PİRHA – Hükümetin 2026 yılı bütçesini “Emekçinin boğazına basan, daha da fazla sefalete sürükleyen” bir bütçe olarak değerlendiren yazar Ender İmrek, bütçeyi Saray’da hazırlayan sistemin değişmesi gerektiğini söyledi. “Vergiler, cezalar, harçlar gibi alanlarda emekçiden koparılan, ümüğüne basılarak elde edilmiş olan paralar bir biçimde silah ve savunmaya aktarılıyor” diyen İmrek, savaş bütçesindeki yüzde 41’lik artışın da bunun açık göstergesi olduğunu vurguladı.
Pirha’ya konuşan Yazar Ender İmrek, 2026 bütçesinin önceki yıllarda yapılan bütçelerden farklı olmadığını belirterek, “Bu bütçe bir kez daha, 23 yıllık AKP iktidarının sermayenin partisi olarak, sermayenin iktidarı olarak onlara taahhüt ettiği dünyayı sürdürdüğünün tescili anlamına geliyor. Bu bütçenin bir önceki yıldaki bütçe ile büyük bir farkı yok. Sadece vergilerin tabana yaygınlaştırılması adına daha çok küçük esnafa, işçilere, emekçilere, emeklilere ve halka daha çok vergi, daha çok cezalar, daha çok harçlar biçiminde dönebilecek bir bütçeden söz etmek mümkün” dedi.
İmrek, bütçenin emekçi kesim için yıkım anlamına geldiğini vurgulayarak, “Önümüzdeki yıl işçiler, emekçiler, ezilenler bakımından daha çok yıkım, daha çok sefaletle boğuşulan, ücretlerin düşürüldüğü ama sermayeye ve silahlanmaya daha çok kaynak aktarılacağı bir bütçe ile karşı karşıyayız” dedi.
İmrek, bütçede rant ve servet gelirlerinin dokunulmaz kılındığını belirtti:
“ÖTV’den 2,5 trilyon, KDV’den 3,5 trilyon lira gelir hedefleniyor. Bu gelirler halktan, işçilerden, emeklilerden elde edilecek gelirlerdir. Gelirler servet vergisi ya da rant vergisi üzerinden şekillenmiyor. İnşaat sektörünü, binlerce konutu elinde bulunduran kapitalist işletmeleri düşünün; buralara dokunulmuyor. Yine rant gelirleri diye tabir edilen alanlara dokunulmuyor.”
İmrek, bütçenin “Halkçı değil, yandaş sermaye için düzenlenmiş bir bütçe” olduğunu şu örnekle anlattı:
“Zafer Havaalanı gibi her yıl hedefin yüzde 1’inin bile tutturulamadığı projeler işçi ve emekçilerin sırtından kapitalistlere, yandaş firmalara aktarımın yapıldığını gösteriyor. Dakikada 60 milyonu bulan saray harcaması söz konusu. Saray harcamaları Meclis bütçesinden daha yüksek.”
“BU İKTİDAR YOKSULLUĞU DERİNLEŞTİRİYOR”
İmrek, bütçenin yoksulluğa çare olmadığını, tam tersine derinleştirdiğini söyledi:
“Sanayide, tarımda ciddi gerileme var. ‘Savunma sanayii’ adı altında savaş yatırımları pompalanıyor. Bu sistem yoksulluğa çözüm üretemez, çünkü kendisi yoksulluğu derinleştiriyor. AKP’nin 2026 bütçesi, zenginleri daha da zenginleştiren bir düzene hizmet ediyor.”
İmrek’e göre, Meclis işlevsiz bırakılmış durumda ve bütçenin tümü Saray’da şekilleniyor:
“Bütçe, Meclis’e Cumhurbaşkanı Yardımcısı tarafından sunuluyor. Çoğunluk kendi ellerinde olduğu için Cumhur İttifakı onaylıyor. Meclis göstermelik konuma düşürüldü. Esas işler Saray’dan yönetiliyor. Böyle bir düzende emekten, halktan yana bir bütçe olamaz.”
“NE KADAR ÖRGÜTLÜYSENİZ O KADAR DEĞİŞİM MÜMKÜNDÜR”
İmrek, bütçeye karşı toplumsal tepkinin ancak örgütlülükle büyüyebileceğini vurguladı:
“Ne kadar örgütlüyseniz, ne kadar sesinizi çıkarabiliyorsanız o kadar değişim mümkündür. Ancak Türk-İş ve Hak-İş gibi merkezler susturulmuş durumda. DİSK, KESK ve TÜMTİS gibi birkaç sendika dışında gerçek bir itiraz sesi çıkmıyor. Yer yer 10 milyona çıktığı söylenen sosyal yardımlar aslında karın tokluğu düzeyinde ve parti örgütleri üzerinden dağıtılıyor. Bu sosyal devlet yaklaşımı değil, parti devleti uygulamasıdır. Emekçilere verilen yardımlar onların kendi vergileridir; kırıntılardır.”
İmrek, sosyal devletin çöküşüne işaret ederek deprem örneğini hatırlattı:
“İletişim Bakanlığı’na 7,6 milyar lira ayrılmışken, AFAD’a 378 milyar lira ayrılıyor. Türkiye deprem bölgesi ama hâlâ konteynerde yanan çocuklar var. Bu bütçe sosyal devleti değil, iktidarın yandaş ağını büyütüyor. Bir öğün okul yemeği veremeyen 40 yıl çalışmış emekliye 16 bin lira maaş veren bir iktidardan söz ediyoruz. Ama tarikatlara, cemaatlere büyük kaynaklar aktarılıyor. Yoksulluk büyürken, vergi muafiyetleriyle yandaşlar zenginleşiyor.”
“SAVAŞ BÜTÇESİYLE BARIŞ KURULMAZ”
Savunma harcamalarındaki artışa dikkat çeken İmrek, “Bu iktidarın günahı iki kat daha fazla” diyerek şöyle konuştu:
“40 yıllık savaşta en düşük hesapla 2,5 trilyon lira kayboldu. Şimdi barış süreci konuşulurken, sınır ötesi 3 yıllık tezkere hazırlanıyor. Bu barışla bağdaşır bir durum değil. Halkların lehine bir bütçe yerine, savaş sanayisini besleyen bir hesap yapılıyor.”
İmrek, sözlerini çarpıcı bir uyarıyla tamamladı:
“Vergiler, cezalar, harçlar ve benzeri alanlarda emekçiden, yoksuldan koparılan, ümüğüne basılarak elde edilmiş olan paralar bir biçimde silah ve savunma adı altında aktarılmış oluyor. Bu hem halkların güvenliği açısından tehdit hem de açlık ve yoksulluğu derinleştiren bir tablo demektir.”
PİRHA- Emekliler Mersin’de ‘açlığa ve sefalete hayır demek için Ankara’ya yürüyoruz’ diyerek basın açıklama yaptı. 2 Kasım’da Ankara- Sakarya Caddesi’nde açıklama yapacaklarını belirten emekliler, “Bütün siyasi partilerimizi, sendikaları, demokratik kitle örgütlerini, meslek örgütlerini, örgütlü veya örgütsüz bütün halkımızı, basınımızı, bilhassa emeklileri bizlerle dayanışmaya çağırıyoruz” dedi.
Tüm Emeklilerin Sendikası Mersin temsilciliği “Açlığa ve sefalete hayır demek için Ankara’ya yürüyoruz” konulu basın açıklaması yaptı. Açıklamayı sendika yürütme kurulu üyesi Oktay Canpolat okudu.
“DEMOKRATİK HAKLARIMIZ YA SINIRLANDIRILIYOR YA DA YOK SAYILIYOR”
Emeklilerin, hayatta kalmak için dahi günlük zorunlu ihtiyaçlarını karşılayamadıklarını belirten Oktay Canpolat, “Çoluğumuza çocuğumuza ekmek almaktan zorlanıyoruz. Ülkemizde ne savaş var, ne de kıtlık. İyi ki de yok. Ama tarihimizde hiç olmadık kadar sefalete mahkum yaşıyoruz. Bu sefaleti bize yaşatanların iktidarıyla yönetilmek istemiyoruz. Türkiye’nin en uzun süreli iktidarının, biz emeklileri ve çalışanları getirdiği nokta açlık ve sefalet oldu. Sadece emekliler değil, milyonlarca vatandaşımız işsiz ve günlük yaşamlarını devam ettiremiyor. Üniversite mezunlarının dahi asgari ücretle iş olanağı bulamadığı ülkemizde, kadın cinayetleri, iş cinayetleri, uyuşturucu tacirliği ve uyuşturucu kullanımı had safhalardadır” dedi.
“BU DÜZENE KAYITSIZ KALAMAZDIK”
Canpolat şöyle devam etti:
“Taciz, tecavüz, çocuklara istismar, özelleştirdikleri hastanelerde kâr hırsıyla çocuk cinayetlerine varan hunharlık, insan olanın insanlığından utandığı bu düzene kayıtsız kalamazdık. Yıllarca hamurunu terimizle yoğurduğumuz bu güzel yurdumuzda insanca yaşamak en temel hakkımız olduğu kadar, bütün emekçilerimizin, gençlerimizin, kadınlarımızın, işsizlerimizin de hakkıdır… Oysa bu güzel yurdumuzda demokratik haklarımız ya sınırlandırılıyor ya da yok sayılıyor. Başta sendika hakkımızın engellenmesinin son bulması olmak üzere, emeklilerin aylıklarına 15 .000 lira seyyanen artış yapılması, 5510 sayılı yasanın kaldırılıp, emekliler, çalışanlar, hukukçular, bilim insanları ve bakanlık temsilcilerinin, yani sosyal tarafların oluşturduğu çalıştayla yeni bir emeklilik yasasının yapılması için, yurttaşlarımızın güvenli yaşam ve güvenli gelecekleri için, 2025 bütçesinin adil ve eşitlik esasına göre tasarlanıp, yapılması için, bugün, 27 Ekim saat 14.00 da ülkemizin doğusundan, batısından, kuzey ve güneyi dahil 5 kolda zincir yürüyüşümüzü başlatıyoruz.”
EMEKLİLER 2 KASIM’DA ANKARA’DA
2 Kasım’da Ankara- Sakarya Caddesi’nde saat 11.00’de basın açıklaması yapacaklarını söyleyen Canpolat, “Bir kez daha iktidarı ve TBMM’si sorunlarımıza eğilmesini, taleplerimizi karşılamasını ve TBMM’si dilekçe komisyonuna verdiğimiz 100.000’ni aşkın imzalı dilekçemizde belirtilen isteklerimizin karşılanmasını istiyoruz. Bütün siyasi partilerimizi, sendikaları, demokratik kitle örgütlerini, meslek örgütlerini, örgütlü veya örgütsüz bütün halkımızı, basınımızı, bilhassa emeklileri bizlerle, yani emeklilerle dayanışmaya çağırıyoruz. 2 Kasım’da Ankara- Sakarya Caddesi’nde saat 11.00 da yapacağımız basın açıklamasında yanımızda olmanız bize güç katacaktır” diye belirtti.
PİRHA- Kasım ayı itibariyle çalışmayan emeklilere yatırılacak 5 bin TL’ye dair PİRHA mikrofonuna konuşan emekliler, 5 bin TL’nin ‘sadaka’ olduğunu söyleyerek, insanca yaşanacak bir maaş istediklerini ifade ettiler.
Türkiye’de ekonomik krizin etkileri her geçen gün artıyor. Konut ve işyeri kira fiyatlarının 4 katına çıktığı, temel ihtiyaçlara yapılan zamlarla alınamaz hale geldiği, milyonlarca çocuğun yatağa aç girdiği bir tablo ortadayken, iktidar ve ekonominin başında bulunan isimler bir başka baharı işaret ederek ‘sabır’ diyor.
Asgari ücretin 11 bin lira, yoksulluk sınırının 44 bin, açlık sınırının 13 bin TL olduğu Türkiye’de milyonlarca emekli 7 bin 500 lira ile geçinmek zorunda kalıyor.
Son olarak emeklilerin yaşadıklarının sıkıntılarını gidereceklerini vadeden AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, ’emeklilere müjde’ diye bir seferliğine mahsus olarak çalışmayan emekliğe 5 bin lira ikramiye vereceğini açıkladı.
AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklaması emeklilerin tepkisiyle karşılaştı. Kasım ayı itibariyle çalışmayan emeklilere yatırılacak 5 bin TL’ye dair PİRHA mikrofonuna konuşan emekliler, 5 bin TL’nin ‘sadaka’ olduğunu söyleyerek, insanca yaşanacak bir maaş istediklerini ifade ettiler.
“EMEKLİLER AÇLIKLA KARŞI KARŞIYA”
Türkiye’de 15 milyon emekliden 8 milyonunun da 7500 TL ile geçinmek zorunda kaldığını anlatan emekliler, 5 bin TL’nin ‘sus payı’ olduğunu aktararak, “Emeklileri niye kandırıyorsunuz? Emekliler açlıkla karşı karşıya. Zamları geri çekin. Bu parayı kabul etmek mümkün değil. Vaatlerin, sözlerin ne oldu? Milleti kandırmayın. Krizin sorumlusu emekliler değildir. Kök aylıklara zam yapılmalı. Emeklilerin çoğu geçinemediği için çalışmak zorunda kalıyor. Emekliler direne direne hakkı olanı eninde sonunda alacaktır” dediler.
PİRHA- Tüm Emeklilerin Sendikası 2017, yarın görülecek kapatma davası öncesi açıklama yaptı. Erdoğan tarafından açıklanan 5000 TL’nin emekliye sadaka vermek olduğunu ifade eden emekliler, “Hem adaletsizdir, hem de emeklilerin yoksulluğuna çare olması mümkün değildir. Bu pervasız uygulama emeklilerin yeterince örgütlenememiş olmasınında bir sonucudur” diyerek, emeklileri örgütlenmeye çağırdı.
Tüm Emeklilerin Sendikası 2017 Mersin Şubesi, sendikalarının yarın görülecek kapatma davasına ilişkin açıklama yaptı. Özgür Çocuk Parkı’nda yapılan açıklamaya demokratik kitle örgütü ve sendika temsilcilerinin yanı sıra Tüm Emeklilerin Sendikası 2021 Mersin Şubesi de destek verdi.
Açıklamada, “Sendikal haklarımız engellenemez, sendika haktır kapatılmaz ve kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya da hiçbirimiz” sloganları atılırken, İsrail’in Filistin’e dönük saldırılarına tepki gösterilerek, “Filistin halkının yanındayız” denildi.
“ÖRGÜTLENME HAKKIMIZ ENGELLENEMEZ”
Açıklamayı Tüm Emeklilerin Sendikası 2017 Mersin Şubesi adına Basın Yayın Sekreteri Kadir Yüksel okudu. Yüksel, emeklilerin örgütlenme hakkının engellenmeye çalışıldığına dikkat çekerek, “Emekli ve yaşlı vatandaşlarımızın mağdur olmamaları ve ülkemizin demokratikleşmesi için mücadele ettik. Emekli vatandaşlarımızın açlığa mahkum edilmesine karşı çıktık. Hak ve hukukun tesisini istedik. Yokluğa, yoksulluğa karşı çıktık. Emeklilerimizin sosyo-kültürel aktivitelere katılmalarının sağlanmasını istedik. Gerentoloji hizmetlerinden yararlanmasını istedik. Bil cümle emekli vatandaşlarımıza kaliteli yaşlanmanın sağlanmasını istedik” dedi.
“EMEKLİLERLE OYNAMAYIN!”
Erdoğan’ın emeklilerin bir bölümüne, çalışan emeklileri dışında tutarak, Kasım ayı içinde bir defaya mahsus olarak 5000 lira vereceğini açıklamasına tepki gösteren Yüksel, “Hem adaletsizdir, hem de emeklilerin yoksulluğuna çare olması mümkün değildir. Bu pervasız uygulama emeklilerin yeterince örgütlenememiş olmasının da bir sonucudur. Oysa yeterince örgütlü emekli topluluğu olsaydık, emeklilerin bu şekilde onuruyla oynanılamazdı. Bir tür sadaka verilmeye kalkılamazdı. İktidarı bir kez daha uyarıyoruz! Emeklilerle oynamayın. Seçimlere endekslenmiş sadakalarla emeklileri yönetememe bedbahlığından vazgeçin” şeklinde konuştu.
“ASLA VAZGEÇMEYECEĞİZ”
Yarın görülecek duruşma öncesi yargıçlara seslenen Yüksel, Anayasa’nın 90’ıncı maddesine uyma çağrısında bulunarak, şunları ifade etti:
“Bizi kapatmak anayasaya aykırıdır. Kapatırsanız itirazlarımızı yapacağız. İtirazlarımız, iç hukukta karşılık bulmazsa, Anayasa Mahkemesi’ne, o da olmazsa AHİM’e kadar gideceğiz. Yine olmazsa sendikamızı yeniden kuracağız. Biliyoruz ki; vazgeçildiğinde kaybedilir. Biz asla vazgeçmeyeceğiz. Her şeye rağmen Ankara’da hakimler var demek istiyoruz. 17 Ekim’de yargının sendikamız lehine karar vererek kapatma davasını red etmesini bekliyoruz” ifadelerine yer verdi.
PİRHA- BM’nin gıda yardımını kesmesi üzerine Etiyopya’da 1329 kişinin açlık nedeniyle yaşamını yitirdiği belirtildi.
Birleşmiş Milletler (BM) ve ABD’nin Etiyopya’nın kuzeyinde iç savaşın sona erdiği Tigray’a yaptığı gıda yardımlarını kesmesinin ardından 1300’den fazla kişinin açlıktan yaşamını yitirdiği belirtildi.
Tigray’daki Sağlık Araştırmaları Enstitüsü, Sağlık Bakanlığı ve Mekelle Üniversitesi’nin yaptığı ortak araştırmaya göre, barış anlaşmasının yapıldığı Kasım 2022’den bu yana bölgedeki bin 329 kişi açlığa bağlı nedenlerden ötürü hayatını kaybetti.
Yardımların kesildiği dönemden başlayarak her ay ölenlerin sayısı artarken Tigray’daki tüm ölümlerin yarısından fazlası açlıktan ötürü meydana geldi.
Eyaletteki ve kamplardaki sağlık çalışanlarının katılımıyla yapılan araştırmada, BM ve ABD Uluslararası Kalkınma Ajansının (USAID) yardımları kesmesinin ölümlerin başlıca nedenlerden biri olduğuna işaret edildi.
PİRHA- KESK Ankara Şubeler Platformu, 14 Ağustos’ta yapılacak 2. TİS görüşmeleri öncesinde sokağa çıktı. Yapılan açıklamada “Hayat TÜİK rakamlarına göre akmıyor. Ekmeğimizle oynamayın” denildi.
3 Milyondan fazla Kamu emekçisi ve 2 milyonun üzerinde kamu emeklisini ilgilendiren Toplu İş Sözleşmesi (TİS) görüşmeleri sürüyor.
Kamu emekçileri konfederasyonlarının temsilcileri ile hükümet yetkilileri ikinci görüşmelerini 14 Ağustos’ta yapacak.
KESK, dört kişilik bir aile için en az 45 bin TL maaş talebini bir kez daha TİS masasına önerecek.
“EKMEĞİMİZİN ÇALINMASINA ARTIK YETER”
KESK Ankara Şubeler Platformu, iktidarın toplu sözleşmeye dair ilk teklifini sunmasına birkaç gün kala sokağa çıktı.
Milyonların gözünün olduğu TİS masası bugüne kadar 6 defa kuruldu ancak KESK’liler, çıkan kararların hep aleyhte olduğunu ifade etti. “Her seferinde daha fazla yoksullaştırıldık, daha güvencesiz hale getirildik” diyen KESK üyeleri Ankara’da konuya ilişkin basın açıklaması yaptı.
Basın açıklamasını okuyan HABER-SEN genel Başkanı Burak Ustaoğlu, “kamu emekçilerinin hakları gasp edilmekte” diyerek şunları söyledi:
“Bu masa kamu emekçilerinin aleyhine bir masadır. Bu masanın tüm kuralları işverenin lehinedir. Masaya oturtulan yandaş konfederasyonlar, TÜİK’in sanal rakamlarına göre yapılan anlaşmaları bizlere dayatanların lehine bir masadır.
Bu nedenle gerçek, grevli demokratik bir TİS ile sendikal hak ve özgürlükler mücadelesi veriyoruz.
Özellikle belirtmek istiyoruz, bu masa kurulduğundan bu yana emeğin hakları yok sayıldı, kadının adı yok sayıldı, kadınların talepleri de yok sayıldı. KESK adına 1 Ağustos’ta görüşmelere katılan masanın tek kadın temsilcisi olan Eş Genel Başkanımızın İstanbul Sözleşmesi’ni dile getirir getirmez iki yandaş konfederasyon başkanının sözlü saldırısına uğraması ile kadınların haklarına saldırı daha da katmerlendi.
“ARTIK ÖFKEMİZ SEL OLDU”
Mücadelemizin öncelikli hedefi grevli toplu sözleşmeli gerçek bir TİS masanın kurulmasıdır. Bunu başaramadığımız sürece yandaş konfederasyonlarla iktidarın iş birliği devam edecektir.
Bu yandaş iş birliğinin son örneği, artık olmaz dedirten bir örneği de seyyanen artışların emekliliğimize yansıtılmasını TİS tekliflerinde talep bile etmemeleridir.
Artık öfkemiz sel oldu, isyanımız çığ gibi büyüdü. Bu yandaşlara, bu iktidara dur demenin vakti geldi de geçiyor. Ellerini ceplerimizden artık çeksinler. Artık ceplerimiz boş, çay simitle bile karın doyuramaz, ev geçindiremez olduk. Kira fiyatları karabasan oldu. Maaşımızın en az %70’i kiraya gidiyor. Artık ev sahipleri bizlere evlerini kiralamak istemiyorlar.
Ellerini ceplerimizden artık çeksinler. Gıda fiyatlarından bahsetmeye gerek var mı, mutfak, çarşı pazar yangın yeri. Artık zamları takip edemez hale geldik. Bir yandan zam furyası, bir yandan geçim derdi. Bizler artık nefes dahi alamıyoruz.
“BU İKTİDAR, HEPİMİZİ SEFALETE SÜRÜKLEMEKTE”
Ekonomik krize yol açanlar, bu krizden nemalananlar bizlere “kaynak yok” diyorlar. Yalan söylüyorlar. Bizden çaldıkları kaynakları sermayeye, müteahhitlere, yakınlarına aktarıyorlar.
Vergilerin yükünü ise bize yıkıyorlar. Maaşlarımız buharlaşıyor. Bizler gırtlağımıza kadar borç içinde yüzerken, yoksullaşırken onlar daha da zenginleşiyor.
Emeklilerin durumunu ise tarif edecek kelime bulamıyoruz. Emekliliği gelmiş on binler alacakları maaşı öğrenince çalışmaya devam etmek zorunda kalıyor. Artışlarda TÜİK rakamları değil, yoksulluk sınırı temel alınmalıdır.”
EN DÜŞÜK MAAŞ 45 BİN TL!
Yapılan açıklamada talepler şu şekilde sıralandı:
En düşük maaşın dört kişilik bir aile için yoksulluk sınırı üzerine, yani 2024 yılı Ocak ayı itibariyle 45 bin TL’ye çıkarılmalıdır.
Eş yardımı 3.310 TL’ye çıkarılmalıdır.
Her çocuk için 2.220 TL’ye çocuk yardımı çıkarılmalıdır.
Büyükşehirlerde 7.500 TL, diğer şehirlerde 5.000 TL Kira Yardımı verilmelidir.
Maaşlarımız her üç ayda bir yoksulluk sınırındaki artış oranına göre güncellenmelidir.
TÜİK rakamlarını esas alan refah payı aldatmacası değil, büyümeden pay verilmedir.
KESK olarak, çok fazla beklentimiz olmasa da kamu emekçilerinin ve emeklilerin gerçek temsilcisi olarak TİS masasına gittik ve kamuoyuna da yansıyan temel taleplerimizi dile getirdik.
Bu taleplerimizde esas olarak dört kişilik bir aile için yoksulluk sınırının esas alınmasını ve bunun üzerinden bir temel ücretin belirlenmesini istedik. Bu taleplerimiz asgari taleplerdir ve insanca yaşamaya uygun taleplerdir.
Maaş artışı dışındaki temel taleplerimizi başlıklar halinde sıralayacak olursak:
Vergide, ücrette adalet, eşit işe eşit ücret, ek ödemelerin taban aylığına yansıtılması, yol, yemek, konut yardımı, ücretsiz kreş hakkı, yılda iki ikramiye, 1. Derecede olan herkese 3600 ek gösterge, OHAL-KHK’leri ile işinden, ekmeğinden edilen kamu emekçilerinin tüm haklarıyla görevlerine iade edilmesi, mülakat değil liyakat, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının kaldırılması, güvenceli-kadrolu istihdamın sağlanması, özelleştirmelere son verilmesi. Yardımcı Hizmetler Sınıfı personeline sınavsız atanma hakkı, yeni bir İşçi Sağlığı ve Güvenliği Yasası, haftalık 35 saat çalışma süresi, çalışma yaşamında uygulanan cinsiyetçiliğin, ayrımcılığın, mobbingin son bulması, 190 sayılı ILO Şiddet ve Taciz Sözleşmesinin onaylanması, İstanbul Sözleşmesi’nin feshinin iptal edilmesi, doğum öncesi 8, doğum sonrası 24 haftalık analık izni ve sonrasında 6’şar ay devredilemez ebeveyn izni, engelli istihdamının arttırılması, çalışma koşullarının iyileştirilmesini İSTİYORUZ.
Buradan UYARIYORUZ! Diğer TİS görüşmelerinde olduğu gibi bir kez daha TÜİK verilerinin esas alındığı bir teklif gelirse KESK olarak 16 Ağustos Çarşamba günü üretimden gelen gücümüzü kullanarak iş bırakacağız!” PİRHA/ANKARA
PİRHA- Ajansımızın Maraş Elbistan’daki depremin hemen ardından ulaştığı Soğucak Köyü’nde ikamet eden Memet Mustafa Polat, Alevi kimliklerinden dolayı ayrımcılık gördüklerini kaydederek ilaç, yiyecek, çadır ve temiz suya ulaşamadıklarını kaydetti. Depremde kuzenini kaybeden Polat, günlerce cenazeyi çıkarmak için tek bir iş makinesinin gönderilmemesine isyan ederek, “Muhalif ve Alevi kimliğimizden dolayı depremde dahi ayrımcılık yaşıyoruz. Devlet buraya hiçbir yardım ulaştırmadı. Kendi imkanlarımız ile hayatta kalmaya çalışıyoruz. Sesimizi duyun” çağrısında bulundu.
6 Şubat tarihinde 11 ili ve 13 milyon insanı etkileyen, büyük felakete yol açan depremde on binlerce yurttaş hayatını kaybedip, yüz binlercesi yaralanırken, milyonlarca insan yaşam alanlarını terk etmek zorunda kalıyor.
Deprem felaketinin üzerinden 4 gün geçmesine karşın, yurttaşların temel ihtiyaçları giderilebilmiş değil. Su, gıda, hijyen malzemesi ve çadır sorununun devam ettiği kentlerde, enkazlar halen duruyor.
Yüzde 80’inin yıkıldığı Hatay’da arama kurtarma çalışmalarında yeterli düzeye ulaşılmış değil. Kent hayalet şehre dönüşürken, Hatay’da binlerce insan şehri terk ediyor.
1 METRELİK KARDA DIŞARIDA KALDILAR
İki gün sonra girilen Maraş Elbistan’da yapılan arama kurtarma çalışmalarına da geç kalındı. Birçok kişi halkın kendi imkanlarıyla kurtarılırken, halkın devlete/iktidara yönelik tepkileri de daha fazla artıyor. Depremin ardından halk, depremden her ne kadar etkilense de Elbistan merkez ve Soğucak Köyü’ndeki her iki evi yıkılarak enkaz olan Memet Mustafa Polat, yaşanan duruma isyan etti.
Eşi ve 2 çocuğu ile 4 gündür dışarıda kalan Memet Mustafa Polat, ayrıca kuzeni ve birçok akrabasının enkaz altında olduğu bilgisini paylaşarak, 4 gündür arama kurtarma çalışmalarına başlanmamasını eleştirdi.
4 GÜNDÜR DIŞARIDA YAŞIYORLAR
Depremin üzerinden geçen 4. günde kente tam anlamıyla bir çadır yardımı yapılamadı. Havaların eksilerde olduğu kente halk, depremde dışarıda odun sobası kurarak soğuktan korunmaya çalışıyor. Elektriğin günlerden kesik olduğu şehirde Memet Mustafa Polat ve çevre mahallerden insanlar dayanışma çağrısı ile getirttiği odunlarla soğuktan korunmak için sokak ortasında ateş yakmış durumda.
4 GÜN SUSUZ VE AÇ KALDILAR
Devletin yardım ulaştırmamasından kaynaklı, dayanışma duyguları ile çoğu yerde bir yığılma yaşanılırken, Memet Mustafa Polat kentte yaşanılan su sorunundan kaynaklı 4 gündür susuz kaldıklarını ifade etti. Yiyecek ve gıdaya ulaşamadıklarını sözlerine ekleyen Polat, sadece bisküvi il beslenebildiklerini söyledi. Polat, “Köydeki ve Elbistan ilçesindeki evimiz depremde yıkıldı. 4 gündür eşim ve çocuklarım ile dışarıda kalıyoruz. Soğuk ve açlıktan ölmek üzereyiz. Çok zor durumdayız. 4 gündür sadece bisküvi ile beslenebildik. Yiyecek ekmek bulamıyoruz. Etraftan bulduğumuz odunları yakarak ısınmaya çalışıyoruz. 50 yıllık evimi ve tüm birikimimi kaybettim. Cebimde ekmek alabilecek bir kuruş para dahi yok” dedi.
KOORDINASYON YOK, ONLARCA BINAYA DOKUNULMADI
Kent merkezinde yapılan arama kurtarma çalışmaları devam ederken, çalışmalarda hala yeterli noktaya ulaşılmadı. Kent merkezinde hala onlarca binaya dokunulmuş değil. Yaptığımız birçok görüşmede, koordinasyonsuzluktan kaynaklı yaşayanların da yaşamını yitirdiğini söyleyen gönüllüler, dışarıdan çok sayıda gönüllünün geldiğini ve onlarca enkaza yetişemediklerini belirttiler.
Kuzeni olan Zeynep Armut ve oğlu Ali Efe Armut’un günlerdir enkaz altında olduğunu bilgisini paylaşan Memet Mustafa Polat, yetkili mercilerle yaptıkları tüm görüşmelerin olumsuz geçtiğini, iş makineleri ve kurtarma ekiplerinin enkazın olduğu binaya gelmeyerek akrabalarının ölüme terk edildiğini dile getirdi. Polat, “Günlerdir yağan karın altında kuzenim Zeynep Armut ve oğlu Ali Efe Armut’un kurtarılmasını bekliyoruz. Devlet yetkilileri ve kurumlarının hiçbiri burada değil. Soğuktan ölmek üzereler. Sesimizi duyan kimse yok” şeklinde konuştu.
AİLELER ENKAZLARIN BASINDA BEKLİYOR
Elektrik ve suyun olmadığı kentte saatler akşamı gösterdiğinde halkın çaresizliği kendini bekleyişe bırakıyor. Yıkımlarla dolu zifiri karanlık sokakların ücra köşelerinde soğuktan korunmak için yakılan ateşlerin başında Memet Mustafa Polat ve ailesinin bekleyişi sürüyor. Kiminin eşi, çocuğu, kayınbiraderi, kiminin kız kardeşi, babası, annesi enkaz altında kalırken, aileler dondurucu havaya rağmen yakınlarını canlı ya da cansız bir şekilde almanın umudunu taşıyor.
İNSANLAR ŞEHRİ BOŞALTIYOR
Enkaz altında cenazelerini alan onlarca insan, cenazeleri defnettikten sonra yaşam şartlarının zorlaşmaya başlamasından kaynaklı şehir dışı taşıma yapan otobüsler için isimlerini yazdırarak, akrabalarının ya da çocuklarının yanına gidiyor. Cenazelerini enkazda almayı bekleyenler ise, cenazelerini aldıktan sonra hem kalacak yerlerinin olmaması hem de havaların çok soğuk olmasından kaynaklı gideceklerini ifade ettiler.
“AYRIMCLIK YAŞIYORUZ!”
Deprem sürecinde devletin yardım konusunda ayrım yaptığını ifade eden Memet Mustafa Polat, “Bizim bir diğer büyük acımızda yardımların taraf tutularak yapılmasıydı. Özellikle Alevi bölgeleri bilerek ve isteyerek konteynırsız, çadırsız, sıcak çorbasız, ekmeksiz aşsız bırakıldı. Yardımlar gelmeye başladığında ise açıkça Alevilerin yaşadığı bölgelere ayrımcılık yaparak yardım gönderilmedi ve halkın gönderdiği yardımlara da engel olundu. 6 Şubat depremi özünde bir konuyu daha da görünür kıldı. Bunlardan birincisi devletin doğal afette dahi Alevilere ve muhaliflere ayrımcılığını somut olarak görmüş olduk. Bizler kendi dayanışmamız ve imkanlarımız ile hayatta kalmaya çalışıyoruz. Sesimizi duyun” diye konuştu.
PİRHA- Depremin vurduğu kentlerden Maraş’ta, beslenme ve barınma ihtiyaçları karşılanmayan halk, sokaklarda sabahladı. Ayrıca Elbistan’ın birçok köyündeki yıkımda hala enkaz altında olanların olduğu ve yardımın ulaşmadığı kaydedildi. Bir görüntüde depremzedenin, “Yardım ulaşmadı. Ayaklarım çok ıslandı bot istiyorum. Bizler açız. Yardım eden yok” dediği görüldü.
Maraş’ın Pazarcık ilçesinde peş peşe meydana gelen 7.7 ve 7.6 şiddetindeki depremlerden etkilenen Maraş’ta, ihtiyaçları karşılanmayan depremzedeler, geceyi sokakta ya da araçlarında geçirmek zorunda kaldı.
Kentte tamamen yıkılan binaların enkazında arama kurtarma çalışmalarına devam edilirken, geceyi evlerinde geçirmemeyi tavsiye eden yetkililer, yurttaşların hiçbir ihtiyacını karşılamadı.
Kenttin belli yerleri barınma yeri olarak belirlenirken, buralara ne barınma ne de gıda ihtiyacı ulaştırılmadı. Yetkililer halka gerekli hizmeti sağlayamadığı için insanlar, çareyi sokakta, evine yakın boş alanda veya araçlarında geceyi geçirmek zorunda kaldı.
Yoğun bir yıkımın yaşandığı Elbistan’nın köylerine ulaşım kapanırken, çok sayıda kişinin enkaz altında olduğu kent merkezindeki yurttaşlar ise yetkililerin ve medyanın duyarsızlığına tepkili.
ELBİSTAN KÖYLERİ YIKILDI
Elbistan’dan bir depremzede, irtibatlarının tamamen kesildiğini, kar ve sisten dolayı yolların da kapandığını aktardı.
Ulaştığımız depremzedeler, tipi ve sisten dolayı yolların kapandığını ve irtibatlarının tamamen kesildiğini söyleyerek, köylerde hala enkaz altında bekleyen depremzedeleri kurtarmak adına tek bir yetkilinin dahi kendilerine ulaşmadığı bilgisini paylaştılar.
Depremden etkilenen köyler arasında Soğucak, Bakış, Malap, Kantarma, Hasanali, Atmakaşanlı, Karahasanuşağı, Ağcaşar, Akbayır, Höyücek, Alçiçek köylerinin etkilendiği, kar yağışından dolayı köylerin ulaşıma kapandığı bilgisi verildi.
Ayrıca Afşin’ bağlı Ağcaşar, Kötüre ve Arıtaş köylerinde yıkımın etkisinin büyük olduğu ve yurttaşların geceyi dışarıda geçirdiği belirtildi.
Bir yılda, beslenme çantasına en çok konulan ürünlerden zeytin yüzde 71, peynir yüzde 153, süt yüzde 208 zamlandı. 1 milyondan fazla çocuk okula aç gitti.
Türkiye’de 1 milyondan fazla çocuğun okula aç gittiği tahmin ediliyor. Gıda maddelerine gelen yüksek zamlar karşısında alım gücü zayıflayan aileler, çocuklarının beslenme ihtiyaçlarını karşılayamıyor.
BirGün’ün haberine göre; CHP Milletvekili Burhanettin Bulut, beslenme çantasına konulan gıda maddelerinin fiyatlarında yaşanan değişime yönelik çalışma yaptı. Buna göre Kasım 2021-Kasım 2022 döneminde zeytinin kilosu 52 TL’den 89 TL’ye, peynirin ise 81 TL’den 205 TL’ye çıktı. 200 ml’lik süt ise 2,25 TL’den 6,95 TL’ye fırladı. Aynı dönemde, okul kantinlerinde satılan ürünlerin fiyatına da fahiş artış kaydedildi. Kantinde ortalama gözleme fiyatı 12 liradan 20 liraya, yarım ekmek tost ise 9 liradan 15 liraya çıktı. 500 ml’lik su ise yüzde 100’lük artışla ile 3 TL’ye ulaştı.
“İKTİDAR BESLENME ÇANTALARININ YARISINI ÇALDI”
Ekonomik krizin zorluklarını çocukların aileleriyle birlikte çektiğini belirten CHP’li Burhanettin Bulut, “Bu ülkede beslenme çantası hazırlamak bile lüks oldu. Dar gelirli aileler, ilkokul çağındaki çocuklarını beslenme çantasına çeyrek ekmek arasına üç tane zeytin koyarak okula gönderiyor. Asgari ücretlinin sofrasına çöken iktidar, çocukların beslenme çantasının da yarısını çaldı. Aileler okulların hazırladığı günlük beslenme programına uyamıyor. Beslenme çantaları yetersiz, harçlıksız okula giden çocuklar açlıktan kırılıyor. Merkezi yönetim bütçesinden faize 565,6 milyar TL ayıran iktidar, çocuklara bir öğün ücretsiz yemeği çok görüyor. Okula giden bir çocuğun beslenme çantasını açsalar sefaleti, yoksulluğu görecekler” dedi.
CHP’li Gamze Akkuş İlgezdi’nin hazırladığı rapora göre milyonlarca öğrenci yeterli beslenemiyor ve karnı aç olduğu için derslerde baş dönmesi, baş ağrısı sorunu yaşıyor.
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Dr. Gamze Akkuş İlgezdi, okullardaki çocukların beslenmesi ile ilgili bir rapor hazırladı.
Raporla ilgili konuşan İlgezdi, okulda beslenme ihtiyacı duyan çocukların büyük bölümünün kuru gıda ve karbonhidratla beslendiğini belirtti, “Okullarda milyonlarca çocuğumuzun karnı aç olduğu için derslerde baş dönmesi, baş ağrısı sorunu yaşadığı bilinmektedir.” dedi.
ÇOCUK YOKSULLUĞUNU AZALTMADA TÜRKİYE SONUNCU
CHP’li İlgezdi, Avrupa Birliği’nin Eurostat veri tabanına göre; sosyal yardımlarla çocuk yoksulluğunu azaltmada Türkiye’nin sonuncu sırada olduğuna dikkat çekti. Eurostat verilerine göre sosyal yardımlarla çocuk yoksulluğu oranının Türkiye’de yüzde 41,6’dan yüzde 33’e düşürüldü. Bu konuda en başarılı ülke olan Finlandiya’da çocuk yoksulluğunun yardımlarla yüzde 31,8’den yüzde 10,2’ye indirildi.
“OKULLARDAKİ BESLENME SIKINTISI ÇÖZÜLEMEDİ”
Gelecek yıl için Milli Eğitim Bakanlığı’na 435.3 milyar TL ödenek ayrıldığını hatırlatan Dr. Akkuş İlgezdi, Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan sonra en büyük bütçenin Milli Eğitim Bakanlığı’nda olmasına rağmen okullardaki beslenme sıkıntısının çözülemediğini belirtti. Sabah 09.00’dan öğleden sonra saat 14.30’a kadar eğitim veren birçok okulda yemekhane bulunmadığını, ayrıca ekonomik kriz nedeniyle, çocuklarına beslenme çantası hazırlayan ailelerin de zorluk yaşadığını ve çocuklarına, gelişimi için yeterli miktarda gıda sunamadığını kaydetti.
EKONOMİK DURUM EN ÇOK DA ÇOCUKLARI ETKİLİYOR
CHP Milletvekili İlgezdi, Milli Eğitim Bakanlığı’nın istatistiklerine göre Mesleki Eğitim Merkezlerine giden öğrenci sayısının 700 binin üzerine çıktığını belirterek, buralardaki çocukların dört gün çalıştırıldığını ve sadece bir gün eğitim alabildiklerini söyledi. 2020-2021 eğitim yılında mesleki eğitim alan yaklaşık 160 bin öğrenci sayısının bir yıldan daha kısa bir süre içerisinde yarım milyondan fazla arttığını, bunun ülkenin ekonomik durumunun en çok da çocuklarımızı etkilediğinin kanıtı olduğunu ifade etti.
PİRHA – Milletvekili Kemal Bülbül, Meclis Genel Kurulunda yaptığı konuşmada yoksullaşmaya vurgu yaparak öğrencilerin okullara aç gittiğini söyledi. Bülbül “beslenme yetersizliği olan bir çocuğun ne öğrenmeye ne okula ne derse ne yaşama ne sevgiye adaptasyonu mümkün değildir” dedi.
HDP Grubu adına Meclis Genel Kurulunda söz alan Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, yeni yasama yılının ilk gününde öğrencilerin açlığa mahkûm olduğunu ifade etti. Bülbül, konuyu “İnsan hakkı sorunu” olarak ele alıp şu konuşmayı gerçekleştirdi:
“Evet, çocukları aç, gençleri işsiz, yaşlıları hasta olan bir ülkede çocukların açlığına, gençlerin işsizliğine, yaşlıların hastalığına sanal çözümler arayan siyaset, elbette ki sanal kavramlar kullanıp ‘epistemolojik kopuş’ ‘nöroekonomi’ gibi ultra entelektüel kavramlarla toplumu uyutmaya çalışacaktır. Burada dayatılmış bir yoksulluk var; çocuğa dayatılmış bir yoksulluk, mecburi bir yoksulluk, mahkûm olunmuş bir yoksulluk. Çocuğun sınıftaki adaptasyonuna ya da adapte olamama durumuna yıllarca tanık olan bir öğretmen olarak şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim: Beslenme bozukluğu, beslenme yetersizliği olan bir çocuğun ne öğrenmeye ne okula ne derse ne yaşama ne sevgiye adaptasyonu mümkün değildir. Bu, bir sevgisizlik sorunudur. Bu, bir demokrasi sorunudur. Bu, bir insan hakları sorunudur.”
“ÖĞRENCİLERİN ÇOK BÜYÜK BİR BÖLÜMÜ AÇLIĞA MAHKÛM”
“Bakın, velilerin kayıt masrafı, velilerin okul kıyafeti masrafı, kırtasiye masrafı, servis giderleri ve benzeri eklendiğinde; velilerin çalışma koşulları, aldığı ücretler dikkate alındığında Türkiye’de öğrencilerin çok büyük bir bölümünün açlığa mahkûm olduğunu çok rahatlıkla görebiliriz. Bu, edinilmiş bir çaresizliktir. Bu çaresizlik karşısında Hükûmetin ve yetkililerin -Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının, Millî Eğitim Bakanlığının, Tarım ve Orman Bakanlığının, Sağlık Bakanlığının ve belediyelerin- bir duyarsızlığı, bir umarsızlığı, maalesef ve ne yazık ki bir aymazlığı söz konusudur. Bunun giderilmesi şöyle telakki ediliyor: İşte, yardımseverlik; semirtilmiş, zengin edilmiş yandaşlar aracılığıyla okullara bir yardımseverlik. Yardımseverlik değil, sosyal devlet; yardımseverlik değil, hakları ve özgürlükleri düzenlenmiş bir devlet; demokratik bir eğitime, insan haklarına, çocuk haklarına, beslenme, barınma, ulaşım hakkına riayet eden bir devlet anlayışı. Bakın, beslenme, barınma ve ulaşım hakkına riayet edilmiyorsa o ülkede özgürlüğe, eşitliğe, adalete, hiçbir şeye riayet edilmez ve bunların üçü topluma karşı işlenmiş bir suçtur.”
“LİTERATÜRLERİNDE ENTELEKTÜEL SİYASAL BİR KAVRAM YOKTUR”
“Şimdi, ekonomi üzerine yorum yaparken Louis Althusser’den aşırdığı ‘epistemolojik kopuş’ kavramıyla… Ki Louis Althusser bunu Marksizmin güncellenmesi anlamında kullanmıştır. AKP’liler bir kavram kullanacağı zaman ya solculardan ya sosyalistlerden ya yurtseverlerden devşiriyorlar çünkü politik literatürlerinde entelektüel siyasal bir kavram yoktur, sadece günlük bir iki cümleyle, bir iki kelimeyle konuşacak kadar siyaset yetisine sahiptirler. Louis Althusser’den devşirdiği epistemolojik kopuşu kendilerinin… Zulümden epistemolojik kopuş yapın; faşizmden, inkârcılıktan, tekçilikten, toplumu yoksulluğa mahkûm etmekten, topluma zulmetmekten bir epistemolojik kopuş yaparsanız halk belki biraz dikkate alır sizi.”
PİRHA- Mersin Tarım Platformu kuruldu. Platform adına açıklama yapan Dönem Sözcüsü Mersin Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Necmi Birim, ‘Tarımda ve gıdada yaşadığımız ciddi sorunların çözümü için, alanı serbest piyasanın insafına bırakan mevcut Neoliberal Tarım Politikaları terk edilerek, ivedilikle Kamucu Tarım Politikaları gündeme gelmelidir” dedi.
Türkiye genelinde ilan edilen tarım platformlarına Mersin’de eklenerek, Mersin Tarım Platformu kuruldu. TMMOB Mersin Ziraat Mühendisleri Odası’nda yapılan açıklamaya Mersin Emek ve Demokrasi Platformu üyeleri destek verdi.
“ÜRETİM EKONOMİSİ YERİNE RANT VE FAİZ EKONOMİSİNDE ISRAR EDİLDİ”
Platform adına açıklama yapan Mersin Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Necmi Birim, 1980’li yıllarda Türkiye’de uygulanmaya başlanan ve günümüzde de devam eden Neoliberal tarım politikalarının Türkiye’yi çok boyutlu yeni ve ciddi bir kriz ortamına sürüklediğine işaret ederek, “Bu süreçte üretim ekonomisi yerine rant ve faiz ekonomisinde ısrar edilmesi, girdi ve ürünlerde dışa bağımlılığın kesintisiz sürdürülmesi sonucu üreticinin alandan çekilmesi hızlanırken, sektör dışı piyasa aktörleri sektörü daha fazla etkiler hale geldi, kronikleşen gıda enflasyonu tüketicinin yeterli gıdaya ulaşmasını engelledi” dedi.
“TARIMSAL KAMU YÖNETİMİ GÜÇLENDİRİLMELİ”
Tarım, doğa koşullarına bağlı, mutlaka korunması gereken ve uzun vadeli planlanması gereken bir alan olduğuna dikkat çeken Birim, şu önerilerde bulundu:
“1)Tarımda ve gıdada yaşadığımız ciddi sorunların çözümü için,alanı serbest piyasanın insafına bırakan mevcut Neoliberal Tarım Politikaları terk edilerek, ivedilikle Kamucu Tarım Politikaları gündeme gelmelidir.
2)Anayasanın 166. maddesi gereği tarım sektöründe planlı kalkınma gündeme gelmeli; arazi kullanım planlaması, tarımsal üretim planlaması, sulama planlaması, eğitim-istihdam-yatırım planlaması ivedilikle yaşama geçirilmelidir.
3)Sağlıklı planlamalar için güncel ve doğru tarımsal veriler hazırlanarak kamuoyu ile sürekli paylaşılmalıdır.
4)Tarımsal kamu yönetimi güçlendirilmeli, Tarım Bakanlığı yeniden yapılandırılmalı, liyakatlı kadrolar yönetime gelmelidir.
5)Tarım alanları, çayır ve meralar, zeytinlikler ve diğer dikili alanlar koşulsuz korunmalı, rant amaçlı mevzuat düzenlemelerine izin verilmemeli, üretim alanlarımız amacı dışında kullanılmamalıdır.
6)Ormanlarımız, zeytinliklerimiz enerji ve madencilik yatırımları ile yok edilmemelidir.
7)Girdi ve ürünlerde dışa bağımlı politikalardan vazgeçilmeli, ar-ge çalışmalarına daha fazla pay ayrılarak girdilerde, tarımsal üretim planlaması ile temel ürünlerde kendimize yeterli duruma gelinmelidir.
8)Tarımsal destekler yeterli olmalı ve yılı içinde ödenmeli, tarımsal girdi maliyetleri somut olarak düşürülmeli, tarımsal kredi ihtiyaçları çiftçi lehine düzenlenmeli, bitkisel ve hayvansal üretimde öngörülebilirlik sağlanarak üretimde devamlılık ortamı oluşturulmalıdır.
9)Yem-süt-et bütününde hayvancılığımız geliştirilmeli ve yerli üretim artırılmalıdır.
10)Denizlerimiz ve iç sularımız kirletilmemeli, balık çiftlikleri yeniden değerlendirilmeli, su ürünleri üretimi ve balıkçılık geliştirilmelidir.
11)Tarımsal KİT’ler yeniden açılarak kamunun piyasayı etkin düzenlemesi sağlanmalıdır.
12)Eğitim-istihdam planlaması yapılarak, tarım meslek liseleri yeniden açılmalı, yüksek öğrenimde nicelik ve nitelik sorunu çözülmeli, kamuda yeterli atama yapılmalı, özel sektörde çalışan üyelerimizin çalışma koşulları ve ücretleri iyileştirilmelidir.
13)Üretim, işleme, pazarlama aşamalarında demokratik kooperatifçilik desteklenmelidir.
14)Küçük aile işletmeleri desteklenmeli, yerelde üretim özendirilmelidir.
15)Geçimlik tarım üretimi yapan çiftçi ailelerinin ödenemez hale gelen borçları silinmelidir.
16)Tarımda emek sömürüsü önlenmeli, mevsimlik işçilerin sorunları çözülmeli, kadın ve çocuk emeği istismarı önlenmeli, üreten emek hakkını almalıdır.
17)Gıda güvenliği ve gıda güvencesini de kapsayan gıda egemenliğine dayalı bir tarım modeline geçilmelidir.
18)Gıda tedarik zinciri demokratik kooperatifler temelinde kısaltılarak tüketiciler yeterli, sağlıklı ve ucuz gıdaya sürekli erişebilmelidir.
19)İklim değişikliğinin kısa ve uzun vadeli senaryoları dikkate alınarak su kaynaklarına yönelik uzun vadeli planlamalar ile gerekli önlemler somut olarak zamanında uygulanmalıdır.
20)Temiz havanın en önemli kaynağı ve su havzalarını besleyen doğal ve en temiz ortamlar olan biyolojik varlığımız ormanlarımız koşulsuz korunmalı ve ekoloji bütününde orman alanları artırılmalı, biyoçeşitliliğimizi ve gen kaynaklarımızı koruyan politikalar yaşama geçirilmelidir.”
Tarım Platformu bileşenleri şu kurumlardan oluşuyor:
“DİSK Türkiye Gıda Sanayii İşçileri Sendikası
KESK Tarım ve Ormancılık Hizmet Kolu Kamu Emekçileri Sendikası
PİRHA- CHP Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya, “Okullarımızda neler oluyor” başlığıyla Meclis’te yaptığı basın toplantısında, aile baskısı nedeniyle intihar eden Enes Kara dava dosyasının kapatıldığını belirterek tepki gösterdi. Üniversitelerde ve liselerde oruç tutmayan öğretmen ve öğrencilere baskı yapıldığını ifade eden Kaya, Antalya’da bir okulda Alevileri hedef gösteren Nurettin Topçu adlı şahsın kitabının dağıtıldığını kaydetti.
CHP Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya, son günlerde eğitimde yaşanan sorunları, TBMM’de yaptığı basın toplantısında dile getirdi.
“Okullarımızda neler oluyor” diyen Kaya, “Üniversite öğrencisi Enes Kara, kaldığı Nur Cemaati yurdunda yaşadığı baskılara dayanamadığını, psikolojik olarak yıprandığını anlatan bir video bırakıp, yurdun 7. katından atlayarak 11 Ocak 2022’de intihar etmişti. Aradan iki ay bile geçmeden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Enes Kara’nın dosyasını kapattı. İstedikleri zaman adalet ne kadar da çabuk tecelli ediyor (!) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Derya Yanık da “Olayın suç sayılabilmesi için intihara yönlendiren birisinin olması lazım” açıklamasını yaptı. Sayın Bakan yurt müdürü, yurt sorumluları sorgulandı mı? Kim ya da kimler Enes’e hangi baskıları yaptı araştırıldı mı?” diye sordu.
“Bunların gözünde, bizim çocuklarımızın canı bu kadar değersiz” ifadesini kullanan Kaya, “Dosyayı bugün dosyaları kapatsanız da yarın Enesleri ölüme sürükleyenler yargı önünde hesap vermekten kurtulamayacak” dedi.
“HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ ÖĞRENCİSİ HASAN CAN ÇOBAN AMBULANS YETİŞMEDİĞİ İÇİN ÖLDÜ”
Milletvekili Yıldırım Kaya, yurtta kalp krizi geçirerek hayatını kaybeden Hacettepe Üniversitesi öğrencisi Hasan Can Çoban ile ilgili de, “Kampus girişine iftar çadırları kurulduğu için ambulansın yurda gelemediği, mavi kodun çalışmadığı iddia ediliyor. Yurdun arkasında 1-2 dakika mesafede Onkoloji Hastanesi var. Beş dakika mesafede Hacettepe Hastanesi var. Doktorlar yürüyerek gelse, Mavi kod çalışsa, ambulansın yolu kapalı olmasa Hasan Can Çoban şimdi hayatta olacaktı” diyerek tepki gösterdi.
“ÜNİVERSİTE REKTÖRLERİ ORUÇ TUTAN TUTMAYAN AVINA ÇIKMIŞ”
Oruç tutmayan öğrencilere ve öğretmenlere yapılan baskıları da gündemine alan Yıldırım Kaya, şöyle devam etti:
“Kocaeli Gebze Teknik Üniversitesi’nde rektörlük işi gücü bırakmış, ince hesaplar yapmış oruç tutan, tutmayan avına çıkmış. Öğlen yemek yiyenlerin iftarda yemek yiyemeyeceği duyurusunu yapmış. Rektörlerin görevi bu mudur? Gençlerimizi bu şekilde ayrıştırmak doğru değildir; kimsenin hakkı da, haddi de değildir. Kimin oruç tuttuğu, tutmadığı ya da tutamadığı kişiyi ilgilendirir.
LİSEDE ORUÇ TALİMATI
İstanbul Maltepe Atilla Uras Anadolu Lisesi Müdürü Ulvi Ziya Akbaba, oruç tutmayan öğretmen ve öğrencilerin, oruç tutan öğrenci ve öğretmenlerin bulunmadığı alanda yemek yemeleri talimatı vermiş. Hayatın doğal akışı içinde insanlarımız bu konuda sorun yaşamazken, okul müdürünün görevi olmayan bir konuda ayrıştırıcı talimatlar vermesi doğru değildir. Okul müdürünün oruç tutanlar ile tutmayanlar arasında bir sorun varmış algısı yaratarak, görev alanına girmeyen konularda ayrıştırıcı talimatlar vermesi görevi kötüye kullanmaktır. Okul müdürlerimizi enerjilerini laik, demokratik, bilimsel eğitime harcamalarına davet ediyorum.”
OKULLARDA ALEVİLERİ HEDEF GÖSTEREN KİTAPLAR DAĞITILIYOR
CHP’li Vekil Yıldırım Kaya, Antalya Valiliği ve Antalya İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından Antalya’da “Eğitime Nitelik Kazandırma Projesi” kapsamında kitaplarında Alevilere hakaret eden, laikliğe, karma eğitime karşı olan Nurettin Topçu’nun “Türkiye’nin Maarif Davası” adlı kitabının öğretmen ve öğrencilere dağıtılmaya başlandığını belirterek, Ankara Batıkent Kardelen Ortaokulu ve Nermin Mehmet Çelik Anadolu Lisesi bahçelerinde de stantlar açılarak Nakşibendi tarikatının kitaplarının dağıtıldığını kaydetti.
Kaya, “Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özere soruyorum; bu dağıtılan kitaplar, okullarda okutulan “100 Temel Eser” kapsamında mı? Valilikler ve İl Milli Eğitim Müdürleri bu kitapları hangi gerekçeyle okullarda dağıttırmaktadır?” dedi.
ANKARA METROSUNDA AÇLIKTAN BAYILAN ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİ
Ankara Metrosunda açlıktan öğrencilerin bayıldığını hatırlatan Kaya, bu duruma kahrolduğunu ifade etti.
Kaya, ulaşıma yapılan zamlara da değinerek, “2021-2022 eğitim öğretim yılında 1 milyon 248 bin öğrencimiz taşımalı eğitim kapsamındadır. Bu öğrencilerimiz için 2022 yılı bütçesinden taşıma ve yemek yardım programı için 6,3 milyar lira kaynak ayrılmıştır. Taşıma ihaleleri her yılın Temmuz ayı sonu Ağustos ayı başında yapılmaktadır” diyerek yapılan zamları kaydetti.
Milletvekili Yıldırım Kaya şunları kaydetti:
Taşımalı eğitim kapsamında yönetmelik gereği, İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerinde ve okullarda oluşturulan komisyonlar tarafından muhammen bedel hesaplanarak ihaleler yapılmaktadır. 2021 Temmuz ayında yapılan ihalelerde, 10 km’lik asfalt mesafe için öğrenci başına ortalama 147,83 TL ödeme yapılmasına karar verilmiştir. (Bu tutar toprak ve stablize yol için değişmektedir.) 18.01.2022 tarihi itibarı ile aynı mesafe için ortaya çıkan fiyat 259,31 TL’dir. Temmuz ayına göre artış %75,41 olarak gerçekleşmiştir. MEB bu artışları göz önünde bulundurularak ihaleleri yeniden yapmalıdır.
Pansiyon barınma-beslenme ücretleri 17 Ekim tarihinde Bütçe Kanunu Teklifinde belirlenmişti. Öğrenci başına sabah kahvaltısı, öğle yemeği, akşam yemeği ve ara öğün için toplam 16 lira olarak ödenmesi öngörülmüştü. 17 Ekimden günümüze dolar yüzde 59 arttı.
TÜİK’e göre yıllık enflasyon yüzde 61, Enflasyon Araştırma Grubu (ENAGrup)’a göre yüzde 140 olarak gerçekleşti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan televizyonlarda, her akşam yatarken tükettiği manda yoğurdu, Medine hurması, kestane balı ve yulaf ezmesi karışımı tarifi verirken; üniversite öğrencileri metrolarda açıktan bayılıyor, öğrencilerden 16 liraya sabah kahvaltısı, öğle yemeği, akşam yemeği ve ara öğün yiyerek doymaları bekleniyor.”
PİRHA – HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Meclis Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada Newroz değerlendirmesi yaparak “Milyonlar, 2013 çözüm mektubunun, 2015 Dolmabahçe Mutabakatı’nın arkasında olduğunu bir kez daha gösterdi” dedi.
Halkların Demokratik Partisi Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Meclis Grup Toplantısı’nda konuştu. Buldan’ın öncelikli gündemi, Newroz Bayramı kutlamalarında verilen mesaj oldu. HDP Grup Toplantısı’nda ayrıca Newroz’a ilişkin bir de sinevizyon gösterimi yapıldı.
Pervin Buldan, görkemli bir Newroz haftasının geride kaldığını belirterek, 76 merkezde Newroz ateşinin yakıldığını söyledi.
“HALKIN NEWROZ ALANINA AKMASINI ENGELLEYEMEDİLER”
Milyonlarca yurttaşın, “faşizme ve karanlığa inat” Newroz alanlarında bütün olduklarını söyleyen Buldan, şu konuşmayı yaptı:
“Kürt halkı ve dostları, faşizmin karanlığına Newroz ateşiyle tarihi bir yanıt verdi. Türkiye’nin sol, sosyalist, demokrasi ve emek güçleri, kadınlar, gençler, işçiler, emekçiler, Newroz alanlarında halklar dayanışmasını, demokratik güç birliğini daha da büyüterek, demokrasi, barış, özgürlük, adalet ve emek için mücadele ortaklığından ve ortak gelecekten yana güçlü bir iradeyi de ortaya koydu. Kürt halkının Newroz alanlarında sergilediği görkemli direniş ve özgürlük talebi iktidarı rahatsız etmiş olmalı ki yüz binlerin aktığı Amed Newrozu’nda halkı engellemeye çalıştılar. Kitleye, kadınlara hatta çocuklara varıncaya kadar arama işkencesi uyguladılar. Ama halkın Newroz alanına akmasını engelleyemediler. Amaçları boş Newroz alanları yaratmaktı. Böyle bir hayal kurmuşlardı. Fakat hayalleri suya düştü. Bu kez medya sansürü uygulanarak milyonlar görünmez kılmaya çalışıldı. Ama bunu da başaramadılar.
NEWROZ’DAKİ COŞKU DA BAŞARI DA ZAFER DE SİZİNDİR
Bu inanç ve kararlılığı demokratik siyasetle büyütmenin bir kez sözünü bu kürsüden veriyorum. Sizler bu ülkenin onurlu mücadelesinin öncülerisiniz. Newroz’daki coşku da başarı da zafer de sizindir. Her birinizi tek tek yürekten kutluyorum. ‘Şimdi Kazanma Zamanı’ şiarıyla gerçekleştirdiğimiz ve bir referanduma dönüşen Newroz’da milyonların verdiği tarihi mesajların, haykırdığı taleplerin herkes tarafından özellikle Ankara tarafından iyi okunması gerekir. Newroz; ülkeyi kuşatma altına almaya çalışan karanlığa karşı aydınlık geleceğin müjdecisi oldu.”
MİLYONLAR, 2015 MUTABAKATI’NIN ARKASINDA OLDUĞUNU GÖSTERDİ
Halkımız, rehine siyasetiyle, irade gaspıyla, darbeyle, halk iradesinin asla engellenemeyeceğini gösterdi. Milyonlar, HDP etrafında en büyük kenetlenmeyi sağlayarak, kapatma ve kumpas davalarıyla demokratik siyasetin asla engellenemeyeceğini, buna izin vermeyeceğini ispat etti. Newroz, Kürt sorununun tecritle, Kürt düşmanlığıyla, inkâr ve imhayla değil, diyalog ve müzakereyle, barış politikalarıyla ancak çözülebileceğini gösterdi. Milyonlar, 2013 çözüm mektubunun, 2015 Dolmabahçe Mutabakatı’nın arkasında olduğunu bir kez daha gösterdi. İmralı’yla diyalog kapılarının bir an önce açılması talebini Newroz’da haykırdı. Kürt halkı, anadilde eğitim başta olmak üzere anadillerinin üzerindeki yasak, baskı ve asimilasyonun bir an önce kaldırılmasını haykırdı. ‘Anadilim onurumdur, kimliğimdir, sonuna kadar onuruma sahip çıkacağım” dedi.
ÜÇÜNCÜ YOLU BÜYÜTECEĞİZ
Newroz, HDP’nin ‘Üçüncü Yol’ siyasetinin, stratejisinin ortak ve eşit geleceği inşa edecek en güçlü yol olduğunu gösterdi. Bizler, halkımızın açtığı bu yolda, halkla, demokrasi güçleriyle, barıştan, birlikte yaşamdan yana olan herkesle, demokrasi ittifakını daha fazla büyüterek yürümeye devam edeceğiz. Bu yol bizi elbette ki zafere götürecektir. Bu yol, Türkiye’yi demokrasiyle, barışla, adaletle, özgürlükle mutlaka ama mutlaka buluşturacaktır.
Newroz’un fotoğrafı geleceğin fotoğrafını ortaya koydu. Türkiye’nin geleceğini konuşmak isteyenler bir kez daha Newroz’a bakmalıdır. Çünkü geleceği şekillendirecek, büyük değişimi gerçekleştirecek irade oradadır. Bu irade dikkate alınmadan siyasetin de geleceğin de şekillenemeyeceğini herkesin bilmesi gerekir.
MUHARREM AKSEM CİNAYETİ!
“Urfa’da 16 yaşındaki Muharrem Aksem’in güvenlik güçlerinin atış yaptığı alana 400 metre mesafedeki alanda sağ eli kopmuş halde cansız bedeni bulundu. Aksem ilk değildir. Bölge illerindeki askeri atış alanları ve sahipsiz mühimmatlar nedeniyle bugüne değin yüzlerce insan hayatını kaybetti. Aksem’in cansız bedeninin bulunduğu yer de atış yapılan bir bölgedir, meradır ve insanların geçtiği bir yerdir. Halka yönelik herhangi bir uyarının, bilgilendirmenin olmaması tehlikenin boyutunu daha da arttırmaktadır. Aksem’in ölümünün bütün yönleriyle aydınlatılması için etkin bir soruşturma derhal başlatılmalı ve sorumluluğu bulunanlar mutlaka açığa çıkartılmalıdır. AKP-MHP iktidarı, ölümün, işkencenin, cezasızlığın kol gezdiği bir ülke ortamını ne yazık ki yarattı. İşkenceye sıfır tolerans dediler. İşkenceciye tolerans iktidarı oldular. 28 Şubat’ın mağduruyuz dediler. Zulüm yarışında 28 Şubatçıların önüne geçmeyi başardılar. Hukukun üstünlüğü dediler, kendi hukuklarını yarattılar, ülkeyi hukuksuz bir hale getirdiler.
HASTA TUTUKLULARA YÖNELİK DÜŞMANLIK HUKUKU AKP-MHP’NİN İKTİDAR SİYASETİ OLARAK KARŞIMIZA ÇIKMAKTADIR
Bunun en somut örneğini hasta tutsaklara olan yaklaşımda görüyoruz. Ölüm siyaseti, hasta tutuklulara yönelik düşmanlık hukuku AKP-MHP’nin iktidar siyaseti olarak karşımıza çıkmaktadır. Cezaevlerinin zulüm ve ölüm evlerine döndüğünü anlamak için sadece son on beş günde yaşananlara bakmak yeterlidir. Bakın; Iğdır S Tipi Kapalı Cezaevi’nde tek başına hücrede tutulan 28 yaşındaki Sinan Kaya şüpheli bir şekilde hayatını kaybetti. Şervan Can Güder henüz 20 yaşındaydı, Van F tipi Cezaevinde kalp krizi geçirerek yaşamını yitirdi. Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan ve yaşamını yitirmek üzereyken tahliye edilen hasta tutsak Hayri Karaş, tahliye edildikten sadece 10 gün sonra tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. Bu ölümlerin siyasi sorumlusu; insan haklarını ve hukuku değil, 12 Eylül darbecilerini referans alan AKP iktidarıdır.
ADALET ÇÖKTÜĞÜNDE, ÜLKE ÇÖKER
Sincan Cezaevi’nde tutulan yüzde 80 engelli Mehtap Şentürk hakkında ‘mevcut tedaviden yeterli yarar görmediği’ saptanmasına rağmen cezaevinde kalabilir raporu verildi. Diyarbakır’da son 20 günde infazları ertelenen 4 tutsaktan ikisi dışarıda hayatını kaybetti, diğer ikisi ise tutuklanıp yeniden cezaevine konuldu. Bu kişilerden biri felçli, diğerinin de hastalığının tedavisi yok. Arkadaşımız yoldaşımız Aysel Tuğluk da cezaevindeki ağır hasta tutsaklardan biri olup hepsiyle aynı hikâyeye sahiptir. Kendisine demans tanısı konulmasına ve cezaevinde tek başına yaşamını idame edemeyecek olmasına rağmen tahliyesi engellenmektedir. Kinle, intikamla, düşmanlıkla hareket eden bir iktidar ve devlet aklı, sadece insanlığı değil, adaleti öldürmekte, karanlığı da büyütmektedir. Adalet çöktüğünde, hukuk ortadan kalktığında ülke çöker, toplum çöker, insanlık çöker, vicdanlar çöker.
İŞKENCE UYGULAMASINA BİR AN ÖNCE SON VERİN
Buradan Adalet Bakanlığı’na sesleniyorum. Cezaevlerine toplama kampına dönüştüren bu işkence uygulamasına bir an önce son verin çağrımızı yinelemek istiyorum. İnsanlık onuru ve kalıcı barışın tesisi için Aysel Tuğluk arkadaşımız başta olmak üzere tüm hasta tutsakları derhal tahliye edin. Hasta tutsaklara yaklaşım, tüm toplumun ve demokratik kamuoyunun vicdanını derinden yaralamaktadır. Bu ülkenin ihtiyacı düşmanlık hukuku değil, insanlık hukukudur. Ve şunu da unutmayın. Tutuklular asla sahipsiz değildir.
KRİZİN NEDENİ SİZİN BU MERMİ SİYASETİNİZDİR
AKP Genel Başkanı, ‘Hayat pahalılığının farkındayız’ diyor. ‘Halkı enflasyona ezdirmeyeceğiz’ diyerek her gün bunları söylemeye devam ediyor. Sanırsınız 20 yıldır iktidarda olan kendileri değilmiş sanki muhalefet partisi gibi konuşuyor. Bir zamanlar ‘Bir mermi kaç para’ diyen zihniyet şimdi hayat pahalılığından söz ediyor. Krizin nedeni sizin bu mermi siyasetinizdir. Talan ve savaş siyasetinizdir. İktidarda olan sizsiniz. Neden çözmüyorsunuz diye HDP olarak halkımız adına size sormak boynumuzun borcu ve sorumluluğumuzdur. Bırakalım çözümü; çözüm isteyen üreticilerle dalga geçercesine ‘Manda yoğurdu yiyin’ diyen bir AKP Genel Başkanı var. Millet kuru ekmek bulamıyor, o, manda yoğurdu, kestane balı, Medine hurması, yulaf yiyin diye ekranların başında halkımıza bunu söylemekten utanmıyor, sıkılmıyor.
Bunların bir diğer çözümü de biliyorsunuz; ‘Uzun kuyruk olmasın diye et fiyatlarına yüzde 48 zam yaptık’ diyen Et ve Süt Kurumu Genel Müdürünü görevden almak oldu. Müdür gitti ama zamlar yerinde duruyor. Müdür yanlış yaptıysa, zammı neden geri almadınız? Almazlar, çünkü onların dertleri kendi çıkarlarıdır, paradır, kendi rantlarıdır. Paradır! Yaptıkları köprüler, halkın cebi ile yandaşın kasası arasında kurulan soygun köprüsüdür. 85 milyonun rızkını 5’li çeteye bağladıklarını bir kez daha görüyoruz.
Meclis’e yeni getirdikleri bir torba yasa var. 5’li çete denilmesini yasaklayan bir yasadır bu yasa. Hırsıza hırsız, çeteye çete denilmesini yasaklamak istiyorlar. 5’li çeteye dokunulmazlık kazandırmaya çalıştıklarını biliyoruz. Çünkü bunlar çıkar ve rant ortaklarıdır. 5’li çetenin başındaki en büyük şirket AKP’dir. Şirketin merkezi de Saray’dır. Halk aç, perişan. Çözüm bekliyor. İktidar ise 5’li çetesi için özel bir kanun çıkartıyor! Meclisi bunun için çalıştırıyor.”
ASGARİ ÜCRET ÇAĞRISI!
‘Halkı enflasyona ezdirmeyeceğiz’ diyen iktidara buradan çağrı yapıyorum: Eriyen asgari ücreti hemen yeniden belirleyelim. Ki grubumuz asgari ücretin üç ayda bir belirlenmesi için kanun teklifi de verdi, hemen bunu meclisten geçirelim. En düşük emekli maaşını asgari ücret düzeyine hemen getirelim. Akaryakıt, ulaşım ve iletişimdeki ÖTV’yi hemen kaldıralım. Esnafın indirim maliyetini ise devletin karşılaması için düzenleme yapalım. Tüm bunlara kaynak yaratmak için, kur, köprü ve yol garanti ödemelerini derhal durduralım. Var mısınız? Halkı enflasyona ezdirmeyeceğiz laflarıyla bu işler olmaz. Gelin gerekli acil adımları bir an önce atalım.
Dün, belli ürünlerde KDV’yi yüzde 8’e indirdiklerini açıkladılar. Raflardaki fiyatlara yansımasının olmayacağı ortadadır. Maliyet artışına yol açan nedenler ortadan kaldırılmadan tek başına KDV indirimi halkı rahatlatmaz. Onun için akaryakıt ve ulaşımdaki ÖTV kaldırılsın diyoruz. Mazot fiyatları indirilsin, çiftçiye teşvik verilsin diyoruz.
Bu soygun düzenini kabul etmedik, kabul etmiyoruz ve kabul etmeyeceğiz. İktidar ve yandaşları ihya olsun diye insanlar bu çileye, bu zulme katlanmak zorunda değildir. Kendi ekonomik ve siyasi çıkarlarını garanti altına almak için her türlü hukuksuzluğu yapan zihniyete karşı hep birlikte dur diyeceğiz. Kimse bu düzene mahkûm ve mecbur değildir. Başka bir yol elbette ki mümkündür.
SANDIĞA GİRMEYECEK OYUN, SANDIKTAN ÇIKMASI İÇİN YOL BULMAYA ÇALIŞIYORLAR
Bu iktidarın bir hikâyesi kalmayınca, halktan umudu kesince şimdi de başka bir oyun peşindiler. Seçim kanunlarıyla oynamaya başladılar. Sandığa girmeyecek oyun, sandıktan çıkması için yol bulmaya çalışıyorlar. Yani ikna yoluyla elde edemeyecekleri oyları, hileyle alma peşinde olduklarını biliyoruz. Ülkedeki ekonomik krizi biz çözeriz diyen iktidar, seçim hileleriyle kendi siyasi krizini çözme arayışındadır. Bugün genel kurulda görüşülecek yasanın özü tam da budur! Bunun için ne yapıyorlar? YSK’yı, il-ilçe seçim kurullarını, eşi görülmemiş dalavere yöntemleriyle tümden ele geçirmeye çalışıyorlar.
VER BAŞKANLIĞI, AL BARAJI ALIŞVERİŞİ!
Sizin hilecilikte ustaysanız, halk da bu hileleri bozmakta ustadır. Öyle bir fark yiyeceksiniz ki, YSK da seçim kurullarınız da hileleriniz de sizi kurtarmaya yetmeyecektir. Sevgili Sırrı Süreyya’nın meşhur deyimiyle ‘xim-xiş’ olacaksınız. Küçük ortakları için barajı yüzde 7’ye indiriyorlar. Diyet ödüyorlar. Ver başkanlığı, al barajı alışverişidir bu. Kürtler Meclis’e girmesin diye koydukları barajı şimdi küçük ortakları MHP Meclis’e girsin diye indiriyorlar. Biz bu barajı yıkalı tam 7 yıl oldu. 7 Haziran’da yıkmıştık, geçersiz kıldık. Bir anlamı kalmayınca da şimdi kendileri için indirmek zorunda kaldılar.”
PİRHA- ENAG şubat ayına ilişkin enflasyon oranlarını açıkladı. ENAG’ın açıkladığı verilere göre enflasyon yüzde 123,80 olarak kaydedilirken, TÜİK ise, tüketici fiyatları aylık bazda yüzde 4,81, yıllık enflasyon yüzde 54,44 olarak gerçekleştiğini açıkladı.
Enflasyon Araştırma Grubu’nun (ENAG) açıkladığı verilere göre enflasyon şubatta aylık yüzde 5,44 artarken, 12 aylık artış ise yüzde 123,80 olarak kaydedildi.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından paylaşılan verilere göre ise, tüketici fiyatları aylık bazda yüzde 4,81 yıllık enflasyon yüzde 54,44 olarak gerçekleşti. Şubat ayında yıllık çekirdek enflasyon yüzde 44,05 oldu. Ocak ayında tüketici fiyatları aylık yüzde 11,10; yıllık yüzde 48,69, üretici fiyatları aylık yüzde 10,45, yıllık yüzde 93,53 artış göstermişti. Beklenti anketlerinde tüketici fiyat artışı aylık yüzde 3,80, yıllık yüzde 52,95 olarak tahmin ediliyordu.
Ticaret Bakanı Mehmet Muş da, dün yaptığı açıklamada, ihracatın şubatta yıllık bazda 20 milyar dolar, ithalat 28,1 milyar dolar olduğunu açıkladı. Türkiye’nin dış ticaret açığı şubatta yıllık yüzde 142 artışla 8,1 milyar dolara yükseldi.
PİRHA- Partisinin grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, ittifak tartışmalarına açıklık getirerek, “Bizim ittifakımız, grev çadırındaki işçilerdir, bütün ekonomi bakanlarından daha iyi ekonomi bilen işportacı Zehra teyzedir. Bizim ittifakımız; kardeşleri Enes Kara için Taksim’e çıkan ve polis müdahalesine karşı direnen genç yoldaşlarımızdır. Bizim ittifakımız, havasını toprağını, deresini suyunu savunan Havva Ana’dır. Bizim ittifakımız her gün öldürülen kadınlar için adliye adliye gezen, sokakları, caddeleri dolduran, hiçbir şeyden korkmayan kadınlardır. Bizim ittifakımız; kayyıma karşı halkın sandıktaki iradesidir” dedi.
Erdoğan’ın İmralı açıklamalarına ilişkin konuşan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “İmralı’da yürütülecek diyalog görüşmelerini sonuna kadar destekleriz. Ancak bir taraftan mutlak tecridi uygulamaya devam edenlerin diğer taraftan İmralı’dan söz etmelerini asla samimi bulmuyoruz” dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.
Hrant Dink’in katledilmesinin 15’inci ölüm yıldönümünde anan Buldan, “Sevgili Hrant’ın Dink’in katledilişinin 15’inci yıl dönümü. Sevgili Ahparing’i saygıyla, sevgiyle ve büyük özlemle anmak istiyorum. Evet, Hrant’sız 15 yıl geçti. Ama yüzündeki umut dolu o kocaman gülüşü unutmadık. Cesaretini yüreğimize yazdık. Bize emanet ettiği barışı asla unutmadık! Yarım kalan özgür bir ülke düşünü asla unutmadık. Evet; katili de onunla resim çekenleri de onların arkasındaki karanlığı da tabi ki unutmadık ve unutmayacağız. Cinayete giden süreçte rol oynayan üst düzey kamu görevlileri ve rütbeliler hakkında bugüne değin tek bir işlem yapılmadı, tek bir dava açılmadı. Cinayetin arka planı aydınlatılmadı. Sorumlular, cezasızlık zırhıyla korundular. Kollandılar ve korunmaya devam ediyorlar. Merkezinde devlet görevlilerinin planlayıcı ve yönlendirici olarak yer aldığı bir cinayettir, Hrant Dink cinayeti” dedi.
Hrant Dink’i katleden mekanizmayı Roboski’den, Diyarbakır, Suruç, Ankara ve İzmir Katliamlarından tanıdıklarının altını çizen Buldan, “Bu mekanizmanın sahipleri iyi bilmelidir ki; işlenen cinayetler, katliamlar, unutulur, yanlarına kâr kalır sanmasınlar! Bu hakikatler elbette gerçek adalet önünde bir bir açığa çıkacaktır, çıkarılacaktır” diye konuştu.
HDP Eş Genel Başkanı Buldan’ın konuşmasından satırbaşları, şöyle:
“Çarşıda, pazarda, sokakta, işyerlerinde, marketlerde, ‘geçinemiyoruz’ seslerinin yükseldiği, iktidara yönelik öfke ve itirazın giderek büyüdüğü önemli ve sıkıntılı günlerden geçiyoruz. Tabi; bu seslere iktidarın kulaklarının kapalı olduğunun da biliyoruz, halkın tepkisinden de bunu görüyoruz. ‘64 yaşındayım pazarcılık yapıyorum benim hakkım değil mi evde oturmak’ diyen bir kadının isyanını da ‘Cebimde 4 lira param var, okulda yemek yiyemiyorum’ diyen bir çocuğun çığlığını da, market kasalarında fiyatlara karşı yükselen itirazı da bu iktidar duymuyor, görmüyor ve görmezden geliyor. Ama biz duyuyoruz ve görüyoruz.
HDP, emekçi yoksul halkın sesidir, sözüdür!
Ürettikleri yalan siyasetinin halkta bir karşılığının olmadığını, hikâyelerinin bittiğini görmek istemiyorlar. Ama daha fazla kaçamayacaklar. Saklanamayacaklar. Gittikleri her yerde bu gerçeklerle yüzleşecekler. Her yerde halkın ‘artık düşün yakamızdan’ tavrıyla karşılaşmaya devam edecekler!
AKP-MHP iktidarının hamasetine karşı çarşıda, pazarda, sokakta, meydanlarda, marketlerde, her yerde ‘geçin bu yalanları’ demenin tam da zamanıdır. Hesap sormanın tam da zamanıdır.
Buraya yazıyorum. Gelmiş geçmiş en büyük faizci iktidar, AKP-MHP iktidarıdır. Bunların yalanları dahi yüksek faizlidir. Düşmüyor bir türlü! Maliye Bakanları çıkmış ‘Bekleyin enflasyon 2023 Haziran’ında tek haneye inecek’ diyor. Vallahi bu bakan, olacakları şimdiden çok iyi görüyor. Aslında iyi bir bakan doğruyu söylüyor. Evet, olur da seçimler o tarihe kalırsa 2023 Haziran’ından önce sizin iktidarınız düşecek, arkasından enflasyon düşecek. Sizin gördüğünüz budur. Önce AKP, sandıkta tek haneye inecek! Ardından da enflasyon tek haneye düşecek.
Bugün ekranlardaki dolar 13,50’lerdedir. Akaryakıtta, market fiyatlarında gerçek dolar 18-20 liradır. Bakın! Doların 18 liraya ulaştığı 20 Aralık öncesi; 12 Kg’lık mutfak tüpü; 212 liraydı. Dolar bugünlerde 13,50’lerde. Aynı tüpün fiyatı daha da arttı; 244 lira oldu. Dolar 18,50 iken; bir aracın yakıt deposu 650 TL’ye doluyordu. Şimdi dolar 13,50 iken; aynı depo 900 TL’yi geçiyor. Siz neyi düşürdünüz Allah aşkına ya. Buradan iktidara soruyoruz düşürdüğünüz şey ne. Bu kadar fiyat artışının olduğu perişan olduğu bir dönemde sizin neyi düşürdüğünüzü, neyin köpüğünü aldığınızı merak ediyoruz. Artan konut ve kira fiyatlarıyla bu ülke insanını kendi ülkesinde neredeyse mülteci durumuna getirdiniz. İnsanlar kiralarını ödeyemezken, öğrenciler harçlarını ödeyemezken İsraf Saray’ının harcamaları ise hiç hız kesmeden devam ediyor.
Esnafın çiftçinin, üreticinin iflas etmesinin, hacizle tarlasına traktörüne, el konulmasının nedeni elbette ki bu kara deliktir. Emeklinin 2 bin 500 lira sefalet maaşına mahkûm edilmesinin sebebi elbette ki bu kara deliktir. İşte beka dedikleri aslında tam da budur! Kara deliğin bekasını korumaya çalıştıklarını hepimiz biliyoruz. Bir kez daha söylüyorum: Yutan Saray sebeptir. Ülkedeki yoksulluk, açlık ve sefalet sonuçtur.
Hanelere tarihin en yüksek elektrik faturaları gelmeye başladı. Bakın bu fatura bedelleri nereye gidiyor, tek tek sıralayayım. Faturadaki bedelin bir kısmı ile İdlib’teki ÖSO çetelerinin elektrik masrafları karşılanıyor ve onların maaşları ödeniyor. Faturalardaki o büyük yansımalar, TRT katkı payı olarak kullanılıyor. ÖSO payını eklediler. İdlib’in elektriği çok ucuz bir fiyatla Türkiye’den sağlanıyor bunu da herkesin bilmesi gerekiyor. Tüm bunlardan sonra geriye kalan küçük bir miktar ise yurttaşın kullandığı elektriğin bedelidir. Tarihte böyle bir dolandırıcılık, tarihte böyle bir hırsızlık ne görüldü ne görülecek.
Kul hakkının yendiği, hukuksuzluğun, haksızlığın, dolandırıcılığın iktidar için bu kadar kolay yapılabildiği ekonominin adı, Suç ve Rant Ekonomisidir. Bu suç ekonomisinin her aşamasında en çok sömürülen kesim ise kadınlardır. Salgın hastalık koşullarında işsiz kalıp aç yatanlar, faturasını ödeyemeyenler, bakkala borç ekmek dahi yazdıramadıkları bir dünyanın içinde olanlar, emeklilik hakları hiç olmayanlar…Onlar hep içimizde. Verdikleri emeğin karşılığını alamayıp bir de kötü muamele görenler, kendisine eşya gibi davranılanlar, köleliğin günümüz versiyon ev emekçisi kadınlardan bahsediyorum.
Biz diyoruz ki; AKP ve MHP, Erdoğan ve Bahçeli gitmeden ekonomi çözülmez. Bu ülke huzura ve refaha kavuşmaz. Bunlar gitmeden, kara delik kapanmaz, talan düzeni bitmez. Bu kesindir. İnşallah ilk seçimde bu ikisini de göndereceğiz. O zaman bu ülke huzura da refaha da kavuşacak.
Kendisi çökerken, halkı da çökertmek isteyen bir iktidarın varlığı gerçekten korkunçtur.
Kemal Kurkut. Newroz alanında herkesin gözü önünde katledilen Kemal Kurkut. İstinaf Mahkemesi, katledeni değil, Kemal Kurkut’u suçlu buldu. ‘Saldırgan bir eylemci’ dedi. Yargısız infaza, yargı zırhı getiren bu düzen, faili meçhul cinayetlerin, Susurluk’un devamı bir düzendir. Hukukun, adaletin de katledildiği bir düzendir. Verebileceğimiz birçok örnek var ama bugün bunlarla sınırlı tutuyoruz. Yoksa gerçekten anlatacağımız birçok hikaye ve trajedi var ama halkımız hem bunları hem de yakından takip ediyor.
Evet, yaşamdan koparılan insanlar, katledilen kadınlar, mülteciler, yok edilen gelecek, çalınan umutlar, karartılan hayatlar, yargı zırhıyla kapatılmak istenen katliamlar, cezaevlerinde işkenceler, bütün bunlar son dönemlerde yaşadıklarımız ve tanık olduklarımız. Bu tablo AKP-MHP iktidar düzeninin ülkeyi içerisine sürüklediği çöküşün, uçurumun bir fotoğrafıdır. Adaletsizliğin ve zulmün bir fotoğrafıdır. Hukuksuzluk düzeninin bir fotoğrafıdır. Türkiye gerçeklerinin fotoğrafıdır. Ölüm siyasetinin bir fotoğrafıdır.
Buradan bir kez daha sesleniyorum: Hiç kimse bu iktidara bakarak umudunu ve yaşam sevincini asla kaybetmemelidir. Elbette bugünler geçecektir. Mücadelemizi ve toplumsal dayanışmamızı büyüterek bu devranı mutlaka halkın lehine döndüreceğiz. O yüzden yaşama sımsıkı bağlanalım ki, büyük değişimi başaralım. Zulüm karşısında direnelim ki, zalimlerin kaybettiğini görelim. Güzel günleri birlikte karşılayalım. Yaşamı kuşatan karanlığın karşısında hiç yılgınlığa düşmeyelim. Biz umudumuzu büyütelim, cesaretimizi arttıralım. Göreceksiniz her şey değişecektir, dönüşecektir.
HDP işte bu değişimi ve dönüşümü başarmak için vardır. HDP’yi engelleyebilmek, durdurabilmek için uğraşadursunlar; bizler yolumuza kararlılıkla ve en güçlü şekilde, halklarımızla birlikte devam edeceğiz.
Demokratik çözüm için toplumsal barış için diyalog ve müzakereye dayalı yöntem tek çözüm yoludur. Bu çerçevede İmralı’da yürütülecek diyalog görüşmelerini sonuna kadar destekleriz. Ancak bir taraftan mutlak tecridi uygulamaya devam edenlerin diğer taraftan İmralı’dan söz etmelerini asla samimi bulmuyoruz. Bir tarafta rehin tutulan demokratik siyasetçiler; Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Sebahat Tuncel, İdris Baluken, Gültan Kışanak ve tüm arkadaşlarımız, diğer tarafta ise İmralı’da ağırlaştırılan tecrit. Sürdürülen bu iki durumu da, bu iki durum üzerinden yürütülen tartışmayı da doğru bulmuyoruz, kabul etmiyoruz. Bunu da herkesin bilmesi gerekiyor. Biz, demokratik çözümün, demokratik müzakerenin ve onurlu bir barışın zeminini yaratma konusunda sonuna kadar kararlıyız.
İşte bize ittifaklarımızı soruyorlar ya. Açıklayalım. Bizim ittifakımız, grev çadırındaki işçilerdir, bütün ekonomi bakanlarından daha iyi ekonomi bilen işportacı Zehra teyzedir. Bizim ittifakımız; kardeşleri Enes Kara için Taksim’e çıkan ve polis müdahalesine karşı direnen genç yoldaşlarımızdır. Bizim ittifakımız, havasını toprağını, deresini suyunu savunan Havva Ana’dır Havva Ana. Bizim ittifakımız her gün öldürülen kadınlar için adliye adliye gezen, sokakları, caddeleri dolduran, hiçbir şeyden korkmayan kadınlardır. Bizim ittifakımız, barış isteyen milyonlardır. Bu kadar açık ve nettir. Bizim ittifakımız; kayyıma karşı halkın sandıktaki iradesidir. Bizim ittifakımız; toplumdaki büyük itirazı, inşaya çevireceğimiz büyük dönüşüm ittifakıdır.
İşte HDP’nin ne yapacağını merak edenlere söyleyelim, biz toplumsal muhalefetin, demokratik muhalefetin, eşit ve birlikte yaşamın, ortak geleceğin, barışın temel taşıyız, taşıyıcı kolonuyuz. Mücadele bayrağını hep en önde taşıdık taşımaya da devam edeceğiz. Ülkenin çözümsüz bırakılan temel sorunlarının, ekonomik çöküşün konuşulmaması için halkın, sokağın gündemini saptırmaya çalışan iktidarın hikâyesinin de, siyasetinin de bittiğini herkes biliyor ve görüyor. İşte asıl büyük hikâyeyi, umudu yeniden inşa eden Türkiye’nin ezilen, emekçi yoksul halkları yazacaktır! Emekçiler yazacaktır, kadınlar yazacaktır, gençler yazacaktır, adaletten, barıştan ve demokrasiden yana olan büyük vicdanlar yazacaktır, HDP yazacaktır kısacası, HDP yazacaktır.
Bu hikâye; herkesin ortak kazancı olan güçlü bir demokrasidir. Güvence altına alınmış özgürlüklerdir. Herkes için adalettir. Sağlam temeller üzerine kurulacak toplumsal barıştır. Ve onurlu bir yaşamdır. Umutlu olalım. HDP’de kalalım, hiç kimse hiçbir kuşkuya kapılmasın HDP gittikçe büyüyen bir partidir.”
PİRHA- Art arda gelen zamlar ve dövizin TL karşısındaki yükselişine karşı yazılı açıklama yapan HDK, iktidarın yarattığı krizi çözme gücünden yoksun olduğuna dikkat çekerek, tüm emek, demokrasi ve özgürlük güçlerini, kapitalizme ve faşizme karşı birlikte hareket etmeye çağırdı.
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Yürütme Kurulu, art arda gelen zamlar ve dövizin TL karşısındaki yükselişine ve halkın yoksullaşmasına ilişkin yazılı açıklama yaptı.
Yapılan açıklamada, kapitalist egemenlik düzeninin ve mevcut faşist iktidar kurumsallaşmasının ürünü olan çoklu kriz gerçekliği, bütün boyutlarıyla ve pandeminin ağırlaştırdığı koşullar altında iç içe geçerek toplumsal ve siyasal yaşamı etkisi altına almayı sürdürdüğüne işaret edilerek, “Yarattıkları krizi çözme gücünden yoksun sistem güçleri, savaş-işgal politikalarıyla, milliyetçi-ırkçı, dinci, cinsiyetçi saldırganlıkla, dizginsiz yasakçılık ve devlet terörüyle toplumu baskı altında tutarak krizi yönetmeye, iktidar ömürlerini uzatmaya çalışıyorlar” denildi.
Ekonomik-mali kriz, toplumun en geniş ve yaygın kesimlerinin gündelik yaşamını derinden sarsan yıkıcı sonuçlar yarattığının belirtildiği açıklamanın devamında şunlara yer verildi:
“İşçisi işsizi, emeklisi yaşlısı, köylüsü esnafı, kadını genci ve göçmeniyle sömürülen ve ezilen emekçi on milyonlarca insanın acısından ve çare arayışından söz ediyoruz.
Yoksulluk, açlık, işsizlik, evsizlik, pahalılık, borçluluk tepkilerinin, direniş ve isyanlarının ardı arkası kesilmiyor. Sokaklar, meydanlar, sanayi havzaları, tarım alanları, kampüsler ve okullar iş, aş, eşitlik, adalet, demokrasi ve özgürlük isteği ve talepleriyle harekete geçen halk kesimlerinin kesintisiz eylemlerine tanıklık ediyor. Son bir iki gündür pek çok ilde açığa çıkan ve sokaklara taşan demokratik ve fiili meşru protesto gösterileri, halk tepkisinin birleşik kitlesel ve örgütlü yönde bir halk hareketi olarak gelişme potansiyelini ve olanaklarına işaret ediyor.”
HDK, tüm emek, demokrasi ve özgürlük güçlerine, kapitalizme ve faşizme karşı birleşik bir halk hareketi ve örgütlenmesi yaratmak amacıyla güç ve eylem birliği zeminlerinde ortaklaşmaya, birlikte hareket etmeye çağırırken, “Emekçi halklarımızın ve tüm ezilenlerin birleşik demokratik toplumsal ve siyasal gücünü açığa çıkarmak, ertelenemez acil sorumluluğumuz ve görevimiz olarak önümüzde durmaktadır. Halklarımızın bizlerden beklentisi de bu yöndedir. HDK olarak, bu yönlü her türden ilerleme çabasının, her türden meşru biçimler altında yürütülen birlik girişimlerin ve eylemsel ortaklıkların etkin öznesi olacağımızı belirtiyoruz” ifadelerine yer verdi.
PİRHA- DİB, art arda gelen zamlar ve dövizin TL karşısındaki yükselişine karşı demokratik direniş çağrısı yaptı. DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu da, “Artık yeter, geçinmek istiyoruz” diyerek 25 Kasım’da alanlarda olacaklarını belirtti.
“Bıçak kemiği de deldi geçti. Şimdi halkçı seçeneği yaratmanın, bunun için birlik olmanın tam zamanıdır” açıklaması yapan Demokrasi için Birlik (DİB), şu çağrıyı yaptı:
“Döviz kurları görülmedik boyutlarda artış içinde. Kazanan bir avuç kapitalist vurguncu, Tek adam saray rejiminin yandaşları. Faiz indirerek, kur artırarak reel işçi ücretlerini Çin’dekinin yarısına gerileten iktidar, sermayeye hayal satmak adına ülkeyi yıkıma sürüklüyor. Gelinen nokta geniş toplum kesimleri açısından sürdürülemez bir noktadır.
Çağrımızdır: Sendikalar ve emek örgütleri başta olmak üzere grev, genel grev dahil her türden demokratik direniş yöntemi gündeme getirilmelidir.
Demokrasi güçleri bu iktidardan derhal kurtulmak için erken seçim dahil tüm olanakları seferber etmelidir.
Şimdi halkçı seçeneği yaratmanın, bunun için birlik olmanın tam zamanıdır.”
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu da, “Artık yeter, geçinmek istiyoruz” başlığıyla yaptığı açıklamada, “İşsizlik, pahalılık, zamlar, faturalar belimizi büküyor” diyerek, 25 Kasım’da DİSK’in örgütlü olduğu tüm illerde ve bölgelerde kitlesel basın açıklamaları yapacaklarını duyurdu.
PİRHA-BiSAM’ın raporuna göre; açlık sınırı İzmir ve İstanbul’da 3 bin liranın üzerinde, Ankara’da 2 bin 864 TL. Yoksulluk sınırının 10 bin TL’ye yaklaştığı Türkiye’de son 18 yılda açlık sınırı 6.3 kat arttı.
Birleşik Metal-İş Araştırma Merkezi(BİSAM), açlık ve yoksulluk sınırı raporunu açıkladı. Buna göre, dört kişilik bir ailenin sağlıklı beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı minimum 2 bin 864 TL. Açlık sınırı üzerinden hane halkı tüketim harcamaları esas alınarak yapılan hesaplama sonuçlarına göre yoksulluk sınırı 9 bin 906 TL.
Rapora göre, açlık sınırı temmuz ayında İstanbul ve İzmir‘de 3 bin lirayı aştı. Asgari ücret İzmir’deki açlık sınırının 308 TL altında kaldı. Ankara’da ise dört kişilik bir ailenin sağlıklı beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı 2 bin 864 TL’ye yükseldi.
18 YILDA AÇLIK SINIRI 6.3 KAT ARTTI
BİSAM raporunda şu bilgilere yer verildi:
“2003 yılının haziran ayında 4 kişilik bir aile, günlük minimum 15.2 liraya sağlıklı beslenebilirken, bugün ancak 95.5 liraya sağlıklı beslenebilmektedir. Buna göre 18 yıllık zaman zarfında açlık sınırı 6.3 katına çıktı. Aynı dönemde enflasyondaki artış ise 5.58 kat oldu. Buna göre açlık sınırındaki artış genel enflasyonda yaşanan artıştan daha fazla gerçekleşti. Yetişkin bir kadının sağlıklı beslenmesi için yapması gereken günlük harcama tutarı 24.76 TL, yetişkin bir erkeğin 25.65 TL, 15-18 yaş arası bir gencin 27.24 TL, 4-6 yaş arası bir çocuğun ise 17.80 TL’dir.”
GÜNLÜK GIDA HARCAMASI 95 TL
Raporda, günlük harcamalarında ise en fazla maliyetin süt ve süt ürünleri grubunda gerçekleştiği belirtildi. Bu ürünler için günlük 31.23 TL’lik harcama gerekirken, et, tavuk ve balık grubu için yapılması gereken minimum harcama tutarı 20.01 TL’dir.
Sebze ve meyve için yapılması gereken harcama miktarı 14.60 TL, ekmek için yapılması gereken harcama tutarı günlük 6.30 TL olarak hesaplandı. Katı yağ ve sıvı yağ için 6.94 TL, yumurta için 1.34, şeker, bal, reçel ve pekmez için ise 4,57 TL harcama yapılması gerektiği ifade edildi.
PİRHA- Sokakta, pazarda ürünler artarken, işsizlik, yoksulluk yükselirken, ekonomik nedenlerle intihar sayıları çoğalırken, TÜİK,Türkiye ekonomisinin 2021 yılının ilk çeyreğinde yüzde 7 büyüdüğünü açıkladı.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Ocak- Mart 2021 dönemini kapsayan Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) verilerini açıkladı. Verilere göre, Türkiye ekonomisi yılın ilk çeyreğinde yüzde 7 büyüdü.
Yerleşik hane halklarının tüketim harcamaları, 2021 yılının birinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak yüzde 7,4 arttı. Devletin nihai tüketim harcamaları yüzde 1,3, gayrisafi sabit sermaye oluşumu yüzde 11,4 arttı. Mal ve hizmet ihracatı, 2021 yılının birinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak yüzde 3,3 artarken ithalatı yüzde 1,1 azaldı.
Üretim yöntemiyle GSYH tahmini, 2021 yılının birinci çeyreğinde cari fiyatlarla bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 29,1 artarak 1 trilyon 386 milyar 347 milyon TL oldu. GSYH’nin birinci çeyrek değeri, cari fiyatlarla ABD doları bazında 188 milyar 65 milyon olarak gerçekleşti. Böylece Türkiye ekonomisinin büyüklüğü dolar bazında 728,5 milyar dolar, TL bazında 5 trilyon 361 milyar TL oldu.