Etiket: alevi nefreti

  • ‘Alevifobik fay hattı kaşınıyor; Suriye özelinde Alevilerin korkutulması kartını masaya sürdüler’

    ‘Alevifobik fay hattı kaşınıyor; Suriye özelinde Alevilerin korkutulması kartını masaya sürdüler’

    PİRHA- ‘Siyasal Alevilik’ söylemiyle Alevifobik fay hatlarının kaşındığı ve Alevilerin demokratik mücadelesinin suç gösterilmeye çalışıldığını belirten Dr. Serpil Deniz Şahin, yaşanan durumu ‘Alevileri traşlayarak dikensiz gül bahçesi yaratılması’ olarak yorumladı. Dr. Serpil Deniz Şahin, “Bence bu alanda siyasi Alevilik değil tam tersi Alevilerin kendi siyasetini üretememenin ve bunları cesurca savunamamanın yarattığı bir politik boşluk var. Elbette ki bu  büyük kuşatma sadece Alevilerin mücadeleyle geri püskürtülecek bir noktada değil. Dünya bunu da engellemez ve seyirci kalırsa bölgemiz ve insanlık yeni katliamlarla, yeni utançlarla karşılaşacak demektir” diye konuştu.

    Suriye’de Beşar Esad yönetiminin devrilmesinin ardından ülkedeki kontrolü ele geçiren Hey’etu Tahrîri’ş-Şâm (HTŞ) şeriatçı örgütün Alevi, Hristiyan, Ezidi gibi farklı inançlara mensup halklara düşmanlığı ve saldırı girişimleri büyük endişe yaratıyor.

    Dr. Serpil Deniz Şahin ile Suriye’de yaşanan değişime, azınlıklara yönelik baskılar, Alevilere yönelik katliamlar ve Suriye özelinde Türkiye’de Alevi nefretinin yeniden harlanmasına giden süreci konuştuk.

    “PELİKAN GÖRÜNTÜLERİNDEN ÇOK İYİ BİLİYORUZ”

    PİRHA: Suriye’de rejimde bir “değişim” yaşandı. Uluslararası güçlerin de müdahalesi ve alan açmasıyla ismine çokça ‘demokrasi’ denilen bu değişimi nasıl okuyorsunuz?

    Dr. Serpil Deniz Şahin: ‘Savaşta ilk gerçekler ölür’ sözünden hareketle, gerçeklerin eğilip bükülüp, yalanların gerçekmiş gibi algılatıldığı post truth bir çağı yaşıyoruz. Bu bakış açısıyla Ortadoğu’da yaşananları Suriye’de 13 yıl sonra Esat rejimi çökmüş, yerine dinci bir başkası almıştır” demekle açıklamak orda yaşanan trajediler açısından yetersiz olacaktır. Her ne kadar medya tüm dezenformasyon yöntemlerini kullanarak  halkın sevinç çığlıklarıyla diktatörün gidişinin kutladığını, HTŞ adlı 18 örgütün birleştiği çatı örgütü olan radikal İslamcıların Hristiyanlar başta  olmak üzere tüm farklı etnik kimlik ve inancı rahat ettireceği özgürlük ve demokrasinin geldiğine bizi inandırmaya çalışsa da biz onları Irak savaşında binlerce insan ölürken pelikan görüntülerinden çok iyi tanıyoruz. Özgürlük, demokrasi, eşitlik ,barış kavramlarının içini boşaltıp kullananlar bunları tüm insanlığa kazandırmak için canlarıyla kanlarıyla mücadele edenlerin cesetleri ve deneyimleri üzerinde tepinmekte bir sakınca görmüyorlar.

    “ŞAM YAŞANABİLİR EN GÜVENLİ 7 KENT İDİ İSE, ŞİMDİ NEDEN DEMOKRASİ HAVARİSİ KESİLDİLER”

    Arap Baharı diyerek Mısır’da ilk önce başlayan laik kalkışmayı boğup Müslüman kardeşlere oradan Sisi’ye ,Libya’yı köle pazarına çevirenler, Irakta nükleer silah yalanıyla işgal eden emperyalistler, 2001 yılında Afganistan’ı işgale gittiğinde, bunun gerekçelerinden biri de kadınlara yapılan zulümdü. Ama alacaklarını aldıktan sonra 2021 yılında aynı Taliban’a iktidarı, dolayısıyla kadınları bırakarak çekilmekte bir sakınca görmediler. İngiltere kraliçesinin ender ağırladığı konuklardan olan Esat çifti, Papanın ziyaret ettiği azınlıkların güven içinde yaşayabileceği Ortadoğu ülkesi diye ilan edilen Suriye, Fransızların nişan verdiği, Şam’ın en güvenilir yaşayabilen 7 kent ilan edilmişken, RTE’ nin kardeşim dediği Beşar Esat nasıl oldu da bir diktatör ilan edildi ve buna üzülen hassas dünya egemenleri burada yaşayan halkların acılarına kayıtsız kalmayıp, onlar adına özgürlük ve demokrasi havarisi kesilebildi.

    “ELLERİNDEN SIZAN KANI GİZLEMEK İÇİN BEYAZ ELDİVEN GİYERLER”

    Ünlü bir sözdeki gibi burjuvazi ellerinden sızan kanı gizlemek için her zaman beyaz eldiven giyer. Evet bu emperyal çökmenin, çullanmanın sebeplerine baktığımızda birinci öncelik ekonomik olup, Suriye’nin jeopolitik durumu, ikincisi de diğer Arap ülkelerin aksine Filistin meselesinde anayasasına ‘Siyonizm karşıtı’ olmayı yazacak kadar samimi desteği denilebilir. 2000 yıllarında ABD dış işleri tarafından Golan Tepeleri’nin işgalini sorun yapmaması ve Filistin davasına verdiği destekten vazgeçmesi konusunda tehdit edilmiş sonrasına da Ortadoğu’nun haritasının değişeceği ifade edilerek çalışmalara başlanmıştı. Diktatörlük rejiminden halkı kurtarmaya soyunan sermayenin gerçek niyeti sömürü iştahından başka bir şey değildir . El Kaide, IŞİD, Taliban ve benzerleri gibi HTŞ’nin de (Heyet Tahriri el Şam) CIA eliyle kurulup yönlendirilen bir örgüt olduğundan kuşku duymamak gerekiyor.

    “RADİKAL ÇETELER BÖLGEYE DAVET EDİLEREK ‘GÖREVE’ HAZIRLANDI”

    13 yıldır aralıksız devam eden savaşta Suriye’nin selefi çetelerin adeta üssü haline getirilmesinde amaç nedir?

    Tüm dünyadaki Suriye’yi iç savaşa sürüklemek için Kanlı Arap Baharı’nın başlangıcında beri dünyanın dört bir yanından gelen selefi radikal çeteciler  ve uzantıları bu bölgeye davet edilmiş  HTŞ, Türkiye’nin yanı başındaki İdlib’de Türkiye’nin gözetim ve hatta himayesi altında konuşlandırılmış, ABD tarafından silahlandırılmış, eğitilmiş ve emperyal çıkarlar uğruna her şey önceden çalışılıp “görev”e hazırlanmış Selefi/cihatçı bir örgüt olduğunu kesindir. Bugünde emperyalistlerin güdümünde her gün cinayet işliyorlar, düşman belledikleri herkese işkence yapıyorlar ve toplumda terör estiriyorlar. HTŞ’ye destek verenler bu katliamlar karşısında üç maymunu oynuyor. 22 yıldır Türkiye’yi devlet ve toplum olarak İslamlaştırmaya çalışan AKP Şam’daki İslamcı iktidarın varlığıyla güçleneceğini ve bununla bölgesel politikalarında başarı sağlayabileceğini düşünüyor. İç savaşın başlangıcından beri binlerce insanın ölümüne sürgününe sebep olan AKP-MHP iktidarı BOP’de eş-başkan olarak Türkiye’yi Ortadoğu bataklığının içine sürüklemişti ve şimdi de bataklığı yayma peşinde. Halklar ve özgürlükler açısından açık bir hapishaneye dönüşen ülkemizde şimdi  karanlık zifiriye dönüşebilir. ABD, İsrail ve işbirlikçileri Arapları, Türkleri, Kürtleri, Persleri, Sünnileri, Şiileri, Alevileri, Ezidileri, Süryanileri, Çerkezleri, Hristiyanları ve yüzlerce yıldır birlikte yaşayan herkesi birbirine kırdırmak istiyorlar.

    “COLANİ VE IŞİD ARTIKLARININ ROJAVA VE ŞENGAL’DEKİ KATLİAMLARINDAN SÖZ EDİLMİYOR”

    Colani’nin IŞİD’in Musul yöneticisi olduğu 2007’de Şengal ve Til Ezer’de yüzlerce Ezidinin ölümünden sorumlu olduğunu biliniyor. Uluslararası emperyalist güçlerin bu tutumunu neye bağlıyorsunuz?

    Colani ve yanındaki El Kaide, El Nusra, IŞİD artığı katillerin Rojava ve Şengal’de faili oldukları tecavüzlerden, kadın ticaretinden, kestikleri insan kafalarından söz edilmiyor şimdilerde. Sömürgeci ve kapitalist devletleri ilgilendiren zulüm, işkence, hak ihlalleri değil, bunların kimin adına yapıldığıdır. 8 günde Halep 12 günde Şam ele geçirildi diye mutlu olanlar 13 yıl çekilen acılardan ölümlerden bir habermiş gibi, HTŞ gibi ve liderinde başına ödül konan bir örgüte ülkenin kaderini teslim etmekte bir sakınca görmediler. Onların çıkarları söz konusu olduğunda katil Colani’den “devrim lideri” yaratırlar, eğer onların çıkarına ters ise o zaman da dünün kahramanları bugünün “insanlık düşmanı caniler” olarak bir çırpıda ilan edilirler. Ama merak etmeyin ona kravat taktırdılar ve uluslararası hukuku bir komediye çevirirler.

    “PLANA KARŞI DİRENEBİLECEK GÜÇLER SOYKIRIM YÖNTEMİYLE ETKİSİZLEŞTİRİLDİ”

    Bu yalanlarla mızrağın çuvala girmeyeceği açık. ABD’yi yönetenler azalan hegemonyalarını tekrar kazanmak için, yükselen “yumuşak güç” Çin’e, Çin-Rusya’ya karşı izlenecek stratejide önündeki engellerden İran ve Suriye’nin etkisizleştirilmesine yönelik satranç tahtası olarak da Doğu Akdeniz’i de içine alan Büyük Ortadoğu’yu seçtikleri anlaşılıyor. Bu plana karşı direnebilecek tüm güçler en acımasız soykırım ve suikast yöntemleriyle etkisizleştirildi. Birkaç ay içinde İsrail’in saldırıları sonucu ölen Filistinlilerin sayısı 50 bin; Suriye’deki iç çatışmaların bilançosu 500 bin. 90’lardan günümüze bölgede savaş, iç çatışma, terör ve katliamlarda ölen insan 2 milyonun üzerinde olmuş ne gam. Bu durum bölge halkları açısından büyük bir travmadır; yüzbinlerce insanın ölümü, sakatlanması, acısı yanında ülkelerin yıkımını büyük bir trajedi.

    “EN BÜYÜK PAYI, OSMANCILIĞA SOYUNAN SARAY REJİMİ ALMAK İSTİYOR”

    ABD ise savaşma hevesinden bir şey kaybetmeyerek Çin’le Pasifik’te kapışmadan önce, enerji ve su kaynakları, enerji ve ticaret yolları, Çin’in Kuşak Yol tasarımı vb. nedenlerle kritik önem taşıyan Büyük Ortadoğu’daki egemenliğini pekiştirmek üzere İsrail’in koçbaşlığını yaptığı büyük bir operasyonla tüm engelleri domino taşları gibi birer birer devirerek, en son Suriye’deki rejimi çökerterek İran kapısına dayandılar. Bu enkazdan demokrasi ve özgürlük çıkarmak şapkadan tavşan çıkarmaktan daha zor. Bu karanlık, kaotik, kanlı gidiş, herhangi bir ölçüyle insani ve ahlaki olmadığı gibi, teorik ve pratik olarak sürdürülebilir de değil radikal İslamcıların yürüttüğü vekalet savaşının asıl kazananları ABD ve İsrail olsa da buradan çıkan enerjinin cihatçı çetelere vereceği cesaretle en büyük yararı sağlamaya çalışan yeni Osmancılığa soyunan ve emperyal kapışmada pay almaya çalışan saray rejimi olacaktır.

    “ALEVİLERİ TEKRAR İÇ SİYASET MALZEMESİ YAPMA HEVESİNDELER”

    Bu durumda Alevileri ne bekliyor?

    Bu durum başta Aleviler olmak üzere bizleri çok yakından ilgilendiriyor. Bu gelişimle baskılanacak olanın tüm demokrasi özgürlük barış taleplerimiz olacağı tecrübeyle sabittir. Türkiye yürüteceği her politikada faturayı Alevilere, tüm emekçilere, sol sosyaliste, Kürtlere ve ötekilere çıkarılacaktır. Dünya sermayesiyle eklemlenen burjuvazi Erdoğan’ı bir kez daha seçtirerek Cumhur İttifakı’nı kalıcılaştırarak emek düşmanı politikalarını sürdürmek istiyor. Cumhur ittifakının önemli sınıf dayanağı Erdoğan-Bahçeli devletinin büyük ve artık küresel karakter kazanmış sermayeye yeni yatırım, sermaye ihraç alanları açma vaat ve kapasiteyle Suriye’deki bu yıkıma ellerini ovuşturarak bakıyor. Tekelci sermayenin emperyal hevesleriyle Erdoğan-Bahçeli ikilisinin Osmanlıcılık-Turancılık hevesleri örtüşüyor. Buna engel olabileceği düşündüğü Alevileri tekrar iç siyaset malzemesi yapma hevesindeler.

    “ALEVİFOBİK FAY HATTI KAŞINIYOR; PSİKOLOJİK HEGEMONYA YARATILIYOR”

    Suriye’de Alevilere yönelik saldırılarla Alevilerin bütününe verilmek istenen mesaj nedir?

    “Ak-Troller” aracılığıyla “Siyasal Alevilik” veya “Alevicilik” 2024’ün son haftası devreye sokulan aslında bir nabız yoklama ve alt yapı oluşturma çabası olarak değerlendirmek gerekir. BAAS rejiminin Alevi zulmü anlamına geldiği uydurması hakareti, aşağılama, tehdidi var. Bu güne kadar tüm sağ söylemler ülkenin bekası için bir düşman yaratmayı hep başarmışlardır. Bunun izlerini cumhuriyet kurucu paradigmasında da görürüz. Bu korkusu sebebiyle farklılıkları peşinen düşman ilan ederek tek bayrak, tek ırk ve Sünni erkek egemenlik üzerine inşa etti. Bu korkuyla yok edilmesi gereken düşmanlar sırasıyla gayri Müslimler, sonrasında Aleviler, sol sosyalistler, Kürtler potansiyel düşman oldular. Yönetememe krizlerini kapatmak için şimdi sınır dışından medet umuyorlar. Suriye’deki olaylar çarpıtılıp yeni düşmanlar yaratılacak ve böylelikle cihatçı radikal İslam’ın zafer naralarının sarhoşluğuyla Aleviler bir anda ‘siyasal Aleviler’ diye lanse edilip Alevifobik fay hatları kaşınarak “katli vacip” kılınmak için bir psikolojik hegemonya yaratılmaya çalışılıyor.

    “YAVUZ RESİMLERİ, EBU SUUD PAYLAŞIMLARI ZİHNİYETLERİNİ ORTAYA KOYUYOR”

    Suriye üzerinden Türkiye’de Alevi nefretinin yeniden harlanmasını nasıl okuyorsunuz?

    Gericilerin Alevilik düşmanlığı ne yeni ne şaşırtıcı. Ak-trollerin Alevifobik söylemleriyle “Siyasal Aleviler” diyerek yürütülen bu  kampanyayı böyle değerlendirmek gerekir. Nasıl ki 1970’lerde sermaye düzeninin kurtuluşunu 12 Eylül’de yaptığı faşist darbede  sol sosyalist yapıların taban bulduğu  Alevileri traşlayarak dikensiz gül bahçesi yaratıp iktidarı siyasal İslamcılara sunarak bulmuşsa, Türkiye’de  egemenlerde Suriye’de radikal İslam zafer sarhoşluğuyla Osmanlıcılık ve Turancılık tezleriyle yoğrulmuş zengin olma hayalindeki politik enerjiyi, yeni bir gerici atılım için yakıt yapacak pratikler isteyeceklerdir. Yavuz’un resimleriyle, İmam Gazali’nin burjuvazinin Batıniler için yazdıkları ve Ebu Suud’tan paylaşımlar yapmak AKP zihniyetini ortaya koymak için yeterlidir. Onlar gibi inanmayan ve yaşamayanların öldürülmesi, kadınlarının köle olarak alınması, mallarına el konulması Irak ve Suriye de IŞİD-El Kaide bağlantılı guruplardan deneyimlenmesi ve Şam düşerken Ortadoğu’daki direnç hattını zayıflaması bu zihniyetin cesaretlenmesi sonucu doğuracaktır. Bu yüzden emperyalizmli-Osmanlıcı yayılmacılığın egemenlik alanını genişletilmesi ve bu zihniyetin hakim kılınmaması için en önemli mücadele dinamikleri olan Aleviler bu yüzden hedef tahtasına konmuştur.

    “ŞİDDETİN DOZU YİNE AKP TAKTİĞİYLE YOLDA KARARLAŞTIRILACAK”

    Ortadoğu’ya özgü savaşarak barışmaya çalışıyor. HTŞ özgürlük savaşçısı, Şam’ın düşmesini de halk zaferi diye lanse edip Esat rejimini bir Alevi devleti gibi gösterip ülkede de yaşayan Alevileri kirli oyununa alet etmeye çalışıyor. Düşman ilan etmekte çok mahir olan RTE, Kılıçdaroğlu’nun mezhebini ima edip Esat’la Rusya’da görüşme ısrarlarını yapanlar onlar değilmişçesine Baas rejimi son destekçisi diye CHP’yi gösterip Alevileri de bir anda destekçi ilan edip seçimde yaptığı gibi dezanformasyonla  açıkça yalan üretmekten çekinmiyor. Artan ekonomik sıkıntılar sebebiyle üretemediği rızayı İsrail hükümeti gibi sınır dışında arayarak Suriye savaşından medet umarak iç siyasetin malzemesi yapmaya kendi kodlarında bulunan Alevifobik dili kullanarak başladı. Böylece Türkiye’de sol, sosyalist emekçiler, İslami yapıya direnen laikler, kadınları sindirmeye Alevi düşmanı söylemlerle başladı. Aba altından sopa göstererek sindirmek için uygulanacak şiddetin dozunu yine AKP taktiğiyle yolda kararlaştırılacak. AKP medyası çoktan Lübnan ve Suriye’de işgalci ilan ettiği İran’ın bölgeden tasfiyesini kutluyor. “Sırada İran var” sözü İsrail’den çok Türk medyasında söylenir oldu. Esat’la görüşmek için uğraşırken Şam’ın düşmesinin şaşkınlığını çabuk atlatıp rol kapmaya kararlı görünüyorlar. Şiilik arasında bir gri alan tarif edip Türkiye’de İran’a karşı mezhepçi temelleri siyasal Alevilik söylemiyle kaşımayı düşünüyor.

    “SAĞ, ALEVİLERİN KORKUTULMASI KARTINI MASAYA SÜREREK ADIM ATTI”

    Bir taraftan yeni bir paradigma yaratıyoruz denilerek İslam bayrağı altında sömürgeciliğe öykünüp Kürtlerle barışmaya çalışılıp bir taraftan da kurdukları Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı aracılığıyla da kendi Alevisini yaratıp asimilasyonda hız kesmiyor. Külliyeye çağırdığı bazı dedeleri tüm Alevilerin sözcüsü gibi gösterip ‘Alisiz Aleviler’ diyerek bölüp parçalamaya çalıştığı demokratik Alevi hareketinin etki alanını küçültmeye çalışıyor. Böylelikle bu örgütlenmeyi marjinalleştirip zapturap altına almayı planlıyor. Gerek Türkiye gerekse Avrupa ve tüm dünyada Alevilerin öncülüğünde başlatılan Arap Alevilerin baskı ve katliama uğradığıyla ilgili eylem ve etkinlikleri etkisizleştirmek için siyasal Alevilik söylemleri üretiyor. Bu tabloda sağ, Alevilerin “korkutulması” kartını masaya sürerek, kendi payına yerinde bir adım atmış oldu. Ancak bunun yanlarına kâr kalacağını ancak bir trol kafası düşünebilir. Aslında  bu yöntem yalnızca Erdoğan’ın ya da Türk devletinin değil, bütün kapitalist devletlerin ahlakı budur. Gerçeği ters yüz eden bir kavram ile karşı karşıyayız, çünkü; siyasal İslam diye bilinen akım dinin yani İslam’ın siyasete alet edilmesi üzerinden ortaya çıkmışken, “Siyasal Alevi” kavramını kullananların içeriği tamamen Alevilerin demokratik mücadelesini suç olarak gösterip katline ferman çıkarmaya yöneliktir.

    Aleviler; eşit yurttaşlık, laiklik, zorunlu din dersi karşıtlığı, savaş karşıtlığı üzerinden yaptığı çağrılar, siyasidir. İnsan hakları ve evrensel ilkeler temelinde kişi hak ve hürriyetine dair verilen mücadeledir. Aslında Aleviler üzerinden cumhuriyetin 100 yılını geriye bıraktığı bu bir dönemde onun kazanımları olan ne varsa ona saldırmaya, laikliğin kalmış olan kırıntılarını bile ortadan kaldırmaya çalıştığınızı biliyoruz. Çünki neo-liberal politikaların hayat bulduğu emperyalist bir sömürü ağının örülmesi ancak İslami değerler kisvesi altında maskelenebilir.

    “ALEVİLERİN KENDİ SİYASETİNİ ÜRETEMEMESİNİN YARATTIĞI BİR BOŞLUK VAR”

    Sanal medya üzerinden Alevilerin hedef gösterilmesi akabinde gelişen yeni kıyım kaygılarına dair neler söylenebilir?

    72 millete bir nazarda bakan toplum hafızasında katliam kıyım ve acılara rağmen  özgürlük ve demokrasi ve kardeşçe yaşamak ısrarından vazgeçmeyen Aleviler Suriye’deki Alevilerin katliam riskinden kaygılı olması gayet insanidir. Uluslararası ortamda kamuoyu oluşturmak için ilk günden beri elinden gelen çağrılarla ortak bir karşı duruş sergilemeye çalışıyorlar. Buna rağmen ortadaki tablo Alevinin Aleviden başka dostu yok dercesine cılızdır. Bu arada yaratmak istenen korku imparatorluğunda Alevi örgütleri daha görünür olup tüm Alevi topluluğuna yalnız olmadıklarını hissettirmeliler. Bence bu alanda siyasi Alevilik değil tam tersi Alevilerin kendi siyasetini üretememenin ve bunları cesurca savunamamanın yarattığı bir politik boşluk var. Elbette ki bu  büyük kuşatma sadece Alevilerin mücadeleyle geri püskürtülecek bir noktada değil. Dünya bunu da engellemez ve seyirci kalırsa bölgemiz ve insanlık yeni katliamlarla, yeni utançlarla karşılaşacak demektir. Özellikle Alevi ibadet mekânları ve yerleşim alanlarına yönelik saldırılar, işkence ve baskın görüntüleri, HTŞ’nin, gerçekte Alevi düşmanı mezhepçi bir bağnazlıkla davrandığını ve Esat’a duyduğu nefretin bedelini Suriye’nin masum Alevi halkına ödetmek istediğini gösteriyor. Kürtler ve Dürziler gibi kendilerini savunacak durumda olmamaları ve Hıristiyanlar gibi Batılı desteklerden yoksun olmaları da Alevileri saldırıya daha açık ve savunmasız hale getiriyor, dolayısıyla kitlesel bir kırım riski ile karşı karşıya bırakıyor. Biz Alevilerinde buna sessiz kalması beklenemez.

    “SİYASETİ KENDİ TEKELLERİNDE GÖRÜP DEMOKRATİK ORTAMDA ZEHİRLİYORLAR”

    Siyasetin zenginlerin oyuncağı olma alışkanlığı yaygınlaşır. Belki daha önemlisi, savaşlar, bireysel şiddet, doğal felaketler ve artık akıl vicdan kaldırmaz kötülükler karşısında insanın kendisini yalnız, çaresiz ve edilgen hissetmesidir. Neoliberalizim yurttaşlık bilincinden yoksun insanı piyasa aparatı halinde edilgen bir yere sürükledi. İşte bu korkulara inat bölgemizde modern sömürgecilikle kirli oyunlar tezgahlayanları kurtuluşçu bir felsefe etrafında umut ilkesini öne çıkaracak bir siyaseti önümüze koymamız gerekiyor. Çağın gerçekliğini kavrayan, yeniden yorumlayan, bununla yetinmeyip pratiğe dönüştüren sınıf siyaseti için, kolektif bir yeniden üretme etkinliği gerekiyor. Tutulacak en önemli halkalardan biri bu gizil gücü ortaya çıkararak dünyanın tekrar değişeceğine inanan sınıf bilinciyle, umut ilkesiyle yeniden bağlanmayla başlanabilir. İşte burada tarihte büyük bir değişim ve dönüşüm aracı olan Alevilerin mücadele deneyiminin zenginlikleri ve sol sosyalistlerle birlikte üretme pratikleri tekrar taban bulunmaması için siyasi Alevilik söylemleri üretiliyor. Gezi’deki gibi halkın gizil gücünün örgütlenmesinden korkan egemenler işi sıkı tutup siyaseti kendi tekellerinde görüp demokratik ortamda zehirliyorlar.

    “ÖRGÜTLENMEYİ BİNALARDAN ÇIKARARAK HAYATA GEÇİRMENİN YOLLARI ARANMALI”

    Suriye üzerinden Alevi nefreti ve yine Suriye özelinde yeni bir katliam tehdidine karşı nasıl bir yol izlenmeli? 

    O sebeple işe tüm ülkelerin anayasasında yer almış olan bizimde 1961 anayasasına koyduğumuz sonra 82 anayasasında  defalarca değiştirip unutmaya yüz tutan anayasada var olan direnme hakkımızı tekrar hatırlayarak başlayabiliriz. Hukuk olmayan haklarımız yasalardan önce gelir diyerek yaşama hakkımızı tehdit eden her uygulamaya direnme hakkımız olmalı ve Gezi gibi deneyimlerin ışığında  bunu ivedilikle değerlendirmeliyiz. Biz Aleviler Suriye deneyiminden yola çıkarak katliamlar kıyımlara karşı nasıl bir mücadele yürütülmeli, öz savunma nedir, nasıl yapılır şeklinde örgütlerde konuşmalı ve örgütlenmeyi kurumlardan binalardan çıkarıp hayata geçirmenin yollarını aramalıyız.

    Alevi dostlarını artırarak yüzyıllardır süregelen Alevifobik söylemleri kırmak için çalışmalar yürütmeliyiz. Tarihimizden biliyoruz savaş zenginlerin çıkarttığı, emekçi halkların, yoksulların, kadınların çocukların ödediği çok ağır bir bedeldir. Herkesin kimliğiyle eşit yaşayacağı ve sömürülmeyeceği gerçek bir demokrasi inşası dışında kurtuluş imkânı olmadığını görmeliyiz. Aksi takdirde kitlesel ölümlerin ve göçmenleşmenin yanı sıra, mevcut yoksullaşma ve adaletsizliğin daha da artacağı sonsuz bir kaos, bugüne kadar olduğu gibi kaderimiz olmaya devam edecek.”

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

  • ‘Suriye’de Alevilere yönelik hamleler tüm Alevilere yönelik; Alevilerin tasfiyesi hedefte!’-VİDEO

    ‘Suriye’de Alevilere yönelik hamleler tüm Alevilere yönelik; Alevilerin tasfiyesi hedefte!’-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkan Yardımcısı Hasan Gülüm, Suriye’de Alevilere yönelik saldırıların bütünüyle Alevileri susturmaya, hizaya getirmeye ve etkisizleştirmeye yönelik hamleler olduğuna işaret etti. Gülüm  “Suriye’deki meseleyi tek başına bir bölgede antidemokratik uygulamaları kabul etmeyen Alevilere değil, bütün Alevilere yönelik bir yaklaşım olarak görüyoruz. Bu yaklaşımın kendisi Türkiye gerçeğiyle aslında çok benzerlikler arz ediyor” dedi.

    Suriye’de 8 Aralık tarihinde 61 yıllık BAAS rejiminin yıkılması ve yerine Heyet Tehrir el-Şam’ın (HTŞ) getirilmesi ile Ortadoğu farklı bir noktaya evrildi. Hegemon güçlerin desteğini arkasına alan HTŞ, Şam’ı ele geçirene kadar uzanan süreçte herhangi bir direnç ile karşı karşıya kalmadı. Son günlerde ise Aleviler ve Hristiyanlar başta olmak üzere farklı etnik ve dini inançlara dönük saldırılara karşı Lazkiye, Tartus, Hama ve Şam başta olmak üzere itiraz sesleri yükselmeye başladı.

    BAAS rejiminin devrilmesi sonrasında Suriye’de yaşayan Alevilere karşı kaçırma, katletme gözaltı ve tutuklama furyası başlatıldı. HTŞ öncülüğündeki Suriye geçici yönetimi, Alevilerin yoğun olarak yaşadığı kentler, mahalleler ve köylerde “cadı avı” başlattı.

    Akdeniz kıyısında Alevi nüfusun yoğun yaşadığı “sahil” bölgesinde bulunan Tartus ve diğer operasyon bölgelerinden sanal medyaya düşen videolarda HTŞ güçlerinin Alevileri hakaretler eşliğinde gözaltına aldıkları, tekmeledikleri hatta infaz ettikleri görüldü.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkan Yardımcısı Hasan Gülüm, Suriye’de Alevilere dönük saldırılara ilişkin PİRHA‘ya değerlendirmelerde bulundu.

    “ORTADOĞU’DA PAYLAR TOPTAN DİZAYN EDİLİYOR”

    3’üncü Dünya Savaşı’nın merkezi olan Ortadoğu’nun yeniden dizayn edilmek istendiğini söyleyen Gülüm, “Düzenli bir ordusu olan Suriye’de iktidarı ele geçirme meselesi tek başına örgütlenerek sonuca götürdüğünü göremeyiz, bilemeyiz. Bilmememiz istenir. Yani bu süreci toplumun önemli bir kısmı göremedi. Hangi ülkede bir iktidar devrilirken ya da değişirken deyim yerindeyse sorunsuz olmasını kim yapabilirdi ki? Çok önceden planlanmış ve Amerika’nın organize ettiği, kısmen Rusya’nın da bir parçası olduğu ve önemli bir kısmının cihatçılardan oluşa HTŞ’nin uluslararası terörist örgüt olarak yargılandığını biliyoruz. Gelişen bu durum bir sürecin toplamında ortaya çıkarıldı. Bu yeni dönem diye tabir ettikleri sürecin başlangıcı aslında ve öyle okumak lazım. Türkiye’de Cumhuriyetinin 1. ve 2. yüzyılı, emperyalistlerin de yeni dünya düzeni diye tarif ettikleri ve Ortadoğu’daki payın toptan dizayn edilmesi meselesi olarak görmeliyiz. HTŞ bu payda sadece ortaya iktidar rolü oynayan bir yerde görünüyor” dedi.

    “SURİYE TEKRAR ÇATIŞMA VE KAOS SÜRECİNE GÖTÜRÜLÜYOR”

    Farklı inançlara yönelik saldırılarla Suriye’nin tekrar çatışma ve kaos sürecine götürüldüğünü ifade eden Gülüm, “Suriye’de Türkiye’ye benzer halklar var. Farklı inançları, dilleri, kültürleri içerisinde barındıran ve kendi içerisinde birlikte yaşayan bir toplamdı aslında. Esad rejiminin içerisindeki antidemokratik uygulamalar, yanlışlar, kıyımlara rağmen toplumların kendi içerisinde barış içinde yaşadığı bir ortam var. Mezopotamya kültürünün önemli bir paydası da orada yaşıyor. Suriye’de tekrar çatışma sürecine doğru götürülen adımlar atılıyor. Kabul edelim ki bir yerden faydalanmak için ya parçalanmasına ya da kaosa ihtiyaç var. İktidar aklı olarak bu hep böyle olmuştur. Dolayısıyla refahın düşürülmesi, toplam gelirin kimlere dağıtılacağı meselesinde bu kargaşaya ihtiyaç var. Yaşanan süreçlerin toplamının buraya hizmet eden bir dönem olarak görmemiz gerektiğini düşünüyorum. Demokrasi getirileceği söylenen Irak’taki süreci hatırlıyoruz. Bu süreçte aynı böyle değil miydi? Aslında benzerlerini yaşıyoruz. Yaparken de iktidarda kimin olacağı, nasıl olacağı ve durumun bölgedeki duruma nasıl etki edebileceğini görebiliyoruz. Bölgedeki farklı inançlara yönelik bu hamle de tamda bunun bir aracı” diye konuştu.

    “SURİYE’DEKİ HAMLELER BÜTÜN ALEVİLERE YÖNELİK BİR YAKLAŞIM”

    Gülüm, şöyle devam etti:

    “Türkiye, HTŞ’nin iktidarda olmasında çok özel bir rol oynadı. Bu rolde çok doğaldır ki aynı coğrafyaya benzeyen inançtaki insanların sorunlarının olması ortadadır. Türkiye’de Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesi varken, Suriye’de bu mücadele çözülmüştü. Şimdi bu mücadelenin yeniden sorun haline gelmesi aslında Türkiye’ye paralellik arz eden bir durum. İktidarlar arasındaki geçişlerde Aleviler Suriye’de sorun yaşarken, Türkiye’de de aslında sorun yaşıyorlar. HTŞ’nin müdahalesi de bu aklın sonucu olarak ortaya çıktı ve Alevilere yönelik bir hamle yapılıyor. Bölgeden sosyal medyanın ötesinde Alevi kurumlarına özel bilgiler ve fotoğraflar geliyor. Bu hamlenin kendisi aslında bir toplamı susturmaya, hizaya getirmeye ve etkisizleştirmeye yönelik hamlelerdir. Yani şöyle düşünelim; 1978’de Maraş’ta ve 1993’te Madımak’ta sadece Aleviler öldürülmedi ki. Alevilere yönelik talebin kendisine nasıl davranılması ve neler gösterileceğinin de işaretlerini veriyorlardı. Bu nedenle Maraş sonrası Malatya, Çorum, Sivas katliamları oldu. Suriye’deki meseleyi de tek başına bir bölgede antidemokratik uygulamaları kabul etmeyen Alevilere değil, bütün Alevilere yönelik bir yaklaşım olarak görüyoruz. Bu yaklaşımın kendisi Türkiye gerçeğiyle aslında çok benzerlikler arz ediyor. Bu bir iktidarın ötesinde emperyalistlerin ülkeleri yönetirken o toplumsal yapıları nasıl bozacağının, çatıştıracağının sonuçları olarak da görebiliriz.”

    TARİHSEL ALEVİ NEFRETİNİN SOSYAL MEDYAYA YANSIMALARI

    HTŞ üzerinden tarihsel Alevi nefreti ve düşmanlığının yeniden sosyal medyada kendisini göstermesine de değinen Gülüm, “Suriye’de Arap Alevilere yönelik katliama ses çıkartanlara, ‘Madımak’ı unuttunuz mu’ hatırlatmasında bulunuyorlar. Madımak’ta sadece Aleviler değil insanlık da yakıldı. Şimdi ‘biz insanı yeniden yakabiliriz, sizlere bunu gösterebiliriz’ diyorlar. Bunun toplamının asıl amacı toplamda yeniden iktidarda kalma, kendisi dışında eşit olmak isteyenlerin eşitsizliğini görme meselesidir. 100 yıllık devlet aklının bu topluma yerleştirilmiş sonuçları bugün sosyal medyada yeniden görebildiğimiz sonuçlardır. Bir insanı yakmayla tehdit edebilecek bir aklın kendisi çok tarif edilen bir akıl olamaz. İnsan olup olmadığı tartışılabilir. Bu aklı yeri geldikçe bize göstermeye yönelik bir hamle” ifadelerini kullandı.

    “HALKLARI VE İNANÇLARI ÇÖZÜME DAHİL ETMEDEN BARIŞ OLAMAZ”

    Gülüm, Suriye’de kalıcı çözümün diğer halklar ve inançları irade gören ve taleplerini karşılayan kapsayıcı bir yaklaşımla tesis edileceğini vurgulayarak şunları ifade etti:

    “Biz bir kültürle büyüdük ve yetiştik. Nerede düştüyseniz oradan kalkın derlerdi bize. Yürümenin tekrar adımı budur. Bir halkın sorununu çözerken çözümsüzlüğün gösterildiği yerde çözümü aramak lazım. Kim yere düştüyse, kimin sorunu varsa; o sorunun kendisini çözümün bir parçası haline dönüştürebilirseniz ancak sorunu çözebilirsiniz. Bütün farklı halkların, inançların, kültürlerin birlikte istişare ederek sonuca gittiği bir yapılanma barışın kendisini tarif eder. Bunun dışındaki hiçbir şeyin kendisi barış olamaz. Suriye’de çözüm yolu tam da bunu ifade etmektedir. Sorun sahiplerinin kendisiyle konuşmaya başlarsanız çözümün kendisini tarif etmiş olacaksınız. Onu da çözümün bir parçası haline getirmeniz için onun da çözümdeki talebini ve yerini eşit şartlarda kabul etmeniz gerekecek. Suriye’deki çözüm bu eşitliğin sağlayabilecek adımla mümkün olur.”

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

     

  • Madımak Katliamı’yla bile tehdit ettiler; Alevi düşmanı provokatörler hakkında hala işlem yok!

    Madımak Katliamı’yla bile tehdit ettiler; Alevi düşmanı provokatörler hakkında hala işlem yok!

    PİRHA- Sosyal medyada iktidara yakınlığıyla bilinen şahıslar tarafından başlatılan Alevi düşmanı kampanya sürüyor. Düşmanlığı kışkırtan iktidara yakın troll hesaplar, cihatçı çete yapılanması HTŞ’nin Suriye’de cinayetler işlemesine tepki veren milyonlarca yurttaşı katliamla tehdit etti. Toplumu manipüle eden bu şahıslardan bazıları “Siyasal Alevici” lafını ortaya atarak tüm Alevi toplumunu Madımak Katliamı ile evlere kırmızı çarpı koymakla bile tehdit ettiler. Alevi örgütleri Cumhuriyet savcılarını harekete geçmeye çağırırken, hala bu kışkırtıcılardan gözaltı alınan veya tutuklanan olmadı. 

    Suriye’de ABD, İsrail desteğiyle yönetimi ele geçiren terörist cihatçı gruplardan HTŞ çetelerinin Alevileri işkence ederek katletmesi Türkiye’de tüm kamuoyunun tepkisini çekmeye devam ediyor.

    Suriye’de yaşanan insanlık dramına, masum insanların cihatçı teröristler tarafından işkenceyle öldürülmesine tepki gösteren Alevi kurumları ve milyonlarca Alevi yurttaş hedef alınıyor.

    TERÖRİST SALDIRILARA TEPKİ VEREN YURTTAŞLARA “SİYASAL ALEVİCİ” YAFTASI

    HTŞ’nin seri cinayetlerine kamuoyunun tepkisi üzerine iktidara yakın isimler tarafından sosyal medyada Alevi düşmanlığını körükleyen “Siyasal Alevici” söylemiyle bir kirli kampanya başlatıldı. Onlarca troll hesap üzerinden yaygınlaştırılan nefret söylemleri hala sürüyor.

    ALEVİ DÜŞMANI KAMPANYAYI YÜRÜTEN BAŞ KIŞKIRTANLAR!

    Bu kirli kampanyayı yürütenlerin ve kışkırtanların başında Fatih Tezcan, Güneş Şener, Furkan Bölükbaşı, Samet Doğan, İbrahim Bozan, Erem Şentürk, Mustafa Doğan, Hasan Açıkalın, Ali Demirdaş, Hasan Basri Aydeniz, Yunus Ari, Ahmet Bostancı, Altay Cem Meriç ve Furkan Gurbetoğlu isimleri ile Abese İrca, Malik Ejder, Kuşçubaşı Eşref Bey, Mahfil ve MAH Ajansı gibi sosyal medya hesapları bulunuyor.

    Yine kışkırtanlar arasında AKP’li Adem Taflan, Milat Gazetesi Ankara Temsilcisi Özlem Doğan, “Pelikancılar” olarak anılan Boğaziçi Küresel Grubu Koordinatörü Orhan Aydın, SETA direktörleri İsmail Çağlar, Can Acun, El-Kaide bağlantısı nedeniyle gözaltına alınan Abdülkadir Şen, İBDA-C’den hapis yatan Tayyar Tercan da var.

    ALEVİLERİ MADIMAK KATLİAMI İLE TEHDİT ETTİLER

    Toplumu kine ve tahrik etmeye sürükleyen bu kışkırtıcılar, Sivas Madımak Katliamı’nı, Yavuz Sultan Selim’in Alevi kırımını, “Evinize kırmızı çarpı koyacağız” diyerek Maraş Katliamı’nı hatırlatarak Alevilere yönelik katliam tehdidinde bulundular.

    ALEVİ ÖRGÜTLERİ CUMHURİYET SAVCILARINI GÖREVE ÇAĞIRDI

    “Esad Suriye’de Sünnileri öldürdü, Aleviler Esad’ı destekliyor” diye yalan propaganda yapan ve Suriye’deki terörist grupları destekleyen bu isimlerin tutuklanması için Alevi örgütleri Cumhuriyet Savcılarını hala göreve çağırıyor.

    HÜKÜMETTEN HALA SES YOK

    Toplumu tahrik eden yalan ve iftira kampanyasını yürütenlere karşı hükümetin bir uyarısının olmaması da dikkat çekiyor.

    BİNLERCE İNSAN SOSYAL MEDYADAN SESLENDİ: SURİYE’DE VE TÜRKİYE’DE ALEVİ KİNİNE SON VERİN!

    Bu arada dün akşam X’te #kanvekineson hasttag çalışmasıyla binlerce insan Suriye’de halka dönük katliamların, sadistçe işlenen cinayetlerin son bulmasını, Suriye’de ve Türkiye’de Alevi kinine, nefretine son verilmesini istedi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu’ndan, Alevi düşmanlığına tepki: Suç duyurusunda bulunulmalı

    HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu’ndan, Alevi düşmanlığına tepki: Suç duyurusunda bulunulmalı

    PİRHA- HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Suriye’de radikal selefi gurupların yönetimi ele geçirmesinden sonra sosyal medya üzerinden Alevi düşmanlığının körüklendiğine dikkat çekti. Kenanoğlu “Kendi yandaşlarına yönelik tehdit ve hakaretlerde anında harekete geçen İçişleri Bakanlığı ve İletişim Başkanlığının umrunda değil” diyerek, Alevi kurumlarını bu tür hesapları listeleyip geniş bir katılımla suç duyurusunda bulunmaya çağırdı.

    Suriye’de İslamcı selefi grup Heyet Tahrir eş Şam’ın (HTŞ)’nin Suriye’de yönetimi ele geçirmesiyle birlikte infaz görüntüleri de gelmeye başladı. Özellikle Alevi düşmanlığı körükleniyor ve nefret söylemleri sosyal medyada yükseliyor.

    “ALEVİ ÖRGÜTLERİ HEDEF GÖSTERİLİYOR”

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu yaptığı açıklamada, Suriye’de rejim değişikliğiyle birlikte sosyal medya üzerinden çok yoğun bir Alevi düşmanlığı körüklendiğine dikkat çekti.

    Kenanoğlu, “Suriye’deki Alevilerle ilgili kaygılarını dile getirenlere yönelik hem hakaret hem de tehditler yoğunlaşmış durumda. Bu konuda açıklama yapan Alevi örgütleri hedef gösteriliyor. Kendi yandaşlarına yönelik tehdit ve hakaretlerde anında harekete geçen İçişleri Bakanlığı ve İletişim Başkanlığının umrunda değil” dedi.

    Alevi örgütlerine bu tür hesapları listeleyip geniş bir katılımla suç duyurusunda bulunma çağrısında bulunan Kenanoğlu, “Biz de HDK olarak Alevi kurumlarıyla bu konularda ortak çalışmaya hazır olduğumuzu belirtmek istiyorum” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Alevi enstitüleri kurularak inançtaki resmi ideolojinin yarattığı deformasyonlar ayıklanmalıdır’- VİDEO

    ‘Alevi enstitüleri kurularak inançtaki resmi ideolojinin yarattığı deformasyonlar ayıklanmalıdır’- VİDEO

    PİRHA- “Asimilasyona, Alevi inancına saldırılara karşı Aleviler ne ne yapmalı?” başlıklı dosyamızın bugünkü konuğu Alevi hak mücadelesinde yer alan Dr. Serpil Deniz Şahin. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ülkücü kimliğiyle bilinen Ali Rıza Özdemir’in getirilmesinin Alevi katliamlarını yapanların devamlılığı açısından gözdağı olduğunu belirten Şahin, “Alevi enstitüleri kurularak inançtaki resmî ideolojinin yarattığı deformasyonlar ayıklanmaya çalışılabilir, sempozyumlar ve bilimsel çalışmalarla alandaki bilgiler zenginleştirilebilir ve yeni kuşağa daha doğru aktarım yapılabilir” dedi.  

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun temel talepleri var. Bunlar; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması.

    Bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da aynı hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    Alevi Diyaneti olarak adlandırılan başkanlığı Alevi örgütleri kesin bir dille reddediyor. AKP hükümeti Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için de Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurdu.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikatların, dinci vakıfların etkili olması.

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli?

    Alevi hak mücadelesinde yer alan Dr. Serpil Deniz Şahin sorularımızı yanıtladı.

    TÜRK- İSLAMLAŞTIRMA VE TOPLUMSAL HAFIZANIN YOK EDİLMESİ

    PİRHA: AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok Cemevine gidip görüşmeler yaptı/yapıyor. Görüşmelerde hala Cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    SERPİL DENİZ ŞAHİN: AKP Hükümeti Kültür Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurma amacını iki başlıkta ele almak istiyorum.

    Birincisi kesintisiz olarak devam eden Anadolu’nun Türkleştirme ve İslamlaştırma projesinin bir sonuç olarak, diğeri de de toplumsal hafızamızı yok etmek için yeni bir tarih yazımına girişmek ve böylelikle toplumsal bilincimizi engellemek amaçlı. Demokratik Alevi örgütlenmesini yok sayıp, ‘kendi Alevisini’ yaratarak, onları muhatap alma girişiminin altında, bizleri örgütsüz, ışıksız ve çıkışsız bırakmak yatmaktadır.

    Tarih boyu görüyoruz ki bilinçlenmemizi engellemek için Devlet katliam, kıyımla yetinmemiş, eğitim, hukuk gibi tüm kurumlarıyla baskı ve sindirmeyi denemiş, yetmedi bu hamlesiyle asimilasyon hızından ve iştahından vazgeçmediğini kanıtlamıştır.

    Aslında görmemiz gereken; Türkiye de ideolojik ve siyasi olarak Anadolu’nun İslamlaştırılması ve Türkleştirilmesi projesinin Selçukludan Osmanlı’ya oradan Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar sistematik olarak, her dönemde kesintisiz devam ettiği gerçeğidir. Sanki bu Cumhuriyet döneminde kesintiye uğramış gibi algılandığından atılan adımlar ve sonuçları tam değerlendirilemiyor diye düşünüyorum. Osmanlı’da padişahı öven tarih yazıcıları, Cumhuriyette de yeni ideolojiyi pekiştirme görevi yaptılar. Burada toplumsal olayları sınıf mücadelesi çerçevesinden bakamamamın sancısını çekiyoruz. Bu döneme ışık tutması gereken Aydınlar; halklar ve ezilenlerin yarattığı kültürü, kültürleşmeyi incelemek ve kayda geçirmek yerine, onların sırtına kambur olan devletlerin resmi ideolojisi lehine refleksler verdiler. Sol-Sosyalist birkaç aydın tüm acılara rağmen sözünü sakınmamıştır. Bu da siyasi bir körleşmeyi beraberinde getirdiğinden, toplum hafızamız ya hiç oluşmuyor ya da derin yaralar alıyor.

    “AKP-MHP ASİMİLASYON VE KATLİAM BAYRAĞINI TARİHSEL DEVAMLILIKLA SÜRDÜRÜYOR”

    Şimdi nefes alamadığımız, en demokratik haklarımızın budandığı bu duruma adım adım gelindi. Bu sebeple diyebiliriz ki Alevi kimliği dahil birçok kültür ve kimliğe karşı bilinçli bir körlük, sağırlık söz konusu. Türkiye siyasi tarihinde Alevilerle birlikte sol sosyalistlerin ürettikleri her şeyden korkanlar, siyasi darbeler ve acılarla halkı sindirmeyi hep denediler. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’ye ‘OHAL devleti’ ya da ‘darbeler cumhuriyeti’ diyebiliriz. Kuruluş paradigmasında farklılıkları bir zenginlik olarak görmek yerine hep peşinen potansiyel suçlu ilan etmiş ve yok etmeye çalışmıştır. Kah Ermeniler, kah gayri müslümler, kah Aleviler, kah Kürtler hedef seçildi. En son Hakkâri’ye kayyım atamalarında  görüyoruz ki Kürtleri susturmak için apartheid (ırksal üstünlük) yöntemleriyle adeta toplama kampı zihniyeti ile yönetmek istemekteler. En son 1980’de ABD patentli, uluslararası sermaye ve egemenlerinin yeşil kuşak projesinin 12 Eylül mahsulü siyasal İslamcıların önündeki tüm engeller tıraşlanarak, Alevilerin, Kürtlerin, sol sosyalist tüm yapıların, emekçilerin üzerinde sopa gibi dikta bir rejime dönüştürüldü. Öyle ki Egemenler çıkarları için kan ve gözyaşıyla dizayn ettikleri yeni düzende; kıyım ve katliam, işkence, baskı, sindirme yaşayanların gözünün içine baka baka gerçekleri ters düz ederek mağduriyet edebiyatı üretebildiler. Bu iklimden nemalanan siyasal İslamcıların eliyle özgürlük ve demokrasi getireceği iddiası bazı aydınlarda destek buldu. Böylelikle tek adam rejimi giderek daha da güçlendirildi. Atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra İslami faşist yapıya bürünen AKP-MHP bloku saray rejimini inşa ederek, tüm muhalif yapıları sindirme, baskılama, ortadan kaldırma aşamasına geldi.

    Asimilasyon, katliam, kıyım bayrağını tarihsel devamlılıkla sürdüren AKP- MHP bloku kendi kodlarında bulunan gerici, ırkçı, tekçi, emek düşmanı politikaları Aleviler üzerinde kullanarak, onları Türk İslam sentezi içinde eritmeyi, tarih sahnesinde onu farklı kodlayarak özgürlükçü, eşit paylaşımcı, demokratik, laik yapısını budamak istiyor iştahla. Böylelikle farklı ırk, kültür ve inançlarını insanlığın ortak mirası olarak gören, damlaların derya olduğu ,zalimin karşısında boyun eğmeden özgürce bir arada yaşamın tohumlarının atıp, aşure gibi herkesin kendi tadında kendi renginde bir arada kardeşçe, barış  içinde bir yaşama umudunu da yok etmek için sahnedeler.

    “ALEVİLERİ, DİKENSİZ GÜL BAHÇESİ YARATMAK ADINA HEDEFLERİNE KOYDULAR”

    Osmanlı’da oyun çok derler ya şimdi ‘Alevi’ kelimesine bile tahammül edemeyen bu zihniyete karşı dişimizle, tırnağımızla, zorlu bir mücadelelerle oluşturduğumuz demokratik Alevi hareketini yok saymaya, dedelerimizin, analarımızın, pirlerimizin zora direnerek bugünlere getirdiği kadim inancımızın içini boşaltmaya çalışıyorlar. Biz tarihsel olarak onları çok iyi biliyoruz. Onlar da tarihten bizleri çok iyi tanıyorlar. Osmanlı ve Cumhuriyet’in egemenleri bu düzenini sürdürebilmelerinin önündeki en büyük engellerden biri olarak gördükleri biz Alevileri; dikensiz gül bahçesi yaratmak adına toplum mühendisliği planlarının hedefine koydular ve hep gizli bir ajandaları oldu. Osmanlı ve Cumhuriyet egemenleri milyonların canını aldı, yetmedi onları ışıksız, örgütsüz ve çıkışsız bırakmak için de bu yapay örgütlenmeleri, paralel yapıları kurmayı hep denediler. Artık sağır sultanın duyduğu taleplerimizi duymayanlar sadece cemevlerinin ihtiyaçlarını gidermek için anladıkları tek dil olan betonlaştırmayla, devletin kaynaklarını kullanarak onları satın almaya çalışıyor. Bu girişimler samimi olmadığı gibi art niyetlidir. Alevilerin içine Truva atı sokma girişimidir. Bizlerin’’ Eşit Yurttaşlık’’ gibi haklı taleplerimizi görmezden gelenler, bir lütuf gibi ‘cemevlerinin ihtiyaçlarını gideriyoruz’ yalanlarıyla her türlü manipülasyonu denemekten geri kalmıyorlar.

    “ALEVİ KİMLİK MÜCADELESİ HEDEF ALINIYOR”

    Milyonlarca Alevinin onurunu kırmak amaçlı tepeden bakarak ‘Alevileri siz temsil etmiyorsunuz’ şeklinde üstenci, saldırgan, alevifobik, ötekileştirici nefret dilini kullanarak bu örgütlenmeleri Alevi tabanından koparmaya, marjinalleştirmeye, hatta şeytanlaştırmaya çalışıyor. Cemevlerine cümbüş evi diyen zihniyet, örgütlülük karşısında geri adım atıp, değiştiremediğini dönüştürüp, kendine bağlayarak ‘devletin Alevi’si ’yaratma çalışmalarında epey yol kat ettiğini artık görmemiz lazım. Cemevlerini Kültür Bakanlığına bağlama cüreti enerjimizi yanlış adreslerde harcamaya, bölüp, parçalamaya, her zaman ki gibi sorunu çözüyor gibi yapıp, örgütlenmeyi baltalamaya ve Alevi kimlik mücadelesinin içini boşaltmayı açıkça hedeflemektedir.

    “ALEVİLER EGEMENLERİN YÜZÜNE TÜKÜRME CESARETİNİ GÖSTERDİLER”

    Toplumsal hafıza ve toplumsal bilinç arasında kopmaz bir bağ olduğunu bildiklerinden tarihi yeniden yazarak neyin hatırlanıp neyin kayda geçeceğini belirlemek istiyorlar. İşte yeniden tarih yazımıyla karartma çabasının altında Alevilerin ayak izlerini silinmesi çabası yatar. Çünkü tarih sahnesinde onun ürettiği değerlerden ölesiye korkuyorlar. Dağınık parçalı da olsa milyonları bulan Alevi toplumunun asimilasyon cenderesinden çıkarak örgütlenmesi, kendi sözünü ve siyasetini üretmesi demokrasi, özgürlük, eşitlik, laiklik, emek düşmanı olan egemenlerin ve onların taşeronluğunu yapan AKP-MHP’nin korkulu rüyasıdır. İzlediğim bir filimde ABD’de köleliğin olduğu bir dönemde sürekli kaçan bir köleyi sahipleri yakalayıp halkın önünde aşağılayıp kaçmasın diye döverler. Köle de efendisinin yüzüne tükürür ve anında öldürülür. Bunun üzerine arkadaşları öleceğini bile bile neden böyle yaptı diye mırıldanırken biri şöyle haykırır: Arkadaki küçük çocuğu göstererek, ‘o efendisinin yüzüne tükürülebileceğini göstererek gelecek kuşaklara cesaret tohumu ekti’ der. İşte Aleviler de tarih boyunca kendi gibi ezilip yok sayılanlarla birlikte tarihte egemenlerin yüzüne tükürme cesareti gösterdiler. İşte katlimize sebep suçumuz!

    (Neşet Ertaş pirimizden değiştirip alıntılayarak) Aleviler madımak gibidir. Üzerinde tepinip yok sayarsın tam kurudu derken bir yağmur görmeye görsün. Tekrar başlarını kaldırıp filizlenir güçlenirler. Bu korku, ülkeye barış demokrasi özgürlük fikirlerinin filizlenme korkusudur.

    “ALEVİLER ANCAK TÜRKLÜK VE İSLAM ÇERÇEVESİNDE KABUL EDİLEBİLİR KILINDI”

    -MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    Aslında tarih bugün yaşadığımız olaylar dizisi hakkındadır. Bizim nasıl biz olduğumuzun öyküsüdür aslında. Onu anlamak içinde yaşadığımız dünyayı da değiştirmenin anahtarıdır. Totaliter tüm yapılar ‘geçmişi kontrol eden geleceğide kontrol eder’ demişlerdir. Binlerce yıl önce Çin imparatoru bugünü eleştirmek için geçmişi kullananları öldürmüştü. Astekler Meksika vadisini fethedince tüm her şeyi yakıp yıktılar. İspanyollar da tüm asteklerin belgelerini yok ettiler. İskenderiye kütüphanesi yakıldı, Naziler ilk kitaplardan başladılar yakmaya, 12 Eylül de insanlar, kitaplar, geleceğe ait tüm umutlar yakılıp, yıkıldı, yok edildi.

    Tarihi iyi okumayanlar tekrar tekrar bu acıları yaşamak zorunda kalacağı gerçeğinden hareketle bu alanları boş bırakmamamız gerekir. Bu           çalışmaların amacı Aleviliğin muhalif, özgürlükçü eşitlikçi, paylaşımcı yönünü budayıp, adeta folklorik bir hale dönüştürmektir.

    Bizleri sanki hep devlet hiyerarşisiyle yaşamışız gibi inandırmak istiyorlar. Oysa insanlık tarihi yıllarca devlete ihtiyaç olmadan yaşadı, rızalık toplumları yarattı. Bu sistemin en büyük başarısı tüm insanları alternatifsiz olduğuna inandırarak, çıkışsız ve ışıksız bırakmaktır. Böylelikle egemenler, büyük bir  değişim ve dönüşüm aktörlerinden olan Alevileri sanki tarihte hiç yaşamamış gibi yaparak, onların ortak yaşam ve kominal paylaşımlarını da yok sayarak, aktarılmasını engelleyerek, çarpıtarak karartmalar yapıyorlar. 1920’lerde Fuat Köprülü tarafından oluşturulan Orta Asyacı paradigma etrafında kurgulanıp şekillendirilen Türkçü, Turancı tarih yazımını güncelleyip 1980’lerde tekrar popüler hale getirip Kürt hareketini karşı sisteme yedeklemeyi denediler. Yani  açıkça milliyetçiliği inşa etmek adına tarihin yeniden yazımı söz konusudur. Böylelikle Alevi Bektaşi Kızılbaşlar olarak bizler bir yandan eksik İslamları giderilip eğitilecek, siyaseten de zararsızlaştırılıp, yola getirilmesi gerekenler olarak kodlandık. Aleviler ancak İslam ve Türklük çerçevesinde kabul edilebilir kılındı.

    “MHP’Lİ ALİRIZA ÖZDEMİR, ÇORUM VE MARAŞ’TAKİ KATLİAMININ DEVAMLILIĞI AÇISINDAN ÖZELLİKLE SEÇİLMİŞTİR”

    Aslanlar kendi tarihini yazmadıkça avcılar hep kahraman olarak yazılacaktır’ gerçeğinden hareketle bizlerin unutmaması gereken tarihteki bu karartma, Alevileri yok sayarak yapılan tarih yazıcılığı bizim belleğimizi yok edip zehirlemekte, sahici bir Alevi tarihi yazımını da engellendiğinden bu da at izini it izine karıştırmaktadır. Belleği olmayan Alevi toplumunun kimlik mücadelesi de mitolojide Penelope’nin dokuması gibi her gün örülse de sökülüp duracaktır. Oysa toplumsal hafızamız Simurg misali küllerimizden yeniden yaratılıp, kendi özgür gökyüzümüzde uçma cesaretini gösteren kanatlarımızdır. İşte tüm çalışmalar onu budama telaşıdır.

    Selçukludan Osmanlı’ya yakıp yıkan, katleden, sürgüne gönderenler yetmedi inanç merkezlerine el koyanlar, yazılı birçok kaynağı yok edenler, 38 Dersim Tertelesi’nde tarihte görülmemiş acılara imza atanlar, Ortaca’da, Çorum’da Maraş’ta ortaçağı yaşatanlar, Sivas’ta yakanlar, Gazi’de, Gezi’de öldürenler, şimdi de bizleri tek merkezden istedikleri kalıba sokma hevesindeler. Bir Ali Cengiz Oyunu olan bu girişiminin MHP kökenli biri tarafından yönetilmesi Alevilere yönelik Çorum’da Maraş’ta katliam yapanların devamlılığı açısından korkutmak ve sindirmek, gözdağı vermek amaçlıdır ve bilinçli seçilmiştir. Ve her cemevinin yanına bir de mescit yapılacağını söylemesi, açıkça bizlerin talepleriyle alay etmektir. Bizleri milliyetçi, ırkçı ögelerle İslam’ın içine alınmakta ısrar edenlere cevabımız, Alevi öğretisinin ırkların değil kırkların yolu olduğudur.

    “ÖZGÜVENLİ BİR SİYASET HATTI VE MÜCADELE EDEREK MUHATAPLIK GÜCÜ KAZANABİLİRİZ”

    -Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    Sadece iktidar karşıtlığı kimseyi düzen sınırlarının dışına çıkarmaz. Alevi siyaseti, en başta amaç ve vizyonuyla ama aynı zamanda örgütlenmesi ve eylemiyle kendisini kurulu düzenin dışında tanımlamalı.

    Bizim özgüvenli bir siyasi hat örmemiz, kapitalizmin tüm kültürleri yağmalama ve yabancılaşmasına alternatif üretmemize bağlıdır. Alevi kurumları olarak bizler bu topyekûn devasa saldırılara karşı sadece basın açıklaması kınama ve salon toplantıları yaparak alan açamayız. Sorunlarımıza bilinçli bir körlük ve sağırlık içindeki devlete ‘bizi muhatap al ‘yakarışı yerine özgüvenli bir siyasi hattı örerek, mücadele ederek muhataplık gücünü kazanabiliriz.

    “BİZLER YANİ ALEVİ ÖRGÜTLERİ ÇUVALDIZI KENDİNE BATIRMALI”

    Çuvaldızı kendimize iğneyi başkasına batıralım. Geminin su aldığını görmekle başlayalım. Örgütlerdeki bu tıkanıklıkları aşmanın yolunu bulmak, bulunduğunuz her toplumsal alanı, sokağı nasıl Alevi’ce yaşayacağımız, kendi felsefe ve yolumuza uygun nasıl davranacağımız, hayatı nasıl yaşayıp, şekillendireceğimiz, birbirleriyle nasıl ilişkilendiğimizi, mücadeleyi, örgütlenmeyi eylemleri hangi değer ve ilkelere göre yürüteceğimizle çok yakından ilgilidir. Alevilerin ibadethanesi dört duvar arası hiç olmamıştır. Alevilerin cem erkanları sosyal dayanışmadır, eğitimdir, felsefedir, arınmadır. Bunun için samimiyetle özveriyle bu yola turap olma mütevazılığı ile yönümüzü  geçmişimize çevireceğiz. Kendi özgürleşmemizin birebir başkasının özgürleşmesine bağlı olduğu bilerek, diğer demokratik güçlerle dayanışma içinde birlikte mücadele etmemiz tarihi sorumluluğumuzdur. Bunu yaparken kendi dilimizi kurmalıyız. Aleviliğin binlerce yıldır kendisini ifade ve yaşattığı bir dil varken, onun yerine Sünni inancın dilini kullandığımızda, onun penceresinden baktığımızda kendimizi sınırladığımızı görmeliyiz.  Savunmacı ve açıklayıcı dil kullanmaktan bir an önce vazgeçmeliyiz. Bizler inancımızın farklı inanç ve ritüelleri olduğunu özgüvenle ve cesaretle savunabilmeliyiz.

    Yol ulularımız bunu, ‘Bu yol demirden leblebi ateşten gömlektir ayağını seven gelmesin’ diye ne güzel demişler. Özgüvenli bir siyasetin ilk adımı olarak, bütünü kaçıran, enerjimizi boşa  harcayarak bizleri kutuplaştıran  köken tartışmalarını bir kenara bırakmamız gerekir. Onun yerine enerjimizi  Balkanlar’dan Asya’ya Anadolu’dan, Afrika’ya kadar devlet baskısına rağmen aynı felsefe ve  ritüellerle nasıl hayat bulduğuna odaklayabiliriz.

    Aleviliğin kendini nasıl var ettiğine, ocak sistemi dâhil hangi sistemleri kullandığını, birliğini dirliğini, felsefesini, toplumsallığını nasıl sağladığına, yaşadığı bölgelerde nasıl bir değişime ve dönüşüme sebep olduğunu araştırmalıyız. Telli kuran diyerek zakirlerimizin cemlerimizde söylediği deyişlerin, sözlerin bu geniş coğrafyada nasıl hiç değişmeden hep bir ağızdan söylendiği, kimler tarafından bu kültürün taşıyıcılığının yapıldığı, altındaki felsefesi, verdiği mesajlarını bir an önce öğrenme gayreti içinde olmalıyız. Özgürlük mücadelesinin ‘hiç bitmeyen bir mücadele olduğunu bilerek, sürekli ve birleşik bir mücadele ağı örmeye çalışmalıyız.

    Örgütlü bir toplumu hiçbir kuvvetin yenemeyeceği bilinciyle ister İslam içine alınmaya çalışılsın, ister ansiklopediler hazırlansınlar. Gezi’deki gibi, depremdeki gibi devletin dışında farklı dayanışma hatları örmeyi başardığımızda ve süreklilik sağladığımızda özgüvenli bir örgütlenmeyi başardığımızda tüm bu saldırılar püskürtülecektir.

    “AKP, DEMOKRATİK DEĞERLERE SALDIRARAK, KUTUPLAŞTIRMA SİYASETİ İLE ÜLKEYİ YÖNETİYOR”

    -Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?

    Bugün bizler tarikat-mafya-sermaye-iktidar ilişkilerinin hâkim olduğu, demokratik hak ve özgürlüklerin, laik kazanımların, barış içinde bir arada yaşama umudunun yok edilerek, ülkenin taşının, toprağının yağmalandığı, türlü hak ihlallerine maruz bırakıldı bir ülke manzarasıyla yüz yüzeyiz.
    AKP kindar ve dindar nesil yetiştirme projesi ile 22 yıldır tüm demokratik değerlere saldırarak, rıza üretmek için insanları kutuplaştırıp gerilim siyasetiyle ülkeyi yönetmeyi başardı. Bu sebeple tek adam rejimini korumak için önündeki en büyük engel gördüğü eğitime el atarak dindar ve kindar ve itaatkâr bir gençlik yaratmak için tüm gücüyle çalışmakta.

    22 yıllık iktidarlarında en çok eğitim sisteminde değişiklik yapıldı. 4+4+4 eğitim sistemi, ÇEDES ile tarikat ve cemaatlere protokollerin imzalayarak hem sermayeyi oraya akıttı hem de çocukları tarikatların kucağına bıraktı. Eğitim sisteminde muhafazakarlık ve dinselleştirme adına her çalışmayı yaptı yapıyor. Kuran kursları, Okullara mescit, Ana okullarına kadar inen bir karanlık ile karşı karşıyayız. Çocukların bir öğün yemeği bile kaldırılırken, itibardan tasarruf olmaz deniyor ve Dev bütçeler ayırdığı diyanetiyle bu toplumu itaatkâr şükürcü yapmak için her fırsatı değerlendiriliyor. Zorunlu din derslerinin kaldırılmasını için AİHM’de kazanımımızı boşa çıkarmak için okullara Kuranı Kerim, Hz. Muhammed’in hayatı, İslam bilim tarihi, İslam kültür ve medeniyet tarihi, temel dini bilimler gibi dersler ilave edildi. Tüm okullar imam hatipleştirilmeye çalışılıyor. Akıllarında eğitimin tüm kurumlarını medreseleştirme girişimi var. Bir yandan da MESEM gibi uygulamalarla çıraklık adı altında çocuklar sermayenin sömürüsüne sunuluyor.

    “IRKÇI, ASİMİLASYONCU EĞİTİME DEĞİL, FARKLILIKLARI ZENGİN GÖREN DEMOKRATİK EĞİTİME İHTİYACIMIZ VAR”

    Bilimden, demokrasi, insan hakları ve laiklikten uzak milli ve manevi değerler altında eğitim dinci gerici kuşatması söz konusu. Âdeta muz cumhuriyetini de aratarak Anayasanın birçok maddesini rafa kaldırıp, 42. maddesi olan çağdaş eğitim hakkının açıkça ihlal etmekte. Bu model minik çocuklara ölü yıkamayı, cin çarpmayı öğreterek, onların soyut şeyleri algılama yaşı görmezden gelerek tamiri zor yaralar açmakta. Laik bilimsel demokratik ve Anadilde eğitim amaçlanacağına piyasacı gerici dinci ve çocukların pedagojik gelişimini ters düz edecek uygulamalar açıkça cinayettir. Biz Aleviler açısından eğitim hep sorunlu olmuştur. Ciddi bir eğitim reformuna ihtiyaç vardır. Bizim ihtiyacımız olan ırkçı, bireyci, piyasacı asimilasyoncu bir eğitim değil, değil farklılıkları zenginlik olduğu, pozitif değerlere sahip çıkan bir eğitim sistemidir.

    “AKP İKTİDARI, GELECEĞE DAİR UMUTLARIN DA HIRSIZI”

    Müfredat eğitimin anayasasıdır. Demokratik, modern, çağdaş bir yaşamı kucaklayan, savaşın değil barışçıl bir dünyayı kurmak için gençlerin fırsat eşitliğinin olduğu, kamucu demokratik, laik, bilimsel bir eğitime ihtiyacı vardır. Bu da ancak eğitimcilerle, sendikaların, bilim insanlarının, veli derneklerinin, pedagogların fikri alınarak ortak yapılacak uzun soluklu çalışmalarla başarılabilir. AKP iktidarı sadece biz Alevilerin değil tüm gençlerin çocukların eğitim hakkını çaldığı gibi, geleceğe dair umutların da hırsızıdır. Bu alanda uzun soluklu hak alıcı birleşik bir mücadele hattı örülmeli. Velileri sürekli bilgilendirerek eğitim hakkımız için mücadele hattı örmeyi başarmalıyız. Ekmek kadar su kadar ihtiyacımız olan demokrasi, özgürlük ve laiklik sadece Alevilerin sorunu değildir. Kurtuluşumuz ortak mücadele ile atılan adımların hayat bulmasındadır.

    “RADİKAL KARARLAR SAYISAL KOPUŞLAR YAŞATSA DA KARANLIĞI AYDINLATIR”

    -Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kuran kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kuran kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?

    2007 yılında AİHM tarafından karara bağlanan zorunlu din derslerinin kaldırılması kararına rağmen geçen 14 yıl içinde tam tersi ders sayısı artırıldı. Bu koyu karanlığı yaymak için pilavdaki beyaz taşları, içimizdeki Hızır paşaları kullanmaktan geri durmadılar. Kartal Cemevi de buna kuran kursu vererek hizmet etmekte.

    Alevilik bir kişinin ya da sınıfın kurduğu bir tarikat, mezhep veya cemaat değil bugüne kadar dara çekilmiş, derisi yüzülmüş, kuyulara atılmış bazılarının adını sanını bile bilmediğimiz Yol erenlerinin sürdüğü ilimin rehberliği ve sevginin ışığı ile gidilen bir Yoldur. Kendine imtiyazlı haklar kazanmaya çalışan kurumların, kişilerin, cesaretle bu yapılardan arındırılması gerekir. Bir yerlerle Alevilik adına pazarlıklar yapanlar, oluşturulacak bir divanda dara çekilerek, asimilasyona hizmet eden kişilere ve kuruluşlara Yolumuzun hukuk kuralları içinde en ağır şekilde gerekli olan ceza verilmeli. Bunların topluma açık bir şekilde müşkül oldukları anlatılmalı, kurumsal bağlar koparılmalı. Orada hizmet yürüten asimilasyoncular seminerlerde, cemlerde, muhabbetlerde teşhir edilmeli. Bunları yapmaz isek bu kirliliği durduramayız. Radikal kararlar sayısal kopuşlar yaşatsa da karanlıkları aydınlatır.

    “TALİPLERİ YOL İLE BULUŞTURABİLMEK GÖREVİMİZ OLMALI”

    – Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    AKP-MHP inşa ettiği saray rejimiyle ırkçı, şovenist ve faşist, alevifobik, nefret dili söylemleriyle güvercin tedirginliğinde yaşamaya zorlanıyoruz. Sadece egemenlerin değil bu ülkede yazarından, çizerine, kültürel yapısından, eğitimine medyasına, el cümle Alevifobik kodlarıyla, gün geçmiyor ki kadın erkek ibadetteki ısrarımız sebebiyle her türlü karalama, aşağılamaya boğuşuyoruz. Murat Belge gibi bilinen bir entelektüel bile Adam yayınlarından yaptığı bir çeviride ‘ensest’ kelimesini ‘kızılbaş’ diye çevirme cüreti gösteriyor. Bu iktidar da devletin tüm yapılarından Alevileri temizlenmeye çalışıyor. Yapılan sözlü sınavlarda çocuklarımız eleniyor, ayrımcılığa uğruyor.

    İnsanın insan olma yolculuğunda yarattığı etik değerler çok önemlidir. İnsan, hak, doğa eksenli inancımız tarihsel yolculuğunda eşitlik, özgürlük, adalet kavramlarını toplumsal yaşamda rızalık ilkesiyle birleştirip, kurdun kuşun hakkını gözeten bir noktadan bakarak, içindeki beni öldürerek bizi koyan, sevginin paylaşımın, aklın kutsandığı bir inanca dönüştürmüştür. Özgürleştirmeyi savunan bir felsefeyle, yarattığı toplumsal arınmayla, ahlakıyla dünyayı cennetleştirmeye çalışan bir toplum hedeflemiştir. Hürrem dinliler, Karmatiler, Babekler, Baba İlyaslar, Şeyh Bedrettinler Yol süreğinde binlerce yıldır komünal yaşamı hayata geçirdiler. Bu inanç bir anlamda da insanlık mirasıdır. İşte yarattığı bu değerlerle insanlığa ışık tutan bu inanç egemenlerin hep hedefi olmuştur. Bizler tarihimizden biliyoruz ki bu topraklar, bu kadim dünya katliamlara, savaşlara tanık olduğu gibi mücadele edenlere de tanıktır. Hiçbir baskıcı karanlık zihniyet, köklerini sevinç ve acılarından alan güzellikler karşısında yaşamaz. Bu topraklara eşitlik özgürlük hümanizm mayasını atmak için ağır bedeller ödeyen pirlerimiz, taliplerimiz, analarımız, dedelerimizin bize bıraktıklarına güvenerek yola koyulmalıyız. Yolun sahibi olma vasfı atfedilen, biz kadınların öncülüğünde kurumlarımızdaki her bir üyemizi ‘’talip’ olarak görerek, talipleri Yol ile buluşturabilmek gibi bir görevimiz olmalı.

    “RIZALIK ALAN YATAY ÖRGÜTLENMELER İLE SÜRECİ ŞEFFAF VE DEMOKRATİK YÜRÜTEBİLİRİZ”

    Kurumlarımızı belli etkinliklerle çekim merkezi haline getirmek için çok emek verilmesi gerektiğini, ilk başta kadınlarımız olmak üzere tüm taliplerin temel gereksinimlerinin ne olduğunun tespitine başlamalıyız. Bu yanıyla anasız, kadınsız kalmış bir Aleviliğin hakikatsiz bırakılmış bir Alevilik olduğunu unutmamak gerekir. Kadınlar bu inancı besleyen yeraltı kaynakları, akarsular gibi kılcal damarlarımızdır. Özellikle kadınların temsiliyeti ve karar mekanizmalarında bulunduğu, yetki aldığı yapıların oluşturulması, kişilerin tekelinde görüntü veren Alevi siyasetini tekrar toplumuyla buluşturacaktır. Herkesin birbirine can eli olmaya birbirinin Hızır’ı olmaya ihtiyacı var. Bunun için ateşin yeniden keşfedilmesine gerek yok. İlk bakmamız gereken, hiyerarşi ve iktidarların reddedildiği, binlerce yıllık geçmişiyle yürütülen cemal-cemale muhabbetlerde; toplumsal sorunların, konuşulup çözüm üretildiği doğrudan doğruya demokrasinin de hayat bulduğu yerler olan cem erkanlarımızdır. Tekrar toplumla bağımızı kurmak için, pir –mürşit- talip ilişkisini güncelleyerek, herkesin söz söyleyebileceği muhabbetleri, buluşmaları çoğaltarak, birbirimizi denetleyen, rızalık alan yatay örgütlenmelerle süreci şeffaf ve demokratik olarak yürütebiliriz.

    “ALEVİ ÖRGÜTLERİ MECLİSLEŞMELERLE ORTAK PROGRAM ETRAFINDA TOPLANMALI”

    ABF bağlı kurumlar ve alandaki Alevi örgütlenmeleri bu meclisleşmelerle Alevi düsturuyla ortak bir program etrafında toplanmalı. Bu meclisten seçilecek üst kurullarda, gelişen olumsuzluklarda yapılacakları kararlaştırabilir, böylelikle kendi denetlememizi kurarak alanda ki kirlenmelere bir duruş sergileyebiliriz. Cemlerimizde ‘Ölü giren diri çıkar’ şeklindeki arınmanın tekrar gerçekleşebilmesi inancın folklorik halden çıkarılmasıyla mümkündür.

    “CEMEVLERİNİ BİRER SANAT, KÜLTÜR, EDEBİYAT, BİLİM MERKEZİNE DÖNÜŞTÜREBİLİRİZ”

    Cemevlerinin binalarının kutsayarak beton yığınlarına anlam yüklememek gerekir. Alevi kurumlarında cemlerin otantik yapıları korunarak birer sanat, kültür, edebiyat, bilim merkezlerine dönüştürebiliriz. Kurumlarımız Alevi tarihini yol erkanını anlatan eğitimler vererek gençlere ulaşmanın yolları bulunmalı.  Bunu sağlayacak ışık tutacak eğitimleri kurumlarımızda yapmamız gerekiyor. Bunlar belli günlerde halk günü şeklinde seminer şeklindeki cemal cemale sohbetler olabilir. Kinden, kibirden arınmış samimi dost sohbetlerinin etrafında BİZ olmalıyız. Tek başına düşünebilen, fikir üretebilen söz söyleyen, yaşamın içinde üreten, eyleyen, dönüştüren, özgür düşünceli bireyler olarak sağlıklı BİZLER yaratabiliriz.

    Haklarımıza saldırılar karşısında kurumlarımızınım her biri insan hakları, ekolojik kriz, ekonomik eşitsizlik, toplumsal cinsiyet rolleri ve eşitsizliği, kadın hakları, sağlık ve eğitim hakları konusunda çözüm üreten, söz söyleyen, ve bu konuda Hak ihlallerine uğrayanlara yol gösteren dinamik yapılara dönüştürmeliyiz.

    Alevi meclislerinde çıkan sonuçlar bilgi havuzunda toparlanabilir, bir akademi gibi çalışılıp kültürel ve sosyal bir aydınlanmayla büyük bir sinerji yaratılabilir. Demokrasi, şeffaflık ve hesap verilebilirliği kendi kurumlarımızda hayata geçirip, demokrasiyi ete kemiğe büründürebilirsek, ondan sonra  ülkemizdeki  demokrasi ikliminden bahsedebiliriz. Tüm bu rejime karşı yeni, özgür, katılımcı toplumun filizlenmesi böyle sağlanacaktır.

    “ALEVİ İNANCININ KÖK SALDIĞI PİLOT BÖLGELERDE ÇALIŞMALAR YÜRÜTELEBİLİR”

    Alevi enstitüleri kurularak inançtaki resmî ideolojinin yarattığı deformasyonlar ayıklanmaya çalışılabilir, sempozyumlar ve bilimsel çalışmalarla alandaki bilgiler zenginleştirilebilir ve yeni kuşağa daha doğru aktarım yapılabilir. Alevi inancının kök saldığı bölgelerde pilot bölge seçilip yoğun çalışmalar yürütülebilir. Karaburun da Şeyh Bedrettin’in izleri, Amasya Tokat ve Karadeniz de Baba İshak, Balkanlar’da alevi tarihi açısından tekrar kökleriyle buluşması için çalışma yürütülebilir.

    “ASİMİLE EDİLEN BÖLGELERİN, KÖYLERİN HARİTALARI ÇIKARILMALI”

    Önümüze ciddi çalışmalar koymalıyız. Günümüzde Alevi sayısının bile tam olarak bilinmemesi ciddi bir sorun ve ilk etapta bu sorunu gidermek için çalışmalar yapılmalı. Alevi halkının nerelerde yaşadığı, kendini Alevi olarak kaç kişinin ifade ettiği, popülasyonunun sosyo-ekonomik haritası çıkarılabilir. Asimile edilen köy veya yerleşkelerin, bölgelerin haritaları çıkarılmalı ve ona göre kısa ve uzun vadede çalışma planları yapılmalı. Dergâhlar ve kutsal mekânlarımız inanç merkezlerimiz haline getirilmelidir. Dergâhlarımız ve inanç merkezlerimizin Alevilere teslim edilmeleri için çalışmalar yürütülmeli. Buralarda büyük buluşmalar, cemler organize edilebilmeli.

    “EŞİT YURTTAŞLIK TALEBİMİZ DEMOKRATİK, ÖZGÜR BİR YAPININ OLUŞMASI İLE GERÇEKLEŞEBİLİR”

    Eşit yurttaşlık talebimiz eşitlikçi katılımcı, paylaşımcı, demokratik özgür laik bir yapının oluşması ile gerçekleşeceğinin bilincinde olmalıyız. Dünyadaki kadın sorununu Alevi kadın sorunuyla birleştirerek, ‘rıza şehri ‘ütopyamızı emek mücadelesiyle birleştirerek, doğa merkezli inancımızı ekolojik ve iklim krizlerinin engellenmesi mücadelelerini birleştirerek, Can kavramını tüm ezilen, yok sayılan, ötekileştirilenlerin kimlik mücadelesiyle birleştirerek yol alabiliriz. Baskıcı, asimilasyoncu ve tekçi iktidarlara alternatif yeni, özgür, katılımcı, paylaşımcı, toplumun filizlenmesi böyle sağlanabilir.

    “KATLİAMLARIN ARAŞTIRILMASI İÇİN ULUSLARARASI KAMUOYUNUN GÜNDEMİNE GETİRMELİYİZ”

    Avrupa’daki Alevilerin mücadelelerine ve kazanımlarına sahip çıkılan birleşik bir mücadeleyle bu örgütlerle de bütünlük içinde çalışmalıyız. Avrupa’da bir Alevi diasporası kurup tüm Avrupa parlamentolarında siyasal alanda kendimizi var edip, tüm katliamların sorumlularının açığa çıkarılması ve devletin bu katliamlardaki rolünü deşifre edip uluslararası bir baskının oluşturulmasını sağlamak için birleşik bir mücadele ağı örülmeli. Bu katliamların bir daha yaşanmaması için devletin özür dilemesi sağlanmalıdır. Şili’deki Pinoche örneği gibi katliam sorumluları diktatörler yıllar geçse de uluslararası kamuoyuyla yargılanabildiler. Bizler de başta Dersim, Çorum, Sivas katliamlarının araştırılması için komisyonlar kurup bu konuyu uluslararası kamuyu gündemine getirebilmeliyiz.”

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

    İLGİLİ HABERLER:

    1- ‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO
    2-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO
    3- ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO
    4-‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO
    5-‘Alevilerin sorunu siyasetle, hukuk mücadelesiyle çözülür; ciddi çalışmalara başlanmalı’
    6- ‘Cemevlerini ibadetin yanında sosyal, kültürel merkeze dönüştürmeliyiz, insana dokunmalıyız-VİDEO
    7-‘Sünni ulema zihniyetinin inancımızı bize anlatması mücadele etmemiz gereken bir durum’- VİDEO

    8- ‘Alevi kurumlarının bünyelerinde siyasi birimler oluşturulmalı, ortak akılla hareket edilmeli’
    9-‘Aleviler sokakta, hukuksal alanda mücadele etmeli ve sivil itaatsizlik örgütlenmelidir’

     

     

  • ‘Aleviler sokakta, hukuksal alanda mücadele etmeli ve sivil itaatsizlik örgütlenmelidir’

    ‘Aleviler sokakta, hukuksal alanda mücadele etmeli ve sivil itaatsizlik örgütlenmelidir’

    PİRHA- Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki gericileşmeye, asimilasyona karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli? Bugünkü dosyamızın konuşmacısı Sosyal Bilim İnsanı Haydar Gencer. “Aleviler alınları ak, yalınayak eşit vatandaşlık mücadelesini örgütlemelidirler” diyen Gencer ekledi: AKP-MHP ceberrut iktidarının insanların yaşam alanına, etnik ve dini inançlarına müdehalesini boşa çıkarmak üzere, hayatın her alanında, sokakta, hukuksal alanda mücadele etmelidirler ve sivil itaatsizlik örgütlenmelidir.

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun temel talepleri var. Bunlar; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması.

    Bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    Alevi Diyaneti olarak adlandırılan başkanlığı Alevi örgütleri de kesin bir dille reddediyor. Ayrıca AKP hükümeti Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için de Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurdu.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikatların, cemaatlerin, dinci vakıfların etkili olması!

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki bu gericileşmeye, asimilasyona karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli?

    Sosyal Bilim İnsanı Haydar Gencer, sorularımızı yanıtladı.

    “ALEVİ İNANCI VE FELSEFESİ SİNSİ OSMANLI ENTRİKASIYLA YOK SAYILMAKTADIR”

    PİRHA- -AKP hükümeti, 9 Kasım 2022’de Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yaptı/yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    HAYDAR GENCER: AKP’nin ‘Kültür ve Turizim Bakanlığı’ bünyesinde ‘Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı’nı kurması geçmişten günümüze kadar Türkiye’deki hakim gücün-inancın, devlet eliyle Apartheid (ayrılık) sistemin sürdürülmesine çok açık ve somut bir emsaldir. Alevi inancı ve felsefesi bu girişimle kültürel/folklorik bir değere indirgenerek, sinsi Osmanlı entrikası ile yok sayılmaktadır.

    Anadolu’da Nizam-i Mülk’den günümüze kadar Aleviler katledilme, Sünnileştirilme, Şiileştirilme, yok edilme politikaları ile karşı karşıya kalmışlardır ve bu süreç hale devam etmektedir. Bu bağlamda ‘Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ 21. yüzyılda sinsi yeni bir osmanlı tuzağıdır. Ne yazık ki sözde Aleviler ve onların sözde inanç önderlerinin de bu sinsi tuzağa alet olduklarını gözlemliyoruz. Bu girişimle AKP-Devleti bir taşla iki kuş vurmayı hedeflemektedir. İlk olarak oluşturduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile Aleviliği yok saymakta ve oluşturduğu kültür dairesi ile ince bir asimilasyon ve misyoner politika mühendisliği yapmaktadır. Bu şekilde Alevilerin gerçek talepleri olana ‘Eşit vatandaşlık talebi’ni etkisizleştirmek istemekte, bu süreçte de yandaş Aleviler ile de kendi Alevisini yaratarak, Allah’ın ipiyle Alevileri Sünni-İslama bağlamak istemektedir.

    Alevilerin esas taleplerini ‘sağır sultan’ dahi duymuş olmasına rağmen, Sünni- İslam- Türklük temeli üzerine inşa edilen TC. Devleti ve bunun günümüzdeki en katı savunucusu olan ceberrur AKP-hükümeti halen Alevileri zındık, inançsız, folklorik-kültürel bir değer olarak gördüğünden, ayrımcı, ötekileştirici, dinci, apartheid sistemini ayakta tutmak, Türk-İslam sentezi temelinde toplumsal bütünlüğü sağlamak ve korumak, despotik-faşizan  yönetimini meşrulaştırmak  için var gücü ile çalışmaktadır. Bu nedenle bu Türkçü- İslamcı zihniyet Alevilerin demokratik eşit yurttaşlık talebini karşılamaz. Zira Alevilerin demokratik, eşit yurttaşlık talebi AKP-MHP zihniyetinin fıtratına aykırıdır!

    “ALEVİ ÖZ KURUMLARI VE KURULUŞLARI ŞEYTANLAŞTIRILIYOR, İTİBARSIZLAŞTIRILMAYA ÇALIŞILIYOR”

    -MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    AKP-MHP Türk-İslam Cephesi hiç bir zaman Alevilerin öz kurumlarını, ocaklarını, inanç önderlerini muhatap almadı. Sözde, Alevi Çözüm Kurultayı’nda da bunu yaşadık. Şimdi de yaşıyoruz. Alevi öz örgütleri hem Türkiye’de, hem de Avrupa’da birer sivil toplum kuruluşları, muhalif guruplardır. Hiç bir güce sırtını dayamamışlardır.Kendi öz güçleriyle ayakta duran kurumlardır. En önemlisi bu kurumların demokratik bir yapısı vardır. Alevi öz kurumları, Alevi-Kızılbaş Ocakları inançları gereği, AKP-MHP tekçi zihniyetine, misyonerlik çalışmalarına, anti demokratik yönetimine, baskıya, zulme, ırkçılık, milliyetçilik, narsist ulusalcılığa karşı mazlumdan yana tavır takınarak eskiden olduğu gibi, günümüzde de karşı durmaktadır. Bu nedenle Alevi öz kurum ve kuruluşları egemen olan AKP-MHP tekçi zihniyet tarafından dezenformasyon ve algı operasyonu, kriminalleştirme pratikleri ile dışlanmakta, şeytanlaştırılmakta, yok sayılmakta, itibarsızlaştırılmaya çalışılmaktadır. Bunu sadece kendileri yapmamakta, Alevi yandaşları ile Alevilerin içine yapay tartışmalar sokarak, Alevileri kutuplaştırarak, husumet yaratarak, birbirlerine düşürmeye çalışmaktadırlar. Buna en somut örnek: ‘İnançsız Aleviler’, Alisiz Aleviler’, ‘Müslüman Aleviler’ vs. tartışmalardır.

    Bu nedenle, yaşanan sorunun en büyük kaynağı olan AKP-MHP zihniyetinin  Alevilerin sorunlarını çözmesi mümkün degildir. Alevilerin Türkiye’deki sorunlarının çözümü toplumun demokratikleşmesi ile mümkündür. AKP-MHP zihniyetinin fıtratında ‘Demokrasi, ‘Toplumun Demokratikleşmesi’ mevcut değildir. İslam Faşizmi ile demokrasi birbiriyle uyuşmaz, İslamo-Faşizim’den demokrasi çıkmaz. Bunu özellikle son 23 yıldır yaşayarak gördük. Alevilerin önünde iki büyük tuzak mevcuttur. 1. MHP Faşizan anlayışı, Alevilerin hakiki Türk oğlu Türk olduğu propagandası ile Alevilerden kendilerine şovenist, Pantürkçü ve faşist kitle tabanını oluşturmaya çalışıyor, Anadolu’daki Kürt, Arap Alevilerini de  yok sayıyorlar. 2. Misyoner Caferileri, Şiileri, Sünni İmamları alana sürerek ‘Aleviler Müslümandır’ dezenformasyonu ile Alevileri Şiileştirmeye, Sünnileştirmeye, asimile etmeye çalışıyor. Bu nedenlerle AKP-MHP Alevilerin sorunlarının çözüm adresi olamaz. Bu konuda CHP de Alevilerin ‘Eşit Vatandaşlık’ talebini ciddiye almalıdır ve AKP-MHP çizgisine kaymamak için dikkatli olmalıdır. CHP, sivil-öz Alevi kurumları ile aynı göz hizasında dialog halinde olmalıdır.

    “ALEVİ DERSİNİN OKULLARDA VERİLMESİ SAĞLANMALI”

    -Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    AKP’nin ‘Kültür ve Turizim Bakanlığı’ bünyesindeki ‘Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ bundan sonra her alana el atacaktır. Kendi yazarlarına sözde bilimsel araştırmalar yaptıracak, konferanslar düzenliyecekler, kitaplar yayınlayacaklar. Bunu beklemekteyiz. Kendilerinin görmek istediği Aleviliği topluma sunacak, Alevilere Müslüman-Sünni- Şeriatcı, Irkçı- Şoven, gömleği giydirmek için çalışacaklardır. Bunu da tarihsel-bilimsel etikten yoksun İslamcı din tacirleri, sözde akademisyenlerle yapacaklardır.

    Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı’na Alevilerin vereceği yanıt, kendi inançlarını kendilerinin tanımlamaları ve özgüvenle kalıcı, yazılı bilimsel çalışmaları çoğaltmalı ve bu bilgileri Alevilerle buluşturmalıdır. Aleviler kendi öz örgütlenmeleri, ocaklar, dergah, cemevleri, vakıflar, federasyonlar, konfederasyon bünyesinde koordineli bir eğitim programı gerçekleştirmelidirler. Türkiye’de Avrupa’da ve dünyanın değişik yerlerindeki Alevi mekanları Alevi inanç ve felsefesinin öğretildiği okullar, akademiler olmalıdır. Yüksek okullarda kürsüler açılmalıdır, Alevilik dersinin okullarda verilmesi sağlanmalıdır. Bu konuda Avrupa’daki kazanımlar Türkiye’deki Alevi kurumları tarafından incelenmelidir. Önemli bir konuda Alevi kurum ve kuruluşları, ocakları, dergahları sol ve demokrasi güçleriyle sıkı ilişki içinde olmalıdırlar. Çünkü Alevilerin tek başlarına Türkiye’de demokrasiyi kurması ve Alevi inancını özgürleştirmesi olanaklı ve gerçekçi değildir.

    “ALEVİLER ÇEDES’E UYMAMALI, SİVİL İTAATSİZLİK ÖRGÜTLENMELİ, DERSLER BOYKOT EDİLMELİ”

    -Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kuran kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kuran kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?

    “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi AKP hükümetinin ”kindar-dindar” nesil yetiştirme projesinin hayata geçirilmesinden başka bir şey değildir. İçerik olarak Türk-İslam sentezidir. Ayrıca “TC. Devleti laiktir” ifadesinin, savının insanları aldatmaktan başka bir şey olmadığı ve toplumun Sünni- İslamlaştırılmasının hangi boyuta ulaştığını gösteren somut bir gelişmedir.

    ÇEDES uygulaması laiklikle bağdaşmaz. Bu anti-laik, anti-seküler bir uygulamadır. Buna ne yazık ki toplumun büyük bir kısmı sesini çıkarmamaktadır ve bu dinci uygulamayı kabüllenmiş görünüyorlar.

    ÇEDES masum çocuklar için bir zulümdür. Din üzerinden ayrımcılığın, tekçiliğin, nefretin  gelecek nesillere aşılanmasıdır. Pedagojik içerikten yoksun, çocukların ruh sağlığı ile oynanmak isteyen ÇEDES projesi, kindar, dindar, saldırgan ve kişiliksiz, edilgen, gerici, kaderci, kişiliği bozuk, itaatçi vb. bir nesil  yetiştirme projesidir. Bu proje dinin, dilinin, aklın, ilmin, evinin, kininin, kalbinin, davacısı bir gençlik, “kindar ve dindar nesiller” yetiştirmek’ isteyen AKP projesidir. Bu proje ile mollalar İslam dinini, devletle daha da fazla bütünleştirerek yukarıdan aşağıya itaatçi, otoriteye biat eden, anti-demokratik dinci bir toplum inşasını, kendi inancına, kendi yaşam tarzına uygun bir toplum  yaratmayı hedeflenmektedir. Bunun için AKP-MHP cephesi okulları ideolojik propaganda merkezlerine dönüştürme gayreti içindedirler.

    ÇEDES projesi din istismarıdır, çocukların geleceğini karartan bir projedir. Milliyetçi, İslamcı, cinsiyetçi, eril kodlar üzerinden kurulu ÇEDES uygulaması bu nedenle tüm çocuklar, özellikle de kız çocukları açıcından vahimdir. ÇEDES ile İslam inancından olmayan, inançsız çocuklar akranlarının stigmasyonuna, zorbalıklarına maruz kalacaklardır. Bu proje ile çocukların yaşam alanına müdahale edilerek, gelecekleri karartılmak istenmektedir.

    Aleviler bu programa uymamalı, sivil itaatsizlik göstererek dersleri, okulları boykot etmelidirler. Bu konuda ‘Amerika’da, Güney Afrika’da zencilerin Irkçılığa karşı verdiği mücadeleler ve sivil itaatsizlik mücadeleleri incelenmeli ve Anadolu’da da yeni bir itaatsizlik kültürü geliştirilmelidir. Anadolu’da “Cumhuriyetin çimentosu, garantisi Alevilerdir”, ”Aleviler laiktir, demokratiktir” diye anılırken, bu insanlara karşı yürütülen katliamlar, asimilasyon ve misyoner baskılar sonucu, nedense AKP-MHP zihniyetine hiç bir şey olmuyor, TC’nin temeli sarsılmıyor, insanlar tepkilerini göstermiyor. Başörtüsü yasağı nedeniyle ise yer yerinden oynuyor.

    Türkiye’de yüz yıllardır sürdürülen ve  II. Murat döneminde 1826’da kurulan Şeyhu-İslam, Cumhuriyet döneminde bu kuruluşun devamı olarak kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı, imam hatip okulları, İlahiyat Fakülteleri, Kuran kursları, Türkiye Diyanet Vakfı, Maarif Vakfı, Bilimi Yayma Dernekleri, cami kurma dernekleri vs. bir çok kurum ve kuruluşlar bir ruhban sınıfı oluşturmak için var güçleriyle çalışmaktadırlar. Bu kurumlar tarafından Türkiye halkları tarikatlar, şeriatçılar, mollalar tarafından kıskaca alınmışlardır.

    “EŞİT VATANDAŞLIK MÜCADELESİ ALEVİ TOPLUMU VE DİĞER TOPLUMLARCA İÇSELLEŞTİRİLMEDİ”

    -Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    Alevilerin Türkiye’deki ‘Eşit vatandaşlık’ talebi hukuksal alanda karşılık görmesine rağmen, yasa uyguluyacıları tarafından hukukun yok sayılması ve halkın bu uygulamalara tepkisiz kalması toplumun halen demokratikleşmediğini gösteriyor.

    Alevilerin öz örgütleri tarafından yürütülen eşit vatandaşlık mücadelesi ne yazık ki halen Alevi toplumu ve diğer toplumlar tarafından özümsenmemiş ve içselleştirilmemiştir. Kerbela’da Yezit tarafından katledilenler için ağıtlar yakan, her sene orucunu tutan Alevi toplumunun ciddi bir kısmı günümüz sorunları ile yüzleşmemektedir. İmam Hüseyin’in zalime karşı durduğu, Yezit’e biat etmediği için katledildiğine inanan ciddi bir Alevi topluluğu, günümüzde Alevilerin zorunlu- Sünni-Hanefi-İslam inancı ile Alevi köylerine zorunlu cami yaparak buralara Sünni-Hanefi-Müslüman İmam atayıp, misyonerlik yaparak, başka bir inanca biata zorlanmasına, Alevi kutsal mekanlarının gasp edilmesine ya da müze olarak işgal edilmesine ses çıkmamaktadır. Bu yetmez gibi cemevlerinde gönüllü Kuran kursları açılmakta, buralarda namaz kılınmaktadır.

    Ekonominin, kültürün, ahlakın, hukukun, eğitimin, aile planlamasının din ve milliyetçilik normlarıyla değerlendirildiği sürecin engellenmesi; tabanda itaatsizliği örgütlemekten, asimilasyonu ve milliyetçiliği kabul etmemekten, bunları içselleştirmemekten geçmektedir. Asimilasyonun en vahim trajedisi egemen gücün bakış açıcısını kabüllenmek ve sosyo-kültürel-inançsal yaşamı buna göre düzenlemektir. Aleviler ‘Alınları ak, yalınayak’ eşit vatandaşlık mücadelesini örgütlemelidirler. AKP-MHP ceberrut iktidarının insanların yaşam alanına, etnik ve dini inançlarına müdahalesini boşa çıkarmak üzere, hayatın her alanında, sokakta, hukuksal alanda, mücadele etmelidirler ve sivil itaatsizliği örgütlenmelidir.

    PİRHA/İSTANBUL

     

    İLGİLİ HABERLER:

    1- ‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO
    2-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO
    3- ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO
    4-‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO
    5-‘Alevilerin sorunu siyasetle, hukuk mücadelesiyle çözülür; ciddi çalışmalara başlanmalı’
    6- ‘Cemevlerini ibadetin yanında sosyal, kültürel merkeze dönüştürmeliyiz, insana dokunmalıyız-VİDEO
    7-‘Sünni ulema zihniyetinin inancımızı bize anlatması mücadele etmemiz gereken bir durum’- VİDEO

    8- ‘Alevi kurumlarının bünyelerinde siyasi birimler oluşturulmalı, ortak akılla hareket edilmeli’

  • ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO

    ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO

    PİRHA- Yazar Ayhan Aydın, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından hazırlatılan Alevi ansiklopedisini 12 Eylül faşist darbesinin yaptığı anayasayla eş değer olduğunu belirterek, “12 Eylül faşist darbesinin anayasa yapmasıyla AKP-MHP iktidarının Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın eliyle Aleviliğin ansiklopedisini yazması aynı şeydir” dedi. Aydın, Alevi kurumlarının ortaklaşa bir enstitü kurmalarının gerekli olduğunu vurgulayarak “Sorunlar çok, bir avukat birimi yok. O yüzden örgütlülüğümüzün içini dolduracağız” dedi. 

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun temel talepleri var. Bunlar; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması.

    Bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da aynı hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    Alevi Diyaneti olarak adlandırılan başkanlığı Alevi örgütleri kesin bir dille reddediyor. AKP hükümeti Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için de Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurdu.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikatların, dinci vakıfların etkili olması.

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli? Bu soruları Yazar Ayhan Aydın, PİRHA için yanıtladı.

    “ALEVİ ÖRGÜTLÜLÜĞÜ AKP İKTİDARININ HAMLELERİNE KARŞI CİDDİ DURUŞ SERGİLEYEMEDİ”

    PİRHA- AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yaptı/yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    AYHAN AYDIN: Kendince bunlar Alevilerle alakalı ciddi bir adım attıkları iddiasıyla yola çıktılar. AKP iktidarı birçok projeyle aslında bunu yürürlüğe koydu. Hatta Abdullah Gül ayakkabılarıyla Tunceli Cemevi’ne girmişti. Kültür Bakanlığı’ndaki bu birimin oluşturulması da çok yeni değil. Birim oluşmadan 2-3 yıl önce çalışmalarına başlamıştı AKP iktidarı. Birçok amacı vardı. Yüzyıllardır bu devlete hakim olan Alevilerin, Bektaşilerin istekleri, kimlikleri, gelecekleriyle ilgili her şeyi aslında devlet biliyordu. Bu başkanlık AKP-MHP politikaları şeklinde değerlendirilecek bir yapıdır. Bu sorunları çözme değil de bizi denek olarak görmekti. Gözümüzün önünde cereyan eden bu yapılanmaya biz çok ciddi karşı duruş sergileyemedik. Alevi örgütlülüğü AKP iktidarının bu hamlelerine karşı ciddi bir karşı duruş sergileyemedi. Birçok kurumun bu çalışmalar içerisinde yer aldığını, bu çalışmaları ciddi şekilde desteklediklerini ve bundan büyük umutlarla bahsettiklerine tanık olduk. Dolayısıyla bu başkanlık bu haliyle Alevi-Bektaşi varlığını kabul etme, onların sorunlarını çözme, istek ve beklentilerini yerine getirme gibi asla bir amaçla yola çıkmamıştır. Her ne kadar ‘bizler cemevlerinin eksiklerini gideriyoruz, dedelere sahip çıkıyoruz’ deseler de milyonlarca insanın sorunlarını gidermekten çok uzaktır.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞI AKP İKTİDARININ İDEOLOJİK BİR YAPILANMASIDIR, ALEVİLİĞİ ASİMİLE ETMEK İÇİN KURULDU”

    -MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülemez. Her Aleviyim, Bektaşiyim diyen Alevi, Bektaşi olsaydı zaten sorun kalmazdı. Biraz da aynayı kendimize tutmamız lazım. Özeleştiri bizim kendi öğretimizde vardır. Bizler menfaat karşılığında bir şeyleri değiştirdikçe bu yapılar karşısında sağlam duramadık. Bunlar hiçbir şekilde zaten bizim yaralarımıza merhem olamaz, bizim sorunlarımızı çözemez. Alevilerin önemli bir kısmı da bu kurumu çok içselleştirmiş durumda bunu da gözardı etmemek zorundayız. Bu kurum Alevilerin sorunlarını çözemez, cesaretini maalesef Alevilerden alıyor. Alevi kurumları, Alevi örgütlülüğü gerçekten varlıklarını çok ciddi bir şekilde ortaya koysaydı bu durum yaşanmazdı. Bizim örgütlülüğümüz de ‘biz bunlara karşıyız’ demekle yetiniyor. Alevi örgütlülüğü söylendiği kadar bir bütünlük arz etmiyor. Alevi örgütlülüğü maalesef eski bütünlüğünü kaybetti. Zaman içerisinde daha çok kenetlenmemiz gerekirken maalesef dağıldık. Bunu itiraf etmezsek önümüzü göremeyiz. O yüzden kendi tabanımıza, dedelerimize sahip çıkacağız. Bir basın açıklamasıyla bu işler maalesef olmuyor. Hayatımı adadığım bu yolda insanların bir menfaat uğruna yolun değerlerini ayaklar altına aldığını görüyorum. Otobüse binip bir Balkan turu yapmak, uçaklara binip Kerbela’lara gitmek bunlara avantajlı ve güzel geliyorsa bizim sözümüz boş ve havada kalıyor. Dolayısıyla Alevi örgütlülüğü bu konuda çok dağınık olduğu için bu yapı daha da ilerledi. Bu kurum Alevilerin hiçbir hukuki, inançsal, kültürel, sosyal hakkını veremez. AKP iktidarının ideolojik bir yapılanmasıdır. Dolayısıyla Aleviliği asimile etmek için kurulmuştur. Bu başkanlıktan bize zarardan başka hiçbir şey gelmez.

    “ALEVİ KURUMLARI OLAĞANÜSTÜ ÇALIŞMA YAPMAK ZORUNDADIR”

    -Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    Diyanet İşleri Başkanlığı Türkiye’nin Vatikan’ıdır. Devlet içinde devlettir. Komplolar üzerine yürümüştür. Tehditle, bağırtıyla bütçesini büyütmüştür. Hak ve haram yemektedir. Dolayısıyla Diyanet İşleri Başkanlığı nasılsa bu da öyle. Bu çalışmada çoğu Sünni kökenli birkaç tane de Alevi akademisyen bulunuyor. Bizi ne kadar aşağılayıp ne kadar basite indirdiklerinin en güzel örneğidir bu. Siz kimsiniz ki benim tarihimi, kültürümü, inancımı, erenlerimi benden daha iyi hissedip de yazacaksınız? Siz kimsiniz ki benim tarihimi yazacaksınız? Alevilerin dahil olmadığı, Aleviler için bir anlam ifade etmeyen bir birim oluşmuş, AKP iktidarının birimi, sanki bunları zorla götürmüşler oraya. 12 Eylül darbesinden sonra yazılan anayasadır bu. 12 Eylül faşist darbesinin anayasayı yapmasıyla  AKP-MHP iktidarının Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın eliyle Aleviliğin ansiklopedisini yazması aynı şeydir. Bu böyle olduğu halde sadece açıklama yapıyoruz ama onlar çalışmaya devam ediyor. Alevi kurumları olağanüstü çalışma yapmak zorundadır. Dedeler, akademisyenler, yazarlar kendilerine gelip kendi geçmişine, kendi sorunlarına, kendisi eliyle sahip çıkmak zorundadır.

    “BÜTÜN CEMEVİ, DERNEK VE VAKIFLAR AYDINLANMA MERKEZLERİ OLMALI”

    -Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?

    Bu karanlığın karşısında olanların işbirliği yapıp nefesini, sesini yükseltmesi gerekiyor. Tepkisini çok daha büyütmesi gerekiyor. Burada en büyük acıyı Aleviler çekiyor ve çekecektir. İçi tamamen boşaltılmış, bilimsellikten uzaklaşmış bir yapıda çağdaş eğitimden bahsedilemiyor. Çok daha vahim bir boyuta geldik. Biz okula okumak, eğitim almak için gidiyoruz. Demokrasiyle yönetilen ülkelerde dini değerlerle, ırki önceliği olanlarla toplum yönetilemez, yönlendirilemez. Bunun birinci ayağı eğitimdir. Eğitim dinden de ekmekten de sudan da değerlidir. İnsanı var eden şey eğitimdir. Bugünün dünyasında var olmak eğitimle mümkündür. Ne kadar küçük yaşta yönlendirmeye başlarsak istediğimizi yaptırabiliriz mantığıyla hareket ediyorlar.

    Tarikatlar, toplumu şekillendiren şeyin eğitim olduğunu bildiklerinden orayı ele geçirmeye çalışıyor. AKP tek adam rejiminin yapmak istediği tek insan tipi yaratmak. Emir kulu yaratmak. Matematiği bile neredeyse budayacaklar. Bütün okulları imam hatipli yapmak istiyorlar. O yüzden dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Yaratmak istedikleri ise biat kültürü. Eski Osmanlı’nın sistemi AKP iktidarıyla yeniden kuruluyor. Aynı gericiliği AKP iktidarı hortlattı. Aleviler başta olmak üzere maalesef Türkiye’de buna karşı çok büyük bir ses çıkmadı. Bütün sivil toplum kuruluşları, bütün kadın kuruluşları, bütün demokratik kitle örgütleri, bütün sendikalar, bütün solcu partiler hepsi varlıklarının bilimsel eğitim olduğunu biliyorlar ama onlar da yeteri kadar ses çıkarmıyorlar. İnsanlar kurumlarla, aydınlarla bu karanlığın üzerine gitmek için örgütlenmeli, karanlığı kendi karanlığında boğmalı, gençlerimizi motive edecek eğitim hamlesi yapmalı. Bütün cemevi, dernek ve vakıflar aydınlanma merkezleri olmalı.

    “KUR’AN KURSU ALEVİLİĞİN KABUL EDECEĞİ BİR ŞEY DEĞİL”

    -Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet Alevilerin lehinde verilen kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kur’an kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kur’an kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?

    Kuran öğrenmek isteyen başka yerde öğrenebilir. Ama cemevleri, dernekler, vakıflar Kuran öğrenme merkezleri değildir. Aleviliğin değerlerinin yaşatıldığı, öğretildiği yerlerdir. Çocuklara Aleviliğin temel değerleri verilmeyip Kuran kursu veriliyorsa bu kesinlikle Aleviliğin kabul edeceği bir şey değil. Türkiye’nin neresi olursa olsun birinci hedefimiz neyse ona yöneleceğiz. Ve bunu da toplantılarla koordine olarak sağlayacağız. Tabanımıza ineceğiz. Biz Kuran’a düşman değiliz ama burada büyük bir yanlışlık var. AKP iktidarının yapmak istediğini biz kendi ellerimizle yaparsak onun en büyük yardımcısı olmuş oluruz. Çocuklarımıza zorla öğretecek şekilde bir sistemi orada kuramayız. Bunu yok etmeliyiz. Yani özgür beyinler yetişmeli.

    “SORUNLAR ÇOK, BİR AVUKAT BİRİMİ YOK; ÖRGÜTLÜLÜĞÜMÜZÜN İÇİNİ DOLDURALIM”

    -Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    Bütün bu kurumlar akademik düzeyde insanlardan destek almalı. Ortak bir zemin kurulmalı. Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler. Yayınlar bir yerde toplanabilir. Fakat Alevi kurumları ortak bir şeye yaklaşmıyor. Alevilerin karşılaştığı en büyük sorunlar neyse çekirdek bir hukukçu ile çalışılmalı. Çok daha fazla hukukçu da destek olabilir. Bütün bunların çözümünde insan potansiyeli var. Bu Alevi nefreti, Alevilerin yaşadığı sorunlar bitmez. Bin yıldır bitmedi. Ya Alevileri yok edecekler bitecek, biz de bin yıl daha var olacağımıza göre bitmez. Bitmeyecekse bu kurumlar, Alevice çalışmalı, profesyonelce çalışmalı, akıl ve bilimin çizdiği çerçevede çalışmalı. Sorunlar çok, bir avukat birimi yok. O yüzden örgütlülüğümüzün içini dolduracağız.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • Fabrika yönetiminden nefret söylemi: Alevilerden uzak dur, tekin ayak değiller

    Fabrika yönetiminden nefret söylemi: Alevilerden uzak dur, tekin ayak değiller

    PİRHA – Krom Evye isimli fabrikada çalışan Besra Demir, “Alevi işçilerle görüştüğü ve Sendikalı olduğu” iddiasıyla işten çıkarıldı. Fabrika çalışanları, durumu protesto etmek için eyleme başladı.

    Karşı Mahalle’nin haberine göre, Esenyurt’ta faaliyet gösteren Krom Evye fabrikası, bir kez daha işçilere yönelik hukuksuz ve nefret söylemleriyle gündem oldu. Fabrika çalışanı Besra Demir “sendikalı olduğu, Alevi işçilerle görüştüğü” iddiasıyla işten çıkarıldı.

    DİSK’e bağlı Birleşik Metal İşçileri Sendikası üyesi işçiler, yaşananlar üzerine iş bırakarak fabrika önünde eyleme geçti.

    İşçi Besra Demir, işe girerken inancı ve kimliğinin sorulduğunu, sendikaya üye olmaması konusunda uyarıldığını belirterek, Alevi işçilerle konuşmaması için baskı kurulduğunu söyledi.

    Krom Evye fabrikası, Birlesik Metal İşçileri Sendikası’na üye oldukları için Şubat 2022’de çok sayıda çalışanı işten çıkartmıştı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • HDP’li Alevi vekiller: Din derslerindeki nefret suçları için Meclis Araştırma Komisyonu kurulsun

    HDP’li Alevi vekiller: Din derslerindeki nefret suçları için Meclis Araştırma Komisyonu kurulsun

    PİRHA- HDP milletvekilleri, din derslerindeki nefret suçlarına karşı araştırma önergesi hazırlayarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sundu. Vekiller önergede “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu bu derslerde birçok kez Alevi öğrencilere karşı işlenmiştir” vurgusunu yaptı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Alevi Masası üyesi milletvekilleri, Bursa’da Hürriyet Anadolu Lisesinde görev yapan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeninin, Alevi toplumuna hakaret içeren sözleri üzerine harekete geçti.

    İstanbul Milletvekilleri Ali Kenanoğlu ve Zeynel Özen, Antalya Milletvekili Kemal Bülbül ile Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları Oruç, okullarda artan nefret ve ayrımcılık söylemlerine karşı Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını istedi. Konuya ilişkin açıklamada ise “Türkiye Cumhuriyeti’nin onayladığı uluslararası sözleşmelerde yer alan ‘düşünce, vicdan ve din özgürlüğü’ hakkının halen yaşama geçirilmemesi, Alevi öğrencilerin din derslerinde maruz kaldıkları nefret söylemlerinin ve yaşadıkları mağduriyetin giderilmemesi, yargı kararlarına rağmen idarenin uygulamalarından doğan sorunların önüne geçilmemesinin ve en nihayetinde zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin Alevi öğrencilere dayatılmasının nedenlerinin ve uygulamadaki çözüm yollarının araştırılması için Anayasamızın 98. ve TBMM İç Tüzüğünün 104. ve 105. maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ederiz” denildi.

    BU DERSLER HALEN ALEVİ ÖĞRENCİLERE DAYATILMAKTA”

    HDP’Lİ dört milletvekilinin imzasıyla sunulan önergenin “Gerekçe” kısmında ise Alevi inancına mensup öğrencilerin, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinde yıllardır sistematik bir ayrımcılık ve nefret söylemlerine maruz kaldığına vurgu yapıldı. HDP’li milletvekillerinin gerekçesinde bugüne kadar derslerde yaşanan nefret suçu niteliğindeki hadiselerden örnekler de hatırlatıldı.

    Son olarak 30 Kasım 2022’de Bursa’da yaşanan olaya işaret eden HDP’li vekiller, şu ifadelere yer verdi:

    “Hürriyet Anadolu Lisesinde görev yapan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Mehtap Cengiz’in sınıfta, “Ben Alevilerin gittikleri yolun yanlış olduğunu düşünüyorum. Çoğu Alevi ailede çocuğun kimden olduğu belli değil. Aleviler Hz. Ali’yi Hz. Peygamberimizin yerine koyuyor, çoğu Alevinin ahlaki açıdan bozuklukları bulunuyor. Bir erkek ile kız öğrencinin ders dışında konuşması da zina” diye konuşması üzerine sınıfta bulunan Alevi öğrenciler durumu ailelerine bildirdi. Aileler okula gelerek duruma tepki gösterip, suç duyurusunda bulundular.

    Belirtilen birçok örnekten de görüldüğü üzere Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesinde düzenlenen, halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu bu derslerde birçok kez Alevi öğrencilere karşı işlenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) zorunlu din dersini insan haklarına aykırı bulan kararlarının ardından, Türkiye’de Anayasa Mahkemesi mahkemesine benzeri bir karar vererek, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinden muaf tutulmak isteyen bir öğrencinin başvurusunun kabul edilmemesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna hükmederek, 20 bin TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir. Fakat bu dersler halen Alevi öğrencilere dayatılmakta, nefret söylemlerine maruz kalmalarına neden olunmaktadır.

    Devletin demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti niteliğini tanımlayan anayasal haklar ve tamamı Alevilerin inanç özgürlüğü lehine çeşitli AİHM kararları ile birlikte değerlendirildiğinde, ülkemizin de onayladığı uluslararası sözleşmelerde yer alan ‘düşünce, vicdan ve din özgürlüğü’ hakkının halen yaşama geçirilmemesi, Alevi öğrencilerin din derslerinde maruz kaldıkları nefret söylemlerinin ve yaşadıkları mağduriyetin giderilmemesi, yargı kararlarına rağmen idarenin uygulamalarından doğan sorunların önüne geçilmemesinin ve en nihayetinde zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin Alevi öğrencilere dayatılmasının nedenlerinin ve uygulamadaki çözüm yollarının araştırılması elzemdir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Meclis gündeminde; ‘Alevilere hakaret eden din öğretmeni neden görevden el çektirilmedi?’

    Meclis gündeminde; ‘Alevilere hakaret eden din öğretmeni neden görevden el çektirilmedi?’

    PİRHA – HDP Alevi Masası’nda yer alan milletvekilleri, Bursa’da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Mehtap Cengiz’in, Alevilere dönük nefret söylemi üzerine Bakan Mahmut Özer’in yanıtlaması için soru önergesi verdi. Önergede, “Öğretmen hakkında bir soruşturma başlatıp bitene kadar önümüzdeki süreçte görevden el çektirilmesi düşünülmekte midir?” sorusu yöneltildi.

    Bursa’da Hürriyet Anadolu Lisesinde görev yapan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Mehtap Cengiz’in, derste Alevilere dönük nefret söylemi Meclis gündemine taşındı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Alevi Masası’nda yer alan milletvekilleri Tülay Hatimoğulları Oruç, Kemal Bülbül, Ali Kenanoğlu ve Zeynel Özen; din öğretmen Mehtap Cengiz’in “Ben Alevilerin gittikleri yolun yanlış olduğunu düşünüyorum. Çoğu Alevi ailede çocuğun kimden olduğu belli değil. Aleviler Hz. Ali’yi Hz. Peygamberimizin yerine koyuyor. Çoğu Alevinin ahlaki açıdan bozuklukları bulunuyor, bir erkek ile kız öğrencinin ders dışında konuşması zinadır” sözlerinin ardından açığa alınmayıp, görevini yapmaya devam ettiğine işaret etti.

    “NET BİR İNSANLIK SUÇUDUR”

    HDP Alevi Masasında yer alan milletvekilleri, ortak soru önergesinde, “Bu şahsın Alevilere karşı nefret söylemleri çok açık ve net bir insanlık suçudur. Türk Ceza Kanunu’nun 216. Maddesi’nde belirtilen ‘halkı kin ve düşmanlaştırma veya aşağılama’ suçu işlenmektedir. Nefret söyleminde bulunan bir eğitimci, mevcut okulda veya başka bir okula tayin edilerek eğitim faaliyetlerine devam etmemelidir. Başka bir okula tayin edilmesi halinde, nefret dolu düşüncelerini yaymaya devam etme ihtimali her zaman bakidir. Soruşturmanın selameti açısından derhal açığa alınmalı ve eğitimcilik yapmamalıdır” diye vurguladı.

    HDP’li milletvekilleri ayrıca Alevi öğrencilerinin sıklıkla nefret suçlarına maruz kaldığı zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin “eşitlik ilkesine aykırı” olduğuna hükmeden, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını da hatırlattı.

    GÖREVDEN EL ÇEKTİRİLMESİ DÜŞÜNÜLMEKTE MİDİR?”

    HDP’li milletvekilleri, Millî Eğitim Bakanı Mahmut Özer tarafından cevaplandırılması talebiyle şu soruları yöneltti:

    “*Bursa’da Hürriyet Anadolu Lisesinde görev yapan Alevilere hakaret eden Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Mehtap Cengiz’in hakkındaki yoğun şikâyetlere rağmen soruşturma aşamasında neden halen açığa alınmayıp, görevden el çektirilmemiştir?

    *Öğretmen hakkında bir soruşturma başlatıp bitene kadar önümüzdeki süreçte görevden el çektirilmesi düşünülmekte midir?

    *Alevi çocuklarının bu örnekteki gibi sıklıkla nefret suçlarına maruz kaldıkları zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin “eşitlik ilkesine aykırı” olduğuna hükmeden, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Türkiye’deki birçok yargı kararının gereğinin yapılmasına dair Milli Eğitim Bakanlığı olarak herhangi bir planınız var mıdır?”

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    > Aleviler, nefret suçu işleyen din öğretmeninin peşini bırakmıyor: Suçunun cezasını çekmeli

    > Bursa’da din dersi öğretmeninin Alevilere yönelik nefret söylemine suç duyurusu

  • HDP’den cemevlerine saldırıya tepki: Organize saldırıyı bir kişinin yapması mümkün değil

    HDP’den cemevlerine saldırıya tepki: Organize saldırıyı bir kişinin yapması mümkün değil

    PİRHA – Ankara’daki cemevlerine yönelik saldırılara ilişkin açıklama yapan HDP, “Gerçek failleri bulunana ve perde arkasındaki azmettiricilerinden hesap sorulana dek mücadelemizi sürdürecek, sürecin takipçisi olacağız” dedi. 

    Ankara’da cemevlerine yönelik saldırılara bir tepki de Halkların Demokratik Partisi’nden geldi. HDP Merkez Yürütme Kurulu’nun yazılı yaptığı açıklamada “Alevilere ve Alevi kurumlarına yönelik alçakça saldırıları kınıyoruz” denildi.

    “ALÇAKÇA SALDIRILARI KINIYORUZ”

    Yapılan açıklamada, siyasal iktidarın, “Alevileri hedef alan söylemleri” nedeniyle saldırıların gerçekleştirildiğine vurgu yapıldı. “Bu kadar organize ve eşzamanlı bir saldırıyı bir kişinin yapması mümkün değildir” denilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Muharrem orucunun ilk gününde Ankara’da Alevi kurumlarına planlı ve organize bir saldırı gerçekleşmiştir. Ankara Mamak’ta Şah-ı Merdan Cemevi’ne ibadet esnasında olmak üzere, Tuzluçayır Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ana Fatma Cemevi, Gökçebel Köy Derneği ve Türkmen Alevi Bektaşi Derneği’ne yönelik gerçekleşen alçakça saldırıları kınıyoruz.

    Alevilere ve Alevi kurumlarına yönelik saldırılar iktidar cenahının Alevileri hedef alan söylemleriyle tetiklenmektedir. Bu saldırılar siyasal iktidarın Alevileri ötekileştirmesi, inançlarını yok sayması ve Alevi karşıtlığı üzerinden siyaset yapmasıyla doğrudan ilgilidir. İçişleri Bakanlığı’nın olayla ilgili bir kişiyi gözaltına almış olması olayı aydınlatma çabası değil bilakis olayın üstünü kapatmaktır. Zira bu kadar organize ve eşzamanlı bir saldırıyı bir kişinin yapması mümkün değildir.

    Ankara’daki Cemevi saldırılarının ardında hesapları olan karanlık güçler asla amaçlarına ulaşamayacaktır. Hedeflenen provokasyonlar boşa düşecektir. Alevi canlar yalnız değildir. Alevilere ve Alevi kurumlarına yönelik saldırıların gerçek failleri bulunana ve perde arkasındaki azmettiricilerinden hesap sorulana dek mücadelemizi sürdürecek, sürecin takipçisi olacağız.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Kemal Kılıçdaroğlu üzerinden Alevilere yönelik ayrımcı dil meşrulaştırılıyor’-VİDEO

    ‘Kemal Kılıçdaroğlu üzerinden Alevilere yönelik ayrımcı dil meşrulaştırılıyor’-VİDEO

    PİRHA- Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bedriye Poyraz, Türkiye’de nefret dilini ve siyasetteki yerini ve topluma yansımasını değerlendirdi. Poyraz, bu kadar kötü bir sistem içerisinde, insanların karnını doyurmakta zorlandığı bir durumda Tayyip Erdoğan’ın kullandığı dilin tek başına düşünülmesinin yeterli olmayacağına işaret ederek, “İyi niyetli bir şekilde bir dil oluşturmak gerekiyor. Kemal Kılıçdaroğlu üzerinden Alevilere yönelik ayrımcı dili meşrulaştırılıyor, pekiştiriliyor. Yeniden yeniden üretiliyor” dedi.

    Nefret suçu; bir kişiye veya gruba karşı ırk, dil, din, cinsiyet ve cinsel yönelim gibi ön yargı doğurabilecek nedenlerden dolayı işlenen, genellikle şiddet içeren suçlardır.

    Nefret suçu, insanlığa karşı işlenmiş olarak görülüyor ve uluslararası hukukta karşılığı var. Ancak günlük yaşamda özellikle inancı, kültürü, yaşam biçimi, dili vb. farklı olan toplum ve topluluklar nefret diline, baskısına ve saldırısına maruz kalıyor.

    Türkiye’de geçmişten günümüze nefret saldırıları devam ederken, nefret dili siyasette karşılığını buluyor ve saldırıların beslendiği alan haline geliyor. Aleviler, Ermeniler, Kürtler, Romanlar, mülteciler, LGBTİ+’lar, iktidardan muhalefete, sokaktan meclise, törenlerden toplantılara kadar günlük siyasetin hedefi haline gelebiliyor.

    Türkiye’de nefret dilinin siyasette yer bulmasını ve topluma yansımasını Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bedriye Poyraz’a sorduk.

    “KEMAL KILIÇDAROĞLU ÜZERİNDEN ALEVİLERE YÖNELİK AYRIMCI DİL YENİDEN ÜRETİLİYOR”

    PİRHA: Türkiye’de ayrımcı politikaların beslendiği bir tarihsel arka plan var mıdır?

    BEDRİYE POYRAZ: Bu nefret söylemi içeren ayrımcı dil giderek daha çok yaygınlaşıyor. Her düzeyde kullanılmaya başlandı ve çok hoyratça kullanılmaya başlandı. Kemal Kılıçdaroğlu meselesi tamamen bir Alevilik meselesi. Alevilere yönelik ayrımcı dilin nasıl işlediğine bakmak gerekiyor. Toplumda bu mayanın nasıl kullanıldığına, bu zeminin nasıl kullanıldığına bakmak gerekiyor.
    Yüzyıllardır devam eden bir durum söz konusu. Geçmişten günümüze Alevilere yönelik ayrımcılık, nefret, katliamlar oldu. Alevilere yönelik ayrımcı dilin kullanılması belki de Alevilere yönelik işlenen suçun en hafifi. Çünkü Aleviler tarih boyunca katledildiler. Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik böyle bir dilin kullanılmasını ne yazık ki üzülerek takip ediyoruz. Türkiye’deki entelektüeller, aydınlar, üniversite çevresi, kamuoyundaki fikir önderlerine baktığımızda hepsi ne diyorlar, ‘Benim açımdan sorun değil ama toplum onu sorun eder’ diyorlar. Bizzat bunun kendisi ayrımcı bir ifadedir. Bunun fark edilmesi lazım. Senin için sorun olmayan bir şey neden toplum için sorun oluyor? Böyle diyerek meseleyi kilitlemiş oluyorlar. Bu dilin ayrımcı olduğunu fark etmeleri gerekiyor. Bu ayrımcı, ötekileştirici, nefret diline karşı tüm toplumun bu dili bertaraf edecek bir strateji izlemesi gerekiyor. Senin için sorun yoksa tamam. Sen neden başkası adına konuşuyorsun ki? Üstelik de bunun başkası için sorun olduğunu nereden biliyorsun? Elinde veri mi var? Neye dayanarak bunu söylüyorsun? Şu anda bir cumhurbaşkanının Alevi mi Sünni mi ya da başka bir dinden mi olması önemli yoksa ülkenin içinde debelendiği ekonomik sorunlar, antidemokratik uygulamalar, insan hakları ihlalleri mi önemli? Dolayısıyla meseleyi buradan kurmak gerekir. Bu sorunları kim daha iyi, daha uygun çözebilir? Buna bakmak gerekir. Buna uygun aday eğer Kemal Kılıçdaroğlu ise mesele bitmiştir. Ki öyle görünüyor, bir sürü çaba harcadı. Türkiye demokrasisi açısından önemli şeyler yaptı. Türkiye’de demokrasisinin belki de en ileri yanı Kürtlerle milliyetçilerin aynı adaya oy vermesi. Bunu çok kıymetli buluyorum. Özellikle geçmiş yerel seçimlerde yaşandı bu ve bunun mimarı beğenseniz de beğenmezseniz de Kemal Kılıçdaroğlu.

    Amalı cümleler kurarsanız, orada zaten ayrımcılık yapmış olursunuz. Kemal Kılıçdaroğlu sadece Alevi olduğu için eksik bir tarafı varmış gibi kabul ediliyor. Bu kabulle hareket ediliyor ya da Kemal Kılıçdaroğlu tırnak içinde söylüyorum, defoluymuş gibi bir pürüzü varmış gibi hareket ediliyor. Dolayısıyla kendini en azından demokratik olarak tanımlayan ve demokrasiye inanan, bu yönetimin, iktidarın değişmesi gerektiğine inanan insanların bu düşünceden vazgeçmesi gerekiyor ve öncelikle kendi konuşmalarına dikkat etmeleri gerekiyor.

    Bin yıllardır Aleviler sürekli haksızlığa uğruyorlar, katliama uğruyorlar, bir sürü ayrımcılık yaşıyorlar ama Aleviler, Sünni birisinin cumhurbaşkanı olması tehlikelidir demiyorlar? Üstelik de gerçekten tehlikeli. Çünkü neredeyse her birinin yönetiminde bir Alevi katliamı oldu. Aleviler bunu söylüyor mu? Söylemiyor. Bu meseleye ciddi bir şekilde yaklaşıp, nasıl bir dil kullanmamız gerektiği konusunda araştırma yapılmalı. Bir uzlaşıya varmamız gerekiyor. İyi niyetli bir şekilde bir dil oluşturmak gerekiyor. Bu negatiflik içeren, imalı dili bertaraf etmek zorundayız. Kemal Kılıçdaroğlu üzerinden Alevilere yönelik ayrımcı dil meşrulaştırılıyor, pekiştiriliyor. Yeniden yeniden üretiliyor.

    “SİSTEM ÇÖKTÜ!”

    -Günümüz siyasal ikliminde ayrımcılık içeren dilin topluma yansıması nasıl oluyor?

    AKP iktidarı her seçim döneminde aynı taktikleri izliyor. Erdoğan’ın kullanmadığı hiçbir strateji kalmadı sanırım. Duruma göre farklı farklı unsurları, farklı farklı stratejileri kullandı ve şimdiye kadar iktidar olmayı becerdi. İllegal yöntemler, anti demokratik yöntemler ve savaşı da kullandı. Seçimlerde hile yapıldığını da biliyoruz. Bunu da kullandı. Demokratik bir ortamda bir seçime gitmiyoruz. Son olarak Canan Kaftancıoğlu siyaseten yasaklandı. Bir çok kişi hakkında soruşturmalar yürütülüyor. Selahattin Demirtaş hapiste. Osman Kavala hapiste. Neden hapiste? Bunların hepsi aslında yol temizliği. Sanıyorum bunu Ahmet Şık kullanmıştı. Doğru bir laf. Teknik ayrıntılarını tam bilmiyorum ama Yüksek Seçim Kurulu’nun yapısını da değiştirdiler. Oradaki hakimleri değiştirdiler. Çok önemli bir değişim. Bunu yeterince tartışmadık. Yapılan son yerel seçimler gerçekten bu ülkeye bir sürü şeyi anlattı. Bütün baskılara, anti demokratik uygulamalara rağmen seçim kazanılabileceğini gösterdi. Bu deneyim çok kıymetli.

    Tayyip Erdoğan’ın özellikle kadınlara yönelik kullandığı ifadelere baktığımızda insanın üzülmemesi, incinmemesi mümkün değil. İnsanlık onuruna aykırı bir aşağılama, küfür. Tek başına bir dil üzerinden değerlendirmek yetersiz kalır. İnsanlar aç, insanlar çocuklarına su içiremiyor. İlkokulda çocuklar su içemiyor. Çünkü aileleri su alıp yanlarına veremiyorlar. Okullarda su da içilemediği için çocuklar su içemiyorlar. Bizim okulumuzda birçok öğrencimiz eminim ki aç yaşıyor, barınma sorunu yaşıyor. Ekonomi bir taraftan, insan hakları ihlalleri bir taraftan çok ciddi yönetim sorunlarımız var ve bütün onlara bağlı olarak bir sistem yok oldu. Beğensek de beğenmesek de meğerse önceden her şeye rağmen daha iyi bir sistemimiz varmış. Çok acıklı geliyor, geçmişi olumlamak ama her şeye rağmen iyi kötü bir sistem varmış. Şu anda sistem çöktü.

    Bu ülkede genç insanlar umutsuzlar. Üniversiteyi bitiriyorlar ve işe giremiyorlar ve giremeyeceklerini biliyorlar. Neden? Çünkü sadece siyasi iktidarın yandaşları, onu savunanlar, oraya üye olanlar işe girebiliyorlar. Diğerleri işe giremiyor. Bu kadar kötü bir sistem içerisinde, insanların karnını doyurmakta zorlandığı bir durumda Tayyip Erdoğan’ın kadınlara yönelik kullandığı lafın tek başına düşünülmesi yeterli değil. Bütün bir atmosferi düşünmek gerekiyor. Ekonomik krizi örtmek için bu tür söylemleri kullanıyor.

    “DEMOKRASİ, EKONOMİK DURUMUN DÜZELMESİ ORTAK TALEPLERİMİZ”

    -Alevi Kürt, Ermeni, Roman gibi kimliğe sahip siyasetçiler sosyal medyadan miting alanlarına (Kılıçdaroğlu örneğinde olduğu gibi) hedef haline getiriliyor. Toplum bu dile nasıl bakıyor? Bu dile karşı nasıl bir yol izlenmeli?

    Her şeye rağmen elbette bir sürü farklılıklarımız var. Kürtler, Aleviler, milliyetçiler, farklı demokratlar, farklı görüşler. Her kesimin farklı talepleri de olabilir ama sonuçta üzerinde uzlaştığımız taleplerimiz de var. Demokrasi, ekonomik durumun düzelmesi gibi. Bu iktidarın nasıl değiştirileceği konusuna kafa yormamız gerekir. Bu dönemde iktidar iyice zıvanadan çıktı. Dilleri o kadar hoyratça ki. Hiçbir ahlak, hiçbir etik kalmadı. O kadar rahat dolandırıcılık, hırsızlık yapılıyor ki. Bir mafya liderinden bir ülkenin İçişleri Bakanının dünya uyuşturucu şebekesini yönettiğini öğreniyoruz. Bunun ötesinde ne konuşabiliriz ki, ne söylenebilir ki? O kadar büyük bir çökmüşlük var. Yine Ahmet Şık’a gönderme yapacağım. ‘Mafya Devleti’ diyordu ya, gerçekten öyleymiş. Geçmişte Demirel’in, ‘Ben sağcılar adam öldürttü dedirtmem’ lafını unutamayız. Tansu Çiller’in, ‘Çok şükür otelin dışındaki vatandaşlarımıza bir şey olmadı’ lafını unutamayız. Bunlar belirli bir ideolojinin tezahürleri olmakla birlikte, toplumun vicdanını yaralayan, insanı inciten laflardı. Bu dönemde çürüme, yolsuzluk, rüşvet, hırsızlık her şey çok ayyuka çıktığı için bu dil meselesi de ayyuka çıkmış durumda. Bir bütün olarak düşünmek gerekir diye düşünüyorum.

    Ülke sanki işgal edilmiş ve talan ediliyormuş gibi geliyor bana. Her yer, bütün kurumlar talan edildi. Hiçbir gelenek kalmadı. Bütün iyi kurumlarımız elden gitti. Doğru düzgün bir üniversite kalmadı. Çok ciddi bir beyin göçü var. Bu beyin göçünü de bu talan politikalarının bir parçası olarak görüyorum. Sosyal bilimlerde emek veren birisi olarak, kamu çıkarı meselesi bizim için çok önemli. Bin bir zorlukla yetiştirilen, ülkenin en iyi gençleri yurt dışına gidiyor. Ben her gördüğümde içim sızlıyor.

    Bir bütün olarak değerlendirmek gerekiyor. Bütün olumsuzluklar çok ayyuka çıktı. O nedenle tek hedef bütün farklılıklara rağmen bu yönetimin değiştirilmesi yolunda olmalıdır. Aksi takdirde bu ülke zaten şu anda yaşanmaz halde, iyice yaşanmayacak bir duruma gelecek.

    Melis CİDDİOĞLU-Diren KESER/PİRHA

    İLGİLİ DOSYALAR

    1-‘Erdoğan da, Bahçeli de nefret dilini değiştirmez, muhalefet bu dili reddetmeli’

    2-‘Milliyetçi, ırkçı yaklaşımları reddetmeli, teşhir etmeliyiz’

    3-‘AKP, Türkiye’nin genetiğiyle oynuyor, büyük bir toplumsal barışa ihtiyaç var’

    4-‘Ayrımcı dile karşı birleştirici, toplumu kucaklayıcı politikalar izlenmeli’

     

  • ‘Alevi olduğumuz öğrenildiği andan itibaren baskı uygulanmaya başlanıyor’-VİDEO

    ‘Alevi olduğumuz öğrenildiği andan itibaren baskı uygulanmaya başlanıyor’-VİDEO

    PİRHA-Alevi gençler, zorunlu din derslerinde yaşadıkları ayrımcılığı ve nefret dilini anlattı. Din derslerinde ve okulda ayrımcılığa maruz kaldıklarını belirten gençler, Diyanet’in küçük yaşta evliliğe onay verdiğinin altını çizerek, kapatılması gerektiğini ifade ettiler. 

    Zorunlu din dersi dayatması ulusal ve uluslararası mahkemelerde alınan kararlara karşın artarak sürüyor. Yürütülen kampanyalar ve hak talepleri on yıllardır görmezlikten gelinirken, AKP döneminde ‘dinselleştirilmiş’ eğitim modeline geçildi. Bunun sonucu olarak da Alevi öğrenciler nefret diline ve ayrımcılığa maruz kaldı, kalmaya devam ediyor.

    Müfredatın bir bütünen dinselleştiği tepkisinde bulunan eğitimciler ve eğitim sendikalarının yanı sıra Alevi yurttaşlar da çocuklarının din derslerinin zorunlu olmasına karşı çıkıyorlar.

    Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) da hem kendi programı dahilinde hem de Milli Eğitim Bakanlığı ile işbirliği içersinde, okuldan, eve, sokaktan üniversitelere kadar bir çok alanda faaliyet yürütmeye devam ediyor.

    Zorunlu din derslerine maruz kalan ve kalmaya devam eden Alevi gençler yaşadıklarını ve başta Alevilere olmak üzere Türk, İslam ve Hanefi mezhebi dışında kalanlara karşı ötekileştirici ve asimilasyoncu uygulamalar yürüten DİB’in tutumuna dair Can TV’ye konuştular.

    Selin adlı Alevi genç, altı saat zorunlu din dersi gördüğünü belirterek, “Dua okuyorum, dua veriyorum, puan veriyorlar. Eğer vermezsem sıfır veriyorlar. Aynı zamanda ayrımcılığa uğradım. Okulun kermesi vardı. Hocalar Alevileri sorup Alevilerin yemek getirmemesi gerektiğini söyledi. Ben de çok önemsememiştim Anneme yemeği yaptırmıştım ve okula götürmüştüm ancak bizim götürdüğümüz yemekler masaya konulmamıştı. Gerçekten çok zedeleyici bir durum” dedi.

    Din derslerinin kendilerine zorunlu hale getirildiğini ifade eden Selin, Diyanet’i de hiçbir zaman onaylamadığını şu sözlerle dile getirdi:

    “Diyanet 9 yaşındaki bir kız çocuğuyla evlenilebileceğini söylüyor. Dokuz yaşındaki bir kız çocuğunun akıl sağlığı sence ne kadardır? Ne kadar düşünebilir? Diyanet’in ne amaçla yaptığını da bildiğimiz için artık onlar ne yaparsa yapsın yaranamazlar. Dayanamıyorum ben. Diyanet’in Aleviliği savunduğunu düşünmüyorum. Diyanet bir kere erken yaşta evliliği savunuyorsa, daha ne savunursa savunsun hiçbir şey değişmez bence. Küçücük bir çocuk evlendirilir diye düşünüyorsan zaten senin kafa yapın bitmiştir” diye belirtti.

    “ALEVİ OLDUĞUMU ÖĞRENDİĞİ ANDA BASKI UYGULAMAYA BAŞLADI”

    Üniversite üçüncü sınıf öğrencisi İlayda Ayman da, lise yıllarında ayrımcılığa ve nefret diline maruz kaldığı aktararak, şunları ifade etti:

    “Lisede yaşadığım iki tane çok kötü anıdan bahsetmek istiyorum. Sınıfta bir tane Sünni bir arkadaşımız benim Alevi olduğumu öğrendiği andan itibaren mobbing uygulamaya başladı. Bir gün annem yemek yaptı ve okula götürdüm. Arkadaşlarımla beraber onu yerken elini uzattı. Kim yaptı dedi? Annem yaptı dedim. ‘Yemem’ dedi fırlattı. Neden dedim. Alevinin yemeği yenmez dedi. Bir kere teneffüste hızlı bir şekilde lavaboya giderken arkadaşımın birisi beni durdurdu ve “Siz mum söndü mü yapıyorsunuz” diye sordu ve bende şalter attı. Git dedim bir bak araştır ne demekmiş anlamı. Sonra beni tekrar durdurdu; çok özür dilerim dedi. Yani bunu sana söylediğim için çok utanıyorum, dedi.

    13 yaşındaki bir kız çocuğunun evlendirilmesi kadar kulağa saçma gelen bir cümle dahi yok. Çünkü ben 21 yaşındayım ve şu an ben bile kendimi evliliğe hazır bir halde hissetmiyorum. Kafa yapısı geri olan insanlar çocuklarını bu şekilde evlendiriyor. Diyanet de bunun arkasında duruyor ve onaylıyor. Hiçbir şekilde onaylamıyorum.”

    Rohat EMEKÇİ-Diren KESER/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER:
    1-‘Zorunlu din dersinde ayrımcılığa uğradık, sınıfta kalmamak için sure ezberledik’
    2-‘Namaz kılmadığımız için dersten atıldık, şiddet gördük’
    3-‘Ne kadar üzerimize gelinirse gelinsin inancımızı sürdüreceğiz’
    4-‘Zorunlu din dersleri bizde travmalara neden oldu’
    5-‘Ayrımcılığa uğramamızın en büyük nedeni din-devlet-eğitim işlerinin birbirinden ayrılmaması’ 
    6-‘Fişlendik, zorla sureler ezberletiliyordu, namaza zorlanıyorduk’
    7- ‘Günahkar, cehennemde yanacaksın’ sözleri psikolojimi bozdu

  • ‘Bilimsel eğitim projesi’nde Alevi nefretiyle tanınan yazara ait kitabı ücretsiz dağıttılar!

    ‘Bilimsel eğitim projesi’nde Alevi nefretiyle tanınan yazara ait kitabı ücretsiz dağıttılar!

    PİRHA – Eğitim Sen, Antalya Valiliği ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından başlatılan AHENK (Antalya’da Hedeflenen Eğitime Nitelik Kazandırma) projesine tepki geldi. Alevilere duyduğu nefret ile tanınan Nurettin Topçu’ya ait kitapların proje kapsamında ücretsiz dağıtıldığını aktaran Eğitim Sen, “İktidar, bilimsel eğitim anlayışına meydan okumaktan vazgeçmeli, eğitimin çözüm bekleyen sorunlarıyla ilgilenmelidir” ifadelerini kullandı. 

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Antalya Valiliği ile İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından başlatılan AHENK projesine dair eleştirel yazı paylaştı.

    Projenin amacı “Çağın becerileri ve insani değerleriyle donanmış, yaratıcı ve girişimci çalışmalar ile fark yaratarak bilime sevdalı, kültüre meraklı, duyarlı, nitelikli, sağlıklı ve mutlu bireyler yetiştirmektir” şeklinde özetlense de Eğitim Sen, “Eğitim ve öğretimde ideolojik dayatmalara son verilmelidir” dedi.

    EĞİTİMCİLERE, AYRIMCI VE AŞAĞILAYICI FİKİRLER DAYATILIYOR!

    Eğitim Sen’in yazılı açıklamasında, proje kapsamında, Nurettin Topçu’nun, içinde ayrımcı, aşağılayıcı ifadeler bulunan “Türkiye’nin Maarif Davası” adlı kitabının da ücretsiz olarak dağıtıldığına vurgu yapıldı.

    Söz konusu açıklamada şu konulara dikkat çekildi:

    “Cumhuriyet eğitiminin dini dışladığını iddia eden, dine dayalı eğitimi savunan, tarikatların tanınmasını isteyen, yeni harflerin kabul edilmesine karşı çıkan ve Osmanlıca’nın kullanımından yana olan, üniversite özerkliğine karşı çıkan, Aleviliğe ve Alevilere yönelik ayrımcı ve aşağılayıcı ifadeler kullanan, kız ve erkeklerin ayrı okullarda okutulmasını savunan ve karma eğitime karşı çıkan, eğitim sistemini daha da geriye götürme heveslilerinin savunduğu medrese ve tarikat eğitimine övgüler düzen Nurettin Topçu’nun ‘Türkiye’nin Maarif Davası’ adlı çalışmasının, proje kapsamı içinde yer alması kabul edilebilir bir durum değildir.

    Öğretmenlere dağıtımı yapılarak, öğrencilere bu içeriklerin ‘aşılanması’ isteniyorsa burada nasıl bir bilim sevgisi kazandırılacağı ve kültürleri ötekileştiren bir yazarın eseriyle nasıl sağlıklı ve mutlu bireyler yetiştirileceği kocaman bir soru işaretidir. Milli eğitim alanında yürütülen projelerde iktidarın dünya görüşüne yakın isimlerin, içinde ayrımcılık nefret ve aşağılama dolu ifadeler yer alan kitapları üzerinden çalışmalar sürdürülmesi ve dayatmada bulunulması kabul edilemez.

    Proje kapsamında konu başlıklarının belirlenmesinden, tartışma materyallerinin seçimine kadar Valilik ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün hangi kriterlerle hareket ettiği, bu kitabın dağıtımıyla eğitimin hangi sorunlarına çözüm üretilmek istendiği belli değildir. Bilimsel çalışmalar yapmak yerine, ayrımcı ve aşağılayıcı fikirlerin eğitimcilere dayatılmasını onaylamak mümkün değildir.

    “EĞİTİM SİSTEMİ LAİK VE BİLİMSEL ANLAYIŞA GÖRE DÜZENLENMELİDİR”

    Eğitim sistemi, iktidarın siyasal-ideolojik düşünceleri doğrultusunda değil, laik ve bilimsel eğitim anlayışına göre düzenlemelidir. İktidar, projeler yoluyla eğitim öğretim süreçlerinin bütün aşamalarında kendi siyasal gündemini dayatmaya son vermelidir. İktidar ve her açıdan iktidar çizgisinde siyasallaşmış eğitim yöneticileri laik, bilimsel eğitim anlayışına meydan okumaktan vazgeçmeli, eğitimin çözüm bekleyen sorunlarıyla ilgilenmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • ADFE: Cumhurbaşkanı, Almanya’nın Alevilere inançsal özgürlük tanımasını içine sindiremedi

    ADFE: Cumhurbaşkanı, Almanya’nın Alevilere inançsal özgürlük tanımasını içine sindiremedi

    PİRHA- Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Almanya hükümetinin Alevi örgütlerinin mücadelesini haklı bulup inançsal özgürlükler tanımasını içine sindiremediğini açıkladı. ADFE, AKP hükümetinin toplumsal gericiliği, eşitsizliği dayattığını belirterek, Alevi çocuklarını devşirmeyi planladığına işaret etti. Hasta tutukluların da hücrelerde ölüme zorlandığını ifade eden federasyon, “Bizler eşitlikçi, özgürlükçü ve aydınlık bir gelecek için bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız. Yalana, talana, yolsuzluğa, haksızlığa ve din tüccarlığına karşı mücadele edeceğiz” diye belirtti. 

    Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) yazılı bir açıklama yaparak, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Avrupa Alevi örgütlülüğünü hedef almasına ve Alevilerin Alman devletinden para 30 milyon Euro para aldıkları iddiasına sert tepki gösterdi.

    “İFTİRA SUÇLARI YENİ DEĞİL”

    ADFE, “Kimi kime şikayet ediyorsunuz” başlığıyla yaptığı açıklamada, “Alevilere atılan iftiraların kökü geçmiş tarihe dayanmakta olup, gitgide yaygınlaşan kötü hasetlerden biridir. Alevi toplumuna ya da inanç önderlerine çamur atmak, insanlık dışı yargılarda bulunmak ve bu yargıları Sünni toplum üzerinde işleyip düşmanlık yaratmak faşist, gerici zihniyetin tarih boyunca geliştirdiği psikolojik savunma mekanizmasıdır. Yani her iftira sonunda kendini temize çıkaran, özgürlükler karşısında güçsüz duran ve bu güçsüzlüğü ile şiddete bahane arayan bu zihniyetin işlediği iftira suçları yeni değildir” dedi.

    “CUMHURBAŞKANI İÇİNE SİNDİREMEDİ”

    ADFE, Erdoğan’ın sözlerini hatırlatarak şöyle devam etti:

    “En son Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Almanya’da yaşayan Alevi örgütlerimize yönelik bir suçlamada bulunarak, gerici zihniyetin yapmış olduğu Alevilik tanımına uymayan Alevileri önce “ Alisiz Aleviler” olarak tanımladı, sonra da onların 30 milyon avro destek aldığını söyleyerek Almanya’da bulunan Alevi örgütlerimizin hak, adalet mücadelesini sindirememenin tezahürünü gösterdi. ‘Kişi, kendinden bilir işi’ diye çok güzel bir atasözümüz var.
    Dindarlık adı altında toplumun vicdanını tekelleştiren, onları dinle aldatan, sömüren ve Diyanet, cemaat ve fetvacılık üçgeniyle sahte ulema yaratan bir hükümetin temsilcisi olan Sayın Cumhurbaşkanı, milyarlarca bütçe aktardığı Diyanetin toplum nezdinde çöktüğünü görmüş ve bu çöküşün dışavurumuyla Almanya hükümetinin Alevi örgütlerimizin mücadelesini haklı bulup inançsal özgürlükler tanımasını içine sindirememiştir.”

    HÜKÜMET EŞİTSİZLİĞİ, GERİCİLİĞİ DAYATIYOR”

    Hükümetin yoksulluğu, gericiliği dayattığını belirten ADFE, “Mezhepçi rejim inşası adına emekçileri, gençleri, çocukları ve özellikle kadınları feda eden, çarpık yönetim denklemleriyle özgürlük değil fakirlik ve her türlü toplumsal gericiliği, vasatlığı üreten, birilerinin cebini doldurup sonra açlık ve yoksulluğu da kader alışkanlığıyla eşitsiz bir gelişim yasasını halka dayatan hükümetin kendisidir” ifadelerini kullandı.

    HASTA TUTUKLULAR HÜCRELERİNDE ÖLÜME ZORLANIYOR”

    AKP iktidarının Sünni din anlayışıyla başta Alevi olmak üzere farklı inançtaki çocukları devşirmeyi planladığını vurgulayan Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) cezaevlerindeki hasta tutukluların da hücrelerinde ölüme zorlandığına dikkat çekti.

    “HÜKÜMET ALEVİ ÇOCUKLARI DEVŞİRMEYİ PLANLAMIŞTIR”

    ADFE şunları kaydetti:

    “Ülkemizde ve dünyada insan hakları savunucularının taleplerine rağmen tutuklular için iyileştirici adımlar atılmamış ve özellikle pandemi ile birlikte daha çok sorunun yaşandığı cezaevlerinde hasta tutukluların içinde bulunduğu fiziksel ve psikolojik koşullar endişe verici boyuta ulaşmış ve birçok hasta tutuklu zulüm hücrelerinde ölüme zorlanmıştır.
    Ve dindarlık üretmek için “Değerler Eğitimi” ile farklı toplumsal inançları özünden uzaklaştırmayı hedefleyen hükümet, psiko-pedegolojik ve teolojik olarak dindarlık mesleği yaratarak bunu bir metoda yerleştirmeyi hedeflemiştir. Toplumsal değerleri ve ahlakı kendi Sünni din anlayışına göre ayarlama faşizanlığıyla başta Alevi ve farklı inançtaki çocukları devşirmeyi planlamıştır.
    İşte tüm bu sorunlar varken ve yaşanırken bizler eşitlikçi, özgürlükçü ve aydınlık bir gelecek için bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız. Yalana, talana, yolsuzluğa, haksızlığa ve din tüccarlığına karşı mücadele edeceğiz.”

    PİRHA/ İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    -AABF: Erdoğan’ın hakaret ve iddialarına yönelik hukuksal süreci başlattık

    -Öker, Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında 5 kuruşluk manevi tazminat davası açtı

    -Özen’den Erdoğan’a: Aleviler için taş üstüne taş koymadınız; asimile etmeyi iyi bilirsiniz-VİDEO

    -Öker: Somut deliller ile Erdoğan’ın, Alevi nefretini belgelemiş olacağız

  • Alevi örgütlerinden, ‘Aleviler yalancı’ diyen AKP’li Besli hakkında suç duyurusu-VİDEO

    Alevi örgütlerinden, ‘Aleviler yalancı’ diyen AKP’li Besli hakkında suç duyurusu-VİDEO

    PİRHA-Alevi örgütlerinin genel başkanları, Akşam gazetesi yazarı- AKP’li Hüseyin Besli’nin Alevilere yönelik nefret yazısı nedeniyle Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’nde Besli hakkında suç duyurusunda bulundu. Kamu davası açılmasını isteyen Aleviler, Besli’nin cezalandırılmasını istediler. 

    Akşam Gazetesi yazarı ve eski AKP İstanbul Milletvekili Hüseyin Besli’nin Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik yazdığı yazıda Alevileri ve çocuklarını hedef alan nefret söylemi içerikli yazısı yargıya taşındı.

    Kılıçdaroğlu’nun birçok konuda yalan söylediğini iddia eden Besli, yazısında “Alevi, Alevi Kürt bir aile çocuklarına Alevi kimliğini gizlemeyi öğrettiği, öğütlediği kadar Kürt kimliğini de saklamayı öğretmek mecburiyetinde kalmaktadır. Yani söz konusu çocuklar ‘çifte kavrulmuş yalancı’ olmak durumundadırlar. Ve ne kadar maharetle yalan söyleyebiliyorlarsa o kadar aferin alarak yetişmişlerdir” şeklinde nefret söylemlerinde bulunmuştu.

    Akşam Gazetesi yazarı, AKP’li Hüseyin Besli’nin, yalan ve nefret dolu yazısına tepki gösteren Alevi Bektaşi Federasyonu adına Zeynal Odabaş, Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Celal Fırat, Alevi Vakıfları Federasyonu Genel Başkanı Haydar Baki Doğan, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Gani Kaplan, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez ve Alevi Kültür Dernekleri adına Hüseyin Çam, Besli hakkında İstanbul Adliyesi’nde savcılığa suç duyurusunda bulundu.

    KAMU DAVASI AÇILMASI İSTENDİ

    Savcılığa verilen dilekçede Hüseyin Besli’nin Akşam gazetesinde 14 Kasım 2021 tarihli yazısında Alevilerin doğuştan yalan söylemeye alıştıkları ve yalancı oldukları ifadesiyle Alevileri aşağıladığı, küçümsediği ve Alevilere hakaret ettiği belirtildi.

    Besli’nin nefret suçu işlediğini belirten Aleviler, gerekli soruşturmanın yapılarak cezalandırılması için kamu davası açılmasını istedi.

    Suç duyurusunun ardından adliye önünde açıklama yapan genel başkanlar, Alevilere yönelik nefret suçlarının, iftiraların hala devam ettiğini belirterek, Besli’nin yargılanmasını istediler.
    Alevilere yapılan zulümlerin sona erdirilmesini isteyen genel başkanlar, hep cezasız kaldığı için Alevilere yönelik nefret suçlarının devam ettiğini vurguladılar.

    SAAT 17.00’DE AKŞAM GAZETESİ ÖNÜNDE AÇIKLAMA

    Alevi örgütleri, bugün (16 Kasım Salı) saat 17.00’de ise Akşam Gazetesi’nin İstanbul İkitelli’de bulunan binası önünde bir araya gelerek basın açıklaması yapacak.

    AKP’Lİ HÜSEYİN BESLİ NE DEMİŞTİ?

    “Daha önce de çeşitli vesilelerle yazdık. Ancak, hala, Kemal Kılıçdaroğlu’nun yalanları karşısında şaşkınlık yaşayanlar için hatırlatalım istedik…
    Malum, daha düne kadar, Türkiye’de alevi vatandaşlar kimliklerini açıkça ifade edemiyorlardı. (Ne yaman çelişkidir ki bunun da kökeni CHP zihniyetine dayanır.)
    Aksi takdirde bilhassa devlette bir takım yerlere gelemezlerdi. Bu nedenle, alevi bir anne baba daha doğumdan itibaren çocuklarına kimliklerini gizlemeyi yani yalan söylemeyi öğretmek durumundaydı… Bu bir.

    İkincisi; yine malumdur ki Alevilik Türkmenlere mahsus bir şeydir. Türkmen haricindeki, mesela Kürt aleviler ana kitle tarafından makbul sayılmazlar, hatta Alevilik kimliğinin başka bir kimliği örtmek için kullanıldığını bile düşünürler.

    Böyle olunca; alevi Kürt bir aile çocuklarına alevi kimliğini gizlemeyi öğrettiği/öğütlediği kadar Kürt kimliğini de saklamayı öğretmek mecburiyetinde kalmaktadır.
    Yani söz konusu çocuklar ‘çifte kavrulmuş yalancı’ olmak durumundadırlar. Ve ne kadar maharetle yalan söyleyebiliyorlarsa o kadar aferin alarak yetişmişlerdir.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • ‘Kürt ve Alevilere yönelik ırkçı makaleleri hazırlayanlar hakkında ne tür işlemler yapıldı?’

    ‘Kürt ve Alevilere yönelik ırkçı makaleleri hazırlayanlar hakkında ne tür işlemler yapıldı?’

    PİRHA- Milletvekili Alican Önlü, Prof. Dr. İbrahim Yılmazçelik ile Doç. Dr. Sevim Erdem’in birlikte yazdıkları makalelerde, “Kürt” kelimesini “adi” olarak çevirmelerine ilişkin Meclis’e soru önergesi sundu. Önlü, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a “Kürtler ve Alevilere yönelik ırkçı ve ayrımcı ifadeler içeren kaç makale bugüne kadar tespit edilmiştir? Bu makaleleri hazırlayanlar hakkında ne tür işlemler yapılmıştır?” diye sordu.

    Dersim Milletvekili Alican Önlü, Fırat Üniversitesi Tarih Bölümü’nden Prof. Dr. İbrahim Yılmazçelik ile Bitlis Eren Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Sevim Erdem’in nefret içerikli makalelerini Meclis gündemine taşıdı.

    Alican Önlü, her iki ismin birlikte yazdıkları “II. Abdülhamid Döneminde Dersim Sancağındaki İdari Yapı ve Ulaşım Ağı” başlıklı makalelerinde, 1892 tarihli Mamuretülaziz (Elazığ) vilayetine ait salnameden (yıllık) gerçekleştirdikleri doğrudan alıntıda “Kürt” kelimesinin “adi” olarak çevrildiğini belirtti. Önlü, konuya ilişkin hazırladığı önergenin, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay tarafından yanıtlanmasını talep etti.

    HDP’li Alican Önlü, “Bilindiği gibi bu tür ‘ırkçılık’ içeren ‘sözde çeviri’ hataları Kürtler ve Alevilere ilişkin yapılan araştırmalar ya da kaynak çevirilerinde sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Daha önceleri de farklı makalelerde ‘ensest’ gibi kelimeler ‘Kızılbaş’ olarak çevrilmiş ve kamuoyunun gündemine gelmişti. Yine 2018 yılında Eğitim Sen’in yaptığı incelemeler sonucu Milli Eğitim Bakanlığı’nın, 11-14 yaş arasındaki çocuklara şeriat ve cihat propagandası yapılan, Alevilere hakaretlerin yer aldığı ve günümüz yaşamının ‘cehennemlik’ sayıldığı bir kitap dağıttırdığı ortaya çıkmıştı. Çeviri konusunda uzmanların değerlendirmelerinde, İbrahim Yılmazçelik ve Sevim Erden’in birlikte yazdıkları makalenin kaynak gösterme noktasında tutarsızlıklar içerdiği ve bağlamdaki muğlaklıklar nedeniyle toplumsal infiallere yol açabileceği vurgusu yapılmıştır” ifadelerini de kullandı.

    Alican Önlü, konuya ilişkin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a şu soruları yöneltti:

    *“Kürtler ve Aleviler başta olmak üzere Türk ve Sünni olmayan toplumlara ilişkin ırkçı ifadeler içeren araştırmaların denetimleri hangi kurul ve yapılar tarafından yapılmaktadır?

    *Kürtler ve Alevilere yönelik ırkçı ve ayrımcı ifadeler içeren kaç makale bugüne kadar tespit edilmiştir? Bu makaleleri hazırlayanlar hakkında ne tür işlemler yapılmıştır?

    *Bugüne kadar ırkçı ve ayrımcı ifadeler geçen kaç makale yayından kaldırılmıştır?

    *Kürtlere yönelik ırkçı ve ayrımcı ifadeler kullanan İbrahim Yılmazçelik ve Sevim Erden hakkında yürütülen bir soruşturma var mıdır? Varsa bu soruşturma hangi kapsam ve içerikle yürütülmektedir?”

    PİRHA/ANKARA

  • Belediye yetkilisinden, Abdal yurttaşlara ‘Halk, sizin olduğunuz yerden daire almıyor’

    Belediye yetkilisinden, Abdal yurttaşlara ‘Halk, sizin olduğunuz yerden daire almıyor’

    PİRHA- Konya’da Abdal yurttaşların yaşadığı bölgede yürütülen kentsel dönüşüm projesine dair çarpıcı bir iddia çıktı. Karatay Belediyesi yetkililerinin, halkı baskı ile evlerinden çıkartmak istediği söylenirken, yurttaşlar, belediye yetkilisi olan Tayfur Cengiz’in, “Halk, sizin olduğunuz yerden daire almıyor” dediğini aktardı.

    Konya’nın Karatay ilçesi Yeni Mahalle’de yapılan kentsel dönüşüm sebebiyle Abdalların mağduriyetleri de günden güne artıyor. Yeni Mahalle’deki son 20 gecekondunun yıkılmaması için itirazlar da sürüyor.

    Mahalle sakinleri, tapulu arazilerinin belediye tarafından değerinin çok altından satın alınmak istendiğine dikkat çekti. Alevi oldukları için dışlandıklarını belirten yurttaşlar, belediye yetkililerinin “İçişleri Bakanlığı’ndan geldik” diyerek halka baskı yaptıklarını da anlattı.

    ABDALLARIN YAŞADIKLARI YERDEN DAİRE SATIN ALINMIYORMUŞ!

    Abdal yurttaşlar, yıkımdan sorumlu Karatay Belediyesi Emlak ve İstimlak Müdürü Tayfur Cengiz ile yaşadıkları çarpıcı bir diyaloğu da paylaştı. Yurttaşlar, “Evlerimizi anlaşmalı şekilde müteahhitte verip yapılan apartmanlardan daire talep ettik. Ancak Tayfur Cengiz bey, bunun mümkün olmayacağını söyledi” aktarımında bulundu.

    Gecekondu sahipleri, Emlak ve İstimlak Müdürü Tayfur Cengiz’e “Apartman bittiğinde daire almak istiyoruz, kabul etmiyorsunuz. Neden?” diye sorduklarını, yanıt olarak “Çünkü halk, sizin olduğunuz yerden daire almıyor” denildiğini aktardı.

    “BİZİ DIŞLIYORLAR”

    Abdal yurttaşlar, inançları sebebiyle ayrımcılığa uğradıklarını vurgularken “Oturduğumuz yerde kamulaştırma yaptılar. Arsalarımızı kaydırıp yerlerimizi istimlak ettiler. Toplam arazisi 5 dönüm olan kişilerin yüzde 40’ının arazisine el koydular. Duruma İtiraz etme hakkımız varmış ancak haberimiz olmadı. İlgili yazıyı son iki gün kala askıya asmışlar. Haberimiz olmadığı için itiraz da edemedik” açıklamasında bulundu.

    Eren GÜVEN/KONYA

    İLGİLİ HABER: Konya’da kentsel dönüşüm bahanesiyle Abdallar evlerinden ediliyor!

  • AABK Genel Sekreteri Kılıçkaya: Bu Yezit zihniyet karşısında milim geri durmayız

    AABK Genel Sekreteri Kılıçkaya: Bu Yezit zihniyet karşısında milim geri durmayız

    PİRHA- Cemevi açılışında Isparta Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen’in PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan’ı konuşma yaptığı kürsüden nefret söylemleriyle indirmek istemesine Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Sekreteri Erdal Kılıçkaya sert tepki gösterdi. Kılıçkaya, “Hiç kimse, Alevilerin taleplerini dile getiren kurum başkanlarımıza karşı saygısızlık yapıp, en iyi bildikleri mafya diliyle hakaret etmek bir yana, kürsüden de indiremez” dedi. 

    Isparta Cemevinin açılışta konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan’ın Diyanet’i cemevini inkarını dile getirmesi üzerine AKP’li Isparta Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen müdahale ederek Kaplan’ı kürsüden indirmeye çalıştı. Belediye Başkanının bu nefret içeren tavrı büyük tepki topladı.

    “HİÇ KİMSE MAFYA YÖNTEMLERİYLE KURUM BAŞKANLARIMIZI KÜRSÜDEN İNDİREMEZ”

    Yazılı bir açıklama yapan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Sekreteri, Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Erdal Kılıçkaya, “Hiç kimse, Alevilerin taleplerini dile getiren kurum başkanlarımıza karşı saygısızlık yapıp, en iyi bildikleri mafya diliyle hakaret etmek bir yana, kürsüden de indiremez” dedi.

    “GANİ KAPLAN’IN DİLE GETİRİDKLERİ TÜM ALEVİLERİN TALEPLERİDİR”

    Kılıçkaya, “Bu ülke sizin babanızın çiftliği değil. Hele Alevi kurumları, Cemevlerimiz sizin arka bahçeniz hiç değil. Pir Sultan Abdal Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan’a yapılan bu saygısızlığı, hadsizliği kınıyorum” diyerek şunları kaydetti:

    “Kaplan’ın dile getirdiği;
    – Cemevlerimize yasal statü verilsin,
    – Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılsın,
    – Eşit yurttaşlık hakkımızı talep ediyoruz, gibi istemler tüm Alevilerin talepleridir.

    Ülkenin her yerinde inşa etmek istedikleri şiddet, tahammülsüzlük, mafyavari yöntemleri bir cemevinin açılışına da taşıyan zihniyeti bu ülke insanı iyi tanıyor.

    Peki, Isparta Cemevi açılışında Gani Başkan’ı kürsüden indirmek isteyen Belediye Başkanı’na koltuk değneği olan, onunla aynı zihniyeti paylaşan tirşikçilere ne demeli?

    “TALEPLERİMİZİ DİLE GETİRMEK NE ZAMANDAN BERİ SUÇ OLDU”

    Alevilerin taleplerini dinlendirmek ne zamandan beri suç oldu.

    Buradan bir kez daha söyleyelim:  Bize diz çöktüremezsiniz. Haklı taleplerimizi dile getirmemizin önüne geçemezsiniz. Size biat/tırşikçilik edenlerle bizi aynı kefeye koyamazsınız. Mafyavari söylemlerinizle bu toplumu ve Alevileri dizayn edemezsiniz. O kürsülerden indirmeye çalıştığınız Alevi kurum temsilcileri asla buyun eğmeyecektir. Pir Sultan Hınzır Papa’nın zulmüne boyun eğdi mi ki biz de size boyun eğelim. Bu Yezit zihniyet karşısında milim geri durmayız. Gani Başkan’ın sözleri bizim de sözümüzdür. Biline…

    PİRHA/ İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    Diyanet’i eleştiren Kaplan’a, AKP’li Belediye Başkanı’ndan hadsiz müdahale

  • 7 Alevi kurumundan Isparta Belediye Başkanı’na istifa çağrısı: Alevi toplumunu aşağıladı, hadsizlik yaptı!

    7 Alevi kurumundan Isparta Belediye Başkanı’na istifa çağrısı: Alevi toplumunu aşağıladı, hadsizlik yaptı!

    PİRHA- Alevilerin dayanışmasıyla yapılan Isparta Cemevinin bugün yapılan açılışında PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan’ı ölçüsüz tavırlarla kürsüden indirmek isteyen Isparta Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen’e 7 Alevi kurumu ortak bir açıklamayla sert tepki gösterdi. Belediye Başkanını istifaya çağıran Alevi kurumları, “Başdeğirmen hakaret ve nefret söylemleri ile Gani Kaplan’ın sözlerini kesti. Başdeğirmen bu eylemiyle Alevi toplumunu aşağılamış, küçük düşürmüş ve şiddeti kışkırtmaya yönelik söylemlerde bulunmuştur” diye belirtti. 

    Alevilerin kolektif emeği ve lokmalarıyla inşa edilen ve Isparta Belediyesi’nin de küçük katkı sunduğu Isparta Cemevinin bugün açılışı gerçekleşti.

    Açılışta konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan’ın Diyanet’i eleştiren sözlerine AKP’li Isparta Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen müdahale ederek Kaplan’ı kürsüden indirmeye çalıştı. Kaplan’a yönelik ölçüsüz üslup ve müdahaleyi kabul etmeyen Alevi kurum başkanları kürsüde söz almayarak durumu protesto etti.

    Isparta Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen’in bu ölçüsüz ve Alevi toplumunu küçümseyen tavrı büyük tepki çekti.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Alevi Vakıfları Federasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal kültür Derneği ortak bir yazıl açıklama yaparak, Alevi toplumunu aşağılayan, küçük düşüren Isparta Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen’in hareketinin ideolojik olduğunu, derhal istifa etmesi gerektiğini belirttiler.

    “BELEDİYE BAŞKANI ALEVİ TOPLUMUNU AŞAĞILAMIŞ, ŞİDDETİ KIŞKIRTMIŞTIR”

    7 Alevi kurumunun yaptığı açıklamanın tam metni şöyle:

    “Yapımı tamamlanan Isparta Cemevi’nin bugün saat 11.00de açılışı yapıldı. Isparta şehir merkezinde İlk cemevi olma özelliği taşıyan Isparta Cemevi’nin açılışına Avrupa ve Türkiye Alevi İnanç kurum temsilcilerinin yanı sıra Muharrem Temiz ve Tolga Sağ da katıldı.
    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması ve Alevilere eşit yurttaşlık hakkının verilmesi yönünde konuşmasını yapan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Gani Kaplan’ın üzerine yürüyen AKP’li Isparta Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen hakaret ve nefret söylemleri ile Gani Kaplan’ın sözlerini kesti.
    Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen bu eylemiyle Alevi toplumunu aşağılamış, küçük düşürmüş ve şiddeti kışkırtmaya yönelik söylemlerde bulunmuştur.

    “ALEVİ TOPLUMUNA KARŞI İKİ YÜZLÜ ZİHNİYETİN GÖSTERGESİ”

    Bir kamu yöneticisinin cemevinin açılışını bahane ederek adaleti, inancı ve vicdan ölçüsünü kendi siyasi zihniyetine alet etmesi ve bu bahaneyle Gani Kaplan’ı tehdit etmesi, AKP hükümetinin Alevi toplumuna karşı olan ikiyüzlü zihniyetinin göstergesidir.

    “BELEDİYE BAŞKANI’NIN ‘BU CEMEVİNİ BEN YAPTIRDIM’ DEMESİ HADSİZLİKTİR”

    Ayrıca Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen’in tüzel kişiliği olan bir devlet kurumunu kendi malı kabul ederek “Bu cemevini ben yaptırdım.” demesi de ayrıca hadsizliktir. Çünkü başta Ispartalı Aleviler olmak üzere onlarca Alevi kurum yöneticileri çok iyi biliyor ki cemevi arsasının satın alınmasından inşaatın tamamlanmasına kadar olan tüm süreç, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, ülkedeki Alevi kurumları ve Ispartalı işadamlarının lokmaları sayesinde tamamlanmıştır.

    ISPARTA BELEDİYE BAŞKANININ HAREKETİ İDEOLAJİKTİR, İSTİFA ETMELİDİR”

    Bizler bireysel çıkar ve siyasi istikballeri için inancımıza yönelik nefret söylemlerinde bulunan, kurum yöneticilerimize saldıran, nefret söylemleri ile toplumu tahrik eden ve Alevi toplumunu suçlayarak ötekileştirmeye yönlendiren herkesin şunu çok iyi bilmesini istiyoruz; erdemli bir yönetici, hak ve hukuku kabul eder, insan hakları dahilinde yer, din, inanç ve vicdan özgürlüğünün adil dağıtılması ve saygı duyulması yönünde çaba harcar diyoruz.
    Ve bugün bir kez daha gördük ki Isparta Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen’in hareketi ideolojiktir. Kendisini kınıyor ve derhal istifa etmesini istiyoruz.

    Ayrıca bu söylemlerden sonra Pir Sultanca duruş sergileyip konserini iptal eden Tolga Sağ ve Muharrem Temiz’e, PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan şahsında Alevilere yapılan hakaret karşısında konuşma yapmayı protesto eden ADFE Genel Başkanı Celal Fırat ve HBAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez’e teşekkür ediyoruz.
    Saygılarımızla…

    AVRUPA ALEVİ BİRLİKLERİ KONFEDERASYONU

    ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU

    ALEVİ DERNEKLERİ FEDERASYONU

    ALEVİ VAKIFLAR FEDERASYONU

    HACI BEKTAŞ VELİ ANADOLU KÜLTÜR VAKFI

    ALEVİ KÜLTÜR DERNEKLERİ

    PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR DERNEĞİ”

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER:

    Diyanet’i eleştiren Kaplan’a, AKP’li Belediye Başkanı’ndan hadsiz müdahale