PİRHA – Mersin’de, Suriye’deki Katliamlara Karşı Dayanışma İnisiyatifi, Suriye’de Alevilere yönelik devam eden soykırım ve kadın kaçırmalarının derhal durdurulması çağrısı yaptı.
Mersin’de, Suriye’deki Katliamlara Karşı Dayanışma İnisiyatifi, Suriye’deki Alevilere uygulanan katliamlara karşı Özgür Çocuk Parkı’nda açıklama yaptı. Açıklamada “Suriye Alevi soykırımını, çocuk ve kadın kaçırmalarını durdurun” yazılı pankart açıldı. Açıklamayı okuyan İnisiyatif üyesi Yusuf İngilok, Suriye’de son zamanlarda Alevilere yönelik yapılan katliamların soykırıma dönüştüğünü vurguladı. İngilok, soykırımın 8 Aralık 2024 tarihinden beri devam ettiğine dikkat çekti.
“SURİYE’DE ALEVİLERİN YAŞAMI TEHDİT ALTINDA”
Suriye’de Alevi toplumuna yönelik insan hakları ihlalleri, mezhepsel saldırılar, yargısız infazlar, zorla kaybetmeler ve kadınların kaçırılmasına ilişkin haberlerin uluslararası kamuoyunun gündeminde olduğunu kaydeden İngilok, Suriye’de yaşanan saldırıları kınayarak şunları söyledi:
“Uluslararası insan hakları kuruluşları ve bağımsız araştırmalar, özellikle Alevi kadın ve kız çocuklarının kaçırılması, fidye talepleri, zorla evlendirme, cinsel şiddet ve insan ticareti riskiyle karşı karşıya kaldıklarına ilişkin ciddi kanıtları ortaya koymaktadır. Bu durum, Suriye’de yaşayan Alevi toplumunun güvenlik ve yaşam hakkı açısından büyük bir tehdit altında olduğunu göstermektedir.”
“İNSANİ YARDIMLARIN BÖLGEYE ULAŞTIRLMASI İÇİN İNSANİ KORİDOR AÇILMALI”
Alevi kadınların ve kız çocuklarının kaçırılması olaylarının durdurulması çağrısı yapan İngilok, başta Betül Alluş olmak üzere kaçırılan bütün kadınların ve çocukların ailelerine teslim edilmesini ve sorumluların yargılanmasını istedi. İngilok, mezhepsel ve nefret söylemlerinin son bulması gerektiğini belirterek, Birleşmiş Milletler’i, Avrupa Birliği’ni ve uluslararası insan hakları kuruluşlarını bölgede etkin gözlem, denetim ve yargı mekanizmalarını oluşturması gerektiğini söyledi.
İngilok, “Colaniyi destekleyen ABD, AB ülkeleri ve AKP hükümeti bu soykırımı durdurmalıdır. AKP hükümeti geçmişte nasıl ki Suriyeli yurttaşların Türkiye’de güvenli yaşamaları için ülkenin kapılarını açtıysa, bugünde Alevi yurttaşların korunması ve insani yardımların bölgeye ulaşması için insani koridorunu açmalıdır. Suriye’de yaşayan tüm halkların eşit yurttaşlık temelinde güvenli yaşam hakkının korunmasını, insanlığa karşı işlenen suçların cezasız kalmamasını, kalıcı barışın, adaletin ve toplumsal uzlaşının sağlanmasını istiyoruz. Suriye’de Alevilere yönelik katliamlar ve insan hakları ihlalleri durdurulsun! Suriye’de yaşanan acılara sessiz kalmayacağız. Yaşam hakkı, adalet ve insan onuru için dayanışmayı büyüteceğiz” ifadelerini kullandı.
PİRHA- Avrupa Arap Alevileri Federasyonu, 7 Mart 2025’te Suriye’de Alevilere yönelik gerçekleştirilen saldırıların yıl dönümünde yaptığı açıklamada, yaşananların “Kara Cuma” olarak tarihe geçtiğini belirterek uluslararası topluma sessiz kalmama çağrısı yaptı.
Avrupa Arap Alevileri Federasyonu, Suriye’de Alevilere yönelik 7 Mart 2025’te gerçekleşen saldırıların yıl dönümü dolayısıyla yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, 7 Mart’ın Suriye’de yaşayan Aleviler için tarihe “kara bir gün” olarak geçtiği ifade edildi.
Açıklamada o gün cami hoparlörlerinden yapılan “cihada çağrı” anonslarıyla harekete geçirilen radikal ve fanatik grupların Alevi köylerine saldırdığı ve sivilleri hedef alan katliamların başladığı belirtildi.
“Silahlanan kalabalıklar köylere girerek yalnızca Alevi oldukları için insanları katletmiş, evleri yakmış, köyleri boşaltmış ve masum sivilleri hedef almıştır. Bu saldırılar günlerce sürmüş ve arkasında derin bir yıkım bırakmıştır” denilen açıklamada, bugün söz konusu saldırıların birinci yıl dönümü olduğu vurgulandı.
Federasyon, katledilen tüm canları saygıyla andıklarını belirterek yaşananların unutulmayacağını ve unutturulmayacağını kaydetti.
Açıklamada, Suriye’nin özellikle sahil bölgesinde yaşayan Alevilerin son bir buçuk yıl içinde ağır bir trajedi yaşadığı ifade edilerek kadın, çocuk ve yaşlı demeden binlerce insanın katledildiği, köylerin boşaltıldığı ve insanların göçe zorlandığı belirtildi. Bölgeden gelen bilgilere göre bu süreçte on binlerce Alevinin hayatını kaybettiği aktarıldı.
“ZULÜM KATLİAMLARLA SINIRLI DEĞİL”
Federasyon açıklamasında, yaşananların yalnızca katliamlarla sınırlı olmadığına da dikkat çekerek tehcir politikalarının, ekonomik baskıların, işten çıkarmaların, yağma ve kaçırma olaylarının sürdüğü ifade edildi.
Alevi kadınlarının kaçırıldığına ve insanlık onurunu ayaklar altına alan uygulamalara maruz bırakıldığına dair haberlerin gelmeye devam ettiği belirtilen açıklamada, uluslararası toplumun sessizliğinin kabul edilemez olduğu vurgulandı.
“Sivillerin katledildiği, insanların inançları nedeniyle hedef alındığı bir ortamda suskun kalmak, yaşanan zulmün sürmesine zemin hazırlamaktadır” denilen açıklamada uluslararası topluma çağrı yapıldı.
Federasyon, Suriye’de Alevilere yönelik saldırıların derhal durdurulmasını, katliamları araştırmak için bağımsız uluslararası soruşturma komisyonlarının kurulmasını ve insanlığa karşı suç işleyenlerin yargı önüne çıkarılmasını istedi. Ayrıca azınlık halkların güvenliğini sağlayacak uluslararası mekanizmaların oluşturulması gerektiği belirtildi.
Dünyanın birçok ülkesinde katliamların yıl dönümü dolayısıyla yürüyüşler ve anma etkinlikleri düzenlendiği belirtilen açıklamada, tüm vicdan sahibi insanlara bu etkinliklere katılma ve yaşananların unutulmaması için ses yükseltme çağrısı yapıldı.
Alevi toplumunun tarih boyunca birçok kez katliamlarla karşı karşıya kaldığı belirtilen açıklamada Maraş, Çorum, Dersim, Sivas ve Gazi katliamlarının hâlâ hafızalarda olduğu ifade edildi.
Açıklama şu sözlerle son buldu:
“Aleviler yalnız değildir. Aleviler sahipsiz değildir. Aleviler unutulmayacaktır. Hafızamız diri, irademiz güçlüdür. Bizler susmayacağız. Gerçekleri anlatmaya devam edeceğiz. Adalet sağlanana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Unutmayacağız. Unutturmayacağız. Sessiz kalmayacağız.”
PİRHA- Suriye’de Alevilere yönelik saldırıların 1. yılında Alevi kurumları 7 Mart Cumartesi günü Samandağ’da miting düzenleyecek. Tertip Komitesi tarafından yapılan açıklamada “Bu miting yalnızca bir çağrı değil, vicdanı olan herkes için bir sorumluluktur” denilerek, mitinge katılma çağrısı yapıldı.
Suriye’de Alevilere yönelik sürdürülen katliamların birinci yılı dolayısıyla Avrupa ve Türkiye’den Alevi kurumları, siyasi partiler ile emek ve demokrasi güçleri 7 Mart’ta Samandağ’da miting düzenleyecek. Tertip Komitesi tarafından yapılan açıklamada, Suriye’de Alevilere ve bölgedeki diğer halklara yönelik saldırıların bir yıldır sürdüğü belirtilerek, uluslararası kamuoyunun sessizliğine tepki gösterildi. Açıklamada, katliamların yalnızca cihatçı HTŞ ve bağlı grupların değil, bölgedeki çıkar hesapları nedeniyle sessiz kalan devletlerin de sorumluluğunda olduğu ifade edildi.
“KARANLIĞA BİRLİKTE İTİRAZ EDELİM”
Açıklamada şu sözlere yer verildi:
“Suriye’de Alevilere ve tüm halklara yönelik sürdürülen soykırımın üzerinden bir yıl geçti. Bir yıldır katliam var, bir yıldır suskunluk var, bir yıldır adalet yok. Uluslararası kuruluşları, Birleşmiş Milletler’i; Suriye sahasında fiilen belirleyici olan tüm güçleri ve uluslararası insan hakları örgütlerini, Alevilere ve tüm halklara yönelik bu soykırımı durdurmak için derhal harekete geçmeye çağırıyoruz. Suriye’deki Alevi soykırımının 1. yıl dönümünde; Avrupa’dan ve Türkiye’den Alevi kurumları, siyasi partiler, emek ve demokrasi güçlerinin desteğiyle Samandağ’da bir araya geliyoruz.
Bu miting, yalnızca bir çağrı değil; vicdanı olan herkes için bir sorumluluktur. Bu toprakların kanaat önderlerini, duyarlı insanlarını, halktan yana olan herkesi soykırıma karşı ses olmaya, yan yana durmaya, bu karanlığa birlikte itiraz etmeye çağırıyoruz.”
Miting, 7 Mart Cumartesi günü saat 13.00’te Samandağ 75. Yıl Parkı’nda gerçekleştirilecek.
PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) ile Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) yaptıkları açıklamada, ABD’nin Venezuela’ya müdahalesini kınarken, “Venezuela’da halkların iradesini gasp etmeye çalışan anlayış ile Suriye’de Alevi köylerini hedef alan selefi cihatçı çeteler aynı zihniyetten beslenmektedir” dedi.
Suriye’de Alevi katliamları sürerken, dünya kamuoyu dün güne ABD’nin Venezuela’ya müdahalesiyle uyandı. Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) ile Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) yaptıkları yazılı basın açıklamasında, ABD’nin Venezuela’ya yönelik sömürgeci müdahalesini kınarken, yaşanan gelişmelerin Suriye’deki olaylardan bağımsız olmadığına dikkat çektiler.
“BU MÜDAHALECİ EYLEMLER ULUSLARARSI HUKUK NORMLARINI İHLAL ETMEKTEDİR”
Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu’nun yaptığı yazılı açıklamada, “Amerika Birleşik Devletleri’nin Venezuela’ya ve ülkenin devlet başkanına yönelik baskıcı politikalarını ve zor kullanımını kınamaktadır. Bu müdahaleci eylemler, uluslararası hukuk normlarını ihlal etmekte ve ulusal egemenliği hiçe saymaktadır” dedi.
Açıklamanın devamında ise Venezuela halkıyla dayanışma içerisinde olacaklarını kaydeden AFA, “Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni, uluslararası barışı koruma ve uluslararası hukuk ihlallerinin önüne geçme sorumluluğunu acilen yerine getirmeye çağırıyoruz” diyerek uluslararası kamuoyuna çağrıda bulundular.
”EMPERYALİZM NEREDE VARSA ORADA KAN, YIKIM VE KATLİAM VARDIR”
Alevi Bektaşi Federasyonu ise yaptığı açıklamada, son dönemde yaşanan olayların birbirinden bağımsız olmadığını söyleyerek şunları ifade etti:
“ABD emperyalizminin, Latin Amerika halklarının iradesini hiçe sayarak Venezuela’ya yönelik gerçekleştirdiği askerî saldırganlık ve Devlet Başkanı ve eşinin kaçırılıp alıkonulması asla kabul edilemez. Yıllarca ekonomik yaptırımlar ile açlığa mahkûm ettiği, hâlde, kendisine diz çökmeyen Latin Amerika halklarına yönelik sürdürdüğü saldırganlık, insanlık tarihi açısından bir utançtır.
“Demokrasi” söylemi altında yürütülen sömürü ve saldırı politikalarının bir devamıdır. Venezuela halkının kendi ülkesi ile ilgili söz söyleme hakkını gasp eden ABD’ye karşı, dünyanın sessiz kalması da aynı oranda kabul edilemez.”
Açıklamanın devamında ise, “ABD’nin Venezuela’ya dönük bu saldırgan tutumu, dünyanın başka coğrafyalarında sergilediği ikiyüzlü ve kanlı politikalarının bir benzeridir. Bunun en somut örneklerinden biri, Suriye’de Alevilere yönelik katliamların faili olan cihatçı çetelerin liderlerinden Colani’ye ve katil çete sürüsüne verdiği destektir” denildi.
Son olarak dünya kamuoyuna çağrıda bulunan ABF, “Bizler; tarih boyunca, zulme karşı direnenlerin safında olduğumuz gibi, bugün de Venezuela halkının, Ortadoğu’da katledilen Alevilerin ve dünyanın dört bir yanında zalimlere karşı mücadele eden tüm halkların yanındayız.
Zulüm nereden gelirse gelsin karşısında durmak, bizim inancımızın temel düsturudur.
Emperyalizme, savaşa ve işgale karşı, mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz” diyerek Venezuela halkıyla dayanışma içerisinde olacaklarının mesajını verdiler.
PİRHA – İstanbul Gençlik Komiteleri, Suriye’de Alevilere yönelik süren saldırıları protesto etti. Taksim Tünel’de yapılan açıklamada, HTŞ yönetimi ve AKP hükümeti hedef alınarak, “Gerek Türkiye’de gerek Suriye’de cihatçılar tarafından gerçekleştirilen tüm katliamlarda bu iktidarın elinde katledilenlerin kanı vardır” denildi.
Suriye’de 2025 yılının Mart ayında şiddetlenen ve on binlerce Alevinin yaşamını yitirdiği ifade edilen saldırılara karşı tepkiler sürüyor. İstanbul’da bir araya gelen Kızıl Parti, Devrimci Hareket ve Umut-Sen üyeleri, “Suriye’de Alevi soykırımına karşı ayaktayız” pankartı açarak HTŞ yönetimini protesto etti.
Basın açıklamasını Büşra Türer okudu.
“LAZKİYE’DE ALEVİLER HEDEF ALINIYOR”
Karer, Humus’taki İmam Ali Camisi’ne yönelik saldırının ardından Alevilerin hedef haline getirildiğini belirterek, Lazkiye’de yaşananlara dikkat çekti. Karer, “Suriyeli Aleviler, cihatçı saldırılara karşı Lazkiye’de eylem düzenledi. Şam’daki İslamcı hükümet güvenlik güçlerini bölgeye gönderirken, hükümet dışı cihatçı çeteler Alevilere saldırdı. Bu saldırılarda en az üç Alevi katledildi. Lazkiye’de Alevileri hedef alan bu soykırım girişimine karşı susmuyoruz” dedi.
“CİHATÇI ŞİDDET EMPERYALİST PLANLARIN ÜRÜNÜDÜR”
Açıklamada, HTŞ lideri Colani’nin başında bulunduğu Şam yönetiminin politikaları ve Türkiye’nin rolü eleştirildi. Metinde, cihatçı yapıların emperyalist güçler ve AKP iktidarı tarafından desteklendiği vurgulanarak şu ifadelere yer verildi:
“AKP iktidarı eliyle büyütülen cihatçı barbarlık, Suriye’de en korumasız topluluklardan biri olan Alevileri soykırım tehdidiyle karşı karşıya bırakmaktadır. Alevilere ve diğer azınlıklara yönelen şiddet, emperyalizmin ve Türkiye’nin yayılmacı müdahalelerinin sonucudur. Colani, El-Kaide ve IŞİD bağlantılarıyla bilinen bir figürdür ve bugün emperyalistlerin desteğiyle iktidardadır.”
Açıklamada ayrıca, Kürtler, Dürziler ve demokratik bir Suriye talep eden tüm kesimlerin bu yapı tarafından hedef alındığı belirtildi.
“AKP BU KATLİAMLARIN ORTAĞIDIR”
Suriye’deki saldırılarda AKP hükümetinin de sorumluluğu olduğunun altı çizilen açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
“AKP iktidarı, Reyhanlı’nın, Suruç’un, 10 Ekim’in sorumlusu olduğu gibi Lazkiye’de yürütülen katliamın da ortağıdır. Cihatçı saldırılar karşısında bu iktidarın sicilini biliyoruz. Türkiye’de ve Suriye’de gerçekleştirilen tüm katliamlarda bu iktidarın elinde katledilenlerin kanı vardır.”
“SESSİZ KALMAYACAĞIZ”
Gençlik Komiteleri, Alevilere yönelik saldırılara karşı sessiz kalmayacaklarını vurgulayarak, demokratik ve eşit bir Suriye için mücadele çağrısı yaptı. Açıklama, “Cihatçı barbarlığa ve onu destekleyen AKP iktidarına karşı devrimci mücadeleyi büyüteceğiz” sözleriyle sona erdi.
PİRHA- AHAD-DER Başkanı Hamit Karaoğullarından, Suriye’de sürdürülen Alevi soykırımına tepki göstermek amacıyla 3 Ocak’ta yapılacak olan eylem için çağrıda bulunarak, “Yayladağı sınır kapısında olalım” dedi.
HTŞ ve ona bağlı çetelerin Alevi halkına yönelik saldırıları soykırım boyutuna ulaşmış haldeyken, dünya kamuoyu katliamlara karşı sessizliğini koruyor. Aleviler, bu katliam operasyonlarına karşı tepkilerini sürdürürken, tüm dünya kamuoyunun dikkatini çekmek amacıyla Cumartesi saat 14.00’de Yayladağı Sınır Kapısı’nda buluşarak mücadele çağrısında bulunacak.
Alevi kurum ve örgütlerinden “Suriye’de Alevi katliamını durdurun” şiarıyla eyleme katılım çağrıları devam ediyor. Bu çağrılardan biri de Arap Halkı Alevileri Dayanışma Derneği (AHAD-DER) Başkanı Hamit Karaoğullarından geldi. Karaoğullarından yaptığı çağrıda, “Suriye’deki Alevi katliamını dillendirmek, hak ve hakikati haykırmak için görmeyen, duymayan ve konuşmayan dünya kamuoyuna bir kez daha seslenebilmek adına Yayladağı sınır kapısında olalım” dedi.
PİRHA – DEM Parti Milletvekili Celal Fırat, 3 Ocak’ta “Suriye’de Alevi Soykırımını Durdurun!” talebiyle Yayladağı Sınır Kapısı’nda yapılacak eyleme katılım çağrısında bulundu.
Suriye’de HTŞ’ye bağlı gruplar tarafından yapılan Alevi soykırımı sebebiyle tepkiler sürüyor.
Alevi Bektaşi Federasyonu başta olmak üzere birçok örgütün çağrısıyla 3 Ocak saat 14:00’te Yayladağı Sınır Kapısı’nda eylem yapılacak.
“Alevi soykırımına karşı susmuyoruz!” çağrısıyla düzenlenecek olan eyleme bir destek de Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat’tan geldi. Video mesaj paylaşan Fırat, tüm halklardan, yapılacak eyleme destek vermesini talep ederek şunları söyledi:
“Yarın (Cumartesi) saat 14’de Yayladağ Sınır Kapı’sında, Suriye’de Alevi yurttaşlarında canlarımıza yapılan katliamlara dair sesimizi yükselteceğiz. Bütün canlarımızı, dostlarımızı bu sürece destek vermeye davet ediyoruz. Evet, gönül de arzular ki 2026’nın ilk günlerinde daha farklı şeyler konuşalım, yarınlarımıza dair güzelliklerden bahsedelim. Ama gelin görün ki kin, nefret halen devam ediyor. Bir toplum cezalandırılıyor. İnsanların ırkından, renginden, kökeninden, dilinden dolayı farklılaştırılmaması, katliamlara maruz kalmaması lazım. Bugün ses çıkartmayan, bu katliamların failleridir. Faillerinden öteye de bu katliamın suç ortaklarıdır. Onun için yarın gür bir şekilde bu katliama karşı hep beraber oraya halklarımızı çağırıyoruz, davet ediyoruz. Yarın Yayladağı Sınır Kapısı’nda saat 14’de görüşmek dileğiyle…”
PİRHA – Alevi kurumları ve demokratik kitle örgütleri, Suriye’de Alevilere yönelik mezhepçi saldırılara ve soykırım politikalarına karşı 3 Ocak Cumartesi günü Hatay’ın Yayladağı Sınır Kapısı’nda bir araya geliyor. “Suriye’de Alevi Soykırımını Durdurun” çağrısıyla yapılacak buluşmada, savaş politikalarına ve mezhepçi nefrete karşı ortak ses yükseltilecek.
Alevi kurumları tarafından yapılan çağrıda, Ortadoğu’da emperyalist müdahalelerin, mezhepçi saldırıların ve savaş politikalarının halkları hedef aldığı vurgulandı. Açıklamada, Suriye’de Alevilere yönelik saldırıların sistematik bir yok etme politikasına dönüştüğü belirtilerek, bu saldırılar karşısında sessiz kalınmayacağı ifade edildi.
Kurumlar, halkların inançlarına, kimliklerine ve yaşam hakkına yönelen her türlü şiddetin karşısında olduklarını vurgulayarak, başta Suriye olmak üzere bölgede yaşayan tüm halkların eşitlik, barış ve özgürlük içinde bir arada yaşaması talebini dile getirdi.
YAYLADAĞI’NDAN SINIR ÖTESİNE ÇAĞRI
3 Ocak Cumartesi günü saat 14.00’te Yayladağı Sınır Kapısı’nda gerçekleştirilecek buluşmada, Suriye’de Alevilere yönelik saldırıların durdurulması, mezhepçi nefretin son bulması ve uluslararası kamuoyunun harekete geçmesi çağrısı yapılacak. Etkinlikte, savaşa, mezhepçi şiddete ve soykırım politikalarına karşı birlikte mücadele vurgusu öne çıkacak.
İMZACI KURUMLAR
Etkinliğin çağrıcısı ve imzacısı olan kurumlar şunlar:
Alevi Bektaşi Federasyonu
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği
Alevi Kültür Dernekleri
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı
Demokratik Alevi Derneği
Adana Alevi Kurumları
Samandağ ve Antakya Alevi Kurumları
Mersin Alevi Kurumları
Adana Alevi Platformu
Antakya Emek ve Demokrasi Platformu
Samandağ Suriye Halklarıyla Dayanışma Platformu
Kurumlar, Yayladağı’ndan yapılacak çağrının yalnızca Türkiye kamuoyuna değil, tüm dünyaya yönelik olduğunu vurgulayarak, “Savaşa, mezhepçi nefrete ve soykırım politikalarına karşı birlikte ses çıkarıyoruz” mesajını yineledi.
PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi, Suriye’nin kıyı bölgelerinde Arap Alevilerine yönelik saldırıların soykırım boyutuna ulaştığını belirterek, BM ve uluslararası toplumu acil müdahaleye çağırdı.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, Suriye’nin kıyı bölgelerinde Arap Alevilerine yönelik sürdürülen saldırılara ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, Alevilere dönük saldırıların kapsamının her geçen gün genişlediği vurgulanarak yaşananların soykırım niteliği taşıdığı ifade edildi.
Yapılan açıklamada, Aralık ayından bu yana Arap Alevilerine yönelik toplu katliamlar, suikastlar, kadınların kaçırılması, türbe ve ibadet mekanlarının tahrip edilmesi ile zorla göçertme gibi uygulamaların yaşandığı belirtildi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Suriye’nin kıyı bölgelerinde Arap Alevilerine yönelik sürdürülen soykırım saldırıları gün geçtikçe kapsamı genişleyen bir vahşet düzleminde devam etmekte. Alevilere yönelik geçen yıl Aralık ayında başlayan saldırılar toplu katliamlar, suikastlar, kadınların kaçırılması, türbe ve ibadet mekanların tahrip edilmesi ve zorla göçertme gibi birçok yönelimle ağır bir tablo oluşturmaktadır. Son olarak ibadet halinde olan insanlara yönelik cihatçı-tekfirci-selefi anlayışla planlanan saldırı sonrası Arap Alevi canlarımız protesto yürüyüşleri gerçekleştirmiş ve topluluk olmaktan kaynaklı haklı taleplerini dile getirmişlerdi. Protesto eylemlerine yönelik silahlı ve palalı saldırılar gerçekleşmiş ve sonrasında bölgeye Alevilere yönelik “intikam” naraları eşliğinde cihatçı örgütlerin sevk edildiğini kamuoyuna yansıyan boyutlarıyla öğrenmiş bulunmaktayız.
Hiçbir zaman meşru bir rejim olamayan ve halklara ve inançlara selefi ölçülerde bir Arap-İslam tekçiliği dayatan Colani hükümeti bu soykırım saldırılarının birinci derecede sorumlusu olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Suriye’de “demokrasiyi” inşa etme hezeyanıyla HTŞ’ye sarılan tüm uluslararası ve bölgesel güçlerde bu saldırılara sessiz kalmakla birlikte açıkca suç ortaklığı yapmaktadır. Katliam saldırılarının durdurulması için BM ve uluslararası toplumu acil olarak harekete geçmeye çağırıyoruz.
Suriye’nin demokratik geleceğinin teminatı Alevi, Kürt, Dürzi ve diğer halklar ve inançların özgün varoluşlarının siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik olarak güvenceye alınmasından geçmektedir. Suriye’de uzun yıllardır devam eden savaş sürecini tüm Suriyeliler adına bitirecek yegane yol bu hakikati tanımak ve geleceği çoğulcu toplum yapısının sosyolojik gerçeğine göre inşa etmektir. Demokrasiden yana olan tüm güçleri katliam saldırılarına karşı tutum belirlemeye ve Suriye’nin demokratikleşmesi adına mücadele etmeye çağırıyoruz.”
PİRHA- Lazkiye, Tartus, Ceble ve Humus’taki Aleviler, bugün hem yaşanan katliamları protesto etmek hem de “Siyasi Federalizm” ve “Kendi Kaderini Tayin Hakkı” talebiyle sokaklardaydı. Alevilerin gerçekleştirdiği barışçıl eylemlere Geçiş Hükümeti’nin cevabı silahla oldu. Protestolarda en az 8 kişinin yaşamını yitirdiği bildirildi.
Esad hükümetinin devrilip, yerine HTŞ çetelerinin geçmesinden bu yana Suriye’deki Alevi katliamları gündemden düşmüyor. En son Humus’taki Alevilere dönük saldırılar yaşanırken, bugünde Lazkiye, Tartus, Ceble ve Humus’taki barışçıl protesto eylemlerinde sokağa çıkan Aleviler katledildi.
“Siyasi Federalizm” ve “Kendi Kaderini Tayin Hakkı” talebiyle sokaklara çıkan protestocular, Geçiş Hükümeti’nin ve çetelerinin saldırısına uğradı. Sahadan gelen bilgilere göre en az 8 kişinin öldüğü ve onlarca kişinin yaralandığı yönünde. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin (SOHR) paylaştığı bilgilere göre; barışçıl başlayan eylemler, güvenlik güçleri ve kendilerini “Sivil Barış Komiteleri” olarak adlandıran yönetim yanlısı milislerin organize saldırılarına sahne oldu.
“SAHADAN KATLİAM HABERLERİ GELMEYE DEVAM EDİYOR”
Lazkiye’deki gösterilerde toplanan binlerce kişiye çete güçleri ateş açarak karşılık verdi. Göstericilerin üzerine araç sürülerek ezilmeye çalışıldığı ve çok sayıda kişinin darp edildiği belirtildi. Göstericiler üzerine açılan ateşte en az 6 göstericinin yaşamını yitirdiği, onlarca kişinin yaralandığı öğrenildi.
Ceble kentindeki protestoculara, HTŞ çetelerince satır, pala ve bıçaklarla saldırı düzenlendi. Saldırıda çok sayıda gösterici ağır yaralanırken, yaralıların durumu ciddiyetini koruyor. Bir göstericinin yaşamını yitirdiği belirtildi.
SOHR, güvenlik güçlerinin olayların dünya kamuoyuna yansımasını önlemek amacıyla gazetecileri ve kayıt almaya çalışan aktivistleri hedef aldığını, kameralara el konulduğunu aktardı.
Protestocular, “Federalizm bölünme demek değildir”, “Alevi, Sünni, Hıristiyan, Dürzi, Kürt hepimiz kardeşiz”, “Siyasi ademi merkeziyetçilik istiyoruz” sloganları ile protestolarını halen devam ettiriyor.
PİRHA – Gazeteci Fatih Polat, 2025 yılını değerlendirirken, hem Türkiye’de hem de bölgede “pek çok taşın yerinden oynadığı” bir dönemin geride kaldığını söyledi. Ekonomik yoksullaşmadan emek hareketine, medya üzerindeki baskılardan Kürt sorunu ve barış sürecine kadar geniş bir çerçevede değerlendirmelerde bulunan Polat, sendika bürokrasisinin sınıf hareketindeki rolüne dikkat çekti; 2025’in aynı anda hem baskıların hem de kitlesel mücadelelerin yılı olduğunu vurguladı.
Gazeteci Fatih Polat, 2025 yılını değerlendirdi.
AKP–MHP iktidarının iç ve dış politikaları doğrultusunda Türkiye’nin 2025’te daha da kritik bir sürece girdiğini belirten Polat, uygulanan ekonomi programlarının işçi, memur ve emeklileri derin bir yoksulluğa sürüklediğini ifade etti. 2026 yılı için belirlenen asgari ücretin açlık sınırının altında kalmasının, krizin daha da derinleşeceğinin göstergesi olduğunu söyledi.
Bir önceki yıla kıyasla 2025’in sokak hareketlerinin arttığı bir yıl olduğuna işaret eden Polat, “yeni anayasa” ve “barış” taleplerinin daha geniş kesimler tarafından dillendirildiğini kaydetti. Bu süreçte itirazların sokağa taşmasıyla birlikte halk hareketlerinin yanı sıra basın emekçilerinin de hedef haline geldiğini belirten Polat, televizyonlara kayyım atanmasını, muhalif gazetecilere dönük soruşturma ve operasyonları hatırlattı.
Muhalefetin bütünüyle susturulmak istendiği bir yıl yaşandığını söyleyen Polat, buna karşın toplumsal barış açısından da yeni bir döneme girildiğini vurguladı. 27 Şubat’ta Abdullah Öcalan tarafından yapılan “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nın, hem iktidar hem de muhalefet cephesinde yankı bulduğunu ifade etti.
“SİLAH TEKELLERİNİN KAZANDIĞI BİR YIL”
2025’i küresel ölçekte değerlendiren Fatih Polat, dünyada sağ siyasetin güç kazandığı bir dönemden geçildiğini, Ortadoğu’da ise ABD öncülüğünde tarihsel bir kırılmanın yaşandığını dile getirdi. Gazze saldırılarıyla birlikte İsrail’in çevresindeki ülkelerin “ordusuzlaştırma operasyonlarına” dahil edildiğini belirten Polat, şunları söyledi:
“60 binden fazla Filistinlinin katledildiği bir yakın coğrafyadan bahsediyoruz. Ardından bir ‘Amerikan barışı’ geldi ve sonuç olarak yine Amerika’nın çıkarları garanti altına alındı. Gazze’yi yeniden yapılandırma ve bir tatil bölgesine dönüştürme söylemi de bu sürecin parçasıydı.
Bu dönemde, başta ABD olmak üzere emperyalist güçlerin silah teknolojilerinin yeni ürünleri, insanların canı ve kanı pahasına Ortadoğu sahasında test edildi. 2025, aynı zamanda ekonomik kriz emarelerinin konuşulduğu bir dönemde silah tekellerinin borsada kârlarını katladığı bir yıl oldu.”
Ekonomik yoksullaşmanın Mehmet Şimşek programıyla birlikte daha da derinleştiğini söyleyen Polat, emek hareketinin yıl içindeki pratiklerine de dikkat çekti. Türkiye’nin yılı, ilk kez açlık sınırının altında belirlenen bir asgari ücretle kapattığını hatırlatan Polat, şu değerlendirmede bulundu:
“Türk-İş’in açıkladığı açlık sınırının 30 bine dayandığı bir dönemde 28 binli rakamlarda bir asgari ücret belirlendi. Asgari ücret yalnızca bir kesimi değil, tüm emekçileri ilgilendiren bir standarttır. Toplu sözleşmelerin tamamında ölçü alınan bir referanstır bu. Bu programın uygulanmasında emperyalist kurumların baskılarının da etkili olduğu bir süreç yaşandı.”
Emek mücadelesinin yıl boyunca inişli çıkışlı seyrettiğini belirten Polat, Tokat’ta Şık Makas işçilerinin direnişini örnek gösterdi. DİSK’in Ankara yürüyüşünü hatırlatan Polat, sendikal yapıların tutumuna ilişkin ise şu eleştiriyi yaptı:
“HAK-İŞ’i iktidara yedeklenmiş bir konfederasyon olarak saymıyorum bile. Türk-İş açısından ise belki de en kötü dönemlerinden biri yaşanıyor. Türk-İş başkanının masada olmamayı bir tür ‘suç ortaklığından kurtulma’ gibi sunması kabul edilemez. Oysa Türk-İş masada ve sahada olsaydı, Türkiye’nin en büyük konfederasyonu olarak bu tablo ortaya çıkmazdı. Sınıf hareketindeki sendika bürokrasisinin pozisyonu, emekçilerin ezilmesinde pay sahibidir.”
Polat, yılın sonuna doğru düşük ücretli otellerde kalmak zorunda kalan emeklilerin, otogarlarda yaşayan ailelerin haber olduğunu hatırlatarak, “Türkiye sokakta yaşayan insan sayısının arttığı bir yöne girdi. Yoksullaşma çok daha derinleşti” dedi.
“HEM BASKI HEM MÜCADELE YILI”
2025’e damga vuran siyasal gelişmelerden birinin Ekrem İmamoğlu ve CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar olduğunu söyleyen Polat, İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesi ve ardından tutuklanmasını hatırlattı. Ancak bu sürecin yalnızca bir baskı dönemi olarak okunamayacağını vurguladı:
“İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin barikatları yıkarak başlattığı mücadele, Gezi’den sonra Türkiye’nin dört bir yanında kitlesel protestolara yol açtı. Maltepe’de yaklaşık 2 milyon kişinin katıldığı eylem, İBB’ye kayyım atanması planını durdurdu. Bir yanda gözaltılar ve tutuklamalar var ama diğer yanda iktidarın her istediğini yapamadığı bir tablo da var. Türkiye, mücadele nüveleriyle yeni bir yıla giriyor.”
“ÖCALAN YENİ BİR DÖNEMİN KAPISINI AÇTI”
2025’in en önemli siyasal başlıklarından birinin Barış ve Demokratik Toplum Süreci olduğunu belirten Polat, Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’taki çağrısının ardından yaşanan gelişmeleri şöyle değerlendirdi:
“PKK, çağrı doğrultusunda fesih kongresi gerçekleştirdi. 11 Temmuz’da Meclis’te bir komisyon kuruldu, toplantılar yapıldı, raporlar hazırlandı. DEM Parti, Emek Partisi ve TİP’in raporları Kürt meselesinin kök nedenlerine eğilen bir yerde duruyor. CHP’nin raporu ise ürkek ve beklentileri karşılamaktan uzak. İmralı konusundaki tavrı da doğru değildi. Oysa bu komisyon Öcalan’ın talebiyle kuruldu.”
AKP’nin süreci iktidarını pekiştirme ve muhalefeti bölme aracı olarak değerlendirmek isteyebileceğini söyleyen Polat, buna rağmen demokratik güçlerin sürece edilgen değil, müdahil bir aktör olarak yaklaşması gerektiğini vurguladı.
“MEDYADA DA PEK ÇOK TAŞ YERİNDEN OYNADI”
Medya alanındaki gelişmeleri de değerlendiren Polat, AKP döneminde gazetecilere yönelik baskıların yeni bir evreye geçtiğini söyledi. Daha önce ağırlıklı olarak Kürt basını ve muhalif medya hedef alınırken, artık iktidara yakın isimlerin de bu baskıdan payını aldığını belirtti.
“Fatih Altaylı’nın tutuklanması, medya içindeki yapıların, iktidar–sermaye ilişkilerinin ve Erdoğan sonrası tartışmaların bir yansımasıdır. 2025, Bilal Erdoğan’ın yeniden sahneye çıktığı, çeşitli açılışlarda boy gösterdiği bir yıl oldu. Tüm bu arka planla birlikte 2025, gerçekten de pek çok taşın yerinden oynadığı bir yıl oldu. Türkiye 2026’ya böyle giriyor.”
PİRHA-Alevilerin geçmişten bugüne katliamlara uğradığını belirten Derviş Cemal Ocağı evladı Menşure Doğan, “Yeni Suriye cumhurbaşkanı olarak kendini gösteren kişi bir dönemde IŞİD’de değil miydi?” diye sorarak, bütün Alevilerin birleşerek katliamın durdurulmasıiçin Suriye’ye bir ses göndermesini istedi.
Suriye’deki Aleviler uzun süredir katliamlarla karşı karşıya ve bu durum son günlerde daha da derinleşti. Alevi toplumu ise birçok merkezde yaptığı açıklamalarla, ulusal ve uluslararası kuruluşları ile devletleri soykırıma karşı harekete geçmeye çağırıyor.
Derviş Cemal Ocağı evladı Menşure Doğan, Suriye’deki Alevi katliamına ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“AVRUPA ÜLKELERİ, COLANİ’NİN GEÇMİŞİNİ NE ÇABUK UNUTUYOR”
Alevilerin geçmişten bugüne katliamlara uğradığını belirten Menşure Doğan, “Kendilerinin inançlı olduğunu söyleyenler hiç kimseyi katletmez. Bizler Aleviler olarak hiç kimsenin inancına karışmayız ve saygı duyarız. Hiç kimse başkasının inancına karışma hakkı verilmedi ama bugün Suriye’de Alevi oldukları için insanlar öldürülüyor. Onlar farklılığı kabul etmiyorlar ve herkesin aynı olmasını istiyorlar. Aleviler olarak hiçbir zaman bizi katledenleri biz de katledelim diye bir düşünce dahi aklımızdan geçmez, vicdanımıza sığmaz” dedi.
“Yeni Suriye cumhurbaşkanı olarak kendini gösteren kişi bir dönemde IŞİD’de değil miydi?” diye soran Menşure Doğan, Türkiye ve Avrupa’daki ülkelerin Suriye’deki katliamdan Colani’yi sorumlu tutup, uyarılarda bulunması gerektiğinin altını çizdi.
“BÜTÜN ALEVİLER BİRLEŞEREK SURİYE’YE SES GÖNDERMELİYİZ”
ABD’nin Colani’yi durdurabileceğini ama hiçbir şey yapmadığını vurgulayan Doğan, şunları ifade etti:
“Maalesef demek ki dünya seyretmeye devam ettikçe biz bu zulmü görmeye devam edeceğiz. Ama ne yapmalıyız? Biz o kadar güçlü değiliz o yüzden katliamı durdurma konusunda dayanışmanın önemi ortaya çıkıyor. O yüzden bilinçli ve örgütlü olmamız. Dünyanın gidişatına göre kendimizi savunma gücümüz olmalı. Bütün Aleviler birleşerek katliamın durdurulması ve Colani’yi saraylarında ağırlayanların utanması için Suriye’ye bir ses göndermeli. Eğer bütün Aleviler birleşerek güçlü bir ses verirsek diğer devletler de sesimizi duyar. Şimdi sanki nabız yokluyorlar gibi. Biz Alevileri şurada katledersek bakalım öbürleri seyirci mi kalıyor? Sesini yükseltiyor mu diye. Yani bunun denemeleri yapılıyor.”
PİRHA – Suriye’de Alevilerin katledilmesine tepki gösteren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Buca Şube Başkanı Sibel Yılmaz Çağlıner, yaşananlara karşı sessiz kalınmaması gerektiğini belirterek, ulusal ve uluslararası düzeyde harekete geçilmesi çağrısında bulundu.
Suriye’deki Aleviler uzun süredir katliamlarla karşı karşıya ve bu durum son günlerde daha da derinleşti. Alevi toplumu ise birçok merkezde yaptığı açıklamalarla, ulusal ve uluslararası kuruluşları ile devletleri soykırıma karşı harekete geçmeye çağırıyor.
Suriye’deki Alevi katliamına ilişkin PİRHA’ya konuşan PSAKD Buca Şube Başkanı Sibel Yılmaz Çağlıner, 2011 yılında Suriye’den tüm dünyaya büyük bir göç dalgası başladığını hatırlattı. Çağlıner, “Suriye’den en çok göç de ülkemize yapıldı. O dönemlerde mayın tarlaları söküldü, kamplar yapıldı, ülkemizde göç idareleri kuruldu, sağlık sistemi kuruldu ve bütün kamu kuruluşlarına bir tercüman yerleştirildi. Göçmenlerin barınma, sağlık ve eğitim gibi birçok ihtiyaçları finanse edildi” dedi.
Son bir yıldır Suriye’de yönetim değişikliği yaşandığını ve Alevi katliamlarının başladığını vurgulayan Çağlıner, “Ama nedense 2011 yılında oluşturduğumuz sistem olmasına rağmen Suriye’de katledilen Alevilere sahip çıkmıyoruz” ifadelerini kullandı.
“Bütün dünya Suriye’deki katliama kör ve sağır” diyen Çağlıner, “Eğer karar alınırsa Suriye’deki sorun çok çabuk bir şekilde çözülebilir. Bir an önce bütün halkın katıldığı eylemler yaparak ülkemizi bu konuda harekete geçirmemiz gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu.
PİRHA – Avustralya’da Victoria Parlamentosu önünde Suriye’de Alevilere yönelik katliamlar protesto edilerek basın açıklaması yapıldı. Açıklamada, Suriye’de azınlıklara dönük saldırıların durdurulması için Avustralya hükümeti ile uluslararası kamuoyunun acilen harekete geçmesi çağrısında bulunuldu.
Yapılan açıklamada Suriye’de Alevilerin uzun süredir sistematik saldırı ve katliamların hedefinde olduğu belirtilirken, son günlerde yaşanan gelişmelerle birlikte bu saldırıların daha da arttığına dikkat çekildi. Alevi toplumu ise birçok merkezde yaptığı açıklamalarla, ulusal ve uluslararası kuruluşları ile devletleri bu soykırıma karşı sorumluluk almaya ve harekete geçmeye çağırıyor.
Avustralya Alevi Federasyonu, Victoria Alevi İslami Derneği-Epping Merkezi, Alevi İslami Sosyal Merkezi-Reservoir Merkezi ve Melbourne Asuri Beth-Nahrain Derneği, Victoria Parlamentosu önünde Suriye’deki Alevi katliamını protesto ederek basın açıklaması yaptı. İngilizce, Arapça ve Türkçe olarak yapılan basın açıklamasında Hume City Council Üyesi John Haddad ve Merri-bek Belediyesi Meclis Üyesi Sue Bolton konuşma yaptı.
“ULUSLARARASI HÜKÜMETLERİ ACİLEN HAREKETE GEÇMEYE ÇAĞIRIYORUZ”
Basın açıklamasında şunlar dile getirildi:
“Aleviler, Dürziler, Hristiyanlar, Kürtler ve Şiiler Suriye’de azınlık topluluklar ve bu topluluklar sistematik şiddet, zorla yerinden edilme ve yok edilme tehdidi altında yaşıyor. Azınlıkların korunması için Avustralya hükümeti ve uluslararası hükümetleri acilen harekete geçmeye çağırıyoruz. Sivillerin korunmasını ve insani yardımların engelsiz ulaştırılmasını talep ediyoruz.”
PİRHA- 40 Alevi kurumu ve şahsiyet, Meclis’i göreve çağırarak, Suriye’de Alevilere yönelik ağır hak ihlallerinin araştırılmasını ve insani koridorun açılmasını talep etti.
Suriye’deki Aleviler uzun süredir katliamlarla karşı karşıya ve bu durum son günlerde daha da derinleşti. Alevi toplumu ise bir çok merkezde açıklamalar yaparak, ulusal ve uluslararası kuruluşları ve devletleri soykırıma karşı harekete geçmeye çağırıyor.
40 Alevi kurumu ve şahsiyet ortak bir dilekçe kaleme alarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’nı harekete geçmeye çağırdı.
“Suriye’de Alevi Toplumuna Yönelik Ağır Hak İhlallerinin Araştırılması ve İnsani Koridorun Tesis Edilmesi” başlıklı dilekçede, “Suriye’de Alevi toplumuna yönelik olarak uzun süredir devam eden katliam, zorla yerinden etme, mülkiyet hakkı ihlalleri, cinsel şiddet ve diğer ağır ve yaygın insan hakları ihlallerine ilişkin iddiaların tespit edilmesi ve değerlendirilmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde bir Araştırma Komisyonu kurulmasına yönelik girişimleri desteklediğimizi saygıyla arz ederiz. Alevi sivil toplum kuruluşları olarak, kurulacak bir komisyonun çalışmalarına katkı sağlamak üzere elimizde bulunan bilgi, belge ve saha deneyimini paylaşmaya hazır olduğumuzu ifade etmek isteriz” denildi.
Alevi kurumları taleplerini şöyle sıraladı:
“1- Araştırma Komisyonu Kurulması:
Suriye’de Alevi toplumunun yaşadığı bölgelerde görülen şiddet, zorla göç, mülke el koyma, cinsel saldırı, sistematik yok etme ve benzeri ağır hak ihlallerinin ulusal ve uluslararası insan hakları normları çerçevesinde incelenebilmesi amacıyla acilen bir Araştırma Komisyonu kurulmasını talep ediyoruz.
(Bu doğrultuda, geçtiğimiz günlerde DEM Parti tarafından TBMM’ye sunulan Araştırma Komisyonu önerisini olumlu karşılıyor ve geniş bir siyasi uzlaşı ile hayata geçirilmesini gerekli görüyoruz.)
2- İnsani Yardım Koridoru:
Suriye’deki Alevi sivillere yönelik insani yardımların güvenli, düzenli ve kesintisiz şekilde ulaştırılabilmesi için Türkiye üzerinden geçecek bir insani yardım koridorunun ivedilikle tesis edilmesini talep ediyoruz. Bu adım, uluslararası insancıl hukuk ilkeleri doğrultusunda insani bir yükümlülük niteliğindedir. Suriye’de Alevi toplumuna yönelik ağır saldırıların durdurulması için insan hakları kurumlarını, akademik çevreleri, inanç topluluklarını ve tüm sivil toplum aktörlerini dayanışma ve işbirliğine davet ediyoruz. Meclis’te temsil edilen veya edilmeyen tüm siyasi partilerin, söz konusu komisyonun kurulmasına yönelik sürece destek vermesini çok önemli buluyoruz. Yaşanan insani trajedi yalnızca Alevi toplumunun değil, insan haklarına saygıyı ve insan onurunu esas alan tüm kesimlerin ortak sorumluluğudur. Kapsayıcı ve sürdürülebilir bir dayanışma mekanizmasının oluşturulması, hem geçmişe hem de geleceğe karşı ortak bir sorumluluk olarak görülmelidir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin insan haklarının korunması ve Türkiye’nin uluslararası yükümlülükleri doğrultusunda gerekli değerlendirmeyi yapacağına olan inancımızla, gereğini bilgilerinize arz ederiz.”
İmzacı kurumları ve isimler şunlar:
“Alevi Bektaşi Federasyonu
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu
Türkiye Alevi Federasyonu
Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu
Avrupa Arap Alevi Federasyonu
Alevi Kültür Dernekleri
Demokratik Alevi Dernekleri
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı
Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri
Adana Alevi Platformu
Akdeniz Sosyal Yardımlaşma Vakfı
Ehl-i Beyt Kültür ve Dayanışma Vakfı
Kilikya Nehir Derneği Merkez Şube Mersin
Kilikya Nehir Derneği Adana Şube
Akkapı Kültür Yardımlaşma ve Eğitim Derneği
Arap Halkı Alevileri Dayanışma Derneği
Çukurova Alevileri İnanç ve Kültür Derneği
Kayışlı Mahallesi Eğitim Kültür ve Sosyal Yardımlaşma Derneği
Arap Alevi Kültür Derneği (Mersin Aral-Der)
Mıdık Mahallesi Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği
Antakya, Samandağ, İskenderun İlçeleri Kültür Yardımlaşma Dayanışma ve Çevre Gönüllüleri Derneği
Samandağ Alevi Değerleri Derneği
Antakya İmam Ali İnanç ve Kültür Derneği
Samandağ Cemevi Derneği
Hatay Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Derneği
Alevi Düşünce Ocağı Merkez Şube
Arap Alevi Kültürünü Araştırma Yaşatma ve Geliştirme Derneği
6 Şubat Sosyal Kültür Dayanışma Yardımlaşma Derneği
Ehlen Dergisi
Karayusuflu Mahallesi Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği / KASDA
Arap Halkı Alevileri Dayanışma Derneği (AHAD-DER) – Antakya Girişimi
Samandağ Kalkındırma Derneği
Samandağ Belediye Başkanı Emrah Karaçay
Prof. Dr. Aytuğ Atıcı (CHP 26. Dönem Milletvekili-Araştırmacı Yazar)
PİRHA- PSAKD Diyarbakır Şubesi/Cemevi Başkanı Ayfer Artan, yaptığı açıklamada Suriye’de Alevilere ve bölgenin kadim halklarına yönelik saldırıların ağırlaştığını belirterek uluslararası kamuoyuna acil çağrıda bulundu.
PSAKD Diyarbakır Şubesi/Cemevi, Suriye’deki Alevi katliamını protesto etti. PSAKD Diyarbakır Şubesi/Cemevi BaşkanıAyfer Artan, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Cümle Cihana! Emperyalizm, bölgedeki işbirlikçileri ve ortakları eliyle Ortadoğu’yu yeniden dizayn etmektedir. Türkiye’nin de eş başkanlığını duyurduğu ‘Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi’ kapsamında yıllardır Ortadoğu halklarının kanı akıtılmaktadır. Suriye’de on üç yılı aşkın süredir devam eden savaşta milyonlarca insan yaşamını yitirmiş, milyonlarcası yaralanmış, sakat kalmış ve bir o kadarı da yurtlarını terk ederek mülteci konumuna düşmüştür. Her savaşta olduğu gibi bu savaşın en ağır yükünü kadınlar, çocuklar ve dezavantajlı kesimler taşımıştır.”
Artan, Suriye’nin kadim halklarının sistematik katliamlara maruz bırakıldığını belirterek sözlerine devam etti:
‘Aleviler başta olmak üzere Kürtler, Süryaniler, Ezidiler, Ermeniler, Hristiyanlar, Dürziler, Araplar, Türkmenler ve daha birçok inanç ve topluluk yerlerinden edilmiş, malları yağmalanmış, açlık ve yoksulluğa sürüklenmiş, kendi vatanlarında mülteci durumuna düşürülmüştür.’
HTŞ BUGÜN ÜLKE YÖNETİMİNE GETİRİLMİŞ DURUMDA”
Selefi–cihatçı yapıların yıllardır emperyalist güçler tarafından beslendiğini vurgulayan Artan şöyle dedi:
“Başını ABD’nin çektiği emperyalist blok ile bölgedeki müttefiklerinin; Siyonist İsrail’in ve Türkiye gibi ülkelerin yıllarca destekleyip büyüttüğü, eğitip silahlandırdığı selefi–cihatçı çeteler Suriye halklarına büyük zulümler uygulamıştır. Dünün IŞİD’i, El Nusra’sı ve benzeri birçok cihatçı yapılanmanın birleşimi olan HTŞ bugün ülke yönetimine getirilmiş durumdadır.”
Katil Colani liderliğindeki HTŞ’nin iktidara geldiği günden bu yana Alevilere ve diğer inanç gruplarına ağır saldırılar gerçekleştirdiğini dile getiren Artan, uluslararası kamuoyunun sessizliğini eleştirerek şunları söyledi:
“Alevi canlarımıza yönelik katliamlar, ev baskınları, işkence, tecavüz, kadınların ve gençlerin kaçırılması, mallara el konulması ve insanlık dışı uygulamalar uluslararası kamuoyunun gözleri önünde gerçekleşmektedir. Ancak, birkaç gazeteci ve sınırlı sayıda basın kuruluşu dışında dünya sessizdir.”
“SURİYE’DE ALEVİLER DÜNYANIN GÖZÜ ÖNÜNDE SİSTEMATİK BİR SOYKIRIMA UĞRAMAKTADIR”
Artan, saldırıların yalnızca HTŞ’nin değil, bu yapıların arkasındaki tüm devletlerin sorumluluğunda olduğunun altını çizdi:
“Bugün Suriye’de işlenen Alevi Soykırımı’nın sorumlusu yalnızca Colani ve HTŞ değildir. Bu çetelere dün ve bugün destek veren tüm devletler, hükümetler ve güç odakları da aynı ölçüde sorumludur.”
Alevi ve Hristiyan mahallelerine yönelik saldırıların son günlerde arttığını belirten Artan, “Hiç kimse sessiz kalamaz, biz de kalmayacağız” diyerek halklara dayanışma çağrısı yaptı.
Artan, açıklamasının devamında dünya kamuoyuna seslenerek şunları söyledi:
“Hükümetlerinize baskı kurun. Bu vahşete ortak olmayın. Zulme sessiz kalmayın. Suriye’de yaşamı ve onuru için direnen halkların sesi olun.”
“KATİL COLANİ HÜKÜMETİNE VERİLEN DESTEK DERHAL SONLANDIRILSIN”
Aleviler ve dostlarının çağrısını yineleyen Artan, tüm devletlere, AB’ye, BM’ye ve Türkiye Cumhuriyeti’ne şu ifadelerle seslendi:
“Katil Colani hükümetine verdiğiniz tüm desteği derhal sonlandırın. Bu gayrimeşru yapıyı tanımayı durdurun… Halklara karşı kullanılan silah sevkiyatını durdurun. Siyonist İsrail ve HTŞ eliyle işlenen savaş suçlarını engelleyin.”
Bölgeye bağımsız gözlemcilerin alınması ve insani yardım koridorlarının açılması gerektiğini belirten Artan, Alevi kurumlarının yardıma hazır olduğunu söyledi.
“BUGÜN SURİYE’DE YENİ BİR KERBELA YAŞATILMAKTADIR”
Artan, açıklamasını şu ifadelerle tamamladı:
“Biz dün olduğu gibi bugün de zalimin önünde eğilmeyeceğiz… Ne mutlu eğri zamanlarda dik durabilenlere! Zulme boyun eğmeyen, zalimin önünde eğilmeyen tüm canlara aşk olsun… Katilden barış elçisi olmaz! Katili aklayanlar, zulme ortak olanlardır. Çünkü zulme sessiz kalan, dilsiz şeytandır.”
PİRHA- Karşıyaka Emek ve Demokrasi Platformu, yoğun yağmur yağışına rağmen Suriye’de Alevilere yönelik soykırım saldırılarını düzenlediği yürüyüşle protestosu ederek, uluslararası kurumlara sorumluların tespiti ve sivillerin korunması için zaman kaybetmeksizin harekete geçme çağrısında bulundu.
Karşıyaka Emek ve Demokrasi Platformu, Suriye’de Aleviler ve diğer halklara yönelik soykırım saldırılarını yoğun yağmur yağışına rağmen yürüyüşle protesto etti.
Karşıyaka İZBAN durağı önünden yürüyüşe geçen kitle, “Suriye’deki Alevi Katliamını Durdurun” pankartı açarak, “Katil HTŞ, işbirlikçi AKP”, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganları ile Karşıyaka İskelesi’ne yürüdü.
Açıklamayı kurumlar adına Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şube Eş Başkanı Fırat Dikmen okudu.
“SALDIRILAR SOYKIRIM HALİNE DÖNÜŞTÜ”
Suriye’de Alevilere yönelik geçen yıl Aralık ayında başlayan saldırıların soykırım boyutu aldığına dikkat çeken Fırat Dikmen, ” 8 Aralık 2024’te Suriye’de ‘rejim değişikliği’ olarak adlandırılan bir mizansen gerçekleşmiş ve cihatçı-selefi terör örgütlerinin kırıntılarından oluşturulmuş olan HTŞ iktidara taşınmıştı. O günden bugüne geçen bir sene boyunca toplu katliamlar, suikastlar, Alevi kadınların kaçırılması ve tecavüz edilmesi, baskı ve tehditler, yerleşim yerlerinin ganimet mantığıyla talanı ve göçerttirme yönelimleri gibi birçok noktada gelişen saldırılar hiç durmadı. Sonuç olarak binlerce Alevinin katledildiği ve hala katledilmeye devam ettiği ağır bir tabloyla karşı karşıyayız” dedi.
“HTŞ BİRİNCİ DERECE SORUMLU VE BİZZAT SANIKTIR”
“Alevi toplumunun hedef alınması, bölgeyi kaosa sürüklemeyi amaçlayan faşizan bir siyasetin ürünüdür” diyen Fırat Dikmen, Hristiyan halklar, Kürtler ve HTŞ destekçisi olmayan Arapların da bu politikaların hedefi olduğunu söyleyerek, “Küresel güçlerin dizaynı ile iktidara taşınan HTŞ ve güncelde meşruiyet turlarına çıkan lideri Şara, Alevi toplumuna ve halklara yönelik geliştirilen katliamları “kontrol dışı güçler” gibi belirsiz ve kendi sorumluluklarını gizlemeye dönük ifadelerle izah etmeye çalışmaktadır. Ancak çok iyi bilmekteyiz ki selefi anlayışa sahip bu yapı, bir yıldır devam eden katliam saldırılarından birinci derecede sorumlu ve bizzat sanıktır!” diye belirtti.
KATLİAMIN DURDURULMASI İÇİN ÇAĞRI
Dikmen, Suriye’deki savaş sürecinin dinci, milliyetçi ve cinsiyetçi politikalarla değil, demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü politikalarla dindirilebileceğini ifade ederek, “Uluslararası örgütler ve insan hakları kurumlarını, katliam saldırılarının araştırılması, sorumluların tespiti ve sivillerin korunması için zaman kaybetmeksizin harekete geçmelerini bekliyoruz. Bu vesileyle tüm dünya halklarını da Suriye’de yaşayan Alevi toplumu ile dayanışmaya, katliam karşısında birlikte olmaya ve ses çıkarmaya çağırıyoruz! Alevilere yönelik katliam saldırıları bir an önce durdurulmalıdır. Alevilerin, Kürtlerin ve Hristiyan halkların kültürel varlıkları güvence altına alınmalı sosyal ve siyasal talepleri tanınmalıdır!” çağrısında bulundu.
Yoğun yağmur yağışı altında gerçekleşen eylem alkış ve sloganlarla son buldu.
PİRHA- KESK, TMMOB ve TTB, Suriye’de Alevilere yönelik soykırıma dair açıklama yaparak “Uluslararası toplumun sessizliği, baskı ve soykırımcı eğilimleri cesaretlendirmektedir” dedi.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipleri Birliği (TTB), Suriye’de devam eden Alevi soykırımına dair yazılı açıklama yaptı.
“Katliamı kınıyoruz” başlıklı yazıda Türkiye ile HTŞ arasındaki ilişkiye de değinilerek “Türkiye siyasi iktidarının, Suriye’deki rejime verdiği açık veya örtülü destek, cihatçı bir gelenekten gelen HTŞ’yi meşru kılmakta ve bölge barışına zarar vermektedir” denildi.
“İNSANLIĞA KARŞI İŞLENEN SUÇ!”
Kurumların yazılı açıklamasında şu ifadelere yer verildi:
” Hey’etü’t-Tahrîr eş-Şâm rejiminin Suriye’de Alevi ve diğer inanç/etnik azınlıklara yönelik sistematik katliam, göç ettirme, asimilasyon ve hak ihlallerini kınıyor, bu konudaki tarihsel ve kurumsal sorumluluğumuz gereği kamuoyunu bilgilendirmeyi görev biliyoruz.
2025 başından itibaren HTŞ ve bağlı gruplar, özellikle Lazkiye ve Tartus gibi kıyı bölgelerinde Alevi topluluklara karşı toplu katliam, zorla yerinden etme, infaz ve sistematik şiddet eylemlerini artırdı. Mart 2025’teki saldırılarda çoğu kadın ve çocuk binlerce sivil hayatını kaybetti. Bağımsız insan hakları kuruluşları, bu durumu etnik-mezhepsel temelli sistematik şiddet ve soykırım riski olarak tanımlamaktadır.
Uluslararası toplumun sessizliği, baskı ve soykırımcı eğilimleri cesaretlendirmektedir. Bu saldırılar yalnızca Alevileri değil; Dürzileri, Hristiyanları, Kürtleri, Türkmenleri ve diğer tüm azınlıkları hedef alan sistematik bir imha ve asimilasyon politikasının parçasıdır.
Yaşananlar insanlığa karşı işlenen suçlardır. Sessiz kalmak veya tarafsızlık iddiası, suçun devamına katkı sunar. En temel insan hakkı olan yaşam hakkının bu denli çiğnendiği bir ortamda hiçbir ülke veya kuruluşun sorumluluktan kaçma lüksü yoktur.
Gerçekten bölge halklarının güvenliği önemseniyor ve barış içinde yaşamaları isteniyorsa, Türkiye’nin tutarlı ve aktif bir dış politika geliştirmesi, HTŞ’nin uluslararası hukuk kurallarına uymasını sağlaması aksi durumda diplomatik ilişkileri sonlandırmak dahil olmak üzere etkili önlemleri gündeme getirmesi gerekmektedir.”
“MEŞRUİYET İLİŞKİSİ REDDEDİLMELİDİR”
KESK, TMMOB ve TTB, soykırımın önüne geçmek adına kamuoyuna da şu çağrıyı yaptı:
“Parlamentoyu, sendikaları, sivil toplumu, siyasi partileri ve demokratik kamuoyunu; Suriye’deki soykırım riskini görünür kılmaya, kınamaya ve uluslararası sorumluluk almaya çağırıyoruz.
Çağrımız:
1. Suriye’de başta Alevilere, Hristiyanlara, Dürzilere ve diğer tüm azınlıklara yönelik katliam, etnik temizlik ve soykırım riski taşıyan saldırılar derhal durdurulmalıdır.
2. Birleşmiş Milletler ve uluslararası insan hakları kuruluşları acilen bağımsız soruşturma mekanizmalarını devreye sokmalı, suçlular tespit edilip yargılanmalıdır.
3. Baskı ve saldırı altındaki azınlıklar için insani yardım koridorları açılmalı, yerinden edilmiş siviller korunmalı, temel ihtiyaçları uluslararası denetim altında güvence altına alınmalıdır.
4. Etnik temizlik siyasetine hizmet eden iç ve dış aktörlerle kurulan her türlü meşruiyet ilişkisi reddedilmelidir.
Türkiye’de barış ile Ortadoğu’daki barış bir bütündür. Suriye’deki bu vahşet karşısında tarafsız kalmak, insan haklarına ve bölge barışına ihanettir. Halkların kardeşliği, eşitliği ve barışı için mücadele çağrımızı yineliyor; bu suçlardan ve soykırımcı politikalardan hesap sorulmasını talep ediyoruz.”
PİRHA-DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Arap Alevi örgütlerinin Meclis önünde yapmak istedikleri açıklamaya engel olunmasına Meclis’te yaptığı konuşmayla tepki gösterdi. Fırat, “En doğal ve en barışçıl gösteri, üstelik Meclisi göreve davet eden açıklama neden Meclis kapısında yapılamıyor; anlamak mümkün değildir” dedi.
Suriye’de Alevi bölgelerine yönelik saldırılar ve son günlerde artan katliam haberleri, Ankara’da protesto edildi. Birçok ilden Ankara’ya gelen Alevi kurumlarının, Meclis Çankaya Kapısı önünde yapmak istediği basın açıklamasına polis, engel oldu.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Arap Alevi örgütlerinin Meclis önünde yapmak istedikleri açıklamaya engel olunmasına Meclis’te yaptığı konuşmayla tepki gösterdi.
“BARIŞA VE YAŞAM HAKKINA HEP BERABER SAHİP ÇIKALIM”
Celal Fırat, konuşmasında şunları dile getirdi:
“Arap Alevileri örgütü temsilcileriyle birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi Çankaya Kapısı önünde yapmak istediğimiz açıklamaya izin verilmedi. Madenci anıtı önünde açıklama yapmak zorunda bırakıldılar. Ankara Emniyeti, Meclis’e sesini duyurmak isteyen kesimlerin önüne polis yığmaktan vazgeçsin. En doğal ve en barışçıl gösteri, üstelik Meclisi göreve davet eden açıklama neden Meclis kapısında yapılamıyor; anlamak mümkün değildir.
Söz konusu açıklamanın amacı Suriye’de yaşanan Alevi katliamına dikkat çekmek, saldırıları lanetlemek, iktidarı sorumluluk almaya çağırmaktı. Burada bir kez daha haykırıyoruz: Suriye’de Alevi soykırımının derhâl durdurulması için Türkiye Büyük Millet Meclisi sorumluluk almalıdır. Daha fazla insanlar ölmesin, daha fazla çocuk yetim kalmasın, daha fazla aile yurdundan, evinden edilmesin; barışa, yaşam hakkına hep beraber sahip çıkalım.”
PİRHA- Almanya’nın başkenti Berlin’de, Alevilere yönelik soykırım saldırıları protesto edilerek, “Bu insanlık suçunu işleyen rejimin batılı devletler tarafından siyasi askeri sosyo ekonomik ilişkiler kurularak tanınması ve normalleşme asla kabul edilemez” denildi.
Suriye Alevilerine yönelik katliamların giderek artmasına karşı Avrupa ve Berlin Arap Aleviler Federasyonu-Birliği, AABF, BAT-Cemevi, Demokratik Alevi Federasyonu ile bir çok siyasi parti demokratik kitle örgütü tarafından protesto düzenlendi.
Almanya Dışişleri Bakanlığı önünde gerçekleşen protesto eylemine çeşitli demokratik kitle örgütü ve siyasi parti temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.
Berlin Cemevi adına söz alan Kadir Şahin, Colani rejiminin Suriye Alevilerine yönelik uzun süredir sistematik şekilde katliamlar gerçekleştirdiğini ve son yaşananların bu siyasetin devamı olduğuna dikkat çekerek batılı devletleri eleştirdi. Avrupalı devletlerin bu soykırımcı asimilasyoncu Colani rejimini muhatap almaması gerektiğini ve tanımamaları gerektiğini ifade eden Şahin; “katlima ve şiddete uğrayanlar çok açık ki inanç ve etnik kimliklerinden kaynaklı bunları yaşıyor. Uluslararası kuruluşlar ve toplum sessiz kalmamalı. Katliam bölgelerinde bağımsız uluslararası denetimli soruşturma mekanizmalarının oluşturulup bu katliamların faillerin tespit edilip yargılanması ve insanlık suçlarını işleyen Colani rejimine her türlü ambargosu uygulanması gerekiyor. Bu insanlık suçunu işleyen rejimin batılı devletler tarafından siyasi askeri sosyo ekonomik ilişkiler kurularak tanınması ve normalleşme asla kabul edilemez” dedi.
Şahin’in ardından, söz alan Avrupa Arap Alevileri Federasyonu Başkanı Serhan Namlı ve diğer kurum temsilcilerinin konuşmalarıyla eylem devam etti. Konuşmacılar Arap Alevilerine yönelik açık şekilde bir soykırım göç ettirme ve asimilasyon süreci yaşandığını, batılı devletlerin Colani rejimi ile normalleşme uzlaşma siyasetiyle bu yaşananlara arkasını döndüğüne dikkat çekerek uluslar arası kuruluş ve toplumlara ortak mücadele çağrısı yaptı. Yapılan konuşmaların ardından eylem sona erdi.