Etiket: adli tıp kurumu

  • Sarıhan: Aysel Tuğluk ciddi bir bilinç kaybı yaşıyor, bir an önce serbest bırakılmalı-VİDEO

    Sarıhan: Aysel Tuğluk ciddi bir bilinç kaybı yaşıyor, bir an önce serbest bırakılmalı-VİDEO

    PİRHA-Eski CHP Milletvekili Avukat Şenal Sarıhan, tutuklu siyasetçi Aysel Tuğluk’un durumuna işaret ederek, “Bütün temel haklarının cezaevi sistemi içinde korunması ve tanınması gerekir. En temel hak yaşam hakkı, sağlık hakkıdır. Bu noktadaki ihmallerin ortaya çıkardığı tablodaki çifte standart kabul edilebilir bir durum değil” dedi.

    Avukat Şenal Sarıhan, cezaevlerindeki hak ihlallerinin uzun zamandan beri Türkiye için büyük bir sorun olduğunun altını çizdi. Konuya ilişkin verdiği demeçte 12 Mart ve 12 Eylül darbeleriyle birlikte 1990’lı yıllardaki hak ihlallerine bizzat tanık olduğunu belirten Sarıhan, “Cezaevlerinde sağlık, hiçbir zaman güvence altında olmadı. Özellikle siyasi tutuklular yönünden, onların yaşam haklarının korunması, yaşam haklarının güvenceye alınması konusunda hiçbir özel önlemle karşılaşmadık” dedi.

    “CEZAEVLERİNDEKİ ÇİFTE STANDART KABUL EDİLEBİLİR DEĞİL”

    26. Dönem Milletvekili olan Şenal Sarıhan, siyasi tutuklulara dönük yapılan kötü muameleleri “Kanayan bir yara” diyerek şunları söyledi:

    “Özellikle de sol siyasi tutuklularla ilgili bu tür sorunlar yaşıyoruz. Mesela Sivas Katliamı davasından Ahmet Turan hastalandı, hatta yaşlandı, hastalanmadı bile. Yaşlılık sebebiyle tahliye edildi. Hasta olduğu da iddia edildi ama kısa sürede tahliyesi af ile sağlandı. Üstelik Adli Tıp Kurumu’nun ‘Cezaevinde kalabilir’ görüşüne rağmen bırakıldı, sonra da vefat etti. O konuda Cumhurbaşkanının bir af yapamayacağı noktasında bir davamız Danıştay’da devam ediyor.
    Hasta tutuklular konusunda yakın tarihlerde art arda ölümler de oluyor. Bu işin ne kadar vahim olduğunu ortaya çıkarıyor. Birleşmiş Milletler Cezaevi Minimum Kuralları diye kurallar var. Bütün Ceza İnfaz Yasaları bu kurallara uygun olarak düzenleniyor. Aslında bizim Ceza İnfaz Yasamız da bu kurallarla çelişen hükümler taşımıyor. Ama buna rağmen bir tutuklu, sadece özgürlüğünden mahrum bırakılabilir, bunun dışındaki bütün temel haklarının cezaevi sistemi içinde korunması ve tanınması gerekir. En temel hak yaşam hakkı, sağlık hakkı. Bu noktadaki ihmallerin ortaya çıkardığı tablodaki çifte standart kabul edilebilir bir durum değil.”

    “HUKUKUN KENDİ KURALLARI İÇİNDE İŞLEMESİ GEREKİYOR”

    Cezaevlerindeki ihlallere karşı daha geniş halk kitlelerinin ses çıkarması gerektiğini ifade eden Şenal Sarıhan, siyasetçi Aysel Tuğluk başta olmak üzere hasta tutuklulara ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Örneğin Ankara İnsan Hakları Derneği Şubesi her cumartesi hasta mahkumlarla ilgili duyurular yapıyor ve kamuoyu yaratmaya çalışıyor. İlgili kurumların, Adalet Bakanlığı’nın dikkatini çekmeye çalışıyorlar. Elbette yasa koyucunun da yani parlamentonun da dikkati çekilmeye çalışılıyor ama öyle bir şey ki bugün Aysel Tuğluk eski bir parlamenter, cezaevinde ve üstelikte ciddi bir bilinç kaybı yaşamakta. Kendi bakımını yapamayacak durumda. Böyle bir insana yönelik olarak hukukun kendi kuralları içinde işlemesi ve bırakılması gerekiyor. Adli Tıp, her zaman çok da kesin olmayan bulgu ve bilgiler veriyor ama her şey de rapora bağlı değil. Bir gözlem ve somut durum da söz konusu.

    Bu konuda kadın hareketi, Aysel Tuğluk’a kadın kimliği ile sahip çıktı. Binlerce imza gönderdiler ve onun sağlık ve yaşam hakkının korunmasını istediler. Aysel Tuğluk, büyük bir travma yaşadı. Annesinin mezarına yapılan saldırıya tanıklık etti. O tarihlerde ben de kendisini görmüştüm, sağlıklı ve bilinçliydi. Herhangi bir sorunu yoktu. Ama yaşadığı süreç çok fazla etkiledi. Belki cezaevleri koşullarından kaynaklanan başka sebepler de olabilir ama bu durumda bireylerin yaşam hakkının ayrımsız, çifte standart uygulanmadan, hukukun kurallarının da buna el verdiği gerçeği üzerinden hareketle Aysel Tuğluk’un bir an önce salıverilmesi gerekir.”

    EREN GÜVEN/ANKARA

  • Aysel Tuğluk yeniden Kandıra Cezaevi’ne götürüldü

    Aysel Tuğluk yeniden Kandıra Cezaevi’ne götürüldü

    PİRHA-Adli Tıp Kurumu’na (ATK) sevk edilen ağır hasta tutuklu HDP eski Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk yeniden Kandıra F Tipi Cezaevi’ne götürüldü.

    Cezaevinde demans teşhisi konulan ve geçtiğimiz günlerde Adli Tıp Kurumu’na (ATK) sevk edilen Kürt siyasetçi Aysel Tuğluk yeniden Kocaeli Kandıra F Tipi Cezaevi’ne götürüldü.

    Tuğluk’un ATK’de 3 gün kaldıktan sonra bugün yeniden cezaevine götürüldüğünü söyleyen ağabeyi Alaattin Tuğluk, “Mahkeme kararında maksimum 3 hafta kalabilir deniyordu, 3 hafta şartı yoktu tabii ama Adli Tıp Kurumu bunun 3 gününü kullandı. Pazartesi günü Aysel’in ziyaretine gideceğim. Bu konudaki detaylı hukuki açıklamaları avukatlarından almak daha doğru olacaktır. Benim tek beklentim kardeşimin sağlığı” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kadınlar ‘Aysel Tuğluk için Özgürlük’ şiarıyla Kadıköy’de buluştu-VİDEO

    Kadınlar ‘Aysel Tuğluk için Özgürlük’ şiarıyla Kadıköy’de buluştu-VİDEO

    PİRHA- Tutuklu siyasetçi Aysel Tuğluk için Kadıköy’deki PTT binası önünde dilekçelerini yollamak için bir araya kadınlar, Adli Tıp Kurumu’nu ve Adalet Bakanlığı’nı tıp etiğine ve hukuka uygun davranmaya çağrısında bulunarak, “Aysel için geç kalmış olmak istemiyoruz. Gözyaşı dökmek istemiyoruz. Bugün, 6 bini aşkın kadının imzalarıyla dilekçelerimizi postalıyoruz, taleplerimizin, Aysel Tuğluk’un sağlığının ve tüm hasta tutsaklarının durumunun takipçisi olacağız” dedi.

    ‘Demans’ (hafıza yetimi) teşhisi konulan ağır hasta tutuklu HDP eski Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk’un sağlık durumunun yeniden incelenmesi için  Adli Tıp Kurumu’na (ATK) sevk edilmişti.

    Kadınlar, “Aysel Tuğluk için 1000 Kadın” kampanyası çerçevesinde 6 bini aşkın imzayla hazırladıkları dilekçeleri, Kadıköy Merkez PTT’den ATK ve Adalet Bakanlığı’na gönderdi.

    Ağır hasta tutuklu Aysel Tuğluk için Kadıköy’de yapılan açıklamaya polis izin vermedi. Kadınlar basın açıklamasını gerçekleştirerek alandan dağıldı.

    “TUĞLUK’UN TEDAVİ EDİLMESİ SAĞLANSIN”

    Aysel Tuğluk ve tüm hasta tutukluların serbest bırakılarak tedavi olmalarının sağlanması çağrısında bulunulan açıklamada şunlar kaydedildi:

    “Aysel Tuğluk’a Özgürlük İçin 1000 Kadın diye yola çıktık. Bugün 54 ülkeden, Türkiye’nin neredeyse her kentinden 6000’den fazla kadın olarak bu sesi büyütüyoruz. Aysel Tuğluk’un yaşadığı ağır hastalığa ilişkin yetkili sağlık kurumlarının hazırladığı “cezaevinde kalamaz” raporlarının dikkate alınmasını, hukuka, insan haklarına uygun bir karar verilmesini, gözlem altına alınıp sonra tekrar cezaevine gönderilen Aysel Tuğluk’un derhal serbest bırakılarak tedavi olmasının sağlanmasını talep ediyoruz!

    Bugün bir kez daha İstanbul’dan yapıyoruz çağrımızı. Her şey için geç olmadan Aysel Tuğluk için ve onun şahsında tüm hasta mahpuslar için özgürlük istiyoruz. Adalet Bakanlığı, Adli Tıp Kurumu, Meclis Başkanlığı ve tüm sorumlulara görevlerini hatırlatıyor, Türk Tabipleri Birliği ve Türkiye Barolar Birliği’ne konunun takipçisi olma çağrısı yapıyoruz. Yetkililere, Aysel Tuğluk’un sağlığının geri dönülemez biçimde zarar görmesinden bizzat sorumlu olduklarını bir kez daha dile getiriyoruz.

    Bugün, 6 bini aşkın kadının imzalarıyla dilekçelerimizi postalıyoruz, taleplerimizin, Aysel Tuğluk’un sağlığının ve tüm hasta tutsaklarının durumunun takipçisi olacağız.”

     NE OLMUŞTU?

    “Demans” tanısı konulan HDP eski Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk, 5 yılı aşkın süredir Kandıra F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuluyor. Tuğluk, 13 Eylül 2017’de annesi Hatun Tuğluk’u kaybetti. Hatun Tuğluk için Ankara’da yapılan cenaze törenine düzenlenen ırkçı saldırı ardından Tuğluk’un bedeni gömüldüğü yerden çıkartıldı ve memleketi Dersim’de toprağa verildi. Annesinin kaybından kısa bir süre sonra Aysel Tuğluk, sağlık sorunları yaşamaya başladı.

    Sevk edildiği Kocaeli Üniversitesi Hastanesi 15 Mart 2021’de Tuğluk’a demans tanısı koydu. KOÜ Adli Tıp Anabilim Dalı 12 Temmuz’da açıkladığı kesin raporunda ise; “Demansın ilerleyebileceğini, cezaevi koşullarında tıbbi destek ve bakımın yeterliliğinde sorun yaşanabileceğini, Tuğluk’un yaşamını bir başkasının yardımı olmaksızın sürdürmesinin mümkün olmadığını, zorunlu ihtiyaçları karşılayamayacağını, infazının ertelenmesi gerektiğini, infaz kurumunda hayatını yalnız idame ettiremeyeceğini” belirtti.

    Tuğluk, daha sonra İstanbul Adli Tıp Kurumu’na sevk edildi. ATK, iki saatlik incelemenin ardından “hayatını yalnız başına idame ettirebilir, tedavisi ve düzenli kontrolleri sağlanarak, cezaevinde infazına devam edilebilir” yönünde rapor vermişti. ATK raporu nedeniyle savcılık, infaz ertelenmesi talebini de reddetmişti.

    Tuğluk’un avukatı Reyhan Yalçındağ, üçüncü bir rapor verilmesi için başvuru yaptı ve Tuğluk 21 Aralık’ta yeniden hastaneye sevk edilmişti. Hastane ardından Tuğluk’un durumu ATK tarafından bir kez daha incelenecek.

    Tuğluk’un kötüleşen sağlık durumuna karşı kadınlar tarafından başlatılan imza kampanyasına uluslararası ve ulusal alanda birçok destek gelirken, kadınlar Tuğluk’un tahliye edilmesi için çağrıda bulundu.

    PİRHA-İSTANBUL

     

  • Aysel Tuğluk, Adli Tıp Kurumu’na sevk edilecek

    Aysel Tuğluk, Adli Tıp Kurumu’na sevk edilecek

    Hasta tutuklu siyasetçi Aysel Tuğluk’un durumu Adli Tıp Kurumu tarafından yeniden incelenecek. Tuğluk’un ağabeyi Alaattin Tuğluk, sağlık durumu kötüye giden Tuğluk’un serbest bırakılmasını istedi. 

    Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre, Kocaeli Kandıra F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk için Adli Tıp Kurumu (ATK) Üst Kurul’a yapılan itiraz ve Kobanê Davası’nın görüldüğü Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nin talebi üzerine ATK tekrar inceleme yapacak. Demans hastası Tuğluk’un, önümüzdeki hafta içerisinde ATK’ye götürülmesi bekleniyor.
    Hasta tutuklu Tuğluk’un ağabeyi Alaattin Tuğluk, kardeşinin son durumuna dair ajansımıza konuştu. Tuğluk’un oluşan kamuoyu sayesinde hastaneye sevk edildiğini kaydeden ağabey Tuğluk, kardeşinin durumunun her geçen gün kötüleştiği bilgisini paylaştı.
    “AVUKATLARI YASAL GİRİŞİMLERE DEVAM EDİYOR”
    İki hafta önce kardeşini ziyaret ettiğini söyleyen Alaattin Tuğluk, “Aynı şekilde durgunluk ve unutkanlık var. Konuyu tam anlamıyla devam ettirememe durumu var. Söylenen şeyleri ciddi bir şekilde tekrarlıyor. Yine hareketlerinde bir kararsızlık gördüm. Bütün olayları unutuyor, söylediği şeyleri bir daha söylüyor. Ama fiziksel olarak iyi gördüm. Diğer arkadaşlarına karşı sevecen tavrı vardı. Avukatları yasal girişimlere devam ediyor” dedi.
    KAMUOYU ETKİSİ
    ATK tarafından verilen ilk kararı eleştiren Tuğluk, ATK’nin yeniden kardeşinin durumunu inceleyeceğini belirtti. Tuğluk, “Kocaeli Seka Devlet Hastanesi’nde de hastalığının teşhisi konulunca, kamuoyunun büyük bir baskısıyla yeniden ATK durumu görüşmek, müşahede altına almaya karar verdi. Arkadaşları ve kadınlar, çağrılar yapıyorlar. Özellikle kamuoyunda bu kadar gündem olduğu için ailemiz adına teşekkür ediyorum. Aysel Tuğluk’un derhal serbest bırakılmasını istiyorum” diye konuştu.
    NE OLMUŞTU?
    “Demans” tanısı konulan HDP eski Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk, 5 yılı aşkın süredir Kandıra F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuluyor. Tuğluk, 13 Eylül 2017’de annesi Hatun Tuğluk’u kaybetti.
    Hatun Tuğluk için Ankara’da yapılan cenaze törenine düzenlenen ırkçı saldırı ardından Tuğluk’un bedeni gömüldüğü yerden çıkartıldı ve memleketi Dersim’de toprağa verildi.
    Annesinin kaybından kısa bir süre sonra Aysel Tuğluk, sağlık sorunları yaşamaya başladı.
    Sevk edildiği Kocaeli Üniversitesi Hastanesi 15 Mart 2021’de Tuğluk’a demans tanısı koydu. KOÜ Adli Tıp Anabilim Dalı 12 Temmuz’da açıkladığı kesin raporunda ise; “Demansın ilerleyebileceğini, cezaevi koşullarında tıbbi destek ve bakımın yeterliliğinde sorun yaşanabileceğini, Tuğluk’un yaşamını bir başkasının yardımı olmaksızın sürdürmesinin mümkün olmadığını, zorunlu ihtiyaçları karşılayamayacağını, infazının ertelenmesi gerektiğini, infaz kurumunda hayatını yalnız idame ettiremeyeceğini” belirtti.
    Tuğluk, daha sonra İstanbul Adli Tıp Kurumu’na sevk edildi. ATK, iki saatlik incelemenin ardından “hayatını yalnız başına idame ettirebilir, tedavisi ve düzenli kontrolleri sağlanarak, cezaevinde infazına devam edilebilir” yönünde rapor vermişti. ATK raporu nedeniyle savcılık, infaz ertelenmesi talebini de reddetmişti.
    Tuğluk’un avukatı Reyhan Yalçındağ, üçüncü bir rapor verilmesi için başvuru yaptı ve Tuğluk 21 Aralık’ta yeniden hastaneye sevk edilmişti. Hastane ardından Tuğluk’un durumu ATK tarafından bir kez daha incelenecek.
    Tuğluk’un kötüleşen sağlık durumuna karşı kadınlar tarafından başlatılan imza kampanyasına uluslararası ve ulusal alanda birçok destek gelirken, kadınlar Tuğluk’un tahliye edilmesi için çağrıda bulundu.

    (HABER MERKEZİ)
  • Türkdoğan: Tuğluk için umarız bu sefer tıp neyi gerektiriyorsa onun kararını verirler-VİDEO

    Türkdoğan: Tuğluk için umarız bu sefer tıp neyi gerektiriyorsa onun kararını verirler-VİDEO

    PİRHA-İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, sağlık durumu kritik evrede olan Aysel Tuğluk’un derhal serbest bırakılması gerektiğini belirterek “Hak, adalet, hukuk nerede kaldı? Bütün meselelere siyasal bakarsanız devleti yönetemezsiniz. Nitekim Türkiye yönetilemez bir noktaya da geldi. Aysel Tuğluk’a yapılan muamele kesinlikle kabul edilemez” dedi.

    Tutuklu siyasetçi Aysel Tuğluk, son iki yıldır yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle, kişisel ihtiyaçlarını dahi tek başına karşılayamaz hale geldi. Avukatların “serbest bırakın” çağrısına karşılıksız kalan Adalet Bakanlığı, uzmanların “Cezaevinde kalamaz” kararlarını da yok saydı.

    “DEMOKRASİ MÜCADELESİNİN KONUSU HALİNE GELMİŞTİR”

    İnsan Hakları Derneği de Aysel Tuğluk için kimi girişimlerde bulunan kurumlardan oldu. İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, gelinen süreçte, bir grup aydın, sanatçı ve aktivist ile birlikte Aysel Tuğluk’un tedavi özgürlüğüne kavuşması için çalışma yürüttüklerini belirtti. Türkdoğan, uluslararası düzeyde kamuoyu oluşturma çabalarının da olduğuna vurgu yaparak konuya ilişkin şu açıklamayı yaptı:

    “Tabii Türkiye’deki siyasal iktidarın geldiği durum çok da iyi bir durum değil. Yargı yolu ile baskı politikasını izlediği gibi, özellikle siyasal kişilikleri hapiste tutarak bir nevi rehine politikası izliyor. Ama bu artık hiçbir şekilde katlanılamaz duruma gelmiş durumda. Hasta mahpusların siyasal kimliklerine göre maalesef karar veriliyor ve Aysel hanımın adli tıp kurumunda maruz kaldığı muameleyi böyle özetleyebiliriz. Halbuki, adli tıp kurumunun meseleye tamamen tıbbi yaklaşması gerekirdi. Ama siyasal iktidarın kontrolünde oldu için hatta ve hatta Adalet Bakanlığı da doğrudan siyasi iktidarın kontrolünde olduğu için böylesi kötü sonuçlarla karşılaşıyoruz. Ama tabii ki buna karşı mücadele edeceğiz.

    Aysel hanım gibi yüzlerce ağır hasta mahpus var. Onların tedavi olabilmesi için mutlaka tahliye edilmesi gerekiyor. Bu duyarsızlık nereye kadar sürdürülecek? Elbette ki herkes bunu görüyor. Sonuç itibarıyla de artık bu bir demokrasi mücadelesinin konusu haline gelmiştir ve gelmelidir de. Dolayısıyla sadece siyasi mahpusların hapiste tutulması değil bu, siyasi tutsaklar uzun süre hapiste kalınca hastalanıp ve ağır hale geliyorlar. Dolayısıyla sadece Meclisteki partilerin meseleye ‘tutukluluk’ olarak değil daha insani açıdan bakmaları gerekir. Biz de o duyarlılığın artması noktasındaki ki çabalarımızı sürdürüyoruz.”

    “ADALET, HUKUK, EŞİTLİK NEREDE KALDI?”

    Avukat Öztürk Türkdoğan, Cumhurbaşkanının özel af çıkarma yetkisine de değinerek “Bugüne kadar çok büyük oranda hep adli mahpuslar için özel af yetkisini kullandı. Siyasi mahpuslar bakımından bu yetki kullanılmamıştır” vurgusunu yaptı. Türkdoğan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hasta mahpuslar konusunda ayrımcılık yaptığını söyleyen Türkdoğan, şöyle devam etti:

    “Elbette ki yeni siyasi aidiyetler burada belirleyici oluyor. Şimdi devleti yönetenler, hak, adalet, hukuk, eşitlik nerede kaldı? Bütün meselelere hep siyasal bakarsanız, devleti yönetemezsiniz. Nitekim Türkiye aslında yönetilemez bir noktaya geldi. Aysel hanıma yapılan muamele kesinlikle kabul edilemez ve mutlaka tedavisi için tahliye edilmesi gerekir.”

    Türkdoğan son olarak Aysel Tuğluk hakkında yeniden bir adli tıp sürecinin başlayacağını söyleyerek “Yeniden tetkik ve tahlillerinin yapıldığını biliyoruz. Avukatlarından aldığımız bilgi bu şekilde. Yeniden bir süreç başlamış durumda. Umarız bu sefer tıp, neyi gerektiriyorsa onun kararını verirler” dedi.

    EREN GÜVEN/ANKARA

     

  • ‘Aysel Tuğluk’un bir an önce tahliye edilmesini talep ediyoruz’-VİDEO

    ‘Aysel Tuğluk’un bir an önce tahliye edilmesini talep ediyoruz’-VİDEO

    PİRHA-Adli Tıp Kurumu’nun Aysel Tuğluk için cezaevinde kalabilir raporu vermesinin siyasi bir karar olduğunu belirten HDP Dersim İl Eşbaşkanı Nurşat Yeşil, “Aysel Tuğluk’un bir an önce daha sağlıklı koşullarda tedavi edilmesi için tahliye edilmesini talep ediyoruz” dedi.

    Türkiye’de bulunan cezaevlerinde hasta tutuklular tedavi edilmedikleri için yaşamlarını yitiriyorlar. Serbest bırakılıp tedavi edilmesi gereken binlerce tutukludan biri de Kocaeli Kandıra F Tipi Cezaevi’nde 2016 yılından beri tutuklu bulunan HDP’nin eski Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk.

    Türkiye hapishanelerinde İnsan Hakları Derneği’nin verilerine göre 604’ü ağır olmak üzere 1605 hasta mahpus bulunuyor.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Dersim İl Eşbaşkanı Nurşat Yeşil, Aysel Tuğluk’un durumuna dair PİRHA‘ya konuştu.

    “ADLİ TIP KURUMU SİYASİ KARAR VERİYOR”

    Türkiye’de ki cezaevleri sağlıklı tutsaklar için bile yaşanamaz durumdayken birçok hasta tutsağın cezaevlerinde bulunduğunu söyleyen Yeşil, “Aysel Tuğluk ile yapılan son görüşmelerde artık kendi ihtiyaçlarını karşılayamayacak düzeyde durumunun kötüleştiğini söylemelerine rağmen Aysel Tuğluk halen cezaevinde tutuluyor. Pandemi nedeniyle dışarıdaki insanlar bile sağlıklarını koruyamazken hasta tutsaklar hem pandemi hem de cezaevi koşullarında sağlıklarını korumaya çalışıyorlar. Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin Aysel Tuğluk için serbest bırakılması gerekiyor raporu vermesine rağmen Adli Tıp Kurumu maalesef bu raporu kabul etmeyerek cezaevinde kalabilir raporu verdi. Adli Tıp Kurumu maalesef siyasi karar veriyor. Bu yanlıştan dönülmesini ve Aysel Tuğluk’un daha sağlıklı koşullarda tedavi edilmesi için bir an önce tahliye edilmesini talep ediyoruz” dedi.

    Cihan BERK/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER
    > Dersim Barosu: Aysel Tuğluk ve diğer hasta tutukluların infazı ertelensin
    > Sanatçı Aynur Doğan, hasta tutuklu Aysel Tuğluk için adalet istedi
    > Ali Kenanoğlu: Alevi kurumları, Aysel Tuğluk’a olan vefa borcunu ödemeli!
    > ‘Hafıza kaybı’ yaşayan Aysel Tuğluk için infaz erteleme talep edildi
    >  ‘Aysel Tuğluk, annesine yapılanları ve buna müsaade edenleri unutmadan yaşar’
    > ATK, Aysel Tuğluk’un talebini reddetti
    > ‘Aysel Tuğluk bir an önce tahliye edilmelidir’
    > Ulutaş ve Tunçdemir’den çağrı: Aysel Tuğluk geç olmadan tahliye edilmelidir!
    > Dersimli kadınlardan çağrı: Aysel Tuğluk serbest bırakılsın; zalimlik yapılmasın
    > ‘Aysel Tuğluk yüreğindeki acıları belleğini karartarak susturdu bizler unutmayalım, hatırlatalım’
    >  Avukat Yoleri: Hasta mahpuslar, sağlığa erişim engeli nedeniyle yaşamlarını yitiriyorlar
    > DAD Eş Genel Başkanı Kulu: Cezaevindeki her insanın sesine ses olmalıyız
    > Figen Yüksekdağ: Zulüm yanıbaşımızda yaşıyoruz, Aysel Tuğluk’a dönük baskıya son verilmeli!
    68 kadın örgütünden Aysel Tuğluk için tahliye çağrısı!
    DEDEF Kadın Meclisi: Aysel Tuğluk ve tüm hasta mahpuslar serbest bırakılsın
    Aysel Tuğluk’un abisi Aladdin Tuğluk: Tek talebimiz doğru bir teşhis ile tedavi edilmesi
    > Aysel Tuğluk’un abisi Aladdin Tuğluk: Tek talebimiz doğru bir teşhis ile tedavi edilmesi
    > ‘Aysel Tuğluk’un tahliye edilmemesi intikamcı bir yaklaşımdır’
    > Paris Alevi Kültür Merkezi’nden Aysel Tuğluk için tahliye çağrısı
    > DAD Kadın Meclisi’nden Aysel Tuğluk açıklaması: Bir an önce serbest bırakılmalı
    > Yazar Mehmet Kabadayı’dan Alevi kurumlarına Aysel Tuğluk çağrısı
    > Sürgündeki kadın milletvekillerinden Aysel Tuğluk açıklaması
    >‘Aysel Tuğluk’a özgürlük’ kampanyasına destek büyüyor
    >Kamilağaoğlu: Aysel Tuğluk için kadın örgütleri, insan hakları örgütleri ses vermeli

     

     

  • 52 ülkeden 6 bini aşkın kadından çağrı: Aysel için geç olmadan adalet!

    52 ülkeden 6 bini aşkın kadından çağrı: Aysel için geç olmadan adalet!

    7 Ocak’ta “Aysel Tuğluk’a Özgürlük İçin 1000 Kadın”ın imzasıyla açıklanan ve kısa sürede 52 ülkeden 6 bini aşkın kadının imzalarıyla geniş bir çağrıya dönüşen kampanyada bu akşam kadınlar Adalet Bakanlığını ve Adli Tıp Kurumu’nu göreve çağırdı.

    52 ülkeden 6 bini aşkın kadın, 28 Aralık 2016 tarihinden bu yana Kocaeli Kandıra F Tipi Cezaevi’nde tutulan Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk’un serbest bırakılması ve tedavi hakkının sağlanması için Adalet Bakanlığını ve Adli Tıp Kurumu’na çağrıda bulundu.

    “52  ülkeden 6000 kadın olarak, Aysel Tuğluk’un yaşadığı ağır hastalığa ilişkin yetkili sağlık kurumlarının hazırladığı “cezaevinde kalamaz” raporlarının dikkate alınmasını, hukuka, insan haklarına uygun bir karar verilmesini, Aysel Tuğluk’un derhal serbest bırakılarak tedavi olmasının sağlanmasını talep ediyoruz” diyen kadınlar Aysel Tuğluk’un tedavi ve muayene sürecini aylarca sürdüren Kocaeli Tıp Fakültesi Adli Tıp Kurulunun “cezaevinde kalamaz” raporuna işaret etti.

    Yetkili mercilerin Aysel Tuğluk’un cezaevinde tek başına hayatını idame ettirmesinin gün geçtikçe imkansızlaştığını görmezden geldiğini ifade eden çağrıcı kadınlar, Adalet Bakanlığının ve Adli Tıp Kurumunun siyasi saiklerle değil bilimsel raporlarla, hukukla, insan haklarıyla hareket etmesinin bir zorunluluk olduğunu vurguladı.

    “Biz kadınlar bu hukuksuz süreçte sorumluluğu olan tüm yetkilileri bir kez daha hukuk ve bilime uygun davranmaya çağırıyoruz. Biz, hayatın ve mücadelenin her alanından binlerce kadın Aysel Tuğluk’a ve bütün hasta tutsaklara bir an önce özgürlük istiyoruz!” diyen kadınlar sosyal medyada #AyselİçinGeçOlmadan etiketiyle taleplerini dile getirdiler.

    HER MESLEKTEN, HAYATIN VE MÜCADELENİN HER ALANINDAN KADININ İMZASI VAR

    7 Ocak’ta kamuoyuyla paylaşılan 1000 kadının çağrısı kısa sürede 52 ülkeden 6 bin kadının imzasını aldı. Aralarında Jülide Kural, Nur Sürer, Deniz Türkali, Zeynep Tanbay, Ayça Damgacı, Gülsüm Soydan, Serra Yılmaz, Tilbe Saran, Canan Atalay, Figen Şakacı, Hatice Meryem, Yasemin Çongar, Ayfer Tunç, Sema Kaygusuz, Latife Tekin, Müge İplikçi, Gaye Boralıoğlu, Nuray Mert, Oya Baydar gibi sanatçı, gazeteci, yazar, oyuncu pek çok kadının olduğu, kadın örgütlerinin, çeşitli siyasi partilerin kadın sözcülerinin de imza verdiği metinde ortak talep Aysel Tuğluk’un ve tüm hasta mahpusların serbest bırakılarak tedavi edilme koşullarının oluşturulması oldu.

    Çağrıya şu ülkelerden kadınlar imza verdi:

    Amerika, Afrin, Almanya, Avustralya, Avusturya, Belçika, Birleşik Arap Emirlikleri, Birleşik Krallık, Brezilya, Bulgaristan, Çekya, Danimarka, Dominik Cumhuriyeti, Ermenistan, Federe Irak Kürdistan Bölgesi, Finlandiya, Fransa, Gana, Galler, Gürcistan, Hırvatistan, Hindistan, Hollanda, Irak,  İrlanda, İsveç, İsviçre, İspanya, İsrail, İtalya, İzlanda, Jamaika, Kanada, Katalonya, Kıbrıs, Kongo Cumhuriyeti, Küba, Letonya, Lübnan, Macaristan, Meksika, Morityus, Nepal, Norveç, Polonya, Portekiz, Porto Riko, Romanya, Rusya, Slovenya, Türkiye, Yunanistan.

    “YAŞAMA HAKKINA SAHİP ÇIKIYORUZ”

    Kadınların 1000kadin.org sitesinden halen imza toplamaya devam ettikleri çağrı şöyle:

    “Aysel Tuğluk milletvekili kimliğiyle yaptığı, düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamındaki konuşmaları nedeniyle yargılandı ve yıllardan bu yana cezaevinde. Yetkili yerel sağlık kurumları tarafından cezaevinde yaşayamayacağı yönünde aylar evvel görüş bildirildiği halde, İstanbul Adli Tıp Kurumunun raporuna dayanarak tutsaklığı sürdürülüyor. Cezaevi koşullarında iyileşmesi mümkün olmadığı gibi sağlığı her geçen gün geri döndürülemez biçimde kötüye gidiyor.

    Aysel kadınların yoldaşı, kız kardeşi…

    Aysel’in hayatının bu şekilde riske edilmesine daha fazla sessiz kalamayız. Seyirci olamayız. Hayatın ve mücadelenin her alanından 1000 kadın olarak herkesi Aysel için ses vermeye davet ediyoruz. Aysel için geç kalmış olmak istemiyoruz. Gözyaşı dökmek istemiyoruz.

    Bugün cezaevlerinde birçoğu ağır hasta olan yüzlerce mahpus var. Sadece geçtiğimiz ay yedi mahpus cezaevinde hayatını kaybetti. Hasta mahpusların tahliyesi ulusal ve uluslararası mevzuatın ve sözleşmelerin gereğidir. Herkesin evinde ve sevdiklerinin arasında yaşama ve tedavi görme hakkı vardır. Yaşama hakkına sahip çıkıyoruz.

    Her şey için geç olmadan Aysel Tuğluk için ve onun şahsında tüm hasta mahpuslar için özgürlük istiyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Karakaya Barajı’nda kaybolan Ercan Kala’nın cansız bedenine ulaşıldı-VİDEO

    Karakaya Barajı’nda kaybolan Ercan Kala’nın cansız bedenine ulaşıldı-VİDEO

    PİRHA- Malatya Karakaya Barajı’nda balık avcı teknesinin alabora olması sebebiyle hayatını kaybeden Ercan Kala’nın cansız bedenine sabah saatlerinde ulaşıldı.

    Karakaya Barajı’nda kötü hava koşulları sebebiyle teknenin batması sonucu yaşamını kaybeden Ercan Kala’nın cansız bedenine arama kurtarma ekiplerinin çalışması sonucu ulaşıldı.

    Kala’nın cenazesi otopsi için Adli Tıp Kurumu Malatya Grup Başkanlığı’na kaldırıldı.

    Ercan Kala ve Niyazi Gültaş, balık tutmak için tekneyle Karakaya Baraj Gölü’ne açılmış, gölün dalgalanmasıyla alabora olan teknedeki Gültaş yüzerek kıyıya ulaşırken, Kala suda kaybolmuştu.

    Mehmet YALMAN/ MALATYA

     

  • Adli Tıp Kurumu, Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal için ‘hapishanede kalamaz’ raporu verdi

    Adli Tıp Kurumu, Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal için ‘hapishanede kalamaz’ raporu verdi

    PİRHA – Adli Tıp Kurumu, ölüm orucunda olan Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal için “hapishanede kalamaz” raporu verdi. Rapor, mahkemeye sunuldu, yanıt bekleniyor.

    İstanbul Adli Tıp Kurumu, ölüm orucu direnişindeki avukatlar Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal ile ilgili ilk raporunu açıkladı. ATK, avukatların “Hapishanede kalmaları uygun değildir” yönünde rapor verdi.

    Timtik ve Ünsal’ın avukatları, sabah raporu alarak İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesine tahliye talebiyle başvuru yaptı.

    Mahkemenin tahliye talebine ilişkin yanıtı bekleniyor.

    İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi, ölüm orucundaki tutuklu avukatlar Ebru Timtik ile Aytaç Ünsal’ın başvurusunu kabul ederek sağlık durumlarının cezaevinde kalmaya uygun olup olmadığının tespiti için Adli Tıp Kurumunda muayene olmalarına karar vermişti.

    Burhaniye Cezaevinde tutuklu bulunan avukat Aytaç Ünsal 179 gündür, Silivri Cezaevinde tutuklu olan avukat Ebru Timtik de 210 gündür “adil yargılanma” talebiyle ölüm orucunda. Yargılandıkları ÇHD davasının dosyası Yargıtay 16. Ceza Dairesinde incelemede.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Ölüm orucundaki avukatlar Adli Tıp Kurumu’na sevk edildi

    Ölüm orucundaki avukatlar Adli Tıp Kurumu’na sevk edildi

    Ölüm orucu direnişindeki avukatlar Ebru Timtik ile Aytaç Ünsal’ın Adli Tıp Kurumu’nda muayene olma talepleri yargılandıkları mahkemece kabul edildi.

    İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi, ölüm orucu direnişindeki tutuklu avukatlar Ebru Timtik ile Aytaç Ünsal’ın başvurusunu kabul ederek sağlık durumlarının tespiti için Adli Tıp Kurumu’nda muayene olmalarına karar verdi.

    Timtik ve Ünsal’ın avukatları, ölüm orucundaki avukatlar için hem tahliye hem de Adli Tıp’a sevk edilmeleri yönünde talepte bulunmuştu. Mahkeme ise bu talebi, dosyanın incelemede olduğu Yargıtay’a iletti.

    Yargıtay 16. Ceza Dairesi ise mahkemeye verdiği yanıtta, İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nin bu konuda yetkili karar merci olduğunu, hüküm kurabileceğini iletti. Bunun üzerine mahkeme de talepleri kabul ederek ATK’ye sevk edilmelerine karar verdi.

    Avukat Çiğdem Akbulut, Bianet’e yaptığı açıklamada, ATK raporunun ardından tahliye taleplerinin de değerlendirileceğini söyledi.

    Burhaniye Hapishanesi’nde tutuklu bulunan avukat Aytaç Ünsal 176  gündür, Silivri Hapishanesi’nde tutuklu olan avukat Ebru Timtik de 207 gündür “adil yargılanma” talebiyle ölüm orucunda. Yargılandıkları ÇHD davasının dosyası Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nde incelemede. (HABER MERKEZİ)

  • ‘Garzan mezarlığından çıkarılan cenazeler teslim edilsin’-VİDEO

    ‘Garzan mezarlığından çıkarılan cenazeler teslim edilsin’-VİDEO

    PİRHA- İnsan hakları kuruluşları yaptıkları basın açıklamasında Bitlis’in Yukarıölek Köyü yakınlarında buluna Garzan Mezarlığı’ndan çıkarılan 279 cenazenin ailelere teslim edilmesini istedi. 

    Haberin Videosu

    İnsan hakları kuruluşları Bitlis’in Yukarıölek Köyü yakınlarında buluna Garzan Mezarlığı’ndan çıkarılan cenazelerin ailelere teslim edilmesi için basın toplantısı gerçekleştirdi. Taksim Hill Otel’de yapılan toplantıya İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi, Yakınları Kaybolan Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (ANYAKAY-DER), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV), 78’liler Vakfı, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği, Hak İnisiyatifi Derneği, İnsan Hakları Gündemi Derneği temsilcileri, HDK Eş Sözcüleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ile Sedat Şenoğlu, ESP, EMEP, SODAP, KESK, Demokratik Alevi Derneği (DAD) ve yurttaşlar katıldı.

    Toplantının yapıldığı salona “Mezara ve yas’a saygı istiyoruz” yazılı pankart asıldı. Hazırlanan ortak basın metnini İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri okudu. 2 Ocak 2018 tarihinde Bitlis Valiliği tarafından yapılan açıklamada mera kapsamında olan bir bölgede mezarlık yapılamayacağına dayanarak, Bitlis Sulh Ceza Hakimliği’nin 4 Aralık 2017 tarihli kararı ile mezar açma işleminin yapıldığını belirten Yoleri, 279 mezarın açıldığını, 11 mezarın boş olduğunun tespit edildiğini ve cenazelerin DNA testleri yapılmak üzere İstanbul Adli Tıp Kurumu’na sevk edildiğini ifade etti. Türkiye’nin uluslararası sözleşmelere imza attığını ve bu sözleşmeleri anayasasının 90’ıncı maddesi ile kendi iç hukukunun üzerinde kabul ettiğini belirten Yoleri, insancıl hukukun, en önemli dayanakları arasında kabul edilen Cenevre Sözleşmesi’nin 1953 yılında Türkiye tarafından kabul edildiğini anımsattı.

    MİNNESOTA PROTOKOLÜ 

    Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi’nin 13 Aralık 1989 tarihinde, hukuk dışı, keyfi ve yargısız infazların, etkili şekilde önlenmesi ve soruşturulmasına dair ilkeleri ortaya koyduğunu ve bu ilkelerin uygulanmasına dair yöntemleri içeren Minnesota Protokolünü hazırladığını belirten Yoleri, protokolün 170 ülke tarafından kabul edildiğini ve Türkiye tarafından da çekince ile onaylandığını söyledi. Yoleri, “2016 yılında güncellenen Minnesota Protokolü’nün AİHM’in Türkiye kararlarında defalarca atıf yapılarak uygulanması, zorunlu bir kılavuz niteliği kazanmıştır” diye konuştu.

    “CENAZELER AİLELERİNE TESLİM EDİLSİN”

    Yoleri, Garzan Mezarlığı’ndan çıkartılan ve Bitlis savcılığı kararı ile İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderilen cenazelerin, bir an önce DNA işlemlerinin tamamlanarak ailelerine teslim edilmesini istedi.

    “İNSANLARA OLDUĞU GİBİ CENAZELERE DE SAYGI KALMADI”

    267 cenazenin hukuki olmayan bir yolla mezarlarından çıkarıldığını ifade eden Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Ümit Biçer, ülkede insanlara saygı olmadığı gibi cenazelere de saygı olmadığını söyledi. Yapılan gömülme işlemlerinde gömülme ruhsatı alındığına vurgu yapan Biçer, “Savcılığın yürüttüğü dosyada gizlilik kararı bulunmaktadır. Dosya şuan sürüncemede. Süreç uzadıkça ailelerin psikolojisi giderek bozulmaya başladı” diye konuştu.

    “TÜRKİYE İÇİN BİR UTANÇ MESELESİ”

    AKP eski milletvekillerinden Fatma Bostan Ünsal, Said-i Nursi’nin de cenazesinin nerede olduğunun bilinmediğini hatırlatarak, verilmeyen cenazeler ile ilgili “Türkiye için bir utanç meselesidir. Türkiye’nin zorla uyması gerektiği hususlar değildir Kendisi bu protokolleri isteyerek imzalamıştır. AİHM’in açıkça bu konularda maddeleri açıktır. Bu ailelerin ıstıraplarını devam edecek hareketlerden vazgeçilmesini istiyorum” diye ifade etti.

    “MÜCADELEMİZDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Ailelerden Rawşan Döner de iki yıldır ailelere işkence yapıldığını belirterek ilgili mercilere çağrıda bulundu. Döner, “Bayramlarda dua okuyacak bir mezarımızın olmasını istiyoruz. Biz de bu ülkenin vatandaşlarıyız. Bu topraklarda eşit bir şekilde yaşamak istiyoruz. Bir an önce zaman kaybedilmeden cenazelerimizi bize teslim edilsin. Yüzyıl da geçse bu mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Hasta mahpusların infazları acilen durdurulsun’-VİDEO

    ‘Hasta mahpusların infazları acilen durdurulsun’-VİDEO

    PİRHA – Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi 258. hafta basın açıklamasında “Türkiye cezaevlerinin arttırılmış kapasitesi 220 bindir. Bugün 280 bin mahpus cezaevlerinde neredeyse istiflenmiş bir şekilde yaşamaya çalışıyor.” denildi.

    HABERİN VİDEOSU

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 258. hafta basın açıklamasında cezaevlerindeki kötü koşullara dikkat çekerek İç Anadolu hapishanelerinde 24 ağır hasta tutuklunun olduğu bilgisini paylaştı.

    Adakale Sokak’ta yapılan basın açıklamasını okuyan İHD Ankara Şube Yöneticisi Nuray Çevimen “Hasta mahpusların tedavi imkanlarının ortadan kaldırılması, hak ihlallerinin yoğun bir şekilde yaşatılması, cezaevlerinde telafisi mümkün olmayan ve geri dönülemeyen sonuçlara yol açmaktadır.” diyerek şunları söyledi:

    “Hapishanelerde çoğu mahpusların durumu her geçen gün ağırlaşmaktadır. Ankara şubemizin çalışma alanında olan İç Anadolu Bölge Hapishanelerinde ağır hasta olmasından kaynaklı hapishanede kalamayacak durumda olan 24 mahpus olmak üzere toplam 117 hasta mahpus bulunmaktadır.

    Türkiye cezaevlerinin arttırılmış kapasitesi 220 bindir. Bugün 280 bin mahpus cezaevlerinde neredeyse istiflenmiş bir şekilde yaşamaya çalışıyor. 2019 yılında Ağustos ayı başına kadar hapishanelerde bildiğimiz kadarıyla 24 mahpus yaşamını yitirdi. Bunların 10’u hasta mahpuslardır. Bu ölümlerin hepsinin önüne geçilebilirdi ancak gerekli olan müdahaleler zamanında yapılmayarak hastalar adeta ölüme terk edildiler. Cezaevinde yaşaması mümkün olmamasına ve artık geri dönülemeyeck duruma kadar gelmelerine rağmen cezaları ertelenmedi ve adeta tabutta tahliye edildiler. Yoğun bakımda olan mahpuslar dahi kelepçe ile hastanelerde tutuldular.

    Mahpusların hastalıklarının sebepleri genel anlamda; hapishanelerin fiziki koşulları, iklim şartları, hijyenik koşullar, beslenme sorunları, havalandırma kısıtlamaları, ısıtma sistemlerindeki yetersizliklerden kaynaklanmaktadır.

    Mahkumların yeterince hareket imkanına sahip olmaması, sportif faaliyetlerden yeterince (bazen hiç) yararlandırılmamaları, havalandırma kapılarının erken kapatılması nedeniyle güneşten, gün ışığından yeterince yararlanamamaları, hijyenik koşulların yetersizliği, mahkumlara temizlik malzemesi verilmesi bir yana ellerinde bulunan temizlik malzemelerinin alınması veya azaltılması, kişisel temizlik malzemelerinin mahkumların ellerinden alınmasından kaynaklanan ortak kullanım zorunluluğunun bulaşıcı hastalık riskini artırması, kimi hapishanelerde sıcak suyun yeterince verilmiyor olması, bazı kronik hastalıkların hapishanenin bulunduğu yerin iklim şartlarından kaynaklı olması veya hastalığı ağırlaştırması veya sağaltımı zorlaştırması durumları hapishanelerde sağlık sorunlarının artmasına ayrıca neden olmaktadır.”

    “HAPİSHANELERDE YETERİNCE SAĞLIK PERSONELİ BULUNMUYOR”

    “Hasta mahpusların sorunlarının başlıcaları; kelepçeli muayene, hapishanelerde yeterince doktor ve sağlık personelinin bulunmaması, geç veya hiç yapılmayan sevkler, periyodik olarak yapılması gereken sağlık kontrollerinin yapılmaması, kalıcı iyileşme sağlamaya dönük tedaviden ziyade geçiştirici yöntemlerin uygulanması, sevk edildikleri bölgede tam teşekküllü hastanelerin bulunmaması ya da çok uzak olması, bazı hastalıklar için kullanılması gereken ilaçların mahpus tarafından karşılanmasının talep edilmesi, çoklu hastalıkları olan mahpusların bazı hastalıkları için sevklerinin yapılması, diğer hastalıkları için neredeyse yıllardır tetkik ve tedavi yapılmaması, uzman doktor tarafından kontrol edilmesi gereken hastaların pratisyen hekim kontrolüne bırakılması, diyet yemeklerinin verilmemesi ve tek kişilik hasta için ağır bir süreç yaşatan tek kişilik ring araçlarıyla sevk edilmeleri gibi zorluklar sıralanabilir.

    Büyük bir sorun olan ve kamuoyunun vicdanını kanatan hasta mahpusların yaşamış oldukları sıkıntılar çözüm üretilmeden ortada durmaktadır. Teşhis ve tedavisi yapılmadan adeta işkence çektirilen, hapishanede hayatını kaybeden ya da ölümüne ramak kala bırakılıp kısa sürede hayatını kaybeden insanların olduğu bir toplum, adalete olan inancını da kaybeder. Türkiye hapishanelerinde bulunan hasta mahpusların acil ve kalıcı tedavilerinin yapılması, hapishane koşullarında tedavisi yapılamayan/yapılmayan hasta mahpusların da acilen infazlarının durdurulması gerekmektedir. Adli Tıp Kurumu siyasi olarak verdiği kararlardan vazgeçmeli, tam teşekküllü hastanelerin ve üniversite hastanelerinin verdiği raporlar kabul edilmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • ATK Elçi cinayetinde yeni rapor hazırlama talebini reddetti

    ATK Elçi cinayetinde yeni rapor hazırlama talebini reddetti

    Adli Tıp Kurumu’nun Elçi cinayetinde ikinci bir rapor hazırlama talebini reddettiğini belirten Diyarbakır Baro Başkanı Cihan Aydın, Londra Üniversitesi’ne hazırlattıkları raporun dikkate alınarak soruşturma aşamasına geçilmesini talep etti. 

    Diyarbakır Barosu, öldürülen başkanları Tahir Elçi’nin faillerinin bulunması için her hafta Diyarbakır Adliyesi önünde gerçekleştirdikleri eylemin 183’üncüsünü gerçekleştirdi. Eylemde, “Em te ji bir nakin/ Seni Unutmayacağız” yazılı pankart açıldı. Açıklama yapan Baro Başkanı Cihan Aydın, Tahir Elçi soruşturmasında failler yargı önüne çıkarılıp hak ettikleri cezayı alana kadar, cezasızlık hali ortadan kalkana kadar etkinliklerini sürdürmeye devam edeceklerini söyledi.

    ADLİ TIP RAPOR HAZIRLAMAYACAK

    Adli Tıp Kurumu’na gönderilen dosyanın kendilerine ulaştığını belirten Aydın, kapsamlı değerlendirmeyi yaparak basınla paylaşacaklarını duyurdu. Adli Tıp’a gönderilen dosyaya kurumun hazırladığı ilk rapor dışında başka bir rapor hazırlamayacaklarını ifade eder şekilde cevap verildiğini söyleyen Aydın, “Bir değişiklik yok. Yapılması gereken Londra Üniversitesi’ne hazırlattığımız rapor dikkate alınarak bir an önce soruşturma aşamasına geçilmesini istiyoruz. Temel faillerin, suçlanan kişilerin bir an önce şüpheli sıfatıyla ifadelerinin alınmasını ve gerekli işlemlerin yapılmasını talep ediyoruz” diye konuştu.

    SUÇ İŞLİYORLAR

    Tahir Elçi İnsan Hakları Kürsüsü’nün bu haftaki konusu ise “Cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri” oldu. Anayasa Mahkemesi’nin süreli yayınların tutuklulara verilmemesine dair çarpıcı bir karar verdiğini ifade eden Aydın, “Buna rağmen hak kısıtlılığı hapishanelerde bütün hızıyla devam ediyor. HDP Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’la görüştük. Kendisine bir dizin süreli yayın ve Yeni Yaşam gazetesinin verilmediğini söyledi. Anayasa Mahkemesi’ne rağmen cezaevi idarelerinin keyfilik hali almış başını gidiyor. Anayasa Mahkemesi de kararında bu keyfilik son bulmalıdır diyor. Kim bu keyfiliği sağlıyorsa açıkça suç işliyorlar. Yargı kararını yerine getirmemekle suç işliyorlar” ifadelerini kullandı.

    Eylem 5 dakikalık oturma eylemiyle son buldu.

    (Kaynak: MA)

  • Sise Bingöl için İnsan Hakları İnceleme Komisyonuna başvuru yapıldı

    Sise Bingöl için İnsan Hakları İnceleme Komisyonuna başvuru yapıldı

    PİRHA- HDP Muş Milletvekili Gülistan Koçyiğit, Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’na başvuru yaparak Sise Bingöl’ün durumunu incelemesini talep etti.

    HDP Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonuna başvuru yaparak komisyonunun acil toplanarak Sise Bingöl’ün durumunu incelemesini talep etti.

    Koçyiğit başvuru dilekçesinde, Tarsus Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulunan 1942 doğumlu Sisê Bingöl’ün, sağlık durumunun her geçen gün kötüleştiğini belirterek, “İki yıldan fazladır Tarsus T Tipi Kapalı Kadın Cezaevi’nde tutulan yaşlı ve ağır hasta Sisê Bingöl sağlık sorunları nedeniyle sık sık hem cezaevi revirine hem de devlet hastanesine sevk edilmektedir.” dedi.

    Mersin Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin Sisê Bingöl hakındaki raporunda ileri yaşı ve diğer hastalıkları ile birlikte değerlendirildiğinde bedeninde yüzde 97 oranında fonksiyon kaybı olduğunun saptandığını ifade eden Koçyiğit “Mersin Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin Sisê Bingöl için hazırladığı raporun sonuç kısmında ‘kişide mevcut rahatsızlıklar dikkate alındığında 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı hakkında Kanunun 16. Maddesi gereğince süresiz olarak tahirinin gerekeceği, kişinin cezaevinde infazı halinde hayati bakımdan tehlike arz edeceği, hükümlünün rahatsızlığının T.C Anayasasının 104/2-b maddesinde yazılı sürekli hastalık, sakatlık, kocama hali niteliğinde olduğu tıbbi kanaatine varıldığı” değerlendirmesi yer almıştır” dedi.

    “ATK’NİN RAPORU BİLİMSEL DEĞİL”

    “Hazırlanan bu rapor 19 Kasım 2018 tarihinde İstanbul Adli Tıp Kurumuna gönderilmiştir.  Bunun üzerine Adli Tıp Kurumu da bir rapor hazırlamıştır. ATK raporunda, Bingöl’ün 7 Ocak 2018’de yapılan muayenesinde, “Yüksek tansiyon nedeniyle baygınlık ve baş dönmesi geçirdiği, idrar kaçırdığı, bez kullandığı, nedenin bilinmediği birkaç defekasyon kontrolsüzlüğü olması, periferik sinir değerlendirilmesinde motor patolojik olmadığı, yorum: unutkanlık tariflediği (ancak konuşturulduğunda kendini kötü gösterme çabasının olduğu düşünüldüğü) diabetik PNP (duyusal) uyumlu şikayetleri dışında nörolojik defisit saptanmadığı…’ bu nedenleAnayasanın 104’üncü maddesi kapsamındaki sürekli hastalık, sakatlık ve kocama hali kapsamında değerlendirilemeyeceği, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunun kapsamında hayatının yalnız idame ettirebileceği” ifadelerinin kaydedildiğini vurgulayan Koçyiğit, Adli Tıp Kurumunun Sisê Bingöl hakkında hazırladığı raporun objektif görüşlerin yer aldığı, teknik ve bilimsel bir rapor olmadığını ve Bingöl için “kendini kötü gösterme çabasının olduğu” şeklindeki beyanların tıp literatüründe olmayan, sağlık etiği ve hekimlik ilkeleri ile bağdaşmayan, insan onuruna yakışmayan, bilimsellikten uzak, taraflı, siyasi saiklerle hazırlanan ifadeler olduğunu ifade etti.

    “SİSE BİNGÖL’ÜN CEZAEVİNDE KALDIĞI HER AN ONU ÖLÜME YAKLAŞTIRIYOR”

    Adli Tıp Kurumunun hasta tutuklu ve hükümlüler için verdiği raporların ağır yaşam hakkı ihalelerine neden olduğuna dikkat çeken Koçyiğit dilekçesinde şu ifadelere yer verdi; “Zira Adli Tıp Kurumu, ölümcül hastalar için dahi raporlarını geciktirmekte, verdiği raporlarda ise tutuklunun hastalığının ciddiyetinin aksine siyasi saikler doğrultusunda alınan kararların altına imza atabilmektedir.

    Dolayısıyla hasta tutuklu ve hükümlülerin durumlarının ciddiyetle incelenebilmesi için sağlık konusunda devlet eliyle yaratılan bu tekelleşmenin ortadan kaldırılması için her türlü teknik donanıma sahip, modern cihazlarla donatılmış tam teşekküllü devlet hastanelerinin, eğitim ve araştırma hastanelerinin, üniversite hastanelerinin raporlarının kabul edilmesi başta yaşam hakkı olmak üzere sağlık hakkı için hayati önemdedir. Rapor sonucunda Sisê Bingöl’ün cezaevinde kalmasının hayati risk taşıdığı vurgulanmıştır. Sisê Bingöl için devam eden bu durum ağır bir yaşam hakkı ihlalidir. Bingöl’ün cezaevinde kaldığı her an onu ölüme yaklaştırırken bunun sorumluluğu da devlete ait olacaktır.

    Başta yaşam hakkı olmak üzere sağlık hakkı ihlallerinin giderilmesi için komisyon derhal görev almalı ve Adli Tıp Kurumuna bir heyet aracılığı ile ziyaret gerçekleştirerek kurumun bilirkişilik hizmetin yerinden incelemesi, hasta mahpuslarının raporlarının incelenerek bilimsel, objektif ve tarafsız sağlık raporlarının hazırlanması konusunda sorumluluk almalıdır.

    Bu bağlamda, İnsan Hakları İnceleme Komisyonunun acil toplantı yapmasını ve sağlık raporuna konu olan durumun komisyon tarafından incelenmesi ile komisyon bünyesinde bulunan Hükümlü ve Tutuklu Hakları Alt Komisyonun Tarsus T Tipi Kadın Kapalı Cezaevi’ni incelemek üzere acil bir ziyaret gerçekleştirmesini arz ve talep ederim.” (HABER MERKEZİ)

     

  • Tutuklu TV10 programcısı isyan etti: Tam bir hukuk faciası yaşıyoruz

    Tutuklu TV10 programcısı isyan etti: Tam bir hukuk faciası yaşıyoruz

    PİRHA-11 aydır Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Tv10 programcısı Veli Haydar Güleç, PİRHA’ya gönderdiği mektupta, aylardır iddianamelerinin tamamlanmamasına isyan etti. Güleç, yaşanan hukuksuzluğa, adaletsizliğe ve vicdansızlığa karşı sesiz bir çığlık attığını yazdı.

    10 Ocak 2018’de gözaltına alınan Tv10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin ile Tv10 programcı Veli Haydar Güleç 18 Ocak’ta tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne gönderilmişti. 11 aydır tutuklu bulunan Büyükşahin ve Güleç’in iddianameleri henüz hazır değil.

    Güleç, cezaevinden gönderdiği mektubunda bir türlü tamamlanamayan iddianamelerini ve kendilerine yaşatılan hukuksuzluğu yazdı. Güleç, “Dava dosyamızın başına gelenler tam bir hukuk faciası, hukuk rezaleti. Sanki bütün aksilikler ve hukuksuzluklar el ele vermiş dava dosyamızın üzerine çöreklenmiş” dedi.

    “ADALET NEYDİ, HUKUK NE İŞE YARARDI?”

    Güleç’in mektubu şöyle:

    “Rehin alınışımızın 11’inci ayındayız. Aylardan Kasım, günlerden Pazar, saat sabah 08:30. Soğuk demir kapının gıcırdayan sesi havalandırmanın açılacağının habercisi. Sayımdan sonra kendimi havalandırmaya atıyorum, her gün yaptığım gibi. Hava soğuk ve kasvetli. Yüzümü dikdörtgenden oluşan duvarların arasından gökyüzüne çeviriyorum. Gökyüzü griye boyanmış bulutlarla solgun bir tabloya benziyor. Bol bol oksijen çekiyorum ciğerlerime. Tek başıma yürümeye başlıyorum. Bunu sık sık yapıyorum. Kendimle baş başa kalıp bir süre hayallerimle yaşamak beni inanılmaz mutlu ediyor. O an ne soğuk demir, ne sevimsiz beton, ne konuşulanlar ne de gökyüzünün griliği düşündürüyor beni. O an kendimi ve kurduğum hayallerle yaşamanın dayanılmaz mutluluğunu yaşıyorum. Bir an hayal ettiklerimin arasına dava dosyası da girmez mi! O an bütün huzurum yerle bir oluyor. Sahi adalet neydi, hukuk ne işe yarardı?

    İDDİANAME SERÜVENİ

    Dava dosyamızın başına gelenler tam bir hukuk faciası, hukuk rezaleti. Sanki bütün aksilikler ve hukuksuzluklar el ele vermiş dava dosyamızın üzerine çöreklenmiş. Anlayacağınız dava dosyamızın başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemiş cinsten. Tutukluluğumuzun 6’ıncı ayında iddianamemiz çıkıyor, mahkemeye yollanıyor savcılık tarafından. Ama mahkeme kabul etmeyip gerisin geri savcılığa iade ediyor. Savcı tekrar mahkemeye gönderiyor, mahkeme ikinci sefer yeniden savcılığa iade ediyor. Savcı bu sefer de bir üst mahkemeye gönderiyor iddianameyi. Ama üst mahkeme de savcıya iade ediyor. Ama biz ‘Neden iade ediliyor, gerekçe nedir?’ bunları hiç bilemiyoruz. Çünkü dosya üzerinde gizlilik kararı var. Ne menem suç işlemişsek onu da bilemiyoruz. 7’inci ayın sonunda beni ve Veli Büyükşahin arkadaşımı ses analizi için Adli Tıp Kurumu’na götürdüler ve seslerimizi aldılar. Kim tarafından talep edildiğini sorduğumuzda savcılık tarafından istendiğini söylüyor Adli Tıp çalışanları. Daha sonra mahkemenin iddianameyi iade etmesinin gerekçelerinden birinin bizim ses analizinin olmamasıyla ilgili olduğunu öğreniyoruz. Nasıl bir hukuk anlayışı, nasıl bir prosedür, nasıl bir adalet duygusu doğrusu anlamış değilim. Normalde mahkemenin iddianameyi kabul edip duruşmada seslerin bize ait olup olmadığını sorması gerekirken bunu savcıdan talep etmesini aklım almadı. Soruşturma dosyası ile ilgili ifademiz hakim tarafından alınırken bununla ilgili bir soru sorulmadı. Biz soruşturma dosyasında iddia edilen suçlamaların suç teşkil etmediğini, tüm faaliyetlerin yasal bir siyasi partinin rutin çalışmaları olduğunu ifademizde belirttik. Telefon vb dinlemelerin yasal olmadığını, olsa bile tümünün ifade ve düşünce özgürlüğü kapsamında olduğunu, iddia edilen suçlamaların zorlama olduğunu ve dosyanın 6 yıl öncesinden hazırlandığını, bir suç teşkil etse o gün bu soruşturmanın açılacağını ama belli ki bir suç olmadığı için soruşturmanın açılmadığını, dosyanın da tozlu raflara kaldırıldığını söyledik ifadelerimizde.

    “AYLARDIR ESARET HAYATI YAŞIYORUZ”

    Sevgili dostlar bu hukuksuzluk bununla sınırlı kalmadı. Aldığımız duyumlara göre Adli Tıp ses analizlerini incelerken dosyanın eksik olduğunu görüyor ve aradan geçen 2 ay sonra dosya Adli Tıp tarafından savcılığa geri gönderiliyor. Çünkü savcılık eksik evrak göndermiş Adli Tıp’a. Şimdi düşünün bizler önce mahkemenin haksız kararı sonra da savcılığın özensiz davranışlarından dolayı aylardır burada esaret hayatı yaşıyoruz. Nasıl bir vicdan duygusu, nasıl bir adalet anlamak çok zor. Düşünebiliyor musunuz insanlar savcının ve mahkemelerin hata ve kusurlarından dolayı aylarca tutuklu kalabiliyor. Şimdi düşününce şaka gibi geliyor bana.

    BARIŞ, ÖZGÜRLÜK VE EŞİTLİK TRENİNİN YOLCULARI   

    Sevgili dostlar gözaltına alınıp tutuklanmamızı çok umursamıyorum. Çünkü bu ülkede bizim durumumuzda olup da cezaevlerinde yatan binlerce insan olduğunun bilincindeyim. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL rejiminin en büyük hedefi Kürt siyasal hareketi olmuştur. Devlet ve hükümet Kürt siyasetini topyekün tasfiye sürecini başlatmıştır. Kürt sorununun çözümü için ülkenin barış mücadelesine, özgürlükçü, demokratik ve eşitliğe dayalı bir ülke için çalışan ve mücadele eden herkesi hem susturmak hem de korkuya mahkum etmek için cezalandırmaya yönelmiştir. Bizler de bu sürecin bir parçasıyız. Ama iktidar burada bir konuda yanılıyor. Bizi rehin alarak ne susturabilirler ne de korkutabilirler. Derler ya ‘Demirden korkan trene binmez’. Bu tren ülkenin tüm halklarının barış, özgürlük ve eşitlik trenidir. Biz de bu trenin yolcularıyız. Bugün hukuk üzerinden bizi sindirmeye ve cezalandırmaya çalışanlar gün gelir hukuk ve adaletin kendilerine de lazım olacağını unutmasınlar. Devlete ve zalimlere karşı vatandaşın hakkını ve hukukunu koruması gereken hukuk kurumları bugün kendi vatandaşlarını cezalandıran engizisyon mahkemelerine dönüşmüştür. Sorun sadece biz değiliz bizim gibi binlerce insan bu sürecin mağduru haline gelmiştir. Benim yaptığım yaşanan bu hukuksuzluğa, adaletsizliğe ve vicdansızlığa karşı sessizliğe haykırılan bir çığlıktır. Dilerim sessizliğin sesi oluruz. (HABER MERKEZİ)

     

  • Hasta tutuklu Koçer Özdal yaşamını yitirdi

    Hasta tutuklu Koçer Özdal yaşamını yitirdi

    Kanser hastası  tutuklu Koçer Özdal, tedavi gördüğü Ankara Numune Hastanesi’nde yaşamını yitirdi.

    Temmuz ayından bu yana Ankara Numune Hastanesi’nde tedavi edilen Koçer Özdal yaşamını yitirdi. Özdal, 19 Temmuz 2018’de tutulduğu Samsun Bafra Cezaevi’nden tedavi edilmek için hastaneye sevk edilmişti. 13 Ağustos 2018 tarihinde yoğun bakım ünitesine alınan Özdal’ın kanserin tüm vücuduna yayıldığı anlaşılmıştı. Özdal’ın bilinci 24 Ağustos günü kapanmıştı. Bu süreçte Özdal bileğinden halen yatağa kelepçeliydi. Özdal’ın serbest bırakılması ve tedavisinin yapılabilmesi amacıyla insan hakları örgütleri tarafından kampanya başlatılmıştı.

    Özdal’ın cenazesinin Adli Tıp Kurumu’na götürülmesi için hastaneye savcı beklenirken, işlemlerin ardından Özdal’ın cenazesi Muş’ta defnedilecek.

    2014 yılından bu yana cezaevinde tutulan Özdal’ın cezaevine girmeden önce sağlık sorunu bulunmuyordu.