Etiket: akademisyenler

  • Türkiye’de Alevi Kurumsallaşması ve Temsili Çalıştayı yapıldı

    Türkiye’de Alevi Kurumsallaşması ve Temsili Çalıştayı yapıldı

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu’nun (ABF) çağrısıyla “Türkiye’de Alevi Kurumsallaşması ve Temsili: Sorunlar, İmkanlar, Çözüm Önerileri” isimli çalıştay, İstanbul’da akademisyenlerin ve Alevi kurumlarının yöneticilerinin katılımıyla gerçekleşti. Çalıştayların devam edeceği belirtildi. 

    İstanbul’da Alevi Bektaşi Federasyonu’nun (ABF) çağrısıyla “Türkiye’de Alevi Kurumsallaşması ve Temsili: Sorunlar, İmkanlar, Çözüm Önerileri” isimli çalıştay, 8 Haziran günü İstanbul Ataşehir Belediyesi İnal Aydınoğlu Kültür Merkezi’nde yapıldı.

    Akademisyenler ve Alevi kurum temsilcilerinin katılımıyla yapılan çalıştayda, “Dini Gruplar-Devlet İlişkilerinde Dünyada Öne Çıkan Modeller”, “Türkiye’de Dini Gruplar-Devlet İlişkisi”, “Avrupa’da Alevilerin Hak Eşitliği Mücadelesi Deneyimleri”, “Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Örneğinde Türkiye’de Alevi Kurumlarının Devlet Kurumlarıyla-Siyasal Alanla İlişkisi” konuları tartışıldı.

    Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, çalıştayların devam edeceğini ve sonuçların kamuoyuyla paylaşılacağını bildirdi.

    Çalıştaya katılan akademisyenlerin ve Alevi kurum yöneticilerinin isimleri şöyle

    Prof. Dr. Şükrü Aslan, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi
    Prof. Dr. Çiğdem Boz, Fenerbahçe Üniversitesi
    Doç. Dr. Mehmet Ertan, Düzce Üniversitesi
    Doç. Dr. Cemal Salman, İstanbul Üniversitesi
    Doç. Dr. Hakan Yücel, Galatasaray Üniversitesi
    Dr. Orhan Gazi Ertekin Emekli Hakim
    Dr. Ümit Çetin, Westminster Üniversitesi-Birleşik Krallık
    Ziya Halis, Siyasetçi, 19. Dönem Milletvekili, Eski Çalışma Bakanı
    Ali Kenanoğlu, 27. Dönem İstanbul Milletvekili

    Nevin Kamilağaoğlu- ( Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanı)
    Mustafa Aslan – ( Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı)
    Cuma Erçe – ( Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı)
    Seher Şengünlü Yılmaz – ( Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı)
    Ercan Geçmez – ( Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı)
    Ufuk Emre Bektaş – ( Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Sekreteri)
    İbrahim Karakaya – (Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı)
    Özgür Kaplan – ( Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri)
    Nazım Kılıç – ( Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Saymanı)
    Eren Yıldırım – (Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Okmeydanı Cemevi Başkanı)

    PİRHA/İSTANBUL

  • CHP’li Uzun’dan çağrı: Akademisyenlerin ülkemizde kalmaları için seferber olmalıyız

    CHP’li Uzun’dan çağrı: Akademisyenlerin ülkemizde kalmaları için seferber olmalıyız

    PİRHA- CHP Muğla Milletvekili Av. Cumhur Uzun; çalışmak ve yaşamak üzere yurt dışına giden akademisyenleri Meclis gündemine taşıdı. Uzun, Milli Eğitim Bakanı Tekin’e, “Son 10 yılda çalışmak üzere yurt dışına giden akademisyen sayısı kaçtır? Yıllara ve akademik unvanlarına göre dağılım nedir?” diye sordu. 

    CHP Muğla Milletvekili Cumhur Uzun, çalışmak ve yaşamak üzere yurt dışına giden akademisyenleri Meclis gündemine taşıdı. Uzun, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na yazılı soru önergesi verdi.

    Akademisyenlerin zor şartlar altında çalıştığını ve binlerce akademisyenin yurt dışına gitmek zorunda kaldığını belirten Milletvekili Uzun; “En temel yaşamsal gereksinimlerini bile karşılamakta zorlanan, ekonomik ve sosyal açıdan özellikle son yıllarda zor günler geçiren akademisyenlerimizin yaşamak ve çalışmak üzere yurt dışına gittiği bilgileri basına ve bazı sivil toplum kuruluşlarının raporlarına yansımıştır“ dedi.

    “BİR AKADEMİSYENİMİZİ BİLE KAYBETME LÜKSÜMÜZ YOK”

    Akademisyenlerin zor şartlarda yetiştiğini ve bilimin temel taşı olduğunu dile getiren Uzun şunları söyledi:

    “Bırakın on binleri bir akademisyenimizi bile kaybetme lüksümüz yok. Dünya bilim çağında iken yetişmiş insan gücü olan ve ülkemiz için hayati öneme sahip akademisyenlerimizin kendi vatanında kalması için ne gerekiyorsa yapmalıyız. Yaşadıkları ekonomik ve sosyal sorunları ortadan kaldıracak politikaları bir an önce hayata geçirmek zorundayız. Liyakatsiz atamalarla üzülen, yoksulluk sınırında ücret aldığı için kitap dahi alamayan, kirasını ödeyemediği için yurtlarda kalan akademisyenlerimiz için seferber olmalıyız.”

    “BAZI AKADEMİSYENLER ADRESE TESLİM KADROLAR ALIYOR”

    Dünyanın en iyi 500 üniversitesi arasında Türkiye’den sadece üç üniversite olduğunu vurgulayan Cumhur Uzun; “Birçok bölümde akademisyen bulunamazken bazı akademisyenler adrese teslim kadrolar alıyor. Mobbing ve liyakat sorunu yaşayan akademisyenlerimiz bunların üzerine bir de ekonomik koşullar altında ezilmeye devam ediyor. İktidarın ortak akıldan uzak, bilimi dışlayan ve her kadroyu yandaşlara iş kolu olarak gören zihniyet ülkemizde akademiyi ve bilimi bitirme noktasına getirdi. Bir an önce önlem alınmadığı takdirde dünya liginde son sıralara düşmemiz kaçınılmaz olacaktır” diye ekledi.

    “SON 10 YILDA ÇALIŞMAK ÜZERE YURT DIŞINA GİDEN AKADEMİSYEN SAYISI KAÇ?”

    CHP’li Uzun, konu ile ilgili Bakan Yusuf Tekin’e şu soruları yöneltti:

    “*Son 10 yılda çalışmak üzere yurt dışına giden akademisyen sayısı kaçtır? Yıllara ve akademik unvanlarına göre dağılım nedir?

    *Ülkemiz için hayati öneme sahip ve çok zor şartlarda yetişen akademisyenlerimizin çalışmak üzere ülkemizi terk ederek yurt dışına gitmelerini engelleyecek herhangi bir çalışma yapılmakta mıdır? Bu konuda ne gibi önlemler almayı düşünüyorsunuz?

    *Yetişmiş insan gücümüz ve bilimin temel taşları akademisyenlerimizi kaybetmemiz Milli Eğitim Politikamızın devamı ve niteliği açısından değerlendirilmiş midir?

    *Yeni araştırma görevlisi olan akademisyenlerimizin ev kirası ödeyemediği için yurtlarda kaldığı doğru mudur?

    *Akademisyenlerimizin özellikle ekonomik koşullarının iyileştirilmesi için bakanlığınızca yapılmış ya da yapılacak bir çalışma var mıdır?

    (HABER MERKEZİ)

  • Akademisyenlerin bildirisi: Alevilerin kazanımları Sünnilerin kaybı değil-VİDEO

    Akademisyenlerin bildirisi: Alevilerin kazanımları Sünnilerin kaybı değil-VİDEO

    PİRHA – Alevilerin Hacıbektaş’ta düzenlediği ‘Cumhuriyetin İkinci Yüz Yılı İçin Aleviler Bugünü ve Geleceği Tartışıyor’ çalıştayı konuşmalar ile sürüyor. PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, çalıştayda, 3 Eylül’de İstanbul’da yapılan toplantı sonrasında akademisyenlerin bildirgesini paylaştı. Bildirgede, “Alevilerin kazanımları Sünnilerin kaybı değil” denilerek, Erdoğan ile bir görüşme yapıldığında Alevilerin taleplerinin sunulması gerektiği belirtildi.  

    Alevi çatı örgütleri Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin (PSAKD) organize ettiği “Cumhuriyetin İkinci Yüz Yılı İçin Aleviler Bugünü ve Geleceği Tartışıyor” çalıştayı konuşmalarla devam ediyor.

    Kemal Kılıçdaroğlu Kültür Merkezinde süren çalıştayda Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe Konuştu. Erçe “Dosta güven, düşmana korku salan bir toplantı olduğuna inanıyorum” diyerek 3 Eylül 2022’de Kadıköy’de akademisyenler ile yaptıkları toplantının sonuç bildirgesini okudu.

    AKADEMİSYENLERİN BİLDİRGESİ

    Doç. Mehmet Ertan, Yazar Erdoğan Aydın, Prof. Bedriye Poyraz, Doç. Cemal Salman, Prof. Şükrü Aslan, Prof. Bülent Bilmez, Prof. İbrahim Kaboğlu, Doç. Didem Yılmaz’ın imzasının yer aldığı sonuç bildirgesinin tamamı şöyle:

    “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önce Muharrem ayında Hüseyin Gazi Cemevini ardından da Hacıbektaş-ı Veli Dergahını ziyaret etmesi kamuoyunda yeni bir Alevi açılımının başlayabileceğine dair beklentilerin ortaya çıkmasını beraberinde getirdi. İçişleri Bakanlığı bünyesinde bir danışman nezdinde yürütüldüğü belirtilen çalışmaların sonucunda Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde bir Alevilik dairesinin oluşturulması ve cemevleri ile dergahların masraflarının bu dairenin bütçesinden karşılanması, yine bu dairenin bütçesinden dedelere maaş bağlanması gündeme gelen bazı konu başlıkları oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, cemevi ve Hacıbektaş Dergahını ziyaretinin ardından, Ekim ayı içinde Şahkulu Sultan Dergahında bir açılışa katılması ve bu açılışta Alevi dernekleriyle görüşmesi beklenmektedir. Bu toplantıda da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Alevi dernekleriyle olası görüşmesinde nelerin nasıl tartışılmasının uygun olabileceğine dair fikir alışverişinde bulunulmuştur.”

    “ALEVİLERİN KAZANIMLARI SÜNNİLERİN KAYBI DEĞİL”

    Alevi Hareketinin atılacak olası adımlara karşı tavrı ne olabilir?

    Geçmişte gerçekleşen Alevi Çalıştayları süreci ve hazırlanan nihai rapor, Türkiye’de Alevi sorununun varlığına dair hükümetin ve Alevi hareketinin çok farklı perspektiflere sahip olduğunu göstermekteydi. Hükümet açısından Alevilik teolojik bir sorundu ve nihai raporun tabiriyle çözüm kendi içinde anlam bütünlüğünü yitiren çok sesli Alevilerin, Aleviliği İslam dairesi içinde tanımlamasıyla çözülebilirdi. Alevi hareketi ise Alevilik sorununu, Alevilerin uğradığı ayrımcılık noktalarından hareketle siyasi bir sorun olarak ele almakta ve bu sorunun çözümü olarak öne sürdüğü eşit yurttaşlık anlayışının içini dolduran taleplerinin müzakere edilmesini istemektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2 Eylül günü yaptığı açıklamalarda Aleviliğe ilişkin kullandığı ibareler bu ayrıksılığın hala devam ettiğini göstermektedir.

    Çalıştay sürecinde nihai raporda vücut bulun bir diğer eğilim de Alevilerle Sünniler arasında kurulmak istenilen karşıtlıktır. Alevilerin zorunlu din derslerinin kaldırılmasına yönelik talepleri Sünnilerin ilköğretim müfredatında mevcut din dersleri sayısını az bularak attırılmasını istedikleri gerekçesiyle, Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılması talebi Sünnilerin bu kurumdan duyduğu memnuniyetle, cemevlerinin ibadethane statüsüne kavuşturulması talebi İslam’da ibadethanelerin sadece cami olduğu gerekçesiyle, Madımak Otelinin bir utanç müze haline getirilmesi talebiyse Sivas’ta yaşayan Sünnileri rahatsız edeceği gerekçesiyle reddedilmiştir. Bütün bu gerekçeler Alevilerin talepleri karşısına Sünnilerin hassasiyet ve memnuniyetlerinin konduğu bir sıfır toplam denklem inşa edilmek istendiğini göstermektedir. Bu sıfır toplam denklemde Alevilerin taleplerin karşılanması için Sünnilerin memnuniyet ve kazanımlarının elinden alınması gerektiği izlenimi uyandırılmak istenmektedir. Halbuki Aleviler ve Sünniler birinin yükselmesi için diğerini inmesi gereken bir tahterevallide oturmamaktadır. Alevilerin kazanımlarının Sünnilerin kaybı değil bütün Türkiye’nin kazanımı olacağı vurgusu öne sürülecek bütün taleplerde müzakere edilecek taraflara hissettirilmelidir.

    “BÖLÜNMEYE MAHAL VERMEYECEK BÜTÜNLÜKLÜ BİR TAVIR”

    Öncelikle Alevi hareketi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olası görüşme isteği ve reform önerileri karşısında bütünlüklü bir tavır sergilemelidir. Daha önce yürütülen açılım süreci, Alevilerin tanımsal ve örgütsel bir bütünlüğe sahip olmamasını bir veri almakta ve bunu sorunsallaştırmaktaydı. Alevi hareketinin bu tavra karşı verebileceği en kuvvetli yanıt örgütsel düzeyde hem kendi çoğulluğunu koruması hem de bölünmeye mahal vermeyecek bütünlüklü bir tavır sergileyebilmesidir. Türkiye ve Avrupa’daki Alevi hareketinin bütün bileşenlerinin bu birlik tavrını sergileyebilmesinin yolu taleplerde ortaklaşmaktan geçmektedir.

    Bu birliği sağlayabilmek için taleplerde maksimalist davranmaktan kaçınarak hareketin bütün bileşenlerinin sahiplenebileceği müzakere edilebilir konu başlıklarının seçilmesi gerekmektedir. Alevi hareketinin temel talebi eşit yurttaşlıktır. Aleviler bu ülkenin yurttaşları olarak Alevi olmayanlarla eşit düzlemde kamusal hayata katılmak istemekte, ayrımcılığa maruz kalmayı istememektedir. Eşit yurttaşlık anlayışının içeriğini doldurmak için belirlenecek talepler az ve öz olmalıdır. Taleplerin az ve öz olması hem Alevi hareketinin ortaklaşma zeminini güçlendirecek hem de devletle müzakere sürecinin makul bir düzlemde yürümesine olanak tanıyacaktır.

    Bu bağlamda Alevi hareketi taleplerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarını dayanak alarak başlayabilir. AİHM daha önce Alevilik temelli yaşanan insan hakları ihlallerine dair aldığı kararlar Alevi hareketinin iki temel konu başlığıyla yakından alakalı gözükmektedir: Cemevlerine ibadethane statüsünün tanınması ve zorunlu din dersleri uygulaması. AİHM daha önce aldığı kararlarında cemevlerine doğrudan ibadethane dememiş olsa da diğer ibadethaneler gibi elektrik ve su faturalarından muaf tutulması gerektiğini belirtmişti.  Zorunlu din dersleriyle ilgili açılan davalardaysa ilgili ders müfredatının objektif kriterlerden uzak ve taraflı olduğuna hükmederek öğrencilere dinî veya felsefi inançlarını açıklamak zorunda kalmadan zorunlu din eğitiminden muaf olması için uygun seçenekler sunulması gerektiğini belirtmiştir. Dolayısıyla AİHM kararlarının tanınması ve hakkıyla uygulanması bile Alevilerin cemevleri ve zorunlu din derslerine dair öne sürdüğü taleplerin karşılanması konusunda önemli bir adımdır. Bir diğer ifadeyle bu konu başlıklarında devlete AİHM kararlarını uygulayın demek aslında “karşılanması zor bir talep” öne sürmek değil, Türkiye’nin anayasal düzeyde uyma taahhüdünde bulunduğu mahkeme kararlarına uyması gerektiğinin karar alıcılara hatırlatılmasıdır.

    “DEDELERİNE MAAŞ BAĞLANMASI KABUL EDİLMEMELİDİR”

    Bu bağlamda cemevlerine ibadethane statüsünün tanınması önemli konu başlıklarından biridir, çünkü bu dolaylı olarak Alevi kimliğinin tanınması anlamına da gelecektir. Tartışma düzleminin cemevlerinin elektrik ve su faturalarının ödenmesi, ruhsat sorunlarının halledilmesi gibi maddi düzlemde yürütülmesine izin vermeden cemevlerinin hukuki statüsü üzerinden yürütülmesi gerekmektedir. Yasal düzleme dayanmadan sunulacak maddi yardımların bir hak değil hayırseverlik nosyonuyla gerçekleştirileceği ve dolayısıyla hiç bir yasal uygulama olmaksızın keyfi bir şekilde maddi yardımlara son verilebileceği akılda tutulmalıdır. İbadethane statüsü kazanılmış bir haktır ve bahsi geçen maddi unsurlar zaten bu statünün gereği olarak yerine getirilecektir. Üstelik Alevi dedelerine devlet tarafından maaş bağlanması, Aleviliğin kendi sosyal ilişki ağlarına doğrudan yapılan bir müdahale olduğu için kesinlikle kabul edilmemelidir.

    Zorunlu din dersi uygulamalarının insan hakkı ihlali olduğu, din ve vicdan hürriyetinin ihlali anlamına geldiği AİHM Kararları ile tescillenmiştir. Anayasanın 24/4. Maddesi Din Derslerinin zorunlu olma halini düzenlemektedir. Bu madde de ‘din ve ahlak öğretimi ilk ve orta öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır’ ibaresi bulunmaktadır. Bu ibarenin kaldırılması en sağlıklı çözüm yolu olmakla beraber, burada yasa yorumunda bir esneklik de AİHM kararlarıyla beraber okunduğunda mevcut anayasal düzen içinde din dersi sorunun çözümünü beraberinde getirebilir. Anayasa, dersin müfredatta bulunmasını zorunlu kılmakta ama herkes din dersini zorunlu olarak alır dememektedir. Mevcut anayasal çerçeve içinde AİHM kararları da dayanak alınarak dileyen velilerin isteği doğrultusunda onların çocuklarının din dersi alabileceği bir uygulama da Aleviler açısından zorunlu din dersi uygulamasına bir çözüm olarak sunulabilir. Bu örneğin bu derece detaylandırılması ortaya konulabilecek yasal/anayasal engellerin mevcut sınırlar içinde yorum farklılıklarıyla aşılabileceğini göstermesi bakımından önemlidir.

    Alevilerin kamu personeli alımlarında uğradığı ayrımcılık da somut örnekler ve istatistikler üzerinden ortaya konulabilir. Türkiye’de vali, kaymakam, genel müdür, daire başkanı gibi üst düzey bürokrat nezdinde Alevilerin temsil oranını ortaya koymak Alevilerin kamu personeli alımında uğradığı haksızlığı bütün çıplaklığıyla ortaya koyacaktır. Bu ayrımcılığı gidermek nezdinde alınması gereken tedbirler de yine masada yürütülecek müzakere sahalarından biri olabilir.”

    “DİYANET’İN YETKİ, KADRO VE BÜTÇESİ YENİDEN YAPILANDIRILMALI”

    “Talep başlıklarının az ve öz olması gerekliliğinden bahsedilmişti. Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılması talebi de Alevi hareketinin mevcut taleplerinden biridir. Hem Diyanetin günümüz Türkiye’sinde oynadığı rol ve sahip olduğu devasa ekonomik ve örgütsel büyüklük düşünüldüğünde hem de AİHM kararları nezdinde Diyanet İşleri Başkanlığının statüsüne dair alınmış hukuki bir karar ve dayanak bulunmadığı düşünüldüğünde Diyanet’in kaldırılması talebinin, haklılığından bağımsız olarak, olası bir görüşmede çözülmesi mümkün gözükmemektedir. Görüşmede çözülmesi mümkün olmayan bir konunun masaya getirilmesi, çözülmesi muhtemel olabilecek konu başlıklarının tartışılmasını da olumsuz anlamda etkileyebilir. Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılması talebinin bu nedenle kısa vadede müzakere masasında bulunmaması Alevi hareketinin müzakerelerin sağlıklı işlemesine yönelik olumlu tavrına bir kanıt olarak da sunulabilir. Ancak anayasal statüsünün dışında 1965 tarihli 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda Diyanet’in İslam dini alanında tekel oluşturan vasıfları, toplumu din ve ahlak konusunda aydınlatma misyonu ve ibadethanelerin yöneticisi olma gibi yetki alanlarını genişleten ifadeler ve bütçesi tartışmaya açılmalıdır. Bir mezhep doğrultusunda yapılan harcama ve kadrolaşmanın büyüklüğünün, devletin yurttaşlarına karşı eşitlik ilkesini ortadan kaldırdığı, sağlık ve eğitim başta olmak üzere sosyal sorumluluklarını layıkıyla yerine getirmesini zorlaştırdığı vurgulanmalıdır. Dolayısıyla Diyanet’in konum, yetki, kadro ve bütçesi mutlaka  yeniden yapılandırılmalıdır.

    Taleplere ek olarak vurgulanması gereken bir nokta da muhataplıktır. Alevi dernekleri, bu süreç içinde çözümün adresi olarak İçişleri Bakanlığı ya da Kültür Bakanlığının gösterilmesini kesinlikle kabul etmemelidir. Alevilik bir güvenlik sorunu değildir, Aleviler de bu ülkeye kültürel zenginlik katan folklorik öğeler değildir. Aleviler bu ülkenin yurttaşlarıdır ve yurttaşlık haklarını eşit ve özgür bir şekilde kullanabilmek için siyasi otoriteden talepleri bulunmaktadır. Eşit yurttaşlık için Alevilerin olası görüşmede Cumhurbaşkanına sunması önerilen taleplerini kısaca hatırlatarak bu metne son vermek istiyoruz:

    -Cemevlerine ibadethane statüsü tanınması

    -İlk ve Ortaöğretimde zorunlu din dersleri uygulamasına son verilmesi.

    -Kamu personeli alımında Alevilerin uğradığı ayrımcılığın sona erdirilmesi

    -Diyanet İşleri Başkanlığının yetki, görev ve bütçesinin anayasada öngörülen laiklik ilkesi doğrultusunda yeniden düzenlenmesi

    PİRHA/HACIBEKTAŞ

  • Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri Danıştay’a başvurdu

    Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri Danıştay’a başvurdu

    Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri, Naci İnci’nin rektör olarak atanmasına dair kararnamenin iptali için Danıştay’a başvurdu.

    Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri, Naci İnci’nin üniversiteye rektör olarak atanmasına dair AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzalı kararnamenin iptali için Danıştay’a başvurdu. Başvuruda, kararnamenin Anayasa’ya aykırı olduğu ve Cumhurbaşkanı tarafından kullanılan atama yetkisinin kamu zararına yol açtığına dikkat çekildi.

    Akademisyenler, yaptıkları başvuruya ilişkin şu açıklamayı yaptı:

    “Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri olarak özgür, özerk ve demokratik üniversite talebimizi farklı yollarla dile getirmeye ve hukuk mücadelemizi vermeye aynı sorumluluk ve tutarlılıkla devam ediyoruz. Bu kapsamda yaklaşık altı ay önce, halen Danıştay 8. Daire’de devam eden ilk başvuruyu Prof. Dr. Melih Bulu’yu rektör olarak atayan Cumhurbaşkanlığı kararının iptali için yapmıştık. Sonrasında üniversitemiz bünyesinde iki yeni fakültenin kurulma kararlarının iptali için Danıştay’a, hukuksuz kurulmuş olan Hukuk Fakültesine YÖK tarafından yapılan dekan atamasının iptali için de İdare Mahkemesi’ne yaptığımız başvurularımızla yolumuza devam ettik. Ancak atanmış yönetimin hukuksuz ve yasadışı işlemleri hız kesmeden sürdü. Sonuç olarak bu ikinci başvuruyla, anayasaya aykırı olan Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle rektör atanması yöntemini kabul etmediğimizi, ülkemizin gelişmesi yolunda olmazsa olmaz olduğunu düşündüğümüz özgür, özerk ve demokratik üniversite için temel olan üniversite rektörünün üniversite bileşenlerinin görüşleri doğrultusunda belirlenmesi gerektiğini savunmaktan vazgeçmediğimizi bir kez daha belirtiriz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Boğaziçi akademisyenleri 60. kez kayyım rektöre sırtını döndü: Polis şiddeti son bulsun

    Boğaziçi akademisyenleri 60. kez kayyım rektöre sırtını döndü: Polis şiddeti son bulsun

     Boğaziçi Üniversitesi Akademisyenleri, Direnişin 82. günününde her işgünü olduğu gibi bugün de öğlen 60. nöbetlerinde bir kez daha arkalarını rektörlük binasına döndü. Akademisyenler her hafta Cuma olduğu gibi bu haftada da düzenledikleri basın açıklamasında atanmış Rektör Melih Bulu’nun ve atanmışların istifasını istedi. 

    Akademisyenler, gökkuşağı bayrağı taşıdıkları gerekçesiyle gözaltına alınan öğrencilerin serbest bırakılması çağrısı yaptı, protesto için gökkuşağı renklerinde şemsiyeler açtı.

    Akademisyenlerin açıklamasının tam metni şöyle:

    “Bugün 26 Mart Cuma. Üniversitemiz ve öğrencilerimiz dün öğleden sonra dehşet verici bir polis saldırısıyla karşı karşıya kaldı. Güney Kampüsten Kuzey Kampüse yürüyen öğrencilerimiz, sırf ellerinde LGBTİ+ bayrağı olduğu gerekçesiyle polis tarafından kuşatıldı, 4 öğrencimiz GBT kontrolü bahanesiyle alıkondu. Arkadaşlarının bırakılmasını isteyen öğrenciler zorla kampüs içine itildi, 12 öğrencimiz haksız ve hukuksuz şekilde göz altına alındı. Kampüs içindeki 200’e yakın öğrencimiz polis tarafından gözaltına alınmakla tehdit edildi. Açıkça görülüyor ki bu durum LGBTİ+’lara bizzat iktidar tarafından uygulanan sistematik ayrımcılığın, nefret dilinin ve şiddetin sonucudur. Üniversitenin atanmış rektörlük kurulunun görevi, iktidardan aldığı icazetle öğrencilerini polis şiddetinin ortasına atmak değil; onların haklarını korumak ve güvenliğini sağlamaktır. Üniversitemizde din, dil, ırk, etnik köken, fikir, cinsiyet, cinsel yönelim, yaş, bedensel engel ve benzeri özellikler nedeniyle ayrımcılık ve önyargıya yer vermeden herkese adil ve eşitlikçi davranılması esastır. Atanmışları işgal ettikleri pozisyonların gereğini yapmaya, üniversitemizin etik ilkelerine uygun davranmaya çağırıyoruz.

    GECE YARISI KARARNAMELERİ DEĞİL; ÇOĞULCU, KATILIMCI MÜZAKERE SÜREÇLERİ

    Tüm bu şiddet ortamına rağmen, demokratik toplum ve demokratik üniversite değerlerini pek çok farklı mecrada savunmaya devam ediyoruz, edeceğiz. Hukuksuz rektör atamasına karşı açtığımız davanın ardından; üniversitemizde kurulması öngörülen iki yeni fakülteye karşı Danıştay’a başvurduk. Daha önce defalarca dile getirdiğimiz üzere; bu karar üniversitemizin akademik kurullarının ve senatosunun hiçbir talebi ve hazırlığı olmadan alınmıştır; yasanın şart koştuğu şekilde YÖK tarafından herhangi bir planlamaya ve müzakereye de tabi tutulmamıştır. Siyasal sadakate değil meslekî liyakate dayalı bir akademik kadroya sahip olmaya devam etmek için hukuk mücadelemizi sürdüreceğiz. Üniversitelerde bilimsel üretimin ve akademik öğretimin kalite ve verimliliğini belirleyecek kararlar, gece yarısı kararnameleriyle değil, çoğulcu, katılımcı müzakere süreçleri ile alınmalıdır.

    Bu hususu, üniversitemizin atanmış Rektörlük Kuruluna da bir kez daha hatırlatmak istiyoruz. Rektörlük Kurulu, göreve geldiğinden beri antidemokratik uygulamalara, iyi niyetli olduğu şüphe götüren, acemice yöntemlerle devam ediyor. Seçilmiş dekan ve enstitü müdürlerimiz atanmazken rektör yardımcıları pek çok pozisyona aslen veya vekaleten getiriliyor, bir gün, yapılacak tüm seçimlerin askıya alındığı bildiriliyor; diğer gün “tercih belirleme” adı verilen ancak bir seçimle hangi noktada, ne şekilde ilgisi olabileceğini çözemediğimiz bir yöntem uygulanacağı duyuruluyor; ardından bu yöntemin de askıya alındığı açıklanıyor. Bu tutarsız, ilkesiz, mantık dışı süreçler; üniversitemizin kurumsal yapı ve işleyişini tahrip etmekte; akademik çalışmalarımıza zarar vermektedir.

    Bütün bunların sorumlusu olan atanmış Melih Bulu, Gürkan Kumbaroğlu, Naci İnci, Fazıl Önder Sönmez ve bir gecede kurulan Hukuk Fakültesi’ne atanmış Selami Kuran’ın istifasını bir kez daha talep ediyoruz.

    Son olarak; gözaltına alınan ve tutukluluğu devam eden öğrencilerimizin derhal serbest bırakılmasını ve üniversitemiz ve çevresinde sürmekte olan polis şiddetinin sonlandırılmasını talep ediyoruz.

    Kabul etmiyoruz, vazgeçmiyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Akademisyenlerin kayyım rektöre karşı nöbeti 58. gününde

    Akademisyenlerin kayyım rektöre karşı nöbeti 58. gününde

    Üniversitelerine atanan kayyım rektöre karşı nöbet eylemini sürdüren Boğaziçili akademisyenler, özerk üniversite talebini yineledi.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan kayyım rektör Melih Bulu’ya karşı akademisyen ve öğrencilerin başlattığı eylemler 58’inci gününe girdi. Bir kez daha Güney Kampüsü’nde bir araya gelen akademisyenler, rektörlük binasına sırtlarına dönerek, kayyım rektörü istifaya çağırdı.

    Nöbet eyleminde kayyımlara karşı “özerk üniversite” talebi yinelenirken, direnişin süreceği mesajı verildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Boğaziçi Üniversitesi Akademisyenlerinden kayyıma bir kez daha istifa çağrısı

    Boğaziçi Üniversitesi Akademisyenlerinden kayyıma bir kez daha istifa çağrısı

    Üniversitelerine atanan kayyım rektöre karşı nöbet eylemini sürdüren Boğaziçili akademisyenler, bir kez daha istifa çağrısı yaptı.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan kayyım rektör Melih Bulu’ya karşı akademisyen ve öğrencilerin başlattığı eylemler 54. gününe girdi. Bir kez daha Güney Kampüsü’nde bir araya gelen Boğaziçili akademisyenler, rektörlük binasına sırtlarına dönerek, kayyım rektörü istifaya çağırdı.

    Akademisyenler bu hafta yaptıkları açıklamada, Sosyal Bilimler Enstitüsü’ne kendi iradesi dışında atanan meslektaşlarının istifa talebinin bir aya yakın süredir işleme konulmamasına, demokratik yollarla seçtikleri enstitü müdürünün ise atamasının yapılmamasına tepki gösterdi. Ayrıca seçilen Mühendislik Fakültesi dekanın atamasının da yapılmadığını belirten akademisyenler, “Atanmış rektör, üniversitemizim teamüllerine aykırı olarak atanmış Hukuk Fakültesi dekanı, üniversite yönetim toplantısına katmakta bir beis görmemiştir” dedi.

    Demokratik hakları için mücadeleye devam edeceklerini vurgulayan akademisyenler, “Atanmış rektör, rektör yardımcıları ve atanmış hukuk fakültesi dekanını istifaya davet ediyoruz. Kabul etmiyoruz, vazgeçmiyoruz” diye seslendi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Akademisyenler 44. kez kayyım rektöre sırtını döndü

    Akademisyenler 44. kez kayyım rektöre sırtını döndü

    Boğaziçi Üniversitesi akademik kadrosu, atanan kayyım Rektör Melih Bulu’ya karşı başlattığı nöbet eyleminde bugün de rektörlüğe sırt çevirdi. 

    Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın AKP’li Melih Bulu’yu Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atamasına yönelik tepkiler sürüyor.
    Öğrencilerin eylemlerinin yanı sıra üniversitede görev yapan akademisyenlerin başlattığı nöbet eylemi, İstanbul’da etkili olan soğuk hava ve kar yağışına rağmen direnişin 44’üncü gününde devam etti.
    Her gün olduğu gibi saat 12.00’de Güney kampüsü meydanında bir araya gelen akademisyenler, rektörlük binası sırtlarını dönerek herkese kayyımlar karşısında birlik olma çağrısında bulundular. (HABER MERKEZİ) 
  • Öğretim üyeleri Bulu’yu sırtlarını dönerek protesto etti

    Öğretim üyeleri Bulu’yu sırtlarını dönerek protesto etti

    AKP’li Melih Bulu’nun rektör olarak atandığı Boğaziçi Üniversitesi’nde yapılan devir-teslim töreninde öğretim üyeleri, sırtlarını dönerek protesto etti. 

    AKP’li Melih Bulu’nun Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atanması protestoları sürüyor.
    Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyeleri, üniversite kampüsünde yapılan devir-teslim törenine cübbeleriyle katılıp, sırtlarını dönerek protesto etti.


    (HABER MERKEZİ) 

  • KHK’lilerle görüşmek suç sayıldı

    KHK’lilerle görüşmek suç sayıldı

    Anadolu Üniversitesi’nde sözleşmeleri yenilenmeyen iki akademisyen hakkında soruşturma açıldı. Baronun sempozyumuna katılmak, ihraç edilen öğretim görevlileri ile görüşmek, sendikal faaliyetleri sosyal medyadan paylaşmak ve toplumsal cinsiyet eşitliği çalışması suç sayıldı.

    Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde dekan vekilinin aynı zamanda bölüm başkanı sıfatı ile çift oy kullanarak akademisyenlerin işine son vermesinin ardından başlayan tartışma devam ediyor. Son olarak iki akademisyenin savunmaları alınmadan haklarında başlatılan soruşturmada da ilginç ayrıntılar yer aldı. Hukuk fakültesinin “hukukçu” yönetimi, akademisyenlerden kanun ve yönetmelikte bulunmayan suçlamalar nedeniyle savunma istedi.

    Cumhuriyet’ten Ozan Çepni’nin haberine göre, iki akademisyen için fakültenin ilk suçlaması, 10 Ekim 2015’te Ankara Tren Garı’nda 103 kişinin yaşamını yitirdiği IŞİD saldırısının ardından Eğitim-Sen’in aldığı grev kararı oldu. Fakülte yönetimi, sendikanın yasal eyleminin “yasa dışı” olduğunu iddia etti. Ancak akademisyenlerden bir tanesinin o dönem görevli olarak yurt dışında akademik faaliyetine devam etmesi, bir diğerinin de sendika yöneticisi olması iddiaların ciddiyetini gözler önüne serdi. Akademisyenlerin, Ankara Barosu ve 10 Ekim Katliamı Davası Avukat Komisyonu tarafından düzenlenen “IŞİD katliamları ve insanlığa karşı suçlar” sempozyumuna konuşmacı olarak katılması da savunma istenilen konular arasında yer aldı.

    BİLGİ VE BELGELERİN NASIL ELDE EDİLDİĞİ BELİRSİZ

    Üniversitenin bir diğer suçlaması, KHK ile ihraç edilen akademisyenlerle görüşmek oldu. Soruşturma dosyasında “Bir kamu görevlisinden beklenilmeyecek ölçüde, çeşitli vesilelerle ve mütemadiyen muhriç (ihraç edilmiş), eski öğretim elemanları ile bir araya gelmesi, bu şahıslara destek olan organizasyonlara katılması, bu hususta sosyal medyada paylaşımlar yapması” ifadeleri ile suçlama aktarıldı. Ancak fakülte yönetimi, üniversite dışında akademisyenlerin kimlerle görüştüğüne, hayatlarının nasıl takip edildiğine ilişkin bir bilgi ve belgeye dosyada yer vermedi.

    TOPLUMSAL CİNSİYET VE KADIN ÇALIŞMALARI DA SUÇ SAYILDI

    Fakülte yönetimi, Yükseköğretim Kurulu’nun “değerlerimize aykırı” diyerek vazgeçtiği toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın çalışmalarını da suçlama olarak akademisyenlere yöneltti. Soruşturmada, hukuk fakültesinde öğrencilerle “toplumsal cinsiyet, kadın çalışmaları adı altında toplantılar yapılması” hakkında savunma istendi. Akademisyenlerin hukuk alanında hazırladıkları dergilerde yürütülen akademik faaliyetler de suçlamaya dönüştürüldü. Akademisyenlerin üyesi oldukları Eğitim-Sen’in sendikal faaliyetlerini sosyal medya hesaplarından paylaşması da suçlamalar arasında yer aldı.

  • AYM, Barış Akademisyenleri için hak ihlali kararı verdi

    AYM, Barış Akademisyenleri için hak ihlali kararı verdi

    Anayasa Mahkemesi, “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisine imza atan akademisyenlerin yaptığı bireysel başvuruda hak ihlali kararı verdi. 

    Anayasa Mahkemesi (AYM) Genel Kurulu, ‘Bu suça ortak olmayacağız’ başlıklı bildiriyi imzaladıkları için barış akademisyenlerinin ‘silahlı terör örgütü propagandası yapmak’ suçundan cezalandırılması nedeniyle ifade özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar verdi.

    AYM Kararı, 8’e karşı 8 oyla alındı. Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan ihlal yönünde oy kullandığı için, bugün gerçekleşen müzakere sonucunda yüksek mahkemeden ihlal kararı çıkmış oldu.

    AYM bugün araların Prof. Füsun Üstel’in de aralarında bulunduğu 10 akademisyenin dosyasını ele almak için toplanmıştı.

  • ABD: Keyfi olarak gözaltına alınan akademisyenler bırakılsın

    ABD: Keyfi olarak gözaltına alınan akademisyenler bırakılsın

    Prof. Dr. Betül Tanbay ve Prof. Dr. Turgut Tarhanlı’nın da aralarında bulunduğu 13 kişi gözaltına alınmıştı.

    Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Büyükelçiliği, bir yılı aşkın süredir tutuklu bulunan Osman Kavala’nın yönetim kurulu başkanı olduğu Anadolu Kültür’e yönelik yapılan operasyonlarla ilgili açıklama yaptı.

    Prof. Dr. Betül Tanbay ve Prof. Dr. Turgut Tarhanlı’nın da bulunduğu 13 kişinin gözaltına alınmasıyla ilgili olarak elçilikten yapılan açıklamada “ABD, Türkiye’nin Anadolu Kültür ile ilişkili sivil toplum liderlerinin gözaltına almasından endişelidir” denildi.

    ABD Büyükelçiliği’nden yapılan açıklama şöyle:

    ABD, Türkiye’nin Anadolu Kültür ile ilişkili sivil toplum liderlerinin gözaltına almasından endişelidir. Türkiye ifade, dernek kurma ve toplantı özgürlüğüne saygı duyma ve keyfi şekilde gözaltında bulunanların serbest bırakılması çağrısında bulunuyoruz.

    BEŞ KİŞİ SERBEST BIRAKILDI

    Gezi eylemlerini organize etmekle suçlanarak gözaltına alınan Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Turgut Tarhanlı, Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Betül Tanbay, Asena Günal, Bora Sarı ve Meltem Çelikkan serbest bırakılmıştı.

  • Barış imzacısı akademisyenlerin beraat taleplerine ret

    Barış imzacısı akademisyenlerin beraat taleplerine ret

    “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisine imza attıkları için haklarında dava açılan 11 akademisyenin duruşması İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Avukatların müvekkillerine ilişkin beraat taleplerini tümünü ret eden mahkeme, yine dava dosyalarının birleştirilmesi talebini de geri çevirdi.

    “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisine imza attıkları için haklarında Çağlayan’da bulunan İstanbul 32, 33 ve 34’üncü Ağır Ceza Mahkemeleri’nde dava açılan akademisyenler, hakim karşısına çıkmaya devam ediyor.

    İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nde duruşmaları görülen akademisyenler Seçkin Sertdemir, Eda Aslı Şeran ve Yusuf Doğan Çetinkaya’nın ardından İstanbul Üniversitesi’nden Ahmet Bekmen’in duruşmasına geçildi.

    Kimlik tespiti ile başlayan duruşmada ilk olarak iddianame okundu. Duruşmada söz alan avukatlar, müvekkilleri hakkında beraat kararı verilmesini, aksi takdirde dava dosyasının diğer dosyalarla birleştirilmesini talep etti.
    Söz verilen iddia makamı ise, sanığın savunması alınmadığı için beraat talebinin ve birleştirme talebinin reddini talep etti. Mahkeme heyeti de kararında “suçun vasıf ve mahiyetini göz önüne alındığında beraat talebinin reddine ve birleştirmeye yönelik talebin savunma alındıktan sonra değerlendirilmesine” karar verdi.
    Avukatların süre talep etmesi üzerine mahkeme heyeti duruşmayı 31 Ocak 2018’e erteledi.
    KEŞOĞLU’NUN DURUŞMASI ERTELENDİ
    Bu duruşmanın ardından dava duruşması görülen İstanbul Üniversitesi’nden İrfan Keşoğlu ise, şehir dışında olduğundan duruşmaya katılmadı. Keşoğlu’nun avukatları süre talebinde bulundu. Mahkeme, duruşmayı 31 Ocak 2018’e ertelendi.
    “301. MADDE ÇÖZÜME KAVUŞMALI”
    Keleşoğlu’nun ardından Galatasaray Üniversitesi’nden Feyza Ak Akyol’un duruşması başladı. Akyol ve avukatı duruşmada hazır bulundu. Kimlik tespiti ile başlayan duruşmada Akyol’un avukat söz alarak, 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan 4 akademisyene “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla dava açıldığını, yargılama sürecinde cumhuriyet savcısının ve mahkeme heyetinin talebiyle 4 akademisyenin yargılanmasına 301. Madde’den devam edilmesi için Adalet Bakanlığı’na yazı yazıldığını ve Bakanlığın 301. Madde’den yargılamaya izin verdiğini hatırlattı.
    Akyol’un dosyaya ilişkin öncelikle 301. Madde konusunun çözüme kavuşması gerektiği üzerinde duran avukatı, kovuşturmanın “terör örgütü propagandası” suçundan mı, yoksa “Türk milletine hakaret” suçundan mı yapılacağına karar verilmesi durumunda savunmalarının ve ifadelerinin şekilleneceğini söyleyerek, 301. Madde için Adalet Bakanlığı’ndan izin alınmasını talep etti.
    Savcı avukatın talebinin reddini istedi. Mahkeme ise savcılık yönünde karar kılarken duruşmayı 31 Ocak 2018’e erteledi.
    13 ACM’DEKİ DOSYA İSTENDİ
    Akyol’un ardından İstanbul Üniversitesi’nden Hülya Kirmanoğlu’nun dava duruşması görüldü. Kirmanoğlu ve avukatının hazır bulunduğu duruşma, kimlik tespiti ile başladı. İddianamenin okunması ardından Kirmanoğlu’nun avukatı Aynur Tuncel Yazgan, yargılamalarda bir uygulama hatası olduğunu düşündüğünü ve savunmalar alınmaksızın beraat istemediğini beyan etti.
    Yargılamanın 301. Madde sebebiyle duraklatılmasının da sorgulamalar sonrasında olması gerektiğini belirterek, mahkemeden 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dava dosyasını okumasını ve 301. Madde konusunda karar vermesini istedi.
    Yazgan, “Sabahtan beri benden önce 4 iddianame okudunuz. Bu zaman kaybı. Tutanak çoğaltıyoruz sadece. Hukuki ve fiili bağlantı var. Bu dosyada fail üzerinden değil, fiil üzerinden yapılan bir değerlendirme sonucu karara konu olmaktadır. 301. Madde’de izin hususunun diğer faillere de yansıması söz konusu. Verilen iznin geri alınması mümkün değildir. Bu hususlar yönünden değerlendirme yapılması için 13 ACM’nin iddianame ve duruşma zabıtlarına ihtiyacımız vardır” diyerek, süre talep etti.
    Kararını açıklayan Mahkeme Heyeti, 13 Ağır Ceza Mahkemesi’ne müzekkere yazarak, dava dosyaları, iddianame, soruşturma zabıtları ve Adalet Bakanlığı’ndan izin istenilmesine ve sonuçlarına dair evrakın UYAP üzerinden mahkemeye gönderilmesinin istenmesine karar verdi. Süre talebini de kabul eden mahkeme, bir sonraki celseyi 8 Şubat 2018’e erteledi.
    KİRMANOĞLU KATILMADI
    Kirmanoğlu’nun ardından İstanbul Üniversitesi’nden İlkay Yılmaz’ın yargılamasına geçildi. İlkay Yılmaz’ın katılmadığı duruşmada avukatı Benan Molu hazır bulundu. Av. Molu, dosyanın birleştirilmesini ve savunma için süre talep etti.
    Mahkeme heyeti ise, davanın derhal beraat yönündeki talebinin reddine, birleştirme yönündeki talebi ise savunma alındıktan sonra değerlendirilmesine karar vererek, duruşmayı 31 Ocak 2018’e erteledi.
    DERHAL BERAAT TALEP EDİYORUZ
    Bu duruşmanın akabinde ise İstanbul Üniversitesi’nden Haydar Durak’ın dava duruşmasına geçildi. Durak’ın hazır bulunduğu duruşma kimlik tespiti ile başladı. Duruşmada Avukat Meriç Eyüboğlu söz alarak, usulü itirazlarını dile getirdi. Eyüboğlu, derhal beraata ilişkin talebini dile getirerek, “Sonuç ne olursa olsun yargılanıyorlar. Üzerlerinde iz bırakıyor sonuçta. Mahkumiyet dışında bir karar verilebilinecekse savunma yapma zorunluluğu olmadığı biliniyor. Bu yüzden derhal beraat kararı verilmesini talep ediyoruz” dedi.
    “BİLDİRİDE ÖRGÜT İSMİ YOK”
    Eyüboğlu, “TCK’nın 7/2 maddesi ihlali ile karşı karşıyayız. İstanbul 13 Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden bir dava var. Yargılamanın başından beri müvekkillerimiz söylediği sözlerden değil, söylemedikleri sözlerden yargılanıyorlar. Müvekkillerimiz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. Bundan kaynaklı da eleştirilerine muhatap olarak da devlet vardır” dedi.
    Eyüpoğlu, ifade özgürlüğü kapsamında AİHM’in Rusya’da bir başvuruya dair verdiği kararı da hatırlatarak, şunları söyledi: “İddianameyi hazırlayan savcı ön yargısız hazırlamış olsaydı görecekti ki bildiri de her hangi bir örgüt ismi yer almıyor. Bu yargılamanın yapılmamasını öngörmek zor değil. İmzalanmış bildiri barış talepli bir metinden oluşuyor. Bu kapsamında derhal beraat kararının verilmesi şartları oluşmuştur.”
    “BU YARGILAMA KABUL EDİLEMEZ”
    Avukat Zinnet Özçelik ise “Adil yargılama açısından böyle bir yargılama kabul edilemez. Birleştirme konusunda birkaç hususa değinmek istiyorum. Bu bildiri yayınlandığı zaman yurt dışından bile destek verildi. Ancak hükümetin açıklaması ardından savcılar bir anda harekete geçti. Ancak yoğunluğun olduğu yer ise İstanbul ve Ankara oldu. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı metni incelemesi sonucu suçun tekil olduğunu ve TCK 301. Madde için Adalet Bakanlığı’ndan talepte bulundu. Savcılık gerekçeli kararından ‘bu bildiriye imza atan kişilerin fiili ve hukuki irtibat vardır’ dedi. Bu kapsamda da dosyalar İstanbul’a gönderildi. Bu soruşturma tüm kişiler hakkında devam ederken, üç akademisyen hakkında dava açıldı. Sonradan bir dava daha açıldı. Savcı suçun değişmesi ihtimalini göz önünde bulundurarak 301’den izin istedi. Adalet Bakanlığı da bu talebe izin verdi” dedi.
    Aynı savcılık bünyesinde çalışan iki savcının vasfını iki farklı şekilde kullanmasının yanlış olduğunu dile getiren Özçelik, “İlk başta toplu dava açan savcılar, sonradan ayrı ayrı açmaya başladılar. Bütün düzenlemelere aykırı bir yargılama söz konusu savcılarda. Savcının yetkisini kötüye kullanması sonucunda farklı sonuçlar doğuracağını, bu nedenle de adaletin tesis edilemeyeceğini düşünmekteyiz. Bu nedenle 13 Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dosya ile birleştirilmesini istiyoruz” dedi.
    İddia makamı ise, derhal beraat kararı verilmesi gereken durumların delil değerlendirmesi ve sanık savunması yapılmadan değerlendirilemeyeceğini belirterek, talebin reddini talep etti. Dosyaların birleştirilmesi talebini ise mahkeme heyetinin inisiyatifine bıraktı.
    Derhal beraat talebini ret eden mahkeme heyeti, sanıklar müdafilerin birleştirmeye yönelik taleplerinin sanık savunması alındıktan sonra değerlendirilmesine karar verdi. Avukatların savunma için süre talebinde bulunması üzerine mahkeme heyeti, duruşmayı 8 Şubat 2018’e erteledi.
    AKSAKALLI VE NÜFUSÇU, HAKİM KARŞISINDA 
    İstanbul Üniversitesi’nden Fatma Nihan Aksakallı’nın duruşması da kimlik tespiti ile başladı. Aksakallı ve avukatları katıldığı duruşmada, iddianame okundu. Avukatlar davanın derhal düşmesini, aksi durumda İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dava ile birleştirilmesini istedi. Mahkeme ise beraat kararını ret edip, duruşmayı 8 Şubat 2018’e erteledi.
    Aksakallı’nın ardından Galatasaray Üniversitesi’nden Gözde Aytemur Nüfusçu’nun duruşması görüldü. Nüfusçu’nun hazır bulunduğu duruşma, kimlik tespiti ile başladı. Avukatlar bu duruşmada bir önceki duruşmalarda yapmış oldukları talepleri sıraladı. Avukatların taleplerini ret eden mahkeme, duruşmayı 8 Şubat 2018’e erteledi.
    (Mezopotamya Ajansı)
  • Demokrasi için Birlik’ten yargılanan akademisyenlerle dayanışma

    Demokrasi için Birlik’ten yargılanan akademisyenlerle dayanışma

    PİRHA- Barış için imza verdikleri için yargılanan 148 akademisyenin duruşma süreci bugün başladı. Demokrasi için Birlik (DİB) Koordinasyonu yazılı bir açıklama yaparak, 5-7 Aralık günlerinde akademisyenlerle dayanışma için Çağlayan Adliyesinde olacaklarını bildirdi.  

    Barış İçin Akademisyenler’in bildirisine imza atan 1128 ilk imzacıdan 148’nin yargılanmasına bugün başlanıyor.
    Demokrasi için Birlik (DİB) Koordinasyonu yazılı bir açıklama yaparak, “Tüm Bileşenlerimizi ve demokrat kamuoyunu Barış Akademisyenlerine yönelik duruşmalara destek vermeye, duruşmalara toplu katılıma çağırıyoruz. Akademiyi sosyal medya hesaplarınız üzerinden de desteklemenizin önemini ayrıca paylaşmak istiyoruz” dedi.

    DİB, 5-7 Aralık günlerinde akademisyenlerle dayanışma için Çağlayan Adliyesinde olacağını bildirdi.

    Duruşmalar:
    Yer: Çağlayan Adliyesi
    5 Aralık 2017 saat 9.00-12.00
    7 Aralık 2017 saat 9.00-17.00
    14 Aralık 2017 saat 09.00-11.00
    19 Aralık 2017 saat 09.00-12.00
    21 Aralık 2017 saat 09.00-12.00
    26 Aralık 2017 saat 9.00-12.00

    (HABER MERKEZİ)

  • Barış bildirisini imzalayan akademisyenlerin yargılanmasına bugün başlanıyor

    Barış bildirisini imzalayan akademisyenlerin yargılanmasına bugün başlanıyor

    Barış İçin Akademisyenler’in bildirisine imza atan 1128 ilk imzacıdan 148’sının yargılanmasına bugün başlanıyor. Listede 15 üniversiteden akademisyenler var.

    Barış İçin Akademisyenler’in bildirisini imzalayan akademisyenlerin dava süreci bugün başlıyor.

    17 Mayıs 2018’e kadar devam edecek ilk dava sürecinde metnin ilk imzacısı olan 1128 akademisyenden bazılarına tebligat ulaştı ve dava başlama tarihleri belli oldu. İlk listede 15 üniversiteden 146 akademisyen bulunuyor.

    “7,5 YILA KADAR HAPİS CEZASI İSTENDİ”

    Akademisyenler hakkında örgüt propagandası yaptıkları iddiasıyla hazırlanan iddianamede 7,5 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep edildi.

    Suçlama 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu 7/2’den yapıldı.

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada iddianameyi savcı İsmet Bozkurt  hazırladı.

    İlk davalar şu üniversitelerden akademisyenlere açıldı:

    Galatasaray Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, Mimar Sinan Güzel sanatlar Üniversitesi, Yeni Yüzyıl Üniversitesi, Nişantaşı Üniversitesi, Kadir Has Üniversitesi, Özyeğin Üniversitesi, Bahçeşehir Üniversitesi, Kemerburgaz Üniversitesi, Arel Üniversitesi ve Işık Üniversitesi.

    148 AKADEMİSYENİN DURUŞMA TARİHLERİ

    • 5 Aralık 2017 – Galatasaray Üniversitesi’nden 6, İstanbul Üniversitesi’nden 4 akademisyenin davası İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak.
    • 7 Aralık 2017 – Galatasaray Üniversitesi’nden 3, İstanbul Üniversitesi’nden 8 akademisyenin davası İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak.
    • 7 Aralık 2017 – Galatasaray Üniversitesi’nden 4, İstanbul Üniversitesi’nden 8 akademisyenin davası İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak.
    • 7 Aralık 2017 – Galatasaray Üniversitesi’nden 6, İstanbul Üniversitesi’nden 6 akademisyenin davası İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak.
    • 7 Aralık 2017 – İstanbul Üniversitesi’nden 1 akademisyenin davası İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak.
    • 14 Aralık 2017 – İstanbul Üniversitesi’nden 1 akademisyenin davası İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak.
    • 19 Aralık 2017 – Yıldız Teknik Üniversitesi’nden 1, İstanbul Teknik Üniversitesi’nden 1 akademisyenin davası İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak.
    • 21 Aralık 2017 – Marmara Üniversitesi’nden 5, Yıldız Teknik Üniversitesi’nden 2 akademisyenin davası İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak.
    • 21 Aralık 2017 – Galatasaray Üniversitesi’nden 1, İstanbul Üniversitesi’nden 5 akademisyenin davası İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak.
    • 26 Aralık 2017 – Boğaziçi Üniversitesi’nden 1, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nden 1, Yeni Yüzyıl Üniversitesi’nden 1, Nişantaşı Üniversitesi’nden 1 akademisyenin davası İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak.
    • 26 Aralık 2017 – İstanbul Üniversitesi’nden 3 akademisyenin davası İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak.
    • 4 Ocak 2018 – Marmara Üniversitesi’nden 2, İstanbul Teknik Üniversitesi’nden 1 akademisyenin davası İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak.
    • 11 Ocak 2018 – Kadir Has Üniversitesi’nden 2 akademisyenin davası İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak.
    • 18 Ocak 2018 – İstanbul Teknik Üniversitesi’nden 4, Yıldız Teknik Üniversitesi’nden 2, Marmara Üniversitesi’nden 3, Özyeğin Üniversitesi’nden 1 akademisyenin davası İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak.
    • 30 Ocak 2018 – Marmara Üniversitesi’nden 5, Yıldız Teknik Üniversitesi’nden 3, İstanbul Teknik Üniversitesi’nden 4, Özyeğin Üniversitesi’nden 1 akademisyenin davası İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak.
    • 6 Şubat 2018 – Marmara Üniversitesi’nden 1 akademisyenin davası İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak.
    • 13 Şubat 2018 – Marmara Üniversitesi’nden 3, Özyeğin Üniversitesi’nden 2, Kadir Has Üniversitesi’nden 3, Yıldız Teknik Üniversitesi’nden 1 akademisyen İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak.
    • 15 Şubat 2018 – Kadir Has Üniversitesi’nden 1 akademisyen İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak.
    • 22 Şubat 2018 – Bahçeşehir Üniversitesi’nden 1, Kemerburgaz Üniversitesi’nden 1 akademisyen İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak.
    • 27 Şubat 2018 – Kemerburgaz Üniversitesi’nden 1, Nişantaşı Üniversitesi’nden 1, Kadir Has Üniversitesi’nden 1 akademisyen İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak.
    • 1 Mart 2018 – İstanbul Üniversitesi’nden 3 akademisyen İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak.
    • 6 Mart 2018 – İstanbul Üniversitesi’nden 3, Galatasaray Üniversitesi’nden 1 akademisyen İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak.
    • 8 Mart 2018 – Galatasaray Üniversitesi’nden 2, İstanbul Üniversitesi’nden 2 akademisyen İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak.
    • 13 Mart 2018 – Galatasaray Üniversitesi’nden 2, İstanbul Üniversitesi’nden 1 akademisyen İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak.
    • 16 Mart 2018 – Kadir Has Üniversitesi’nden 3, Bahçeşehir Üniversitesi’nden 1 akademisyen İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak.
    • 20 Mart 2018 – Marmara Üniversitesi’nden 2 akademisyen İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak.
    • 22 Mart 2018 – Marmara Üniversitesi’nden 1 akademisyen İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak.
    • 27 Mart 2018 – Marmara Üniversitesi’nden 1 akademisyen İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak.
    • 29 Mart 2018 – Marmara Üniversitesi’nden 1 akademisyen İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak.
    • 3 Nisan 2018 – Kadir Has Üniversitesi’nden 1, Bahçeşehir Üniversitesi’nden 1 akademisyen İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak.
    • 5 Nisan 2018 – Yıldız Teknik Üniversitesi’nden 1, İstanbul Teknik Üniversitesi’nden 1 akademisyen İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak.
    • 26 Nisan 2018 – Arel Üniversitesi’nden 1 akademisyen İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak.
    • 3 Mayıs 2018 – Kadir Has Üniversitesi’nden 1 akademisyen İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak.
    • 8 Mayıs 2018 – Kadir Has Üniversitesi’nden 1, Işık Üniversitesi’nden 1 akademisyen İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak.
    • 15 Mayıs 2018 – Kadir Has Üniversitesi’nden 2 akademisyen İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak.
    • 17 Mayıs 2018 – Bahçeşehir Üniversitesi’nden 1 akademisyen İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak.
  • AİHM yine hayal kırıklığı yarattı

    AİHM yine hayal kırıklığı yarattı

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, ihraç edilen barış bildirisi imzacısı akademisyenlerin ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine dair başvurusunu reddetti.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kanun hükmünde kararnamelerle (KHK) ihraç edilen akademisyenlerin ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin başvurusunu reddetti.

    Duvar’dan Nurettin Öztatar’ın haberine göre Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak, “Barış İçin Akademisyenler için yapılan tüm AİHM başvuruları kabul edilemez bulundu. AİHM, ifade özgürlüğü argümanını hiç incelemeden reddetmiş. Çok yazık oldu!” dedi.

    Farklı üniversitelerden ihraç edilen akademisyenler adına yapılan farklı başvuruları görüşen AİHM, ret kararı verdi. Reddedilen başvurulardan biri de Ankara Üniversitesi’nden OHAL KHK’ları ile ihraç edilen barış imzacısı akademisyenlerle ilgili başvuru oldu.

    Başvuruyla ilgili ön çalışma Kerem Altıparmak, Yaman Akdeniz, Nisan Kuyucu, İnci Solak Akman ve Tuğba Öcal tarafından yapılmıştı.

    Ankara Üniversitesinden ihraç edilenlerin oluşturduğu 54 barış imzacısı için yapılan başvuru ‘Barış İçin Akademisyenler’in ihracının diğer ihraçlardan farklılığı üzerine kuruluydu. Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak başvurunun farklılığını “OHAL Komisyonu AİHM içtihadında daha önceki örneklerde görüldüğü üzere bu tür bir ifade özgürlüğü ihlalini gidermeye uygun olmadığı için de bu gruba diğer ihraçlardaki gibi OHAL Komisyonu gösterilemeyeceğini ileri sürdük” sözleriyle açıklamıştı.

    AİHM daha önce açlık grevinde olan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için yapılan acil tedbir talebine de ret kararı vermişti, Gülmen ve Özakça’ya ilişkin hayati bir tehlike görmediğine hükmetmişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • KHK ile ihraç edilen akademisyenler PİRHA’ya konuştu: Mutlaka döneceğiz

    KHK ile ihraç edilen akademisyenler PİRHA’ya konuştu: Mutlaka döneceğiz

    PİRHA- 15 Temmuz sonrası ilan edilen OHAL ile beraber günlük yaşantımızın bir parçası haline gelen ve artık “normal” karşılanan Kanun Hükmünde Kararnamelere, geçtiğimiz günlerde bir yenisi daha eklendi. Son KHK’nin öne çıkan yanı ise barış için imza metnine imza atan akademisyenlerin toplu ihraçları oldu.

    Mersin Üniversitesi’nde “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisine imza atan 21 akademisyen ihraç edildi ki bazı akademisyenler önceki aylarda birer, ikişer, üniversite yönetimi tarafından sözleşmeleri yenilenmeyerek işlerine son verilmişti.

    “ORTAK PAYDAMIZ, SAVAŞIN DURMASI, İNSANLARIN ÖLMEMESİYDİ”   

    Son KHK ile ihraç edilen akademisyenlerle ( ülkede kalanlarla), ihraçları, Mersin Üniversitesi’ni ve ülkenin geldiği durumu konuştuk. İlk sözü ve üniversitenin ilk yıllarından itibaren üniversiteye, bilime emek vermiş akademisyen Ayşe Gül Yılgör aldı. Yılgör, 1992’de kurulan üniversitede 1993’ten bu yana görev yaptığını, buna karşın kendisinden yıllar sonra gelmiş birisi tarafından atılamayacağını belirterek şunları ifade etti;

    “24 yıldır buradayım. İlk başladığımızda canla başla çalıştık. Çünkü kendi üniversitemizi kuruyorduk. Hiçbir emekten geri durmadık. Yıllar geçti, yönetimler değişti. Biz hep üniversitenin daha demokratik ve özgür olması için mücadele ettik. Geldiğimiz noktada, atılmamıza gerekçe olan bildiriyi her arkadaşımız kendi iradesi ile attı. Ben daha sonra öğrendim, diğer arkadaşların da bildiriye imza attıklarını. Hepimizin ortak paydası, ülkede sürmekte olan savaşın durması, insanların ölmemesiydi.”

    Akademisyen Yılgör, bildirinin yayımlanmasının ardından hukuksuz uygulamalar başladığını, son olarak da ihraç edildiklerini belirterek, günün birinde döneceğiz ve bizim olanı geri alacağız” dedi.

    “MUTLAKA DÖNECEĞİZ”

    Akademisyen Atilla Güney de 20 yıl önce akademiye girişinin “bölücü” olduğu gerekçesiyle engellenmek istendiğine dikkat çekerek başlıyor değerlendirmesine;

    “Aradan 20 yıl geçti, ne değişti? Çok şey değişmedi. O gün Çatlılar vardı, bugün Pekerler var. O gün Ağar vardı, bugün onun yetiştirmesi olan Soylu var. Politik mantık aynı şekilde devam ediyor. Ama o kasvetli ortamın bir farkı vardı. Az da olsa bağımsız ve tarafsız yargıçlar vardı. Bugün onlarda yok. Günümüze bakınca ülke korkunç bir durumda. Ama buna karşın, bir gün döneceğiz, mutlaka döneceğiz.”

    “KÜRT FOBİSİ, BU ÜNİVERSİTENİN VE ÜLKENİN GERÇEĞİDİR”

    Akademisyen Metin Altıok ise geniş bir projeksiyonla yaşananları değerlendirdi. Yaşananların, dünyadaki neo-liberal politikalardan bağımsız olmadığına dikkat çekerek, son referandum sonucu ile birlikte, hedef haline gelecek kesimlerin değişmediğini belirterek şunları aktardı;

    “Ülkede bir fobi ortaya çıkarıldı; Kürt fobisi. Kürt fobisi, bu üniversitenin ve ülkenin gerçeğiydi. Üniversiteyi dizayn ederken de, ülkeyi dizayn ederken de Kürt fobisi üzerinden dizayn etmeye çalıştılar. Bizleri de bu politikayla dizginlemeye çalıştılar. ’1998 28 Şubatı’nda da, 2015’de de aynı yöntemi kullandılar. Referandum öncesi konuştuğumuzda referandumun, Türkiye’nin yeni uluslararası iş bölümü içinde nerede yer alacağının ispatını da gösterecek. Dolayısıyla “evet” de çıksa “hayır” da çıksa hiç fark etmeyecek. “Hayır” çıktığında Kürtleri dövecekler, 1815’de Yahudileri, 1915’de Ermenileri dövdükleri gibi. “Evet” çıkarsa Kürtleri, Alevileri ve Sosyalistleri dövecekler demiştim. Yani politikalar, bir dövme, yok sayma kültürü üzerinden inşa ediliyor.

    “BİZİM İÇİN VATAN İNSANDIR, DİLDİR, ADALET, EŞİTLİK, ÖZGÜRLÜKTÜR”

    Akademisyen Çetin Veysal da, iktidarı bakımından Türkiye’nin despotlaştığını ve totaliterleştiğini belirterek, bu bakımdan Avrupa’dan ayrıldığına dikkat çekti. Veysal, iktidar her türlü eyleme anti-demokratik diyor ve sözde bir hukuk nizamı içerisinde sunuyor diyerek şunları belirtti;

    “Özellikle iktidara karşı bir duruş varsa, orada hukuk sonlandırılıyor. Teamül işletiliyor. Kimin teamülü? Şefin, milli reisin. Ama bu reis aynı zamanda iller bazında AKP reisleri olarak görülüyor ve onların dedikleri yapılıyor. Artık yaşananların hukuksal boyutu kalmadığını, yeni bir düzenin kurulduğunu çok açık söyleyebiliriz. Bu düzenin görünüşünün arkasında; 1516’dan beri süregelen, Sunnileştiren, Türkleştiren ve Türkleşmiş olanı da devletin yanında bulunmak zorunda bırakan bir mantığı görebiliriz. Böylelikle kendi gibi düşünmeyen ve üretmeyeni hiçliyor ve dışlıyor. Karşı gelenleri vatan haini olarak ilan ediyor. Bizim için vatan insandır, dildir, adalet, eşitlik, özgürlüktür. Biz vatanımızı ekmeğimizden fazla sevdik. Ekmeğimizi elimizden alacaklarını bildiğimiz halde herkese iş, herkes aş dedik. Bildiriye imza attığınız için pişman mısınız diye soruyorlar. Hayır. Bin kere önüme gelse o bildiri bin kere imzalarım.”

    “İKİNCİ MARAŞ KATLİAMI YAŞADIM”

    Maraş Katliamı’ndan kıl payı kurtulmuştum diyen akademisyen Mustafa Kalay, bugün Maraşlı bir rektör tarafından işimden edildim diyerek şunları söyledi;

    “İmza bir bahaneydi. Yeni yönetim görevlendirilmiş bir yönetimdi, 1998’de olduğu gibi. Nasıl ki ulusalcı ve askeri anlayış buraya Uğur Oral’ı gönderdiyse şimdiki iktidar da abartılı beklentilerle Ahmet Çamsarı’yı gönderdi. Bildiriye imza atmak için akademisyen olmaya gerek yoktu. Eğer birazcık vicdan sahibiyseniz, o bildiriye imza atarsınız. Biz sadece yıllar önce Esad’a dedikleri “halkınla çatışma”yı kendilerine hatırlattık. Başka insanların ödediği bedeller karşısında bizim ödediğimiz bedelin çok kıymetli olduğunu düşünmüyorum. Dirençli olacağız, dayanışacağız ve paylaşacağız. Bu olursa kimse bizi yıkamaz.”

    Akademisyen Hakan Altun, yaşanan sürecin herkes açısından bir sınav olduğunu belirterek, arkadaşlarımın yüzüne bakabilmenin onurunu yaşıyorum dedi. Altun, çokça pişman mısın sorusuyla karşı karşı kaldığını ifade ederek, “Dünyanın hiçbir yerinde, hiç kimse hiçbir zaman barış istediği için pişman olmak zorunda kalmasın istiyorum” dedi.

    Barış bildirisine imza atan tek Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi olan Veli Mert, “Özgür değilseniz sanat sizin neyinize? Evrene, dünyaya tanıklık edeceksiniz ve tanıklığınızın söz hakkını kullanacaksınız. Eğer tanıklık ettiğime itiraz hakkım yoksa benim varoluş hakkım ortadan kalkar” dedi.

    Diren Keser/MERSİN

     

     

  • Aleviler, açlık grevi eylemi yapan Gülmen ve Özakça’yı ziyaret edecek

    Aleviler, açlık grevi eylemi yapan Gülmen ve Özakça’yı ziyaret edecek

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ankara Şube Başkanı Ali Üngörmüş ve Yönetim Kurulu üyeleriyle gençlik kolları temsilcileri, bu akşam saat 19.00’da Yüksel Caddesi’nde 62 gündür açlık grevi yapan akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’yı ziyaret edecekler. Üngörmüş, “Herkesi bekliyoruz” diyerek duyarlılık çağrısı yaptı. 

    Ankara Yüksel Caddesi’nde 62 gündür açlık grevi yapan akademisyen Nuriye Gülmen ve Semih Özakça ile Alevilerin dayanışması devam ediyor.

    Pir Sultan Abdal kültür Derneği Ankara Şube Başkanı Ali Üngörmüş ve yönetim Kurulu üyeleriyle gençlik kolları temsilcileri, bu akşam saat 19.00’da akademisyenler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’ya açlık grevlerinin 62. gününde destek olmak için Yüksel Caddesi’ne gidiyor.

    Pir Sultan Abdal kültür Derneği Ankara Şube Başkanı Ali Üngörmüş, sosyal medya hesabından yaptığı duyuruda, “Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ankara Şube olarak, bu akşam saat 19:00’da Yüksel Caddesi direnişindeki canlara destek için gidiyoruz. Sesimize ses, gücümüze güç katmak isteyen herkesi bekliyoruz” dedi.  (N.M)

     

  • Bakırköy ve Kadıköy’de ihraçlara tepki

    Bakırköy ve Kadıköy’de ihraçlara tepki

    PİRHA- KHK’larla ihraç edilen KESK’li kamu emekçilerinin Bakırköy ve Kadıköy’deki direnişleri devam ediyor. OHAL hukuksuzluğuna hayır’ sloganıyla yüzlerce akademisyenin ve kamu emekçisinin ihraç edilmesine tepki gösterildi. 

    KHK’larla ihraç edilen Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) üyesi kamu emekçilerinin İstanbul’daki direnişi devam ediyor. Pazartesi, Çarşamba ve Cumartesi günü eş zamanlı olarak 13.00-18.00 arası Kadıköy ve Bakırköy’de kamu emekçileri oturma eylemleri yaparak işlerine geri dönmek için mücadele ediyorlar.

    Kadıköy Altıyol’da direnişlerini sürdüren kamu emekçileri bugün direnişlerine “Haksız hukuksuz ihraçlara hayır! İşimizi geri alacağız!” pankartıyla açıklama yaparak başladılar. Direnişin 2. haftasına kararlılıkla girdiklerini belirten kamu emekçileri “Bizler direniş geleneğinden geliyoruz. Bir gecede işimizi elimizden alanlara direnişle cevap veriyoruz. Parasız kamu hizmeti vermek için yıllardır mücadele ediyoruz. Bizi KHK’larla yıldıracağını sanan iktidar yanılıyor. Çünkü biz direniyoruz” dediler. Açıklama boyunca “İşimizi geri istiyoruz!”, “Direne direne kazanacağız!” sloganları atıldı. Yapılan açıklamanın ardından kamu emekçileri ‘Direniş ağacı’na görüş ve taleplerini yazdıkları renkli kağıtlar asarak oturma eylemine çevredekilerle sohbet ederek devam ettiler.

    İhraç edilen akademisyenler ve kamu emekçileri Bakırköy’de de eylemdeydi. Burada yapılan açıklamada, ‘OHAL hukuksuzluğuna hayır’ sloganıyla yüzlerce akademisyenin ihraç edilmesine tepki gösterildi.

    Açıklamada, “Bizler KESK’e bağlı Eğitim-Sen, SES, BES üyeleriyiz. Yani öğretmenler, sağlıkçılar, belediye çalışanları, maliyeciler yani kamu emekçileriyiz. Bizler 7 Şubat KHK’siyle bir gece yarısı hiçbir delil, hiçbir kanıt, hiçbir mahkeme olmadan, haksız, hukuksuz yere ihraç edilmiş devlet memurlarıyız. Maalesef düzenin mağdurlarıyız” denildi. (HABER MERKEZİ)

    Haberin Videosu

  • ‘Akademinin canına okundu’-VİDEO

    ‘Akademinin canına okundu’-VİDEO

    PİRHA-Prof. Dr. Gençay Gürsoy, referanduma giderken iktidar tarafından kutuplaştırılan halkın yeniden birbirini seveceğini söyledi. İhraçlara ilişkin de, “Akademin canına okundu” dedi.

    Başkanlık sistemini öngören ve 16 Nisan’da yapılacak olan referandum ve yeni çıkarılan KHK ile ihraç edilen akademisyenlere ilişkin eski Türk Tabipler Birliği Başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy PİRHA’ya konuştu.

    Gürsoy, referanduma giderken ‘Hayır’ eylemlerinin ivme kazanacağını söyleyerek, “Türkiye’de çok büyük katılım var. Ümitliyim. Bu ülkenin aklıselimi her şeye rağmen hala ayaktadır. Bu sonucu alacağız, diye düşünüyorum. Yeniden kaybettiklerimizi bulmaya çalışacağız” ifadelerini kullandı.

    “BAŞARACAĞIZ”

    15 yıldır iktidarda olan AKP hükümetinin halkı kutuplaştırdığına dikkat çeken Gürsoy, “Birbirimize düşman hale geldik. Bunları yeniden kazanacağız.  Birbirimizi tanımaya, anlamaya, sevmeye çalışacağız. Zor bir iş ama başaracağız” dedi.

    TASFİYELER 80 DARBESİNDE BİLE YAŞANMADI 

    12 Eylül sonrasında üniversiteden atılan ‘’1402’lik akademisyenler’’ arasında bulunan Prof. Dr. Gençay Gürsoy, bugün üniversitelerdeki tasfiyelerin 80 darbesinin de ötesinde olduğuna dikkat çekti.

    “Akademi batırıldı şu anda. Türkiye’de üniversitede geçmişte 50’li yıllardan itibaren gelişmeleri bilen bir insanım. Böyle bir dönem yaşanmadı. Akademinin canına okundu’ diyen Gürsoy, kardeşçe, dostça, eleştiri zemininde kaymadan, düşmanlaşmadan bunların hesabını soracaklarını vurguladı.

    Sevim KAHRAMAN

    HABERİN VİDEOSU