PİRHA- Muğla’nın Milas ilçesinde kömür madeni sahası için planlanan ve 6 köyü kapsayan “acele kamulaştırma” kararına Danıştay’dan “dur” denildi. Bölge halkının uzun süredir yürüttüğü kararlı mücadele, yargıdan dönen yürütmeyi durdurma kararıyla taçlandı.
“BİZ BİTTİ DEMEDEN BİTMEZ”
Danıştay 6. Dairesi’nin kararı, Akbelen nöbet alanında büyük bir coşkuyla karşılandı. Haberi alan İkizköylüler ve çevre köylerden gelen vatandaşlar, traktörleriyle konvoy oluşturarak kararı kutladı. Ellerinde “Yaşam savunuculuğu yargılanamaz” yazılı pankartlar taşıyan eylemciler, topraklarını terk etmeyeceklerini bir kez daha haykırdı.
Kutlamalar sırasında konuşan yerel direnişin sembol isimlerinden Nejla Işık, kararın bir nefes aldırdığını belirterek şunları söyledi:
“Bu karar yüreğimize su serpti ancak henüz yolun sonu değil. Şirketler köyümüzden tamamen gidene kadar gerçek zaferi ilan etmeyeceğiz. Türkiye’nin dört bir yanında doğasını koruyanlara sesleniyorum: Sakın vazgeçmeyin, direnenler elbet kazanacak.”
ARİF ALİ CANGI: KARARIN HUKUKİ DAYANAĞI ÇÖKTÜ
Süreci yakından takip eden avukat Arif Ali Cangı, toplam 93 ayrı dosyada verilen bu ortak kararın tarihi bir nitelik taşıdığını vurguladı. Cangı, mahkemenin “ortada acele bir durum olmadığına” hükmettiğine dikkat çekerek şu teknik detayları paylaştı:
“Acele kamulaştırma işleminin artık hiçbir meşruiyeti kalmamıştır. Kararla birlikte mülklere el koyma girişimleri ve bedel tespit davaları hukuken kadük kalmıştır. Mahkeme, şirketlerin kâr hedeflerinin veya üretim planlarının “acele kamulaştırma” gibi istisnai bir yöntemi haklı çıkarmayacağını tescil etmiştir”
Hukuki zaferin ardından gözler, direniş sürecinde tutuklanan Esra Işık’a çevrildi. Avukat Cangı, Işık’ın tutuklanmasına gerekçe gösterilen “keşif engelleme” iddiasının, keşif kararının dayanağı olan kamulaştırma işleminin durdurulmasıyla birlikte geçersiz kaldığını belirtti. Savunma tarafı, hukuki temeli çöken bu süreç sonunda Esra Işık’ın vakit kaybedilmeden tahliye edilmesi çağrısında bulundu.
PİRHA- Muğla’nın Milas Akbelen’de “acele kamulaştırma” kararına karşı nöbette olan yurttaşları, yaşam savunucuları ziyaret ederek destek açıklamasında bulundu.
Milas ilçesine bağlı 6 köyde alınan “acele kamulaştırma” kararına karşı nöbet eylemlerini sürdüren İkizköylüler, “Havama, suyuma, toprağıma dokunma” sloganıyla kitlesel açıklama gerçekleştirdi. Nöbet alanında yapılan açıklamaya, Muğla, Denizli, Aydın, İzmir ve Manisa’dan çok sayıda yurttaşın yanı sıra seçilmişler de katıldı.
Açıklamada konuşan İkizköy muhtarı Nejla Işık, “Acımızı birlikte yaşıyoruz, sevincimizi de birlikte yaşayacağız. Önce kızımızı alacağız, sonra topraklarımızı bu şirketin pençesinden kurtaracağız” dedi. Daha sonra konuşan köylüler de, “Her şeyden önce hukuk devleti istiyoruz. Hukukun çiğnendiği, hakların gasp edildiği bir ülkede yaşamak istemiyoruz. Hukukun olmadığı yerde hayat olmaz. Yerlerimiz zorla işgal edilmek isteniyor. Hiçbir dayanağı olmayan ‘acele kamulaştırma’ ile sürgün edileceğiz. Bu olamaz. Sonuna kadar karşı duracağız. Gidecek başka bir yurdumuz yok” ifadelerini kullandı.
Açıklamada ayrıca, bilirkişi keşifleri sırasında heyete tepki gösterdiği için tutuklanan Esra Işık’ın cezaevinden gönderdiği mektup da okundu. Yine ziyarete gelen milletvekilleri, belediye başkanları da söz alarak, birlikte mücadele edileceğini vurguladı. Konuşmaların ardından Seferihisar Orhanlı köyünden gelen zeybek ekibinin gösterisiyle açıklama sona erdi.
PİRHA- DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın, sermayenin ve ona yol veren iktidarın doğa kırımına ve bu karşı verilen mücadeleye dikkat çekerek, “İtirazları ve çıkacak sesleri, sadece bir projeye değil, bir bütün bu talan düzeninin tamamına karşı yükseltmek zorundayız. Doğayı, suyu, toprağı savunmak, aynı zamanda eşit, adil ve yaşanabilir bir ülke talebini dile getirmektir” dedi.
Akbelen’den Gabar’a, Munzur’dan Kazdağlarına, Varto’dan Aydın’a bir çok alanda yapılan çeşitli projelerle doğa talan ediliyor. Doğa talanı ve kırımına karşı çevreciler ve yurttaşlar mücadelesini sürdürüyor.
DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın, sermayenin ve ona yol veren iktidarın doğa kırımına ve bu karşı verilen mücadeleye dair sorularımızı yanıtladı.
“DOĞAYI SAVUNMAK AYNI ZAMANDA BU TALAN DÜZENİNE İTİRAZ ETMEKTİR”
PİRHA: Anadolu ve Mezopotamya’nın onlarca noktasında doğa talanı sürüyor. Buna karşı direnenler ise baskı altına alınıyor, tutuklanıyor. Son yıllarda bunun artmasını nasıl yorumluyorsunuz?
İbrahim Akın: Anadolu ve Mezopotamya’nın dört bir yanında yaşananlar tekil olaylar değildir. Aksine bunlar bütünlüklü, sistematik ve ideolojik bir tercihin sonucudur. Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, yeraltı ve yerüstü varlıkların sermayenin ve şirketlerin sınırsız kullanımına açıldığı bir talan rejimidir. Bu rejim, yalnızca doğayı değil, o doğayla birlikte yaşayan toplumları da hedef alıyor. Direnen köylülerin, çevre savunucularının baskı altına alınması, gözaltılar ve tutuklamalar bu yüzden artıyor. Çünkü doğayı savunmak aynı zamanda bu talan düzenine itiraz etmektir.
“SINIRLI İŞ OLANAKLARI YARATILIRKEN, YAŞAM ALANLARI GERİ DÖNÜŞSÜZ BİÇİMDE TAHRİP EDİLİYOR”
-İktidar mensupları bu talanı savunduklarında “istihdam, enerji ihtiyacı” gibi söylemler kullanıyorlar. Bunun sahadaki karşılığı nedir?
İbrahim Akın: İktidarın “istihdam”, “enerji ihtiyacı” gibi gerekçelerle bu projeleri meşrulaştırmaya çalışması, gerçekçi değil. İkna edici de değil. Bugün bu projelerin bulunduğu bölgelerde kalıcı, güvenceli bir istihdamdan söz etmek olanaksız. Aksine, kısa vadeli ve sınırlı iş olanakları yaratılırken uzun vadede tarım yok ediliyor, su kaynakları kirletiliyor, yaşam alanları geri dönüşsüz biçimde tahrip ediliyor. Enerji ihtiyacı söylemi ise çoğu zaman ihracata dönük, şirketlerin kârını hedefleyen bir üretim modelinin üzerini örtmek için kullanılıyor. Yani burada kamusal ihtiyaç değil, özel çıkarlar ve şirket çıkarları belirleyici.
“YALNIZCA BİR ÇEVRE MESELESİ DEĞİL, DOĞRUDAN YAŞAM HAKKI MESELESİDİR”
-Çevre felaketine yol açan İliç faciasının yankısı sürerken Varto ve Karlıova’da JES yapılmak isteniyor. Deprem bölgesinde böylesi bir çalışma ney yol açar? Buna karşı yapılacak mitinge dair ne söylersiniz?
İbrahim Akın: İliç’te yaşanan facia henüz hafızalardayken, benzer riskleri barındıran projelerin Varto’da, Karlıova’da, üstelik deprem gerçeğinin bu kadar tehlikeli olduğu bir coğrafyada gündeme getirilmesi, bu anlayışın ne kadar pervasız olduğunu gösteriyor. Burada bilimsel uyarılardan çok şirketlerin yatırım planlarının esas alındığını görüyoruz. Bu, yalnızca bir çevre meselesi değil, doğrudan yaşam hakkı meselesidir.
Daha geniş bir çerçeveden baktığımızda ise bu tabloyu küresel ölçekte süren paylaşım mücadelesinden bağımsız düşünemeyiz. Enerji kaynakları, madenler, su varlıkları üzerindeki rekabet, bugün dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi bu coğrafyada da doğa talanı biçiminde karşımıza çıkıyor. Bu anlamda yaşananlar, sadece ekonomik bir tercih değildir. Bunlar aynı zamanda çok boyutlu bir savaşın parçasıdır. Doğaya yönelen bu saldırı ile toplumlara yönelen baskı politikaları iç içe geçmiş durumda. Sistem, hem insanı hem doğayı hedef alan bütünlüklü bir tahakküm kurmaya çalışıyor.
GERİDE SADECE YIKIM VE YOKSULLUK BIRAKILIYOR
Türkiye’deki uygulamalar da bu küresel eğilimin yerel bir yansımasıdır. Sömürge madenciliği benzeri bir anlayışla, bölgenin tüm değerleri hızla tüketiliyor. Geride sadece yıkım ve yoksulluk bırakılıyor. Bu nedenle mesele sadece çevreyi koruma meselesi değil, aynı zamanda demokratik hakların, yaşam hakkının ve geleceğin savunulması meselesidir.
Bu yüzden yapılacak mitingler, yükselen itirazlar son derece önemli olacaktır. İtirazları ve çıkacak sesleri, sadece bir projeye değil, bir bütün bu talan düzeninin tamamına karşı yükseltmek zorundayız. Doğayı, suyu, toprağı savunmak, aynı zamanda eşit, adil ve yaşanabilir bir ülke talebini dile getirmektir. Bu mücadele büyüdükçe, bu fütursuz talanın da karşısında daha güçlü bir toplumsal direnç oluşacaktır.
PİRHA- Akbelen Ormanı’nı korumak için 7 yıldır direnen İkizköylülerin avukatı Arif Ali Cangı, bölgedeki son durumu ve yürütülen “acele kamulaştırma” kıskacını PİRHA’ya değerlendirdi. Cangı, zeytin yasasının delinmesinden adrese teslim yasal düzenlemelere, 679 parselin bir gecede kamulaştırılmasından Anayasa Mahkemesi’ndeki bekleyişe kadar tüm süreci “vahşi bir sürgün politikası” olarak nitelendirdi.
İkizköylülerin Akbelen Ormanı’nda başlattığı ve dünya ekoloji hareketinde önemli bir yer edinen direniş, bugün devasa bir kamulaştırma ve zeytin kıyımı tehdidiyle karşı karşıya. Sürecin başından beri hukuki mücadeleyi yürüten Avukat Arif Ali Cangı, Limak ve İçtaş ortaklığındaki YK Enerji’nin termik santrallere kömür sağlamak adına hukuku nasıl baypas ettiğini ve devlet eliyle yürütülen “oldu bitti” sürecini tüm ayrıntılarıyla anlattı.
“İKİZKÖYLÜLER DÜNYA EKOLOJİ HAREKETİNE ÖRNEK OLDU”
Mücadelenin tarihsel arka planını özetleyen Cangı, köylülerin fedakarlığına dikkat çekti:
“Akbelen mücadelesi yaklaşık 3 yıldan beri Türkiye’nin gündeminde olan hatta öncesine bakacak olursak 7 yıldan bu yana devam eden bir mücadele. İkizköylüler, Akbelen Ormanı’nı korumak için iki yıldan fazla nöbet tuttular. Orman yangınlarının devam ettiği süre içinde Akbelen’in yanmasını önlediler. Sökülmesi ve kesilmesine ilişkin müdahaleleri fiilen, sivil itaatsizliklerle önlediler. Gerçekten dünya ekoloji hareketinde önemli bir yer edindiler.”
“SERMAYE VE İKTİDAR ORTAKLIĞI: ADRESE TESLİM YASALAR”
Cangı, enerji şirketlerinin önündeki yasal engelleri kaldırmak için yapılan hamleleri tek tek sıraladı:
“Karşıda Limak ve İçtaş ortaklığıyla YK Enerji var. Bu şirket, Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerini çalıştırıyor ve linyit kömürünü çıkarmakta kararlı. Ne pahasına olursa olsun köylülerin direnişini kırmak için çabalıyor. Önce Zeytincilik Kanunu’nu aşmak için bir yönetmelik değişikliği yaptılar. İptal davası açtık, bakanlık yönetmeliği geri çekmek zorunda kaldı. Sonra bir torba yasaya eklemeye kalktılar; İkizköylüler meclisi bastı adeta, komisyona gidip müdahale ettiler ve o maddeyi çıkarttılar. Ancak sermaye iktidarla ortaklaşarak vazgeçmedi.”
“7554 SAYILI YASA VE TEHLİKELİ 11. MADDE”
Geçtiğimiz yıl çıkan yasanın doğrudan bir şirketi kurtarma operasyonu olduğunu belirten Cangı, süreci şöyle detaylandırdı:
“7554 sayılı yasa çıktı. Yasanın tamamı aslında maden ve enerji şirketlerinin sınırlama ve denetim mekanizmalarını zayıflatan, ruhsat işlerini kolaylaştıran bir düzenlemeydi. Ancak yasanın 11. maddesi diğerlerine oranla daha fenaydı. Yasanın genelliği ilkesine aykırı, kişiye özel, adrese teslim bir değişiklikti. Maden Kanunu’na geçici 45. madde eklendi. Yatağan ve Milas’taki zeytinlerin sökülerek maden ocağı haline getirilmesine dair bu düzenlemeye kroki ve haritalar eklendi. Neresinin söküleceği, kimin için söküleceği belliydi. Doğrudan üç termik santral lehine bir düzenlemeydi.”
“ANAYASA MAHKEMESİ VE 8 AYLIK BELİRSİZLİK”
Muhalefetin 260 milletvekiliyle Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurduğunu hatırlatan Cangı, mahkemenin hızı konusundaki endişelerini dile getirdi:
“AYM, 8 Ekim 2025’te ilk incelemesini tamamladı ve esasa girilmesine karar verdi. Yürürlüğü durdurma kararını esasla birlikte değerlendirme kararı aldı. Bu, mahkemenin iş yüküyle en erken 6 ay demekti. Şu an 8 ay geçti ve hala karar yok. Bu belirsizlikte başka işlemler tesis edilmeye başlandı.”
“GİZLİ GENELGEYLE 5 BİN ZEYTİN SÖKÜLDÜ”
Bakanlığın resmi gazetede yayınlamadan sadece internet sitesi üzerinden ilan ettiği genelgeyle zeytin kıyımına başladığını belirten Cangı: “4 Ağustos itibariyle Enerji Bakanlığı, zeytinlerin nasıl söküleceğine dair ‘usul ve esaslar’ diye bir genelge yayınladı. Bilinçli olarak yönetmelik çıkarmadılar ki resmi gazetede yayınlanmasın. Mapek’in sitesinde yayınladılar; biz takip etmesek haberimiz olmayacaktı. 77 zeytin üreticisiyle dava açtık, 7,5 ay geçti hala yürütmeyi durdurma kararı çıkmadı. Bu arada 5 binin üzerinde zeytin söküldü. Nereye gittiği meçhul. Termik santralin dibine ekildiğine dair bilgiler var yani yaşamasın der gibi bir iş yapılmış.”
“ACELE KAMULAŞTIRMA: 679 PARSEL VE BİR SÜRGÜN OPERASYONU”
10 Ocak 2026’da yayınlanan Cumhurbaşkanı kararının boyutlarına dikkat çeken Avukat Cangı, bunun bir bölgeyi tamamen haritadan silmek olduğunu vurguladı: “Acele kamulaştırma kararı yayınlandı ama bu şimdiye kadar olanların çok üzerinde bir kapsamda. Milas’ın 7 mahallesinde 679 parsel bir anda kamulaştırıldı. Bu, o bölgede yaşayan insanların sürgün edilmesi, yaşamın tüketilmesi demektir. Çok vahşi bir durum. Maden şirketinin şu an bu alanın tamamına ihtiyacı yok, tamamında maden işletmesi yapamaz. Amaç direnişi kırmak ve AYM karar vermeden oldu bittiye getirmektir.”
“DANIŞTAY VE YEREL MAHKEMELER ARASINDAKİ HUKUK ÇIKMAZI”
Hukuki süreçte yaşanan tıkanıklığı anlatan Cangı, yargı üzerindeki hıza ve usulsüzlüklere değinerek sözlerini noktaladı:
“96 dosyayla 200 parsel için dava açtık. Danıştay 6. Dairesi bir türlü yürütmeyi durdurma kararı vermedi. Biz oradan karar beklerken, Milas II. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde yüzlerce el koyma davası açıldı. Acele kamulaştırma aslında yurt savunması gibi acil durumlar içindir ama artık her şey için kullanılıyor. Mahkemeye vekil koyduk, ‘Danıştay’daki davayı bekleyin, keşfe giderken haber verin’ dedik. Ancak bize hiçbir bilgi verilmedi. Hukuk mücadelesi bu baskı ve hızın gölgesinde devam ediyor.”
PİRHA- Muğla’nın Milas ilçesinde Akbelen Ormanı çevresindeki acele kamulaştırma kararına karşı düzenlenen protestonun ardından tutuklanan İkizköylü Esra Işık, İzmir’e sevk edildi. İkizköylüler ise Anayasa Mahkemesi önünde adalet çağrısı yaptı.
Muğla’nın Milas ilçesi köylüleri “Acele kamulaştırılma geri çekilsin” diyerek Anayasa Mahkemesi (AYM) önüne gitti.
Temmuz 2025’te Meclis’ten geçen düzenlemeyle zeytinlikler madencilik faaliyetlerine açılmıştı. Aralık 2025’te Akbelen direnişçisi ve İkizköy muhtarı Nejla Işık, Meclis’ten geçen maden yasası nedeniyle bölgede zeytin ağaçlarının yerlerinden sökülerek taşındığını belirtmişti.
31 Mart’ta Milas’taki Akbelen Ormanı çevresindeki altı mahalledeki 679 parsel tarım arazisinin acele kamulaştırılmasına karşı açılan davada bilirkişi keşif süreci başladı. Köylüler işlemin taraflara bildirilmeden ve jandarma eşliğinde yürütüldüğünü belirterek tepki gösterdi.
Bugün AYM önüne giden İkizköylüler, acele kamulaştırılmanın geri çekilmesi talebinde ısrarcı olduklarını belirtti.
ESRA IŞIK İZMİR’E SEVK EDİLDİ
Öte yandan Akbelen Ormanı çevresindeki tarım arazilerinin acele kamulaştırılmasına karşı düzenlenen protesto sonrası 31 Mart’ta tutuklanan İkizköylü Esra Işık’ın, Muğla E Tipi Cezaevi’nden İzmir 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’ne sevk edildiği bildirildi.
Avukat İpek Sarıca, Işık’ın cezaevinden yazdığı mesajını paylaştı. Işık mesajında, “Ben buraya sürgün edildim, toprağımızı elimizden almak için her yol deneniyor. Bu yoldan dönecek, boyun eğecek degiliz. Her şey unutulur ama mücadelemiz kalıcı, unutturmamak için her şeyi yapacağız.Dayanışmayı büyüten tüm dostlara sevgiler” ifadelerini kullandı.
PİRHA- Muğla’nın Milas ilçesine bağlı Akbelen Ormanı çevresinde süren direnişte bir tutuklama daha yaşandı. İkizköy’de yıllardır maden genişlemesine karşı mücadele eden köylülerden Esra Işık, gözaltına alındıktan sonra çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
GEÇ GELEN ADALET ADALET DEĞİLDİR!
Mücadelemiz bu ülkenin anayasası uygulansın diyedir.
— Akbelen Yuvamız Vermeyeceğiz 🌱🫒🌲 (@ikizkoydireniyo) March 31, 2026
Akbelen’deki tarım arazilerinin “acele kamulaştırma” kararıyla maden sahasına açılmasına karşı açılan davalar kapsamında yapılan bilirkişi keşfi sırasında köylüler protesto gerçekleştirdi. Bu protesto sonrası gece saatlerinde gözaltına alınan Esra Işık, jandarmadaki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi ve tutuklanarak cezaevine gönderildi.
“TOPRAĞIMIZ İÇİN ADALET İSTİYORDUK”
Esra Işık’ın annesi ve İkizköy muhtarı Nejla Işık, karar sonrası yaptığı açıklamada, tutuklamaya sert tepki gösterdi. Köylülerin yıllardır aynı mücadeleyi verdiğini vurgulayan Işık, “Toprağımız için adalet istiyorduk, şimdi evladımız için isteyeceğiz” diyerek direnişin süreceğini ifade etti.
Yaşam savunucusu olarak bilinen Esra Işık’ın, keşif sürecine karşı yürütülen protestolar gerekçe gösterilerek gece saatlerinde evinden gözaltına alındığı belirtildi.
Akbelen Ormanı’nda kömür madeni genişletmesi için yürütülen çalışmalar, özellikle Limak Holding ve ortaklı enerji şirketlerinin faaliyetleriyle gündeme gelmiş, bölgede zeytinliklerin kesilmesi ve orman alanlarının yok edilmesi büyük tepki toplamıştı.
İkizköylüler yaklaşık 7 yıldır hem kamulaştırma kararlarına hem de maden faaliyetlerine karşı hukuki ve fiili mücadele yürütüyor.
Esra Işık’ın tutuklanması çevre örgütleri ve kamuoyunda “Akbelen direnişine yönelik baskının yeni aşaması” olarak değerlendiriliyor. Köylüler ise tutuklamaya rağmen mücadeleden geri adım atmayacaklarını vurguluyor.
PİRHA- Akbelen’de kömür madeni sahasının genişletilmesi kapsamında şirket çalışanları, satış yapılmayan bir tarlaya girerek zeytin ağaçlarını kesti. Tepkiler üzerine “yanlışlık oldu” denilerek alandan çıkıldı. Köylüler ve İkizköy Muhtarı Nejla Işık duruma sert tepki gösterdi.
Muğla’nın Milas ilçesine bağlı İkizköy Akbelen’de, Yeniköy-Kemerköy Termik Santrali’ne kömür sağlamak amacıyla yürütülen maden genişletme çalışmaları kapsamında zeytinlik talanı sürüyor. Son olarak şirket çalışanlarının, satılmayan bir köylü tarlasına girerek zeytin ağaçlarını kesmesi bölgede büyük tepkiye yol açtı. Bugün yaşanan olayda, şirket çalışanları bahçesini şirkete satmayan bir köylünün tarlasına girerek zeytin ağaçlarını kesti. Köylülerin “Bu arazi satılmadı, kesemezsiniz” uyarılarına rağmen şirket görevlileri, “Satıldı, şirketin malı” diyerek kesim işlemini sürdürdü. Ancak bir süre sonra tarlanın satışının gerçekleşmediği ortaya çıktı. Bunun üzerine şirket çalışanları, “Yanlışlık olmuş” diyerek kestikleri zeytin ağaçlarını geride bırakıp alandan ayrıldı.
Yaşananlara tepki gösteren İkizköy Muhtarı Nejla Işık, şirketin ekolojik talanını eleştirerek, “Satmayanın zeytinini niye kesiyorlar, bu ne? Akbelen’de tek bir zeytin ağacı bırakmamaya ant içmişler” dedi. Köylüler ise şirketin keyfi şekilde hareket ettiğini belirterek sorumluların hesap vermesini istedi. Bir köylü, “Her yere girip zeytinleri kesecekler, sonra da ‘yanlışlık oldu’ mu diyecekler? Bu işin sorumlusu kim?” diyerek tepkisini dile getirdi.
Akbelen’de zeytinliklerin ve yaşam alanlarının korunması için yıllardır mücadele eden köylüler, yaşanan son olayın şirketin hukuksuz ve denetimsiz uygulamalarının geldiği noktayı gözler önüne serdiğini belirtti.
PİRHA- Okullarda bu yıl ilk ders ‘Orman Yangınlarına Karşı Yeşil Vatanı Korumak’ temasıyla işlenmeye başladı. Ekolojist ve Avukat İpek Sarıca, bu projeyi asıl sorunların üstünü örten ‘yeşil bir boyama’ olarak değerlendirirken, Eğitimci Bülent Karakaş ise orman yangınlarına yetersiz müdahaleleri hatırlatarak Diyanet’e ayrılan bütçe ile 100 yangın uçağının alınabileceği gerçekliğine işaret etti.
Okullarda bu yıl ilk ders “Orman Yangınlarına Karşı Yeşil Vatanı Korumak” temasıyla işlenmeye başladı. 2025-2026 eğitim öğretim yılı boyunca çevre çalışmalarına rehberlik etmek için “Yeşil Vatan Tematik Takvimi Uygulama ve Yönetim Rehberi” hazırlandı.
İçerikte okullarda doğa sevgisinin pekiştirilmesi, orman yangınlarına karşı farkındalık, fidan dikimi ve orman temizliği gibi çalışmaların sürdürülmesinin heflendiği “Yeşil Vatan Korunması” projesi birçok okulda uygulamaya konuldu.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin imzasıyla yayımlanan “2025-2026 eğitim ve öğretim yılına ilişkin iş ve işlemler” konulu genelge tüm illere gönderildi.
Orman alanlarının sermayeye peşkeş çekilerek imara açılması, orman yangınlarına yönelik müdahalenin eksikliği ve yetersiz ekipmanın bulunması, ülkenin tamamının maden arama sahasına çevrilmesi gün yüzünde iken yeni eğitim-öğretim yılında böyle bir projenin gündeme getirilmesi birçok çevreden ‘Bu nasıl bir çelişki’ tepkilerine yol açtı.
“MADENLERİN ORTAYA ÇIKARDIĞI SUSUZLUK FATURASI YURTTAŞLARA KESİLİYOR”
Ege Çevre ve Kültür Platformu Yürütme Kurulu Üyesi ve aynı zamanda da İkizköy avukatlarından olan İpek Sarıca, İzmir’de bir süredir devam eden susuzluğun faturasının yurttaşlara çıkarılmak istendiğine vurgu yaparak, “Evet bu olması gereken bir çalışma, ama böyle olmaması gereken bir çalışma. Bu sene İzmir Büyükşehir Belediyesi yurttaşlara ‘az su kullanın’ diye çağrılarda bulundu ve geçtiğimiz haftaya kadar devam eden su kesintileriyle başa çıkmamızı talep etti. Bunun yanında da su kaynaklarını tüketen Efem Çukuru, Bergama’daki maden ocaklarının ortaya çıkardığı susuzluğun faturasını biz yurttaşlara lanse edilmeye çalışıldı. Ben bunun da biraz benzer olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.
“SORUNUN ÜSTÜNÜ ÖRTEN ‘YEŞİL BİR BOYAMA’
İpekSarıca, İkizköy’de maden ocakların tahrip etitği alanlara öğrencilerin fidan dikmeye götürüldüğünü belirterek, “Örneğin fidan dikimi. Rehabilite edilmeye çalışılan bir maden arazisine gidip fidan mı dikecekler? Aklıma gelen bu ve bunu Muğla’da her sene uyguluyorlar. İkizköy’de bulunan maden ocaklarının yeşertilmesi için çocukları fidan dikimine götürüyorlar. Asıl sorunu çözmek yerine onların üstünü örtecek ‘yeşil bir boyama’. Bunu yapılarını aslında ‘yeşil bir boyama’ şeklinde tanımlayabiliriz” dedi.
“Bir kavramda çok dikkatimi çekti; ‘Yeşil Vatanın Korunması’. Doğanın korunması bile ulus-devlet kavramının içerisine sağdırılmış. Hatırlayalım Akbelen’de de şu şekilde bir şarkı vardı; ‘Komutan savunduğun o vatanın içinde bu ağaçlarda dahil’. Kaz Dağları’nda bulunan altın madenleri bir tek Türkiye’deki yeraltı sularını kullanmıyor, bu yeraltı suları Yunanistan Midilli Adası’na kadar varıyor. Hatta Muğlalıların ‘Kaz Dağlarında kuyuya düşen bir koyun Midilli’deki Dimitri amcanın kuyusundan çıkmıştır’ anlatısı vardır. Evet bu yapılması gereken bir şey ama bu yöntemlerle de olamaz. Çocuklara daha çok çevre eğitimi konusunda eğitimler verilmesi gerektiğini düşünüyorum.”
“KULAĞA HOŞ GELİYOR, AMA GELİP GEÇİÇİ”
Eğitim-Sen İzmir 6 Nolu Şube Başkanı BülentKarakaş da son maden yasasını hatırlarak, bunun tamamiyle sermayenin ranta ulaşmasına giden yol bir yasa olarak gördüğünü ifade etti. Karakaş, “Orman yangınlarına karşı ‘Yeşil Vatanı Korumak’ cümlesi kulağa hoş geliyor açıkçası. Ancak bunlar gelip geçici olmamalı. Eğitim müfredatı içerisinde bunların tamamı ile yerleştirilmesi gerekiyor. Bakıyoruz; yeni maden yasasında ÇED raporunun gerekli olmadığına dair cümleler geçiyor. ÇED raporuna karşı olumlu veya olumsuz bir cevap iletilmemiş ise bu olumlu sayılarak maden aramalara devam ediliyor. Bu yasada sermayeder madencilerin her alanda ranta ulaşması sağlanıyor. Biz Eğitim-Sen olarak bunun doğru olmadığını savunuyoruz. Madem ki böyle bir duyarlılık var, yangın söndürme uçaklarının alınması gerekiyor” şeklinde konuştu.
Ülkede genelindeki son orman yangınlarında yetersiz müdahale gerekçesiyle yanan binlerce hektarlık alanlara işaret eden eden BülentKarakaş, Diyanet’e ayrılan bütçeyle 100 söndürme uçağının alınabildiğini dile getirdi. Karakaş, “Öyle ki 2023 yılında Diyanet bütçesine ayrılan 102 milyar TL ile 100 tane yangın söndürme uçağı alınabiliyor. Gerçekten ekolojik sistemi, yeşili, doğayı savunuyorsak ve bunu da çocuklarımıza aşılamak istiyorsak Diyanet’e aktarılan bütçenin yarısı bile yangın söndürmeye dair ekipmanlara aktarılırsa günlerce yanan ormanların olmadığını görecektik. Yangınlar daha önce söndürülecek ve binlerce hektar ormanlar yanmayacaktı. Dolayısıyla bu çelişkili durumlardan kurtulup halklara, insanlara, doğaya önem vermek gerektiğini düşünüyorum. Bizler ekolojik bir çevreden, doğayı da insanlığı bir parçası olarak düşünüyoruz. Bunu Milli Eğitim Bakanlığı’na ve iktidara hatırlatmaya devam edeceğiz” diye belirtti.
PİRHA- Akbelen Ormanı için tutulan nöbette bir araya gelen yaşam savunucuları talana karşı mücadele etmeye devam edeceklerini duyururken, “Bu toprakları terk etmeyeceğiz” mesajı verdi.
Muğla’nın Milas ilçesinde bulunan Akbelen Ormanları’ndaki zeytinliklerin kesilmeye başlanması ve 4 kişinin gözaltına alınması sonrasında Akbelen mevkiinde kurulan çadıra ziyaretler sürüyor.
İkizköy nöbet alanını Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, Milas Belediye Başkanı Fevzi Topuz, CHP Muğla Milletvekili Cumhur Uzun, İkizköy, Karacahisar, Çamköy, Milas ve Bodrum’dan gelenlerin katıldığı bir buluşma gerçekleşti.
“KARŞIMIZDA ÖRGÜTLÜ KÖTÜLÜK VAR”
Nöbet alanında konuşan Ikizköy Muhtarı Nejla Işık, karşılarında örgütlü bir kötülük olduğunu söyleyerek, “Ama biz iyiliğimizle, toprak aşkımızla, köy aşkımızla, birliğimizle ve beraberliğimizde bu kötülüğe karşı duracağız ve bu köylerimizi kurtaracağız. Madene teslim etmeyeceğiz dedik. Ve gelinen noktada o köylere girecekler, önce zeytinlere girecekler, önce Akbelen’e girecekler dedik. Ve korktuğumuz oldu. 72 vatandaş zeytinliklerimizi korumak için dava açtık” dedi.
“AMAÇ BİZLERİ SÜRGÜN ETMEK”
Dün sabah jandarmalar eşiliğinde yeniden ağaç kıyımına başlandığını hatırlatan Nejla Işık, “Dün sabahın erken saatlerinde yine ormana girdiler. Ağaçların üzerinde meyve olmasına rağmen kesim yaptılar. Amaç zeytin taşımak değil. Amaç köylüleri buradan sürgün etmek. Adım adım gidip önce Akbelen’i yutmak istiyorlar. Zeytinliklerin bitmesi demek İkizköy’de bitti demek. Çamköy, Karacahisar, Hasanlar, Balcılar, Çiftlik, Fesleğen köylerinin bitmesi demek. Bizler 6 yıldır burada 15-20 kişi olabiliriz. Ama güçleniyoruz. Ne olur buna ses verin ve bundan sonra tek bir zeytin ağacına dokundurtmayalım dedik. Dün dört kişi gözaltına alındık. Onlarca askeri şu gördüğünüz tepeye yığdılar. Şirket işini rahatça yapsın diye. Şirket o zeytinleri talan etsin diye” ifadelerini kullandı.
“CEHENNEME ÇEVİRDİLER”
Nejla Işık, mücadelelerine ses olunması çağrısında bulunarak şöyle devam etti:
“Burada tek köy olmadığımızı gösterelim artık. Bu zeytinleri anamız, babamız, nenemiz, dedemiz bize bırakmak için bu yaşa getirdi. Torunuma bırakacağım diyerek varını yoğunu harcadı bu yolda. Bu toprağın taşını toprağını ayıkladı. Siz köylüyü bitirirseniz, siz çiftçiyi bitirirseniz, siz su kaynaklarını bitirirseniz o enerjiyi ne yapacaksınız ya? Ne yapacaksınız? Neye yarar bu enerji? Akbelen’in tepesine çıkın da o gözlerle bir görün onu. İçiniz kan ağlar. Bu güzelim Muğlamızı, cennet Muğlamızı cehenneme çeviren bu iki santrale karşı hepimiz topyekün birlikte olmalıyız. Ya birlikte kazanacağız, ya birlikte kazanacağız. Başka çaremiz yok.”
PİRHA- Akbelen Ormanı’na erken saatlerde kamyonlar, kesim ekipleri ve çok sayıda jandarma sevk edilirken, alana giriş çıkışların kapatıldığı ve köylülerin engellendiği belirtildi.
Muğla Milas’a bağlı İkizköy yakınlarındaki Akbelen Ormanı’nda bu sabah erken saatlerde zeytinliklere yönelik yeni bir müdahale başlatıldı.
Bölgeye kamyonlar ve kesim ekipleriyle birlikte çok sayıda jandarma personeli sevk edildi.
Yaşam savunucuları, giriş çıkışların jandarma tarafından tutulduğunu, alanın çevresinin kapatıldığını ve köylülerin engellendiğini aktardı.
“Zeytinlerimiz için buradayız, kıyıma izin vermeyeceğiz” diyen köylüler, kesim girişimine tepki gösterdi.
GÖZALTILAR
Yine Akbelen ormanı içindeki zeytinliklerin sabah saatlerinde kesilmeye başlanmasına tepki gösteren yurttaşlar Halil Şallı, Seçil Şallı, Serpil Şallı ile İkizköy Muhtarı Nejla Işık gözaltına alındı.
PİRHA- Cemal Süreya Parkı’nda Akbelen’de zeytinlik alanları maden işletmeciliğine açacak yasaya karşı yapılan büyük buluşmaya destek eylemi yapıldı. Akbelen direnişine selam gönderilirken, yasa geri çekiline kadar mücadeleye devam edileceği vurgulandı.
Muğla’nın Milas ilçesine bağlı İkizköy’de yaşayan yurttaşlar, 13 Haziran’da Meclis gündemine gelen ve tepkilere rağmen kabul edilen Maden Yasası’na karşı eylerlerine devam ediyor.
“Maden yasasını tanımıyoruz” diyen İkizköylüler Akbelen’de büyük bir buluşma gerçekleştirdi.
Zeytinlik alanları maden işletmeciliğine açacak yasaya karşı köylülerin günlerce nöbet tuttuğu Ankara Cemal Süreya Parkı’ndan da eş zamanlı olarak Akbelen’e destek eylemi yapıldı.
“ARKADAŞLARIMIZ AKBELEN’DE DİRENİRKEN BİZ DE BURADA DİRENECEĞİZ”
Eyleme katılan Murat Sarıkaya, yasanın geri çekilmesi için mücadeleye devam edeceklerini belirterek, şunları söyledi:
“Havama, suyuma, toprağıma dokunanların Meclis’te çıkardığı yasaya karşıyım. Ülkede çıkan bütün yasalardan daha önemli bir yasayı eze eze çıkarttılar ve halkın asılları yani halkın kendisi istemedi ama vekilleri istedi. Bu süreci vekiller kendileri için istediler ve bu yasayı zorla çıkarttılar.
Bu yasanın devamının işlemesine izin vermeyeceğiz. Biz de elimizden geleni yapacağız. Akbelen’de arkadaşlarımız bizim için mücadele ediyor. O zeytinler kendi zeytinleri değil aslında o zeytinler hepimizin zeytinleri, 100 yıllık zeytinler. Bugün o zeytini kestikten sonra yarın dikmek istediğin zaman pardon diyemiyorsun. 100 yılı kesmiş oluyorsun. Zeytinlerin kesilmesine izin vermeyeceğiz.
Onlar orada direnirken biz de burada direneceğiz. Elimizden geldiği kadar mahallemizde, kentlerde, şehirlerde, her yerde onlara destek olacağız. Bu yasanın geri çekilmesi için elimizden geleni yapacağız.”
“ZALİME KARŞI MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ”
Cemal Süreya Parkı’ndan Akbelen’e selamlarım gönderen Emel Uzman ise şu ifadeleri kullandı:
“Bugün şu saatte Akbelen’de de direnişçi, çevreci dostlarımız aynı biçimde bir eylem içindeler. Biz de onlarla birlikte yaklaşık bir aya yakın bir süre geçirdik. Onlarla birlikte dayanışma içindeydik. Bu dayanışmanın bir parçası olarak da bugün yine Cemal Süreya’dan seslenmek istiyoruz onlara. Asla yalnız bırakmayacağız onları. Havamıza, suyumuza, toprağımıza kimsenin dokunmasına izin vermeyeceğiz. Bu bir yolculuk, bu bir mücadele. Bazen siyasetçiler, bazen ülkeyi yönetenler toprağa, suya, doğaya, insana düşman olabiliyor. Zalimin karşısında biz mazlumlar mücadelemizi sürdüreceğiz. Yaşasın dayanışma diyorum.”
PİRHA- Akbelen Ormanı etrafındaki tarım arazileri için “Acele kamulaştırma” kararına tepki gösteren köylüler, direneceklerini belirterek, “Bize, ‘kamu yararı’ diyorlar. Hayır, kamu yararı temiz hava, toprak ve sudur” mesajı verdiler. Köylüler ayrıca 17 Mart’ta Akbelen’de gerçekleşecek buluşmaya katılım çağrısında bulundu.
Muğla Milas’ta bulunan Yeniköy-Kemerköy Termik Santrali’nin kömür sahasını genişletmek için Akbelen Ormanı çevresinde verilen “Acele kamulaştırma” kararına tepki gösteren köylüler basın açıklaması yaptı.
“TOPRAĞIMIZ ŞİRKETLERE PEŞKEŞ ÇEKİLİYOR”
Köylülerden Nejla Işık, 5 yıldır madene karşı hava, su toprak mücadelesi yürüttüklerini belirterek, “Toprağı madene dönüştüren şirketlere peşkeş çektiler. 5 senedir bütün saldırılarına karşı direndik, geri adım atmadık. Bundan sonra da mücadelemizi sürdüreceğiz. Bize, ‘Kamu yararı’ diyorlar. Hayır kamu yararı temiz hava, toprak ve sudur. Buradaki tarım arazileri olmazsa Cumhurbaşkanı sarayda ne yiyecek? Bu karar zeytini koruyan yasalara ve tarıma bir darbedir. Ama biz bu mücadeleyi bırakmayacağız. Bu kararlara karşı davalar açacağız” dedi.
AKBELEN BULUŞMASINA ÇAĞRI: HERKES TOPRAĞINA SAHİP ÇIKSIN
17 Mart’a Akbelen’de yapacakları buluşmayı da hatırlatan Işık, “Akbelen’de bu mücadeleyi bırakmadığımızı madene verecek toprağımız olmadığını söylemek için buluşuyoruz. Bütün siyasi partileri, toprağını sevenleri, muhtarları, muhtar adaylarını, köylüleri, herkesi buraya çağırıyoruz. Herkes gelsin toprağına sahip çıksın. Biz bitti demeden bitmeyecek” ifadelerini kullandı.
“BU ŞİRKETİ YENECEĞİZ”
Köylülerden Esra Işık da köylülerin bütün baskılara karşı üretmeye ve toprağına sahip çıkmaya devam ettiğini vurguladı.
Kamulaştırma kararının sürpriz olmadığını belirten Işık, şunları kaydetti:
“Biz beş senedir şirketin tehdidi ile karşı karşıyayız. Önce 17 bin TL ile almak istedikleri arazilerimize 250 bin TL teklif ettiler. Biz yine kabul etmedik. Çünkü bu topraklar atalarımızdan miras ve karşılığı yok. Ama şirket ‘bana kendi rızanla bu topraklar vermezseniz kamulaştırılınca görürsünüz’ diyerek tehdit etti. Şimdi de ‘kamu yararı’ denilerek bu karar verildi. Ama gerçek kamu yararı üretim ve onu yapan köylüdür. Biz bu haklı yolda yürümeye devam edeceğiz ve güçlenerek bu şirketi yeneceğiz.”
Köylülerden Aytaç Yakar ise “Ben burada zeytin üretiyor ve yiyorum, kömürü ne yapacağım. Benim evimi de yaksalar buradan çıkmayacağım” dedi.
PİRHA-Türk Tabipleri Birliği (TTB) Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu, Ankara Kadın Platformu ile birlikte basın açıklaması yaparak TTB’nin mücadelesinin kadınların mücadelesi olduğunu vurguladı.
Türk Tabipleri Birliği Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu ile Ankara Kadın Platformu, kadın sağlığının korunup geliştirilmesine ilişkin basın açıklaması yaptı.
Açıklamaya, TİP’li Kadınlar, Üniversiteli Feminist Kadınlar, Halkevci Kadınlar, DEM Kadın Meclisi, İHD’li Kadınlar, Eğitim Sen’li Kadınlar, İlmek Kadın Derneği, Dev Sağlık İş’li Kadınlar, Devrimci 78’liler Federasyonu ve KESK’li Kadınlar destek verdi.
TTB Genel Merkez binası önünde yapılan basın açıklamasını TTB Kadın Kolu Yürütme Kurulu üyesi Derya Bulgur okudu.
“TTB, TARİHİ BOYUNCA İKTİDARLAR TARAFINDAN HEDEF ALINMIŞTIR”
“Amaç dışı faaliyet” gösterdiği iddiasıyla Ankara 31. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından TTB Merkez Konseyi’nin görevine son verilmesi yönündeki kararı hatırlatan Bulgur, “Bu karar hukuki değil, yargı eliyle meslek örgütümüze müdahaledir. Bu karar Anayasa’nın hiçe sayıldığı, kumpas davaların oluşturulduğu, mahkeme salonlarının tiyatroya çevrildiği dönemden bağımsız düşünülemez. TTB’ye yönelik bu müdahale girişimi ilk değildir. TTB tarihi boyunca iktidarlar tarafından hedef alınmıştır. Çünkü TTB ölüm cezalarına, savaşlara, eşitsizliğe, mesleğimizin onursuzlaştırılmasına, haklarımızın gasp edilmesine karşı durmuş; yaşamdan, halktan, emekten, mesleki değerlerden yana tutumundan bir gün bile geri adım atmamıştır” dedi.
“TTB’NİN DEĞERLERİ, AKP İKTİDARI VE KOALİSYONLARINI RAHATSIZ ETMEKTE”
TTB’nin değerlerinin, AKP ve koalisyonlarını rahatsız ettiğini belirten Bulgur, “Peki nedir iktidarı rahatsız eden bu değerler?” diyerek şöyle devam etti:
Kadın katillerine karşı kadın cinayetlerini durdurma mücadelesi vermektir.
Neoliberal patriyarkal sağlık anlayışına karşı kadın sağlığını koruma/geliştirme amacıdır.
Kadınların kazanımlarına sahip çıkma İstanbul Sözleşmesi’nden ve 6284 sayılı kanundan vazgeçmeme ısrarıdır.
Eve sığdırılmaya karşı sokakları terk etmeyen kadınların yanı başında olmaktır.
Nefret politikalarını körükleyenlere karşı LGBTİ+’lar vardır demektir.
Tarikatlarda çocuk istismarlarına karşı sessiz kalmamaktır.
Cinsiyetçi tıp eğitimini değiştirme hedefidir.
Ücretsiz HPV aşısı talebidir.
Kadınların nitelikli üreme sağlığına ücretsiz erişim mücadelesidir.
Her kadının sağlıklı koşullarda, güvenli ve ücretsiz kürtaj hakkını savunmaktır.
“KADINLAR OLARAK MÜCADELEYİ BÜYÜTECEĞİZ”
Derya Bulgur, “TTB’den adeta intikam alınmak istenmektedir” diyerek şunları kaydetti:
“TTB’nin sağlıklı toplum mücadelesi için yürüttüğü tüm bu mücadeleler kadın düşmanlarını, sağlığı ticarete dökenleri, kadın sağlığına kör olanları rahatsız etmektedir.
Ancak TTB; Dr. Aynur Dağdemir’i öldüren sistemin karşısında hastanede, Doktor Nidanur Nergiz’in adalet arayışı için mahkeme salonunda, Akbelenli kadınların yanında ormanda, Feminist Gece Yürüyüşlerinde sokaklarda, Hatay’da, Adıyaman’da çadırlarda yaşamın olduğu her yerde yaşamdan yana tutum almıştır, almaya devam edecektir.
Biz kadın hekimler ve bugün burada olan tüm kadınlar ‘TTB’nin mücadelesi kadınların mücadelesidir’ diyor, kadınlar olarak bu mücadeleyi büyüteceğimizi bir kere daha deklare ediyoruz.
Hatırlatalım; karanlık mücadeleyi doğurur. Biz de bu karanlığa inat buradayız. TTB biziz, TTB susturulamaz diyoruz. Sel gider, kum kalır!”
PİRHA- Muğla’nın Milas ilçesine bağlı İkizköy Mahallesi’nde yaşayan vatandaşlar, Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerine kömür sağlamak için planlanan maden sahasına karşı mücadelelerini sürdürüyor. İkizköylüler yeni yılı Akbelen Ormanı’nda nöbetle karşıladı.
Milas’a bağlı İkizköy Mahallesi’nde Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerine kömür sağlamak amacıyla maden sahası açılmasına engel olmak isteyen çevreciler ve bölge halkı, 2024 yılına Akbelen’deki yeni nöbet alanındaki çadırda girdi.
“MÜCADELEYİ BIRAKMAYACAĞIZ”
İkizköylü Nejla Işık, şunları söyledi:
“Bizler İkizköy’de Akbelen’de tam 4 senedir dağımız, taşımız, toprağımız, vatanımız için mücadele ediyoruz, direniyoruz, nöbet tutuyoruz. 2023’te canımızdan can gitse de kolumuzu, bacağımızı kesseler de Akbelen’i yangın yerine getirseler de biz bu topraklardan da Akbelen’den de vazgeçmiyoruz. İyiliğimizle, sevgimizle, birbirimize duyduğumuz destek ve dayanışmayla, yine burada nöbet alanında 2024’e saatler kala yine bir aradayız. Biz bu mücadeleyi bırakmadık, bırakmayacağız. Ne Akbelen’i ne de İkizköy’ü madene vermeyeceğiz. Bu maden duruncaya kadar biz bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz.”
PİRHA- Maden ocağı için kesilen Akbelen Ormanı’nda dinamit patlatma işlemleri başladı. Evlerin bulunduğu bölgede 3 ayrı şiddetli patlama meydana gelirken, bölgeye gitmek isteyen köylüler jandarma tarafından tehdit edildi.
Muğla’nın Milas ilçesinde bulunan ve Yeniköy-Kemerköy Enerji şirketinin linyit kömürü çıkarması için kesilen Akbelen Ormanı’nda maden çalışmaları başladı. 16 evin bulunduğu bölgede dinamit patlatma işlemleri başlarken, köylüler bölgeye alınmadığı için çalışmaların ne düzeyde olduğu hakkında bilgi alamadı.
3 KEZ ŞİDDETLİ DİNAMİT PATLAMASI
İkizköylü sakinlerindenNejla Işık’ın verdiği bilgilere göre, sabah saatlerinden itibaren Akbelen Ormanı’nın en tepe bölgesinde 3 kere şiddetli dinamit patlaması gerçekleştirildi. Patlama öncesinde dakikalarca siren çalındığını belirten Işık, jandarma tarafından bölgeye geçişlerine izin verilmediği için tam olarak ne olduğunu bilmediklerini söyledi.
Akbelen direnişi döneminde nöbet alanı olan ve tapulu arsa olmasına rağmen askerler tarafından el konulan alanda da çitleme işlemi yapıldığını belirten Nejla Işık, bu işlemler içinde bölgedeki başka tapulu arsaların da kullanılamaz hale getirildiğini söyledi.
Şirket çalışanlarına tepki gösteren köylülerin de askerler tarafından gözaltına alınmakla tehdit edildiğini kaydeden Işık, yeni kurdukları nöbet alanında askerler tarafından sürekli basılarak tehdide maruz kaldıklarını, Akbelen için mücadeleye devam edeceklerini ifade etti.
JANDARMADAN KÖYLÜYE MÜDAHALE
İkizköylü Haydar Demir ise, “Şirket arabası benim tarlama girmiş. Yağmur yağmıştı, yaş tarla. Berbat etmişler. ‘Yarın ben bu tarlayı nasıl süreceğim, dedim. Git jandarmayla muhatap ol dediler. Jandarma geldi, ‘senin burada çalışma hakkın yok’ dedi. Beni traktörden aşağı düşürdüler. Kaldırıp araca koydular beni, ‘Karakola götüreceğiz’ dediler.” diye konuştu.
PİRHA- Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın ve Milletvekilleri Celal Fırat ile Burcugül Çubuk beraberindeki heyet Akbelen’de direniş alanını ziyaret etti. Fırat, “İnancımızı, kültürümüzü yok etmek isteyenler, doğamıza da saldırıyor. Bu katliama karşı mücadele eden herkesi selamlıyoruz” dedi.
Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüsü İbrahim Akın, Milletvekilleri Celal Fırat, Burcugül Çubuk, Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Yeşil Sol Parti Muğla, Aydın Manisa ve İzmir il örgütleri, Akbelen Ormanı’nda kömür madenine karşı direnişte olan köylüleri ziyaret etti.
“YERALTI KAYNAKLARIMIZ SERMAYEYE PEŞKEŞ ÇEKİLMİŞ”
Bölgede inceleme yapmak isteyen partilileri jandarma engelleyerek, alana girmelerine izin vermedi. Yapılan görüşmeler üzerine heyet ağaçların katledildiği alanı inceleyebildi. İncelemenin ardından Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın, “Alanda inanılmaz bir doğa katliamı gözlemledik. Doğamız katledildi. Devlet artık gücünü sermayenin durumuna göre konumlandırıyor. Bizim vergilerimizle maaş alan jandarma, polis buradaki insanlara karşı bariyer kurmuş. Tarihsel sürecin yok edildiğini gördük. Burada kazıya başlamışlar. Yer altı kaynaklarımız sermayeye peşkeş çekilmiş” dedi.
“İNANCIMIZI, KÜLTÜRÜMÜZÜ YOK ETMEK İSTEYENLER DOĞAMIZA DA SALDIRIYOR”
Ziyaretin ardından İstanbul Milletvekili Celal Fırat sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadelere yer verdi:
” Eş Sözcümüz İbrahim Akın, İzmir Milletvekilimiz Burcugül Çubuk ve Ege Bölge Sorumlumuz İdil Uğurlu ile birlikte Akbelen direnişini ziyaret ettik. İnancımızı, kültürümüzü yok etmek isteyenler, doğamıza da saldırıyor. Akbelen’de binlerce ağaç sermayenin çıkarları doğrultusunda katledildi ve katledilmeye devam ediliyor. Bu katliama karşı mücadele eden herkesi selamlıyoruz”
PİRHA – Hatay’da zeytinliklerin kesilmesine karşı Büyük Dikmece Buluşması gerçekleştirildi. Yapılan konuşmalarda “Dikmece halkını sindirebileceklerini sandılar. Biz Kerbela’dan bugüne zalimlerin karşısında asla diz çökmeyen bir halkın evlatlarıyız. Onlar bunu bilmiyor ama öğrenecekler” denildi.
Hatay’ın Antakya ilçesinin Dikmece köyündeki zeytinlik arazilere dönük kamulaştırma kararı alınmasının ardından köylülerin mücadelesi bugün de sürdü.
Büyük Dikmece Buluşması için Çiftlik Mahallesi’nde bir araya gelen çok sayıda yurttaş, bölgeye yapılması planlanan TOKİ projesini protesto etti.
Büyük Dikmece Buluşması’na Akbelen direnişçileri de destek verdi. Kürsüye çıkarak halkı selamlayan Akbelen direnişçileri “Ma rıhna nıhna hon. Sermaye defol bu topraklar bizim.” sloganlarını attı.
“ELİMİZ YAKANIZDA!”
Dikmece halkından Hasan Özgül, yaptığı konuşmada usulsüzlük, hukuksuzluk ve yağmacılığın söz konusu olduğunu belirterek şöyle devam etti:
“Şu an Dikmece topraklarının yaklaşık %80’i acele kamulaştırma ile istimlak edilmiş. Dikkat edin, bu istimlak ile burada yapılmak istenen TOKİ konutları için ihale 15 Mayıs’ta açıldı. Ama bununla ilgili yasayı, yani zeytinliklerin imara açılması yasasını 2 ay sonra, 15 Temmuz’da çıkardılar. Onlar yasaya ihtiyaç duymadan yapacaklarını düşünüyorlardı. ‘Nasıl olsa Hataylılar enkazın altında kaldı, büyük bir kısmı kentten göç etti, kimse sesini çıkartmaz’ diye düşündüler. Ama yanıldılar. Dikmece halkının direnişine takıldılar. Mecburen alelacele torba yasaya bir madde iliştirdiler ve yasa çıkardılar. Suçüstü yakaladık sizi suçüstü. İmza atan MHP ve AKP milletvekilleri, elimiz yakamızda. Parsel parsel Dikmece köylülerinin topraklarının istimlak edilmesi için imza atan AKP ve MHP Hatay milletvekilleri, elimiz yakanızda!
“KERBELA’DAN BUGÜNE ZALİMLERİN KARŞISINDA DİZ ÇÖKMEDİK”
Sabahın köründe askerlerle iş makineleriyle topraklarımıza girdiler. Dedi ki ‘Bu tarlalar bizim, sizin burada ne işiniz var? Bir hukuksal dayanağınız var mı?’ diye sorduk ama cevapları yoktu. Cevapları cop ile biber gazı ile tazyikli su ile saldırmak oldu Ayrıca gözaltına alınan arkadaşlarımıza da işkence yapıldı. Dikmece halkını sindirebileceklerini sandılar. Oysa onlar bu halkı tanımıyor. Biz Kerbela’dan bugüne zalimlerin karşısında asla diz çökmeyen bir halkın evlatlarıyız. Onlar bunu bilmiyor ama öğrenecekler. Avukatlarımızla itiraz davaları açmak için hazırlık yapıyoruz. Alın size 3. Usulsüzlük. Sırf davaları açmayalım diye tebligatları göndermiyorlar. Yangından mal kaçırır gibi bir garnizon asker eşliğinde aşağıda kepçeler çalışıyor. Biz onlara diyoruz ki ‘Suç işliyorsunuz’. Dikmece halkına provokatörler diyen vali suç işliyor. Bütün bu suçların hesabını vereceksiniz.”
“DEMOGRAFİK YAPININ DEĞİŞTİRİLMESİNE ENGEL OLACAĞIZ”
Avukat Hakkı İsmail Atal ise yaptığı konuşmada AKP’nin ayrımcılık yasağı ihlalinde bulunduğunu belirterek şunları söyledi:
“Anayasanın 10. Maddesi diyor ki ‘Kanun önünde eşitlik ilkesi esastır. Herkes etnik köken, dil, din, ırk, mezhep ayırt edilmeksizin kanun önünde eşittir.’ AKP hükümetine Anayasa diyor ki ‘Alevi, Sünni eşittir’. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde iki madde var; ‘ayrımcılık yasağı ve ayrımcılık yasağı ihlali’. Bugün burada devlete ait kamu arazileri olmasına rağmen bu kamu arazilerinin üzerinde bina yapmak yerine burada Alevi yurttaşların zeytinliklerine göz dikerek buranın demografik yapısını değiştirmelerine engel olacağız.”
“DİKMECE, IRKÇI YAKLAŞIMLARLA YOK EDİLMEK İSTENİYOR”
Adana Alevi Platformu adına konuşan Hamit Karaoğullarıdan ise Dikmece’de yürütülen mücadeleyi kendi davaları olarak gördüklerini belirtti. Deprem sonrası yaraların sarılmadan insanların yerlerinden edildiğini belirten Karaoğullarından şu konuşmayı yaptı:
“Bölge, demografik açıdan farklı inanç ve kültürlerin merkezi konumundayken ırkçı yaklaşımlarla yok edilmek isteniyor. Bizler 72 millete bir nazardan bakan anlayışın halklarıyız. Tarihsel süreçlerde yıkıldık, yakıldık, hor görüldük ama yok olmadık, hep direndik, boyun eğmedik. Bırakalım tüm renkleri özünde yaşam bulsun. Dilinden, renginden, inancından dolayı insanı ayırmayalım. Tek dil, tek millet anlayışına karşı olduğumuzu bilmenizi isterim. Bizler Arabız, bizler Türküz, bizler Kürdüz, bizler Ermeniyiz; kısacası insanız.”
PİRHA- Limak ve IC Holding’in iştiraki olan YK Enerji’nin maden sahasını genişletmek için Akbelen Ormanı’nda ağaçları kesmesine karşı direniş sürerken, direnişin Şirin Babası Tuncer Saraçoğlu dün şirketin kepçesini tek başına engelledi. Zehirli gaz soluduklarını belirten Saraçoğlu, “Bu çukur bir zamanlar cennetti, şimdi cehennem oldu. Limak-İçtaş şirketi mutfağımızı öldürdü. Bunu düşman yapmaz” dedi.
Muğla’nın Milas ilçesine bağlı İkizköy’de, Akbelen Ormanı’ndaki ağaç kesimine karşı direniş devam ediyor. Limak ve IC Holding’in iştiraki olan YK Enerji, elektrik üretim ihtiyacı yüzünden maden sahasını genişletmek için ağaçları keserken, bölge halkı da ağaçların kesimiyle geri dönüşü mümkün olmayan bir ekolojik yıkım yaşanacağı sebebiyle, yaşam alanlarını koruma mücadelesi veriyor.
Doğal güzellikleriyle Ege’nin incisi kabul edilen Akbelen Ormanı 740 hektarlık alanıyla çam, meşe, kızılağaç, kestane ve çınar gibi ağaç türlerine, yanısıra çeşitli kuş ve hayvan türlerine de ev sahipliği yapıyor. Bu zengin çeşitlilik bölgeyi hem ekolojik yaşam için hem İkizköy halkının geçim kaynakları olan tarım ve hayvancılık açısından hem de bölgedeki su kaynaklarını beslediği için çevre açısından önemli kılıyor.
“TEMİZ ORMAN HAVASI YERİNE BACALARDAN ZEHİRLİ GAZLAR SOLUYORUZ”
Böyle hayati bir yerde çevreye büyük bir tahribat verme pahasına 2014 yılından beri Limak ve IC Holding tarafından işletilen Yeniköy Kemerköy Termik Santrallerinin maden sahasını genişletme ihtiyacı yüzünden ağaçların kesilmeye başlanması, yaşam alanları yok edilen bölge halkının tepkisine yol açtı ve uzun süredir devam eden direniş büyük bir dayanışma ile bir anda Türkiye’nin gündemine oturdu.
Zeytinlikleri, ceviz ve incir bahçelerini kaybettiklerini, çambalı üretiminin bittiğini, nohut ve mercimek tarlalarının yok olduğunu belirten köylüler, yıllardır gece sabahlara kadar kaya kırmak için dinamit patlatılarak uykularının kaçtığından, temiz orman havası yerine bacaların zehirli dumanını soluduklarından, evlerinin yıkılacak duruma geldiğinden ve sağlıklarının bozulduğundan şikayet ediyorlar.
“AKBELEN’İN ORMAN OLARAK KALMASI BİZİM İÇİN HAYATİDİR”
Direnişin sembol ismi ve kendisi de tarımla uğraşan Akbelen’in ‘Şirin Baba’sı 70 yaşındaki Tuncer Saraçoğlu, dün de maden şirketinin kepçesini tek başına engelledi.
Kepçelerin önünde açıklama yapan Saraçoğlu, termik santral yapımı sonrası artan kanser vakalarına dikkat çekerek, akciğer, boğaz ve lenf kanserinden ölen komşularının adlarını tek tek sıraladıktan sonra şunları söyledi:
“Akbelen’in Orman olarak kalması biz İkizköylüler için hayatidir. Biz İkizköylüler Anayasa’nın bize tanıdığı, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını savunmaya sonuna kadar kararlıyız. Yaşam hakkımız gasp edilemez. Bu memleket bizim. Bizler toprağına, ağacına, havasına, suyuna, doğasına sahip çıkan yurtseverleriz. Ve bu yüzden Ağır Ceza’da yargılandık, dokuz celse sürdü. Cezamızı aldık. Suçumuz ormanımıza sahip çıkmak!”
“BURASI BİR ZAMANLAR CENNETTİ, ŞİMDİ CEHENNEM OLDU”
Yeniköy Kemerköy santrallerinin ömrünü doldurduğunu belirten Saraçoğlu, “Bu çukur bir zamanlar cennetti, şimdi cehennem oldu. Toprak kavruldu, çöl oldu. Limak-İçtaş şirketi mutfağımızı öldürdü. Bunu düşman yapmaz! Kimler müsaade ediyor, kimler izin veriyor bu vicdansızlara! Vatan topraklarını üç kuruşa satan bu vicdansızlar kim! Su ve vicdan nöbetindeyiz. Toprağın üstü altından da değerlidir. Kutsal topraklarımızı talan edecekler, yok edecekler. Bizler buna kesinlikle izin vermeyeceğiz. Mücadelemiz sadece kendimiz için değil, doğayı korumak içindir” dedi.
Konuşmasının ardından “Katil Limak Akbelen’den defol”, “Her yer direniş, her yer Akbelen” sloganları atıldı.
PİRHA – Milletvekili Ali Bozan, Akbelen ve Dikmece’deki doğa katliamını savunan eski Bakan Fatih Dönmez’in milletvekillerine dağıttığı zeytinyağını Dönmez’e iade etti.
TBMM oturumunda Akbelen ve Dikmece’deki doğa katliamını savunan eski Bakan Fatih Dönmez, oturumun sürdüğü esnada tüm milletvekillerinin odalarına zeytinyağı dağıtmıştı.
Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, Akbelen ve Dikmece’deki çevre talanını işaret ederek hediye edilen zeytinyağını Fatih Dönmez’e iade etti.
Milletvekili Bozan, konuya ilişkin paylaşımında ise şu ifadelere yer verdi:
“Meclis sonrası odamda gördüğüm zeytinyağı paketinin üzerinde, “Bu zeytinyağı, Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu’nun Ege Linyitleri İşletmesi’ne bağlı Manisa Soma’da üretimi tamamlanmış maden sahalarına dikilen zeytin ağaçlarından elde edilmiştir” yazıyor.
Odama bırakılan bu zeytinyağını kabul etmedim ve gösterdiği ince düşünceden(!) dolayı teşekkür edip kendilerine iade ettim.”
Meclis oturumunda; Akbelen ve Dikmece'deki doğa katliamını savunan eski Bakan Fatih Dönmez, oturumun sürdüğü esnada milletvekillerinin odalarına zeytinyağı dağıtmış.
Meclis sonrası odamda gördüğüm zeytinyağı paketinin üzerinde "Bu zeytinyağı, Türkiye Kömür İşletmeleri… pic.twitter.com/VXHG6wYjUJ
PİRHA- İkizköy halkı, Akbelen Ormanı’nda süren talana karşı Ankara’dan seslendi. Yapılan açıklamada “Toprağımız, havamız için direnmemiz sebebiyle marjinal, vatan haini olduk. Buraya geldik ve artık sesimizi duyacaklar” denildi. Direnişçiler, “Limak Holding ve IC Holding’e, “Akbelen’den elinizi çekin” çağrısı yaptı.
İkizköy direnişçileri, Akbelen ormanında yapılan çevre talanına karşı Ankara’ya geldi.
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği (TMMOB), Ankara Tabip Odası (ATO), Ankara Diş Hekimleri Odası (ADO), Akbelen direnişçilerini, MMO Kültür Evi önünde karşıladı.
MMO Kültür Evi önünde basın açıklaması yapan meslek örgütleri, “İkizköy direnişçilerini selamlıyoruz. Akbelen ormanını vermeyeceğiz” pankartını açtı.
“Katil Limak, Akbelenden defol. Havama, suyuma, ormanıma dokunma. Gün gelecek, devran dönecek, AKP halka hesap verecek” sloganları atıldı.
“MADENCİLİK ANLAYIŞI SÖMÜRÜ FAALİYETİDİR”
Kurumlar adına basın açıklamasını Seyit Ali Korkmaz okudu.
“Akbelen ve İkizköylüler yalnız değildir” diyen Korkmaz şunları söyledi:
“Bugün, Akbelen’de yaşam alanlarımıza, doğamıza, sahip çıkmak için mücadele eden İkizköylüler ile birlikteyiz. DİSK, KESK, TMMOB, TTB ve TDB’nin çağırısı ile İkizköylüleri, TBMM’de gerçekleşecek Akbelen oturumu öncesinde karşılamak ve dayanışmamızı göstermek için bir aradayız.
Ülkemizde doğa ve kültür değerlerini sermaye birikim aracı olarak gören ve ranta dönüştürmeyi hedefleyen ekonomi politikaları acımasız ve kuralsız bir şekilde yürütülmekte; yaşam alanları yok edilmektedir.
Kaz Dağları ve Cerattepe’de maden işletmelerinin sebep olduğu çevre katliamından, hidroelektrik santral (HES) projeleriyle kurutulan akarsulara; yapılaşmaya açılarak betonlaştırılan yaylalardan, orman alanlarında ağaç kesimlerine pek çok çevre karşıtı yatırım gündemdedir. Günlerdir Akbelen’de ağaçları kestiler, Cudi’de ise yaktılar. Tüm tepkilere rağmen yangına müdahale edilmesine engel oldular.
Orman alanları yangınlar nedeniyle yok olurken rant amaçlı katliamlar da devam etmektedir.
Muğla’nın Milas İlçesine bağlı İkizköy’de Akbelen ormanlarının maden sahası ilan edilerek; doğanın, ormanlık alanların ve yaban hayatının katledilmesi çevre ve insanlık suçudur.
Akbelen’de planlanan maden işletmesi ve faaliyetleri sonucunda coğrafya değişecek, biyolojik çeşitlilik ve ormanlık alanlar yok edilecek, su kaynakları tükenecek ve telafisi mümkün olmayan zararlara yol açacaktır.
“AKBELEN’DEN ELİNİZİ ÇEKİN”
Günlerdir süren ve Akbelen`de Limak Holding ve IC Holding tarafından yapılan orman katliamı devletin kolluk güçlerinin himayesinde gerçekleştirilmiş ve bütün ağaçlar kesilmiş, bu hukuksuzluk sürerken devletin kurumları, ilgili bakanlık ve idareler bu duruma sessiz kalmış, ormanını, toprağını, yaşamını savunan ve tek bir ağacını kestirmemek için direnen halka, baskı, gözaltı ve şiddetli saldırılar yapılmıştır.
Akbelen Ormanlarına ve çevre değerlerine sahip çıkan bölge halkına ve duyarlı kesimlere uygulanan şiddet ve hukuksuz müdahaleler kabul edilemez.
Bizler madenlerin, aç gözlü şirketlerin ormanlarımızı, tarlalarımızı, köylerimizi, insanlarımızı yuttuğu, tükettiği bir ülke istemiyoruz. Ne yazık ki ülkemizde egemen olan madencilik anlayışı, madenin bulunduğu tüm arazinin harap edildiği, geride ise tümüyle verimsizleştirilmiş ve kirletilmiş bir toprağın bırakıldığı bir anlayışla sürdürülmektedir. Bu anlayış nedeniyle Cerrattepe’den Fatsa’ya, Kaz Dağlarından Akbelen’e kadar her yerde verimli ormanlık alanlarımız, tabiat zenginliklerimiz yok edilmektedir. Bu anlayış, sadece madenciliği değil, yaşamı da sürdürülemez hale getirmektedir. Bu madencilik anlayışı, bir üretim faaliyeti değil, bir sömürü faaliyetidir. Madenleri olduğu gibi, doğayı ve halkı da sömürmektedir.
Buradan bir kez daha sesleniyoruz: Akbelen’den elinizi çekin, Akbelen’e dokunmayın! İnsana ve doğaya zarar veren tüm projeleri iptal edin!”
İKİZKÖYLÜLERE 8 NOKTA’DA ARAMA!
İkizköylüler Mahallesi’nden bir kadın yurttaş ise orman kesiminin durdurulması için Ankara’ya geldiklerini belirterek, “Toprağını, suyunu savunanlar artık marjinal, vatan haini olmuş durumda. 90 yaşındaki Zehra nene marjinal ise siz düşünün. Dün öğlen yola çıktık, engeller nedeniyle ancak gelebildik. 8 yerde arama yapıldı. Buradan Meclise gideceğiz. Artık sesimizi duyacaklar” dedi.
“DAYANIŞMAYA İHTİYACIMIZ VAR”
Dikmece köylüleri adına Hasan Özgür ise yaptığı konuşmada, “3 aydır başımızda bela dolanıyor” dedi. Deprem nedeniyle tüm hayatlarının yıkıldığını ifade eden Özgür, şimdi ise asırlık zeytin ağaçlarının ellerinden alınmak istendiğini belirtti.
Özgür, “Bunlar deprem konutu gerekçesiyle yapılıyor. Oysa devletin boş olan ve zemini sağlam olan arazileri var. Ama bizim zeytinliklerimize göz dikmişler. Karşımıza jopla çıktılar. Deprem sonrası gönderdiğiniz battaniyelere sarıldık, gönderdiğiniz suyu içtik. Şimdi doğamız için dayanışmaya ihtiyacımız var” diye konuştu.