar, Kemal Kılıçdaroğlu ile Türkiye’nin gündemindeki bütün başlıkları ele aldıklarını ifade ederek “Karşılıklı görüş alışverişinde bulunduk. Bu görüşmelerimiz devam edecek. Muhalefet partileriyle yapacağımız görüşmelerin bundan sonraki durağı Gelecek Partisi olacak. 9 Şubat’ta. Sonra DEVA Partisini ziyaret edeceğiz” dedi.
“EN ÖNEMLİ MESELE; EKONOMİK KRİZİ KONUŞTUK”
HDP Eş Başkanı Mithat Sancar, “Ekonomik kriz geniş halk kitlelerini yoksullaştırıyor, buna yönelik tedbirleri ele aldık” diyerek şöyle devam etti:
“Türkiye’nin gündemindeki önemli sorunları konuştuk. En önemli mesele ekonomik krizdir. Ekonomik kriz dediğimizde sanki etkisi herkese eşit bir şekilde yansıyan bir olaydan konuşuyormuşuz gibi hissedilebilir. Pandemi yönetiminin bu yoksullaşmayı daha da derinleştirdiğini görüyoruz. Bu konuda muhalefet partilerinin belli temel ortak noktaları olduğunu görüyoruz. Ekonomik kriz konusunda faturanın halka yansıtılmasına karşı ortak çalışmaların neler olabileceğini de muhalefet partileriyle konuşuyoruz.”
Sancar, muhalefet partileri için müzakere önerisi çerçevesi hazırladıklarını da sözlerine ekledi. Sancar, muhalefet partilerine sundukları 3 başlığın olduğunu belirterek şöyle devam etti:
“Bunlardan birincisi Türkiye’nin özellikle OHAL ile yaşamaya başladığı ağır adaletsizlik hallerini nasıl birlikte tamir edebileceğimiz meselesidir. Özellikle yargı alanında yaşanan sorunların büyük adaletsizlik meselesi haline geldiğini görüyoruz. Çeşitli örnekler arasında Enis Berberoğlu davası da var.
Özellikle AİHM kararından itibaren Demirtaş ve diğer tutuklu ve hükümlü arkadaşlarımızın durumu da özel bir önem kazandı. AİHM Demirtaş kararını bugün Sayın Genel Başkan ve heyetiyle görüştük. Burada bir fikir ayrılığı gözükmüyor. Bizler bu kararın derhal yerine getirilmesini başından beri söylüyoruz. Ama iktidar AİHM kararını bağlayıcı bulmadığını ve yerine getirmeyeceğini belirtiyor. Bunun apaçık Anayasanın 90. Maddesinin ihlali anlamına geldiğini bir kez daha vurgulayalım.”
“SEÇİM İTTİFAKI GÜNDEMİMİZDE YOK”
HDP Eş Başkanı Sancar, Kılıçdaroğlu ile belediyelere atanan kayyumları da ele aldıklarını aktardı. “Kayyım rejimine karşı mücadele bir demokrasi mücadelesidir” diyen Sancar’ın konuşması şöyle:
“Ağır adaletsizlik hallerinin OHAL ile ortaya çıkan örnekleri var. Bunların başında kayyım rejimi geliyor. Kayyım uygulaması belediyelere yönelik olarak OHAL KHK’leri ile getirilmişti. Ama o zaman yapılan başka bir düzenleme vardı. Üniversite rektörlerinin doğrudan Cumhurbaşkanlığı tarafından atanmasını getiren bir düzenlemeydi. Yani bugün Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin veya öğretim elemanlarının haklı olarak tepki gösterdiği uygulama OHAL ile gelen bir düzenlemedir.
Bunun dışında bizim önerdiğimiz başka bir konu da yol temizliğidir. Demokrasi için demokratik seçimler için yolun şimdiden sağlamlaştırılması gerekiyor. Muhalefet, demokratik hakların kullanımı konusunda ortak hareket etmelidir. Seçim ittifakı bugün itibariyle gündemimizde yok. CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu ve heyetiyle yaptığımız görüşmede de gündeme gelmedi ama seçim güvenliği en temel meselelerdendir.”
Mithat Sancar, iktidarın anayasa değişikliği konusunda yaptığı açıklamalara da değinerek “samimi değil, sıkışmışlıktan kurtulmaya çalışıyorlar” dedi. Sancar’ın açıklamalarından başlıklar şöyle:
“İktidarın gündeme getirdiği anayasa değişikliğinin bize göre samimi bir tarafı yok. İktidar sıkışmışlıktan kurtulmak için toplumu oyalamaya çalışıyor. Kötü yönetimin faturasının daha fazla konuşulmasını önlemek için gündemi değiştirmeye çalışıyor. Esas olarak bu sıkışmışlıktan biraz nefes alabileceği bir alan yaratmaya çalışıyor.
Eğer samimi iseler nasıl bir anayasa istediklerine dair temel çerçeveyi muhalefet partilerine ve topluma sunsunlar. Muhalefet partilerine bu çerçeveyi sunmanın adresi de TBMM’dir. Buyursunlar TBMM’ye ne önerdiklerini ve ne istediklerini getirsinler.
Meclis’te sayıları yetmiyor, ne tür manevralar yapacaklar göreceğiz. Acaba sayısal dengeyi değiştirmeye yönelik herhangi bir girişimleri olacak mı? Göreceğiz bunları. Bu konuda kim adım atmak isterse önerilerini açıkça ortaya koysunlar, bizim önerilerimiz ortada. İktidar da artık daha açık konuşmak zorundadır. Muhalefet partileri arasında demokrasiye, özgürlüğe ve toplumsal barışa yönelik çalışmaları ortak yürütme konusunda genel mutabakat oluşması bizim arzumuzdur. Bunu Türkiye’nin bütün demokrasi güçleriyle paylaşacak şekilde biz 8 Şubat’ta başlatıyoruz. 8 Şubat’ta bir basın toplantısıyla kamuoyuna programımızı duyuracağız.
Bizim İYİ Parti ile görüşme isteğimiz devam ediyor. Resmi talep konusunu değerlendiriyoruz. Bu görüşmelerden sonra o konuda tavrımızı ve kararımızı sizlerle paylaşacağız. Herhangi bir muhalefet partisini dışarıda bırakmak, görüşmemek gibi bir tavrımız yok. Biz Türkiye’de diyalogun, müzakerenin ve tartışmanın demokratik siyasetin temel unsurları olduğuna inanıyoruz.
Evet, ittifak meselesi gündeme geldi. Ama bir seçim ittifakını konuşmama şeklinde gündeme geldi. Seçim ittifakları gündemimizde yok. Bizim herhangi bir ittifakın parçası olma gibi bir talebimiz ve arayışımız yok, arayışımız demokrasi ittifakıdır. Demokrasi ittifakı için de çerçeve oluşturduk ve bunu siyasi partilere sunuyoruz. Bu çerçeve bir müzakere ve diyalog önerisidir. HDP’nin parlamento için herhangi bir ittifaka da ihtiyacı yok. Bütün kamuoyu araştırmaları oylarımızı yeterince yüksek gösteriyor.
Evet, açlık grevlerini konuştuk. Çünkü açlık grevleri de giderek ciddi bir boyuta taşınıyor. Bu konuda TBMM’nin İnsan Hakları Komisyonu ve bu komisyon bünyesinde görev yapan Cezaevleri Alt Komisyonunun girişimde bulunması yönünde bir mutabakatımız oldu. Hem CHP’nin hem bizim komisyonlardaki milletvekillerimiz bu konuyu kendi aralarında konuşacaklar.”
PİRHA-HDP Dersim İl Örgütü, 63 gündür cezaevlerinde devam eden açlık grevlerine ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamada, cezaevlerinde hak ihlallerinin pandemiyle birlikte daha da arttığı belirtildi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Dersim İl Örgütü, 63 gündür cezaevlerinde başlatılan açlık grevlerine ilişkin yapmak istediği basın açıklaması polis tarafından dışarıda yapılması engelledi. Engelleme sonrası HDP’liler parti binasında basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Talepler kabul edilsin, açlık grevleri sonlandırılsın” pankartı açıldı.
Açıklamayı yapan HDP Dersim İl Eş Başkanı Nurşat Yeşil, basın açıklaması yapmak istedik ancak maalesef karşımıza yine yasaklar çıktı. Sayın vali ilimize geldiğinden beri sürekli 15 günde bir yasak geldiğini belirtti. Hükümetin yaptığı her şey serbest ancak muhalefetin sesi pandemi gerekçe gösterilerek kısılmaya çalışıldığını belirten Yeşil, “Cumhurbaşkanı Elazığ’da bir miting düzenledi yüzlerce kişi katıldı mitinge ancak pandemi işlemiyordu ama maalesef muhalefetin yapmak istediği açıklamalar, eylem ve etkinliklerde sürekli pandemi gündeme getirilerek muhalefetin sesi kısılmaya çalışılıyor. Biz bulunduğumuz her alanda bunu hatırlatmaya devam edeceğiz. Hukukun ve adaletin üstün olduğu bir ülke özlemiyle mücadelemizi sürdürüyoruz” dedi.
“PANDEMİYLE BİRLİKTE HAK İHLALLERİ DAHA DA ARTTI”
Burada bulunma sebebimiz 63 gündür cezaevlerinde devam eden açlık grevleri olduğunu söyleyen Yeşil, “Cezaevlerinde hak ihlalleri hat safhadaydı, daha önce de birçok hak ihlali yaşanıyordu ama pandemiyle birlikte bu daha da arttı. Zaten cezaevlerinde yaşam koşulları çok kötüydü ancak pandemi bu durumu daha da kötüleştirdi. Çıplak arama yapılıyor son zamanlarda bu durum vahim bir boyuta ulaştı. Her kesimden insan artık yaşadıklarını anlatmaya başladı. İnfazlar erteleniyor, cezalarını tamamlamış olan tutsakların tahliyeleri erteleniyor, sağlık koşulları hasta tutsaklar için zaten kötü tedavi olma hakları engelleniyor. İmralı’da uzun süredir bir tecrit var tutsakların taleplerinden biri de bu. Dersim İl Örgütü ve tutsak aileler olarak talepler karşılansın, açlık grevleri sonlandırılsın. Cezaevlerinde daha kötü koşullar yaşanmaması için yaşamı savunmalıyız. Yaşamı savunmak içinde buradan sesimizi yükseltmek istiyoruz” dedi.
PİRHA-HDP Dersim İl Örgütü, İmralı tecridine karşı cezaevlerinde başlatılan açlık grevine ilişkin yapmak istediği açıklamaya polis müdahale etti.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Dersim İl Örgütü, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecrit sistemi, buna karşı cezaevlerinde başlatılan açlık grevine ilişkin Sanat Sokağında yapmak istediği basın açıklamasını polis engelledi. Polisler, Sanat sokağını ablukaya aldı. Engelleme sonrası HDP’liler parti binası önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Talepler karşılansın, açlık grevi sonlandırılsın” pankartı açıldı.
“ÖNLEM ALINSIN”
Açıklamayı yapan HDP Merkez İlçe Eş Başkanı Özlem Toprak, İmralı Yüksek Güvenlikli F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan tutuklular için daha önce de açlık grevleri yapıldığını hatırlattı. Bu grevlerin etkisi ile tecridin geçici olarak kaldırıldığını söyleyen Toprak, “Ancak 07 Ağustos 2019 yılından beri görüş yasakları yeniden devreye girmiştir. Bu durum BM Mandela Kuralarına, CPT tavsiyelerine ve 5275 sayılı İnfaz Kanunu’na aykırıdır. Adalet Bakanlığı tarafından bir an önce yasal olmayan bu uygulamaya son verilmeli, gerek avukat gerekse aile görüşleri yaptırılmalıdır. İleride yaşanacak tüm olumsuzlukların önüne geçmek ve cezaevlerinde olası ölümleri engellemek için yetkilileri acil önlem almaya ve halkımızı duyarlı olmaya çağırıyoruz” dedi.
AÇIKLAMAYA MÜDAHALE
Polis, yapılan açıklama sırasında “İmralı, tecrit ve açlık grevi” sözcüklerinin geçtiği için müdahale etti. Pankart polisler tarafından alınıp yırtıldı. HDP’liler polisin müdahalesi üzerine parti binasına geçti. Sanat sokağının giriş çıkışlarını kapatan polisler bir süre bekledikten sonra ayrıldı.
PİRHA – Adil yargılanma talebiyle başlattığı ölüm orucunda yaşamını yitiren avukat Ebru Timtik ve aynı talep ile 211 gündür açlık grevinde bulunan Aytaç Ünsal’a ilişkin basın toplantısı düzenleyen Demokratik Kitle Örgütleri, “Yas-ı Kerbela günlerindeyiz, zamane Kerbelayı yaşıyoruz” dedi.
Haberin Videosu
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Ankara Dersimliler Derneği, Gürün Yuva ve Külahlı Köy Dernekleri, Ankara Varto Derneği, Ankara Karakoçanlılar Derneği, adil yargılanma talebiyle başladığı ölüm orucunun 238’inci gününde yaşamını yitiren Ebru Timtik ve aynı taleple 211 gündür ölüm orucunda bulunan Aytaç Ünsal’ın durumuna ilişkin basın toplantısı düzenledi. DAD Ankara Şubesi’nde gerçekleşen toplantıya siyasi parti temsilcileri ve insan hakları savunucuları destek verdi.
“BU KAVGA MAZLUM İLE ZALİMİN, HAK İLE NEHAKIN KAVGASIDIR”
Açıklamayı okuyan DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, “Yas-ı Kerbela günlerindeyiz, zamane Kerbelayı yaşıyoruz. Bu manada, zalimin zulmüne uğrayan her mekân bizim için Kerbela’dır. Kerbela zalimin zulmüne karşı, Hakikat ve özgürlük arayışında olanların kavgasıdır” dedi.
Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal’ın gizli tanık ifadeleriyle tutuklandığını hatırlatan Karabudak, “Nemrudi zihniyetin türlü oyunları, entrikalarına karşı, zalimin zulmüne boyun eğmeyip kendiyle helalleşip bedenini ölüme yatıran Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal’da hakikat kavgası vermektedir” ifadelerini kullandı.
“ÖLÜMLERE ENGEL OLMAK İÇİN ADALET TALEBİNE SAHİP ÇIKALIM”
Karabudak, “Adil yargılanma talebiyle 5 Şubatta başladıkları açlık grevlerini 5 Nisan’da ölüm orucuna çeviren Ebru canımız 238. gününde hakka yürüdü, Aytaç Ünsal’da 211. gününde, Adaletin temel ayaklarından olan hak savunucuları avukatların adil yargılanma talebiyle bedenini ölüme yatırmaları insanlık adına endişe verici bir haldir” dedi.
Taleplerinin “Adil Yargılanmak” olduğuna dikkat çeken Karabudak, ölümlere engel olmak için adalet talebine sahip çıkılması çağrısı yaptı.
“Mevcut hukuk sistemi keyfiyet, ideolojik angajman haline dönüşmüştür. İnfaz yasası yurttaşların eşitliği ilkesine uygun olmayan bir yöntemle devreye konulmuş, aynı zamanda anayasal olarak eşitlik ilkesi de gözetilmemiştir. Bu keyfiyetlik kamuoyu açısından da yaralayıcı olmuştur. Hukuk anayasal adalet çizgisine, eşitlik ilkesine acilen dönmelidir.”
“AYTAÇ’I YAŞATALIM”
Son olarak başka ölümlerin olmaması için çağrı yapan Karabudak, “Bizler; yaşam hakkı kutsaldır diyerek, canlı cansız, cümle cana ikrar veren inancımızla yaşamı savunuyoruz. Helin, İbrahim, Mustafa ve Ebru gibi Aytaç’ı da kaybetmek istemiyoruz” ifadelerini kullandı. PİRHA/ANKARA
PİRHA – Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Grup Yorum üyelerine zorla müdahaleye ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “Hastanelerde zorla tutma, hele hele zorla besleme gibi bir müdahalenin işkence olduğunu tekrar belirtiyoruz. Uluslararası sözleşmeler ve bildirgeler çerçevesinde tedaviyi reddeden açlık grevcilerinin hastaneden evlerine gitmesine olanak verilmesi gerekmektedir” ifadeleri yer aldı.
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Grup Yorum üyelerine yönelik zorla müdahale tehdidine ilişkin açıklama yayınladı.
Açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“İçeride ve dışarıda gördükleri baskıları gerekçe göstererek başlattıkları ölüm orucunun 266. gününde olan Bölek ve 269. gününde olan Gökçek’in evden alınıp ‘zorla’ götürüldüğü gelişmeleri kaygıyla takip ediyor, ‘zorla beslenme’nin bir insan hakkı ihlali olduğuna tekrar vurgu yapıyoruz.
Her tür açlık grevinin sağlık ile ilgili kısa ve uzun vadede geriye dönüşü olan ya da olmayan sorunlara yol açacağını biliyoruz. Mesleğimiz gereği insan sağlığının iyilik halini en üst düzeyde tutmak temel ilkemizdir. Ancak biz sağlık emekçileri biliyoruz ki açlık grevi yapan kişinin isteği dışında, zorla yapılan müdahaleler ve ilk beslenme sırasında yanlış tıbbi bakımda ölüm ve sakatlık riskini artırmaktadır. Bilinçli olarak ve gönüllülük temelindeki bir redde karşı zorla besleme uygulanması, bu yönde talimat verilmesi ya da buna yardımcı olunması kabul edilemez. Malta Bildirgesi’ne göre karar verme yeterliği olan bir açlık grevcisinin kendi isteğine aykırı olarak enteral ya da parenteral beslenmesine yönelik her tür müdahale “zorla besleme” sayılır. Zorla besleme etik açıdan hiçbir zaman kabul edilemez. Kişinin yararı gözetilse bile tehdit, zorlama, güç ya da fiziksel kısıtlamalar eşliğinde uygulanan besleme insanlık dışı ve aşağılayıcı muamelenin bir biçimidir. Bunun kadar kabul edilemez bir uygulama da diğer açlık grevcilerini sindirmek ya da açlık grevini sonlandırmaya zorlamak amacıyla başka tutukluların zorla beslenmesidir.
“ZORLA MÜDAHALE ETİK İLKELERE AYKIRIDIR”
Dünya Tabipler Birliği Malta Bildirgesi uyarınca kişilere zorla müdahale edilmesi etik ilkelere aykırıdır. İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi’nin 5. Maddesi, “Sağlık alanında herhangi bir müdahale ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden/onam vermesinden sonra yapılabilir.” uyarınca da kişilerin muvafakatı olmaksızın herhangi bir sağlık müdahalesinin yapılması mümkün değildir.
Bilinci kapalı veya iradesini ifade edebilme durumunda değilse, aydınlatılmış onamı mümkün olan her durumda yasal temsilcisinden alınmalıdır. Yasal bir temsilcinin olmadığı ve acil tıbbi müdahalenin gerektiği durumlarda, daha önceden hastanın bu müdahaleye onam vermeyi reddettiğini gösteren bir ifadesi yoksa hastanın onamı verdiği varsayılarak tıbbi müdahale yapılabilir.
“SAĞLIKÇILAR DEĞERLENDİRMELERDE TARAFSIZ OLMALI”
Açlık grevcileriyle ilgilenen sağlıkçılar otoriteye karşı sorumlulukları ile hastalarına karşı sorumlulukları arasında da bir ikilem yaşayabilirler. Ancak bilinmelidir ki öncelikle hastalarına karşı sorumludurlar.
Sağlıkçılar değerlendirmelerinde tarafsız olmalı, üçüncü kişilerin kararlarını etkilemesine, gereksiz girişimler gibi etik dışı uygulamalar için baskı yapmasına izin vermemelidir.
Sağlıkçılar tüm bilgi ve becerilerini tedavisini üstlendikleri kişilerin yararına kullanmalıdır. Buradaki yararlılık “zarar vermeme” veya “önce zarar vermeme” ile uyumlu bir yararlılıktır. Bu iki kavramın dengede olması gerekir. Yararlı olmak, bireylerin iyiliğini istemenin yanı sıra isteklerine saygı göstermeyi de içerir. Zarar vermemek ise sadece kişinin zarar görmemesini ya da en az zarar ile kurtulmasını sağlamak değil, aynı zamanda zihinsel açıdan yetkin insanları zorla tedavi etmemek, açlık grevini sonlandırmaya zorlamamak anlamına gelir.
“TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”
Sağlıkçılar, mesleki değerler ve etik ilkeler dışında davranmaya zorlanmamalıdır. Sağlık ve sosyal hizmet emekçileri sendikası olarak etik ve mesleki değerlerimizi ve ilkeleri her koşulda savunacak ve bunları savunan sağlık emekçilerinin yanında olacağımızı bir kez daha ifade ediyoruz. Açlık grevcilerinin sağlığından sorumlu olan hekimleri açlık grevcilerin izlenmesinde ilgili hekimlere rehber niteliğindeki Malta Bildirgesi’ne uygun davranmaya çağırıyoruz.
Hastanelerde zorla tutma, hele hele zorla besleme gibi bir müdahalenin işkence olduğunu tekrar belirtiyoruz. Uluslararası sözleşmeler ve bildirgeler çerçevesinde tedaviyi reddeden açlık grevcilerinin hastaneden evlerine gitmesine olanak verilmesi gerekmektedir.
Açlık grevcilerinin sağlık durumunun ve olası hak ihlallerinin yakından takipçisi olmaya devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.”
PİRHA – İHD Ankara Şubesi, ‘Grup yorum üyelerinin ve ÇHD avukatlarının açlık grevine ses ver’ şiarıyla basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada, “Talep ettikleri haklar bu ülkenin her bireyinin sahip olması gereken ve olmazsa olmaz haklardır. Ve talep edilen bu haklar hem ulusal hem de uluslararası sözleşmelerle koruma altına alınmıştır” denildi.
Haberin videosu
İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi, Grup Yorum üyeleri ve Çağdaş Hukukçular Derneği’ne bağlı avukatların açlık grevleri ile örüm oruçlarına ilişkin basın açıklaması yaptı. İHD Ankara Şubesi’nde yapılan açıklamaya çok sayıda dernek üyesi katıldı.
Açıklamayı okuyan Av. Ömer Faruk Yazmacı, “Grup Yorum üyelerinden İbrahim Gökçek ve Helin Bölek; adil yargılanma hakkı, İdil Kültür Merkezi’nin defalarca polislerce basılması, konserlerinin yasaklanması, üyelerine karşı süreklileşen gözaltı ve tutuklamalara karşı 240. güne varan bir süredir açlık grevindedirler. Müzik yapmaları engellenmiş, müzik aletleri kırılmış, İdil Kültür Merkezi defalarca basılmış, üyeleri şiddet kullanılarak gözaltına alınmıştır. Ayrıca tutukluluk süresi boyunca da hak ihlallerine maruz kalmışlardır. İddianamelerinin hazırlanması uzun sürelere yayılarak adil yargılanma hakları engellenmiştir. Tüm bu antidemokratik ve hukuksuz uygulamalara karşı uzun süredir açlık grevlerine devam etmektedirler. Ve bugün, 14 Şubat 2020’de, İbrahim Gökçek’in de aralarında bulunduğu 7 kişinin yargılandığı davanın ilk duruşması İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesinde görülecektir” dedi.
“ADİL YARGILANMA HAKKI İHLAL EDİLİYOR”
Açıklamada şunlar kaydedildi:
“Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı Av. Selçuk Kozağaçlı ve ÇHD üyeleri Av. Barkın Timtik, Av. Ebru Timtik, Av. Ayşegül Çağatay, Av. Aycan Çiçek, Av. Aytaç Ünsal, Av. Engin Gökoğlu ve Av. Oya Aslan 3 Şubat 2020 tarihinde açlık grevine başlamıştır. Çağdaş Hukukçular Derneği avukatlarının yasal olarak yapmış oldukları avukatlık faaliyetleri suç olarak nitelendirilmiştir. Oysa herkesin savunma ve savunulma hakkı vardır. Ne yazık ki bugün her bir bireyin sahip olduğu en temel hakları ve özgürlükleri suç sayılarak cezalandırıldığı gibi bireyleri savunmakla yükümlü olan avukatların da mesleki faaliyetleri suç olarak kabul edilmekte, hukuk dışı uygulamalara maruz bırakılmakta ve fiziki şiddete uğramaktadırlar. Avukatların özgür olmadığı bir yerde hukukun bağımsızlığından ve adaletli olmasından bahsedilemez. Avukatlık faaliyetlerinin suç sayılması Anayasanın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti olma ilkesinin ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/3. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlalidir.
“TALEP EDİLEN HAKLAR, OLMAZSA OLMAZ HAKLARDIR”
Türkiye’de halihazırda yaşanan baskı, şiddet, belirsizlik, ekonomik sorunlar, yasal hakların ortadan kaldırılması, her türlü yasal faaliyetin suç sayılması, kültürel faaliyetlerin yasaklanması, adil yargılanma haklarının ortadan kaldırılması, avukatlık faaliyetlerinin suç sayılması ve daha birçok antidemokratik uygulamaya karşı Grup Yorum üyeleri ve Çağdaş Hukukçular Derneği üyeleri açlık grevine girmişlerdir. Talep ettikleri haklar bu ülkenin her bireyinin sahip olması gereken ve olmazsa olmaz haklardır. Ve talep edilen bu haklar hem ulusal hem de uluslararası sözleşmelerle koruma altına alınmıştır.
“HERKESİ AÇLIK GREVLERİNE SES VERMEYE DAVET EDİYORUZ”
Biz insan hakları savunucuları olarak tartışılamayacak nitelikteki tüm bu haklı taleplerin kabul edilmesini, hukuksuzluğa son verilmesini, özgürlüklerinin ve tüm haklarının teslim edilmesini talep ediyoruz. Uzun süren açlık grevi neticesinde acı bir sonucun ortaya çıkmasını istemiyor ve kabul etmiyoruz. Yaşam hakkının, tüm taleplerin de kabul edilerek korunmasını istiyoruz.
Adalet Bakanlığı başta olmak üzere tüm kurumları ve siyasi partileri, demokratik kitle örgütlerini, sivil toplum kuruluşlarını ve hak savunucularını konuya karşı duyarlı olmaya ve açlık grevine ses vermeye davet ediyoruz. Talepleri taleplerimizdir.
Grup Yorum üyesi Meral Hır, grubun şarkı sözlerini yazan şair İbrahim Karaca ve tiyatro sanatçısı Mehmet Esatoğlu, açlık grevi için çağrıda bulunarak ‘ölümler kapıda’ dedi.
Açlık grevindeki Grup Yorum üyeleri için aralarında sanatçıların ve Grup Yorum üyelerin bulunduğu bir grup, Cumhuriyet Gazetesi’ni ziyaret etti Grup Yorum üyesi Meral Hır, “Bir an önce harekete geçilmesi gerekiyor. İstanbul Barosu öncülüğünde tüm sanatçı ve aydınlarla bir toplantı yapıp yetkililer göreve çağırılmalıdır. Bu toplantıda oluşturulacak bir heyet sorunların çözümü için devlet yetkilileriyle görüşmeli. İstanbul Baro Başkanı da bu heyette yer almalı” diye konuştu.
“AÇLIK GREVLERİ 200 GÜNÜ AŞTI”
Grup Yorum’a şarkı sözleri yazan şair İbrahim Karaca da “200 günü aşkındır açlık grevindeki Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek, 2 yıldır herhangi bir iddianame bulunmadan cezaevinde. Gizli bir tanığın ifadeleriyle tutuklu. Duruşması bile yapılmadı. Geri dönülmez bir noktaya gidiliyor artık. Günler sayılı. Kimseye verilmeyen, hakları olmayan, özel bir hak istenmiyor. İstenilenler talep bile değil. Talep demeye insanın dili varmıyor” diye konuştu. Kültür ve sanat alanında yapılan tüm baskılara karşı artık bir şey yapılması gerektiğini belirten tiyatro sanatçısı Mehmet Esatoğlu da “Özellikle 2019’da, onlarca sanat alanında yasak, engelleme ve hapsetmeler yaşanıldı. Sanat alanı artık kıpırdayamaz hale gelmiş. Grup Yorum, Kültür Bakanlığı bandrolü ile şarkılar yapıyor. Yaptıkları sanattan başka bir şey değil. Bunun karşılığında cezaevindeler. Sağlık durumları kritik bir aşamada. Ölümler kapıda” dedi.
“HAREKETE GEÇMELİ”
Açlık grevlerinin sona ermesi gerektiğini söyleyen yazarımız ve şair Ataol Behramoğlu ise şöyle konuştu: “Bu şekilde devam edemez. Ölüme gidiyor bu insanlar. Açlık grevlerinin sona ermesi gerekiyor. Bunun için de taleplerinin yerine getirilmesi için bir an önce adım atılması gerekmekte.
Açlık grevindeki ve ölüm orucundaki tutuklular Öcalan’ın mesajından sonra eylemlerini sona erdirdi.
Asrın Hukuk Bürosu, sabah saatlerinde İmralı F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan müvekilleri PKK lideri Abdullah Öcalan’ın cezaevlerinde başlayan açlık grevi ve ölüm oruçlarına ilişkin mesajını kamuoyuna açıkladı.
Öcalan eylemlerin amacına ulaştığını ve sona ermesi gerektiğini ısrarlı vurguladı.
Öcalan’ın “Eyleminizin sona ermesini bekliyorum” çağrısından sonra tutuklular, açlık grevini ve ölüm orucunu sonlandırdıklarını duyurdu.
LEYLA GÜVEN: BUGÜNDEN İTİBAREN HER ŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK
Leyla Güven de Öcalan’ın açıklamasından sonra “Bu zafer Zülküf hevalin, Ayten hevalin, Medya hevalin, Zehra hevalin, Gonca hevalin, Mahsun hevalin ve tüm direnişçi arkadaşların hayata geçirdiği eylemler sayesinde gelişti. Yine annelerin eyleminin kazanımıdır. Sayın Öcalan’ın dediği gibi demokratik siyasetimizi sürdüreceğiz. Kürt halkı tarih boyunca kimseye haksızlık etmemiştir. Bu nedenle eylemimizi annelerle birlikte yürütmeye devam edeceğiz. Mutlaka kazanacağız. Zalimin zulmü varsa mazlumun da Allah’ı var. Bu yüzden kazanacağız. Annelerin ellerinden öpüyorum zafer Kürt halkınındır. Sayın Öcalan’ın sesi çıktı, artık Ortadoğu coğrafyası bahardır. Bugünden itibaren her şey çok güzel olacak” şeklinde konuştu.
Açlık grevindeki üç HDP’li vekil ise “Leyla Güven ile başlayan ve 4 bini aşkın tutsak ile devam eden açlık grevi ve 30 tutsağın ölüm orucuna çevirdiği direniş, Sayın Öcalan’ın çağrısıyla bugün itibarıyla sona erdi” ifadelerini kullandı.
PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın avukatları, 22 Mayıs’ta gerçekleşen görüşmeye dair bugün saat 11.00’de Titanic Downtown Beyoğlu Otel’de basın açıklaması düzenleyecek.
Asrın Hukuk Bürosundan avukatlar Rezan Sarıca ve Newroz Uysal, 22 Mayıs’ta İmralı Kapalı Cezaevi’nde Öcalan’la görüşmüştü. Görüşmeden, Öcalan’a yönelik tecridin sonlandırılması talebiyle başlayan ve bugün 200. gününe giren açlık grevleri ve 27. günündeki ölüm orucuna dair önemli mesajlar çıkması bekleniyordu.
Görüşme sonrası yapılan tek açıklamada “22 Mayıs’ta Müvekkilimiz Sayın Abdullah Öcalan ile gerçekleştirdiğimiz- görüşmede müvekkilimizi açlık grevlerine dair görüşlerini, yine onun isteği üzerine öncelikle grevcilere iletmekte ve onlarla tartışmaktayız. Bu tartışma sonuçlandığında kamuoyunun merakla beklediğini bildiğimiz bu konuda doyurucu bir açıklamayı vakit kaybetmeksizin paylaşacağız. Saygılarımızla” denildi.
13.00’TE TUTUKLULAR VE LEYLA GÜVEN’DEN AÇIKLAMA
Öcalan’ın avukatlarından sonra saat 13.00’te açlık grevi ve ölüm orucuna ilişkin olarak tutuklular yazılı, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı Leyla Güven’in adına ise Diyarbakır’da açlık grevinde olan HDP’li vekiller tarafından açıklama yapılacak.
LEYLA GÜVEN’İN AÇLIK GREVİ 200. GÜNÜNDE
Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan tecridin kaldırılması talebiyle Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nde başlattığı ve tahliyesinin ardından evinde sürdürdüğü açlık grevi eylemi 200’üncü gününde.
Mezopotamya Ajansının haberine göre aynı taleple Erbil’de açlık grevine başlayan HDP üyesi Nasır Yağız 187, Strasburg’da 14 kişi ve Galler’de İmam Şiş 161, cezaevlerinde 16 Aralık’ta başlayan tutuklular 162 gündür eylemde. Açlık grevleri 1 Mart itibariyle tüm cezaevlerine yayıldı.
30 TUTUKLU ÖLÜM ORUCUNDA
Aslı Doğan ve Ardıl Çeşme Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’nde; Zozan Çiçek, Şükran Aydın ve Nesrin Akgül Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nde; Ahmet Topkaya, Ferhat Turgay, Abdulhalik Kaplan, Enver Dönmez ve Ergin Akhan Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’nde; İhsan Bulut, Özhan Ceyhan, Vedat Özağar, Erol Cengiz ve Ahmet Anığı ise Van Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde 30 Nisan tarihi itibariyle eylemlerini ölüm orucuna çevirdi. Birinci ölüm orucu grubunun eylemi bugün 27’nci gününe girdi.
Yine 10 Mayıs’tan itibaren ölüm orucu eylemine ikinci bir 15 kişilik grup katıldı. Kandıra Cezaevi’nde Yaşar Cinbaş, Muhammed İnal, Diyadin Akdemir ve Engin Kahraman; Bolu F Tipi Cezaevi’nde İbrahim Doğan, Ahmet Emin Eren ve Mustafa Taştan; Patnos Cezaevi’nde Senar Efe, Burhan Şık, Faysal Atak ve Şafii Kayhan; Tekirdağ 1 No’lu Cezaevi’nde Reşat Özdil; Tekirdağ 2 No’lu Cezaevi’nde Zeki Bayhan ve Yılmaz Yıldız; Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde Sait Öztürk ise 10 Mayıs’ta başlattıkları ölüm orucu eylemini 17’nci gününde sürdürüyor.
ÜÇ VEKİL HDP BİNASINDA AÇLIK GREVİNDE
HDP milletvekilleri Dersim Dağ, Tayip Temel ve Murat Sarısaç’ın partilerinin Diyarbakır İl Örgütü binasında başlattığı eylem de, 3 Mart’tan bu yana devam ediyor.
Erzincan T Tipi Kapalı Cezaevi’nde 7 Ocak’ta açlık grevine başlayan Sedat Akın, tahliye edilmesi ardından eylemini Batman’daki evinde; Gurbet Ektiren, Bakırköy Cezaevi’nde 15 Ocak’ta başladığı açlık grevi eylemini tahliye olduğu 8 Mart’tan bu yana Mardin’in Derik ilçesindeki evinde; İhsan Sinmiş (56), 1 Mart’ta Silivri Cezaevi’nde başladığı açlık grevini 11 Mart’ta tahliye olduktan sonra İstanbul Küçükçekmece’deki evinde; Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi’ndeki Murat Aksin, 15 Mart’ta başladığı eyleme, 25 Mart’ta tahliye edildikten sonra Derik’teki evinde; Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi’nde 5 Ocak’ta açlık grevine başlayan Mahsun Şen, eylemini tahliye olduğu 17 Nisan’dan sonra Derik’teki evinde; HDP Ceylanpınar ilçe eski Eş Başkanı Hızni Kılınç, 1 Mart’ta başladığı açlık grevini, 13 Mayıs’ta tahliye edildikten sonra Ceylanpınar’daki evinde; Diyarbakır’daki HDP binasında açlık grevine başlaması üzerine gözaltına alınıp tutuklanan İsmet Yıldız 29 Mart’ta, Sevican Yaşar 2 Nisan’da, Salih Tekin ve Bilal Özgezer ise 5 Nisan’da tahliye edildikten sonra eylemi evinde sürdürüyor.
HAYATINI KAYBEDENLER
Almanya’nın Krefeld kentinde de 20 Şubat tarihinde mahkeme önünde bedenini ateşe veren Uğur Şakar, tedavi gördüğü hastanede 22 Mart’ta yaşamını yitirmişti.
Tecridi protesto etmek amacıyla Zülküf Gezen (33) 17 Mart’ta Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Cezaevi’nde, Ayten Beçet (24) 23 Mart’ta Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’nde, Zehra Sağlam (23) 24 Mart’ta Oltu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde, Medya Çınar (24) 25 Mart’ta Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi’nde, Yonca Akici 9 Mart’ta Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’nde, Siraç Yüksek 2 Nisan’da Osmaniye 2 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde, Mahsum Pamay ise 5 Nisan’da Elazığ 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde yaşamına son verdi.
PİRHA – PKK Lideri Abdullah Öcalan ile yapılan son görüşme sonrası yazılı açıklama yapan avukatlar, ‘Kamuoyunun merakla beklediğini bildiğimiz bu konuda doyurucu bir açıklamayı vakit kaybetmeksizin paylaşacağız’ dedi.
Asrın Hukuk Bürosu, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın açlık grevi ve ölüm orucunda olan tutuklulara ilişkin yaptığı çağrı hakkında yeni bir açıklama paylaştı.
Asrın Hukuk Bürosu, müvekkilleri PKK lideri Abdullah Öcalan’ın mesajını açlık grevi eylemcilerine ilettiklerini ve tartıştıklarını belirterek açıklamayı daha sonra yapacaklarını duyurdu.
Asrın Hukuk Bürosu’nun yaptığı açıklamanın tamamı şöyle:
“Kamuoyuna 22 Mayıs’ta müvekkilimiz Sn. Öcalan ile gerçekleştirdiğimiz görüşmede, müvekkilimizin açlık grevlerine dair görüşlerini, yine onun isteği üzerine öncelikle grevcilere iletmekte ve onlarla tartışmaktayız. Bu tartışma sonuçlandığında kamuoyunun merakla beklediğini bildiğimiz bu konuda doyurucu bir açıklamayı vakit kaybetmeksizin paylaşacağız. Saygılarımızla”
LEYLA GÜVEN’DEN MESAJ
Açlık grevinde 198. günde olan HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven’den de bir açıklama geldi. Sosyal medya hesabından paylaşım yapan Güven, “Asrın Hukuk Bürosu avukatları beni ziyaret edip sayın Öcalan’ın mesajını ilettiler. Şimdi diğer eylemcilere mesajın iletilmesi için yoğun bir çaba içindeler. En kısa zamanda bizler de görüşlerimizi kamuoyu ile paylaşacağız.” dedi.
PİRHA – Çocukları cezaevlerinde açlık grevi ve ölüm orucunda olan annelerin eylemleri sürüyor. Ankara’da kurumları ziyaret eden anneler, cezaevlerindeki tecridin son bulması gerektiğini ifade ederek “Cezaevlerindeki evlatlarımız için yollara düştük. İmralı’dan hayırlı bir haber gelsin diye umut ediyoruz” dedi.
Cezaevlerinde açlık grevi ve ölüm orucunda olanların anneleri, Ankara’daki temaslarını sürdürüyor. Gün içerisinde sağlık meslek örgütleri ve Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi üyeleriyle bir araya gelen anneler, 10 Ekim Derneği’ni de ziyaret ederek taleplerini dile getirdi.
Dernek Başkanı Mehtap Sakinci, çocukları açlık grevinde olan anneler ile ortak acılarının olduğunu ifade ederek, ziyaretten ötürü memnuniyetini dile getirdi.
“BİZİ BURAYA GETİREN ACIMIZ OLDU”
Aileler adına konuşan Nezahat Teke, 10 gündür Ankara’da olduklarını ifade ederek birçok kuruma ziyaret gerçekleştirdiklerini fakat, 10 Ekim Derneği ile ortak yanlarının büyük olduğunu söyledi. Teke, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Birbirimizi daha önce görmemiş olabiliriz ama acılarımız aynı. Gar katliamında ölenler hepimizin evladı. 3065 Evladımız cezaevlerinde açlık grevinde ve biz onlar için yollara düştük. Her kapıyı çalıyoruz. Bizi buraya getiren acımız oldu. 5 gün Mecliste oturduk. Ardından meclis başkanı ile de görüştük ve içimizde bir ümit oluştu ama adalet bakanı geçtiğimiz perşembeden bugüne kadar cevap vermedi. Yani tavırlarının arkası gelmedi. Herkesin bize destek olmasını istiyoruz. Adalet bakanı ‘İmralı’ya gitme konusunda hiçbir engel yok’ dedi ve biz de bu sebeple kurumları dolaşıyoruz. Bugün de müjdeli haberi aldık. Avukatların İmralı’ya gittiğini öğrendik ve şu anda hayırlı bir haber gelsin diye umut ediyoruz. İmralı’dan gelebilecek bir haberle açlık grevleri sonlanabilir. Ama sonrası da var. Vücutlarında fiziki kalıntılar oluşabilir. Bizler birbirimize böylesi günlerde destek olmalıyız. Çünkü birlik olmazsak daha çok öleceğiz.”
“MÜCADELENİN BAHARA DÖNMESİNİ UMUT EDİYORUZ”
10 Ekim Derneği yöneticilerinden İhsan Seylan ise “10 Ekim’de canlarını yitirenlerin en büyük şiarı barıştı” diyerek şunları söyledi:
“10 Ekim sonrasında hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Sürecin bu kadar tıkandığı bir dönemde cezaevindekilerin bedenleriyle mücadele yürütmesini saygıyla selamlıyorum. Bu emeğin güzel günlere, bahara dönmesini umut ediyoruz. Biz de bu süreci sesinize ses olmak adına çevremize aktarmaya çalışacağız. Bir annenin evladı üzerinde titremesini anlayıp, güçlü bir kamuoyu ile bunun üzerine gidilmesi gerekiyor. Bu konuda sizlerle dayanışma içerisinde olduğumuzu belirtmek isteriz.”
10 Ekim ailelerinden İshak Kocabıyık ise tecridin sadece İmralı’da ve cezaevlerinde olmadığını söyleyerek şöyle devam etti:
“Tecrit; yürüdüğümüz sokaklar, şehirler, iş yerlerimiz ve okullarımızda. Tecrit her tarafımızı sarmış durumda. Dolayısıyla tecridin kalkması bu ülkede bizim de talebimiz olan en önemli adım olacak. Dolayısıyla tecritin kalkması ile ülkeye demokrasi ve barışın gelmesi aslında aynı şey. Keşke barışı 40 sene önce bu topraklara getirebilseydik ve binlerce kardeşimizi, evladımızı kaybetmeseydik. Umuyor ve biliyorum ki burada gösterdiğimiz birlik, tecritin kalkmasına ve barışın gelmesine vesile olur.”
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Gani Kaplan, açlık grevleri için Adalet Bakanlığı’ndan üç kere randevu aldıklarını; ancak bakan yardımcısını yönlendirildiklerini belirterek, “Yollarına altın dökseler Saraya gitmem ama bu iş için çözülecekse giderim” dedi.
Açlık grevindeki çocukları için Halkların Demokratik Partisi (HDP) Genel Merkezi’nde oturma eylemini devam ettiren anneler, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ve Hacı Bektaş Veli Derneği’ni ziyaret etti.
İlk ziyaretlerini TİHV’e gerçekleştiren anneleri, TİHV Genel Sekreteri Metin Bakkalcı ve beraberindeki heyet karşıladı. TİHV Genel Sekreteri Metin Bakkalcı, cezaevindeki açlık grevleri için çok çaba harcadıklarını; ancak bu çabanın yetersiz olduğunu söyledi. Bakkalcı, cezaevlerinde 3 bin 65 tutuklunun açlık grevinde olduğunu söyleyerek gelinen aşamaya dikkat çekti. B
KAPLAN: BAKANLIKTAN 3 KEZ RANDEVU TALEP ETTİK
Anneler, ardından Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nı ziyaret etti. Anneleri Vakıf Başkanı Ercan Geçmez ile Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Gani Kaplan karşıladı. Gani Kaplan, son zamanlarda konuyla ilgili birçok heyetle görüştüklerini belirtti. Kaplan, tüm Alevi kurumlarını temsilen Diyarbakır’da DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’i ziyaret ettiklerini söyledi. Kaplan, Adalet Bakanlığı’ndan üç kez randevu talep ettiklerini; ancak kendilerini Bakan Yardımcısına yönlendirdiklerini ve bu yüzden görüşemediklerini aktardı. Kaplan, şöyle devam etti:
“İnsan yaşamı kutsaldır. Cezaevinde kim olursa olsun aile ve avukat görüşü zorunluluğu var. Açıklama da yaptık; ama yeterli mi? Değil tabi. Bu suskunluğu ortadan kaldırmaya yönelik bir zamanımız da yok. Basın açıklaması yapılıyor ama bizim vicdanımızı rahatlatmaya yönelik. Bir baskı kurulsa Adalet Bakanlığı da bir adım atabilir. Yollarına altın dökseler Saraya gitmem; ama bu iş için çözülecekse giderim. Çünkü insan yaşamı söz konusu ve insan yaşamı kutsaldır” diye konuştu.
GEÇMEZ: TÜRKİYE’NİN UTANCI
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Ercan Geçmez de insan yaşamının kutsal olduğuna inandıklarını belirterek, cezaevlerinde insanların ölüme ve açlığa mahkum bırakılmasının, annelerin her gün evlatlarının kaygılarının yaşamasının Türkiye’nin bir utancı olduğunu söyledi. Geçmez, “Bu, bir insan hakkı suçudur. Biz Aleviler; insanın dili, dini, ırkı ne olursa olsun yaşam hakkının kutsal olduğuna inanıyoruz. Yetersiz de olsa duyarlılık çabalarımız önemli” dedi. (MEZOPOTAMYA AJANSI)
PİRHA – Açlık grevi ve ölüm orucu eylemcilerinin anneleri, basın açıklaması yaparak “İmralı için görüş yasağı kalktıysa neden halen gidilemiyor? Çocuklarımızın artık gözleri görmüyor. Kimse evde oturmamızı beklemesin” dedi.
Mecliste başladıkları eylemlerini HDP Genel Merkezinde sürdüren açlık grevi ve ölüm orucu eylemcilerinin anneleri, Ankara’daki temaslarını sürdürüyor.
Sivil toplum örgütlerini ziyaret eden anneler, sabah saatlerinde KESK yöneticileriyle bir araya geldikten sonra İnsan Hakları Derneği’nde (İHD) basın toplantısı düzenledi.
“TOLUM, ANNELERE KULAK VERSİN”
İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, Adalet Bakanlığı’na çağrı yaparak “İmralı için görüş yasağı kalktı denildi. Yasak kalkmışsa eğer görüşmeler gerçekleşsin” diyerek şunları söyledi:
“Anneler 5 gün boyunca meclisten ayrılmadı. Bu arada adalet bakanı açıklama yaptı ve İmralı hapishanesi üzerindeki görüşme yasaklarının kaldırıldığını ifade etmişti. İnsan hakları savunucuları olarak, devam eden açlık grevlerinin sona ermesi ve tecridin ortadan kalkması amacıyla madem bu yasak kalktı o halde avukat ve aile görüşlerinin yapılması gerektiğini ifade etmiştik. Biz bu vesile ile bir kez daha herkesin, annelerin sesine kulak vermesini istiyoruz. Türkiye insan hakları tarihinde annelerin, özellikle Türkiye hapishanelerindeki hak ihlalleri konusundaki direngenliğini çok iyi biliyoruz. Seksenli yıllardan sonra hapishaneler önünde anneler çocukları için çok direndiler. Şimdi de Türkiye’de hapishanelerde devam eden açlık grevlerine dikkat çekmek amacıyla protesto haklarını sürdürüyorlar. Özellikle Gebze İstanbul, Diyarbakır ve birçok farklı kentte annelere yönelik polislerin müdahalesinin kabul edilemez olduğunu, işkence ve kötü muamele yasağına aykırı fiillerin uygulandığını üzülerek gördük. İçişleri bakanlığını bu konuda uyarıyoruz; annelerin protesto hakkına saygı gösterin. Buna uymak durumundasınız. Göreviniz annelerin güvenliğini sağlamak. Onların gösteri hakkına müdahale edemezsiniz. Adalet Bakanlığı’na çağrı yapmak istiyoruz; Türkiye’de kanunlar uygulanacaksa bütün hapishanelerde uygulanmalıdır. İmralı hapishanesinde de Abdullah Öcalan ve 3 mahpus, avukatlarıyla ve aileleri ile düzenli bir şekilde görüşebilmeli. Hükümeti, devlet yetkililerini, dünya kamuoyunu, annelerin sesine kulak vermeye davet ediyorum. Türkiye’de yasak kalkmış ise lütfen bir an önce bu görüşmeler gerçekleşsin. Tecridin kalkmasıyla birlikte açlık grevleri de sona erecek ve böylece annelerin yürekleri de ferahlayacak.”
“ARTIK KULAKLARI DUYMUYOR, GÖZLERİ GÖRMÜYOR”
Açlık grevlerinin sonlanması için birçok ilden Ankara’ya gelen anneler adına açıklama yapan isim Nezahat Teke oldu. “Şu an sokaklarda direnen, yeri geldiğinde dayak yiyen, saçlarından sürüklenen tüm anneler adına buradayız” diyen Teke şunları söyledi:
“Meclise, sesimizi duyurmak için gittik ve sonrasında adalet bakanı açıklama yaptı. ‘İmralı için engel yok’ dedi. Eğer engel yoksa ve bizim için saniyeler önemli iken neden şimdiye kadar İmralı ile görüşme gerçekleştirilemedi. Herkesten destek alabilmek için Ankara’ya geldik. Maalesef meclisten dışarıya sesimizi çıkarmadık ama her kesime gideceğiz. Sesimizi duyurun. Evlatlarımızı yaşatmak için Ankara’daki bekleyişimiz devam edecek. Anneler, evlatları için direniyor ve biz tekrar çağrı yapıyoruz; geç olmadan, cenazeler cezaevlerinden çıkmadan, annelerin yüreği bir daha yanmadan bir şeyler yapılsın. İmralı görüşmesi gerçekleşsin. Hani engel kalkmıştı? Engel yok ise olmayan engeli engelleyen ne? Neden hala bekliyoruz? çocuklarımız bu durumdayken kimse bizden evde oturmamızı beklemesin. 30 kişi şu an ölüm orucunda. Dün oğlunun görüşüne giden bir anne ile yaptığımız görüşmede oğlunun gardiyanlar aracılığıyla görüşe geldiğini ve konuşamadığını söyledi. Geç olmadan, gençlerimizi yitirmeden kimin elinden ne geliyorsa sesimizi duyun. İncecik fidanlarımız cezaevlerinde soluyor. Ankara’dayız çünkü burası çözüm yeri ve artık sözün bittiği yerdeyiz. Artık avukatlar, aileler İmralı’ya gidebilirsin ve çocuklarımızın açlık grevi sonlansın. Çocuklarımızın artık kulakları duymuyor, gözleri görmüyor. Görüşe gitmeye cesaret edemiyoruz. Ne ile karşılaşacağımız kaygısını taşıyoruz. Yüreğimiz yanıyor. Annelerin yanan yüreğinin sesini herkes duysun.”
PİRHA-HDP Şişli ilçe binasında düzenlenen “Aleviler süreci nasıl değerlendiriyor?” panelinde konuşan HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, tecridin bir insanlık suçu, asimilasyon ve sömürü aracı olduğunu ve tüm ülkeye yayıldığını belirterek Alevilerin inançları gereği mazlumun yanında olmak ve zulme karşı çıkmak zorunda olduklarını ifade etti.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Şişli İlçe binasında “Aleviler süreci nasıl değerlendiriyor?” başlıklı bir panel düzenlendi. Panele konuşmacı olarak HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen ve Alevi yazar, aktivist Gülfer Akkaya katıldı. Panelin moderatörlüğünü ise HDP Şişli İlçe Eşbaşkanı Derya Goral yaptı.
Panele HDP PM Üyesi Nesimi Aday, DAD Örgütlenme Sekreteri Yusuf Gülen, DADyöneticileri, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği temsilcileri, Alevi yazar ve aktivist Aydın Deniz ve Alevi yurttaşlar katıldı.
“ALEVİ HAREKETİ, TOPLUMUN SORUNLARINA GÖRE KENDİNİ DÜZENLEMELİ”
İlk olarak söz alan Gülfer Akkaya, Alevi hareketinin Alevi toplumunun sorunlarına göre kendini düzenlemesi gerektiğini altını çizdi. Alevi inancında kadın ve erkeği eşitleyen durumlarının yok olmak üzere olduğuna değinen Akkaya, Alevi örgütlerinde de kadın erkek eşitliğinin olmadığını kaydetti. Akkaya, Alevi örgütlerinin toplumla iç içe geçmek için yeni politikalar üretmesi ve Rönesans yapması gerektiğini ifade etti.
“KÜRTLER VE ALEVİLER CEBERUT ANLAYIŞA KARŞI DİRENİYOR”
Aleviler ve Kürtlerin eşit yurttaşlık taleplerinin hala kabul edilmediğine değinen Akkaya, Kürtlerin ve Alevilerin bu ceberut anlayışa direndiklerini ve çalık grevlerinin de bu durumla doğrudan ilişkili olduğunu belitti. İktidar ve devletin Kürtlere karşı durumu giderek zorlaştırdığını ancak bu mücadelede Alevilerin Kürtlerin yanında olduğunu ve yalnız bırakmayacağını söyledi.
“KAZANILMIŞ HAKLAR KORUNMALI”
“Biz bu ceberut devlete karşı mücadele verirken yürüttüğümüz stratejilerin kazanımlarımızı geri düşürmemesi lazım” diyen Akkaya, kadınların kazanılmış haklarının ve kadın mücadelesinin geri plana atılmaması gerektiğine işaret etti.
Beyaz tülbentin Kürtlerde ve Alevilerde kadınların kavgaları durdurmak için kullandıkları bir sembol olduğunu hatırlatan Akkaya, erkek devlet şiddetine karşı verilecek mücadelenin önemine de vurgu yaptı.
ALEVİLER NEDEN CUMHURİYETE DÖRT ELLE SARILIYOR?
Akkaya’nın arkasından söz alan HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Mayıs ayının katliamlar ayı olduğunu hatırlatarak konuşmasına başladı. Alevilerin sorunlarının Cumhuriyet ile başlamadığını ta Osmanlı’dan beri var olduğunu belirten Özen, Cumhuriyet’in ilk kurulduğu yıllarda Kürtlerin ve Alevilerin temsiliyetinin olduğunu ancak sonrasında bunun bozularak tek dil, tek din, tek ırk sistemine geçildiğini kaydetti. AKP’nin Cumhuriyet projesinin bugünkü yansıması olduğuna vurgu yapan Özen, Alevilerin Cumhuriyeti desteklemelerinin nedeninin Osmanlı döneminde Aleviler için verilen fetvaların olduğunu ancak Cumhuriyetle birlikte yurttaşlık kavramı geliştiği için Alevilerin Cumhuriyete dört elle sarıldıklarını ekledi.
“ALEVİLİĞİN SİYASALLAŞTIRILMASINA KARŞIYIZ”
Aleviliğin bir inanç olduğunu hatırlatan Özen, cemevlerinin her birinde inanç kurullarının olduğunu ancak günümüzde cemevlerinde siyaset yapmanın yasaklandığını kaydeden Özen, siyasetin yaşamın ta kendisi olduğunu söyledi.
Alevilerin Kürt hareketi kadar başarılı olamadığına değinen Özen, Alevilerin kimliklerini bir tarafa bırakmadan siyasi partilerin içinde yer alamadığını belirtti. Alevilerin HDP’nin içinde kendinden vazgeçmek zorunda kalmadığının altını çizen Özen, “HDP projesi sadece Aleviler için değil tüm kimlikler, kültürler ve inançlar için bir şanstır. Hiç kimse kendini değiştirmek zorunda değil. Türkiye’nin kurtuluşu da burada” dedi.
Aleviliğin siyasallaştırılmasına karşı olduklarını ifade eden Özen, Alevilerin tıpkı Kürtler gibi kimlik mücadelesi vermek zorunda olduklarının da altını çizdi. Özen, Türkiye’deki Alevi sorununun çözülmesi için Alevilerin olduğu gibi tanınması ve taleplerinin kabul edilmesi gerektiğini kaydetti.
“TECRİT BİR İNSANLIK SUÇUDUR”
Tecridin kaldırılması için devam eden açlık grevleri, ölüm oruçları ve annelerin eylemlerine de değinen Özen, “Onların mücadelesine destek olmak zorundayız” dedi. Tecridin bir insanlık suçu, asimilasyon ve sömürü aracı olduğunu ve tüm ülkeye yayıldığını belirten Özen, Alevilerin inançları gereği mazlumun yanında olmak zorunda olduklarını, zulme karşı çıkmak zorunda olduklarını ifade etti. Özen, “İnsanım diyen ve vicdanı olan herkesin tecride karışı çıkması gerekiyor” dedi.
“23 HAZİRAN’DA DA DEMOKRASİ GÜÇLERİLYE BİRLİKTE MÜCADELE EDECEĞİZ”
23 Haziran’da yeniden yapılacak olan İstanbul seçimlerine de değinen Özen, HDP’nin batıda izlediği stratejinin yüzde 100 tuttuğunu belirtti. Tüm güçlerin devletin elinde olduğu için her şeyi kendi istediği gibi dizayn ettiğini aktaran Özen, demokrasi güçleriyle birlikte AKP’ye karşı mücadele edeceklerini ifade etti. Özen, HDP’nin AKP ile pazarlık yaptığı iddiaları için de “Bu iddialara itibar etmeyin. Biz bu ceberut devletin gitmesi için mücadele edeceğiz” dedi.
Cezaevlerinde bulunan HDP milletvekilleri, Belediye eşbaşkanlarının rehin olduklarını kaydeden Özen, tüm halkların bir araya geldikleri taktirde başaramayacakları hiçbir şeyin olmadığını da ekledi.