Etiket: alevi katliamı

  • ‘Suriye’de Alevi halkına yönelik yürütülen barbarlığa karşı dayanışmayı büyütmeye çağırıyoruz’

    ‘Suriye’de Alevi halkına yönelik yürütülen barbarlığa karşı dayanışmayı büyütmeye çağırıyoruz’

    PİRHA-Suriye Halklarıyla Dayanışma Platformu, Alevi katliamının durması ve halkların güven içinde yaşamasını sağlamak amacıyla Samandağ’da Hz. Hızır Türbesi’nde açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, “Tüm devrimci, demokratik ve ilerici güçleri, Suriye’de Alevi halkına ve diğer ezilen topluluklara yönelik yürütülen bu barbarlığa karşı ses çıkarmaya, sokakta, meydanlarda, medyada, her alanda dayanışmayı büyütmeye çağırıyoruz” denildi.

    Suriye Halklarıyla Dayanışma Platformu, Alevi katliamının durması ve halkların güven içinde yaşamasını sağlamak amacıyla Samandağ’da Hz. Hızır Türbesi’nin önünde açıklama yaptı. Açıklamada, ‘Suriye’deki katliama karşı halkların ortak mücadelesini büyütelim’ pankartı açıldı.

    “DAYANIŞMAYI BÜÜYTMEYE ÇAĞIRIYORUZ”

    Suriye’de Alevilere ve ezilen halklara yönelik katliamın insanlık suçu olduğunu belirtilen açıklamada, “Suriye’de emperyalist çıkarlar uğruna yürütülen vekâlet savaşlarının bedelini yine mazlum halklar ödüyor. Bu savaşın en ağır yükünü ise inançları, kimlikleri ve tarihsel direniş mirası nedeniyle hedef haline getirilen Alevi halkı taşıyor. Bugün Suriye’de iktidara taşınan gerici çeteler, sadece Alevileri değil; Kürtleri, Hristiyanları, Dürzileri, İsmailileri, Ermenileri, Ezidileri, Süryanileri kısaca kendilerinden olmayan herkesi ve kadınları da hedef almaktadır. Tek din, tek mezhep, tek şeriat anlayışıyla tüm farklılıkları yok etmeyi amaçlayan bu karanlık zihniyet, emperyalizmin kanlı stratejisinin doğrudan sonucudur. Bu bir iç savaş değil, planlı bir soykırımdır.

    Ortadoğu’da yaşanan emperyalist savaşlar ve bu savaşların Suriye’den İran’a kadar uzanması da bölgede oynanan kirli oyunların gerçekliğini gözler önüne seriyor. Suriye’de Alevi halkına yönelen bu katliamlar karşısında sessiz kalmak, insanlığa karşı işlenen suçlara ortak olmaktır. Tüm devrimci, demokratik ve ilerici güçleri, Suriye’de Alevi halkına ve diğer ezilen topluluklara yönelik yürütülen bu barbarlığa karşı ses çıkarmaya, sokakta, meydanlarda, medyada, her alanda dayanışmayı büyütmeye çağırıyoruz” denildi.

    PİRHA/HATAY

  • ‘Madımak, modern bir Kerbela’dır’

    ‘Madımak, modern bir Kerbela’dır’

    PİRHA – Demokratik Alevi Federasyonu ile Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, Madımak ve Kerbela Katliamlarının yıldönümü sebebiyle açıklama yaptı. “Yas tutmak yerine direnmek hepimizin boynunun borcu” denilen açıklamada, Suriye’de süregiden katliamlara da işaret edildi.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ile Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), 2 Temmuz Sivas Madımak ve Kerbela Katliamalarına dair yazılı açıklama paylaştı.

    “Katliamın Adı Değişiyor, Zihniyeti Aynı Kalıyor: Madımak’tan Kerbela’ya” başlıklı yazıda, benzer katliamların günümüzde de sürdüğüne vurgu yapıldı.

    “DAHA ÇOK DİRENİŞ DAHA ÇOK ZALİME KARŞI MÜCADELE”

    Açıklamada, katliamların tekrarlanmaması için “daha çok direniş daha çok mücadele” vurgusu yapılarak şu ifadelere yer verildi:

    “Tarih 2 Temmuz 1993 Sivas Madımak Oteli 33 aydın, sanatçı, düşünür ve yazar; şiirle, müzikle, kelamla, barışla bir araya gelmişti. Ancak karşılarında kalemden değil nefretten, notadan değil kinden beslenen bir güruh vardı. Otelin önünde toplanan bu kalabalık, ‘yakın, yakın!’ nidalarıyla insan yakmayı bir tür ibadet haline getirmişti. Ve 33 can cayır cayır yakıldı.

    Bu olay, sadece bir katliam değil; farklı olana, düşünene, inanana, yaşayan bir vicdana karşı açılmış sistematik bir savaşın en karanlık örneklerinden biridir. Aynı zihniyet, asırlardır farklı coğrafyalarda farklı isimlerle ama hep aynı niyetle kendini gösterdi.

    Tarih 680 yılı Kerbela. İmam Hüseyin ve 70’den fazla yoldaşı, zalim bir iktidara boyun eğmedikleri için susuz bırakılarak katledildi. O günden bu yana, Muharrem ayı Aleviler için acıyla harmanlanan yer Kerbela, hak ile batılın ayrıştığı yerdir. Mazlumun zalime karşı eğilmediği, canı pahasına adaleti savunduğu unutulmaz hadisedir. Kerbela Yezit’e karşı Hüseyni duruşun doğuşu ve insanlığa direniş mirasını bıraktığı yerdir.

    Onun için diyoruz ki Madımak, modern bir Kerbela’dır. Çünkü Madımak da mazlumun yakıldığı, zalimin seyirci kaldığı bir utanç abidesidir. Kerbelaların ve Madımakların yaşanmaması için daha çok direniş daha çok zalime karşı mücadele etmek zorundayız.

    Bu, yalnızca bir din ya da mezhep meselesi değil. Bu, bir özgürlük, eşitlik adalet ve varlık siyaseti meselesidir. Farklı olanı tehdit gibi gören bir zihniyet, kendini ancak ötekini yok ederek ya da tek tipleştirerek güvence altına alabileceğine inanıyor. Oysa kadim kökleri olan Reya Hak inancı, barışı, eşitliği, birlikte yaşamı esas alır. Alevilik, ‘Yol bir, sürek bin bir’ diyerek çoğulculuğu ve kardeşliği kutsar. Ancak Alevi ve Reya Hak inancı karşıtlığı, bu çoğulculuğa düşmandır. Bu zihniyet, farklılıkla yaşamak yerine farklıyı susturmayı, dönüştürmeyi ya da yok etmeyi tercih eder. Yüzyıllar boyunca Kerbela’da, Koçgiri’de, Dersim’de, Maraş’ta, Çorum’da ve Madımak’ta bu yok edici anlayışın tanığı olduk. Ve ne yazık ki bu tarih hâlâ tekerrür ediyor.”

    “DİRENMEK HEPİMİZİN BOYNUNUN BORCUDUR”

    FEDA ve DAKB açıklamasında Suriye’de devam eden katliamlara da işaret edildi. “Yas tutmak direnmek hepimizin boynunun borcudur” denilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Bugün Suriye’de Alevilere soykırım uygulanıyor. Sadece inançları farklı olduğu için. Şam’da bir kilisede Hristiyanlar hedef alınıyor, sadece duaları farklı olduğu için yani ölümler yine ‘farklılık’ bahanesiyle meşrulaştırılıyor.

    Günün Yezitleri haklı olanları yok etmeye devam ediyorlar. Bölgemizde korkunç bir savaş yaşanıyor. Halklar katlediliyor. Bu savaş Alevilere de Reya Hak yolcularına da dokunacak. Öte yanda yeni bir barış süreci gündeme girmiş bulunuyor. Savaşın dayattığı bu koşullarda biz Reya Hak yolunu takip edenler ve bütün Aleviler, savaşa karşı barışı savunanlarla birlikte olmak zorundayız.

    Bu katliamcı döngüyü kırmanın yolu, sadece anmakla değil, anlamakla ve bu anlayışı toplumsal hafızaya yerleştirmekle mümkündür. Madımak yalnızca 2 Temmuz’un değil, her günün hatırlatmasıdır.

    Bugün hâlâ aynı soruyu sormalıyız: İnancı, kimliği, düşüncesi farklı olan insanları öldürmeyi meşru gören bir dünya düzeninde kim gerçekten insan kalabiliyor?

    Barıştan yana olanlar, yakılanların külü adına ve katledilenlerin bize miras bıraktığı inançla mücadele etmeli ve de yüksek sesle konușmalı. Çünkü eğer bu sesi kaybedersek, sadece canlarımızı değil, insanlığımızı da kaybederiz.

    Değerli Canlar,

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) olarak insanlığın sesi olmak için mazlumun yanında zalimin karşısında dimdik, onurluca mücadele etmek için kendine ‘insanım’ diyen herkesi ortak mücadeleye bekliyoruz.

    Yass-ı Muharrem ayının bizlere barıș, özgürlük ve demokrasinin geleceği günlere vesile olmasını diliyoruz. Yas tutmak yerine örgütlenmek, direnmek ve özsavunma yaratmak hepimizin boynunun borcudur.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Almanya’daki Alevi kadınlar, Suriye’de kaçırılan kadınların akıbetini soracak

    Almanya’daki Alevi kadınlar, Suriye’de kaçırılan kadınların akıbetini soracak

    PİRHA- Almanya Alevi Kadınlar Birliği, Suriye’de Alevilere yönelik soykırım saldırılarında kaçırılan kadınların akıbetine  ilişkin Almanya Federal Meclisi önünde protesto eylemi gerçekleştirecek.

     Kadınlar Birliği, Suriye’de Alevilere yönelik katliamlar ve kaçırılan kadınların akıbetine dair 19 Haziran’da Berlin’de bulunan Almanya Federal Meclisi önünde eylem gerçekleştirecek.

    Almanya Alevi Kadınlar Birliği sanal medya hesabından yapılan açıklamada, “Sesimizi yükseltmek ve hakikati dile getirmek hepimizin tarihsel sorumluluğudur. Bugün bu sesi yükseltmek, kimliğimize ve insanlığımıza sahip çıkmaktır” ifadeleri kullanıldı.

    “SESİMİZİ YÜKSELTMEK TARİHİ SORUMLULUĞUMUZDUR”

    Almanya Alevi Kadınlar Birliği’nin çağrısı şöyle:

    “Suriye’de Alevi halkına yönelik süregelen katliamlar, kadınlara karşı cinsel şiddet ve çocukların hedef alınması insanlığa karşı ağır suçlar kapsamındadır.

    Bu saldırılar karşısında Alevi kurumlarının sessiz kalması kabul edilemez. Sesimizi yükseltmek ve hakikati dile getirmek hepimizin tarihsel sorumluluğudur.

    19 HAZİRAN’DA BULUŞUYORLAR 

    Almanya Alevi Kadınlar Birliği olarak, bu sorumlulukla 19 Haziran 2025 Perşembe günü Berlin’de, Almanya Federal Meclisi (Reichstag) önünde bir basın açıklaması gerçekleştireceğiz.

    Katliamla ilgili hazırlanan broşürler çok dilli olarak kamuoyuyla paylaşılacaktır.

    Alevi toplumu tarih boyunca adalet ve hak mücadelesinin yanında olmuştur. Bugün bu sesi yükseltmek, kimliğimize ve insanlığımıza sahip çıkmaktır. Katılımınız mücadelemize güç, Alevi kadınlarına moral olacaktır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Suriye’deki katliamdan kurtulan kadın: Alevi olduğumuz için bu saldırıları yaşadık

    Suriye’deki katliamdan kurtulan kadın: Alevi olduğumuz için bu saldırıları yaşadık

    PİRHA- Suriye’de yaşanan Alevilere yönelik katliamlardan kaçarak Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi topraklarına göç eden F.R. yaşadıkları köyden 50’ye yakın insanın katledildiğini kaydetti. F.R, “O günleri hatırladıkça hala irkiliyorum” dedi.

    Suriye’nin batısındaki Lazkiye, Dera, Humus ve Tartus kentlerinde HTŞ’ye bağlı gruplar, SMO ve IŞİD’in, Alevileri hedef aldığı saldırılarda binlerce sivil katledildi, binlercesi ise alıkonuldu veya yerlerinden edildi. Bu saldırılardan en çok etkilenen kesim ise kadınlar ve çocuklar oldu.

    Binlerce Alevi kendisi için güvenli bölge olarak gördükleri Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi topraklarına göç etti. Suriye’nin sahil bölgelerinden birinden yaşarken katliamdan kurtulup Rojava topraklarına göç eden F.R., ailesiyle birlikte maruz kaldıkları saldırıları ve bölgede yaşanan katliamları ETHA’ya anlattı.

    “O ANLARI HATIRLAMAK BİLE İSTEMİYORUM”

    ETHA’ya konuşan F.R katliam anını şöyle aktardı:

    “Cuma günü sabah saat 07.30’da uyandık. HTŞ bize karşı büyük bir saldırı başlatmıştı. Gerekçeleri evde silah olup olmadığını kontrol etmekti. Seslere uyandığımızda kapıları kırarak mermi yağdırmaya başladılar. Mermi sesleriyle panikledik. Çıldırmış gibi saldırmaya başladılar. Evimizde silah olduğunu söylediler ve bu gerekçeyle evimize girdiler. Fakat silah aramaya gelmemişlerdi. Bizi öldürmeye gelmişlerdi, oğlumun ve eşimin başına silah dayadılar. Bizi tehdit etmeye başladılar, silahları istediler. O anlar aklıma geldikçe irkiliyorum. Oğlum yara aldı. Çok kötüydü o anları hatırlamak bile istemiyorum. Diğer evlerdeki bütün genç erkekleri götürdüler ve katlettiler. Köyümüzde 50’ye yakın insan katledildi. Kadınları katletmeye başladılar. Evlere girip hırsızlık yaptılar. Bizim de evimizdeki paraların ve eşyaların hepsini aldılar. Bize hiçbir şey bırakmadılar. Alevi olduğumuz için bize kafir gözüyle bakıyorlar bu yüzden böyle bir saldırıya uğradık.”

    “NEDEN BİZE BUNU YAPIYORLAR”

    Köydeki genç erkeklerin köy meydanında toplanıp dövüldüğünü aktaran F.R., “Silahlı olduğu gerekçesiyle bu kadar genci katlettiler. Oysaki rejim ilk düştüğünde gelip herkesin silahlarını teslim etmesini istemişti. Zaten o zaman herkes silahını teslim etmişti. Silahlar teslim edildikten sonra bu katliamlar başladı. Daha sonra kendimizi hiç güvende hissetmedik. Korkuyla yaşadık. Bunun nedeni neydi? Alevi olduğumuz için bu saldırıları yaşadık. Neden bize bunu yapıyorlar? Çünkü biz onların dininden değiliz. Biz onlara ne yaptık? Tek isteğimiz bize insani gözle bakmalarıdır. Ne zamana kadar bu durumda olacağız” dedi.

    “KORKU VE PANİK İÇERİSİNDE YAŞAMAK İSTEMİYORUZ”

    Yaşadıkları saldırılardan kaynaklı can güvenliklerinin olmadığını dile getiren F.R. şunları ifade etti:
    “Bu zulümden ve korkulardan kaçarak QSD denetimindeki alanlara geldik. Kendimizi burada güvende hissediyoruz. Kendilerindenmişiz gibi bizi karşıladılar. Burada kendimi güvende hissettim. Rahat uyuyabiliyorum. Çocuklarımızla beraber güvenlik içerisinde yaşayabileceğimiz bir hayat dışında bu dünyadan hiçbir talebimiz yok. Uluslararası güçlerden ve QSD’den talebimiz güvenlik içerisinde yaşayabilmemiz için bizleri korumalarıdır. Korku ve panik içerisinde yaşamak istemiyoruz. Sesimizin bütün uluslararası kurumlara ulaşmasını istiyoruz. Bütün insanlar gibi güvenlikli bir ortamda yaşamak istiyoruz.”

    (ETHA)

     

  • ‘Suriye’de Aleviler katledilirken emperyalist ülkeler Colani’yi destekledi’-VİDEO

    ‘Suriye’de Aleviler katledilirken emperyalist ülkeler Colani’yi destekledi’-VİDEO

    PİRHA-Suriye’deki Alevilere yönelik katliamın halen devam ettiğini belirten EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin, “Bugünde Alevi kadınlar fetih ganimeti gibi alınıp satılıyor, birçok insandan haber alınılamıyor ve insanlar zorla göç ettiriliyor. Suriye’de katliamlar yaşanırken ABD, Avrupa ülkeleri ve bölgedeki diğer ülkelerden bu saldırılara dair hiçbir ses çıkmadı” diye konuştu. 

    Suriye’de Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) ile Türkiye’nin de desteklediği SMO tarafından yapılan Alevi soykırımı günden güne daha da can yakıcı hal alıyor. Ülkenin batısındaki kıyı kentlerde yaşayan Aleviler, tecavüz ve kaçırılma vakalarıyla sık sık yüz yüze geliyor.

    Suriye’de Alevilerin yaşadıkları birçok köy, çeteler tarafından boşaltılırken, demografik değişime de dikkat çekiliyor. Alevilere ait mülkler, çeteler tarafından gasp ve talan ediliyor. Dünya kamuoyu ise, Alevi soykırımına karşı suskun.

    Emek Partisi (EMEP) Dersim İl Başkanı Ergin Tekin ile Suriye’deki Alevi katliamına dair konuştuk.

    “HTŞ, ESAD YANLILARI DİYEREK YAPTIĞI KATLİAMA KILIF BULMAYA ÇALIŞTI”

    Suriye’de farklı kültürlerin, kimliklerin ve inançların yan yana gelen bir ülke olmasından dolayı emperyalist devletlerin Orta Doğu’daki çıkarları açısından koz olarak kullanıldığını söyleyen Ergin Tekin, “Emperyalist devletlerin desteğiyle birlikte 2024 yılının Aralık ayında Suriye’de Esad rejiminin yerine HTŞ iktidara geldi. HTŞ, cihatçı bir örgüt ve iktidara gelmesinden sonra Suriye’deki azınlıklara karşı saldırı yapılmasından korkuluyordu. 2025 yılının Şubat ve Mart aylarında Alevilere yönelik saldırıları hep birlikte gördük. Binin üzerinde Alevinin katledildiği görüntülerle karşı karşıya kaldık. Türkiye’nin birçok yerinde Suriye’de Alevilere yönelik katliama karşı tepkilerini dile getirdiler. HTŞ, Alevilere yönelik katliamları Suriye’nin bütünlüğüne yapılan bir saldırı ve Esad yanlılarının provoke ettiği bir saldırı olarak niteledi. Katliam görüntülerinde kadınlar, çocuklar demeden insanlar katlediliyor, evler basılıyor, günlerce kaçırılan insanlardan haber alınamıyor ve insanların toplu bir şekilde kurşunlanarak katledildiği görüntülerle karşı karşıya kaldık. Esad yanlıları olarak gösterilmeye çalışılan propaganda üzerinden HTŞ yaptığı katliama kılıf bulmaya çalıştı” dedi.

    “EMPERYALİST DEVLETLER, KATLİAMA KARŞI HİÇBİR SES ÇIKARMADI”

    Suriye’deki katliamın azaldığını ancak halen devam ettiğini ifade eden Ergin Tekin, “Bugünde Alevi kadınlar fetih ganimeti gibi alınıp satılıyor, birçok insandan haber alınılamıyor ve insanlar zorla göç ettiriliyor. Suriye’de katliamlar yaşanırken ABD, Avrupa ülkeleri ve bölgedeki diğer ülkelerden bu saldırılara dair hiçbir ses çıkmadı. Tam tersi HTŞ’nin söylediği gibi Esad yanlısı güçlerin saldırısından dolayı güvenlik güçlerinin müdahalesi diye propaganda edilen anlayışı destekler tarzında açıklamalar yapıldı. Kendi bölgesel çıkarları açısından uyuşmazlık yaşamadığı sürece bu katliamlara hiçbir şekilde dur demeyen bir dönemi yaşadık” diye belirtti.

    “YENİ YAPILAN ANAYASADA COLANİ’YE BÜYÜK YETKİLER VERİLDİ”

    Suriye’de yapılan geçici anayasada Colani’ye tek adam hakimiyeti sağlayan büyük yetkiler verildiğini belirten Tekin, “Suriye’nin Şeri hükümlerle yöneticiliği, Anayasa Mahkemesi’ni kendisinin belirleyeceği, Halk Meclisi’nin üçte birini kendisinin belirleyeceği ve tamamen tek adam zihniyetinin yoğunlaştırıldığı bir Anayasa yapıldı. Yeni yapılan Anayasa’da ne Kürtler, ne Aleviler, ne Dürziler, ne Süryaniler hiçbir şekilde yok, temsil edilmiyor. Eğer bir anayasa yapılacaksa daha demokratik ve her kesimin söz sahibi olduğu bir anayasanın temelinin atılması gerektiğini düşünüyoruz” diye ifade etti.

    “HTŞ’Yİ DESTEKLEYEN ZİHNİYETLERE KARŞI TOPLUMSAL BASKININ BÜYÜTÜLMESİ GEREKİYOR”

    Colani’nin sıkışmışlık içerisinde olduğu süreçte emperyalist devletlerin kendisine can simidi olmak için sürekli ziyaretlerde bulunduğunu vurgulayan Tekin, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Fransa, Almanya, İngiltere, ABD’nin Colani’yi ziyaret etmesi, ABD’nin Suriye temsilcisinin 6 aylık bir ambargonun kaldırılması ve çeşitli anlaşmalar yapması HTŞ lideri Colani’nin meşrulaştırılmasını yaratıyor. Hem Colani Türkiye’ye geldi hem de Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve MİT Başkanı İbrahim Kalın Suriye’ye giderek Colani’yi ziyaret etti. Hatta AKP’li Ömer Çelik, Alevi katliamı olduğunda Suriye’nin bütünlüğünü bozan gelişme saldırıları kabul etmediklerini söyledi. Suriye’de bütün etnik ve inançsal kimliklerin mücadelesini devam ettirmesi gerekiyor. Suriye’yi geriye götürecek anayasalara karşı mücadelesini büyütmeli. Diğer yandan iktidar gibi HTŞ’yi destekleyen zihniyetlere karşı da toplumsal baskı ve mücadelenin büyütülmesi gerekiyor.”

    PİRHA/DERSİM

  • Suriye İnsan Hakları Derneği Başkanı Prof. Dr. Kreinath: Suriye’de yaşananlar soykırımdır!

    Suriye İnsan Hakları Derneği Başkanı Prof. Dr. Kreinath: Suriye’de yaşananlar soykırımdır!

    PİRHA- Berlin Cemevinin organize ettiği panelde konuşan Suriye İnsan Hakları Derneği Başkanı Prof. Dr. Jens Kreinath, katliamdan kurtulan tanıklarla görüşmeler sonucunda yaptığı belgelendirmeler ile yaşananların sistematik bir soykırım olduğunun altını çizdi.

    Berlin Alevi Toplumu Cemevi ana salonunda dün gerçekleşen panele; Cemevi Yönetim, İnanç, Kadın Gençlik, Denetleme ve Disiplin Kurulu üyeleri ile Avrupa Arap Alevi Federasyonu, demokratik kitle örgütü temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda kişi katıldı. Panel öncesi selamlama ve açılış konuşmasını BAT-Cemevi Yönetim Kurulu 2. Başkanı Kadir Şahin yaptı.

    Prof. Dr. Jens Kreinath’a ve gelen konuklara cemevi yönetimi adına teşekkür eden Kadir Şahin, 2024 sonunda HTŞ gibi radikal selefi İslamcı terör organizasyonun Suriye’de iktidarı ele geçirme sürecine ve sonrasında yaşanan Alevi, Dürzi ve Hristiyan katliamlarına dikkat çekerek, “HTŞ’nin 2024 sonunda Suriye’de iktidarı ele geçirmesinden bu yana, tüm farklı gruplar, Colani liderliğindeki bu İslamcıların vahşi ideolojisinden korkuyor. Colani, savaş kıyafetlerini çıkarıp takım elbise ve kravatla değiştirmiş olsa da, insanlık dışı fikirlerinden vazgeçmedi. HTŞ’nin zulmüne boyun eğmeyen herkes baskı görüyor. Onların nefret dolu ideolojisini reddedenler ise takip ediliyor ve öldürülüyor. Ve bu duruma dünya medyası ve batılı devletler ise sessiz” dedi.

    “SESSİZ KALMAYACAĞIZ”

    Kadir Şahin, Almanya’daki protesto gösterilerinin devam edeceğini ve Avrupa’daki devletletin katliama göz yummasını kabul etmeyeceklerini ifade ederek, “Anadolu Alevileri olarak kurumsal ve örgütsel yapımız güçlüdür. Bu gücü, baskıyı sürdürmek için kullanacağız. Avrupa Alevi Konfederasyonumuz, 10 Temmuz’da Strazburg’daki AB Parlamentosu’nda bir konferans düzenleyecek. Bu etkinlikte, Suriye’deki insanlık suçları masaya yatırılacak. Avrupa gözlerini kapamak istiyor, ancak biz Aleviler artık buna izin vermeyecek kadar güçlüyüz. Parlamentolarda Suriye’de olup bitenleri hatırlatmalı, terörist örgütlerle devlet kurulamayacağını vurgulamalıyız. İşte bu mücadelede Sayın Kreinath gibi bilim insanlarının çalışmaları paha biçilmez değerde. HTŞ’nin Alevilere yönelik sistematik zulmünü belgeliyor ve kanıtlıyor. Bu vahşetin son bulması için emek veren herkese teşekkür ederim. Birlikte susmayacağız. Birlikte adalet ve insanlık için mücadele edeceğiz” diye konuştu.

    “MEDYANIN ÇOĞUNLUĞU İKTİDAR LEHİNE ALGI YARATIYOR”

    Şahin’in adından Wichita State Üniversitesi’de görevli ve Almanya Manheim’de kurulan Suriye İnsan Hakları Derneği Başkanlığı yapan Prof. Dr. Jens Kreinath ise cemevi yönetiminin davetine ve katılımcılara teşekkür ederek sözlerine başladı. Konuşması boyunca Suriye’deki Alevi katliamlarına ilişkin çeşitli enformasyonlar içeren harita ve görseller ile sunumunu gerçekleştiren Prof. Dr. Kreinath’ın konuşmasından başlıklar şöyle:

    “7 Mart 2025’te Banyas’ın kuzey mahallesi Al-Qusur’da yaşanan katliam, Suriye’de 2011’den beri süren çatışmalar sırasında gerçekleşen en büyük katliamlardan biri olarak tarihe geçebilir. Burada önemli olan, olayların rastgele bireysel saldırılar değil, sistematik şekilde hazırlanmış eylemler olduğunu vurgulamaktır. Bu bağlamda medya sunumlarının nasıl kullanıldığı da önemli. Alman, Avrupa ve Amerikan medyasına ulaşan bilgiler genellikle çok sınırlı. Fransız gazeteleri çoğunlukla en tarafsız şekilde haber veriyor. BBC de bazı haberleri yayımladı. Ancak önemli olan şu ki, genellikle Esad rejiminin kalıntıları olarak adlandırılan unsurlar ile Alevi direnişi arasında sistematik bir bağ kurularak bu yapıların yeni hükümet tarafından bastırılması gerektiği öne sürülüyor. Bu resmi anlatının dışında, mağdurlarla görüşüldüğünde ve eleştirel sorular sorulduğunda, ortaya oldukça farklı bir tablo çıkıyor. 7 Mart’tan 10 gün sonra Colani Avrupa Parlamentosu’na davet edildi. Kendisi gelmedi, dışişleri bakanı geldi. Nisan ayında BM Güvenlik Konseyi toplantılarına da katıldı. Benim durduğum nokta, mağdurların perspektifine ışık tutmak. Suriye medyasının eksikliği ya da Al-Jazeera gibi kurumların olaylara tek taraflı bakışları, gerçekliği yansıtmıyor ve iktidar sahiplerinin lehine bir algı yaratıyor.

    ORTADA ALEVİ AZINLIK REJİMİ YOKTU

    Mevcut çatışmaların tarihsel bağlamı olmadan anlaşılması mümkün değil. 50 yılı aşkın süredir süren Esad rejimi çoğu zaman Katar ve Türkiye gibi ülkeler tarafından Alevi azınlık yönetimi olarak lanse edildi. Ancak gerçek şu ki, güvenlik, savunma ve hava kuvvetleri gibi alanlarda görevli birçok yetkili aslında Sünni nüfusa mensup. 8 Aralık’tan itibaren ilk katliamlar başladı. Aleviler, Esad rejimiyle iş birliği yapmadıkları hâlde hedef alındılar. Çoğu yoksuldu, orduyla bağlantıları yoktu ama 7 Mart 2025’te bu insanlar bile saldırıya uğradı.

    Benim bu çalışmayı yapmamın ardındaki motivasyon ise 2008’den itibaren Antakya’da yürüttüğüm alan araştırmaları. Antakya’da Alevilerin Sünniler, Yahudiler, Hristiyanlar ve Ermenilerle birlikte yaşama biçimlerini inceledim. Bu çalışmaların ardından 2023’teki depremle birlikte akademisyen kimliğimle şehirdeki yeniden inşa sürecine dahil oldum. 2023 yazında ve 2025’teki ikinci yıl anmasında şehri ziyaret ettim ve hem yeniden inşa süreci hem de yaşanan travmaları yerinde gözlemledim. Bu süreçte politika ve ekonomi temsilcileriyle de iletişim kurarak, akademik çalışmamın ötesine geçmem gerektiğini fark ettim.

    ALEVİLERİN YAŞADIKLARINA DİKKAT ÇEKEREK KLİŞEYİ KIRMAK İSTEDİM

    Colani, El-Nusra, El-Kaide ve IŞİD’in Hristiyanlara, Alevilere ve diğer dini azınlıklara yönelik katliamları, farklı dönemlerde benzer yapılarla gerçekleşti. Görüşüm şu ki; 2013, 2014 ve 2024-25 yıllarında Alevilere karşı uygulanan şiddetin ardındaki ağlar büyük ölçüde aynı. Depremin ikinci yılı vesilesiyle Antakya’ya gittiğimde, Doğu Hristiyanları Merkez Konseyi’ne üye oldum. Bu bana Aleviler hakkında yazmak için bir fırsat sundu. Konsey ağırlıklı olarak Hristiyanlara odaklanmıştı ama ben bu forumda Alevilerin sistematik şekilde hedef alındığını vurgulamak istedim. Çünkü politikacılar ancak Hristiyanlar hedef alındığında ses çıkartıyor gibi görünüyor. Bu klişeyi kırmak istedim. Sonraki çalışmalarımda, deprem vesilesiyle edindiğim bağlantılar sayesinde Suriyeli aktivistlere ve akademisyenlere ulaşma fırsatım oldu. Bu sayede olaylara tanıklık eden kişilere ulaştım ve onların ifadelerini belgeledim. Bir antropolog olarak amacım genellikle sesi duyulmayan insanların anlatılarını onurlu bir şekilde görünür kılmaktır. Özellikle 7 Mart olaylarına ilişkin bir vakalar oldukça medyada yayıldı. Solda bir ailenin evinde öldürüldüğü fotoğraf var. Kurbanlar bir matematik öğretmeni 3 kızı. Banyaslı farklı kişilerle yaptığım görüşmelerle olayın nasıl gerçekleştiğini yeniden yapılandırabildim.

    CİHAT ÇAĞRILARI!

    Yaşanan bu katliam olaylarında ben ilk olarak Banyas’a odaklandım. Çünkü orada ilk bağlantılarım vardı. Orada bir aileye yardım etme şansım oldu, onları o durumdan kurtardım. Daha sonra Lübnan’ın kuzeyinde kendim görüştüm. Onlarla birlikte ilk yeminli beyanları hazırladık, ileride daha fazla adım atmak için. Bunun dışında da farklı zamanlarda tanıklarla görüşmeler yaptım ya da ifade vermeye istekli olanları dinledim. Lazkiye’de, Ceble’de ve medyada fazla yer almayan diğer yerlerde de defalarca yargısız infazlar oldu. Ocak ayında da yeni katliamlar yaşandı. Ancak özellikle Ramazan ayı olan Mart ayında her şey sistematik hâle geldi. Tanıklıklara dönecek olursak: 6 Mart akşamı Banyas’ta, başka şehirlerde de olduğu gibi (örneğin Ceble), özellikle Alevi mahallesi Kusur bombalandı. Kaçmak isteyenler oldu. Ama onlara evde kalmaları söylendi, her şeyin kontrol altında olduğu belirtildi. Sabah 6’da Banyas’taki camiden cihat çağrısı yapıldı. Alevilerin öldürülmesi gerektiği duyuruldu. 7 Mart günü saat 10.00 civarında, El Kusur mahallesi askerler veya silahlı kişiler tarafından kuşatıldı. Bu kişiler kamyonetlerle, motosikletlerle mahalleye girdiler ve ev ev dolaşmaya başlayarak öldürmeye başladılar ve insanların değerli mallarını yağmaladılar. Farklı mahallelerde ve yerleşim yerlerinde benzer saldırılar tekrarlandı. İlk soruları “Alevi misiniz, Sünni misiniz?” idi. Sadece Sünniler bağışlandı, Aleviler soyuldu. İkinci turda, saat 12.00 ile 13.00 arasında ise sistematik olarak erkekler öldürüldü. Diğer mahallelerde isimleri verilen kişiler yerel muhbirler aracılığıyla hedef alındı. Özellikle eczacılar, doktorlar, öğretmenler, mühendisler – yani akademik elit – önce saldırıya uğradı ve infaz edildi. Kadınlar ve çocuklar ise bazen tesadüfen, bazen de itaat etmedikleri için evlerinde vurularak öldürüldü.

    ALEVİ ÇOCUKLAR KAYDEDİLMİYOR

    Yaptığım araştırma ve röportajlardan çıkan diğer sonuçlar da şunu gösteriyor: Hayatta kalanların çoğu kaçmak zorunda kaldı. Bazıları ormanlarda, dağlarda ot, yaprak, ağaç kabuğu yiyerek hayatta kalmaya çalıştı. Kaçmaya çalışırken Aleviler, kontrol noktalarında ya da kimliksiz yakalanırlarsa infaz ediliyordu. Bu infazlarda bir diğer sistematik yön ise ölüm belgelerinin sadece şu şartla verilmesi: Hayatta kalanlar, ölenlerin ya Esad rejiminin savaşında öldüklerini ya da rejimle bağlantılı olduklarını imzalayacaklardı. Delil yok etme, belgeleri imha etme sistematik. Duyduğum kadarıyla – bu bilgiyi doğrulayamam – Aralık ayından beri Alevi çocuklar kaydedilmiyor. Fail kimlikleri değiştiriliyor, nüfus kayıtları yok ediliyor ya da değiştiriliyor. Bu da şunu getiriyor: eğer bir köy ya da mahalle tamamen yok edilmişse ve tanık kalmamışsa, orada kaç kişinin yaşadığını artık kimse belgelendiremez.

    ULUSLARARASI HUKUKİ ALANA TAŞIMAK İÇİN BELGELEMEK ÖNEMLİ

    Benim için öncelikli olan bu durumu ortaya koymak. 7 Mart’tan itibaren avukatlarla iletişime geçmeye başladım, “Ne yapabilirim?” diye düşündüm. Şöyle diyelim: Ben antropolog olarak tanıklıklar ya da hikâyeler toplamaya devam edebilirdim, başta deprem gibi olaylarda yapmayı planladığım gibi, yani travmatik deneyimi kelimelere dökmeye çalışmak. Ama bu durumda bu artık yeterli değil. Burada suçlular var, planlı organize kasıtlı davranan failler var. Bu da beni şu soruya getirdi: Hukuki olarak bu nasıl işlenebilir? Ben hukukçu değilim, antropoloğum. Ama biz antropologlar, tanıklıkların ve olayların detaylarını mümkün olduğunca ayrıntılı bir şekilde yeniden inşa etmeye çalışırız. Hukukçularla iş birliği içinde tanıklıklarla çalışmak için bir kılavuz oluşturdum. Bu kılavuzla hayatta kalanlarla görüşmeye başladım. Tanıkları aktif şekilde kaydedebildim. Bunları hukuki olarak işleyip yeminli ifadeler hâline getirip hukukçulara teslim ettim. Umuyorum ki bunlar uluslararası ceza mahkemelerinde veya başka uluslararası davalarda kullanılabilir.

    “YAŞANANLAR SOYKIRIMDIR”

    Özetle: Hayatta kalanların tanıklıklarını belgelemek, elimizden geldiğince çok belge toplamak. Çünkü yaşananlar, bana anlatılanlara göre, çok sistematik işleyen bir soykırımdır. Tanıklar öldürülüyor, tehdit ediliyor, tanıklıklar bastırılıyor. Ve şimdi sormak gerekir: Geçici Suriye hükümetinden herhangi biri bugüne kadar o bölgeye gidip sivillere destek oldu mu? Binlerce kurban varken bir taziye bile dile getirdiler mi? Gerçekler hafifletiliyor, sistematik olarak inkâr ediliyor. Şu an AB’nin aldığı yeni bir karar var, üç terör grubu ve iki sorumluya yönelik yaptırımlar içeriyor. Ama bu da sadece sözde. Asıl mesele şu: Failler tanınıyor, yerel faillerin çoğunun isimleri biliniyor. Gerçekten bir dava açılırsa, tanık koruma daha da önemli hale geliyor. Ve bizim de BM ve diğer mekanizmalarla başarmaya çalıştığımız tam olarak bu.”

    Panel Dr. Kreinath’ın sunumunun ardından soru-cevap bölümü ile son buldu.

    Ulaş Yunus TOSUN/ALMANYA

  • BAF, Suriye’deki Alevi soykırımını Britanya Parlamentosu’na taşındı

    BAF, Suriye’deki Alevi soykırımını Britanya Parlamentosu’na taşındı

    PİRHA- Britanya Alevi Federasyonu (BAF), Suriye’de Alevilere yönelik soykırımı Britanya Parlamentosu gündemine taşıyarak, eleştiri ve taleplerini paylaştı.

    Britanya Alevi Federasyonu (BAF), Suriye’de Alevilere ve diğer inanç topluluklarına yönelik gerçekleştirilen katliamlar, zorunlu göçler ve insan hakları ihlallerini Britanya Parlamentosu gündemine taşıdı. Alevi Sekretaryası Başkanı Bambos Charalambous’un ev sahipliğinde düzenlenen toplantı, Londra’daki parlamentoda önemli katılımcılar eşliğinde gerçekleştirildi.

    Toplantı Yadigâr Ana’nın verdiği gülbeng ile başladı. Ardından, Alevi toplumunun yaşadığı mağduriyetleri belgeleyen ayrıntılı bir dosya parlamento üyelerine sunuldu.

    ALEVİLERE YÖNELİK KATLİAMA SESSİZ KALINMASINA TEPKİ

    Britanya Alevi Federasyonu adına toplantıya BAF Eşit Başkanları Müslüm Dalkılıç ile Dilek İncedal, BAF Kurucu Başkanı İsrafil Erbil,  İngiltere Alevi Kültü Merkezi ve Cemevi Başkanı İbrahim Has ve BAF Yönetim Kurulu üyesi Maksut Demir katıldı. Panelde konuşan isimler arasında Britanya Suriyeliler Alevi Derneği’nden Dr. Bassam Zeina ve hukukçu-yazar Dr. Orhan Gazi Ertekin de yer aldı. Katılımcılar, özellikle Suriye’deki Alevilere yönelik sistematik şiddet politikalarını ve uluslararası kamuoyunun sessizliğini eleştirdi

    DOSYA MECLİS DÜZEYİNDE DEĞRLENDİRİLECEK

    Toplantıya katılan Wellingborough & Rushden Milletvekili ve Assistant Government Whip Gen Kitchen ise duyarlılığı ve desteğiyle öne çıktı. Katliamlara karşı uluslararası dayanışmanın önemine vurgu yapan Kitchen, sunulan dosyanın Meclis düzeyinde değerlendirilmesini sağlayacağını belirtti.

    Sanal medya hesabı üzerinden açıklama yapan Britanya Alevi Federasyonu, “Alevi toplumu olarak inancımıza, kimliğimize ve insan haklarına sahip çıkmaya; zulmü teşhir etmeye ve adalet mücadelesini her alanda sürdürmeye kararlıyız” mesajı verdi.

    PİRHA/İNGİLTERE

  • DBP’den Çorum Katliamı açıklaması: Alevilerin varlığı, inancı ve kültürü hedef alınmıştır

    DBP’den Çorum Katliamı açıklaması: Alevilerin varlığı, inancı ve kültürü hedef alınmıştır

    PİRHA- Çorum Katliamıyla yüzleşilmesi gerektiğine vurgu yapan DBP, “Alevi inancına dönük ötekileştirme, ayrımcılık ve nefret politikalarının bugün de devam etmesi eşit ve özgür toplum umutlarını baltalamaktadır. İktidarı nefret dilini kullanmamaya, halkları ve inançları ayrıştırmamaya davet ediyoruz” dedi.

    Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Çorum Katliamı’nın 45. yılında yazılı açıklama yaptı.

    “ALEVİ HALKININ ACISI HALA HAFIZALARDAKİ YERİNİ KORUMAKTADIR”

    Çorum’da 45 yıl önce meydana gelen katliamın, kara bir sayfa olarak Türkiye tarihine geçtiğini belirten DBP, “Onlarcası katledilen, yüzlercesi yaralan, evleri ve işyerleri tahrip edilen Alevi halkının acısı hala hafızalardaki yerini korumaktadır.
    29 Mayıs ve 3 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilen sistematik katliam ve yağma tekçi, otoriter ve baskıcı devlet mekanizmasının başvurduğu kirli savaş yöntemlerden biriydi. Maraş, Sivas ve Gazi’de de benzer bir yöntem kullanılmış; Alevilerin varlığı, inancı ve kültürü hedef alınmıştır” diye ifade etti.

    “ALEVİ İNANCINA DÖNÜK ÖTEKİLEŞTİRME, EŞİT VE ÖZGÜR TOPLUM UMUTLARINI BALTALAMAKTADIR”

    Bir insanlık suçu olan Çorum Katliamıyla yüzleşilmesi, gerçeklerin açığa çıkarılması ve adaletin sağlanması gerektiğini belirten DBP, şunları kaydetti:

    “Alevi inancına dönük ötekileştirme, ayrımcılık ve nefret politikalarının bugün de devam etmesi eşit ve özgür toplum umutlarını baltalamaktadır. İktidarı nefret dilini kullanmamaya, halkları ve inançları ayrıştırmamaya davet ediyoruz.
    Onlarca yıldır adalet arayışında olan Alevilerin acısını yüreğimizde hissediyor, kaybettiğimiz canların anısı önünde bir kez daha eğiliyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • ‘Suriye’de Alevi kimliği silinip, tek etnik mezhebe yönelik bir ülke kurulmaya çalışılıyor’-VİDEO

    ‘Suriye’de Alevi kimliği silinip, tek etnik mezhebe yönelik bir ülke kurulmaya çalışılıyor’-VİDEO

    PİRHA-Suriye’de halen ağır insan hakları ihlalleri yaşandığını ifade eden İHD Dersim Şubesi Eş Başkanı Özgür Ateş, “Suriye’de Alevi kimliğinin silinmeye çalışılıp ve tek bir etnik mezhebe yönelik bir ülke kurulmaya çalışıldığını görüyoruz. Alevilere insani yardımların ulaştırılması ve insanların can güvenliklerinin güvence altına alınması konusunda uluslararası kuruluşlar daha fazla çaba sarf etmeli” dedi.

    Suriye’de Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) ile Türkiye’nin de desteklediği SMO tarafından yapılan Alevi soykırımı günden güne daha da can yakıcı hal alıyor. Ülkenin batısındaki kıyı kentlerde yaşayan Aleviler, tecavüz ve kaçırılma vakalarıyla sık sık yüz yüze geliyor.

    Suriye’de Alevilerin yaşadıkları birçok köy, çeteler tarafından boşaltılırken, demografik değişime de dikkat çekiliyor. Alevilere ait mülkler, çeteler tarafından gasp ve talan ediliyor. Dünya kamuoyu ise, Alevi soykırımına karşı suskun.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi Eş Başkanı Özgür Ateş, Suriye’de devam eden Alevi katliamına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “SURİYE’DE HALEN AĞIR İNSAN HAKLARI İHLALLERİ YAŞANIYOR”

    Egemen sistemlerin paylaşım süreçlerinin sonucunda Esad rejimi devrilip yeni yönetimin iktidara gelmesiyle Suriye’deki sorunların çözülmedğini ifade eden Özgür Ateş, “Suriye’de halen ağır insan hakları ihlalleri yaşanıyor. Etnik grupların ve dini mezheplerin çok ciddi baskılara ve katliamlara maruz kaldığını görüyoruz. Özellikle son dönemlerde Alevilere karşı işlenen cinayetlerin, toplu katliamların uluslararası boyutta da yankısını bulduğunu görüyoruz. Alevilere yönelik katliamlar azalmış gibi görünse de halen Alevilerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde kadınların kaçırıldığını, ailelerin yok edildiğini ve Suriye’de Alevi kimliği silinmeye çalışılıp ve tek bir etnik mezhebe yönelik bir ülke kurulmaya çalışıldığını görüyoruz” dedi.

    “İNSANİ YARDIM KURULUŞLARININ SURİYE’DEKİ ALEVİLERE YARDIM ETMESİ GEREKİYOR”

    Birleşmiş Milletler ve insani yardım kuruluşlarına Suriye’deki Alevilere yardım etmeleri yönünde çağrı yapan Ateş, “Suriye’de Alevilere insani yardımların ulaştırılması ve insanların can güvenliklerinin güvence altına alınması konusunda uluslararası kuruluşların daha fazla çaba sarf etmesini istiyoruz. Bizlerde elimizden geldiğince Suriye’de yaşananları gündemleştirerek oradaki insanlarla dayanışma içerisinde olacağız” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • DEM Parti heyeti, Alevi katliamının yaşandığı Suriye’ye gidiyor!-VİDEO

    DEM Parti heyeti, Alevi katliamının yaşandığı Suriye’ye gidiyor!-VİDEO

    PİRHA – Suriye’de uzun bir süredir devam eden Alevi katliamına karşı DEM Parti, harekete geçti. Suriye’ye gitme kararı alan parti, Alevi kurumlarına da çağrı yaptı. Heyet içerisinde yer alan  DEM Parti Milletvekili Celal Fırat, “Alevi hareketi olarak etkin bir kamuoyu yaratamadık” diyerek Suriye’ye gidip Alevi şeyhleriyle temas kurulacağını aktardı.

    Suriye’de Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) ile Türkiye’nin de desteklediği SMO tarafından yapılan Alevi soykırımı günden güne daha da can yakıcı hal alıyor. Ülkenin batısındaki kıyı kentlerde yaşayan Aleviler, tecavüz ve kaçırılma vakalarıyla sık sık yüz yüze geliyor.

    Suriye’de Alevilerin yaşadıkları birçok köy, çeteler tarafından boşaltılırken, demografik değişime de dikkat çekiliyor. Alevilere ait mülkler, çeteler tarafından gasp ve talan ediliyor.

    DEM PARTİ, SURİYE’YE HEYET GÖNDERECEK!

    Dünya kamuoyu, süregiden Alevi soykırımına karşı suskun kalırken, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Suriye’ye heyet gönderme kararı aldı. DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu, yakın bir zaman içerisinde Suriye’ye giderek oradaki Alevi şeyhleriyle görüşmeler yapacak.

    Suriye özerk yönetimiyle de bir araya gelecek olan DEM Partili heyet, Alevi katliamının durdurulması için girişimlerde bulunacak.

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, yapılacak ziyaretin detaylarını PİRHA’ya anlattı.

    Suriye’de yaşanan savaşın soykırıma evrilmesi ardından, dünya genelinde Alevi örgütleri eylemler yaptı ancak, süregiden insanlık suçlarını durdurabilmek adına henüz bir dinamik oluşturulamadı. DEM Parti, tam da bu süreçte hiç yapılmayanı; soykırımın yaşandığı yere gidip dünya kamuoyunun dikkatini bölgeye çevirmek istiyor.

    “ARTIK EYLEMLERİN FARKLI BİR EVREYE ÇEVRİLMESİ GEREKİYOR”

    Milletvekili Celal Fırat, Ortadoğu’da çok büyük acılar yaşandığını ve bu acılardan artık ders almak gerektiğinin altını çiziyor. “Bütün toplulukların yan yana gelerek ‘biz bu acıları niye yaşıyoruz, yaşattırıyoruz?’ demeleri gerekir” diyen Fırat, şunları söyledi:

    “Aleviler, Sünniler, Türkler, Kürtler, Ermeniler, Dürziler, Süryaniler ve Şiilerin o bölgede çok etkin nüfusları var. Ama gelin görün ki tarihsel süre içerisinde baktığımızda neredeyse 1500 seneye istinaden bir düşmanlık var. Bugün farklı örgütler oralarda türemeye başladı. İşte El Kaide, IŞİD, HTŞ gibi örgütler, hakları birbirine düşman göstermekte. Şu an geldiğimiz noktada Suriye’de büyük bir soykırım yaşandı, on binlerin üzerinde insan katledildi. Arkadaşlarımızla konuştuğumuzda 30 binin üzerinde rakamdan bahsediliyor. Ürkütücü yani. Özellikle ÖSO, Tahir Şam Ordusu gibi farklı farklı çetelerin, Alevileri hedef aldığını görüyoruz.

    Alevi örgütleri olarak Türkiye ve Avrupa’da çok yoğun bir şekilde toplantılar, paneller, etkinlikler, basın açıklamaları yapıldı. Artık bunun bence farklı bir evreye çevrilmesi gerekiyor. Bu da yeterince ses de getirmedi esasında. Avrupa’da evet sözler söyledi, edildi ama gelin görün ki gidip Coloni ile anlaşmalar yapıldı. Amerika lideriyle, Türkiye’deki siyasi iktidarla her gün görüşüyorlar. Emevi Cami’sinde birileri namaz yarışına girmiş vaziyetteler. Büyük bir katliam, soykırım var. Daha önce Suriye’de Kürtlere de çok büyük zulümler yapıldı. Bir birlik, beraberlik içerisinde bunu belli bir evreye getirdiler. Dürziler keza aynı şekilde. Seküler, Sünniler çok büyük acılar yaşıyor.

    “ORALARDAKİ DOSTLARIMIZLA DEVAMLI GÖRÜŞÜYORUZ”

    Biz de DEM Parti olarak, çok açıklamalar yaptık. Özellikle Halklar ve İnançlar Komisyonu olsun, HDK olsun, DEM Parti olsun, oralardaki dostlarımızla devamlı görüşüyoruz. Şu an ilk günkü gibi bir katliamın yaşanmadığını söyleyebiliriz. Ama bazı gruplar şimdi Colani’ye şunu söylüyor; ‘İlk başta geldiğinde şeriatı getireceğini söyledin. Şu an kravat taktın. Bize bazı vaatlerde bulundun ama bu vaatlerin hepsini şu an reddediyorsun’ noktasına gelmiş vaziyetler. Kendi içinde çatışmalar da var. Orta Asya ülkelerinden gelen bazı cihatçı gruplar da ganimet için oralara gelmişler. Şu an onlar, maalesef köy köy belli yerlerde 5 kişi, 10 kişi, 20 kişi; böyle nereden çıkacakları belli olmayan, birden bire çıkıp bir katliam yapabilecek bir mekanizma da var orada maalesef.”

    “ALEVİ ÖRGÜTLERİYLE BİRLİKTE SURİYE’YE GİDİLSİN” ÖNERİSİ!

    Milletvekili Celal Fırat, Suriye’ye heyet gönderme fikrinin nasıl ortaya çıktığını ise şu sözlerle anlattı:

    “Parti olarak, özellikle eş başkanlarımızla bu konuyla ilgili muhabbet ettiğimizde katliama dair söz kurmamız gerektiğini belirttik. Eş Başkan Tuncer Bakırhan tarafından ‘Celal Dede, gelin senin başkanlığında DEM Parti olarak Alevi kurumlarına da bunları söyleyin. Türkiye’deki Alevi örgütleriyle birlikte bizim öncülüğümüzde bir heyet ile Suriye’ye gidilsin. Özellikle bu katliamların yaşandığı bölgelere de Alevi kurumlarıyla beraber ziyaret gerçekleştirebilirsiniz’ denildi.”

    ALEVİ KURUMLARI DA DAVET EDİLDİ!

    Celal Fırat, demokratik Suriye güçleri tarafından karşılanacaklarını belirterek sözlerine şu cümlelerle devam etti:

    “Parti içerisindeki konuşmamız ardından oradaki muhataplarımızla konuşuldu ve böyle bir ziyaret yapılabileceği belirtildi. İstişareler sonrasında bizi davet ettiler diyebilirim. Birçok Alevi kurum başkanımıza da bu gelişmeyi söyledim. Kendi aralarında istişare yapacaklardı. Alevi örgütlerinde bir genel kurul süreci yaşandı ama hızlı bir şekilde bence bu süreç farklılaştırılabilir.

    Alevi örgütlerimizin bu ziyarete gitmesi önemli. Orada neler yaşandığı, hala nasıl katliamlar var; toplumsal anlamda birçok köyler boşaltılmış vaziyette; bunları yakından gözlemlemek gerek. Şu an Aleviler, Kürt bölgelerine sığınmış vaziyetteler. Ayrıca Lübnan’a giden birçok grup var. Böyle bir dram yaşanıyor. Bu yaşananlara karşı bizim de hızlı hareket etmemiz gerekiyor.”

    ALEVİ ŞEYHLERİYLE GÖRÜŞMELER YAPILACAK!

    Celal Fırat, Suriye’ye gidecek heyet içerisinde yer alacaklar ve detaylar hakkında şu bilgileri paylaştı:

    “Halklar ve İnançlar Komisyonumuzun ve Gülderen Varlı vekilimizin de içerisinde olduğu bir heyet ile kısa bir süre içerisinde Suriye’ye gideceğiz. Orada ne var ne yok, geniş yelpazeli bir raporlama yapıp oraya dair bir söz kurmamız gerektiğine inanıyoruz. Bayramdan sonra kesin gidileceğini söyleyebilirim.

    Orada Kuzey Doğu Suriye’li yetkililerle ve Alevi şeyhleri ile de görüşeceğiz. Onların ne gibi bir talepleri olacak dinlemek istiyoruz. Oradaki paydaşlarımızla, Alevi kanaat önderlerimizle, farklı gruplarla görüşme yapmak istiyoruz. Geldikten sonra partimize, buna dair bir rapor yazarız. Neler yapabileceklerimizi de kamuoyu ile paylaşırız.”

    “ARTIK BU VAHŞETE KARŞI ETKİN BİR SÖZ KURULMASI GEREKİYOR”

    Milletvekili Celal Fırat, Suriye’deki Alevi katliamına dair tüm kesimlerin artık söz kurup harekete geçmesi gerektiğini de vurguladı. Fırat, DEM Parti heyeti olarak katliamın yoğun yaşandığı Suriye’nin kıyı hattına gitme konusunda taleplerinin olduğunu da belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, özellikle Sevgili Cem Avşar, Doğan Demir ve ben, daha önceden Dışişleri Bakanlığı’ndan randevu talep edip Meclisten bir heyetin Suriye’ye gitmesini istemiştik. Meclis kürsüsünde de bunu dillendirmiştik ama görmeyen, duymayan bir zihniyetle karşı karşıya kaldık. Randevularımıza dahi cevap vermediler!

    Özellikle birçok muhatapla, işin içerisinde olan Alevi kanaat önderlerimizle görüşüyorum. Şu an yeni bir Suriye’den bahsediliyor. Yoğun bir şekilde iç savaş tantanaları yine yapılıyor. O anlamı ile umut ediyoruz ki bütün halklar; oradaki Süryaniler, Ermeniler, Sünniler, Aleviler, Dürziler yan yana gelir. Meselelerini bir masanın çevresinde oturup hep beraber çözebilecekleri bir mekanizmaya büründürmeleri gerekiyor. Orada çocuklar katlediliyor, kadınlar şu an kaçırılıyor! Ezidilere yönelik daha önceki IŞİD’in yaptığı barbarlığın aynısını şu an HTŞ ve ona destek veren cihatçı gruplar yapıyor. Acı bir taraf da şu; Türkiye’nin destek verdiği gruplar vardı. Onların çok yoğun bir şekilde adları geçiyor. Türkiye şu an Alevilerin yoğun olarak yaşadığı bir yer ve buna dair söz kurması gerekiyor. Türkiye’nin artık bu vahşette gerçekten etkin bir şekilde söz kurması gerekiyor. ‘Artık yeter’ demeleri gerekiyor. Derler mi, çok umudumuz yok ama bunu yaratacak olan da biziz. Etkin bir şekilde kamuoyunun oluşturulması çok değerli. Ama bunun da özeleştirisini vermek gerekiyor. Bunu çok etkin bir şekilde Alevi hareketi olarak yaratamadık diyebilirim.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Alevi kız çocuğu Nina’dan mektup: Dünya yaşamak isteyen küçük bir Alevi kızı hatırlar mı?

    Alevi kız çocuğu Nina’dan mektup: Dünya yaşamak isteyen küçük bir Alevi kızı hatırlar mı?

    PİRHA- DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, Suriye’de 10 yaşındaki Alevi kız çocuğu Nina’nın mektubunu paylaştı. Nina mektubunda, “Lütfen dünyanın bizi unutmasına izin vermeyin. Eğer yarın tamamen kaybolursam, dünya yaşamak isteyen küçük bir Alevi kızı hatırlar mı?” dedi. 

    Suriye’nin batısındaki Lazkiye, Dera, Humus ve Tartus kentlerinde HTŞ’ye bağlı gruplar, SMO ve IŞİD’in, Alevileri hedef aldığı saldırılarda binlerce sivil katledildi. Bu saldırılardan en çok etkilenen kesim ise kadınlar ve çocuklar oldu.

    Soykırım saldırıları devam ederken, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin Milletvekili Perihan Koca, Suriye’de yaşayan 10 yaşındaki Alevi kız çocuğu Nina’nın mektubunu sosyal medya hesabından paylaştı. 

    “DÜNYANIN BİZİ UNUTMASINA İZİN VERMEYİN”

    Alevi kız çocuğunun mektubunda şu ifadeler yer aldı:

    “Merhaba, benim adım Nina. 10 yaşındayım ve Batı Suriye’den bir Alevi kızıyım. Her gece uyurken, ‘İnşallah evim yarın da yerinde olacak’ diyorum. Bizim gitmemizi istiyorlar. Ama HAYIR, çünkü babamın bana şarkı söylediği yer burası, ilk yürüyüşümü yaptığım yer de burası ve burası. Lütfen dünyanın bizi unutmasına izin vermeyin. Eğer yarın tamamen kaybolursam, dünya yaşamak isteyen küçük bir Alevi kızı hatırlar mı?”

    (HABER MERKEZİ)

  • Malatya’da “Türkiye ve Suriye’de Aleviler ve Siyasal Durum’ paneli yapıldı-VİDEO

    Malatya’da “Türkiye ve Suriye’de Aleviler ve Siyasal Durum’ paneli yapıldı-VİDEO

    PİRHA- PSAKD Malatya Şubesi, ‘Türkiye ve Suriye’de Aleviler ve Siyasal Durum’ başlıklı panel düzenledi. Yapılan konuşmalarda, Suriye’de Alevilere yapılan saldırılar ve çözüm sürecine dair yapılan görüşmeler üzerine konuşmalar yapıldı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Malatya Şubesi, ‘Türkiye ve Suriye’de Aleviler ve Siyasal Durum’ başlıklı panel düzenledi.

    Panele PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Samandağ Belediye Başkanı Emrah Karaçay ve CHP Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara konuşmacı olarak katıldı.

    Konuşmaların öncesinde Suriye’de katledilen Aleviler için çerağ uyandırıldı, ardından bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.

    “BARIŞIN YANINDAYIZ”

    Açılış konuşmasını yapan PSAKD Malatya Şube Başkanı Latife Ulutaş, Alevilerin şiddetten uzak bir toplum olduğu üzerine vurgu yaptı.

    Devletin başlatmış olduğu çözüm sürecine de değinen Ulutaş, şunları söyledi:

    “Aleviler 72 millete aynı nazardan bakan bir öğretinin mensupları olarak, bir inancın mensupları olarak her zaman şiddetin karşısında birlik beraberliğinin, dayanışmanın ve insan hayatının ne kadar kutsal olduğunu bilen bir yerden duruyor. Hiçbir zaman Aleviler silaha, şiddete, herhangi bir şeye saldırıda bulunmadı. Bu kadar katliama uğramamıza rağmen her yerde demokrasiye inanarak, adalete inanarak böyle mücadele ettik. Elbette ki en çok bu ülkede Alevilerin ihtiyacı vardı barışa. O nedenle sürdürülen bu barışın belki çok fazla içeriğini bilmemiş olsak da sürdürülen bu barışın tam da yanındayız, tam da destekçisiyiz, tam da taraftarıyız diyelim.  Bir taraftan da yine cezaevlerinde gençlerimiz, aydınlarımız, kadınlarımız, belediye başkanlarımız tutuklanıp oraları gönderebiliyoruz. Umarım bu süreç samimi bir süreçtir.”

    “HİÇ KİMSE İLİŞKİLERİMİZİ BOZAMAZ”

    CHP Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara, Alevilerle olan ilişkilerinin kimsenin bozamayacağını belirterek şu ifadeleri kullandı:

    “İskenderun’da, Antakya’da biz gayrimüslimlerle, Alevilerle, Ermenilerle, Süryanilerle birlikte bir çatı altında yaşıyoruz. Hiç kimse bizim ilişkilerimizi, dostluklarımızı, paylaşımlarımızı bozamadı ve bundan sonra da bozamayacak. O yüzden özellikle iktidarın bu kötü, eril dili ve Alevilere olan bakışını Alevi yurttaşlarımızın özellikle ibadethaneleri ile alakalı talepleri, istekleri, cemevlerinin inanç statüsü noktasındaki haklı taleplerini, birlikte mücadele ederek ve bu mücadeleyi bu dayanışmayı örgütleyerek büyütmek istiyoruz.”

    “ALEVİLERİN SORUNUYMUŞ GİBİ GÖRÜLÜYOR”

    PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, Alevilerin sorunun sadece Alevilerden ibaret olmadığına dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Aylardır Suriye’de akrabalarımız, canlarımız katliama maruz kalıyorlar. Samandağ’da yapılan 2-3 miting dışı Adana’da, Tarsus’ta, Mersin’de yapılan etkinlikler, İstanbul’da yapılan, birçok yerde yapılan birkaç basın açıklaması dışında çok toplumsal bir tepki, yeterince ortaya koyamadık. Bu mesele Alevilerin meselesiymiş gibi algılandı. Sadece Alevi derneklerinin ve Alevilerin meselesiymiş gibi algılandı. Alevi dernekleri üzerine korkunç bir yük bindi ve sosyal medya mecralarında; Ne yapıyorsunuz ey Alevi dernekleri? Niye yatıyorsunuz, niye uyuyorsunuz görmüyor musunuz? biçiminde eleştirilere maruz kaldık.”

    “BÖLGEYE ULAŞMAK İSTEDİK, BIRAKMADILAR”

    “Uluslararası bir garantörlük içerisinde biz bölgeye ulaşmak istiyoruz dedik, yapmadılar. Asla ve asla bununla ilgili en küçük bir adım atmadılar. Avrupa Birliği delegasyonuyla görüştük, Alman büyükelçisi ile görüştük.  Avrupa Birliği delegasyonu adına bir Alman büyükelçi aynen şunu söyledi bize. Nasıl bu ülkedeki AKP hükümeti, MHP ortaklığı hangi dili kullanıyorsa, hangi tonda kullanıyorsa Avrupa Bir Birliği temsilcisi de aynı ton ve aynı dilde dedi ki: “Niye Aleviler iktidardayken yapılan katliamlara niye sessiz kaldınız?” diyerek katliamı savunan cümleler kullandı.

    “ALEVİLER ESAD ARTIĞI DEĞİL”

    Alevilere ‘Esad artığı’ denilmesine tepki gösteren Samandağ Belediye Başkanı Emrah Karaçay, “Biz kimsenin artığı değiliz. Suriye’de kesin olan tek bir şey var. ‘Aleviler Esad artığı değildir’ Aleviler rejim artığı değildir. Ama katledenler Yezit artığıdır. Bu konuda biz hep fikiriz” ifadesinde bulundu.

    ALEVİLER NE ZAMAN İKTİDAR OLDU?

    Esad rejimi döneminde Alevilerin çoğunlukta olduğu söylemlerine tepki gösteren Karaçay, savaştan en çok etkilenenlerin Aleviler olduğunu belirterek şu konuşmayı yaptı: “Suriye’de Aleviler ne zaman iktidar oldu? Hiçbir zaman. Suriye’de iktidar bloğununda en çok olumsuz etkilenen Alevilerdir. Hep böyle birinde Aleviler iktidarda. Ama gidiyorsunuz bugün bakıyorsunuz aç olan Aleviler, katledilen Aleviler, cephede en ön cepheye gönderilen öldürülen askerler yine Alevi askerler. Niçin öldüklerini bile bilmiyor Alevi askerler.

    Baas rejiminin 26 bakanının sadece birisi Alevi. Bütün sanayi, bütün iş insanları, bütün sermaye Halepli, Sünni iş insanlarındaydı Bürokrasi Şamlı Sünnilerdeydi. Askeri subay üstlerinin %85’i Sünniydi.

    Cumhurbaşkanı Alevi ama anayasada ülkenin dini İslam’dır, Sünni’dir dediği için Alevi olan Cumhurbaşkanı gidip Emevi Camisi’nde namaz kılmak zorunda. Hazreti Hüseyin’in başını alanlar Muavi’nin, Yezid’in mezarı olduğu Emevi caminin tadilatını yapmak zorunda ama sorsan Alevi iktidar, hiçbir zaman Aleviler iktidarı olmadı.”

    “HTŞ BİR TERÖR ÖRGÜTÜDÜR, BAŞKA TANIMI YOK”

    Sistemin tam tersine biz insanla insanı, Alevi’yi Alevi’yle buluşturacağız. Bizim ötekine ihtiyacımız var. Şimdi HTŞ nedir? HTŞ El Kaide’dir, HTŞ İŞİD’dir. HTŞ El Nusra’dır, HTŞ Eflak Şam’dır. HTŞ cihadist ve tekfirci bir terör örgütüdür, bunun başka bir tanımı yok. Colani’nin elini sıkan Avrupalı siyasetçilere, Türk siyasetçilere de sorsanız aynısını söylüyor ve bu kişi hala Muhammed Colani olarak ülkelerin terör listesinde duruyor. İşte bir takım elbise giydirdiler, sakalını biraz kısalttılar. Bir iki tane demokrasi söylemi hemen Ahmet ismini değiştirdiler, Ahmet Eş Şara koydular.

    “İKTİDARLA ANLAŞMA YAPMIYORUZ, TÜRKİYE HALKLARIYLA MÜZAKERE YAPIYORUZ”

    Türkiye ve PKK arasında devam eden çözüm sürecine yönelik konuşan DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, cezaevlerinde tutuklu bulunan siyasi tutsaklarına değindi. Fırat, konuşmasında şu ifadelere kullandı:

    “Şu an on binlerce insan cezaevlerinde. Selahattin Demirtaş hep dillendirilir ama sadece onun ismi bilindiği dolayı. Figen arkadaşlarından, yüzlerce, binlerce, on binlerce arkadaşımı şu an tutuklu çoğu cezaevlerinde, ziyaretlerde bulunuyorum. 30-35 sene cezaevinde olup cezalarını tamamlamalarına rağmen 3-4 kişiyi böyle bir getirip gözleme kurulundaki bir de uyduruk bir kurul oluşturmuşlar. Onun için bu meseleleri biraz empati yaparak sormamız lazım. Birbirimizi anlayabilmemiz lazım. Biz şu anki iktidarla Recep Tayyip Erdoğan’la AKP Genel Başkanı’yla bir anlaşma yapmıyoruz. Türkiye halklarıyla bir müzakere yapıyoruz. Demokratikleşme, devletle konuşuyoruz. Evet taleplerimiz var. Taleplerimiz nedir? Demokrasi Demokratikleşme, Alevilerin, Kürtlerin, Sünnilerin, Ermenilerin, Hristiyanların bütün kimliklerin özgür bir şekilde kendini ifade edebilecekleri demokratik bir anayasayı istiyoruz.

    Panel, soru-cevap şeklinde sonlandırıldı.

    PİRHA/MALATYA

  • Suriye’de kaçırılan Alevi kadın cihatçı ile zorla evlendirildi

    Suriye’de kaçırılan Alevi kadın cihatçı ile zorla evlendirildi

    PİRHA- Suriye’de Alevi genç kadın olan Mira Celal Thabat, sınava girmek için gittiği okuldan kaçırıldı. Thabat’ı kaçıran cihatçının kadın ile zorla evlendiği bilgisine ulaşıldı.

    HTŞ’ye başlı gruplar, IŞİD ve Türkiye’nin de desteklediği SMO tarafından Suriye’de Alevilere yapılan katliam sürüyor. Saldırılarda ayrıca çok sayıda kadının çeteler tarafından kaçırıldığı belirtiliyor.

    Günler önce Öğretmen Hazırlık Enstitüsü’nde sınava girmek için babasıyla evden çıkan ama sınav için okula girdikten sonra kaçırılan Mira Jalal Thabat’ın, kendisini kaçıran adam ile zorla evlendirildiği ortaya çıktı.

    Alevi genç bir kadın olan Mira Celal Thabat, 27 Nisan 2025’te kayboldu. Thabat’ın Humus’taki bir öğretmen eğitim enstitüsünde kaçırıldığı bilinmekte. IŞİD’in eski bir üyesi olduğu bilinen cihatçı ile evlendirilen kadına peçe taktırdıkları da ortaya çıktı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Suriye’nin sahil kesimlerinde 10 Alevi sivil kaçırıldı!

    Suriye’nin sahil kesimlerinde 10 Alevi sivil kaçırıldı!

    PİRHA- Suriye’de Şam iktidarına bağlı silahlı gruplar Alevi inanç önderi Salih El Mensur’u alıkoyarak, Tartus ve Lazkiye kırsalında evlerine baskın yaptıkları 10 sivili ise kaçırdı.

    Suriye’de Şam iktidarına bağlı silahlı grupların Tartus ve Lazkiye kırsalında Alevi sivillere yönelik hak ihlalleri ve zorla alıkoyma vakaları artarak devam ediyor. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), son günlerde yaşanan kaçırmalara ilişkin bilgileri paylaştı.

    TARTUS’TA 10 SİVİL KAÇIRILDI

    SOHR’un aktardığına göre, Şam rejiminin Savunma ve İçişleri bakanlıklarına bağlı silahlı gruplar, Tartus’un Direkiş ilçesine bağlı Hebabe köyüne baskın düzenledi. Çok sayıda eve zarar veren gruplar, yurttaşların eşyalarını tahrip etti. Baskın sırasında en az 10 sivil zorla alıkonularak bilinmeyen bir yere götürüldü. Kaçırılan sivillerin akıbetine ilişkin hala resmi bir bilgi yok.

    LAZKİYE KÖYLERİ ENDİŞE İÇERİSİNDE

    Benzer bir olay Lazkiye vilayetinin Ceble ilçesine bağlı İdiye köyünde yaşandı. İktidara bağlı başka bir silahlı grup, köydeki bir eve baskın düzenleyerek eşyalara zarar verdi. Baskın, köylüler arasında büyük korku ve tedirginliğe neden oldu.

    ALEVİ İNANÇ ÖNDERİ ALIKONDU

    En dikkat çekici gelişme ise dün gece Ceble kırsalındaki Ras El Eyn köyünde yaşandı. SOHR’un bildirdiğine göre, Şam rejimine bağlı bir güvenlik devriyesi, Alevi inancına mensup inanç insanı Şeyh Salih El Mensur’u evinden zorla alıkoyarak bilinmeyen bir yere götürdü.

    Devriye üyelerinin, Şeyh El Mensur’a ve ailesine hakaret ettiği, özellikle Arap kökenli kimliğini hedef alarak aşağılamaya çalıştıkları bildirildi. Silahlı grubun ailenin diğer bireylerini de kaçırma girişimi, köy halkının müdahalesiyle engellendi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Diyarbakır’da ‘Türkiye ve Suriye’de Aleviler ve Siyasal Durum’ paneli düzenlendi-VİDEO

    Diyarbakır’da ‘Türkiye ve Suriye’de Aleviler ve Siyasal Durum’ paneli düzenlendi-VİDEO

    PİRHA-PSAKD Diyarbakır Şubesi’nde ‘Türkiye ve Suriye’de Aleviler ve Siyasal Durum’ konulu panel düzenlendi. Suriye’deki katliamı durdurmak için herkesin üzerine düşen görevler olduğunu söyleyen DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, “Bugün halen Suriye’de Alevilere yönelik katliam girişimleri devam ediyorsa demek ki yeterince mücadele etmemişiz” dedi.

    PSAKD Diyarbakır Şubesi’nde ‘Türkiye ve Suriye’de Aleviler ve Siyasal Durum’ konulu panel düzenlendi. Panele konuşmacı olarak gazeteci Musa Özuğurlu, DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ve insan hakları savunucusu Cemal Coşkun katıldı.

    “ALEVİLER İNANÇLARI NEDENİYLE YOK EDİLMEYE ÇALIŞILIYOR”

    Panelden önce açılış konuşması yapan PSAKD Diyarbakır Şubesi Eşit Başkanı Ayfer Artan, “Aleviler sadece Türkiye’de değil Suriye’de de inançları nedeniyle yok edilmeye çalışılıyor. Bizim yolumuz adaletin, barışın, laikliğin ve halkların eşitliğinin yoludur” diye belirtti.

    “ALEVİLER, ÖZ DEĞERLERİNDEN UZAKLAŞTIRILMAYA ÇALIŞILIYOR”

    Egemenlerin Alevileri öz değerlerinden uzaklaştırmaya çalıştıklarını ifade eden insan hakları savunucusu Cemal Coşkun, “Aleviler cemevlerini ibadethane olarak kabul ediyor ama devlet tarafından cami, kilise, sinagog gibi inanç yeri olarak kabul edilmiyor. Alevileri öz değerlerinden uzaklaştırmak soykırım olduğunu görüp değerlendirmek gerekiyor” dedi.

    “SURİYE’DE YAPILAN KATLİAMI MEŞRULAŞTIRMA ÇABASI VAR”

    Alevilere yönelik yapılan anti-propagandanın Suriye’de yapılan katliamı meşrulaştırma çabasının bir sonucu olduğunu vurgulayan gazeteci Musa Özuğurlu, “Son dönemde Alevilere yönelik katliam gerçekleşti ve halen de bu bireysel infazlarla ya da farklı bir takım yöntemlerle devam ediyor. Şu anda Aleviler Esad’ın devrilmesinden hemen sonra bir cehennem hayatı yaşıyorlar. Çünkü Alevilerin herhangi bir şekilde bir kalkışma içerisinde olması istenmiyor. Kurumsal olarak Alevilerin dünyada bir kimliği yok ve bu kimliğin kazanılması gerekiyor. Suriye’deki yaşanan katliam geçmişte Maraş’ta, Çorum’da, Dersim’de yaşananlar gibi tekrar etmesin” diye ifade etti.

    “SURİYE’DE KATLİAM DEVAM EDİYORSA YETERİNCE MÜCADELE ETMEMİŞİZ DEMEKTİR”

    Suriye’deki katliamı durdurmak için herkesin üzerine düşen görevler olduğunu söyleyen DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, “Bizim üzerimize düşenler Suriye’de yaşananları sadece Türkiye’de değil aynı zamanda dünyaya daha fazla duyurmaktır. Katliamlar yaşandıktan sonra birçok yerde mitingler gerçekleştirildi. Ama bugün halen Suriye’de Alevilere yönelik katliam girişimleri devam ediyorsa demek ki yeterince mücadele etmemişiz. Bu ülkede yaşayan bütün Aleviler iktidarın Suriye’deki katliama sessiz kalmasına karşı ortak ses çıkarmalı, birlikte mücadele etmeli” diye konuştu.

    “İKTİDAR, SURİYE’DEKİ KATLİAMA ETKİLİ BİR TUTUM ALMADI”

    İktidarın Suriye’de yaşanan katliama karşı etkili bir tutum almadığını dile getiren CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, konuşmasının devamında şunları belirtti:

    “Bana göre devletin din meselelerini örgütleyen alandan çekilmesi lazım ve kolektif bir özgürlük olarak inanç özgürlüğünü kolaylaştıracak, engellemeyecek bir ortam yaratması lazım. Ülkedeki hakim inanç kimliği olan Sünni inancı mensup olanlar Alevi nüfusunu Anadolu’dan arındırmak için ellerinden gelen her şeyi yapmıştır. Ülkemizde yapılan Maraş, Sivas ve Çorum katliamlarıyla birlikte Alevi nüfusu ilk önce büyükşehirlere daha sonra da Avrupa’ya göç etmek zorunda kalmıştır. Ancak kırsal alanları Alevi nüfusundan ayırma projesi halen devam ediyor.”

    PİRHA/DİYARBAKIR

  • AABF heyeti, Suriye’de Alevi soykırımını NRW meclisine taşıdı

    AABF heyeti, Suriye’de Alevi soykırımını NRW meclisine taşıdı

    PİRHA- Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), Suriye’de Alevilere yönelik soykırımı Kuzey Ren-Vestfalya (NRW) Meclisi’nin gündemine taşıyarak, taleplerini paylaştı. 

    Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Genel Sekreteri Ufuk Çakır, AABF NRW Kadınlar Birliği, AABF yöneticileri ve AABF NRW Bölge temsilcilerinden oluşan bir heyet ile birlikte NRW Eyalet Meclisi’ni ziyaret edildi.

    AABF heyetini, NRW Eyalet Parlamento Başkanvekili Rainer Schmelzer ve Milletvekili Dilek Engin karşıladı. Gerçekleştirilen görüşmede, güncel toplumsal ve siyasal sorunlara ilişkin önemli başlıklar masaya yatırıldı.

    AABF heyetinin görüşmeye dair yaptığı açıklamada şu konular ön plana çıktı:

    *Suriye’deki Alevilere yönelik soykırım ve uluslararası kamuoyunun sessizliği

    *Demokrasi ve toplumsal dayanışma için diyaloğun vazgeçilmezliği

    *Aşırı sağcı akımların yükselişi ve açık toplum yapısına yönelik tehditler

    *İnternette artan ırkçı nefret söylemleri

    *Katılımcı, kapsayıcı ve çoğulcu bir toplum için verilen mücadele

    Ziyaret sırasında, Suriye’deki Alevilere yönelik soykırımını konu alan özel bir dosya eyalet meclisi başkanvekiline resmi olarak teslim edildi.

    PİRHA/ALMANYA

  • Akın Birdal: Meclis komisyon oluşturarak yol haritası çıkarmalı, barışın ortamı yaratılmalı-VİDEO

    Akın Birdal: Meclis komisyon oluşturarak yol haritası çıkarmalı, barışın ortamı yaratılmalı-VİDEO

    PİRHA- İHD Onursal Başkanı Akın Birdal, Kürt sorununun çözümü için yasal değişikliklerin yapılarak meclisin kuracağı bir komisyonla yol haritasının belirlenmesi gerektiğini söyledi. Birdal ayrıca sivil, demokratik, özgürlükçü, toplumsal mutabakatla herkesin kendi kimliği ve inancıyla özgür yaşayabileceği bir Türkiye’nin hedeflenmesi gerektiğini vurguladı.

    PKK lideri Abdullah Öcalan’ın İmralı Heyeti ile birlikte 27 Şubat’ta açıkladığı “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısının üzerinden 1 ay 28 gün geçmesine rağmen çağrının muhataplarından olan devlet ve iktidar kanadı tarafından somut bir adım atılmış değil. Çağrının yankıları devam ederken, sürecin ilerleyebilmesi için ilk adım olarak hasta tutukluların tahliyesi noktasında toplumda büyük bir beklenti söz konusu. Yine kamuoyunda sorunun çözümünü iktidarın zamana yaymadan, adım atmasının sürecin sağlıklı ilerlemesinin önünü açacağı çokça dillendiriliyor.

    Sivil, demokratik, özgürlükçü, toplumsal mutabakatla hazırlanan bir anayasayla herkesin kendi diliyle, kimliğiyle, inancıyla, kültürüyle eşit ve özgür yaşayabileceği bir Türkiye’nin hedeflenmesi gerektiğini belirten İnsan Hakları Derneği Onursal Başkanı Akın Birdal, “Ve bu isteklerin demokratik, sivil ve özgürlükçü bir anayasaya bağlı kılınması gerekiyor. Yoksa söz gelip geçer. Hakların ve özgürlüklerin gücü hukukun üstünlüğünden ve adaletten gelir” diye konuştu.

    1 EKİM: SAVAŞ TEZKERELERİ VE BARIŞ İÇİN UZATILAN EL

    Meclis’te MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin DEM Partililerle el sıkışmasıyla başlayan tartışmalara işaret eden Akın Birdal, 1 Ekim tarihinin önemine dikkat çekerek, “1 Ekim’de başlayan ve sonrasında gelen çağrı kuşkusuz şaşırtıcı ve o denli de heyecan vericiydi. Şaşırtıcı çünkü her yasama dönemi olan 1 Ekim’de bizim savaş tezkeresi diye adlandırdığımız sınır ötesi operasyonlar meclise getirildi. Kürt siyasi hareketi ve müttefiklerinin dışındaki partilen oy birliğiyle bu savaş tezkeresine oy verilirdi. Bu 1 Ekim’de tam tersi barış için uzatılan bir el ile karşılaştık. Kuşkusuz heyecan verici, şaşırtıcı. 23 Ekim’de de 44 aydır süren tecridin kapısının açılmış olması önemliydi. İmralı heyetinin gidişi ve 27 Şubat’taki çağrıyla önemli bir beklentiye karşılık verildi. Barış ve demokratik toplum çağrısı çok önemliydi. O metinde yer almayıp sonradan Sırrı Süreyya Önder’in demokratik ve hukuki zemine çekilmesi çok önemliydi. Burada demokratikleşme ve bu süreci bağlanılması isteniyordu” dedi.

    “ÇAĞRIYA KARŞILIK GÜVEN VERİCİ BİR ADIM ATILMADI”

    Çağrının muhataplarından olan devlet ve iktidar kanadı tarafından somut bir adımın atılmadığını söyleyen Akın Birdal, “Biz insan hakları savunucuları olarak bu çağrının bir defa arkasındayız. 40 yıllık bu savaşın, çatışanın tanığıyız. Barış bir haktır. İnsan haklarının ve barış hakkının herkesçe kullanılabilirliği yolunda çabalarımız, çalışmalarımız oldu. 27 Şubat’ya yapılan bu samimi, içten çağrıya ne yazık ki güven verici hiçbir karşılık verilmedi, adım atılmadı. Hakikat ve adalet arayıcıları olan Cumartesi Anneleri karanfillerini halen o barikatların üzerinden atıyorlar. Beyoğlu Kaymakamı bir telefonla bile o barikatları kaldırabilir, bu bir niyeti gösterir” diye belirtti.

    “GEÇMİŞLE YÜZLEŞMEDEN NASIL ONURLU BİR BARIŞA EVRİLEBİLİR?”

    Akın Birdal, şöyle devam etti:

    “Tecridin kapısı demokrasi ve barışa aralanmalıdır. PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın bu işin birinci muhatabı olduğundan onun konuşulabilir, mesaj verebilir ortamının yaratılması gerekir. Ne yazık ki bu henüz olmadı. Türkiye onurlu bir bir barışa evrilecekse burada konuşulabilinir, tartışabilinir, yazılabilinir ve sorgulanabilinir bir ortamı yaratmak gerekir. Sorgulamadan, geçmişle yüzleşmeden nasıl bir onurlu barışa evrilebilecek? Terörle Mücadele Yasası ve diğer antidemokratik yasalar bir defa kaldırılmalı. Herkes özgürce sözünü söylemeli. Özgürce barış istemini dile getirebilmeli.”

    ÖGRENCİLERE İŞKENCE, ALEVİ SOYKIRIMI, KENT UZLAŞISI..

    Tüm bu gelişmeler yaşanırken ‘kent uzlaşısı’ üzerinden suç üretilmesini ve  Suriye’de Alevilere yönelik soykırım saldırılarına sessiz kalınmasını eleştiren Akın Birdal, “Bir yandan böyle bir süreç işletilirken diğer yanda öğrencilerin kendi geleceklerini inşa etmek için yaptıkları demokratik, barışçıl toplantılar baskı altına alınıyor. Gözaltına alınıyor, işkence görüyor ve tutuklanıyor. Kürt sorununun demokratik barışçıl çözümü için bir süreç başlatıldığı söyleniyor öte yandan kent uzlaşısı adı altında Kürtlerin batıda da kendilerini temsil etme olanağını yaratan böyle bir zemini suç unsuru olarak soruşturmaya tabi tutuyor. Tam bir paradoks. Ezidi soykırımından sonra şimdi Alevi soykırımı var. Bu insanlığa karşı işlenen bir suçtur ve buna sessiz kalınıyor. Halkın iradesi, demokrasi, barış, adalet istiyor. Eşit ve özgür bir Türkiye inşa etmek istiyor. Ama yapılanlar ise çelişkili” diye konuştu.

    “BİR KOMİSYON VE BU KOMİSYONUN HUKUKU OLUŞTURULMALI”

    Sorunun çözümünde asıl adresin Meclis olduğunu söyleyen Akın Birdal, “TBMM’de grubu olan veya olmayan siyasi partilerden derhal bir komisyon oluşmalı ve bu komisyonun hukuku oluşturulmalı. Yol haritası bir an önce belirlenmelidir. Bu komisyon, bu süreci derhal bir hukuka bağlamalı, bir ajanda çıkarmalı ve ne zaman ne yapılacak belirlemeli. Geçmiş müzakere sürecinde böylesi bir komisyon oluşmuştu. Ama geriye dönük olarak geçmişte bu komisyonlarda yer alan insanlar suçlanıyor” şeklinde konuştu.

    “DEMOKRATİK, SİVİL VE ÖZGÜRLÜKÇÜ BİR ANAYASA”

    Akın Birdal son olarak sivil, demokratik, özgürlükçü, toplumsal mutabakatla herkesin kendi kimliği ve inancıyla özgür yaşayabileceği bir Türkiye’nin hedeflenmesi gerektiğini vurgulayarak, “Türkiye halkları barış istiyor. Herkes kendi diliyle, kimliğiyle eşit ve özgür yaşamak istiyor. Ve bu isteklerin demokratik, sivil ve özgürlükçü bir anayasaya bağlı kılınması gerekiyor. Yoksa söz gelip geçer. Hakların ve özgürlüklerin gücü hukukun üstünlüğünden ve adaletten gelir. Şimdi Türkiye’de herkes adalet arıyor. O nedenle adalete giden yollar açılmalı ve herkes kendisini özgürce ifade edebilmeli. Toplum artık yoruldu ve hep birlikte barışa evrilelim” ifadelerini kullandı.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

  • Suriye İnsan Hakları Derneği’nden, BM Güvenlik Konseyi’ne dört acil talep sunuldu!  

    Suriye İnsan Hakları Derneği’nden, BM Güvenlik Konseyi’ne dört acil talep sunuldu!  

    PİRHA – Suriye İnsan Hakları Derneği, Alevi soykırımına yönelik hazırladığı kapsamlı dilekçeyi Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’ne iletti. Acil taleplerin yer aldığı dilekçede ‘‘Suriye’nin batı ve kuzeybatısında barış gücü konuşlandırılması ve sivillerin korunması amacıyla uluslararası güvenli bölgelerin ilan edilmesi’’ vurgusu yapıldı.

    Suriye İnsan Hakları Derneği, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’ne sunulan dilekçeyi kamuoyu ile paylaştı.

    Suriye İnsan Hakları Derneği tarafından hazırlanıp BM Güvenlik Konseyi’ne resmi olarak sunulan dilekçe 14 ayrı saha raporuyla da desteklendi. Geniş kapsamlı dilekçede derneğin acil talepleri yer aldı.

    Söz konusu dilekçede, 2025 yılı başından itibaren Suriye’de başta Alevi topluluğu olmak üzere, İsmaili, Mürşidi ve Hristiyan azınlıklara karşı sistematik biçimde işlenen savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırım fiilleri ile ilgili detaylı bilgi, tanıklık ve belgeler yer alıyor.

    KATLİAMIN TÜM BELGELERİ SUNULDU!

    14 rapordan oluşan dilekçeye tanıkların aktarımıyla birlikte sahadan gelen görsel ve işitsel kayıtlar, isim ve tarih bilgisiyle belgelenmiş kurban listeleri, fail grupların ve kişilerin açık kimlik bilgileri, radikal nefret söylemleri ve dini gerekçelendirmeler, toplu mezar fotoğrafları, kadın ve çocuklara yönelik cinsel şiddet belgeleri gibi materyaller de eklendi.

    Hazırlanan dilekçede yalnızca yaşanan ihlaller değil, aynı zamanda bu suçları organize eden grupların yapısı ve işleyişi de ortaya konuldu. Suriye’nin özellikle sahil bölgeleri olan Sanobar, al-Mukhtariya, Ain al-Arus, Jableh, Baniyas, Al-Tuwaym’da yaşananlara dair ‘‘Sadece travmatik bir hafıza değil, aynı zamanda kanıtlanabilir bir suç dizisi olarak ele alınmıştır’’ denildi.

    AMERİKA ALEVİ TOPLULUĞU’NDAN DA BAŞVURU!

    Amerika Alevi topluluğunu temsil eden Alawite Association of the United States (AAUS) tarafından da aynı dilekçeyle eş zamanlı olarak BM Güvenlik Konseyi’ne başvuru yapıldı.

    AAUS Başkanı Dr. Morhaf Ibrahim imzalı dilekçede, özellikle Mart 2025’te Baniyas ve çevresinde yaşanan kitlesel infazlar, mezhepsel temizlik ve sivillere yönelik saldırıların, uluslararası hukuk kapsamında soykırım olarak tanımlandığına vurgu yapıldı. Yapılan başvuruyla birlikte BM Güvenlik Konseyi’nden acil müdahale talep edildi.

    BM Güvenlik Konseyi’ne sunulan dört acil talep ise şu şekilde sıralandı:

    ‘‘Suriye’nin batı ve kuzeybatısında barış gücü konuşlandırılması ve sivillerin korunması amacıyla uluslararası güvenli bölgelerin ilan edilmesi,

    İnsani yardım kuruluşlarının engelsiz erişimi için bağımsız yardım koridorlarının oluşturulması,

    2025 yılı başından bu yana gerçekleşen katliamlar, kadın ve çocuklara yönelik suçlar hakkında bağımsız bir uluslararası soruşturma komisyonu kurulması,

    Uluslararası ve bağımsız medya kuruluşlarının bölgeye girişinin sağlanması ve sahadaki gerçeklerin sansürsüz biçimde dünya kamuoyuna ulaştırılması.’’

    (HABER MERKEZİ)

  • Kadınlar Barış Duvarı eyleminde haykırdı: Suriyeli Alevi kadınlar yalnız değildir- VİDEO

    Kadınlar Barış Duvarı eyleminde haykırdı: Suriyeli Alevi kadınlar yalnız değildir- VİDEO

    PİRHA- Suriye İçin Kadın İnisiyatifi’nin çağrısıyla Samandağ’da buluşan kadınlar, “Suriye’de Alevi kadınlara yaşatılan, Alevi kimliğinin ve Alevi inancının inkârıdır. Katledilen, kaçırılan, cinsel şiddete uğrayan Suriyeli Alevi kadınlar yalnız değildir” dedi.

    Suriye’deki Alevi kadınlara yönelik sistematikleştirilen katliam, kaçırma ve cinsel şiddete karşı oluşturulan ‘Suriye İçin Kadın İnisiyatifi’ Hatay’ın Samandağ ilçesinde ‘Barış Duvarı’ eylemi gerçekleştirdi.

    İnisiyatifin yaptığı çağrı üzerine ülkenin dört bir yanından kadınlar, beyaz tülbentleriyle yola çıkarak Samandağ’da buluştu.

    PTT Şubesi önünde bir araya gelen kadınlar sık sık “Alevi kadınlar yalnız değildir”, “Yaşasın kadın dayanışması”, “Katil HTŞ işbirlikçi AKP”, “Jin, Jîyan, Azadî” sloganlarını attı.

    Hızır Türbesi’ne kadar yürüyüş yapan kadınlar, yaşamını yitiren kadınlar için denize reyhanları bıraktı. Ardından basın açıklaması okundu.

    “ALEVİLERE KARŞI SİSTEMLİ SOYKIRIM VAR”

    Suriye Kadın İnisiyatifi adına basın açıklamasını Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Elif Keleşo okudu. Keleşo, sözlerine Ermeni Soykırımının yıldönümü olması sebebiyle “katliamla yüzleşilsin” çağrısını yaptı.

    Suriye’de insanlığın yeni bir katliamla karşı karşıya olduğunu belirten Elif Keleşo, “8 Aralık’ta El Kaide ve IŞİD gibi cihatçı örgütlerin devamı olan HTŞ, yönetimi ele geçirir geçirmez Suriye halklarına, özellikle de Alevilere karşı sistemli bir soykırım uygulamaktadır. Bu şeriatçı yapı sadece Alevileri değil; Dürzilere, Kürtlere, Türkmenlere ve Hristiyanlara da saldırmaktadır. Suriye’de yaşanan Alevi katliamı; Koçgiri, Zilan, Dersim, Maraş, Sivas Madımak, Suruç ve Gazi katliamlarının devamından başka bir şey değildir” diye konuştu.

    “ALEVİ KADINLARA YAŞATILAN ALEVİ İNANCININ İNKARIDIR”

    Tüm savaş ortamında en çok kadınların mağdur edildiğini vurgulayan Keleşo, “Suriye’de Alevi kadınlara yaşatılan; Alevi kimliğinin ve Alevi inancının inkârıdır. Alevilerin mal ve mülklerinin talan edilmesidir. Yeni yobaz Suriye yönetiminin, yetmiş iki millete aynı nazardan bakan Alevilere tahammülü yok. Özgür, güçlü kadınlara ise hiç tahammülü yok! Alevi inancına, varlığına ve kadınlara yönelik bu organize yok ediş; yalnızca bir inancı değil, yüzyıllardır bu topraklarda yaşamış bir halkın belleğini, kültürünü ve kutsallarını da yok etmeye yöneliktir. Kadınlar kaçırılmakta, tecavüze uğramakta, işkenceyle öldürülmekte, bedenleri paramparça edilmektedir. Üstelik nasıl bir zulüm yaşadıklarını bilmiyoruz. Evlerinde diri diri yakılan hamile kadınlardan, doğmamış bebeklere uzanan bu zulüm zinciri; Maraş’ta, Dersim’de, Sivas’ta tanık olduğumuz vahşetin devamıdır” dedi.

    Keleşo, uluslararası insani kurumların, devletlerin suskun kalmasını eleştirerek, “Mevcut AKP-MHP eril zihniyeti, Colani’yi en üst düzey protokolle ağırladı. Bizim nazarımızda bu katliamın açık ortaklarıdır. Bu zulüm sadece Suriye’deki Alevi kadınlarla sınırlı değildir; Êzidî, Süryani, Hristiyan, Kürt ve Ermeni kadınlar da aynı zulmü yaşamaktadır” sözlerini kullandı.

    “ALEVİ KATLİAMINA DUR DENİLSİN”

    Hayatı çalınan ve katledilen tüm kadınlar için isyanda olduklarını söyleyen Keleşo, şu ifadeleri kullandı:
    “Suriye’de tüm halkların ve inançların eşitliğini ve özgürlüğünü esas alan demokratik bir anayasal düzenden başka çıkar yol yoktur. Birleşmiş Milletler’i ve uluslararası insan hakları örgütlerini Ortadoğu’da yaşanan bu katliama ‘dur’ demeye çağırıyoruz.

    Suriyeli Alevilerin korunması ve yardımların bölgeye ulaşması için insani yardım koridoru açılmalıdır.
    Tekrarlıyoruz; Ortadoğu’daki diğer çatışmalarda anında insani yardım koridoru açmakla övünen siyasi iktidar, bir an önce Aleviler için de aynı şeyi yapmalıdır! Siz sadece koridoru açın, biz kardeşlerimize gerekli her türlü yardımı ulaştırmaya hazırız. Bugün Suriye’de yakılan ateş söndürülmezse, o ateş yarın hepimizin yurduna düşecektir. Bunun farkındayız.”

    “GELECEK BİZ KADINLARIN ELİNDE”

    Ardından konuşan DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Ortadoğu’da kadınlar katlediliyor, buna karşı isyandayız. Bizi ayrıştırarak batı, bütün zenginliklerimizi elimizden alıyor. Suriye’de kadınların katledilmesine, kaçırılmasına rızalığımız yok. Bugünkü mücadele bütün kadınlar için onurdur. Bu mücadelemizle özgür eş yaşamı, demokrasiyi, barışı bizler tesis edeceğiz. Suriye’deki katliamın hesabı sorulmalı ve son bulmalı. Gelecek biz kadınların elinde, bizler yaşamı var edeceğiz” dedi.

    “COLANİ’Yİ BU ÜLKEDE AĞIRLAYANLARI LANETLİYORUM”

    Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz ise yaptığı konuşmada şunları söyledi:

    “Bugün Suriye’deki kız kardeşlerimiz için buradayız. Kerbela’lar hala devam ediyor. Suriye’de kadınlar Kerbela yaşıyor. Bu yüzyılda maalesef dünyanın gözünün önünde kadınlar büyük bir zulmü yaşıyor. Biz görüyoruz da bu zulmü, devlet yetkilileri görmüyor mu? Katil Colani’yi bu ülkede ağırlayanları lanetliyorum. Suriye’de 2011’den bu yana savaş sürüyor ama bedelini kadınlar ve çocuklar ödüyor. Suriye’ye demokrasi getireceğini söyleyenler kan gölüne çevirdi. Suriye’de yapılan Alevi soykırımıdır. Gönlünü barışa vermiş herkese sesleniyorum birleşe birleşe faşizm duvarını yıkacağız. Suriye’de katledilen kız kardeşlerimiz için yardım koridoru açılsın istiyoruz.”

    “HERYERDE SESİMİZİ YÜKSELTECEĞİZ”

    DEM Parti Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu da yaptığı konuşmada Alevi kadınlara dönük saldırılan bir soykırım olduğunu vurguladı. Türkoğlu “Bizler her yerde sesimizi yükselteceğiz. Birbirimizle dayanışmak zorundayız. Biz kadınların kaderi eşit, özgür bir model olmak zorunda. Bize kölevari bir yaşam dayatmak istiyorlar. Bu soykırım politikalarını biz kadınlar boşa çıkaracağız” diye kaydetti.

    “ÇETELER ELİYLE ALEVİ SOYKIRIMI YAŞANIYOR”

    DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca ise “Bugün sınırın öte yanında yaşanan Alevi soykırımına dur demek için buradayız. Başta Türkiye olmak üzere dünyada oynanan üç maymuna karşı ‘Aleviler katlediliyor’ demek için buraya geldik. 8 Aralık’tan bu yana çeteler eliyle Alevi soykırımı yaşanıyor. ‘Esad kırıntısı’ denilerek çocuklar kaçırılıp katlediliyor. Yanı başımızdaki Suriye’de Alevi katliamı durana kadar ortak mücadelemizi büyüteceğiz. Suriye’deki halkları hep birlikte yaşatacağız” diye konuştu.

    PİRHA/ HATAY

  • Samandağ’da ‘Barış Duvarı’ Eylemi-CANLI

    Samandağ’da ‘Barış Duvarı’ Eylemi-CANLI

    Suriye’de Alevi kadınlara yönelik şiddete dur demek için Samandağ’da ‘Barış Duvarı’ eylemi yapılıyor.