Etiket: alevi açılımı

  • Cuma Erçe, hükümet görevlisi isimlerle yapılan o kritik görüşmenin detaylarını anlattı!-VİDEO

    Cuma Erçe, hükümet görevlisi isimlerle yapılan o kritik görüşmenin detaylarını anlattı!-VİDEO

    PİRHA – PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, Alevi kurumları olarak Faruk Çelik ve Ali Arif Özzeybek ile yapılan görüşmelerin detaylarını paylaştı. Erçe, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’yle birlikte hükümetin, Alevi sorununa yaklaşımını eleştirerek “Bizim müstakil sorunlarımız var. Hükümetle görüşürüz ama ilkelerimizden taviz vermeden; hele ki Aleviliğin müzakere edilecek bir yanı yoktur. Bu bizim haddimiz de değildir. Alevilik müzakere edilecek bir inanç değildir” dedi.

    Kürt sorununun çözümü konusunda başlatılan Barış ve Demokratik Toplum Süreci’yle birlikte Alevi sorunu da gündemdeki yerini koruyor. Kürt hareketi, gelinen aşamayı bir bütün olarak “Demokratikleşme süreci” olarak yorumlarken AKP-MHP hükümeti ise Mecliste yürütülen komisyon çalışmalarından bağımsız şekilde kendilerine yakın Alevi kurumlarıyla temaslarını sürdürüyor.

    Hükümete yakın duran Alevi kurumalarının, geçtiğimiz haftalarda hazırladıkları bir raporu Cumhurbaşkanlığına iletmesi ardından, 2011-2017 yılları arasında bakanlık yapan ve Alevi Çalıştayları’nda da yer alan Faruk Çelik de demokratik Alevi kurumlarıyla temasta bulundu. Söz konusu görüşme, Alevi Bektaşi Federasyonu’nda basına kapalı şekilde yapıldı. Bu toplantının akabinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Kurucu Başkanı olup şu anda ise Cumhurbaşkanlığı Sosyal ve Gençlik Politikaları Kurulu Üyesi Ali Arif Özzeybek’ten bir görüşme talebi geldi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Kültür Dernekleri (AKD) ve Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) Genel Başkanlarının katıldığı toplantıda, Alevi kurumları taleplerin içinde yer aldığı bir rapor sundu.

    PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe söz konusu görüşmelere dair ajansımıza konuştu.

    “Hükümet, yeni bir ‘Alevi Açılımı’na mı gidiyor?” sorusunun detaylarını Erçe’den dinledik.

    “GÖRÜŞME FARUK ÇELİK’İN RANDEVU TALEBİ ÜZERİNE GERÇEKLEŞTİ”

    Cuma Erçe, iktidarları adım attırmaya zorlayan bir döneme gelindiğini ifade ederek “Hükümet sahiplerinin, halkların temel talepleri üzerinden bir geri adım atma ya da ileriye sıçrama gibi dertleri olmaz. Esas itibariyle iktidarlar, öncelikle kendi çıkarlarını düşünürler. Ancak güçlü bir basınç, güçlü bir direnişle iktidarlar geri adım atarlar. Ya da iktidarları geri adım attırmaya zorlayan dönemsel konjonktürel çıkarları ya da endişeleridir” dedi.

    Cuma Erçe, günümüzde Ortadoğu başta olmak üzere dünyanın yeniden şekillendiğinin altını çizerek şu açıklamayı yaptı:

    “Suriye’de yaşanan gelişmeler Türkiye’deki iktidar sahiplerini de birtakım yönelimlere götürdü. Tabii şunu söylemekte yarar var; yıllardır süren bir mücadele yadsınamaz; hem Kürt halkının mücadelesi hem de Alevilerin uzun yıllardır ortaya koydukları mücadele, bu sürecin belirlenmesinde çok önemli etki yarattı. Yani atıl, işlevsiz, edilgen halklardan bahsetmiyorum. İki temel halktan bahsediyorum. Biri Kürt halkı, diğer tarafta da Aleviler olmak üzere sürekli sokakta olan, taleplerini dillendiren, Türkiye siyasetine yön veren, aslında Türkiye’nin ekonomik yapısına da yön verecek pozisyonda olan bir yapılanmadan bahsediyorum.

    Bu haliyle daha fazla çatışmalı ortamın devam edemeyeceği, etmesi halinde Suriye’deki gelişmelerin bir benzerinin Türkiye’de olma ihtimali, Kürtlerin Suriye’de kazandıkları bölge açısından bakıldığında, devamının Irak, İran ve Türkiye’ye de sıçrayabileceği ihtimalleri iktidar sahiplerini harekete geçiriyor.

    Aleviler açısından bakıldığında esasında niyetin şu olduğunu çok net biliyoruz; Alevilerle ilgili yol alınacaksa bunun mümkün mertebe kendi güdümlerinde olan kurumlarla bu işi yapmayı isteyecekleri bellidir. Bunu Kürtler için de denediler! Hizbullah ve benzeri örgütleri güçlendirmeyi düşündüler ama gelinen aşamada amaçlarına ulaşamadılar. Bizim açımızdan bakıldığında da aynı şekilde içimizden yarattıkları işbirlikçi bir takım kurumlarla bu işi yapmak istediler. Ama bunların Alevi dünyasında bir karşılığının olmadığı gerçeğinden yola çıkarak yeniden Alevilerin gerçek temsilcisi olan kurumlara yönelmeye başladılar. Bir taraftan acaba yeniden işte Hacıbektaş örneğinde olduğu gibi yeniden ‘Horasan Erenleri Federasyonu üzerinden bunu yapabilir miyiz?’ denemelerini yapıyorlar. Ama karşılık görmüyorlar. Karşılık görmemelerinin test edildiği en önemli yerin de Hacıbektaş’ta ortaya koydukları korsan etkinlik olduğunu düşünüyorum. Devletin bütün imkanlarını arkalarına almalarını rağmen başarısız geçti. Bu haliyle elbette ki bize doğru bir kanalize oluş; ama bunu yaparken de kendilerinin karlı çıkacağı, alabildiğine meseleleri sulandırarak bu süreçten çıkmak istedikleri belli. Bu anlamda, geçmiş dönemde görev alan bakanlardan Faruk Çelik bizle bir görüşme yaptı. Bu görüşme kendisinin randevu talebi üzerine gerçekleşti.”

    “SULANDIRILMIŞ RAPOR!”

    Cuma Erçe, Ali Arif Özzeybek’in de görüşme talebinde bulunduğunu, bunun üzerine ABF öncülüğünde bir toplantı yaptıklarını söyledi. Erçe, bu toplantıda kimi kurumlar tarafından Cumhurbaşkanlığına iletilen ‘Alevi raporu’na olan itirazlarını ilettiklerini vurguladı. Erçe şu cümlelerle açıklamasına devam etti:

    “O rapora dair kaygılarımızı, kabul etmeyeceğimiz noktaları kendisiyle paylaşıp yazılı olarak sunduk. Örneğin ısrarla ‘utanç müzesi olsun’ dediğimiz Madımak Oteli’nin İnsan Hakları Müzesi’ne çevrilebileceğine dair bir ifade var. Onlara, İnsan Hakları Müzesi’nin bu ülkede ihtiyaç olduğunu ama bunun yerinin Madımak olmadığını, ‘İnsan Hakları Müzesi yapmak istiyorsanız, İstanbul Taksim’de, Ankara’da Kızılay’da yapın’ dedik. Ki Ankara’da Yüksel Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtına tahammül edemeyen bir devletle karşı karşıyayız!

    ‘Zorunlu din dersleri kaldırılsın’ talebimize karşılık ‘Alevilik, seçmeli dersi konulsun’ gibi bir sulandırma içerisinde olduklarını gördük. Cemevlerinin, anayasal statüye kavuşturulması noktasında, cemevlerinin ibadethane sayılması yerine ‘inanç merkezi’ gibi bir tabirle adlandırılmak istendiğini gördük. Bunun gibi sulandırılmış kamuoyuna yansıyan maddelere karşı çıktık.”

    “HÜKÜMETLE GÖRÜŞÜRÜZ AMA İLKELERİMİZDEN TAVİZ VERMEDEN”

    Söz konusu görüşmede Meclis’te süren komisyon çalışmalarının da gündeme geldiğini söyleyen Cuma Erçe, şöyle devam etti:

    “Hem beklentilerimizi hem de oraya nasıl baktığımıza dair de düşüncelerimizi de paylaştık. Faruk Çelik’in açıkçası hükümet adına ya da Cumhurbaşkanlığı adına bu görüşmeye geldiğine dair bir ifade geçmedi. Bunu kendisine sorduk. Tabii bir politikacı kıvraklığıyla yanıt verdi. Yani ne kabul etti, ne inkar etti. ‘Daha önce de Alevi çalıştaylarında görev yapmış bir bakanım. Dolayısıyla kurumları dolaşırım. Sık sık bunu yaparım’ biçiminde bir cevap verdi. Onunla da bir taraftan demokratikleşme ve barış sürecinin konuşulduğu noktada ülkedeki anti-demokratik uygulamalardaki artışı, gözaltıları, tutuklamaları, Madımak katillerinin serbest bırakılmasını, Sivas Davası’nın zaman aşımına uğratılması meselesi gibi konuları konuştuk.

    Bundan sonraki süreçlerde ‘hükümetle asla görüşmeyiz’ gibi bir tavrımızın olmadığını, böyle bir algının yayılmak istendiğini, bunu reddettiğimizi belirttik. Hükümetle görüşürüz ama ilkelerimizden taviz vermeden; hele ki Aleviliğin müzakere edilecek bir yanı yoktur. Bu bizim haddimiz de değildir. Alevilik müzakere edilecek bir inanç değildir.

    “BİZİM MÜSTAKİL SORUNLARIMIZ VAR”

    Bugün mevcut Meclis’te kurulu olan masayı reddettiğimiz gibi bir algıya da tanık olduk. Böyle bir niyette olmadığımızı tekrar sizin aracılığınızla söyleyeyim. Biz bu mevcut masada Türkiye’nin demokratikleşmesine hizmet etmeye hazırız. Yalnız bu masanın kuruluş amaçlarının farkındayız. Gerçek manada Türkiye’nin demokratikleşmesine ve barışına hizmet etmek isteriz. Devasa bir Kürt sorunu kadar devasa bir Alevi sorununun o masanın bir köşesine indirgeyerek bir gedik açma gibi derdimiz yok. Bizim müstakil sorunlarımız var. Dolayısıyla bu sorunları devletle birebir görüşmek isteriz. Masanın küçük bir parçası durumuna düşmeyiz ama o masayı önemsiyoruz. O masada Türkiye’nin demokratikleşmesini konuşmak istiyoruz. Çünkü devletin, bir taraftan sanki bir barış ortamı varmış algısını yaratıp diğer taraftan da alabildiğine anti-demokratik uygulamalarını arttırdığına tanığız. Bu anlamıyla da kaygılarımızı dostlarımızla paylaşıyoruz.”

    “DEVLETİN BİR SAMİMİYETİNİ GÖRMEDİK!”

    Cuma Erçe, Alevi kurumları olarak ‘Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na iletmek üzere bir rapor hazırlığı içerisinde olduklarını da söyledi. “Ne talep edeceksek, ne konuşacaksak halkımızla paylaşacağız” diyen Erçe, sözlerine şu cümlelerle devam etti:

    “CHP ve DEM Parti’nin, komisyona önerdiği kurumlar arasındayız. Bugüne kadar söylediklerimiz ortada. Yeni şeyler tarif etmenin bir anlamı yok. Yani Aleviler olarak bu ülkede yaşadıklarımız ve talep ettiğimiz ne varsa yıllardır her gün defalarca kamuoyuyla paylaştığımız şeyler. Ama komisyondan esas istediğimiz şey şu; Kürtlerin de talebi bu yönde, tümüyle demokratik bir süreci yürütmek, taraflardan birinin samimiyetine karşılık devletin de samimi adımlar atması gerektiğine yönelik söylemlerimiz olacak. Örneğin, hala köylerimize, ziyaretgâhlarımıza, türbelerimize zorla inşa edilen maden ocakları için anayasa değişikliğine gerek yok. Kutsalımız olan Munzur Baba’ya mescit koyup, o mescidin kapatılması için bir anayasa değişikliğine gerek yok. Hukuksuz biçimde aylardır tutuklu bulunan canlarımızın serbest bırakılmasına yönelik bir anayasa değişikliğine ihtiyaç yok. Madımak Oteli’nin ‘Utanç Müzesi’ yapılmasına yönelik bir anayasa değişikliğine ihtiyaç yok. Bunların her biri küçücük kararnamelerle yapılabilecek şeylerken bir direnç olduğunu görüyoruz. Devletin bu anlamda, silahların yakıldığı bu süreçte buna karşılık gelebilecek bir samimiyetini görmedik, görmek istiyoruz. Bunun için de bu masada bizim daha çok demokratikleşmeye ve barışa dair söylemlerimizin öne çıkacağını söylemek isterim.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • ‘Bu tarihi kavşakta Alevilerin tarafı barıştan, demokrasiden yana olacaktır’

    ‘Bu tarihi kavşakta Alevilerin tarafı barıştan, demokrasiden yana olacaktır’

    PİRHA- Dr. Serpil Deniz Şahin, Kürt meselenin çözümünde gelinen aşamayı ve iktidarın Alevilere yönelik yeni açılım hazırlığını değerlendirdi. Serpil Deniz Şahin özgürlük, demokrasi ve barışın toplumu bir arada tutan ‘sac ayakları’ olduğunun altını çizerek, “Alevilerin tarafı bellidir. Bu tarihi kavşakta Alevilerin tarafı karanlığa karşı aydınlıktan, barıştan, kardeşlikten, demokrasiden, emekten, birleşik bir mücadelenin yanında olacaktır” dedi.

    Kürt meselesinde gelinen aşamayı yorumlayan Dr. Serpil Deniz, Ortadoğu’da oluşan yeni güçler dengesinin Kürt meselesinde çözümü dayattığına işaret ederek, halklar arasında atılan düşmanlık tohumlarının ortadan kalkmasını sağlayacak her adımın akıl ve vicdan sahibi herkesin desteklemesi gerektiğini ifade etti.

    İmha ve inkar politikası çemberinde tutulan Kürt meselesinin ‘terör ve milli mutabakat’ gibi söylemlerle kötürümleştirilmek istenmesine değinen Serpil Deniz Şahin, “Bu meselenin halkların kendi kaderine tayin hakkı, kültürel hakları, yerinden yönetim, inkâr gibi derin analizleri ve çözümleri üretilmeden, tarihsel köklerinden kopartılarak siyasi çıkarlar için araçsallaştırılması, toplumsal barış için tarihsel bir fırsatında heba edilmesi kaygısını besliyor” yorumunda bulundu.

    Farklı talepler etrafında mücadele edenlerin birleşik bir mücadele hattı örmesinin toplumsal barışın yeşermesi için fırsatlar doğuracağını sözlerine ekleyen Serpil Deniz Şahin, özgürlük, demokrasi ve barışın toplumu bir arada tutan ‘sac ayakları’ olduğu belirlemesinde bulunarak, “Bunlardan birinin olmadığı yerde diğeri yeşeremez, dengede duramaz” diye kaydetti.

    Serpil Deniz Şahin, Alevilerin eşit yurttaşlık talebinin hiçe sayıldığı ve demokratik taleplerin elektrik-su ihtiyaçlarına indirgenerek biat etmeye zorlandığı eleştirisinde bulunarak, “Bizler ancak birbirimizin Hızırı olmaya, dayanışmayla örgütlenmemize, cansuyu olmaya, Alevice yaşamayı hayata geçirmek için yola çıkarsak iç ve dış kurtçuklarla baş edebiliriz. Böylelikle bu çınarı toplumsal kökleriyle buluşturursak, ondan aldığı güçle demokrasiyi, barışı daha da yeşertebiliriz” diye belirtti.

    CUMHURİYETİN 100 YILI VE BÜYÜK RESİM

    PİRHA- Uzun zamandır gündemde olan ve silahları yakmaya kadar giden bir süreç var. Devlet kanadının ‘hamaseti bol, çözüm önerileri az’ politikası karşısında birçok toplumsal kesimden somut adımların atılması çağrısı yapıyor. Siz bu süreci nasıl okuyorsunuz?

    Serpil DENİZ ŞAHİN: Barışı konuşmadan önce adeta coğrafya kaderdir sözünden hareketle Türkiye Cumhuriyeti’nin 100 yılını değerlendirerek büyük resme bakmak gerekiyor diye düşünüyorum. Geçen 100 yılda devletin tek ulus yaratma siyaseti ve politikasıyla da gördük ki, çok büyük yaralara ve bedellere mal oldu. Erdoğan Aydın hocamın deyimiyle Cumhuriyetin kuruluşunda ki ilk Meclis’te “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ruhuyla kurulacak yeni ülkenin Türkün, Kürdün, Lazın, Alevinin, Sünninin ortak yurdunu birlikte kurma enerjisiyle yola çıkılmıştı. Bu toplumsal enerji ve umudun geçen bunca yılda yanlış iliklenen düğmeler sebebiyle “Benim istediğim gibi Kürt, benim istediğim gibi Alevi, benim istediğim gibi kadın, hatta benim istediğim gibi Türk olacaksın” yaklaşımı ile adeta kötürümleştirildiğini yaşayarak gördük. Uzun yıllar boyunca bu coğrafya da Cumhuriyet kuruluş paradigmasındaki farklılıkların zenginlik değil, peşinen düşman olarak gören inkâr, imha, katliam ve asimilasyon politikalarını besleyen siyasetle şekillendi. Şimdi de tarihsel devamlılıkla askeri darbenin ruhunu taşıyan AKP-MHP bloğu Cumhuriyetin kalan demokrasi kırıntılarını da yok etme telaşında. Bizler bugün barış, özgürlük ve demokrasi kavramlarının bağlamlarından koparılarak onları hayata geçirmek için emperyalistlerin elinde kullanışlı aparatlara dönüştürdüğünü üzülerek izliyoruz.

    “ÇOK KATMANLI BİR KRİZ SARMANLINDA BİR YOL AYRIMINI GELMİŞ DURUMDAYIZ”

    Dünyada, Ortadoğu’da ve ülkede yaşanan çok katmanlı bir kriz sarmalında bir yol ayrımına gelmiş durumdayız. Demokrasi ve özgürlüklerin ayrılmaz bir parçası olan barışı konuşurken Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesine ilişkin emperyalist planları ve onun ayrılmaz bir parçası olarak Türkiye’deki rejiminde yeniden şekillendirilme gayretini görüyoruz. Bu konuda ABD’nin Türkiye Büyükelçisi kendisi de emlak devi olan Tom Barrack’ın da gündeme getirdiği,” Türkiye için en iyi yönetim şekli Osmanlı milletler rejimidir, “İsrail bölgede güçlü ulus devlet istemez”, “Lozan sorunlu bir anlaşmadır” gibi demeçleri ile, Recep Tayyip Erdoğan’ın ümmetin birliği çağrısı, ya da Devlet Bahçeli’nin “Cumhurbaşkanı yardımcılarından biri Kürt biri Alevi olsun” şeklindeki açıklamalarının rastlantı olmadığı açıktır. Türkiye’deki saray rejimi uzun süredir Ortadoğu’nun şekillenmesi için gündeme getirilen emperyalist politikalarının gönüllü savunucusu olarak BOP eş başkanlığı yaptı. Suriye’de Esad rejiminin yıkılması için cihatçıları eğitip donatıp, silah temini dahil her türlü desteği binlerce sivil insanın ölmesi, yerinden edilmesi pahasına yaptı. Libya’da Kaddafi’nin devrilmesi için yürüttüğü iş birliği politikaları ve İsrail ile sürdürdüğü ticaret anlaşmaları ile bugün ortaya çıkan tablonun önemli aktörlerinden biri oldu. Adeta Irak, Libya, Suriye, Lübnan gibi ülkelerde gündeme gelen rejim değişiklikleriyle ABD ve İsrail’in çıkarlarına uygun bir mıntıka temizliği yaptı.

    “TOPLUMSAL BARIŞ İÇİN TARİHSEL BİR FIRSATIN HEBA EDİLMESİ KAYGISI BESLENİYOR”

    Şimdilerde içerde Kürt inkarı sürerken, seçilmiş bölgelerde kayyumlar atayarak Kürt siyasetçileri adeta rehin alan AKP- MHP bloğu, ABD ve İsrail ekseninde yer kapabilmek adına şimdi de hızla Kürt halkasına tutunmayı seçti. İktidarını korumak için Trump’la kol kola gezen Recep Tayyip Erdoğan, Kürt sorununda u dönüşü yapan Devlet Bahçeli’nin, “Terörsüz Türkiye” söylemlerinin altında  Ortadoğu’da Osmanlıcılık oynayarak eski Turancı hayalleri yatmaktadır. Dış politikadaki bu niteliksiz dönüşüm içerde de derinleşen ekonomik kriz ve hukuku muhalefet için bir sopa gibi kullanıp bastırmaya çalışmasından doğan siyasi kriz tek adam rejiminin cilalarının döküldüğünü bize gösteriyor. Buna rağmen ömrü uzatmak için kah Alevi açılımı, kah barış söylemini kullanarak Kürt sorunu çözermiş gibi yapıp rıza üretme telaşında. Cumhuriyetin kuruluşundan beri inkar, imha, asimilasyon çemberinde tutulan , toplumsal, sosyolojik ve siyasi  dayanakları olan Kürt sorununu terör ve milli mutabakat gibi söylemlerle kötürümleştirip, halkların kendi kaderine tayin hakkı, kültürel hakları, yerinden yönetim, inkâr gibi derin analiz ve çözümler üretmeden, tarihsel köklerinden kopartılarak  siyasi çıkarlar için araçsallaştırılması, toplumsal barış için tarihsel bir fırsatında heba edilmesi kaygısını besliyor. Kuşku yok ki silahların susması çatışma ortamının geride kalmış olması başlı başına olumludur. Uzun yıllar süren savaşın yarattığı acıların son bulması, halklar arasında atılan düşmanlık tohumlarının ortadan kalkmasını sağlayacak her adım akıl ve vicdan sahibi herkesin desteklemesi gereken bir durumdur.

    FAŞİZM BİR YOL KAZASI DEĞİLDİR!

    Ortadoğu’da oluşan yeni güçler dengesinin yarattığı olanakları değerlendirme arzusu, risklere karşı önlem geliştirme refleksi ama en önemlisi temsil ettikleri sistemin ihtiyaçlarına cevap verme zorunluluğu Ortadoğu sürecinin bir alt bileşeni olan Türkiye’de yeni bir süreci başlattı diyebilir miyiz?

    Dünyada emperyalist saldırganlığın arttığı, küresel kapitalizmin çelişkilerin derinleştiği, burjuva demokrasisinin seçim ve parlamento merkezi kırıntılarının dahil anlamını kaybettiği, derin eşitsizlik ve yoksulluk içinde toplumların parçalandığı, adete büyük köle pazarına dönüştürülen dünyada ki çoklu kriz döneminde vekalet savaşlarının gölgesinde barışı, toplumsal barışı konuşmak gittikçe zorlaşıyor. Çünkü ABD’nin ekonomik siyasal hegemonyasını zayıfladığı, Çin başta olmak üzere çok kutuplu bir dünya dengesinin kurulduğu ortamda askeri gücünü ön plana alarak, yıkıcı siyasete yönelmesi söz konusu. Hedef alınan bölgeye ABD ve batı emperyalizminin temel motivasyonu bölgenin zengin enerji kaynaklarına ve ticaret yollarının kendi lehine kontrolü ve takibinin istemesi yatıyor. O yüzden insan hakları demokrasi özgürlük getireceğiz propagandasına bile gerek duyulmuyor artık.  Dünya petrollerinin %65.3’ü, doğalgazın %36,1’nin bulunduğu bölge batı ve Asya’nın enerji ihtiyacının büyük bölümünü karşılamakta. Ortadoğu’nun yıllar boyu kan gölüne çevrilmesinin sebebi ABD’nin ve batının enerji havzalarındaki çıkarlarını koruma kaygısından başka bir şey değildir. Bu da bölgemiz başta olmak üzere pek çok yerde iç savaştan, askeri darbeleri nükleer savaş risklerinden işgalleri uzanacak bir alaca karanlık dönemine girdiğimizi gösteriyor. ABD başkanı Trump’ın Panama ve Grönland’da uzanan toprak talebi müttefiki ve komşusu Kanada üzerinde dair egemenlik iddia eden demeçleri bir 19. yüzyıl kaba emperyalizm ile karşı karşıya bulunduğumuzu gösteriyor.

    Fikret Başkaya hocanın dediği gibi; bu ne ilk nede son. Batı dünyayı kazandıysa bu kültürünün dininin ya da değerlerinin üstünlüğünden değil örgütlü şiddet kullanmadaki üstünlüğündendir.” Bolluğun, refahın özgürlüğün, demokrasinin sembolü olarak sunulan Batı nereye bakıldığına göre değil nereden bakıldığıyla ilgilidir. Kapitalizm demek sömürü, yağma, talan, kolonyalizm, emperyalizm ,savaş, ücretli emeği sömürüsü, karşılığını ödenmeyen kadın emeği sömürüsü üzerine kuruludur. Kristof Kolomb Amerika’yı keşfinde buranın nüfusu 80 milyonken, 60 yıl içinde 10 milyona düşmüşse, bugünde bu sistemin insanlığa vadedeceği acı ve kıyımdan başka bir şey olamaz. Irkçılık ve faşizm Batı uygarlığının özüne işlenmiş iflah olmaz bir virüstür. O yüzden faşizm bir yol kazası değildir. Bu virüs sık sık nüks ediyor. Nasıl ki 20. yüzyılda Nazi vahşeti 500 yıldır dünyada diğer haklarının maruz kaldığı vahşetin ilk defa Avrupa’nın göbeğine taşınmasıysa, bugünde Batı medeniyetinin ne menemen bir şey olduğunu anlamak için Gazze’ye, Suriye’ye bakmak yeterlidir.

    Binlerce masum insanın katili, Alevi kadınlarına tecavüz dahil her türlü insanlık dışı uygulamayı yapan, başına 30 milyon dolar ödül konan Colani, emperyal çıkarlar olunca bir anda kravat takılarak Suriye’yi kurtaran kahraman ilan edilebiliyor.

    “DEVLET AKLININ DÜĞMEYİ YANLIŞ İLİKLEME GAYRETİ AKILDAN ÇIKARILMAMALI”

    ABD ve Batı emperyalizmi Lübnan’dan, Azerbaycan, Ermenistan hattına kadar uzanan tüm bölgeyi yeniden düzenlerken, Türkiye’de bu plan içinde ağırlık merkezi Ortadoğu ekseninde Kürt, Türk ve Arap ittifakı bir kurguyla kartlar yeniden karılıyor. Daha önceki pratikler göz önüne alındığında AKP ve MHP’nin Amerika’nın bu yeni planına sadık, Kürt sorununda demokratik bir çözüm yolu yerine, yan yollara saparak tepeden inme Cumhuriyetin 100 yıllık deneyiminde ki devlet aklının düğmeyi baştan yanlış ilikleme gayretleri akıldan çıkarılmamalıdır.

    Bu barbarlığa karşı tek çözüm ülkemiz başta olmak üzere tüm bölge halkların kendi onurlu ve kardeşliği için vereceği mücadeleyle, bağımlılık zincirlerinin koparılması ile mümkün olacak.

    YAKICILIKLA CEVAPLANMASI GEREKEN SORULAR

    Onurlu bir barışı konuşacaksak her kararın bir tek adamın dudaklar arasında olduğu bir rejimde, demokrasinin hayat bulduğu çoğulcu, yerinden yönetim nasıl gerçekleştirileceği, yargı ve yasamanın hatta yürütmenin tek adımın emir komutasında  bir rejim nasıl demokratik bir rejim sayılacak, Kürt sorunu yoktur terör sorunu vardır anlayışından eşit yurttaşlık anlayışına nasıl geçilecek, ümmetin birliği ,devletin dini İslam fikrinden laik ve demokratik bir hukuk devleti çıkması mümkün mü ,neredeyse çeyrek asırlık iktidarında sınıfsal tercihine sermayeden yapan yoksul halk kitlelerini sömürü altında inim inim inleten siyasal İslamın iktidarına son vermeksizin ezilen haklar için barış ve demokrasinin hayata geçmesi mümkün mü sorularının cevaplanması tüm yakıcılığıyla önümüzde duruyor.

    “DİKENSİZ GÜL BAHÇESİ İSTİYORLAR”

    AKP-MHP’nin kendi deyimleriyle Cumhuriyetle açılan parantezi kapatmak için hukuku bir sopa olarak kullanmak dahil her türlü baskı ve şiddetle muhalefeti susturmaya çalışsa da, toplumda direnme eğilimini bastıramadığı da açık. Kürt illerindeki seçilmiş belediyelere kayyum atayarak ülkeyi toplu bir cezaevine çevirme planıyla, en son CHP’nin İstanbul il başkanlığına kayyum atayarak muhalefeti de dizayn etmeye çalışarak dikensiz gül bahçesi istediğini kanıtladı.

    “ÖZGÜRLÜK, DEMOKRASİ VE BARIŞ TOPLUMUNU BİR ARADA TUTAN SAC AYAKLARIDIR”

    Yıllardır bu ülkenin barış ve özgür yarınları için savaşan, inkar politikalarına ağır bedeller ödeyerek kimliklerini ve demokratik haklarının savunan Kürtler, Aleviler, her gün cinayetleri ve şiddete maruz kalmalarına rağmen direnen kadınlar, fabrikada görevlerde direnen işçiler, yoksulluğa mahkum edilen emekliler, sömürülen köylüler, doğanın tarif edilmesine karşı duran çevreciler yaşadıkları sorunların esas kaynağının bu rejim olduğunu bilincindeler. O nedenle tek adam rejiminin iktidarını sürdürmek için girişilecek hiçbir hamlenin bu geniş halk kitlelerini ikna edemeyeceği açık. Oluşan bu mücadele bilincini bastırmak için baskı ve şiddetin dozu her geçen gün artıyor. O sebeple bugüne kadar saray rejiminin en başarılı olduğu insanları kutuplaştırma, düşmanlaştırma siyasetinden barış ve demokrasi beklentisi eşyanın tabiatına aykırıdır. Ama farklı talepler etrafında mücadele edenlerin birleşik bir mücadele hattı örmesi, toplumsal barışın yeşermesi içinde fırsatlar doğuracaktır. İktidarın en korktuğu şey her geçen gün büyüyen ve toplumsal muhalefet dalgasını birleşerek bu karanlık rejime son vermesidir. Özgürlük, demokrasi ve barış toplumu bir arada tutan sac ayaklarıdır. Birinin olmadığı yerde diğeri yeşeremez, dengede duramaz.

    “ALEVİERİN DEMOKRATİK TALEPLERİ ELEKTRİK-SU İHTİYACINA İNDİRGENİYOR”

    Kürt sorunundan daha da köklü ve eski bir yerde duran Alevi sorunu ise Kürt meselesinin çözüm süreci içerisinde daha çok konuşuluyor. İktidarın yeni bir Alevi açılımı içinde olduğu ve Alevi meselesine dair bir rapor hazırladığı biliniyor. Bu süreci nasıl okuyorsunuz, bir çözüm umudu var mıdır? Aleviler/Alevi örgütleri bu sürece nasıl hazırlanmalı?

    Anadolu’da kadim bir  inanç olan Alevi Kızılbaş inancı felsefesiyle, kültür ve doğa insan evren eksenli  humanizmasıyla toplumsal  değişim ve dönüşüm aracı olan yapısıyla tarihte köklü izler bırakmasına rağmen bugün bu izler silinmeye, yok sayılmaya, asimilasyona baskı ve zulümle başkalaşmaya zorlanıyor. Tarihte görülmemiş zulüm ve katliamlarla yok edemediği bu köklü çınar, şimdide Ali Cengiz oyunlarıyla Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesine alınarak “kendi Alevisini” yaratmaya çalışılıyor. Toplum mühendisliği hayallerinden vazgeçmeyenler, gizli ajandaların da ki ırkçı, tekçi, emek düşmanı planlarını adım adım hayata geçirmek için Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerini hiçe sayarak, demokratik talepleri elektrik-su ihtiyaçlarına indirgeyerek onları biat etmeye zorluyor. Böylelikle yıllardır demokratik Alevi mücadelesinde ortak taleplerine bilinçli kör sağır olanlar kendi Alevisini yaratıp Osmanlı Turancı hayalleri hayata geçirmeye çalışıyorlar.

    Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı öncülüğünde, “Alevi İnanç Önderleri ve Cemevi Başkanları İstişare Toplantısı adı altında topluma barış ve kardeşlik mesajı verenler yıllardır Aleviler için nefret söylemi üretmekten geri kalmadılar. Bu alandaki örgütlülüğü bölmek adına siyasi Alevilik yapıyorlar şeklinde ayrımcı bir dil kullandılar.

    “ALEVİ İNKARI, KÜLTÜREL SOYKIRIM OLARAK DEVAM ETTİRİLİYOR”

    Sivas Katliamı zaman aşımına uğrayınca hayırlı olsun diyenler, Suriye’deki Alevi katliamını soykırıma dönüştüren etnik temizliği, Alevi kadınların tecavüzü ,kaçırılması dahi tüm insanlık dışı uygulamaları yapan Colani ve cihadist çetelere açık destekleri bilinirken, ağızlarından  Kerbela, Gazze’deki katliamlar, yıllardır zalimin yanında değil mazlumun yanında oldukları söylemleri düşmüyor. Kurdun kuzu postuna bürünmesi misali bu söylemler Alevi vicdanını kamuoyunu derinden yaralamaktadır.

    Anadolu dahil Balkanlardan Kuzey Afrika’ya kadar geniş bir coğrafyada hayat bulan Kızılbaş Alevi gerçekliği iç ve dış asimilasyon baskısına rağmen hala yaşıyor ve yaşatılmakta. Bir toplumun varoluşunu, sosyolojisini ve tarihini manipüle ederek ele almak, ağacın hem dışındaki hem de içindeki kurtçukların işidir. Selçuklu’dan Osmanlı’ya, Osmanlı’dan Cumhuriyeti devrolan Alevi inkarı geçen 100 yıllık devletin tek ulus yaratma siyaseti ve politikasıyla da gördük ki, çok büyük yaralara ve bedellere mal oldu. Bu süreç şimdilerde kültürel soykırım olarak devam ettirilmeye çalışılıyor.

    “TOPLUMSAL KÖKLERİMİZLE BULUŞURSAK BARIŞI DA YEŞERTEBİLİRİZ”

    Bu kültürel zenginliklerin üzerinde oturmamıza rağmen bu zihniyet bizleri çoraklaştırıyor fakirleştiriyor düşmanlaştırıyor. 72 millete bir nazarda bakan, farklı inançların, farklı kültürlerin bir arada kardeşçe yaşama umudu yer altı kaynakları gibi onu mücadeleyle beslenerek  ulu bir çınara dönüştürdü.Şimdi yapılmak istenen Kültür Bakanlığı bünyesinde cemevleri kurarak bu inancı ağacın kurdu olarak içeriden kemirmeye çalışmaktır. Bu da yetmeyecek inanç merkezi olan yerleri devletin tüm kaynaklarını arkasına alarak dev külliyeler yaparak Sünnileştirmeye çalışmaktır.

    Zorunlu din dersleri, ÇEDES uygulamalarıyla yetinmeyip, Munzur gözelerinde ki kutsal mekanlarımıza mescitler yaparak, içten ve dıştan kemirmeye devam ediyor kurtçuklar. Her ne kadar tarihte birçok badireler atlatarak günümüze gelen bu kadim ağaç yıkılmayacak kadar köklü ve güçlü olsa da ancak biz onu yaşattığımız zaman yeşerir, yeşertir. Bu değerlere sahip çıktığımız zaman o kurtçuklar hakikat içerisinde kaybolur. Bizler ancak birbirimizin Hızırı olmaya, dayanışmayla örgütlenmemize cansuyu olmaya, Alevice yaşamayı hayata geçirmek için yola çıkarsak  iç ve dış kurtçuklarla baş edebiliriz. Böylelikle bu çınarı toplumsal kökleriyle buluşturursak, ondan aldığı güçle demokrasiyi, barışı daha da yeşertebiliriz. Ancak ondan sonra kardeşleşmekten ,onurlu bir barıştan, eşit yurttaşlıktan, özgür bir gelecekten bahsedebiliriz diye düşünüyorum.

    “ALEVİLERİN TARAFI BARIŞTAN VE DEMORKASİDEN YANADIR”

    Bu süreçte Aleviler yerini nasıl almalı?

    Egemenler defalarca kendi iktidarlarını pekiştirmek için gerek Alevileri gerek yükselen Kürt hareketine karşı, gerekse radikal İslam karşı aba altından sopa göstererek sisteme yedeklenmeye çalışmışlardır. Şimdide saray rejimi muhalefeti susturmak için CHP’yi Aleviler üzerinden dizayn etmeye, bölmeye çalışıyor. Alevilerin tarafı bellidir. Her zaman zalime karşı mazlumdan yanında  yer alan, inancın köklerini barıştan, demokrasiden, özgürlükten, kardeşlikten yana, Hünkar Hacı Bektaş’ı aslanlarla ceylanları kucağında taşıyan bir hümanizm mayası ile yoğurmustur. Yine bu tarihi kavşakta Alevilerin tarafı karanlığa karşı aydınlık, barıştan kardeşlikten, demokrasiden, emekten yana, birleşik bir mücadelenin yanında olacaktır.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

  • Çamuroğlu: Bir Alevi kurumu başkanı, başbakandan 50 milyon lira istedi ve o para ödendi- VİDEO

    Çamuroğlu: Bir Alevi kurumu başkanı, başbakandan 50 milyon lira istedi ve o para ödendi- VİDEO

    PİRHA – Tarihçi-Yazar Reha Çamuroğlu, AKP’nin Alevi Çalıştayı’na ilişkin “Muhatabımız hükümet olacaktı. Fakat Faruk Çelik gelince 7 tane çalıştay ortaya atıldı. O zaman ben Başbakan’a ‘bizim muhatabımız hükümet, aydınlar, ilahiyatçılar falan değil. Ne gerek var 7 tane çalıştaya’ dedim. Kabul etmediler. Başbakanın danışmanlığından istifa ettim” dedi. Çamuroğlu ayrıca, “2009’da Dolmabahçe Sarayı’nda bir Alevi kurumu başkanının Başbakandan 50 milyon lira istemesi beni yerin dibine soktu. O para ödendi” ifadelerini kullandı. 

    AKP’de 23. Dönem Milletvekilliği yapan Tarihçi-Yazar Reha Çamuroğlu, CAN TV’de Prof. Dr. Çiğdem Boz‘un sunduğu Yol’un Yüzyılı programının konuğuydu.

    1990’lı yıllarda DYP’de genel başkan yardımcılığı yapan Reha Çamuroğlu, 2004’te DYP’nin herkesi kucaklamayacağı, Türkiye’nin yeni problemlerine çözüm getirecek bir siyaset alternatifi üretmekte zorluk çekeceğini söyleyerek istifa etmişti. Sonrasında AKP’de 23. Dönem Milletvekilliği yaptı.

    Prof. Dr. Çiğdem Boz’un soruları üzerine Çamuroğlu, neden sağ partilerde siyaset yaptığını, 2008’de AKP’nin düzenlediği Alevi iftarını, AKP’nin Alevi Açılımını Yol’un Yüzyılı programında değerlendirdi.

    “FARUK ÇELİK GELİNCE 7 TANE ÇALIŞTAY ORTAYA ATILDI”

    Alevileri muhatap almak yerine çoklu muhataplarla 7 Alevi Çalıştay’ı düzenlendiğini belirten Çamuroğlu, “Bizim tasarımımız Alevi örgütlerinin, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle hükümetin temsilcilerinin bir masaya oturmasıydı. Ve bizim çalıştay önerimiz bir iki toplantıydı. Muhatabımız hükümet olacaktı. Fakat Faruk Çelik gelince 7 tane çalıştay ortaya atıldı. Gazetecilerle ayrı toplantı, ilahiyatçılarla ayrı toplantı, siyasilerle ayrı toplantı, aydınlarla ayrı toplantı olarak 7 tane çalıştay ilan edildi. O zaman ben Başbakan’a ‘bizim muhatabımız hükümet, aydınlar, ilahiyatçılar falan değil. Neden böyle bir tablo ortaya çıktı? Ne gerek var 7 tane çalıştaya’ dedim. Kabul etmediler. Kabul etmeyince ben Sayın Başbakan’ın danışmanlığından istifa ettim. Ve bu çalıştaylara katılmayacağımı belirttim ve ‘bu çalıştayları doğru bulmuyorum’ dedim. Hatta o sıra Hürriyet Gazetesi’nde Sayın Şükrü Küçükşahin benim istifamı yazdı” diye konuştu.

    “ALEVİ AÇILIMINI BEN BAŞLATTIM”

    Alevi açılımını kendisinin başlattığını söyleyen Çamuroğlu, şöyle konuştu:

    “Benim adımı ortadan silmek için hem hükümet hem de bazı Aleviler çok uğraştılar. Bazı Aleviler bunu Alevi toplumunun bir liderlik meselesi olarak gördüler. Eski ülkücü, Ülkü Ocakları’nın Almanya temsilcisi, ben gittim 5 dakika sonra Musa Serdar Çelebi (Avrupa Türk-İslam Birliği Kurucu Başkanı)geldi. Bana bunun haberi verilmemişti. Ben Alevilik konusunda bir görüşmeye gidiyorum ve orada kendimi başka bir toplantıda buluyorum. İzzettin Doğan’ın çağırdığı bir konuk. Ben oradan ayrılırken şoförüm beni aradı ‘Burada CEM TV’nin kameraları var, çıkarken lütfen yalnız çıkın’ dedi. Çünkü o sırada Musa Serdar Çelebi de çıkacaktı. Yani ben orada Alevilerin problemlerini Musa Serdar Çelebi ile görüşmüş biri olarak CEM TV ekranlarına çıkacaktım. Bu sefer Alevi kamuoyu ne düşünecekti? İzzettin Doğan bunu bir liderlik mücadelesine dönüştürdü.”

    “KELLİ FELLİ BİR KURUM BAŞKANI BAŞBAKANDAN 50 MİLYON LİRA İSTEMİŞTİ”

    Çamuroğlu, Alevi kurumlarının çalıştaylar boyunca nasıl bir performans gösterdiklerine ve taleplerine dair ise şunları anlattı:

    “Ben Alevi kurumları konusunda çok dertliyim. 2009’da çalıştay öncesinde, benim istifamdan önce Sayın Başbakan (Erdoğan), Sayın Başbakan yardımcısı Yalçın Akdoğan ve ben Dolmabahçe Sarayı’nda bir Alevi kurumunun yönetim kuruluyla buluşuyoruz. Orada taleplerini dinleyeceğiz. Kurumun değerli başkanı konuşmanın sonlarına doğru söz aldı. Birinci madde olarak düzenleyecekleri bir toplantıya 50 milyon lira istedi. Orada kelli felli bir kurum başkanının ilk sözünün başbakandan 50 milyon lira istemesi beni yerin dibine soktu. Ve Başbakan’a bu konuyla muhatap olabileceğimi söyledim. O para da sonradan ödendi.”

    “ALEVİ ÇALIŞTAYLARININ SONUÇ RAPORU ALEVİLİK ÜZERİNE YAZILMIŞ EN VAHİM BELEGELERDEN BİRİ”

    Çamuroğlu, Alevi Çalıştayları’nın sonuç raporuna dair de “Alevilik üzerine yazılmış en vahim belgelerden biridir. O rapor Alevilik meselesini bir güvenlik meselesi olarak koyan bir rapordur. Raporu da Necdet Subaşı yazdı. Zannediyorum ki şu an da kendisi de o rapordan memnun değildir. Ben o raporu her bulunduğum konferansta, seminerde eleştirdim. O Alevi meselesini, Alevileri bir güvenlik sorunu olarak gören, Dersim Katliamı’ndan bu yana süren bir tavrın devamıdır. Ben o raporun neredeyse her yerini çizdim. O rapor tamamen Aleviliği bir güvenlik meselesine indirgeyen vahim bir rapordur.”

    PİRHA/İSTANBUL

    Programın tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

  • Av. Aytekin Aktaş: Hükümet Aleviliği tehlike olarak görüyor, bu kabul edilemez (1)-VİDEO

    Av. Aytekin Aktaş: Hükümet Aleviliği tehlike olarak görüyor, bu kabul edilemez (1)-VİDEO

    PİRHA- Avukat Aytekin Aktaş, Aleviliğin hükümet tarafından bir güvenlik sorunu, tehlike olarak görüldüğünü belirterek, “İçişleri Bakanlığı’nın ibadethane gezmesinin sebebi Aleviliği tehlike olarak görüyor olmasıdır. Aleviler tehlike değildir” dedi. Aktaş, Aleviliğin bir kültür, folklorik öğeye indirgenmesi değil de bir inanç olarak tanınmasıyla bütün problemler kendiliğinden çözülmüş olacak. Çünkü devlet kendi var olan hukuku gereği Aleviliği inanç olarak tanıdığı an ona anayasal haklarını tanımak zorunda kalacak” ifadelerini kullandı. 

    AKP yıllar önce sonuçsuz olarak rafa kaldırdığı sözde ‘Alevi açılımını’ yeniden masaya getirdi. İçişleri Bakanlığı yetkililerinin AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla Türkiye genelindeki birçok cemevini ziyaret ederek, fiziki ve maddi eksikliklerin tespiti ve karşılanması noktasında başlayan çalışmalar daha sonra genişleyerek sürdü. Beraberinde birçok tartışmayı da getiren bu faaliyetler, cemevlerinin “kültür merkezi” olarak tanımlanması, dedelere maaş bağlanması, cemevinin su ve elektrik giderlerinin karşılanması ve Diyanet benzeri “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı” kurulması gibi başlıklar etrafında kamuoyuna yansıdı.

    Aleviler; AKP ve Cumhur İttifakı’nın içinde bulunduğu krizden kurtulmak amacıyla bu adımları attığını ifade ederken; sorunların çözümü noktasında iktidarı samimi bulmadıklarını bir kez daha dile getirdiler.

    Aleviler, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulduğu duyurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ve torba yasaya karşı ülkenin birçok yerinde alanlara çıkarak, “Eşit yurttaşlık talebimizden vazgeçmiyoruz” mesajı verdi.

    Avukat Aytekin Aktaş, AKP iktidarının İçişleri Bakanlığı aracılığıyla gerçekleştirdiği ‘ihtiyaç’ ziyaretlerini, 2009 yılından beri devam eden açılım süreçlerinin seyrini, Alevi kurumlarının ‘kayyım’ olarak değerlendirdiği Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı hamlesini, torba yasadaki maddelerin eşitlik ilkesi/laiklik ilkesi/ din ve vicdan hürriyeti bağlamındaki hukuksal çerçeveyi, Alevi dedelerine kadro ile birlikte ‘kararnameli’ Alevilik oluşturulması planını, devletleştirilmek istenen Aleviliği bekleyen tehlikeleri, iktidarın Alevi asimilasyonunda yerel yönetimler eliyle kurduğu tahakküm ilişkilerini ve Alevi kurumlarının iktidarın bu hamlesine karşı nasıl bir karşı koyuşu örgütlemesi konularına dair PİRHA‘ya konuştu.

    Aktaş, iktidarın İçişleri Bakanlığı eliyle gerçekleştirdiği maddi ihtiyaç ziyareti ile Alevilere ve Aleviliği asayiş/güvenlik konseptinde yaklaşıldığını belirterek, Alevilerin hak taleplerine yönelik düzenlemelerin İçişleri Bakanlığı bünyesinde yapılamayacağını kaydetti.

    “ALEVİLİK HEDEFTE”

    Alevi inancının Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kadar hedef alınan bir inanç olduğunu söyleyen Aktaş, “AKP’nin 20 yıllık iktidarındaki siyasi ideolojisiyle Alevilere yönelik tutumunu gayet iyi biliyoruz. Evvela bunun her seçim sürecinden önce açılım adı altında gelmesi zaten Alevilerin bildiği aşina olduğu bir durum. Bu sıkıntı AKP’yle mi başladı? Yirmi yılla mı başladı? Hayır. Yani Türkiye Cumhuriyeti’nin başından itibaren Alevi problemi var. Osmanlı zamanından beridir var. Alevi katliamlarının tarihini yine hepimiz biliyoruz, dolayısıyla bu ülkenin kanayan yarası. Hem Osmanlı’dan hem de Cumhuriyet döneminin son iktidarına kadar herkes Alevileri hedef alıyor.  Yani bütün totaliter halk düşmanı siyasi odakların Alevileri hedef almasının makul bir sebebi var. Çünkü Aleviler eşitçe, kardeşçe, özgürce hakça yönetenlerin şeffafça denetlendiği bir düzen yani rıza şehrini öngörüyor. Dolayısıyla da bütün muktedirler tarafından hedef alınıyor. Aleviler inançları, dünya görüşleri gereği her türlü gericiliğe, ayrımcılığa, hırsızlığa, yolsuzluğa karşı olduğu için ve tarih boyunca bütün kaba kuvvet sahiplerinin, bütün art niyetli hükümdarların hedefi olmuş ve binlerce katliama uğramış, can vermiş” diye konuştu.

    “ALEVİLER GÜVENLİK SORUNU OLARAK TEHLİKELİ GÖRÜLÜYOR”

    Avukat Aktaş, Alevilerin anayasal düzlemde kabul görmesinin devlet açısından bir güvenlik sorunu olduğunu söyledi. İktidarın İçişleri Bakanlığı eliyle gerçekleştirdiği ihtiyaç ziyareti ile Alevilere ve Aleviliğe asayiş/güvenlik konseptinde yaklaşıldığının altını çizen Aktaş şöyle konuştu:

    “İlk defa AKP’nin yirmi yıllık iktidarında hiç aklına gelmeden nasıl olduysa, hangi sebeple olduysa cemevlerimiz hatırlandı. Ülkemizde Aleviler yaşıyormuş. Alevilerin, yarım yüz yıllık hızlı şehirleşmeyle ve Alevi hareketini de son otuz yıllık yoğun örgütlenmesiyle de beraber görünürlüğü hız kazandı. Artık inkar edilemez bir problem haline geldi. Hükümet de kendince özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin  ihlal kararlarından sonra Avrupa Konseyi’nin gözden geçirme raporundan sonra bir şey yapmak zorunda hissetti. İçişleri Bakanlığı aracılığıyla cemevlerini ziyaret etti. Alevilik bütün teorik tartışmaların dışında en kaba tabiriyle bir inanç. Alevinin kendi içinde farklı düşünce yolları var. Farklı sürekleri var ve hepsi toplamında müşteki bir inanca tekabül ediyor. Son dönemde ise Avrupa’da birkaç devlet Aleviliği inanç olarak tanıdı. Türkiye Cumhuriyeti devleti de bu somut gerçekliğe karşı bir pozisyon alma ihtiyacı duydu. Pozisyonunu nasıl aldı? Cemevlerine İçişleri Bakanlığı’yla geldi. Aleviler, iktidarca tehlike olarak görülüyor. Yani İçişleri Bakanlığı’nın ibadethane gezmesinin sebebi Aleviliği tehlike olarak görüyor olmasıdır. Aleviler tehlike değildir. Bu toprakların öz evlatlarıdır, asıl bileşenleridir. Dolayısıyla tehlike olarak addedildiğimizi biliyoruz ve bu kabul edilemez. Yani yöntem bir defa buradan yanlış. Devlet olarak bir inanç topluluğunu İçişleri Bakanlığı aracılığıyla ziyaret ederek not edip kaydediyorsun. Madem bir iş yapıyorsunuz, bari bunu doğru yapın. Bunun muhatabının İçişleri Bakanlığı’nın olması devletin Alevileri tehlike olarak görmesinin zaten birinci adımıdır.”

    “ALEVİ SORUNU BOYA, ÇİMENTO İLE ÇÖZÜLEMEZ!”

    Alevilerin hak ve taleplerini boya, çimento vs. gibi maddi taleplere indirgeyerek ‘yumuşak asimilasyon’ ile sonuç almaya çalışılmasının kabul edilmeyeceğini kaydeden Aktaş, şunları ifade etti:

    “İçişleri Bakanlığı kimi belli kurumlara emrivaki  giderek, bir şekilde cemevlerini ziyaret edip kendince sözde bir veri çalışması yaptığını söylüyor. Cemevlerinin ihtiyaçlarını not ediyor.  Yani Alevilerin ihtiyaçları bugüne kadar bilinmiyor mu? Alevi kamuoyu şimdiye kadar eşit yurttaşlık talebini her alanda ve defalarca dile getirdi. Yani Aleviler lütuf da istemiyorlar. Öz bir eşit bir vatandaş olarak, eşit bir yurttaş olarak diğer yurttaşların sahip olduğu haklara Alevi inancı altında sahip olmak istiyorlar. İçişleri Bakanlığı’nın yaptığı görüşmelerden çıkarttığı sonuç cemevlerinin alt yapısı, imar çalışması, betonu, kumu, boyası vs. gibi ihtiyaçları olduğudur. Evet Aleviler ekonomik olarak geri planda bir toplumdur ve bunun da asıl sorumlusu bellidir. Bu politikanın gereği Aleviler ekonomik anlamda kısıtlanmıştır. Yapılmaya çalışılan ise Alevilerin satın alınmak istenmesidir. Alevilerin problemleri sadece maddi ihtiyaçlarından ibaret değil. Alevilerin cemevlerine maddi yardım yaparak, bütçeden cemevlerine lütufta bulunarak Alevi sorununu çözemezsiniz. Aleviler eşit yurttaşlık hakkında ısrarcılar. Bu da Alevilere cemevileri yaparak lütuf gibi birtakım maddi kaynak ayırmak değil, eşit yurttaşlık taleplerini görmekten geçer. Devlet, elbette Alevi kurumları ile hak ve taleplerine dair görüşür, öneri alır. Ama bunu olması gerektiği gibi icra etmiyor.”

    “FOLKLORİK ÖĞEYE İNDİRMEKLE DEĞİL İNANÇ OLARAK TANIMAKLA BAŞLAR”

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden Türkiye’nin aleyhine sonuçlanan kararları hatırlatan Av. Aktaş, 2009 yılında başlayan sözde Alevi açılımları ile birlikte iktidarın bu son hamlesinden de Alevilerin lehine sonuçlar çıkmayacağını dile getirerek, “Görece önceki iktidarlardan farklı olarak AKP iktidarı adını koyup Kürt açılımıdır, Alevi açılımıdır gibi kendince politikalar geliştirdi. Halihazırdaki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden Türkiye’nin aleyhine ihlalle sonuçlanan kararlar var. Alevilerin haklı hak mücadelesi ve dik duruş mücadelesi sonunda somutlaşmış, nesnelleşmiş mutabık kalınmış ve reddetmenin mümkün olmayacağı talepler tekrar masaya yatırıldı. Noksanlarıyla, yanlışlarıyla öyle ya da böyle bir şekilde Alevilerin taleplerinin kayıt altına geçtiği bir çalışma oldu. Sonuç itibariyle elde var yine sıfır. Alevilerin taleplerinin hiçbirisi ciddiye alınmadı. Aleviliğin bir kültür, folklorik öğeye indirgenmesi değil de bir inanç olarak tanınmasıyla bütün problemler kendiliğinden çözülmüş olacak. Çünkü devlet kendi var olan hukuku gereği Aleviliği inanç olarak tanıdığı an ona anayasal haklarını tanımak zorunda kalacak. Diğer açılımlarla birlikte bu hamlelerinden de Alevilerin lehine bir sonuç çıkacağını düşünmüyoruz. Zaten açılımın kendisi yanlış saiklerle, yanlış enstrümanlarla ve yanlış kurumlarla yürüyüp yanlış sonuçlara varılıyor. Dolayısıyla eğriden doğru çıkmaz” ifadelerini kullandı.

    Ersin ÖZGÜL /İZMİR

    YARIN: Avukat Aytekin Aktaş, röportajın ikinci bölümünde Alevi kurumlarının ‘kayyım’ olarak değerlendirdiği Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı hamlesi ile birlikte torba yasadaki maddelerin eşitlik ilkesi/laiklik ilkesi/ din ve vicdan hürriyeti bağlamındaki hukuksal çerçeveyi ve Alevi dedelerine kadro ile birlikte ‘kararnameli’ Alevilik oluşturulması planını değerlendirecek.

     

  • Dede Hüseyin Keskin: Aleviler üzerinde oyun oynanıyor, büyük bir asimilasyona gidiliyor

    Dede Hüseyin Keskin: Aleviler üzerinde oyun oynanıyor, büyük bir asimilasyona gidiliyor

    PİRHA- AKP iktidarının, cemevlerini Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlama planına ilişkin konuşan Seyit Veli Sultan Ocağı dedesi Hüseyin Keskin, “Devletin uyguladığı politikanın yaratacağı bölünmenin telafisi olmayacaktır. Alevi ocaklarının, dedelerinin Aleviler üzerinde büyük bir oyun oynandığını, büyük bir asimilasyona gidildiğini görmeleri gerekiyor” dedi.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ‘Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Başkanlığı’ kurulacağını açıklamasına ve tasarının yasalaştırılmak istenmesine tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Plan ve Bütçe Komisyonu’nda cemevleri ile ilgili düzenlemelerin de yer aldığı torba kanun teklifinin ilk 8 maddesi kabul edildi. Düzenlemenin Meclis Genel Kurulu’ndan geçmesi durumunda belediyeler imar planlarken, bölgenin şartları ve ihtiyaçlarını göz önüne alarak cemevleri için yer ayıracak. Ayrıca cemevi inşası için kaymakam veya validen de izin alınması gerekecek. İsteyen dedelere ise kadro verilerek, maaş bağlanacak, dedeler memur statüsünde olacak. Bu uygulamaya Aleviler sert tepki gösteriyor.

    Seyit Veli Sultan Ocağı dedelerinden Hüseyin Keskin, AKP iktidarının, Alevilere yönelik planlarını eleştirerek, büyük bir asimilasyona doğru gidildiğini söyledi.

    “BUGÜN DEVLETTEN MAAŞ ALAN DEDE YARIN EMİR DE ALIR”

    Hükümetin Alevilere ilişkin atacağını söylediği adımları kesinlikle tasvip etmediğini vurgulayarak sözlerine başlayan Keskin, “AKP hükümeti 20 senedir neredeydi? Bir kere olsun Alevilere sorunlarını sormadılar. Şimdi seçimlere gidilirken Alevileri hatırladılar. Bu yapılan riyakarlıktır. Dedelere maaş bağlanacağı söyleniyor. Böyle bir yapılanmanın içerisine girip maaş alacak dede yol düşkünüdür. Hiçbir cemevi Kültür Bakanlığına bağlanmayı kabul etmemelidir. Bunu kabul eden de yol düşkünüdür. Bugün devletten maaş alan yarın emir de alır. Sana bir kağıt gönderirler, cemlerde bu kağıdı okuyacaksın, derler. Onu yapacaksın, bunu yapacaksın derler. Sen de kabul etmek zorunda kalırsın. Talibin değil de devletin hatta hükümetin dedesi haline gelirsin” diye konuştu.

    “DEVLETİN BU POLİTİKAYLA YARATACAĞI AYRILIĞIN TELAFİSİ OLMAYACAKTIR”

    Hükümetin izlediği politikaların Aleviler içerisinde bir bölünmeye neden olabileceğini de söyleyen Keskin, sözlerine şöyle devam etti:

    “Dedelerin, ocakların. pirlerin sorumlulukları çoktur ama bir yaptırımı yoktur. Bugün geldiğimiz noktada düşkün desek de adam bizi tanımıyor, dikkate almıyor. Araya maddiyat girince işler değişebiliyor. Bu nedenden dolayı evet bu politikalar bir bölünme yaratacaktır ama ne kadar etkili olacaktır bilemiyorum. Baktığımız zaman şimdi de Aleviler içerisinde tam anlamıyla bir birlik yok. Ancak bu ayrılıklar giderilebilir. Yalnız devletin uyguladığı politikanın yaratacağı bölünmenin telafisi olmayacaktır. Alevi ocaklarının, dedelerinin Aleviler üzerinde büyük bir oyun oynandığını, büyük bir asimilasyona gidildiğini görmeleri gerekiyor.”

    “KİMSENİN BİZİ TANIMLAMASINA DA LÜTFUNA DA İHTİYACIMIZ YOK”

    Alevilerin hükümetin uygulamaya koyduğu bu politikalara kesin ve net bir tavır takınması gerektiğini ifade eden Keskin, son olarak şunları aktardı:

    “Bu zamana kadar kimsenin desteği olmadan biz cemevlerimizi, cemlerimizi yaptık. Kendi kendimize yetebiliriz. Lokmalarımızla ayakta kalabiliriz. Alevi kurumları da birlik olmalı. Devletin cemevleri ibadethanedir demesi ile ibadethane olmayız. Biz zaten cemevlerimizi ibadethane olarak kabul ediyoruz, öyle tanımlıyoruz. Kimsenin tanımlamasına da ihtiyacımız yok. Tekke ve Zaviyeler Kanunu kaldırılmalı. Bizim inancımızı rahat bıraksınlar. Dumanlı bir zamandayız. Kurt dumanlı havayı sever. Dergahlarımız, ocaklarımız, Alevi kurumlarımız bu politikaları çok iyi yorumlamalı. Biz kendi yaramızı kendimiz sararız. Bizim kimseye ihtiyacımız yok, kimsenin lütfuna da ihtiyacımız yok. Tabii ki biz Aleviliğin tanınmasını istiyoruz. Alevilik vardır diyecekler ve Tekke ve Zaviyeler Kanunu kaldıracaklar. Ancak öyle olur.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Vekillerden AKP’ye tepki: Cemevlerinin Kültür Bakanlığı’na bağlanması hakarettir

    Vekillerden AKP’ye tepki: Cemevlerinin Kültür Bakanlığı’na bağlanması hakarettir

    PİRHA- AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, cemevlerinin Kültür Bakanlığı’na bağlanacağını açıklamasının ardından tepkiler yükseliyor. HDP Milletvekili Zeynel Özen ve CHP Milletvekili Mahmut Tanal, “Devlet Alevileri bölerek, parçalayarak, kayyum atayarak temel olarak da inançlarını tanımayarak kendi Alevisini yaratmaya çalışıyor. Cemevlerinin Kültür Bakanlığı’na bağlanması hakarettir” yorumunu yaptılar. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen ve Cumhuriyet Halk Partisinden (CHP) İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, cemevlerinin yönetimini Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlamasını değerlendirdiler.

    Hükümetin samimiyetsiz olduğunu, Alevilere karşı dürüst davranmadığını vurgulayan vekiller, Alevilerin eşit yurttaşlık talebinin karşılanmasıyla tüm sorunların çözülebileceğini belirttiler.

    “CUMHURBAŞKANI HEM YASAL OLARAK CEMEVLERİNİ TANIMIYOR HEM DE ZİYARET EDİYOR”

    HDP Milletvekili Zeynel Özen, AKP hükümetinin Alevilere yönelik atacağı adımların sadece bir seçim yatırımı olmadığını ifade ederek, “Bu Türkiye Cumhuriyeti’nin tekçi anlayışının bir devamıdır. Sorun çözmek yerine devlet kendi Alevisini yaratmaya çalışıyor. Kürt sorununda da bunu gördük. Devlet kendi Kürt’ünü yaratmaya çalıştı. Şimdi de Alevileri bölerek, parçalayarak, kayyum atayarak temel olarak da inançlarını tanımayarak kendi Alevisini yaratmaya çalışıyor. Cemevleri ibadethanedir diyemiyorlar. Bu ikiyüzlülüktür, samimiyetsizliktir. Cumhurbaşkanlığı cemevlerini ziyaret ediyor ama baktığın zaman cemevlerinin yasal bir statüsü yok. Yani cemevleri şu an yasadışı. Hem inancı tanımıyorsun hem yasal olarak statü vermiyorsun hem de kültür evi olarak değerlendirip inanca nifak sokmaya çalışıyorsun” dedi.

     “SORUNUN ÖZÜ EŞİT YURTTAŞLIKTIR, ÖNCE BUNU TANIYACAKSIN”

    Tek çözümün cemevlerinin ibadethane olduğunun kabul edilmesi olduğunu da dile getiren Özen, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Alevilere eşit yurttaşlık hakkını vermeliler. Parayla, pulla, sadaka zihniyeti ile bu sorun çözülmez. Bu yapılanla cemevlerine kolaylıkla kayyum atayabilecekler. Tek yapmak istedikleri bu. Yıllardır dile getiriyoruz, sorunun özü eşit yurttaşlıktır diye. Eşit yurttaşlık hakkını tanıyacaksınız. Biz HDP olarak bir kampanya yürütüyoruz bu konuda. Devletin tüm inançlardan elini çekmesi gerekiyor. Demokratik bir ülkede devlet inançlara para vermez. Sadece belli projelerde destekleyebilir. Aleviler devletten inançlarını tanımasını istiyor. Şimdiye kadar yapılmış cemevlerini Aleviler kendi lokmaları ile yaptılar. Olması gereken budur. Sizin elektriğinizi, suyunuzu vereceğim, dedelerinize maaş vereceğim gibi yaklaşımlar bu sorunu çözmeyi bir kenara bırakın, sorunun daha da karmaşık hale gelmesine neden olacaktır.”

    “CEMEVLERİNİN KÜLTÜR BAKANLIĞI’NA BAĞLANMASI BİR HAKARETTİR”

    CHP Milletvekili Mahmut Tanal ise, AKP’nin açıkladığı söylemlerin din ve vicdan özgürlüğüne aykırı olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:

    “Bir inancın Kültür Bakanlığı ile ne alakası var? Erdoğan’ın geçmişteki söylemlerini unutmadık. Cemevlerine ‘cümbüş evi’ diyordu. Bir dinin, bir inancın bağımsızlığı vardır. İnanç herhangi bir vesayetin altına giremez. Ayrıca bir kuruma bağlayabilirsin ama bu Kültür Bakanlığı olamaz. Bağımsız bir birim, bir kurum oluşturulabilir. Cemevlerinin Kültür Bakanlığı’na bağlanması bir hakarettir.

    “SANSÜR YASASINI ÇIKARAN BİR HÜKÜMET ALEVİLERİN ÖZGÜR OLMASINI İSTER Mİ?”

    Bu ülkede Alevi vali, kaymakam, Cumhuriyet Başsavcısı gibi devletin üst kurumlarında hiç kimse yok. Hükümet Alevilere özgürlük getireceğini söylüyor ama sansür yasası şu anda Meclis’te görüşülüyor. Bu sansür yasası demokrasiye kesinlikle aykırı bir yasa. Sosyal medyanın şalterini indirecekler bu yasayla. Rüşvetlerin, yolsuzlukların, kirli ilişkilerin vs. bunların konuşulmaması, tartışılmaması, ortaya çıkmaması için bu sansür yasasını getirdiler. Bu zihniyet Alevilerin özgürlüğünü ister mi? Onların inanç özgürlüğünü ister mi? Tamamen seçime yönelik bir hamle olduğunu düşünüyorum. Birkaç tane daha oy fazladan alabilir miyim, diye düşünüyorlar. Hükümet bu konuda kesinlikle samimi değil, Alevilere dürüst yaklaşmıyorlar. Bir seçim rüşveti sunuyorlar.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Bülbül’den uyarı: Alevilik makropolitik bir sorundur; II. Mahmut zihniyetiyle çözülmez

    Bülbül’den uyarı: Alevilik makropolitik bir sorundur; II. Mahmut zihniyetiyle çözülmez

    PİRHA- AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, cemevlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nca  yönetilmek istenmesine HDP Milletvekili Kemal Bülbül sert tepki gösterdi. Bülbül, “Bu politikalarla AKP Aleviliği yaratılacak, devlet Aleviliği yaratılacak, Diyanet Aleviliği yaratılacak, daha da karikatürizesi Kültür Bakanlığı Aleviliği yaratılacak” dedi.

    Halkaların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, cemevlerinin yönetiminin Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulacak olan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na bağlanacağına ilişkin yaptığı açıklamayı değerlendirdi.

    Devletin Alevisiz bir Alevilik yaratmaya çalıştığını söyleyen Bülbül, AKP hükümetinin açılımlar tarihini anlatarak, II. Mahmut zihniyetinde olan iktidarın Alevilerin sorunlarını çözmeyeceğini vurguladı. Aleviliğin sadece inançsal değil, makropolitik bir sorun olduğunu da kaydeden Bülbül, Alevilerin hükümetin açılım politikasına tevessül etmeyeceğini belirtti.

    “KÜLTÜR BAKANLIĞI ALEVİLİĞİ YARATILACAK”

    AKP iktidarının her konuda yeni Osmanlıcı, dinci politikasına uyarlanmış bir tutum sergilediğini ifade eden Bülbül, hükümetin kendi aklınca ürettiği çözüm süreçlerini yürütürken hiçbir Alevi Kurumu ile istişare etmediğini söyledi.

    AKP hükümetinin gizlice, el altından Alevi kurumlarına bir tane devşirme gönderdiğini kaydeden Bülbül, sözlerine şöyle devam etti:

    “Bu devşirmenin kim olduğu belli değil. Ajan mıdır, uzman mıdır, Alevi midir, Sünni midir, devletteki görevi nedir? İçişleri Bakanı’nın danışmanı olduğu söyleniyor. Kim olduğu belli olmayan gölge bir adam. Peki Alevilik böyle illegal bir şey mi, Alevilik sorunu böyle illegal bir şekilde mi çözülür? Biz konuyu Meclis’te defalarca gündeme getiriyoruz. Alevi sorunun cemevinden ibaret olmadığını, makropolitik bir sorun olduğunu söylüyoruz. AKP’nin herhangi bir yetkilisi ya da AKP’nin Genel Başkanı ya da Diyanet İşleri Başkanlığı -ki bugün AKP’nin bir kurumuna dönüşmüştür bu kurum- hiçbirisi sorunun çözümü konusunda Meclis’te bizim veya muhalefet tarafından gündeme getirilen bir şeyi kabul etmiyor. Demek ki AKP Aleviliği yaratılacak, devlet Aleviliği yaratılacak, Diyanet Aleviliği yaratılacak, daha da karikatürizesi Kültür Bakanlığı Aleviliği yaratılacak.”

    “AKP’NİN ALEVİ SORUNUNU GÜNDEME GETİRMESİ ÇOK ÖNCEDEN PLANLANMIŞTIR”

    AKP’nin kuruluşu ile birlikte bir emperyal proje olduğunu ve bütün süreçleri önceden planladığını aktaran Bülbül, “Kuruluşundan önce Alevi sorununu da gündeme getireceği söylenmiştir. 2007’de o dönem AKP’nin vekili olan Reha Çamuroğlu, Tayyip Erdoğan’a bir şey sufle etmiş ve Alevi sorunu ile ilgili o da kendisi değil ama Meclis Başkanı üzerinden bizi bir toplantıya çağırmıştı. Ben de vardım o toplantı içerisinde. Meclis Başkanı Köksal Toptan bizi dinleyeceğini, sorundan ne anladığımızı ve bunu çözeceklerini söyledi. Bu durum çok demokratik bir tutum değil. İhsan eden, efendi köle ilişkisi yapmaya çalışan bir tutum içerisindeydiler.

    “2008’DEKİ BÜYÜK ALEVİ MİTİNGLERİNDEN SONRA AKP AÇILIM SÜRECİNİ BAŞLATMIŞTIR”

    2009 yılında ise öncesinde bizim 8 Ekim 2008’de Ankara’da daha sonra İstanbul’da daha sonra İzmir’de yaptığımız büyük Alevi mitingleri oldu. Mitinglerimizin ismi ‘Alevi toplumuna eşit yurttaşlık istiyoruz’ idi. O mitingleri Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Alevi Bektaşi Federasyonu olarak organize etmiştik ve ben o zaman yöneticiydim. Bu teklifi federasyonun toplantısında önerge ile dile getirmiştim ve oy birliği ile kabul edilmişti. Bu kabulden sonra 2008’de mitinglerimizi başlattık ve 3 Haziran 2009’da dönemin AKP hükümeti Alevi açılımı başlattı. O dönemki Bakan Faruk Çelik ve akademisyen Necdet Subaşı yürüttü. 5-6 seans yapıldı. İlk seansta Alevi toplumu 5 temel talepte birleşmişti, kabul etmediler ve şöyle dediler; ‘Aleviler içinde birlik yok, gidin birlik olun gelin.’

    “AKP’NİN YAPTIĞI TÜM AÇILIMLAR SONUÇSUZ KALDI”

    Hem Alevi, hem Roman, hem Kürt açılımı konusunda gelinen nokta ortada. Roman açılımında Sulukule yerle bir edildi. Kentsel dönüşüm adı altında bir kültürel hafıza ve bir kültürel ortam yok edildi. Kürt halkının başına gelenler ortada her yer nefret, şiddet, kan. Sınır ötesi cinayetler var, sınır ötesi katliamlar var ve bu katliamı Türkiye Cumhuriyeti’nin Bağdat Büyükelçisi en son Nagihan Akarsel’in katledilmesini üstlenmiş durumda. Alevi açılımında ise 7. seansta Alevi katliamından sanık olan Ökkeş Kenger ve benzeri kişiler çağrıldı. Gayri ciddi, alay edercesine ve sonra da açılım sönümlendirildi. 2021 yılına kadar.

    “BİZİM KAMPANYAMIZDAN ÖNCE AKP’NİN VE CHP’NİN AKLINDA ALEVİLER YOKTU”

    2021 yılında İçişleri Bakanının danışmanı olduğu söylenen kişinin Alevi kurumlarını ve cemevlerini gezmeye başladığını anımsatan Bülbül, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu CHP’den devşirdikleri kim olduğu belli olmayan bir kişi cemevlerine gönderilmeye başlandı. Derneklere gönderilmeye başlandı. Gidiyor, ‘Süleyman Soylu beni gönderdi, bir ihtiyacınız var mı?’ diye soruyor. Nasıl ki 2009 yılında yapılan Alevi açılımı bizim 2008 yılında başlattığımız mitingler ve kampanyalar ile ilgili ise, 2022 yılında AKP’nin yaptığı açılım da bizim HDP olarak başlattığımız ‘Alevi toplumuna eşit yurttaşlık istiyoruz’ kampanyası ile alakalıdır. AKP’nin, CHP’nin aklında Aleviler yoktu. CHP olaya şöyle bakıyor; ‘Ben Alevilerden yeterince oy alıyorum. Bir de başörtüsü sorununu gündeme getireyim, Sünnileri de buraya dahil edeyim.’ AKP de, ‘Ben Sünnilerden yeterince oy alıyorum. Başörtüsünü de hallettim. Bir de cemevlerini gündeme getireyim. Alevilerden de oy alayım.’ Bu her iki tutum da demokratik değil. Toplumu, halkları adeta hakir görmek, alay etmek ile aynıdır.

    “SOYLU PLANLADI”

    Dikkat ederseniz bu açıklamaların öncesinde 3 Alevi kurumuna saldırı oldu ve bu saldırgan yakalandı, tutuklandı. Ve dikkatler Alevilere, cemevlerine yöneldi. Arkasından AKP’nin Genel Başkanı, Hüseyin Gazi Dergahına gitti. Alevisiz Aleviliği gördük. Görselleri değiştirdi, kendisine göre bir dizayn yaptı. Sonra da Hacıbektaş’a gitti. Alevisiz Alevilik vardı orada da. Bu 3 Alevi kurumuna saldırıyı Süleyman Soylu planladı. Dikkatleri Alevi ortamına çekmek ve AKP Genel Başkanının Hüseyin Gazi’ye ve Hacıbektaş’a gitmesinin ortamını hazırlamak için.

    “AKP GENEL BAŞKANI 1826’NIN AKLIYLA 2022’NİN SORUNUNU ÇÖZEMEZ”

    1826’da II. Mahmut tahta geçtiğinde, Alevi dergah ve tekkelerine Nakşibendi şeyhleri atadı yani kayyum atadı ve ocaklı Aleviliği de yasakladı. Hacı Bektaş Dergahında bulunan bugünkü caminin Hacı Bektaş döneminde yapıldığını sanıyorlar. Dergahın girişinde 1834 yazıyor. II. Mahmut döneminde oraya atanan Nakşibendiler tarafından yapılmış bir camidir. Hacı Bektaş döneminde yapılmış bir cami değildir. Çünkü Aleviler camiye gitmezler. 1924 – 25 yıllarında Cumhuriyetin kurucu aklı, II. Mahmut’u güncellemiş ve ‘Tekke ve Zaviyeler Kanunu’ ile Aleviliği yasaklamış. Bugün aslında Tayyip Erdoğan sözüm ona bir çözüm yapıyormuş gibi durup aynı yasağın bir tür günümüze uyarlanmış halini yapmıştır. Her türlü sorundan söz ederken neo Osmanlıca bir bakışla bakıyor. AKP Genel Başkanı 1826’nın aklıyla 2022’nin sorununu çözemez. Burada 1826 II. Mahmut aklı vardır.”

    “ALEVİLİK SADECE İNANÇSAL DEĞİL, MAKROPOLİTİK BİR SORUNDUR”

    Alevilik sorununun sadece inançsal bir sorun olmadığını, makropolitik bir sorun olduğunu vurgulayan Bülbül, son olarak şunları dile getirdi:

    “Ekonomik, hukuki, kamusal, eğitimsel ve ahlaki bir sorundur. Ahlaki dediğim devletin Aleviliğe bakış açısını kastediyorum. Ekonomik bir sorundur çünkü, Alevi toplumu köylerinde yaşadığı yerlerden tecrit edilmiş, işsizliğe, yoksulluğa mahkum edilmiştir. Kamusal bir sorundur çünkü, Alevi toplumunun bireyleri kamusal alanda iş bulamamakta ya da mobbinge tabii tutulmaktadır. Eğitimsel bir sorundur çünkü, zorunlu din dersi dayatılmasının dışında eğitimin tamamen dinselleştirilip baskı aracına, ırkçılık ve tekçilik aracına dönüştürülmektedir. Türk ve Türkmen Alevileri dışında Kürt, Arap ve Roman Aleviler kendi ana dillerinde ibadet ve eğitim yapamamaktalar. Hukuki bir sorundur çünkü, Alevilik ‘Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile yasaklanmış, Köy Kanunu ile cemevinin ibadethane olması engellenmiş, yasaklanmıştır.

    “DEVLET, ALEVİLİĞE EFENDİ KÖLE İLİŞKİSİ ÇERÇEVESİNDE BAKMAKTADIR”

    Bu anlamda Şahkulu Dergahına gitmiş olması bir şey ifade etmiyor. Çünkü Şahkulu Dergahında yapmaya çalıştığı şey, II. Mahmut’un yasakçı, kayyumcu bakış açısını güncellemektir ve AKP, Diyanet ve devletin tüm kurumları Aleviliğe efendi köle ilişkisi çerçevesinde bakmaktadırlar. Yani Alevileri bir şeyler lütfedilecek zavallı bir topluluk, kendilerini de bunu yapacak ve yayacak bir görkeme sahip, saltanat sahibi olarak görmekteler. Böyle bir zihniyetle sorunlar çözülemez. Alevi sorunu içinden çıkılamaz bir hale getirilmiş ve hiçbir kurumun, hiçbir kanaat önderinin, hiçbir dedenin, pirin, ananın bu bakış açısına tevessül etmeyeceğini, etmemesi gerektiğini düşünüyorum.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Zeliha Altuntaş: Biz Aleviler ödün vermeden stratejik bir yol belirlemeliyiz

    Zeliha Altuntaş: Biz Aleviler ödün vermeden stratejik bir yol belirlemeliyiz

    PİRHA- Hükümetin açacağını duyurduğu ‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na tepki gösteren Zeliha Altuntaş, “Esas sorun Aleviler bu çete-mafya hükümetini her seçim öncesi olduğu gibi kirli pazarlık masasında kendilerine muhatap alıp almayacağı konusudur. Zira her kirli pazarlıkta etik olan değerlerimizden, inancımızın õzünden de uzaklaşarak kendimize yabancılaşmış oluruz” dedi. Altuntaş ekledi: Bizim talebimiz, bu inancın özneleri olarak bağımsız, özgür, eşit yurttaşlıktır.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, İstanbul’daki Şahkulu Sultan Dergahında duyurusunu yaptığı ‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ projesine tepkiler sürüyor.

    Zeliha Altuntaş, hükümetin Alevilere ilişkin açıkladığı politikaları eleştirerek, Alevilerin seçim öncesinde taleplerini kirli pazarlıklara alet etmemesi gerektiğini vurguladı.

    “AKP HÜKÜMETİ TÜRK-İSLAM ERKEK KODLARINI EN KATI ŞEKİLDE UYGULUYOR”

    Franz Fanon’un ‘Biz olmayı başarıyor isek bunun sebebi, yalnızca başkalarının bizi başkalaştırmak için giriştikleri faaliyetleri kökten ve kalben reddedişimizdir’ sözlerini hatırlatan Altuntaş, “7 Ekim 2022 tarihinde İstanbul Şahkulu Dergahı ziyaretinde bulunan Cumhurbaşkanı, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde ‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevleri Başkanlığı’ kurulacağı beyanını müjdeli bir haber gibi açıklayarak, ‘Alevi-Bektaşi vatandaşlarımızın ve onların bir araya geldiği mekanların tüm meselelerini devlet nezdinde takibini ve yürütmesini yapacak kurumsal bir yapı kuruyoruz’ dedi. Bir müjdeli haber gibi medya üzerinden yaratılmak istenen bu algı Alevi toplumunun yüreğine kor gibi düştü. Zira Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden Cumhuriyet dönemine, tarih boyunca Aleviler devletin asimilasyon-eritme politikalarına maruz kalmıştır. Ulus devlet inşasında yapılan toplumsal sözleşme İslam-Türk-Erkek kodları anlayışı çerçevesinde şekillenmiştir. AKP hükümeti de bu tarihsel sürekliliği en katı şekliyle uygulamaya devam etmiş ve etmektedir” diye belirtti.

    “TEKKE VE ZAVİYELERE KİLİT VURULARAK ALEVİLERİN TÜM MAL VARLIKLARINA EL KONULDU”

    1826 yılında Osmanlı tarihine ‘Vaka-i Hayriye’ olarak geçen büyük bir Alevi kırımı yaşandığını hatırlatan Altuntaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Ve bu kıyımda binlerce ölümün yanı sıra, evleri, malları ve dergahları gasp edilmiştir. Alevi Bektaşilere en önemli darbelerden biri de Serçeşme olan Hace Bektaş Veli Dergahına bir Nakşibendi tarikatı şeyhinin atanması ve Serceşme’nin Nakşibendilerin denetimlerine verilmesidir. Bu dönemde yapılan ilk icraat dergaha bir caminin eklenmesi olur. Cumhuriyet Döneminde ise 1925 yılında çıkarılan Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile Alevilerin inanç mekanı olan tekke ve zaviyelere kilit vurularak tüm mal varlıklarına devlet tarafından el konuldu ve 1964 yılından itibaren Kültür Bakanlığı’na bağlı olarak müze statüsünde ticari olarak işletilmektedir.

    “ALEVİLERİN SORUNU DEVLETİN DEMOKRATİK VE LAİK OLMAMASINDAN KAYNAKLANIYOR”

    ‘Baş Açık Yalın Ayak’ şiarı ile Alevi toplumu inancının ve öğretisinin merkezi olan dergahlarını devletten tekrar iade talebinde bulunurken, kendi emekleri ile kurmuş oldukları kurumlarına bir umutla büyüttükleri eşit yurttaşlık taleplerine darbe niteliğindeki yukardan dikte edilmiş bir karar ile el konulacağı bildirildi. Bir kez daha bu tekçi, statükocu, nepotizmci, vesayet zihniyetini simgeleyen kararı ile bu mücadelenin öznelerini dışarıda bırakarak asimilasyon paketini açıklamış oldu. Oysaki biz Alevilerin sorunu Türkiye Devleti’nin demokratik ve laik olmamasından kaynaklanıyor. Dolayısıyla, ne cemevlerimize verilecek statü, ne de dedelerimize verilecek maaş çözüm olacaktır. Nihayetinde sorun TC’nin din-devlet ilişkilerinde konumlandığı yerdedir. Çözüm de bu nedenledir ki, Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılmasıdır! Zira seküler devlet yönetimlerinde devletin resmi bir dini yoktur. Alevilik Türkiye’nin katmerleşmiş başlıca kimlik sorunlarından biridir. Ve çözüm diğer kimlik sorunlarının çözümü gibi ülkenin demokratikleşmesine bağlıdır. İlk olarak devletin yapması gereken Alevileri tanımlamaktan, kategorize etmekten, sınıflara ayırmaktan ve sınırlamadan vazgeçmelidir. Alili-Alisiz Alevilik tanımlaması devletin ne görevi ne de yetki alanıdır. Devlet tüm inançlara eşit durarak zaten görevinin çoğunu yerine getirmiş olacaktır.”

    “ÖDÜN VERMEDEN, EL ETEK ÖPMEDEN STRATEJİK BİR YOL BELİRLEMELİYİZ”

    Katliamlara-soykırımlara ve asimilasyon politikalarına rağmen Alevilik inancının muhalif duruşuyla tarihten günümüze evrilen süre içinde varlığını koruduğunu vurgulayan Altuntaş, şunları kaydetti:

    “Aksi takdirde iktidarın içinde eriyerek asimile sürecini çoktan tamamlardı. Aleviliğin devletleştirilmesi devletin kültürel, inançsal ırkçılık politikalarının bir ürünüdür. Ve bir inanç-kültür soykırımıdır. Ki Öz Alevilere düşen sorumluluklar bu bilinç ile düşünsel-eylemsel fikirler üreterek çözüm odaklı bir araya gelmelidir. Alevi toplumu kendi bünyesinde belli alanlarda uzmanlaşmalıdır. Gerek siyasi-toplumsal, gerek hukuksak ve gerek basın-medya birimleri ile oluşturularak stratejik bir yol belirlenmelidir ve bu yol bizim öğretimizin yolu ile kesişmelidir. Ödün vermeden, el etek öpmeden.

    “ALEVİLER, SEÇİM ÖNCESİ BU KİRLİ İKTİDARLA PAZARLIK YAPMAMALI”

    Önemli bir momentten geçmekte olan Aleviler devletin bir bakanlığına bağlı olarak, biat ederek tabii olarak ya eriyecek, ya da bağımsız ve muhalif duruşundan ödün vermeyerek var olmaya devam edecektir. Zira bu bilinç düzeyine büyük bedeller ödeyerek geldik. Fanon ‘Siyah Deri-Beyaz Maske’ kitabında Avrupalıları (egemenlerin) tarihi yapan, tarihi yazan zamanı ve mekanı kendi algılarına, değer yargılarına kendi çıkarlarına göre yazarak yerel-muhalif- yasaklı kültürleri kademeli olarak bilinçli bir politikayla kendi kültürleri, inançlarıyla kıyaslayarak zaman içerisinde değersizleştirerek ve sonunda tamamen bastırarak yok ettiklerini ifade eder. Bu bağlamda sorun, AKP hükümetinin Eşit Yurttaşlık Talebi düzleminde Alevileri muhatap alıp almaması meselesinden ziyade, Aleviler bu çete-mafya hükümetini her seçim öncesi olduğu gibi kirli pazarlık masasında kendilerine muhatap alıp almayacağı konusudur. Zira her kirli pazarlıkta etik olan değerlerimizden, inancımızın özünden de uzaklaşarak kendimize yabancılaşmamızdır.”

    “BİZİM TALEBİMİZ BİR KURUMA BAĞLILIK DEĞİL; BAĞIMSIZ, ÖZGÜR EŞİT YURTTAŞLIKTIR”

    Zeliha Altuntaş, “Dolayısıyla da hangi masada kiminle bu sorunları konuşacağımızda bizi belirler. Ki Alevilerin kendi sorunlarını ve muhataplarını doğru bir düzlemde değerlendirerek siyasetin de öznesi haline gelmesi ontolojiktir. Gelinen süreçte tüm demokratik güçler ile birlikte bu hükümetten kurtulmanın yollarını belirlemede öncü bir rol üstlenmekten ve demokrasi için el açmaktan ziyade demokrasinin yeşermesi için belirleyici rol almalıdır. Zira biz Alevilerin, bir kuruma bağlanmak, bağlı olmak gibi bir talebimiz olamaz. Bizim talebimiz bu inancın özneleri olarak bağımsız, özgür, eşit yurttaşlıktır” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • PSAKD Malatya Şubesi Başkanı Ulutaş: AKP kendine bağlı Aleviler yaratmak istiyor

    PSAKD Malatya Şubesi Başkanı Ulutaş: AKP kendine bağlı Aleviler yaratmak istiyor

    PİRHA- PSAKD Malatya Şubesi Başkanı Latife Ulutaş, hükümetin açacağını duyurduğu ‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na tepki göstererek, “AKP iktidarı kendi Alevisini yaratıp kendine göre dizayn etmeye çalışıyor. Alevileri, Aleviliği hiçbir partinin siyasi malzemesi yapmayacağız. Alevi halkından bir tek oy dahi alamayacaksınız” dedi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, İstanbul’daki Şahkulu Sultan Dergahı’nda duyurusunu yaptığı ‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ projesine tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Malatya Şubesi Başkanı Latife Ulutaş, Alevilere yönelik atacağı adımlara ilişkin hükümeti samimi bulmadığını ve Alevilerin sorunlarının eşit yurttaşlık talebinin karşılanmasıyla çözülebileceğini belirtti.

    “AKP KENDİNE BAĞLI ALEVİLER YARATMAYA ÇALIŞIYOR”

    AKP iktidarı ve bu iktidardan önce devleti yöneten anlayışların bütününde Alevi halkının inancını, kültürünü tanımayan bir zihniyet olduğunu ifade eden Ulutaş, “Hatta sadece inancından dolayı defalarca yakılan, katliamlara uğrayan, Alevi halkını ne hikmetse seçim dönemlerinde hatırlar oldular. Yıllardır Aleviler eşit haklar mücadelesi vermekte. Yani bu ülkede tüm renklerle birlikte, tüm inançlarla, tüm dillerle, tüm farklılıklarla birlikte yan yana aynı haklara sahip olarak yaşamak istiyor. Bunu 20 yıldır göremeyen iktidar, görmemekle de kalmayıp bizim ibadethanelerimize kendince yakıştırmalarda bulunarak ‘Cemevi cümbüş evi’ dedi. İbadet yeri olmadığını her defasında dile getirdi. Türkiye’de yaşayan tüm insanların Müslüman olduğu ve ibadethanenin de camiler olduğunu defalarca söyleyen, daha da ileri giderek sapkınlıkla suçlayan bu anlayış bugün cemevlerimize, dergahlarımıza ziyaretlerde bulunuyorlar ve kendilerinin istediği kendi Alevisini yaratmaya çalışıyorlar” diye konuştu.

    “HÜKÜMETİN AÇILIMI ALEVİLERİN TALEPLERİNİ KARŞILAMIYOR”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şahkulu Dergahını ziyareti sırasında açıkladığı ‘demokratik reform’ paketine değinen Ulutaş, sözlerine şöyle devam etti:

    “Kültür Bakanlığı nezdinde bir kurum oluşturup, oranın da elektrik ve su giderlerini karşılama gibi yine orada inanç hizmeti yürüten dedelere maaş bağlama gibi bazı açıklamalarda bulundu. Bu açıklamalar Alevi kurumlarının, Alevi halkının taleplerini karşılayan bir noktada olmadığı gibi asimilasyonun bir parçası olarak karşımıza getirildi. Bizim yani Alevi halkının talepleri açık ve nettir. Cemevlerimiz yasal statü verilerek anayasada yer almalıdır. Yine zorunlu din derslerinin kaldırılmasıdır. Alevilerin uğramış olduğu tüm katliamlarla yüzleşmeli ve Alevi halkından özür dilemelidir. Diyanet İşleri Başkanlığı kapatılmalı yerine inançların özgürleşmesi konusunda adımlar atılmalıdır. Bizler yıllardır bu talepler çerçevesinde mücadele yürütüyoruz ve hiçbir talebimizi pazarlık konusu yapmıyoruz.”

    “ALEVİLİĞİ HİÇBİR PARTİNİN SİYASİ MALZEMESİ YAPMAYACAĞIZ”

    Alevilerin eşit yurttaşlık talebi karşılanmadan hiçbir sorunun çözülemeyeceğini vurgulayan Ulutaş, “AKP iktidarı kendi Alevisini yaratıp kendine göre dizayn etmeye çalışıyor. Biz bunları daha önce de yaşadık. Defalarca çalıştaylar yapıldı. O zaman da taleplerimizi kendilerine ilettik ama çözüme ilişkin bir adım atılmadı. Onun için bu tür girişimlerin samimi olmadığını biliyoruz. Ve seçim yatırımı girişimi olarak görüyoruz. Seçim dönemlerinde Alevi halkının varlığını hatırlayanlara sözümüz şu: Alevileri, Aleviliği ve hiçbir partinin siyasi malzemesi yapmayacağız. Alevi halkından bir tek oy dahi alamayacaksınız.”

    PİRHA/MALATYA

  • Alevi dedelerinden Erdoğan’ın açılımına tepki: Devlet tüm inançlardan elini çeksin

    Alevi dedelerinden Erdoğan’ın açılımına tepki: Devlet tüm inançlardan elini çeksin

    PİRHA – Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Şahkulu Sultan Dergahı’ndaki açıklamalarına tepki gösteren Alevi dedeleri Ergül Şanlı, Mehmet Karabulut ve İbrahim Erdoğan, “Sistemden maaş isteyen bir dede, Alevilerin dedesi olamaz. Aleviler olarak inanç konusunda yasal güvence ve eşit yurttaşlık istiyoruz. Devlet tüm inançlardan elini çeksin” dedi.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Şahkulu Sultan Dergahı’nı ziyaret ederek 8 ilde bulunan cemevinin temel atma törenini ve açılışını gerçekleştirdi.

    Erdoğan, tören öncesi yaptığı açıklamalarda Alevi yurttaşlara yönelik çeşitli adımlar atacaklarını savunarak, cemevlerinin elektrik ve su giderlerinin devlet tarafından karşılanacağını, cemevlerinde görevli Alevi dedelerine ve cemevlerinde hizmet yürüten görevlilere maaş bağlanacağını, cemevlerine tapuda özel bir imar lejantı verileceğini söyledi. Erdoğan ayrıca Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Daire Başkanlığı kurulacağını aktardı.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şahkulu Sultan Dergahı’ndaki açıklamalarına Alevi dedelerinden tepki geldi.

    “SİSTEMDEN MAAŞ İSTEYEN BİR DEDE, ALEVİLERİN DEDESİ OLAMAZ”

    Dede Ergül Şanlı, ‘Dedelerin maaş alması demek Yol’a dinamit koymak demektir’ diyerek sözlerine başladı.

    Şanlı, sözlerine şöyle devam etti:

    “Dede kimden maaş alıyorsa, Yol’u geçim kaynağı olarak görüyorsa o dede Alevilerin dedesi olamaz. Sistemden maaş isteyen bir dede, Alevilerin dedesi olamaz. Buna tamah eden dedeler Alevilik dışıdır. Bugüne kadar Yol hiçbir şekilde sistemden maaş alarak yürümemiştir. Alevi Bektaşi Yolu’na dinamit koymak istiyorsan maaş iyi bir argümandır. Biz Kültür Bakanlığı’ndan ya da başka bir yerden yer, masa gibi taleplerde bulunmadık. İktidar kendine göre Aleviler bunu istiyor diyerek bir düzenleme yapıyor ve Alevileri dizayn etmeye çalışıyor. Alevi Bektaşi toplumu başından beri yasal güvence istiyor, eşit yurttaşlık hakkı istiyor, Diyanet kapatılsın istiyor. Aylarca Alevilere yönelik açılım yapılacağı söylendi ama gördük ki dağ fare doğurdu.

    “ALEVİLER OLARAK İNANÇ KONUSUNDA YASAL GÜVENCE VE EŞİT YURTTAŞLIK İSTİYORUZ”

    Devlet bugüne kadar bize üvey evlat muamelesi yaptı. Ayrıca orada Aleviler diyerek muhatap oldukları kişilere bakıyoruz, 50 tane talibi olmayan kişiler. Sistemin konuşacağı adres bellidir. Başta Hacı Bektaş Veli Dergahı olmak üzere tüm Alevi kurumlarını muhatap almalıdır. Yol süren Alevi dedeleri maaş konusunu asla kabul etmezler. Alevilik maaşla yürüyen bir sistem değildir. Hakkullah’la, dede talip ilişkisi ile yürüyen bir sistemdir. Kültür Bakanlığı’ndan ocaklara, cemevlerine dedeler atanabilir ama o dedeler toplumda karşılık bulur mu bilinmez. Biz Aleviler olarak inanç konusunda yasal güvence ve eşit yurttaşlık istiyoruz. Bunun dışında bizim devletten bir isteğimiz yok. Devlet bu isteklerimizi karşılayacağı yerde bizi kendi kalıplarına hapsetmeye çalışıyor. Ben bu yapılan açıklamaları, söylenenleri bir hakaret olarak görüyorum.”

    “HÜKÜMETİN YAPTIĞINI ETİK BULMUYORUM”

    Dede Mehmet Karabulut ise, iktidarın yapacağını açıkladığı açılımları etik bulmadığını belirterek, “Diyanet’in kaldırılması gerekirken kaldırılmıyor. 10 yıllardır süregelen egemen anlayışın, zihniyetin hala devrede olduğunu görüyoruz. Hükümetin açılımı sağlıklı bir açılım olmayacaktır. Dedelere maaş bağlanabilir ama devlet Alevi inancını resmi olarak tanımıyor, yok sayıyor. Bir yandan da diyor ki, sana para vereyim. Bu alaycı bir yaklaşımdır. Biz Aleviler olarak canlarımızın verdiği Hakk lokmasıyla ihtiyaçlarımızı gideriyoruz. Alevilerin asıl isteği bu değil. Devlet hem bizi tanımıyor hem de bize para vermeye çalışıyor. Eğer devlet bir açılım yapacaksa federasyonlarımız, konfederasyonlarımız ve tüm Alevi kurumlarıyla bir araya gelmeli. Bu şekilde bir çalışma yapmalı. Hükümet kendisi bir şey hazırlamış, bunu alırsanız alın diyor. Yapılan etik ve sağlıklı bir yaklaşım değil” dedi.

    “DEVLET TÜM İNANÇLARDAN ELİNİ ÇEKSİN”

    Dede İbrahim Erdoğan da, Alevilerin inancının açılımlarının kendilerine bırakılması gerektiğini söyleyerek şunları aktardı:

    “Alevilerle ilgili bir açılım yapılacaksa bunu Aleviler yapmalı. Kendi belirledikleri maddeleri önümüze açılım diye koymamalılar. Böyle yaparlarsa Aleviler bunu asla kabul etmez. Dedeler devletin memuru olamaz. Şimdiye kadar Aleviler kendi lokmaları ile bugünlere kadar geldiler. İnançlarını sürdürdüler. Bundan sonra da öyle olacaktır. Bu ülkede hiçbir inanç özgür değil. Sünniler de dahil buna. Devlet yazıyor çiziyor tüm inançların önüne siz bunları yapacaksınız diye koyuyor. Onlar da ona uyuyor. Böyle yapılırsa hiçbir inanç özgür olamaz. Devlet inançları özgür bırakmalı. Her inanç kendi hocasının, dedesinin maaşını kendisi ödemesi gerekiyor. Devlet maaş öderse o inanç özgür olamaz. O dede de özgürce inancını yerine getiremez. Devlet tüm inançlardan elini çeksin.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Şahkulu Sultan Dergahı Başkanı Özkahraman: Erdoğan’a taleplerimizi iletemedim

    Şahkulu Sultan Dergahı Başkanı Özkahraman: Erdoğan’a taleplerimizi iletemedim

    PİRHA- AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şahkulu Dergahı’ndaki programını değerlendiren Şahkulu Sultan Dergahı Başkanı Beyzade Özkahraman, “Açıklananlar Alevilerin bir kısım taleplerini karşılıyor. Alevilerin sorunlarının çözülmesi için Kültür Bakanlığı’na bağlı birim kurulmasını olumlu buluyorum. Açılış öncesi ev sahibi olarak konuşma yapmak istedim ancak söz verilmedi, taleplerimizi iletemedim” dedi.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Şahkulu Sultan Dergahı’nı ziyaret ederek 8 ilde bulunan cemevinin temel atma törenini ve açılışını gerçekleştirdi.

    Erdoğan, tören öncesi yaptığı açıklamalarda Alevi yurttaşlara yönelik çeşitli adımlar atacaklarını savunarak, cemevlerinin elektrik ve su giderlerinin devlet tarafından karşılanacağını, cemevlerinde görevli Alevi dedelerine ve cemevlerinde hizmet yürüten görevlilere maaş bağlanacağını, cemevlerine tapuda özel bir imar lejantı verileceğini söyledi.

    Erdoğan ayrıca Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Daire Başkanlığı kurulacağını aktardı.

    Erdoğan’ın dergahta yaptığı programda konuşturulmayan Şahkulu Sultan Dergahı Başkanı Beyzade Özkahraman, bugün yaşananları PİRHA’ya değerlendirdi.

    “DUVARLARIMIZDAKİ RESİMLERİMİZİN KIRMIZI ÇİZGİMİZ OLDUĞUNU SÖYLEDİK, SAYGILI DAVRANDILAR”

    Erdoğan’ın Ankara’daki Hüseyin Gazi Cemevini ziyareti öncesi cemevinde yapılan değişiklikleri anımsatarak sözlerine başlayan Özkahraman, “Hüseyin Gazi’de ziyaret sırasında bizim toplumumuz açısından bazı yanlışlıklar olmuştu. İstenmeyen olaylar yaşanmıştı. Biz burada da aynı yanlışlıklar olmasın diye dikkat ettik. Salonumuzdaki Hacı Bektaşi Veli’nin, Hz Ali’nin, Mustafa Kemal Atatürk’ün fotoğraflarının yerlerinde kalması gerektiğini, bunların bizim kırmızı çizgilerimiz olduğunu söyledik. Onlar da çok saygılı davrandılar. Şahkulu Sultan 700 yıllık bir kurum. 700 yılın son yüzyılı Cumhuriyet dönemine rastlıyor. İlk kez bir cumhurbaşkanı bu dergahı ziyarete geldi. Biz de ev sahibiyiz. Doğal olarak saygılı davranmamız gerekiyordu. Konuğumuza karşı biz görevimizi yaptık. Cumhurbaşkanı buradan başka illerdeki cemevlerinin temel atma töreni ve açılışlarını yaptı. Bir merkez olarak Şahkulu Dergahı’ndan bu açılışlar yapıldı. Bu da bizi çok memnun etti” dedi.

    “AÇIKLANANLAR ALEVİLERİN BİR KISIM TALEPLERİNİ KARŞILIYOR”

    Geçtiğimiz ay Hacıbektaş’ta Alevi kurumlarıyla ve başkanlarıyla bir araya geldiklerini ve ortak taleplerini belirlediklerini de hatırlatan Özkahraman, sözlerine şöyle devam etti:

    “Ben bugün cumhurbaşkanının açıkladığı açılımda oradaki belirlenen taleplerin bir kısmının dile getirildiğini, kabul edildiğini gördüm. Kalan kısmı için biz cumhurbaşkanından randevu talep ettik. Buraya bir kez daha gelmesini, burada konuğumuz olmasını, kendisine kahve ikram etmek istediğimizi, diğer sorunlarımızı konuşmak istediğimizi söyledik. Bunun için de sözünü aldık.

    Bizim en önemli taleplerimizden biri cemevlerinin Alevi Bektaşiler için ibadethane olduğunun devlet tarafından kabul edilmesidir. İkinci olarak da, zorunlu din derslerinin kaldırılması ve eskiden olduğu gibi seçmeli ders haline getirilmesidir. Bu taleplerimiz devam edecek. Bu talepler tüm Alevi toplumunun talepleri ve Alevi kurumlarının ortak talebidir. Biz bunun mücadelesini vermeye devam edeceğiz. Bu ülkedeki 86 milyon insanın hep bir arada, kardeşçe yaşamalarını diliyorum.”

    “KÜLTÜR BAKANLIĞI’NA BAĞLI BİRİM KURULMASI OLUMLU”

    Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı ‘Alevi Bektaşi Daire Başkanlığı’nın kurulacak olmasını olumlu karşıladığını ifade eden Özkahraman, şunları kaydetti:

    “Bu ülkede bir Diyanet İşleri Başkanlığı var. Bütçesi devasa, 6-7 bakanlığın bütçesine denk. Bu başkanlığın içerisinde yüzlerce insan çalışıyor ve maaş alıyor. Bu başkanlığın bütçesi Alevi Bektaşi olan insanların da verdiği vergilerden pay alıyor ama Diyanet İşleri Başkanlığı Alevi yurttaşlara hizmet etmiyor. Devlet de bu yaraya parmak basmak istedi ve iki seçenek konuşuldu. Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi bölümü kurulsaydı Aleviler Diyanet İşleri Başkanı’nın inisiyatifi altına girecekti. Daha önce böyle düşünülüyordu ama böyle yapılmaktan vazgeçildi. Şimdi ayrı bir kurum kuruluyor. Alevi Bektaşilerin sorunlarının çözülmesi için Kültür Bakanlığı’na bağlı bir birim kuruldu. Devletin Alevi Bektaşilik inancını asimile etmek için böyle bir birim kurdu eleştirisini doğru bulmuyorum. Alevilerin sorunlarının bu merkezden çözülmesi için böyle bir birim kurulduğunu düşünüyorum.”

    “ERDOĞAN’A TALEPLERİMİZİ İLETEMEDİM”

    Açılış öncesi ev sahibi olarak konuşma yapmak istediğini ancak protokol gereği kendisine söz verilmediğini de belirten Özkahraman son olarak, “Ev sahibi olarak hoş geldiniz demek ve Alevi Bektaşilerin sorunlarını dile getirmek, çözüm önerilerinde bulunmak istedim. Ancak dediler ki, ‘Protokolde sadece Cumhurbaşkanı konuşacak ve açılış yapacak. Programda sizin konuşmanıza yer veremiyoruz ama biz sizinle Sayın Cumhurbaşkanını bir araya getireceğiz. Birlikte sohbet edeceksiniz, isteklerinizi orada söyleyebilirsiniz’ denildi. Ancak daha sonra bugün programın çok uzadığını, zaman kalmadığını, bunun için özel olarak daha sonra randevu verilerek gelineceği söylendi. Biz de taleplerimizi iletmeyi Erdoğan’ın bir dahaki gelişine bıraktık. Karşılıklı bir diyaloğumuz oluşmadı” diye konuştu.

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Kenanoğlu: Devlet, AKP hükümeti eliyle Aleviliği kontrol altına almaya çalışıyor-VİDEO

    Kenanoğlu: Devlet, AKP hükümeti eliyle Aleviliği kontrol altına almaya çalışıyor-VİDEO

    PİRHA- HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, AKP hükümetinin son süreçte Alevilere yönelik izlediği politikaları değerlendirdi. Devletin hükümet eliyle Aleviliği kontrol altına almaya çalıştığını belirten Kenanoğlu, “Aleviliğin Avrupa’da tanınmasıyla birlikte devleti telaş aldı. Cumhuriyetin ilk yüzyılı tamamlanırken, Aleviliği artık kontrol altına alma vaktinin geldiği ve bunun da AKP’ye yaptırıldığının bir göstergesidir bunlar” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, AKP hükümetinin son süreçte Alevilere yönelik izlediği politikaları değerlendirdi.

    Hükümetin Alevi açılımının, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde oluşturulacak Alevilik Dairesi’nin Aleviler açısından bir kazanım mı yoksa kayıp mı olduğunu sorgulayan Kenanoğlu, devletin AKP hükümeti eliyle Aleviliği kontrol altına almaya çalıştığını belirtti.

    “BAKANLIĞA BAĞLANMAYAN CEMEVLERİ NE OLACAK?”

    Bugün AKP’nin Alevi açılımının sonu olduğunu, bu sondan kastının açılımın bitmiş olması değil, yeni başlıyor olduğunu ifade eden Kenanoğlu, “AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı şöyle bir açıklama yaptı ve dedi ki; ‘Alevilikle ilgili yeni bir sürece giriyoruz ve şu anda Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda bir daire oluşturulması çalışması yürütülüyor. Bir daire oluşturulacak ve cemevleri buraya bağlanacak. Cemevinde hizmet yürütenler ve dedeler buradan görevlendirilecek ve maaşlarını buradan alacaklar.’ Diğer taraftan da cemevlerinin elektrik, su ve benzeri giderleri, özellikle mahkeme konusu olan bir takım durumlarda buraya bağlanarak buradan çözülecek. Peki bağlanmayanlar ne olacak? Bağlanmayanlar bu kapsamın dışında tutulacaklar ve buralardan herhangi bir yardım veya bu anlamda destek alamayacaklar” diye konuştu.

    “DEVLET DİNLERİ VE TOPLUMLARI KONTROL ALTINDA TUTMAK İSTİYOR”

    Birçok kesimin bu durumu AKP’nin seçimlere giderken Alevilerden oy alma kaygısı ile yapmış olduğu bir iş olarak gördüğünü aktaran Kenanoğlu, bu meselenin o kadar basit olmadığını, altında başka nedenler yattığını söyledi.

    Bu meselenin devletin AKP eliyle yaptığı son yüzyılın Alevilere en büyük kazığı olduğunu vurgulayan Kenanoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

    “Türkiye Cumhuriyeti devletinin şu andaki iktidardan bağımsız düşünürsek temelini oluşturduğu toplumda şunu hesaplamıştır: Dinleri kontrol altında tutmak, toplumu kontrol altında tutmak, zapturapt altına almak ve kontrollü bir toplum oluşturmak hedefi gütmüştür. O nedenle makbul vatandaşlık tanımı yapmıştır. Sünni olacak, Türk olacak. Makbul vatandaş budur. Türkiye Cumhuriyeti devleti açısından kuruluş kodları böyle çalışıyor. Toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan Sünni toplumu 1924 yılında Diyanet İşleri Başkanlığının kurulmasıyla birlikte esasında zapturapt altına almış, Sünniliği bir biçimi ile Müslümanlığı kontrol altına almış ve akabinde 1925 yılında Tekke ve Zaviyeler Kanunu’nu çıkartarak tarikatların, cemaatlerin, tekkelerin, dergahların yasaklanmasını getirmiştir. Bu esasında Aleviliği bir biçimde yasaklayan bir kanun olmuş. Bize şöyle diyorlar ya bütün tekkeler, bütün tarikatlar kapatıldı ama Aleviliğe de tarikat gözüyle bakıldığı için Alevilik yasaklanmıştır tamamen.”

    “AVRUPA’DA ALEVİĞİN TANINDIĞINI GÖREN TÜRKİYE DEVLETİNİ TELAŞ ALDI”

    Devletin Aleviliği hala bir tarikat olarak gördüğüne dikkat çeken Kenanoğlu, “Gelinen noktada özellikle Alevi kurumlarının, Alevi toplumunun demokratik mücadelesi ve Avrupa’da elde edilen çeşitli kazanımlar bağımsız müstakil bir inanç olarak Aleviliğin tanınmasını sağladı. Avrupa ülkeleri tarafından kabul edilmesi, oradaki Alevilerin beyanlarının esasıyla kabul edilmesi ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti’ni telaş aldı. Türkiye Cumhuriyeti devleti bütün olarak Aleviliğin artık yok sayılamayacağını artık görmezlikten gelinemeyeceğini düşünerek uzun süredir üzerinde bir çalışma yürütüyor. Aslında Alevi çalıştayları da bu amaca hizmet ettiler. Alevi toplumunun hakikatini olduğu gibi kabul eden değil, Aleviliği nasıl kontrol altına alırız çalışmalarıydı” dedi.

    “ALEVİLİK KONTROL ALTINA ALINMAYA ÇALIŞILIYOR”

    HDP İstanbul Milletvekili Kenanoğlu, AKP’nin Alevilere yaklaşımının bir seçim çalışması olmadığını belirterek, “AKP’nin Alevilerden alacağı oy da yok zaten. AKP’nin derdi şu anda ya da devletin AKP’ye yaptırmak istediği Alevilerin oylarının nereye gider meselesi de değil. Bu yüzyıl tamamlanırken, 2023 yılında Cumhuriyetin ilk yüzyılı tamamlanırken Aleviliği artık kontrol altına alma vaktinin geldiği ve bunun da AKP’ye yaptırıldığının bir göstergesi, sonucudur bu.”

    PİRHA/ANKARA

  • Dersim Emek ve Demokrasi Platformu: Alevilerin talepleri karşılansın!-VİDEO

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu: Alevilerin talepleri karşılansın!-VİDEO

    PİRHA- Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, iktidarın yeni ‘Alevi açılımı’ hamlesine tepki gösterdi. Platform tarafından yapılan açıklamada, “Cemevlerine ‘kültür merkezi’ statüsünün verilmesi, Alevilerin en temel taleplerinden biri olan cemevlerinin ibadethane olarak görülmesi talebinin reddi anlamına gelmektedir” denildi.

    AKP iktidarı, yıllar önce sonuçsuz olarak rafa kaldırdığı ‘Alevi açılımını’ yeniden masaya getirdi. İçişleri Bakanlığı yetkililerinin AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla Türkiye genelindeki birçok cemevini ziyaret ederek, fiziki ve maddi eksikliklerin tespiti ve karşılanması noktasında başlayan çalışmaları daha sonra genişleyerek sürdü.

    Beraberinde birçok tartışmayı da getiren bu çalışmalar, cemevlerinin ‘kültür merkezi’ olarak tanımlanması, dedelere maaş bağlanması, cemevinin su ve elektrik giderlerinin karşılanması ve Diyanet benzeri ‘Alevi cemaati Başkanlığı’ kurulması gibi başlıklar etrafında kamuoyuna yansıdı.

    18 Aralık günü Dersim’e gelen Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, Tunceli Cemevini ziyaret etti. Cemevlerinin hukuki anlamdaki taleplerini yerine getireceklerini ifade eden Bakan Gül, “Türkiye’de 84 milyon vatandaşımız her konuda farklı düşüncede olabilir ama bir konuda hepimiz ortak kanaate sahibizdir. O da ehlibeyt sevgisi, Hazreti Ali, Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin sevgisidir. Kerbela hüznü, insanlığın ortak hüznüdür, üzüntümüzdür, acımızdır. Bizim geçmişimiz de geleceğimiz de birliktedir. Bin yıldır bu coğrafyada alevi kardeşlerimiz, bu toprakların asli unsuru olarak yaşamışlardır ve yaşayacaklardır. Geçmişte bazı kötü örnekleri olsa bile, red, inkâr, Alevi inancını ve vatandaşlarımızı inkâr eden politikaları reddediyoruz, asla kabul etmiyoruz” demişti.

    İktidarın yeni ‘Alevi açılımı’ hamlesine Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, tepki gösterdi. İHD Dersim Şubesi’nde yapılan açıklamayı platform adına PSAKD Dersim Şube Başkanı Ekber Kaya okudu.

    “CEMEVLERİ YASAL STATÜYE KAVUŞTURULSUN”

    Cemevlerinin yasal statüye kavuşturulması talebini yıllardır dillendirdiklerini vurgulayan Kaya, “Yapılan açıklamalar anlam bakımından olumlu görünüyor olabilir ancak “Bu bir seçim jesti mi? Ya da rüşvetimi?” kaygısını taşıdığımızı da belirtmek isteriz. Çünkü daha önce de Alevilerin sorunlarını çözme iddiasıyla 7 Alevi çalıştayı düzenlemişti, ancak bir sonuç çıkmamıştı. Yeniden cemevleri üzerinden bir tartışma yapılıyorken bu hatırlatmaların önemli olduğu kanısındayız. Bir kez daha belirtmek isteriz ki her şeyden önce cemevlerine “kültür merkezi” statüsünün verilmesi, Alevilerin en temel taleplerinden biri olan cemevlerinin ibadethane olarak görülmesi talebinin reddi anlamına gelmektedir. Böyle bir tartışmanın dahi yapılmaması gerekmektedir” dedi.

    “TÜM İNANÇ MERKEZLERİNE EŞİT STATÜ VERİLSİN”

    Ekber Kaya, Alevilerin taleplerini şöyle açıkladı:

    “-Her şeyden önce laiklik ilkesi gereği Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılması,

    -Ezidi, Süryani, Hıristiyan, Yahudi, Alevi, Sünni tüm inanç ve ibadet merkezlerine eşit statü, söylemlerle kararname ile değil bu inanç kurumlarının katılımlarıyla Anayasal güvence altına alınması,

    -Genel ve mahalli idareler bütçesinden inanç kurumlarının, tarikat vakıflarının fonlanmasına son verilmesi,

    -Devletin her türlü işlem ve eylemde din ve mezhep ayrımı gözetmeksizin tüm yurttaşlara eşit mesafe de olması

    -Mecburi din derslerinin kaldırılıp, müfredatın dinselleştirilmesine son verilmesi,

    -İktidar temsilcilerinin dinsel ayrımcı ve nefret söylemlerine son verilmesi,

    -Hristiyan, Yahudi, Alevi, Sünni tüm inanç ve ibadet merkezlerine eşit statü verilmesi,

    -Anayasal ve laiklikle çelişen idari, bilim, sanat ve eğitim dinsel referanslardan arındırılması, taleplerini hızlıca yerine getirmelidir.”

    PİRHA/DERSİM

     

  • Aleviler, hükümete İzmir’den hatırlattı: Cemevleri ibadethanemizdir!-VİDEO

    Aleviler, hükümete İzmir’den hatırlattı: Cemevleri ibadethanemizdir!-VİDEO

    PİRHA- İktidarın yeni ‘Alevi açılımı” hamlesine karşı AKD Buca Şubesi Cemevinde bir araya gelen Aleviler, ‘Cemevleri ibadethanemizdir’ hatırlatmasında bulunarak, Alevi açılımı adımının Aleviliği katletme adımı olduğuna vurgu yaptı.

    AKP yıllar önce sonuçsuz olarak rafa kaldırdığı ‘Alevi açılımını’ yeniden masaya getirdi. İçişleri Bakanlığı yetkililerinin AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla Türkiye genelindeki birçok cemevini ziyaret ederek, fiziki ve maddi eksikliklerin tespiti ve karşılanması noktasında başlayan çalışmaları daha sonra genişleyerek sürdü. Beraberinde birçok tartışmayı da getiren bu çalışmalar, cemevlerinin “kültür merkezi” olarak tanımlanması, dedelere maaş bağlanması, cemevinin su ve elektrik giderlerinin karşılanması ve Diyanet benzeri “Alevi cemaati Başkanlığı” kurulması gibi başlıklar etrafında kamuoyuna yansıdı.

    Aleviler; AKP ve Cumhur İttifakı’nın içinde bulunduğu krizden kurtulmak amacıyla bu adımları attığını ifade ederken; sorunların çözümü noktasında iktidarı samimi bulmadıklarını bir kez daha dile getirdiler. Alevi kurumlarının öncülüğünde Alevi Kültür Dernekleri Buca Şubesi Cemevinde bir araya gelen Aleviler, cemevlerinin ibadethaneleri olduğunu hatırlatarak, AKP’nin Alevi açılımı hamlesinin Aleviliği katletme olduğuna işaret ettiler.

    ‘Cemevleri Alevilerin İbadethanesidir’ pankartının açıldığı etkinliğe Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül, Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı İsmet Kurt, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan’ın yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.

    Alevi Kültür Dernekleri Buca Şubesi Cemevi Başkanı Hüseyin Gökçe misafirleri selamlayarak kısa bir konuşma yaptı. Baba Mansur Ocağı pirlerinden Ali Haydar Kurt’un çerağ uyandırması ardından, Maraş Katliamı’nda katledilenler için 1 dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.

    “KİMSE ALEVİLERİN İBADETHANESİNE ŞEKİL VERMESİN”

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı İsmet Kurt, cemevlerine kültür merkezi statüsü verilmesini kabul etmeyeceklerini vurgulayarak, “Aleviler, kimsenin ibadetine, ibadethanesine şekil vermedi, kalıba koymadı. Zulümlerle Alevileri yerlerinden yurtlarından ettiler, şimdi de ibadethanemize şekil vermeye başladılar. Aleviler fay hattı, kırılgandır diyorlar hiçte öyle değil. Birileri kalkıp da cemevlerine ibadethane değil, kültür merkezi derse kabul etmeyiz. İbadethanemizi cemle yapılıyoruz ve metropollerde de ibadethanemiz cemevlerimizdir. Aşını pişireceği, lokmasını paylaşacağı, kültürünü taşıyacağı mekanlarını oluşturdu. Artık haykırıyoruz; kimse Alevilerin ibadethanesine ve ibadetine şekil vermesin. Kimse haddini aşmasın” dedi.

    “ALEVİ AÇILIMI ADIMI ALEVİLİĞİ KATLETMEKTİR”

    AKP’nin Alevi açılımı adımını ‘Aleviliği katletme adımı’ olarak tanımlayan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan, yerel yönetimlerin cemevlerine yönelik bağımlılık ilişkisi geliştirme yaklaşımını eleştirdi.

    AKP iktidarının Alevi açılımının önüne geçmenin ancak Alevilerin örgütlerine sahip çıkması ile gerçekleşeceğini ifade eden Kaplan, “Hükümet bir danışman vasıtasıyla cemevlerimizi, derneklerimizi gezdiler. Bununla ilgili tutulan raporlar sonucu Cumhurbaşkanı açıklama yaptı. Alevilerin ibadethanesinin kültür merkezi olarak kabul edebileceği söylendi. Aleviliği katletmek için adım atıyorlar. Bu adımın adı budur. Şehir yaşamı bizi yoldan çıkardı. Önceki dönemler olsaydı bir devlete muhtaç mı olurduk? Devlet böyle bir girişiminde bulunduğunda sorunlar yaşanacağını biliyorduk. Toplantılarımdan asıl amacı örgütlerimin birlikteliğini korumaktır. Sahadaki sıkıntıları belediyeler ile çekiyoruz. Alevilerin mürşitleri belediyeler olmuş durumda. Bu bizlerin gerçekliğidir. Alevilerin cemevlerine sıfat eklenmesini kabul etmeyiz. İzmir Büyükşehir Belediyesi cami işletiyor mu? Neden öyleyse cemevlerini elinizde tutuyorsunuz? Cemevi binaları Alevilere teslim edilmeli, işletme gibi davranmalarını kabul etmeyiz. Belediyelerin bundan vazgeçmesi gerekiyor. İktidar para ile Alevileri vurmaya çalışıyor. Bunun önüne geçilmesinin tek gerçeği örgütlerimize, derneklerimize sahip çıkmakla olur” ifadelerini kullandı.

    “ASIL SORUNUMUZ EŞİT YURTTAŞLIK SORUNUDUR”

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez ise, Alevilerin asıl sorununun eşit yurttaşlık olduğuna işaret ederek, “Aleviler yüzyıllardır beraber yaşamının yollarını savunuyorlar. Asıl sorunumuz eşit yurttaşlık sorunudur. Bunun olmadığı ortamda bu sorunları ve acıları çekiyoruz. Devletin merkezindeki Diyanet bütün kurumları terbiye etmeye çalışıyor. Ortaçağ zihniyeti siyaseti belirliyor, cemevlerine kültür merkezi diyor, Alevi ve Kürtlere hakaret ediyor. Onlar cemevlerini kabul etsinler veya etmesinler; bizler kabul etmişiz. Eşit yurttaşlığı her alana yaymalıyız” diye konuştu.

    Ülkedeki ekonomik kriz ve kaosun herkesi yoksullaştırdığına de değinen Geçmez, “Herkes yoksullaşıyor, birebirimize düşman oluyoruz. Bunlara ses çıkarmalıyız, beraber mücadele etmeliyiz. Alevilik dimdik ayakta duruyor. Ortak yönümüz insan olmaktır. Bizler savaşa karşı duracağız. Sınırsız bir dünyayı savunacağız. Irkçı, Türkçü bir Hacıbektaş’ı karşımıza çıkartmaya çalışıyorlar. Hadi oradan demeliyiz. Her taraflara İmam Hatipler, Kur’an kursu açılıyor. Asıl din düşmanı onlardır. Bizler Sünni kardeşlerimiz için de mücadele ediyoruz. Biz ülkemizi yeniden yaşanabilir bir hale getirmeliyiz. Nefret dili kullanan bir siyaset ülkeye birşey veremez. Bu toprakları ırkçılara, faşistlere teslim edemeyiz” dedi.

    “ALEVİLERİN VARLIĞINI DAHİ KABUL ETMİYORLAR, AÇILIM ALDATMACADIR”

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül de, Alevilerin 30 yıldır eşit yurttaşlık mücadelesini verdiğini hatırlattı. Alevilerin varlığına dahi tahammül edemeyen iktidarın Alevi açılımının aldatmaca olduğunu sözlerine ekleyen Güzelgül şöyle konuştu:

    “Kerbela’da bugüne kadar hep savaş vererek yolu, erkanı bugünlere taşıyarak getirdik. Alevi kurumları 30 yıldır eşit yurttaşlık mücadelesi veriyor. Bu talepleri herkes duydu; ama bu Yezit zihniyet duymak istemedi. Varlığımızı dahil kabul etmiyorlar. Milli eğitim şurasında Milli eğitimi cemaatlere teslim ettiler. Bütün olanakları onlara açtılar. Çocuklarımızı karanlığa sürüklemek istiyorlar. Arap İslamiyetini bizlere dayatmak istiyorlar. Hak, hukuk, adaletten yoksun bir ülke yaratıldı. Mücadelemiz tüm halkaların, inançların bir arada yaşamı içindir. Ülkede sevgi kaldı mı? Ahlak kaldı mı? Bunlardan eser kalmadı. Diyanet sürekli fetvalar veriyor. Bu fetvaların neresinde güzel ahlak vardır. Müthiş bir bütçe ayrılmış kendilerine. Birlik ve beraberlik ile bu hassas süreci atlatabiliriz. Bizim ibadet şeklimiz cemdir, ibadethane mi de cemevleridir. Bu gerçeği yok edemezsiniz. Taviz vermeden tüm inançlar ile birlikte yaşamak içim mücadele veriyoruz.”

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

     

  • Aleviler hükümete bu kez İzmir’de hatırlatacak: Cemevleri ibadethanemizdir

    Aleviler hükümete bu kez İzmir’de hatırlatacak: Cemevleri ibadethanemizdir

    PİRHA- İktidarın yeni ‘Alevi açılımı” hamlesine karşı AKD Buca Şubesi Cemevinde bir araya gelecek olan Aleviler, ‘Cemevleri ibadethanemizdir’ hatırlatmasında bulunacak.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla Türkiye genelindeki birçok cemevini ziyaret ederek, fiziki ve maddi eksikliklerin tespiti ve karşılanması noktasında başlayan çalışmalar daha sonra genişleyerek sürdü.

    Beraberinde birçok tartışmayı da getiren bu faaliyetler, cemevlerinin “Kültür merkezi” olarak tanımlanması, dedelere maaş bağlanması, cemevinin su ve elektrik giderlerinin karşılanması ve Diyanet benzeri “Alevi Cemaati Başkanlığı” kurulması gibi başlıklar etrafında kamuoyuna yansıdı.

    AKP iktidarının bu hamlelerine karşı ilk olarak İstanbul’da bulunan Alibeyköy Cemevinde bir araya gelerek tepki gösteren Alevi kurumları, bu kez de İzmir’de bir araya geliyor.

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Buca Şubesi Cemevinde bir araya gelecek olan Alevi kurum temsilcileri, iktidarın bu hamlelerine karşı, ‘Cemevleri ibadethanemizdir’ hatırlatmasında bulunacak.

    19 Aralık Pazar günü Buca Cemevinde bir araya gelecek Alevi kurumlarının açıklaması saat 13.30’de yapılacak.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kenanoğlu’ndan Soylu’ya: Alevi açılımını, katlettiğiniz Uğur Kurt’un çocuğuna anlatın!-VİDEO

    Kenanoğlu’ndan Soylu’ya: Alevi açılımını, katlettiğiniz Uğur Kurt’un çocuğuna anlatın!-VİDEO

    İçişleri Bakanlığı’nın cemevlerine ihtiyaç ziyaretleri yapmasını eleştiren HDP’li Ali Kenanoğlu, “Siz Alevi açılımını, Okmeydanı Cemevi avlusunda katledilen, o sizin koruyup kolladığınız kişilerin mağdur ettiği Uğur Kurt’un 2 yaşında babasız bıraktığınız evladına anlatın” dedi.

    Meclis Genel Kurulu’nda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ile bağlı kuruluşların bütçe görüşmelerinde HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu konuştu. İçişleri Bakanlığı’nın “Alevi açılımı”na değinen Kenanoğlu, bin 600’e yakın cemevinin danışmanlar tarafından ziyaret edildiğini belirtti.

    Bakan Soylu’nun da zaman zaman ziyaret ettiği cemevleri olduğunu kaydeden Kenanoğlu, “Buralarda tabii, soruyorlar: ‘Ne lazım? Çay, çorba, boya, badana ondan sonra beton, tuğla, masa, sandalye ne istersiniz?’ falan diye. Kimi cemevi yöneticileri de diyor ki: ‘Hayır, biz sadaka istemiyoruz, biz ibadethane statüsü istiyoruz.’ O zaman da Sayın Bakan geçen gün buna cevap verip diyor ki: ‘Bu benim boyumu aşar’ Bu Sayın Bakanın boyunu aşıyor” dedi.

    “ALEVİLİK SUÇ MU?”

    “Okmeydanı Cemevi’ne gittiniz mi bilmiyorum” diyen Kenanoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Gitmediyseniz gidin hani cemevlerini ziyaret ediyorsunuz ya, oraya da gidin. Uğur Kurt var, Uğur Kurt, orada, cemevi’nin avlusunda katledildi. Onun katledildiği yere bir bakın, polis kurşunuyla katledildi, polisin ateş ettiği yere de bir bakın. Şimdi, cemevi avlusunda suçu ne? Suçu sadece Alevi olmak. Alevilik bir suç mu? İşte, sizin boyunuzu aşan noktadan sonraki suç, orada suçlu oluyoruz işte. Şimdi sizin boyunuza kadar ki kısmında sorun yok. Ama boyunuzu aşan kısmında suçlu ilan ediliyoruz.

    “KATİL SEZGİN KORKMAZ 12 BİN 100 LİRA PARA CEZASIYLA ÖDÜLLENDİRİLDİ”

    Şimdi, katil Sezgin Korkmaz -paniklemeyin Baran’ı yok bunun sadece Sezgin Korkmaz, tesadüfen benzerlik var anladığım kadarıyla- ne ceza aldı? 12 bin 100 lira para cezası. 12 bin 100 lira para cezasıyla ödüllendirildi, şu anda da personeliniz olarak görevine devam ediyor. Peki, burada daha ilginç bir şey var: O dönemde Emniyet Genel Müdürlüğü, Uğur Kurt cinayetiyle ilgili bir inceleme başlatıyor, bu daha sonra disiplin soruşturmasına dönüşüyor ve rapor burada. İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği bir disiplin raporu hazırlıyor. Bu disiplin raporuna göre Şişli İlçe Emniyet Müdürlüğü’nden sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı’nın ihlal ve sorumluluğu nedeniyle disiplin suçu işlediği rapor ediliyor. Ne zaman? 2015’te.

    “ALEVİ AÇILIMINI, KATLETTİĞİNİZ UĞUR KURT’UN OĞLUNA ANLATIN”

    Peki, ne oluyor? Tabii, o süreçte -2015, güvenlik konseptine geçilmiş, artık mekanizma orada işliyor- raporu hazırlayan müfettiş emekliye sevk ediliyor, daha sonra, sizin Bakanlığınız döneminde bu kişi 2017’de Ankara Emniyet Müdürü oluyor ve şu anda hâlen de Ankara Emniyet Müdürü olan Servet Yılmaz.
    Servet Yılmaz disiplin suçunu alsa hiçbir şekilde yükselemeyecek, işleyiş böyle ama hiçbir şekilde o suçu almıyor ve ödüllendiriliyor. Şimdi, biz şunu söylüyoruz: Sizin politikanız cezasızlık üzerine kurulu, sizin Alev açılımınız budur. Siz Alevi açılımını, Okmeydanı Cemevi avlusunda katledilen, o sizin koruyup kolladığınız kişilerin mağdur ettiği Uğur Kurt’un 2 yaşında babasız bıraktınız evladına gidin anlatın onu. Şimdi, Aleviler sadaka istemiyor, Aleviler eşit yurttaşlık statüsü çerçevesinde, eşit yurttaşlık hakkı çerçevesinde kendi haklarını; ana sütü gibi helal olan, vergileriyle ödenmiş, ortaklaşmış ve bu ülkenin yurttaşı olmaktan kaynaklı haklarını istiyor. Alevilere sadaka dağıtma mantığından vazgeçin. Sizin boyunuzu aşabilir ama boyu uzun olanlar var, o uzun boylular bunun gereğini yerine getirsinler.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Koluman’dan hükümete: Kime sordunuz da cemevlerine kültür merkezi diyeceksiniz?-VİDEO

    Koluman’dan hükümete: Kime sordunuz da cemevlerine kültür merkezi diyeceksiniz?-VİDEO

    PİRHA-PSAKD Diyarbakır Şubesi’nin eski Başkanı Av. Cafer Koluman, PSAKD Diyarbakır Şubesi’ni Alevileri bir araya getirmek için 2001 yılında  kurduklarını belirterek, cemevinin ibadethane olmasının yanında, bir akademi merkezi olduğunu, Alevilerin sorunlarının da çözüldüğü bir yer olduğunu vurguladı. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne kayyım atandıktan sonra ilişkilerinin kesildiğini söyleyen Koluman, “Pir Sultan yönetimi, bütün kararları kendi inisiyatifiyle almakta ve hayata geçirmektedir. Kimseden de izin ve icazet almamaktadır” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi’nin eski Başkanı Av. Cafer Koluman, PSAKD Diyarbakır Şubesi’nin açılışı ve sonrasında yaşanan süreci PİRHA’ya anlattı.

    Koluman, kayyıma kadar, HDP’li belediye ile ilişkilerin iyi olduğunu, talepte bulundukları her konuda yardım aldıklarını ve belediyenin bunu yaparken karşılığında bir şey istemediğini belirtti. Ardından kayyum belediyesinin gelmesiyle birlikte tüm ilişkilerin kesildiğini aktaran Koluman, AKP iktidarının Alevilere yönelik çalışmalarda bulunmasının samimiyetsiz olduğunu vurguladı.

    “ALEVİLERİ BİRARAYA GETİRMEK İÇİN DERNEK KURDUK”

    PSAKD Diyarbakır Şubesi’nin 2001 yılından bu yana faaliyette olduğunu hatırlatan Koluman, derneğin kurulmasındaki temel amacı şöyle anlattı:

    “Yozlaşan, çürümeyle baş başa kalan, asimilasyon politikasının dayatması sonucu değerlerimizin artık gittikçe kaybolma durumuna karşı Aleviler bu tip örgütlenmelere gittiler. Başta Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olmak üzere özellikle Sivas Katliamı’ndan sonra ciddi anlamda bir Alevi örgütlenmesi oldu. Örgütlenmek kolay bir şeydir. Örgütü yürütmek, amacına uygun bir şekilde içini doldurmak zor bir şeydir. Köyden kente göç eden, artık şehrin havasına kapılan, ekmek derdine düşen, iş derdine düşen Aleviler ister istemez kendi değerlerinden, pirlerinden, ocaklarından uzaklaşmaya başladı. Bu Alevileri nasıl bir araya getirebiliriz, diye kafa yorarken dernek kurma fikrini bulduk.”

    “SEÇİLMİŞ BELEDİYE İLE HİÇBİR SORUN YAŞAMADIK” 

    Dernek olarak Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nden ibadetlerini yerine getirebilecekleri bir cemevi yapılmasını talep ettiklerini söyleyen Koluman sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Bunu elbette ki Aleviler kendi imkânlarını zorlayarak da olsa, dayanışmayla yerine getirebilirlerdi. Belediyenin kuruluş yapısı, işleyişi farklıdır. Nihayetinde kültürel anlamda da vatandaşa hizmet sunmak zorundadır ve belediyeler daha çok hizmet amaçlı faaliyet göstermektedir. Bu çerçevede başvurumuzu yaptık. Aynı zamanda da devlet nazarında tanınmayan cemevlerinin tanınmasını istedik. Yani bakın belediyeler cemevi yaptı, cemevini fiilen de olsa kabul etti demektir. Nitekim vermiş olduğumuz mücadele sonucunda, 2011 yılında Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi bu talebimizi kabul etti. Şu an içinde bulunduğumuz arsayı, binayı ve bir kısım eşyaları büyükşehir belediyesi verdi. Büyükşehir belediyesi sonrasında bütün yönetimi bize devretti. Yapılan cemevi, belediyede oy birliğiyle alınan bir karar sonucu herhangi bir bedel alınmaksızın, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ne 10 yıllığına tahsis edildi. Dolayısıyla 2011 yılında temel atma töreni yaşandı. 5 aylık sürede buranın açılışı gerçekleşti. Akabinde biz büyükşehir belediyesi ile bir protokol imzaladık. Bütün yönetimi, işleyişi, vs. bize tahsis edildi. Hiçbir zaman da büyükşehir belediyesinin, ‘ben size burayı tahsis ettim, benim dediklerime göre hareket edersiniz ya da bir etkinlik, çalışma, faaliyet yaparken bizden izin almak zorundasınız’ gibi muameleyle karşı karşıya kalmadık.”

    “KAYYIM ATANDIKTAN SONRA BELEDİYE İLE BÜTÜN İLİŞKİLERİMİZ KESİLDİ”

    Belediyeye kayyım atanana kadar belediye ile iyi ilişkilerinin olduğunu belirten Koluman, kayyım atandıktan sonra belediye olan tüm ilişkilerin kesildiğini söyledi. Koluman,  “Burası açılırken kültürel tesis alanı olarak projeye işlenmişti. Biz bir süre sonra başvuru yaptık. Artık bu 10 yıllık sürenin kaldırılarak süresiz hale getirilmesi ve buranın da bir ibadethane olarak projeye işlenmesini talep ettik. Bu talebimiz kısmen kabul edildi. Kültürel proje alanından çıkartıldı, dini tesis alanı olarak projelere işlendi. Devam eden süreçte biz ibadethane statüsünü de belki işletecektik ancak buna fırsat verilmedi. Fırsat verilmemesinin temel sebebi 2016 yılında Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne atanan kayyımdır. Kayyım atandıktan sonra bizim bütün ilişkilerimiz kesildi. Onlardan bize bir müdahale de gelmedi, bizden onlara bir talep de gitmedi. Biz Diyanet’te karşı çıkıyoruz ve bu kurumdan asla bir yardım beklemiyoruz. Yardım almamız bizim temel değerlerimizle çelişir. Ama kamu bunu sunmak zorunda. Cemevinde elektrik sorunu oldu mesela. Biz DEDAŞ’a başvurduk. Böyle bir durumumuz var dedik, DEDAŞ, ‘bize değil, müftülüğe başvurun’ dedi. Biz müftülüğü tanımıyoruz, başvurmadık. Akabinde devam eden süreçte burada en büyük mülki amir olan valiliğe başvurduk. Valilik kayıtsız kaldı, dönüş de yapmadı. Bir kısım belediyelere başvurduk. Belediyeler de kayıtsız kaldı, çünkü belediyelerin hepsi kayyımla yönetiliyordu” şeklinde konuştu.

    “KİME SORDUNUZ DA CEMEVLERİNE ‘KÜLTÜR MERKEZİ’ DİYECEKSİNİZ?”

    AKP iktidarının cemevlerini gezerek maddi açıdan ‘talepleriniz nedir?’ diye sorması konusuna da değinen Koluman, “Bakınız burası bir tadilattan geçti. Bu masraflar valilik tarafından daha doğrusu kayyım belediyesi tarafından karşılandı. Esasında bu bir hak mıdır? Evet kamu bütçesinden gelen bir hakkımızdır. Kimse lütuf yaptığını sanmasın. Bu ülkenin vatandaşı olarak bunun bir hak olduğunu bir kez daha dile getireyim. Şimdi Alevi açılımı yapmaya çalışıyor iktidar. Alevilerin gönlünü hoş tutmaya çalışıyor. Cemevlerine ibadethane değil, kültür merkezi diyeceklermiş. Kime sordunuz, bunu?” ifadelerini kullandı.

    “CEMEVLERİ AYNI ZAMANDA BİR AKADEMİ MERKEZİDİR”

    Cemevlerinin sadece Alevilerin cem yaptığı bir yer olmadığını aynı zamanda dayanışma, birlik olma yerleri olduğunu aktaran Koluman son olarak şunları dile getirdi:

    “Cemevleri bir ibadethanedir ama bu cemevinin bulunduğu bina sadece bizim 48 Perşembe dediğimiz, perşembeden perşembeye cemleri yapıp, kapıyı kapatıp gidecek pozisyonda da değildir. Cemevleri aynı zamanda Alevilerin bir toplantı yeridir. Alevilerin sorunlarının çözüm yeridir, bir halk mahkemesidir. Cemevlerinin içini gençlik çalışmasıyla, eğitim çalışmasıyla, kadın çalışmasıyla, pirlerin çalışmasıyla doldurabiliriz. Kısacası aynı zamanda bir akademi merkezidir. Geçmişten gelen kültürümüzün bize öğrettiği bu. Dolayısıyla şunu belirtmek isterim, yaklaşık 10 yıldır bu cemevi faal durumda. Siyasi krizi, kayyım ataması, pandemi gibi süreçlerde biraz sıkıntılarımız oldu. Ama buranın yönetimi anlamında hiçbir şey değişmedi. Pir Sultan yönetimi, bütün kararları kendi inisiyatifiyle almakta ve hayata geçirmektedir. Kimseden de izin ve icazet almamaktadır. Aksi durumu biz kabul etmeyiz.”

    PİRHA/DİYARBAKIR

  • ‘Alevileri tanımak istiyorlarsa, cemevine ibadethane statüsü vermeleri gerekir’-VİDEO

    ‘Alevileri tanımak istiyorlarsa, cemevine ibadethane statüsü vermeleri gerekir’-VİDEO

    PİRHA-HBVAKV Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, AKP hükümetinin hazırladığı üç maddelik çalışmaya ilişkin konuşarak, “Gerçek anlamda Alevileri tanımak istiyorlarsa, bizleri kazanmak, bizlerin gönlünü almak istiyorlarsa, kardeşçe yaşamayı istiyorlarsa bizim ibadethanelerimiz olan cemevlerini resmi statüde kabul etmeleri gerekir” dedi.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, AKP hükümetinin hazırladığı üç maddelik çalışmada Alevi dedelerine maaş verilmesi ve cemevlerine ‘Kültür Merkezi’ statüsü verileceği iddialarına ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    Alevilerin ibadethanelerinin ‘kültür merkezi’ olarak kabul edilmesinin, o kültür merkezinde hizmet yürütecek olan dedelere, zakirlere maaş bağlanması yönünde karar alınmasını, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bir yan versiyonunu oluşturma çabası olarak gördüklerini belirten Erdoğan, bu durumun kabul edilemez olduğunu vurguladı.

    “BİZİM TEMEL TALEBİMİZ CEMEVLERİNİN İNANÇ STATÜSÜNDE SAYILMASI”

    İçişleri Bakanlığı’nın kültür sorumlusu olduğunu söyleyen danışmanın kendilerini de ziyaret ettiğini belirten Erdoğan, “Ziyaretleri sırasında bizlere genel olarak eksikleriniz ve ihtiyaçlarınız nedir, diye sordular. Tabii ki bizim cemevlerimiz, canlarımızın kendi imkanları ile lokmalarıyla ayakta duruyor. Biz kendi ihtiyaçlarımızı, eksiklerimizi tamamlayabiliriz, dedik. Sonrasında temel talebimizin cemevlerinin inanç statüsüne kavuşturulması olduğunu vurguladık. Zorunlu din derslerinin kaldırılması hususunda tekrar istek ve taleplerimizi de kendisine ilettik. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın lağvedilmesini de söyledik. Yani bu ülkede tek bir cemaate, tek bir inanca hizmet eden Diyanet İşleri Başkanlığı’nın varlığı doğru değil. Devletin bütçesinden, 3 bakanlığın bütçesini geçen miktarda para alıyor. Bu ülkede ki herkesten alınıyor vergi. Bu vergiler Diyanete gidiyor. Ödediğimiz vergilerin bizim inancımıza ve haklarımıza harcanmasını istiyoruz” şeklinde konuştu.

    “DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI’NIN YAN VERSİYONUNU OLUŞTURMAYA ÇALIŞIYORLAR”

    Saydıkları talepleri ziyarete gelen danışmana yazılı olarak da verdiklerini aktaran Erdoğan, hükümetin bu talepleri dikkate almadığını ve cemevlerine ibadethane statüsü verilmeyeceğini bu durumun da kabul edilemez olduğunu söyledi.

    Erdoğan sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Alevilerin ibadethanelerinin ‘kültür merkezi’ olarak kabul edilmesi, o kültür merkezinde ki hizmetleri yürütecek olan dedelerimize, zakirlerimize maaş bağlanması yönünde karar alınması, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bir yan versiyonunu oluşturma çabasıdır. Bizler hiçbir zaman bu tür uygulamaları kabul etmeyiz. Bizim dedelerimiz bizim rızalık lokmalarımızla hizmetlerini yürütür. Hiçbir zaman maaşa bağlı değillerdir. Aynı zamanda elektrik ve su giderlerinin karşılama hususu da kabul edilemez. Yani Alevilik inancını buna indirgeyemezsiniz.

    Bu tür politikalarla bizleri Diyanet’e bağlamaya çalışıyorlar. İkinci bir kolu yapmak için çaba gösteriyorlar. Gerçek anlamda Alevileri tanımak istiyorlarsa, bizleri kazanmak, bizlerin gönlünü almak istiyorlarsa, kardeşçe yaşamayı istiyorlarsa bizim ibadethanelerimiz olan cemevlerini resmi statüde kabul etmeleri gerekir. Ancak böyle kardeşçe bir araya gelip barışabiliriz. Ama bu tek yönlü, tek taraflı asimilasyon politikaları kalıplaşmış bir şekilde insanları ötekileştirir ve ayrıştırır.”

    “ALEVİLERİN İNANÇ MERKEZİ CEMEVLERİDİR”

    Buradan hükümete sesleniyorum diyen Nurettin Erdoğan, “Alevilerin inanç merkezi cemevleridir. Cemevleri Alevilerin kutsalıdır. Bu kutsala kimsenin ne bir leke ne bir üzerine söz söyleme yetkisi vardır. Biz de Türkiye Cumhuriyeti içinde belli bir potansiyele sahip Alevi kitlesi olarak inançsal bir resmiyet statüsünü kazanmak istiyoruz. Kim bu uğurda mücadele ediyorsa hepsine teşekkür ediyoruz” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Koluman: AKP, kendine yandaş kurumlar, yandaş Aleviler yaratmaya çalışıyor -VİDEO

    Koluman: AKP, kendine yandaş kurumlar, yandaş Aleviler yaratmaya çalışıyor -VİDEO

    PİRHA-İktidarın cemevlerini ziyaret etmesini değerlendiren PSAKD Diyarbakır Şubesi’nin eski Başkanı Av. Cafer Koluman, hükümeti samimi bulmadığını belirterek, “Asıl amaca uygun bir şekilde reform yapmazsanız gerisi Aleviler nazarında hikaye olur. Bu projeyle kendilerine yönelik bir takım yandaş kurumlar, yandaş Aleviler yaratmaya çalışacaklar” dedi. 

    AKP yıllar önce sonuçsuz olarak rafa kaldırdığı ‘Alevi açılımını’ yeniden masaya getirdi. İçişleri Bakanlığı yetkililerinin Türkiye genelindeki birçok cemevini ziyaret ederek, fiziki ve maddi eksikliklerin tespiti ve karşılanması noktasında başlayan çalışmalar sürüyor.

    Beraberinde birçok tartışmayı da getiren bu faaliyetler, cemevlerinin “kültür merkezi” olarak tanımlanması, dedelere maaş bağlanması, cemevinin su ve elektrik giderlerinin karşılanması ve Diyanet benzeri “Alevi cemaati Başkanlığı” kurulması gibi başlıklar etrafında kamuoyuna yansıdı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi’nin eski Başkanı Cafer Koluman, iktidarın ‘Alevi Açılımı’na ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Koluman, hükümetin açılımını samimi bulmadığını ve Alevilerin sorunlarını çözmeyeceğini söyleyerek, bu tür politikaların asimilasyon politikasına hizmet edeceğini belirtti. Alevilerin bu kirli politikalara alet olmaması gerektiğinin de altını çizen Koluman, iktidarın yandaş Alevisi olmamak gerektiğini aktardı.

    “İKTİDAR BU TÜR POLİTİKLARLA, ASİMİLASYONU KALICI HALE GETİRMEYE ÇALIŞIYOR”

    Hükümetin politika üretemez ve yönetemez hale geldiği her durumda açılımlar yaptığını ifade eden Koluman, Alevilerin bu tür çıkarcı ve kirli politikalara alet olmayacağını dile getirdi. Bu tür açılımların Alevilerin değerlerine bir saldırı olduğunu da sözlerine ekleyen Koluman; “Zamanında AKP hükümeti, Kürtlerin oyunu almak adına bir takım ‘Kürt Açılımı’ adı altında çalışmalar yürüttü. ‘Akil İnsan Heyeti’ oluşturdular. Amaç burada nedir? Kürt oylarını kendilerine doğru evirerek iktidarı daha çok sağlamlaştırmak. Bu proje tutmayınca farklı kanatlarla hareket etti. MHP kanadıyla olduğu gibi. Şu belli ki bu blok içerisinde bugün büyük çatışma var. Artık gün yüzüne çıkmış bir durumda. AKP iktidarı, 2008-2009 yıllarında Aleviler adına 9 aşamadan oluşan bir çalıştay serisi yaptı. Başlangıçta heyecan veren bir durumdu. Ancak heyecan yaratan o çalıştayın sonraki aşamalarına baktığımızda buradaki esas amacın Alevi sorununu çözmek olmadığı görüldü. İktidar, kendilerine bir potansiyel oluşturma ve asimilasyon politikalarını daha kalıcı hale getirmeye çalıştı bu çalıştaylarla. Dolayısıyla Demokratik Alevi Hareketi bu projenin aslını görünce çalışmalardan çekildiler. Siz bir sorunu çözmek isterseniz öncelikle bu sorundan dolayı mağdur edilen muhatapları esas almanız lazım. Bu konuda bir çalışma yürütüp sağlıklı, tarafsız, objektif bir rapor hazırlamanız lazım. Ama iktidar o çalıştaylarda öyle yapmadı” şeklinde konuştu.

    “BU PROJEYLE KENDİLERİNE YANDAŞ ALEVİLER, KURUMLAR YARATMAYA ÇALIŞACAKLAR”

    AKP iktidarının son süreçte cemevlerini gezdiğini hatırlatan Koluman, bu durumu samimi bulmadığını belirterek sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Burada cemevlerinin ibadethane değil de kültür merkezi olması, dedelere maaş bağlanması ve diğer sorunların çözümü konusunda çeşitli tartışmalar yürütülüyor. Alevilerin haklarını savunan ve değerlerini yaşatma anlamında bunun mücadelesini geçmişten beri veren kurumlar ve kesimler var. Bunlara danışmanız, ortaklaşmanız lazım. Ortaklaşmadığınız müddetçe arşivinizde kayıtlı olan bu projenizi hayata geçirmeniz, Aleviler adına bir hüküm ifade etmez. Biz ezelden beri diyoruz. Cemevleri bir ibadethanedir. Alevilerin inanç merkezidir. Eğer siz samimi iseniz öncelikle cemevlerinin yasal statüsünü verin. Geçmişte 2004 yılına kadar ibadet yeri denince hemen karşısında cami vardı. 2004 yılında Avrupa Birliği’ne uyum yasaları kapsamında bir takım reformlar yapıldı ve ibadet kavramını biraz daha açtılar. Açılan ibadet kavramına cami, kilise, sinagog, havra eklendi ama cemevi eklenmedi. Oysa Aleviler vardır. Siz asıl amaca uygun bir şekilde reform yapmazsanız gerisi Aleviler nazarında bir hikaye olur. Bu projeyle kendilerine yönelik bir takım yandaş kurumlar, yandaş Aleviler yaratmaya çalışacaklar.”

    “DEDE VERMİŞ OLDUĞU HİZMETİN KARŞILIĞINI MADDİYATA ÇEVİRMEZ”

    Alevilikte dedeliğin, pirliğin, inancın bir rıza işi olduğunu ve gönüllü yapıldığını söyleyen Koluman, “Nasıl ki Alevilik inancı gönülden gönüle, dilden dile sözlü bir kültüre sahipse dedelik de bir rıza işidir, gönül işidir, sevgi işidir. İnsanlık işidir en başta. ‘Rıza Şehri’ denilen bir kavram var. Bu kavramda asla ve asla dede vermiş olduğu hizmetin karşılığını bir maddiyata çevirmez. Çevirdiği zaman zaten dedelik diye bir kavram olmaz. Aleviliğe hizmet olmaz bu, devletin memuru olur. Bir çok dedemizle de görüştük. Bunu isteyen de vardır istemeyen de vardır. Gerçek anlamda Alevi hizmet yürütücülüğüne bağlı dedelerimiz, pirlerimiz, analarımız, ocaklarımız asla bu maaş olayını kabul etmezler. Çünkü geçmişten gelen bir değerimiz, öğretimiz, inancımız, felsefemiz var. Maaşı kabul eden dede artık dede olmaktan çıkmıştır, dünya insanı olmuştur. Dünya insanı olan bir dede Alevilerin insanı değildir, Alevilerin değeri değildir” dedi.

    “GÜVEN SORUNU VAR”

    Cafer Koluman, Alevilerin hassasiyetleri dikkate alınarak bir çalışma yürütülmesi gerektini belirterek, “Alevilerin gerçek anlamda inancını yaşatabilecek sorunlarını çözerek yapılmalıdır. Alevilerin canı çok yanmıştır, incinmiştir, acıtılmıştır. Bir tecrübesi vardır bu anlamda ve güven sorunu vardır. Hiçbir şekilde Aleviler bu çalışmaya asla güvenmezler, bu açılıma da güvenmezler. Çünkü Alevilerin ihtiyacını karşılayabilecek bir proje değildir” dedi.

    PİRHA/DİYARBAKIR

  • ‘Alevi açılımı seçim taktiğidir; cemevleri yasal statüye kavuşturulmalı’-VİDEO

    ‘Alevi açılımı seçim taktiğidir; cemevleri yasal statüye kavuşturulmalı’-VİDEO

    PİRHA- İktidarın, cemevlerine ‘kültür merkezi’ statüsü vermesi yerine anayasal olarak tanınması ve statüye kavuşturulması çağrısında bulunan PSAKD Diyarbakır Şube Başkanı Aydın Atlı, “Böyle bir statü tanınırsa diğer sorunlar beraberinde çözülecektir. Alevi toplumu hiçbir zaman için dedelerine maaş verilsin talepleri olmamıştır. Bunu doğru bulmayı baştan ret ediyoruz” diye konuştu.

    AKP’ye yakın gazetelerde hükümetin üç madde üzerinde bir çalışma yaptığı belirtilerek, cemevlerine ‘kültür merkezi’ statüsü verilmesi, dedelere maaş bağlanması, cemevlerinin elektrik ve su giderlerinin devlet tarafından karşılanmasının düşünüldüğü kaydedildi.

    Cemevlerine ‘Kültür merkezi’ statüsü verileceği, dedelere maaş ödeneceği iddialarına Alevilerden tepkiler gelmeye devam ediyor.

    AKP İktidarının, cemevlerine ibadethane yerine ‘kültür merkezi’ statüsü vererek ‘Alevi Açılımı’ yapmayı planladığı iddialarını PİRHA’ya değerlendiren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şube Başkanı Aydın Atlı, seçimlerin taktiksel hamlesi gelen bu açılımların samimi olmadığına değinerek, Alevilerin eşit yurttaşlık temelinde tanınması ve cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi gerektiğini söyledi.

    “GELEN HEYETE 3 MADDELİK TALEPLERİMİZİ İLETTİK”

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun danışmanlarının kendi cemevlerine de ‘ihtiyaç’ ziyaretlerinde bulunduğunu aktaran Atlı, danışmanların kendilerine 3 sayfalık taleplerini ilettiklerini kaydederek, “Son dönemlerde çok revaçta olan bir gündem maddesi. Aslında seçimin yaklaşıyor olmasından kaynaklı bir durum olarak değerlendiriyorum. Bu olayın içerisinde aslında bizim kurumumuz var. Saydıkları bin 500’ün üzerinde cemevinden birisi de bizim kurumumuz. Tabi orada söylenilenlerin büyük bir bölümü (Alevi açılımı) bize söylenmedi. ‘Sorunlarınız nelerdir’ şeklinde bir soruyla karşılaştık. Biz yazılı olarak hem Türkiye’deki Alevilerin genel sorunları ve yerel anlamda Diyarbakır’da Alevilerin sorunlarıyla ilgili 3 sayfalık bir talep metni hazırlamıştık. Bunu gelen danışman kişiye ilettik. 10-15 gün sonra özellikle lokal anlamda iletilen taleplerimizle ilgili arandık. Şu an burada belediye tarafından olsun hem de valilik tarafından cemevimizin sorunlarıyla ilgili birçok şeyi yaptılar, yerine getirdiler. Bunu yaparken de bizden herhangi talepleri olmadı şu ana kadar. Bu yönden baktığımızda güzel bir yaklaşım olarak düşünüyorum” dedi.

    “ALEVİ AÇILIMI SEÇİM TAKTİĞİDİR”

    Atlı, iktidarın, cemevlerine ‘kültür merkezi’ statüsü vermesi yerine anayasal olarak tanıması ve ibadethane statüsüne kavuşturması çağrısında bulundu. Alevi açılımı gündeminin seçim yatırımlı bir hamle olduğuna işaret eden Atlı, dedelere maaş bağlanmasının da kabul edilemeyeceğini dile getirerek şöyle konuştu:

    “Madem Türkiye’de biz de vergi veriyorsak, buradaki diğer inanç merkezlerine bu yönde bir yaklaşım yapılıyorsa bize neden yapılmasın? Olumlu bakıyoruz bu yönden. Bu açılım zaten yıllar önce de gündeme gelmişti. Şimdi ise Alevilerin cemevlerinin bir inanç merkezi olarak değil de bir kültür merkezi olarak tanınacağı söyleniyor. Bu deyim yerindeyse ‘dağ fare doğuruyor’ demektir, doğru bir yaklaşım değil. Bizim için önemli olan cemevlerinin yasal statüye kavuşturulmasıdır. Böyle bir statü zaten tanınırsa diğer sorunlar beraberinde çözülecektir. Alevi toplumun hiçbir zaman için dedelerine maaş verilsin vb. talepleri olmamıştır. Bir de Alevi toplumunun dışında bu sorunun çözümüne birilerinin soyunması doğru değil. Bir Sünni benim sorunumu nerden bilecektir ki bir çözüm üretebilsin. Bu doğru değil. Alevilere, Alevi toplumunun dışında gömlek biçilmesi, bu yaklaşım doğru değil. Kültür merkezi yaptı, bunu nereye bağlayacak? Hangi dedeye nasıl bir maaş verecek? Bu maaşı hangi bütçeden karşılayacak? Bunların hepsi bir muammadır. Bunu baştan ret ediyoruz. Bunun olabileceğine çok inanmıyorum. Seçimin bir taktiksel ürünü diye düşünüyorum. Doğru da bulmuyorum. Doğru bir çalışma değil. İstediğimiz tek bir şey vardır; eşit yurttaşlık temelinde Alevilerin inanç merkezlerinin kamusal olarak tanınmasıdır. Bu tanındıktan sonra bütün sorunlarımız kendiliğinden çözülecektir diye düşünüyorum.”

    PİRHA/DİYARBAKIR