PİRHA – Çok sayıda Alevi örgütü, “Alevilerin Örgütlenme Manzarası” başlıklı çalıştayda bir araya geldi. Akademisyenlerin yaptığı sunumlarda, kurumların önerilerine dair başlıklar paylaşıldı.
Ülke genelindeki faaliyet yürüten çok sayıda Alevi dernek, vakıf, federasyon yöneticileri, İstanbul’da “Alevilerin Örgütlenme Manzarası – Sorunlar, İmkanlar ve Arayışlar Çalıştayı’nda bir araya geldi.
Garip Dede Dergahı’nda düzenlenen çalıştay, 4 Ekim’de başlatılıp, basına kapalı şekilde yürütülmüştü. Çalıştayın ikinci günü, “Alevi Örgütlenmesinin Panoraması Toplumsal Yapı, Siyaset ve Değişim” başlığıyla açıldı.
Çalıştayın açılışı, akademisyenlerin sunumlarıyla başladı. Çalıştayın ilk gününde kurulan masalarda öne sürülen başlıklar aktarıldı.
“İNANÇSAL ANLAMDA BİR GERİYE GİDİŞ OLDUĞU TESPİT EDİLDİ”
Çalıştayda ilk olarak Akademisyen Gözde Orhan söz aldı. Çalıştayın ilk gününde yapılan konuşmaların özetini paylaşan Orhan, Masa 1’in ele aldığı başlıklara değindi. Orhan, yapılan çalışma ile dezavantajlı olan Abdallar, Çepniler gibi Alevi gruplarına da yer verildiğini belirterek şunları aktardı:
“Ankara’da kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na dair konuşmalar, öneriler yapıldı. İnançsal anlamda bir geriye gidiş olduğu tespiti yapıldı. ‘Kurumların temel ihtiyaçları üzerinde somut, finansal çözümler üzerinde arayışa girmeliyiz’ denildi. ‘Örgüt içi yapıları daha demokratik hale nasıl getirebiliriz?’ bunu uzun uzun konuştuk.
Öneriler içerisinde arşiv çalışmalarının kayıt altına alınması gerektiğinin önemine de değinildi. Kurumların bu tür çalışmalara destek vermesi gerektiği vurgulandı.”
“ÇATI ÖRGÜTLENMESİ ÖNERİSİ ÜZERİNDE DURULDU”
Doç. Dr. Cemal Salman da çalıştayın ilk gününde ele alınan başlıkları özetledi. Salman, Masa 2 olarak temel çalışmanın ‘örgütler ve örgütlenme üzerine’ olduğunu aktardı. Salman, şunları söyledi:
“Örgütlerin kendi iç sorunları ve örgütlerle, dergahlar ile ocaklar arasındaki sorunlar üzerine konuştuk. Temel tespitlerden biri, Alevi örgütlenmesi, yüzyıllarca ocak sistem üzerinden yürüdü, modernleşme süreçleri ile beraber ocakların açtığı alanı dernekler ve vakıflar doldurdu. Gençlerin, kadın temsilinin örgütlerde az olması başlıkları da tartışıldı. Dışarıdan ‘Alevilerde çok başlılık, çok seslilik var’ deniliyor ancak burada farklı Alevi topluluklarını da içerisinde barındırmak üzere geniş kapsamlı bir buluşma var. Çepniler, Tahtacılar, Abdallar gibi birçok kesim burada. ‘Örgütler arası ilişkiler’ başlığı da çok önemliydi. Bütün örgüt temsilcileri ‘bir şekilde bir araya gelmemiz gereken bir zemin olmalı’ önerisi sunuldu. Çatı örgütlenmesi önerisi üzerinde duruldu.”
“ÖRGÜTLERİN, TOPLUMU NE ORANDA TEMSİL ETTİĞİ KONUSU TARTIŞILDI”
Doç. Dr. Mehmet Ertan da Masa 3’teki başlıkları aktardı. Ertan, Alevi kurumlarının, kamu kurumları, belediyeler ve siyasi yapılarla nasıl ilişki içerisinde olması gerektiğine dair bilgi paylaşıldığını söyleyerek şöyle devam etti:
“Dergahların, Alevi kurumlarının denetimlerine değinildi. Kamu personeli alımında ayrımcılığın önlenmesi başlığı da öne çıktı.
Belediyeleri ilgilendiren kısımda ise ‘temasa geçilebilir’ denilerek cemevlerinin kamusal alan olduğuna vurgu yapılıp, dolayısıyla bu belediyelerle ilişki içerisinde olunmasının son derece doğal olduğu belirtildi. Siyasi partilerle tabii ki de temas kurulmalı fikri oylandı ancak Alevi hareketinin oluşturacağı bir diplomasi komisyonunun, kamu kurumlarıyla, siyasi partilerle, belediyelerle temaslar yürütülebilir önerisi çıktı.
Uzmanların olacağı bir diplomasi komisyonunun ilişki yürütebileceği konuşuldu. Şahsi ilişkiler üzerinden değil; Alevi kurum başkanının, bir temsilci ile değil, komisyon üzerinden görüşülmesi meselesi konuşuldu. Topluma ve kuruma şeffaflık sunulması meselesine de değinildi. Kurumlarla nasıl görüşülmesi gerekir konusu ön plana çıkarken, Alevi kurumlarının da bu konuda kendini dara çekmesi konusu belirdi. Örgütlerin, toplumu ne oranda temsil ettiği konusu da tartışıldı. Örgütler ile toplum arasındaki ilişkiyi kuvvetlendirmek konusu da ele alınan konulardandı.”
Prof. Dr. Şükrü Aslan ise Masa 4’te yer alan isimlerin hem gençleri hem de ileri yaştaki grupları temsil ettiğini söyledi. Aslan, şunları aktardı:
“Devletin, inanç kurumlarının yerine geçmek gibi bir amacının olduğu sorunu gündeme geldi. Alevileri tanımak yerine onlar adına bir şeyler yapmak amacı taşıdığına ve meşruiyet probleminin de buradan kaynaklandığı söylendi. Eğer devlet tarafından gerçekten Alevilere ilişkin bir şeyler yapılacaksa temsilcilerin muhatap alınması gerektiğini söylendi.
Bir ortak tespit de ‘Alevi örgütlenmesinde tıkanma var’ şeklindeydi. Diğer yandan Alevilerin siyasi muhatabı olarak devletin, ilgili kurumlarıyla muhakkak bir şekilde temas kurulması gerektiği ifade edildi. İlgili kurumların Alevilere yönelik atacakları adımlara karşı hazırlıklı olunması gerektiği dile getirildi. Mevcut durumda cemevi örgütlenmesinin, cemevi dışında pek çok işlev içerisinde olduğuna değinildi. Alevi kurumlarının bir hukuk kurumu oluşturması gerektiği konusunda da bir ihtiyaç dile getirildi. Bütün avukatların orada buluşabileceğine değinildi. Eğer Türkiye’de yeni bir anayasa yapılacaksa tabii ki Alevi kurumlarının tamamı burada görüşlerini ifade etsin ama ondan önce Alevilere yönelik bugüne kadar gerçekleştirilen kıyımlarla yüzleşmenin önerisi de dile getirildi.
Masa katılımcıları içinde 2002 doğumlu bir arkadaşımızın olması, 1995 doğumlu iki arkadaşımızın olması son derece değerli ve anlamlıydı.
Masa sunumlarında yapılan tartışmalarda sadece mutabık kalınan hususlar burada sunulacaktır. Bunları da tematik başlıklar altında şöyle sıralayabiliriz:
Alevi Örgütlenmesi Ya da Alevilerin Örgütlenme Manzarasına Dair: Alevi örgütlülüğü ile ilgili olarak yapılan tartışmaların özetini belki de bir katılımcının şu cümlesinde özetlemek mümkün: “Alevi örgütlenmesinde bir tıkanma var”.
Alevi örgütlenmesinde devletle ilişki kurmak, kimlik inşasının, toplumsal mücadelenin vb. doğası gereğidir. Dolayısıyla devlet ya da ilgili kamu kurumlarıyla ilişki temas vb. bir bakıma kaçınılmazdır. Bu ilişkinin aleni ve Alevilerin taleplerine uygun olarak kurulması gerekir. Bunun için diplomasi de, müzakere de gereklidir. Bu müzakere ve temasın, Alevi kurumları temsil eden kurullar aracılığıyla yapılması uygun olur. Fakat bunun mümkün olmadığı durumlarda Alevi kurumların genel olarak bu müzakerelerde bulunması uygun olur. Kamu kurum yöneticilerinin tercihlerine göre bir temas ve müzakere kabul edilemez.
Devletin ya da hükümetlerin inanç gruplarının taleplerine yanıt vermek, onlarla müzakere etmek ve onların özgürlük alanlarını açmak gibi görevleri dururken, kendini inanç gruplarının yerine koyup o kimliği kendisinin inşa etmesi kabul edilemez. Bu anlamda sistemin Diyanet İşleri Başkanlığı gibi Sunni Müslüman dünyayı kendi öngördüğü gibi kurma ve yönetme politikası uygulaması sorunlu olduğu gibi Kültür Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurması da aynı amaca matuftur ve makul değildir. Bu kurum, kaçınılmaz olarak kendine uygun bir Alevilik inşa etmektedir ve Alevi kurumlar tarafından kabul görmemesi de bundandır.
Alevilerin yeni bir örgütsel kurum ve yapıya ihtiyacı olduğu, bu yeni kurumsallaşmada cemevi fonksiyonlarının yeniden tanımlanması gerektiği, Cemevinin inançla ve ibadetle ilgili olduğu ve bu sınırlar içinde işlemesi gerektiği, diğer tüm kamusal girişimler (eğitim, sağlık, hukuk, çevre vb.) için ayrı örgütlenmelere ihtiyaç olduğu dile getirildi.
Aynı şekilde Alevi örgütlenmesinin ihtiyaç duyduğu yeni kurumsal inşanın sadece türkiye’de değil, dünyadaki tüm alevi kesimleri kapsayacak biçimde inşa edilmesi gerektiği belirtildi.
Hukuk Alanı ve Alevilerin Geleneğine Uygunluk
Alevi geleneğinin yüzyıllar boyu “Ocak” sistemi içinde kendini üretmesiyle birlikte, kentsel yeni hayatın getirdiği ortamda büyük ölçüde sendikal örgütlenmeye benzeyen yeni dernek sisteminin kurulması bir bakıma kaçınılmazdır. Bu durumu belki bir yönüyle geleneğin kurumsal yapısında bir savrulma olarak okumak mümkün ama aynı zamanda yeni ortamda yeni imkanlar olarak da düşünülebilir. Dolayısıyla bu alanı düzenleyen yeni bir hukuk sistemine ihtiyaç bulunmaktadır.
Alevi kurumların hem kendi aralarında, hem de kendi içlerinde yeni hukuk alanları düzenlemek ve bu iki alanın hukukunu yeniden düşünerek inşa etmek. Alevi kurumların dışarıyla ilgili ilişkilerinde ve işlerinde bir “Hukuk Kurumu” olşuturmak ve ve tüm Alevi dünyası için ilgili adımları atmak, rapor oluşturmak ve süreçleri (Türkiye’de ve dünyada) takip etmek. Bir bakıma “Hukuk Raporları” geleneğini oluşturmak. Örneğin “Alevilere Yönelik Hak İhlalleri İzleme komitesi” gibi. Aynı kurul, Türkiye’nin anayasası ve hukuk sisteminin, kimlik dışlayıcılığı ve bilhassa Alevilere yönelik dışlayıcı düzenlemeler yönünden (677, Diyanet Kanunun, Köy Kanunu, nüfus Kanunu vb.) gözden geçiren ve bir çerçeve sunan metin önerileri hazırlamak. Ya da cemevlerini ibadethane olarak kabul eden yeni bir yasal düzenleme hazırlamak gibi. Masa sunum özetleri için bu konuda ilk taslak çalışmalar da sunuldu.
Bu alanda son olarak Alevilerin talep listesinin güncellenmesi, bu taleplerin tüm Alevi kurumların ortak mücadelesi ve girişimlerinin metinleri olması gerektiği noktasında mutabık kalındı. Bu listeye eklenmek üzere yeni anayasa çalışmalarından önce, Alevi katliamlarıyla yüzleşmeyi esas alan vir “yüzleşme ve Hakikat komisyonu” kurulmasını talep etmek.”
Masa 8’in oturum özetleri ise şöyle:
“Bu masa ağırlıklı olarak akademisyenlerden oluştu. İletişim alanından iki, sosyoloji alanından iki, sanat alanından iki akademisyen vardı. Bugün Alevilerin ortaklaşalaştığı alanın teoloji değil, sosyolojik olduğu tespit edildi. Dolayısıyla teolojik alanda tüm Aleviler arasında bir birlik kurmaya çalışmanın makul, uygun, doğru olmayacağı vurgulandı. Sosyolojik alanın kuruluşunda devletin şimdiye kadarki yasakçı politikasının, bugün ABCB gibi bir kurumla sonuçlanmış olmasının hem bir kazanım hem de devletin kendini inanç gruplarının yerine koyması olarak sorunlu olduğu vurgulandı.
Türkiye’de Alevilerin ilk derneklerinin “Köy Dernekleri” olduğu, kentleşme ve göçlerle birlikte “Ocak” sisteminin ağır şekilde çözülmeye başladığı ve sendikal tip bir örgütlenmenin öne çıktığı vurgulandı. Bu yeni örgütlenme tipinde “Dede” rolünün, dernek başkanına tabi olması bir gerilim olarak tespit edildi. Bu yeni modelde geleneksel Aleviliğe, Ali’ye saldırmak normalleşti. Bu durumun tüm Alevi topluluklarda (Tahtacı, Çepni, Arap Alevileri gibi) aynı şekilde devam ettiği tespit edildi ve vurgulandı.
Alevifobinin inşasının Türkiye’de hemen her zaman canlı tutulduğu, inşa edildiği ve bugün de devam ettiği vurgulandı. Alevi örgütlenmesinde diasporanın özel bir alan olarak ele alınmasının gerekliliği vurgulandı. Özellikle iletişim alanında yeni bir politika gerekliliği tespit edildi. Dijital ortamda kimlik inşası ve örgütlenmenin çok daha özel bir uzmanlık ve biçim olarak kurulması gerektiği vurgulandı.
Dikey örgütlenme modelleri yerine, yatay örgütlenme modellerinin geliştirilmesi gerektiği vurgulandı. Alevi hafızasının inşasının esas alan örgütlenme modelleri ve araçlarının inşasının önemi vurgulandı. Bu anlamda söz ve müziğin Alevi gelenek ve kimliğinin inşasındaki öneminin altı çizildi.
Alevi kurumların demografik özellikleri ile ilgili kapsamlı araştırmalara ihtiyaç olduğu tespit edildi. Önce bu alanın manzarasını tespit etmek gerekir.
Alevi Bektaşi kurumlarında kadınların görünmez oluşunun çok büyük bir sorun olduğu ve bunun Alevi geleneği ile uyuşmadığı tespit edildi.
Türkiye’de ve dünyada Alevi mekanların bir envanterinin çıkarılması ve bunların korunması yönünde özel bir çalışmanın yapılması ihtiyacı dile getirildi.
Alevilerin bir yol arayışında olduğu tespit edildi. Tüm gerilimlerin buradan kaynaklandığı vurgulandı. Bir Alevi Bektaşi Meclisi kurmanın çok daha uygun bir model olacağı vurgulandı. Tüm spesifik alanların (hukuk, eğitim vb.) bunun alt kurumları olması gerektiği tespit edildi. Bu meclisin alt kurumlarında “Eğitim”in ayrı bir başlık olarak incelenmesi gerektiği tespit edildi. Bu alanda enstitü gibi yeni kurumsal yapılara ihtiyaç dile getirildi. Alevi örgütlerin siyasete angaje olmaması gerektiği vurgulandı. Örgütlerde delegelik sistemini kaldırılması gerektiği vurgulandı. Örgütsel manzaranın tespiti, yeni kurumsal inşalar, alt başlıklar ve bilhassa eğitim.”
PİRHA- PSAKD Ankara Şubesi yönetimine aday olan Yola Emek grubu, bir açıklama yaptı. Açıklamada, “Örgütümüzün idarecilere değil iradeye ihtiyacı vardır. Mevcut durum tam olarak idare etme durumudur ve bu da eşit yurttaşlık mücadelesini gerileterek zaafa uğratmaktadır” denildi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ankara Şubesi yönetimine aday olan Yola Emek grubu bir basın açıklaması yaptı. Açıklamayı grup adına şube yönetim kurulu başkanlığına aday olan Cemal Tatar Okudu.
Ankara şubesinin yalnızca bir şube değil Pir Sultan Abdal örgütlülüğünün kalbi olduğunu belirten Tatar, “Çok iyi biliyoruz ki, örgütümüzün idarecilere değil iradeye ihtiyacı vardır. Mevcut durum tam olarak idare etme durumudur ve bu da eşit yurttaşlık mücadelesini gerileterek zaafa uğratmaktadır. Oysa ihtiyacımız olan tam anlamıyla Pir Sultan Abdal’ın iradesini yükseltmektir. Bu dağınıklığa ve sorumluluktan kaçma haline dur demek için, yılgınlığın yarattığı tükenmişlik ve moral bozukluğuna karşı, omuz omuza Pir Sultanın yoluna turab olmaya geliyoruz” dedi.
“MADIMAK’TA 33’ÜMÜZÜ TOPRAĞA VERDİK AMA MİLYONLARIMIZ YARALIDIR”
Örgütün hak ettiği yerde olmadığı noktasında herkesin mutabık kaldığını vurgulayan Tatar, “Eşit yurttaşlık mücadelemizi disiplinli bir program ile sürdürmenin hayati öneminin bilincindeyiz. Bu bilinç ve disiplin ile, bir tarafından şubemizi toparlarken bir yandan da asli görevimiz olan Madımak anma programlarımızı yılın 12 ayına yayarak sürdüreceğiz. Bu bağlamda, Madımak katliamını bizzat yaşamış bir şube olarak diyoruz ki, 33’ümüzü toprağa verdik ama milyonlarcamız yaralıdır. İşte bu sorumluluğu taşıyabilmenin bilinci ile geliyoruz” değerlendirmesini yaptı.
“DOSTTAN GELEN SİTEM İKRARDIR DİYECEĞİZ”
Yola Emek grubu adına aday olan Cemal Tatar, şunları ifade etti:
“Davamıza sahip çıkacağız, yolumuzdan ve mücadelemizden de asla vazgeçmeyeceğiz. Yürürken kimseyi yarı yolda bırakmadan, kendi sorumluluğumuzdan kaçmadan, kimseyi suçlamadan, dostlukla, yoldaşlıkla kardeşçe omuz omuza yürüyeceğiz. Eleştiriye sonuna kadar açık olup dosttan gelen sitem ikramdır diyeceğiz. Kırdığımız varsa düzeltecek, döktüğümüz varsa toplayacağız. Bu dağınık ve zor günleri hep birlikte aşacağız.
“NASIL BİR ÜLKE DÜŞLÜYORSAK ÖYLE BİR ÖRGÜT OLACAĞIZ”
Nasıl bir ülke düşlüyorsak öyle bir örgüt olacağız. Tarih tanıktır ki, bu ülkenin devrimcileri ve demokratları Alevilerin dostlarıdır, Dostlarımızla omuz omuza yürüyeceğiz. Ortak sorunlarımıza ortak akıl ile çözüm bulacağız. Ne Sivas’ın ne de ülkemizin ışığını söndürmeyeceğiz.
Başta üyelerimiz ve dostlarımızla yeniden güven tazeleyerek, iş üreterek örgüt bağını güçlendireceğiz. Çünkü bizim üyesi olduğumuz Ankara şubesi, ülke geneline ve hatta dünya Alevi örgütlülüğüne rehber olmuştur. İşte bu bağlamda bir kez daha söylüyoruz; Geçmişine sahip çıkamayanlar geleceğe yürüyemezler. Bu onurlu tarih bizimdir!”
PİRHA-Aydınlık gazetesinin “AABF’nin topladığı deprem paraları kayıp” manşetiyle Almanya Alevi örgütlenmesine saldırmasına tepki gösteren AABF Eşit Başkanı Hüseyin Mat, “Sosyal medyada kin, nefret, ego ve intikam duygularıyla yürütülen iftira ve yalan dolu saldırı kampanyalarına karşı duruşumuzdan asla ödün vermeyeceğiz” diyerek tepki gösterdi.
Vatan Partisi’nin yayın organı Aydınlık gazetesinin “AABF’nin topladığı deprem paraları kayıp” manşetiyle Almanya Alevi örgütlenmesine saldırmasına ilişkin Almanya Alevi Birlikleri Federasyonunun (AABF) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, sosyal medya hesabından paylaşım yaptı.
“DURUŞUMUZDAN ÖDÜN VERMEYECEĞİZ”
Kirli oyuna dahil olmayacaklarını ve hiçbir baskıya boyun eğmeyeceklerini ifade eden Hüseyin Mat, “Resmi devlet ideolojisinin, tehdit, şantaj ve sindirme politikalarıyla kurumumuzu itibarsızlaştırma çabalarına; Perinçek grubunun son üç yıldır sürdürdüğü sistematik hedef gösterme kampanyalarına; resmi ideolojinin değirmenine su taşıyanların dayanaksız ve kasıtlı eleştirilerine; sosyal medyada kin, nefret, ego ve intikam duygularıyla yürütülen iftira ve yalan dolu saldırı kampanyalarına karşı duruşumuzdan asla ödün vermeyeceğiz” dedi.
“YOL HARİTAMIZI BELİRLEYECEĞİZ”
30 Kasım 2024’te gerçekleştirilecek AABF Başkanlar Divanı’nda değerlendirme yapılacağını belirten Mat şunları söyledi:
“Kurumumuza “değişim getirme” bahanesiyle zarar vermek isteyenlerin, kontrolsüz ve kurum değerlerimize aykırı eylemleri karşısında da aynı kararlılıkla duracağız. Tek başıma kalsam bile, inandığım bu yolda yürümekten vazgeçmeyeceğim. Bu haklı mücadelede hiçbir tehdit, baskı veya iftira beni yolumdan döndüremeyecek.
Bugüne kadar sosyal medyada şahsımı ve kurumumuzu hedef alan saldırılara, iftira ve yalan haberlere karşı yanıt vermemeyi tercih ettim. Bundan sonra da yalnızca kurumumuzun yetkili organlarıyla bilgi ve görüşlerimi paylaşarak, her zaman olduğu gibi şeffaf ve ilkeli duruşumu sürdüreceğim. Alınan kararları her zamanki açıklık ve doğrulukla kamuoyuyla paylaşmayı ilke edindik ve bu ilkeye bağlı kalacağız.
Bu kapsamda, 30 Kasım 2024’te gerçekleştireceğimiz “AABF Başkanlar Divanı” toplantımızda, son dönemde kurumumuza ve yöneticilerimize yönelik saldırıları derinlemesine değerlendirecek ve geleceğe dair yol haritamızı belirleyeceğiz.”
“KAZANAN AABF’MİZ, KAZANAN ALEVİLİK OLACAKTIR”
Daha güçlü bir AABF ve daha fazla birlik için harekete geçmek gerektiğinin altını çizen Mat şu ifadeleri kaydetti:
“Bu sürece sebep olan, bu tetikçilere malzeme sağlayanların teşhir edilmesi gerektiğine inanıyoruz. Kamuoyunu ve AABF üyelerini, bu psikolojik saldırıyı boşa çıkarmak için doğru bilgilendirmek tarihi bir sorumluluktur. Şimdi, daha güçlü bir AABF ve daha fazla birlik için harekete geçme zamanıdır. Bu saldırıları bertaraf etmenin yolu buradan geçer: ihanet edenler, teslim olanlar ile direnenler ve mücadele edenlerin ayrıştığı bir sürecin içerisindeyiz. İnanıyoruz ki tüm üyelerimiz, hatta üye olmayan Aleviler ve dostlarımız, bu birliği büyüterek tetikçi zihniyete gereken cevabı verecektir. Kazanan AABF’miz, kazanan Alevilik olacaktır.
Toplumumuzun birliği, dayanışması ve hak mücadelesi için gereken her adımı atmaya hazır olduğumuzu kamuoyuna saygıyla duyururuz. Kurumumuza ve yöneticilerimize yönelik her türlü hakaret, tehdit ve saldırıya karşı hukuki yollara başvuracağımızı ve yasal haklarımızı sonuna kadar kullanacağımızı bildiririz.”
PİRHA- Alevi-Bektaşi Cemevi Başkanlığı projesinin ocak sistemi başta olmak olmak üzere, Alevi örgüt ve kurumsallaşmalarını boşa çıkarmayı hedeflediğini söyleyen DAD Genel Merkez Yöneticisi Asil Benler, “Mevcut ‘dedeleri’ maaşa bağlama, yeni ‘dedeler’ eğitme ve kontrol altına alınmak istenen cemevlerine gönderme gibi birçok plan devrede. Nakibüleşraf rolü üstlenip secere dağıtmaya başlamaları dahi gündeme gelebilir. Çünkü yakında ‘dede’ tayin etmeye yeltenilecek” dedi.
Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun, zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları tanınmıyor.
Neredeyse tüm Alevi örgütleri, “Alevi Diyaneti” olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na büyük tepki gösterdi.
İki yıldır yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir öğeye indirgeyen AKP hükümeti, şimdi ise bir ekip oluşturup Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor.
Devletin bu girişimini değerlendiren Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkez Yöneticisi Asil Benler; Cemevlerinden tutalım, ‘dedelere’ kadar Alevilik adına var olan her şeyi kurulan başkanlığa bağlamak ve buradan doğacak tek merkez eli ile Aleviliği denetime almak isteniyor, vurgusunu yaptı.
Benler, Alevileri sisteme entegre etme, hak arayışlarından mahrum bırakma ve oraya yönelmesinin önüne geçme adına gerek Diyanet eksenli merkezi hükümetler, gerekse de yerel iktidarlar/cemevi- kurum başkanlarının cemevlerinin politikasını belirleyen hale geldiği gerçekliğine bir kez daha işaret ederek bunun ciddi tahakküm ve bağımlılık ilişkileri geliştirdiğini ifade etti.
“ALEVİLİK BİR BÜTÜNEN RIZA TOPLUMSALLIĞI FORMÜLASYONUDUR”
PİRHA: Bugüne kadar Alevilerin ibadethanesi olan cemevlerini tanımayan, kamusal haklardan faydalanmasının önüne geçen AKP İktidarı/devlet tarafından kurulan Alevi-Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın, Alevi köylerini ve cemevlerine ‘ihtiyaç ziyaretleri’ neyi amaçlıyor?
ASİL BENLER: Sorunu öncelikle tarihsel ve toplumsal yanlarıyla tartışmak gerektiğine inanıyorum. Rêya Heq/Hak Yol Alevi inancı nasıl bir inançtır? Tarihsel süreç içerisinde hangi ihtiyaçlar temelinde ve hangi esaslar üzerinde şekillenmiştir? Ve ayrıca tüm bu düşünsel şekillenme dahilinde nasıl bir toplum tasavvuruna gidilmiştir? Bunlar önemli sorular olmakta.
Rêya Heq Alevi inancı doğal toplumdan süzülüp gelen tarihsel toplum akışının; Aryenik kültürel hatla birlikte eşgüdümlü olarak, dönemlerin mitolojik, dinsel, inançsal, ilmi ve felsefi düşünce formlarıyla sürekli kendisini yenileyip idealize edişinin oluşturduğu önemli bir sürek ve sentezdir. Merkezi devletçi uygarlığın tarihten bu yana geliştirdiği tüm egemenlik dayatmalarına karşı, gerek felsefi ve kültürel açıdan gerekse de fiziki olarak varlığını savunmuş ve “gelin canlar bir olalım” çağrısını daima diri tutarak direniş esaslı bir ‘kurtuluş teolojisi’ olarak dile gelmiştir.
Bu tarihsel arka plan ve devamında Alevilik üzerine yaptığımız okumalar bizlere şunu göstermektedir; Alevilik, anacıl toplumsal değerleri bağrında taşıyan, ocak sistemi ve tarım-köy toplumsallığı etrafında süre gelen komünalitesiyle varlığını devletleşmeye ihtiyaç duymadan sürekli ve özerk kılan, Hakk anlayışıyla her türden zalimliğe, yolsuzluğa karşı direniş refleksiyle cevap veren ve sonuç olarak tümden bir ifade ile dile getirecek olursak bir bütünen rıza toplumsallığı formülasyonudur.
“ÖZGÜRLÜKÇÜ, DEMOKRATİK DEĞERLERLE İNŞA EDİLMİŞ OLAN TOPLUMSALLIK DAĞITILMAK İSTENİYOR”
Bu konumlanış elbette ki devletçi uygarlık güçlerinin fiziki, ideolojik ve kültürel saldırılarını tarihten bu yana her daim beraberinde getirmiştir. Alevilerin güncelde dahi karşılaştığı her zorba hükümdarı, toplumsal hafızasını canlandırarak Nehak diye tanımlaması veya Muaviye ile eşdeğer görmesi tüm bu tarihsel gerçeklikten kaynaklıdır.
Güncelde de bu saldırıların sistematik bir biçimde devam ettiğini görmekteyiz. Aleviliğin tüm bu tarihsel arka planını ve hakikat felsefesini ters yüz etmeye, günün sonunda ise taşıdığı özgürlükçü, demokratik değerlerle inşa edilmiş olan inanç toplumsallığını tümden dağıtarak, İktidar İslam’ı içerisinde eritmeye ve bitirmeye çalışıyorlar. Bakanlık bünyesinde yürürlüğe konulan politikaları buralardan başlayarak okumakta fayda var.
“TEK MERKEZ ELİ İLE ALEVİLİĞİ DENETİM ALTINA ALMAK İSTİYORLAR”
PİRHA- Günceldeki durumu biraz açar mısınız? Bu proje nihai olarak neyi hedefliyor?
ASİLBENLER: Cemevlerinden tutalım, ‘dedelere’ kadar Alevilik adına var olan her şeyi kurulan başkanlığa bağlamak ve buradan doğacak tek merkez eli ile Aleviliği denetime almak istiyorlar. Bu müdahaleyi kabul etmemek gerek. Kabul edildiği oranda, zaten olabildiğince aşınmış olan toplumsal-inançsal bağlardan geriye hiçbir şey kalmayacaktır. ‘Alevisiz Alevilik’ tabiri bu açıdan önemli. Kaçınılmaz sonuç o olacak.
Çünkü biz bu iktidarın 21 yıllık döneminde Alevilere nasıl yaklaştığını gayet iyi deneyimledik. Alevi açılımlarından bugüne kadar gelen uzun bir süreç var. Hepsinde asıl dert Aleviliğe kendi durdukları iktidar İslam’ı yörüngesiyle tarif oluşturmak ve bu tariflere göre bir ‘Alevilik’ yaratmaktı. Yakın bir örnek olarak cemevine yapılan “ziyaret” gösterilebilir. Orada Alevi sembol ve değerlerine dahi tahammül edilmedi, yerleri değiştirildi ve kendilerine göre dizayn ettirdiler cemevini.
NAKİBÜLEŞRAF ROLÜ VE SECERELER
Yalnız şu an ki Alevi-Bektaşi Cemevi Başkanlığı projesinin daha özgün yanları da var. Başta Ocak sistemi olmak üzere, Alevi örgüt ve kurumsallaşmalarını da boşa çıkarmayı hedeflemekte. Mevcut “dedeleri” maaşa bağlama, yeni “dedeler” eğitme ve tamamen kontrol altına alınmak istenen cemevlerine gönderme gibi birçok plan devrede. Nakibüleşraf rolü üstlenip secere dağıtmaya başlamaları dahi gündeme gelebilir. Alevi kamuoyu haklı olarak ‘kayyum’ benzetmesi yaptı. Nakibüleşraf benzetmesi de yerinde bir benzetme olur. Çünkü yakında “dede” tayin etmeye yeltenilecek.
ALAADDİN KEYKUBAT HATIRLATMASI
Bu konu da Selçuklu hükümdarı Alaaddin Keykubat dönemi de benzerlikler içermekte. Şuan da gün yüzüne çıkan birçok secere de onun imzası ve “tasdiği” söz konusu. Fakat öte yandan Alevi mitolojisi ve hafızası bu dönemi Ocak kurucusu olan şahsiyetlerin, erenlerin aynı hükümdar tarafından fırınlara atıldığını, fakat yanmayarak bıyıkları buz tutmuş halde dışarı çıktıklarını dile getirerek işler. (Örneğin Axuçan, Kureyş) Burada mitsel ifade ile dile gelen bir mücadele ve direniş söz konusu. Bu tarihsel anekdot güncel meselenin amaçları ve bizlerin tutumunun ne olması gerektiğine dair önemli veriler sunmaktadır.
Bütün bunların toplamı olarak, iktidarın geçmişin ideolojik tortularından da ilham aldığını ve inkar tarifleri üzerinden hareketle Aleviliği şekillendirilmeye ve denetime almaya çalıştığını net bir şekilde söyleyebiliriz.
Bu politikalara karşı başta ocakzadeler olmak üzere tüm toplumumuz karşı çıkmalı, maaş ve maddiyat temelli geliştirilmek istenen bu asimilasyon projesine tenezzül etmeyerek, tutum almalıdır.
ALEVİLİK VE DEVLET DIŞI TOPLUM GERÇEKLİĞİ
PİRHA- Sizce Alevilik dıştan bir müdahaleye açık bir inanç mı? Yapılan müdahaleler nerden güç alıyor?
ASİL BENLER: Tüm Alevi kamuoyu hemen hemen otuz yıldır ‘Devletin Alevisi Olmayacağız’ sloganını alanlarda dile getirmektedir. İlk soruda özet olarak açıklamaya çalıştığımız vurgulardan yola çıkacak olursak, bu sloganın Aleviliğe uygun bir şiar içerdiğini belirtebiliriz. Çünkü Alevilik, A devlet B devlet fark etmeksizin devlet dışı bir toplumsal gerçekliğe tekabül ediyor. Bahsettiğimiz Ocak sistemi dahilinde ki komünalite ile kendine has ahlaki ve politik örgüleri var. Cem, civat, dar-didar ve dört kapı kırk makam bunlardan bazıları. Dolayısıyla olası bir dış müdahale tüm bu değerleri al aşağı eder.
Fakat Alevi kurumlarında özellikle ikircikli bir durum olduğunu tekrar tekrar dile getirmemek elde değil. Daha önce gerçekleştirdiğimiz bir sohbette ‘yerel diyanet’ vurgusu yapmıştık. Belediyelerin cemevleri üzerinden Aleviler ile kurduğu tahakküm ilişkilerine ve bu durumun siyasi ve inançsal açıdan fetva verebilecek düzeye çıkarıldığına dair bir vurguydu kısaca.
“DEVLETİN ALEVİSİ OLMAYACAĞIZ” SLOGANI
Bu ikircikli durum göz önüne alındığında, “Devletin Alevisi olmayacağız’ sloganının kimi çevrelerce aslında Aleviliğin devlet dışı toplum olma özelliği esas alınarak değil, devleti kimin yönettiğine dair bir slogan haline dönüştürüldüğü gerçeği açığa çıkmakta. Yani ‘benim savunduğum parti iktidarda ise sorun yok, yok eğer değilse filanca partinin yönettiği devletin Alevisi olmayız’ gibi bir muamma. Tabi ki bu durumun, İktidar İslam’ı ve Kemalist, laik, milliyetçilik arasında sıkışıp kalma gibi ideolojik bir arka planı da var.
“OCAKLARIN YERİNİ CEMEVLERİ, PİR ve ANALARIN YERİNİ BAŞKANLAR ALDI”
Bir diğer içsel soruna da değinmek gerekiyor kanımca. Tarım-köy toplumsallığı içerisinde doğal bir inanç olarak yaşanan Alevilik, kentleşme gerçekliği ile yüz yüze gelince süreç içerisinde içsel bir sınıflaşmayla karşı karşıya kaldı. Cemevlerinin kurgulanışını kentleşmeyle birlikte makul ve mütevazi bir yere koyabilecek olsak da, zamanla birileri tarafından Aleviliğin tam merkezine, yani ocakların yerine oturtuldu. Toplumsal yarılmayla birlikte açığa çıkan sınıflaşma, kendiyle beraber bürokratik başkanlar sınıfını da getirdi. Bu gidişata göre ocakların yerine cemevleri, Pir ve Anaların yerine ise başkanlar, bürokrasi ve onlara bağlı olan “dedeler” geçirildi peyder pey.
“OCAKLARIN ORTADAN KALKMASI ALEVİLİĞİ SALDIRILARA KARŞI SAVUNMASIZ BIRAKIYOR”
Ocaklar ilim irfan üreten, edep erkan öğreten mekanlardır. Binlerce yıl bu misyonu üstlenmiş ve hem Yol itikadini korumuş hem de pir-talip ilişkilerinin devamlılığını sağlamışlardır. Adeta Alevi hakikat bilgisini, yaşamla kurduğu güçlü bağlarla birlikte rafine ederek üreten, devamında ise toplumsal ikrarı sağlayıp, koruyan bir kurumsallaşmadan bahsediyoruz. Şimdi bu kadar hayati bir kurumun ortadan kalkması doğal olarak Aleviliği içten ve dıştan gelen saldırılara karşı savunmasız bırakacaktır.
Bu durumun açığa çıkmasında özellikle 37-38 Dersim Tertele sürecini önemle ele almak gerekir. O süreçte büyük ve trajik bir katliam yaşandığı gibi, aynı zamanda toplumsallığı bir arada tutan ocak sistemine de müdahale edildi. Hem de çok stratejik bir hedef olarak.
YEREL DİYANET BELEDİYELER VE TAHAKKÜM İLİŞKİLERİ
PİRHA- ‘Yerel Diyanet’ olarak tanımladığımız belediyelerin Aleviler ile ibadethaneleri üzerinden kurduğu ilişkilenme yöntemi hakkında başka neler söylenilebilir?
ASİL BENLER: Alevilik için bu kadar stratejik bir konumda olan ocaklara yapılan müdahaleler sonucunda açığa çıkan boşluk cemevleriyle doldurulmak istendi.
Özellikle belediyelerle imtiyaz ilişkilerine giren söz konusu başkanlar sınıfı, kendi anlayışlarına göre “dede” seçer oldu. Bu seçilmiş “dedeler”, Alevi hakikatindense, ‘Yerel Diyanet’ haline gelmiş olan belediyelerin ve onlarla uyumu asla elden bırakmayan kurum başkanlarının kulaklarına hoş gelen kelamlar yaymaya başladı. Sonuç olarak ise başta cemler olmak üzere her şey, ‘Hak için değil, seyir ve gösteri için olmaya başladı.’
Gelen eleştirilerin önü her daim “burası cemevi, siyaset yeri değildir” denilerek kesilmek istendi. Israr edenler çeşitli teşhir yöntemleriyle aforoz edildi. Adeta cemevleri üzerinde tekelleşme durumu oluştu. Çoğu kez cemevleri genel kurul seçimlerinde çıkan kavgalar bu işin önemli göstergelerinden. Çünkü yutkunarak söylüyorum, cemevleri belediyelere işçi aldırma kurumu veya ihale ve rant merkezi haline indirgendi adeta.
Şimdi açığa çıkan somut durum, aslında içsel olarak da Aleviliğin müdahaleye açık hale getirildiğini gösteriyor. Bugün iktidarın Aleviliğe müdahalesini eleştirir ve kabul etmezken, aynayı kendi yüzümüze tutarak “Ali’nin gözümüze görünüp, görünmediğine de” bakmamız gerektiği çok açık.
“BİR SÜRÜ ENKAZ VAR VE İSMİ SADECE CEM VAKFI DEĞİL!”
PİRHA: Kentlere göçün bu aşamada önemli bir yeri olduğunu mu söylüyorsunuz?
ASİL BENLER: Kentleşme olgusu ve Alevilik başlığını yeterince derinlikli tartıştığımızı düşünmüyorum. Tartışmayınca da bir takım pozitivist yıkıcı anlayışlar, modernist kof ilerlemeci belirlemeler ve başka din ve inançlara özenmeler gibi birçok faktör derin tahribatlar açığa çıkardı ne yazık ki.
Tüm bunların panzehiri, Aleviliğin dayandığı tarihsel değerleri esas alarak demokratik reformları gerçekleştirmekti. Fakat bahsettiğimiz modernist akıl ‘güncelleme’ koydu bu sürecin ismini. Menzilleri de daima Batı oldu. Ve sonuç ortada.
Ocak sisteminin önemsiz görülüp misyon olarak yerine cemevlerinin geçirilmesi, toplumumuzda ki sınıflaşma olgusu ve söz konusu hakim hale gelen sınıfın çeşitli küçük-büyük iktidar çevreleriyle kurduğu minnet ve menfaat ilişkileri, toplumsal değerlerimizi, belki ağır olacak ama pazarlama konusu yaptı çoğu zaman. İyi niyetli insanları tenzih ediyorum elbette, ama ne yazık ki durumun vahametini konuşmamız gerekiyor açık yüreklilikle. Artık Cem vakfını herkes ezberledi, neye nasıl hizmet ettiği ortada. Gerçekliğini anlatmaya devam edelim, fakat onu örtü olarak kullanmayalım artık, o örtü kalksın. Altında bir sürü enkaz var ve ismi sadece Cem Vakfı değil.
“BİZ NEREDEYİZ, ATEŞTE SEMAHA DURANLAR NEREDE?”
Tüm bunları söylerken somut ve güncel bir örnek vermek isterim. Onlarca cemevi ve kurum, Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığının kuruluş görüşmelerinde birçok noktada maddiyat temelli taleplerde bulundular. Çatılarının akmasını, boyalarının dökülmesini ve mevki-makam taleplerini dile getirdiler. Bunu AKP yetkilileri de itiraf etti, kendi gözlemlerimizde var. Tam da Madımak Katliamı davasında zaman aşımı durumu açığa çıkmışken, iki durumu yan yana getirelim ve düşünelim. Biz neredeyiz, ‘Ateşde semaha duranlar’ nerede?
“BURADA İKTİDAR, AYRICALIK VE İMTİYAZ YOKTUR”
PİRHA: Bahsettiğiniz tüm bu iç ve dış müdahalelere dair çözüm öneriniz var mıdır?
ASİL BENLER: Öncelikle çözümü can ve talip olma bilinciyle bir araya gelip, Cem toplumsallığı içiresinde bütünlüklü olarak tartışmamız ve bulmamız gerekiyor. Bu hepimizin kaçınılmaz görevi. Fakat birkaç hususu katkı amaçlı olarak buradan belirtebiliriz elbette.
Öncelikle Pir’in de Yola talip olduğunu vurgulayıp, sorgulama ve yaptırım hakkını açık ve net ortaya koyarak, bu hakkı talip olan halka veren bir inancımız var. Peygamber ve ümmet liderini statüleriyle meclisine almayıp, onu hiyerarşik tüm konumlarından arındırıp ancak Can olarak meclise kabul eden bir inanca sahip olduğumuzu yine hatırlamakta fayda var.
Tüm bu gerçeklikler Aleviliğin iktidara dair yorumunu anlamak için önemli veriler sunmakta. “El Ele, El Hakka” tabiri ve Çark-ı pervaz yorumu tüm kozmosu, özelinde ise mikro kozmosu, yani “kainatın aynası” olan insanı, bir döngüsel zaman hareketliliği içerisinde kavramımızı sağlar. Burada iktidar yoktur, ayrıcalık ve imtiyaz yoktur. Cümle varlık Hakkın suretlerindendir ve hareket içerisinde, semah halindedir. Özellikle beşeri boyut da sadece insan-ı kamil mertebesi vardır, oda hiyerarşik bir yükselme değil hakikat ilmi deryasına erişmenin ifadesidir. Hakikat nefsten azadedir, bir nevi “sıfıra yükseltmektir.” “Ölmeden ölmek” deyimi ile de ifade edilebilir.
ALEVİLİK VE ALEVİLER ARASINDAKİ UÇURUM
Şimdi böylesi bir inanca sahip olduğumuzu anımsarsak şu tahlil somut bir şekilde önümüze çıkıyor; öncelikle Alevi olduğunu söyleyen bizlerle, Alevilik arasında derin bir uçurum var. Buna yolumuz ikrarsızlaşma der. İkrardan düşmüşüz, düştüğümüz yerde Aleviliğin kırıntılarını arıyoruz. Hem de bulamayacağımızı bildiğimiz halde. İlk önce ikrara yükselmemiz gerek. Öncelikle bu durumu aşmanın yol ve yöntemlerini aramalıyız.
ÜÇLÜ İKTİDAR YAPISI: GENEL, YEREL VE İÇSEL İKTİDARLAR
Sorunuzla bağlantılı olarak üçlü iktidar yapısından bahsettik. Bu üçlü iktidar, yani birinci olarak devlet aygıtının zor ve ideolojik araçlarıyla donanmış olan AKP hükümetinin dayattığı genel iktidar. İkincil olarak genellikle CHP’li belediyelerde ifadesini bulan ve cemevleriyle kurduğu ilişkilerde tahakküm ve bağlılık oluşturan yerel iktidar. Üçüncül olarak ise, daha çok cemevi ve kurum başkanlarında ve bunlara bağlı olarak kimi “dedelerde” gözlemlenen içsel iktidar. Tüm bu bilgi-iktidar yapılanmalarına karşı Alevi felsefesinden aldığımız feyzle, demokratik siyasetin yöntem ve araçlarını kullanarak mücadele etme zorunluluğu önümüzde duruyor. Kaybedilen değerin, kaybedildiği yerde bulunma gerçeğini göz önünde bulundurunca da Ocak Sistemi örgütlenmesini tekrar inşaa etme göreviyle karşı karşıya olduğumuzu dile getirmek isterim.
“SONLANACAK TEK ŞEY ALEVİLİK OLUR, YÜZLEŞMEMİZ GEREKİYOR”
Bu olmaz ise genel, yerel ve içsel olarak tanımladığımız her üç iktidar kliği kendi “dedesini” yaratmaya ve kendi cemevini açmaya devam eder. Bu çok ucu açık bir süreç. Böylesi bir durumda bunun sonu yoktur. Sonlanacak olan tek şey burada Alevilik olur.
Doğal olarak da günün sonunda devlet aygıtıyla bütünleşmiş olan genel iktidar, daha sistematik ve daha koordine olmuş haliyle kurduğu başkanlık bünyesinde tüm üçlü iktidarın oluşturduğu dağınık ve parçalı denetimi tek elde toplar ve tüm itirazlarımıza rağmen ‘atı alan Üsküdarı geçer’. Acı ama gerçek, bununla yüzleşmemiz gerekiyor.
PİRHA- Büyük Alevi Kurultayı’na gelen süreçte Alevi hareketinin daha örgütlü söz ve eylem birliği gerçekleştirmede yol kat ettiğini kaydeden Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt, “Aleviler ilk defa bu kadar derli toplu ve örgütlü olarak söz ve eylem birliği yapmıştı. Devletin kendi Alevisini yaratma girişimine karşı bir cevap, boşa çıkarma mesajıydı” dedi.
AKP hükümetinin cemevlerini Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesine alan kararına karşı Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve Demokratik Alevi Derneği, 25 Aralık’ta Büyük Alevi Kurultayı’nı gerçekleştirdi.
İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt, 25 Aralık’ta Alevi örgütlerinin İstanbul’da gerçekleştirdiği Büyük Alevi Kurultayı’na ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Bozkurt, Alevi hareketinin uzun zamandır hak arayışında zayıf kaldığını dile getirerek, bunun son dönemdeki örgütlü mücadele hattı ve eylem birliği ile kırıldığını söyledi. Alevi hareketinin sahaya inmesiyle daha da örgütlü bir söz ve eylem birlikteliği yakaladığını dile getiren Bozkurt, Büyük Alevi Kurultayı ile devletin kendi Alevisini yaratma girişimine karşı güçlü bir cevap verildiğini sözlerine ekledi.
2023 yılında Alevi hareketinin bu örgütlü mücadeleyi başarıya ulaştırmada daha da kararlı olması gerektiğine vurgu yapan Bozkurt, Alevilerin emek ve demokrasi blokuna öncülük etmesi gibi temel görevin önlerinde olduğuna işaret etti.
“DAHA ÖRGÜTLÜ SÖZ VE EYLEM BİRLİĞİ VARDI”
Büyük Alevi Kurultayı’nın devletin kendi Alevisini yaratma girişimine karşı bir mesaj olduğunu ve bu hamlenin boşa çıkarıldığını ifade eden Bozkurt, şunları kaydetti:
“Aleviler bir çok kez kurultay ve çalıştay yaptılar. Gündemin sıcaklığı ile kurultay çok daha iyi katılımlı, heyecanlı ve değerliydi. Avrupa’dan Türkiye’ye ve Kıbrıs’a kadar neredeyse bütün kurumlar katılmıştı. Diyebilirim ki Aleviler ilk defa bu kadar dertli toplu ve örgütlü olarak söz ve eylem birliği yapmıştı. Umarız ki Aleviler bu hakikatin takipçisi olmaya devam ederek birlikte hareket edecekler. Bizler de çok büyük güç aldık. Devletin kendi Alevisini yaratma girişimine karşı bir cevap, boşa çıkarma mesajıydı. Elbette her cenahta olduğu gibi Alevi toplumunda da çıkara teslim olanlar olmuştur. Bu görkemli duruşu ve birliktelik mesajını gören bu canlarda hakikatlerini görerek birliğin ve dirliğin olduğu yere dönerler. Böyle olursa hak ve hakikati yakalamak bizler için daha kolay olur.”
“DERLİ TOPLU MÜCADELE HATTI ÖRÜLDÜ”
Mehmet Bozkurt, Alevi hareketinin daha derli toplu bir mücadele hattı ördüğüne değinerek, “Alevi örgütlülüğü uzun zamandır belli anmalarla kalan, Alevilerin hak ve taleplerine yönelik arayışlarda zayıf kalan bir yerdeydi. İktidarın bu son hamlesi Alevi hareketini de harekete geçirdi ve sahaya indirdi. Daha derli toplu bir gayret ve mücadele içerisine girdiler. Elbette Alevi kurumları kendi arasında kimi ayrışmalar yaşıyordu. Bu devletin Aleviler içerisine soktuğu bilinçli bir politikaydı. Devletin Alevisi olma yolunda Alevi örgütlülüğünü gölgeleyenler de oldu. Devletin bu gündemini belirlemeden önce bu tehlikenin önünü alabilecek bir çalışma yoktu. Yeni kongreler ile birlikte Alevi örgütlülüğünün kendisini değiştirmesi ile hak mücadelesi bir canlılık kazandı. Bu çalışma ülkenin her tarafına yayıldı” dedi.
“ALEVİLER EMEK VE DEMOKRASİ BLOKUNA ÖNCÜLÜK ETMELİ”
Yeni yılda Alevilerin mücadele ettiği en temel değerlerden olan emek ve demokrasi bloğuna öncülük etmesi gerektiğine işaret eden Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi BaşkanıMehmet Bozkurt, şöyle devam etti:
“Bu mücadele kesintisiz devam ederse biz de demokrasiyi ve barışı göreceğimiz günlere yakın olacağız. Yoksa hepimiz yok olup gideceğiz. Alevilerin yeni yılda temel talebi emek ve demokrasi mücadelesi olacaktır. Aleviler emek ve demokrasi blokunun yanında yerini almalı, hatta öncülük etmelidir. Alevilerin demokrasiyi taçlandırmak gibi bir sorumluluğu var. Ülkede savaş, hukuksuzluk varsa buna müdahil olarak haksızlığın karşısında olması lazım. Hukuksuzluğun haksızlığın olduğu her yerde Alevilerin sözü olmalıdır. Devletin Alevisi olmayacağız. Yeni yılın Alevilerin için başarılı bir yıl olacağını düşünüyoruz. Umuyoruz ki mücadele daha da büyür” ifadelerini kullandı.
PİRHA- HBVAKV Uzundere Cemevi Yöneticisi Sibel Küçükyumuk, Alevi örgütleri içerisinde kadınların güçlenmesi ile yolun da güçleneceğini belirterek, “İnancımızı ve kültürümüzü kadınlar yaşatıyor. Kadınlar, bu örgütlenmeler içerisinde daha güçlü olmak zorunda” dedi.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Uzundure Şubesi Cemevi Yöneticisi Sibel Küçükyumuk, Alevi örgütlenmeleri içerisinde kadınların daha güçlü olmasıyla bu örgütlerin daha da güçlü olacağına işaret etti. Küçükyumuk, ayrıca Alevi kurumlarının topluma temas etmesi ile örgütlülüğün kazanacağının altını çizdi.
Alevi toplumunun farklı coğrafyalar ve kültürler ile daha zengin olduğuna değinen Küçükyumuk, zenginlik olan bu farklılıkları ötekileştirilerek ayrıştırmanın Alevi örgütlülüğü için çözüm olamayacağını kaydetti.
“HAKK’A YÜRÜME ERKANLARINI ALEVİCE YÜRÜTMELİYİZ”
Alevi toplumunun tüm kaygılardan uzak olarak inancı ve felsefesine göre Hakk’a yürüme erkanı yürütmesinin Alevice duruş olacağını ifade eden Küçükyumuk, “Cemimize gelen yollar dar ve otobüs gelemiyor. Canlarımız yolu yürüyerek gelmek zorunda kalıyor. Otoparkımız yok ve trafik sıkışıklığından kaynaklı Hakk’a yürüme erkanlarımız geç kalıyor. Yollarımızın genişletilmesini istiyoruz. İnancımıza, kültürümüze ve felsefemize sahip çıkarak özümüzü kaybetmememiz gerekiyor. Biz Alevi isek Alevice yaşamalıyız. İbadetlerimizi, Hakk’a yürüme erkanlarımızı da bu doğrultuda yürütmeliyiz. Canlarımız, Hakk’a yürüme erkanı sırasında dışarıdan Sünni canların da geldiğini söylüyor. Onlar sizlerin ritüellerinize saygı duyup, uymak zorundalar. Farklı ritüellere kaymadan Alevice hizmetlerimizi yürütmek zorundayız. Hakk’a yürümede de Alevice toprağa sırlanmalıyız” diye konuştu.
“ÖTEKİLEŞTİRMEYE DEĞİL BİRLİĞE İHTİYACIMIZ VAR”
Küçükyumuk, Uzundere köyünün büyük çoğunluğunu oluşturan ve temas kurdukları Tahtacı Alevilerin Hakk’a yürüme erkanlarını artık cemevlerinde yaptığını dile getirdi. Alevi toplumunun farklılıklarının zenginlik olduğunu belirten Küçükyumuk şöyle konuştu:
“Uzundere, Tahtacı Alevilerin yoğun olduğu bir bölge. Bizleri burada misafir eylediler. Geçmiş dönem yönetimler kapıları kendilerine kapatarak onları küstürmüşler. Yönetim olarak tek tek hepsinin kapısını çalarak ziyaret ettik. Bir iletişim geliştirdik. Hakk’a yürüme hizmetlerini kendi evlerinde yapıyorlardı. Artık cemevimizde bu hizmetlerini yürütüyorlar. Onları kazanmak bizler için büyük bir onur. Bizler farklı coğrafyalar ve kültürler ile çok daha zenginiz. Tahtacılar Hakk’a yürüme erkanına dışardan kimseyi normalde kabul etmezler. Ben o erkanı gördüm ve çok mutlu oldum. Kişinin Hakk’a yürüyen eşini gülle karşılaması çok değerliydi. Bizler barış ve sevgi içerisinde bu inancı yürütebiliriz. Böyle bir zamanda buna çok büyük bir ihtiyaç var. Ayrıştırmak, ötekileştirmek asla çözüm olmaz.”
“KADININ GÜÇLENMESİ YOLU DA GÜÇLENDİRECEKTİR”
HBVAKV Uzundure Şubesi Cemevi Yöneticisi Sibel Küçükyumuk, Alevi örgütleri içerisinde kadınların güçlenmesi ile yolun da güçleneceğini belirterek, “Kadınlar her zaman güçlü olmak zorunda. Bu kültürü, inancı onlar yaşatıyor. Kadınlar güçlü olursa, kurumlar da, yolumuz da daha güçlü olur. Kadınlar öğrenir ise onlar da çocuklarına aktaracak. Kadınlara yönelik çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Mutfağımızı genişlettik. Kadınlar için bir pastacılık kursu açacağız. Yakında karşı tarafımıza bir üniversite açılacak ve anne yemeklerini bulabilecekleri bir ortam yaratılacak. Aynı zamanda da kadın canlarımız istihdam edilecek. Aleviliğin özünde hep bu var; kadınlar her zaman güçlü ve güçlü olmak zorunda” ifadelerini kullandı.
PİRHA- Yazar Seyit Karahalil, Alevi örgütlenmesinin toplumu bir arada tutmasının yegane yolunun; örgütleri canlı, dinamik ve ideolojik olarak ayakta tutmadan geçtiğine işaret etti. “Bizler bu taleplerimizi her yerde her platformda çığlığa dönüştürmez isek daha çok bekleriz” diyen Karahalil, “Örgütler sosyal yapılardır. Doğar, gelişir, yetersizleşir, yenilenmezse yok olurlar. Bunun için sürekli örgütsel analizler yapılması zorunludur” ifadelerini kullandı.
Yazar ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) geçmiş dönem genel sekreteri Seyit Karahalil, Alevi örgütlenmesine dair kaleme aldığı yazısında kurumların söylemleri, duruşu ve pratikteki samimiyetleri ile serüvenden uzak duran tüm demokrasi güçleri ile omuz omuza durması gerekliliğine vurguda bulundu.
‘Örgütlenme mi? Öğütme mi?’ başlığıyla kaleme aldığı yazısında Karahalil, devletin tek ırk, tek inanç ve tek kültür özlemiyle yanıp tutuşmakta olduğuna değinerek, Alevilerin tüm bu gelişmelere karşı taleplerini her yerde çığlığa dönüştürmemesi durumunda hak elde etmede çokça beklemesi gerekeceğini dile getirdi.
Çözümün sivil, nitelikli demokratik sivil örgütlenme modeli olduğuna değinen Karahalil’in kaleme aldığı yazı şöyle:
” BİR ARADA TUTMANIN YOLU, ÖRGÜTÜ DİNAMİK VE İDEOLOJİK OLARAK AYAKTA TUTMAKTAN GEÇER”
‘Örgütlenme mi? Öğütme mi?’
Modern Dünya’ya, örgütler dünyası da demek mümkün. İnsanı öğüten sisteme karşı insanlarımızı bir arada tutmanın yegâne yolu; örgütleri canlı dinamik ve ideolojik olarak ayakta tutmaktan geçer.
Hepimizin bildiği üzere örgütler sosyal yapılardır. Doğar, gelişir, yetersizleşir, yenilenmezse yok olurlar. Bunun için sürekli örgütsel analizler yapılması zorunludur. Bu analizlerin ve değişimi etkileyen birçok neden vardır.
Bu nedenleri yasal, yönetsel, teknolojik ve doğal olarak sınıflayabiliriz. Burada ele alınması gereken doğal nedenlerdir. Çünkü çalışırken hiç göremediğimiz veya hiç fark edilmeyen nedendir.
Uzun süre örgütten ayrı kalmak, sadece genel kurullarda dostlarla buluşmak, yapılan hataları, noksanlıkları ancak bu salonlarda öğrenmek örgütümüzü büyütmez.
Ayrıca burada ortaya çıkan noksanlıklar tüm geçirdiğimiz yılı heba eder. Bu hatalar ki genelde (görev çatışmaları, görev başlıkları gibi karşımızda durur.)
Esas olan, kişiler, örgüt amaçlarını gerçekleştirme yönünde kendilerine düşen toplumsal görevleri yaparken; yapıları amaçlarına araç olarak kullanmak yerine, bir tür araç olmaktır. Zira ana örgütün amacı bireylerin oluşturduğu birimlerin amaçlarının toplamıdır. Bu ilkeyi taşıyacak bir yöneticinin bazı becerilere sahip olması ve onları sürekli geliştirmesi de zorunludur.
“SÖYLEM, DURUŞ VE PRATİĞİMİZE SADIK KALMALIYIZ”
Bu becerilerin başında; teknik beceri, iletişim becerisi, analitik becerisi, (sorunların çözümünde mantıksal ve bilimsel yaklaşım) karar verme becerisi, kavramsal beceri (yani birleştirme bütünleştirme)
Ve çok daha önemlisi ise insan ilişkileri becerisidir. İşte sorunun ve sorunları ana damarı insan ilişkileri olup insanları anlayabilme, onlarla birlikte çalışabilme ve iyi geçinebilme becerisidir. Diğer esas olan ise yöneticiliği meslek haline getirmemektir.
Bir diğeri ise, bir sorun ortaya çıktığında sorunun bir parçası mı oluyoruz, yoksa çözümün bir parçası mı olmaya çalışıyoruz? Bunun ayırdına varmak önem arz eder. Evet, bizler köylerimizden kalkıp kentin varoşlarına hapis olduk. Bizlerden profesyonel bir yönetici olmamız beklenemez diye de düşünebiliriz. Ama esas olan bir örgütte yapılması gereken şey, var olanı tutmak ve üstüne yenilerini eklemektir.
Bir kere şunun ayırdına varmak gerekir diye düşünüyorum. Bizim örgütümüz demokratik sivil kitle örgütü ve aynı zamanda demokratik Alevi örgütlenmelerinin vazgeçilmez bir parçası mıdır? Değil midir? Bu ülkede yaşanan sorunlar hepimizin canını birden yakıyor mu? yakmıyor mu?
Eğer bu nitelikleri taşıyorsak o zaman söylemlerimizi duruşumuzu ve pratiğe yansıtışımızı bu çerçeveye sadık kalarak yapmalıyız. Bunu yaparken samimi, serüvenden uzak duran tüm demokrasi güçleri ile omuz omuza durmaya evrensel ve çağın değerlerini göz ardı etmemeye de özen göstermeliyiz.
“ÇÖZÜM, DEMOKRATİK SİVİL ÖRGÜTLENME MODELİDİR”
Gün gittikçe koyulaşmaya ve karanlık üzerimize tüm haşmeti ile inmeye devam ediyor. Emekçiler yerin altında sularda boğulurken bizler yerin üstünde karanlıkta boğulacağız. Bunun farkında mıyız? Bu bozuk düzende insan canı sermayenin üç kuruşluk karına feda edilmekte, doğanın yok edilmesine direnenler katledilmekte, insanlar şeriat adına yakılmakta, asılmakta veya kör kuyularda kim vurduya gitmekteler.
Halktan gittikçe uzaklaşan ve toplumun uçta bir kesiminin güdümünde kalan devlet, tek ırk, tek inanç ve tek kültür özlemiyle yanıp tutuşmaktadır. Bu asimile ve faşist uygulamalarını aldığı mirasın devamı olarak bütün siyasal ve ekonomik gücü ile biz ötekileştirdiklerinin üzerinde sürdürmektedir.
Oysa bizlerin istediği çok şey yok. Demokratik laik ve evrensel hukuk ilkelerinin kurumlaştırılması ve Diyanet denilen kapının kapatılması, zorunlu din derslerinin, Alevi birimlerine zorla cami yapılmasının, imam hatiplere ve kuran kurslarına verilen desteğin çekilmesi ile eğitimin çağdaş ve bilimsel olarak yapılandırılması ve kirli savaşın son bulmasıdır.
Bizler onların çaldıkları, parselledikleri haram yemeklerinde pay istemiyoruz. Ama bir şey istiyoruz o masumane taleplerimiz yerine gelsin. Çünkü bu yarın onların torunlarına da lazım olacak. Bizler bu taleplerimizi her yerde her platformda çığlığa dönüştürmez isek daha çok bekleriz.
Çözüm sivil nitelikli demokratik sivil örgütlenme modelidir. Yöresel olarak örgütlü yapılarında hemen şimdi o hantal ve durağan yapılarından acilen kurtulup bu niteliğe bürünmesi gerekir.
Bununla birlikte nitelikli tutarlı güçlü siyasi partiler ise güçlerini bu yapılardan almaya yönelik iktidar talebinde olmalıdır. Söze noktayı koyarken Sivas’ta Çorum’da, Maraş’ta, Gezi eylemlerinde, parti büyükler yesin diye yerin dibine inerek yaşama veda edenlere ve özgürlük mücadelesi vermiş tüm Hakk’a yürüyenlere selam olsun ve anıları bizlerin yolunu aydınlatmaya devam etsin. Boz atlı Hızır tüm cümle yoldaşların yardımcısı olsun.”
PİRHA- DAD Genel Merkez Eğitim Sekreteri Hüseyin Ozan, mevcut örgütlenme düzeyinin Alevi toplumunun ihtiyaçlarına cevap vermediğini söyledi. Ozan, “Modernist aklın hakim olduğu, resmi ideolojinin çeşitli kurumları ile ilişki ile geliştirilen örgütlülük, dernekleşme biçimleri Alevi toplumuna gerçek manada hizmet edemeyecektir. Bu mevcut örgütlülüğün yolumuzun ve toplumsal varlığımızın yok oluşuna güçlü bir fren koyması mümkün değildir” dedi.
2020 yılı sona ererken Alevi örgütlülüğünün genel durumunu konuştuğumuz Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkez Eğitim Sekreteri Hüseyin Ozan, ocaklar ve dergahlar sistemi üzerinden yüzyıllarca kendi kendisine yeten ve bu anlamda demokratik, çoğulcu karakterini koruyup günümüze kadar getiren Alevi toplumunun kent kültürüyle birlikte yeni sorunlar ve bu sorunların doğurduğu ihtiyaçlarla karşı karşıya kaldığını vurguladı.
Bu ihtiyaçlara cevap olmak için 30 yılı aşkın süredir kurulan çok sayıda cemevi, dernek ve vakıfların aidiyet duygusunun korunması, demokratik taleplerin yükseltilmesi, güncel bazı hizmetlerin yürütülmesi konusundaki çabalarının değerli olduğunu söyleyen Ozan, ancak artan asimilasyon ve tekçi politikaların yoğunluğu da dikkate alındığında resmi ideolojinin çeşitli kurumları ile ilişki geliştirilen örgütlülük, dernekleşme biçimlerinin Alevi toplumuna gerçek manada hizmet edemeyeceğini kaydetti.
Ozan, 2020 yılının Aleviliğin karşı karşıya kaldığı çok yönlü kuşatmaların kırılamadığı bir yıl olduğuna değinerek, Alevilerin temel ihtiyacının tarihsel yaşam alanları ile bağını koruması, ocaklar sistemi ve dergahlar etrafında oluşturulan tarihsel örgütlülükleri yeniden canlandırarak toplumsal varlığı ve yolu var etmek olduğunu ifade etti.
“TARİHSEL ÖRGÜTLENMEMİZ OCAK VE DERGAHLAR SEKTEYE UĞRATILDI”
Alevi hakların karşı karşıya bulundukları sistematik imha politikalarının kesintisiz bir biçimde devam ettiğini söyleyen Ozan,Alevi yerleşim alanlarının insansızlaştırılmaya o da başarılı olamadı ise demografik dönüşüm ile Alevisizleştirilmeye çalışıldığını kaydetti.
Ozan, resmi ideolojinin tekçi aklı ile oluşturulan örgütlülüklerin Alevilerin tarihsel-toplumsal ihtiyaçlarına cevap olması bir yana, durumu daha da kangren hale götüren bir hal aldırdığının altını çizerek, “Somut durum budur. Tarihsel örgütlülükleri olan ocaklar sistemi ve dergah yapılanmaları da büyük oranda sekteye uğratılmış durumdadır. 2020 için değişen bir şey yoktur. Alevi saflarında tarihsel toplumsal gerçeklikleri manasında bire bozgun hali devam etmektedir. Modernist zihniyet ve yapılanmalarla oluşturulan Alevi örgütlülükleri Alevilerin tarihsel-toplumsal ihtiyaçlarına ve güncel sorunlarına cevap verecek düzeyde ve nitelikte örgütlenmeler değildir. Elbette bu kurumların gördüğü hizmet vardır. Aidiyet duygusunun korunması, demokratik taleplerin yükseltilmesi, güncel bazı hizmetlerin yürütülmesi şüphesiz ki değerlidir. Fakat sorumluklarımızın ve sorunlarımızın büyüklüğü karşısında bu hizmetlerin çok yetersiz kaldığı açıktır” diye konuştu.
“TARİHSEL-TOPLUMSAL AKILDAN KOPUŞ BÜYÜK TAHRİBAT YARATTI”
Tarihsel-toplumsal akıldan kopuş ile yaşanan tahribat sonrasında Alevi örgütlülüğünün kuşatma altına alınmaya çalışıldığı sözlerine ekleyen Ozan, diğer taraftan var olan emeklerin ve çabanın da göz ardı edilemeyeceğini belirtti.
Ozan, şöyle konuştu:
“Bir diğeri de Alevi kurumları büyük oranda kuşatılmışlık altındadır. Birincisi zihniyet anlamında; tarihsel-toplumsal aklımızdan kopuşun yarattığı tahribat büyüktür. Modernist zihniyet ve koşullanmalarla yola çıkılmıştır. Alevi hakikati derinliğine kavranamamıştır. Dolayısıyla dernekçiliğimiz de sıradan STK’lar düzeyinde lokal oluşumlar gibi kalmıştır. Çünkü öğretinin anlam derinliğiyle buluşma söz konusu değildir. O öğretinin gerektirdiği duruş olan hak duruş bütünüyle yakalanabilmiş değildir. Evet itirazlar, çabalar, mücadeleler ve emekler var. Bunun hakkını şüphesiz ki teslim ederiz. Fakat ihtiyacımız bunun çok ötesindedir.”
“MEVCUT ÖRGÜTLÜLÜĞÜN YOK OLUŞA GÜÇLÜ BİR FREN KOYMASI MÜMKÜN DEĞİL”
“Mevcut Alevi örgütlülüğünün yolumuzun ve toplumsal varlığımızın yok oluşuna güçlü bir fren koyması mümkün değildir” diyen Ozan, “Hakikatimiz ile bir bütün olarak buluşmak, tarihsel yaşam alanlarımızla bağımızı korumak, ocaklar sistemi ve dergahlar etrafında oluşturulan tarihsel örgütlülükleri yeniden canlandırabilmek bu temelde kendi toplumsal varlığımızı, yolumuzu var etmek izim temel hedefimiz olmalıdır. Temel ihtiyacımız budur. Onun dışında modernist aklın hakim olduğu, resmi ideolojinin çeşitli kurumları ile ilişki ile geliştirilen örgütlülük, dernekleşme biçimleri Alevi toplumuna gerçek manada hizmet edemeyecektir. Sadece ölümü zamana yayarak, sancısını hafifleterek tamamlayacaktır. Fakat bu mevcut örgütlülüğün yolumuzun ve toplumsal varlığımızın yok oluşuna güçlü bir fren koyması mümkün değildir” ifadelerini kullandı.
“HAKİKATİ İLE BULUŞMUŞ ALEVİLİĞİ BİTİREMEZSİNİZ”
Ozan, ayrıca Alevi örgütlülüğünün zaaflarını, eksiklerini görmesi ve bununla ciddi yüzleşmesi gerektiğine değinen Ozan, Aleviliğin kendini yaşatabilmesinin onun öğretisi, duygu ve anlam dünyası ile birlikte oluşturduğu tarihsel kurumlaşmalarını koruyabilmesi ile ancak mümkün olacağını kaydetti.
“İĞNEYİ KENDİMİZE BATIRMAK ZORUNDAYIZ”
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkez Eğitim Sekreteri Hüseyin Ozan, şöyle devam etti.
“İğneyi kendimize batırmak zorundayız. Öncelikle zaaflarımızı, eksikliklerimizi görmek zorundayız. Bu manada 2020 yılı Aleviliğin karşı karşıya kaldığı çok yönlü kuşatmaların kırılamadığı bir süreç olmuştur. Alevi toplumunu zayıf kılan temel etken kendi hakikatinden koparılmış olmasıdır. Alevilere saldırılar tarih boyunca devam etmiştir. Çok daha büyük katliamlar yaşanmıştır. Fakat Alevilik yaşadığı sürece Aleviler de var olabilmiştir. Yani onun öğretisi, duygu ve anlam dünyası, oluşturduğu tarihsel kurumlaşmalar yaşatılabildiği, korunabildiği ölçüde Alevilik kendini yaşatabilmiştir. Günümüzde saldırılar ise o temel kurumlarımızı büyük oranda işlevsizleştirmiştir. Alevileri en zayıf kılan olgu budur. 2021 ve sonrasındaki süreçte Alevilerin yapması gereken öğretisini bilince çıkarması, onun anlam dünyası ile buluşması, tarihsel süreçler içinde var ettiği örgütlenme modellerini yeniden var etmesidir. Dernekleşme, federasyon gibi yaratılan örgütlülüklerinde iç işleyişini o hakikatlerine göre işletmesi gerekiyor. Bu Alevilerin kendi hakikatleri ile buluşması sürecini hızlandıracaktır. Baskılar, saldırılar olabilecektir fakat hakikati ile buluşmuş Aleviliği bitirmek söz konusu olamayacaktır.”
PİRHA – Alevi örgütlenmesini değerlendiren Gazeteci -Yazar Necdet Saraç, 30 yıllık Alevi örgütlenmesinin önemli işler başardığını ancak kendini yenilemesi gerektiğini söyledi. Saraç, “Alevi hareketi dünkü tahlillerle bugüne müdahale edemez” dedi.
Haberin videosu
Avrupa’da ve Türkiye’de Alevi kurumlarında merkezi düzeyde yöneticilik yapan Gazeteci-Yazar Necdet Saraç, Alevi örgütlenmesini değerlendirdi.
Türkiye’nin 1950’lerden sonra kentleşmeye başladıktan sonra adım adım Alevilerle daha sonra Alevi örgütleriyle tanıştığını belirten Saraç, 30 yıllık Alevi örgütlenmesinin önemli işler başardığını, Alevilerin varlığını ve çözülmesi gereken sorunların olduğunu herkese duyurduğunu kaydetti.
Alevi taleplerinin Türkiye’de uygulanmadığını ancak cemevleri meselesinin meşru bir zemine oturduğunu belirten Saraç, Diyanet İşleri Başkanlığı, zorunlu din dersleri meselesinin ise sürece yayıldığı için dezavantaj oluşturduğuna dikkat çekerek, Alevi hareketinin bunların üzerine tekrar gitmesi gerektiğini vurguladı.
“ALEVİ HAREKETİ YENİ ÇALIŞMALAR YAPMALI”
Alevi hareketinin klasik dernek örgütlenmesiyle bugünkü sürece müdahale etmesinin mümkün olmadığını ifade eden Necdet Saraç, Alevi hareketinin iki önemli sorununa işaret ederek, “Bir tanesi örgütsel olarak Alevi hareketi kendisini yenilemekte zorlanıyor. İkincisi ise taleplerinin hayat bulması noktasında yeni hamleler yeni çalışmalar hayata geçirmesi gerekiyor. Bu da düşünsel olarak yeni bir programla yeni bir perspektifle buluşması anlamına geliyor. Bunu Alevi hareketinin masaya yatırıp kırmadan dökmeden konuşuyor olabilmesi gerekiyor. Çünkü bu ülkede Alevi hareketinin başardığı işler yönünde başarmadıklarını da görüyoruz” dedi.
Yeni modeller üzerinde tartışılması gerektiğinin altını çizen Saraç şöyle devam etti:
“Alevi dünyasında dün de, bugün de yarın da hem Aleviliğin yorumlanması noktasında hem de siyasi teknik olmaz. Bu Aleviliğin doğasına aykırı. Bugün de yarın da insanlar siyasal, sınıfsal pozisyonlarına göre bulundukları yere göre Aleviliği yorumlayabilirler. Sizin kırmızı çizgileriniz olur onları korursunuz; ırkçılık, faşizm gibi ama kırmızı çizgiler dışındaki bütün gücü bir araya getirip yeni modeller üzerinde tartışabilmek gerekiyor.
Alevi dünyasında dergah modeli tartışılabilecek modellerden bir tanesiydi. Dünkü dergah modelleri kuşkusuz 2000-2019’ler Türkiye’sinde bire bir uygulanır mı? Kuşkusuz uygulanamaz ama bir biçimde oradan feyz alınabilir. Onun dışında inanç örgütlerinin oluşturduğu modeller var, Kilise modeli. Bunlar geniş kapsamlı modeller yani yalnızca dini örgütlenme olmaktan çıkıyor. Kuşkusuz dinin orada da etkisi var ama çocuklara yönelik yuvalar yapıyorlar, kreşler, hastaneler yapıyorlar vb. çalışmalar yapıyorlar.”
Alevilerin yeni cemevleri açma çabasının yerine öğrenci yurtları üzerinde kafa yormaları gerektiğini kaydeden Necdet Saraç, Alevi örgütlerinin özellikle başarılı üniversite öğrencilerine yönelik burslar üzerine kafa yorması ve Alevilikle ilgili araştırma yapan öğrencilerin desteklenmesi gerekliğini belirtti.
PİRHA- Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışmaya devam ediyor. Mevcut örgütlenme düzeyinin Alevi toplumunun ihtiyaçlarına cevap verip vermediğini, veremiyorsa çözüm önerilerinin ne olduğunu tartışmaya açtığımız yazı dizisinin bu bölümünde Tarihçi Yazar Namık Kemal Dinç’in görüşlerine yer verdik.
Haberin videosu
Ocaklar ve Dergahlar sistemi üzerinden yüzyıllarca kendi kendisine yeten ve bu anlamda demokratik, çoğulcu karakterini koruyup günümüze kadar getiren Alevi toplumu kent kültürüyle birlikte yeni sorunlar ve bu sorunların doğurduğu ihtiyaçlarla karşı karşıya kaldı.
Buna cevap üretmek için özellikle 1990’lardan itibaren günümüze kadar Türkiye ve Avrupa başta olmak üzere çok sayıda dernek, vakıf, cemevi, dergah, federasyon gibi yapılar kurarak inancıyla birlikte toplumsal varlığını sürdürmeye çalıştı. Ancak artan asimilasyon ve tekçi politikaların yoğunluğu da dikkate alındığında bu örgütlenme düzeyinin hem Alevi toplumunun ihtiyaçlarına hem de ülkemizin genel sorunlarına cevap olmada yetersiz kaldığı aşikar.
Bu bilgiler ışığında aynayı kendi yüzümüze yani Alevi örgütlenmesine tutarak mikrofonu Alevi pirlerine, kadınlarına, kurum temsilcilerine ve bilinen isimlerine sorduk.
Dizi yazımızın bu bölümünde Alevilik üzerine araştırmaları olan Tarihçi Yazar Namık Kemal Dinç’e mikrofon tuttuk.
Sayın Dinç Alevi örgütlenmesine genel anlamda baktığınızda tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Yeterli görüyor musunuz? Görmüyorsanız neden?
Namık Kemal Dinç: Alevi örgütlenmesi derken neyi kastediyoruz ile başlamak istiyorum ben. Bugün daha çok gündemde olan dernekler, vakıflar ve cemevleri üzerine örgütlenme var. Ama şöyle, bir tarihçi olma hasebiyle de kısaca bir hem tarihine bakalım hem de bu örgütlenmeyi Alevi siyasi hareketi olarak değerlendirmek mümkün.
Bunun kısa bir tarihçesi açısından baktığımızda cumhuriyetle birlikte Alevilerin cumhuriyetten önemli oranda beklentileri olduğunu görüyoruz. Özellikle 1908’den itibaren yani meşrutiyete uzanan bir tarih içerisinde Aleviler merkeze yakınlaşmak için çaba sarf etmişler. 1908 Meşrutiyet ilanından sonra birçok Dersim ileri geleninin merkeze çektikleri telgraflar var. Buralarda af ilan edilmesi talebinden tutalım bir uzlaşma bir sulh arayışına kadar.
Bu aslında cumhuriyetten bir beklentiye doğru gidiyor. Çünkü cumhuriyeti daha modern bir devlet olarak görüp Osmanlı’daki şer’i uygulamaların ardından modern devlette kendilerini daha iyi ifade edebileceklerini düşünmeleri söz konusuydu.
Bu yakınlaşmayı da beraberinde getiriyor aslında. Fakat Koçgiri ardından Dersim ve genel olarak cumhuriyetin Alevi kimliğini reddeden siyaseti Alevilerde hayal kırıklığını beraberinde getirmiş o ağır baskı yani tek parti hükümeti döneminde.
Sonrasında Demokrat Parti’nin ikinci seçimde tekrardan iktidara gelmesinin ardından 1954’ten itibaren daha İslami bir söylemi tekrardan sürüme koymasıyla birlikte rejime karşı tekrar bir soğuma var. Ama 1960 Darbesi’nden sonra 1961 Anayasası’nın getirdiği kısmi sosyal haklar karşısında 1960 ile 1980 arasında Alevi siyasi hareketi diyebileceğiniz bir hareket ilk defa gündeme geliyor. Devlet de bunun farkında, ilk defa dernekler bu dönemde kuruluyor.
1965 yılında bir siyasi parti olarak da karşımıza çıkıyor. 1965’te Birlik Partisi, daha sonra Türkiye Birlik Partisi ismini alacak bir deneyim yaşanıyor ve 65 seçimlerinde 7 milletvekiliyle birlikte parlamentoya sokuyorlar. 1965’teki Birlik Partisi deneyiminin yanı sıra 1990’da kurulan Barış Partisi deneyimi de var. Barış Partisi diye yeni bir parti kuruldu Ali Haydar Veziroğlu başkanlığında. Bu iki siyasi parti deneyiminin de tutmadığını görüyoruz.
Siyasi konjonktürleri farklı ismi ve oluşumu farklı. Şöyle ki 1965’te Birlik Partisi kurulduğunda, ki devletin kendisi kurduruyor. Kurucularının yüzde 90’ı emekli general ve istihbarattan gelen generaller bunlar. Yani devletin aslında korkularını çok iyi bilen, kimlikler karşısındaki refleksini çok iyi bilen kadrolar tarafından kuruluyor.
Bunların bir kısmı Alevi bile değil. Bunlar bir Alevi partisi kuruyorlar. Maksat bu dönemde ortaya çıkan gençlik hareketinin, özellikle sola kayan Alevi gençlerinin merkezde, devlet denetiminde tutulması gibi bir politika izleniyor burada.
Fakat 60’lardaki bu siyasi parti deneyimine Aleviler çok fazla da destek vermiyorlar. Daha çok İç Anadolu’da Kırşehir, Amasya gibi yerlerde milletvekili çıkarması, destek bulması söz konusu oluyor ama birçok bölgede destek bulmuyor.
Özellikle bu dönemde, kentleşen Aleviler sol hareket içerisinde kendilerini ifade ediyorlar. Önce Devrimci Gençlik içerisinde daha sonra sol oluşum içerisinde akabinde de aslında bilinenin aksine Bülent Ecevit ile birlikte CHP içerisinde örgütlenmeye başlıyorlar.
Alevilerin CHP desteği 1960’ların sonunda başlar, Bülent Ecevit ile başlar. ‘Cumhuriyetin başından beri Aleviler CHP’ye destek vermişlerdir’ söylemi aslında altı boş bir söylemdir. Bu dönemde birtakım dernekler de kuruluyor. Bu dernekler bu siyasi konjonktür içerisinde çok da fazla etkili olmuyorlar.
“ALEVİLERİN TALEPKAR TUTUMUNA DEVLET KATLİAMLARLA CEVAP VERDİ”
Alevilerin giderek Türkiye’de sol hareketin ivme kazanmasıyla 70’lerle birlikte yine sol hareketin içerisinde olması 1975-1978 arasında 80’lere kadar varan Alevi kırımlarını gündeme getiriyor. Bu kırımların yani Maraş, Çorum Katliamları’nın en önemli sebeplerinden birisi Alevilerin bu sol hareket içerisinde kendilerini ifade etmeye başlamaları, yine kimlik konusunda özellikle Kürt kimliği konusunda bazı bölgelerde talepkar olmaları bu tutumu beraberinde getiriyor ve devlet bunun karşısında kırımlarla cevap veriyor.
1960-80 arası Alevi hareketi olarak ifade edebileceğimiz hareketler çok cılızdır bu manada. Genel solun, hareketin gelişmesiyle bağlantılı. Alevi siyasi hareketin ikinci dönemi 1980’lerin ikinci yarısından günümüze kadar süren bir şeydir.
Aslında daha çok 1990’lardan itibaren ivme kazanır fakat 1985-86-87 Cumhuriyet Gazetesi gibi bazı gazetelerin (o dönemde çok revaçta Cumhuriyet Gazetesi) Alevilere ilişkin dizi yazılarına başlaması, Alevilerin içinde olduğu çalışmalar yapılması, kitapların basılması söz konusudur.
Asıl olarak da 1990’lar itibarıyla Alevi hareketi ciddi bir ivme kazanır. Bunun aslında dönüm noktası da 1993 Madımak Katliamı’dır. Madımak’tan sonra çok daha ciddi örgütlenmeye gider işte tam bu dönemde bir siyasi parti deneyimleri vardır. Önce Demokratik Barış Hareketi diye çıktı daha sonra Barış Partisi olarak örgütlenmeye çalıştı. Ama Aleviler buna da çok fazla yüz vermediler. Birlik Partisi 1980’e kadar geldi, darbede kapatıldı ama 1968-69’dan sonra başarılı olmadı, tek bir tane milletvekili çıkarmıştı. Artı çok destek almadı.
Barış Partisi’nin de benzer bir süreci, daha oluşum aşamasında destek almadığı için çok da ileriye gitmediğini görüyoruz. O deneyimin ardında yine devlet vardı. Ali Haydar Veziroğlu devletin içerisinde birtakım güç odakları tarafından desteklenerek büyük paralarla böyle bir hareket geliştirmek istedi. Alevilerin ona da itibar etmediğini gördük.
Burada şu tartışma da yürütülebilir. Yani Aleviler kendileri için bir siyasi parti olarak örgütlenseydiler acaba faydalı olur muydu zararlı mı olurdu?
“TÜRKLÜK DAİRESİ İÇİNDE TANIMLANAN ALEVİLİK”
Yaptığınız değerlendirmeyle ilgili şunu sorayım; devlet o günkü koşullarda neden böyle bir şeye ihtiyaç duydu? O zamanlarda Türkiye’de mücadele edenlerin konumlanması neydi?
Dinç: Asıl bunun kaynağı cumhuriyetin kuruluşuna kadar gidiyor. 1960’da Birlik Partisi kurulurken de aynı şey var. Şimdi burada Türkiye Cumhuriyeti Devleti Alevi kimliği karşısında şöyle bir pozisyon alıyor: Bunun çalışmalarını ilk defa 1911-12-13 gibi yıllarda Fuat Köprülüler yapıyor. Aleviliği ilk defa onlar tanımlıyorlar, ilk çalışmaları yapanlar onlar. Diyorlar ki Alevilik aslında Orta Asya Şamanizm inancının Anadolu’da İslam’la karışmış halidir, dolayısıyla bunlar öz be öz Türk’tür.
“KABUL EDİLMESİNİN TEK KOŞULU TÜRKLÜKTÜR”
Burada Türklük dairesi içerisinde Alevilik kabul edilirken İslam dairesi dışında olması nedeniyle de dışlanandır. Hem içerlenen hem de dışlanılan bir niteliktedir Alevilik. Kabul edilmesinin tek bir koşulu vardır: Türklük dairesinin içerisinde olmasıdır. Yani Türklük üzerinden Aleviliğin kabul edilmesi söz konusudur. Bunu yapan aslında şunu yapar; bütün Alevileri Türk olarak tanımlar. Alevilik eşittir Türklük tarzı bir kurgu ortaya konulur. İşte bütün zamanlar içerisinde bu da devam eder. Bizim farklı etnisitelerdeki Aleviler kendilerini Türk olarak kabul etmeye başlar. Bu farklı sebeplerle ortaya çıkar.
“KÜRT HAREKETİNİN İVME KAZANMASI KİMLİKLERİ ORTAYA ÇIKARDI”
Alevi hareketinin ivme kazandığı ikinci döneminde temel unsur Kürt hareketinin ortaya çıkmasıdır. 1980’lerden itibaren Kürt hareketinin büyük bir ivme kazanması aslında kimlik tartışmalarını tekrardan Türkiye gündemine getirecektir. Türkiye’de ceberut devlet öyle bir şey yapmıştır ki; yaptığı baskı ve ideolojik manipülasyonlarla kimliklerin saklanmasına, bastırılmasına, örtünmesine sebep olmuştur. Ama 1980’lerden sonra Kürt hareketinin çıkışı bastırılan tüm kimliklerin adeta Pandora’nın Kutusu’nun açıldığı gibi ortaya çıkmasına sebep oldu.
Şimdi bu kimlikler ortaya çıktı. Önceden insanlar kendilerini sadece Türk kimliği üzerinden ifade ederken ben Aleviyim de dediler, Kürdüm de dediler, Çerkesim de dediler, Lazım da dediler. Bütün bu kimlikler kendilerini ifade etmek için ortam aramaya başladılar. Alevi hareketinin ortaya çıkmasının temel sebeplerinden birisi budur.
“ALEVİ KİMLİĞİ KENDİSİNİ İFADE ETME ARACI OLARAK DERNEKLEŞMEYE GİTTİ”
Şimdi bazıları şunu söylüyorlar; bu ikinci dönemde Alevi hareketinin ortaya çıkmasına, iki meseleye tepki nedeniyle ortaya çıktığını söylüyorlar. Bunlardan birisi İslami harekete tepki, diğeri de Kürt hareketine tepki. Mesela bu da devlet nezdinde yapılan manipülasyonun daha çok sol versiyonuna yapılan bir manipülasyondur.
Alevi hareketinin ortaya çıkmasında Kürt hareketinin ve Kürt kimliğinin kendisini rejime dayatıyor olmasının bir etkisi var. Bu zeminde Aleviler kendileri için bir alan açıyorlar. Ama şey de var bir taraftan; İslami hareketin gelişmesine karşı bir tepki var. Bunu 1970’lerde de görüyoruz.
Şimdi dediğim gibi bu kaynakta kimliklerin ortaya çıkışı var ve Alevi kimliği aslında kendisini ifade etme yollarını arayacak. Bunun için de çeşitli örgütlenmeler ortaya çıkıyor. İşte dernekler, vakıflar daha sonra cemevleri bu kimliğin kendisini ifade etme ihtiyacından doğuyor. Çünkü rejim hiçbir zaman Alevi kimliğinin kamusal alanda varlığına tahammül etmiyor. Diyor ki siz fiziken varsınız, yaşarsınız ama kamusal alanda Alevi kimliğini, Aleviliğini ifade etmek mümkün değildir.
“ALEVİ KİMLİĞİ NEGATİF BİR ALGI İLE KODLANIR VAZİYETTE”
1980’de öğrenci iken Alevi olduğunu söylemek ciddi bir sorundu. Bundan dolayı kendim de dahil birçok insanın baskıya maruz kaldığını gördüm. Bu hala devam etmektedir. Çünkü resmen Alevi kimliği tanınmamanın ötesinde negatif bir algıyla kodlanır vaziyette.
İşte Alevi demek, ‘mum söndü’den tutalım bütün kötülüklerin adeta cisimleştiği varlık anlamında kullanılıyor ve bu algı kabul edelim ya da etmeyelim toplumun büyük bir kesimine, Türk-Sünni kesiminde çok ciddi bir etkiye sahiptir. Bugün yapılan çeşitli videolarda var; sokakta görüşmeler yapıp bir Alevi ile evlenilir mi diye soruyorlar. Çok genç ya da modern tarzda insanlara bakıyorsun, haşa deyip karşı koyan bir tavır içerisindeler. Onun kaynağında bu negatif algı var.
Şimdi aslında Madımak, Maraş’ın, Çorum’un ve diğerlerinin bir tekrarıydı. Niçin Madımak vardı. Çünkü Alevi kimliği görünür olmaya başlamıştı. Madımak’ın daha özeline indiğimizde Alevilerin Sivas merkezinde bu kadar görünür olması, kendi kimliğiyle etkinlikler yapıyor olması tepki çekti ve orada bir tutum sergilendi. Alevi kırımıyla onun önü kesilmek istendi. Buna karşı bir taraftan örgütlenme olarak cevaplar verildi. Ama bir taraftan da devlet bunu farklı kol faaliyetleriyle de sürdürmeye çalıştı.
O günden bugüne sonuç itibarıyla bir Alevi örgütlülüğünün var olduğunu görüyoruz. Buna kimileri demokratik Alevi örgütlülüğü diyor ama bu bence sınırlandırılan bir tabir. Çünkü Alevi örgütlülüğü bugün ABF Bileşenleri’nden sadece oluşmuyor. Birçok farklı kesimde Alevilik adına çeşitli örgütlenmeler içerisinde. Yani burada Alevi örgütlülüğü parçalı bir durum ifade ediyor.
“DEVLET KENDİNE YAKIN ALEVİ ÖRGÜTLERİNİ KURMAYA DEVAM EDİYOR”
Yakın zamanda özellikle 15 Temmuz sonrası birçok derneğin, Alevilik ismi kullanan derneğin kapatıldığını biliyoruz. Neydi bunlar Fetöcü olarak ifade edilen Fethullah Gülen cemaatine mensup kişiler tarafından kurulduğu söylenen örgütlerdi.
Bunu devlet daha önceden de biliyordu ama böyle bir ilişki içerisinde oldukları için bu derneklere kimse karışmıyordu. Aksine bunların yaptıkları işte Muharrem’den tutalım çeşitli etkinliklere devlet erkanı en yüksek düzeyde katılıyorlardı. Şimdi bugün bunlar tasfiye edildi ama onların yerine yenileri, bu sefer hükümete yakın örgütler tarafından kuruluyor ya da bu demokratik Alevi örgütlülüğü içinde olmayan çeşitli kuruluşlar da var.
Başta Cem Vakfı olmak üzere farklı kuruluşlar var. Dolayısıyla Alevi örgütlülüğünün parçalı bir durumu söz konusu, öncelikle bu. Bu kaynağın da yine devletin Alevilik alanında çizdiği bir sınır var. O sınırla alakalı. Ve bunlar bu örgütler içerisinde çok ciddi bir etkiye sahip. Neyi söylemek istiyorum; aslında Alevi toplumu ve bütün toplum için birtakım tehlikeler var. Sınırları çizilmiş devlet, o sınırların dışına çıkmak mümkün değil.
“ALEVİ ÖRGÜTLERİ ÇİZİLEN SINIRLARI AŞMIŞ DEĞİL”
Mevcut kurumlar bunu aşabildi mi peki?
Dinç: Şimdi burada parçalı yapı içerisinde Cem Vakfı ve bugün hükümetin kendisine yakınlık kurduğu Alevi örgütlerini bir kenara bırakırsak, ki bunlar da azımsanmaması gereken bir etki alanı yaratıyor. Niçin etki alanı yaratıyor; büyük paralarla bu işleri yapıyorlar. Alternatif oluşturmaya çalışıyorlar ve bunun için belki de geleceğe dönük bir yatırım olarak da değerlendirilebilir.
Ama mevcut demokratik Alevi örgütlülüğü açısından baktığımızda en büyük sorunlardan birisi bu algının, bu çizilen sınırların aşılamamış olmasıdır. Şöyle ki; hasbelkader işte yaklaşık 4-5 yıl boyunca televizyon programları yaptım Alevilikle ilgili programlar yaptım. Alevi kurumlarının temsilcilerinin çoğuyla bu manada ilişki içerisinde olduk. Alevi araştırmacılar, yazarlar, dedeler. Bunlarla programlar yapma durumumuz oldu. Bu vesile ile de toplum içerisinde yapılan araştırmalardan bildiğim kadarıyla söylüyorum, bir defa en büyük sorunlardan birisi zihniyet sorunu olarak var.
“ALEVİLİK KONUSUNDA KADİM BİLGİ VE ÖRGÜTLÜLÜKTEN KOPUŞ VAR”
Bir Alevilik konusunda bilginin gerçekten kadim bilginin kopmuş olması, kadim örgütlülüğün kopmuş olmasının getirdiği sorunlar var. Burada da Alevi inancına dair sorunlar var.
İki, siyasetin getirdiği resmi ideolojilerin sınırlarını çizdiği algı ve perspektifin yarattığı sorunlar var. Burada neyi kastediyorum; Alevi örgütlülüğü içerisinde maalesef Türk kimliği dışında bir kimlik ifade edildiğinde bir tepkiyle karşılaşılıyor. Özellikle Kürt kimliğine vurgu adeta korkulu bir alan, adeta kaçılması gereken bir yer gibi düşünülüp oradan uzak kaçan bir yaklaşım var.
“ALEVİLERDE CİDDİ BİR TÜRK MİLLİYETÇİSİ REFLEKSİ VAR”
Ötesinde bugün mevcut konjonktürde aslında büyük bir Alevi kitlesi açısından da söylüyorum, Türk Aleviler açısından da söylüyorum; ciddi bir milliyetçi refleks var. Türk milliyetçisi bir tutum içerisinde olduklarını görüyoruz. Bunun kurum temsilcilerine de sirayet ettiğinden bahsetmek mümkün. Öncelikle bundan arınmak lazım. Bu bizi milliyetçilik ve ırkçılığa götüren bir tutuma sergiliyor.
“BİRÇOK ALEVİ BÖLGESİNDE MHP’NİN CİDDİ ANLAMDA TEŞKİLATLARI VAR”
Birçok Alevi bölgesinde MHP’nin ciddi anlamda kanal bulduğunu ve teşkilatlar kurduğunu görüyoruz. Bu bir tehlikedir. Yani 72 millete bir nazarla bakmak düsturunu kendine ilke edinmiş bir topluluk açısından, ki bunu her ortamda vurgulayan bir topluluk ve yöneticileri açısından burada ciddi sorunlar olduğunu düşünüyorum.
Bunu kırmak için maalesef çok ciddi bir çaba yok. Ama biz bundan arınmadığımız sürece, bunun üzerine gitmediğimiz sürece bundan kurtulmak mümkün değil.
“ÖRGÜTLERİMİZ DEMOKRATİK İŞLEYİŞ İÇİNDE DEĞİLLER”
Diğer anlamda Alevi kurumlarının kendi içinde baktığımızda çok ciddi işleyiş sorunları var. İnanıyorum kurum temsilcileri benden çok daha iyi anlatırlar, anlatmışlardır zaten. Dernekler ya da vakıflar demokratik bir katılımcı işleyiş içerisinde değiller. Yani kendi kongrelerini, kurullarını, o yolun ilkelerine göre yöneten bir pozisyonda değiller.
Bunun için bir silkinmek şart. Ayak oyunları, işte başkan olayım sevdaları bu manada burayı bir geçim kapısı gibi değerlendirme, bir hizmet olarak görmeyen yaklaşımlar ve tabii ki bir siyasi sıçrama tahtası olarak görülüyor.
Özellikle kurum temsilcileri açısından düşündüğümüzde siyaset sınıfıyla, siyasi partilerle bunun üzerinden ilişki kurma, Alevi kurumlarına ciddi zarar veriyor diye düşünüyorum. Çünkü bunun çok fazla örneği var. Bunun önüne geçmek lazım, Aleviler sonuç itibarıyla illaki siyaset yapacaklar ama Alevi kimliğini önceleyen bir tutum içerisinde olmak gerekiyor.
Bunların hepsini çözüm önerisi olarak dile getiriyorsunuz değil mi?
Evet çözüm önerisi olarak söyledim. Çok örneği var. Kurum temsilcisi daha sonra milletvekili veya siyasi partide çeşitli görevlere geliyorlar. Ama çok ciddi bir faaliyetleri yok. Alevi kimliğinin yasal statü kazanmasından hukuki sorunların çözülmesine kadar bir etkinlik içerisinde değiller.
Daha çok o partinin içerisinde eriyen bir tutum sergiliyorlar. Dolayısıyla burada Alevi kimliğini öne çıkaran bir yaklaşım sergilenmeli ve öncelikle bu sıçrama tahtası olarak kullanma işinden siyasi partilerin yedeğine düşme durumundan kurtulmak gerekiyor.
Kaldı ki bu konuda CHP’yi vurgulamak lazım. CHP hükümet basını tarafından Alevi partisi olarak değerlendiriliyor. Alevilerin büyük bir kısmı bu partiye oy veriyorlar. Ama baktığımızda adeta Alevileri sistem içerisinde tutmaya dönük bir siyaset izliyor CHP.
“HDP CİDDİ BİR ALEVİ POLİTİKASI GELİŞTİRMİŞ DEĞİL”
HDP’ye baktığımızda HDP ise Alevileri adeta görmezden geliyor hala. Yani ciddi bir Alevi politikası geliştirmiş değil. Söylemde benimsiyor, Alevilerin hakkını savunacağım diyor ama bunu her platformda mücadele olarak görüp kimlik konusunda çaba sarf etme çok zayıf.
“KURUMLAR HİZMET AÇISINDAN TEKDÜZE KALIYOR”
Alevi örgütlerinin yapması gerekenler açısından şunları söylemek istiyorum aslında. Şimdi dernekler, vakıflar ve cemevleri açısından baktığımızda aslında buraya Alevi toplumunun katılımı Alevilerin yüzde beşini geçmez.
Benim kanaatim, gözlemlediğim kadarıyla Alevi kitlenin büyük kısmı aslında ya başka siyasi partiler ya başka siyasi organizasyonlar içerisinde farklı kimliklerle varlar. Bu da bir realite. Ama mevcut kurumlar yapılan hizmetler açısından baktığımızda tek düze kalıyorlar. Daha çok aslında cenaze hizmetleri. Bu çok önemsediğim bir hizmet. Yani geçmişte cenazelerini camiden kaldırmış ve bunu yaşamış bir insan olarak söylüyorum. Çok önemli bir hizmet ama bununla sınırlı kalmamalı.
“DEVLETSİZ TOPLUM ÖRGÜTLENMESİ ESASINA DÖNÜLMELİ”
Şöyle ki aslında Alevilik bir toplum örgütlenmesi. Devletsiz bir toplum örgütlenmesi olarak yüz yıllarca varlığını sürdürmüş. Dolayısıyla böyle bir toplum örgütlenmesi olarak kendisini toplumla birleşik bir örgütlenmeye götürmesi gerekiyor. Toplumun sorunlarına bu manada çözüm bulması lazım. Mesela eğitim açısından. Alevi eğitimleri hiç gündeme gelen şeyler değil burada. Avrupa’da nispeten özgürlük ortamı içerisinde bunlar yapılıyor. Ama buna da toplumun her alanında örgütlenmenin aracı olarak Alevi inancına dair eğitim çalışmaları yapılabilir.
“CEMEVLERİ EĞİTİM VE ÖRGÜTLENME YERİNE DÖNÜŞMELİ”
Kadının Alevi örgütlenmesi içerisinde az olması, gençliğin yeterince katılmaması, bunlar en temel sorunlar. Çokça vurgulanmıştır zaten bunların çok üzerine gitmiyorum. Aslında cemevleri bütün toplumun aynı zamanda eğitim ve örgütlendiği yere dönüşmeli. Sadece cenaze hizmetlerinin verildiği bir yer olmamalıdır diye düşünüyorum.
Haddim değil, çok alanım değil ama dergaha ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Geçmişte ocaklar var, ocakların varlığını sürdürmesi var. Bugün o ocak sistemi önemli oranda zayıflamış, dağılmış vaziyette. Bu ocakların varlığını sürdürmesinin yolu da aslında dedelerin yetiştirilebilmesi. Bu yolu sürdürecek inancın temsilcilerinin nasıl yetiştirileceği meselesi.
“DEDELERİN YETİŞTİRİLMESİ İÇİN DERGAH VE OCAK DEĞERLENDİRİLMELİ”
Bakın devlet Halkalı’da bir lise açma hazırlığı içerisinde. Bir hazırlığa giriştiler şimdi geri plana çektiler ama hala gündemde olduğu söyleniyor yer yer. Birileri tarafından yürütülmek isteniyor. Çünkü ihtiyaç var. Dedeler nasıl yetiştirilecek, şimdi inanç kurulu kurulmuş ABF bünyesinde acaba bu dedeyi yetiştirmeyi önüne koyuyor mu sanmıyorum tüzüklerine açıklamalarında böyle bir şey yok. Ama bir dergah mantığı üzerinden düşünülebilir, gidilebilir.
Burada dedeler nasıl yetiştirilebilir. Belki her ocak kendi içinde böyle bir şeye gidebilir veya ortak bir şey olabilir. Çünkü koşullar da değişmiş. Eskisi gibi sürdürmenin belki olanakları yok. Bu manada bir birlik olursa belki öyle bir yola da gidilir. Ama temelinde bu inancı sürdürecek dedelerin, pirlerin yetiştirilmesi olan bir dergah örgütlenmesine gidilebilir.
Bu bence biraz kadim bilgi üzerinden gidilmeli. Yani o ham ervahtan kamil insana nasıl gidiliyorsa, onun yolları neyse önce dedeler kendi içinde uygulamalı bunu. Onun hakkını kendi içinde tarikatı, marifeti vb kapıları geçerek varacaksa orada varmalı. O zaman gerçek anlamda bu yolda öncü konumuna gelecekler diye düşünüyorum.
“ALEVİLİK OSMANLIDAN BU YANA AŞAMA AŞAMA KÜÇÜLTÜLÜYOR”
Aleviler hak arama temelinde eşit yurttaşlık mücadelesi, veriyorlar. Örneğin eğitim hakkı, kendi inancını, ibadetini özgürce ifade edebilmesi, inanç merkezlerinin varlığını sürdürebilmesi gibi konularda bir hak mücadelesi veriyorlar. Yeterli mi? Neler yapılabilir?
Dinç: Yani bu hak mücadelesi aslında mevcut örgütlülük durumuyla paralel giden bir şey. Örgütlülük durumu ne kadar güçleniyorsa, toplumla birleşme ne kadar güçlü oluyorsa, kendi içinde birleşme ne kadar güçlü oluyorsa, dönem dönem bunun ivme kazandığını görüyoruz. Ama dönem dönem bunun düştüğünü görüyoruz.
Mesela bu dönem aslında bütün toplumsal muhalefetin zayıf düşmesi gibi Alevi hareketinin de bu manada zayıf düştüğünü söylemek mümkün. Bunun için hem bu ortamı çözümlemek hem siyasi ortamı, koşulları çözümleme hem de Alevilerin ihtiyacını doğru tespit etmek gerekir.
Şöyle bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum; bugünkü durgunluk açısından baskılar sindirmeyi elbette beraberinde getiriyor ama bir taraftan Aleviler üzerine çok ciddi farklı oyunlar oynanıyor. Yani aslında bu rejimin temel mantığı şu; Alevileri bütün bu coğrafyadan söküp atmak.
Bu kimlik tehlikeli bir kimlik. Dolayısıyla tedrici bir şekilde aşama aşama bunu küçültüp küçültüp son darbeyi vurmak gibi bir düşünce içerisinde. Buna tedrici politika diyorlar. Osmanlıdan beri böyle yapıyor.
“EZİDİLERE UYGULANAN POLİTİKANIN BENZERİ ALEVİLERE DE UYGULANIYOR”
Yakın zamanda Ezidiler ile ilgili bir çalışma yaptım. Ezidilerin bütün dünyada nüfusu 800 bin ile 1 milyon arasındaydı 2014’e kadar. Bunun yarısı Şengal bölgesinde yaşıyordu. Yaklaşık 400 bin insan Şengal bölgesinde yaşıyordu. Bunun içerisinde yalnızca birkaç bin insan Ezidi kaldı.
O coğrafyayı tümüyle Ezidisizleştirdiler. Ne kaldı geriye? Dünyanın çeşitli taraflarına yayıldılar. Bir kısmı da Güney Kürdistan’da kamplarda değişken bir şekilde. Onların bir kısmı dünyaya açılmak ve bu coğrafyadan kaçmak istiyorlar. Aslında Alevilere yapmak istenen de benzer bir şeydir. Dolayısıyla nüfus olarak azaltıp azaltıp azaltıp daha sonra da hak talep edemeyecek düzeye getirmek istiyorlar. Bence uygulanan politika budur.
“MARAŞ TEROLAR BUNA BİR ÖRNEKTİR”
Maraş Terolar’daki örnek tam da bize bunu anlatıyor. Bu coğrafyadan tümüyle sökülüp atılmamızın bir örneği. Ben bizim köyden biliyorum, bizim yeni gelen nesilden hiçbiri köyü görmüş değil. Kendi köyünü, toprağını, vatanını biliyor değiller. Zaten erkandan önemli olan da bu. Coğrafyadan da tümüyle silinip atılıyoruz. Yani yeni nesiller artık gitmiyor.
Sadece gitme meselesi değil aslında. Adım adım o coğrafyanın elimizden de çıkarılması. Çıkarıldıktan sonra artık gidecek bir toprak da olmadıktan sonra Aleviliğin de önemli oranda Ezidilik gibi dünyaya savrulacağını ve etkisizleşeceğini söyleyebilirim.
“ÖZGÜRLÜĞÜ GETİRECEK OLAN ÖZGÜRLÜĞE İHTİYACI OLANDIR”
Türkiye’de diğer demokratik cephesiyle birlikte, diğer muhalifler ile birlikte verilen mücadeleyi yeterli görüyor musunuz? Yeterli değil ise bundan sonrası için neler yapılabilir?
Dinç: Demokrasiyi getirecek olan demokrasiye ihtiyacı olandır. Özgürlüğü getirecek olan özgürlüğe ihtiyacı olandır. Şimdi bu toplumun en mağdur olanları kimlerse aslında bu memlekete demokrasi, özgürlük de gelecekse onunla ilgili gelecek. Ama öyle bir şey olmuş ki. Bu mağdurlar birbirlerine sırt dönmüşler. Bu mağdurlar kendi aralarında, özgürlük ve demokrasiyi isteyenler kendi aralarında mesafeler oluşmuş.
Bu, aslında uzun yıllardır yürütülen mücadelenin de sonuca ermesi konusunda ciddi sıkıntılara sebep oluyor. Burada en çok demokrasiye, özgürlüğe kimin ihtiyacı var diye sorulursa bu devlet, bu sistem tarafından inkar ve reddedilen Aleviler ve Kürtler geliyor.
Tabi bunun yanında demokrasiyi isteyen demokratlar, sosyalistler, diğer kesimler de hepsi bunun içerisinde ama en çok buna ihtiyacı olanlar bunlar.
“KÜRTLER VE ALEVİLER DEMOKRASİ MÜCADELESİNİN EN ÖNEMLİ İKİ DİNAMİĞİ”
Cumhuriyet dönemiyle Alevilere sanki biraz daha kamusal alanda görünür olma, kimliğini gizlese de imkanı tanınmış olsa da sonuç itibarıyla her zaman reddedilmişler ve baskı altına alınmışlar. Ama öyle bir şey var ki özellikle Kürt’le Alevi bir araya gelmez gibi bir algı var. Bunu kırmak lazım. Çünkü bu demokrasi mücadelesi içerisinde en önemli iki tane dinamik var Türkiye’de. Birisi Kürt hareketi, birisi Alevi hareketi.
Bu iki dinamik ancak Türkiye’de ciddi bir dönüşümü beraberinde getirebilir ama handikapları var. Aslında iki tarafın da birbirlerine yaklaşımında handikapları var. İki taraf da bu manada bir değişim içerisinde olmalı, bir yaklaşım sergilemeli. Bir tarafı çok resmi ideoloji ve Türk milliyetçiliği etkisi altındayken diğer tarafı da Aleviler çantada keklikmiş gibi yaklaşan, Aleviler zaten doğal olarak burada olması gerekir diyen bir algı içerisinde.Aksine yüz yıllarca kurulan, örülen engelleri görmeyen bir tutum içerisinde Kürt hareketi de bunu yapıyor. Bunu kaldırmak lazım.
“KARŞILIKLI ÖNYARGILARI KIRMAK GEREKİYOR”
Bunu kırdığımızda iki tarafın da birbirine yaklaşacağı şeyler olacaktır. Ama her halükarda burada unutmamak lazım burada farklı aktörler devreye giriyor. Yani bu birlikteliğin önünü kesmek için. Bunu yabana atmamak lazım.
Hızır Paşa geleneği maalesef çeşitli isimler altında don değiştirerek belki de devam ediyor. Bu zaman zaman İzzettin Doğan oluyor, zaman zaman başka bir isimle başka bir kılığa bürünüyor. Adeta hulul ediyor. Başka bir cisimle kendisini tekrar gösteriyor. Bunlar var, Alevi cenahında da.
Dolayısıyla bunları da ayıklamak lazım. Ama öncelikle bunun için karşılıklı o yargıları kırmak lazım. Bunu kırmak görevi de en başta bu işin öncülüğünü yaptığını söyleyen, bu işin başını çeken kişilerdedir, liderlerdedir, öncülerdedir. Maalesef onların da bu konuda o hastalıkla malul olması sorunu derinleştirmektedir.
PİRHA- Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışmaya devam ediyor. Mevcut örgütlenme düzeyinin Alevi toplumunun ihtiyaçlarına cevap verip vermediğini, veremiyorsa çözüm önerilerinin ne olduğunu tartışmaya açtığımız yazı dizisinin bu bölümünde Seyit Sabun Ocağına mensup DAD Mersin Şube Eş Başkanı Mehmet Seyitalioğlu ile görüştük.
Haberin Videosu
Ocaklar ve Dergahlar sistemi üzerinden yüzyıllarca kendi kendisine yeten ve bu anlamda demokratik, çoğulcu karakterini koruyup günümüze kadar getiren Alevi toplumu kent kültürüyle birlikte yeni sorunlar ve bu sorunların doğurduğu ihtiyaçlarla karşı karşıya kaldı.
Buna cevap üretmek için özellikle 1990’lardan itibaren günümüze kadar Türkiye ve Avrupa başta olmak üzere çok sayıda dernek, vakıf, cemevi, dergah, federasyon gibi yapılar kurarak inancıyla birlikte toplumsal varlığını sürdürmeye çalıştı. Ancak artan asimilasyon ve tekçi politikaların yoğunluğu da dikkate alındığında bu örgütlenme düzeyinin hem Alevi toplumunun ihtiyaçlarına hem de ülkemizin genel sorunlarına cevap olmada yetersiz kaldığı aşikar.
Bu bilgiler ışığında aynayı kendi yüzümüze yani Alevi örgütlenmesine tutarak mikrofonu Alevi pirlerine, kadınlarına, kurum temsilcilerine ve bilinen isimlerine sorduk.
Dizi yazımızın bu bölümünde Seyit Sabun Ocağı mensubu Demokratik Alevi Dernekleri Mersin Şube Eş Başkanı Mehmet Seyitalioğlu‘namikrofon tuttuk.
“OCAK VE DERGAHLAR İNANCIN OKULLARIDIR”
Sayın Seyitalioğlu mevcut Alevi örgütlenmesine genel anlamda baktığımızda tabloyu nasıl görüyorsunuz? Yeterli mi? Değilse neden?
Seyitalioğlu: Günümüzde var olan dernek, federasyon, cemevi vb. kurumların yeterli olduğunu söyleyemeyiz. Talip, Pir, Rehber, Mürşid ilişkisi Alevi örgütlenmesinde en temel yöntem olarak ele alınmalı ve buna göre güncellenmelidir.
Ocak: Bir araya gelmiş gurupların, toplulukların, cem haleri, birlik halleri, teşekkül ederek bir yönden kendi hayatlarına şekil vermedir. Dergah: Genel anlamda tarikat benzeri yapıların barındığı, ibadet ve tören yaptığı, tasavvufun öğrenildiği ve uygulandığı yer olarak değerlendirebiliriz. Dedesinden posta oturmayı hak ettiğini söyleyip kendi ocağına paralel yeni adla taliplik, reyberlik, pirlik ve mürşitlik yürütülüyor. Şimdi bundan böyle ocak sayısı 12’den fazladır. Dergahlar birer okul görevini görmekte idi. Önderliği inanç mensubu ocakzadelerce yürütülürdü. Ocak; ilgili ocakta en iyi pişen, olgunlaşan, sofrada, cemde, cemaatti dinletebilendir. Hiçbir bireyi dışarıda bırakmamak kaydı ile her şeyi toplumsal içeriğe kavuşturma tarzıdır.
“TOPLUMSAL İÇERİĞE KAVUŞTURMA NEDİR?”
a) İçe dönük içerik.
b) Dışa dönük içerik.
Toplumsal içerikte birinci adımı; içe dönük örgütlenmedir. Birey muhabbetten geçiyorsa, örgütlüdür. Eşitlikçi, paylaşımcı, Rızalık hallerini içselleştirmişse örgütlüdür. Doğaya, haneye niyaz ediyorsa örgütlüdür. Kendini kainatın bir parçası olarak görüyorsa örgütlüdür. Her mürşidi Kamilin bir canlı geçmiş ve bir gelecek yaratandır, bilinci varsa bu manada örgütlü insandır. Zahire nüfuz eden, batını bilen örgütlüdür. Raya Hêq (Hak Yolu) bilincinde yol yürüyen, asimilasyona karşı örgütlüdür. Dar meydanı: Şikâyet, sorgulama, yıllık görgü, yargılama, kurban, aklama, cezalandırma, ikrar verme halleri örgütlenmedir.
“Pir Sultan’ım yeryüzünde
Var mıdır noksan sözümde
Eksiğim kendi özümde
Darına durmaya geldim” bilinci örgütlenmedir.
“İBADETİMİZİN TEMELİ CEM OLMAKTIR”
Musahiplik yürütüyorsa örgütlüdür. İbadetimizin temeli cem olmaktır. Cemal cemale olmanın gereğini bilen örgütlü bireydir. İnancımızda cemin batini değeri büyüktür. Dar meclisinin, can meclisinin, didar meclisinin, Hızır lokmasının, hak sofrasının ve rızalık deryasının içinde kendini bulan örgütlü insandır. Hakikat arayışçısı olan insan Var’dan Doğuşu bilen, örgütlü insandır. Tekamülün amacı Çar Anasırın her cem halinde doğuşu olduğu gibi Rızaya tabi olmalı ve Hakkaniyetin vücuda geldiğini bilen insan örgütlüdür. Dört kapı kırk makamı manayı bilen örgütlüdür. “Sen seni bil, bileyim seni” bu ‘bil’me olgusu hayatidir, uygulamak hayatidir. Üryanlaşmak arınmaktır. Tüm kişisel çıkarları defetmektir.
“ALEVİLER SİYASİ PARTİLERİN ARKA BAHÇESİ DEĞİLDİR”
Aleviler inanç yapıları ile örgütlenirken, özgürlük uğruna da siyaset yapmalıdırlar. Çözüm önerileri; İkinci adım ise istek ve taleplerdir. Bunların kimlerle ve nasıl gerçekleştireceğidir. Bu istek ve taleplerin çeperinde olan hiçbir birey dışarıda bırakılmamalı. Aleviler, toplumsal muhalefetle buluşmalı. Herhangi bir parti veya diğer bir sivil toplum kuruluşunun yanında olabilir ama arka bahçesi değildir ve olmamalı. Aleviler hakikat arayışlarını toplumun ötekileştirmişleri ile halklarla ittifak halini seçmeli. Tekçi cumhuriyet yerine demokratik cumhuriyet talebimiz olmalı.
Alevi toplumunun eşit yurttaşlık, inanç, ibadet, eğitim özgürlüğü ve demokratik toplum gibi temel talepleri var ve bu uğurda yıllardır verilen bir mücadele söz konusu. Bu mücadeleyi yeterli görüyor musunuz? Daha güçlü sonuç almak için neler yapılabilir?
Seyitalioğlu:1- 5 Mart 1971 Kırıkhan, 12 Mart 1995 Gazi, 1 Nisan 1978 Malatya, 27 Mayıs-4 Temmuz 1980 Çorum, 11 Haziran 1967 Elbistan, 2 Temmuz 1993 Sivas, 4 Eylül 1978 Sivas, 19-24 Aralık 1978 Maraş katliamları bunlara 1960’lı yılların ortalarında Muğla Ortaca da cereyan eden saldırıları da ekleyelim. Bu katliamlarla yüzleşmeden eşit yurttaş olamayız.
2- Devlet elini inançlardan çekmeli. Her yurttaş dilediği şekilde ibadetini yapmalı. Ne zamanki bu yapılar devlet veya diğer vatandaşlara tehdit oluşturduysa devleti karşısında bulmalı.
3- Din eğitimini inanç sahiplerine bırakmalı, okullarda dini eğitime son vermeli.
4- Camileri, cem evleri vb. kurumlarını ilgili inanç mensuplarına bırakmalı. Su, elektrik ve bina yapımı kendileri karşılamalılar.
5- Eşit yurttaşlık sosyal, siyasal ve toplumsal alanda anayasa ve kanunlar karşısında eşit olmalı. İnancını özgürce yaşama talepleri alanlarda, sokaklarda savunulduğunu söyleyemeyiz. Verilen mücadeleyi daha da yükseltmeliyiz.
“EN GÜZEL CEM HAK ARAMAKTIR”
Demokrasi mücadelesi yürüten diğer toplumsal kesimler ile birlikte yürütülen mücadele yeterli mi? Daha güçlü sonuç almak için nasıl hareket edilebilir?
Seyitalioğlu: Alevilerin örgütlü kesimleri dahi kendi sorununa yeteri kadar sahip çıktığını söyleyemeyiz. Nitel tepki var. Nicelik olarak inançlarını toplumun tüm kesimlerine sirayet ettiğini söyleyemeyiz. Türkiye’nin temel problemleri ile buluşturup bir dalga oluşturma babından uzaktır. Her şeye rağmen bir tepki vardır. Yeterli midir? Hayır. Bunu daha çok toplumsal tabana yaymalıyız. Bunu dernekler, federasyonlar, partiler ve diğer muhalif çevreler yapılandırmalı. Toplum kendi sorunlarına sahip çıkacak bir muhalefet ile kararlı ve olmazsa olmaz olarak ortaya koymalıdır. Görülen o ki kurtuluş yok tek başına. En güzel Cem hak aramaktır. İktidar olmadan da değiştirmek mümkündür.
Turabi KİŞİN/PİRHA
BİR SONRAKİ DOSYA 27: Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkan Yardımcısı Cuma Erçe, Alevi örgütlenmesini değerlendiriyor.
PİRHA- Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışmaya devam ediyor. Mevcut örgütlenme düzeyinin Alevi toplumunun ihtiyaçlarına cevap verip vermediğini, veremiyorsa çözüm önerilerinin ne olduğunu tartışmaya açtığımız yazı dizisinin bu bölümünde Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı Adıyaman Şube Başkanı Nusret Tunç ile görüştük.
Haberin Videosu:
Ocaklar ve Dergahlar sistemi üzerinden yüzyıllarca kendi kendisine yeten ve bu anlamda demokratik, çoğulcu karakterini koruyup günümüze kadar getiren Alevi toplumu kent kültürüyle birlikte yeni sorunlar ve bu sorunların doğurduğu ihtiyaçlarla karşı karşıya kaldı.
Buna cevap üretmek için özellikle 1990’lardan itibaren günümüze kadar Türkiye ve Avrupa başta olmak üzere çok sayıda dernek, vakıf, cemevi, dergah, federasyon gibi yapılar kurarak inancıyla birlikte toplumsal varlığını sürdürmeye çalıştı. Ancak artan asimilasyon ve tekçi politikaların yoğunluğu da dikkate alındığında bu örgütlenme düzeyinin hem Alevi toplumunun ihtiyaçlarına hem de ülkemizin genel sorunlarına cevap olmada yetersiz kaldığı aşikar.
Bu bilgiler ışığında aynayı kendi yüzümüze yani Alevi örgütlenmesine tutarak mikrofonu Alevi pirlerine, kadınlarına, kurum temsilcilerine ve bilinen isimlerine sorduk.
Dizi yazımızın bu bölümünde Hacı Bektaşı Veli Anadolu Kültür Vakfı Adıyaman Şube Başkanı Nusret Tunç‘a mikrofon tuttuk.
“1990’LI YILLARIN BAŞINDAN BU YANA CİDDİ MÜCADELELER VERDİK”
Sayın Tunç, Alevi örgütlenmesine genel anlamda baktığımızda tabloyu nasıl görüyorsunuz? Yeterli mi? Değilse çözüm önerileriniz nelerdir?
Nusret Tunç: Çeyrek asırdır Alevi mücadelesinin içinde olan birisi olarak 25 yılımızı HBVAKV örgütlenmesine verdik. 18 yıl Vakfın genel merkezinde denetim kurulu üyeliği ve başkanlığını yaptım. Adıyaman şube başkanlığında da 8’nci yılımız. Alevi örgütleri olarak 1990’lı yılların başında yola çıktığımız arkadaşlarla birlikte hemen hemen aynı kişiler ve aynı kadrolar bu yola inanmış gönül vermiş insanlar olarak ciddi bir mücadele verdiğimize inanıyorum. İnancımızı ve yolumuzu beli bir noktaya getirdiğimize inanıyoruz.
“YÖNETİMLERİMİZE GENÇ KADROLAR YETİŞTİREMEDİK”
Ancak mücadele tek taraflı olmuyor. Toplumsal bir demokrasi ve özgürlük mücadelesi gerekiyor. Adalet ve insan hakları mücadelesinin örgütlü bir şekilde olması gerekiyor. Bu sadece Alevi örgütlerinin tek başına gerçekleştireceği bir konu değil. Ancak yıllardır verilen mücadelede beli düzeyde bir başarıda elde ettiğimiz ortadır. Verilen mücadele ve elde edilen kazanımlar yeterli mi? Elbette ki yeterli değil.
Özeleştiri vermem gerekirse en büyük eksiğimiz biz bina olarak mekan olarak ibadethane olarak büyüdük ama kitlelere çok fazla inemedik. Yönetimlerimize yeni genç kadrolar yetiştiremedik. Bunun tek sorumluları da Alevi örgütleri ve yöneticileri de değildir. Dış faktörler ve ülkenin koşulları da etkili oldu bu konuda. Bu anlamda başarısız demeyelim de yeterli başarı sağlayamadık.
“ÜLKEMİZİN KOŞULLARI ANTİDEMOKRATİK KOŞULLARDIR”
Başarı elde edemememizin en önemli nedenlerinden biriside dışsal faktörlerdir. Ülkemizin mevcut koşulları içinde bulunduğumuz antidemokratik koşullardır. Yine bir IŞİD ve El Kaide belasıdır. Bu faktörlerde tabi ki bizim mücadelemizde çıtayı daha yukarılara taşımamızda ve ileriye götürmemizde engel oldu.
Ama şu da bir gerçektir ki hiçbir başarı insanoğlunu tatmin etmez. İnsan bulunduğu konumdan hep bir üst çıtaya çıkmak için mücadele verir. Bizimde hedefimiz o oldu. Bu konuda bir başarı elde edildiğine ve Alevi örgütlerinin bu konuda başarı sağladığına inananlardanım.
“ALEVİ ÖRGÜTLERİ İLK KURULDUĞU DÖNEMLERDE ALEVİ KELİMESİ YASAKTI”
Alevi toplumunun eşit yurttaşlık, inanç, ibadet, zorunlu din derslerinin kaldırılması, eğitim özgürlüğü ve demokratik talepleri var. Bu uğurda yıllardır verilen bir mücadele var. Bu mücadeleyi yeterli görüyor musunuz? Görmüyorsanız daha güçlü sonuç almak için neler yapılabilir?
Tunç: Bu söylediğiniz konular Aleviliğin olmazsa olmazlarıdır. Daha doğrusu insanlığın olmazsa olmazıdır. Çünkü bu konular insan haklarını, demokrasiyi, özgürlüğü, adaleti, inanç ve düşünce özgürlüğünün temelini oluşturan konulardır. Bu konuda Alevi toplumu olarak çok şanssızız. Bir örnek vermek gerekirse Türkiye’de biz bu örgütleri kurduğumuz zaman ne yazık ki rahatlıkla Alevi kelimesini kullanamıyorduk yasaktı.
Kurucu genel başkanımız Ali Doğan ABF’yi kurmak istediği zaman karşısına şu sorun çıkmıştır. ‘Alevi kelimesini kullanamazsınız hukukumuzda Alevi kelimesi yoktur.’ Biz yaklaşık 6 yıl Alevi kelimesini yasallaştırmak için Türk hukuk sisteminde mücadele verdik. 2000’li yılların başında mahkeme kararıyla Alevi kelimesini kullanma hakkını elde edebildik.
“SÖZ KONUSU ALEVİLER OLUNCA HUKUK İŞLEMİYOR”
Bu neyi gösteriyor? Yine bir çok kararları Aleviler AİHM’de çıkartıp getirmiştir. Yurt içindeki hukuk süreçlerini tüketmiş olaylar AİHM’e taşınarak burada kararlar alınmıştır.
Bunun örneğini zorunlu din dersleri konusunda görüyoruz. Türkiye Cumhuriyeti devletini yönetenler yılarca bu kararları göz ardı ederek uygulamamışlardır. Bu da Alevi toplumunun şansızlığı ve hukuksuzluğa uğradığı bir konudur. Aynı zamanda da halkların hukuksuzluk anlamında demokrasi anlamında da bir karın ağrısıdır. Bu da şu anlama geliyor. Türkiye’deki siyasi partilerin siyasi partiler hukuku, adaleti, insan hakları, demokrasiyi ve özgürlüğü yeterince özümsememişlerdir.
“TÜRKİYE’DE DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜKLER SORUNU VAR”
Türkiye’deki siyasi partilerin yapılarına baktığımız zaman hep tek adam yönetimleri söz konusu değil midir? Hangi parti iktidara gelirse gelsin kendi bireysel, ekonomik maddi ve manevi çıkarlarını benimsiyorlar.
Bu da Türkiye demokrasisinin gelişmesi önünde bir engel oluyor. Sadece Aleviler için değil Kürt sorunu özgürlüklerin ve demokrasisinin gelişmesinin önünde hep bir engel. Bütün bunlarda gösteriyor ki Türkiye’de bir demokrasi, özgürlükler ve temel haklar sorunu var.
“ALEVİLER SON DÖNEMLERDE DEMOKRASİ GÜÇLERİYLE BİRLİKTE HAREKET ETTİLER”
Demokrasi mücadelesi yürüten diğer toplumsal kesimlerle birlikte yürütülen mücadeleler yeterli mi? Daha güçlü sonuç almak için nasıl hareket edilmelidir?
Tunç: Bu konuda tabi Alevi hareketinin 25 yıllık sürecine baktığımızda öncelikle Alevilerin örgütlenme süreci vardı. O başlangıç süreçlerinde demokrasi güçleriyle hareket etme anlamında ilk başlangıçta kendi örgütlenmelerini sağlamaları açısında çok zaman ayıramadılar.
Ancak özelikle 95’lerden sonra Alevi örgütleri kendini demokrasiyi savunan örgütleriyle hareket etmiş ve kendilerini kabul etmişlerdir. Onlarla verdiği ortak mücadelelerle büyük mitingler yapmışlardır. Sosyal ve siyasal anlamda birçok konuda Alevi örgütleri demokrasi mücadelesi veren güçlerle bir araya gelip birlikte hareket etmiştir.
Yakın döneme bakacak olursak 7 Haziran seçimlerinde demokrasi ve özgürlük mücadelesi veren insan haklarını savunan bir siyasi partiye destek vererek ittifak ederek birlikte hareket ederek Alevi mücadelesinde yer almış emek vermiş insanları meclise taşımıştır. Bu günde Genel Merkez düzeyinde demokrasi güçleriyle birlikte hareket etme anlamında mücadele veriyorlar.
“TOPLUMSAL DUYARLIĞIN ARTIRILMASI GEREKİYOR”
Tam anlamıyla yeterli midir? Tabi ki değildir. Bunun yeterli düzeye ulaşması için toplumsal duyarlılığın artırılması gerekir. Birde dışsal koşulların ülkenin koşullarının da oluşması gerekiyor. Bu gün baktığımızda Türkiye’de bir tek adam yönetimi var. Meclis devre dışı bırakılmış bir durumda. Demokratik kurum ve kuruluşlar, demokrasinin olmazsa olmazı basın ve yayın STK’lar bir baskı altındadır. Türkiye’de şu anda bir korku imparatorluğu kurulmuştur. Bu ortamda ne kadar mücadele verilir? Adaletsizliğin diz boyu olduğu bir ülkede layıkıyla bir mücadele verilemiyor.
PİRHA- Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışmaya devam ediyor. Mevcut örgütlenme düzeyinin Alevi toplumunun ihtiyaçlarına cevap verip vermediğini, veremiyorsa çözüm önerilerinin ne olduğunu tartışmaya açtığımız yazı dizisinin bu bölümünde Şıh Çoban Ocağı mensubu DAD Adana Şube Eşbaşkanı Pir Zeynel Kete ile görüştük.
Ocaklar ve Dergahlar sistemi üzerinden yüzyıllarca kendi kendisine yeten ve bu anlamda demokratik, çoğulcu karakterini koruyup günümüze kadar getiren Alevi toplumu kent kültürüyle birlikte yeni sorunlar ve bu sorunların doğurduğu ihtiyaçlarla karşı karşıya kaldı.
Buna cevap üretmek için özellikle 1990’lardan itibaren günümüze kadar Türkiye ve Avrupa başta olmak üzere çok sayıda dernek, vakıf, cemevi, dergah, federasyon gibi yapılar kurarak inancıyla birlikte toplumsal varlığını sürdürmeye çalıştı. Ancak artan asimilasyon ve tekçi politikaların yoğunluğu da dikkate alındığında bu örgütlenme düzeyinin hem Alevi toplumunun ihtiyaçlarına hem de ülkemizin genel sorunlarına cevap olmada yetersiz kaldığı aşikar.
Bu bilgiler ışığında aynayı kendi yüzümüze yani Alevi örgütlenmesine tutarak mikrofonu Alevi pirlerine, kadınlarına, kurum temsilcilerine ve bilinen isimlerine sorduk.
Dizi yazımızın bu bölümünde Şıh Çoban Ocağı mensubu Demokratik Alevi Dernekleri Adana Şube Eşbaşkanı Pir Zeynel Kete‘ye mikrofon tuttuk.
“DEVLETE RAĞMEN VAROLUŞ MÜCADELESİ VEREN BİR TOPLUM”
Sayın Kete mevcut Alevi örgütlenmesine genel anlamda baktığımızda tabloyu nasıl görüyorsunuz? Yeterli mi? Değilse neden?
Zeynel Kete: Var oluşundan bugüne kadar, Alevi halklar sürekleri, inançları toplumsal yaşamı düzenleme, iktidar karşıtı duruş sergileme devlete rağmen var olma, mücadelesi vermiştir. Bu tarz bir inanç aynı zamanda Ahlaki ve politik bir yapıya sahiptir.
Tarihsel gelişim bize göstermiştir ki, Ahlaki politik oluşumlar, inançlar halkların doğal yaşamını, komlaşması için gayret sarfederken, iktidara bulaşan dinsellesen inançlar ise kısa sürede iktidar ve devletle birleşerek başlangıçtaki özlerine ters düşmüşlerdir.
Yani, inançlar Ahlaki politik yönlerini korurlarsa, toplumsal ahlakı esas alırlarsa, komlaşarak toplumların sorunlarını ikrarlık ve rızalık esasında çözerler. Toplumdaki ikrarlik ve rızalık esası, simbiyotik ve holistik ilişkidir.
“SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ İNANÇTAKİ NETLİĞE BAĞLIDIR”
Mevcut Alevi örgütlülüğünün sorunlara cevap verip vermediğini anlamak için, inançta netliği ne kadar yaşayıp yaşamadıklarına bakmak gerekir. Öncelikle iktidar ilişkilerinden ne kadar kopuşu yaşayıp yaşamadıklarına bakmak gerekir. Yani inançta netliği yaşamayan, politikada da netliği yaşayamaz. Alevilik iktidara bulaşmayan devlete rağmen varlığını devam ettiren bir inançtır. Bir çok kurum adeta iktidar ilişkileri üzerinde şekillenmektedir.
“DEVLETLE GİRDİĞİNİZ TORBADAN NASIL ÇIKACAĞINIZA DEVLET KARAR VERİR”
Kurum yöneticileri, bürokrasi ilişkisinin arkasına sığınarak devletle ilişkisini sıcak tutarak kurumda iktidarını devam ettirmektedir. Bu ilişkilenme tarzını da genelin çıkarı, kurumun çıkarı için şeklinde realize etmektedir. Bilinmelidir ki devletle torbaya girdiğinizde torbadan nasıl çıkacağınıza siz değil devlet aklı karar verir.
Genelde kentleşmeyle beraber sorunların arttığı dillendiriliyor. Evet kent kanserlidir, bireyi, toplumu, evreni taksitle öldürüyor. Bu doğrudur, ama söz konusu Hakyol Alevi inancının sürekleri olunca farklı düşünmek zorundayız. Kentlerle beraber değişen Aleviler mıdır? Yoksa Alevilik mıdır? Alevilikte değişen bir şey yok. Aleviliği değiştiren Kapitalist modernitenin etkisine girmiş Alevilerdir. Her Alevi canı pirince, mürşidine, anasına, musahibine gitti de kim engelledi? Evinde inancını yaşasa kim engelleyecektir?
Kapitalist modernist anlayış, kent merkezlerini birer rant kapısı haline getirmiştir. Kentlerde hava, su, ateş ve toprağın rızalığı alınmamıştır. Halbuki Aleviler mekanı cemleştiren bir gelenekten geliyorlar. Kentlerde değişen Alevilik midir? Yoksa Aleviler midir? Bunu iyi tartışmalılar. Kent koşulları, ekonomik sosyal koşullar, insanların diyarlarından mekanlarından ayrılmaları, bunları bahane ederek Aleviliği revize etmeleri, ciddi bir hatadır. Alevilik değişmez. Aleviler şunu iyi bilmelidir ki; kent insanı biçimlendirir ama insanda kenti biçimlendirir. Gelinen aşamada, Aleviler kenti, kentteki kurumlarını, mimarileri o Kendi hakikatlerine göre biçimlendirme gayretine girmiyorlar. Bir çok Alevi kurumu toplumsal ilişkiler içinde iktidarı örtmektedir. Alevi hakikatine göre biçimlenen kent ve kurumlar değil, kentin modernizmine göre biçimlenen bir Alevilik gerçekliği ile karşı karşıyayız.
“KÜLTÜREL VE FİZİKİ SOYKIRIMIN FARKINDA DEĞİLİZ”
Belki de Alevi inancı tarihin hiç bir döneminde bugünkü kadar, kültürel ve fiziksel soykırım eşiğine gelmemişti. Daha da tehlikeli olan, Alevilerin bunun farkında olmamaları, ya da ciddiye almamalarıdır.
Aleviler genelde milliyetçi, muhafazakar, şeriatçı parti veya kurumları, kişileri, Nemrud, Yezit olarak tanımlarlar. Sürekli karşıtlık üzerinde kendilerini var etmeleri, ya da tanımlamaları; daha derinlik ve genişlikte yaşatılan sorunları görmelerine engel oldu.
Eskiden, Hakyol Alevi sürekleri için “din dışı, kafir, mülhit, katli vaciptir” denilip katliamlara, fetvalara meşruiyet kazandırılırdı. Şimdi ise Alevi inancı “dinsellestirilmeye” çalışılıyor. Alevi kurumları bunun farkında mı? Ya da bir çok Alevi kurumu veya şahsiyeti bu politikalarda görev aldı.
Bir çok Alevi kurumunun da ortak olduğu, cumhuriyet modernitesinin politikalarından olan “Aleviliği dinselleştirme” İttihat Terakki ile başlayan Cumhuriyet modernitesinin devam eden Baha Sait çizgisidir. Alevi kurumları bu çizginin yol açacağı kültürel ve fiziki soykırımının farkında değiller, bir kısmı da bu katliamda görev almaktadır.
“KENDİ HAKİKATİMİZİ GÖRÜNÜR KILMAKTAN KAÇINDIK”
Cumhuriyet döneminde bir taraftan katliama uğratılan Aleviler, diğer taraftan ise katliamı yapan zihniyetin bekçileri haline getirildi. Bu ilişkilenme tarzı ve söylem maalesef Aleviler tarafından da dillendirildi. Böylelikle kültürel soykırım yavaş yavaş taksitle günümüze kadar devam ettirildi. Bu politikaların sonucunda Alevilerin çoğu, çağdaş uygarlık adına yada Enternasyonalizm adına, Kendi dilini, inancını, tarihini kimliğini basite alan yaklaşımlar sergilediler.
“TÜRKÇE BİLMEYEN ALEVİLER TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNE SOYUNDU”
Dünyanın farklı bir coğrafyasında farklı halk önderlerinin, devrimcilerin yedi sülalesini bilir ama kendi hakikatini görünür kılan değerlerine karşı basit yaklaşımlar sergilendi. Bir çok kurum yöneticisi köyden geldiğinde doğru dürüst Türkçe bilmezken, gelinen aşamada en büyük Türk milliyetçiliğini yapar duruma gelmiştir. Alevi inancının da gerçek Türk ve Müslüman olduğunu savunur duruma gelmiştir.
Bu yaklaşım bir çok kurumda farklı dille, farklı şekillerde devam ettiriliyor. Mevcut cemevlerinin çoğu adeta oto asimilasyona ciddi hizmet etmektedirler. Cem evlerinde yolun hakikatinden uzak, Alevi dilinden, pratiğinden, kemaletinden, ruh halinden uzak, bir Erkan yürütülmektedir. Bazı cem evlerinde cami Cem evi projeleri başarılı bir şekilde devam ediyor. Alevi erkanlarında ki İslamileşme, pirlerimizin duymadığımız dualar, yola ait olmayan kavramlar, başkasının aklıyla düşünme, diyanette Alevi dairesinin açılmasını isteme talepleri, birer folklorik öğeye indirgenen cem erkanı, pirleri maaş verilmesi istemleri, erkek egemen hale gelen kurumlar ve anasız bırakılmaya çalışılan Alevilik…
“CEMEVLERİNE YASAL STATÜ İSTEMEK ELZEM BİR İHTİYAÇ MI?”
Alevilerin Kendi kurumları olmalı. Cem evleri olmalı. Alevilerin cem evleri yasal statüye kavuşturulmalı istemlerinin nelere mal olacağını tam olarak bilince çıkardıklarını düşünmüyorum. Cem evlerine yasal statü istemek Aleviliğin elzem bir ihtiyacı mı? Yoksa Alevilerin istemleri mi? Yoksa Alevilerin enerjisini gerçek istemlerden uzaklaştıracak bir devlet politikası mıdır? Cem evlerine cümbüş evleri diyen bir zihniyet Alevileri karşıtlık üzerinde kışkırtarak hedef haline getirmektedir. Resmileşen cem evi Aleviliği bir tarikat haline getirir. Tıpkı Osmanlılar döneminde kurulan devlete bağlı bazı Bektaşi tekkeleri gibi.
“ALEVİ HAKİKATİ DERNEKLERDEN BÜYÜKTÜR”
Alevi kurumları, dernekleri mutlaka olmalıdır. Önemli olan bu kurumları Alevi hakikati ile ne kadar doldurulduğudur. Alevi hakikati derneklerden büyüktür. Derneklerin mutlaka demokrasi ve özgürlükleri birinci öncelikleri olmalıdır. Derneklerde binbir sürek yürütülmüyor. Alevilik ehil olmayan ellerde tek tek tipleşerek can çekişiyor. Toplanmakta Kom olmak farklı bir şeydir. Derneklerde topluluk oluşuyor, komlaşmada sorun yaşanıyor, komlasılmıyor. Aleviler cem evlerinde kendi farklılıklarını yaşamalılar. Renklilik, çok dillilik hakkın varlığının en büyük delilidir.
“CEMEVLERİ DOĞRUDAN DEMOKRASİNİN VAR EDİLDİĞİ MEKANLARDIR”
Alevilerin cem evleri, Hakikatin inşa edildiği mekanlardır. Cem evlerinde bir üst akla ihtiyaç yoktur. Cem evi ana rahmidir. Hakkın haklandığı hak meydanıdır. Cem evleri doğrudan demokrasinin var edildiği mekanlardır. Devlete rağmen Alevilerin Kendi toplumsallıklarını inşa ettikleri mekanlarıdır. İçinde Xızır aklı olmayan, hakkın haklanmadığı, birer akademi haline gelmeyen, talibi ocakla birleştirmeyen devasa binalardan cem evi olur mu? Devlet camiye benzemeden, cem evi verir mi? Cem evleri üzerinde milyonlarca Alevi çeşitli partilerin, hükümetlerin siyasi emellerine kurban edilmektedir. Bir çok Alevi kurumu, Piri, kurum yöneticisi cem evlerinde Alevileri resmi ideolojiye kurban etmektedir.
Sayın Kete Bugünkü tabloyu yeterli görmüyorsanız o halde neler yapılabilir? Çözüm önerileriniz var mı?
Alevi örgütlenmesinde ki tablo hiç tereddütsüz iç açıcı değildir. Aleviler neler yapmalıdır. Öncelikle cumhuriyetten bugüne yaşatılan kültürel ve fiziki soykırımlardan başlayarak ciddi bir şekilde tarihle hesaplaşmalıdır. Siyasi tercihle hesaplaşmalıdır. İnancımız gereği bir Alevi kendi inancının bekçisi bile değildir. Ancak yola ikrar ve rızalık anlayışında talip olur. Bu güne kadar Aleviler kimin bekçisi oldular? Bekçisi ve teminatı oldukları siyasi oluşum sorunlarını ne kadar çözdü? Katliamlardan kurtuldular mı?
“MODERNİZMİN ÇAĞDAŞ, UYGARLIK VE İLERİCİ SÖYLEMLERİ HOŞ GELDİ”
Aleviler yüzlerce yıl devam eden Osmanlının zulmüne duydukları öfkeden dolayı ulus devlet anlayışının zulmünü, Modernizmin etkilerini göremez hale geldiler. Önce bununla hesaplaşmaları lazım. Alevilere Cumhuriyet Modernizmin çağdaş, uygarlık, ilerici, laik söylemleri hoş geldi. Bunca zulümden sonra nefes alacaklarına inandılar. Ama görünen odur ki, Alevilerin maruz kaldığı katliamlar dönemsel değişikliğe uğrasa da, farklı araçlarla yapılsa da, yönetmen ve akıl her dönem ortak amaca hizmet ediyordu. Bu baskılar değişik araç ve yöntemlerle bugün de devam ediyor. Aleviler bununla hesaplaşmadan kendi savunmalarını yapamazlar. Asimilasyon dan kurtulamazlar. Bu aynı zamanda geçmiş hatalarından dolayı yola karşı dara durmayı gerektirir. Aleviler bundan korkmamalı.
“KENDİ ÖZÜNÜ DARA ÇEKMEYEN, BAŞKASINI NASIL ÖRGÜTLER”
Aleviler hatalarına karşı, oto asimilasyondan dolayı iktidarcı anlayışlarından, tarihi sorumluluklar alıp dara durma kemaletini göstermelidirler. Dar didar olmak geçmişin muhasebesini yapmaktır. Geçmişten dersler çıkarma, hataları görme, eksikliklerin farkına varma, bundan kurtulma, kendini yeni sürece hazırlama durumuna özeleştirel bir yaklaşımdır. Özünü dara çekmeli. Kendi özünü dara çekmeyen, başkasını nasıl örgütler.
Asıl olan kurumlardaki anlayış ve tarzdır. Bilgelik ve Kemalete Alevi olabilmektir. Zulme karşı durarak Alevi olabilmektir. Kurumlarda piri, mürşidi, rayberi, anayı, mihmanı, talibi şahlandırarak Alevi siyasallığını yapabilmektir. Asıl sorunlar anlayış ve tarzdan kaynaklıdır. Sistemin sorun yaratması ikinci sıradadır.
“DERNEKLERDE DİKEY ÖRGÜTLÜLÜK ESAS ALINMIŞTIR”
İkrarlaşmayı unutan, yolu kadınsız bırakan, ya da kurumlarda kadını mutfağa hapseden, sistemle ciddi hesaplaşmayan, yolun boyasına boyanmayan, gençliğe eğilmekten zorlanan, Alevi kavramlarını görünür kılmayan, Alevi dilini kullanmayan canlardan oluşan bir kurumlaşma gerçekliği ile karşı karşıyayız.
Derneklerde dikey örgütlülük esas alınmıştır. Bir çok dernek ve kurum adeta birer ” ziggurat” hâlini almıştır. Birimiz kırk, kırkımız biriz düsturu bunun önüne geçmektedir. Muhammet Mustafa’yı bile peygamberlik sıfatı ile cemine almayan bir inanç, kendi kurumlarında mülki erkanla cem yapabilmekte ve iktidarcı anlayış yaşamakta, bu ilişki tarzı örülmektedir.
Alevi kurumları iktidarların, siyasilerin yönlendirilmesi ile çeşitli dini sembol ve kavramların arkasına takılmış gitmektedir. Alevilerin bütün enerjileri son otuz yıldır cem evi yapmak için, kurumlar arası mekik dokunarak harcanmıştır. Kendisinin belirlenmediği çeşitli gündemlerin peşinde sürüklenir durumdadır. Alevilik derneklere gidip gelmek, muhalefet partilerine oy vermek, halk oyunları haline getirilen, duygusuz ve ruhsuz ortamlarda bağlanan cem erkanına gitmek, sağcı, muhafazakar partilere veya kişilere ” Yezit” demekten ibaretmiş algısı oluşturulmaktadır.
“ALEVİLİK DEMOKRATİK, TOPLUMCU KOMİNAL BİR İNANÇTIR”
Kimse Ocak örgütlenmesinin, talip ile pirin buluşmasının, görgü cemlerinin yapılmasının, her canın dar didar olmasının, toplumsal dayanışmanın, kültürel ve fiziki soykırım eşiğine gelmiş bir Alevi Halklar gerçekliğinden bahsetmiyor. Alevi kurumlarında kimse iktidar, koltuk, güç, kendini merkez yapma, iktidar araçlarını oluşturma, asimilasyon ve yola yabancılaşmadan bahsetmiyor.
Ancak bu şekilde Ahlaki politik olabilirler. Alevilik kadını mürşidi kamilullah kabul eden, var oluş kapısı kabul eden, yol kadınla başlar diyen; havaya suya ateşe toprağa ikrar ve rızalık ekseninde ilişkilenene bu yönüyle ekolojik olan, Ocak örgütlenmesi sistemiyle öz yönetim oluşturan, cem ve cıvat erkanı ile doğrudan demokrasi kültürünü canlı kılan, Hak lokması, Xızır lokması, gağan, çeralık, musahip ve kirvelik ile toplumsal dayanışmacı olan, pir, mürşit, rayber ve taliplerle toplumsal modelini inşa eden demokratik kontrol sistemini oluşturan, dar didar ile toplumsal adaleti esas alan, demokratik, toplumcu, dayanışmacı, kominal bir inançtır.
Alevilerdeki kavram, kuram ve kurum göz önüne alındığında gelinen aşama bu tarihsel hakikate uygun değildir. Bilinç düzeyi ile pratik arasındaki açıklık giderek büyümektedir. Bu yolun hakikatine aykırıdır. Toplumsallığı örme, Ahlaki ve politik kimlikte ciddi aşınmalar vardır.
Önce içe dönük dar didar olup, ondan sonra Alevi çalışmalarına başlanılmalı. Aleviler, Alevi kurumları daha derinlikli, stratejik, siyasal, sosyal sorunları tartışması gerekirken, güncel sorunlara boğulması, karşıtlık üzerinde siyaset yapmaları, yaratılan gündem üzerinde var olmaları, ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Kendi tarihsel ve toplumsal perspektifinden uzaklaşmak, Alevi inancına terstir. Bunun sonucunda kurumlarda iç sorunlarla boğulma riski vardır. Aleviler bunun farkındalar mı?
“ÜZÜCÜ OLAN GENÇ KUŞAKLAR GÖRDÜKLERİNE ALEVİLİK DİYE İNANACAK”
Gelinen aşamada Alevi kurumlarında Alevileri Alevilikle barıştırmak lazım. Mevcut kurumlarda Alevilere Alevilik gittikçe birbirinden farklılaşmaktadır. Çoğumuzun geleneğimizde duymadığı, görmediği bir Alevilikle karşı karşıyayız. Durum gösteriyor ki, son otuz yıldır Alevilerin sorunlarını çözmeye çalışan kurumlar, görülmemiş derecede Aleviliğin hakikatinde uzaklaşmış Modernizmin standartlarına uygun adeta bir Alevilik icat edilmiştir. Üzücü olan genç kuşak ve çocuklar gördüklerine Alevilik diye inanırlar. Cemlerde Besmele ile başlayıp, ölülerin ruhuna Fatiha okuyarak devam eden, “sadakallhül azim” ile bitiriliyor.
“ALEVİLERİN İÇİNDE KÜÇÜK DEVLETLER VAR”
Aleviler siyasal ve politik alanda ilişkilenerek sorunlarını çözmeye çalışırken, Alevilik hak etmeyenlerin elinde özünden uzaklaşarak yeni bir şekil almaktadır. Bir çok Alevi şahsiyet kendisi birer kurum haline gelmiştir. Mevcut gücünü daim ve kaim etmek için modernizmin her türlü boyasına boyanmıştır. Bu tipler ne bir yol açarlar, nede yoldan çekilirler. Artık kişi değiller. Alevilerin içindeki küçük Devlet haline gelmişlerdir.
“İNANÇ ALANINDA OCAK ÖRGÜTLENMESİNİ CANLI TUTMAK GEREK”
Mevcut sorunlar ancak İnaç ve toplumsal siyasi alanda örgütlenmeleri yoğunlaştırmak gerekir. İnanç alanındaki örgütlenme Ocak örgütlenmesini canlı tutmaktır. Alevilerin binlerce yıllık örgütleme modelidir. iktidara bulaşmayan Ahlaki ve politik bir örgütleme modelidir. Her can kendi mürşidini, pirini, musahibini, rehberini bilmeli niyaz olmalıdır. Ayrıca her can yola talip olmalıdır. Cem û cıvat erkanının eski geleneklere göre yapılmalı, görgü cemlerimiz mutlaka yapılmalıdır.
“OCAK ALEVİLİĞİN TOPLUMSAL BEYNİDİR”
Aleviler cem olamadıkları için komlaşamıyorlar. Ocak en büyük komlaşmadır. Ocak Aleviliğin toplumsal beynidir. Kentleşme Ocak örgütlenmesinin önünde engelmiş algısı bizatihi Aleviler tarafından dillendiriliyor. Cemevleri Ocak sisteminin alternatifi imiş algısı bir çok Alevi Piri tarafından dillendiriliyor. Tabi bu pirler talibi olan, irşat eden mürşidi kamil değil, cem evi pirleri yada kadrolu dedesidir.
Aleviler kendi toplumsallığını inşa edemeyince topluluk oluyorlar, bu anlayışta sürekli birilerinin işini kolaylaştırıyor. Böylelikle Aleviler özne olmaktan ziyade nesne durumuna dönüşüyor. Didar olunmalıdır. Pir talip ilişkisi çeralık ilişkisine indiren yolun da kabul etmediği ilişkilenme tarzı aşılmalıdır. Binlerce yıldır ne pir talibini devletin mahkeme kapılarına gönderdi ne de talip pirini devletin vereceği maaşa muhtaç eyledi. İkrarlık ve rızalık üzerine kurulu bir ilişki tarzıdır. Sosyal dayanışmacı bir tarzdır. Xızır aşkı Hak gayretiyle yolun nurlanmasına verilen Hak lokmasıdır. Bu lokma usulüne uygun olarak verilirse kainatın öbür ucunda hissedilir.
Kurumlar her canın kendisiyle, toplumla ve kainatla yar olma mekanları olmalıdır. Alevi Halklar süreklerinin birbirleriyle musahip olmasının önünü açmalı, Alevi hakikatini görünür kılmalıdır.
“TOPLUMSAL VE SİYASAL ALAN ÖRGÜTLENMESİ ÖNEMLİDİR”
Alevilerin önemli bir örgütleme alanı da toplumsal ve siyasal alanda örgütlenmeleridir. Eğer toplumsal ve siyasal alanda örgütlenmelerini yolun aklına göre yapamazlarsa inanç olarak örgütlenmede zorlanırlar. Temelinde örgütlenme bir grubun, toplumun, kimliğin, inancın varlıkları ile ilgili, öngörüde bulunma, siyasetini örgütleme, dizayn etme ön görüşü ve felsefesidir. Burada esas olan kendini geçmişe taşıma, koruya bilme, güvenceye alma. Kendi rızasını, iradesini esas kılmadır. Bu çerçevede her iki örgütlenme tarzı çok önemlidir, karşılıklı birbirlerini var ederler.
“DEVLETTEN İSTEYEN DEĞİL, DEVLETE RAĞMEN VARLIĞI SÜRDÜRMEK”
Yoğun saldırılar hat safhadayken, hakkı mihman ettiğimiz hanelerimize kadar zulüm dayanmışken, hakka yürüyen canlarımızın bedenleri topraktan çıkarılırken, kutsal mekanlarımız, topraklarımız, ziyaretlerimiz, nişangahlarımız, dergahlarımız tahrip edilirken, Kapitalist modernitenin tüm ideolojik ve zor aygıtları bize yönelikken, örgütlenme dışında başka kurtuluş yoktur. Doğru temelde ve akılla Kapitalist modernitenin etkisine girmeden, oynanan oyunları boşa çıkaracak örgütlenmelere gidilmelidir. Bu yönüyle Aleviler devletten isteyen değil devlete rağmen varlığını devam ettiren durumunda olmalıdır. Yolun aklına uygun, bunun dışına çıkmadan, her türlü maddi manevi desteği kendi içinde var eden bir örgütlenme modeli. Canların toplumsal dayanışma kültürlerinden feyz alarak kurumlarını kendileri yapabilmelidirler.
Başta kadın ve gençlik olmak şartı ile, toplumsal ve siyasal örgütlemenin içinde görev almalı. Kadınlara ve gençlere yönelik bilim, sanat, estetik, edebiyat alanları oluşturulmalıdır. Kadın var oluş kapısı kabul edilir. Genç ise masumo parktır, iktidara bulaşmamıştır. Bu yönüyle hakkın varlığını, kerametini, ruhunu bünyesinde taşır.
“ÖRGÜTLÜYSEN BİR ŞEYSİN, YOKSA HİÇ BİR ŞEY”
Alevi toplumunun eşit yurttaşlık, inanç, ibadet, eğitim özgürlüğü ve demokratik toplum gibi temel talepleri var ve bu uğurda yıllardır verilen bir mücadele söz konusu. Bu mücadeleyi yeterli görüyor musunuz? Daha güçlü sonuç almak için neler yapılabilir?
Pir Kete: Eşit yurttaşlık talebi hak bir taleptir, ama eksiktir. Beni kabul et diye gayret etmek tartışılmalıdır. Hangi yurttaş eşittir. Mevcut sistemin mağdurları kendilerini kabul ettirmek için uğraşmamalı. Örgütlenip güç olduklarında, Kendi maddi manevi varlıklarını ahlaki ve politik olarak yaşadıklarında, Nahak anlayışla zihniyet düzeyinde kopuş yaşadıklarında zaten kendilerini savunabilirler. Örgütlülüysen bir şeysin, yoksa hiç bir şey.
Din derslerinin kaldırılması ciddi bir sorunu çözmez. Devletin ideolojik aygıtları o müfredat boşluğunu doldurur. Diyanet sadece bir dini kurum değildir. Binlerce yıllık erkek egemen anlayışın bir sonucudur. Yüzlerce eli, ayağı olan, inancın tektipleştirilip, erkek egemen hale gelmesinin bütün Toplumsal alan dinsellestirilmeye den dolayı bu ders kaldırıldı sorun çözülmez.
“DİYANET İKTİDAR İSLAMININ, DEVLET DİNİNİN TEMSİLCİSİDİR”
Mevcut haliyle Muhammed’i hak İslam anlayışı diyanette temsil edilmektedir. Bizler biliyoruz ki hak kelamı 124 bin nebiden gelerek, İbrahim, Musa, İsa, Muhammed üzerinde devriye olmuştur. Bu Xızır aklıdır. Xızır aklına bulaşmayan hiç bir kişi peygamber olmamıştır.
Diyanet doğrudan doğruya iktidar İslamının, devlet dininin temsilcisidir. İslamiyetin demokratik damarını değil emevi anlayışını esas almaktadır. İslamiyet’in Demokratik damarı açısından şirktir. Diyanet işleri başkanlığı, bugüne kadar yaşatılan katliamların, hak ihlallerinin, taciz ve tecavüzlerin, statükonun hangisine karşı gelmiştir.
Cumhuriyetin kuruluşunun ardından hemen yeni ulus devlet anlayışının zihniyetine göre dini şekillendiren bir devlet kurumudur. İktidarın en önemli kollarından biridir. Asıl amacı yaşatılan zulmü Emevi İslam anlayışı ile kabul ettirmektir. Tekçi zihniyetin ürünüdür. Diyanetin söylemleri ile bu ülkenin ezilen Müslümanları, verilenle yetinen, makul vatandaş olan, ötekiye karşı eli tetikte bekleyen, zulmü görmeyen,duymayan, öğrenemeyen, farklı İnanç, etnik yapı, aşirler, halklar, mezheplere yönelik ötekilestirici politikalar uygulayan devlet aklının din alnındaki kurumudur.
“SORUN IRKÇI ULUS DEVLET ANLAYIŞINDA YATMAKTADIR”
Diyanet ve Din kültürü Derslerinin programları ile; Cemaatçi ve aidiyetçi vatandaşlar yetiştirilir. İtaat eden müminler, ses çıkarmayan mümin yurttaş, itaat ekseninde birey, toplum devlet ilişkisi geliştiren bireyler yetiştirmektir. Sorun diyanetin veya din derslerinin programları değildir. Sorun ırkçı, milliyetçi, şeriatçı tekçi ulus devlet anlayışının zihniyetinde yatmaktadır.
Aleviler yıllarca diyanet ve şeriat karşıtı söylemlerde bulundular. Hatta şeriatın dalga kıranı, laikliğin teminatı haline getirdiler. Aslında böylelikle şeriatçı grupların, hedefi haline de geldiler.
Alevi inancı nasıl binbir sürek ise, yetmiş iki gülü has bahçede bir araya getirebiliyorsa; Nahak anlayışla mücadele için bütün mazlumlarla bir araya gelebilmeli. Yaşanan sürecin hem mağduru, sanığı ve tanığı olanlarla doğal ittifak haline gelmeli. Başta Kürtler olmak üzere, Kapitalist modernist anlayışın erittikleri ile birleşmenin yoluna gitmelidir. Bu komlaşma cevheri, Fam û Gûmanı Alevi inancında son derecede mevcuttur.
“HIZIR HAKİKATİ İLE BÜTÜNLEŞİLMELİ”
Karşıtlık üzerinde kendini tanımlamaktan kurtulmalı, Xızır hakikati ile bütünleşmelidir. Xızır aklı kaostan ve krizden kurtuluşun aklidir. Bütün peygamberler, Hakikat ve özgürlük mücadelesi verenler bu akılla kemalete ermişler. Bu akıl Alevilerin tarihsel hafızasında derinlikli olarak mevcuttur.
Aleviler, İslam inancındaki demokratik damarla çok rahatlıkla bir araya gelebilirler. Çünkü bütün inançların bir Hakikat paydası vardır. Aleviler hem coğrafya olarak, hemde düşünsel olarak bu paydayla ortak yönleri çoktur. Alevilerin kutsadığı hatta dara duruldugu (Mansur darı) Mansure Hallaç bu gelenekten geliyorlar. Alevilerin duygu hanelerine aldıkları bir çok hakikatçi bu damardan gelmektedir.
“HAKYOL ALEVİ İNANCI BÜTÜN İKTİDARCI ANLAYIŞLARIN PANZEHİRİDİR”
Türkiye’deki emek, demokrasi, insan hakları ve özgürlük mücadelesi veren bütün bileşenlerle bir araya gelmeli, hatta bunun motor gücü olmalıdır.
Bunu ara bilmesi için önce Kendi Hakikati ile bütünleşmelidir. Modernizmin hastalıklarından kurtulmalıdır. Kimseye benzeyerek değil kendi olsa bütün sorunların çözüm gücü olabilir. Alevi Ahlakı ve politik yaşam tarzı bir çok sorunun çözümünü içinde barındırır.
Hakyol Alevi inancı bütün iktidarcı anlayışların panzehiridir. Bundandır Alevi tarihi katliamlar tarihidir.
PİRHA- Mevcut örgütlenme düzeyinin Alevi toplumunun ihtiyaçlarına cevap verip vermediğini, veremiyorsa çözüm önerilerinin ne olduğunu tartışmaya açtığımız yazı dizisinin bu bölümünde Hüseyin Abdal Ocağı’ndan Alevi Bektaşi İnanç Kurulu üyesi Pir Hüseyin Gazi Metin‘in görüşlerine yer verdik.
Haberin Videosu
Ocaklar ve Dergahlar sistemi üzerinden yüzyıllarca kendi kendisine yeten ve bu anlamda demokratik, çoğulcu karakterini koruyup günümüze kadar getiren Alevi toplumu kent kültürüyle birlikte yeni sorunlar ve bu sorunların doğurduğu ihtiyaçlarla karşı karşıya kaldı.
Buna cevap üretmek için özellikle 1990’lardan itibaren günümüze kadar Türkiye ve Avrupa başta olmak üzere çok sayıda dernek, vakıf, cemevi, dergah, federasyon gibi yapılar kurarak inancıyla birlikte toplumsal varlığını sürdürmeye çalıştı. Ancak artan asimilasyon ve tekçi politikaların yoğunluğu da dikkate alındığında bu örgütlenme düzeyinin hem Alevi toplumunun ihtiyaçlarına hem de ülkemizin genel sorunlarına cevap olmada yetersiz kaldığı aşikar.
Bu bilgiler ışığında aynayı kendi yüzümüze yani Alevi örgütlenmesine tutarak mikrofonu Alevi pirlerine, kadınlarına, kurum temsilcilerine ve bilinen isimlerine sorduk.
Dizi yazımızın bu bölümünde Hüseyin Abdal Ocağı’ndan Alevi Bektaşi İnanç Kurulu üyesi Pir Hüseyin Gazi Metin’le konuştuk.
“AVRUPA’YA GİDENLER BİR SAZI BİN SAZ ETTİLER”
Sayın Metin, mevcut Alevi örgütlenmesine genel anlamda baktığımızda tabloyu nasıl görüyorsunuz? Yeterli görmüyorsanız çözüm önerileriniz nelerdir?
Pir Hüseyin Gazi Metin: Biz bu dönemlere kolay gelmedik. Her dönem bedel ödedik, halen de ödemeye devam ediyoruz. Sivas olayı, Maraş olayı gibi belli olaylardan sonra çocuklarımız bir canlanma yakaladı. ‘Biz kimiz, neyiz? ‘Ne oluyor da bizi bombalıyorlar, öldürüyorlar?’ diyerek az da olsa bir örgütlenme sağlandı.
Dernek olduk, federasyon olduk. Yol TV, TV10, gibi kanalları kurduk. Aleviler adına az ya da çok bir şeyler yapıldı. Avrupa’ya gidenler bir sazı bin saz ettiler. Bizi nereye sürerseniz sürün biz buradayız dediler ve örgütlendiler. Biz de Türkiye’de örgütlendik. Pir Sultan adına, Hacı Bektaş adına dernekler kuruldu. Ocaklar adına örgütlenildi.
“ALEVİLİK İSMİ YASAKTI AMA BİZ DİNLEMEDİK”
Alevilik ismi ülkede yasaktı. Cumhuriyet kurulduktan sonra tekke ve zaviyeler kanunuyla Alevilik ismi tamamen ortadan kaldırılmıştı. Çünkü tekke dediğimiz yerler bağlı bulunduğumuz okullar idi, oralar kamil insan yetiştiren okullardı. Oralar da kaldırılınca, Alevilik bir nevi başsız kaldı. Ama bütün bu yasaklara rağmen, biz sazımızı da çaldık, cemimizi de yaptık. Yasakları dinlemedik. Bugünlere de bu toplumu ve inancı getirdiğimizi söyleyebilirim.
“BİZİ ÖNCE ŞİİLEŞTİRMEK SONRA DA SÜNNİLEŞTİRMEK İSTİYORLAR”
Yeterli mi? yetersiz. Ama yoktan iyi. Alevi dernekleri kurulmasaydı, Alevilik devletin dediği şekle girerdi. Biz ne kadar çok çalıştıysak, devlet de o kadar çalıştı, bizden çok çalıştı ve kendi Alevisini, kendi Kürt’ünü yarattı. Alevilerden ricam şu: Bizim yöneticiler kime kötü diyorsa siz ona iyi deyin.
Aramızdaki devrimcileri, aydınları bizimle birlikte hareket eden kitle örgütlerini ayırmak suretiyle, dört tane dedeyle bizi önce Şiileştirmek, sonra da Sünnileştirmek istiyorlar.
Sivas’tan sonra bir ikrar meclisi daha kurduk, Ankara’da toplandık. Hacı Bektaş’a gittik ikrar verdik. Şahkulu’na geldik kurban kestik, ikrar verdik. Dedim ya bizi yönetenler en az bizim kadar çalışıyorlar. O anda derhal Cumhuriyetçi Eğitim Merkezini (CEM VAKFI) kurdurdular. Yetmedi Dünya Ehlibeyt Vakfı’nı kurdular. Bunlar eli çantalı Aleviler. Bunların arkasında halende büyük bir kitle, dernek falan da yoktur. Kurdurdular. Bu da yetmedi Barış partisi diye bir parti kurdurdular.
“DÜZEN ARAYA GİRDİ BİRBİRİMİZE MERHABA DİYEMEZ OLDUK”
Dernekleri ilk kurduğumuz zaman birbirimize karşı saygılıydık, ne zamanki devleti yönetenler araya girdi ve bazı dernekleri kurdurdu o zaman birbirimize merhaba diyemez hale geldik. Neden? Çünkü düzen araya girdi ve bizi dağıttılar. Devletin görevi o, devlet kendi işini yapıyor.
Devleti yönetenler ‘biz buyuz diyorlar’ ve bize bir sinyal veriyorlar; ‘bir araya gelin’ diyorlar. Yoksa ‘sizi, teker teker hepinizi mahvederiz’ diyorlar. Bize ‘birleşin’ diyorlar. ‘Alevisiyle, Sünnisiyle ezilen Türk’üyle, Kürt’üyle, Türkmeniyle ve diğer ezilen toplumlarla birleşin, yoksa perişan olursunuz’ diyorlar.
Sivas’ı zaman aşımına uğrattılar. Bu toplum öyle bir toplum ki 1400 yıllık Kerbala’yı zaman aşımına uğratmadı. Hallac-ı Mansur’u, Seyit Nesimiyi, Baba İlyasları, Baba İshakları, Pir Sultanları, devrim şehitlerini hiçbirini zaman aşımına uğratamadılar.
“ALEVİLİK BİR BASAMAK OLARAK KULLANILDI”
Alevilerin eşit yurttaşlık ve inançlarını özgürce yaşama gibi temel talepleri var. Bu konuda verilen mücadele için neler söyleyeceksiniz?
Pir Gazi Metin: Toplumun beklentilerine yeteri kadar cevap olamıyoruz. Nedenlerinden biri, her ne kadar da derneklerimizin başındaki canlar her şeyi dedelerin üstüne atsalar da kendilerinde de kusur çok. Kurumlarımızın başına seçilenlerin çoğu Alevilik için seçilmediler. Nerede encümen olacağım, nerede milletvekili olacağım diyerek Aleviliği bir basamak olarak kullandılar. Alevilik inancına dönük bir dertleri olmadı.
“DEVLET DESTEKLİ HINZIR PAŞALAR YETİŞTİ”
Baktılar ki bu toplum pirsiz, mürşitsiz, rehbersiz eğitilemiyor. Çünkü gittiğim her yerde bizden beklentilerini görüyorum. Bir taraftan biz toplumu ihmal ettik, diğer taraftan devlet destekli hınzır paşalar yetişti. Umreye dedeleri gönderdiler. Yetmedi dedelere gri pasaportlar çıkartıp Avrupa’ya gönderdiler.
Öyle dedeler çıkardılar ki, din de bizim, iman da bizim, Kuran da bizim, bizden iyi Müslüman yok söylemine kadar vardılar. O dedelere şunu söylüyorum; her şey senin de seni niye öldürüyorlar. Biz Aleviler her zaman sazın teline ve dizimize vurduk ve hala kırmızı çizgideyiz. Bunun nedeni şu; Alevi toplumu tarihten beri, aydınlıktan yana olmuştur. Karanlıkta olanlar aydınlıktan korkarlar. Asırlardan beri fetvalarla eli kalem tutanları katletmişler.
“TARİHTE OCAKLARIN HİÇ BİRİ SATILMAMIŞ”
Bizim kimliğimizi, cemevlerimizi hala tanımadılar. Burada en çok sözüm şuna; hiçbir zaman için devletten beklenti içinde olmayın. Maaş için mücadele etmeyin, zorunlu din dersinin kaldırılması için mücadele edin. Tarihte ocakların hiçbiri satılmamış. Aç kalmışlar, dağda, mağarada yaşamışlar ama hiçbir zaman hınzır paşaların elinden ekmek yememişler.
“BİRİLERİ EZİLİRKEN SEYREDİYORSAK, BU ALEVİLİK DEĞİLDİR”
Alevi örgütlerinin diğer toplumsal muhalefet ile ilişkilerini ve Türkiye’nin temel sorunlarına karşı mücadelesini yeterli görüyor musunuz? Yeterli görmüyorsanız bu konuda neler yapılabilir?
Gazi Metin: Dedeler birde Aleviler ile ezilen toplumların birleşmesine hizmet etmelidirler. Birileri ezilirken bizde seyrediyorsak, bu Alevilik değildir. Burada bir yanlışlık var. En güzel cem hak aramaktır, meydanlara çıkmaktır.
Aynı zamanda hak aşığı olan Pir Hüseyin Gazi Metin düşüncelerini bir şiirle tamamlıyor.
Hak verilmez alınmalı
Haksız kapı çalınmalı
Garip dostum şafaklar
Şafaklar bizi bekler
Bizlen gurur duymalı
Bizden doğan bebekler.
Karamsarlığa yer bırakmamalıyız, mücadele etmeliyiz.
İmam Hüseyine ikrar verenler
Kerbela bitmedi, devam ediyor.
Zalimin zulmüne karşı duranlar
Kerbela bitmedi devam ediyor…
PİRHA- Mevcut örgütlenme düzeyinin Alevi toplumunun ihtiyaçlarına cevap verip vermediğini, veremiyorsa çözüm önerilerinin ne olduğunu tartışmaya açtığımız yazı dizisinin bu bölümünde Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Eşbaşkanı Veli Kaya’nın görüşlerine yer verdik.
Ocaklar ve Dergahlar sistemi üzerinden yüzyıllarca kendi kendisine yeten ve bu anlamda demokratik, çoğulcu karakterini koruyup günümüze kadar getiren Alevi toplumu kent kültürüyle birlikte yeni sorunlar ve bu sorunların doğurduğu ihtiyaçlarla karşı karşıya kaldı.
Buna cevap üretmek için özellikle 1990’lardan itibaren günümüze kadar Türkiye ve Avrupa başta olmak üzere çok sayıda dernek, vakıf, cemevi, dergah, federasyon gibi yapılar kurarak inancıyla birlikte toplumsal varlığını sürdürmeye çalıştı. Ancak artan asimilasyon ve tekçi politikaların yoğunluğu da dikkate alındığında bu örgütlenme düzeyinin hem Alevi toplumunun ihtiyaçlarına hem de ülkemizin genel sorunlarına cevap olmada yetersiz kaldığı aşikar.
Bu bilgiler ışığında aynayı kendi yüzümüze yani Alevi örgütlenmesine tutarak mikrofonu Alevi pirlerine, kadınlarına, kurum temsilcilerine ve bilinen isimlerine sorduk.
Dizi yazımızın 17. bölümünde sorularımızı Avrupa’da örgütlü olan Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Eşbaşkanı Veli Kaya’ya sorduk.
“DEVLETÇİ YAKLAŞIMLAR AŞILAMIYOR”
Sayın Kaya, Alevi Örgütlenmesine genel anlamda baktığımızda tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Alevi toplumunun ihtiyaçlarına cevap veriyor mu? Yeterli görüyor musunuz, görmüyorsanız neden?
Kaya: Öncelikle örgütlenme ne anlama geliyor onu irdelemek gerekiyor. “Ortak bir amacı veya işi gerçekleştirmek için bir araya gelmiş kurumların veya kişilerin oluşturduğu birlik, teşekkül, teşkilat. Bu tanımlama çerçevesinde baktığımızda Alevilerin bir örgütlülüğünün olduğunu görüyoruz. Fakat örgütlenme düzeyi nasıldır?
Aleviler için bu durumu değerlendirdiğimizde sorunlu bir alan çıkıyor karşımıza.
Alevilerin demokratik talepleri istemek noktasında gösterdikleri tepkiler hala cılız. Belli yerlerde devletçi yaklaşımlar hala aşılamıyor.
Alevi örgütlenmelerinde çok yönlü müdahaleler olmuştur. Bir kısım devlete yakın dururken, bir kısmı da kendini daha bağımsız ifade ediyor. Tabii bu var olan kurumların bir şey yapmadıkları anlamına gelmiyor.
“SALDIRILARA KARŞI HAZIRLIKLI OLMAK GEREK”
Tarihsel süreçleri içerisinde soykırım, katliam ve asimilasyona uğrayan, inancın temel düsturları dumura uğrayan, hala baskılar yaşayan Alevilik, böyle zayıf bir duruşla, kültürel derneklerle, yılda bir kaç cemle, saz, semah kursları (elbette bunları yadsımıyoruz) ile yaşatılamaz. Daha yoğunluklu bir çaba gerekiyor. Örgütlerin kendilerini gözden geçirip, daha sağlam bir duruş sergilemesi, bütün Alevileri kapsayacak şekilde örgütlenmelerini genişletmeleri ve saldırılara karşı hazırlıklı olmaları gerekiyor.
“TEHLİKE BÜYÜK, OTURUP BİRLİĞİ KONUŞMALIYIZ”
Bugünkü tabloyu yeterli görmüyorsanız o halde neler yapılabilir? Önerileriniz var mı?
Kaya: Bu tabloyu yeterli görmek bir yana ufukta çok iç açıcı gelişmeleri göremiyoruz. Alevi kurumları süreci, Ortadoğu ve dünyadaki gelişmeleri okumada sıkıntı yaşıyor. Globalleşen dünyada değişen dengelerden her an etkilenmek mümkün. Bundan dolayı dost ve müttefik belirleme, öz gücünü yaratma, örgütlenmeyi esas alma, kurumlaşan faşizmin olası saldırılarına karşı net bir tutum alma bir gerekliliktir. Alevileri bekleyen büyük tehlikeler var. IŞİD barbarizmi ülkemize taşınıyor, binlercesi devlet desteği ile aramızda. Yine tehlikeli milliyetçi bir tırmanış var. Toplumda inançsal ve etnik ayrışmalar derinleşiyor. Bu kadar önemli bir süreçte Aleviler kendi içerisinde tartışıyor. Hala bir birlik anlayışı ortada yok. Diyoruz ki, Aleviler tehlike altında, nasıl birlik olacağımızı konuşmalıyız. Yolun ve inancın gereği budur.
“DEVLET KISMEN BAŞARI YAKALADI”
Alevi toplumunun eşit yurttaşlık, inanç ve ibadet özgürlüğü, zorunlu din derslerinin kaldırılması, ibadet merkezleri ve kutsal mekanlarının kabul görmesi ile demokratik toplum gibi temel talepleri konusunda yeterli bir mücadelenin verildiğini düşünüyor musunuz? Daha güçlü sonuç almak için bu konuda neler yapılabilir?
Kaya: Biz Alevi kurumları olarak kendimizi eleştiriyoruz. Zira yetersizliklerimiz malum. 1993 yılında Madımak Katliamı’ndan sonra Alevi örgütlenmesi bir ivme kazandı. Devlet müdahalesi de gecikmedi. Önceleri Avrupa’da, daha sonra Türkiye’de cemevleri açılmaya başlandı. Alevilerin eliyle Aleviliği asimile etmenin yolları arandı. Devlet kısmen başarı da sağladı. İlginçtir yüzlerce cemevi var. Fakat statüleri yok, kimisi kaçak ve istedikleri zaman yıkıyorlar.
Zorunlu din derslerine yönelik AHİM kararlarına rağmen, iktidarın herhangi bir uygulaması yok. Eşit yurttaşlık, inanç ve ibadet özgürlüğü, ana dilde eğitim gibi temel taleplerde Alevi kurumları parçalı bir duruş sergiliyor.
“TEK GÜVENCE DEMOKRATİK CUMHURİYET”
Aleviler yirmi milyon civarında bir nüfusa sahip olmalarına rağmen, bu taleplerine bir cevap bulamamalarının nedeni dışta olduğu gibi, içteki devletçi yaklaşımlarının da etkisidir.
Şunu belirtmekte fayda var; Alevilerin bu ülkede geçmişte yaşadıklarını tekrar yaşamamalarının tek garantisi, tekçi cumhuriyetin, demokratik bir cumhuriyete dönüşmesidir. Aleviler hakikat arayışlarında diğer ötekilenen, ezilen halklarla ittifak halinde olmalıdır.
“ALEVİLERE BİR MÜDAHALE GÖRÜYORUZ”
Alevi örgütlerinin diğer toplumsal muhalefet ile ilişkilerini ve Türkiye’nin temel sorunlarına karşı mücadelesini yeterli görüyor musunuz? Yeterli görmüyorsanız bu konuda neler yapılabilir?
Aslında Alevilerin temel sorunlarından biri de toplumsal muhalefetle buluşamaması. Yukarıda cemevleri ve diğer Alevi kurumlarının hangi şartlar ve kimler tarafından örgütlendirildiklerini belirtmiştik. Örneğin cumhuriyetçi eğitim merkezleri olarak yapılandırılan kurumlara devletin örtülü ödeneğinden para aktarıldığını, dönemin yetkili ağzı Süleyman Demirel söylüyor bizzat. Yine batı çalışma grubunun çalışmaları, Fetullah Gulen’in ilişkileri vs… Neresinden bakarsak Alevilere bir müdahale görüyoruz.
“YOLUN GEREKLERİNİ YAPARSAK BAŞ AŞAĞI GİDİŞİ DURDURURUZ”
Dolayısıyla Alevi pirleri, (yol önderleri) kurumları, siyasal önderleri ve aydınları, Alevilik inancında yolun gereklerini yerine getirmek yerine, kendi bireysel çıkarlarını esas almaları halinde bu süreç Alevilerin baş aşağı gidişini hızlandıracaktır.
YOLun gereklerini yerine getirirsek bu baş aşağı gidişi durdurmak mümkündür.
Sonuç olarak, Aleviler başta olmak üzere Kürtleri içine alarak, tüm toplumsal kesimler (etnik, inanç ve azınlıklar)le güçlü bir birliktelik sağlamalıdır.
Ancak bu mücadele ile geleceğimizi inşa edebiliriz.
Turabi KİŞİN/PİRHA
YARIN: DOSYA 18
Hubyar Sultan Ocağı Dedelerinden İnanç Kurulu Üyesi Erdoğan Sezer, Alevi örgütlenmesini değerlendiriyor.
PİRHA- Mevcut örgütlenme düzeyinin Alevi toplumunun ihtiyaçlarına cevap verip vermediğini, veremiyorsa çözüm önerilerinin ne olduğunu tartışmaya açtığımız yazı dizisinin bu bölümünde PSAKD’nin Eski Genel Başkanı Kazım Genç’in görüşlerine yer verdik.
Haberin Videosu
Ocaklar ve Dergahlar sistemi üzerinden yüzyıllarca kendi kendisine yeten ve bu anlamda demokratik, çoğulcu karakterini koruyup günümüze kadar getiren Alevi toplumu, kent kültürüyle birlikte yeni sorunlar ve bu sorunların doğurduğu ihtiyaçlarla karşı karşıya kaldı.
Buna cevap üretmek için özellikle 1990’lardan itibaren günümüze kadar Türkiye ve Avrupa başta olmak üzere çok sayıda dernek, vakıf, cemevi, dergah, federasyon gibi yapılar kurarak inancıyla birlikte toplumsal varlığını sürdürmeye çalıştı. Ancak artan asimilasyon ve tekçi politikaların yoğunluğu da dikkate alındığında bu örgütlenme düzeyinin hem Alevi toplumunun ihtiyaçlarına hem de ülkemizin genel sorunlarına cevap olmada yetersiz kaldığı aşikar.
Bu bilgiler ışığında aynayı kendi yüzümüze yani Alevi örgütlenmesine tutarak mikrofonu Alevi pirlerine, kadınlarına, kurum temsilcilerine ve bilinen isimlerine sorduk.
Dizi yazımızın 16. bölümünde sorularımızı Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) Eski Genel Başkanı Kazım Genç‘in görüşlerine yer verdik.
Sayın Genç Alevi Örgütlenmesine genel anlamda baktığımızda tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Alevi toplumunun ihtiyaçlarına cevap veriyor mu? Yeterli görüyor musunuz, Görmüyorsanız neden?
Kazım Genç: Alevi toplumunda çift yönlü örgütlenmeler var. Doğru olan da bu bence. Birinci örgütlenme ocaklarla olan örgütlenme bunlara ilişkin daha çok inançsal ağırlıklı geçmişten günümüze Aleviliğin taşınması ve günümüzden geleceğe Aleviliğin günün şartlarına ve ihtiyaçlarına uygun olarak ve inancını yaşayabilecek şekilde insanlar unutmadan otantik haliyle yaşanmasını sağlama görevi. Bir de Alevilerin toplumsal demokratik kitle örgütleri bazında örgütlenmesidir ki bu örgütlenme de Türkiye’deki, Alevi toplumunun hak ve hukukunu korumak ve mağduriyetlerine karşı ses yükseltmek ve buna sahip çıkmakla ilgilidir.
“ALEVİLİK ÇAĞIN GEREKSİNİMLERİNE GÖRE KENDİNİ UYARLAR”
Birincisi inanç ağırlıklı olduğu için ben o konuda bir şey söylemeyi kendi açımdan doğru görmüyorum. Çünkü orada birebir ocaklar, ocakzadeler ve onların temsilcilerinin bunu çağın gereklerine nasıl yansıtabilirler ve geleceğe nasıl taşıyabilirler üzerinden akıl yormaları ve toplumun ihtiyaçlarına ve günün gereksinimlerine cevap verecek şekilde hareket etmeleri gerekir. Çünkü bildiğimiz şöyle bir şey ki Alevilik rasyoneldir, günün ve çağın gereklerine kendisini uyarlar. Geçmişte kalmaz, bu güne kadar sözlü bir inanç. Dilden, dile konuşarak ulaşarak bugüne gelmiş olmasının temel dayanağıdır bundan asla vazgeçmemek gerekiyor.
“EGEMENLER ÖRGÜTLENMEMİZİ İSTEMEZLER”
Alevilerin demokratik kitle örgütü anlamında örgütlenmelerinden vazgeçmemesi gerekir. Çünkü resmi ideoloji ve Sünni devlet yönetimi, Alevilerin kendi inançları üzerinden örgütlenmesini asla doğru görmüyorlar ki, Alevi adıyla örgüt kurmak bile yasaktı. Biz Türkiye’de Türkiye Alevi Bektaşi Federasyonu’nu 2002 yılında zar zor davalarla kurabildik. Bu demokratik kitle örgütü mücadelesinden vazgeçmemek gerekiyor ve bu örgütlenmeyi de daha fazla bölmeden parçalamadan bütünleştirerek yürütmek gerekiyor.
Herhangi bir resimsel anlamda değil ama objektif bir bakış açısıyla baktığımızda Alevilik bir inanç olarak görüldüğünde bu inancın Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkes’i olmayacağı gerçeğinden de hareketle Alevi örgütlenmesini Kürt Aleviler, Türk Aleviler, Çerkes Aleviler diye yapılan bir ayrımı doğru görmediğimi de altını çizerek ifade etmek istiyorum.
“ALEVİ OLMAYANLAR DA YAPILARIMIZDA YER ALABİLMELİ”
Aleviler ve örgütlerde görev yapanlar belki birçok demokratik kitle örgütünde, siyasi yapılarda, sendikalarda geçmişte hizmet vermiş olabilirler ama Alevi örgütlerinde örgütlü olan insanlarımızın sadece Alevi kimliğiyle var olmalarını istemek de bana doğru gelmiyor. Çünkü demokratik kitle örgütü yapılanması dediğimizde evet yoğunluk olarak Aleviler bu işin içinde olabilir, ama Alevi olmayanların da Alevilerin mağduriyetlerine karşı durmak ve demokratik yapıyı geliştirmek anlamında yer alabilirler ve PSKAD’de Alevi olmadan örgüt yöneticisi olan ve örgüt içinde üye olan arkadaşlarımız canlarımız vardır.
“MÜCADELE YETERİNCE GELİŞTİRİLEMİYOR”
Alevi toplumunun eşit yurttaşlık, inanç ve ibadet özgürlüğü, zorunlu din derslerinin kaldırılması, ibadet merkezleri ve kutsal mekanlarının kabul görmesi ile demokratik toplum gibi temel talepleri konusunda yeterli bir mücadelenin verildiğini düşünüyor musunuz? Daha güçlü sonuç almak için bu konuda neler yapılabilir?
Genç: Mücadeleyi büyütmek gerekir. Son dönemlerde yani son 3-5 yıldır veya daha da genişletilebilir Alevi örgütlerinin aktivitelerini kaybettikleri, yeteri kadar aktif olamadıkları ve olaylara ağırlıkla müdahaleyi gerçekleştiremedikleri bir algıya sahibim ve bunun üzüntüsünü duyuyorum.
Alevi Bektaşi Federasyonu’nun Türkiye’de ilk yaptığı 9 Kasım 2008 tarihli Türkiye’yi yerinden oynatan bir Alevi mitingi var. Ayrımcılığa karşı eşit yurttaşlık hakkı şiarıyla yola çıktığımız ve herkesin 5 bin, 10 bin, 20 bin kişi gelecek diye bakıp da 150 binlere ulaştığımız ve Türkiye’de gündemi bir hafta Alevilerin meşgul ettiği, Alevilerin hakim kıldığı o günleri özlüyorum gerçekten.
“BİRLİK İÇİNDE MÜCADELE BAŞARI GETİRİR”
Keza zorunlu din dersine ilişkin verilen mücadelenin o günden beri neden bugün daha da büyütülemediğini ve neden dava sayılarının binlerle telaffuz edilecek rakamlara ulaşılmadığını ifade etmek istiyorum. Yani Aleviler din kültürü ve ahlak bilgisi dersi adı altında zorunlu olarak okutulan dersin ve daha sonra da müfredata yeni konulan inanç ağırlıklı derslere karşı hukuksal zeminde bir bütün ve birlik olarak toplu bir mücadeleyi başlatmadıkları sürece biz sadece geçmişteki davalarla elde ettiğimiz üç beş başarıyı söyler söyler dururuz. Bu da bizi geleceğe taşımaz ve gelecekteki hak, hukuk mücadelesinde muhatap alınmayı sağlamaz.
“ÇIKARACAĞINIZ SESE GÖRE MUHATAP ALINIRSINIZ”
Yani görebildiğim odur ki Alevi örgütleri devlet katında muhatap alınmamaktadırlar. Çünkü muhatap alınacak gücü ve iradeyi yeterli ağırlıkta gösteremediklerini düşünüyorum. Yani mücadelede eğer siz ses yükseltirseniz ve yükselttiğiniz ses verdiğiniz mücadele birilerini rahatsız ederse; sizi artık karşılarında görmek, muhatap olarak almak, sorunları dinlemek ve ne yapılabileceği konusunda görüş ve düşüncelerinizi almak isterler.
“ÜZERİMİZDEKİ BASKI HİÇBİR ZAMAN BU DÜZEYDE OLMADI”
Alevilerin sorunları bellidir, devletin her katı bunları en ince detayına kadar biliyordur, denilebilir. Ama hiç bu dönemdeki kadar Aleviler üzerinde baskı, zulüm olmamıştır ve buna karşı ne yazık ki kamuoyuna doğru dürüst malolmayan sadece bizim internet sitelerimizde veyahut da haber ajanslarımızda yer alan haberlerle geçiştirildiğini basının dahi dönüp bakmadığını görüyoruz. Basının da dikkatini çekecek ve Türkiye kamuoyuna malolacak eylemlilikleri geliştirmemiz ve büyütmemiz gerekiyor.
“BİR YERDE BİR YANLIŞLIK VAR, ÇÖZÜM ÜRETMELİ”
Alevi örgütlerinin diğer toplumsal muhalefet ile ilişkilerini ve Türkiye’nin temel sorunlarına karşı mücadelesini yeterli görüyor musunuz? Yeterli görmüyorsanız bu konuda neler yapılabilir?
Genç: Alevi kurum üyesi arkadaşlarımızın kapasiteleri yetmezlikleri ve benzeri şeylerle izah etmek gibi bir şeye girmek istemiyorum. Ama bir yerde bir yanlışlık var ve bu yanlışlığın çözümü için bir şeyler üretilmeli, bir şeyler ortaya konulmalı. Bu bir şeyler üretmesi ve ortaya koyması gereken de demokratik kitle anlamındaki Alevi örgütlerinin inanç bağlamındaki Alevi yapılanmasının da desteğini alarak hayata geçirmeleri gerekiyor. Şimdi bunların yeteri kadar hayata geçmediğini görmekteyim.
“SİZ MUHATAP ALMAZSANIZ SİZİ DE MUHATAP ALMAZLAR”
10 gün kadar önce Türkiye’deki önemli bir siyasi partinin yetkilileri ‘Alevi örgütleri ve toplumu olarak gelecekte partimizden beklentileriniz nelerdir, bu konuda görüş ve düşüncelerinizi almak ve ona göre Alevilerle ilgili kendimize bir yol haritası çizmek istiyoruz’ diye yaptıkları bir toplantıya Alevi örgütlerinin geçmiş yöneticisi olmaktan kaynaklı bizi de davet ettiler. Biz o toplantıya gittiğimizde birçok Alevi örgütünden kimselerin gelmediğine tanık olduk.
Bu kadar önemli bir platformu dahi kullanmayı ve değerlendirmeyi ötelemiş, veyahut da önemsememiş bir yapılanma bence asla doğru değil. Çünkü siz muhatap almazsanız sizi de muhatap almazlar. Sizi davet edenlere gidip derdinizi anlatmaz çözüm yollarını üretmez ve hatta gittiğiniz siyasi partinin kendi yapılanmanıza ve kendi bakış açınıza uygun görmediğiniz siyasi duruşları ve siyasi argümanları varsa bunları söylemezseniz bunlarla ilgili sağda solda laf söyleme hakkını da kendinizde bulamazsınız.
“EL ELE VERİP DEMOKRASİYİ İNŞA ETMELİYİZ”
Kim ne derse desin Alevi toplumu Alevi örgütleri ve ocaklarıyla beraber Türkiye’nin mağdurları ve mazlumları olarak Türkiye’nin diğer mağdurları ve mazlumlarıyla el ele olmalı.
2008 yılında başlayan ve o günden bugüne kadar ayrımcılığa karşı eşit yurttaşlık hakkı şiarında yer edinmiş olan demokratik hak ve hukuk mücadelesini sadece kendisi için değil bu ülkede var olan mağdur ve mazlum herkes için vermeli. Alevisinden Sünnisine, Türk’ünden Kürt’üne, Çerkes’inden Ermeni’sine Rum’una herkesin bu mağduriyetlerin yanında olduğunu ve bu mağduriyetleri aşabilmenin yolunun da el ele demokrasiyi inşa etmekten geçtiği konusunda görüş birliğine varmalı.
“ORTAK ENERJİYE İHTİYAÇ VAR”
Bu konuda şimdi eğer yüz üzerinden elli enerji katıyorlarsa, bunu yüz üzerinden yüz enerjiye çıkarmaları ve hatta daha da artırmaları ve iş birliğini, ortak mücadeleyi geliştirmeleri gerektiğine inanıyorum.
Eğer bu gelişmezse herkes kendi mecrasında yalnız kalır, herkes kendi mecrasında yalnız kaldığında da biz Kürtlerin haberlerini Kürt sitelerinde, Alevilerin haberlerini Alevi sitelerinde, işçilerin mağduriyetlerini sendika sitelerinde görürüz ve egemen olan AKP iktidarı şeriatçı düzenini sürdürmeye devam eder.
Turabi KİŞİN/PİRHA
YARIN: DOSYA 17 Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Eşbaşkanı Veli Kaya, Alevi örgütlenmesini değerlendiriyor.
PİRHA- Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor. Mevcut örgütlenme düzeyinin Alevi toplumunun ihtiyaçlarına cevap verip vermediğini, veremiyorsa çözüm önerilerinin ne olduğunu tartışmaya açtığımız yazı dizisinin 14. bölümünde uzun yıllardır Alevi örgütlenmesinin içinde yer alan Ali Kenanoğlu değerlendiriyor.
Haberin Videosu
Ocaklar ve Dergahlar sistemi üzerinden yüzyıllarca kendi kendisine yeten ve bu anlamda demokratik, çoğulcu karakterini koruyup günümüze kadar getiren Alevi toplumu kent kültürüyle birlikte yeni sorunlar ve bu sorunların doğurduğu ihtiyaçlarla karşı karşıya kaldı.
Buna cevap üretmek için özellikle 1990’lardan itibaren günümüze kadar çok sayıda dernek, vakıf, cemevi, dergah, federasyon kurarak inancıyla birlikte toplumsal varlığını sürdürmeye çalıştı. Ancak artan asimilasyon ve tekçi politikaların yoğunluğu da dikkate alındığında hem Alevi toplumunun ihtiyaçlarına hem de ülkemizin genel sorunlarına cevap olmada yetersiz kaldığı da bir gerçek.
Bu bilgiler ışığında aynayı kendi yüzümüze yani Alevi örgütlenmesine tutarak mikrofonu Alevi pirlerine, kadınlarına, kurum temsilcilerine ve bilinen isimlerine sorduk.
Dizi yazımızın bu bölümünde uzun yıllardır Alevi örgütlenmesi içinde yer alan Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Kurucu Başkanı ve HDP 25. Dönem Milletvekili Ali Kenanoğlu’na mikrofon uzattık.
İşte, Kenanoğlu’nun sorularımıza verdiği yanıtlar:
Mevcut Alevi örgütlenmesine genel anlamda baktığımızda tabloyu nasıl görüyorsunuz? Sorumuza Kenanoğlu şöyle cevap veriyor.
Alevi örgütlenmesini ele alırken tabi bir süreç içerisinde değerlendirmek gerekiyor. Alevi hareketinin modern örgütlenme dediğimiz dernek, vakıf yapılanması ve Alevi mücadelesini yürüten sivil toplum kuruluşları haline dönüşmesinden bu yana olan süreci ele almak, değerlendirmek gerekiyor. Bu zaman kısa bir zaman. Alevi mücadelesindeki kısa bir zaman dilimi denilebilir yani. Dolayısıyla Alevi kurumları bu anlamda bir başarıdır. Kısa zamanda Alevi toplumunun temsiliyetini üstlenmiş durumda ve Alevi toplumunun bütün ihtiyaçlarına cevap vermeye çalışacak bir pozisyona ve kurumsallığa ulaşmış durumdalar.
Bu anlamda Alevi hareketinin yani Alevi tarihi içerisindeki bu Alevi örgütlenmesini modern Alevi örgütlenmesi dediğimiz yapıyı ele aldığımız zaman başarılıdır. Çünkü kısa süre içerisinde dernekleşmiş, vakıflaşmış, federasyonlar kurmuş, Türkiye’nin, Avrupa’nın hatta dünyanın birçok bölgesinde yaygınlaşmış ve burada Alevilerin temsilcisi pozisyonuna ulaşmış.
Alevilerin inanç, ibadet sorunlarını çözmeye çalışıyor bir taraftan. Bir taraftan hak arama mücadelelerini yapmaya çalışıyor. Bu anlamıyla tüm dünyada da Alevilerin dertlerine çare olmaya çalışıyor ve bu Alevi tarihinin çok kısa bir dönemi.
En fazla son 30 yıl olarak alabiliriz Alevi kurumlarını. Bu 30 yıl içerisinde geldikleri aşama, geldikleri misyon, altına girdikleri yük çok fazladır ve bu anlamıyla başarılıdır. Bu temsiliyeti gerçekleştirmiştir.
“BEKLENENİ VEREBİLMİŞ DEĞİLİZ”
Peki bu 30 yıl içerisindeki durumları değerlendirelim. Alevi toplumunun kurumlardan beklentilerini ve Alevi kanaat önderlerini, akademisyeni, yazarı, çizeri, söz söyleyen entelektüellerini, Alevi kurumlarından beklentilerini ele aldığımız zaman ya da soyundukları misyonun gereğini yerine getirebiliyorlar mı noktasında ele aldığımız zaman yeterli görmüyoruz o zaman.
Tarihsel süreç içerisinde önemli bir görev üstlendiler ve kısa bir süre içerisinde bu görevi başarıyla üstlendiler. Sorumluluğunu aldılar. Ama Alevi toplumunun sorunlarına cevap verme noktasında o denli başarılı değiller. Türkiye Alevi Bektaşi Federasyonu öncesinde Alevi Bektaşi kuruluşlarından itibaren içinde olan birisiyim. Dolayısıyla kendimi de içine koyarak özeleştiri olarak da söyleyebilirim. Bekleneni verebilmiş değiliz.
“ASİMİLASYONU ENGELLEYEMEDİK”
Buradaki eksiklik nedir? Alevi toplumunun ihtiyaçları, çok farklı ihtiyaçlar söz konusu. İnanç, ibadet ihtiyaçları var. İnancını yerine getirebileceği, rahatlıkla özgürce ifade edebileceği, ibadetini oluşturabileceği ve asimilasyondan arındıracak bir şekilde ibadetini sürdürebileceği bir ihtiyaca sahip yani. Bunu yerine getirmede eksik kalmış durumda. İnancı, ibadeti yerine getiren pirlerin yetiştirilmesi bunlara sahip çıkılması, bunların toplumla bütünleşmesini sağlayabilmesi noktasında kurumsallaşamamıştır. Eksiklik buradadır.
“BİR HUKUK BİRİMİNE ACİL İHTİYAÇ VAR”
Diğer tarafta Alevilerin hukuki sorunları vardır. Bugün Alevi toplumunun, Alevi kurumlarının bir hukuk komisyonu, meclisi, birimi, bürosu yok. Bu önemli bir eksikliktir. Çünkü Alevilerin şu an içinde yaşadığımız günlerde olsun, geçmişte olsun en çok sıkıntı duydukları konu hukuki meselelerdir. İşte cemevleri, din dersleri, işten atılmalar, hakarete uğramalar, okulda yaşadıkları sorunlar bütün bunların hepsinin hukuki bir ayağı vardır. Alevi kurumları bu hukuk ayağını oluşturamamıştır. Alevilerin şu anda bütün hukuk meselelerine bakacak bir hukuk birimi oluşmamıştır. Bu son derece eksikliktir.
“TEMEL TALEPLERDE MÜCADELE BİRLİĞİ YAKALANAMADI”
Diğer taraftan da Alevilerin taleplerinde ortaklaşması, mücadelede ortaklaşması konusunda da eksiklik vardır. Alevi toplumu, Alevi kurumları, Alevi örgütleri yani kendi içerisindeki çelişkiler eyvallah mutlaka olacaktır. Yol bir sürek binbir çerçevesinde farklı örgütlenmeler, farklı isimlerle mücadele olacaktır ama Alevi toplumunun sıkıntıları ve sorunları ortaktır. Hani en azından 10 madde ortak olmasa 5 madde ortaktır. Bu 5 maddenin mücadele birliğini istenilen düzeyde gösterememişlerdir.
“ALEVİLERİN YÜZDE BİRİ BİLE CEMEVLERİNDE ÖRGÜTLÜ DEĞİLDİR”
Bir de tabi örgütlenme sorunu vardır. Bugün Alevi toplumunun Türkiye’de yüzde biri bile cemevlerinde örgütlü değildir. Bu bir gerçektir, bunu bilmemiz gerekiyor. Yani Alevi kurumlarındaki üye sayısı ya da Alevi kurumlarının Alevi örgütleriyle ilişkilerine baktığımız zaman Alevi toplumunun yüzde birine tekabül etmez. Bu da önemli bir sorundur. Alevi yurttaşlar henüz bu örgütlerle bütünleşememişler.
Kendilerini bunların içerisinde ifade edemiyorlar. Kurumlar buna soyunuyor. Yani bu Alevi toplumunun temsilcisi olduğuna soyunuyor ki haklıdır, evet doğrudur, fakat bunu yurttaş nezdinde oluşturamamış yani. Onlar bu hissiyata sahip değiller. Burada bir örgütleme sorunu var.
Bunun getirdiği sıkıntılar, devletin karşısında muhataplık noktasında sorunlar yaşanıyor. Yani siz Alevi toplumunun gücünü yeteri kadar arkanızda hissedemediğiniz zaman aynı sorunun bilincinde muhataplarınızın karşısına çıkamıyorsunuz.
Yani devletin karşısına çıkarsan eğer, sizin hesap vermek zorunda olduğunuz bir toplumsal yapıyı görmeden bu muhataplığa soyunduğunuz zaman her türlü alavere dalavereye getirilebilirsiniz, gelebilirsiniz, zaaflarınız olabilir. Bu zaaflarınıza yenik düşebilirsiniz. Hepimiz insanız, insanlar birtakım konularda zafiyetler yaşayabilirler. Bu örgütlülük halini oluşturamama ve oluşan örgütlerin de dönüp halka karşı sorumluluklarını yerine getirme ilişkisinin sağlanamaması bu tür sıkıntılara yol açıyor.
“MİSYONA UYGUN KURUMSAL YAPILAŞMA ŞART”
Peki çözüm önerileriniz var mı? Neler önerirsiniz?
Önerilerimiz şu: Tekrar edersem; Alevi kurumları önemli bir misyona soyundular ve kendileri aslında boylarını, ölçülerini aşan bir misyon içerisinde bulunuyorlar, bu misyona uygun kurumsal yapılaşmaya gitmek zorundadırlar. Bunu oluşturmak durumundadırlar.
“BİR YÖNETİMİN HER ŞEYİ BİLMESİ MÜMKÜN DEĞİL”
İşte demin de söylediğim gibi hukuk birimini oluşturacak, eğitim birimini oluşturacak, inanç ve ibadet birimlerini oluşturacak. Bir yönetim var bu yönetim sanki her şeyi biliyor her şeyi yapıyor her şeyi belirliyor gibi. Bu en üst federasyondan tut, en alttaki kurumlarımıza kadar böyle. Yani yönetim içerisinde de zaten birkaç kişi aktiftir. Yani bütün sivil toplum kuruluşlarının biliyoruz sadece Alevi kurumlarının değil yani. Dernekleri, partileri de biliyoruz yani. Her zaman yönetim 10 kişi, 7 kişi diyelim. O 7 kişi de aynı anda hareket etmez. 3 kişidir, 4 kişidir. Böyle düşündüğünüz zaman ortada bir birim de yok. Ama bütün sorumluluğu üstlenen 3-4 kişi var, bunlar sanki her şeyi biliyor pozisyonuna geliyor, bu da yanlış bir şeydir. Dolayısıyla kurumsallaşmak gerekiyor.
Bu birimlerin oluşması gerekiyor. Tabi ki en önemli olan da Alevi toplumunda bir siyasal bilinç oluşturulması gerekir. Yani Aleviler çok siyasal ama Alevilik üzerinden değiller. Meselelere Aleviler üzerinden, Alevilerin hassasiyetleri üzerinden, talepleri, dertleri, sorunları, sıkıntıları üzerinden bakmıyor Alevi bireyleri.
Çoğu yerde Alevi kurum yöneticileri de böyle bakmıyor. Bunun oluşturulması gerekiyor. Bununla birlikte Alevi toplumunun artık kendi kimlikleri üzerinden, inançsal kimlikleri üzerinden yaşadıkları asimilasyonun, mahrumiyetlerin, katliamların karşısında durabilecek bir güç haline dönüşmesi gerekir.
Alevi toplumunun eşit yurttaşlık, inanç, ibadet, eğitim özgürlüğü ve demokratik toplum gibi temel talepleri var ve bu uğurda yıllardır verilen bir mücadele söz konusu. Bu mücadeleyi yeterli görüyor musunuz? Daha güçlü sonuç almak için neler yapılabilir?
Alevi toplumunun talepleri ve Alevi toplumunun yaşadığı mağduriyetleri içeren bu başlıklar konusunda Alevi kurumları, kuruluşları yeteri kadar ses çıkartıyorlar. Bununla ilgili mitingler yapıldı. Oturma eylemleri yapıldı. Basın açıklamaları yapıldı, davalar açıldı. AİHM’e gidildi. Bütün bunlar aslında bir süreç içerisinde takip edildi ama şöyle bir şey oldu, örgütlü hale getirilemedi.
Yani bir şahıs gidecek, dava açacak. Bu açılan dava üzerinden ancak siz yardımcı olabiliyorsunuz. Dediğim gibi bir hukuk biriminiz yok falan. Mitingler, basın açıklamaları şeklinde görevler yerine getirildi. Bu anlamıyla hiç bir şey yapılmadı demek doğru değil.
“KURUMLARIMIZ ALEVİLERİ TOPLU HAREKETE GEÇİREMİYOR”
Bir sürü şey yapıldı fakat bu yeterli değildi sonuç alınmasında yeterli değildi. Örneğin, Aleviler şunu yapamıyorlar; zorunlu din dersleri konuştuğumuz bir konu. Alevi kurumları, bireyleri örgütleyemiyor. Toplu hareket ettirme söz konusu değil yani. Bırakın boykotu falan, biraz da çocuğun üstüne yük yüklemek gibi geliyor boykot, okula giden çocuğa sorumluluk bilinci değil de onun sırtına bir yük bindirme gibi geliyor ama velilerin toplu halde dilekçe vermesi önemli. Okulların açıldığı gün Türkiye’nin her tarafında Milli Eğitim Müdürlükleri önünde 500’er 1000’er kişilik sıralar oluşturmak lazım, dilekçeler vermek lazım. Bir hafta boyunca süren eylemler oluşturmak lazım. Bunları örgütleyemedi Alevi kurumları.
“SONUÇ ALICI MÜCADELE YÜRÜTÜLEMEDİ”
Deminki anlattığım meseleler, toplumla olan ilişki ağını oluşturamamanın getirdiği sonuçlardır. Burada şu var; Alevi kurumlarının bu konudaki mücadeleleri kurumsal bir ele alış olmadı. Bireysel ele alışlar oldu. Bundan kaynaklı olarak sonuç alınamadı.
Mücadele yürütüldü ama sonuç alma noktasında hiç bir şey yapılamadı. Burada birtakım yaptırımlar oluşabilirdi. Yaşamı durduracak, hayatı kilitleyecek Alevilerin yaşadığı sorunları toplumun diğer kesimlerine işaret edecek birtakım eylem ve etkinlikler dizini yapılabilirdi. Yani bir miting iyidir, güzeldir, hoştur ama diğer gün bir şey olmuyorsa yani herkesin orada türküsünü söyleyip slogan attıktan sonra evine döndüğü bir hale dönüşüyorsa bu ve bir gün sonra hayat olduğu yerden devam ediyorsa bu eylemlerden sonuç çıkartmak mümkün değildir.
“HAYATI DURDURAN EYLEMLER ŞART”
Alevilerin cemevleri ibadethane kabul edilmiyor mu buyurun Taksim Meydanı’nda her Perşembe cem yapalım. Madem bizim ibadethanemizi kabul etmiyorsunuz bizim ibadethanemiz burasıdır, Taksim Meydanı’dır, Galatasaray Meydanı’dır. Her Perşembe akşamı cem yapalım orada. Biraz hayatı durduralım, biraz hayata etki edelim. İnsanlar ne oluyor niye burada cem yapıyorlar diye sorsunlar. Biz de niye orada cem yaptığımızı anlatalım. ‘Sen ibadethanemi ibadethane kabul etmiyorsun, ben de geldim burada yapıyorum.’ Buna benzer birçok yöntem var.
“ETKİLİ EYLEM SÜREKLİLİĞİ OLAN EYLEMDİR”
Bu aklımıza gelen ve zamanında önerdiğimiz şeylerden bir tanesi. Bu anlamıyla bir süreklilik olmadığı için ara ara yapılan eylemlerin bir etkisi ve sonuç alıcı yöntemi olmuyor. O yüzden etkili olan eylem, sürekliliği olan eylem, yaşama dokunan eylem, hayata dokunan eylem, karşıdaki komşunun ‘ya bu nedir ki ne oluyor ki?’ diyebileceği bir eylemdir. Bunu demedikten sonra senin için ayrılan demir çubuklarla çevrilmiş bir alanda türkünü de söyle, sloganını da at, talebini de ilet buradan bir sonuç maalesef çıkmıyor. Biz bu eylemlerin en büyüklerini yaptık zamanında.
“BAŞLARKEN DİĞER TOPLUMSAL MUHALEFET İLE ORTAKLAŞILMADI”
Demokrasi mücadelesi yürüten diğer toplumsal kesimler ile birlikte yürütülen mücadele yeterli mi? Daha güçlü sonuç almak için nasıl hareket edilebilir?
Alevi kurumları oluşturulurken, cemevleri yapılırken şuradan başlandı aslında; diğer toplumsal kesimlerle ortaklaşa bir muhalefet üzerinden yürütülmedi. Cemevleri kurulurken tam tersine şöyle bir şey yapıldı; bunun aktörleri vardı ayrı bir konu ama ‘biz devletimizin yanındayız’, ‘işte biz bölücü değiliz’, ‘terörist değiliz’, ‘biz devletimize, vatanımıza, bayrağımıza, Atatürk’ümüze sahibiz onu seviyoruz, sayıyoruz, hani bize dokunmayın, bizi ellemeyin. Bize bir şey demeyin’ üzerinden bir oluşum meydana getirildi.
Yani bu yaklaşım doğru değildi. O anda devletin sana ihtiyacı vardı. Yeni bir bölünme, yeni bir muhalefet gücü oluşturmak. Devlet senin içine giremediği için senin o haline ‘eyvallah, tamam sen bu koşullar içerisinde varlığını sürdürebilirsin, cemevlerini yapabilirsin’ dedi.
“BİZ BU ÜLKEDE CEMEVLERİ NASIL KURULDU BİLİYORUZ”
Bu cemevleri şöyle bir mücadeleyle başlamış olsa, ‘cemevleri bizim hakkımızdır, biz bu hakkımızı alacağız bunun için de burada şunu yapıyoruz, bunu ediyoruz, buraya kuruyoruz. Bunun üzerine kurulu’ değildi. O sürecin içinde başından beri var olan biriyim. Cemevleri bu ülkede nasıl kuruldu onu biliyoruz.
Büyükşehirlerde bu cemevleri kurulurken nasıl yollar, yöntemler izlenildi, gizli kapaklı ne tür görüşmeler yapıldı. Devlete gidip de devletin çeşitli birimlerine başbakanına, cumhurbaşkanına gidip de ‘ya bizi Kürtlerle aynı kefeye sokmayın, biz devletimize, milletimize sahibiz, biz hepimiz ama işte bizim ibadethanemiz yok, bize dokunmayın biz de burada bunu yapalım. Yoksa sonuç başka yere gidiyor, bizim çocuklar başka yere gidiyor, bunlara sahip çıkmamız gerekir’ üzerinden bir örgütlenme ve onun üzerinden bir Alevi hak mücadelesi yürütmek doğru bir sonuç değildir.
“SONUÇ ALACAĞIM DİYE HER YÖNTEMİ DENEMEK DOĞRU DEĞİL”
Bunun sonucunda da gelinen noktada doğru bir sonuca evirilmedi yani. Şimdi açılan davalarda, kazanılan davalarda, Erenler Cemevi’nin davasının sonucuna bakın. Sonucuna baktığımız zaman bir kazanım mıdır kazanım ama o davanın kararına baktığımız zaman hepsi kayıp. Yani Alevilik o cemevi davasının o elektrik davasının hukuki gerekçesiyle tanınacaksa valla kusura bakmayın ben Aleviliği reddederim yani. Böyle bir Alevilik yok yani. Çünkü o seni asimile ederek aslında Sünniliğin başka bir tarikatı haline dönüştürerek seni kabul ediyor. Bunun üzerinden diyor ki bunlar da burada ibadet ediyor ne yapalım bunlara da bu hakkı verelim. Bu doğru bir şey değil. Sonuç alacağım diye her yöntemi uygulamak, denemek doğru bir şey değildir.
“DEVLETLE KURULAN İLİŞKİ DEMOKRATİK MUHALEFETTEN KOPARDI”
O anlamıyla Türkiye’deki Alevi hareketi diğer muhalif kesimlerle ortaklaşma konusunda sıkıntı yaşamıştır. Bu sıkıntıların hepsinde şöyle bir şey olmuştur. Size mutlaka birileri, “siz öyle ayrı durun bak biz burada size şöyle bir kolaylık yapalım” a getirmiştir.
Böyle başlamıştır devletle olan ilişki. Böyle başlayınca siz diğer muhalif kesimi kenara koymayı kendinize hak görmüşsünüzdür. Bunun üzerine yürüdüğünüz yolda da gelinen nokta asimilasyondur. Sizi asimilasyona götürür. Erenler Cemevi’nin davası da bizi asimilasyona götürür. O sonuç da bizi asimilasyona götürür.
“DAYATILANI KABUL ETMEK ASİMİLASYONU KABUL ETMEKTİR”
Bunlara dikkat etmek lazım. Hani şunu karıştırmayalım; tamam elektrik hakkı kazanıldı mı kazanıldı. Ama nasıl kazandın sen bunu, bu davada ne diyor yani. Sana ne diyor ‘ben cemevlerini ibadethane diye kabul edeceğim’, bir ara bunu tartıştık. Nasıl edecek ama. ‘Sen Müslümansın esas ibadethanen camidir. Ama cemevi senin tarikathanendir, zikirhanendir. Sen camide namazını kıldıktan sonra gidip orada o ibadetini yapabilirsin.’ Bu kapsamda kabul bir asimilasyondur. Bu kabule evet demek de asimilasyona evet demektir. Bu anlamıyla diğer toplumsal muhalif kesimlerle ortaklaşmada sıkıntılar yaşanmıştır ve yaşanıyor.
“MESELE NEFES ALIP ALMAMA MESELESİDİR”
Alevilerin bugün yapması gereken şudur: Artık mesele cemevlerinin ibadethane olup olmama meselesi değildir. Artık mesele zorunlu din derslerinin kalkıp kalkmama meselesi değildir. Artık mesele Alevi toplumunun diğer toplumsal kesimlerle nefes alıp alamama meselesidir. Bugün geldiğimiz nokta burasıdır. Gelin hadi yarın hükümet tuttu dedi ki ‘cemevlerini ibadethane olarak kabul ediyorum’, ne olacak Alevi sorunları bitti mi yani.
“2 KERE 2 İNŞALLAH 4 EDERE GELMİŞİZ”
Şimdi biz bunu hükümetin baktığı noktadan ve gerekçelendirdiği noktadan verdiği sonuç bizim için bir kazanım mı olacak. Bu bir kazanım falan değil. O anlamıyla yapılması gereken şu; demokrasi mücadelesidir. Özgürlükçü, eşitlikçi bir laiklik mücadelesidir. Bunu diğer toplumsal kesimlerle ortaklaştırmadığımız sürece bizim açımızdan cemevleri ibadethane olmuş, din dersleri kalkmış yerine başkası konuyor. Fark etmiyor yani adı değişiyor, başka bir şey getiriyorlar.
Bugün din derslerini zorunlu olmaktan çıkartsalar ne olacak ki, kimya dersi de, biyoloji dersi de, matematik dersi de neredeyse din dersine dönüşmüştür. 2 kere 2 inşallah 4 eder’e gelmişiz yani. Böyle bir hamdolsun ki 4 eder falan. Bu noktada senin din dersini zorunlu olmaktan çıkarsa ne olacak yani. Mücadelenin boyutu değişmiştir. Bunu güncellemek gerekiyor artık. Bu iş artık böyle sadece cemevi mücadelesi sadece zorunlu din dersleri mücadelesi olmaktan çıkmıştır. Gelinen noktada bir yaşamsal mücadele vardır. Bir varoluş yok oluş mücadelesi vardır.
“BİZDEN ÖNCE YAŞAMIŞ İNANÇLARIN VE HALKLARIN AKIBETİNE BAKALIM”
Alevi toplumunun varoluş, yok oluş mücadelesinde tıpkı bu topraklarda kendilerinden önce yaşamış halkların ve inançların akıbetine bakarak karar vermesi gerekir. Belli çerçevelerde iyi Alevi kötü Alevi ayırt ederek bir yerlere geleceksek, bu yarın bizim de ortadan kaldırılmamıza sebebiyet verecektir.
“UNUTMAYALIM Kİ İŞBİRLİKÇİLİK SONUÇ ALANA KADARDIR”
Unutmayalım ki işbirlikçilik sonuç alana kadardır. Senden ne kadar verim alır seninle işi biter sonra seni ortadan kaldırır. Bu böyledir, tarihimizde hep böyle görülmüştür. Dersim’de yaşanan katliama baktığımız zaman işleri bittikten sonra önce o işbirlikçileri ortadan kaldırmışlardır. Ve tarihin diğer dönemlerinin hepsinde bu olmuştur. O zaman topyekün olarak diğer toplumsal kesimlerle, diğer muhalif kesimlerle bu sistemin, bu mevcut yönetim anlayışının, bu çakma laikliğin, bu çakma demokrasinin mağduru olan bütün inançlarla ve bütün toplumsal kesimlerle ortak bir demokrasi mücadelesi, hak, hukuk, adalet, eşitlik, vicdan, özgürlük mücadelesi vermektir.
Turabi KİŞİN/PİRHA
YARIN: DOSYA 15 ABF Genel Başkan Yardımcısı Fazlı Aslan Aleviler, Alevi örgütlenmesini değerlendiriyor.
PİRHA- Mevcut örgütlenme düzeyinin Alevi toplumunun ihtiyaçlarına cevap verip vermediğini, veremiyorsa çözüm önerilerinin ne olduğunu tartışmaya açtığımız yazı dizisinin 13. bölümünde Demokratik Alevi Derneği İzmir Şube Eş Başkanı Hüseyin Ozan’ın görüşlerine yer verdik.
Ocaklar ve Dergahlar sistemi üzerinden yüzyıllarca kendi kendisine yeten ve bu anlamda demokratik, çoğulcu karakterini koruyup günümüze kadar getiren Alevi toplumu kent kültürüyle birlikte yeni sorunlar ve bu sorunların doğurduğu ihtiyaçlarla karşı karşıya kaldı.
Buna cevap üretmek için özellikle 1990’lardan itibaren günümüze kadar çok sayıda dernek, vakıf, cemevi, dergah, federasyon gibi yapılar kurarak inancıyla birlikte toplumsal varlığını sürdürmeye çalıştı. Ancak artan asimilasyon ve tekçi politikaların yoğunluğu da dikkate alındığında bu örgütlenme düzeyinin hem Alevi toplumunun ihtiyaçlarına hem de ülkemizin genel sorunlarına cevap olmada yetersiz kaldığı aşikar.
Bu bilgiler ışığında aynayı kendi yüzümüze yani Alevi örgütlenmesine tutarak mikrofonu Alevi pirlerine, kadınlarına, kurum temsilcilerine ve bilinen isimlerine sorduk.
Dizi yazımızın 13. bölümünde sorularımızı Demokratik Alevi Derneği İzmir Şube Eş Başkanı Hüseyin Ozan’a sorduk.
İşte Ozan’ın sorularımıza verdiği yanıtlar…
Sayın Ozan, Alevi örgütlenmesine genel anlamda baktığımızda tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Alevi toplumunun ihtiyaçlarına cevap veriyor mu? Yeterli görüyor musunuz, eğer görmüyorsanız neden?
Hüseyin Ozan: Alevi örgütlülüğüne genel bir bakışla baktığımızda görülen durum bir kaos halidir. Güncel Alevi örgütlülüğü dönemsel ihtiyaçlara ve Alevi toplumsallığının yaşatılıp geleceğe taşınması amacına hizmet işlevinden oldukça uzaktır. Bu anlamda mevcut örgütlülük oldukça yetersiz olduğu gibi Aleviliği kemiren, tarihsel toplumsal gerçekliğinden koparıp eriten bir karakterdedir. Bu sonuca yol açan nedenleri irdelersek;
“DÜŞÜNSEL OLARAK ALEVİ TOPLUMSALLIĞINDAN KOPULDU”
1- Alevilik, düşünsel-toplumsal bir formasyonu ifade etmektedir. Her toplumsallık düşünsel bir zemin ve kaynağı bu düşünsel zemin olan anlam dünyası üzerine inşa edilmiştir. Uzun bir tarihi kapsayan çok yönlü ve sistematik saldırılar Alevi toplumsalığında önemli tahribatlar yaratmıştır. Özellikle merkezi ulus devlet inşası ve tek tip iktidar alanı yaratmayı hedefleyen tek tipçi ideoloji ve politikalarla beraber, Aleviler, Alevi toplumsallığını mümkün kılan düşünsel zeminden ve anlam dünyasından büyük ölçüde koparılmıştır. Bu kopuş, günümüzde Alevi tarihsel toplumsal gerçekliğinden uzaklaşmaya ve kendini tanımlayamama gibi sonuçlara yol açmıştır.
“DÜŞÜNSEL KOPUŞ SAVRULMANIN ÖNÜNÜ AÇTI”
2- Düşünsel kopuş, bağlı olarak anlam dünyasının yitimi toplumsal perspektifin yitimi anlamına gelmiş; her türlü yabancılaşma ve savrulmanın önünü açmış, yaşama, insan ve doğaya yönelik sorunlara kendi penceresinden, anlam dünyasından bakma yeteneğini yitirmeye yol açmıştır. Sonuç olarak Alevi halklar her türlü manipülasyona açık duruma düşmüş, toplumsal sorunlar karşısında tarihsel gerçekliklerine uygun reaksiyon ve konumlanma yetenekleri sekteye uğramıştır.
“ALEVİLER ULUS DEVLETİN TOPLUMSAL TABANI OLARAK GÖRÜLDÜ”
3- En büyük tahribat ulus devlet inşasıyla beraber ittihatçı-kemalist ideolojik sızmayla gerçekleşmiştir. Bir yandan modernist söylem, bir yandan da canlı tutulan şeriat tehlikesi söylemi, ulus devlet sürecinde ihtiyaç duyuldukça gerçekleştirilen Alevi katliamlarıyla Alevi halklar ulus devletin toplumsal tabanı olarak konumlandırılmaya çalışılmış, bir ölçüde başarı da sağlanmıştır.
“ETNİSİTE İNKARI ALEVİ HAKİKATİNE AYKIRIDIR”
4- Aleviliğin tarihsel, toplumsal, düşünsel gerçekliğine taban tabana zıt olan tek tipçi ittihatçı-Kemalist ideolojik sızma ve dayatmalar Alevilik gerçeğinde ciddi çarpılmalara yol açmıştır. Tek tipçi sızma Türk Alevilerde egemen ulus milliyetçiliği etkilenmesine, başta Kürt Alevileri olmak üzere diğer Alevi etnisitelerinde ise etnisitesini inkar eğilimine yol açmış olup bu hal Alevi hakikatine aykırı bir durumdur.
5- Alevi halklar tarihsel yaşam alanlarından sistematik bir şekilde koparılmış, metropollere ve dünyanın birçok yerine savrulmuştur. Bu durum toplumsal yapıyı ve özgüveni olumsuz yönde etkilemiş, Alevilerin kendilerini daha güvensiz ve tehditlere açık bir durumda hissetmelerine, daha da içe kapanmalarına yol açmıştır.
“ERİL YÖNDE BİR SAPMA ÖRGÜTLÜLÜĞE DE YANSIDI”
6- Alevi yolu, “Ana Yolu”, Alevi toplumsallığı Ana toplumsallığı olarak tarif edildiği halde (Mürşid-i Kâmilullah Ana’dır. -rehber, pir, mürşit Ana Yolunun memurları, görevlileridir- eril yönde bir sapma gerçekleşmiş olup bu olumsuzluk toplumsal yaşamda olduğu gibi güncel Alevi örgütlülüklerinde de yansımasını bulmaktadır.
Tarihsel toplumsal hakikatını esas almayan, bu zemin üzerine inşa edilmeyen bir Alevi örgütlülüğü en baştan sakat bir doğum gerçekleştirecek, karşıtına dönüşecek ve iktidarcı-hegomonik bir karaktere bürünecektir. Böyle bir yapı ise Alevi toplumsallığının çöküşüne katkı sunmaktan öte bir anlam ifade etmeyecektir.
“RIZAYA DAYALI TOPLUMSAL ÖRGÜTLÜLÜK ŞART”
Alevi yolu rıza yolu, toplumsallığı ise rıza toplumsallığı ise örgütlenme biçimi de rızaya dayanan bir karakterde inşa edilmelidir. Toplumsal irade her koşulda esas olmalıdır. Hali hazırdaki örgütlenme biçimleri ise rızayı değil, hegemonik sistemin sunduğu, dayattığı biçim üzerine kurulu olup manipülasyon ve istismarlara açık bir durumdadır.
Bugünkü tabloyu yeterli görmüyorsanız, neler yapılabilir? Önerileriniz var mı?
Alevi örgütlülüğünden esas olarak Alevi toplumsallığı anlaşılmalıdır. Bu toplumsallık ise dört temel kurum üzerine inşa edilmiştir. Bu kurumlar; Musahiplik, Rayberlik, Pirlik ve Mürşitlik kurumlarıdır. Alevi toplumsallığı kaynağı Alevi öğretisi olan bu dört kurum üzerinden mümkün olmaktadır. Bu kurumlar işlevsel ise Alevi tarihsel-toplumsal gerçekliğinden söz edebiliriz.
“TOPLUMSAL BİLİNÇ VE AİDİYET DUYGUSU KORUNMALI”
Güncel örgütlenmeler Alevi toplumsallığının korunup yaşatılması, geleceğe taşınması amacına hizmet ediyorsa anlamlı olacaktır. Bu bağlamda;
1- Toplumsal bilinç canlandırılmalı, aidiyet duygusu korunmalıdır. Bu durum Alevi öğretisinin açığa çıkarılması ve Alevilerle yeniden buluşturulmasıyla mümkün olacaktır. Böylece kendini tanımlayamama sorunu ortadan kalkacağı gibi manipülasyonların önüne geçilebilecek, toplumsal varlığın yaşatılması ve sürekliliği için temel adımlardan biri atılmış olacaktır.
2- Bu başlığın girişinde vurgulandığı üzere, Alevi toplumsallığını mümkün kılan dört temel kurumun önemine dikkat çekilmeli, tarihsel hakikatine bağlı olarak canlandırılmalıdır.
“HİYERARŞİK MODELLER MAHKUM EDİLMELİ”
3- Ana Yolu ve Rıza toplumsallığı olarak tarif edilen Alevi yolunun hegemonik-iktidarcı hiyerarşik her türlü sistemle taban tabana zıt bir düşünsel-toplumsal sistem olduğu Aleviler ve dostlarınca bilince çıkarılmalıdır. Bu bağlamda kapitalist hegemonyanın araç ve sonuçları olan milliyetçilik ve tek tipçi ulus modelinin rızasız yolun sonuçları, araçları olduğu güncel Alevi örgütlülüklerince vurgulanmalıdır.
“ÇOK KÜLTÜRLÜ KARAKTERE DÖNÜLMELİ”
4- Alevi öğretisinin temel karakteristiği “varlık birliği” olduğundan, varlığın tüm hal ve formlarının “hak aynası”, yani varoluşa yol açan kaynağın bir hali olduğu kabulü güncel Alevi örgütlülüklerince bilince çıkarılıp “çok kültürlülüğün” Alevi yolu ve öğretisinin karakteristiği olduğu dile getirilmeli, Alevi örgütlülükleri Alevi öğretisinin bu kabulüne uygun söylemde bulunmalı, konumlanmalıdır.
“TEK TİPÇİ KİRLİLİKTEN ARINMALIYIZ”
5- Bütün güncel Alevi kurumları tek tipçi kirlilikten arınmalı, aleviliğin birçok sürekten ve etnik bileşenden oluşan “ikrarlı bir toplam” olduğunu bilince çıkarmalı, eylem ve söylemini bu kabul üzerinden gerçekleştirmelidir.
6- Ritüellerde de tek tipleşme ret edilmeli, süreklerin tarihsel geleneğine saygı duyulmalı, esas alınmalıdır. Aksi tutum dinselleşme ve şekilciliğe yol açacaktır.
“DERGAH VE OCAKLAR, ESAS ALINMALI”
7- Örgütlenme anlayışımız, “her sürek özelinde tarihsel yaşam alanlarına odaklı” olmalıdır. Merkezi yapılanma (genel merkezler vb.) her süreğin tarihsel olarak yoğunlaştığı, kutsallarının, dergah ve ocaklarının olduğu alanlarda olmalıdır.
“ANADİLDE İBADET ESAS ALINMALI”
8- Diller her halkın tüm tarihsel birikimini içerdiğinden ve yetmiş iki millet bir bilinip cümle diller de “hak aynası” olarak bilindiğinden “ana dilde” ritüellerin gerçekleştirilmesi güncel Alevi örgütlülüğünce esas alınmalı ve teşvik edilmelidir.
“ALEVİ YOLU ANA YOLUDUR”
9- Güncel Alevi örgütlülüklerinde kadın tali plandadır. Oysa Alevi yolu “Ana yolu” olarak tarif edilmektedir. Anaların cem-cemaat yürütmeleri, kadının yaşamın her alanında etkin kılınması, güncel demokratik talep ve mücadelelerde kendi özgün yapılanmasını gerçekleştirmesi teşvik edilmelidir.
“BÜTÜNLÜKLÜ BİR PROGRAM YOK”
Alevi toplumunun eşit yurttaşlık, inanç ve ibadet özgürlüğü, zorunlu din derslerinin kaldırılması, ibadet merkezleri ve kutsal mekanlarının kabul görmesi ile demokratik toplum gibi temel talepleri konusunda yeterli bir mücadelenin verildiğini düşünüyor musunuz? Daha güçlü bir sonuç almak için bu konuda neler yapılabilir?
Öncelikle güncel Alevi örgütlülüklerinin (dernek, federasyon, vakıf vb.) bütünlüklü bir program ve hedefi olmadığını belirtmek gerekir. Başta Alevi kurumları olmak üzere diğer demokratik kitle örgütleri de sorunu bütünlüklü tarif edememekte, bütünlüklü çözüm önerileri sunamamakta ve yeterli bir mücadeleyle Alevi sorununu sahiplenememektedirler.
“İKTİDAR OLGUSU VE KURUMLARIYLA BİR ARADA OLUNAMAZ”
Soruda zikredilen ve genelde Alevi kurumlarının dillendirdiği bu talepler Alevi sorununun çözümü ve Alevi toplumsallığının yaşatılabilmesi için yeterli değildir. Alevilik derken toplumsal bir varlık, sorun ve gerçeklikten söz ederiz. Sorunun çözümü toplumsal hakların bütün yönleriyle teslimine bağlıdır. Alevilik iktidar ve hegemonik ilişkilerin bulunmadığı, rıza yolu ve rıza toplumsallığı olarak tanımlanan bir komünalitedir. Hegemonik yapı ve onun yoğunlaşmış ifadesi olan devlet aygıtının türlü biçimlerinin reddi üzerinden alternatifi olarak geliştirilen düşünsel-toplumsal bir formasyondur.
İktidar olgusu ve onun kurumlarıyla bir arada bulunamaz. Dolayısıyla rıza yolu ve toplumsallığının komünal bir yaşam gerçeğini ifade ettiği bilince çıkarılmalı, güncel demokratik mücadelenin yanında Alevi yolunun “rıza şehri” ütopyası unutulmamalı ve Alevi kurumlarınca ifade edilmelidir.
“DEMOKRATİK CENAHIN İRADİ BİR BİLEŞENİ OLMALI”
Demokratik mücadeleden daha güçlü bir sonuç almak için Aleviler kendilerinden başlamalı ve bunun için;
1- Toplumsal sorunları üzerinden taleplerini netleştirmiş, iradeleşmiş, tarihsel toplumsal gerçeklik ve çizgisine uygun bir örgütlenme anlayışıyla örgütlenmelidir. Kriter, Alevi öğretisinin öngördüğü rıza hali, toplumsal iradenin tecellisi ve iktidarcı örgütlenme biçimlerinin reddi olmalıdır.
2- Bütün ötekileştirilmişlerle, hak ve özgürlük talebi olanlarla beraber eşitlikçi özgürlükçü bir komünalitenin inşası için buluşmalı; demokratik cenahın “iradi bir bileşeni” olmalıdır.
“SAMİMİ PRATİK MÜCADELE ŞARTI ÜZERİNE İNŞA”
3- Alevilerin ve alevi örgütlülüğünün bir bütün olarak siyasal alanla ilişkilenme biçimi ise toplumsal taleplerinin programsal düzeyde kabulü, deklare edilmesi ve samimi pratik mücadelesi şartı üzerine inşa edilmelidir. Böyle bir duruş Alevilerin kişiler üzerinden manipüle edilmesine ve kişisel istikballere kurban edilmelerine engel olacağı gibi demokratik mücadeleye daha kararlı, güçlü ve istikrarlı katılımlarını sağlayacaktır.
“HEGEMON GÜÇLER İLE ARAMIZA MESAFE KOYMALIYIZ”
Alevi örgütlerinin diğer toplumsal muhalefet ile ilişkilerini ve Türkiye’nin temel sorunlarına karşı mücadelesini yeterli görüyor musunuz? Yeterli görmüyorsanız bu konuda neler yapılabilir?
Aleviler, kendi toplumsal hakikatleriyle yaşadıkları sürece hegemon odaklarla arasına mesafe koymuştur. Ulus devlet inşasından bu yana ise hegemon güç içerisinde gelişen imparatorluk yanlılarıyla modern devlet söylem ve eylemiyle gelen klik arasında” tercihe zorlanmış, yeninin yanında kerhen yer almışlardır veya yer almak zorunda kalmışlardır. Direnen Koçgiri ve Dersim ise ulus devlet tarafından ezilmiştir. Aleviler, özellikle yetmişli yıllarda gelişen devrimci demokratik mücadelede, devrimci mücadelenin temel dinamiklerinden olmuş, 1980 darbesiyle beraber en çok ezilen toplumsal kimliklerden biri olmuşlardır.
Bu yenilginin ardından ise bir geri çekilme söz konusu olmuş, içe kapanma yaşanmıştır. Hali hazırdaki durum iç açıcı değildir. Diğer başlıklarda ifade etmeye çalıştığımız nedenlerden dolayı ülkede ki toplumsal muhalefete yeterli bir katkı sundukları söylenemez.
“KEMALİST ETKİLENME ZAAFİYETE YOL AÇTI”
Bu durumdan Alevi örgütleri de büyük ölçüde sorumludur. Vurgulandığı üzere Aleviliğin tarihsel toplumsal gerçekliği ve çizgisi üzerine oturtulmuş bir örgütlülük söz konusu değildir. Temel sorun anlayış düzeyindedir. Tarihsel hakikatından kopunca özellikle ittihatçı-Kemalist ideolojik etkilenme ciddi zaafiyete yol açmaktadır.
“GÜVENLİK KAYGISI VE EKONOMİK KISKAÇ”
Alevilerin içe kapanmasında ki diğer etkenler ise süreklilik arz eden şiddetle iradelerinin kırılmış olması, katliam tehditlerinin canlı tutulup gerek gördükçe yinelenmesi, toplu yaşadıkları tarihsel yaşam alanlarından koparılarak dağıtılmaları sonucunda güvenlik kaygılarının artması, ekonomik kıskaca alınarak özellikle CHP’li belediyelere adeta muhtaç duruma düşürülmeleri, yine aynı belediyelerin kültürevi diye inşa edip anahtarını ellerinde tuttukları cemevleri üzerinden uyguladıkları baskılar sayılabilir.
Uzun yılların sistematik politikalarıyla yaratılan çok yönlü tahribatlar olarak genellemek gerekir.
“İKTİDAR MAKAMLARI DEĞİL HİZMET MAKAMLARI”
Alevilerin bu durumu aşması, Türkiye’nin temel sorunlarına daha fazla ilgi gösterip demokratik muhalefetle diğer başlıklarda vurgulanan temel ve kriterlerde buluşması, toplumsal varlıklarının demokratik mücadeleye ve bütün ötekileştirilenlerle buluşmaya bağlı olduğu gerçeğinin anlatılmasıyla mümkün olacaktır. Şu vurgularda gereklidir düşüncesindeyim;
1- Alevilik rıza yoludur, alevilik iddiasını, aidiyetini koruyan talip rızasız yolun farklı versiyonlarına itibar etmez.
2- İnsanlık hegomonik-iktidarcı sistemin versiyonlarından mağdurdur, insanlık dünyanın her yerinde kurtuluşu bir rıza toplumsallığında (komünalitede) arar ve tarif ederken Alevilerin ağır bedellerle günümüze taşıdıkları değerlerinden, düşünsel-toplumsal modellerinden vaz geçmesi yanlış ve tarihlerine ihanettir.
3- Rayberlik, Pirlik ve Mürşitlik makamları iktidar makamları olmayıp, rıza yolu ve toplumsallığının hizmet makamlarıdır. Bu makamlarda hizmet sunanlar yolun kurbanıdır. Işık ve öncü olmak, toplumsallığımızı hakikate bağlı kalarak savunmak, rızasız yolun versiyonlarına yem etmemek zorundadırlar.
Turabi KİŞİN/PİRHA
YARIN: DOSYA 14 Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Kurucu Başkanı Ali Kenanoğlu, Alevi örgütlenmesine ilişkin görüşlerini belirtiyor.
PİRHA- Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor. Mevcut örgütlenme düzeyinin Alevi toplumunun ihtiyaçlarına cevap verip vermediğini, veremiyorsa çözüm önerilerinin ne olduğunu tartışmaya açtığımız yazı dizisinin 10. bölümünde Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkez Yöneticisi Gülizar Taşbilek sorularımızı yanıtlıyor.
Ocaklar ve Dergahlar sistemi üzerinden yüzyıllarca kendi kendisine yeten ve bu anlamda demokratik, çoğulcu karakterini koruyup günümüze kadar getiren Alevi toplumu kent kültürüyle birlikte yeni sorunlar ve bu sorunların doğurduğu ihtiyaçlarla karşı karşıya kaldı.
Buna cevap üretmek için özellikle 1990’lardan itibaren günümüze kadar çok sayıda dernek, vakıf, cemevi, dergah, federasyon kurarak inancıyla birlikte toplumsal varlığını sürdürmeye çalıştı. Ancak artan asimilasyon ve tekçi politikaların yoğunluğu da dikkate alındığında hem Alevi toplumunun ihtiyaçlarına hem de ülkemizin genel sorunlarına cevap olmada yetersiz kaldığı da bir gerçek.
Bu bilgiler ışığında aynayı kendi yüzümüze yani Alevi örgütlenmesine tutarak mikrofonu Alevi pirlerine, kadınlarına, kurum temsilcilerine ve bilinen isimlerine sorduk.
Dizi yazımızın bu bölümünde Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkez Yöneticisi Gülizar Taşbilek sorularımıza yanıt verdi.
Mevcut Alevi örgütlenmesine genel anlamda baktığımızda tabloyu nasıl görüyorsunuz? Yeterli görmüyorsanız çözüm önerileriniz nelerdir?
Alevi örgütlenmesine genel olarak baktığımda yeterli görmüyorum. Evet, içinde olduğumuz dönem herkes için zor bir dönem. Alevi toplumu için çok daha zor bunu kabul ediyorum.
Fakat biz Aleviler bir türlü istediğimiz birlik beraberliği sağlayamıyoruz. Bunun birçok nedeni var. Gördüğüm örgüt liderleri ve yöneticileri kendimi dışında tutmuyorum (bazılarını tenzih ederek söylemem gerekirse) siyasi hedefler peşinde olanlar görev ve yetkilerini maalesef doğru kullanmıyorlar. Hal böyle olunca da Alevi toplumunu ilgilendiren konularda gerektiği yerde gerekli tepkiyi vermekte geç kalınıyor ya da bir tepki verilmiyor. Böyle olunca da ister istemez toplumun istediği örgütlülük hedefinden uzak kalınıyor.
“KADINA VE GENÇLİĞE YER VERİLMİYOR”
Gördüğüm ikinci bir eksiklik ise kadın ve gençlik kadrolarının yetersiz olmasıdır. Bu yetersizliğin başlıca nedeni ise bana göre mevcut örgütlerin kadın ve gençlere önem vermemesi, önünü açmamasıdır. Bir örnek vermem gerekirse Alevi örgütlerinin zaman zaman önemli çalışmaları oluyor. Bu çalışmalara ilişkin ne kadınların ne de gençlerin görüşlerine başvuruluyor. Yani bu kesimlerin düşünceleri önemsenmiyor. Dolayısıyla enerjilerinden de yararlanılmıyor. Bu aynı zamanda çalışmaların tabana inmesine de engel bir durumu yaratıyor.
“DAYATMA KARARLAR, TOPLUMUMUZDA KABUL GÖRMÜYOR”
Bu konuda naçizane önerilerim şunlardır. Bir defa yönetimler için kadın ve gençlik kotası olmalıdır. Kurumlarımız ve çalışmaları adına alınacak kararlar örgütsel mekanizmalar içinde tartışılmalıdır. Tabana mal edilmelidir. Dayatma kararlar toplumumuzda kabul görmüyor.
Alevilerin eşit yurttaşlık ve inançlarını özgürce yaşama vb temel talepleri var. Bu konuda verilen mücadele için neler söyleyeceksiniz?
Alevi toplumunun eşit yurttaşlık, inanç ve ibadet özgürlüğü, zorunlu din derslerinin kaldırılması, ibadet merkezlerimizin ve kutsal mekanlarımızın kabul görmesi için yıllardır mücadele ediyoruz. Avrupa Birliğinde Alevi inanç merkezlerinin hak ettiği statüye kavuşmasına karşın, vatandaşı olduğumuz ülkede hala saygı görmüyor olmamız üzücü bir durum. Bu konuda verilen mücadele önemlidir fakat bu mücadele verilirken içimizden birilerinin bunu sekteye uğratması, devletin Alevisi olmak için gayret etmesi, özetle dönemin Hınzır Paşa’ları olması mücadeleyi zorlaştırıyor.
“ÇOCUKLARIMIZ İNANÇLARINI ÖZGÜRCE YAŞASIN”
Nasıl ki camiye, kiliseye, sinagoga ve diğer ibadet merkezlerine saygı gösteriliyorsa bizim de ibadet merkezlerimize, kutsal mekanlarımıza aynı saygının gösterilmesini istiyoruz.
Nasıl ki bu ülkede Sünni çocuklar kendi inançlarını rahat bir şekilde öğreniyor ve yaşıyorsa bizim çocuklarımız da öyle kendi inançlarını özgürce öğrensin ve yaşasın istiyoruz. Cemevleri birer eğitim yuvasına dönüştürülmeli.
Bir de işin siyasi boyutu var. Alevilerin sorunları çoğu zaman, sadece seçim zamanı oy devşirmek için gündeme geliyor. Tabi Alevilerin buna izin vermemesi lazım.
Demokrasi mücadelesi yürüten diğer toplumsal kesimler ile birlikte nasıl hareket edilebilir?
Alevi toplumu ve örgütleri ülkenin diğer sorunlarına duyarsız kalmıyor. Nerede bir haksızlık yaşanıyorsa bunun kime olduğu önemli değil. Örnek vermek gerekirse Ensar Vakfı’nda yaşanan çocuk tacizlerinde Alevi çocukları yoktu. Fakat buna sessiz kalınmadı. Çünkü hepsi bizim çocuklarımız. İnsanım diyen herkesin karşı çıkması gereken durumlar bunlar.
“DEVLET ALEVİLERİN VARLIĞINDAN RAHATSIZ”
Hükümetler muhalif kimliğinden ötürü Alevileri sevmezler. Çoğulcu, demokratik ve toplumsal bir yapısı olduğu için devletin çıkarlarına uymuyor. Doğal olarak sistemli bir asimilasyona ve yok edilmeye tabi tutuluyorlar.
Buna karşı verilen mücadele elbette ki yeterli değildir. Buna karşı mücadele yürütürken benzer hak ihlalleri ile karşı karşıya olan, asimile edilen kesimlerle birlikte yürümeyi bilmek gerekir. Bu konuda belli bir çaba var ancak mevcut saldırı ve gasp edici uygulamalar karşısında yeterli değil.
Turabi KİŞİN/PİRHA
YARIN: DOYSA 11 Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, Alevi örgütlenmesini değerlendiriyor.
PİRHA- Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışmaya devam ediyor. Mevcut örgütlenme düzeyinin Alevi toplumunun ihtiyaçlarına cevap verip vermediğini, veremiyorsa çözüm önerilerinin ne olduğunu tartışmaya açtığımız yazı dizisinin 9. bölümünde Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Muhittin Yıldız sorularımızı yanıtladı.
Haberin Videosu
İnancın ruhuna uygun bir örgütlenme modeli olan Ocaklar ve Dergahlar sistemi üzerinden yüzyıllarca kendi kendisine yeten ve bu anlamda demokratik, çoğulcu karakterini koruyup günümüze kadar getiren Alevi toplumu kent kültürüyle birlikte yeni sorunlar ve bu sorunların doğurduğu ihtiyaçlarla karşı karşıya kaldı.
Buna cevap üretmek için özellikle 1990’lardan itibaren günümüze kadar çok sayıda dernek, vakıf, cemevi, dergah, federasyon kurarak inancıyla birlikte toplumsal varlığını sürdürmeye çalıştı. Ancak artan asimilasyon ve tekçi politikaların yoğunluğu da dikkate alındığında hem Alevi toplumunun ihtiyaçlarına hem de ülkemizin genel sorunlarına cevap olmada yetersiz kaldığı da bir gerçek.
Bu bilgiler ışığında aynayı kendi yüzümüze yani Alevi örgütlenmesine tutarak mikrofonu Alevi pirlerine, kadınlarına, kurum temsilcilerine ve bilinen isimlerine sorduk.
Dizi yazımızın bu bölümünde Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Muhittin Yıldız‘ın görüşlerine yer verdik. İşte Yıldız’ın sorularımıza verdiği yanıtlar:
Mevcut Alevi örgütlenmesine genel anlamda baktığımızda tabloyu nasıl görüyorsunuz? Yeterli görmüyorsanız çözüm önerileriniz nelerdir?
Alevi toplumuna, bugünkü yaşamına, örgütlenmesine baktığımızda doğrusu şu; evet yeterli görmüyoruz örgütleri, yönetimlerini. Sebebi de şu, geçmişten bugüne kadar Alevi toplumunun tarihine baktığımız zaman Kerbela’dan bugüne kadar hep bir kanlı tarih yazılmış. Bu kanlı tarihte Alevileri geçmişin Selefi, Vahabi anlayışı, Yezit anlayışı bugün de aynı şekilde varisleri Sünni içtihatın kalıbına koymak istiyor. Yani öncelikle Alevilik inancını tanımıyorlar.
“YOLUMUZDAN UZAKLAŞTIK VE YOZLAŞTIK”
Bizim toplumumuzda Alevilerin köyden kente göç etmeleri ve Alevilerin zulme uğramasıyla beraber dede-talip ilişkileri arasında bir uçurum oluştu, dede talibini bulamadı, talip dedesini bulamadı. Hal böyleyken yerimizden uzaklaştık ve yozlaştık. Başkalarının inançlarını taklit etmeye başladık. Bu da Alevi yol erkanına iç asimilasyon dediğimiz devletin istediği bir kalıba koymanın işaretiydi.
Ancak şu sıralarda baktığımız zaman Alevi toplumu tekrar bir bütünleşme yoluna girdi. Dede-talip ilişkileri, musahiplik ilişkileri tekrar güncellendi. Şuanda örgütlü bir yapıya doğru gidiyoruz. Bu yeterli mi derseniz hayır yeterli değil. Alevi toplumundaki, Alevi toplumunu yöneten örgütler her şeyden önce kurumsallaşmalıdır.
Alevi-Bektaşi inancı bir ikrar inancıdır. Hakka giden inançtır. Sadece anne-babadan doğmayla olmuyor. Yola ikrar vermeyle oluyor. Bu yola giderken de bütün canların her şeyiyle beraber tertemiz olması gerekiyor. Bütün nefislerinden uzak durması gerekiyor.
“BİZ ÖZÜMÜZE DÖNMELİYİZ”
Dolayısıyla da bizlerin asıl olan köyden kente göçlerle beraber, Aleviliğin yozlaşmasıyla beraber, geçmişin inançlarını taklit eden Alevi kurumlarımız oldu. Halbuki biz özümüze dönmeliyiz. Aleviliğin öz inancını biz yaymalıyız. Bunun da mücadelesini veriyoruz, derneklerimizle, federasyonumuzla, bileşenlerimizle, kurumlarımızla beraber. Örgütlü bir şekilde yaygınlaştırmaya çalışıyoruz.
“MÜCADELEMİZ TOPLUMSAL EŞİTLİĞİ AMAÇLIYOR”
Her şeye rağmen bugünkü yapımıza baktığımız zaman Aleviler artık toparlandı. Aleviler artık bir güç birliği esasına geldi. Her ne kadar egemenler bizim inancımızı tanımasalar dahi, bizim inancımıza folklorik olarak baksalar dahi bugün bizim yaptığımız cemlerimizden, toplantılarımızdan, örgütlü yapılarımızdan dolayı her zaman kendi inancımız için bir şey istemedik. Toplumda yaşayan bütün mazlumların sorunlarıyla ilgilendik, mazlumların inancı, dili, dini, ırkı, ötekileştirilmesi sanki bize yapılan bir ötekileştirme, bizlere yapılmış bir zulüm gibi gördük. Buna karşı mücadelemizi verdik. Mücadelemiz toplumsal bir eşitlik sağlanıncaya kadar da sürecektir.
Alevi toplumunun eşit yurttaşlık, inanç, ibadet, eğitim özgürlüğü ve demokratik toplum gibi temel talepleri var ve bu uğurda yıllardır verilen bir mücadele söz konusu. Bu mücadeleyi yeterli görüyor musunuz? Daha güçlü sonuç almak için bu konuda neler yapılabilir? sorumuza ise Yıldız şöyle yanıt verdi.
Aslında Alevi inancı Alevilerin düşündüğü eşit yurttaşlık bütün toplumdaki eşit yaşamla alakalıdır. Bizim için laikliğin esası, özü uygulanırsa zaten bütün toplumun inançları özgür olur. Hal böyleyken de çağdaş, demokratik bir cumhuriyetin tekrar yeniden inşa edilmesi, ikincisi de çağdaş, demokratik, laik bir cumhuriyetin inşa edilmesiyle beraber bugünkü yapının eşit yurttaşlıkla beraber Alevilerin kendi haklarını almış olacağını biz her zaman söyledik.
“ÇOĞULCU BİR CUMHURİYET TALEBİNDE BİRLEŞMELİYİZ”
Hal böyleyken bizlerin istediği cumhuriyet çoğulcu bir cumhuriyet olmalı. Demokratik bir cumhuriyet olmalı. Bizlerin karşı çıktığı cumhuriyet imhacı, yok edici bir cumhuriyet değil. Bütün toplumu bir araya toparlayacak. Bütün toplumdaki etnisitelerine, etnik kökenlerine bakmadan herkese eşit bakan bir cumhuriyet bizim esasımızdır. Bizim özlemimizdir.
Biz diyoruz ki toplum ne kadar önemliyse, her yaşayan canlı da bizim için önemlidir. Doğada yapılan katliamlar canlıya yapılmış bir katliamdır. Biz bu toplumda, doğadan insanlığa kadar herkes için eşitlik, özgürlük ve adalet istiyoruz. Yani doğa sevgisini, insan sevgisini ayırmadan. Bütün cümle canlıya, inşa ettiğimiz yolda hep beraber yaşamak bizim özlemimizdir, bizim şiarımızdır.
Demokrasi mücadelesi yürüten diğer toplumsal kesimler ile birlikte nasıl hareket edilebilir?
Eğitimin olmadığı yerde ne anayasada adalet sağlayabilirsiniz ne toplumda adalet sağlayabilirsiniz ne de cinsiyet eşitliğinde adalet sağlayabilirsiniz. Oysaki Eğitim-Sen ile yaptığımız bilimsel, parasız ve anadilde eğitim mitinginde bütün demokrasi güçleri bir araya gelerek devletin inançlardan elini çekmesini vurguladık. Devletin veya siyasi partinin ideolojisindeki eğitim sistemini istemiyoruz.
Hal böyleyken biz bu toplumdaki eğitimle başlayan mitingimizle çoğulcu bir anayasa, toplumsal bir adalet talebinde bulunduk. Böyle bir anayasa olursa zaten bu toplumda barış da sağlanmış olur. Anayasada bütün kimlikler, bütün inançlar, tüm etnik kökenler bir mutabakatla güvence altına alınmalıdır. Kimlikler yok sayılmamalıydı. Bu kimlikleri, bu inançları, bu dilleri, bu etnik kökenleri yok saydığımız zaman barışçıl bir anayasa bulamayız. Kavgacı bir anayasa olur, ötekileştiren bir anayasa olur.
“DEMOKRASİNİN OLMADIĞI YERDE ADALET OLMAZ”
Böyle bir anayasa bütün toplumların Türk-İslam sentezi arasında buharlaşmasını getirir. Bizler de diyoruz ki gelin hep birlikte, kim olursa olsun, eğitimde adalet alamayan, anayasada adalet alamayan, toplumda sosyal yaşamında adaleti alamayan, cinsiyet eşitsizliğinden yakınan bütün cümle canlarla bizim demokratik-laik cumhuriyet ortak paydamız olmalı diyoruz. Aksi halde, bunu sağlamadığımız taktirde ne inançtan söz edebiliriz ne adaletten söz edebiliriz. Hal böyleyken de biz her zaman söylüyoruz; demokrasinin olmadığı yerde adalet olmaz, adaletin olmadığı yerde demokrasi olmaz. Her ikisinin olmadığı yerde de diktatörlük ve bunun sonucu olarak da katliamlara kadar giden bir anlayışın dayatılması olur.
Turabi KİŞİN/PİRHA
YARIN: DOSYA 10 Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkez Yöneticisi Gülizar Taşbilek, Alevi örgütlenmesini değerlendiriyor