Etiket: akp hükümeti

  • Cemevi Başkanlığı’ndan muhtara ‘cemevi tapusu’ baskısı; Alevi örgütlerinden tepki gecikmedi

    Cemevi Başkanlığı’ndan muhtara ‘cemevi tapusu’ baskısı; Alevi örgütlerinden tepki gecikmedi

    PİRHA – Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Türkiye Alevi Federasyonu ile Damal Dernekler Federasyonu, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi köylerinin muhtarlarına baskı yaparak, cemevi tapularını istemesine tepki gösterdi. Damal’ın Burmadere (Sors) köyü muhtarı Şahismail Göyük’ün Cemevi Başkanlığı’nın isteklerine karşı geldiği için gözaltına alınmasını eleştiren Alevi örgütleri, “Biz Alevi kurumları ve cemevleri olarak muhtarımızın yanındayız. İnancımızdan ve cemevlerimizden kirli elinizi çekin!” dedi. 

    AKP hükümetinin kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, köy muhtarlarına baskı yaparak cemevi tapularını istiyor. Ardahan’ın Damal ilçesi Burmadere (Sors) köyü muhtarı Şahismail Göyük, bu duruma ve Alevilere yönelik asimilasyona ve bu baskılara karşı çıktığı için gözaltına alındı. Göyük, savcılıkta verdiği ifadenin ardından denetimli olarak serbest bırakıldı.

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi köylerindeki muhtarlara baskı yapmasına Alevi örgütleri sessiz kalmadı.

    Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Türkiye Alevi Federasyonu ile Damal Dernekler Federasyonu, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın köy muhtarlarına yaptığı baskıya tepki gösterdi.

    Cemevi Başkanlığı’nın, cemevi tapularını ele geçirmek için muhtarlara baskı yaptığı belirtilen yazılı açıklamada, “Vaatlerle biat etmeye çalıştırılan toplumumuzu şimdi baskılarla biat ettirmeye çalışıyorlar” denildi.

    CEMEVLERİMİZDEN KİRLİ ELİNİZİ ÇEKİN!”

    Yapılan açıklamada, Alevi kurumları ve cemevleri olarak muhtarların yanında olunacağına vurgu yapılarak şu ifadelere yer verildi:

    “Turizm ve Kültür Bakanlığı’na bağlı olarak kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, köy muhtarlarına baskı yaparak cemevi tapularını istemekte ve başkanlığa bağlanmasını talep etmektedir. Ardahan ili Damal ilçesi Burmadere (Sors) köyü muhtarı Şahismail Göyük, cemevlerimize yönelik uygulanan asimilasyona ve bu baskılara karşı çıktığı için çeşitli algı ve bahanelerle gözaltına alınmış, savcılıkta denetimli serbest bırakılmıştır. Kendisi, halkımızın iradesi ve oylarıyla seçilmiş muhtarımızdır ve yalnız değildir. Biz Alevi kurumları ve cemevleri olarak muhtarımızın yanındayız.

    Alevilerin ibadeti cemdir, ibadet yeri cemevleridir. Asimilasyon ve inkâr politikalarıyla Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bizi temsil etmiyor; bunu asla kabul etmeyeceğiz. Alevilerin inancını folklorik bir yapı içinde göstermek hiç kimsenin haddi de hakkı da değildir. Bu yaklaşım, Alevi inancını yok saymaktır. Kadimden bugüne kadar Yol önderlerimiz, pirlerimiz, analarımız ve âşıklarımız asla Yollarından ve inançlarından dönmemiş, biat etmemiş, diz çökmemiş ve el açmamıştır. Onlarca kıyım, katliam ve sürgüne rağmen pir, talip, mürşit, rehber ilişkileri rızalık şehri esasına göre yürütülmüştür. Devlet ve hiçbir kamu görevlisi inançları tarif edemez.

    “İNANCIMIZDAN VE CEMEVLERİMİZDEN KİRLİ ELİNİZİ ÇEKİN”

    Biz Alevi yurttaşlar olarak, demokratik, laik, çağdaş, temel hak ve özgürlüklerin, hukukun ve adaletin paylaşımının tüm halklara eşit uygulandığı bir Türkiye Cumhuriyeti’nde anayasa önünde eşit olarak kardeşçe yaşamak istiyoruz. İnancımızdan ve cemevlerimizden kirli elinizi çekin! Haksızlığa, ihbarcılığa, tekçiliğe, asimilasyona ve inkâra asla teslim olmayacağız, izin vermeyeceğiz.

    Biz Aleviler, inadına tüm halklarla, inançlarla, kültürlerle ve dillerle kardeşçe bir arada, laik ve demokratik bir cumhuriyette eşit olarak yaşamak istiyoruz. Bugüne kadar Aleviler olarak inadına barışı, inadına kardeşliği, inadına ortak yaşamı, temel hak ve özgürlükleri, hukukun üstünlüğünü ve tam bağımsız Türkiye’yi savunduk, savunmaya da devam edeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Hayvanların katledilmesini sağlayan yasa tasarısı Mersin’de protesto edildi- VİDEO

    Hayvanların katledilmesini sağlayan yasa tasarısı Mersin’de protesto edildi- VİDEO

    PİRHA- Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, ‘Uyutma’ adı altında sokak hayvanlarının katledilmesinin önünü açacak yasa tasarısına tepki gösterdi. Yapılan eylemde katliam yasasının derhal geri çekilmesi gerektiğine vurgu yapılarak, “Hayvanları şiddetten koruyacak, yaşatma odaklı bir Hayvan Hakları Kanunu hazırlanması ve yasalaşması sağlanmalı” talebinde bulunuldu.

    AKP’nin hayvanların toplatılmasını ve saldırgan, bulaşıcı veya tedavi edilemeyen hastalığı olan hayvanlara ötanazi yapılmasını planlayan “Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” 21 Ağustos Pazartesi günü Meclis Tarım, Orman ve Köy İşleri Komisyonu’nda görüşülecek. Komisyon toplantısı öncesinde ise pek çok kentte yasa tasarısına karşı protestolar yapılıyor.

    Mersin’de de sokağa çıkılarak tepki gösterildi. Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, ‘Uyutma’ adı altında sokak hayvanlarının katledilmesinin önünü açacak yasa tasarısına tepki göstermek için Özgecan Aslan Barış Meydanı’nda bir araya geldi. “Katliam yasasını geri çek” pankartının açıldığı eyleme çok sayıda hayvanseverin yanı sıra, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin Milletvekili Perihan Koca, Akdeniz Belediyesi Eş Başkanı Hoşyar Sarıyıldız ve Toroslar Belediyesi Abdurrahman Yıldız katıldı.

    “ÖTANAZİ DEĞİL KATLİAM”

    Platform adına basın metnini okuyan Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Mersin Şube Eş Başkanı Sevgi Başkavak, söz konusu yasa tasarısıyla ‘ötanazi’ adı altında hayvanlarım katledilmesinin önünün açıldığına işaret etti. Başkavak, “Ötanazi, bir kişinin acısına son vermek amacıyla o kişinin yaşamına son verme uygulaması için kullanılan bir deyim ve canlının mutlaka onayının olması gerekir. Bu nedenle uygulanmaya çalışılan şey ötanazi değil, katliamdır.
    Kapalı kapılar ardında kelime oyunları ile kılıflar uydurularak hazırlanan tasarı ile sokaklardaki bütün kedi ve köpeklerin toplanarak bir süre sahiplendirme kılıfı ile bekletilip sonra öldürülmelerini içeren yasa tasarısını tüm kalbimiz, tüm ruhumuz, tüm benliğimizle karşısındayız” dedi.

    “BU BİR İDAM VE KIYIM YASASIDIR”

    Ardından söz alan Perihan Koca, bu yasa tasarısının kan kokan katliam, idam ve kıyım yasası olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Kan kokan barınaklara hayvanları kedi köpek demeden toplayıp katliamı sıradanlaştırmak istiyorlar. Hayvan örgütlerinden, veteriner hekimlerden uzakta yürüttükleri komisyon toplantısında yangından mal kaçırır gibi bunu komisyondan geçirmeye çalışıyorlar. Çocuklar mı köpekler mi ikilemi yaratarak mağdur ailelerin arkasına sığınıyorlar. Herkes o mecliste çocuk tacizlerini nasıl akladıklarını da çok iyi biliyor. MESEM eliyle çocukları işçileştirdiler, 6 yaşında bir kız çocuğuna tarikat şeyhi tecavüz etti. Bu ülkede panzerlerin altında çocuklar ezildi, o zaman neredeydiniz? O zaman çocukları savunmuyordunuz. Çocuk haklarını savunan da bizleriz. Çocuklar mı köpekler mi gibi bir ikilik yapmanıza izin vermeyeceğiz. Öyle veya böyle bu yasayı geri çektireceğiz. Çözüm istiyorsanız yaşatmaktan yana tavır alın ve bu yasayı geri alın. Bu yasayı uygulamak istiyorsanız da biz sokaktan kedi köpek toplatılmasına izin vermeyeceğiz. DEM Parti, CHP belediyeleri açıklama yaptı; ‘Biz sizin kanlı yasanıza ortak olmayacağız’ dedi. Hadi bakalım hodri meydan! biz yaşamdan yana olanlarız ve o yasayı geri çektireceğiz.”

    “YASANIN KARŞISINDAYIZ”

    Hoşyar Sarıyıldız, söz konusu yasa tasarısına karşı DEM Partili belediyeler olarak hayvan severlerin yanında olduklarını dile getirerek, “Adına Ötanazi dedikleri katliam yasasına karşı bizler sizlerin yanındayız” dedi.

    Son olarak söz alan Abdurrahman Yıldız da “Yasa pazartesi günü görüşülmeye başlanacak. Sokaktaki canlıları yok etmek için bu kadar çaba sarf etmek sadece bizim ülkemizde olabilecek bir şeydi. Siz yasa çıkartsanız da bu iş olmayacak. Ötanazi bir tercihle olur. Bir hayvanın bu tercihi yapması mümkün mü?” diye sordu. Eylem, sloganlarla sona erdi.

    PİRHA/ MERSİN

  • ‘İnce bir Sünnilik yaparak Alevileri asimile etmek amaçlanıyor’- VİDEO

    ‘İnce bir Sünnilik yaparak Alevileri asimile etmek amaçlanıyor’- VİDEO

    PİRHA- Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, AKP hükümetinin Alevi Diyaneti olarak adlandırılan Cemevi Başkanlığı aracılığıyla Alevileri bölme hamlesine tepki gösterdi. AKP’nin Alevi köylerini dolaşarak dedelere maaş teklif etmesinin kabul edilemeyeceğini belirten Kılavuz, “Bu çaba ile çok ince bir Sünnilik yaparak Alevileri asimile etmek amaçlanıyor. Ama hiçbir Alevi dedesinin böyle bir isteği yok” dedi.

    Türkiye’de Alevi inancının ve ibadethanesinin hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve bu gibi nefret suçlarının önüne geçilmesi için gerekli hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış olan kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları bile tanınmıyor.

    Alevi toplumunun ve örgütlerinin taleplerini görmezden gelen AKP hükümeti, 9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Başkanlığın görev alanındaki çalışmalarını değerlendirmek ve önerilerini bildirmek üzere başkan ve 11 üyeden oluşuyor. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı, aynı zamanda danışma kuruluna da başkanlık ediyor. Danışma kurulu üyeleri, hükümetin seçtiği kişilerden oluşuyor ve Cumhurbaşkanı tarafından 3 yıllığına seçiliyor.

    Neredeyse tüm Alevi örgütleri, Alevi Diyaneti olarak adlandırdıkları Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı‘na ve üstelik de Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulmasına büyük tepki gösterdiler. 

    İki yıldır yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir öğeye indirgeyen AKP hükümeti, şimdi ise bir ekip oluşturup Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor.

    Aleviler ise, AKP iktidarının Alevileri, Alevi inancını kontrol altına almayı ve Alevileri bölmeyi hızlandıran bu çalışmalarına tepkileri yükseltiyor.

    Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, Alevi Diyaneti olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı‘nın maaşlı dedeler bulma arayışını ve Alevileri bölme girişimlerini PİRHA’ya değerlendirdi.

    Pir Hasan Kılavuz, hükümetin para zaafını kullanarak insanları yanına çekmeye çalıştığını söyledi. Ancak bu çabanın boşa olduğunu belirten Kılavuz, Alevi dedelerinin asıl isteğinin cemevlerine yasal statü verilmesi olduğunu dile getirdi.

    “ALEVİLER SARAYIN KAPISINA HİÇBİR ZAMAN KUL OLMAMIŞTIR”

    Hasan Kılavuz, AKP hükümetinin kendilerine göre cemevi tarifi yaptığını ve buna göre ülkedeki 2 bin 100 cemevini dolaşarak kendilerine bağlamaya çalıştıklarını ifade etti. Kılavuz, Alevi dedelerine maaş teklif edilmesine ilişkin “Maaşla, parayla bazı zaafı olan kişileri yanlarına çekmeye çalışıyorlar ama Alevi dedelerinin hiçbirinin böyle bir isteği yok. Osmanlıdan bu yana kim devletin kapısına para ve maaş için yanaştıysa Aleviler onu çürük bir diş gibi söküp atmıştır. Bu inancın kadim pirleri sarayın kapısına kul olmamıştır. Şimdi yavaş yavaş çok ince bir Sünnilik yaparak Alevileri asimile etmek amaçlanıyor” sözlerini kullandı.

    Devletin asimilasyon politikalarına karşı örgütlenme vurgusu yapan Kılavuz, “Geri adım atmamak lazım, kimseyle düşmanlık etmeden kendi hak mücadelemizi savunmamız lazım” dedi.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

    İLGİLİ HABERLER:

    2-‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, toplumumuza ‘Alevisiz Aleviliği’ vaat etmektedir’
    3-‘AKP üzerimizde at oynatıyor; bizi yok etmeye çalışan zihniyetle beraber olmayın’-VİDEO
    4-‘Maddi teklifleri reddettik; biz Alevi köyleriyle iletişim sağlamalıyız’-VİDEO
    5-‘AKP, Cemevi Başkanlığı’yla sinsice bir çalışma yapıyor, Alevileri avlamaya çalışıyor’-VİDEO
    6-‘Cemevi Başkanlığı’nda görev kabul edenler inancına ihanet içindedir’-VİDEO
    7-Baba Demir: Alevi kurumları birlikte hareket etmeli-VİDEO
    8-Pir Mustafa Mısır: Ulularımız hiç biat etmedi, lokmanın peşine düşmedi!
    9-‘AKP hükümetinin dedelere maaş projesi soykırım politikasıdır’-VİDEO

  • Dede Ulusoy: Yolu iyi anlamalıyız; Bakanlığa bağlanmaya karşıyız, inancımıza uygun değil

    Dede Ulusoy: Yolu iyi anlamalıyız; Bakanlığa bağlanmaya karşıyız, inancımıza uygun değil

    PİRHA- AKP’nin Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde ‘Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ oluşturmak istemesine ve burada kadro verilecek dedelere maaş bağlanmasına karşı çıkan Dede Abbas Ulusoy, “Atılacak olan adımlara, herhangi bir bakanlığa bağlanmaya karşıyız. Hükümetler, yönetenler Alevileri sürekli bölüp parçalamaya niyetliler. İnancımıza, özüne sahip çıktığımız sürece kimse bizi bozamaz. Birliğimizi sağlayacak bilinci oluşturmamız gerekiyor” dedi.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ‘Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Başkanlığı’ kurulacağını açıklamasının ardından, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Plan ve Bütçe Komisyonu’nda cemevleri ile ilgili düzenlemelerin de yer aldığı torba kanun teklifinin ilk 8 maddesi kabul edildi. Düzenlemenin Meclis Genel Kurulu’ndan geçmesi durumunda belediyeler imar planlarken, bölgenin şartları ve ihtiyaçlarını göz önüne alarak cemevleri için yer ayıracak. Ayrıca cemevi inşası için kaymakam veya validen de izin alınması gerekecek. İsteyen dedelere ise kadro verilerek, maaş bağlanacak.

    Konuya ilişkin PİRHA‘da görüşlerini dile getiren Sultan Hızır Samıt Ocağı dedelerinden Abbas Ulusoy, atılacak adımların Alevileri bölmeye yönelik olduğunu ve devletin kendi Alevisini yaratmaya çalıştığını belirterek yapılanlar karşısında Alevilerin inançlarına, özlerine sahip çıkması gerektiğini vurguladı.

    “HÜKÜMETLER, YÖNETENLER ALEVİLERİ SÜREKLİ BÖLÜP PARÇALAMAYA NİYETLİLER”

    Alevilerin bir Pir’e bağlı olduğunu ifade ederek sözlerine başlayan Ulusoy, “‘Hak ve hakikat el ele el hakka’ deriz. Ocaklar sistemi ile onun düsturu gereğince, inancımız gereği bir yere bağlanmamız gerekiyorsa Pir Hünkar Hacı Bektaş Veli’ye, aşıkların deyimi ile ‘Nasip veren yeşil ile kırkların sürdüğü’ yola bağlıyız. Biz bir kuruma bağlanamayız. Bizim memurlukla herhangi bir işimiz olamaz. Dolayısıyla biz bu atılacak olan adımlara, herhangi bir bakanlığa bağlanmaya karşıyız. Hükümetler, yönetenler Alevileri sürekli bölüp parçalamaya niyetliler. Kendilerine has, kendilerine ait bir Alevilik yaratma peşindeler. Bu da bizim inancımıza uygun bir şey değil. Biz şimdiye kadar hiçbir yere bağlanmadık, bağlanamayız da” diye konuştu.

    “YOLU İYİ ANLADIĞIMIZ SÜRECE DE BİR YERE BAĞLANMAYA İHTİYAÇ DUYMAYIZ”

    Aleviliği tarif edecek, Aleviliği birbirine bağlayacak olanın sadece yol olduğunu söyleyen Ulusoy, sözlerine şöyle devam etti:

    “Aleviliği tarif edecek olan ikrardır, yolun gerekleridir. Erenlerimizin, evliyalarımızın, yol sürücülerin, yola talip olanların, yola serini verip sırrını vermeyenlerin tarif ettiği şekildedir yolun gidişatı. Biz hiçbir yerin memuru olamayız. Yola gönüllü olarak hizmet ederiz, bunun karşılığında maaş alamayız. Aleviler olarak yolu iyi idrak etmek, yolu iyi anlamak gerekiyor. Yolu iyi anladığımız sürece de bir yere bağlanmaya ihtiyaç duymayız. Yolu aşkla, ikrarla, darda cemal cemale bir birimize vereceğimiz muhabbetle sürdürebilirsek hiçbir şeye ihtiyacımız kalmaz. Bizim ocak örgütlülüğümüz her şeye cevap verir, çözüm olur niteliktedir. Bunu anladığımız sürece, bu bilinci edinebildiğimiz sürece hiçbir şeye, hiç kimseye, hiçbir kuruma ihtiyacımız olmadığı görülecektir.”

    “İNANCIMIZA, ÖZÜNE SAHİP ÇIKTIĞIMIZ SÜRECE KİMSE BİZİ BOZAMAZ”

    Dede Abbas Ulusoy, ‘Ağacın kurdu kendindedir’ sözünü hatırlatarak, “Günümüz koşullarında benliktir, nefistir, makamdır, mevkidir bu tür şeylerin etkisinde kalanlar var. ‘Ağacın kurdu içinde olur’ hesabı içimizdeki bazı canlar yanlışlar yapabiliyor ama öz olan yolumuzun değerleridir, yolun gerekleridir, icraatlarıdır. İnancımıza, özüne sahip çıktığımız sürece kimse bizi bozamaz. Birliğimizi sağlayacak bilinci oluşturmamız gerekiyor. Benim yol bilgim şunu söylüyor; Bir yere bağlı olacaksak bir mürşide bağlı olacağız. O mürşit de en başta söylediğim gibi bir Pir’e bağlı olmalı. O Pir de ‘Hak ve hakikat, el ele el hakka’ bağlı olmalı. Geçmişte yaşadığımız ocaklar sistemine göre hareket etmeliyiz” dedi.

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Av. Sinemillioğlu: Aleviliğin özünü değiştirmeye çalışacaklar, bu oyuna gelmeyelim

    Av. Sinemillioğlu: Aleviliğin özünü değiştirmeye çalışacaklar, bu oyuna gelmeyelim

    PİRHA – İktidarın, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde ‘Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ oluşturma ve cemevlerinin oluşturulan bu birime bağlama planını değerlendiren Avukat İbrahim Sinemillioğlu, “Hükümet yaklaşan seçimlere göre Alevilerden oy almaya çalışıyor. Bunun yanı sıra Aleviliği de yok etmek istiyorlar. Alevilik bir kültür değildir, bir inançtır. Hiçbir ibadethane devlete bağlı olamaz. Devlet objektif bir şekilde herkese eşit davranmalı” dedi.

    İçişleri Bakanlığı bünyesindeki bir ekibin, Alevi kurumlarını gezerek maddi yardım teklifinde bulunması ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ‘Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Başkanlığı’ kurulacağını açıklamasının ardından AKP’li milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) önerge sundu.

    Avukat İbrahim Sinemillioğlu, cemevlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanacak olmasını PİRHA’ya değerlendirdi.

    “ALEVİLİĞİ DEVLETİN GÜDÜMÜNE ALMAYA ÇALIŞIYORLAR”

    Hükümet tarafından Alevilere yönelik atılan bu tür adımların Aleviliği yozlaştırmaya yönelik yapılan hamleler olduğunu belirten Sinemillioğlu, “Aleviliği devletin güdümüne almaya çalışıyorlar. Bazı kendini bilmez menfaat düşkünü dedeler veya bazı cemevleri Kültür Bakanlığı’nda oluşturulacak birime katılabilirler. Ancak bu tamamen Aleviliğin ilkelerine, yapısına, inancına, isteklerine aykırıdır. Alevilik hiçbir yere bağlı olamaz. Her ocağın kendi süreği vardır. ‘Yol bir sürek bin bir’ derler. Her ocak kendi bildiği gibi yol gider” dedi.

    “KURULACAK BİRİM CEMEVLERİNİN YÖNETİMLERİNİ BELİRLEYEBİLİR, YASAKLAR GETİREBİLİR”

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın (DİB) kaldırılması gerektiğini ifade eden Sinemillioğlu, DİB’in yerine Din İşleri Başkanlığı kurulması önerisinde bulundu.

    Kurulan bu kurumun da sadece hukuksal ve mali işlere bakması, denetleme görevi görmesi gerektiğini kaydeden Sinemillioğlu, sözlerine şöyle devam etti:

    “Din hizmeti görenlerin yaptıkları camilerin, cemevlerinin, kiliselerin, havraların yapılışında, işleyişinde hırsızlık, yolsuzluk varsa, yanlışlık varsa, hukuka aykırılık varsa bunları denetlemeli. Bunun dışında hiçbir inanca müdahale kabul edilemez. Alevilerin devletin iradesine de, yardımına da ihtiyacı yok. ‘Cemevleri cümbüş evidir’ diyen bir zihniyete asla bağlı kalamayız. Hükümet yaklaşan seçimlere göre Alevilerden oy almaya çalışıyor. Bunun yanı sıra Aleviliği de yok etmek istiyorlar. Bu atılan adımlar ona hizmet ediyor. Ayrıca kurulan bu birimle yarın, ‘Ben bu cemevinin yönetimini, dedesini istemiyorum’ dediklerinde yerine istediği birisini atayabilecek. Ya da ‘ben bu cemevinde şunun yapılmasını istemiyorum, bunun yapılmasını istemiyorum’ deyip yasaklamalarda getirebilir.”

    “BİR İBADETHANE NEDEN KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI’NA BAĞLANIYOR?”

    Cemevlerinin Alevilerin sadece ibadethanesi olmadığını vurgulayan Sinemillioğlu, “Cemevi toplantı evidir. Alevilerin hem ibadethanesi dır, hem de toplanıp halleşmelerinin yeridir. Alevilik bir kültür değildir, bir inançtır. Bir ibadethane neden Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanıyor? Hiçbir yere bağlı olmaması lazım. Hiçbir ibadethane devlete bağlı olamaz. Devlet objektif bir şekilde herkese eşit davranmalı. Biz şimdiye kadar devletten cemevleri için bir kuruş yardım almadık. Kendi öz gücümüzle oraları ayakta tuttuk” şeklinde konuştu.

    “ALEVİLİĞİ, ALEVİLİĞİN ÖZÜNÜ DEĞİŞTİRMEYE ÇALIŞACAKLAR”

    Devletin mali ve hukuksal açıdan ibadethaneleri denetleyebileceğini ama onun dışında hiçbir şeyine karışamayacağını aktaran Sinemillioğlu, son olarak, “Bu kurulan birimle yaptığınız ibadet İslam’a uygun değil, diyecekler. Kısıtlayacaklar, değiştirecekler, yasaklayacaklar. Buralarda namaz da kılınsın, diyecekler. Aleviliği, Aleviliğin özünü değiştirmeye çalışacaklar. Hiçbir Alevi bu oyuna gelmemeli ve oradan para alacak dedeyi de dede olarak görmemeli. Devletten maaş alan devletin işçisidir” ifadelerine yer verdi.

    Melis CİDDOĞLU/ANKARA

  • Cilasun: Cemevleri, devletin Alevileri bölmek için kullandığı bir manivela haline geldi -VİDEO

    Cilasun: Cemevleri, devletin Alevileri bölmek için kullandığı bir manivela haline geldi -VİDEO

    PİRHA- AKP hükümetinin, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı açılacağını duyurmasına ilişkin konuşan Ağuçan Ocağı’ndan Yazar Cem Cilasun, “Aleviler cahil insanların peşinden gitmeyi bırakmalılar. Kendilerini eğitmek, bilimin yolunda gitmek zorundadırlar. Aleviler kendi gücüne, kendi bilinç düzeyine ve kültürel birikimine güvenmeli” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 7 Ekim’de Şahkulu Sultan Dergahı’ndaki açıklamalarına ve Aleviliğin inanç olarak tanınmadan ‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevleri Başkanlığı kurulmasına Alevilerden tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Ağuçan Ocağı’ndan Yazar Cem Cilasun, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulup, cemevi yönetimlerinin buraya bağlanacak olmasını eleştirdi.

    “ALEVİLER CAHİL İNSANLARIN PEŞİNDEN GİTMEYİ BIRAKMALILAR”

    Alevilere yönelik izlenen bu politikaların sadece AKP’nin seçim yatırımı olmadığını ifade eden Cilasun, hükümetin bu tür politikalarla asıl amacının Alevileri bölmek olduğunu söyledi.

    Cilasun, “Ama zaten devlet çok önceden Alevileri bölmeyi başardı. Hükümetin atacağını söylediği bu adımları olumlu bulanların onurlu olduğunu düşünmüyorum. Onlar yol yürüdüğünü söylüyor ama onların bir yolu yok. Bizim bir yolumuz var ama onların bir yolu yok, onlar yolsuz. Aleviler cahil insanların peşinden gitmeyi bırakmalılar. Kendilerini eğitmek, bilimin yolunda gitmek zorundadırlar. Çocuklarına çok iyi eğitim vermek zorundalar. Yıllar önce de söylemiştim, bu cemevleri sevdasından vazgeçmeliler.

    “CEMEVLERİ, DEVLETİN ALEVİLERİ BÖLMEK İÇİN ELİNDE BİR MANİVELA HALİNE GELDİ”

    Cemevleri; karşı tarafın, devletin, Alevileri bölmek için elinde bir manivela haline gelebilir, demiştim. Bugün geldiğimiz noktada da gerçek oldu. Bunu söylemek zorundayız. Bu çok büyük bir kumardı. Aleviler bu kumarı oynadılar ve kaybettiler. Meydan vardır. Meydanda da ayini cem yapılır. Meydan sazı vardır, meydan evi vardır. Meydan evinde cem yapılır. Cemevi diye bir şey uydurdular. Şimdi devlet diyor ki, ben de sana statü veriyorum Kültür Bakanlığı’na bağlıyorum seni. yarın bir gün sizi Diyanete bağlıyorum da der. Cem bir olmaktır. Bunun evi olur mu? Bunun için özel bir eve ihtiyaç yok” dedi.

    “ALEVİLER KENDİ GÜCÜNE, BİLİNÇ DÜZEYİNE VE BİLGİ BİRİKİMİNE GÜVENMELİ”

    Kendine Aleviyim diyen bazı kesimlerin cemevlerini ele geçirdiğini ve oraları kullandıklarını kaydeden Cem Cilasun, şunları kaydetti:

    “Cemevlerini sosyal, siyasal ikballeri için bir sıçrama alanı olarak kullanıyorlar. Partilerin arka bahçesi yapmaya çalışıyorlar. Kendi siyasal düşüncelerine uygun olarak dizayn etmeye çalışıyorlar. Doğal olarak kendini AKP’nin arka bahçesi olarak görmek isteyen, yapmak isteyen Aleviler de olacaktır. Onlar bu adımlarla birlikte amaçlarına ulaştılar. CHP de aynısını yapıyor. CHP’li belediyeler de cemevlerini kullanıyor. Aynı şekilde diğer partiler de yapıyor. Aleviler kendilerini korumak için ne yapıyorlar? Biz bunu tartışmalıyız. Kendi gücüne güveneceksin, kendi bilinç düzeyine ve kültürel birikimine güveneceksin. Bunları geliştireceksin. Bunu yapmazsan partilerden medet umar hale gelirsin.”

    Melis CİDDOĞLU/ANKARA

  • Bülbül’den uyarı: Alevilik makropolitik bir sorundur; II. Mahmut zihniyetiyle çözülmez

    Bülbül’den uyarı: Alevilik makropolitik bir sorundur; II. Mahmut zihniyetiyle çözülmez

    PİRHA- AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, cemevlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nca  yönetilmek istenmesine HDP Milletvekili Kemal Bülbül sert tepki gösterdi. Bülbül, “Bu politikalarla AKP Aleviliği yaratılacak, devlet Aleviliği yaratılacak, Diyanet Aleviliği yaratılacak, daha da karikatürizesi Kültür Bakanlığı Aleviliği yaratılacak” dedi.

    Halkaların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, cemevlerinin yönetiminin Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulacak olan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na bağlanacağına ilişkin yaptığı açıklamayı değerlendirdi.

    Devletin Alevisiz bir Alevilik yaratmaya çalıştığını söyleyen Bülbül, AKP hükümetinin açılımlar tarihini anlatarak, II. Mahmut zihniyetinde olan iktidarın Alevilerin sorunlarını çözmeyeceğini vurguladı. Aleviliğin sadece inançsal değil, makropolitik bir sorun olduğunu da kaydeden Bülbül, Alevilerin hükümetin açılım politikasına tevessül etmeyeceğini belirtti.

    “KÜLTÜR BAKANLIĞI ALEVİLİĞİ YARATILACAK”

    AKP iktidarının her konuda yeni Osmanlıcı, dinci politikasına uyarlanmış bir tutum sergilediğini ifade eden Bülbül, hükümetin kendi aklınca ürettiği çözüm süreçlerini yürütürken hiçbir Alevi Kurumu ile istişare etmediğini söyledi.

    AKP hükümetinin gizlice, el altından Alevi kurumlarına bir tane devşirme gönderdiğini kaydeden Bülbül, sözlerine şöyle devam etti:

    “Bu devşirmenin kim olduğu belli değil. Ajan mıdır, uzman mıdır, Alevi midir, Sünni midir, devletteki görevi nedir? İçişleri Bakanı’nın danışmanı olduğu söyleniyor. Kim olduğu belli olmayan gölge bir adam. Peki Alevilik böyle illegal bir şey mi, Alevilik sorunu böyle illegal bir şekilde mi çözülür? Biz konuyu Meclis’te defalarca gündeme getiriyoruz. Alevi sorunun cemevinden ibaret olmadığını, makropolitik bir sorun olduğunu söylüyoruz. AKP’nin herhangi bir yetkilisi ya da AKP’nin Genel Başkanı ya da Diyanet İşleri Başkanlığı -ki bugün AKP’nin bir kurumuna dönüşmüştür bu kurum- hiçbirisi sorunun çözümü konusunda Meclis’te bizim veya muhalefet tarafından gündeme getirilen bir şeyi kabul etmiyor. Demek ki AKP Aleviliği yaratılacak, devlet Aleviliği yaratılacak, Diyanet Aleviliği yaratılacak, daha da karikatürizesi Kültür Bakanlığı Aleviliği yaratılacak.”

    “AKP’NİN ALEVİ SORUNUNU GÜNDEME GETİRMESİ ÇOK ÖNCEDEN PLANLANMIŞTIR”

    AKP’nin kuruluşu ile birlikte bir emperyal proje olduğunu ve bütün süreçleri önceden planladığını aktaran Bülbül, “Kuruluşundan önce Alevi sorununu da gündeme getireceği söylenmiştir. 2007’de o dönem AKP’nin vekili olan Reha Çamuroğlu, Tayyip Erdoğan’a bir şey sufle etmiş ve Alevi sorunu ile ilgili o da kendisi değil ama Meclis Başkanı üzerinden bizi bir toplantıya çağırmıştı. Ben de vardım o toplantı içerisinde. Meclis Başkanı Köksal Toptan bizi dinleyeceğini, sorundan ne anladığımızı ve bunu çözeceklerini söyledi. Bu durum çok demokratik bir tutum değil. İhsan eden, efendi köle ilişkisi yapmaya çalışan bir tutum içerisindeydiler.

    “2008’DEKİ BÜYÜK ALEVİ MİTİNGLERİNDEN SONRA AKP AÇILIM SÜRECİNİ BAŞLATMIŞTIR”

    2009 yılında ise öncesinde bizim 8 Ekim 2008’de Ankara’da daha sonra İstanbul’da daha sonra İzmir’de yaptığımız büyük Alevi mitingleri oldu. Mitinglerimizin ismi ‘Alevi toplumuna eşit yurttaşlık istiyoruz’ idi. O mitingleri Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Alevi Bektaşi Federasyonu olarak organize etmiştik ve ben o zaman yöneticiydim. Bu teklifi federasyonun toplantısında önerge ile dile getirmiştim ve oy birliği ile kabul edilmişti. Bu kabulden sonra 2008’de mitinglerimizi başlattık ve 3 Haziran 2009’da dönemin AKP hükümeti Alevi açılımı başlattı. O dönemki Bakan Faruk Çelik ve akademisyen Necdet Subaşı yürüttü. 5-6 seans yapıldı. İlk seansta Alevi toplumu 5 temel talepte birleşmişti, kabul etmediler ve şöyle dediler; ‘Aleviler içinde birlik yok, gidin birlik olun gelin.’

    “AKP’NİN YAPTIĞI TÜM AÇILIMLAR SONUÇSUZ KALDI”

    Hem Alevi, hem Roman, hem Kürt açılımı konusunda gelinen nokta ortada. Roman açılımında Sulukule yerle bir edildi. Kentsel dönüşüm adı altında bir kültürel hafıza ve bir kültürel ortam yok edildi. Kürt halkının başına gelenler ortada her yer nefret, şiddet, kan. Sınır ötesi cinayetler var, sınır ötesi katliamlar var ve bu katliamı Türkiye Cumhuriyeti’nin Bağdat Büyükelçisi en son Nagihan Akarsel’in katledilmesini üstlenmiş durumda. Alevi açılımında ise 7. seansta Alevi katliamından sanık olan Ökkeş Kenger ve benzeri kişiler çağrıldı. Gayri ciddi, alay edercesine ve sonra da açılım sönümlendirildi. 2021 yılına kadar.

    “BİZİM KAMPANYAMIZDAN ÖNCE AKP’NİN VE CHP’NİN AKLINDA ALEVİLER YOKTU”

    2021 yılında İçişleri Bakanının danışmanı olduğu söylenen kişinin Alevi kurumlarını ve cemevlerini gezmeye başladığını anımsatan Bülbül, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu CHP’den devşirdikleri kim olduğu belli olmayan bir kişi cemevlerine gönderilmeye başlandı. Derneklere gönderilmeye başlandı. Gidiyor, ‘Süleyman Soylu beni gönderdi, bir ihtiyacınız var mı?’ diye soruyor. Nasıl ki 2009 yılında yapılan Alevi açılımı bizim 2008 yılında başlattığımız mitingler ve kampanyalar ile ilgili ise, 2022 yılında AKP’nin yaptığı açılım da bizim HDP olarak başlattığımız ‘Alevi toplumuna eşit yurttaşlık istiyoruz’ kampanyası ile alakalıdır. AKP’nin, CHP’nin aklında Aleviler yoktu. CHP olaya şöyle bakıyor; ‘Ben Alevilerden yeterince oy alıyorum. Bir de başörtüsü sorununu gündeme getireyim, Sünnileri de buraya dahil edeyim.’ AKP de, ‘Ben Sünnilerden yeterince oy alıyorum. Başörtüsünü de hallettim. Bir de cemevlerini gündeme getireyim. Alevilerden de oy alayım.’ Bu her iki tutum da demokratik değil. Toplumu, halkları adeta hakir görmek, alay etmek ile aynıdır.

    “SOYLU PLANLADI”

    Dikkat ederseniz bu açıklamaların öncesinde 3 Alevi kurumuna saldırı oldu ve bu saldırgan yakalandı, tutuklandı. Ve dikkatler Alevilere, cemevlerine yöneldi. Arkasından AKP’nin Genel Başkanı, Hüseyin Gazi Dergahına gitti. Alevisiz Aleviliği gördük. Görselleri değiştirdi, kendisine göre bir dizayn yaptı. Sonra da Hacıbektaş’a gitti. Alevisiz Alevilik vardı orada da. Bu 3 Alevi kurumuna saldırıyı Süleyman Soylu planladı. Dikkatleri Alevi ortamına çekmek ve AKP Genel Başkanının Hüseyin Gazi’ye ve Hacıbektaş’a gitmesinin ortamını hazırlamak için.

    “AKP GENEL BAŞKANI 1826’NIN AKLIYLA 2022’NİN SORUNUNU ÇÖZEMEZ”

    1826’da II. Mahmut tahta geçtiğinde, Alevi dergah ve tekkelerine Nakşibendi şeyhleri atadı yani kayyum atadı ve ocaklı Aleviliği de yasakladı. Hacı Bektaş Dergahında bulunan bugünkü caminin Hacı Bektaş döneminde yapıldığını sanıyorlar. Dergahın girişinde 1834 yazıyor. II. Mahmut döneminde oraya atanan Nakşibendiler tarafından yapılmış bir camidir. Hacı Bektaş döneminde yapılmış bir cami değildir. Çünkü Aleviler camiye gitmezler. 1924 – 25 yıllarında Cumhuriyetin kurucu aklı, II. Mahmut’u güncellemiş ve ‘Tekke ve Zaviyeler Kanunu’ ile Aleviliği yasaklamış. Bugün aslında Tayyip Erdoğan sözüm ona bir çözüm yapıyormuş gibi durup aynı yasağın bir tür günümüze uyarlanmış halini yapmıştır. Her türlü sorundan söz ederken neo Osmanlıca bir bakışla bakıyor. AKP Genel Başkanı 1826’nın aklıyla 2022’nin sorununu çözemez. Burada 1826 II. Mahmut aklı vardır.”

    “ALEVİLİK SADECE İNANÇSAL DEĞİL, MAKROPOLİTİK BİR SORUNDUR”

    Alevilik sorununun sadece inançsal bir sorun olmadığını, makropolitik bir sorun olduğunu vurgulayan Bülbül, son olarak şunları dile getirdi:

    “Ekonomik, hukuki, kamusal, eğitimsel ve ahlaki bir sorundur. Ahlaki dediğim devletin Aleviliğe bakış açısını kastediyorum. Ekonomik bir sorundur çünkü, Alevi toplumu köylerinde yaşadığı yerlerden tecrit edilmiş, işsizliğe, yoksulluğa mahkum edilmiştir. Kamusal bir sorundur çünkü, Alevi toplumunun bireyleri kamusal alanda iş bulamamakta ya da mobbinge tabii tutulmaktadır. Eğitimsel bir sorundur çünkü, zorunlu din dersi dayatılmasının dışında eğitimin tamamen dinselleştirilip baskı aracına, ırkçılık ve tekçilik aracına dönüştürülmektedir. Türk ve Türkmen Alevileri dışında Kürt, Arap ve Roman Aleviler kendi ana dillerinde ibadet ve eğitim yapamamaktalar. Hukuki bir sorundur çünkü, Alevilik ‘Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile yasaklanmış, Köy Kanunu ile cemevinin ibadethane olması engellenmiş, yasaklanmıştır.

    “DEVLET, ALEVİLİĞE EFENDİ KÖLE İLİŞKİSİ ÇERÇEVESİNDE BAKMAKTADIR”

    Bu anlamda Şahkulu Dergahına gitmiş olması bir şey ifade etmiyor. Çünkü Şahkulu Dergahında yapmaya çalıştığı şey, II. Mahmut’un yasakçı, kayyumcu bakış açısını güncellemektir ve AKP, Diyanet ve devletin tüm kurumları Aleviliğe efendi köle ilişkisi çerçevesinde bakmaktadırlar. Yani Alevileri bir şeyler lütfedilecek zavallı bir topluluk, kendilerini de bunu yapacak ve yayacak bir görkeme sahip, saltanat sahibi olarak görmekteler. Böyle bir zihniyetle sorunlar çözülemez. Alevi sorunu içinden çıkılamaz bir hale getirilmiş ve hiçbir kurumun, hiçbir kanaat önderinin, hiçbir dedenin, pirin, ananın bu bakış açısına tevessül etmeyeceğini, etmemesi gerektiğini düşünüyorum.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Zeliha Altuntaş: Biz Aleviler ödün vermeden stratejik bir yol belirlemeliyiz

    Zeliha Altuntaş: Biz Aleviler ödün vermeden stratejik bir yol belirlemeliyiz

    PİRHA- Hükümetin açacağını duyurduğu ‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na tepki gösteren Zeliha Altuntaş, “Esas sorun Aleviler bu çete-mafya hükümetini her seçim öncesi olduğu gibi kirli pazarlık masasında kendilerine muhatap alıp almayacağı konusudur. Zira her kirli pazarlıkta etik olan değerlerimizden, inancımızın õzünden de uzaklaşarak kendimize yabancılaşmış oluruz” dedi. Altuntaş ekledi: Bizim talebimiz, bu inancın özneleri olarak bağımsız, özgür, eşit yurttaşlıktır.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, İstanbul’daki Şahkulu Sultan Dergahında duyurusunu yaptığı ‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ projesine tepkiler sürüyor.

    Zeliha Altuntaş, hükümetin Alevilere ilişkin açıkladığı politikaları eleştirerek, Alevilerin seçim öncesinde taleplerini kirli pazarlıklara alet etmemesi gerektiğini vurguladı.

    “AKP HÜKÜMETİ TÜRK-İSLAM ERKEK KODLARINI EN KATI ŞEKİLDE UYGULUYOR”

    Franz Fanon’un ‘Biz olmayı başarıyor isek bunun sebebi, yalnızca başkalarının bizi başkalaştırmak için giriştikleri faaliyetleri kökten ve kalben reddedişimizdir’ sözlerini hatırlatan Altuntaş, “7 Ekim 2022 tarihinde İstanbul Şahkulu Dergahı ziyaretinde bulunan Cumhurbaşkanı, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde ‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevleri Başkanlığı’ kurulacağı beyanını müjdeli bir haber gibi açıklayarak, ‘Alevi-Bektaşi vatandaşlarımızın ve onların bir araya geldiği mekanların tüm meselelerini devlet nezdinde takibini ve yürütmesini yapacak kurumsal bir yapı kuruyoruz’ dedi. Bir müjdeli haber gibi medya üzerinden yaratılmak istenen bu algı Alevi toplumunun yüreğine kor gibi düştü. Zira Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden Cumhuriyet dönemine, tarih boyunca Aleviler devletin asimilasyon-eritme politikalarına maruz kalmıştır. Ulus devlet inşasında yapılan toplumsal sözleşme İslam-Türk-Erkek kodları anlayışı çerçevesinde şekillenmiştir. AKP hükümeti de bu tarihsel sürekliliği en katı şekliyle uygulamaya devam etmiş ve etmektedir” diye belirtti.

    “TEKKE VE ZAVİYELERE KİLİT VURULARAK ALEVİLERİN TÜM MAL VARLIKLARINA EL KONULDU”

    1826 yılında Osmanlı tarihine ‘Vaka-i Hayriye’ olarak geçen büyük bir Alevi kırımı yaşandığını hatırlatan Altuntaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Ve bu kıyımda binlerce ölümün yanı sıra, evleri, malları ve dergahları gasp edilmiştir. Alevi Bektaşilere en önemli darbelerden biri de Serçeşme olan Hace Bektaş Veli Dergahına bir Nakşibendi tarikatı şeyhinin atanması ve Serceşme’nin Nakşibendilerin denetimlerine verilmesidir. Bu dönemde yapılan ilk icraat dergaha bir caminin eklenmesi olur. Cumhuriyet Döneminde ise 1925 yılında çıkarılan Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile Alevilerin inanç mekanı olan tekke ve zaviyelere kilit vurularak tüm mal varlıklarına devlet tarafından el konuldu ve 1964 yılından itibaren Kültür Bakanlığı’na bağlı olarak müze statüsünde ticari olarak işletilmektedir.

    “ALEVİLERİN SORUNU DEVLETİN DEMOKRATİK VE LAİK OLMAMASINDAN KAYNAKLANIYOR”

    ‘Baş Açık Yalın Ayak’ şiarı ile Alevi toplumu inancının ve öğretisinin merkezi olan dergahlarını devletten tekrar iade talebinde bulunurken, kendi emekleri ile kurmuş oldukları kurumlarına bir umutla büyüttükleri eşit yurttaşlık taleplerine darbe niteliğindeki yukardan dikte edilmiş bir karar ile el konulacağı bildirildi. Bir kez daha bu tekçi, statükocu, nepotizmci, vesayet zihniyetini simgeleyen kararı ile bu mücadelenin öznelerini dışarıda bırakarak asimilasyon paketini açıklamış oldu. Oysaki biz Alevilerin sorunu Türkiye Devleti’nin demokratik ve laik olmamasından kaynaklanıyor. Dolayısıyla, ne cemevlerimize verilecek statü, ne de dedelerimize verilecek maaş çözüm olacaktır. Nihayetinde sorun TC’nin din-devlet ilişkilerinde konumlandığı yerdedir. Çözüm de bu nedenledir ki, Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılmasıdır! Zira seküler devlet yönetimlerinde devletin resmi bir dini yoktur. Alevilik Türkiye’nin katmerleşmiş başlıca kimlik sorunlarından biridir. Ve çözüm diğer kimlik sorunlarının çözümü gibi ülkenin demokratikleşmesine bağlıdır. İlk olarak devletin yapması gereken Alevileri tanımlamaktan, kategorize etmekten, sınıflara ayırmaktan ve sınırlamadan vazgeçmelidir. Alili-Alisiz Alevilik tanımlaması devletin ne görevi ne de yetki alanıdır. Devlet tüm inançlara eşit durarak zaten görevinin çoğunu yerine getirmiş olacaktır.”

    “ÖDÜN VERMEDEN, EL ETEK ÖPMEDEN STRATEJİK BİR YOL BELİRLEMELİYİZ”

    Katliamlara-soykırımlara ve asimilasyon politikalarına rağmen Alevilik inancının muhalif duruşuyla tarihten günümüze evrilen süre içinde varlığını koruduğunu vurgulayan Altuntaş, şunları kaydetti:

    “Aksi takdirde iktidarın içinde eriyerek asimile sürecini çoktan tamamlardı. Aleviliğin devletleştirilmesi devletin kültürel, inançsal ırkçılık politikalarının bir ürünüdür. Ve bir inanç-kültür soykırımıdır. Ki Öz Alevilere düşen sorumluluklar bu bilinç ile düşünsel-eylemsel fikirler üreterek çözüm odaklı bir araya gelmelidir. Alevi toplumu kendi bünyesinde belli alanlarda uzmanlaşmalıdır. Gerek siyasi-toplumsal, gerek hukuksak ve gerek basın-medya birimleri ile oluşturularak stratejik bir yol belirlenmelidir ve bu yol bizim öğretimizin yolu ile kesişmelidir. Ödün vermeden, el etek öpmeden.

    “ALEVİLER, SEÇİM ÖNCESİ BU KİRLİ İKTİDARLA PAZARLIK YAPMAMALI”

    Önemli bir momentten geçmekte olan Aleviler devletin bir bakanlığına bağlı olarak, biat ederek tabii olarak ya eriyecek, ya da bağımsız ve muhalif duruşundan ödün vermeyerek var olmaya devam edecektir. Zira bu bilinç düzeyine büyük bedeller ödeyerek geldik. Fanon ‘Siyah Deri-Beyaz Maske’ kitabında Avrupalıları (egemenlerin) tarihi yapan, tarihi yazan zamanı ve mekanı kendi algılarına, değer yargılarına kendi çıkarlarına göre yazarak yerel-muhalif- yasaklı kültürleri kademeli olarak bilinçli bir politikayla kendi kültürleri, inançlarıyla kıyaslayarak zaman içerisinde değersizleştirerek ve sonunda tamamen bastırarak yok ettiklerini ifade eder. Bu bağlamda sorun, AKP hükümetinin Eşit Yurttaşlık Talebi düzleminde Alevileri muhatap alıp almaması meselesinden ziyade, Aleviler bu çete-mafya hükümetini her seçim öncesi olduğu gibi kirli pazarlık masasında kendilerine muhatap alıp almayacağı konusudur. Zira her kirli pazarlıkta etik olan değerlerimizden, inancımızın özünden de uzaklaşarak kendimize yabancılaşmamızdır.”

    “BİZİM TALEBİMİZ BİR KURUMA BAĞLILIK DEĞİL; BAĞIMSIZ, ÖZGÜR EŞİT YURTTAŞLIKTIR”

    Zeliha Altuntaş, “Dolayısıyla da hangi masada kiminle bu sorunları konuşacağımızda bizi belirler. Ki Alevilerin kendi sorunlarını ve muhataplarını doğru bir düzlemde değerlendirerek siyasetin de öznesi haline gelmesi ontolojiktir. Gelinen süreçte tüm demokratik güçler ile birlikte bu hükümetten kurtulmanın yollarını belirlemede öncü bir rol üstlenmekten ve demokrasi için el açmaktan ziyade demokrasinin yeşermesi için belirleyici rol almalıdır. Zira biz Alevilerin, bir kuruma bağlanmak, bağlı olmak gibi bir talebimiz olamaz. Bizim talebimiz bu inancın özneleri olarak bağımsız, özgür, eşit yurttaşlıktır” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kenanoğlu: Devlet, AKP hükümeti eliyle Aleviliği kontrol altına almaya çalışıyor-VİDEO

    Kenanoğlu: Devlet, AKP hükümeti eliyle Aleviliği kontrol altına almaya çalışıyor-VİDEO

    PİRHA- HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, AKP hükümetinin son süreçte Alevilere yönelik izlediği politikaları değerlendirdi. Devletin hükümet eliyle Aleviliği kontrol altına almaya çalıştığını belirten Kenanoğlu, “Aleviliğin Avrupa’da tanınmasıyla birlikte devleti telaş aldı. Cumhuriyetin ilk yüzyılı tamamlanırken, Aleviliği artık kontrol altına alma vaktinin geldiği ve bunun da AKP’ye yaptırıldığının bir göstergesidir bunlar” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, AKP hükümetinin son süreçte Alevilere yönelik izlediği politikaları değerlendirdi.

    Hükümetin Alevi açılımının, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde oluşturulacak Alevilik Dairesi’nin Aleviler açısından bir kazanım mı yoksa kayıp mı olduğunu sorgulayan Kenanoğlu, devletin AKP hükümeti eliyle Aleviliği kontrol altına almaya çalıştığını belirtti.

    “BAKANLIĞA BAĞLANMAYAN CEMEVLERİ NE OLACAK?”

    Bugün AKP’nin Alevi açılımının sonu olduğunu, bu sondan kastının açılımın bitmiş olması değil, yeni başlıyor olduğunu ifade eden Kenanoğlu, “AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı şöyle bir açıklama yaptı ve dedi ki; ‘Alevilikle ilgili yeni bir sürece giriyoruz ve şu anda Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda bir daire oluşturulması çalışması yürütülüyor. Bir daire oluşturulacak ve cemevleri buraya bağlanacak. Cemevinde hizmet yürütenler ve dedeler buradan görevlendirilecek ve maaşlarını buradan alacaklar.’ Diğer taraftan da cemevlerinin elektrik, su ve benzeri giderleri, özellikle mahkeme konusu olan bir takım durumlarda buraya bağlanarak buradan çözülecek. Peki bağlanmayanlar ne olacak? Bağlanmayanlar bu kapsamın dışında tutulacaklar ve buralardan herhangi bir yardım veya bu anlamda destek alamayacaklar” diye konuştu.

    “DEVLET DİNLERİ VE TOPLUMLARI KONTROL ALTINDA TUTMAK İSTİYOR”

    Birçok kesimin bu durumu AKP’nin seçimlere giderken Alevilerden oy alma kaygısı ile yapmış olduğu bir iş olarak gördüğünü aktaran Kenanoğlu, bu meselenin o kadar basit olmadığını, altında başka nedenler yattığını söyledi.

    Bu meselenin devletin AKP eliyle yaptığı son yüzyılın Alevilere en büyük kazığı olduğunu vurgulayan Kenanoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

    “Türkiye Cumhuriyeti devletinin şu andaki iktidardan bağımsız düşünürsek temelini oluşturduğu toplumda şunu hesaplamıştır: Dinleri kontrol altında tutmak, toplumu kontrol altında tutmak, zapturapt altına almak ve kontrollü bir toplum oluşturmak hedefi gütmüştür. O nedenle makbul vatandaşlık tanımı yapmıştır. Sünni olacak, Türk olacak. Makbul vatandaş budur. Türkiye Cumhuriyeti devleti açısından kuruluş kodları böyle çalışıyor. Toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan Sünni toplumu 1924 yılında Diyanet İşleri Başkanlığının kurulmasıyla birlikte esasında zapturapt altına almış, Sünniliği bir biçimi ile Müslümanlığı kontrol altına almış ve akabinde 1925 yılında Tekke ve Zaviyeler Kanunu’nu çıkartarak tarikatların, cemaatlerin, tekkelerin, dergahların yasaklanmasını getirmiştir. Bu esasında Aleviliği bir biçimde yasaklayan bir kanun olmuş. Bize şöyle diyorlar ya bütün tekkeler, bütün tarikatlar kapatıldı ama Aleviliğe de tarikat gözüyle bakıldığı için Alevilik yasaklanmıştır tamamen.”

    “AVRUPA’DA ALEVİĞİN TANINDIĞINI GÖREN TÜRKİYE DEVLETİNİ TELAŞ ALDI”

    Devletin Aleviliği hala bir tarikat olarak gördüğüne dikkat çeken Kenanoğlu, “Gelinen noktada özellikle Alevi kurumlarının, Alevi toplumunun demokratik mücadelesi ve Avrupa’da elde edilen çeşitli kazanımlar bağımsız müstakil bir inanç olarak Aleviliğin tanınmasını sağladı. Avrupa ülkeleri tarafından kabul edilmesi, oradaki Alevilerin beyanlarının esasıyla kabul edilmesi ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti’ni telaş aldı. Türkiye Cumhuriyeti devleti bütün olarak Aleviliğin artık yok sayılamayacağını artık görmezlikten gelinemeyeceğini düşünerek uzun süredir üzerinde bir çalışma yürütüyor. Aslında Alevi çalıştayları da bu amaca hizmet ettiler. Alevi toplumunun hakikatini olduğu gibi kabul eden değil, Aleviliği nasıl kontrol altına alırız çalışmalarıydı” dedi.

    “ALEVİLİK KONTROL ALTINA ALINMAYA ÇALIŞILIYOR”

    HDP İstanbul Milletvekili Kenanoğlu, AKP’nin Alevilere yaklaşımının bir seçim çalışması olmadığını belirterek, “AKP’nin Alevilerden alacağı oy da yok zaten. AKP’nin derdi şu anda ya da devletin AKP’ye yaptırmak istediği Alevilerin oylarının nereye gider meselesi de değil. Bu yüzyıl tamamlanırken, 2023 yılında Cumhuriyetin ilk yüzyılı tamamlanırken Aleviliği artık kontrol altına alma vaktinin geldiği ve bunun da AKP’ye yaptırıldığının bir göstergesi, sonucudur bu.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Devletten maaş alan dede artık memurdur, Alevi inancını anlatamaz’-VİDEO

    ‘Devletten maaş alan dede artık memurdur, Alevi inancını anlatamaz’-VİDEO

    PİRHA-AKP iktidarının son süreçte Alevilere yönelik uyguladığı politikaları samimi bulmadığını söyleyen Ağuçan Ocağı’ndan Aziz Rüzgar, “Devletten maaş alan bir dede devlet memurudur. Maaş alan bir dede artık gerçekleri söyleyemez ve artık Alevi inancını anlatamaz” dedi.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Hüseyin Gazi Cemevine yaptığı ziyarete ve Diyanet aracılığıyla dedelerin Kerbela’ya götürülmesi ile gençlik kampı düzenlemesine Alevilerin tepkisi sürerken, AKP hükümetine yakınlığıyla bilinen Abdülkadir Selvi de geçtiğimiz günlerde “Cemevleriyle ilgili düzenlemeler ne getiriyor” başlıklı bir yazı yazmıştı. Selvi, yazısında AKP’nin Aleviler ile ilgili atacağı olası adımlara değinerek, cemevlerine ibadethane statüsünün verilmesinin şu an için gündemde olmadığını, dedelere maaş bağlanacağını kaydetmişti.

    Ağuçan Ocağı’ndan Aziz Rüzgar, AKP iktidarının son süreçte Alevilere yönelik uyguladığı politikalara dair PİRHA‘ya konuştu.

    “EĞER HÜKÜMET SAMİMİYSE CEMEVLERİNİ İBADETHANE OLARAK KABUL ETSİN”

    Dedelere maaş bağlanmasını doğru bulmadığını söyleyen Ağuçan Ocağı’ndan Aziz Rüzgar, “Devletten maaş alan bir dede devlet memurudur. Devlet ne yapmasını isterse dedeler onu yapmak zorundadır. Maaş alan bir dede artık gerçekleri söyleyemez ve artık Alevi inancını anlatamaz. Eğer hükümet samimiyse cemevlerini ibadethane olarak kabul etsin. Devlet cemevlerini ibadethane olarak kabul etmiyor ama cemevine ve Hacıbektaş’a gidiyor. Ben devleti samimi bulmuyorum” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • AKP hükümeti Alevilerin tepkisine rağmen ‘ihtiyaç’ ziyaretlerini sürdürüyor

    AKP hükümeti Alevilerin tepkisine rağmen ‘ihtiyaç’ ziyaretlerini sürdürüyor

    PİRHA- Kırklareli Valisi Birol Ekici, kent genelinde cemevi ve dergahlara ‘ihtiyaç’ ziyaretinde bulundu.

    Alevilerin tepkisine rağmen AKP hükümeti Alevi kurumlarına ‘ihtiyaç’ ziyaretlerini devam ettiriyor.

    AKP hükümeti dönemindeki hak ihlalleri ülkenin dört bir yanında ev işaretlemeleri, zorunlu din dersleri, eğitimde ihlaller, cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmemesi ve elektriklerinin kesilmesi, cemevleri önünde korsan hoparlör takılarak ezan okunması, köylere cami yapılması, hizmet verilmemesi, cemevlerini belediyelerin yönetmesi, gözaltı ve tutuklamalar, nefret söylemleri, cenazelere saldırı, mezar yerlerinin tahrip edilmesi, HES-JES projeleri, yaşam alanlarının yasaklı bölge ilan edilmesi, festivallerin yasaklanması ve orman yangınları şeklinde kendini gösteriyor.

    Alevi toplumunun taleplerini mahkeme kararlarına rağmen yerine getirmeyen AKP hükümeti, Alevi kurumlarına “Bir ihtiyacınız var mı? diye soruyor, ziyaret ediyor.

    Kırklareli Valisi Birol Ekici, Topçu Baba Dergahı, Hamzabey Köyü Cemevi, Cem Vakfı Babaeski Şubesi’ni ziyaret etti. Burada şube yöneticileri ile bir araya gelen Ekici’nin Alevilerin ihtiyaçları ve taleplerine dair önerilerini dinlediği kaydedildi.

    Görüşmelerde Valilik tarafından tahsis edildiği söylenen arazi üzerine inşa edilmesi planlanan cemevi projesi ve taleplerin bir rapor halinde AKP Genel Merkezi’ne bildirileceği iletildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Xwebûn Gazetesi Editörü Konak: Basın özgürlüğü mücadelesini sürdüreceğiz-VİDEO

    Xwebûn Gazetesi Editörü Konak: Basın özgürlüğü mücadelesini sürdüreceğiz-VİDEO

    PİRHA-16 gazetecinin tutuklanmasına ve sansür yasasına ilişkin PİRHA’ya konuşan Xwebûn Gazetesi Kırmancki Editörü İsmet Konak, “Yapılan tüm baskılara karşı ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü mücadelemizi sonuna kadar devam ettireceğiz” dedi.

    Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında 8 Haziran’da gözaltına alınan 22 kişiden 16 gazeteci 16 Haziran’da tutuklandı. Daha sonra ise basın meslek örgütlerinin, “Sansür yasası” olarak nitelendirdikleri internet medyası ve sosyal medyaya yeni yaptırımlar öngören kanun teklifine karşı tepkiler göstermişti.

    Xwebûn Gazetesi Kırmancki Editörü İsmet Konak, 16 gazetecinin tutuklanması ve sansür yasasına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Gazetecilerin gözaltına alınmasında güvenlik güçlerinin düşmanca yaklaşımına değinen İsmet Konak, “Güvenlik güçleri iktidarın vermiş olduğu emirleri çok hızlı bir şekilde ve iştahla yerine getiriyorlar. Artık saray tapınak gibi, güvenlik güçleri, hakimler ve savcılar da tapınağın şövalyeleri gibi davranıyorlar. Xwebûn, Jinnews ve PEL’e yapılan baskınlarda bütün bilgisayarlara el konulması bize Moğol saldırısını hatırlatıyor” diye belirtti.

    “BUNDAN SONRAKİ SÜREÇTEDE MÜCADELEMİZ DEVAM EDECEK”

    Gazetecilere yönelik saldırıların gazeteciliği işlemez hale getirmek amacıyla yapıldığını belirten Konak, şöyle devam etti:

    “16 gazeteci arkadaşımız tutuklu zindanda bekliyorlar. Uygulanan hukuksuzlukların farkındayız. İktidarın ve güvenlik güçlerinin yapmış olduğu saldırı tamamen ifade özgürlüğünü ve gazeteciliği kırmaya dönük bir adım. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. ve 10. maddesinde ifade ve basın özgürlüğünü çok net bir şekilde görüyoruz ama bunların Türkiye’deki hukuk mekanizmasında da yer edinmesi lazım. Ama biz iktidarı artık tanıyoruz, bütün bu baskıların temel sebebi içinde bulunmuş oldukları açmazı kamufle etmek içindir. Çünkü artık iktidarda hırsızlık, yolsuzluk vardır ve artık meşruiyetini yitirme söz konusudur. İktidar seçimler öncesi gazetecilere özelliklede Kürt kimliğini hedef alarak tüm suçlarını örtmeye çalışıyorlar ama ne yaparlarsa yapsınlar sonuca ulaşamayacaklar. Gazetecilerin gözaltına alınması ve tutuklanmasına karşı çok ciddi bir kamuoyu oluşturduk açıklamalar yaptık ve kampanyalarımız devam ediyor. Bundan sonraki süreçte de mücadele etmeye devam edeceğiz. Yalnız taştan duvar olmaz o yüzden yapılan tüm baskılara karşı ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü mücadelemizi sonuna kadar devam ettireceğiz.”

    “İKTİDARIN ÇIKARMAK İSTEDİĞİ YASA SANSÜR YASASIDIR”

    İktidarın çıkarmak istediği sosyal medya yasasının sansür yasası olduğunu vurgulayan Konak, “Yasada 29. Madde çok önemli, çünkü halka yanıltıcı bilgi verenler, halkı endişe ve paniğe sokanlar bir şekilde bu yasa çerçevesinde 1-3 yıl arasında cezalandırılacaklar. Yasadaki bu ibareler çok ucu açık ibareler hangi bilgiler yanıltıcı, hangi bilgi panik içeriyor, hangi bilgi halkı endişelendirir bunların hepsinin ucu açık özellikle yargı alanında keyfilik yaratabilir. Ben yeni çıkacak yasayla birlikte Twitter’da hükümeti eleştiren bir paylaşım yaptığımdan dolayı beni hapishaneye atabilirler. Ülkede hukuk kuralları yok, sansür yasasına karşı gazeteciler, sivil toplum örgütleri, siyasi partiler daha fazla ses çıkarmalı. Hükümet kendisine yönelik eleştirel seslerin önünü kesmek için sansür yasasını çıkarmak istiyor ama biz gazeteciler olarak tüm baskılara rağmen mücadele etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    Cihan BERK/DERSİM

  • Ali Balkız: AKP, Alevilere hangi rüşvetleri sunarsa sunsun başarılı olamayacak-VİDEO

    Ali Balkız: AKP, Alevilere hangi rüşvetleri sunarsa sunsun başarılı olamayacak-VİDEO

    PİRHA-AKP hükümeti tarafından 400 Alevi gencinin ‘Hacıbektaş Gençlik Kampı’ ve 300 dedenin ise Kerbela’ya götürülme programlarına tepki gösteren Yazar Ali Balkız, “Kerbela’ya götüreceğiz, gençlerinize kamp düzenleyeceğiz, cemevi yapacağız, dedelerinize maaş vereceğiz gibi rüşvetleri Aleviler artık yemezler. Artık bilinçlendik, haklarımızın ne olduğunu biliyoruz” dedi.

    İçişleri Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı, Alevi gençleri Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde düzenlediği kampa götüreceğini açıkladı. 19-23 Ağustos tarihlerinde yapılması planlanan programa katılımcı sağlamak için cemevleri ile temasa geçilmesi yönünde İl Kültür ve Turizm Müdürlüklerine yazı gönderildiği kaydedildi. AKP’nin ayrıca Aralık ayında da 300 dedeyi Kerbela’ya götürmek için cemevleriyle iletişime geçtikleri ortaya çıktı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) önceki dönem Genel Başkanlarından yazar Ali Balkız, İçişleri Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 400 Alevi genci için Ağustos ayında yapılacağı duyurulan “Hacıbektaş Gençlik Kampı” ile 300 dedenin Aralık ayında Kerbela’ya götürülme programına ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    “AKP HÜKÜMETİ BU TÜR POLİTİKALARA KALKIŞMASIN”

    AKP hükümetinin Alevilere hangi rüşvetleri sunarsa sunsun başarılı olamayacağını belirten Yazar Ali Balkız, “Kerbela’ya götüreceğiz, gençlerinize kamp düzenleyeceğiz, cemevi yapacağız, dedelerinize maaş vereceğiz gibi rüşvetleri Aleviler artık yemezler. Artık bilinçlendik, haklarımızın ne olduğunu biliyoruz. Baskı, şiddet ve katletme politikalarının yerini günümüzde bir yandan hem katliamlar hem de rüşvetlerle Alevileri kazanmaya mı çalışıyorlar, etkisizleştirmeye mi yoksa kendilerine benzetmeye mi çalışıyorlar? AKP hükümeti ya da devlet bu tür politikaları uygulamaya kalkışmasın. Belki 3-5 tane kandırılmış insan bulabilir, Aleviler içinde yeni Hınzır Paşalar çıkabilir ama çürük elmalar aynı sandıkta durmaz çürür ve dışarıya atılırlar. Alevilerin ihtiyacı olan şey ülkede laiklik, demokrasi, insan hakları ve eşit yurttaşlık hakkıdır” dedi.

    Cihan BERK/MALATYA

    İLGİLİ HABERLER:

    > Cemevini tanımayan AKP, Alevi gençleri kampa, dedeleri Kerbala’ya götürüyor!
    > Mat’tan AKP’ye tepki: İnancı kabul etmeyen devlet aklı Ana/Dedeleri Hacca götürüyor
    > Ocak evlatlarından asimilasyonculara uyarı: Dersim’den ellerinizi çekin!
    > Doğan’dan, AKP’nin kampa ve Kerbela’ya götüreceği gençlere, dedelere çağrı: Tevessül etmeyin!
    > Bülbül’den, AKP’nin Alevilere yönelik etkinliklerine tepki: Oyunlardan vazgeçin!
    > Doğan’dan hükümetin Alevi gençlik kampı ve Kerbela planına tepki: Böyle bir önceliğimiz yok!
    > Erçe: Asimilasyon politikasını kutsallarımız üzerinden yapmaya çalışıyorlar

  • Doğan’dan, AKP’nin kampa ve Kerbela’ya götüreceği gençlere, dedelere çağrı: Tevessül etmeyin!

    Doğan’dan, AKP’nin kampa ve Kerbela’ya götüreceği gençlere, dedelere çağrı: Tevessül etmeyin!

    PİRHA-DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, AKP hükümeti tarafından 400 Alevi gencinin “Hacıbektaş Gençlik Kampı”na, 300 dedenin ise Kerbela’ya götürülme programlarına sert tepki gösterdi. Doğan, “Alevi inancı devletin her bakanlığının, kurumunun kıskacı altında acı çekmeye devam ediyor. Bu davranışların Alevi toplumsallığına, inancına hiçbir katkısı yoktur. Böyle bir şeye tevessül etmeyin. Özünüze dönün” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, İçişleri Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 400 Alevi genci için Ağustos ayında yapılacağı duyurulan “Hacıbektaş Gençlik Kampı” ile 300 dedenin Aralık ayında Kerbela’ya götürülme programına ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.

    Alevi inancı üzerindeki asimilasyon çalışmalarına yönelik Alevi pirlerinin yaptığı ortak çağrıyı kıymetli bulduğunu belirten Doğan, kampa katılmak durumunda olan gençler ile Kerbela’ya götürülmek istenen dedelere çağrıda bulundu. Doğan, “Böyle bir şeye tevessül etmeyin. Köklerimiz kendi topraklarımızdadır. Özümüz buradadır. Sizi dönüştürmek isteyenler ile yola çıkmaya hiç ihtiyacınız yoktur. Özünüze dönün” dedi.

    “BUNU KABUL ETMEK ALEVİ İNANCINA EN BÜYÜK İHANETTİR”

    Masrafları bakanlıklar tarafından karşılanacağı duyurulan iki program için “Hiçbiri iyi niyet göstergesi değil” yorumunda bulunan Doğan, şunları söyledi:

    “Tanımadıkları, inanç merkezlerini kabul etmedikleri bir inancın varlığını kabul ederek kendi bünyelerinde kamp yapma istekleri şunu gösteriyor. “Biz iki yüzlüyüz. Sizi kabul etmiyoruz ama varsınız. Sizi dönüştürmek, asimile etmek için kamplara alıyoruz. Sistemin tekçi yapısına benzetelim” demektir bu. Buna hiçbir Alevi kurumunun, toplumsallığının ve gencinin tevessül etmemesi lazım. Bunu kabul etmek bu inanca en büyük ihanettir. Bu kurumlar tanımadıkları bir inancı davet ediyorlarsa burada bir iyi niyet görmemeleri ve bu konuda dirençli olmaları gerekir.”

    “KERBELA ÜZERİNDEN İNANCI KENDİ DEĞERLERİNDEN KOPARMAYA ÇALIŞIYORLAR”

    Doğan, 300 dedenin Kerbela’ya götürülme planının daha önce de hayata geçirildiğini hatırlatırken, programı “Alevi inancını, kendi köklerinde yeşerdiği, büyüdüğü, kendini var ettiği coğrafyalardan uzaklara atıp; kökünden koparıp, yok etmenin yoludur” şeklinde tanımladı. Doğan, şöyle konuştu:

    “Bunu geçmişten günümüze kadar hep yaptılar. Bir dönem, “Horasan Erenleri”, Orta Asya’dan gelen sadece Türklere mensup Ahmet Yesevi’ye bağlayarak Aleviliği onun üzerinden tanımlamaya çalıştılar. Kendi coğrafyasından, kökünden, topraklarından kopardığı zaman daha çabuk ve kolay yok edecektir. Sonrasında yine aynı zihniyet nasıl ki “Horasan Erenleri” diyerek başlayıp, Horasan’da yaşayanların Kürt olduğunu algılayıp, gelip “Anadolu Erenleri” üzerinden aynı asimilasyonu yapıp, bunu da belli merkezlerdeki Alevi örgütlülüğü üzerinden yerel yönetimler ve devlet yapıları üzerinde ilişkilendirerek dönüştürmeye çabaladıysa aynı yöntemi şimdi Kerbela üzerinden bu defa da inancı köklerinden koparıp, çöllere göndererek aynı asimilasyonu yapmaya devam ediyor.

    “ASİMİLASYONA, DEDELER VE KURUM BAŞKANLARI ÜZERİNDEN DEVAM ETME DÜŞÜNCESİNDELER”

    Yani elini inancın içine sokarak orada değiştirip, dönüştürüp, yok etmek. Bu inanca olan düşmanlık hız kesmiyor. Alevi toplumsallığına, inancına saygısızlık bin yılları bulmuştur. Sonradan örgütlü yapılar ile dirsek teması kurarak, çıkar üzerinden devşirdikleri dedeler veya örgütlü yapıların başkanları üzerinden bu asimilasyon ve Alevi toplumsallığını bölüp, parçalayıp, yok etme düşüncelerine devam ediyorlar. Kerbela’ya göndermek de yine inancın kendi değerlerinden koparıp, başka bir inancın kolu, alt versiyonu gibi bir yaklaşımla da inancı eritmek, bunu da dedeler üzerinden yapmak yeni bir durum değil.”

    “BU DAVRANIŞLARIN ALEVİ İNANCINA HİÇBİR KATKISI YOKTUR”

    Alevi inancının devletin her kurumunun kıskacı altında olduğunu söyleyen Doğan, “Geçmişte de Kerbela’ya dede gönderdiler. İran’a gönderdikleri dedelere Şia eğitimi verip şu an cemevlerinde hepsi imamlık yapıyor. Alevi inancı gerçekten devletin her bakanlığının, kurumunun kıskacı altında acı çekmeye devam ediyor. Buna tevessül eden dedelerin, kendine inanç önderi diyenlerin gerçekten Alevi pirleri olmadığını, sadece kendi çıkarlarına, ufak şeylere tevessül eden basit insanlar olduğunu söylemek isterim. Hiçbir Alevi dedesinin, samimi inanç sahibinin böyle bir durum içerisine düşmeyeceğini, düşmemesi gerektiğini önemle belirtmek isterim. Bu davranışların Alevi toplumsallığına, inancına hiçbir katkısı yoktur. Ayrıca kendini koruyamayan, öz benliğiyle yaşamayı beceremeyenlerin, içinde yaşadığı topluma da, demokrasiye de, insanlığa da katkısı yoktur. İnsan kendi özüyle, özgün duruşuyla hayatta olmalı” ifadelerini kullandı.

    “KÖKLERİMİZ BU TOPRAKLARDADIR, ÖZÜNÜZE DÖNÜN”

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Alevi ocak evlatlarının asimilasyon politikalarına karşı yaptıkları ortak açıklamaya da değinerek, şunları kaydetti:

    “Alevi pirleri bir basın açıklaması ile bu duruma dikkat çektiler. Buna tevessül edilmemesi konusunda ciddi bir çağrıydı. O çağrıyı kıymetli buluyorum. Bütün Alevi toplumsallığının, pirlerin çağrısına kulak vermesini, bu minvalde yol almalarını isteriz. Başka türlüsü Aleviliğe büyük zarar ve ihanettir. Hiçbir Alevi kurumu ve toplumsallığının böyle bir şeye rızalık göstereceğini açıkçası düşünemiyorum. Böyle bir şeye onay vermezler. Gerekli tavrı koyacaklarından da eminim. Bizim tavrımız da çağrımız da budur. Kerbela’ya götürülecek dedelere çağrımız şudur: Böyle bir şeye tevessül etmeyin. Köklerimiz kendi topraklarımızdadır. Özümüz buradadır. Hacıbektaş’taki kampa gitmek durumunda olan gençlere çağrımız ise şu: Sizi dönüştürmek isteyenler ile yola çıkmaya hiç ihtiyacınız yoktur. Özünüze dönün. Böyle şeylere tevessül etmeyin.”

    Barış KOP / İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    >Cemevini tanımayan AKP, Alevi gençleri kampa, dedeleri Kerbala’ya götürüyor!
    >Mat’tan AKP’ye tepki: İnancı kabul etmeyen devlet aklı Ana/Dedeleri Hacca götürüyor
    >Ocak evlatlarından asimilasyonculara uyarı: Dersim’den ellerinizi çekin!

  • Dersim Emek ve Demokrasi Platformu: Alevilerin talepleri karşılansın!-VİDEO

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu: Alevilerin talepleri karşılansın!-VİDEO

    PİRHA- Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, iktidarın yeni ‘Alevi açılımı’ hamlesine tepki gösterdi. Platform tarafından yapılan açıklamada, “Cemevlerine ‘kültür merkezi’ statüsünün verilmesi, Alevilerin en temel taleplerinden biri olan cemevlerinin ibadethane olarak görülmesi talebinin reddi anlamına gelmektedir” denildi.

    AKP iktidarı, yıllar önce sonuçsuz olarak rafa kaldırdığı ‘Alevi açılımını’ yeniden masaya getirdi. İçişleri Bakanlığı yetkililerinin AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla Türkiye genelindeki birçok cemevini ziyaret ederek, fiziki ve maddi eksikliklerin tespiti ve karşılanması noktasında başlayan çalışmaları daha sonra genişleyerek sürdü.

    Beraberinde birçok tartışmayı da getiren bu çalışmalar, cemevlerinin ‘kültür merkezi’ olarak tanımlanması, dedelere maaş bağlanması, cemevinin su ve elektrik giderlerinin karşılanması ve Diyanet benzeri ‘Alevi cemaati Başkanlığı’ kurulması gibi başlıklar etrafında kamuoyuna yansıdı.

    18 Aralık günü Dersim’e gelen Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, Tunceli Cemevini ziyaret etti. Cemevlerinin hukuki anlamdaki taleplerini yerine getireceklerini ifade eden Bakan Gül, “Türkiye’de 84 milyon vatandaşımız her konuda farklı düşüncede olabilir ama bir konuda hepimiz ortak kanaate sahibizdir. O da ehlibeyt sevgisi, Hazreti Ali, Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin sevgisidir. Kerbela hüznü, insanlığın ortak hüznüdür, üzüntümüzdür, acımızdır. Bizim geçmişimiz de geleceğimiz de birliktedir. Bin yıldır bu coğrafyada alevi kardeşlerimiz, bu toprakların asli unsuru olarak yaşamışlardır ve yaşayacaklardır. Geçmişte bazı kötü örnekleri olsa bile, red, inkâr, Alevi inancını ve vatandaşlarımızı inkâr eden politikaları reddediyoruz, asla kabul etmiyoruz” demişti.

    İktidarın yeni ‘Alevi açılımı’ hamlesine Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, tepki gösterdi. İHD Dersim Şubesi’nde yapılan açıklamayı platform adına PSAKD Dersim Şube Başkanı Ekber Kaya okudu.

    “CEMEVLERİ YASAL STATÜYE KAVUŞTURULSUN”

    Cemevlerinin yasal statüye kavuşturulması talebini yıllardır dillendirdiklerini vurgulayan Kaya, “Yapılan açıklamalar anlam bakımından olumlu görünüyor olabilir ancak “Bu bir seçim jesti mi? Ya da rüşvetimi?” kaygısını taşıdığımızı da belirtmek isteriz. Çünkü daha önce de Alevilerin sorunlarını çözme iddiasıyla 7 Alevi çalıştayı düzenlemişti, ancak bir sonuç çıkmamıştı. Yeniden cemevleri üzerinden bir tartışma yapılıyorken bu hatırlatmaların önemli olduğu kanısındayız. Bir kez daha belirtmek isteriz ki her şeyden önce cemevlerine “kültür merkezi” statüsünün verilmesi, Alevilerin en temel taleplerinden biri olan cemevlerinin ibadethane olarak görülmesi talebinin reddi anlamına gelmektedir. Böyle bir tartışmanın dahi yapılmaması gerekmektedir” dedi.

    “TÜM İNANÇ MERKEZLERİNE EŞİT STATÜ VERİLSİN”

    Ekber Kaya, Alevilerin taleplerini şöyle açıkladı:

    “-Her şeyden önce laiklik ilkesi gereği Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılması,

    -Ezidi, Süryani, Hıristiyan, Yahudi, Alevi, Sünni tüm inanç ve ibadet merkezlerine eşit statü, söylemlerle kararname ile değil bu inanç kurumlarının katılımlarıyla Anayasal güvence altına alınması,

    -Genel ve mahalli idareler bütçesinden inanç kurumlarının, tarikat vakıflarının fonlanmasına son verilmesi,

    -Devletin her türlü işlem ve eylemde din ve mezhep ayrımı gözetmeksizin tüm yurttaşlara eşit mesafe de olması

    -Mecburi din derslerinin kaldırılıp, müfredatın dinselleştirilmesine son verilmesi,

    -İktidar temsilcilerinin dinsel ayrımcı ve nefret söylemlerine son verilmesi,

    -Hristiyan, Yahudi, Alevi, Sünni tüm inanç ve ibadet merkezlerine eşit statü verilmesi,

    -Anayasal ve laiklikle çelişen idari, bilim, sanat ve eğitim dinsel referanslardan arındırılması, taleplerini hızlıca yerine getirmelidir.”

    PİRHA/DERSİM

     

  • Koçyiğit’ten hükümete tepki: Sizler sistematik olarak Alevileri asimile ediyorsunuz-VİDEO

    Koçyiğit’ten hükümete tepki: Sizler sistematik olarak Alevileri asimile ediyorsunuz-VİDEO

    PİRHA- HDP Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, AKP hükümetinin hazırladığı üç maddelik çalışmada cemevlerine ‘Kültür Merkezi’ statüsü verileceği iddialarına meclis kürsüsünden tepki gösterdi. Kılıç Koçyiğit, “AİHM’nin hak ihlali olan kararlarını uygulamadınız. Şimdilerde çıkıp, ‘Evet cemevleri var ve biz onlara kültür merkezi statüsü vereceğiz’ diyorsunuz. Siz, kimin inancının mekanını kültür merkezi diye tanımlıyorsunuz? Sizler bu ülkede sistematik olarak Alevileri asimile ediyorsunuz” ifadelerini kullandı.

    AKP’ye yakın gazetelerde hükümetin üç madde üzerinde bir çalışma yaptığı belirtilerek, cemevlerine ‘kültür merkezi’ statüsü verilmesi, dedelere maaş bağlanması, cemevlerinin elektrik ve su giderlerinin devlet tarafından karşılanmasının düşünüldüğü kamuoyuna yansımıştı.

    Konuya ilişkin mecliste konuşan HDP Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, AKP’nin cemevlerine ‘kültür merkezi’ statüsü verme çalışmalarına sert tepki göstererek, “Siz, kimin inancının mekanını kültür merkezi diye tanımlıyorsunuz?” diye sordu.

    Kılıç Koçyiğit ayrıca, AKP hükümetinin zorunlu din dersi ve cemevleriyle ilgili Alevilerin lehine verdiği kararlara Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin göz yummasına dair hamleler geliştirdiğini vurguladı.

    “ALEVİLERİN HİÇBİR TALEBİNİZİ TANIMADINIZ!”

    Alevilerin, zorunlu din derslerinden cemevlerine ibadethane statüsü verilmesine kadar birçok hak talebinin AKP hükümetince yok sayıldığının altını çizen Kılıç Koçyiğit, “Aleviler, bu ülkede bir çok kuruma başvuru yaptılar. ‘Cemevleri bizlerin ibadethanesidir, ibadethane statüsünde tanıyın’ dediler. Tanıdılar mı? Tanımadılar. Alevi aileler başvurup yaparak çocuklarının başka bir ibadetin ritüelleri ile değil kendi inancının ritüelleri ile eğitim alması için başvurular yaptılar. Tanıdılar mı? Tanımadılar. Bütün bunlar AİHM’ gitti ve AİHM hak ihlali kararı verdi. Buna rağmen hak ihlali olan kararlarını uygulamadınız” diye konuştu.

    “SİZ KİMİN İNANICININ MEKANINI KÜLTÜR EVİ OLARAK TANIMLIYORSUNUZ?

    Kılıç Koçyiğit, AKP hükümetinin AİHM kararlarına rağmen hiçbir şekilde adım atmadığını ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne Aleviler talepleri konusunda göz yumma hamleleri geliştirdiğini belirterek, şöyle devam etti:

    “Şimdilerde çıkıp, ‘Evet cemevleri var ve biz onlara kültür merkezi statüsü vereceğiz’ diyorsunuz. Siz, kimin inancının mekanını kültür merkezi diye tanımlıyorsunuz? Sizler bu ülkede sistematik olarak Alevileri asimile ediyorsunuz. Alevilerin kim olduğu, Alevilerin nasıl yaşanacağı hükümetler tarafından tanımlanamaz! Alevi çocuklarını zorunlu din dersine tabi tutarak, kendisine ait olmayan bir inancı öğrenmeye zorluyorsunuz. Uluslararası mahkemeler hak kararı veriyor ama; siz gidip arka kapıdan dolanıp, ‘Ya azıcık daha bizi idare edin, bu eşitsizliğe göz yumun’ sırt sıvazlamaya çalışıyorsunuz. Hani siz Allahtan korkuyor, kul hakkı yemiyordunuz? Bu ülkedeki Alevilerin, Kürtlerin, işçilerin, yoksulların hakkını neden yiyorsunuz?”

    PİRHA/ ANKARA

  • Halis: Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türkiye’yi çok zorlamayacak bir karar da alabilir

    Halis: Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türkiye’yi çok zorlamayacak bir karar da alabilir

    PİRHA- AİHM tarafından Aleviler hakkında verilen kararların AKP hükümeti tarafından uygulanmaması, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 30 Kasım-2 Aralık günleri arasında yaptığı toplantıda ele alınıyor. Toplantıyı ve Alevilerin taleplerinin kabul edilmemesini PİRHA’ya değerlendiren Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ziya Halis, “Avrupa’da kurulan bu tür mekanizmalar daha önce çifte standart uyguladılar. Bundan dolayı bizde yarattıkları ciddi bir tereddüt ve güvensizlik var” dedi. Halis Alevi kurumlarının da etkin davranmamasını eleştirdi. 

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 30 Kasım itibari ile Fransa‘nın Strazburg kentinde toplandı. 3 Aralık’a kadar sürecek toplantıda Bakanlar Komitesi’nin gündemlerinden biri de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından Alevilere dönük alınan kararların Türkiye tarafından uygulanıp uygulanmadığı oldu.

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin, geçmiş yıllarda zorunlu din dersi ve cemevleri ile ilgili Alevilerin lehine verilen kararları göz önünde bulundurarak, Türkiye’ye yeni bir yaptırım uygulaması bekleniyor.

    Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ziya Halis, Aleviler hakkında AİHM tarafından alınan kararların Türkiye hükümeti tarafından uygulanmamasının ardından Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin yeniden toplamasını değerlendirdi.

    Halis, Avrupa Konseyi gibi uluslararası mekanizmaların ulusal çıkarlarına göre hareket ettiğini ve çifte standart uyguladıklarını belirterek görüşmelerden Türkiye’yi çok zorlamayacak bir kararın da çıkabileceğini söyledi. Bu süreçte Alevi kurumlarının etkin bir kamuoyu yaratamadığını da vurgulayan Halis, Alevilerin değerlerine ve potansiyeline denk düşecek bir inisiyatif ortaya koymaları gerektiğini aktardı.

    “AVRUPA BİRLİĞİ KURUMLARININ BİZDE YARATTIĞI CİDDİ BİR TEREDDÜT VE GÜVENSİZLİK VAR”

    Halis, bu kararları uygulamayanın Türkiye Devleti’nin yöneticileri olduğunu, AİHM’in aldığı kararların Anayasa’da yazdığı gibi nihai karar olduğunu ve Türkiye Devleti’nin hukuken AİHM’in verdiği kararlara uyma zorunluluğu bulunduğu halde bu kararları uygulamadığını da dile getirdi.

    Halis, “Dönüp Avrupa’ya baktığımız zaman, Avrupa’nın da insan hakları konusunda, demokrasi konusunda söylediği çok söz var, aldığı birçok karar var. Ancak bunlara uyulmaması sırasında gösterdiği tepkiler çok yetersiz, çok eksik. Bu tür kararlarda bu şekilde davranmalarını Avrupa Birliği’nin demokrasi anlayışı ile bağdaştıramıyoruz. Bu çok büyük bir çelişki. Dolayısıyla Avrupa Birliği kurumlarının da bizde yarattığı ciddi bir tereddüt ve güvensizlik var. Teorik olarak güzel sözler söylüyorlar, yazılı metinler yayınlıyorlar ama kararları uygulamayan ülkeler ile ilgili olan ilişkilerinde daha çok kendi ulusal çıkarlarını koruyarak ve o çıkarlara göre hareket ederek davranıyorlar. Bu da bir handikap ve çelişkidir. Biz Avrupa Birliği’nin bu konudaki tutumunu aydınlar, demokratlar, sivil toplum örgütleri olarak eleştiriyoruz ve bunları bu manada kınıyoruz. Selahattin Demirtaş, Osman Kavala ve Alevilerin kazandığı davaların kararları, öncelikle kendi hükümetimizden ve Türkiye’deki ilgili kurum ve kuruluşlardan uygulamalarını ısrarla bekliyoruz. Bundan asla geri bir adım atmıyoruz. Şüphesiz ki Avrupa Birliği’ni de bu konuda eleştirmek, baskılamak, onların kendi yarattıkları değerlere sahip çıkmalarını sağlamak için her koşulda onları da zorlamalıyız diye düşünüyorum” şeklinde konuştu.

    “ALEVİ KURUMLARI, SES ÇIKARMA VE KAMUOYU OLUŞTURMA NOKTASINDA YETERSİZ KALIYOR”

    Bu süreçte Alevi kurumlarının da bu konuyu çok gündeme getirmediklerini ve bir birliktelik ortaya koyamadıklarını vurgulayan Halis, bu konunun büyük önem taşıdığını, Aleviler açısından tartışılması gerektiğini dile getirdi. Alevi hareketlerinin, Alevi toplumunun bu coğrafyadaki potansiyeline denk düşen bir etkinlik, bir inisiyatiflik ortaya koyamadığını da belirten Halis sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Bu bir gerçek. Bu durumu Alevi kurumlarının da büyük ölçüde kabullendiğini düşünüyorum. Alevi kurumlarının bu konudaki yetmezliği ve yetersizliğini, Alevi hareketleri öncelikle düşünüp değerlendirmelidir. Hak ettikleri inisiyatifi kullanmaları gerekir, diye düşünüyorum. Avrupa Birliği’nin aldığı kararlarla ilgili geçmişte Alevi kurumlarının ses çıkarmadığını söylemek haksızlık olur. Sesler çıktı, hala çıkıyor da ama yetersiz olduğu çok açık bir gerçek. Bu kararların uygulanmasını öncelikle siyasi iktidardan beklemeleri gerekiyor. Mevcut muhalefet partilerini bu konuda zorlamaları gerekiyor. Ancak Alevi kurumlarının bundan vazgeçtiğini, bu durumu kabullendiğini söyleyebiliriz. Vazgeçmiş derken, bu zorlamada ve baskı yapmada vazgeçmişlik anlamında söylüyorum. Türkiye’deki Alevi kurumlarının, Aleviliğin hak ettiği değerlere denk düşen bir etkinlik içerisinde olmadıklarını düşünüyorum. Kurumlara haksızlıkta etmek istemem ama genel olarak toplumdaki algıda bu yönde. Dolayısıyla Alevi hareketlerinin mutlaka bir araya gelip, kendi kişisel çıkarlarını bir tarafa itip, Alevi düşüncesinin toplumda yaygınlaşması, gelişmesi ve Alevi inancının özüne uygun bir duruş sergilenmesi konusunda birbirleri ile tartışarak, bir yol çizmeleri gerekir.”

    “ÇİFTE STANDART UYGULAYIP, TÜRKİYE’Yİ ÇOK ZORLAMAYACAK BİR KARAR DA ALABİLİRLER”

    Avrupa Konseyi’nden Türkiye’ye bir yaptırım kararı çıksa bile bunun etkili bir şekilde uygulanmayacağını söyleyen Halis, “Bir yaptırım kararı çıksa bile Avrupa Birliği’nin, Avrupa Konseyi’nin cemevleri, zorunlu din dersleri gibi konularda yapmaları gereken baskıyı yapmaktan vazgeçtikleri gibi bir kanaatim var benim. Şu an Avrupa Konseyi’nin üzerinde durduğu davalar Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş kararlarının uygulanması kararları. Bu doğrultuda etkili bir adım atabilirler gibi görünüyor. Tabi bu etkiyi nasıl, ne şekilde, hangi periyotta, hangi programla uygulayacakları noktasında bir fikrim yok. Bunu adım adım, aşama aşama mı yapacaklar yoksa Türkiye’nin Konsey’den çıkarılması gibi daha sert ve ciddi bir karar mı alacaklar şimdiden bilemeyiz. Bunu hep birlikte karar açıklanınca göreceğiz. Avrupa’da kurulan bu tür mekanizmalar çifte standart uygulamışlardır daha önce. Şimdi de Türkiye’ye karşı böyle bir tavır içerisine girecekler mi bilemiyoruz. Türkiye’yi çok zorlamayacak, çok baskı oluşturmayacak bir karar da alabilirler. Öyle bir tutum da sergileyebilirler” dedi.

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Karaçalı: ‘Dedelere maaş’ söylemi başta dedelere ve dedelik kurumuna hakarettir!

    Karaçalı: ‘Dedelere maaş’ söylemi başta dedelere ve dedelik kurumuna hakarettir!

    PİRHA- Bugünlerde AKP hükümetine yakın isimlerin gündeme getirdiği “dedelere maaş” meselesi konuşulurken, Halil Karaçalı kaleme aldığı yazıda “’Dedelere maaş’ söyleminin epeydir alıp başını hududsuz bir yere doğru gittiğine dikkat çekti. “Dedelere maaş demek ve bunu dile getirmek başta dedelerin kendisine olmak üzere bütünüyle dedelik kurumuna hakarettir”diyen Karaçalı, “Talip dedeye akmazsa, dede dolu olup, talibe akmaz” dedi. 

    AKP hükümetinin cemevlerine ibadethane statüsü yerine ‘kültür merkezi’ statüsü vermeyi, dedelere maaş ödemeyi planladığı iddiaları Alevi toplumunda tartışılırken Alevilik konularında zaman zaman yazılar yazan Halil Karaçalı önemli bir yazı kaleme aldı.

    Karaçalı, devletin neden ‘dedelere maaş’ vermek isteyeceğini ve dedelerin maaş almasıyla birlikte hangi olumsuzlukların olabileceğini net bir şekilde dile getirdi.

    “DEDELERE MAAŞ SÖYLEMİ, BAŞTA DEDELERE VE DEDELİK KURUMUNA HAKARETTİR”

    Halil Karaçalı, “Talip dedeye akmazsa, dede dolu olup, talibe akmaz. Demi ile eşiğe varan derdine derman bulur, kibri ile gidenin eşgali kelp, sıfatı Mervan olur. ‘Dedelere maaş’ söylemi toprağa ekilmeden, suya yazılmadan epeydir alıp başını hududsuz bir yere doğru gidiyor. Oysa “dedelere maaş” demek ve bunu dile getirmek başta dedelerin kendisine olmak üzere bütünüyle dedelik kurumuna hakarettir” dedi.

    “DEDELER DEVLETE ŞUNU SORMALI: HAYATTA KALMA MÜCADELESİ VEREN TALİPLE HAK MUHAMMET ALİ YOLUNU NASIL SÜRDÜRECEĞİZ?”

    Facebook sayfasından yayınladığı yazısında Karaçalı, yazıyı şöyle detaylandırdı:

    “Enflasyon verilerini TÜİK ve AA %19 olarak açıklarken, ENAG verilerine göre % 49.87 ve Johns Hopkins Üniversitesi’nden ekonomist Steve Hanke’ye göre ise %58.7 olduğu bir ülkede dedelerin asıl söylem ve çıkışlarından biri, bize “maaş” deyip duruyorsunuz ama talip/ler için neden liyakat, çalışma ve üretim üzerine kurulu bir maaş düşünmüyorsunuz? Dar tanımlı işsizlik oranı TÜİK verilerine göre % 12.1 ve geniş tanımlı oran ise %22’nin üzerinde. Bugün 4 kişilik bir ailenin asgari geçim/yoksulluk sınırı geçim maliyeti 10.396 TL. Hal vaziyet böyle iken dedelerin devlete şu soruyu yöneltmeleri gerekir: Açlık, yoksulluk, işsizlik, sosyal ve toplumsal adaletsizlik, eşitsizlik, doğal afetlerden toplumsal felaketlere kadar yaşamın vücut bulduğu bütün alanlarda hayatta kalma mücadelesi veren talip ile nasıl Hak Muhammed Ali Yolunu sürdüreceğiz?”

    “Evet bu hayatta kalma mücadelesini veren Türkiye’deki bütün toplumsal kesimler olduğuna göre Aleviler de bu yaşanılan eşitsizliklerden münezzeh değildir” diyen Halil Karaçalı, “Kaldı ki 1905 ve sonrası Dünya’nın nüfus artışı, değişim ve dönüşümü, 1927 yılı nüfus sayımı verileri dikkate alındığında nüfus olarak Aleviler bu ülkenin %20’sini aşkın bir sayıya sahiptir. Ki bu nüfusun belirli bir oranı asimile edilmiştir ama bunu yapan yine devletin kendisi olmuştur. Kuşkusuz devletin uygulamış olduğu asimilasyon politikalarının yanlışlığından biz Aleviler sorumlu değiliz” ifadelerini kullandı.

    DEVLET ‘DEDELERE MAAŞ’ DERKEN NE YAPMAYA ÇALIŞIYOR?”

    “Peki devlet “dedelere maaş” derken ne yapmaya çalışıyor?” diye soran Karaçalı, “Eğer dedeler böyle bir boşluğa gelirse Alevilik ile köprüleri atmış olurlar. Atılan bu köprü ise doğrudan talibin kendisidir” uyarısını yaparak şunlara dikkat çekti:

    “Bilindiği üzere adı sanı konulmamış olsa da Türkiye’de Diyanet şemsiyesi altında bir araya getirilmiş 140 bini aşkın dinsel bir grup var. Bu grubun aldığı maaşlardan Türkiye’deki bütün toplumsal kesimlerin ödemiş olduğu vergilerden kaynaklı hakkı var. Aslında bu maaşı almakla dinsel anlamda kul hakkına girerlerken, devlet yurttaşlık ilişkisinden doğrudan insanların hakkını hukuksuz bir şekilde yemektedirler. Devlet “dedelere maaş” derken dedeleri tam da buraya davet ediyor. Gelin biz burada hem kul hakkına giriyoruz, hem de insanların hakkını yiyoruz. Siz dedeler de bu haksızlığı sıklıkla dile getiriyorsunuz; iyisi gelin beraber bu hakka girelim ve ne bizim ağzımızın tadı bozulsun, ne de sizler “hakkımız haram, zehir zıkkım olsun” deyin! Ne olacaksa beraber olsun!

    “EĞER DEDELER BÖYLE BİR BOŞLUĞA GELİRSE ALEVİLİKLE KÖPRÜLERİ ATMIŞ OLURLAR”

    Eğer dedeler böyle bir boşluğa gelirse Alevilik ile köprüleri atmış olurlar. Atılan bu köprü ise doğrudan talibin kendisidir. Çünkü ister dede, ister mürşit, ister baba, ana; er, dişi her kim varsa evvela Alevilikte taliptir. Dolayısı ile dedeler bizzat kendileriyle de köprüleri atmış olur. Atılan bu köprü ile köprü, ayı, dayı üçgenindeki girdaba düşerler. Mesele tam da buradan başlıyor. Dedenin görev, ödev ve sorumluluğu bu topraklarda “köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı” deme kuralı aşılamak değildir. Tersine dedenin asli görevi eşitsizliği, hak yemeyi teşvik eden bu köprü hikayesinin mimari projesini çizen ve inşaatını yapan müteahhitini de bulup hal çaresine bakması ve bunun yerine Meydan-ı Ali’de mizan terazisini kurmasıdır. Bu mizan terazini kurduğu anda talibin gönlünde çerağ da, hakkullah da, şeydullah da, nezir de kopar. Tabi şeydullah zakirin hakkı, nezir de mürşidindir. Sakın bir hataya düşüp Hakk’ın binasına kaçak kat atılmasın.

    ​”TALİP NEFES ALAMAZSA DEDE NEFES VEREMEZ”

    Sevgili dedeler, bir kilo un olmuş 8 TL, çuvalı eder 400 TL. Bir kulak ekmeğin kavgasında başın gittiği bir devirdeyiz. Bütün bu yaşananlar buğday mi, himmet mi zamanın bir başka evresi sayılır. Yoksulluk artık açlık ve kronik yoksulluğa doğru evrilmektedir. Bu şartlar altında talip ekmeğin kavgasında hayatta kalmanın derdinde olur. Talip nefes alamazsa dede nefes veremez. Nefes alınmadan, ölmeden evvel ölünmez; ölmeden evvel ölünmeyince öldükten sonra talip her daim ölür.

    “EKMEĞİ AŞI OLMAYANA ‘DEDE YETİMİ DENİLİRDİ; DEDENİN GÖREVİ TALİBİN ACISINI SIRTLAMAKTIR”

    Sizler bilirsiniz ki bir zamanlar ekmeği aşı olmayana dede yetimi denilirdi. Dedeler bu insanları korur sahip çıkardı ve hatta nerede bir yevmiye varsa dede yetimleri çağrılırdı, çünkü ekmek ve aşlarının olması gerekiyordu. Hal böyle iken bu zamanda savunulması ve mücadele verilmesi gereken alan yaşamın ve hayatta kalmanın kavgası olur. Dedenin görevi talibin acısını sırtlamaktır. Sırtlanan bu acı kimi talipte bir çerağa döner kiminde ise bir kadeh dolusu deme. Öyle bağış vs. değil çünkü bilirsiniz ki bağış ekonomisi kurban ister.

    “YOL YAKIN İKEN ‘DEDELERE MAAŞ’ SÖYLEMİNE ÇOK GÜÇLÜ SES ÇIKARILMALI”

    Günler aydın ve yol yakın iken “dedelere maaş” söylemine karşı çok güçlü bir sesin çıkarılması gerekir. Aksi halde dede ile talip arasındaki uçurum 18 bin alemin berzahlarından daha öte olur ve sonrasında maaşa talip olanlar bu uçurumdan birer birer dibi köşesi olmayan “cennette” düşer! “Cennette” düşmesine düşerler de ama hiçbir zaman iflah olamazlar ve sonraki neslin ayağına püsküllü bela olurlar.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Kaftancıoğlu: Kadın düşmanı olan bu iktidarı göndereceğiz-VİDEO

    Kaftancıoğlu: Kadın düşmanı olan bu iktidarı göndereceğiz-VİDEO

    PİRHA – CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, 25 Kasım Kadına Şiddete Karşı Uluslarası Mücadele Günü sebebiyle Taksim’de kadınlarla bir araya geldi. Can TV mikrofonuna konuşan Kaftancıoğlu, “Cezasızlık politikasını uygulayan bir iktidar olduğu sürece kadın cinayetleri her geçen gün artarak devam edecek. Bunun önüne geçebilmenin yolu kadın düşmanı iktidarı göndermektir. Görüyorsunuz göndereceğiz onları” dedi. 

    CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu 25 Kasım Kadına Şiddete Karşı Uluslarası Mücadele Günü sebebiyle Taksim’de Can TV mikrofonuna konuştu.

    Kaftancıoğlu, her geçen gün artan kadın cinayetlerine ve şiddetine dikkat çekerek, “Bu ülkeyi yöneten iktidarın ne yazık ki tacizcilerden yana, kadını mağdur edenlerden yana, kadını güçsüzleştirenlerden yana tarafını belli ettiği için biz tam da onun karşısında; kadınların yanında kadın mücadelesinin yanında ve kimliği, yaşam tarzı ne olursa olsun kadın özgürlüğünün yanında mücadelemizi büyütüyoruz. Tek adama karşı çok kadının ne kadar güçlü olduğunu, eninde sonunda sonuç alacağını buradan haykırıyoruz” dedi.

    “KADIN CİNAYETLERİNİN ÖNÜNE GEÇEBİLMENİN YOLU KADIN DÜŞMANI İKTİDARI GÖNDERMEKTİR”

    Kaftancıoğlu, kadın cinayetlerinin politik olduğundan söz ederek; cinayetlerin ve şiddetin siyasi iktidarın bakışından kaynaklı olduğunu kaydetti.

    Kaftancıoğlu şöyle devam etti:

    “Biz yıllarca kadın cinayetleri politik derken ya da kadına şiddet sebebinin altında yatan siyasi bakıştır derken tam da bunu kastediyorduk. Bugün ülkemizdeki kadın cinayetleri de kadına karşı uygulanan şiddet de siyasi iktidarın bakışından kaynaklıdır. Bugün cezasızlık politikasını uygulayan bir iktidar olduğu sürece üzülerek söylüyorum kadına şiddeti de kadın cinayetleride bu şekilde her geçen gün artarak devam edecek. Bunun önüne geçebilmenin yolu kadın düşmanı ve erkek egemen bakışın hakim olduğu iktidarı göndermektir. Görüyorsunuz göndereceğiz onları.”

    “KADINI GÜÇLENDİREN POLİTİKALAR HAYATA GEÇMELİ”

    Kaftancıoğlu, sosyal devlete vurgu yaparak, “Biz kadını önceleyen, kadını özgürleştiren ve kadını sadece korumakla değil, kadını güçlendiren bir istihdamda var eden politikaları ve bu politikaları uygulayacak sosyal devleti hayata geçirdiğimizde bunların hiçbirini konuşmamıza gerek kalmayacak” diye belirtti.

    Berfin YILDIZ/ İSTANBUL

  • ‘Alevi dedelerinin maaş alması inancımıza aykırı, inancımız seçim malzemesi yapılamaz-VİDEO

    ‘Alevi dedelerinin maaş alması inancımıza aykırı, inancımız seçim malzemesi yapılamaz-VİDEO

    PİRHA-AKP hükümetinin hazırladığı üç maddelik çalışmada Alevi pirlere, dedelere maaş ödeneceği iddialarına tepki gösteren PSAKD Samsun Şube Başkanı Cem Sultan, dedelere maaş verilmesinin Alevilik anlayışına aykırı olduğunu belirtti.

    AKP’ye yakın gazetelerde hükümetin üç madde üzerinde bir çalışma yaptığı belirtilerek, cemevlerine ‘kültür merkezi’ statüsü verilmesi, dedelere maaş bağlanması, cemevlerinin elektrik ve su giderlerinin devlet tarafından karşılanmasının düşünüldüğü kaydedildi.

    Cemevlerine ‘Kültür merkezi’ statüsü verileceği, dedelere maaş ödeneceği iddialarına Alevilerden tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Samsun Şube Başkanı Cem Sultan, AKP iktidarının cemevlerine ibadethane yerine ‘kültür merkezi’ statüsü vererek ‘Alevi Açılımı’ yapmayı planladığı iddialarını PİRHA’ya değerlendirdi.

    “CEMEVLERİNİN EKSİKLİKLERİNİ SORDULAR”

    İçişleri Bakanı danışmanın kendilerini de ziyaret ettiğini belirten Sultan, “Samsun’da 23 tane cemevi var, hepsiyle ayrı ayrı görüşüldü. Bize geldiğinde ise hiç yorum yapmadan sadece sorularımızı not aldılar. Cemevinin eksikliklerini sordu, ‘bizden ne istiyorsanız onu İçişleri Bakanlığı’na götüreceğim’ dedi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı uygulansın biz eşit yurttaşlık istiyoruz. Çünkü biz askere giderken, vergi verirken eşitsek hizmet alırken de eşitlik istiyoruz. Sadece cemevi değil hiçbir ibadethaneyi belirlemek hiçbir kurumun vazifesi değildir, haddi de değildir. İbadethane olup olmayacağını ancak o mabede inanan insanların karar vereceği bir olaydır” diye belirtti.

    “TALEBİMİZ EŞİT YURTTAŞLIK HAKKIMIZIN VERİLMESİ”

    Dedelere maaş verilmesinin Alevilik anlayışına, yoluna, süreğine, edep erkanına aykırı olduğunu söyleyen Sultan, “Eğer dede maaş alırsa maaş aldığı kurumun dedesi olur. Bizi gerçekten önemsiyorlarsa kurumlarımızın Alevi çalıştaylarında ortaklaştığı maddeler var. Zorunlu din dersleri ve cemevlerinin tanınmaması gibi sorunlarımız var. Birde her seçimden seçime Aleviliği bir malzeme olarak kullanmaktan vazgeçsinler bu insanları daha çok incitiyor. Samimi olsalardı Abdülkadir Selvi değil de hükümet sözcüsünün duyururdu, bunu duyurmak Abdulkadir Selvi’ye düşmüyor. Bizim talebimiz eşit yurttaşlık temelinde haklarımızın verilmesi ve bunun bir sisteme bağlanması. Diyanet İşleri, laik devletle çelişen bir kurum, cemevlerini sadece kültür evi olarak görmelerini sebebi de budur” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA