Etiket: ahmet şık

  • DEM Parti Eş Genel Başkanları: AKP’li milletvekillerinin saldırısı siyasi haydutluktur!

    DEM Parti Eş Genel Başkanları: AKP’li milletvekillerinin saldırısı siyasi haydutluktur!

    PİRHA- Tutuklu TİP Milletvekili Can Atalay hakkındaki kararın TBMM’de görüşüldüğü sırada AKP’li milletvekillerinin saldırıda bulunması sebebiyle DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit yaralandı. Saldırıyı kınayan DEM Parti Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, “Kadın milletvekillerimize AKP’li erkek milletvekilleri tarafından saldırı yapılması siyasi haydutluktur” dedi.

    Anayasa Mahkemesi’nin tutuklu Milletvekili Can Atalay hakkında verilen kararı görüşmek üzere toplanan Meclis Genel Kurulu’nda AKP Milletvekili Alpay Özalan’ın, kürsüde konuşan TİP Milletvekili Ahmet Şık’a saldırması sırasında Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit yaralandı.

    DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, saldırıya ilişkin yazılı açıklama yayınladı.

    “SALDIRILAR KARŞISINDA GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ”

    Yapılan açıklamada saldırılar karşısında geri adım atılmayacağının altı çizilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Anayasa Mahkemesi’nin Sevgili Can Atalay’ın milletvekilliğinin iade edilmesini salık veren kararının uygulanması için muhalefet partileri olarak TBMM’yi olağanüstü toplantıya çağırdık. Anayasa Mahkemesi kararı açık olmasına rağmen AKP-MHP iktidarı hak-hukuk tanımama tutumunu parlamento çatısı altında sürdürmek istemektedir. Muhalefetin TBMM’yi olağanüstü toplantıya çağırmasını sindiremeyen iktidar, çözümü fiziksel şiddete varan saldırılarda bulmuştur. Kadın milletvekillerimize AKP’li erkek milletvekilleri tarafından saldırı yapılması siyasi haydutluktur. Bu saldırılar halk iradesini, hukuku tanımamaktır ve siyasi acizliktir. Grup Başkanvekilimiz başta olmak üzere hiçbir arkadaşımız bu saldırılar karşısında geri adım atmayacaktır.

    Parlamento dışında iktidara muhalefet eden toplumsal kesimlere en şiddetli şekilde saldıran AKP-MHP iktidarı, bu tutumunu parlamento içine de taşımaya çalışmaktadır. Yaşamı, insanı, demokrasiyi, hukuku ve doğayı savunan toplumsal kesimlere karşı sokakta ve meydanlarda hukuk tanımaz bir çetecilik ve zorbalıkla saldırma talimatı veren iktidar, milletvekilleri aracılığıyla bunu TBMM’ye taşımıştır. AKP’liler, Can Atalay’ın milletvekilliğinin iadesi için yapılan toplantıda muhalefetin sesini kısmak ve hukuksuzluğu devam ettirmek için muhalefet milletvekillerine parlamento kürsüsünde saldırmıştır.

    “AKP’YE KARŞI EN GÜÇLÜ ŞEKİLDE DİRENECEĞİZ”

    Parlamentoda şiddetin ve saldırganlığın hukukunu kurmak isteyen AKP’ye karşı en güçlü şekilde direneceğimizi bir kez daha kamuoyuna deklare ediyoruz. Muhalefet milletvekillerine saldırarak haksızlık ve hukuksuzluk rejimini sürdürmek isteyen bu anlayışı en güçlü şekilde kınıyoruz. Bedeli her ne olursa olsun haklı davamızda demokrasiyi, adaleti ve barışı savunmaya bir an bile durmadan devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Can Atalay oturumunda Ahmet Şık, AKP’li vekilin saldırısına uğradı, Koçyiğit’in kaşı yarıldı-VİDEO

    Can Atalay oturumunda Ahmet Şık, AKP’li vekilin saldırısına uğradı, Koçyiğit’in kaşı yarıldı-VİDEO

    PİRHA- Can Atalay oturumunda konuşan TİP Milletvekili Ahmet Şık, AKP’li Alpay Özalan’ın saldırısına uğradı. AKP’lilerin saldırısı sırasında Özalan’ın yumruğu DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit’e isabet etti. Koçyiğit’in kaşı yarıldı.

    Meclis Genel Kurulu, muhalefet partilerinin tutuklu Milletvekili Can Atalay için yaptığı olağanüstü çağrı üzerine toplandı. Kurul toplantısına, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları’nın yanı sıra CHP Genel Başkanı Özgür Özel de katıldı.

    Meclis’i yöneten Bekir Bozdağ, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Ahmet Şık’a söz verdi. Meclis kürsüsünde konuşan Şık, AKP’lilere, “Sizden olmayan herkese ‘terörist’ dediğiniz için Can Atalay’a terörist demenize hiç şaşırmadık” diyerek, AKP’lilere sert tepki gösterdi.

    Bu sözler üzerine Meclis Başkanvekili Bekir Bozdağ kurula ara verdi. Aranın ardından tekrardan söz alan Şık, aynı ifadeleri tekrar kullandı. Bunun üzerine Meclis’e tekrar ara verildi.

    KOÇYİĞİT’İN KAŞI YARILDI

    Bu sırada AKP’li Alpay Özalan Şık’a saldırdı. AKP’lilerin saldırısı sırasında Özalan’ın yumruğu DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit’e isabet etti. Kavga sırasında Koçyiğit’in kaşı yarıldı.

    NE OLMUŞTU?

    Can Atalay, 14 Mayıs 2023’te yapılan genel seçimde TİP’ten Hatay Milletvekili seçildi. Atalay’a verilen hapis cezası, 28 Eylül 2023’te Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nce onaylandı. AYM ise milletvekili seçilmesi nedeniyle 25 Ekim 2023’te Atalay hakkında hak ihlali kararı verdi. Yüksek Mahkeme; yargılamanın durdurulmasına, vekilliğinin kabulüne ve Atalay’ın tahliyesine karar verilmesine hükmetti.

    İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, bu kararı uygulamadı ve Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne gönderdi. Daire, 8 Kasım 2023’te AYM’nin süper temyiz mahkemesi gibi davranarak böyle bir hüküm kuramayacağı gerekçesiyle karara uyulmayacağını açıklayarak AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulundu.

    AYM bunun üzerine anayasal zorunlulukları anımsatarak 21 Aralık 2023’te ikinci kez hak ihlali kararı verdi. Yargıtay 3. Ceza Dairesi ise 3 Ocak’ta bu kararın yok hükmünde olduğu yönünde bir karar aldı.

    Yargıtay’ın kararının 30 Ocak’ta TBMM Genel Kurulu’nda okunmasıyla Atalay’ın milletvekilliği düşürüldü. Atalay’ın avukatlarının yanı sıra TİP, CHP ve DEM Parti; bu kararın iptali için AYM’ye başvurdu.

    AYM, 22 Şubat’ta açıkladığı ve 1 Ağustos’ta Resmi Gazete’de yayımlanan gerekçeli kararla Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşmesinin “yok hükmünde” olduğunu kaydetti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Anneleri 967. haftada da ‘mezar yeri’ ile buluşamadı -VİDEO

    Cumartesi Anneleri 967. haftada da ‘mezar yeri’ ile buluşamadı -VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Meydanı’nda eylem ısrarı bu hafta da polis ablukası altında devam etti. Eylemde Cumartesi Anneleri ve hak savunucuları ters kelepçeyle gözaltına alındı. Cumartesi Anneleri ‘mezar yerimiz’ dediği Galatasaray Meydanı’na bu hafta da karanfillerini bırakamadı.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle her hafta Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri/İnsanları, eylemlerinin 967’ncisini gerçekleştirdi. Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) verdiği “ihlal” kararına rağmen 26 haftadır Galatasaray Meydanı’na çıkmaları engellenen Cumartesi Anneleri/İnsanları ve hak savunucularının eylemi, bu hafta da polis ablukası altında gerçekleşti. Bu hafta eyleme TİP Milletvekili Ahmet Şık destek verdi.

    ABLUKA BU HAFTA DA DEVAM ETTİ

    Meydan ve meydana çıkan tüm ara sokaklar polisler tarafından saatler önce kapatıldı. Yoğun ablukaya rağmen Cumartesi Anneleri/İnsanları ve hak savunucuları, meydana yaklaşır yaklaşmaz polisler tarafından önleri kalkanlarla kesilerek ablukaya alındı. Ablukayı görüntülemek isteyen gazeteciler de ablukadan uzaklaştırıldı. Farklı ablukalarda bekletilen Cumartesi Anneleri ve hak savunucuları gözaltına alındı.

    18 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI

    Cumartesi Anneleri, hak savunucuları ve eylem desteğe gelen 18 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanların isimleri şöyle:

    Ali Ocak, Cem Göncü, Davut Arslan, Doğan Özkan, Fatma Akaltun, Gülseren Yoleri, Hanife Yıldız, Hatice Onaran, Hüseyin Aygül,  İkbal Eren, İrfan Bilgin, Maside Ocak, Mikail Kırbayır, Mustafa Emin Büyükcoşkun, Newroz Ali Tosun, Oya Ersoy,  Salim Derelioğlu, Türker Demirci

    Dilan ŞİMŞEK – Devrim FINDIK/ İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 965. Haftada gözaltına alındı-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 965. Haftada gözaltına alındı-VİDEO

    PİRHA- Anayasal haklarını kullanmak isteyen Cumartesi anneleri 965. haftada gözaltına alındı. Polis barikatının arkasında bırakılan Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız, evladının hesabını sormak istediğini söyleyerek, “Benim evladım için yapamayacağım şey yok. Çatılara mı çıkayım, ne yapayım ben?” dedi.

    Gözaltında kaybedilen ve katledilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle her hafta Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri/İnsanları, eylemlerinin 965’incisini gerçekleştirdi.

    Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) verdiği “ihlal” kararına rağmen 25 haftadır Galatasaray Meydanı’na girmeleri engellenen Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın bu haftaki eylemi, yine Beyoğlu Kaymakamlığı’nın “yasak” kararı gerekçe gösterilerek engellendi. Beyoğlu Kaymakamlığı’nın “yasak” kararını gerekçe göstererek eyleme izin vermeyen polis, bu hafta da meydan ve meydana çıkan tüm ara sokakları saatler öncesinden bariyerlerle kapattı.

    Eyleme Yeşil Sol Parti Şırnak Milletvekili Ayşegül Doğan, Türkiye İşçi Partisi(TİP) Milletvekili Ahmet Şık destek verdi.

    ‘YÜZLEŞMEK İSTİYORUM’

    Polis barikatının arkasında bırakılan Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız, evladının hesabını sormak istediğini söyleyerek, “Benim evladım için yapamayacağım şey yok. Çatılara mı çıkayım, ne yapayım ben? Ben Ramazan Kaya’yla, Tahir Şerbetçi’yle, İsmail Öztürk’le görüşmek istiyorum. Ben bunlarla yüzleşmek istiyorum. Ben oğlumu karakola götürmüş anayım, bana bunu nasıl yaptılar. Ben bunları soracağım. Sizin kameranız nerede? O komiser Ramazan Kaya’ya seslenmek istiyorum. 28 yıl oldu, beni kandırdın, oğlumu benden aldın. Şimdi yok, ben ne yapacağım, tek evladımdı benim. Benim sesim kesilmeyecek” dedi.

    Bu sırada eylemi görüntülemek isteyen gazeteciler de alanın dışına çıkarıldı.

    25 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI

    Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın 965’inci haftasında polis engellemesinin ardından 25 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanların isimleri şöyle:

    Ali Newroz Tosun, Ali Ocak, Aslı Takanay, Begali Kurnaz, Besna Tosun, Coşkun Üsterci, Davut Arslan, Deniz Aytaç, Doğan Özkan, Eren Keskin, Hanife Yıldız, Hasan Karakoç, Hatice Korkmaz, İkbal Eren, İrfan Bilgin, İsmail Yücel, Leman Yurtsever, Maside Ocak, Mikail Kırbayır, Nazım Hikmet Dikbaş, Ömer Kavran, Salim Derelioğlu, Taylan Bekin, Türker Demirci, Ümit Efe.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Şık’tan açıklama: HDP’li dostlarımdan ve Kürt halkından özür diliyorum

    Şık’tan açıklama: HDP’li dostlarımdan ve Kürt halkından özür diliyorum

    PİRHA- Sosyal medyada gündem olan ve tepkiyle karşılanan video için TİP ve Ahmet Şık, açıklama yaparak, HDP ve Kürt halkından özür diledi.

    “O kadar sert ve sekter var ki HDP tabanında” diyen kişiye, “Hâlâ var. Bak Selahattin bugün canımıza okumuş. Güya aynı ittifaktayız. Yapan da Selahattin. Selahattin’i çıkar HDP’den ortada HDP kalmıyor” ifadeleriyle yanıt veriyor. Videoda Şık’ın “Yeterince Türk faşist var, bir de Kürt faşistlerle uğraşamam” dediği duyuluyor.

    Sosyal medyada gündem olan ve tepkiyle karşılanan video için TİP ve Ahmet Şık, açıklama yaptı.

    Şık, “Konuyu, olayı, olaydaki kişileri ve bağlamını açıklamaya çalışmadan, fikrimi, kastımı ve duygumu yansıtmayan bu sözler nedeniyle kırdığım tüm HDP’li dostlarımdan ve Kürt halkından, TİP’li yoldaşlarımdan içtenlikle özür diliyorum. Öncelikle 14 Mayıs’a dek ve sonrasındaki ortak mücadele geleceğimiz boyunca da yegane çabam, barış ve kardeşlik arzumuza zarar vermemek, ittifakımızda cisimleşen umutlara gölge düşürmemek olacak” dedi.
    Şık’ın ardından TİP genel merkezi sosyal medya hesabından, “İstanbul Milletvekilimiz Ahmet Şık’ın bugün kamuoyuna yansıyan sözleri partimizin görüşlerini yansıtmadığı gibi vekilimizin bugüne dek koruduğu mücadele kimliği açısından da talihsiz ve kastını aşan ifadeler içermektedir. Bu sebeple, başta HDP’li dostlarımız olmak üzere ittifak güçlerimizden, Kürt halkından, sol kamuoyundan ve tüm yurttaşlarımızdan özür diliyoruz. Barış ve kardeşlik için sürdürdüğümüz mücadeleden ve dayanışmamızdan asla vazgeçmeyeceğiz” sözlerine yer verdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Onur Yaser Can’ı intihara sürükleyen polisler işkenceden yargılanmalı’-VİDEO

    ‘Onur Yaser Can’ı intihara sürükleyen polisler işkenceden yargılanmalı’-VİDEO

    PİRHA-28 yaşındaki Onur Yaser Can’ın intihara sürüklenmesiyle ilgili olarak dördü polis, beş kişinin yargılandığı davanın ilk duruşması görüldü. Onur Yaser Can’ın kardeşi Ezgi Sevgi Can ve avukatlar “Bu dava evrakta sahtecilik değil, işkence davasıdır. Mücadelemize devam edeceğiz” dedi.

    İstanbul’da 2010 yılında narkotik polisi tarafından gözaltına alındıktan sonra işkence gören, tehdit edilen 28 yaşındaki Onur Yaser Can’ın intihara sürüklenmesiyle ilgili 4’ü polis olmak üzere 5 kişi hakkında açılan davanın ilk duruşması İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Duruşma salonunun yetersizliği nedeniyle celse 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin salonunda yapılırken, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Turan Aydoğan, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekilleri Sera Kadıgil ile Ahmet Şık da duruşmayı takip edenler arasındaydı. Bir sonraki duruşma 2 Aralık 2022 tarihine ertelendi.

    Sanık polisler Yunus Başay, Muhammet Ongun ve Onur Ülker, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katılırken, bilirkişi Zafer Kökdemir ise salonda hazır bulundu. Sanık polislerden Hakan Aydın ise ilaç kullandığı için mazeret bildirerek, duruşmaya katılmadı.

    “GÖZALTINA ALIP ALMADIĞIMI HATIRLAMIYORUM”

    Celsede ilk olarak ifade veren polis Yunus Başay, “Çok uzun zaman geçtiği için olayı hatırlamıyorum. Daha önce verdiğim ifadeyi tekrarlıyorum. O dönem ekip şoförü olarak çalışıyordum. Ekip şefimiz Soner Gündoğdu ifade tutanağında zaman hatası olduğunu fark etti. Adliyeye böyle gitmemesini, düzeltmemi istedi. İkinci kez düzenlenen belgelerde imzam var. Onur Yaser Can’ın gözaltına alındığı sırada olup olmadığımı hatırlamıyorum” dedi.

    Onur Yaser Can’ın kız kardeşi Ezgi Can‘ın sorusu üzerine bu kez Başay, Onur Yaser’i kendilerinin yakaladıklarını söyledi.

    SANIK POLİS: KONU BAŞKA YÖNE ÇEKİLİYOR

    Başay’ın ardından sanık polis Muhammet Ongun ifadesini verdi. Ongun, “Olay tarihinde narkotikte teknik takip kısmında görevliydim. Onur Yaser Can’ın takip ettiğimiz uyuşturucu satıcısıyla görüşmeleri olunca yakalaması yapıldı. Üzerinden miktarını hatırlamadığım uyuşturucu madde çıktı. Gece geç saatlerde eve gidecektik. Onur Ülker ile birlikte üst aramasını yaptık. Sadece o belgede imzam var. Bu tutanak değiştirilmemiştir. Dosyada başka bir imzam yok. Daha önce hakkımda takipsizlik kararı verildi. Hakkımda fazladan bir delil yok, beraatimi talep ediyorum” ifadelerini kullandı.

    Ongun‘dan sonra duruşmaya sanık polis Onur Ülker‘in ifade vermesiyle devam edildi. Hakan Aydın’ın şoförlüğünü yaptığını hatırlatan Ülker, Onur Yaser Can’ı hangi ekibin yakaladığı sorusuna “Konu başka yöne çekiliyor. Daha önceki ifadelerimi tekrarlıyorum” diyerek, sorulara aynı cevapları verdi.

    ŞUBEYE GİDEN BİLİRKİŞİYİ POLİS TEHDİT ETMİŞ

    Bilirkişi Zafer Kökdemir de savcı ile birlikte narkotik şubesine gittiklerini belirtirken, şubede bir polisin kendisini “Buradan bir bilgi çıkarsa senden biliriz” sözleriyle tehdit ettiğini söyledi. Kökdemir, CD’yi dosyaya sunduktan sonra savcının “Kır, at” dediği için elindeki CD’yi attığını söyledi. Bu talimatı sözlü olarak aldığını belirtti. 2013 yılında işi bıraktığını kaydeden Kökdemir şu anda kuryelik yaptığını da belirtti.

    Ezgi Sevgi Can ise süreci özetlerken, yaşananların ardından anne ve babasını da kaybettiğini söyledi. Can, “Ağabeyim 20 gün içinde intihar edecek biri değildi. Polisler, bizi suçlu konumuna sokmak için uyuşturucunun altını çiziyorlar. Ağabeyim sanıkların örgütlü suçlarının sonucunda bu travmayı yaşıyor. O nedenle evrakta sahtecilikle işkenceyi birlikte değerlendiriyoruz. Alelacele hazırlanan sahte belgelerle ağabeyim öldükten sonra hakkında dava açıldı” dedi.

    Can, polisler hakkında işkence, cinsel saldırı ve görevi kötüye kullanma suçlarından da suç duyurusunda bulunmasını talep etti.

    SANIK AVUKATIN SÖZLERİ ÜZERİNE SALONDAKİLER TEPKİ GÖSTERDİ

    Yaser Can’ı çıplak arayan polisler Muhammet Ongun ve Onur Ülker’in avukatı Ayhan Baykal da, “Onur Yaser Can uyuşturucu kullanmasaydı bunlar yaşanmayacaktı” ifadeleri üzerine salondakiler tepki gösterdi.

    Bilirkişi Kökdemir’in avukatı Ayşe Ay Acar ise, “Bu dosya bir işkence dosyası olmalıydı. İşkence bu ülkenin gerçeğidir. Bu davalarda alınan sonuçlar demokrasinin yerleşmesini sağlayacak. Bu dosyada yargılanıyor olmaktan dolayı utanç duyuyorum.”

    “EVRAKTA SAHTECİLİK DEĞİL, İŞKENCE DAVASIDIR”

    Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti Ezgi Sevgi Can’ın katılma, Kökdemir’in vareste tutulma talebini kabul etti. Sanık Hakan Aydın’ın bulunduğu şehirden SEGBİS ile bir sonraki celseye katılmasına, gerekirse zorla getirilmesine hükmetti. Bir sonraki celse 2 Aralık 2022 günü saat 14.00’te görülecek. Kararın ardından adliye önünde açıklama yapan Ezgi Sevgi Can ve avukatlar, “Bu dava evrakta sahtecilik değil, işkence davasıdır. Mücadelemiz devam edecek” ifadelerini kullandı.

    PİRHA / İSTANBUL

  • ‘Cumartesi Anneleri’ne karşı açılmış bir savaş var’-VİDEO

    ‘Cumartesi Anneleri’ne karşı açılmış bir savaş var’-VİDEO

    PİRHA-Yargılandıkları davanın beşinci duruşması öncesi yaşananlara ilişkin bugün bir açıklama yapan Cumartesi Anneleri, “Hak ve özgürlüklerimizin güvencesi olması gereken yargının, hak ve özgürlüklerimizi tehdit aracına dönüştürülmesini kabul etmiyoruz” ifadelerini kullandı. Polis memurlarına çağrıda bulunan İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, “Bu kanunsuz emirler uymayın. Hepiniz yargılanacaksınız. Bu iktidara, İçişleri Bakanına güvenmeyin” derken, TİP İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil ise “Devlet, vatandaşına pusu kurdu. Cumartesi Annelerine karşı açılmış bir savaş var” diye konuştu.

    Cumartesi Anneleri/İnsanları 913. hafta buluşmasında 21 Eylül Çarşamba günü Çağlayan Adliyesi önünde yaşananlara ilişkin açıklama yaptı. İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde gerçekleştirilen açıklamaya Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Oya Ersoy, Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekilleri Ahmet Şık, Sera Kadıgil ile İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan da katıldı.

    “DURUŞMA SIRASINDA DA HUKUKSUZLUK DEVAM ETTİ”

    Basın açıklamasını Maside Ocak okudu. Açıklamadan öne çıkan satır başları şöyle:

    “Her duruşma öncesi Çağlayan Adliyesi önünde gerçekleştirdiğimiz basın açıklaması, 21 Eylül 2022 tarihli beşinci duruşmamız öncesi Kağıthane Kaymakamlığı tarafından verilen anayasaya aykırı bir yasak kararı gerekçe gösterilerek engellendi. Duruşmaya ve öncesinde yapılacak basın açıklamasına katılmak için orada bulunanlara son dakikada bildirilen yasak kararı sonrası, etrafımız polis tarafından çembere alınarak, dağılmamız engellendi. Aralarında duruşmaya katılması gereken kayıp yakınları, cumartesi insanları ve avukatlarının da olduğu 16 hak savunucusu işkenceyle gözaltına alındı. Adliye önünde bulunanların tanık olduğu ve basına/sosyal medyaya yansıyan çok sayıda görüntülü/yazılı haberden görüleceği üzere kolluk kuvvetleri duruşmaya katılmak üzere bekleyenleri, ortada hiçbir hukuki gerekçe yokken ve anayasal haklarını ihlal ederek gözaltına alarak, yaklaşık 8 saat özgürlüklerinden mahrum bıraktı.

    İstanbul 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşma sırasında da bu hukuksuzluk devam etti. Duruşmaya yargıcın, ‘eğer düzeni bozan bir durum olursa, kolluk güçlerinden gelen talep doğrultusunda, yargılamanın güvenlik gerekçesiyle kapalı yapılmasına karar verebileceğini’ belirten sözleri ile başlandı.  Bu sözleri ile dava yargıcı, duruşma öncesi yapılacak basın açıklamasına hukuka aykırı olarak müdahale eden kolluğun yönlendirmesi ile hareket ettiğini kabul etmiş, yargılamanın tarafsızlığına ve bağımsızlığa gölge düşürülmüştür. Duruşma yargıcı yargılama sırasında da; savunma avukatlarının salonda bulunan silahlı güvenlik mensuplarının çıkarılmasına yönelik talebini de reddedip; yargılananlar, tanıklar, avukatlar ve dinleyiciler üzerinde baskı yaratacak şekilde yargılama sonuna kadar güvenlik mensuplarının salonda beklemesine izin vererek, tutumunu devam ettirdi.

    “YARGIÇ DURUŞMADA GERİLİM YAŞANMASINA NEDEN OLDU”

    Savunma avukatlarının; duruşma öncesi gözaltına alınanlar arasında, önceki celse hakkında  zorla getirme ve duruşmaya gelmedikleri takdirde savunmadan vazgeçmiş sayılacakları ihtar edilmiş sanıklar ve avukatlarının da bulunduğu, bu kişilerin duruşmaya katılımı sağlanmadan duruşmaya devam edilemeyeceği, ayrıca duruşma salonuna gelebilenlerin de alanda uygulanan şiddetten olumsuz etkilendikleri göz önünde bulundurularak duruşmanın ertelenmesi taleplerini de reddeden yargıç, duruşma boyunca savunmayı kısıtlayıcı davranışları ile duruşmada gerilim yaşanmasına neden oldu.

    Hak ve özgürlüklerimizin güvencesi olması gereken yargının, hak ve özgürlüklerimizi tehdit aracına dönüştürülmesini kabul etmiyoruz. Ülkeyi yönetenler, Anayasa ve bağlayıcı uluslararası sözleşmelerden kaynaklı sorumluluklarına rağmen;  25 Ağustos 2018 tarihinden bu yana hak ve özgürlüklerimizi gasp eden; hukuka aykırı yasak, engelleme ve gözaltı uygulamaları ile adalet arayışımızı engellemeye, açılan soruşturma ve bu dava ile üzerimizde yargı baskısı oluşturmaya çalışmakta ve suç işlemektedir. 27 yıldır dediğimiz gibi; son kaybımız bulunana, son fail cezalandırılana kadar bu mücadele devam edecek. Kaç yıl geçerse geçsin, bedeli ne olursa olsun; kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 214 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

    “KANUNSUZ EMİRLERE UYMAYIN, HEPİNİZ YARGILANACAKSINIZ”

    İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ise polis memurlarına çağrı da bulunurken; “Türkiye’de otoriter yönetim altında kolluk kuvvetleri daha fazla kanunsuz emirlere uymaya başladılar. Bir kez daha uyarmak istiyorum. Bu kanunsuz emirler uymayın. Hepiniz yargılanacaksınız. Bu iktidara, İçişleri Bakanına güvenmeyin. Bunların hesabı bir gün yargı önünde sorulacaktır. Şu anda şubemizin önünde yüzlerce polis var. Sizin başka işiniz yok mu? Hırsızları, uyuşturucu kaçakçılarını, çeteleri kovalayın. Böyle bir ülke olabilir mi?” ifadelerini kullandı. HDP
    İstanbul Milletvekili Oya Ersoy, Türkiye’de hukukun ortadan kaldırıldığını ifade ederek, “Cumartesi annelerine ve insanlarına uygulanan şiddetin tek bir sonucu vardır; faillerin yanındayız mesajıdır” dedi. TİP İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil de “Devlet, vatandaşına pusu kurdu. Cumartesi Annelerine karşı açılmış bir savaş var” dedi.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Berkin Elvan 9 yıl önce vurulduğu sokakta anıldı-VİDEO

    Berkin Elvan 9 yıl önce vurulduğu sokakta anıldı-VİDEO

    PİRHA-Berkin Elvan, 9 yıl önce vurulduğu İstanbul Okmeydanı’ndaki Gaziler Sokağı’nda ailesi ve sevenleri tarafından anıldı. Elvan Ailesi tarafından yapılan açıklamada ” Yargı makamına sesleniyoruz: Sadece Fatih Dalgalı değil, “emri ben verdim” diyen dönemin başbakanı, şimdiki cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı yargılayın. Başka Berkinler olmasın, çocuklar öldürülmesin diye adalet aramaktan vazgeçmiyoruz” ifadelerine yer verildi.

    Gezi direnişi sırasında İstanbul Okmeydanı’nda 16 Haziran 2013 günü polisin attığı gaz kapsülü ile başından yaralanan ve 269 gün komada kaldıktan sonra hayatını kaybeden Berkin Elvan, vurulduğu Gaziler Sokağı’nda ailesi ve sevenleri tarafından anıldı. Anmaya Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık da katıldı. Elvan Ailesi adına yapılan basın açıklamasını Özge Elvan okurken açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “KATLEDİLEN BÜTÜN ÇOCUKLAR İÇİN ADALET MÜCADELESİ YÜRÜTMEYE BAŞLADIK”

    “Tam 9 yıl oldu. Oğlumuz Berkin Elvan, Gezi Parkı eylemleri sırasında polisin hedef göstererek sıktığı gaz kapsülüyle 16 Haziran 2013’te başından vuruldu. 269 gün komada kaldı, daha fazla dayanamadı ve 11 Mart 2014’te yanımızdan ayrıldı. Berkin’imizi kaybettikten sonra, Berkin’imiz nezdinde katledilen bütün çocuklar için adalet mücadelesi yürütmeye başladık. Davamız, oğlumuz vurulduktan dört yıl sonra görülmeye başladı.

    Dava sonucu katil Fatih Dalgalı 16 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Fakat tek bir gün bile hapiste yatmadı, üstelik hâlâ görevi başında. Biz katillere verilen cezaların uygulanmasını beklerken avukatlarımız Oya Aslan ve Selçuk Kozağaçlı hapis cezasıyla cezalandırıldı. Avukatımız Ebru Timtik adalet ararken hayatını kaybetti. Son olarak yoldaşımız, arkadaşımız, dostumuz, kardeşimiz, avukatımız Can Atalay, haksız ve hukuksuz şekilde hapis cezası ile cezalandırıldı.

    “GEZİ PARKI’NIN SAHİCİLİĞİNE SARILIYORUZ”

    Her an yanımızda olan, yürüttüğümüz adalet mücadelesinde destekçimiz olan Mücella Yapıcı, haksız ve hukuksuz şekilde hapis cezası ile cezalandırıldı. Bedenimizle, ruhumuzla hapislerde bıraktıklarımız, kaybettiklerimiz ve sonsuza kadar yaşatacaklarımızla Ali İsmail ile, Abdocan ile, Mehmet ile, Hasan Ferit ile, Medeni ile, Ahmet ile, Ethem ile ve Berkin’imizle bu yalancı düzene karşı bir kez daha Gezi Parkı’nın sahiciliğine sarılıyoruz.

    Berkin’imizin davasında Fatih Dalgalı’nın cezalandırılması için bizimle birlikte mücadele eden avukatımız Can Atalay, Mücella Yapıcı ve Tayfun Kahraman başta olmak üzere Gezi Parkı davasında tutuklanan arkadaşlarımızın bir an önce serbest bırakılmasını, bu hukuksuzluğun derhal sonlanmasını istiyoruz. Arkadaşlarımızı değil, çocuklarımızı katleden katilleri cezalandırın. Yargı makamına sesleniyoruz: Sadece Fatih Dalgalı değil, “emri ben verdim” diyen dönemin başbakanı, şimdiki cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı yargılayın. Başka Berkinler olmasın, çocuklar öldürülmesin diye adalet aramaktan vazgeçmiyoruz. Berkin’imiz, oğlumuz, yavrumuz, Daima bizimlesin, daima seninleyiz. Senin için adalet istemekten asla vazgeçmeyeceğiz.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • TİP milletvekilleri Boğaziçi Köprüsü’ne ‘Gezi’ pankartı astı

    TİP milletvekilleri Boğaziçi Köprüsü’ne ‘Gezi’ pankartı astı

    PİRHA-Türkiye İşçi Partisi (TİP) milletvekilleri Gezi direnişinin 9’uncu yılında Boğaziçi Köprüsü’ne “Her yer Taksim her yer direniş” pankartı astı. Polisler milletvekillerine müdahale ederken, pankartı kesti.

    Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş ile İstanbul Milletvekilleri Ahmet Şık ve Sera Kadıgil, Gezi direnişinin 9’uncu yıl dönümünde Boğaziçi Köprüsü’ne “Her yer Taksim her yer direniş” yazılı bir pankart astı.

    Pankartın asılma anları Ahmet Şık’ın kişisel Twitter hesabından canlı yayınlanırken; köprüye gelen polislerin “Bu bayrağı buraya asamazsın” diyerek milletvekillerine müdahale ettiği ve pankartı kestiği görüldü. Polislerin ayrıca çıkan arbedede milletvekili Sera Kadıgil’in telefonunu denize düşürdüğü belirtildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Babacan’ın ‘Alevi cumhurbaşkanı adayı’ tartışmalarına yanıtı: Hicap duyuyorum

    Babacan’ın ‘Alevi cumhurbaşkanı adayı’ tartışmalarına yanıtı: Hicap duyuyorum

    PİRHA-TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık’ın, Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığı ihtimaliyle ilgili olarak yaptığı ve daha sonra özür dilediği “Alevilik” açıklamasına ilişkin sorulan soruya yanıt veren DEVA Genel Başkanı Ali Babacan “Bugünün Türkiye’sinde bunlar artık gündem olmamalı. Eğer eşit vatandaşlık esassa bunların tartışma konusu bile yapılmaması lazım” dedi.

    Karar Gazetesi yazarı ve programcısı Yıldıray Oğur’a konuşan Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Genel Başkanı Ali Babacan, Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık‘ın, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘nun potansiyel cumhurbaşkanı adaylığı üzerinden yaptığı ve daha sonra özür dilediği “Alevilik” tartışmalarına değindi.

    “EŞİT VATANDAŞLIK ESASSA BUNLARIN TARTIŞILMAMASI GEREKİR”

    Babacan, kendisine yönelik sorulan “Kılıçdaroğlu’nun mezhebi mensubiyetiyle ilgili bir tartışma var. ‘Cumhurbaşkanı adayı Alevi olursa Erdoğan karşısında seçilemez’ deniyor, sizin görüşünüz nedir? sorusuna şu yanıtı verdi:

    “İnanın bu dönemde herhangi bir vatandaşımızın cumhurbaşkanı adayı olup olmamasıyla alakalı etnik, mezhebi, dini inançlarıyla ilgili konuları gündeme getirmekten ben hicap duyarım. Bugünün Türkiye’sinde bunlar artık gündem olmamalı. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıysa, eğer eşit vatandaşlık esassa bunların tartışma konusu bile yapılmaması lazım.

    Tabii siyasetçiler tabanı önemser ama ideal hedefleri olmalı siyasetçilerin. O ideal hedefler doğrultusunda politika, söylem üretmeleri gerekir. Yoksa aksi popülizm olur. Bugün siyasetçi çıkıp da bir siyasetçinin vay efendim kökeni şudur da mezhebi şudur da bu çok ucuz siyaset. Artık Türkiye Cumhuriyeti’nin bu aşamayı geçmiş olması lazım.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Prof. Dr. Aziz Yağan: Kılıçdaroğlu’nun, Şık’ın önerisine karşı ne düşündüğünü açıklaması yerinde olacaktır

    Prof. Dr. Aziz Yağan: Kılıçdaroğlu’nun, Şık’ın önerisine karşı ne düşündüğünü açıklaması yerinde olacaktır

    PİRHA-Prof. Dr. Aziz Yağan, Milletvekili Ahmet Şık’ın, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliğini işaret ederek yaptığı konuşma hakkında açıklama yaparak “Konunun öznesi haline getirilen Kılıçdaroğlu’nun, Ahmet Şık’ın yaklaşımı ve önerisine karşı ne düşündüğünü açıklaması yerinde olacaktır” dedi.

    Türkiye İşçi Partisi Milletvekili Ahmet Şık’ın “Kemal beyin Alevi olmasının Türkiye toplumu ve siyaseti için, bizler için değil elbette, bir mesele olduğunu kavrayarak hareket etmesi gerektiğini düşünüyorum” sözleri sebebiyle başlayan tartışmalar devam ediyor.

    “ALEVİ TOPLUMU İLK SÖZÜ KILIÇDAROĞLU’NA BIRAKMALI”

    Prof. Dr. Aziz Yağan da konuya ilişkin “Kılıçdaroğlu Sessiz Kalmalı mı?” başlıklı yazılı açıklama yaptı. Yağan, Kılıçdaroğlu’nun kendi Aleviliğine bakışını açıklığa kavuşturması gerektiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

    “Ahmet Şık’ın Kemal Kılıçdaroğlu’nun Aleviliğine vurgu yaparak cumhurbaşkanlığı adaylığı hakkında öneride bulunması konusunu Alevi bireylerimiz ve kurumlarımız tartışıyor. Alevi bireyleri ve kurumları açıklama yapmaya başladı. Bu süreçte Kemal Kılıçdaroğlu sessiz kalmaya devam ediyor ve bu tarihsel olarak da güncel olarak da doğru bir tutum gibi görünmemektedir.

    Alevi toplumu, Ahmet Şık’ın değerlendirmesine değil, bu değerlendirme ve öneri karşısında Kılıçdaroğlu’nun sessizliğine vurgu yapmalı ve açıklama yapmasını beklemelidir. Konunun öznesi haline getirilen Kılıçdaroğlu’nun, Ahmet Şık’ın yaklaşımı ve önerisine karşı ne düşündüğünü açıklaması yerinde olacaktır. Önümüzdeki günlerde basının sorusuyla açıklama yapması ihtimali varken, bu olasılığa karşı kendi açıklamasını yapması da gerçekleşebilir.

    Tartışılan Kılıçdaroğlu’nun parti liderliği ve icraatları değil, Aleviliğidir. Bu nedenle Alevi toplumu ilk sözü Kılıçdaroğlu’na bırakmalı, Kılıçdaroğlu’ndan açıklama beklemelidir. Kılıçdaroğlu bunu yaptığında Alevi toplumu ve kurumları ancak o durumda tartışmaya berrak bir zihinle dahil olabilir.

    Kılıçdaroğlu’nun Aleviliğe (ve Kürdlüğe) değil, kendi Aleviliğine (ve Kürdlüğüne) bakışını açıklığa kavuşturması bugünler ve gelecek için oldukça anlamlı ve ön açıcı olacaktır. Yapacağı açıklama sonucunda belki de çoğulculuk güçlenecek ya da çoğulculuğun zaten güçlendiği ortaya çıkacak ve tartışmaya neden olan öneri de önemsizleşecektir.

    Bir bireyin anadili, milliyeti, dini, kültürü tüm toplum tarafından bilinmelidir çünkü kişi kendini gizlememeli, güvende hissetmelidir. Ancak o birey kamu hizmeti verirken ya da kamu hizmeti alırken farklı anadillerinin, milliyetin, dinin, kültürün en ufak bir önemi olmamalıdır çünkü ayırımcılık, dışlayıcılık suçtur. Bu nedenle, tarihsel tartışmanın devam ettiği bu mesele için sadece CHP değil her bir parti görüşünü açıklayabilir.

    Bu konuda açıklama yapması yerinde olacak diğer kesim ise İslami bireyler, topluluklar ve yapılardır. Her bir kesim konu hakkındaki görüşlerini açıklarsa hem yaklaşımdaki benzerlikler ve farklılıklar ortaya konmuş olur, hem de toplum meseleyi farklı açılardan değerlendirme olanağına kavuşabilir.

    (HABER MERKEZİ)

  • Gezi Davası’nda çıkan kararlar Adalet Nöbeti’nde protesto edildi-VİDEO

    Gezi Davası’nda çıkan kararlar Adalet Nöbeti’nde protesto edildi-VİDEO

    PİRHA-Gezi Davası’nda çıkan karar bugün Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı önünde gerçekleştirilen Adalet Nöbeti’nde protesto edildi. Nöbete mesaj yollayan Avukat Can Atalay, “Taksim Gezisi, farklı fikirlerin, dünya görüşlerinin çoğulcu bir ortamda yaşayabileceğinin kanıtıdır. Taksim Gezisi, ekmeği paylaşmanın tadını yeniden anımsatandır. Gezi bu toprakların eşitlik özgürlük adalet umududur” ifadelerini kullandı.

    Gezi Davası’nın dün görülen karar duruşmasında Osman Kavala hakkında ağırlaştırılmış müebbet cezası, Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Can Atalay, Mine Özerden, Yiğit Ali Ekmekçi ile Tayfun Kahraman’a da 18’er yıl hapis cezası verilmişti.

    Gezi Davası’nda çıkan karar, bugün Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı önünde gerçekleştirilen Adalet Nöbeti’nde protesto edildi. Nöbete Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, Özgür Özel, İbrahim Kaboğlu, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Oya Ersoy ile Türkiye İşçi Partisi (TİP) Milletvekili Ahmet Şık‘ın yanı sıra çok sayıda siyasi parti temsilcisi, yazar ve avukat katıldı.

    “DÜN BU ADLİYEDE FACİA YAŞANDI”

    Adalet Nöbeti’nde ilk olarak açıklama yapan Avukat Kemal Aytaç, “Dün bu adliyede facia yaşandı. Bir infaz bürosu infaz memurları aracılığıyla adına hukuk, yargı diyemeyeceğim bir kepazelik yaşadık. Bu cesareti nereden alıyorlar bunun cevabını vermek zor. Bu cellatlardan hesap soracağız. Yaptıkları yargılama değildir” diye konuştu. Dava sonuncu 18 yıl hapis cezası alan ve tutuklanan Avukat Can Atalay‘ın Silivri Hapishanesi’nden gönderdiği mesaj da nöbette okundu. Atalay‘ın mesajı şöyle:

    “Ülkenin gündemi açlık yoksulluk olması gerekirken, hiçbir hukuk kuralı tanımadan saçma sapan şeylerle meşgul ediyorlar. Biz İstanbul’un kent merkezinde son kalan müşterek, kamusal bir yeşil alanı, afet sonrası toplanma alanını savunduk. Polisin şiddetine karşı çıkan her bir insanımız kendi itirazını aldı geldi. Taksim Gezisi, farklı fikirlerin, dünya görüşlerinin çoğulcu bir ortamda yaşayabileceğinin kanıtıdır. Taksim Gezisi, ekmeği paylaşmanın tadını yeniden anımsatandır. Gezi bu toprakların eşitlik özgürlük adalet umududur. Gezi’nin toplumsal politik ya da hukuki bakiyesini ancak onurla taşırız. Gezi’yi savunduk, savunuyoruz, savunacağız. Adalet istiyoruz, insan, hava, toprak ve su için adalet. Hep birlikte mücadele edeceğiz ve hep birlikte kazanacağız.”

    “ÖFKEMİZ BÜYÜK AMA KARARLILIĞIMIZ DA BİR O KADAR YÜKSEK”

    CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel çıkan kararı “Öfkemiz büyük ancak kararlılığımız da bir o kadar yüksek” şeklinde değerlendirdi. Özel şunları söyledi:

    “Sözümüze değer verenlere bir tek şey söylüyorum: Bundan sonra nereye çağrılırsanız oraya gidin. Baroların, sivil toplum örgütlerinin barışçıl çağrılarına bedeninizle, zihniniz, yüreğinizle katkı verin. Karşımızdaki bu büyük kötücül aklı hiçbirimiz tek başına yenemeyiz ama hepimiz yeneriz. Gezi’yi hazmedemediği için Geziyi savunanları mahkum etmeye çalışıyor. Bu ülkenin bir diktatörden kurtuluşu ancak yine hepinizin hep birlikte omuz omuza vermesiyle olacak. Biz bu diktatörü hep beraber göndereceğiz. Buna söz veriyoruz.”

    “BU KARAR SARAYIN KARARIDIR”

    Pen Yazarlar Derneği Başkanı Zeynep Oral ise “Düşüncelerini korumak isteyen insanların gerçekleştirdiğimiz Gezi’nin suçunu eğer suçsa 20 kişiye bağlamak istemek yeryüzünün en kötü romanı, en kötü yazısı, en kötü makalesi, en kötü senaryosu ve bu tutmaz. Eğer bir ülkede bir kişi haksız yere hapisteyse bu ülkede hiç kimse özgür değildir” ifadelerini kullandı.

    HDP Milletvekili Oya Ersoy da verilen kararın siyasi olduğunu belirtirken, “Bu karar sarayın kararıdır. Egemenliği için, sarayın çıkarları için verilen bir karar. Sana kul olmayacağız” dedi.

    CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ise şunları söyledi: “Bu kararı veren hakimlerden, savcılardan tek tek adil bir şekilde hesap soracağız. Bu davanın iddianamesi Saray’da yazıldı, hükmü de Saray’da verildi. Burada sadece açıklandı.”

    “KAYBEDECEK BİR TEK GÜNÜMÜZ YOK”

    TİP Milletvekili Ahmet Şık ise şöyle konuştu:

    “Bu, iyiyle kötü arasındaki, savaş isteyenlerle barışı hakim kılmak isteyenler, demokrasi ve hukuk normlarının hakim olmasını isteyenlerle, hukuki pas pas ederiz diyenler, bir avuç sömürücünün milyonlarca insanın sömürmesine devam etmek isteyenlerle, siyahla beyaz arasındaki bir savaş. İnsanın hayatta durduğu yeri tüm hayatı boyunca tercihleri belirliyor. Bu tercihler haysiyet sahibi olup olmadığınıza iyi bir emare. Mevzu bir mafya ile mücadele ederken, o mafyanın tetikçiliğini üstlenmiş bir yargının tasarrufuyla olmayacağının bilerek bu işin siyasi ve politik olduğu bilinciyle hareket etmekten geçiyor. Mafyayla, mafyanın anladığı dilden mücadele edeceksiniz. Başka yolu yok. Kaybedecek bir tek günümüz yok. Zamanımız kalmadı.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • TİP, Müdahale Kongresi’ni İstanbul’da gerçekleştirdi

    TİP, Müdahale Kongresi’ni İstanbul’da gerçekleştirdi

    PİRHA-Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) Müdahale Kongresi’nde konuşan Erkan Baş, altı muhalefet liderinin verdiği fotoğrafa değinerek, “Türkiye, dün akşam yayınlanan o fotoğrafa sığmaz. AKP’yi, AKP’nin emeklileri ile yenemezsiniz. Bu halk ile yenebilirsiniz. Türkiye’nin geleceği halk ittifakındadır” dedi.

    Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) “Müdahale Kongresi” partinin 61. kuruluş yıldönümünde İstanbul Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlendi. TİP Genel Başkanı Erkan Baş yaptığı konuşmada “Biz bu kabusu bitirme konusunda kararlıyız. Türkiye, dün akşam yayınlanan o fotoğrafa sığmaz. AKP’yi, AKP’nin emeklileri ile yenemezsiniz. Bu halk ile yenebilirsiniz. Türkiye’nin geleceği halk ittifakındadır” dedi.

    TİP Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil’in konuşmasıyla başlayan kongreye Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Emek Partisi (EMEP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Halkların Demokratik Partisi (HDP), Halkevleri, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP), Sol Parti, İşçi Demokrasisi Partisi (İDP), Yeşiller Parti, Sosyalist Emekçiler Partisi (SEP) temsilcileri de katıldı. Ayrıca enflasyon altındaki zam teklifine karşı günlerdir eylemde olan işçiler ve sendikalar da kongrede yer aldı.

    “SARAY REJİMİNİ YENECEĞİZ”

    Açılışta konuşan TİP İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil, “Adıyla sanıyla şanıyla sosyalist Türkiye Cumhuriyeti istiyoruz, bu kadar basit. Bu ülkenin yüzde 99’u çalışıyor, yüzde 1’i ise yiyor. Biz gece gündüz çalışalım, bunlarda yattıkları yerden yesinler. Bunca yalanın sebebi bu. Saçma olan bizim istediğimiz dünya değil, saçma olan içinde yaşadığımız, maruz kaldığımız bu dünya.

    Bizim bir davamız var, planımız var. Saray rejimini yeneceğiz, sonrasında da ülkeyi patronlara teslim etmemizi bekleyenler varsa açıkça söylüyoruz çok beklerler. Biz sadece AKP’den değil, AKP’ler yaratan bu düzenin kendisinden kurtulmak istiyoruz. Bu yüzden diyoruz ‘Haydi başlayalım’ diyoruz. Okullarımızı, meclisimizi, derelerimizi, hastanelerimiz, hepsini bu haramilerden geri alacağız. Bu yolda yalnız değiliz” ifadelerini kullandı.

    DİRENİŞTEKİ İŞÇİLER SAHNEYE ÇIKTI

    Kadıgil’in konuşmasından sonra ise Moğollar grubu sahneye çıktı. Moğolların ardından da etkinliğe katılamayan Rıza Türmen, Şebnem Gürsoy, Afşar Timuçin, Müjdat Gezen, Rutkay Aziz, Mustafa Alabora ile Selahattin Demirtaş’ın gönderdiği tebrik mesajları okundu. Selahattin Demirtaş’ın mesajının okunmasının ardından salonda “Yaşasın halkların kardeşliği” sloganları yükseldi. Tebrik mesajlarının ardından TİP’in sonuç bildirisi okundu.

    Türkiye’nin her yanında direnişte olan işçiler de sahneye çıktı. Farplas Fabrikası’nda çalışan ve haklarını istediği için işten atılan TİP Gebze İlçe Başkanı Nejla Dolaşık, kürsüde tüm işçiler adına söz aldı. Taleplerinin yalnızca insanca yaşamak olduğunu söyleyen Dolaşık, “Bizler Türkiye’deki işçi sınıfı hareketinin genişlemesi, sosyalist mücadelenin büyümesi, kan emici burjuvazi ve onun siyasi temsilcilerine karşı mücadeleyi büyütmek için toplandık. Bizler bu göreve talibiz. Büyük bir tarihin yanında bizim direnişimiz belki bir damla” şeklinde konuştu.

    BAŞ: AMACIMIZ BU DÜZENE SON VERMEK

    Kürsüden halka seslenen TİP Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, “Türkiye’nin aydınlık geleceğini alkışlayalım” diyerek; Lila işçilerini, Migros depo, Yemeksepeti, Farplas işçilerini selamladı. Baş, “Kayyuma direnen Boğaziçilileri, Barış Akademisyenlerini, Gülsüm-Sami Elvan’ı alkışlayalım. Bizim kahramanlara ihtiyacımız yok, işte buyuz, bu salonu dolduranlarız, biz ülkenin aydınlık yüzüyüz. Bizim sahte kahramanlara ihtiyacımız yok. İşte biz buradayız” ifadelerini kullandı.

    Baş, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Biz bu ülkeyi işçiler düzeltecek dediğimizde güvendiğimiz işte bu işçi sınıfı. Bugün TİP, Türkiye’nin her yerinde emekçilerin yan yana geldiği bir odak haline geldi. Amacımızı gizlemiyoruz. Amacımız bu düzene son vermek. Biz artık başka bir dünya mümkün demiyoruz. Bu dünyayı yeniden başka şekilde kuracağız diyoruz.”

    “ERDOĞAN’LA ANT OLSUN Kİ HESAPLAŞACAĞIZ”

    “Erdoğan ile ant olsun ki hesaplaşacağız!” diyen Baş, “Hesaplaşacağız ki geri dönmesinler. Bu büyük yürüyüşün temel hedefi bir yeniden kuruluştur. Bizden çaldıklarını geri alacağız. Gönlümüz rahat, ufkumuz açık. Çünkü biliyoruz ki Türkiye’nin çözülmeyecek sorunu yok. Biz bu ülkenin insan gücünün zenginliğine güveniyoruz. Biz bu ülkeyi yeniden laik bir ülke haline getireceğiz.

    “AKP’Yİ, AKP’NİN EMEKLİLERİ İLE YENEMEZSİNİZ”

    Biz bu kabusu bitirme konusunda kararlıyız. Türkiye, dün akşam yayınlanan o fotoğrafa sığmaz. Bugün AKP’nin yıkılışı için gün sayıyorsak, bu en çok halkın eseridir. AKP’yi AKP’nin emeklileri ile yenemezsiniz. Bu halk ile yenebilirsiniz. Türkiye’nin geleceği halk ittifakıdır. Türkiye’de siyaseti yeniden kurmak istiyoruz. Saray soytarıları size sesleniyoruz, bugün büyük bir adım attık. Saray iktidarı yıkılacak, emekçilerin düzeni kurulacak” ifadeleri kullandı.

    Kongre, Bajar’ın konseriyle sona erdi.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Erkan Baş: Eğitimdeki dini içeriği her geçen gün artırıyorlar ve bu sadece Alevilerin sorunu değil

    Erkan Baş: Eğitimdeki dini içeriği her geçen gün artırıyorlar ve bu sadece Alevilerin sorunu değil

    PİRHA- 4-6 yaş grubu çocuklar için alınan ‘din eğitimi’ tavsiye kararına karşı Aleviler öncülüğünde başlatılan kampanyanın destekçisi olduklarını söyleyen Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, “Eğitimdeki dini içeriği her geçen gün artırıyorlar. 4 yaşındaki çocuklara dahi din eğitimi verir hale gelmiş durumdalar. Buna net bir biçimde karşı çıkmadan Türkiye’de laiklik tartışması yapmak mümkün değildir. Bu sadece Alevi yurttaşlarımızın sorunu değil, bu tüm Türkiye’nin sorunudur” dedi.

    Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş ile İstanbul Milletvekilleri Sera Kadıgil ve Ahmet Şık, ajansımız PİRHA‘nın da katıldığı kahvaltıda gazeteciler ile bir araya gelerek gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

    1-3 Aralık 2021 tarihlerinde yapılan 20. Milli Eğitim Şûrası’nda 4-6 yaş grubundaki çocuklar için alınan ‘din eğitimi’ tavsiye kararı ile karara karşı Demokrasi Konferansı bileşeni Aleviler öncülüğünde başlatılan imza kampanyasını değerlendiren TİP Genel Başkanı Erkan Baş, parti olarak kampanyaya tam destek verdiklerini kaydetti.

    Baş ayrıca Alevilerin ibadethanelerine gelen yüksek elektrik faturalarıyla ilgili olarak da “Cemevlerine ticarethane muamelesi yapılıyor. Devlet ısrarla yok saymaya ve Alevi yurttaşlardan aldığı vergiyi Diyanet İşleri Başkanlığı’na aktarmaya, Alevi çocuklarına kendi din anlayışını istediği gibi dayatmaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.

    “SORUN YALNIZ ALEVİLERİN DEĞİL BÜTÜN TÜRKİYE’NİN SORUNU”

    Milli Eğitim Şûrası’nda alınan tavsiye kararının, geçtiğimiz hafta Alevi kurumları ile yaptıkları toplantıda da gündeme geldiğini belirten Baş, “Bu sadece Alevi yurttaşlarımızın sorunu değil. Bu Türkiye’nin tümünün sorunu” dedi. Baş, şöyle konuştu:

    “Bu sadece Alevi yurttaşlarımızın sorunu değil, bütün Türkiye’nin sorunudur. Lise öğrencisi olduğum dönemde de zorunlu din derslerine karşı kampanyalar yürütülüyordu. Fakat şu an hemen her ders dini içerikli. Benim yüksek lisans tezim, “Osmanlı’da Darwinizm” idi. 1911 yılında Manastır Askeri Lisesi’nde “Darwinizm” diye bir ders vardı. 1911 yılında Osmanlı topraklarında “Darwinizm” diye özel bir ders vardı. Bugün 111 yıl sonra fen bilgisi derslerinden bile evrim kuramı çıkarılmış durumda. Aradaki yıkımın boyutu bence bu kadar net. Eğitimdeki dini içeriği her geçen gün artırıyorlar. 4 yaşındaki çocuklara dahi din eğitimi verir hale gelmiş durumdalar. Buna net bir biçimde karşı çıkmadan Türkiye’de laiklik tartışması yapmak mümkün değildir.

    Bu sadece Alevi yurttaşlarımızın sorunu değil. Bu Türkiye’nin tümünün sorunu. Çünkü iktidar kendi din anlayışını toplumun tümüne ilkokul öncesinden başlayarak dayatıyor. En çok da yoksul, emekçi çocuklara bunu mahkum ediyor. Parası olanlar çocuklarını istedikleri okulda okutuyorlar. İstedikleri düzeyde din eğitimi verdikleri okullarda okutuyorlar. Ama işçilerin, yoksulların çocukları iktidar neyi dayatırsa ona mahkum kılınıyor. Burada net bir pozisyon almak zorundayız. Biz o kampanyanın hem bir imzacısı, parçasıyız hem de sonuna kadar arkadaşlar ile birlikte davranacağız.”

    “ALEVİLERİN EŞİT YURTTAŞLIK TALEBİNİN ARKASINDAYIZ”

    Alevilerin ibadethanelerine gelen yüksek elektrik faturalarına tepki gösteren Baş, Alevilerin eşit yurttaşlık talebinin arkasında olduklarını belirterek, şunları söyledi:

    “Cemevlerine ticarethane muamelesi yapılıyor. Tartışılacak bir şey yok. Bir kısım yurttaşımız diyor ki “Biz Aleviyiz ve cemevleri bizim ibadethanemiz.” Buna kim ‘değil’ diyebilir? Devlet ısrarla yok saymaya ve Alevi yurttaşlardan aldığı vergiyi Diyanet İşleri Başkanlığı’na aktarmaya, Alevi çocuklarına kendi din anlayışını istediği gibi dayatmaya devam ediyor. Bu kadar akıl dışı ve açıklanamaz bir tablo yok. Kabul edilebilir bir şey değil. Devletin en asgari tanımı “Din ve devlet işleri birbirinden ayrılır.” Devlet tüm dinlere eşit mesafede yaklaşır. Ülkede bunun yaşandığını söyleyebilecek bir tane insan yok. Aleviler, açık bir haksızlığa, eşitsizliğe, ayrımcılığa maruz kalıyor. Alevilerin, eşit yurttaşlık talebinin arkasında duracağız. Sadece Alevi yurttaşlarımızın derdi değildir bu. Laik bir toplumdan söz ediyorsak, herkesin bu taleplerin arkasında durması gerekiyor” dedi.

    “AKP ASLINDA SÖYLENENİN AKSİNE ÇOK BECERİKLİ!”

    “Her an bir seçim gerçekleşebilir ama daha önemlisi Türkiye’nin bir an önce bu iktidardan kurtulması gerekiyor” diyen Baş, AKP iktidarının yürüttüğü ekonomik model için “Aslında bunlar çok becerikliler. Bilerek ve isteyerek bu ekonomi modelini uyguluyorlar. Bu modelin temelinde de Türkiye’nin tepesindeki yüzde 1’i zengin etme var. Burada bir strateji var” yorumunda bulundu.

    Baş sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bakıldığında AKP’nin, Erdoğan’ın, saray rejiminin beceriksiz olduğu yönünde bir fikir var. Muhalefette ısrarla bunu işliyor. Biz tam tersini söylüyoruz. Aslında bunlar çok becerikliler. Bilerek ve isteyerek bu ekonomi modelini uyguluyorlar. Bu modelin temelinde de Türkiye’nin tepesindeki yüzde 1’i zengin etme var. Burada bir strateji var. Halk toplantılarında da bunun altını özellikle çiziyoruz.

    İktidar şuna karar vermiş durumda: “Toplumun çoğunluğunun ihtiyaçlarını karşılayabilecek, onlara hayal kurdurabilecek bir ekonomik model oluşturamam. Türkiye’nin tepesindeki yüzde 1’i mutlu eden, onun servetini garanti altına alan, servetini artırmasının yol ve yöntemlerini açık tutan bir ekonomi modeli uygularsam; Türkiye’de iktidar koltuğunda oturmaya devam ederim.” Biz de bunun tam karşı kutbunda konumlanmak gerektiğini söylüyoruz. Toplumun yüzde 99’unun çıkarlarını merkeze koyan bir ekonomik modeli hayata geçiren bir yaklaşım olmadığı sürece Türkiye’nin sorunlarının çözülmesi mümkün değil.

    “AKP ARTIK ESKİSİ GİBİ  ‘HAYAL’ SATAMIYOR”

    Herkes elektrik faturalarından şikayetçi. Pastanın en büyük dilimini alan ve devlet eliyle, halkın temel ihtiyaçları üzerinden servetlerini büyüten sermaye çevreleri hiç tartışılmıyor. Elektriksiz, doğalgazsız, internetsiz, susuz yaşamak mümkün değildir. Bunlar lüks değil temel insani ihtiyaç. Türkiye’deki ekonomik model, en temel insani ihtiyaçları bile patronlar için kâr kapısı haline getirme biçiminde kurulmuş. Doğal olarak da halk her geçen gün yoksullaşmaya devam ediyor.

    Isparta’da bir yurttaşımız soğuktan donarak hayatını kaybetti. 1930’ların öncesindeymişiz gibi. 10-20 yıl öncesindeki AKP için “En azından hayal satıyor” diyorlardı. Bugün artık bu kalmamış durumda.”

    İttifak tartışmaları ile ilgili olarak ise TİP İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil, “Türkiye milliyetçi-muhafazakar bir kutba sıkıştırılmak isteniyor. Temsil edilmediğini hisseden milyonlarca insan yaşıyor bu ülkede. En geniş üçüncü ittifaka bu nedenle ihtiyaç olduğumuzu hissediyoruz” dedi.

    “GÜÇLÜ BİR ÜÇÜNCÜ SEÇENEĞİN PARLAMENTODAKİ VARLIĞI ÖNEMLİ”

    Baş, iktidarın parlamentoyu işlevsizleştirmeye çalıştığını savunurken; parlamentoyu önemli hale getirmek gerektiğini söyledi. Güçlü bir üçüncü ittifakın önemine değinen Baş, “Türkiye’deki iktidar parlamentoyu işlevsiz bir kurum haline getirmek istiyor. İktidarın bu talebinin reddedilmesi gerekiyor. Parlamentoyu önemli kılmak gerektiğini düşünüyoruz. Sokaktaki mücadeleyi parlamentoya taşıyabildiğimiz sürece parlamento önemli olur. Eğer hedefimiz Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni ortadan kaldırmaksa ve onun yerine seçilecek kişinin o sistemi ortadan kaldıracak bir geçiş sürecine moderatörlük edecekse o aşamada parlamento bileşeninin son derece önemli olduğunu düşünüyoruz.

    Geride kalan yüz yılda emekçiler, Kürtler, gençler, Aleviler siyasal temsil noktasında kendilerini var edemediler. Siyaset dar bir elite sıkıştı. Memleket sürekli sağa yatan bir gemiye benziyor. Nihayetinde AKP ile beraber gemi battı. Halkın özne olduğu daha katılımcı bir siyasal sistem yaratılmalıdır. AKP’den kurtulabiliriz. Fakat AKP’yi var eden temel sorunlar ile köklü bir hesaplaşma içerisine girişmezsek, bir sonraki seçimde AKP’nin başka bir versiyonu iktidara gelir. Bu da Türkiye’nin gelecek 30-40 yılının kaybedilmesi anlamına gelir. Parlamentoda da halkın sigortası işlevini görecek bir üçüncü seçeceğin güçlü biçimde varlığı bizim için önümüzdeki seçimlerin temel problemlerinden birisidir” diye konuştu.

    “TÜRKİYE’NİN ANAYASASI, TERÖRLE MÜCADELE KANUNU’NUN KENDİSİDİR”

    TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık ise Bekir Bozdağ’ın yeniden Adalet Bakanlığı’na getirilmesiyle ilgili olarak şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Türkiye bir kanun devleti bile değil. Türkiye anayasasız bir ülkedir. Türkiye’nin anayasası Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) kendisidir. Bekir Bozdağ bir rehinedir. Bank Asya’nın önünden geçen, cemaatin herhangi bir yayına abone olanların içeride olduğunu düşündüğümüzde Bekir Bozdağ ömür boyu hapis cezası alacak bir kişidir. Tam da o nedenle Adalet Bakanı yapıldı. Ben iki kere tutuklandım. İki tane milat var. Bir Ergenokon’culuk, diğeri FETÖ’cülük. Ergenekon’culuktan beraat ettiğim davaya FETÖ’cülükten tutuklu olarak geldim. Yargının özeti bu. Türkiye’de hukuk tartışması yapmak çok anlamsız. Mafya ile hukuk diliyle konuşmanız mümkün değildir.”

    “LAİKLİK, KAZANILMASI GEREKEN BİR MÜCADELE KONUSUDUR”

    Erkan Baş, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Oya Ersoy‘un, AKP’ye yönelik TBMM’de yaptığı konuşmada sarf ettiği “Size neden gerici diyoruz biliyor musunuz? Çünkü sizler 500 yıl geride kalmış Osmanlı’yı, 1500 yıl geride kalmış din esaslı toplum düzenini yeniden hortlatmaya çalışıyorsunuz” sözlerine gelen tepkilere de değindi. “AKP rejimini tartışırken mutlaka bir “ilericilik” ve “gericilik” tartışması yapmak gerekir” diyen Baş, şunları söyledi:

    “AKP bir patron partisidir. Aynı zamanda siyasal İslamcı bir parti. Özellikle toplumun yoksullaştırılmış kesiminin din aracılığıyla yönetebilmesini amaçlar. AKP rejimini tartışırken mutlaka bir “ilericilik” ve “gericilik” tartışması yapmak gerekir. Kaçınma şansımız yok. Toplumun geniş yoksullaştırılmış kesimlerini siyasal İslamcı kimlikleri çerçevesinde düzen yasaları içinde tutabildikleri için iktidar koltuğuna oturtulmuş bir partiden söz ediyoruz. 20 yıldır da her geçen gün gericileştiren bir parti. Bunları söylemeden AKP’ye karşı muhalefet etmek çok da mümkün değil.

    Türkiye’de bir “laiklik” başlığı artık kazanılması gereken bir mücadele konusudur. Diyanet İşleri Başkanı ordu teftişi yapıyor. Daha neyi tartışıyoruz? AKP belli ki oy kaybettikçe kendisini buradan yükseltme arayışı içerisinde. Oya Ersoy’un söyledikleri üzerinden yapılan linç kampanyası yürütmek, AKP’nin olayı bu alana sıkıştırmayı tercih ettiğini gösteriyor. AKP’nin bu oyununu bozmak lazım. Ama bozmak, bu tartışmaya hiç girmemek demek değil. Bu tartışma ile yoksulluk arasındaki ilişkiyi doğru kurarak yapmak gerek.”

    Barış KOP / İSTANBUL

  • Ahmet Şık: Katil silahımda 10 mermi var dedi, HDP binasından 33 kurşun çıktı

    Ahmet Şık: Katil silahımda 10 mermi var dedi, HDP binasından 33 kurşun çıktı

    Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, “Katil ilk ifadesinde ‘Bu silaha 10 mermi koyarak bugünkü olayı gerçekleştirdim’ demişti. Sadece Deniz Poyraz’ın bedeninde en az 6 mermi var. HDP binasının içinde ise 33 kurşun izi. Eğer ifadesi doğruysa diğer kurşun izleri kimlerin silahından çıktı? diye sordu. Şık, “Bir provokasyon değil, örgütlü faşist bir saldırıdır bu siyasi cinayet. Evet, katil bir ‘kurt’ ama yalnız değil” dedi. 

    Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık Twitter hesabından HDP İzmir il binasına yönelik silahlı saldırı ve Deniz Poyraz’ın katledilmesiyle ilgili değerlendirmelerde bulundu.

    Katil Onur Gencer silahına 10 kurşun koyarak saldırıyı gerçekleştirdiğini emniyet ifadesinde söylemişti. Ahmet Şık ise katledilen Deniz Poyraz’ın bedeninde en az 6 kurşun tespit edildiğini ayrıca parti binası içinde 33 kurşun izine rastlandığını kaydetti. Ahmet Şık, “Eğer ifadesi doğruysa diğer kurşun izleri kimlerin silahından çıktı?” diye sordu.

    Sadece protesto haklarını kullandıkları için öğrencileri 4 gün gözaltında tutanların planlı, projeli bir siyasi cinayetin faalini 24 saat içinde göz önünden çektiklerine dikkat çeken Ahmet Şık, katliam ve katliamı gerçekleştiren saldırganla ilgili birçok yanıtsız soruyu sıraladı.

    Ahmet Şık’ın değerlendirmeleri şöyle:

    “Öğrencileri, protesto haklarını kullandıkları için dahi 4 gün gözaltında tutanlar planlı, projeli bir siyasi cinayetin failini 24 saat dolmadan göz önünden çektiler.

    Kimlerle/hangi siyasi yapılarla ilişkili? Suriye’de neler yaptı? Silahı kimden nasıl aldı? Silahı ruhsatlıysa ne gerekçeyle nasıl bu kadar kolaylıkla verildi? Telefon trafiğinden kimlerle bağlantılı olduğu belirlenip soruşturma neden genişletilmedi? ve daha birçok yanıtsız soru…

    Katil ilk ifadesinde ‘Bu silaha 10 mermi koyarak bugünkü olayı gerçekleştirdim’ demişti. Sadece Deniz Poyraz’ın bedeninde en az 6 mermi var. HDP binasının içinde ise 33 kurşun izi. Eğer ifadesi doğruysa diğer kurşun izleri kimlerin silahından çıktı?

    Bir provokasyon değil, örgütlü faşist bir saldırıdır bu siyasi cinayet. Planlı, projeli, her adımı kurgulanmış, gizlisi saklısı olmadan gerçekleştirilmiştir. Katilin bir meczup, bir ‘yalnız kurt’ olduğuna inandırmaya çalışıyorlar. Evet, katil bir ‘kurt’ ama yalnız değil.

    G.Amerika-Türkiye arasındaki kokain ticaretini kim organize ediyorsa, yargıyı rüşvet çarkının merkezi haline kim getirdiyse, 10 milyon Euro haraç kimler adına istendiyse bu siyasi cinayetin faili de onlardır. Kurulan mafya düzeni devam etsin diyedir.”

    Devlet Bahçeli’nin, ‘Fail biz değiliz bizi fail göstermeye çalışıyorlar’ anlamına gelen açıklamaları ile Süleyman Soylu’nun saldırıya dair susup AKP dönemiyle ilgili kıyaslar yaptığı gece yarısı paylaşımları iktidar içi blokta ve devlet içinde bir çatışmanın göstergesidir.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Ahmet Şık: Hakikat yalanlardan ve tehditlerden çok daha güçlüdür

    Ahmet Şık: Hakikat yalanlardan ve tehditlerden çok daha güçlüdür

    PİRHA- TİP Milletvekili Ahmet Şık, Devlet Bahçeli tarafından tehdit edilip hakkında iki ayrı soruşturma başlatılması ardından “Hakikat yalanlardan ve tehditlerden çok daha güçlüdür” başlıklı bir açıklama yayınladı.

    MHP lideri Devlet Bahçeli’nin “TC devleti katil olsaydı bugün bulunduğun yer TBMM değil mezarlık olurdu” sözleriyle tehdit edip hedef gösterdiği ve katıldığı canlı yayınlarda yaptığı konuşmalar nedeniyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hakkında iki ayrı soruşturma başlatılan Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, sosyal medya hesabından açıklama yaptı.

    “Hakikat yalanlardan ve tehditlerden çok daha güçlüdür” başlıklı açıklamasında Şık, “Kimin TBMM’ye kimin mezarlıklara kimin ise demir parmaklıklar ardına layık olduğuna karar veren aklın kendine hak gördüğü yargıçlık makamı, katil dediğim karanlık yapının ta kendisidir. Ve hakikat, her kim olursa olsun karşısında duranlardan, kutsallıkla örtmeye çalıştıkları yalanlarından ve tehditlerinden çok daha güçlüdür” dedi.

    “HAKİKAT YALANLARDAN VE TEHDİTLERDEN ÇOK DAHA GÜÇLÜDÜR”

    Milletvekili Ahmet Şık’ın açıklamasının tamamı şöyle:

    “Bir konuşmamda dile getirdiğim hakikatler nedeniyle yıllardır uygulanan bilindik bir senaryo yeniden sahnelenmeye başladı.

    Tıpkı maaşlarını ödeyenler gibi şeref ve haysiyetten yoksun trol çetelerinin emirle başlattığı linç kampanyası, talimatın sahipleri tarafından büyütüldü.

    İktidarın tetikçisi olmuş yargı devreye sokuldu.

    Cinayetlerden bombalı katliamlara, kara para aklayıcılarının dahi tehdit edilmesinden koca bir ülkenin uyuşturucu trafiğinin merkezi haline getirilmesine dek son birkaç haftada ortalığa saçılan pisliklere ve bu kire bulaşmışlara gözlerini yuman, kulaklarını tıkayan savcılardan aksi beklenemezdi.

    Ancak herkes bilsin ki haysiyet yoksunu troller ve onların ipini tutanların organizasyonuyla hareket eden bir yargının tasarrufuna pabuç bırakacak biri değilim.

    Milliyetçilik sömürüsünde bayrağı kimseye kaptırmayan ama devleti yağmalayıp ülkeyi talan eden AKP’ye suç ortaklığı yapan bir partinin genel başkanı Meclis’te değil de mezarlıkta olmam için talimat verdi. Sesleri, yüzleri, dilleri, tehditleri ve 6-7 Eylül pogromundan Maraş’a, Çorum’dan Bahçelievler’e kadar uzanan katliamlarıyla çok tanıdıklar. Sözleriyle, geçmişi kanlı devletin AKP ile birlikte fikren sahibi, cinayetlerin de tetikçilerinden olduğunu ortaya koyan bu kişiye söyleyecek fazla bir şey yok.

    Türkiye Cumhuriyeti gerçekten hukukun egemen olduğu bir devlet olsaydı hapiste, demokrasinin egemen olduğu bir Cumhuriyet olsaydı siyasi nekahet döneminde olacağını söyleyip geçelim. Kendisi hakkında yaptığım suç duyurusunun da başıma gelebileceklerin azmettiricisinin kim olduğunun kayıt altına alınması için olduğunun altını da çizmiş olayım.

    Hakaret ve küfürlerle ailemi de katarak nasıl öldürüleceğimizi tarif eden troller ve onların vücut bulmuş hali olan siyasetçilerin tümü, ‘devlet aklı’ denilen zihniyetin şiddeti ve cinayetleri meşru bulduğunun da net bir kanıtıdır.

    Koca bir ülkeyi yağmalayıp talan etmeye devam edebilmek için bu linçi organize edenler ve aynı çetenin parçası olanlara ve ne acıdır ki trol linçiyle hizalananlara tespitimin neden bir hakikate işaret ettiğini belli ki anımsatmak gerekiyor. Bu kısacık anımsatma sözü, fikri, ifadeyi ölümle tehdit edenlerin kaybettiklerimizle olan ilişkisinin anlaşılmasına da faydası olacak. Ve hakikat, her kim olursa olsun karşısında duranlardan, kutsallıkla örtmeye çalıştıkları yalanlarından ve tehditlerinden çok daha güçlüdür.

    Mezarından bile barış sesi yükselen Musa Anter’i, görevlendirdiği itirafçılarla birlikte JİTEM denilen devletin karanlık çetesinin katlettiğini Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığının raporu yazmadı mı?

    Metin Göktepe Türkiye Cumhuriyeti’nin üniformasını giyen polislerce, Engin Çeber aynı devletin üniformasını taşıyan gardiyanlarca linç edilerek öldürülmedi mi?

    İstanbul’da ya da Diyarbakır hapishanelerinde dört duvar arasındaki mahkumları kurşunlayarak, kimyasal silah kullanıp yakarak ve sopalarla linç ederek öldürenler hangi devletin görevlileriydi?

    Hrant Dink’in MİT, asker, polis ve bürokrasinin ortak mutabakatıyla bir tetikçiye öldürtüldüğünün kanıtı yargılananlar değil mi? Peki ya kanları Dört Ayaklı Minare’de asılı kalan Tahir Elçi’nin katlini failsiz bırakanlar?

    Yıllardır sevdiklerinin bir mezara sahip olması için mücadele eden Cumartesi Annelerinin evlatlarının işkencede katledildiği gözaltı merkezlerinin kapısında hangi devletin adı yazıyor?

    Cansız bedeni hâlâ katledildiği sokakta yatan Ali İsmail Korkmaz’ı sivil faşistlerle birlikte linç eden polisler, annesi miting meydanlarında yuhalatılan Berkin Elvan’ı öldürenler bu devletin görevlileri değil mi?

    Kemal Kurkut’un yarı çıplak bedenine sırtından giren kurşunları sıkanlar, Uğur Kurt’u Cemevi’nin bahçesinde vuranlar, Dilek Doğan’ı evinin içinde katledenlerin maaşını ve avukat parasını ödemekle kalmayıp bir de cezasızlıkla ödüllendiren bu devletin kendisi değil mi?

    Kutlu Adalı’yı faillerinin hem meçhul hem de meşhur olduğu bir suikastla aramızdan alanlarla, Uğur Mumcu’yu bombayla parçalayanların devlet katında hâlâ makbul sayıldığını, geçmişte birlikte iş tuttukları ama şimdi “Mafya lideri” dedikleri birinin itiraflarında bir kez daha duymadık mı?

    Gözaltına alındıktan sonra Servet Turgut’u işkence ederek öldüren, Osman Şiban’ı ağır yaralayan askerler de “Evet yaptık ama onlar milislerdi” diye suçu itiraf eden içişleri bakanı da bu ülkenin, kutsallaştırıp her türlü suçtan azade tutulmaya çalışılan bu devletin görevlisi değil mi?

    Roboski’de savaş uçaklarıyla paramparça edilerek öldürülen sivillerin katledilmesinden sorumlu olanlar yargıdan kaçıran devletin kendisi değil mi?

    Listeyi uzatmak, çok uzatmak mümkün. Öyle bıktırıcı bir sabıka listesi çıkar ki ortaya, herkes hukukla kendini var etmesi bir zorunluluk olan devletin, hukukla bağı kalmadığında terörist dediklerinden bir farkı olmadığı gerçeğiyle bir kez daha yüzleşmek zorunda kalırsınız. Bugün hayatta olanların, yani henüz kendisine bir mezarlık biçilmemiş olanların, adları anılan ve anılmayan kayıplarımızla terbiye edilmek istendiği, ölümle tehdit edilip sindirilmeye susturulmaya çalışıldığını da görebilirsiniz.

    İşte devlet aklı dediğimiz tam da bu değil midir?

    Bana yöneltilen tehditler maalesef sözlerimin teyididir. Kimin TBMM’ye kimin mezarlıklara kimin ise demir parmaklıklar ardına layık olduğuna karar veren aklın kendine hak gördüğü yargıçlık makamı, katil dediğim karanlık yapının ta kendisidir.

    Ve kendisinden olmayana mezarlık ya da demir parmaklık istikameti veren bu devlet aklının yeri tarihin çöplüğüdür. Onun yerine kendinden olmayanı yok etmeyi değil onunla birlikte yaşamayı önceleyen aklı kurmak için köhnemiş ne varsa, evet yıkılmalıdır. Cinayet emri veren, katilini işkencecisini koruyan değil, işlenen suçların hesabını soran bir devlet için daha eşit, özgür düşüncenin yeşerdiği bir hayat için bu kısır döngü son bulmalıdır.

    Talep ettiği temel hak ve özgürlükleri sadece sosyal medyaya hapsedip o yankı odasının büyüsüne kapılanların trol linçinden etkilenmemesi mümkün değildi. Öyle de oldu. Dolayısıyla kendisini bu faşist rejimin muhalifi diye tanımlayan ancak iktidara siyasal karakteristiğini verenin mevcut devlet paradigması olduğunu kabullenemeyip hakikatle yüzleşmekten kaçınanlara da birkaç sözüm olacak.

    Faşist rejimin sahipliğini mevcut emanetçilerden ibaret sayanlar, devlete değil hükümete katil demem gerektiğini, sorumlunun mevcut iktidar olduğunu söylüyorlar. Bu memlekette, güya birbirine taban tabana zıt pozisyonlar almış olan iktidar ve muhalefetin tabanı arasındaki “kutsallık geçişkenliği” ezici çoğunluğun demokrasi derdinin olmadığının da kanıtı adeta. Öyle ki yıkılması gerekenin mevcut devlet düzeninden önce devletin kitleler nezdindeki büyüsü olduğunu da gösterdi. Devletin geçmişten bugüne uzanan davranış kalıplarını ve hukuksuzluklarını meşrulaştıran o büyüyü yok etmek zaten halihazırdaki devlet düzeninin de ortadan kalkması anlamına geliyor.

    Yukarıda kısa bir örnek liste olarak sıraladığım kanlı tarihçe katillerin ve suçlarının sadece mevcut iktidarla sınırlı olmadığını anlatıyor. Ki çok daha gerilere kadar gitmek de mümkün. Siyaset-Mafya-Bürokrasi üçgeninde yer alan kirli ilişkiler ağıyla devletin on yıllardır mafyayla iş tutması, kamu ihaleleri bahşetmesi, kirli işlerini gördürmekle kalmayıp bir de ortaya dökülen suçları için cezasızlık zırhı bahşetmesi sadece bugünün tartışması mıdır?

    Bu kirin adına “Mafya devleti” deyince hoşuna gidenlerin, o kirin içinde kanlı katliamlar ve cinayetler olduğu gerçeği karşısında takındığı “hassasiyetle” ilgili kendisine sorması gerekenler var. Ne bu tuhaf “hassasiyetle” ne de devletin kanlı ve kirli geçmişiyle yüzleşmek bizi küçültür. Aksine gelecek kuşaklara adil, özgür, eşit ve onurlu bir yaşamın kapısını açar. Zira hukukla hesaplaşılmış bir yüzleşmeyle sağlanan adalet ve insan onuru, arkasına sığınılan kutsallardan çok daha değerli. Özlemini duyduğunuz demokrasi eğer evrensel normlara sahip değilse ve hukukun üstünlüğünü egemen kılmayı amaçlamıyorsa AKP ve ortaklarının gitmesiyle gelecek olanın da mevcut düzenin sahiplerinin el değiştirmesinden ibaret kalacağının altını çizmek gerek.

    Söylediklerimin ifade ediş biçiminin yanlışlığına işaret edenler ya da zamanlamayı kötü bulanlar da oldu. Yıkılması istenenin yerine hukuk ve demokrasi normlarının egemen kılındığı yurttaş odaklı bir düzenin inşa edilmesini talep eden sözlerimi dinlemedikleri, duymadıkları ve duymak istemedikleri için de bağlamından koparılmış sözlerin şehvetine kapılıp linçe ortak oldular. Devleti kutsal görmekle kalmayıp siyasal iktidar ile o erk sahiplerine şekil veren devletin iç içeliğini bile isteye gözden kaçıran bir “eleştirel” tutumdu bu. Bir organize suç örgütü liderinin ifşalarında da ortaya çıkan devletin cinayetler işlediği gerçeğini görmezden gelen bu eleştiri sahiplerine göre Saray Rejiminin yağma ve talan düzenini tartışanlar için sözlerim “iktidarın gündem değiştirmesini” sağlamıştı.

    Her türlü hukuksuzluktan yağma ve talana, kamu ihalelerinin bir avuç yandaş sermaye grubuna peşkeş çekilmesinden kendi bakanlığını dolandıran bakanların yolsuzluklarına kadar her şeyin gözümüzün önünde gerçekleştiği yıllara yayılan bir dönemde ne çok olay için kullanıldı bu sözcükler. “Gündem değiştiriyorlar” argümanı hayli eski, yıpranmış ve gerçeği anlatmıyor. Başıma gelen son linçin muhalifleri de peşine takması da gösterdi ki sosyal medyanın kontrolü de troller eliyle iktidara ait. Haliyle bu iktidarın gündem değiştirme derdi yok. Sosyal medyadan ölçüm yaparak tek gündemin kendi gerçeği ya da konuştuğu olduğuna inanan siyaset erbabı ve toplum, iktidarın da kendi kendisine yerinden olacağına inanmış durumda. Tüm bu yanılsamanın özeti risk almadan muhalifçilik oynayanların ağır bir konforuna düşkünlük eğilimini anlatıyor.

    Peker’in ifşaları savcılık, kitlesel parlamenter muhalefet ve yaygın medya nezdinde bir tartışmanın odağında bile değil. Defne isminin, bir gün önce anlatılan Kutlu Adalı’nın öldürülmesinden bile daha çok tartışıldığı bir alanda ifşaları karşı koyamadığı bir şehvetle dinleyenlerin biriken öfkesini sosyal medyadan taşırıp sokağa dökmek gibi bir niyet ve arzusu yokken değiştirilmeye ihtiyaç duyulan bir gündem yok iktidar açısından.

    Bu ifşaların iktidar bileşenleri içinde bir huzursuzluk kaynağı olduğu ne kadar gerçekse huzursuzluğun sadece kire bulaşmış olanların teşhir olacağı korkusundan öteye gitmediği de o kadar gerçek. Ancak iki büyük denetleme mekanizması olan yargı ve medyanın iktidar kontrolünde olduğu ve iktidar denen mafya yapılanmasında herkesin suça bulaştığı hesaba katılırsa kimsenin kimseyi satamayacak pozisyonda olduğu gerçeği de tüm çıplaklığıyla karşımızda duruyor.

    Ortaya çıkan tabloda iktidarda kaygı yaratan ve dile getirilmeyen tek endişe, korku ile birlikte büyüyen öfkenin sokağa taşması. O yüzden mevzunun bir yankı odasından ibaret olan sosyal medyada sıkıştığı alanın dışına çıkmasını istemiyorlar. Çıkana da had bildirmeye çalışan tehditler savuruyorlar.

    Siyasi parti kılığına giren bir çete çok zaman önce memleketin havasına, suyuna, toprağına, çocuklarımızın yarınına çöktü. Yurttaş değil de tebaa muamelesi yapılanlar elindeki bu devletin temiz olduğuna inanıyor mu gerçekten? Kirli, yozlaşmış bir başka rejimi sonlandırarak kurulan ve temiz olduğu sanılan devletin yerinde olduğunu, yıkılmadığını düşünenlere gördüğünün geçmişin bir illüzyonundan ibaret olduğunu söylemek de borcumuz.

    Rejimin tepeden tırnağa değiştirilip Parlamentosu dahil tüm kurumlarının tamamen işlevsiz hale getirildiğini herkes söylemiyor mu?

    Yargı sistemi adaleti yutan birer kara deliğe dönüşen adliye binalarında vesayet altında tutulmuyor mu?

    Bir diğer, sivil denetim organı olan medya bir mafya rejiminin halkla ilişkiler ajansına dönüşmedi mi?

    “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” diyenlerin berbat yönetim anlayışıyla bir salgın hastalığın pençesinde ölüme terk edilmedik mi?

    O kutsal sayılan devletin herhangi bir ülke nezdinde itibarı, parasının değeri kaldı mı?

    Ormanlardan arazilerine, derelerinden limanlara, fabrikalardan kurumlara kadar devlete, kamuya, halka yani size ait olan ne varsa özelleştirme adı altında ilgilisi ve karar vericisine komisyonunu ödeyenlere peşkeş çekilmedi mi?

    Bu talanın vergileri tüm yurttaşların kamburu haline getirilmedi mi?

    Fırsat eşitsizliğinin yanı sıra bir de içi boşalmış bir eğitim sistemiyle diplomalı cahiller olarak mezun edilen gençler devlet malını peşkeş çekilenlere sömürülecek iş gücü haline getirilirken kendi çocukları, akrabaları ve yandaşları el üstünde tutulup lüks ve şatafata boğulmadı mı?

    Hem yanıtı kendi içinde barındıran bu sorular da hem de kavgasını verirken söylediğim her söz demokrasi mücadelesinin özüne dair bir çağrıyı barındırıyor. Ve bu mücadele parlamentoya da bizleri hapsetmek istedikleri sosyal medyaya da sığmaz. Sokaklar, meydanlar, parklar, yurttaşların bir araya geldikleri, taleplerini ve itirazlarını dile getirdikleri tüm alanlar, tıpkı seçim sandıkları gibi, demokrasi mücadelesinin olmazsa olmazlarıdır. Bugün üzerimize düşen, bu deli gömleğini giymeyi ve bizi sıkıştırmak istedikleri umutsuzluğu reddetmek; sokakları, kent meydanlarını eşit, adil, laik ve gerçekten demokratik bir Türkiye mücadelesiyle doldurmaktır.

    Ve endişeniz olmasın. Devletin, iktidarın ve bu yapıyla ilişkili her türlü güç odaklarının kirini teşhir etmek, ülkeyi toplumu bu pisliklerden arındırmaya çalıştığımız demokrasi ve hukuk mücadelesi zaten yıllardır tek gündemimiz.

    Devletin karanlıkları örten, hak arayanları ezen bir kalkana dönüşmediği içinde umutlarımız olan bir gelecek için konuşuyorum, çabalıyorum ve var olmaya devam ediyorum. Gücün istismarına, yaşamların sömürüsüne değil herkesin kendini ifade edebildiği bir gelecekte yurttaşların hayallerine aracılık eden bir devlet tasavvurunda buluşmak üzere…”

    (HABER MERKEZİ)

  • TİP Genel Başkanı Erkan Baş: Hırsızları, çetecileri rahat bırakmamak için buradayız!

    TİP Genel Başkanı Erkan Baş: Hırsızları, çetecileri rahat bırakmamak için buradayız!

    PİRHA-TİP Genel Başkanı Erkan Baş, TBMM’deki haftalık basın toplantısında konuşarak “Bu halka düşmanlık eden kimse bizim düşmanımız onlardır. ‘Helalleşmeyeceğiz, hesaplaşacağız’ dediğimiz için korksunlar, haklılar! Hesap soracağız” dedi.

    Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, partisinin haftalık basın toplantısında iktidar-mafya ilişkilerini gündemine aldı. İktidara, “Yargıyı ele geçirmişsiniz, mutlusunuz. Ama korkun, sizin ve küçük ortağı olduğunuz iktidarınızın iddianamesini halk yazıyor” diyen Baş, suç örgütü elebaşı Sedat Peker’in itiraflarını gündemine aldı.

    “PİSLİK ÜSTÜNE PİSLİK, REZİLLİK ÜSTÜNE REZİLLİKLER İFŞA OLUYOR”

    TİP başkanı Erkan Baş, “İktidar, yıllardır suç üstüne suç işleyerek güzelim ülkemizi kopkoyu bir karanlığa mahkum etti” diyerek şu konuşmayı yaptı:
    “Bir avuç zengin daha zengin olurken hayatları mahvolan milyonları susturmak için baskıyı, şiddeti, devlet olanaklarını yetmediğinde karanlık güçleri devreye sokan iktidar artık bunların hiç birinin işe yaramadığını görüyor ki büyük bir panik içindeler.
    Yapılması gereken nedir? Mesela suçlananların görevlerini bırakması değil mi? İstifa etmesi veya görevden alınması beklenir. Mesela bir soruşturma başlatılması değil mi? Her normal insan bunu bekliyor ama olmuyor.
    Neden, çünkü çok ama çok büyük suçlar var ve bir yerden başladığında devamı gelecek! Bir tuğla çekildiğinde, duvarda bir delik açıldığında bu mafya saltanatı, bu halk düşmanı iktidar yıkılacak, o yüzden birbirlerine daha fazla sarılıyorlar.
    Günlerdir kamuoyu görüyor, pislik üstüne pislik, rezillik üstüne rezillikler ifşa oluyor. Sonuç nedir? İktidarın kirli ilişkilerinde adı geçen gazeteciler, insan içine çıkamaz hale geliyor, görevlerini bırakmak zorunda kalıyorlar ama aynı işi yapan sözde siyasetçiler görevlerine devam ediyor.
    Milyonlarca liralık vurgunları yapanlar, dünyanın çeşitli ülkelerine kaçmış orada hayatlarını sürdürüyorlar siyasetçiler hala görevlerinin başında! Bazıları ise vatan-millet-din edebiyatı yaparak, küfürler hakaretler ve tehditlerle kendilerini savunmaya çalışıyor. Ortada yüzlerce suç var açılmış tek bir soruşturma yok! Ama halka, halkın temsilcilerine saldırarak üstlerindeki kirden kurtulmaya çalışıyor.”

    “NE YAPTI AHMET?”

    “Bakın bugün AKP’nin en rezil yayın organlarından birinde değerli yol arkadaşım Ahmet Şık için “TİP’li hain” ifadesi kullanılmış. Biraz evvel minik ortağın Genel Başkanı doğrudan sevgili Ahmet’i hedef alan açıklamalar yaptı.
    Önce şunu söyleyeyim: Ahmet Şık bu ülkede gazeteciliğin medarı iftiharlarından biridir. Kontrgerilla, devlet içindeki çeteler, tarikat-ticaret-iktidar bağlantıları hakkında buldukları, yazdıkları, söyledikleri bu ülkenin araştırmacı gazetecilik tarihine geçmiştir.
    Gelin hep beraber hatırlayalım: Ne yaptı Ahmet neden bugün hedef haline getirilmek, ölüm tehditleriyle susturulmak isteniyor?
    Ahmet yıllardır olduğu gibi halka karşı işlenen tüm suçların açığa çıkması için mücadele eden gerçeğe aşık bir gazeteci olarak, bu kadar pislik ortalığa dökülmüşken susamaz.
    Belki de ilgili suç örgütü lideri konuşmaya başlamadan önce, bu iktidarın bugün artık herkesin gördüğü bildiği suçlarını açığa çıkartmak için yazılar yazdı. Herkes video izlemek ile yetinirken, Ahmet bu suçların üzerinin örtülmesine izin vermemek için harekete geçti. Yurttaşlık görevini, gazetecilik görevini, milletvekilliği görevini yerine getirdi. Bu suçların araştırılması için Meclis komisyon kurması engellenince, yargı tek bir adım atmayınca, bağımsız bir komisyon kurup bu rezillikleri kayıt altına almak için çalışmaya başladı. Ve hepsinden önemlisi, korkudan kıpırdayamaz hale getirdiğiniz halkı göreve çağırdı. Sokağa çıkan insanlara polis saldırdığında onların önünde durdu.
    O yüzden çok korkuyorlar. Bakın bu ülkede yargı ne halde? 10 Ekim Katliamı’nın faillerini cezalandırmak yerine, hayatını kaybedenlere, yakınlarına dava açılıyor. Musa Orhan cezalandırılsın dedikçe Ezgi Mola’ya soruşturma, suça karışan AKP’liler soruşturulsun dedikçe HDP’ye kapatma davası açılıyor. ‘Suç örgütleri yargılansın’ dedikçe Ahmet Şık’a soruşturma açıyorlar! Özetle haftalardır ortalığa saçılmış yüzlerce suç varken, tek bir laf edemeyen iktidarı, yargıyı, suç örgütünden para alan vekiller, ‘gazeteciler’ değil Ahmet Şık’ın sözleri rahatsız ediyor.”

    “ONLARIN VATAN DEDİKLERİ BEYAZ SARAY’DIR”

    Vatan diyorlar, millet diyorlar, devlet diyorlar, din-iman diyorlar. Öyleyse biz de ilan edelim: Onların ‘vatan’ dedikleri, kara para aklayanların otelidir. Onların ‘vatan’ dedikleri, bölge taşeronluğu teklif etmeye hazırlandığınız Biden’ın Beyaz Sarayı’dır. Onların’ millet’ dedikleri, silah temin ettikleri cihatçı katillerdir. Onların ‘devlet’ dedikleri, Mehmet Ağar’dır, Korkut Eken’dir, çetelerdir, cemaatlerdir, patronlardır. Onların ‘din iman’ dedikleri, halkın masum duygularını kullanan çocuk istismarcısı tarikat şeyhleridir. İşte bu yüzden korkuyorlar. Korkmakta haklılar. ‘Helalleşmeyeceğiz, hesaplaşacağız’ dediğimiz için korksunlar, haklılar! Hesap soracağız!”

    “KORKUYORSUNUZ, HAKLISINIZ! KORKUN!”

    “Gar Katliamı’nın hesabı daha kapanmadı. Yakıp yıktığınız Suriye’nin hesabı kapanmadı. Uğur Mumcu’un, Hrant Dink’in, Berkin’in, Ethem’in, Ali İsmail’in hesabı kapanmadı. Soma’nın hesabı kapanmadı. Açlıktan intihara sürüklediğiniz yurttaşlarımızın hesabı kapanmadı. Korkuyorsunuz, haklısınız! Korkun! Sokak dediğimiz için korkuyorsunuz!
    Siz hakın parasını ailenin malı haline getirirken, bu halkın zenginliklerini Demirören’e, Sancak’a, Sezgin Baran Korkmaz’a peşkeş çekerken çekirdek mi çitleyecektik? İkizdere’de direnen ninemiz, Cengiz’in küfürlerini sineye mi çekecekti? Her gün şiddete uğrayan kadınlar ölüm sırasını mı bekleseydi? Boğaziçi’ndeki öğrenciler, Melih Bulu’dan masallar mı dinleseydi? Bunlar sizin hayalleriniz ama bunlar olmayacak, bunları kabul etmeyeceğiz!”

    “VAKİT YOK, KAYBEDECEK NEYİMİZ KALDI”

    “Bilin ki, kendimiz için, çocuklarımız, torunlarımız için, ülkemiz için, bugünümüz ve geleceğimiz için kaybedecek tek bir günümüz yok. İşimiz, aşımız, fabrikalarımız, topraklarımız, denizlerimiz, akarsularımız, göllerimiz, dağlarımız tek tek elimizden alındı. Kaybedecek neyimiz kaldı? Hepsini tek tek geri almak için vaktimiz yok. Çete iktidarından kurtulmak için vakit yok! Açlıktan sefaletten kurtulmak için vakit yok! Haklarımız için vakit yok! Kanal İstanbul için, İkizdere için, Marmara Denizi, Salda Gölü için vakit yok! İstanbul Sözleşmesi için vakit yok!
    Muhalefet elini taşın altına koysun diyenlere sesleniyorum, biz varız buradayız. Tüm tehditlere rağmen bir adım geri atmadan sesimizi, mücadeleyi yükseltiyoruz ama herkes bilsin ki asıl muhalefet halktır.”

    “MUHALEFET SİZSİNİZ”

    “Muhalefet sizsiniz. Gelin birlikte mücadeleyi büyütelim. Bu karanlıktan çıkış hepimizin ellerinizde. Ahmet Şık hakkında soruşturmalar açarak, HDP hakkında kapatma davaları açarak bu ülkedeki toplumsal muhalefeti sindirebileceğini sanan iktidar mensupları… Onuruyla mücadele edenlerin korkacağını, geri adım atacağını zannediyorsanız yanılıyorsunuz.
    Bu ülkenin halkları siyaset yapacak, Kürt halkı siyaset yapacak, buna kimse engel olamayacak. Ahmet Şık, gazeteciliğini yapacak, vekilliğini yapacak. Buna kimse engel olamayacak. Ama bu ülkede mafya, çete liderleri, karanlık ilişkiler içindekiler siyaset yapamayacak.
    Yargıyı ele geçirmişsiniz, mutlusunuz. Ama korkun, sizin ve küçük ortağı olduğunuz iktidarınızın iddianamesini halk yazıyor halk! Biz çok huzurluyuz! Ne bir tek cemaatle ilintimiz olmuş ne de bir tek mafya üyesiyle yan yana durmuşuz. Hiç birimizin cebine tek bir kuruş kara para girmemiş, tek bir ihalede adımız geçmemiş. İşte bu sayede faşizminize, baskılarınıza tehditlerinize boyun eğmiyoruz, buradayız. Buradayız, Burada kalacağız.
    ‘Mezarlıkta olurdunuz’ diye tehdit edenlere sesleniyorum, Ahmet Şık öldüremediğiniz Metin Göktepe’dir, öldüremediğiniz Uğur Mumcu, öldüremediğiniz Hrant Dink’tir. Siz ezelden beri katledilen gazetecilerin, faili meçhul siyasi cinayetlerin arkasındaki ellersiniz. Biz şimdi toprağın altında olan size teslim olmayanların mücadele arkadaşlarıyız.
    Meclis’te ne işi var diye soranlara bir kez daha söylüyorum, halktan görev aldık, hırsızları, çetecileri, halkın parasına, toprağına çökenleri rahat bırakmamak için buradayız. İşimiz, sizden hesap sormak, gerçekleri yüzünüze de haykırmak.”

    “HAPSE GİRERİZ AMA HALKI ÖLÜME TERK EDENLERDEN OLMAYIZ”

    “Hapse mi tıkmak istiyorsunuz? Olur, istediğinizi yapabilirsiniz. Ülkeyi koskoca bir hapishaneye çevirmişsiniz, biraz daha küçük bir hapishanede olsak ne olur. Hiç mi hapis görmedik? Üç beş yıl daha yatacakmışız ne çıkar. Ama katillerle el sıkışıp, halkı yoksulluğun, salgının pençesinde ölüme terk edenlerden olmayacağız. Bu halka çektirdiklerinizi izleyerek kahrımızdan ölmeyeceğiz.
    Ölmekse burada ölürüz, şimdi, sizinle kapışarak ölürüz. Bu halka düşmanlık eden kimse bizim düşmanımız onlardır. Buradaydık ve burada olacağız! Özgürlük isteyenin karşısına çıktınız. Hakkını arayanın karşısına çıktınız. Eşitlik isteyenin karşısına çıktınız. ‘Bunlar Fethullahçı’ dediğimizde yargıladınız, kirli oyunlarınızı anlattığımızda yargıladınız. Şimdi korkup susmamızı bekliyorsunuz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Ahmet Şık hakkında soruşturma başlatıldı

    Ahmet Şık hakkında soruşturma başlatıldı

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Milletvekili Ahmet Şık hakkında resen soruşturma başlattı.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Milletvekili Ahmet Şık hakkında katıldığı iki ayrı yayında kullandığı ifadeleri gerekçe göstererek resen soruşturma başlattı.

    Başsavcılık, Şık’ın katıldığı bir yayında “Bu devlet katil, bu devleti yıkmamız gerekiyor, evet Türkiye Cumhuriyeti devleti bir katil devlettir” ifadelerini kullandığını belirtti. Başsavcılıktan yapılan ikinci açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “Milletvekili Ahmet Şık’ın katıldığı bir televizyon programında sarf ettiği iddia olunan ‘Şunu açıklıkla ifade edeyim mi, eğer AKP, bu iktidar bloku vatansever ve ben terörist isem, onlar gibi vatansever olmaktansa teröristlerin başımın üzerinde yeri var. O iktidarı zayıflatacak her türlü politika, bu iktidarın köpek dişlerini kıracak, azı dişlerini çekecek her şey meşrudur’ şeklindeki sözleriyle ilgili olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından resen soruşturma başlatılmıştır.”

    Ahmet Şık, soruşturma açılmasına dair sosyal medya hesabı Twitter’dan yaptığı paylaşımda “Devlet katil sözlerim nedeniyle eleştirileceksem/yargılanacaksam eksik tespit yaptığım için bu olmalı. Çünkü devlet seri cinayetler işleten bir katildir. Hiçbir devlet yoktur ki elinde kan olmasın” dedi. (HABER MERKEZİ)

     

  • Kadıköy’de polis müdahalesi-VİDEO

    Kadıköy’de polis müdahalesi-VİDEO

    PİRHA- Sedat Peker’in ifşa ettiği devlet-mafya-siyaset ilişkilerini Kadıköy’ de protesto etmek isteyen siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerine polis müdahale etti. Çok sayıda kişi gözaltına alındı. HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu ve TİP Milletvekili Ahmet Şık, “Bizi değil mafya, talan düzenini durdursun” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP), Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emek Partisi (EMEP), Toplumsa Özgürlük Partisi (TÖP) ve Halkevleri’nin, Kadıköy İskele Meydanı’nda yapacakları ortak eyleme polis müdahale etti.

    Onlarca kişinin gözaltına alındığı müdahalede TİP Milletvekili Ahmet Şık’ta polis tarafından gözaltına alınmaya çalışıldı.

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu ve TİP Milletvekili Ahmet Şık, “Baskı, sömürü, mafya iktidarına son verelim” diyenleri değil bu ülkenin üzerine çöken mafya ve çete düzenini engelleyin!” diyerek engellemeye ve polis müdahalesine tepki gösterdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Ahmet Şık: Demirtaş’a oy vermekten imtina edenler kitabını imzalatıyor – VİDEO

    Ahmet Şık: Demirtaş’a oy vermekten imtina edenler kitabını imzalatıyor – VİDEO

    PİRHA – HDP’li milletvekiller Filiz Kerestecioğlu ve Ahmet Şık, Selehattin Demirtaş’ın ikinci kitabı Devran’ı imzaladı. Yüzlerce kişinin akın ettiği imza töreninde konuşan Ahmet Şık, “Demirtaş’a oy vermekten imtina eden bir kitle var ama en azından kitabını imzalatıyorlar” dedi.

    4 Kasım 2016’dan bu yana cezaevinde tutulan Selahattin Demirtaş’ın ikinci kitabı ‘Devran’ okuyucu ile buluştu.

    HDP’li Milletvekiller Ahmet Şık ve Filiz Kerestecioğlu, Demirtaş adına kitap imzaladı. Ankara’da, Vengo kafede düzenlenen imza programına yüzlerce yurttaş ilgi gösterdi.

    “İNSAN KALABALIĞI EDEBİYATTAKİ BAŞARISINI ANLATIYOR”

    Milletvekili Ahmet Şık, “Elbette ki Selahattin Demirtaş’ın ürettikleri çok kıymetli” diyerek şunları söyledi:

    “Edebiyat dışı bir insanın edebi üretim yapması ve yaptığında da gayet başarılı olması bu kalabalığı anlatıyor. Ama onun dışında şu da var; Selahattin Demirtaş’ın kamusal etkisi ve kamuoyundaki sevgisi çok ilintilidir. Her zaman şunu iddia ediyorum; Demirtaş’ın aldığı oy ile kamusal karşılığı arasında bir uçurum var. Daha fazla oy potansiyeli barındıran ama bildiğimiz birtakım siyasal neden, angajman ve ideolojik bağnazlık sebebiyle Selahattin Demirtaş’a oy vermekten imtina eden bir kitle var. Ama en azından kitabını imzalatıyorlar. Ben inanıyorum ki bir sonraki Cumhurbaşkanlığı seçiminde Demirtaş’a oy verecekler. Selahattin çıkacak ve başkan olacak.”

    “ARTIK BÜTÜN KUŞLAR ÖZGÜR KALMALI”
    HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu da Demirtaş’ın kitabını imzalayan bir diğer isimdi. Devran’ı ilk kitap olan Seher’den daha etkileyici bulduğunu söyleyen Kerestecioğlu şöyle devam etti:

    “Aslında bir siyasetçinin sanat ve edebiyat alanında bu kadar üretken olması çok mutluluk ve umut sağlıyor. Çizdiği resimler arasında tek bir kuş var onu da çok sevdim. Hatta ‘artık bütün kuşlar özgür kalmalı’ diye de sosyal medyada paylaştım. Bu kalabalık, Demirtaş’ın ne kadar çok sevildiğini gösteriyor. Biz burada onu temsilen bulunuyoruz. Keşke kendisi burada olsaydı ve bu imzaları keşke kendi atsaydı. Ama o günler de gelecek. Türkiye insanları bir şeylerin değişebileceğini son yerel seçimlerde ufak da olsa gördü. Kürt halkı zaten bu mücadelenin hep en önünde ve en dirençli olan halkıdır. Sonuç olarak sevgili Selahattin’in dışarı çıkacağına tüm kalbimle inanıyorum.”

    Eren GÜVEN – Cebrail ARSLAN / ANKARA