Etiket: ALEVİ KATLİAMLARI

  • DERSİM MALATYA HATTINDA – Kızılbaş Kürt katliamları ve Dümüklü olayı

    DERSİM MALATYA HATTINDA – Kızılbaş Kürt katliamları ve Dümüklü olayı

    Kızılbaş Kürtler’e karşı harekât ve katliam, sadece Dersim yöresiyle sınırlı değildir. Bu harekât, Sivas, Malatya, Hısnımansur (Adıyaman) ve Maraş’a kadar uzanır.

    Kör Yusuf Ziyaeddin Paşa’nın Dersim’de yaptığı Kızılbaş katliamı

    Gürcü kökenli Kör Yusuf Ziyaeddin Paşa, hac görevini yaptıktan sonra III. Selim döneminde 1785’te Keban/Maden Emini, 1797’de mirimiran olup, 1798’de vezir olarak Diyarbekir, Haleb, Erzurum ve Çıldır valiliklerinde bulunduktan sonra Sadrazam ve Serdar sıfatlarıyla Mısır seferine katıldı; II. Mahmud’un padişahlığa geçmesinden sonra 1809 tarihi itibarıyla Erzurum Valiliği ve Şark Seraskerliği (Doğu Bölgesi Ordu Komutanlığı) görevlerinde bulundu. (Bu dönemle ilgili olarak ayrıca bkz. Hasan Yüksel: Osmanlı Döneminde Keban- Ergani Madenleri 1776- 1794 Tarihli Maden Emini Defteri, Si)

    İki defada toplam dokuz yıl Sadrazamlık ve Serdarlık yapan, bir gözü sakat olduğu için Osmanlı literatüründe “Kör Yusuf Ziyaeddin Paşa“ olarak anılan bu Osmanlı yöneticisinin en uzun süre görev yaptığı bölge Kürdistan vilayetleri olmuş. Bu dönemde, aynı zamanda Şark Seraskerliği görevini de yürüttüğü için özellikle Fırat’ın batısında bulunan Kızılbaş-Kürt yoğunluklu yerleşim birimlerine askeri harekâtlar düzenlemiştir. “Hacı“ olması dolayısıyla literatürde “El-Hac“ unvanıyla da anılan Osmanlı’nın bu Şark Seraskeri; Dersim başta olmak üzere çevredeki Kızılbaş-Kürt yoğunluklu bölgelere ve aşiretlere karşı birçok askeri harekâta ve katliama girişmiştir.

    Yanında görev yapan Darendeli tarihçi Hasan İzzet Efendi, ona atfen Ziyanâme adını verdiği ve tek yazma nüshası bulunan tarihinin önemli bir bölümünde; 18. yüzyıl sonları ile 19. yüzyıl başlarında Kürdistan’daki te’dip ve tenkilleri (askeri yöntemlerle hizaya getirme ve cezalandırma) anlatmaktadır.

    Birçok Osmanlı tarihi gibi ağdalı bir Osmanlıca ile yazılan tarihten, özetle şu bilgilere ulaşıyoruz:

    * Yusuf Ziyaeddin Paşa, şer’i ilimlerde eğitim görüp kendini yetiştirdikten sonra, Kızılbaş-Kürt yoğunluklu bölgelerde çeşitli görevlere gönderiliyor.

    * Hac görevini yerine getirdikten sonra ilk iş olarak Keban-Maden Eminliği görevi sırasında Keban bölgesindeki Kızılbaş Kürtler’i tenkil ediyor. Maden bölgesindeki Karaçorlu ve Dersim’deki Şeyh Hasan adlı Kızılbaş-Kürt aşiretleri bunların başında geliyor. İşin ilginç yanı, bu aşiretleri cezalandırırken Tatar, Laz ve Lezgiler’den yararlandığı gibi Kürdistan’daki diğer Sünni Kürt aşiretlerden de yararlanmasıdır.

    Kitapta; Dersim’deki Şeyh Hasan ve diğer aşiretlerin “Kızılbaş/Rafızi Kürt“ kimliğine özellikle vurgu yapılır ve onlar “sapkınlık ve dinsizlikle, İslâmı inkâr etmekle, İslâmın yasaklarına uymamakla ve zina yapmakla“ suçlanır:

    “Taife-i merkume rafz ve ilhad ile müttesip bir ala-yı sebbab-i çariyari melahide-i bî-din-i hiyanet-şiar olduklarından, kat-i savm u salat-âsâ şerâit-i İslâmı münkir ve tarik ve ibahe-i dema ve ihlal-i zina mümeselü miherramat ve menhiyata haris ve müteallik olduklarından…“ (Bkz. M. Bayrak: Kürdoloji Belgeleri-2, Özge yay. Ank. 2004,s. 518)

    Görüldüğü gibi, buradaki suçlamalar, geçmişteki Alevi katliamlarında kullanılan Şeyhülislam fetvalarıyla aynı içeriktedir.

    Dersim’den Maraş’a kadar uzanan bir mihver üzerindeki dağlık bölgelerde yaşayan Kızılbaş-Kürt aşiretlerin te’dip ve tenkilinde kullanılan yöntem de tipik Osmanlı yöntemidir. Burada da, yakalanan Kızılbaşlar katledilmekte, evleri-barkları talan edilmekte ve ateşe verilmektedir:

    “Vezir-i Sikender (Serasker Y.Z. Paşa, MB) cibal-i merkumenin (sözkonusu dağlık bölgelerin) zir u bâlâsında (eteklerinde ve tepelerinde) bulunan mesâkin-i Ekrad-ı rafz-itiyadın (Rafızi Kürt toplulukların) taş üstünde taş koymayıp cümlesini zir ü zeber (tümünü altüst) ve esas ve bünyanından hâk ile hemvar ve beraber eylemek üzere (evleri-barklarıyla birlikte dümdüz etmek üzere) taraf taraf sevk-i leşker eyleyip (dörtbir yandan askerlerle kuşatılıp) her ne mahallede âsâr ve ebniyaları (eserleri ve binaları) var ise cümlesini ihrak ve suzan (tümünü ateşe vererek) ve bir hane terk etmeyip ( bir tek evi bile atlamayarak) esasından hadim ve viran eylediler ( kökten yıkıp viran ettiler). (Bkz. Age,s.520)

    Söz konusu Osmanlı tarihinde vurgulanan bir başka gerçek de şudur: Bu aşiretler üzerine geçmişte yapılan seferler her defasında başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu nedenle farklı bir yöntem daha izlemek gerekmektedir. Çevredeki Kürt aşiretlerine hediye eşyalar, atlar ve rütbeler verilerek -Hamidiye Alaylarında olduğu gibi- onlar, Şeyh Hasenan’lılara -Seyid Rıza’nın aşireti- karşı örgütlendiriliyor. Daha sonra aşiret reisleri, kitle halinde görüşmek üzere dönemin önemli yerleşim birimlerinden Çemişgezek’ e çağrılıyor; ancak gece hile ile yüzden fazla aşiret reisinin başları kesiliyor. Daha sonra Osmanlı ordusu Dersim içlerine yürüyerek; “kâffe-i nisvan ve sıbyanını iğtinam ve esir eyledikten sonra Mercan Boğazı üzerine hücum ve eşkıya-yı Ekrad ile eşeddi kıtal eyleyerek…“ yani çok sayıda kadını ve çocuğu İslami kurallara göre ganimet olarak aldıktan sonra, Mercan Boğazı’na saldırıya geçiyor ve burada çok sayıda Kızılbaş Kürt katlediliyor… (Bkz. Age, s. 520)

    Kuşkusuz Kızılbaş Kürtler’e karşı harekât ve katliam, sadece Dersim yöresiyle sınırlı değildir. Bu harekât, Sivas, Malatya, Hısnımansur (Adıyaman) ve Maraş’a kadar uzanır.

    Kürt tarihinde, bugün kadar daha çok mirliklere karşı yürütülen harekâtlar üzerinde durulmuş, ancak aynı döneme rastlayan ve daha çok Fırat’ın batısındaki Kızılbaş-Kürt aşiretler üzerinde yoğunlaşan bu harekâtlar ve katliamlar üzerinde durulmamıştır.

    19. yüzyıl ortalarında Malatya/ Arga’da (Akçadağ) Alevi Katliamı

    Zorunlu olarak Batılılaşmaya yönelen III. Selim, II. Mahmud ve ardıllarının dönemleri, Batılı gezginlerin de Anadolu’ya yöneldikleri ve dönemin toplumsal olaylarını çok sayıda seyahatname ile bilince çıkardıkları bir dönemdir. Bu yönelişte, Batılıların Doğu’yu yeniden keşfetme ve Doğu’ya açılma düşünceleri önemli rol oynamaktadır. Osmanlı yönetimi, Alman generalleri Moltke ve Müllbach gibi şahsiyetleri orduda müşavir- subay olarak görevlendirirken; yeni hukuki düzenlemelerle Batılıların Osmanlı memleketlerindeki yandaşlarını sahiplenmelerinin ve buralarda faaliyette bulunmalarının da yolu açılmıştır.

    Adı geçen müşavir-subayların görev yaptığı 1835-39 döneminde Çerkez kökenli dindar Osmanlı komutanı Hafız Paşa’nın yönetimindeki Osmanlı ordusu bir yandan Mısır Valisi İbrahim Paşa’ya karşı savaşıp yenilirken; bir yandan da İçtoroslar bölgesindeki Kızılbaş Kürt aşiretlerini hizaya getirmeye çalışıyor, başka bir deyişle yenilginin bedelini onlara ödetiyordu.

    Bu aşamada, olayların doğrudan tanıklığını yapıp eserine yansıtanlardan biri Alman generali Moltke, diğeriyse Fransız gezgin Poujoulat’dır. Özellikle Poujoulat, İçtoroslar’da yer alan Malatya ve çevresindeki Kızılbaş katliamı konusunda son derece ilginç gözlemler ve anekdotlar sunar bize. İşte, bunlardan yalnızca biri:

    “Arga’dan (Akçadağ) elli adım ötedeki Laca Dağı’nın eteğinde dörtbin kişilik bir (Kızılbaş) Kürt kabilesi ve çeşitli yaşlarda Kürt kadınları vardı. Çadır yapacak bir parça kumaşları yoktu ve yakıcı güneşin altındaydılar. Güneş ışınlarından yüzlerini tozla gizliyorlardı. Çoğunluğu kadın ve çocuk olan bu insanlar, çıplak ve çullar içindeydiler. Yüzlerinde acı bir umutsuzluk vardı, göğüslerinden ağır iniltiler yükseliyordu; kadınların ağlamaları ve ağıtları, çocukların çığlıkları yürek paralayıcıydı. Bu dörtbin (Kızılbaş) Kürt, acı durumlarıyla bana cehennem azabını hatırlatıyordu. Bu insanlar burada altı gün kaldılar, sadece çok az olan ekmekten yediler ve yakındaki bir çaydan su içtiler. İlk üç gün içinde 20 süt bebeği öldü. Bazı annelerin sütü bile yoktu. Üzgün analar ölen çocuklarını bırakmadılar. Öldüklerine inanmayarak, hissiz elleriyle çocuklarını kucakladılar. (…) Esir Kürtler, Hafız Paşa’nın, kendilerinin Malatya veya imparatorluğun diğer bölgelerine gönderilmesiyle ilgili emrini bekliyorlardı. Kürtlerin bir bölümü, onun Paşalık bölgesine yerleştirilmişti. Pek çok Kürt yolda açlıktan ve yorgunluktan öldü, geriye kalanları da köle yaşamı bekliyordu. Her yerde yıkılmış ve dağılmış köyler, ekilmemiş tarlalar görülüyordu. Yanmış–yakılmış ekin sapları, Kürdistan’daki büyük açlığı göstermektedir. Ovalar, kendilerini katliamdan koruyamamış Kürt ölüleriyle doludur.“ (Bkz. M. Bayrak: İçtoroslar’da Alevi- Kürt Aşiretler, Özge yay. Ank. 2007,s. 130)

    Osmanlı tarihçilerine göre çok daha nesnel olan Poujoulat, bölgedeki Kızılbaş Kürtlerin ve onların yöneticilerinin, bütün işkencelere kahramanca karşı koyduklarını ve Osmanlı safında savaşan hain Kürt önderlerine nefretle yaklaştıklarını vurgulamaktan da kendisini alamaz ve buna, gerçekten insanın tüylerini diken-diken eden kimi örnekler verir.

    Hafız Paşa’nın bölgede Kürtlere yaptığı zulüm, Batı literatüründe öylesine bir yankı bulur ki, olaydan 60 yıl sonra 1899 yılında bile Lördagen adlı bir İsveç dergisine konu olur. Yazıda; bölgedeki kitlesel katliamın yanısıra “Hafız Paşa’nın genç bir Kürt liderine reva gördüğü zulüm, işkence ve baskıya rağmen Kürd’ün ağzından hiçbir itiraf ve pişmanlık sözü alamadığından, onu öldürmesi“ anlatılıyor. (Bkz. Rohat Alakom: İsveç’in En Eski Gazetesinde Rewandûz Mîri’nin Sonu, Kürt Tarihi dergisi, Sayı:6/ 2013).

    19. yüzyıl sonlarında Akçadağ/ Kürecik’te Alevi Katliamı

    19. yüzyıl sonlarına doğru önemli bir Kızılbaş katliamı da Akçadağ/Kürecik’e bağlı Dümüklü köyünde gerçekleşir. Yakın bir dönemde olmasına rağmen yeterince bilince çıkmayan bu katliam, birçok yönüyle 20. yüzyıl katliamları konusunda ipuçları verir.

    Sözlü kaynaklara dayanarak, bu katliam hakkında başlıca bilgileri veren, aynı yöre insanlarından Nedim Şahhüseyinoğlu olur. Yazar, üstte özetle anlatmaya çalıştığımız toplumsal koşullara uygun olarak, 1895’te ortaya çıkan Dümüklü Ali olayını şöyle gerekçelendirir:

    “Akçadağ’ın Kürne-Kürecik Aşiretleri, yüzyıllardan beri iç ayaklanmalar gerekçe gösterilerek baskına uğramışlar, evleri yağmalanmış, erkekleri öldürülmüş. Kadınlar dul, çocuklar öksüz ve evsiz kalmışlar. Devlete, ağa ve beylere güvenleri kalmamış. Yeni kurtarıcı aramışlar… Aradıkları ve bekledikleri kurtarıcının doğaüstü gücü olmalıdır… Osmanlı yönetiminin ve ağaların, beylerin, eşkiyanın hakkından gelmelidir. Adaleti sağlamalıdır. Evet Mehdi olmalıdır. (…) Dümüklü Olayı böyle bir ortamın ürünüdür.“ (N. Şahhüseyinoğlu: Kürecik, Ank. 1993,s. 63)

    Sözlü kaynakların aktardığı ve Osmanlı resmi belgelerine geçen Dümüklü Olayı’na geçmeden birkaç hususun altını çizmemiz gerekiyor.

    Bir kez, bu yüzyılda Dersim’in Mazgirt bölgesindeki Babamansur (Bamasor) Ocağı’ndan kopup, Kangal’ın Mescid köyüne yerleşen ve birçok yönüyle Kızılbaş pirlerinden ve Bektaşi babalarından ayrışarak “Hakikatçı Alevilik Akımı“na öncülük eden pirler vardır.

    Alevilik yorumundan kaynaklı ve işleyişteki çelişkilere tepki olarak ortaya çıkan ve Kangal bölgesindeki yandaşlarının arasına yerleşen bu pirler, kurucusunun takma ismine atfen “Araboğlu“ ismiyle bir de ocak kurarlar. Bu Ocak, günümüz literatürüne şöyle yansıyacaktır:

    “Kalê Mansur Ocağı’ndan ayrılmış küçük bir ocaktır. Sivas’ın Kangal ilçesine yerleşen Araboğlu (Şıx Süleyman ve kardeşi Veyis MB), burada kendi ocağını kurar. Ocağın merkezi Kangal’ın Mescid köyüdür. Ocağın kuruluş tarihi hakkında net bir bilgi yoktur (Biz kuruluş tarihinin 19. yüzyılın ilk yarısına rastladığını düşünüyoruz MB)

    Araboğlu, mülkiyetin ortak olmasını ve sınırların kaldırılmasını savunarak, Dersim’deki Kalê Mansur Ocağı’ndan kopmuştur. Kendisini, Kalê Mansur’un (Baba Mansur’un MB) devamcısı olarak kabul etmiştir. Araboğlu, Osmanlı saldırılarına uğramış ve Kangal’da zindana atılmıştır. Yazmış olduğu kitaplar Osmanlılar tarafından yakılmıştır.

    Kangal ilçesinin sınırları içerisinde bulunan birkaç Kürt Alevi köyü bu ocağın talipleridir. Ocağın pirleri, halk içinde Kurmanci ve Zazaki cemler düzenlerler. Araboğlu Ocağı, Hacı Bektaş Dergâhı ile ilişkilenmemiş, bağımsız kalarak, Hacı Bektaş Dergâhı’na karşı çıkmıştır.“ (Bkz. Komisyon: Kürt Alevi Ocakları, Zülfikar Dergisi, Sayı:24/ 1998. Daha önce, 1997’de yayımlanan Alevilik ve Kürtler konulu çalışmamızda bu Ocağın pirleriyle ilgili üç misyoner raporu yayımladığımız gibi; Alevilik- Kürdoloji- Türkoloji Yazıları konulu çalışmamızda da, bu Ocağın İçtoroslar’daki Hakikatçı Aleviliğe yansımasına ilişkin geniş bilgi vermiştik, Özge yay. Ank. 2009, s.199- 225).

    Mazdekçilik’ten “Hakikatçı Aleviliğe“ Giden Yol…

    Mazdekçiliğin devamı olarak nitelendirebileceğimiz bu Kızılbaşlık akımı, toplumsal mülkiyeti ve kadın-erkek eşitliğini savunmaktadır. Bu özelliklerinden dolayı Batılı gezginlerin ve misyonerlerin dikkatlerini çekmiş; savundukları görüşler yöre egemenlerinin tepkisini topladığı gibi, Osmanlı gizli raporlarına da konu olmuştur. (Batılı gezgin ve misyonerlerin, konuya ilişkin kimi mektupları konusunda bkz. M. Bayrak: Alevilik ve Kürtler, Özge yay. Ank. 1997, s. 314-316, 320-322)

    16 Ocak 1899 tarihli bir gizli raporda; “Dersim ve Akçadağ ve Erguvan ve Hasançelebi ve kısmen Hekimhan’da bulunan Alevilerin Protestanlığa eğilimli oldukları“ bildirilir ve önlem alınması istenir.(Bkz. Erdal Açıkses: Amerikalılar’ın Harput’taki Misyonerlik Faaliyetleri, TTK yay. Ank. 2003,s. 136, 278)

    Hakikatçı Alevilik Akımı’na öncülük eden Şıx Süleyman ve Seyid Veyis gibi hakikatçı pirler, zaman zaman tutuklanmış ve daha sonra Sarız yöresine sürgün edilmiş veya yakınlarının yanına gitmişlerdir. Dolayısıyla bu akım; özellikle Sivas/ Kangal’dan başlayarak Malatya/ Akçadağ, Maraş/ Elbistan, Afşin ve Kayseri/ Sarız yörelerinde önemli bir kitle kazanmıştır. (Bu hakikatçı pirlerin yaşam serüveni ve felsefesi konusunda bkz. Mamo Baran: Koçgiri/ Güneybatı Dersim, Tohum yay. Ank. 2002,s. 106-119)

    Bu hakikatçı pirler üstüne yöre ozanları veya kendi çocuklarınca birçok deyiş söylendiğine tanık oluyoruz. Mamo Baran’ın üstteki eseriyle Süleyman Çiltaş’ın çeşitli romanlarında bu türden örnekler bulunduğu gibi, özel arşivimizde de Şıx Süleyman’ın torununun torunu Süleyman Metin’den alınmış bazı Türkçe ve Kürtçe deyişler bulunmaktadır.

    Dümüklü Ali Baba ve Yârenlerinin Katli (1895)

    Dümüklü Ali Baba bir Alevi aydınıdır. Mescid’li Hakikatçı Pirleri tutuklatıp, sürgüne yollayan sivil ve resmi çevreler, Dümüklü Ali’den yola çıkarak yeni bir katliama imza atmışlardır. Şimdi, sözlü kaynaklardan yansıyan Dümüklü Ali Olayı’nı birlikte izleyelim:

    “Dümüklü köyünde Ali’nin 100’e yakın koyunu var. Onlarla uğraşır. Gece-gündüz altlarını temizler, suyunu ve yemini eksik etmez. Can incitmez. Suskun, azıcık da dua, deyiş bilmektedir. Dinsel inançlarına sıkı sıkıya bağlıdır. Halkın istem boşluğunu doldurmaya çalışır. Adı (Ermiş)e çıkar. Yıl 1895.

    Elbistan ilçesinin Kantarma köyünden Hamza adında biri askerdir. Yıllar önce askere alınmış, Yemen’e gönderilmiş. Sıcaklık, açlık ve hastalıklar ortalığı kavurmaktadır. Yıllar geçmiş, kendisinden haber alınmaz. Yemen’den kaçıp gelmek ister, ama gözlerinde fer, dizlerinde derman kalmamıştır. Dahası yol-yordam bilmemektedir.

    Düşünür, kaçış yollarını arar. Bu arayış içindeyken, Akçadağ’ın Dümüklü köyünün Mordoğan kabilesinden Ali (Kürtçe: Ali Tumkî MB) gözüne görünür. Ali, Hamza’nın kolundan tutar, eğitim alanının dışına çıkarır, (Sana izin, evine git!) der. Kendine güveni olmayan Hamza, (bu neyin nesidir?) diye düşünür. Güç gelir kendisine. Çantasını kaptığı gibi düşer yollara. Gören olmaz, soran olmaz. Memleketin yolu kendiliğinden açılır. Güçlüklerle karşılaşmadan, soyulmadan, sıkıntı çekmeden Yemen’den Elbistan’a, oradan kendi köyüne varır. Hamza’nın yaşamından umudu kesilen ailesi ve komşuları şaşırırlar; kucaklaşır, hal-hatır sorarlar. Hamza, olup-bitenleri anlatır. Zaman geçer. (Dümüklü neresidir?) diye sorar ve Dümüklü Ali’nin evine varır. Götürdüğü armağanları sunar Ali’ye. Başından geçenleri, yardımlarını anlatır bir bir…

    Aradan aylar geçer. Bir gün Hamza, arkadaşlarıyla birlikte hayvanla Malatya’ya gelir. Köyüne dönerken Kürecik’in Karahan Gediği’nde eşkıyalarca yolları kesilir ve soyulurlar. Eşyaları, paraları ve hayvanları götürülür. Perişanlık içindedir. Hamza’nın aklına, kendisini Yemen’de kurtaran Ali gelir. Arkadaşlarıyla birlikte Dümüklü köyüne varır, Ali’nin evine giderler. Hamza, (Beni Yemen’de kurtaran sensin. Ya Ali, sen bu soyguncuları da bilirsin, sana her şey görünür) derler. Dümüklü Ali, kükremektedir. (Ben nasıl her şeyi bilirim?) deyince, Hamza ve arkadaşları (Sen Hz. Ali’sin, Sen Mehd-i Resul’sun, Hızır Aleyhisselam’sın. Her şeyi bilirsin. N’olur, perişanız, hayvanlarımızı, eşyamızı ve paramızı kurtar) diye yalvarırlar.

    Ali, (Ben kim, Hz. Ali kim!) derse de, bir defa Hamza ve arkadaşları inanmışlar ona…Yemen’de kolundan tutup yola koyan Ali’nin kendisi değil miydi? Yalvarırlar Ali’ye. Kapısının eşiğine yüz sürerler. Kapının önünde birikmiş su göletlerinin içine uzanırlar. Hamza’nın yalvarıp-yakarmalarına, ağıtına dayanamayan Ali, Hamza’nın kolundan tutar ve sudan çıkarır.

    Eşkıyalar ise götürdükleri malları evlerine sokmaya çalışırlar. Hayvanlar da, eşyalar da bir türlü içeri girmez. Gayıptan, (Malı geri ver, Ali’den duanı al) sesleri duyulur. Eşkıyalara merhamet gelmiştir. Malları, hayvanları alıp Dümüklü Ali’nin evine getirirler. Suçlarının bağışlanmasını dilerler. Ali’den dua almak isterler. Olanlar yörede yayılmıştır. Ali’nin evi dergâhtır artık. Arı kovanı gibi insanlar gelip gitmektedir. Bundan böyle Osmanlıların ve eşkıyanın gücü yöreye yetmeyecektir. Kurtulmuş olacaklar, çünkü Şeyh Ali, her şeyi bilmektedir.

    Şeyh Ali’nin adı yayıldıkça yayılır. Osmanlı yönetimine kadar duyulur. Çünkü ihbarlar yapılmaktadır. Osmanlı’nın askerleri, Şeyh Ali’nin evini sararlar; ev yakılır, yok olur. Ali ise güvercin olup uçmuştur göklere… Yakılan evin yerinde şilan denilen kuşkonmaz yeşerir…

    Dümüklü Ali’nin ermişliği ve ünü yaygınlaşır, yörenin köylerine ve halkına umut olur. İnananların sayısı ikibinlere varır. Evlerinde nesi varsa Şeyh Ali’nin evine taşırlar. Kazanlar kurulur, pişirilir aşlar… Çalışmalar, kazanlar ve kazançlar, tüketim ortaklaşadır. Ayrısı, gayrısı yoktur. Namustan başka herşeyleri ortaklaşadır…

    Şeyh Ali’nin her sözü yasadır, fermandır. (Altın, süs eşyası, para ve mal taşımaları yasaklanır. Putlara tapılmaz. Bunları evlerinde ve üstlerinde bulunduranlar, saklayanlar, taşıyanlar günah işler… Böyleleri Ehlibeyt’i sevmiş olamazlar) buyruğunu verir. (…)

    Şeyh Ali, tarikatların ve tasavvufun kurallarını örnek alır. Kendi aralarında iş bölümü yaparlar. Kimi kapıcı, temizlikçi, aşçı, sucu, ayakkabıcı, kasap, gözcü ve zakir olur. Kimi başka görevler üstlenir…“ (N. Şahhüseyinoğlu: Age, s. 64-65)

    Görüldüğü gibi, geçmişte şark sosyalizmi, Mazdekçi komünizm ve ortaçağ sosyalizmi olarak adlandırılan bir düşünce sistemi ve uygulamasıyla karşı karşıyayız. Bu, Hakikatçı Pirlerin de öngördüğü bir düzendir.

    Öte yandan, tarihten beri haksızlığa uğrayanın, hakkı yenenin, ezilen-horlanan ve zulme uğrayan mazlum toplulukların bir “kurtarıcı“ özlemi vardır. Alevilikte, 12’nci İmam Muhammed Mehdi’nin kayıplara karışıp, bir gün kurtarıcı olarak ortaya çıkacağı anlayışı, böylesi bir inancın ve tasarımlamanın sonucudur.

    Bu örnekte de görüldüğü gibi, bir köy ölçeğinde de olsa, bir komünal düzenin kurulması söz konusudur. Zaten tanrısal gücü insanda gören bu inanç, kurtarıcı misyonunu Ali Tumkî’ ye vermiştir…

    Buna karşılık, yöredeki Sünni köyler boş durmamakta ve Osmanlı makamlarına ihbarlar yağdırmaktadırlar. Özellikle Sünni inançlı komşu Yalınkaya ve Sarıhacı köyleri bu işin önünü çekmektedirler.

    Mehmet Bayrak

  • CHP’li Altıok: Sivas Katliamı davası biz bitti demeden bitmeyecek!

    CHP’li Altıok: Sivas Katliamı davası biz bitti demeden bitmeyecek!

    CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Zeynep Altıok Akatlı 21 Şubat’a ertelenen Sivas Katliamı Davası ile ilgili açıklamalarda bulundu.

    Akatlı, “Sivas Katliamı davası 21 Şubat’a ertelendi. Toplumun tüm vicdanlı insanlarını bu davaya sahip çıkmaya davet ediyorum. Bu dava biz bitti demeden; gerçek suçlular yargı önüne gelmeden bitmez, bitmeyecek!” dedi.

    İnsanlığa karşı suç işleyenlerin iktidarlar tarafından ödüllendirildiğini savunan Akatlı, “Ülkemizin insanlığa karşı işlenen suç listesi hayli kalabalık. Neredeyse tamamı adaletsiz bırakılan bu davaların çoğu zaman aşımına uğratıldı. Suçu işleyenler halkın vicdanlarında tutuklu kaldı ancak mahkemelerce haklarında takipsizlik kararları verildi. Hatta siyasi iktidarlar tarafından ödüllendirildiler” ifadelerini kullandı.

    Sivas Katliamı gibi pek çok davanın zaman aşımına uğratıldığını hatırlatan Akatlı’nın açıklaması şu şekilde:

    Zaman aşımı, genellikle kanunun belirttiği şartlarda belirtilen sürenin geçmesi üzerine bir yükümlülükten kurtulmak hali olarak tanımlanmaktadır. Türkiye’de insanlığa karşı işlenen suçların tanımı TCK’nın 77. Maddesinin birinci fıkrasında tanımlanmış ve aynı maddenin dördüncü fıkrasında “bu suçlar karşısında zaman aşımı işlemez” denmiştir.

    Ancak yürürlük maddesi olan 344. Maddesinde ise kanun hükümlerinin 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe gireceği ifadesinin yer alması geçmişte işlenen insanlığa karşı suçların üzerine sünger çekmekte. Ülkemizin insanlığa karşı işlenen suç listesi hayli kalabalık.

    Neredeyse tamamı adaletsiz bırakılan bu davaların çoğu zaman aşımına uğratıldı. Suçu işleyenler halkın vicdanlarında tutuklu kaldı ancak mahkemelerce haklarında takipsizlik kararları verildi. Hatta siyasi iktidarlar tarafından ödüllendirildiler.

    Size günümüze kadar zaman aşımına uğrayan bazı önemli davalardan örnekler vermek istiyorum. 16 Mart 1978 Beyazıt Katliamı davası. 16 Mart 1978 günü okullarından çıkan ilerici, devrimci öğrencilerin bulunduğu alanda bomba patlatıldı. O katliamda 7 genç öldürüldü, 35’den fazla genç yaralandı. 30. yılında zaman aşımına uğratıldı.

    Abdi İpekçi cinayeti. 1 Şubat 1979’da öldürülen Abdi İpekçi cinayeti 2009 yılında zaman aşımına uğratıldı. Katilleri serbest.

    Kemal Türkler cinayeti. 22 Temmuz 1980’de evinin önünde vurularak öldürülen Kemal Türkler davası 2010 yılında davası zaman aşımına uğratıldı. Sivas Katliamı. 2 Temmuz 1993’te 33 aydın Sivas’ta vahşice katledildi. 2012 yılında dava zaman aşımına uğradı.

    Dönemin başbakanı bugünün başkanlık sevdalısı tarafından “Hayırlı olsun” ifadeleriyle katillere muştulandı. 2014 yılında Yargıtay tarafından onandı. Siyasi islam ideolojisinin Orta Çağ anlayışı ile vahşice öldürdüğü aydınlarımızın öldürüldüğü katliam duruşmada açıkça insanlık suçu olarak tanımlandığı halde gerekçeli kararda insanlık suçu olarak tanımlanmadı.

    Bugün firari sanıklar üzerinden devam eden diğer davanın duruşmasından geldik. 23 yıllık adalet mücadelemizde davamızın her adımı başka bir skandala tanıklık etmiştir. Geldiğimiz son noktada Sivas Katliamı Davası’nın zaman aşımı kararını veren mahkemenin hakimi bugün Gülen Cemaati üyeliği suçlaması ile tutuklu.

    Davanın savcısı ise Yargıtay hakimi. AKP-cemaat koalisyonunun yargıdaki milli mutabakat yılları açısından ibretlik bir örnek…

    Öte yandan gerçek suçluları aklama derdinde olanlar tarafından dün Ergenekon çuvalına atılmak istenen davamız bugün “cemaat işi” olduğu iddiasıyla yine en iyi malzeme. Siyasi islam ideolojisine doğrudan dahil olan Deniz Feneri ve Sivas Katliamı davaları 14 yıllık AKP iktidarının suçluları koruma çabasının açık örneklerindendir.

    Tüm hak ihlalleri ve insanlık suçları ile ilgili davalarda olduğu gibi Sivas Katliamı davası savunuculuğunu üstlenen bu memleketin aydınlık yüzlü, onurlu, erdemli avukatlarının derneği Çağdaş Hukukçular Derneği ise KHK kapsamında kapatıldı, kapısına mühür vuruldu, avukatlar karga tulumba coplanarak gözaltına alındı.

    Neden? Nedeni belirsiz… Fethullah Gülen olabilir, PKK olabilir, DHKPC olabilir, IŞİD olabilir, hermafroduit kokteyl bir örgüt olabilir. Belirsiz. İçişleri Bakanlığı öyle uygun gördü kapatıldı.

    Var mı haklarında mahkeme kararı? Yok.

    Bu derneğin tüzel kişiliği ceza almış mı? Hayır.

    Kim en son bu insanları yargılamış?

    Bir kumpas soruşturması sonrası ÇHD ile hesaplaşmayı Gülen’in bıraktığı yerden iktidar sürdürüyor…

    Nasıl ki Yahudi Soykırımı’nın sanıkları bugün bile yargılanıyorsa insanlık suçlarının tüm sanıkları için de aynı durum geçerlidir. Sadece bir kaç örneğini verdiğim bu katliamlar ve faili meçhul siyasi cinayetler insanlığın onurunu, haysiyetini ayaklar altına alan utanç verici cinayetlerdir ve hepsi cezasızlıkla ödüllendirildi.

    12 Eylül’de Mamak Cezaevi’nde gerçekleştirilen işkenceler, işkence suçları ve tüm cinayetler örtbas edildi. 7 Kasım 1980’de Mamak’ta işkencede öldürülen İlhan Erdost’un katilleri 28 Eylül 2016 günü Mamak Davası zaman aşımı nedeniyle takipsizlikle kapatılarak ödüllendiriliyor.

    İnsanlığa karşı işlenmiş tüm bu suçlarda 30 yılı bulan hukuk mücadelelerinin tarihi, zaman aşımı kılıfı ile cezasızlık tarihine döndü.

    Geçmişimizden, açılarımızdan hiç ders almayarak yine sonu belirsiz bir karanlığa doğru sürükleniyoruz. Demokrasimize ve Meclis’imize yönelik 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası silahlanma çağrıları hiç olmadığı kadar arttı. Ülkenin en üst kademesinde birlik ve beraberlikten dem vuran yöneticiler toplumu katman katman ayrıştıran, düşmanlık ve kin ekip şiddet biçen, kaostan ve kötülükten beslenenler toplumsal sorumluluklarını unuturcasına üst üste açıklamalar yapıyor.

    Sorumsuzca halkı muhbirliğe teşvik edenler 23 yıl önce Aziz Nesin tarafından rencide edildiklerini iddia eden vahşilerin “tahrik olma özgürlüğü”nü koruyan, kutsayan “hayırlı” bulanlardır. Cumhurbaşkanı’nın söylemlerinden güç alanlar kendilerine infaz memurluğunu görev biçiyor.

    Gezi direnişinde yitirdiğimiz Hasan Ferit Gedik davası sanığı Saffet Okumuş savunmasında ” Eğer terör örgütleri insanlar üzerinde baskı kurarsa insanlar da polislerin yetişemediği yerde anayasal hakkını kullanır ve mermiyi çakar” diyebilme gücünü “kindar dindar nesil” yetiştirenlerden almıştır.
    İzmir’de bir polis kameraların önünde protesto yürüyüşü gerçekleştiren bir grup gencin gözaltına alınması için halka çağrıda bulundu. Gençleri sokak ortasında “PKK’lı bunlar, polise yardımcı olun” diyerek resmen galeyana gelebilecek kitlelerin önüne attı. Bu kabul edilemez. Halk aynı anda hakimse, savcıysa, polisse eğer soruyorum size: Devlet ne işe yarar?

    “Fethullah Hoca Efendi son bin yılın en büyük Türk büyüğüdür” demiş olan AKP izmir Milletvekili Hüseyin Kocabıyık twitter hesabından resmen katliam çağrısı anlamına gelecek skandal bir paylaşımda bulundu. Kocabıyık aynen şu ifadeleri kullandı: “Devlet büyüklerine bir suikast halinde millet cezaevlerini basacak ve tüm ‘fetöcü’leri ve PKK’lıları asacak. Halk arasında konuşulan bu.” Bu alenen meşrulaştırmadır. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası İnsan hakları Komisyonu üyesi Mehmet Metiner’in “O gün ben de olsam tekme tokat girerdim” sözleri gibi hukuku yok sayan, topumu kendi adaletini aramaya teşvik eden açıklamalar skandal niteliğindedir ve adeta yeni katliamlara, linç girişimlerine açık çağrı gibidir.

    Hukuk devletinin ortadan kalktığı, Anayasa’nın askıya alındığı, OHAL KHK’ları ile ülke yönetildiği göz önünde bulundurulursa; Sayın Kocabıyık’ın, Metiner’in ifadelerinin bir iç tutarlılığı var aslında. Demokrasinin, özgürlüklerin ve insan haklarının bizzat iktidar partisi tarafından yok edildiği bu dönemde halka “cezaevlerini basın ve mahkumları öldürün” anlamına gelebilecek böylesi korkunç bir çağrıyı yapmak da ancak iktidar partisi mensubu bir milletvekiline yakışır.

    Türkiye’de sanki bir cumhuriyet yokmuş gibi, bu cumhuriyet 78 milyonun cumhuriyeti değilmiş gibi milyonlarca insana çağrı yaparcasına Sn. Genel başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun adını ağzına almaya cüret ederek “iç savaş” anlamına gelecek gazete yazısına imza atan da başka bir iktidar partisi milletvekili. 23 yıl önce Sivas katliamı sırasında “gazanız mubarek olsun” diyen bugün Saadet partisi Genel Başkanı olan Temel Karamollaoğlu’nun milletvekilliği ile ödüllendirilişi gibi Sivas davası sanık avukatlarının ve nicelerinin bakanlık, milletvekilliği, HSYK üyeliği gibi makamlarla ödüllendirildiği gelenek yine iş başında.

    Ağızdan çıkan sözün nereye, nasıl gideceğini hesaplayamamak ya sorumsuzluk ya da saf kötülüktür. Esnafa, muhtara, gence, yaşlıya kolluk vazifesi vermek kaosu tetiklemekten başka işe yaramaz. Kişi suçluysa bile suçu yargının değil mağdurun vermesi gerektiğini ifade etmek şeriat hukukunu uygulayalım demektir. Toplumu cinayetlere, katliamlara, iç savaşa sürükleyecek; kardeşi kardeşe, komşuyu komşuya öldürtecek açıklamalar yapmanın gideceği yer paramparça edilmiş bir ülkedir. Geçmişteki katliamlar, cinayetler, bunların davaları önümüzde duruyor.

    Utanç tarihimiz olarak anıyor, verilen her zaman aşımı kararlarından bugün daha fazla utanıyor ve endişe ediyoruz. Unutulmaması gerekir ki insanlığa karşı işlenmiş suçlar zaman aşımına uğramaz.

    İşkencenin, katliamın, kıyımın er geç adalet önünde hesabı sorulur. Barış içinde bir arada kardeşçe yaşamın güvencesi hukuk devletidir. Yapmamız gereken demokrasiye, özgürlüklere ve insan haklarına daha fazla sarılarak hukuk devletini güçlendirmektir.Katliam çağrıcılığı arkasından rejim değiştirmeye heveslenmek değil…

    Sivas Katliamı davası 21 Şubat’a ertelendi. Toplumun tüm vicdanlı insanlarını bu davaya sahip çıkmaya davet ediyorum. Bu dava biz bitti demeden; gerçek suçlular yargı önüne gelmeden bitmez, bitmeyecek!

  • Fazlullah Hurufi -1340

    Fazlullah Hurufi -1340

    Yaşadığı dönemde çevresini oldukça etkilemiş ve komşu hükümdarlarca kovuşturmadan kurtulamamış önemli bir bilgindir Fazlullah. Ne yazık ki etkili olduğu dönemlerde ve sonrasında onun takipçileri Fazlullah tarikatı dışında bu öğretiyi başka tarikatlar içinde yaymışlardır. Onun öğretilerini içeren Hurufilik Anadoluda etkili olduğu kadar daha çok Orta Asya ve Azerbaycan çevresinde gelişim göstermiştir. Fazlullah Hurufi’nin kurduğu Hurufilik ne yazık ki kovuşturmalardan, baskıdan kendisini kurtaramamış, onun sürdürücüleri Bektaşi öğretisi içinde kendilerini daha kolay ifade ederek bu öğretiyi sürdürme yolunu bulmuşlardır.

    İnanç ve kültür tarihimiz açsından önemli bir yer tutan Hurufi öğreticisinin kurucusu olan Fazlullah Hurufi, 1339-40 yılında Hazar Denizinin güneydoğusunda bulunan Esrerabat şehrinde dünyaya gelmiş, 1394 yılında 56 yaşında düşüncelerinden dolayı idam edilmiştir. Asıl adı Fazlullah Naim Tabrizi Astarabadı dır. Yaşamaının büyük bir bölümünü Azerbaycan’da geçiren Fazlullah soyunu 7. İmam Musa Kazım’ın oğlu Seyit Cafer’e ulaştırırlar ve onun soyunun Yemen’den geldiğini ve İsmaliler’le yakınlığı bulunduğunu belirtmekteler[1].

    Çocukluk yaşına ilişkin fazla bilgi bulunmayan Fazlullah ‘ın iyi bir eğitimden geçtiği bilinmektedir. Çok genç yaşlarda sufiliğe yönelmiş ve zamanın Şii ve İsmaili bilginlerinden ders alarak bilgi ve tecrübesini artırmıştır.Çeşitli bilginlerin vaazlarını yakın bir ilgiyle izler ve onlardan bir takım yorumlar çıkartırdı. Düş yorumu ve gaibden haber alma ve bunu çevresine etkili bir şekilde kullanma becerisi onu genç yaşlarda tanınma olanağına kavuşturmuştur. Ayrıca tasavvuf bilgilerini edinmede geç kalmamış,ayrıca gezmek, görmek, yeni şeyler araştırıp bulma özelliğini hep sürdürmüştür. Bu ara bir hac yolculuğunda da kendinden geçmiş ve harflerin yorumu ve görevleri hakkında kendisine önemli görevler verildiğini de açıklamaktan kaçınmamıştır. Daha sonra bunu batini anlamlarda açıklama görevini sürdürmüştür.

    Gölpınarlı onun süreklerinden Seyit Nesimi’nin bir divanına dayanarak Fazlullah’ın hocasının Şeyh Hasan adlı bir batini sufisine intisap ettiğini ve büyük bir ihtimalle Hurufiliğe onun yönlendirdiğini söylemektedir.[2] Gezilerinde Horasan’ı gezdikten sonra bir süre Tebriz’de oturmuş ve burada rüya yorumlarını açıklamakla meşgul olmuş ve gayıptan haber vermede çevresine dönemin önemli kişilerini toplamayı başarmıştır. “Alimler,vezirler, kadılar ve yöneticiler de dahil olmak üzere bütün halk rüyalarını tabir ettirmek için ona gelmeye başladı”[3]

    Bunun arından halifeleri onun adına propoğanda çalışmalarını sürdürmüşler ve onun kerametlerini çeşitli çevrelere yaymada büyük başarı göstermişlerdir. 1376 yılında yeniden Hacca gittiği ve dönüşünde gördüğü bir rüya yorumunda kendisine Allah tarafından büyük görevler verildiğini ve artık peygamberler adına mehdilik ve Mesihlik yapma yetkisinin laik görüldüğünü söylemeden çekinmemiştir.[4] Ancak Tebriz uleması onun kafir olduğunu öne sürünce Fazlullah İsfehan’a giderek bir mağarada inzivaya çekilmiştir.Ancak bağlıları onu hiç bir zaman yalnız bırakmamış sürekli fikirlerini alıp çevresine yeni şeyler aktarmışlardır. Dervişleri artık onun Tebriz rüyasının çok önemi bir uyarıcı olduğunu söyleyerek Fazlulah’ın daha da öne çıkmasını, onun artık mehdi olduğu herkes tarafından bilinmesi gerektir telkini yapılmıştır.

    Ancak Fazlullah bu çerçevede harflerin özellikleri konusunda çok daha iddialı davranarak harflerin batini anlamlarının ve gerçeğin açıklamasının geldiği görüşlerinde ısrar etmiştir. “ 1386 tarihinde yaşlı bir dervişin artık Allahın kendisinde tecelli ettiğini söylemesi üzerine vaazlarını artırma zamanı geldiğini de düşünmüştür. İnancının esaslarını açıkladığı Cavidanname adlı eserini bu sırada kaleme almıştır”[5] Önce Horasan,Azerbaycan , Irak taraflarında öğretilerini aymak için geziler yapmış daha sonra kendisi için merkez seçtiği Bakü’ye yerleşmiştir. Hurufiliğin daha çok Arap olmayan uluslar arasında daha çok da Türk ulusu üzerinde yaygınlaştığı bilinmektedir.

    “Bu sebepten olacaktır ki, merhametsiz Timur Leng’i öğretisine kazanma isteği ile, kendi ölümüne koştu: Timur, Semerkand’da Fazlullah’ın öldürülmesi için fetva verecek bir ulema meclisi toplamıştı”[6]

    Fazlullah’ın asıl amacının fazlasıyla tesiri altında kaldığı Batıni fikirlerin Türk memleketlerinde ve İran’da hakim kılınmasıdır. Hatta Arap kültürüne karşılık Fars kültürünün hakim kılınması konusunda harflerle ifadeyi öne çekmesinin bir ifadesi olarak karşımıza çıkmaktadır. “ Fazlullah bütün dini hükümleri yirmi sekiz ve otuz iki sayısına tatbik edip bu harflerin insanda bulunduğunu kabul eder. İlahi feyze ancak rüya yoluyla ulaşılabilir.”beni göre kakı görmüş olur” hadis ile feyz kapısının açık olduğunu göstermektedir”[7]

    Fazlullah’ın rüya tabirlerindeki yeteneği sayesinde üne kavuşmuş olup, yaşı henüz yirmi beştir. Kırk yaşında Hurufi sırları diye bilinen harflerle kuranı kerimi çözdüğünü ifade etmişti.Hurufilerce Cavidanname kuranın bir bakıma tefsiri sayılmıştır. Bu nedenle kuranı salt kendilerin anladığı gerçeğini topluma aşılamaya çalışmışlardır. Kuranda rastlanan fazl kelimelerinin kendisini kastedildiğini öne sürmüş, insanın yüzünde bile fazlı’nın okunabildiğini söyleye bilmiştir.

    Fazlullah 32 harfin her birinde evrenin kendisinin görüldüğünü israrla belirtmektedir. Harflerin içerdikleri toprak,insan,su,ateş her birisi küçük bir evrendir.

    Harflerin anlamı daha çok Tevrat yorumlarının bir göstergesi olarak tanımlanmaktadır. Tanrısal öz tamamen kuran kaynaklıdır. Tanrısal kelam zaten kuranın çıktığı kaynaktan başka bir şey değildir. Harflerin kutsallığı kalem ve levh ile simgeleşmiş olup, kurana bağlanır. Mansur’da ise harflerin gizleri açıkça bilinmektedir.

    Fazlulah felsefesinin dayandığı asıl kaynak Muhyittin Arabi olmakla birlikte özde İsmaili dailerin etkisi oldukça büyüktür. Daha da geri giderek 6. İmam Cafer Sadık, Fazlullah’ın etkilendiği bilginlerdendir

    Fazlullahta yaratılış insanla birlikte kamile ermiştir. Tanrı insanda olmasına karşın tecellisi ancak insanı kamilin en yüksek dereceye ulaşmasıyla gerçeklik kazanmaktadır.

    Hurufilik Anadolu’da en çok Bektaşilikte kendisini sürdürebilmiş ve bu biçimde ifade ortamı yakalamıştır. Bir zamanlar Fatih Sultan Mehmet’in sarayına hakim olan hurufilik burada yürüttüğü faaliyetler fazla öne çıkınca saraydan dışlanmış, hatta Fatihin etkisinde kaldığı ulema tarafından saraydan uzaklaştırılmıştır. “ 15. yüzylda Hurufilik sultanın sarayına kadar girmişti. 2. Mehmet (Fatih) gençliğinde bir Hurufi misyonerden tanıdığı bu öğretiye kendini kaptırmıştı. Fakat ulemanın tepkisi o kadar sert oldu ki; kendi adamının 1444’te Edirne’de diri diri yakılmasını önleyemedi.[8] Abdul Baki Gölpınarlı’ya göre Osmanlı sarayında etkisi duyulmuş biri olan Bistami el- Hurufı vardır.

    Kanuni Sultan Süleyman, Hurufıliği Osmanlı’dan söküp atmaya çalıştı;fakat Hurufi düşünceler Bektaşilikle kaynaşmış bulunmaktaydı. Hurufiler ağır kovuşturmalara uğramış sonuçta kendisini yaşatabilmek için Bektaşiliğin içerisine girmiş ve oldukça fazla bu tarikatı etkisi altına almıştır.

    Fazlullah’ın fikirleri asıl onun ölümü sonrası yayılma göstermiştir.

    Fazlulah öldürülmeden önce Nahcivan yakınlarında bir kalede hapsedilmiş, Timurun oğlu Miranşah’ın talimatıyla yargılanarak idama mahkum edilmiştir. Suçlu bulunan Fazlullahın düşünceleri,yaydığı fikirler din ulemasını rahatsız etmiştir.Alt edemeyeceğini anlayan din adamları, bükemediği bileği öpme yerine o bileği kesme yolunu seçmişlerdir.Tarihte bu tür olaylar hep aynı nedenlerle ortaya konmuş, aynı nedenlerle de en büyük beyinler, düşünen, yenilik getiren, kurumlaşmış düzene ters gelen her fikir böylece ortadan kaldırılmştır. Fazlulalh için değerleri hiçe sayıyor kutsal değerleri aşağılıyor düşüncesiyle idamı yaşama geçirilmiştir. Bunun nedenlerini de topluma bilinen gerekçelerle anlatılmıştır. İdam tarihi 1394 olup, Nahcivan yakınında bulunan Alıncak’ Fazlullah’ın hakka yürüdüğü yerdir. Ve hemen orada sırlanmıştır. Hakka yürümesinin altıncı ayında baş halifesi Ali el –A’la ve seyit Musa tarafından bulunduğu alan kutsal olarak algılanmış ve oraya bir türbe yaptırılmıştır. Ancak türbenin yapıldığı Alıncak büyük bir ziyaretçi akını tarafından dolup taşmıştır. Burası her zaman Hurufilerin kabesi olarak anılmıştır.

    Fazlulah’ın ölümü Hurufiliği bitirilmesinin aksine bu akımın büyüyerek güç kazanmasını sağlamıştır. Batıdan Hindistan’a kadar geniş bir seven kitle oluşmuştur. Anadolu’da ise baş halifesi Ali el- A’la tarafından Anadolu’nun içlerine kadar götürülmüştür. Bu öğreti Anadolu’da daha çok Bektaşilik içerisine sızarak yayılma göstermiştir. Anadolu’da halifelerinde Türk Edebiyatının önemli ozanlarından Seyit Nesim, Hurufiliğin Anadolu’daki en büyük temsilcilerinden birisidir.

    Nesimi kendisini çok iyi yetiştirmiş yazım dilinde Türkçe’den başka Arapça, Farsça da yazmaktadır.Nesimi Fazlullaha mürit olmadan önce Şeyh Şibli’nin mürididir.Ancak Fazlullahla tanışmasından sonra onun fikirlerinden etkilenerek ona bağlandığını bilmekteyiz. Bir şiirinde şöyle söylemekte

    “ Fazlullah dost olunca, yeni bir dosta gerek var mı?

    Nesimi Fazl-Allah’ın değersiz kulu . Fazl-Allah, yaradanımız”[9]

    Diyecek kadar mürşidini kutsallaştırmaktan çekinmemiştir. Nesimi aynı zamanda Fazlullah’ın kızıyla evlenmiştir. “ Bununla birlikte Nesimi, Hurufiliğe, sufilikten yola çıkarak varmıştı. Öğrettiği, Neo- Platoncu ve gnostik; evrensel sevgi esaslı, Muhyiddin Arabi ve onu izleyenlerce geliştirilmiş olan Vahdet el Vücud (Varlığın birliği) öğretisidir”[10]

    Fazlulah’ın Nesimi dışında yine baş halifesi Mir Ali Al’a üstadın hakka yürümesinin ardından kıyımlarla birlikte Bektaşi tekkeleri içine girerek öğretiyi sürdürmüştür. Nesimi de aynı yolu izlemiş ölümüne dek Bektaşilik tekesi içinde Fazlulah’ın görüşün topluma aktarmıştır. Hurufiliğin yayıcılarından birisi de yine Nesimi’nin müritlerinden Refii’dir. Bununla birlikte yine tanınmış Hurufilerden Ferişteoğlu ya da Firişte-zade olup , Alevi Bektaşiliğin yedi ulu ozan adlandırmasını yaptıkları Yemini, Virani de açıkça Hurufiliği savunmuşlardır.

    Hurufiliğin yayıldığı bölgeler daha çok Balkanlarda bulunan Bektaşi tekkeleridir. Bu gün hala Alevi- Bektaşilikte Hurufi düşünceleri yaşamaktadır. Alevi cemlerinde Hallac, Nesimi, Fazlı adları sürekliliğini korumaktadır. Deyişlerde mutlak bu adlar bir biçimde geçmektedir.

    [1] Beyanü’l Vaki, vr.78 a Aktaran, Hüsamettin Aksu
    [2] Gölpınarlı, İÜ. Ktp. FY. Nr.448 vr. 114b-115b
    [3] İslam Ansiklopedisi, Diyanet Vakfı Yayınları cilt 12, s.277
    [4] age. S.278
    [5] İrene Melikof, Hacı Bektaş, Efsane’den gerçeğe, s.162 cumhuriyet yay.1998
    [6] age.s.163
    [7] Buhari, Tabir 10, Müslüm Rüya,11, Aktaran Hüsamettin Aksu
    [8] İrene Melikof age.s172
    [9] İrene Melikof ag.s.167
    [10] age,s.167
    Gülağ ÖZ

  • Madımak katliamı davasında sanık Murat Sonkur’un Türkiye’ye iade kararı çıktı

    Madımak katliamı davasında sanık Murat Sonkur’un Türkiye’ye iade kararı çıktı

    2 Temmuz 1993 yılında Sivas’ta Madımak otelinde 35 insanın yakılarak öldürülmesinden sorumlu olan katil zanlılarından Murat Sonkur ile birlikte 3 kişinin yargılandığı davanın duruşmasına bugün Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Firari sanık Sonkur’un kırmızı bülten üzerinden Türkiye’ye iade kararı çıktı. AABK ise sanığın iadesi için hukuki işlemleri başlattığını duyurdu. Bir sonraki duruşma ise 21 Şubat 2017 tarihinde, saat 9:30 da görülecek.

    Sivas’ta 2 Temmuz 1993 tarihinde, Pir Sultan Abdal Kültür Etkinlikleri kapsamında gelen davetlilerin konakladığı Madımak Oteli’nin ateşe verilmesi sonucu 33 aydın ve 2 otel görevlisinin katledilmesinin üzerinden 23 yıl geçti. Katliamla ilgili haklarında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istenen Murat Sonkur, Eren Ceylan ile Murat Karataş’ın yargılandığı dava Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Madımak katliamı davasından firari katillerden Murat Sonkur, Almanya”da yaşadığı ve adresinin Alman İçişleri Bakanlığı tarafından bugün Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Bugünkü duruşmada,  Murat Sonkur’un  kırmızı bülten üzerinden Türkiye’ye iade kararı çıktı.

    Bir sonraki duruşma ise 21 Şubat 2017 tarihinde, saat 9:30 da görülecek.

    AABK, SANIĞIN TÜRKİYE’YE İADESİ İÇİN HUKUKİ GİRİŞİMLERİ BAŞLATTI

    Bu arada, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel başkanı Hüseyin Mat, konfederasyon  olarak Sivas katliamı sanığı Murat Sonkur’un  Türkiye’ye iadesi için gerekli görülen tüm hukuki girişimleri başlattıklarını duyurdu.

    Mat, facebook hesabı üzerinden yaptığı duyuruda, “Avrupa’ya firar eden Sivas katillerinin hak edecekleri cezayı çekene dek, bu katilleri Avrupa’ya taşıyan, destek veren, her türlü ihtiyaçlarını karşılayan barbarlara karşı hukuki mücadelemiz ivedilikle devam edecektir.” dedi.

  • Seyit Rıza ve yoldaşları için mum yakıldı, katliam lanetlendi

    Seyit Rıza ve yoldaşları için mum yakıldı, katliam lanetlendi

    Dersim Soykırım Anma Platformu, Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edilişinin 79. Yılında İstanbul Galatasaray Meydanı’nda anma etkinliği düzenledi. Lokma dağıtıp, mum yakan Platform üyeleri, Dersimliler olarak, tek dil, tek din, tek millet faşizmini kabul etmeyeceklerini ve Seyit Rıza ve arkadaşlarının unutturulmayacaklarını vurguladılar.

    Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Dersim Soykırım Anma Platformu üyeleri, idam edilişinin 79. Yıldönümünde Seyit Rıza ve arkadaşlarını andı. Anmayı , Dersim katliamın gerçekleştirildiği 1938 yılına atfen saat 19.38’da gerçekleştiren anma etkinliğine, sanatçılar Ferhat Tunç, Hasan Ali, Erdoğan Emir, Özlem Gerçek, Taylan Yıldız ve Musa Baki katıldı. Seyit Rıza ve Dersim katliamında hayatını kaybeden ve göçe zorlanan Dersim halkının fotoğraflarının taşıyan Platform üyeleri, Seyit Rıza’nın meşhur sözünün yer aldığı “ Yalan ve hilelilerimizle baş edemedik bu bize dert oldu, önünüzde diz çökmeyeceğiz bu da size dert olsun” yazılı pankart açtı.

    “TEKÇİ ZİHNİYET SÜRÜYOR”

    1938 tarihinin mumlarla yazıldığı anma etkinliği, Seyit Rıza ve arkadaşları için yapılan bir dakikalık saygı duruşu ile başladı. Anmada ilk sözü alan Alibeyköy Dersimliler Derneği Başkanı Mesut Gerçek, Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezarlarının nerede olduğu hala bilinmediğini hatırlatarak, Dersim katliamından bugüne hiçbir şey değişmediğini tekçi zihniyetin sürdüğünü vurguladı.

    ‘TEKÇİ ZİHNİYETE TESLİM OLMAYACAĞIZ !’

    Dersim katliamının tanıklarının anlatımlarının okuduğu anmada, Dersim Soykırım Platformu adına açıklamayı Ovacık Dernek Başkanı Ali Ekber Derman okudu. Bundan tam 79 yıl önce Dersim’de insanlık tarihinin en vahşi, en barbar katliamlarından biri olan 1937/1938 Dersim tertelesi yapıldığını hatırlatan Derman, “ Dersimliler, kadın, erkek, yaşlı, çocuk demeden hunharca boğazlanarak, yakılarak, bombalanarak ve silahla taranarak öldürüldüler” dedi. Dönemin İşçileri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’in “ Mağaralarda böcek gibi zehirlenip, kimyasal gazlarla boğularak kafileler halinde kurşuna dizilip uçurum diplerine attılar” sözünü hatırlatan Derman, on binlerce Dersimlinin soykırımdan geçirildiğini belirti.

    Tek dil, tek millet, tek din, tek mezhep, tekçi, ırkçı faşist zihniyetinin hayata geçirilmesi için önce Ermenilerin, Süryanilerin, sonra Kürtler ve Alevi Kızılbaşlıların kendi topraklarında kıyımdan geçirildiğini hatırlatan Derman, o günden bugüne bu tekçi ve ırkçı zihniyetin sürdüğünü vurguladı. Dersim katliamıyla amaçlanın Dersim halkını teslim olmak, kimliksiz, onursuzca yaşamalarını dayatma olduğunu vurgulayan Derman, Dersim halkının dün olduğu gibi bugünde teslim olmadığını kaydetti. Derman, “ Seyit Rıza ve dava arkadaşlarını komplolarla esir alan, tutsak yapan, ama teslim alamayan tekçi zihniyet onların onurlu duruşlarından, direnişi mirasından korktuğu için hazmedememiş ve Seyit Rıza’nın vasiyetine rağmen, çocuğunu kendisinden önce asarak, faşist kinini acımasızlığını gözler önüne sermiştir” dedi. İdam sehpasını cellada bırakmayıp, idam sehpasına korkusuzca yürüyen Seyit Rıza’nın, “ Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu, bende senin önünde diz çökmedim bu da sana dert olsun” sözlerini hatırlatan Derman, “ Biz Dersimliler tek dil, tek din, tek millet faşizmini kabul etmeyeceğiz ve Seyit Rıza ve arkadaşlarının unutturulmaya çalıştırılan tüm değerlerini unutmayacağız” diye konuştu.

    Derman, Dersim Soykırım Platformunun taleplerini şöyle sıraladı: “ 1937/ 38 katliamdır, soykırımdır, mezar yerleri açıklansın, arşiveler açılsın, hesap verilsin, doğayı katleden baraj istemiyoruz.”

    Anma etkinliğinin ardından çevreye lokma dağıtıldı.

  • Dersim’de anma: Kefensiz yatanların mezar yerini açıklayın

    Dersim’de anma: Kefensiz yatanların mezar yerini açıklayın

    PİRHA DERSİM- 15 Kasım 1938’de 6 yoldaşıyla birlikte Elazığ’da idam edilen Seyit Rıza bir çok kentte olduğu gibi ana ocağı Dersim’de de anıldı. Anmada yapılan konuşmada 38’in günümüzde de devam ettiğine vurgu yapıldı.

    75 yaşında 6 yoldaşıyla birlikte Elazığ Buğday meydanında asılan Seyit Rıza Dersim’de anıldı. Kendi adının verildiği alanda anılan Seyit Rıza için Dersim Emek ve Demokrasi Güçbirliği üyeleri bir araya geldi. Dersim Belediye eşbaşkanlarının da katıldığı açıklama da Güçbirliği adına konuşan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Dursun Demirtaş konuşmasına yaşamını yitirenleri anarak başladı.

    “TEKÇİ YAPILAR BU TOPRAKLARI HER ZAMAN KANA BULADI”

    Demir yaptığı açıklamada 1921’de Koçgiri’de başlayan katliamların Palu, Ağrı, Zilan, Dersim, Maraş, Çorum, Sivas,Gazi, Roboski ve günümüzde de devam ettiğini söyledi. Demirtaş, bu katliamların egemen ideolojinin ürünü olduğunu söyledi. Demirtaş, “38’de Dersim’de CHP’nin katı ulusalcılığı ile günümüzde AKP’nin yeşil asimilasyoncu pratiği arasında fark yoktur. Tekçi yapılar bu toprakları her zaman kana bulamıştır” dedi.

    “RED VE İNKAR HALA DEVAM EDİYOR”

    Dersim’de 70 yıl önce Şark Islahat Planı ile uygulanan asimilasyon, red ve inkarın halen devam ettiğini belirten Demirtaş, Kürt Kızılbaş Alevilerin varlığı, özgürlüğü ve demokratik hakları kabul edilmediği sürece Dersim’in Seyid Rıza’ların ruhuyla haklı mücadelesini sürdüreceğini söyledi.

    “KEFENSİZ YATANLARIN MEZAR YERLERİNİ AÇIKLAYIN”

    Dersim katliamına götüren zihniyet ve anlayışın günümüzde hala hakim olduğunu da hatırlatan Demirtaş, buna karşı örgütlü bir şekilde mücadele edilmesi gerektiğini söyleyerek, “Hukukun evrensel normlarına saygılı, eşit, özgür ve demokratik bir ülkede yaşamak istiyoruz. Kefensiz yatanlarımızın mezar yerlerini açıklayın, dilimize inancımıza saygı gösterin, her taşını kutsal bildiğimiz coğrafyamızdan ellerinizi çekin. Dersim’in kayıplarını ve arşivlerini açıklayarak bu topraklarda bir daha katliam ve soykırım yaşanmaması için adım atın” taleplerinde bulunuldu.

    Yapılan açıklamanın ardından dağıtılan lokmalarla anma son buldu.

  • Mersin’de Dersim anması: Tarihin en barbar katliamı

    Mersin’de Dersim anması: Tarihin en barbar katliamı

    PİRHA- Mersin Dersimliler Derneği idamının 79’uncu yıl dönümünde Seyit Rıza ve arkadaşlarını andı. Dersimliler baskıcı zihniyetin bugün de devam ettiğini belirterek baskılara tepki gösterdi.

    Mersin Dersimliler Derneği dernek binasında yaptığı basın toplantısıyla Seyit Rıza ve arkadaşlarını andı. Mersin Emek ve Demokrasi platformu bileşenleri ve Akdeniz belediyesi Eş başkanı Fazıl Türk’ün de katıldığı toplantıda konuşan dernek başkanı Hasan Tanrıkut, 1938 yılından bugüne kadar tekçi zihniyetin devam ettiğini söyleyerek, “dernek olarak bu politikaları kabul etmiyoruz” dedi.

    Ardından basın metnini dernek sekreteri Kazım Açıktepe okudu. Açıklamada 79 yıl önce Dersim’de insanlık tarihinin en vahşi, en barbar katliamlarından biri olan Dersim Tertelesi yapıldı denilerek kadın, çocuk, yaşlı, genç denilmeden hunharca boğazlanarak yakılarak bombalanarak katledildiler denildi.

    Devamında, Seyid Rıza ve arkadaşlarını komplolarla esir alan, tutsak yapan ama teslim alamayan tekçi zihniyetin onun mezarından dahi korkmuştur denilen açıklamada tek dil, tek din, tek millet faşizmini kabul etmeyeceği gibi bu direniş tarihini ve unutturulmaya çalışılan tüm değerlerini unutmayacaktır da denilerek tamamlandı.mrs-151116-dersim-katliam-4 mersindersim-katliam dersim38mersidersimlilerdernegiaciklama

  • Suruç Katliamı kitabı ‘Hiçbir düş yarım kalmayacak’ okurla buluşuyor

    Suruç Katliamı kitabı ‘Hiçbir düş yarım kalmayacak’ okurla buluşuyor

    Suruç Katliamı’ndan sağ kurtulan yazar ve aktivist Mehmet Lütfü Özdemir’in “Hiçbir düş yarım kalmayacak” kitabı Ceylan Yayınları’ndan çıktı. Kitap, katliam öncesini, anını ve sonrasını tanıkları ve günün siyasal gelişmeleri ile birlikte ele alıyor. 

    Suruç Katliamı’ndan sağ kurtulan yazar ve aktivist Mehmet Lütfü Özdemir’in “Hiçbir düş yarım kalmayacak” kitabı Ceylan Yayınları’ndan çıktı.
    Kitap, katliam öncesini, anını ve sonrasını tanıkları ve günün siyasal gelişmeleri ile birlikte ele alıyor. Yazar Mehmet Lütfü Özdemir, TUYAP Kitap Fuarı’nda 18 Kasım Cuma günü 14.00-17.00 saatleri arasında kitabını imzalayacak.

    NE OLMUŞTU?

    Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu’nun (SGDF), 19-24 Temmuz 2015 tarihleri arasında Kobane’de “Beraber savunduk, beraber inşa ediyoruz” şiarıyla gerçekleştirmek istediği inşa kampanyasına çok sayıda kişi katılmıştı.

    9 Temmuz’da birçok kentten yola çıkan gençler, 20 Temmuz’da Suruç’ta Amara Kültür Merkezi’nin önünde buluşmuştu. IŞİD’in gerçekleştirdiği canlı bomba saldırısında 33 kişi yaşamını yitirdi, yüzden fazla kişi yaralanmıştı.

  • Dersim Katliamı’na karşı direniş neden konuşulmuyor?

    Dersim Katliamı’na karşı direniş neden konuşulmuyor?

    PİRHA ÖZEL- “Dersim Katliamı’na karşı yapılan direniş neden konuşulmuyor. Dersimliler boyun eğmediler.” Bu sözler Dersimli Metin Şahin’e ait. PİRHA’ya konuşan Şahin, katliama karşı Dersim halkının büyük bir direniş sergilediğinin öne çıkarılmadığını, tarihçilere bu konuda görevler düştüğünü söyledi.

    Dersim katliamının yıldönümü yaklaşırken, katliama ilişkin protesto eylemleri ve katledilen Seyit Rıza ve yoldaşlarını anma etkinliklerinin hazırlıkları da sürüyor. Dersim katliamına ilişkin Dersim kurumlarından Metin Şahin, PİRHA’ya konuştu. Şahin, katliam yapılırken, Dersimlilerin boyun eğip beklemediğini, büyük bir direniş sergilediğinin altını çizdi.

    Şahin, katliama karşı Dersim halkının büyük bir direniş sergilediğinin öne çıkarılmadığını, tarihçilere bu konuda görevler düştüğünü söyledi.

    “DERSİM TARİHÇİLERİ EKSİK YAZIYOR”

    “Dersim halkı çok büyük acılar çekti” diyen Metin Şahin, “Dersim tarihçilerinin bazı konularda eksik davrandığını düşünüyorum. Orada zulüm olduğu kadar bir direniş de var. Direniş çok konuşulmuyor, çok vurgulanmıyor. Aslında diğer tarihçi arkadaşların oradaki direnişle ilgili halkı aydınlatacak belgeleri sunmaları gerekiyor” dedi.

    “BELGESİ OLAN AÇIKLASIN”

    Dersim halkının zulüm görürken sadece boynunu eğip durmadığının altını çizen Şahin, “Orada bir tarih var, direniş var. Orada bir mücadele var. O mücadeleye ilişkin elinde belgesi olan insanlar bize aktarmalı” ifadesini kullandı.

    12_d

  • 10 Ekim Gar Katliamı davası 5. gününde

    10 Ekim Gar Katliamı davası 5. gününde

    Ankara’da 10 Ekim Gar Katliamı davasının ilk duruşması, beşinci gününde devam ediyor. Duruşmada sanıklar Yakup Yıldırım ile Suphi Alpfidan’ın ifadesi alındı. Yıldırım suçlamaları reddetti. Suphi Alpfidan ise “Onların nasıl canı yandıysa ben de mağdurum” ifadesini kullandı. 

    Gar Katliamı davasının, geçen pazartesi günü başlayan ilk duruşması, beşinci gününde devam ediyor. Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşma için IŞİD’in canlı bomba saldırısında hayatını kaybedenlerin yakınlarıyla müşteki avukatları hazır bulundu.  Duruşmaya, tutuklu sanıklar da katılıyor.

    Sanıklar duruşma salonu dışında bekletilirken, sırayla ifadelerini vermek için duruşma salonuna alınıyor. Duruşmada ilk olarak tutuksuz sanık Yakup Yıldırım’ın ifadesi alındı. Suçlamaları reddeden Yıldırım, “İsmini bile bilmediğim şahısların emrinde çalıştığım belirtilmektedr. Şahısları tanımıyorum. Üzerime atılı suçlardan Yunus Durmaz ve Halil İbrahim Durgun’u tanımıyorum. Hakan Şahin samimi arkadaşım. Teyzemin kızını seviyordum, vermediler. Hakan Şahin ile sıkıntılarımı paylaşırken, yakınlaştık” dedi.

    “O İFADEYİ POLİS BASKISIYLA VERDİM”

    Yıldırım, Soruşturma aşamasında Hakan Şahin’in IŞİD sempatizanı olduğu beyanını, polis baskısı ise yaptığını söyledi. Şahin’in cihat ile ilgili ve dini bilgilerle ilgili bilgi verdiğini söyledi.

    Şahin, daha sonra avukatların kendisine yönelttiği soruları yanıtladı.

    Şahin’in ardından mahkemenin dün tutuklama kararı verdiği Suphi Alpfidan’ın sorgusuna geçildi. Mahkeme Başkanı, “Polis memurlarına duruşmada sanıklar olduğundan konuşamadığını her şeyi anlatmak istediğini söylemişsin. anlatmak istediğin hususlar nedir?” sorusuna Alpfidan, şu yanıtı verdi: “Direkt sizin göreceğiniz şekilde olursa daha iyi olur. 2 çocuğum var. Gaziantep Emniyet müdürüne dilekçe verdim. Herkesin haberi var. Benim haberim olmadığını ispatlayıcı şekilde daha iyi olur.”

    “ONLARIN CANI YANDIYSA BEN DE MAĞDURUM”  

    Mahkeme Başkanı,”Gaziantep’te dilekçe mi verdin” diye sorunca ise Alpfidan, “Evet. Bu olaydan sonra bir olay gelişti. Bunu da herkes biliyor. Bu kişiler o olayın içinde de var. Yazılı olarak versem siz de yetkili kişilerden öğrenseniz daha iyi olur. Yazılı olarak vereyim. Eşimden boşandım, çouklar yanımda, perişan oldum.”

    Alpfidan daha sonra müştekilere dönüp, buradaki insanların nasıl canı yandıysa, Onların nasıl canı yandıysa ben de mağdurum” dedi.

    Sanığın bu sözlerine salonda bulunanlar tepki gösterdi. Alpfidan’ın sorgusu sürüyor.

  • ANKARA KATLİAMI DAVASI GÖRÜLÜYOR

    ANKARA KATLİAMI DAVASI GÖRÜLÜYOR

    2016/11/11 16:30 Mahkeme Heyeti karar açıklıyor
    1- Sanıkların tutukluluk hallerinin devamına,

    2- Gaziantep’te bulunan sanıkların mahkeme huzurunda dinlenmesine,

    3- Çağrı üzerine gelmeyen sanıkların yokluğunda tutuklama kararı verileceğinin ihtarına,

    4- Adli kontrolü olan sanıklar için adli kontrolün devamına,

    5- Kamu görevlileri bakımından savcılık evrağının incelenmek üzere celbine,

    6- Katılma talepleri için daha sonra topluca karar verilmesine,

    7- Tüm dijital materyallerin imajlarının alınarak bilirkişi incelemesine gönderilmesine,

    8- Tutuklu sanıkların fotoğraflarının çekilerek bulunan diğer fotoğraflarla karşılaştırılması için bilirkişi incelenmesine gönderilmesine,
    9- Kovuşturmanın genişletilimesi için ayrıca yazılı beyanda bulunulmasına,

    10- Tanıklar için mahkemece yazılan talimatların beklenmesine,

    11- Yakup’un kaldığını belirttiği otel kayıtlarının istenmesi, Hakan’ın yakınlarda olup olmadığının araştırılmasına,

    12- Sanıklar ve ölenlerin tüm ceza dosyalarının celbi için yazı yazılmasına,

    13- Olayda kullanılan araçların üzerine tedbir konulmasına

    14- Olay tarihinden 6 ay önce ve sonrasına ilişkin tüm baz ve HTS kayıtlarının alınarak bilirkişi incelemesine gönderilmesine,

    15- Kendini patlatan faillerin patlatma olayına ilişkin tüm olay belge tutanak ve görüntülerinin istenmesine,

    16- Bir sonraki duruşmanın 6-10 Şubat 2017 tarihleri arasında görülmesine karar verildi.

    2016/11/11 16:26 Savcı mütalaa veriyor
    Savcı mütalaasına başladı:

    1-Sanıkların tutukluluk hallerinin devamına,

    2-yakalama kararı olan sanıkların yakalama kararının devamına

    3- İfadesi alınmayan sanıkların ifadelerinin alınmasına,

    4-Gaziantepte bulunan sanıkların ifadesinin mahkeme huzurunda alınmasına,

    5- Sanık ifadeleri alındıktan sonra ayrıca taleplerini bildireceğini mütalaa etti.

    2016/11/11 15:57 Müşteki avukatları taleplerini iletiyor
    10 Ekim Ankara katliamı sanıklarının ifade işlemleri tamamlandı. Müşteki Avukatlarının talepleri dinleniyor.

    Av. Nuray Özdoğan: Bu sanıklar günlerdir bizi mahkeme salonunda tehdit ediyor. Tutuklanmadan önce de Antep’te çok rahat gezmişler. Bütün sanıklar 3-5 ay yatıp çıkacaklarını bilerek girdiklerini söylediler. Yaptıkları her şeyden polisin haberi olduğu belli. Büyük bir katliamla yargılanmalarına rağmen hiçbirinin yüzünde bir utanç ifadesi bile yok. Bir çoğu sorulara örgütlü bir şekilde cevaplamadı.

    IŞİD gibi katliam örgütünü koruyan, soruşturmayan, araştırmayan, rahatlatan bütün kamu görevlilerinin davaya dahil edilmesini istiyoruz. Bu dava çözülmezse başka katliamlara da şahit olacağız. Gaziantep, Ankara emniyetleri mensuplarından sorumluluğu olanlar dahil edilsinler.

    Av. Özcan Karakoç: İddianame çok kötü. Çok fazla delile ulaşabilecekken bunları ihmal etmiş.
    1- Bilirkişinin inceleyip büyük bir kısmını dosyaya eklenmediği için bütün fotoğraf-video kayıtlarının birer kopyasını istiyoruz. Dijital bütün materyallerin bir suretini istiyoruz ve tarafsız-bağımsız bir bilirkişiye incelenmek üzere gönderilsin.

    2-Bütün sanıkların, kendini patlatan ve dosyayla ilişkisi olan bütün kişilerin GSM numaralarına ait HTS ve baz istasyonu kayıtlarını istiyoruz.

    3- Dosyada sanıkların adını verdiği onlarca kişi var. Bunların tanıklığına başvurulmamış. Bu kişilerin tanık olarak dinlenmesini istiyoruz. Dosyada sanıkların eşlerinin bir kısmı sanıkken, diğerlerinin tanık olarak dinlenmemesi normal bir durum değil. İfadelerde adı geçen başkaca önemli şahıslar var. Örneğin Tavukçu Cuma’nın bütün Suriye gidiş-gelişleri örgütlediği söyleniyor. Halil İbrahim Durgun’un şirketinin ortağı olan Deniz Duman… Bunların hiçbiri tanık olarak dinlenmemiştir. Dinlenmelerini talep ediyoruz.

    4- Olayda kullanılan araçların Ankara’ya gelişine dair görüntü kayıtlarının bir kısmı olsa da, dönüşlerine dair hiçbir kayıt yok. Bu araçların geçtiği güzergahı gösteren MOBESE ve kamera kayıtlarını talep ediyoruz. Hücre evi ve depolara giriş çıkışları tespit edilen kişilerin geriye dönük kamera kayıtlarının istenmesini de talep ediyoruz.

    5- Sanıkların ve kendisini patlatan kişilerin geçmişe yönelik kapanmış veya açık olan tüm ceza dosyalarının celbini istiyoruz.

    6- Olay günü patlamadan sonra; olay yerine gaz atılıp atılmadığı, cenazelere saldırılıp saldırılmadığı araştırılsın.

    2016/11/11 15:56 Sanıkların ifade işlemleri tamamlandı
    10 Ekim Ankara katliamı sanıklarının ifade işlemleri tamamlandı. Müşteki Avukatlarının talepleri dinleniyor.

    2016/11/11 15:37 Sanık Ormanoğlu müşteki avukatların sorularını yanıtlamıyor
    Müşteki vekili Av. Zöhre Dalkıran Sanık Ormanoğlu’na çapraz sorgu yapıyor.

    Fakat son sanıklar gibi Sanık Ormanoğlu da sorulara “Cevap vermeyeceğim” şeklinde cevap veriyor.

    Avukat Eylem Sarıoğlu sorularına başladı; Sanık Ormanoğlu bu sorulara da “Cevap vermeyeceğim” şeklinde cevap veriyor.

    Ormanoğlu, Avukat Özcan Karakoç’un sorularını da cevapsız bıraktı.

    Av. Özcan Karakoç: “Emniyette benden baskı ile ifade alındı” demişsin. Ama emniyette susma hakkını kullanmışsın.

    Sanık Ormanoğlu: Cevap vermeyeceğim.

    2016/11/11 15:26 Sanık Ormanoğlu, hakimin sorularını yanıtlıyor
    Mahkeme Başkanı: Emniyet, savcılık ve hakimlik ifadelerinde pekçok şeyi itiraf etmişsin?

    Sanık Ormanoğlu: Yalandır. Ben öyle ifade vermedim.

    Mahkeme Başkanı: Hücre evinde Yumoş kutusunda parmak izin var?

    Sanık Ormanoğlu: Markette alışveriş yaparken elim değmiştir.

    Sanık Ormanoğlu’ya hücre evi ve depo giriş çıkışlarına ait fotoğraflar gösterildi. Hiçbirini tanımadığını beyan etti.

    Mahkeme Başkanı: Yunus Durmaz’ın bilgisayarından çıkan kamp fotoğraflarından biri de senin.

    Sanık Ormanoğlu: Ben değilim, kimseyi tanımıyorum.

    2016/11/11 15:11 Sanık Burak Ormanoğlu ifade veriyor
    Sanık Ormanoğlu: İddianamede ÇETO kod adını kullandığım belirtiliyor. Televizyon izliyoruz; IŞİD terör örgütünün böyle bir isim kullanıldığı nerde görülmüş? Ben Suriyeye gitmedim. Sadece sınıra kaçakçıdan güvercin almaya gitmiştim. Bunu Suriye’ye gittim gibi yazmışlar. 2013’de Suriyede olduğuma ilişkin fotoğraflar çıkmış; ben 2013’te Kazakistan’daydım. Ben Metin Akaltın’ın evine banyo şofben arızası için gitmiştim. Orda Halil İbrahim Durgun’u gördüm. TV’lerden gördüğümden tanıdım. Tanıdğımı anlayınca Halil İbrahim Durgun panik oldu. Beni evde rehin aldı. Sonra biz de Metin Akaltın ile plan yaptık. Evde bir şey olmadığı için market diye dışarı çıktık. AVM önünde polisleri gördük onlara anlattık. Bizim evde bir şey yok bahanesi ile evden çıkmamızın sebebi de zaten onu ihbar etmek içindi. Alyaz sitesindeki hücre evine hiç gitmedim. Halil İbrahim Durgun, Akaltın’ın evine geldiğinde bir çanta getirdiğini gördüm. Çanta çok ağırdı şüphelendim. Durgun tuvalete gidince çantaya baktım, silahlar vardı. Biz polislere ihbar edince bizden kimlik istediler, siz kimsiniz diye. GBT yapınca, sizin aramanız var, diye bizi ayırdılar. Bizi ayırdıkları zaman Metin Akaltın çocuklarım evde onları kurtarın diyerek evin adresinin yazılı olduğu kağıdı verdi.

    2016/11/11 15:02 Sanık Burak Ormanoğlu’nun ifadesi alınıyor
    10 Ekim Ankara Katliamı davası sanıklarından Sanık Burak Ormanoğlu’nun ifadesi alınıyor.

    Sanık Burak Ormanoğlu iddianamede “Çeto” kod adıyla yer alıyor. Üzerinde adresler çıkan ve Halil İbrahim Durgun’un infaz edildiği adrese baskın yapılan notların sahibi olduğu iddia ediliyor.

    Ormanoğlu’nun hücre evinde parmak izi bulunuyor. Belgeye göre; Yunus Durmaz kendisini tarassuta gönderiyor. Belgeye göre; Suriye’den Türkiye’ye polis ve askere amel yapmak üzere gönderilmesi isteniliyor. Sanıklardan Metin Akaltın’la ilişkisi var.

    2016/11/11 14:59 Sanık Abdulmuttalip Demir ifade veriyor
    Abdulmuttalip Demir’in savunmasına geçildi. Sanık konuşmasına “bismillahirrahmanirrahim” diyerek başladı.

    Sanık Abdulmuttalip Demir: İddianame tebliğ edilmediğinden savunmamı yapmayacağım. Ben sadece müslüman ve Yunus Durmaz’ın eniştesi olduğum için burdayım.

    2016/11/11 14:50 Sanık Boz, müşteki avukatların sorularını yanıtlamıyor
    Av. Nuray Özdoğan’ın sorularını yanıtlayan Boz, işyerinin Kalealtında olduğunu söyledi. Suriye, İran, Afganistan’a gidip gitmediği sorularına, “Cevap vermek istemiyorum” diye yanıt verdi. “Telefon kullanıyor musun” sorusu üzerine, “Böyle saçma bir soru görmedim” dedi.

    Sanık Boz diğer sanıkların yaptığı müşteki vekillerinin sorularına ‘Cevap vermek istemiyorum’ tavrına devam ediyor.

    Sanık Boz, savcının sorularını yanıtlıyor:

    Savcı: İran’a gittin mi?

    Sanık Boz: Çocuklarım özürlü. Tedavileri için gittim.

    Savcı: Senin adına düzenli para akışları var?

    Sanık Boz: Belgelerde Abdulhamit yazan ben değilim. O kimse allah belasını versin.

    10 Ekim davasıyla beraber ilki El Kaide, ikincisi IŞİD olmak üzere 3 terör davasından yargılanan Sanık Boz’un ifadesi tamamlandı

    2016/11/11 14:34 Sanık Boz: Fotoğraftaki kişileri tanımıyorum
    Sanık Boz’a dosyadaki fotoğraflar gösteriliyor. Sanık Boz, fotoğraflardaki kişilerin hiç birini tanımadığını söyledi.

    Avukat Orhan Şahin, Abdülhamit Boz’un IŞİD’in mağduru olduğunu iddia etti: Boz’un Gaziantep düğün patlamasında 7 akrabası öldü. Sanık Boz hakkında Gaziantep’te başka bir IŞİD dosyasından açılmış soruşturma vardır. Mükerrerlik söz konusudur.

    2016/11/11 14:22 Sanık Abdulhamit Boz ifade veriyor
    Sanık Boz: Ben iddianameyi okumadım. Bu olaya dahil olduğumdan dahi haberim yoktu. Bu davadan yargılandığım için utanç duyuyorum. Benim tek talihsizliğim Gaziantepte yaşıyor olmam. Diğer sanıkları tanımam.

    2016/11/11 14:20 Sanık Abdulhamit Boz’un ifadesine başlandı
    10 Ekim Ankara Katliamı sanıklarından Abulhamit Boz ifade veriyor. Abdulhamit Boz’un adı Yunus Durmaz’ın yevmiye defterinde yer alıyordu.

    2016/11/11 14:16 Sanık Hacı Ali Durmaz’dan müşteki avukatına tehdit!
    Av. Nuray Özdoğan söz aldı: Sanıklar dışarı çıkarılırken Sanık Hacı Ali Durmaz bana doğru parmak sallayarak ‘Sana göstereceğim’ dedi. Sanık Durmaz’ın bu davranışından dolayı tehdit suçundan ayrıca suç duyurusunda bulunulmasını talep ediyoruz.

    2016/11/11 14:10 Aranın ardından duruşmaya yeniden başlandı
    Duruşma salonunda yaşanan gerilim nedeniyle verilen aranın ardından duruşmaya devam ediliyor.

    Mahkeme Başkanı sanık vekiline “Avukat bey, siz de müştekilerle diyaloğa girmeyin” diyerek uyarıda bulundu.

    2016/11/11 13:29 Duruşma salonunda tansiyon yükseldi
    Duruşmada Sanık vekili Orhan Şahin’in “IŞİD’e sempati duymak suç değil” açıklamasına tepki gösteren bir müşteki avukata, “Terör örgütü IŞİD’i savunmasın” dedi. Sanık vekili Şahin, oğlunu kaybeden babaya, “O adam hep provokasyon yapıyor” dedi. Duruşma salonunda gerilimin artması üzerine sanıklar duruşma salonundan çıkarıldı. Sanıklar dışarı çıkarılırken Sanık Hacı Ali Durmaz, müşteki vekillerinden Av. Nuray Özdoğan’ı “Göreceksin sen” diye tehdit etti. Salonda fenalaşan müştekiler var. Bayılan müştekiler için duruşma salonuna sağlık görevlileri geldi.

    Gerilim nedeniyle duruşmaya 30 dakika ara verildi.

    2016/11/11 13:22 Sanık Tunç’a savcı soru yöneltiyor
    Savcı: İlk gittiğiniz yer amonyum nitratı neden vermedi?

    Sanık Tunç: Ben alan değil nakliyeciyim, vermediğini ben bilmiyorum.

    2016/11/11 13:12 Sanık Tunç, soruları “Cevap vermek istemiyorum” diye yanıtlıyor
    Av. Özcan Karakoç: Her soruya ısrarla aynı cevabı veriyorsun bu sukunetini nasıl koruyorsun?

    Sanık Tunç: Cevap vermek istemiyorum.

    Av. Karakoç: Arama kayıtları da dahil olmak üzere telefonundaki bütün bilgileri silen tek sanık sensin. Neden?

    Sanık Tunç: Cevap yok.

    Av. Karakoç: ‘Bir kişinin kendi ismi kod adı olmaz. Kod adı sadece örgüt içinde kullanılmalı’ demişsin bu bilgiyi nerden aldın?

    Sanık Tunç: Cevap vermek istemiyorum.

    Av. Tugay Bek: Cevap vermek istemiyorum, şeklindeki savunmanızı diğer sanıklarla birlikte mi kararlaştırdınız?

    Sanık Tunç: Cevap vermek istemiyorum.

    2016/11/11 12:44 Sanık Hüseyin Tunç’a çapraz sorgu yapılıyor
    Müşteki vekili Av. Murat Kemal Gündüz Sanık Hüseyin Tunç’un çapraz sorgusuna başladı.

    Sanık Hüseyin Tunç müşteki vekillerinin tüm sorularını cevap vermek istemiyorum diye yanıtlıyor.

    Sanık vekili Orhan Şahin müvekkile sorulan sorulara itiraz etti ve devamında sanığa sorulan bir soruya “Ben cevap vermek istiyorum” dedi. Bu talep üzerine salonda gerginlik yaşandı.

    Sanık vekilinin sorulara itirazını mahkeme heyeti reddetti.

    Müşteki vekilleri sorulara devam ediyor, ancak sanık soruları ‘Cevap vermek istemiyorum’ diye yanıtlamaya devam ediyor.

    2016/11/11 12:36 Sanık vekili Orhan Şahin: IŞİD’e sempati duymak suç değil
    Sanık Vekili Orhan Şahin savunma yapıyor

    Sanık Vekili Orhan Şahin: Tüm patlamalardan 1 gün sonra hep aynı isimler alınıyor. Emniyetin elinde torba bir liste mi var, merak ediyoruz? Madem IŞİD terör örgütü olarak tanımlanıyor, o zaman Ebubekir Bağdadi hakkında neden yakalama kararı çıkarılmıyor? ‘Eşinizin başı mı kapalı, namaz mı kalıyorsunuz, o zamana gelin siz IŞİD’lisiniz’ yargılama şekli bu. PKK’ya sempati duymak suç değil, o zaman IŞİD’e sempati duymak da suç değil. 10 Ekim Derneği ve ailelerin başı sağolsun. Onların müdahilliği kabul edilmeli. Emek Partisi’nin müdahilliği de kabul edilsin. CHP ve diğerlerinin talepleri reddedilsin.

    2016/11/11 12:10 Sanık Hüseyin Tunç savunmasına başladı
    Sanık Hüseyin Tunç: Savunmamı daha önce yazılı olarak gönderdim. Sizin sorularınızı cevaplayabilirim.

    Mahkeme Başkanı: Halil İbrahim Durgun’u tanıyor musun?

    Sanık Tunç: Mahalleden tanıyorum. Arkadaşım değil, gördüğüm için biliyorum.

    Mahkeme Başkanı: Nakliye işini kiminle görüştün?

    Sanık Tunç: Yakup arayıp gübre alacağımızı söyledi. Ben nakliyeci olduğum için gittim.

    Mahkeme Başkanı: Genç Muvahhidler Derneği’ne gitmişsin, esrar kullanmayı bırakmışsın. İfadende söylemişsin.

    Sanık Tunç: Hayır, derneğe gitmedim.

    Mahkeme Başkanı: Yunus Durmaz’dan çıkan belgelere göre aylık maaş almışsın.

    Sanık Tunç: Ben böyle bir para almadım.

    2016/11/11 11:47 İfade veren sanıkların salona alınması talep edildi
    Sanık avukatı Orhan Şahin: İfadesi alınan sanıkların bağsız olarak salona alınmasını talep ediyorum.

    Talep üzerine salonda gerilim yaşandı.

    Orhan Şahin: Evrensel Bildiri Gazetesi’ne buradan fotoğraf çekiliyor. Fotoğraf yayınlanmış duruşmadan. Şu taraftan çekmiş. Onu da bulacağım.

    Sanık Avukatı Şahin’in açıklaması üzerine salonda bulunan müştekiler Av. Şahin’e tepki gösterdi.

    Salonda düzenin sağlanması için ayaktakiler yan salona alınıyor. Avukat Orhan Şahin Hüseyin Tunç’un ifadesinmi kağıttan okumasına izin vermedi; “Yırt at o kağıdı” dedi. Tunç birazdan sözlü ifade verecek.

    2016/11/11 11:45 Duruşmaya Sanık Hüseyin Tunç’un ifadesiyle devam ediliyor
    Aranın ardından duruşmaya devam ediliyor. İfade vermesi için Sanık Hüseyin Tunç duruşma salonuna alındı.

    İddanamede Yakup Şahin, gübre alınması için Hüseyin Tunç’a gittiğini, Tunç’a gitmesini Halil İbrahim Durgun’un istediğini söylemişti. Tunç ile Yakup Şahin çoçukluk arkadaşı. Yakup Şahin “Urfa Birecik’den 1,5 ton yüzde 33 özellikli amonyum nitrat gübreyi almaya Hüseyin Tunç ile birlikte gittik. Hüseyin Tunç kendine ait araçla gübreleri Nizip’e getirdi ve karşılığında ben kendisine 100 lira nakliye ücreti ödedim. Ankara’daki patlama olayıyla ilgisi yoktur” demişti.

    2016/11/11 10:26 Duruşmaya ara verildi
    5. gününde devam eden duruşmaya ara verildi. Duruşmaya saat 13:30’da devam edilecek.

    2016/11/11 10:23 Sanık Yakup Yıldırım tutuklandı
    Müşteki vekili avukatların talebi ve savcı mütalaası üzerine mahkeme tutuksuz yargılanan sanık Yakup Yıldırım’ın tutuklanmasına karar verdi.
    2016/11/11 10:21 Sanık Yakup Yıldırım’ın tutuklanması talep edildi
    Av. Karakoç: Yakup Yıldırım 10 Ekim’de sürekli Hakan Şahin ile görüşmüş, abisi kardeşinin Hakan tarafından kendilerine çekildiğini söylüyor. Yakup, Hakan Şahin’le 1 ayda bin 292 görüşmeyi kız meselesi olarak açıklayamaz. Yakup Yıldırım’ın da tutuklanmasını talep ediyoruz.

    Savcı da sanık Yakup Yıldırım’ın tutuklanması yönünde mütalaa verdi.

    2016/11/11 10:01 Sanık Alpfidan itirafta bulunuyor
    Av. Tugay Bek dosyadaki fotoğrafların sanığa gösterilmesini ve kişilerin sorulmasını talep etti. Hücre evi ve depolardaki fotoğraflar sanığa gösterildi.

    Sanık Alpfidan, hücre evi fotoğraflarında Hacı Ali Durmaz’ı tespit ettiğini, onu mahkemede gördüğünü, daha önce görmediğini belirtti. Sanık Alpfidan, Halil İbrahim Durgun’u da fotoğraflarda tespit etti.

    2016/11/11 09:44 Sanık Alpfidan: Olay sonrası Durgun’un yanında biri vardı, onun için ev istedi
    Sanık Suphi Alpfidan avukatıyla salona döndü.

    Mahkeme Başkanı: Anlatacak mısın?

    Sanık Alpfidan: Şu anda çaresiz kaldım.

    Sanık Alpfidan: Olaydan Halil İbrahim Durgun’un yanında birini görmüştüm. O benden ev istedi. Ben de yerini emniyete bildirdim. Yakalanmasını ben sağladım. Terörle mücadeleye gittim, onlar istihbaratı çağırdılar. Sonra İstihbarat gidip aldı zaten. Telefon numaralarını almamı istediler. Alıp polislere verdim. Yanında gördüğüm kişinin adını bilmiyorum, şu an bu dosyada yok. Ama Gaziantep Cezaevi’nde yatıyor. Benden stüydo tipi ev isteyince ben, ‘Tamam’ deyip oyaladım. Sonra hemen Emniyet’e gidip söyledim. Halil İbrahim Durgun için ev isteyen kişinin telefon numarasını almıştım. Emniyete verdim. Terör Şube’den Müdür Beslami Bey’le görüştüm. Olay Halil İbrahim Durgun’un kendisini patlamasından sonra yaşandı. Ankara Katliamı’ndan sonra bu kişilerin alakası olduğunu fark ettim.

    Av. Tugay Bek: Daha önce polise istihbarat görevlisi olarak çalıştın mı?

    Sanık Alpfidan: Hayır.

    Av. Bek: İfaden sırasında polisler sana tutuklanmama garantisi verdi mi?

    Sanık Alpfidan: Hayır

    Av. Bek: Burada korktuğunu belirttin neyden korkuyorsun?

    Sanık Alpfidan: Ben polisten değil örgütten korkuyorum.

    2016/11/11 09:33 Duruşmaya kısa ara verildi
    Sanık Suphi Alpfidan’ın avukatı Sami Kaplan’la görüşmesinin tamamlanması için duruşmaya kısa bir ara verildi.

    2016/11/11 09:23 Dün tutuklanan Sanık Alpfidan itirafta bulunuyor
    Sanık Suphi Alpfidan: Ben sanıklarla sadece ticari faaliyette bulunacaktım. Sanıkların elebaşını burda öğrendim.

    Sanık Alpfidan: Anlatacaklarımı yazılı olarak vermek istiyorum.

    Sanık Alpfidan’ın Avukatı Sami Kaplan: Polise veya savcıya bir şey söylemedi. Ne anlatacağını ben de bilmiyorum.

    2016/11/11 09:22 Sanık Alpfidan’ın açıklamaları üzerine Av. Yıldız İmrek söz aldı
    Av. Yıldız İmrek: Sanık Alpfidanın’ın diğer sanıkların Gaziantep yapılanmasıyla ilgili açıklamada yapacağı anlaşılıyor. Anlatacakları önemlidir.

    2016/11/11 09:13 Dün tutuklanan Sanık Suphi Alpfidan, yeniden ifade vermek üzere duruşma salonunda
    Dün hakkında tutuklama kararı verilen Sanık Suphi Alpfidan, “Bildiğim her şeyi anlatmak istiyorum” diyerek yeniden ifade talebinde bulundu. Sanık Alpfidan’ın ifadesi yeniden alınıyor.

    Sanık Suphi Alpfidan: Gaziantep Emniyet Müdürlüğü’nün herşeyden haberi var ama mahkemeye özel anlatmak istiyorum malum çocuklarım var.

    Sanık Suphi Alpfidan: Bu olaydan sonra bir olay gerçekleşti, ben yetkili yerlere açıklama yaptım. Bu kişiler yine içinde var ama şu an anlatamıyorum. Mahkemeye dilekçe vereyim benim ve ailemin hayati güvenliği sağlanacak şekilde siz nerde derseniz orda ifade vereyim. Hayati tehlikem olduğu için şu an anlatamıyorum. Anlatacaklarım dosya sanıklarının Antep’teki olaylarıyla ilgili. Benim ve ailemin hayati güvenliği sağlanırsa, sanıkların Antep’teki başka olaylarını anlatmak istiyorum.

    2016/11/11 09:10 Savcı sanık Yakıp Yıldırım’a sorularını yöneltiyor
    Savcı: Hakan ‘Toplantı yapıyorum’ demiş sana, içeriği nedir?

    Sanık Yıldırım: Genelde benim kız meselesini konuşuyorduk, bunları konuşmadık .

    Savcı: Abin Hakan’la görüşmeni neden istemiyordu?

    Sanık Yıldırım: Hakan dini konulardan bahsettiği için.

    Savcı: Dini konu mu terör propagandası mı?

    2016/11/11 09:07 Sanık Yıldırım: Abim şaka yapmış olabilir
    Av. Özcan Karakoç Sanık Yakup Yıldırım’ın çapraz sorgusuna başladı.

    Av. Karakoç: Abin 10 Ekim sonrası telefonda sana “Hakan mı yaptı?” diye soruyor neden?

    Sanık Yıldırım: Şaka yapmış olabilir.

    2016/11/11 08:34 Sanık Yakup Yıldırım: Polis yönlendirmesiyle Hakan Şahin’in IŞİD’li olduğunu söyledim
    Sanık Yakup Yıldırım: İsmini bile bilmediğim şahısların emrinde çalıştığım iddia ediliyor. Soruşturma aşamasında avukatım ve polislerin yönlendirmesiyle Hakan Şahin’in IŞİD’li olduğunu söyledim.

    Olayda kullanılan araçla Hakan Şahin beni ve annemi daha önce teyzemin evinden almıştı. Aracı oradan teşhis ettim.

    Ben diğer sanıkların gittiği hiçbir derneğe gidip gelmedim.

    Abim, Hakan Şahin’in ahlakını, kız muhabbetlerini sevmediği için benim onunla görüşmemi istemiyordu.

    Hakan Şahin, zaman zaman IŞİD’i övücü sözler söyüyordu.

    2016/11/11 08:32 Dün tutuklanan sanık Suphi Alpfidan yeniden dinlenecek
    10 Ekim duruşmasının dünkü oturumunda verdiği ifade sonrası hakkında tutuklama kararı verilen Sanık Suphi Alpfidan yeniden dinlenmesini talep etti. Alpfidan’ın ifadesinin yeniden alınması için Ankara Adliyesi’ne getirildi.

    2016/11/11 08:31 Sanık Yakup Yıldırım ifade veriyor
    10 Ekim Davası’nın tutuksuz sanıklarından Yakup Yıldırım ifade veriyor. Yıldırım daha önceki ifadesinde Hakan Şahin ve Yakup Şahin’in IŞİD’e eleman sağladığını bildiğini söylemişti. Hakan Şahin ise, “Yakup Yıldırım’ın sevdiği bir kız vardı, onun için o kadar sık görüşüyorduk, dertleşiyorduk” demişti.

    Yakup Yıldırım’ın daha önce Halil İbrahim Durgun ve Yunus Durmaz ile irtibatlı olduğu tespiti iddianamede yer almıştı. Sanık Hakan Şahin, Sanık Yıldırım için, “Çocukluk arkadaşım” demişti. Yakup Yıldırım ise ifadesinde Hakan Şahin’e ilişkin “Hakan Şahin eski mahalleden komşumuz olur. Yaklaşık sekiz yıldır samimi arkadaşız, Hakan Şahin IŞİD sempatizanıdır. IŞİD’i benimsemekte, övücü kelimeler kullanmaktaydı. Hakan benim de IŞİD’e katılmamı söyledi ancak, ben selefi görüşü kabul etmediğim için bu teklifine sıcak bakmadım ve teklifini kabul etmedim. Türkiye Cumhuriyeti’ni kafir devlet olarak görmektedir. Camiide namaz kılmaz, cuma namazlarına da camiye gitmezdi. Namazlarını kendi evinde kılar, ‘Devletin paralı imamın arkasında namaz kılınmaz’ derdi. “Ben de birgün Suriye’ye gitsem mücahid arkadaşlarla birlikte savaşsam” diyordu. Ancak Suriye’ye gidip gitmediğini bilmiyorum. Hakan Şahin’de son zamanlarda maddi yönden ve giyim kuşam yönünden ciddi bir değişme olmuştur” demişti.

    2016/11/11 08:11 10 Ekim davası 5. gününde devam ediyor
    10 Ekim Davasının duruşması 5. gününde başladı. Müşteki yoklaması yapılıyor.
    2016/11/10 17:05 Duruşma sona erdi
    Duruşma sona erdi. Davaya yarın saat 10:00’da devam edilecek.

    2016/11/10 17:01 Sanık Akaltın’ın çapraz sorgusu devam ediyor
    Savcının yönlendirdiği sorulara Sanık Akaltın yanıt veriyor.

    Sanık Akaltın: Bir defa kaçakçı ile Suriye’ye gidecektim. Kaçakçı, asker yakalarsa seni Türkmen olarak tanıtacağım deyip kimliğimi aldı.

    Savcı: Silahlı fotoğrafları bilirkişiler tespit etmiş sen hala inkar mı ediyorsun?

    Sanık Akaltın: Ben fotoğrafları kabul etmiyorum.

    2016/11/10 16:58 Av. Karakoç: Son 2 sanık sorulara yanıt vermiyor, belli ki bu bir örgüt tavrı
    Sanık Akaltın: Sadece hakim sorarsa sorulara cevap veririm.

    Av. Karakoç: Besbelli bu bir örgüt tavrı. Son iki sanık sorulara cevap vermiyor. Sanığın kimliği bomba yüklü çantada bulunmuştur. Olayı aydınlatmak için sorularımızı iddia makamı sorsun.

    Müşteki vekili avukatların sorularını savcı Sanık Akaltın’a yönlendiriyor.
    2016/11/10 16:47 Sanık Akaltın avukatların sorularını yanıtlamayı reddetti
    Müşteki vekili Av. Eylem Saroğlu Sanık Akaltın’a çapraz sorguya başladı.

    Sanık Akaltın: Şimdiden peşinen söylüyorum avukatların hiçbir sorusuna cevap vermeyeceğim.

    Sanık Akaltın avukatların kendisine yönelttiği tüm sorulara ‘Cevap yok’ diye yanıt veriyor.

    2016/11/10 16:32 Sanık Akaltın kendisinin yer aldığı görüntüleri reddetti
    Sanık Akaltın’a hücre evinden ve depodan kendisinin de olduğu giriş çıkış görüntüleri gösterildi.

    Sanık Akaltın: Fotoğraftaki şahısları tanımıyorum.

    Mahkeme Başkanı: Üzerine isminin yazılı oldukları var. Bir tanesi bile sen değil misin?

    Sanık Akaltın: Benim olduklarım var.

    Mahkeme başkanı: Senin yanındakileri nasıl tanımıyorsun o zaman?

    Sanık Akaltın: Tesadüf denk gelmiştir, tanımıyorum.

    Sanık Akaltın’a cihat kamplarından görüntüleri gösterildi.

    Sanık Akaltın: Kesinlikle ben değilim.

    Mahkeme Başkanı: Bilirkişi senin olduğunu tespit etmiş

    2016/11/10 16:23 Sanık Metin Akaltın eski ifadesini reddediyor
    Mahkeme Başkanı: Eşin verdiği ifadede senin Türkiye’yi darülharp olarak gördüğünü ve eşine oy kullandırmadğını söylemiş.

    Sanık Akaltın: Polislerin oyunu.

    2016/11/10 16:18 Sanık Metin Akaltın: Ebu Eymen ben değilim
    Sanık Akaltın: ‘Kasap Bedo’ diye kod adım yok. Bana sadece esnaf arkadaşlar ‘Meto’ diye seslenir. Ben Ebu Eymen kod adını ilk defa bu dosyada gördüm. Türk ismi bile değil. Ben değilim.

    2016/11/10 16:13 Sanık Metin Akaltın: O parmak izi bana ait değildir!
    Sanık Akaltın: Ben kasap olduğum için Suriye’den kaçak koyun getirmek istedim. Seydi isimli kişi ‘Suriye’de İslami koşullarda yaşamak ister misin?’ diye sordu bana. Ben de kabul etmedim. Sadece kaçak koyun getirmek istedim. Onun için ilişki kurdum. Halil İbrahim Durgun’la daha öncesinde ailece görüşmemiz olmadı. Eşi ifadesinde benim sürekli gidip geldiğimi söylese de yalandır. Hücre evine cumartesi günü biriken alacağımı almak için gittim. Yunus Emre Alagöz’ü tanımıyorum. Onunla olan görüntülerimi hatırlamıyorum.

    Mahkeme Başkanı: Bomba malzemeleri olan depoda parmak izin var.

    Sanık Akaltın: Kabul etmiyorum, bana ait değildir.

    2016/11/10 16:06 Sanık Metin Akaltın: Sahte kimlik kullanmadım
    Mahkeme Başkanı’nın sorusu üzerine sanık Akaltın: Ben sahte kimlik kullanmadım. Evin adresini polis bulmadı ben verdim.

    2016/11/10 16:03 Sanık Metin Akaltın: Halil İbrahim Durgun beni çocuklarımla tehdit etti
    Sanık Metin Akaltın (Kasap Bedo lakabıyla biliniyor; iddianamede kod adı ‘Ebu Eymen’ olarak geçiyor): Ben kasabım, Halil İbrahim Durgun bana haftada bir koyun kestiriyordu. Tek ilişkim budur. Ankara olayından sonra benim evimde saklanmak istedi. Ben kabul etmedim ama beni çocuklarımla tehdit etti. Evden çıkmamam için kapıya iki kişi bıraktı. Evden çıkmam halinde bizi öldürmelerini emretti. Bizde kaldığı günün sabahı alışveriş bahanesi ile dışarı çıktık. AVM önünde beni gören polislere her şeyi ben bizzat anlattım. Beni gözaltına alan polisler çocuklarımın ve eşimin patlamada yaralandığını ve öldüğünü söylediler. İfademi böyle aldılar. Polisler bana istediklerimizi söylersen çocuklarını tedavi ettiririz dedi. Önceki ifadelerimi tehdit altında verdiğim için kabul etmiyorum. İfademi alan polisler FETÖ’cüdür. Bana kumpas kurdular.

    2016/11/10 15:52 Aranın ardından duruşmaya devam ediliyor
    Verilen 15 dakikalık aranın ardından duruşmaya sanık Metin Akaltın’ın ifadesi ve sorgusu ile devam ediliyor.

    2016/11/10 15:36 Duruşmaya ara verildi
    Duruşmaya 15 dakika ara verildi.

    2016/11/10 15:25 Sanık Yakup Karaoğlu’ya çapraz sorgu yapılıyor
    Müşteki vekili Av. Ahmet Özdel çapraz sorguya başladı. Sanık Karaoğlu ancak Mahkeme başkanı sorarsa sorulara cevap vereceğini söyledi.

    Av. Özcan Karakoç Yakup Karaoğlu’nun sorulara cevap vermemesi üzerine Mahkeme Başkanı’nın soruları sormasını istedi. Mahkeme Başkanı talebi kabul etti.

    2016/11/10 15:23 Sanık Yakup Karaoğlu: Yunus Durmaz’ı kermeslerde gördüm
    Sanık Karaoğlu: Erman Ekici fırıncıdır. Arada emlak işlerini yaparım. Ben esnaf olduğum için her türlü ilişkim ticaridir. Yunus Durmaz’ı kermeslerden görmüşlüğüm vardır.
    2016/11/10 15:11 Sanık Karaoğlu, Sanık Erman Ekici’yi fotoğrafta teşhis etti
    Sanık Karaoğlu’na dosyada yer alan IŞİD bayraklarının açıldığı düğün fotoğrafları gösterildi. Sanık Karaoğlu fotoğraflardan Erman Ekici’yi tanıdığını belirtti.

    2016/11/10 15:00 Sanık Karaoğlu kendini ‘FETÖ’yle sağlama almaya çalıştı
    Sanık Yakup Karaoğlu’nun ilk cümlesi: Allah’a şükür FETÖ’cü teröristler devlet içerisinden temizlendi.

    Sanık Karaoğlu: Çevremdeki insanlar suç işlemişler diye beni suçlu ilan ederseniz; vay halime. Suçlamaları kabul etmiyorum. Ben HÜDA PAR üyesiyim. Oy kullanırım, sigara içerim; IŞİD bunları kabul etmez. Halil İbrahim Durgun’u Resul Demir aracılığıyla tanırım. Ama 1 yıldır görüşmüyordum. Ben Genç Muvahhidlere gittim. Esnaf adam olduğum için her türlü çevreye giderim. Burda da yemek filan yemeye gitmiştim.
    ankara_katliami_yasamini_yitirenler

    KAYBETTİKLERİMİZ – 10 EKİM ANKARA KATLİAMI FOTO GALERİ

    /Evrensel

  • 10 Ekim Gar katliamı sanığı: Ben hala AKP üyesiyim

    10 Ekim Gar katliamı sanığı: Ben hala AKP üyesiyim

    Ankara’da düzenlenen barış mitingine yönelik Gar önünde gerçekleştirilen IŞİD katliamı davasında bir kişi hakkında tutuklama kararı verildi. Duruşmada sorgulamaları yapılan sanıklardan Mehmedin Baraç, hala AKP üyesi olduğunu söyledi.

    Cumhuriyet tarihinin en kanlı terör saldırısı, Ankara Gar Katliamı davası bugün de devam ediyor.

    BİR SANIK TUTUKLANDI

    Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi, tutuksuz sanıklardan Suphi Alfidan’ın mevcut delil durumu istenilen cezanın üst sınırını, canlı bombaları Ankara’ya getiren araca eskortluk eden araçta, parmak izinin bulunması, kendisine ait emlakçı dükkanında Halil İbrahim Durgun ve Yunus Durmaz ile görüşmesi gerekçesiyle tutuklanmasına karar verdi.

    Duruşmanın öğleden sonraki bölümünde ise ifadelerin alınmasına devam edildi. Davanın sanıklarından Mehmedin Baraç, kardeşini aramak için Suriye’ye gittiğini ve Tel Abyad’da IŞİD tarafından 14 gün boyunca ‘tutuklandığını’ anlattı. Sanık Baraç, duruşmada “Ben hala AKP üyesiyim” dedi.

  • 10 Ekim Gar katliamı davasında dördüncü gün

    10 Ekim Gar katliamı davasında dördüncü gün

    10 Ekim 2015’te barış ve demokrasi güçlerinin barış talebiyle Ankara Garı önünde toplandığı gün yaşanan Türkiye tarihinin en kanlı katliamı davasının duruşması 4. gününde sürüyor.

    10 Ekim Gar Katliamı’nın sanıklarının yargılandığı tarihi davada ilk duruşmanın 4. günü Ankara Adliyesi’nde görülüyor. BirGün Ankara muhabiri Burcu Cansu, duruşmada yaşananları dakika dakika aktarıyor.

    11:12
    Avukat Doğan Erkan: “Bu ifadende de Suriye’ye yasal olmayan yollardan geçtiğini belirttin. Sınır kapısında size yardım eden yasal görevililer kimdi?

    Pasaportsuz geçerken kim yardımcı oluyordu, yasal olmayan yoldan giderken sana kimin yardımcı olduğunu bilmiyor musun?

    CEVAP YOK

    Antep’teki Hasan ile Medrese’ye gittiğini söylemişsin?

    Hasan kim, bu medresenin adı ne?

    11:10
    Avukat: İHH’nın Kilis’in karşısında kamp düzenleyeceğini nerde öğrendin?

    Sanık: Arkadaşımdan.

    Avukat: Neden yasal olmayan yollardan gittin?

    Sanık: Orada şey yoktur ondan gittim

    Avukat: İHH Kampına yasal olmayan yollarla giderken geçişi kim sağlıyor?

    Sanık: İHH Yardım götürüyor.

    Avukat: Kaçak yollarla insan taşınıyor. İHH Kampı yasal ama insanlar kaça götürülüyor öyle mi?

    Bilmiyorum.

    Avukat: Ne kadar kaldın?

    Sanık: 25 gün kadar.

    Avukat: İfadende Ahmet diye biri ile yemek dağıttığın söyleniyor?

    Sanık: İfademde yok.

    Avukat: Akrabalarından IŞİD üyesi var mı? İfadende ağabeyoğullarının IŞİD’de öldüğü var.

    Sanık: Doğrudur.

    Avukat: Nasıl katıldılar?

    Sanık: İnternet üzerinden diyalog kurup gitmişler. Abim zaten polise şikayet verdi.

    Avukat: Bağlantı kurdun mu?

    Sanık: Sen benim IŞİD üyesi olduğumu nerden biliyorsun.

    Avukat: IŞİD üyeliğinden yargılanıyorsun. IŞİD terör örgütü müdür?

    Sanık: İfademde söylemiştim

    Avukat:Nedir?

    Sanık: Evet öyledir.

    Avukat:İnsan öldürmenin suç olduğunu düşünüyorsan neden IŞİD kamparından silah eğitimi aldın?

    Sanık: Zorla terörist yapmaya mı çalışıyorsunuz.

    CEVAP YOK

    Avukat: Buradaki ifaden mi savcılık sorgun mu doğru?

    Avukat: Savcılık ifadesinde 3 kez Suriye’ye gittiğini söylemişken şimdi 2 Defa diyor. Söylenmeyen 1 sefer? Avukat: Aldığın eğitimde “ilim eğitimi aldım” diyorsun nedir bu ilim eğitimi?

    CEVAP YOK

    Avukat: Asıl mesleğin aşçılık değilken, İHH kampında o kadar yemek yapma gücünü kendinde nasıl gördün?

    Sanık: Bir sürü mesleğim var. Yapabilseydim yapardım

    11:04
    Müşteki Avukatı: 7 yıl Almanya’da kalmışsın

    Sanık Ürkmez: İlim dersi aldım. Nur Üniversites’nde ilişm dersi aldım. İHH’dan iki kişi ile tanıştım. Hasan Aksoy ve Serkan.

    11:03
    Sanık Ürkmez, “İnsanlar çift yaratılmıştır” savunmasını yaptı.

    11:02
    Bilirkişi raporundaki fotoğraflar sanığa tek tek gösterildi.

    Sanık : Bana benziyor, ben değilim. İnsanlar çift yaratılmıştır, birbirine benzer. Sadace bana benziyor. Sadece benzerlik var

    11:01
    Sanık Avukatı Almaz: Bu soruşturma mahkemenizden daha önce başlatıldığından, müvekkilim hiçbir şekilde Ankara’da bulunmamış, Ankara’da ve Antep’te buunduğu hiç tespit edilmemiş. Sadece Suriye’de bir fotoğraf iddiası var. Sanıklarla da bağlantısı yoksa, sırf sanıklardan biri ile fotoğrafı var diye IŞİD üyeliği düşünülüyorsa zaten Elazığ’da dava var. Ankara ile Gar OLAYI ile ilgili bulunmadığından, sırf fotoğraf bulunduğundan IŞİD’in kamı mı değil mi demeden… Müvekilim adli kontrole düzenli uymuş.

    Tahliye dilerek Elazığ ile Ağır Ceza Mahkmesi’ne, Ankara’ya geldiği tespit edilse burada da yargılanabilirdi, dosya Elazığ’a sevk edilmelidir.

    Usulen Sivil toplum kuruluşlarının reddine müştekilerin taktirini de size bırakıyoruz.

    10:58
    Sanık Avukatı Hüseyin Almaz: Müvekkilimin Suriye’ye bir iki gidip gelmesinden dolayı Elazığ’da başlatılan ve davası açılan Elazğı 2. Ağır Ceza’da da suç tarihi 2015’dir.

    Suriye’ye bir iki gidip gelmesinden dolayı zaten IŞİD üyeliğinden yargılanmaktadır.

    10:57
    Sanık Avukatı Hüseyin Almaz: Amerika’da Müslümanlarda siyah Malcolm x var diyerek uçak düştüğünde sevinç narası atmıştı. Hac’ca gidip geldikten sonra utandığını belirtmişti….

    Müvekkilimin olayla ilgisi yok.

    10:54
    Sanık avukatının “Tren garı OLAYINDAN dolayı ben de üzüldüm” sözlerine salondan tepki: Bu katliamdır!

    10:52
    Sanık Avukatı Hüseyin Almaz: Müvekkilim İHH kampına gittiğinde söz konusu sanıklarda orada olmuş olabilirler. Sanıklar da o karede görünmüş olabilir. Bu fotoğraf da tek başına örgüt üyeliğine delil değildir.

    Sayın Cumhurbaşkanı’mızın da Esad ile fotoğrafı vardır, Gülen Cemaati’nin başı ile de fotoğrafı vardır.

    10:50
    Sanık avukatı Hüseyin Almaz fotoğrafın tekrar bilirkişi tarafından incelenmesini istedi.

    Avukat: Müvekkilim İHH kampına gittiğini Antep’e gitmediğini belirtiyor.

    10:48
    Sanık avukatı Hüseyin Almaz: Müvekkilim, iddianamenin 333-334 sayfasında bir buçuk sayfalık hususu söz konusu. Bir sayfası savcılıkta verdiği ifadedir. Üç cümlelik suçlama ‘üyelik’

    İddia edilen fotograf Suriye’de çekilmiş.

    Müvekkilimin ifadeleri: “Bu şahıs ben değilim. 2007’de İlim öğrenmek için Şam’a 2013’te de Suriye’ye İHH ile aşçılık için gittim… sanıklarla ilgim söz konusu değil….”

    10:45
    Sanık avukatı Hüseyin Almaz’ın Ankara Katliamı için ‘Gar Olayı’ diye bahsetmesine müşteki avukatlarından tepki: Olay değil Katliam…

    10:41
    Duruşma salonunda sanık Ürkmez’e tepki: “Bizim acımızı anlıyormuş, nasıl anlarsın sen bizim acımızı…”

    10:38
    Sanık Ürkmez: Gitmiş olsam muhakkak kayıtlarda olurdu.İHH için Kilis’in karşısındaki kampa aşçılığa gitmişim ondan sonra takibe alınmışım. İlim öğrenmek için Şam’a gitmiştim. Sanıkların hiç birini tanımıyorum. Bir ilişkim olsa ortaya çıkardı. Elazığ’da açılmış örgüt üyelik davam var. İki dava açılmasını anlamıyorum. Savcılıktan adli kontrol şartıım kaldırılmışken bugün burada olmam bile… Genç Muvahhidler Derneği’ne gitmedim. Bağantım olsa ortaya çıkardı. iddianamede ismimin ‘i’si yok. İHH’da çalışan Hasan diye bir arkadaş vardı. onun aracılığı ile gittim. 2000 kişilik yemek yapılacaktı, yapamam dedim geri geldim.

    İlk Elazığ’da gözaltına alındığımda kayıt olsa dosyama konulurdu zaten.

    10:36
    Mahkeme Başkanı: Daha önceki ifadende bu fotoğraf sana da gösterilmiş, elinde silah olan fotoğraf için bana benzemektedir ama ben değilim demiştin.

    10:36
    Sanık Ürkmez: 2013- 2015 yılına kadar fiziki takibe alınmışım. Ankara Gar’ından 3 ay önce Elazığ’da gözaltına alınıp adli kontrol şartı ile bırakıldım. En son 17 Nisan’da imza atmışım. 18’inde adli kontol şartım kaldırıldı. 19’unda gözaltına alındım. Gözaltına alınırken, cebimde 3 TL 25 kuruş var. Apar topar buraya getirldim. Ankara Garı’nın kilit ismi olarak lanse edildim. Devletin resmi kayıtlarına göre haftada iki gün imzaya giden biriyim. Tek bağlantı, telefon görüşmesi olsaydı derdim ki delil var bu iftira değil. Dosyaya baktığınızda bana iftira atılmış.

    10:34
    Sanık Ürkmez: Bana benzeyen bir fotoğraf çekilmiş, Suriye’de çekilmiş. Bilirkişi o kişinin ben olduğumu gösteriyor.

    10:33
    Sanık Ürkmez: Ben savcılık ifademde, ‘Eğer bu davada birileri ile bağlantım görülürse cezam verilsin demiştim. İddianamede ismimin İ si bile yok. İftira atarak benim Yunus Durmaz’ın emri altında çalıştığım söyleniyor.

    10:31
    Sanık Nihat Ürkmez’in savunmasına geçildi

    10:22
    Müşteki avukatların yoklaması yapılıyor

    10:21
    2 sanık avukatı daha CMK tarafından atandığını ve çekilmek istediğini beyan etti

    Birgün

  • 10 Ekim “Ankara Katliamı” davası üçüncü gününde devam ediyor

    10 Ekim “Ankara Katliamı” davası üçüncü gününde devam ediyor

    10 Ekim Ankara Katliamı Davası’nın üçüncü celsesi bugün (9 Kasım) Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor. Davanın üçüncü gününde ailelerden bir kısmının duruşma salonuna girmesi polis tarafından engellenmeye çalışıldı. Müşteki avukatları polis hakkında suç duyurusunda bulundu. Sanık Halil Durmaz, “Ben ailemle Suriyeye IŞİD’e katılmaya gittim. İki yıldır IŞİD’liyim. Daha önce de El Nusra üyesiydim” dedi. 

    Duruşmada öne çıkan notlar şöyle;

    *Duruşmanın üçüncü günü, ailelerden bir kısmının duruşma salonuna girmesi polis tarafından engellenmeye çalışılarak  başladı.

    *Sanık Durmaz ifadelerine rağmen “Katliamdan sorumlu tutulmamın tek nedeni Alyaz sitesindeki evde kimliğimi unutmam” diyor.

    *Sanık Durmaz: “Ben ailemle Suriyeye IŞİD’e katılmaya gittim. Kamera kayıtları yanlış tarih verebilir. Ortalık FETÖ’cü kaynıyor. İki yıldır IŞİD’liyim. Daha önce de El Nusra üyesiydim.”

     

    *Sanık Alçay “Enes Plastik benim üzerime kuruldu ama sermayesi Halil’e aittir. Sonra çekler işin içine girince risk gördüm. 3 yıldır ben her hangi derneğe gitmedim. Daha önce Genç Muvahitler ve Vahdet Vakfına bir kaç defa gitmiştim” dedi.

    *Sanık Alçay: “Polis bana ‘zülkarneyn olsan bu ifadeden sonra cezaevinden çıkamazsın’ dedi.”

    *Sanık Alçay heyet başkanının sorusu üzerine “İfademdeki çelişkiler TEM şubede 3 gün hücrede kaldığım için” dedi.

    *Duruşmaya ara verildiği sırada ailelerden bazıları fenalaştı. Polis salonun olduğu katı boşalttı.

     

     

     

     

    *Sanık Hakan Şahin savunmasında “İddialar asılsızdır. Ankara’da sağlık sorunlarım sebebiyle bulunuyordum. İbadetlerim sebebiyle suçlanıyorum” dedi.

     

     

     

     

     

  • Gar katliamı sanığı: Polisler bana ‘elinize sağlık’ diyerek selfie çektirip güldüler

    Gar katliamı sanığı: Polisler bana ‘elinize sağlık’ diyerek selfie çektirip güldüler

    10 Ekim Ankara Gar Katliamı davası Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor. Davaya CMK sisteminden zorunlu olarak müdafi atanan avukat, “Vicdanen bu durumu kaldıramıyorum” diyerek davadan çekildi. Duruşmanın öğleden sonraki oturumuna davanın kilit ismi fırıncının itirafları damgasını vurdu.

    Türkiye tarihinin en büyük katliamlarından biri olan, geçen yıl 10 Ekim’de IŞİD’in canlı bombalı saldırısıyla 102 kişinin yaşamını yitirdiği Ankara Tren Garı patlamasına ilişkin açılan davanın ikinci duruşması bugün görülüyor.

    Katliam günü Gar Meydanı’nda yeterli güvenlik önlemi almamakla suçlanan emniyet, dün davanın görüleceği Ankara Adliyesi’ni “ablukaya” aldı. Duruşma salonunda da tutuklu sanıkların etrafında ‘robocop’ giyimli jandarmalar etten duvar ördü.

    Sanık avukatı davadan çekildi

    Davanın bugün görülen ikinci duruşmasında, CMK sistemince zorunlu olarak atanan sanık avukatı, “Vicdanen ben bu durumu kaldıramıyorum çekiliyorum” diyerek duruşmadan çekildi.

    Kilit isimden inanılmaz itiraflar

    Ankara katliamını gerçekleştiren canlı bomba Yunus Emre Alagöz ile birlikte ikinci canlı bombayı Antep’ten Ankara’ya getirdiğini itiraf eden davanın kilit isimlerinden Yakup Şahin’in mahkemedeki ifadesi başladı.
    Şahin’in mahkemedeki ifadesinden satırbaşları şöyle:

    – Herhangi bir örgüt ile ilişkim yoktur. İslami bir yaşam tarzım olması kimseye bağlı çalıştığımı göstermez.

    – Koskoca Cumhurbaşkanı aldandık demiştir. Biz de ekmek parası derdindeyiz kandırılmışız.

    – Polislerin baskısı ve işkencesi ile o ifadeyi verdim

    – Antep’ten çıktım. Adana’da polis çevirdi. Halil’e mesaj attım. Onu aldılar sandım. Yanıt gelmeyince geri döndüm.

    – Hiçbir engelleme görmeden Ankara’ya kadar geldim. Halil bana sen git az kaldı dedi. Halil bana “Senin işin bitti. Telefonu ver. Git istediğin otelde dinlen” dedi.

    – Ben Ankara’ya giderken arabayı Halil’e verdim. O da Muhammet diye ismini bildiğim Yunus Durmaz’a vermiş. Arabayı geri alınca arabada el bombaları buldum.

    – Emniyet beni gözaltına aldı. Evden çıkmadan önce uyuşturucu kullandığım için kendimi iyi hissetmiyordum.

    – Polisler kendime gelince benimle selfie çektiğini fark ettim. Oradakiler elinize sağlık ama bir iki çocuk ölmüş dedi gülerek.

    – Ankara’dan gelen iki polis bana Focus nerede diye sordu. Ben de Halil’in aracıdır. Yerini bilmiyorum dedim.

    – Benimle sabah gözaltına alınanlara sordum. Onlara işkence yapmamışlar. Ankara’ya gelir gelmez sorgu odasına alındım. Polisler bizi dinlersen sana yardımcı oluruz dediler.

    Kaynak: Cumhuriyet

  • Ankara Katliamı’nda katil zanlıları üç maymunu oynuyor

    Ankara Katliamı’nda katil zanlıları üç maymunu oynuyor

    Ankara Katliamı davasının görüldüğü 3’ncü gününde katil zanlısı Hakan Şahin’in çapraz sorgusuyla devam ediyor. Çelişkili ifadeler veren Şahin, somut delillere rağmen üç maymunu oynuyor.
    DAİŞ ile Türk devleti ortaklığı sonucu 100 kişinin yaşamını yitirdiği Ankara Katliamı’nın ilk duruşmasının üçüncü gün oturumu Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye devam ediyor. Duruşma DAİŞ’çileri Ankara’ya gelmesinde yardım eden Hakan Şahin’in çapraz sorgusu ile sürüyor. Mahkeme hakimi, Şahin’e daha önce “Beni Ankara’ya Halil İbrahim Durgun gönderdi. Halil İbrahim durgun bana Ankara’ya git, iki kişi gelecek, onlarını karşılayacaksın, Yakup Şahin gelecek, 50 bin TL para var bu işin ucunda, dedi” yönündeki beyanlarını hatırlatarak çelişkilere ilişkin sorular yöneltti. Bunun üzerine katil zanlısı Şahin, “Beni bir odaya çektiler. Orada ifade verdim. Kabul ettim. 3-5 yıl sonra bırakılacağımı söylediler. Olayla alakam varsa pişmanlık yasasından yararlanacağımı söylediler. Bana ‘doğru mu’ dediler ben de ‘evet’ dedim. Sağlıklı bir ifade vermedim. Cezaevine de gelenler oldu” dedi.

    İFADELER BİRBİRİNİ TUTMUYOR

    Hakimin, “Neden AŞTİ’de buluşmadınız da Gölbaşı’nda buluştunuz. Ulus’tan taksiyle Gölbaşı’na gitmişsiniz. Bu normal değil” sorusunu cevaplayan Şahin, “Telefonum bozuk olduğundan dolayı iletişim kuramadım” dedi. Hakimin, “Gölbaşı’nda buluşacağını ne zaman kararlaştırdınız” sorusuna karşılık ise kaçamak cevaplar veren Şahin, “Ben Cuma günü falan gelebilirim dedi. Olursa seni alır dönerim dedi. Cuma günü bana mesaj attı. Ben kendisine cevap veremedim. Daha önceki konuşmamıza istinaden Gölbaşı’na çıkıp gittim. Konuşmamıştık” diye cevapladı.

    AVUKATLARIN SORULARI

    Daha sonra mağdur ailelerin avukatı Heval Yıldız Karasu, katil zanlısı Hakan Şahin’in çapraz sorgusuna geçti. Sorular karşısında Şahin, “Ankara’da kiraladığım araç ile kız arkadaş bulursam gezecektim. İnancıma aykırı değil bu. Siz benim inancımı nerden biliyorsunuz. Ankara’yı bilmiyorum. Gölbaşı’na Yakup Şahin ile buluşmaya gittim. Ancak oradan hiç buluşmadan geri döndüm” dedi.

    Daha sonra avukat Deniz Özbilgin, Hakan Şahin’in amcası sanık Yakup Şahin ile bir ay için de bin 286 kez telefonda görüştüğünü ve patlamadan hemen sonra “Amausel” soy adlı bir kişi ile 13 kez mesajlaştığını sordu. Katil zanlılarından Hakan Şahin, mesajlaştığını kabul etmedi.

    Hakan Şahin, sanık sandalyesinde yanında oturan ve ifadelerinde kendisini koruyan Ebu İsa El Turki’yi de tanımadığını ileri sürdü.

    Özcan Karakoç’un sorgusu sırasında ise Hakan Şahin, daha önceki ifadesinde Halil İbrahim Durgun’u tanıdığını ve yol gideri için bin TL verdiğini hatırlattı. Şahin, “Ben öyle birini tanımıyorum. Bana kimse para vermedi. Benim ailemin hayati tehlikesi olduğunu için böyle söyledim” dedi.

    Şahin, savunmasını kendisinin yazdığını ve kimseden yardım almadığını ileri sürdü. Avukat Karakoç ise, “Savunmanda iddianamede yer almayan şeylerden bahsettin nereden buldun bunları” sorusunu yöneltti. Şahin, kendi kendine yazdığını iddia etti.

    Mahkeme duruşmaya ara verildi.

    ANKARA – ANF

  • 10 Ekim Gar katliamı duruşması yarın da sürecek

    10 Ekim Gar katliamı duruşması yarın da sürecek

    Ankara Garı önünde, 10 Ekim 2015’te Emek Barış Demokrasi mitinginde IŞİD tarafından gerçekleştirilen ve 102 kişinin ölümüne neden olan canlı bomba saldırısının ilk duruşması bugün görüldü. Duruşmaya yarın 10.30’da devam edilecek. Bugünkü duruşmada CMK’den atanan sanık avukatlarından 10’u, sanıkları savunmak istemediklerini belirterek davadan çekildi.

    102 kişinin hayatını kaybettiği Ankara Garı’ndaki patlama ile ilgili davanın ilk duruşması bugün yapıldı. Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davada 36 sanık hakkında çeşitli hapis cezaları isteniyor.

    15’i tutuklu, 4’ü tutuksuz 19 kişi yargılanıyor

    Katliamdan ancak 9 ay sonra tamamlanabilen iddianamenin kabul edilmesiyle birlikte 10 Ekim katliamı davasının ilk duruşmasının bugün Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmesine karar verilmişti. Kamu görevlilerinin yargılanmadığı davada 35 sanık hakkında 101 kez ağırlaştırılmış müebbet cezası isteniyor. Ancak sanıkların büyük kısmı yakalanamadığı için duruşmada 15’i tutuklu, 4’ü tutuksuz 19 kişi yargılanıyor.

    Sanıklar duruşma salonuna alınırken, izleyiciler, “katiller hesap vereceksiniz” diye tepki gösterdiler. Mahkeme heyeti kimlik tespitlerinin ardından sanıkların ilk ifadelerini almaya başladı.

    Ankara Adliyesi önünde ve duruşma salonunda çok sıkı güvenlik önlemleri alındı. Kardeşini kaybeden kadından ‘Tiyatro oynanıyor’ tepkisi katliamda kardeşini kaybeden bir kadın salondan çıkarken sinir krizi geçirdi. Jandarmaların sanıkların önünü kapatması ve polislerin sözlü sataşmasına isyan eden kadın, “Ciğerim yandı, kardeşim öldü. İçeride bir tiyatro oynanıyor. Dayanamadım ben. Sarayınız yansın, kül olsun” diye feryat etti.

    Duruşmayı CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, Ankara Milletvekilleri Necati Yılmaz ve Murat Emir, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, HDP Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, İzmir Milletvekili Müslüm Doğan, Mardin Milletvekili Mithat Sancar, İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu‘nun da arasında bulunduğu bazı milletvekilleri, patlamada bazı üyeleri yaşamını yitiren CHP Malatya İl Örgütü temsilcileri, Ankara Barosunun da arasında bulunduğu bazı baroların yöneticileri de izledi.

    Bazı sanıklar, “anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs etmek” suçundan bir kez ve “100 kişiyi öldürmek” suçundan toplam 100 kez olmak üzere toplam 101 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yanında terör örgütünün faaliyeti kapsamında 391 kişiyi öldürmeye teşebbüs etmek, terör örgütünün faaliyeti kapsamında ruhsatsız silah ve patlayıcı madde bulundurmak suçlarından da toplam 7 bin 631 yıldan 11 bin 750 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanıyor. Bazı sanıklar için ise “silahlı terör örgütü DEAŞ üyesi olmak” suçundan 15 yıldan 22,5 yıla kadar hapis cezası talep ediliyor.

    CMK’nin atadığı sanık avukatları çekildi

    Bu arada duruşmada avukatlar savunma yapmak istemediklerini açıkladı. Sanıklara Ceza Muhakemeleri Kanunu gereği atanan avukatlar savunma yapmak istemeyerek mahkemeye çekilme taleplerini ilettiler.

    Duruşmaya gelmeyen sanıklara yakalama kararı çıktı

    Yarın duruşma 10.30’da sanıkların dinlenmesiyle başlayacak. Bugün SEGBİS sistemiyle duruşmaya bağlanan 3 sanığın da Ankara’ya getirilmesine karar verildi. Ayrıca duruşmada yer almayan sanıklara ilişkin yakalama kararları çıktı.

    Saldırılar zinciri

    10 Ekim Ankara Tren Garı katliamına giden yol 7 Haziran 2015 tarihinde gerçekleşen genel seçim öncesinde başlamıştı. 18 Mayıs 2015’te HDP’nin Adana ve Mersin il binalarına IŞİD üyesi Savaş Yıldız tarafından bombalı saldırı düzenlenmişti, çok sayıda kişi yaralanmıştı. Bu saldırının ardından HDP’nin 5 Haziran’da gerçekleşen Diyarbakır mitingine IŞİD üyesi Orhan Gönder bombalı saldırı düzenlemiş ve 4 kişi ölmüş, yüzün üzerinde kişi de yaralanmıştı. 20 Temmuz 2015 tarihinde Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde Kobanê’ye yardım götürmek isteyen gençlere yönelik IŞİD üyesi Abdurrahman Alagöz tarafından bombalı saldırı gerçekleştirilmiş, 34 kişi ölmüş, çok sayıda kişi de yaralanmıştı. Son saldırıyı gerçekleştiren isim kritikti. Çünkü Abdurrahman Alagöz’ün kardeşi Yunus Emre Alagöz, 10 Ekim 2015 tarihinde gerçekleşen Türkiye’nin en büyük katliamının bombacılarından birisiydi.

     

     

  • 10 Ekim Gar katliamı davası başladı

    10 Ekim Gar katliamı davası başladı

    10 Ekim 2015 tarihinde Emek Barış Demokrasi mitingine katılmak üzere Ankara Garı önünde toplananlara yönelik canlı bomba saldırısına ilişkin davanın ilk duruşması başladı. 101 kişinin yaşamını yitirdiği katliama ilişkin davanan ilk duruşması Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor. Davanın hafta boyunca devam etmesi planlanıyor.

    Çok sayıda siyasi parti, sivil toplum örgütü ve sendikanın desteğiyle düzenlenen ’Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’ için Ankara’ya giden binlerce insanın toplandığı Ankara Tren Garı kavşağında üç saniye arayla patlayan canlı bombalar 101 kişinin hayatını mal olmuştu.

    ankara-gar4

    Toplum vicdanında derin yara açan katliamın ilk duruşması Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı.

    Davada 10’u tutuklu 36 sanık yer alıyor. Duruşma salonunda yedisi Sincan, beşi Antep’ten gelen 12 tutuklu ve iki tutuksuz sanık bulunuyor. Antep’te cezaevinde bulunan iki sanığın da SEGBİS’le dinlenmesi bekleniyor.

    Hayatını kaybeden yurttaşların aileleri, gönüllü avukatlar ve yurttaşların yoğun katılım gösterdiği duruşma, birleştirilen 10 ve 11’inci ağır ceza mahkemelerinin salonunda görülüyor.

    Duruşmaya, sanıkların yoğun jandarma ve polis koruması eşliğinde alınmasıyla gergin başlandı. İki salonun da yetersiz olması, projeksiyon makinelerinin çalışmaması ailelerin tepkisine yol açarken, sorunların çözülmesi için bir süre duruşma başlayamadı.

    “Şov yapıyorsunuz” diyen polis salondan atıldı

    Duruşma salonundaki şartlara tepki gösteren ailelere salondaki iki polisin “Şov yapıyorsunuz” demesi üzerine gerginlik tırmandı. Ailelerin tepkisi üzerine mahkeme, kimlik tespitinin yapılmasının ardından iki polisi de salondan attı.

    Mahkeme başkanının ailelere ‘seyirci’ demesine tepki

    Ancak mahkeme başkanının “Seyirciler lütfen duruşma düzenine uyalım” demesiyle ailelerin tepkisi tekrar tırmandı. Çoğunluğunu hayatını kaybedenlerin yakınlarının oluşturduğu salondaki yurttaşlar, “Biz seyirci değiliz mağduruz” diyerek tepki gösterdi.

    Duruşmaya Ankara, İstanbul, Balıkesir ve Mersin Baro Başkanlarının yanı sıra, katliamda hayatını kaybedenlerin aileleri ve yaralılar, çok sayıda demokratik kitle örgütü temsilcisi katıldı. CHP Malatya İl Örgütünden katliamda yaşamını yitiren aileler ve yaralılar da duruşmayı takip edenler arasında yer aldı. Duruşmayı çok sayıda CHP’li de takip etti. CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba ve Grup Başkanvekili Özgür Özel ile çok sayıda milletvekili duruşma salonunda yer aldı. Duruşmayı izleyenler arasinda Tunus Parlamentosundan milletvekili Ammar Amroussia ve BM İşkenceyi Önleme Komitesi Üyesi Radia Nasraoui de bulunuyor.

    Duruşma, sanık, müşteki ve avukatların yoklamasıyla devam ediyor.

     

     

  • 10 Ekim Ankara Katliamı davası yarın başlıyor

    10 Ekim Ankara Katliamı davası yarın başlıyor

    10 Ekim 2015’te Ankara Tren Garı’nda gerçekleşen katliamın yargılaması yarın başlayacak.

    10 Ekim 2015’te Ankara Tren Garı’nda gerçekleşen katliama ilişkin yargılama yarın başlıyor. İddianamede yer alan 36 sanıktan katliamı gerçekleştiren 2 canlı bomba ile birlikte toplam 5 sanık ölü. Ölü sanıklarla birlikte 19’u hakkında takipsizlik kararı verildi. 15 tutuklu sanık bulunmasına rağmen, katliamın örgütleyicisi olduğu tahmin edilen 3 isim de ölü. 10 Ekim’de gerçekleşecek mitingin hedef olabileceğine dair istihbarat yazılarına, iki canlı bombadan biri olan Yunus Emre Alagöz’ün Türkiye’de eylem hazırlığında olduğuna, birlikte hareket ettiği Mehmet İşik’in 8 Ekim günü ailesiyle haberleştiğine ilişkin istihbarata rağmen neden gerekli önlem alınmadığı sorusu ise iddianamede yer almıyor. Tüm bu durum, katliamın üstünün örtülmek istendiği yorumlarına neden oluyor.

    Barış için alanlara çıkmışlardı

    DİSK, KESK, TMMOB ve TTB, ülkede akan kanın durması ve yeniden barış ortamının sağlanması için Ankara’da miting düzenleme kararı aldı. Tarihi ise 10 Ekim 2015 olarak belirledi. Mitingin şiarı ise  “Emek, Barış ve Demokrasi”ydi. Toplanma yeri için Ankara Tren Garı belirlenmişti. Saatler 10.00’a yaklaşırken Türkiye’nin dört bir yanından barış isteyen insanlar gar önünde toplanmaya başlamıştı. Saat tam 10.04’te bir patlama sesi duyuldu ve ardından bir patlama daha. Henüz insanlar yaralılara yardım ederken polisler gar önüne gaz bombası atarak gelmişti. Saldırının bilançosu ise 101 barış isteyen insanın hayatını kaybetmesi, yüzlercesinin yaralanması oldu. Hâlâ tedavisi devam eden, uzuvlarını kaybeden onlarca insan var.

  • 10 ekim 2015 Ankara barış mitinginde patlama

    10 ekim 2015 Ankara barış mitinginde patlama

    10 Ekim 2015’te yerel saatle 10:04 civarında Ankara Altındağ Ulus semtindeki Ankara Garı kavşağında düzenlenen Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en ölümcül bombalı intihar saldırısı.

    10 Ekim’de DİSK, KESK, Türk Tabipleri Birliği, TMMOB, HDP ve pek çok sivil toplum örgütünün katılımıyla Barış Mitingi düzenlendi. Fakat yürüyüş başlamadan yürüyüş alanına kortej hâlinde ilerleyen grupların bulunduğu Tren Garı kavşağında, 3 saniye arayla 2 patlama gerçekleşti. Patlamanın ardından ambulanslardan önce polis meydana ulaştı. Meydandaki herkesi alandan çıkartmaya başlayınca yaralılara yardım etmek isteyen göstericiler, engellendikleri için polisi protesto etti. Bunun üzerine polis gruba tazyikli su ve biber gazı ile müdahale etti.

    Saldırı sonrası RTÜK tarafından yayın kuruluşlarına geçici yayın yasağı getirilmiştir ve internet servis sağlayıcıları tarafından bazı sosyal medya (Twitter, Facebook) sitelerine erişim engeli uygulanmıştır.