Etiket: akp hükümeti

  • AKP hükümeti cemevine ‘ibadethane’ yerine ‘kültür merkezi’ statüsü verecek iddiası

    AKP hükümeti cemevine ‘ibadethane’ yerine ‘kültür merkezi’ statüsü verecek iddiası

    PİRHA- Türkiye’nin pek çok yerinde cemevlerini dolaşan AKP hükümetinin görevlendirdiği danışmanların ziyaretlerinin samimi olmadığı ortaya çıktı. Hükümete yakınlığıyla bilinen Abdülkadir Selvi, hükümetin üç madde üzerinde bir çalışma yaptığını yazdı. Selvi, “Cemevlerinin ibadethane sayılması talepleri söz konusu. Ama kabinedeki eğilim cemevlerinin ‘Kültür Merkezi’ statüsüne kavuşturulması yönünde” dedi. Selvi ayrıca, dedelere maaş bağlanması, cemevlerinin elektrik ve su giderlerinin devlet tarafından karşılanmasının düşünüldüğünü de belirtti. 

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen günkü kabine toplantısının ardından “Kabine gündemimizde talimatımızla ülkemizin 58 ilindeki 1585 cemevi ziyaret edilerek hazırlanan kapsamlı bir çalışmayı da görüştük” demişti.

    AKP hükümetine yakınlığıyla bilinen Hürriyet yazarı Abdülkadir Selvi, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Tunceli Cemevini ziyaretini, danışmanı Ali Arif Özzeybek’le Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ile AKP Genel Başkan Vekili Numan Kurtulmuş cemevlerini ziyaretlerini hatırlatarak, AKP’nin yeni bir açılım yaptığından bahsetti.

    Aleviler 7 Alevi çalıştay yapan ancak sonuca ulaştırmayan, hala mahkeme kararlarını tanımayan AKP hükümetinin samimi olmadığını, seçim yatırımı yaptığını vurgularken, Abdülkadir Selvi de “AK Parti cemevlerini oy hesabı ile ziyaret etmemeli. Çünkü bu samimi olmaz. Ama Türkiye’nin sosyal barışı ile din ve vicdan hürriyeti açısından konuya yaklaşılmalı” dedi.

    YİNE OYALAMA TAKTİĞİ

    Selvi, “Bir dönem Alevi çalıştayları yapan ama bunu sonuca ulaştıramayan AK Parti, bu kez farklı bir yöntem izliyor. O da hak temelli bir açılım” iddiasında bulunarak şunları yazdı:

    1)Cemevlerinin ibadethane sayılması talepleri söz konusu. Ama kabinedeki eğilim cemevlerinin ‘Kültür Merkezi’ statüsüne kavuşturulması yönünde.

    2) Cemevlerinde görevli olan dedelere maaş bağlanması.

    3) Cemevlerinin elektrik ve su giderlerinin devlet tarafından karşılanması.

    Abdülkadir Selvi’nin yazısından da anlaşıldığı gibi AKP hükümeti, Alevilerin haklarını yerine getirme noktasında umut vermiyor. Alevilerin cemevlerine ibadethane statüsü verilmesi talebi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına rağmen, hükümetin hala Alevilerin ibadethanesine ‘Cemevi’ demek yerine ‘Kültür Merkezi’ demeyi tercih ettiği anlaşılıyor.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • ‘Biz Aleviler hiç bir zaman kirli savaşa evet demedik’-VİDEO

    ‘Biz Aleviler hiç bir zaman kirli savaşa evet demedik’-VİDEO

    PİRHA – Hüseyin Gazi Metin Dede, Suriye operasyonu konusunda AKP hükümetini eleştirerek “Suriye’ye demokrasi götürüyoruz’ diyorlar. Biliyoruz ki o muhalif güçlerin çoğu IŞİD ile işbirliği içinde. Bizler toplum olarak her zaman ezilenlerin yanında olup ezenlerin de hep karşısında durduk. Hiçbir zaman için kirli savaşlara ‘evet’ demedik” ifadelerini kullandı. 

    Haberin videosu

    Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde yürüttüğü askeri harekatta bir hafta geride kalırken dünya kamuoyundan da tepkiler gelmeye devam ediyor. Sivil ölümlerin yanı sıra çok sayıda insan da yaşam alanlarını terk etmek durumunda kalıyor.

    Yaşananlara Alevilerin de tepkisi sürüyor. “Operasyonları durdurun” çağrısı yapan Hüseyin Abdal Ocağı dedelerinden Hüseyin Gazi Metin, şu şiiriyle askeri harekatı eleştirdi:

    Silah yarışı ile dünya durulmaz
    Dünyayı düzeltir hoşgörü ile barış
    Nükleer silahlar utanç verici
    Doğayı yok eder insan vurucu.
    Tarihte zalimler oldular öcü

    Dünyayı yüceltir hoşgörü ve barış
    Silah üretiyor süper devletler
    Zorbalıkla soyuluyor milletler
    Menzil alamadı vurmakla Hitler
    Dünyayı düzeltir hoşgörü ve barış

    Bizi yönetenler bizi bölmesin
    İnsanlık içinde ayrım olmasın
    Biri ağlarken biri gülmesin
    Dünyayı düzeltir hoşgörü ve barış

    Beraber çalışalım beraber yiyelim
    Beraber aç kalalım beraber doyalım
    Hayata geçirip bir yasa koyalım
    Dünyayı düzeltir hoşgörü ve barış

    Gazi Metin dedi insanlık birdir
    Bunu fark etmeyen köroğlu kördür
    İnsanca yaşamanın tek yolu vardır
    Dünyayı düzeltir hoşgörü ve barış.

    “KERBELA BİTMEDİ DEVAM EDİYOR” 

    Hüseyin Gazi Metin Dede, Alevi toplumunun her zaman ezilenlerin yanında olduğunu dile getirirken, “Ezenlerin de hep karşısında durduk. Hiçbir zaman için kirli savaşlara da ‘evet’ demedik” ifadelerini kullandı.

    Gazi Metin Dede, ezilen toplumların bu süreçte bir araya gelmesi gerektiğini vurgulayarak şu dörtlükle mesaj verdi:

    Ermeni Süryani Ezidi Kürtler,
    Kızılbaş Türkmenler mertoğlu mertler
    Bir araya gelin canım yiğitler,
    Kerbela bitmedi devam ediyor.

    “YAŞANANLAR İÇİN ‘BANA NE’ DİYEMEYİZ”

    Bugün yaşananlar için hiçbir Alevi yurttaşının ‘bana ne’ diyemeyeceğini aktaran Gazi Metin Dede, “Hiçbir zaman için Alevi dedesine, ozanına, derneklerine de ilgisiz kalmak yakışmaz. Susma sustukça sıra sana gelecek. İnsanlar hak için savaşabilirler ama gidip başkasının toprağında savaşmak doğru değil. Oranın kurulmuş bir hükümeti var. Şimdi kalkıp onlara muhalif olanları yanına alıp operasyonda öne süreceksin. Oradaki Esat’ı, Kürtleri, Alevileri yok sayacaksın, vurmaya çalışacaksın. Buna ‘evet’ demek doğru bir görüş değil ama ben karamsar da değilim ‘Karınca kanatlandı zevali yakın’ derler.” yorumunu yaptı.

    “YOK OLUNSAYDI EĞER BİZLER YOK OLURDUK”

    Hüseyin Gazi Metin Dede, günümüz Alevi önderlerinin güncel gelişmelere karşı duruşlarını eleştirerek, “Ne yazık ki bizim adımıza konuşan Alevilerin çoğu Aleviliği bilmiyor” dedi ve şunları ekledi:

    “Aynı zamanda Hüseyin-i duruşu da bilmiyorlar. Pir Sultan’ı tanımıyorlar. Denizlerin, Mahirlerin, İbo, Çayan ve Mazlumların duruşlarını bilemiyorlar. Bunun için de bazen sınıfta kalabiliyorlar. Kirli savaşlar hiçbir zaman hayır getirmez. Yıllardır hep savaş oluyor ve insanlar vuruluyor. Yok olunsaydı eğer bizler yok olurduk. 1400 yılından beri vurulduk ve halen meydandayız. Bugün Kürtlerin dilini, inancını, kültürünü, yaşam alanını tanısalar bu olanlar meydana gelmez. Bugün Avrupa’nın her tarafı eyalet. Ve eyalet demek bir ülkeyi bölmek demek değil. Kaymakamı, valimi ben seçeceğim. Beni yönetenlerin tümünü kendim seçeyim. Fakat bugün kayyımlar söz konusu. Ama ne yazık ki kayyımların atandığı zamanlarda Alevi toplumu, demokratik bir şekilde meydana çıkmalıydı.
    Bu memleketteki demokrasiyi sekteye uğratıyorsun fakat Suriye’ye de ‘Demokrasi götürüyorum’ diyorsun. Biliyoruz ki oradaki muhalif güçlerin çoğu IŞİD ile işbirliği içinde.

    Demokrasi derler tarif edeyim,
    Duydum ama yaşamadım yazamam,
    Okulu varsa göster gideyim,
    Duydum ama yaşamadım yazamam.

    Eğer demokrasi olsaydı ve halk kendi kendini yönetebilseydi Aleviliğe de diğer bütün din ve ibadetlere de gerek duyulmazdı. Ben Alevi olarak laiklik, çağdaşlık, eşitlik, kardeşlik, barış istiyorum. 73 millete bir nazarda bakmak istiyorum. Alevi dedesinin birine sormuşlar: ‘Sizin orucunuz, namazınız, zekatınız, haccınız, kelime-i şehadetiniz yok.’ Alevi ise ‘Ah kurban, onun dışında ne varsa bizim’ demiş. Dinin şartı, mükafatı vardır ama Alevilik değişimci bir toplumdur ve mazlumların yanında yer alması gereken bir topluluk olması gerekir.

    “BU DİYANET KATLİAMLARIN YAŞANDIĞI GÜNLERDE HİÇ SES ÇIKARTMADI”

    Hüseyin Gazi Metin Dede’nin bir eleştirisi de sınır ötesi operasyonla birlikte Diyanet’in takındığı tutum oldu. Camilerde okunan selanın son derece yanlış olduğu vurgusunu yapan Metin Dede, şunları söyledi:

    “Dinden, kinden, kandan beslenen Diyanet’in ancak yapacakları budur. Tarihten beri Diyanet denen kurumlar Şeyhülislam fetvaları ile insanları katlettiler. Yani Kerbela bugün de yaşıyor. Mesela Sivas’ta tekbir getirerek insanları yaktılar. Maraş’ta tekbir getirerek kadınların karınlarındaki çocukları çıkardılar. Çorum’da, Uludere’de, Ankara Garı’nda toplumlara tekbirlerle bombalar yağdırdılar. Bu Diyanet o günlerde yaşananlara hiç ses çıkartmadı. Bu Diyanet’ten beklenecek cinayetten başka bir şey değil. O sebeple Alevi toplumu boşuna Diyanet’in kaldırılması gerektiğini söylemiyor. Eğer bu devlet laik ise, laik bir devlette Diyanet olmaz. Devletin dinlerden elini çekmesi gerekir. Alevi dedeleri de bir maaşın peşinden koşup düzenin dedeleri olmasın artık.”

    Eren GÜVEN / PİRHA

     

     

  • KESK: Yüksek Hakem Kurulu hükümetin noteridir-VİDEO

    KESK: Yüksek Hakem Kurulu hükümetin noteridir-VİDEO

    PİRHA – 2020-2021 yıllarını kapsayan 5. Toplu İş Sözleşmesi görüşmeleri Yüksek Hakem Kurulu kararının ardından resmen sona erdi. KESK, konuya dair açıklamasında, “Bu düzenle kamu emekçileri lehine herhangi bir kazanımın elde edilmesi mümkün değildir. Sistem iflas etmiştir. 4688 sayılı yasa mefta olmuştur” dedi.

    Haberin videosu

    5. Toplu İş Sözleşmesi görüşmelerinde yetkili sendika ile hükümet arasında uzlaşı sağlanamamasının ardından Hakem Heyeti zam oranı kararını açıkladı. Yüzde 4+4’lük zam oranına dair sert tepki gösteren KESK, konuya dair genel merkez binasında açıklama yaptı.

    “HAKEM KURULU VERİLEN GÖREVİ YERİNE GETİRDİ”

    Basın metnini okuyan KESK Eş Genel Başkanı Aysun Gezen, “Hakem değil fanatik taraftar” dediği Hakem Heyeti’ni şu sözlerle eleştirdi:

    “Konfederasyonumuz bu görüşmelerin daha ilk oturumunda yeni bir satış sözleşmesine dair kaygı ve öngörüsünü masada da açıkça dile getirmiştir. Konfederasyonumuz bir yandan mevcut TİS sürecinin bir ortaoyunundan ibaret olduğunu teşhir ederken bir yandan da diğer konfederasyonlara grevli, gerçek ve özgür bir toplu sözleşme düzeni için birlikte mücadele ve eylem çağrısında bulunmuştur.

    İktidar yasadan ve yetkilendirilmiş yandaş konfederasyondan aldığı destekle geçmiş yılları da aşan bir cüretle ilk günden itibaren ‘dediğim dedik’ tavrını sergilemiştir.

    Ortada açık bir danışıklı döğüş yaşanmaktadır. Yandaş Konfederasyon, üyelerinin giderek artan isyanı karşısında, sonucun değişmeyeceğinin net olduğu Hakem Kuruluna giderek üzerindeki üye baskısını azaltmayı, gaz almayı hedeflemiştir. Göstermelik bir iki eylemle de bunu pekiştirmek istemiştir.

    Hakem Kuruluna gidilirken konfederasyonumuz, üyelerinin ağırlıklı kısmının hükümet tarafından belirlendiği bu kuruldan kamu emekçileri lehine herhangi bir karar çıkmasının mümkün olmadığını ifade etmiş, diğer konfederasyonlara bir kez daha birlikte mücadele çağrısında bulunmuştur.

    Toplu Görüşmeler süreci de dâhil, 18 yıldır hiçbir görüşme süreci bu kadar dağınık, bu kadar belirsiz ve bu kadar pervasız yürütülmemiştir.

    Hakem Kurulu tam da öngördüğümüz şekilde hükümetin son teklifini aynen oy çokluğuyla kabul etmiştir. Hakem Kurulu’nun atanan üyeleri baştan sona kadar blok şeklinde oy kullanmış ve verilen görevi yerine getirmişlerdir.

    Kısacası bugüne kadar mevcut anti demokratik sistemin kurallarını bile yok sayarak diğer konfederasyonlara bilgi verme gereği duymadan kamu işvereni ile kapalı kapılar ardında görüşmeler yapmayı, gece yarıları bakanlarla toplantılar yapmayı gelenek haline getiren, adına yetkili olarak atandıkları 5 milyon kamu emekçisine ve emeklisine hiç sormadan geçmiş yılların kayıplarını içermeyen tekliflerini kafalarına göre değiştirenler, hiçbir temel sorunumuzu çözmeyen mutabakatları ‘tarihi başarı’ olarak göstererek bizleri kandırmaya çalışanlar, sırtlarını dayadıkları, iktidarın kendilerini kandırdığını iddia etmiştir.

    “YANDAŞ KONFEDERASYON SUÇÜSTÜ YAKALANMIŞTIR”

    KESK olarak, bağımsız ve tarafsız arabulucu mekanizmalara karşı değiliz. Ancak böylesi mekanizmalar arabulucu nitelikte olmalı ve tarafların başvurup başvurmaması kendi isteklerine bağlı olmalıdır. Böylesi kurulların kararı bağlayıcı olmamalı, grev hakkının kullanımını engellememelidir.

    Oysa mevcut Kurul hükümetin bir organı gibi tasarlanmış ve oluşturulmuştur. Bir noter işlevi görmektedir. Gerek bileşimi, gerekse yapısı itibariyle hükümetin atadığı üyelerden oluşan Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’nun kamu emekçilerinin temel taleplerinden ve ülke gerçekliklerinden tamamen uzak, hükümetin yönlendirmesiyle açıkladığı karar, Hakem Kurulu mekanizmasının iflası anlamına gelmektedir.

    Dolaysıyla Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’nun aldığı bu karar, kamu emekçileri nezdinde meşru ve hukuki değildir.

    Günlük bir çay parasına bile denk gelmeyen artışla kamu emekçileri ve emeklilerinin ücretlerinin artırılmasını öngören Hakem Kurulu kararını kabul etmiyoruz.

     Grevsiz, ILO sözleşmelerine uygun olmayan, her durumda hükümetin kararlarının çıkacağı mevcut toplu sözleşme düzeni ile geleceğimiz nokta buraya kadardır. Bu düzenle kamu emekçileri lehine herhangi bir kazanımın elde edilmesi mümkün değildir. Sistem iflas etmiştir. 4688 sayılı yasa mevta olmuştur.

    Yandaş Konfederasyon bir kez daha suçüstü yakalanmıştır. Elde edilen kimi ayrıcalıklarla, satış sözleşmeleriyle emek mücadelesinin yürütülemeyeceği tarihte de, ülkemizde de defalarca ispatlanmıştır. Aksini iddia ediyorlarsa, bir kez daha hodri meydan diyoruz: en yakın tarihte genel greve gidip hayatı durduralım. Krizin faturasının emekçilere kesilmesini engellemenin mücadele etmekten başka yolu yoktur.

    Gelin, haklarımızı ve özgürlüklerimizi yok sayanlara kapı kulu değil emekçi olduğumuzu birlikte gösterelim.

    Gelin insanca bir yaşam için taleplerimize sahip çıkmaya devam edelim ve bu talepler için mücadeleyi birlikte yükseltelim.”

    PİRHA / ANKARA

  • Son 5 yılda 1.1 milyar metrekarelik alan hazine arazisi kapsamından çıkarılarak satıldı

    Son 5 yılda 1.1 milyar metrekarelik alan hazine arazisi kapsamından çıkarılarak satıldı

    CHP’li Ömer Fethi Gürer’in Meclis’e verdiği soru önergesine Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’dan gelen yanıt, son 5 yılda orman vasfını yitiren 1.1 milyar metrekarelik alanın hazine arazisi kapsamından çıkarılarak satıldığını ortaya çıkardı.

    AKP’nin çevre katliamı son sürat devam ederken, son 5 yıl içinde orman vasfını yitirdiği gerekçesiyle 1.1 milyar metrekarelik alan hazine arazisi kapsamından çıkarılarak satıldı. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a son 5 yılda satılan hazine arazilerini sordu.

    Gürer’e yanıt, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’dan geldi. Bakan Kurum, 6292 sayılı kanun kapsamında son beş yılda yaklaşık 1 milyar 170 milyon metrekarelik 245 bin 337 taşınmazın satıldığını açıkladı. 6292 sayılı kanun, Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesi ve Hazineye ait tarım arazilerinin satışını öngörüyor.

    Son 5 yılda satışı yapılan Hazine arazileri, mera alanı olmaktan çıkarılıp satışı yapılan araziler ve kirada bulunan Hazine arazilerine ilişkin önergeyi cevaplayan Bakan Kurum şöyle dedi:

    “2015-2019 döneminde; 6292 sayılı kanunun 6’ncı maddesi uygulamaları kapsamında toplam yüz ölçümü yaklaşık 561.7 milyon metrekare olan toplam 166 bin 452 adet, 6292 Sayılı Kanunun 12 madde uygulamaları kapsamında toplam yüz ölçümü yaklaşık 541.7 milyon metrekare olan 48 bin 358 adet, diğer hükümlere göre toplam yüz ölçümü yaklaşık 66.4 milyon metrekare olmak üzere 30 bin 527 adet taşınmazın satış işlemi gerçekleştirilmiştir.”

    “SATA SATA BİTİREMEDİLER”

    Hazine’ye ait olup kira işlemine konu edilen taşınmazlardan; kiraya verilen arsa, arazi, bağ-bahçe, tarla vasıflı arazilerin toplam yüz ölçümünün yaklaşık 975 milyon metrekareyi bulduğunu belirten Bakan Kurum “Toplam 22 bin 566 adet taşınmazın, kullanıcılara kiralanması kapsamında kira sözleşmesi imzalanan toplam yüz ölçümü yaklaşık 479.2 milyon metrekare olan toplam 31 .436 adet taşınmazın kira sözleşmeleri devam etmektedir” dedi.

    Önerge sahibi CHP’li Gürer yaptığı açıklamada, “AKP iktidarları döneminde devlete ait fabrikalar, limanlar, taşınmazlar satıldı. Cumhuriyet dönemi kazanımları bir bir eritildi. Orman alanları maden sahalarına bırakıldı. Hazine arazileri de satılıyor. Sata sata bitiremediler” dedi.

    NE OLMUŞTU?

    AKP hükümeti, son olarak önceki gün aralarında Bodrum Bitez’deki ve Kuşadası’ndaki taşınmazların olduğu değerli Hazine arazilerini satışa çıkarmıştı. Sivas Divriği’deki hidroelektrik santrallerin ise özelleştirilmesinin önü açılmıştı. Toplam 29 taşınmazın biri Adıyaman Besni’de, 2’si Aydın Kuşadası’nda, 2’si İstanbul Büyükçekmece’de bulunuyor. İzmir Karşıyaka Şemikler ile Menderes Gümüldür’de de araziler özelleştirme kapsamına alındı. Mersin Anamur’da 7, Erdemli’de 3 taşınmaz özelleştirilecek. Muğla’da ise özelleştirme kapsamına alınan 12 taşınmaz var. Bunlardan 6’sı Bodrum Gökçebel’de, diğer 6’sı ise Bodrum Bitez’de bulunuyor. Özelleştirme kapsamındaki taşınmazların büyüklükleri ise 873 metrekare ile 45 bin 961 metrekare arasında değişiyor.

  • KESK’li kadınlar: TİS, taleplerimizi yok sayan cinsiyet körü bir düzenektir-VİDEO

    KESK’li kadınlar: TİS, taleplerimizi yok sayan cinsiyet körü bir düzenektir-VİDEO

    PİRHA – KESK’li kadınlar, düzenlediği basın toplantısı ile Kadın Toplu İş Sözleşmesi (TİS) taleplerini duyurdu. TİS masasının antidemokratik olduğunu söyleyen KESK’li kadınlar, “TİS, isteklerimizi yok sayan cinsiyet körü bir düzenek. Kadın temsilinin ve kadın taleplerinin ayrıca masada tartışılması gerektiğini sürekli olarak dile getirmekteyiz” ifadelerini kullandı.

    5 milyon kamu emekçisi ve emeklisini kapsayan toplu sözleşme görüşmeleri 1 Ağustos’da başlıyor. Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) çatısı altında yer alan kadınlar da yaptıkları basın toplantısı aracılığı ile TİS taleplerini açıkladı.

    Konfederasyon genel merkezinde yapılan açıklamayı KESK Kadın Sekreteri Gülistan Atasoy okudu.

    Atasoy, “TİS görüşmeleri, yoksulluk sınırının çok altında yaşamaya mahkum edildiğimiz, gelir ve vergi adaletsizliğinin derinleştiği, iş güvencemizin ortadan kaldırıldığı, çalışma yaşamında cinsiyetçiliğin, ayrımcı ve anti demokratik uygulamaların hız kesmeden devam ettiği, sosyal ve özlük hak gasplarımızın arttığı bir süreçte gerçekleşiyor” dedi.

    Atasoy, hükümet tarafından kadın taleplerinin görmezden gelindiğini ifade ederek “Biriken sorunlarımızın bu masa düzeneğinde çözülemeyeceği ortadadır. TİS masasının antidemokratik, kadınların taleplerini ve sorunlarını yok sayan cinsiyet körü bir düzenek olduğunu belirterek kadın temsilinin ve kadın taleplerinin ayrıca masada tartışılması gerektiğini sürekli olarak dile getirmekteyiz” ifadelerini kullandı.

    “HAKKIMIZ OLANI TALEP EDİYORUZ”

    Atasoy, açıklamanın devamında şu başlıklara dikkat çekti:

    “Biz kadınlar kimseden lütuf ya da sadaka istemiyoruz! Hakkımız olanı talep ediyoruz ve bugüne kadar elimizden alınanları geri istiyoruz.

    Bu nedenle,  KESK’li kadınlar olarak; 2020-2021 yılları için imzalanacak TİS sözleşmesinde aşağıdaki taleplerimizin yer almasını istiyoruz.

    • Grevli, gerçek bir toplu sözleşme yasası yapılmalı, kadınların görüşmelerde temsiliyeti sağlanmalıdır. TİS görüşmelerinde taleplerimiz ayrı bir başlıkta ve gündemle ele alınmalı, mutabakat metninde de aynı şekilde tek başlık altında toplanmalıdır.
    • ILO standartları ve kamu emekçisi kadınların fiziksel ve sosyal koşulları dikkate alınarak, çalışan hamile kadına doğum öncesi 8 hafta, doğum sonrası 24 hafta olmak üzere en az 32 hafta ücretli doğum izni verilmelidir. Doğum sonrası ücretli-ücretsiz izin, süt izni kullananlar sosyal ve özlük hak kaybı yaşamamalıdır.
    • Kadınlara ve lgbti+ lara uygulanan ayrımcılık, şiddet, taciz, mobbing son bulmalı, cinsiyet eşitliğinin sağlandığı bir çalışma yaşamı ve ortamı sağlanmalıdır.
    • En fazla kadın emekçilerin olumsuz etkilendiği esnek ve güvencesiz istihdam biçimleri son bulmalıdır.
    • 20 hizmet yılını dolduran kadın emekçilere talepleri halinde emeklilik hakkı tanınmalıdır. Kadınlara çifte mesaisi, doğum vs göz önünde bulundurularak yıpranma payı ve erken emeklilik hakkı sosyal güvenlik sistemine dahil edilmelidir.
    • Cinsiyet ve cinsel yönelim ayrımcılığının ortadan kalkması için okul öncesinden itibaren tüm kademelerde ‘Toplumsal cinsiyet’ eğitimi zorunlu olmalıdır.
    • İş yerlerinde ‘Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Ayrımcılık ve Mobbing’ başlıkları hizmet içi eğitim konuları haline getirilerek tüm kamu çalışanlarının yılda en az bir kez bu eğitimleri alması sağlanmalıdır.
    • Nüfusu 50 bini geçen belediyelerde şiddete ve istismara uğrayan kadın ve çocuklar için uluslararası standartlara uygun sığınma evleri açılmalı, bu hizmetlerden trans kadınların da yararlanması sağlanmalıdır.
    • Kadınların iş yerlerinde maruz kaldığı cinsiyete dayalı her türlü şiddet, ayrımcılık, taciz ve mobbingi önleyici mekanizmalar oluşturulmalıdır. Kadın beyanı soruşturma başlatılması için yeterli olmalıdır.
    • Boşanan, boşanma aşamasında olan, mobbinge, şiddete, tacize ve istismara uğrayan kadın emekçilerin tayin talebi herhangi bir belge ibrazı istenmeksizin  kabul edilmelidir.
    • 8 Mart’ta tüm kamu çalışanı kadınların ücretli izinli sayılması için yasal düzenleme yapılmalıdır.

    PİRHA/ANKARA

  • AKP hükümeti, bir yaşam alanını daha imara açtı; bu kez Bakırköy’de

    AKP hükümeti, bir yaşam alanını daha imara açtı; bu kez Bakırköy’de

    Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İstanbul Bakırköy’de 65 dönümlük yeşil alan imara açtı. CHP’li inşaat mühendisi İbrahim Doğan, “Siyasi iktidar yaşam alanlarını yapılaşmaya açarak yok ediyor” dedi.

    İstanbul Bakırköy’de bir yeşil alan daha imara açıldı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Bakırköy Şenlik Mahallesi’nde yaklaşık 65 dönümlük donatı alanını imara açtı.

    Birgün’den Uğur Şahin‘in haberine göre, söz konusu alan mevcut planda spor alanı ve çocuk parkından oluşuyor. Bakanlığın hazırladığı plan değişikliği ile birlikte alan yapılaşmaya açılacak. Eski İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Meclisi’nin CHP’li Üyesi, inşaat mühendisi İbrahim Doğan, plan değişikliğinin bölgeye nüfus yoğunluğu getireceğini vurguladı.

    “PLAN YASALARA, İMAR MEVZUATINA AYKIRI”

    “Bakanlık tarafından yapılan plan tadilatı ile yapılaşmaya açılarak donatı alanı yok edilmiştir” diyen Doğan, şöyle devam etti: “Bu düzenleme ile bölgeye yeni yapı yoğunluğu getirilmiştir. Oysa bölgede yeterince yoğunluk var ve esas itibari ile altyapıya ve donatı alanlarına ihtiyaç vardır.”

    Doğan, sözlerini şöyle sonlandırdı:

    “Siyasi iktidar yaşam alanlarını yapılaşmaya açarak yok etmektedir. Yapılan bu düzenleme yasalara ve imar mevzuatına aykırıdır. Bakanlık aslı görevini bırakmış, İstanbul’da bir ilçede parsel bazında plan tadilatı yapmıştır. Bu nasıl bir anlayıştır? Bu uygulamalar kamu yararı taşımıyor.”

  • AABK Başkanı Mat: Tehditlere rağmen davamıza devam edeceğiz-VİDEO

    AABK Başkanı Mat: Tehditlere rağmen davamıza devam edeceğiz-VİDEO

    PİRHA- Avrupa’da Alevilere ve Ermenilere yönelik suikast girişimi iddialarına yönelik konuşan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Başkanı Hüseyin Mat, Avrupa Alevi hareketinin AKP iktidarının Avrupa’da teşhir edilmesi konusunda öncülük etmesinin iktidarı rahatsız ettiğini vurguladı. 

    Haberin Videosu

     Avrupa’da yaşayan Alevilere, Ermenilere ve Türkiye’yi terk etmek zorunda kalan gazeteci, yazar ve akademisyenlere yönelik suikast girişiminde bulunulacağına dair haberlere ilişkin Alevilerden tepkiler gelmeye devam ediyor. Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Başkanı Hüseyin Mat, derin devletin sadece Türkiye sınırları içerisinde değil yurt dışında da yaptıkları bir takım şeylerle kendilerini hissettirdiklerini kaydetti.

    “BİRÇOK CEMEVİNE SALDIRILAR OLDU”

    Avrupa’da birçok cemevinin kapısının işaretlenip camlarının kırıldığını, birçok cemevine yönelik saldırıların söz konusu olduğunu hatırlatan Mat, “Burada tabi Türkiye’de nasıl Alevilerin üzerinde şiddetle, korkuyla, şantajla bastırma, susturma, korkutma gibi bir politika söz konusuysa bunu Avrupa’da özellikle Almanya’da da yapmaya çalışıyorlar” dedi.

    “YAKLAŞIK 1 YIL ÖNCE ALMAN HÜKÜMETİNE ENDİŞELERİMİZİ DİLE GETİRDİK” 

    Avrupa Alevi hareketinin dinamik ve güçlü yapılanmasının özellikle AKP iktidarının Avrupa’da teşhir edilmesi konusunda öncülük etmesinin iktidarı rahatsız ettiğini vurgulayan Mat, iktidarın bundan dolayı kendilerine göre Avrupa’ya yönelik projeler üretmeye çalıştığını belirtti. Avrupa Alevi hareketinin bu konuyla ilgili yaklaşık 1 yıl önce Alman hükümetine endişelerini dile getirdiklerini ifade eden Mat, Alman yetkililerin kendilerine konuyla ilgili araştırma yapacaklarını söylediklerini de ekledi.

    “TOPLUM İKRAR VERDİĞİ DAVASINA DEVAM EDECEK”

    Bunun muhalefetin en önemli güçlerinden biri olan Alevilere yönelik bir saldırı, susturma ve korkutma politikası olduğuna dikkat çeken Mat, şunları kaydetti:

    “Biz Kerbela’dan beri bu davayı sürdüren insanlarız, hatta kavli beladan beri biz bu davayı sürdürüyoruz. Bugüne kadar çok bedel ödedik. Halen daha Aleviler yaşıyorsa, Alevilik yaşıyorsa demek ki bu baskılar, katliamlar, soykırımlar bu toplumun mücadelesinden geri adım atmasına bir neden olmadı. Bundan sonra da bu böyle olacak. Hangi türlü bir baskı, tehdit olursa olsun bu toplum kendi ikrar verdiği davasına devam edecek, yolunda devam edecek. Masum ve mazlum bütün halkların özgürlüğü, barış içerisinde bir arada yaşaması konusunda üstüne düşen sorumlukları tarihinden bugüne kadar nasıl yerine getirmişse bundan sonra o tarihi bilinçle yoluna devam edecektir. Bu tür şeyler olacaktır. Devlet kendisine yakışanı yapıyor, biz de kendimize yakışanı yapıyoruz.” (HABER MERKEZİ)

  • AABF Genel Başkanı Mat: Alevi öğrenciler imam hatipleştirilen okullara mahkum edilecek

    AABF Genel Başkanı Mat: Alevi öğrenciler imam hatipleştirilen okullara mahkum edilecek

    PİRHA- AABF Genel Başkanı Hüseyin Mat TEOG yerine getirilen sistemi eleştirerek, “Sınavsız mahalli yerleştirme sınavı altında, Türkiye’ye ağ gibi sarmalamış imam hatiplere mahkûm edilecek. Alevi öğrenciler ise zorunlu olarak, kapatılan ya da imam hatipleştirilen okullara mahkûm edilecektir” ifadelerini kullandı.

    Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Genel Başkanı Hüseyin Mat Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, TEOG’un yerine Eğitim Bölgesi ve Sınavsız Mahalli Yerleştirme Sistemi’nin getirilmesine tepki gösterdi. Mat yaptığı açıklamada,  “Eğitimde mezhepçilik eksenindeki uygulamalar hızla devam ediyor. AKP iktidarı, TEOG yerine getirdiği yeni düzenleme, okulların İmam Hatiplere çevrilmesini, öğrencilere ise imamlaşmasını hedefliyor” dedi.

    “AMAÇ DİNDAR NESİL YETİŞTİRMEK”

    “15 yıllık AKP döneminde eğitim daha da dinselleştirildi” diyen Mat, “Sünni-Hanefi mezhebi doğrultusunda hazırlanan müfredatlar ve okullaşmanın imam hatipleştirme stratejisiyle gericilik yaygınlaştırıldı.Şimdi de, TEOG yerine getirilecek olan sistemle, AKP iktidarı laik, bilimsel, ve demokratik eğitim alması gereken öğrencilerin başarısını ölçmeyi değil, mezhepçilik ekseninde kurmaya çalıştıkları rejime uygun dindar nesil yetiştirmek için, „Eğitim Bölgesi ve Sınavsız Mahalli Yerleştirme Sınavı“  sistemini dayatıyorlar” diye belirtti.

     ALEVİ ÖĞRENCİLER İMAM HATİPLEŞTİRİLEN OKULLARA MAHKUM EDİLECEK”

    Yeni sistemin özellikle Alevileri de hedef aldığına işaret eden Mat, “MEB’in “Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliği” ile yeni açılacak bütün eğitim kurumlarına abdesthane ve mescit açma zorunluluğu getirildi. Ayrıca nüfusu 10 binin altına inen yerlerde sadece İmam Hatip Liseleri açılabilecek. Türkiye için yeni bir imam hatipleşme ağı örgütlenirken, özellikle Alevi nüfusunun yoğun olduğu, Dersim, Maraş, Erzincan ilçelerinde ve Alevi mahallelerinde sadece İmam Hatipler açılmak suretiyle, Alevi çocuklarının Sunnileştirmeyi hedefleyen asimilasyoncu okullaşma sağlanmış olacaktır.Böylece bu yeni sınav sistemi ile öğrencilerin yüzde 90’ı “sınavsız mahalli yerleştirme sınavı” altında, Türkiye’ye ağ gibi sarmalamış imam hatiplere mahkûm edilecek. Alevi öğrenciler ise zorunlu olarak, kapatılan ya da imam hatipleştirilen okullara mahkûm edilecektir” ifadelerini kullandı.

    “ÇOCUKLARIMIZI AKP’NİN MEZHEPÇİ, ENSARCI EĞİTİMLERİNE TESLİM ETMEYECEĞİZ”

    “Avrupalı Aleviler olarak, ülkemizde çocuklarımızın eğitiminden kaygılıyız” diyen Mat, “Dertleri çocuklar değil, imam hatipleşme ve asimilasyoncu olan AKP, çocuklarımızın geleceğini çalışıyor. Aleviler olarak, AKP’nin bu gerici, mezhepçi, asimilasyoncu, tekçi, ırkçı, cinsiyetçi ve piyasacı eğitimine karşı, laik, bilimsel, eşitlikçi, çoğulcu ve demokratik eğitim hakkını savunmaya devam edeceğiz. Aleviler olarak, çocuklarımızı AKP’nin asimilasyoncu, mezhepçi ve ensarcı eğitimlerine teslim etmeyeceğiz” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • New York Times: Türkiye’de iktidarın Alevilere baskıcı tutumu giderek artıyor

    New York Times: Türkiye’de iktidarın Alevilere baskıcı tutumu giderek artıyor

    New York Times gazetesi, Türkiye’deki Alevilerin AKP iktidarı dönemindeki durumuna ilişkin bir yazı yer aldı. Yazıda, Türkiye uzmanı Howard Eissenstat’ın Alevilerin ibadethanelerine yönelik baskıcı tutuma dikkat çeken ve “Aleviler, gittikçe daha uçlara itiliyor” dediği sözlerine yer veriliyor. Gazete, Patrick Kingsley imzalı yazıda ayrıca, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Onursal Başkanı Başkanı Turgut Öker’in de, “Hükümet hala Aleviliği meşru bir inanç olarak görmüyor. Erdoğan, Türkiye’yi daha çok Sünnileştirme gayreti içinde” şeklindeki sözleri yer alıyor.

    ABD’nin önde gelen gazetelerinden New York Times’ta yayımlanan “Türkiye’nin Alevileri; varlıklarını inkâr eden politikalardan korku duyan Müslüman azınlık” başlıklı yazıda, Türkiye’deki Alevilerin geçmişten bu yana ülkedeki durumları ele alındı.

    Patrick Kingsley’in kaleme aldığı yazıda, Türkiye nüfusunun yüzde 10’una yakınını oluşturulan Alevilerin ibadethanesinin bugünkü durumu anlatılıyor.

    Gazete, bölgedeki Alevi inanç önderlerinden Ali Görmez’in, cemevine gittiği bir gün hükümet yetkililerinin ibadethaneyi Sünni Müslüman çoğunluk için cami haline getirdiği gerçeğiyle karşılaştığını aktarıyor.

    Yazıda sadece birkaç yüz metre ötede Sünniler için caminin olduğuna dikkat çeken Görmez’in ‘bu kararın altında yatan nedenlerin iyi niyetli olmadığı’ görüşüne yer veriliyor.

    Görmez’in şu sözleri aktarılıyor:

    “Amaç Sünnilerin ibadetine açılacak yeni bir yer bulmak değil, Alevilerin istediği gibi ibadet etmesine engel olmak. Bu bir politika… Alevilerin varlığını inkâr eden bir politika.”

    Kaleme alınan yazıda, “2002 yılında iktidara gelen AKP ve Recep Tayyip Erdoğan’ın çoğunlukla artan otoritesi ve Türkiye’nin seküler geleneklerine oluşturduğu tehdit ile değerlendirildiği, ancak Alevilerin gözünden Erdoğan’a bakıldığında her ikisinin karmaşıklığının ve paradoksunun bir arada olduğu görülüyor” deniliyor.

    “Sünni hakimiyetinin olduğu toplum hayatında, seküler Türkiye’nin kilit parçalarından biri de Aleviler, ancak Aleviler seküler hükümetler tarafından da mağdur oldular; sekülerist kesim ve diğer bir azınlık olan Kürtler gibi Erdoğan tarafından en çok tehdit altında olanlar da onlar.”

    St. Lawrance Üniversitesi’nde çalışan Türkiye uzmanı Howard Eissenstat ise, Alevilerin Erdoğan’a bakış açısını şöyle açıklıyor:

    “Sekülerler Erdoğan’ı İslamcı olarak niteleyerek konuşurken, Aleviler onu Sünni olarak görüyor. Aleviler, gittikçe daha uçlara itiliyor.”

    Ve Eissenstat ekliyor:

    “Osmanlı ve Türkiye tarihinde tamamiyle güvende hissettikleri tek bir an yaşamadılar.”

    1990’lı yıllarda ve 1980 darbesi öncesi yaşanan ‘çalkantılı’ yıllarda uygulanan mezhepsel şiddet yüzünden yüzlerce Alevinin hayatını kaybettiğinin belirtildiği yazıda, bazılarının Türklük ve Sünnilik –Kürt ve Alevi değil – üzerine temellendirilen Türkiye’deki ulusal kimliğin kapsamını genişletebileceği düşünülen ve Erdoğan’ın dile getirdiği ‘Alevi açılımına’ da değiniliyor.

    Erdoğan’ın 2008 yılındaki şu sözleri hatırlatılıyor:

    “Siz biz ayrımı olmadan hepimiz bu ülkenin ev sahibiyiz, kardeşiyiz.”

    Bu açıklamadan on yıl sonra da Osmancık’ın dışında yer alan tepelerde Görmez ve Alevi arkadaşlarının, Osmancık cemevinin Sünnilere camii olarak devredilmesinden şikayetçi oldukları kaydediliyor.

    Görmez’in yanında bulunan Servet Ünal fiziksel olarak ‘Şimdi daha rahatız’ diyor, ancak 24 yıl önce Alevilere yönelik yapılan ve polisin müdahale etmediği Sivas Katliamı’nın yıldönümünde çoğu eylemcinin yaptığı konuşmalarda onlarca yıl önce hissettikleri toplumsal baskıyı şimdi de hissettikleri belirtiliyor.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Onursal Başkanı Turgut Öker’in de şu sözlerine yer veriliyor:

    “Hükümet hala Aleviliği meşru bir inanç olarak görmüyor. Erdoğan, Türkiye’yi daha çok Sünnileştirme gayreti içinde.”

    Alevi ibadet merkezlerinin 2000-2013 yılları arasında 600 kadar arttığının belirtildiği yazıda, merkezlerinin yapılışının arkasındaki nedenin hükümet değil, Alevi aktivizmi olduğu belirtiliyor, ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden gelen eleştirilere rağmen Erdoğan’ın cemevlerini resmi ibadethaneler olarak sınıflandırmadığına değiniliyor.

    Ayrıca Diyanet Başkanlığı’na ayrılan bütçenin çoğu bakanlığa ayrılandan fazla olduğu dile getiriliyor, açılan cemevlerinin yanına camilerin inşa edildiği ifade ediliyor ve Erdoğan’ın şu sözlerine yer veriliyor:

    “Cemevleri kültürel mekanlardır, Müslümanların ibadet için tek bir yeri vardır.”

    Eğitimin kademeli olarak Sünnileştirildiğinin de vurgulandığı yazıda, dini okulların sayısında artış yaşandığı ve bazı yerlerde anne babaların çocuklarını seküler okullara yollamak gibi bir seçeneğinin kalmadığı söyleniyor.

    Alevilere iş yerlerinde, özellikle de devlet kurumlarında uygulanan ayrımcılık, bu konu hakkında araştırma yapan akademisyen Aziz Yağan’ın şu sözleriyle ifade ediliyor:

    “Aleviler, aralarında çoğunlukla devlet kurumlarının bulunduğu iş yerlerinde yaşanan ayrımcılık ile ilgili raporlar sundu. Devlet aygıtının kilit rollerinde şu an için çok az Alevi bulunuyor. Ve resmi politikalar aracılılığıyla herhangi bir etki olduğuna dair somut kanıt olmamasına rağmen, kamu hizmetlerinin alt seviyelerinde yer alan Aleviler, sistemin kendilerine karşı çalıştığını söylüyor.”

    Yazıda ayrıca başvurduğu devlet pozisyonu için girdiği mülakatta tuhaf soruların muhatabı olan Yunus Laco’nun da deneyimlerine yer veriliyor:

    “Bana sordular; Alevi misin? Ailenizde günde beş vakit namaz kılan var mı?”

    Laco’nun işi alamadığı belirtiliyor.

    Yazı son olarak, yapılan yeni köprüye Alevileri katledişiyle tanınan Osmanlı Padişahı Yavuz Selim’in ismini veren Erdoğan’ın Türkiye’deki farklılıklara yer açan Türklük görüşünün ondan önce gelenlerde olduğu gibi sadece ‘şovenist’ olduğunu belirten Eissenstat’ın şu sözleriyle tamamlanıyor:

    “Alevilerin durumu, AKP’nin Türkiye’deki çeşitliliği hesaba katmadaki hayal gücü eksikliğini gösteriyor. AKP, Türkiye halkının parçası olmak için sadece tek bir yol olduğu düşüncesini benimsedi.”

    (Karınca)