Etiket: Alevi örgütlenmesi

  • Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-8/VİDEO

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-8/VİDEO

    PİRHA- Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışmaya devam ediyor. Mevcut örgütlenme düzeyinin Alevi toplumunun ihtiyaçlarına cevap verip vermediğini, veremiyorsa çözüm önerilerinin ne olduğunu tartışmaya açtığımız yazı dizisinin 8. bölümünde 25. Dönem HDP’nin Alevi vekillerinden Mersin Milletvekili Çilem Küçükkeleş sorularımızı yanıtladı. “Aleviliği hikaye olmaktan çıkarmalıyız” diyen Küçükkeleş, özüne uygun olmayan bir örgütlenme modeli olduğunu vurguladı. 

    Haberin videosu

    İnancın ruhuna uygun bir örgütlenme modeli olan Ocaklar ve Dergahlar sistemi üzerinden yüzyıllarca kendi kendisine yeten ve bu anlamda demokratik, çoğulcu karakterini koruyup günümüze kadar getiren Alevi toplumu kent kültürüyle birlikte yeni sorunlar ve bu sorunların doğurduğu ihtiyaçlarla karşı karşıya kaldı.

    Buna cevap üretmek için özellikle 1990’lardan itibaren günümüze kadar çok sayıda dernek, vakıf, cemevi, dergah, federasyon kurarak inancıyla birlikte toplumsal varlığını sürdürmeye çalıştı. Ancak artan asimilasyon ve tekçi politikaların yoğunluğu da dikkate alındığında hem Alevi toplumunun ihtiyaçlarına hem de ülkemizin genel sorunlarına cevap olmada yetersiz kaldığı da bir gerçek.

    Bu bilgiler ışığında aynayı kendi yüzümüze yani Alevi örgütlenmesine tutarak mikrofonu Alevi pirlerine, kadınlarına, kurum temsilcilerine ve bilinen isimlerine sorduk.

    Dizi yazımızın bu bölümünde 25. Dönem HDP’nin Alevi vekillerinden Mersin Milletvekili Çilem Küçükkeleş sorularımızı yanıtlıyor.

    Genel anlamda Alevi toplumununun örgütlenmesine baktığınızda tabloyu nasıl görüyorsunuz? Alevi toplumunun ihtiyaçlarına cevap veriyor mu? Yeterli buluyor musunuz? Bulmuyorsanız neden? 

    Öncelikle Alevilerin geçmişteki örgütlenme tarzlarına bakarsak eğer Ocak sistemi Alevilerin en ciddi örgütlenme tarzıdır. Bu örgütlenme modeli hiçbir bireyi dışında bırakmadan tek tek denetler ve hayatında ne gelip geçiyorsa her şeyi toplumsal bir içeriğe kavuşturur. Bu temelde hesap alıp verir. 1990’lı yıllar ile birlikte gelişen örgütlenme modeli ise bunun (Ocak sisteminin) tam tersi bir örgütlenmeye geçiştir.

    “ÖZÜNE UYGUN OLMAYAN BİR ÖRGÜTLENME MODELİ VAR”

    Aradaki en büyük tezatlık da şudur: Sizi görmeyen, kabul etmeyen, yok hükmünde yaşayan bir sistem içerisinde o sistemin ürettiği yöntemlerle kendinize çözüm yolları bulmanız meselesidir. En büyük aslında ayağının takıldığı diyelim demokratik Alevi örgütlenme halinin birinci noktası odur yani. Kendi özüne uygun olmayan, kendini görmeyen bir sistemin tariflediği yerden örgütlenmeye çalışması meselesidir.

    “YANLIŞ BAŞLANGIÇ BAŞARISIZLIĞIN SEBEBİ”

    Doğal olarak da birinci handikap aslında tarzla ilgili başlıyor zaten. Bunun da sebebi Alevi örgütleri bunu kurduğu için değil tam tersi, kentleşmeyle beraber savrulan bir toplumu aslında bir araya getirmek isterken, cenazesini bile devletsiz kaldıran, yerde bırakmayan bir toplumun nerede ritüelini gerçekleştireceği, nasıl yaşayacağı, her şeyi devletsiz kuran bir toplumun gelip devletin sistemine göre örgütlenme hali doğal olarak da en büyük handikaplarda biridir. Aslında birinci başarısızlık sebebi diyelim. Bütün örgütlenmeyi başarısız bulmuyorum. Daha güçlü olmamasının birinci nedenlerinden ilki aslında başlama halidir.

    “ALEVİLİK BU DÜNYADA ÜÇÜNCÜ BİR YOLDUR”

    Şimdi yanlış bir yerden başlayan bir örgütlenme kendini nasıl doğrultabilir, nasıl farklı bir yol verebilir meselesinde de en büyük yön verecek, doğrultacak, güçlendirecek şey Alevi toplumunun ta kendisidir. Bunu da nasıl yapabilir; içinde olarak, sözünü söyleyerek bunu yaparken de en çok aslında inancından feyz alarak yapması gerekiyor.

    Şimdi bu örgütlenme tarzının en çok benzediği yer Türkiye’deki sol örgütlenme tarzıdır. Yani Alevi kurumlarının işleyişi, yöntemi, tarzı itibariyle kendine örnek, rol model aldığı yer soldur ve sol nerede ayağı takıldıysa bu kurumlaşmaların da aynı yerlerde ayağı takılmış durumdadır. Oysaki kendi inancından doğru farklı bir model yaratabilmiş olsaydı Aleviler solu daha güçlü kullanırlardı. Bir yol açıcı, başka yöntem bir üçüncü yolu tarif edebilirlerdi ki, Alevilik bu dünyada üçüncü yoldur. O var olanı kabul etmeyendir.

    “BİRLİKTE OTURUP KARARLAŞMA YAŞAMALIYIZ”

    Çeşitli çıkış yolları denedi Alevi kurumları. Mesela inanç önderleri mi bu kurumları yönetmeli yoksa tam tersi inanç önderleri başka bir yerde durmalı, başkaları mı yönetmeli? Buna ilişkin çok çeşitli tartışmalar geçirdiler aslında yaşadılar. Ama en önemli tartışma şu olmalıydı yani birlikte oturup kararlaşma olmalıydı. Başaramadığı kısım tam da bu yani. Her kurum kendi içinde tartıştı, bu kurumlar biraraya gelmedi, ortak tartışma yürütmedi, bu tartışma toplumsal ayağı açmadı. Çok söyleşmek gerekirken tam tersi çok ayrışma oldu. AKP diyor ya hani ‘Hangisini dikkate alacağız, çok kurum var.’ Tamam çok farklılık Aleviliğin özünde var zaten. Çok kurumluluk bu inanca denk düşen bir şey. Tekliğe karşıyız çünkü biz. Bu örgütlenme modelinin birinci başarısızlığı şuradan başladı: Bu toplum daire yani çemberi örnek alan bir toplum ama kurumlaşması dikey oluşuyor, tam tersi yani.

    “SİSTEMİN ÖNERDİĞİNİ YAŞAMAK ZORUNDA MIYIZ?”

    Bir başkandan başlıyor bir hiyerarşi kuruyor ve bu hiyerarşi toplumun özüne denk düşen bir şey değil. Eşit nasıl oturacak? Birinci sorunun cevabı bu yani. Bu kurumlarda toplum eşit nasıl oturacak? Başkan hakikaten sistemin önerdiği bir başkan. Peki, sen sistemin önerdiğini yaşamak zorunda mısın? Sistem camiye de git diyor ama gitmiyoruz değil mi? Sistemin önerdiğinden nasıl çıkacağız? Kendimizi nasıl yaşayacağız? Kendi örgütlenme modelimiz neydi? Ocakta ne yapıyorduk, nasıl bir araya geliyorduk, ne için dara duruyorduk?

    Bütün bunların yeni baştan kurumlarda tartışılması gerekiyor. Bu yapı şunu açıkçası götürüyor: Alevilik üzerine büyük cümle kurmak ama inancı hiç yaşatmamak pozisyonuna maalesef ki dönüşüyor. Çünkü dediğim gibi örgütlenme modeli, sistem içinde olması, dernekler yasasına kanuna göre olması, bu kanunu oluşturanların sizi hiç görmemesi toplamda bir bütün özünüze uygun örgütlenmenizin önünde büyük bir engele dönüşebiliyor.

    “ALEVİLİĞİ HİKAYE OLMAKTAN ÇIKARMALIYIZ”

     

    Neye bakacağız? Aleviliğe bakacağız. Yani Alevilik, çok üzgünüz ki, birilerinin anlattığı sanki geçmişte yaşanmış bir hikaye ama bugün yaşanması imkansız bir şeye dönüştü.

    Neydi Alevilik, kimdi dersek hepimizin annemizin babamızın ecdadımızın anlattığı hikâyelerden kuruyoruz. Ama bugün Alevilik ne? Bununla biraz ilgilensek, aslında bugün nasıl yaşayacağız, hayatımızı ne kadar kapsayacak, nerede tutabiliyoruz tartışmasını doğru yürütsek, aslında hikaye olmaktan çıkartırız. Doğal olarak da kurumlarımız şuna dönüşüyor; sanki geçmişte anlatılan bir şeyi ileten ama gerçekte var olmayan bir şeyden bahsediyormuş pozisyonuna dönüşüyor.

    “ALEVİ OLURSAK SİYASET YAPAMIYORUZ, SİYASET YAPARSAK ALEVİ”

    Evet faşizmle karşı karşıya kaldığımız bir ülkede yaşıyoruz. Yani o kadar çok her şey geliyor bize de değiyor ki şuna dönüşüyoruz: Yani topyekun bir mücadele. Peki, bu topyekunde kendimizi nasıl anlatacağız, kısmı soru işareti olarak kalmaya devam ediyor. Mesele bu.

    Alevi olursak siyaset yapamıyoruz, siyaset yaparsak Alevi olamıyoruz, kurumlaşırsak yöntemini devletten alıp yapıyoruz, kurumlaşmazsak da savrulup gidiyoruz. Böyle bir sürü handikabın içinden çıkmanın yolu yöntemi bence bir araya gelmek. Birlikte sohbet etmek. Yani birilerinin karar verdiği, uyguladığı ya da birilerinin kurduğu yerde kendimizi ifade etmek yerine kurulan yerin nasıl yürümesi gerektiğini ortak tartışmamız gerekiyor.

    “ALEVİ OLABİLMEMİZ İÇİN TOPLUMSAL OLMAMIZ ŞART”

    Her şeyi yeniden bugüne uyarlamamız gerekiyor. Musahiplik diyoruz bir hikaye gibi geliyor. Bugün niye yaşanmıyor? Yaşanmasının önündeki engel ne? Ya da bugün hangi yöntemlerle yaşayabiliriz? Belki hepsini anne babamız gibi yaşayamayız ama şehire geldik burada nasıl yaşarız? şeklindeki soruların hepsine cevap bulmamız gerekiyor. Çünkü net olan bir şey var ki Alevi olabilmemiz için toplumsal olabilmemiz şart. Bir lokma yapıyorsak dağıtabilmemiz gerekiyor. Evimizde kendimize değil yani. Doğal olarak da toplumsal, bir arada yaşamamız gerekiyor.

    Birarada yaşamamızın yolu, yöntemi nedir? Biraz kurumlarımızla, biraz evlerimizi birbirimizin çevresinde tutmak, biraz birarada oturmak. Mesela İstanbul’da biliyoruz belli Alevi mahalleleri var. Buralarda biraz güçlenmek gerekiyor. Buralarda biraz örnek rol modeller ortaya çıkarmak gerekiyor ki bir sonraki nesile taşıyabilir miyiz riskiyle bu kadar karşı karşıya kalmayalım.

    Alevi derneklerinin talepleri eşit yurttaşlık, ibadet ve inanç merkezlerinin kabul görmesi gibi özünde Türkiye’nin demokratikleşmesi talebi var. Bu konudaki çaba yeterli mi? Neler yapılabilir?

    Birinci tehlike dediğim gibi karşının size çizdiği yol ve yöntemlerle mücadele etme ihtiyacı duyuyorsunuz. Size ne diyor soruyor yani ‘Kimsiniz, nesiniz, ne istiyorsunuz?’ Sizde sürekli bunu tarif etmek durumunda kalıyorsunuz. Biraz bu ihtiyaçtan çıkmış, yani kısıtlı maddelerdir yani. Birebir Aleviler sadece bunu mu talep ediyor? Bu yerine gelirse evet Alevilik bu ülkede var mı olacak? Hayır değil yani. Bir talep oturulmuş, üzerine konuşulmuş, tartışılmış ve oluşturulmuş ama bugüne geldiğimizde 20 yıl önceki taleplerimizdir yani. 20 yıl önce başladığımız noktadır.

    “ENERJİMİZİ BOŞA HARCAMAYALIM”

    Bugün yeni bir noktada başlamak gerekiyor. Bunun için ne yapmak gerekiyor? Oturup konuşmak gerekiyor. Zorunlu din dersi meselesi bitti bu ülkede. Zorunlu din eğitimi var baştan sona. Şimdi biz hala diyebilir miyiz zorunlu din dersleri kaldırılsın. Şimdi cemevlerimiz yani çok anlamsız bir enerjidir. ‘Cemevlerimiz ibadethane sayılsın’ kim sayacak? Bizi yok sayanlar. Peki biz saymadık mı? Bunun bir kıymeti yok mu, bir değeri yok mu? Çok kıymetlidir. Yani üst üste koyduk yaptık buraları, yani bir devlet desteğiyle değil. Başardık ve ibadethanemizdir yani. Bunun ne açıklamasını yaparız ne mücadelesini veririz. Bunun için kapımıza dayanana hesap vermeyiz ve doğal olarak da başardığımız şeyin niye mücadelesini yapmaya devam ediyoruz sorusu var. Böyle bir enerji harcayacak günde miyiz? Hayır değiliz.

    “OTURUP TALEPLERİ YENİDEN TARTIŞMAMIZ LAZIM”

    Mesela mezar yerlerimiz diyelim ki taleplerden biriydi. Seyit Rıza’nın mezarı gibi. Yani kayıp mezarlardır bunlar, kefensiz mezarlardır. Talep ediyoruz.  Yeri neresidir? Devlet birini hem idam edip hem mezarını kaybedebilir mi? Doğal olarakta bu gerçek güncel bir taleptir. Yeni baştan yeni talepleri oturup, konuşup, tartışmamız gerekiyor.

    Doğal olarak da bahsedilen talepler üzerine söz söylemek artı bir enerji tüketimidir. Güncel olanlar güncelliğini korumaya devam eder. Ama güncel olmayanları bir kenara koyarız ki, bizi hala bizim çevremizde duranlar da oradan okumaya devam etmesin. Şimdi Alevi olmayan demokrat birine sorun ‘Aleviler ne istiyor?’ derki ‘Zorunlu din dersleri kaldırılsın’. Niye bunu der? Çünkü biz hala bu cümleyi kurmaya devam ettiğimiz için. Bunun hem bizde değişmesi hem bizim yansımamız olduğu çevrelerde değişmesi gerekiyor. Doğal olarakta yeni baştan oturup bu taleplerin konuşulmaya ihtiyacı var.

    “KARŞININ ÇÖZÜM YOLUNA İKNA OLDUK”

    Bir şeyi yaparken önce şu tarifi mutlaka koymalıyız: Biri bize bir çözüm yolu öneriyor değil mi. Diyor ki ‘Dersim Katliamı’na ilişkin çözüm yol ve yöntemi budur. Böyle yaparsanız yüzleşilmiş olur ve çözüm olur.’ Bunun böyle olduğu bize söylenen kısmı. Peki, biz bunu tartıştık mı? Gerçekten böyle mi çözmek istiyoruz, bizce çözüm yolu bu mudur? Değil. Bu karşının çözüm yolu. Hemen şekillenmeye başlıyoruz onun önerdiği yolda yürüyüp çözme noktasında. Neye dönüştü sürekli oyalayan, bir dönem gevşeten ama bir dönem baskıya dönüştüren bir olaya dönüştü. Ama biz kendi çözüm yolumuzu koysaydık eğer ben inanıyorum şimdiye kadar çok yol almıştık yani.

    Alevi toplumu diğer toplumsal muhalefet ile birlikte yol alırken rolünü oynayabiliyor mu? Daha verimli olabilmesi için neler yapılabilir?

    Birincisi şöyle bir kaygı hep hissedilen bir şey: Biz devletin hedef aldığı bir toplum olarak yine hedef olmayalım, kaygısı Alevilerde çok hissediliyor. Çünkü geçmişte de ortak denediği çok fazla yol olmuş. Mesela 80 darbesinde Alevilerin katılımı, verdiği emek ve sonuçlanma şekli büyük bir hayal kırıklığı yaratmış. 80’ler hala Alevilerin hafızasında çok canlı yıllar. Çok işkence tezgahlarından geçmiş o yıllarda. Ama sonrasında bir yalnızlık duygusu var. Yani birlikte oldun ama başaramadın hali var.

    “GERÇEK DOSTLAR İLE İLİŞKİLENİLMİYOR”

    Şimdi bunu aslında aşmanın zamanı. Bunun üzerine bir şey koymanın zamanı. Hala o günü hatırlamak değil tam tersi gerçek dostluklarla bir araya gelme zamanı. Bu gidişatı nasıl görüyoruz dersek, mesela şöyle görüyoruz: Alevilerin bir araya geldiği, birlikte yaptığı işler de hep gerçek dostları daha arka sıralarda. Ama bugün ön sıralarda kimler var? Valiler var, kaymakamlar var, yani devlet erkanı gördüğü kesimler var.

    “İLİŞKİLENDİĞİNİZ VALİ AKP FAALİYETİ YÜRÜTÜYOR”

    Bu erkana şu soruyu sormadan bir araya geliyor. Sormalı. Beni tanıyor mu? Yok, inkar ediyor. Peki neden burada? Onun burada olması devlet mi?AKP mi? sorusunu sorması gerekiyor. Bugün valinin katıldığı her etkinlik aynı zamanda AKP’nin katıldığı bir etkinliktir. Çünkü özellikle son 2 yılda gördüğümüz şey şu ki bu valiler birebir AKP faaliyeti yürüttüler. Devlet faaliyeti değil ki, devlet faaliyeti yürütürken de hiç de bize eşit ve adil yaklaşmadılar ya da bizim valimizmiş, bize de hizmet etmesi gerekiyormuş, bizi de düşünmesi gerekiyormuş ruh haliyle hiç karşı karşıya kalmadık.

    “BİRLİKTE DURMAZSAK KAYBEDERİZ”

    Aslında en çok karşıtlığı kime Alevilerin? AKP’ye değil mi. Ama temas kurduğu çevre maalesef ki bu yol ve yöntemle orası oluyor. Buradan çıkması kesinlikle şart ve kiminle temas kurması gerekiyor dersek güvenilir güçlerle, mazlum güçlerle. Yani yarınının ve dününün ne olduğunu bildiğimiz güçlerle ya da neyi hedeflediğini iyi bildiğimiz güçlerle.

    Birlikte durmazsak kaybedeceğimiz noktasında çok eminiz. Bunda Alevi toplumu çok net yani. O zaman birlikte durmanın yol ve yöntemlerini bulup duralım. Duralım, ama dururken de şunu yapalım: Hem Alevi olalım Alevi olduğumuzu unutmayalım, hem de en kapsayıcının biz olduğumuzu unutmayalım. Yani bugün bir demokrasi cephesinde sosyalistlerin, CHP’nin, HDP’nin, kadın hareketinin bir araya gelmesinde maya olacak kesimin biz olduğunu unutmayalım. Biz orada iyi, güçlü durmadığımız için demokrasi cephesi de güçlü duramıyor maalesef. Hem birlikte hareket ettiğimiz siyasi grupları, hem birlikte hareket ettiğimiz inanç gruplarını, hem dost gördüğümüz kurumları oralara çekmek, orada birlikte durmak bizim görevimiz.

    Turabi KİŞİN/PİRHA

    YARIN: DOSYA 9
    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Muhittin Yıldız Alevi örgütlenmesini değerlendiriyor. 

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-1

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-2

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-3

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-4

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-5

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-6

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-7

     

  • Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-5/VİDEO

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-5/VİDEO

    PİRHA – Alevi örgütlenmesine ilişkin sorularımızı Seyid Sabun Ocağına mensup Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz’a sorduk. Kılavuz dikkatleri örgütlerden çok bireylerin üzerine çekiyor ve “önce birey inancını sahiplenmelidir” ifadelerini kullanıyor.

    Haberin Videosu

    İnancın ruhuna uygun bir örgütlenme modeli olan Ocaklar ve Dergahlar sistemi üzerinden yüzyıllarca kendi kendisine yeten ve bu anlamda demokratik, çoğulcu karakterini koruyup günümüze kadar getiren Alevi toplumu kent kültürüyle birlikte yeni sorunlar ve bu sorunların doğurduğu ihtiyaçlarla karşı karşıya kaldı.

    Buna cevap üretmek için özellikle 1990’lardan itibaren günümüze kadar çok sayıda dernek, vakıf, cemevi, dergah, federasyon kurarak inancıyla birlikte toplumsal varlığını sürdürmeye çalıştı. Ancak artan asimilasyon ve tekçi politikaların yoğunluğu da dikkate alındığında hem Alevi toplumunun ihtiyaçlarına hem de ülkemizin genel sorunlarına cevap olmada yetersiz kaldığı da bir gerçek.

    Bu bilgiler ışığında aynayı kendi yüzümüze yani Alevi örgütlenmesine tutarak mikrofonu Alevi pirlerine, kadınlarına, kurum temsilcilerine ve bilinen isimlerine sorduk.

    Dizi yazımızın beşinci bölümünde Seyid Sabun Ocağına mensup Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz‘un görüşlerine yer verdik. Kılavuz dikkatleri örgütlerden çok bireylerin rolüne çekiyor ve “önce birey inancını sahiplenmelidir” ifadelerini kullanıyor.

    Kılavuz’un sorularımıza verdiği cevaplar şöyle:

    Sayın Kılavuz “Genel anlamda Alevi toplumuna baktığınızda tabloyu nasıl görüyorsunuz? Alevi örgütlenmesini yeterli buluyor musunuz? Bulmuyorsanız neden?”

    Türkiye ve Avrupa’daki Alevi kurumları ellerinden geldiğince çalışma yürütüyorlar. Karamsar değilim. Kurumlar hem ülke içinde hem de dışında geniş bir coğrafyaya yayılmış Alevi canların ihtiyaçlarına tam olarak cevap veremeyebilir. Ama bir şeyi unutmamak lazım; Alevi kurumları ihtiyaçlara cevap olamasalar da, ihtiyaçlarını seslendirmekten geri kalmıyor.

    “ÖRGÜTLERİN EKSİKLİĞİNDEN ÇOK BİREYLERİN EKSİKLİĞİ VAR”

    Yetersizlikler konusunda dönüp kendimizi sorgulamalıyız. Örgütlenmeliyiz ve örgütlülüğümüzü büyütmeliyiz. Örgütlerde çalışanlar yetersiz kalıyorsa o kişinin kendi sorunu. Kişi sorunu ile örgüt sorununu birbirine karıştırmamak lazım. Örgütlerimiz zaman zaman yetkin olmayan kişilerin eline düşüyor. Peki neden? Çünkü yetkin olanlar kurumlarda görev alamadıkları için. Bunun içinde zaman zaman karamsar tablo çiziliyor. Örgütlerin eksikliğinden çok bireylerin eksikliğini dile getirmek daha önemli.

    Alevi kurumlarında üye olan veya olmayan akademisyenler, kanaat önderleri, iş insanları, eğitimciler, milletvekilleri gerçekten bu sorunlara ne denli eğiliyorlar ki biz örgütlerimizde işleyebilelim. Çalışmalarda bir parça yer alsalar, hizmet etseler böyle bir şikayetimiz olmaz. Sorunların çözümünde büyük bir atılım olur.

    Alevi toplumun uzun yıllardır eşit yurttaşlık, İnanç ve ibadet özgürlüğü, eğitim hakkı, Kutsal mekanlarının kabul görmesi, tahrip edilmemesi talepleri var. Özetle demokratik toplum talepleri var. Bu konuda yürütülen mücadeleyi yeterli görüyor musunuz? Daha güçlü sonuç almak için ne yapılabilir?

    Alevi kurumları zorunlu din dersi gibi Alevi toplumunun sorunlarını dile getiriyorlar. Ancak cılız. Sahip çıkıldığı zaman gür ses çıkar. Yoksa cılız çıkar. Alevi camiası akademisyeninden bürokratına, bürokratından milletvekiline sorunlara ve kurumlara sahip çıkarsa devletin asimilasyoncu politikaları boşa çıkar.

    Avrupa ve Türkiye’deki Aleviler 35 yıldan beridir ciddi bir şekilde çalışıyorlar. Çalışmalara omuz verseler, yanlarında olsalar devletin belli konumundaki planlayıcılar geri adım atarlar. Milli Eğitim Bakanlığı’nın eğitim müfredatı komisyonunda Alevi kanaat önderleri yer alsaydı kendi inanç ve ibadetlerini nasıl anlatılması gerektiğini çok ciddi bir şekilde dile getirirlerdi. Bu güçle olur.

    “ÖNCE BİREY İNANCINI SAHİPLENMELİDİR”

    Kuş kanatlarıyla uçar. Alevi örgütleri de çalışma yapacaksa arkasında duracak kitlesi ile yapar. Omuz vermiyorsa çalışmalar sönük kalır. Örneğin, zorunlu din derslerine karşı bir kampanya olsa, Mersin’de 400 bin Alevi yaşıyor. Bunların 3500’ü Cemevine üye. 500 aile çocuğunu din dersine koymaz ise bu dalga dalga büyür. Ama olmuyor. İnancı sahiplenen bireydir. Önce birey inancını sahiplenmelidir. Bunun için bir zamana ihtiyacımız var.

    “SULTANLIK BAKİ DEĞİLDİR”

    Sabırlı olmak lazım. Toplumu iyi hazırlamak lazım. Demokratik mücadele alanını bırakmadan çalışmalıyız. Bu bir zaman meselesi. Ben umutsuz değilim. İnanıyorum ki Aleviler ve kurumlarının talepleri bu ülkede mutlaka karşılık bulacaktır. Başka da yolu yoktur. Devletin katı tutumu böyle devam etmez. Sultanlık baki değildir.

    Demokrasi talebinde bulunan ve devlet tarafından baskı altında tutulan diğer toplumsal kesimler ile birlikte yürütülen mücadele yeterli mi? Bu konuda neler yapılabilir?

    Alevilerin siyaset alanında büyük bir yeri vardır. Uzun yıllardan beri CHP’ye oy veriyorlardı. Biz gördük ki siyaset kurumu Alevilerin taleplerine yeterince cevap vermiyor. Birkaç istisna hariç CHP’li belediyelerin cemevlerine bakış açısı ortadadır. Sadece son 15 yıla değil, öncesine de bakmak gerekir. Aleviler bin yıllardan beri bu topraklarda yaşıyor. Aleviler katıldıkları siyasi hareketler içinde Alevilerin taleplerini dile getiriyorlar.

    “ALEVİLER TALEPLERİNDE DİK DURMALIDIR”

    CHP daha cesaretli hareket etmeli. HDP’nin programında Alevilerin talepleri var. AKP’de dipten gelen dalgayı görüp ona göre hareket ediyor. Türkiye’nin temel sorunlarından olan Alevilerin sorunları, iktidar olsun, muhalefet olsun ciddiye alındığını görüyorum. Birebir neşter vurup sorunu çözemiyor olsalar da zamana bırakıyorlar. Talepler dile getiriliyor. Yeterli değil. Aleviler taleplerinde dik durmalılar. Gerek yurt içinde gerekse yurt dışında talepler bellidir ve herkes dile getiriyor.

    Önemli olan Alevilerin ve kurumlarının temel istemleri konusunda net olmalarıdır. Kendi inanç değerlerini doğru anlatmaları lazım.

    Turabi KİŞİN/PİRHA

    YARIN: DOSYA -6

    Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı ve Ataşehir Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Cemevi Başkanı Hasan Gülüm değerlendiriyor.

    İlgili Haberler:

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-1

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-2

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-3

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-4

  • Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-1/VİDEO

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-1/VİDEO

    PİRHA – Aleviler günümüzde geniş bir örgütlenme ağına sahip. Mevcut örgütlenme düzeyinin Alevi toplumunun ihtiyaçlarına cevap verip vermediğini, veremiyorsa çözüm önerilerinin ne olduğunu ilk olarak Ağuçan Ocağı Pirlerinden Hasan Genç’e sorduk.

    Haberin Videosu

    1960’lı 70’li yıllarla birlikte başta batı metropolleri olmak üzere kentlere göç etmek zorunda kalan Alevi toplumunun yaşamını ve inancını eskiden olduğu gibi sürdürebilmesinin koşulları önemli oranda ortadan kalkmış oldu.

    İnancın ruhuna uygun bir örgütlenme modeli olan Ocaklar ve Dergahlar sistemi üzerinden yüzyıllarca kendi kendisine yeten ve bu anlamda demokratik, çoğulcu karakterini koruyup günümüze kadar getiren Alevi toplumuna dayatılan yeni yaşam koşulları kendisiyle birlikte yeni ihtiyaçları da doğurdu.

    Ait olduğu coğrafyanın dilinden, kültüründen, yaşam ve inanç felsefesinden şu veya bu gerekçeyle kopup kent yaşamına mecbur kalan Alevi toplumu, egemen kültürlerin ve özellikle Sünni devlet İslam anlayışının baskısı altında yok olma kaygısıyla karşı karşıya kaldı.

    Belli bir bocalamadan ve özellikle Maraş, Çorum, Sivas katliamlarını da yaşadıktan sonra bir arayış içine girdi. 1990’lı yıllarla birlikte günümüze kadar çok sayıda dernek, vakıf, cemevi, dergah, federasyon kurarak inancıyla birlikte toplumsal varlığını sürdürmeye çalıştı.

    Bu kurumlar aracılığıyla günümüze kadar belli bir yol alındı. Ancak özellikle son zamanlarda artan asimilasyon ve tekçi politikaların yoğunluğu da dikkate alındığında geldiğimiz noktada gerek Alevi toplumunun ihtiyaçlarına gerekse ülkemizin diğer sorunlarına cevap olmada yetersiz kalındığı da bir gerçek.

    Bu bilgiler ışığında aynayı kendi yüzümüze yani Alevi örgütlenmesine tuttuk. Mevcut örgütlenme düzeyinin Alevi toplumunun ihtiyaçlarına cevap verip vermediğini, veremiyorsa neden veremediğini ve çözüm önerilerini Alevi pirlerine, kadınlarına, kurum temsilcilerine ve bilinen isimlerine sorduk.

    Görüş aldığımız isimlerin önemli bir bölümü mevcut örgütlenme modelinin yetersizliğinden bahsederken, çözüm önerisi olarak da geçmişte bu toplumu var eden ocak ve dergah sisteminin esas alınarak günümüze uyarlanmasına işaret ettiler. Özellikle birliğe ve birlikte hareket etmeye çok vurgu var. Tabi farklı görüş ve önerileri olanlar da var.

    Bir yazı dizisi olarak yayınlayacağımız bu görüşlerin ilk bölümünde Mıstık Dede olarak da bilinen Ağuçan Ocağı pirlerinden Mustafa Genç’e yer verdik.

    Mevcut Alevi örgütlenmesine genel anlamda baktığımızda tabloyu nasıl görüyorsunuz? Yeterli görmüyorsanız çözüm önerileriniz nelerdir? şeklindeki sorularımızı Pir Hasan Genç şöyle yanıtlıyor:

    Alevi örgütlenmesinin yeterli olmadığını görüyorum. Çünkü farklı şeylerle içimize giriyorlar. Bölünmeye neden oluyor. Gerçek Aleviliği anlatmak için örgütlenmemiz gerekiyor. Birlik olmamız gerekiyor. Çünkü bilimsel olarak Alevi inancı Reya Heq yoludur. Hakla Hak olmaktır. Hakkı insanda, doğada aramaktır. Bugün cenaze erkanlarımız Alevi erkanına göre yapılmıyor. Nedeni nedir, asimile etmek için, değiştirmek için her çareye başvuruyorlar. Götürüp farklı kişilerle kendi çıkarları doğrultusunda, kendi imkanlarını sağlamak için her türlü harekete başvuruyorlar. Biz de diyoruz ki biz Alevi ocak pirleri olarak, Dersim Alevi ocak pirleri olarak gelin bir araya gelelim. Gerçek Aleviliği Reya Heq yolu neyse onu halkımıza, milletimize, insanımıza anlatalım. Bugün Aleviliği bilimsel olarak asimile etmek için her çareye başvurulmuş. Gerçek anlamda baktığımız zaman 1924’te Diyaneti kurdukları zaman Aleviliği farklılaştırmak için farklı yorumlar getiriyorlar.

    “ALEVİLİK, HAKKI İNSANDA VE DOĞADA GÖRMEKTİR”

    Gerçek Alevilik bunların işine gelmiyor. Çünkü Alevilik Hak ile Hak olmaktır. Hakkı insanda ve doğada görmektir. Getirip farklı yerlere bağlamak için Baba Said gibi Gürcü kökenli midir, Çerkes kökenli midir, herhalde Çerkes kökenlidir. Alevilik ile yakından uzaktan ilgisi olmayan bu kişiye Aleviliği yazdırıyorlar. Bugün cemevlerinde yaptıkları gibi. Biz de diyoruz ki bunlar olmasın gelin Reya Heq yolumuzu birliğimizi, beraberliğimizi sağlayalım. Gerçek anlamdaki Aleviliği anlatalım. Çünkü Alevilik olmuyor neden olmuyor: Zorunlu din dersleri koymuşlar. 1925’te çıkan Tekke ve Zaviyeler Kanunu’nda Alevilik tamamen yasaklanmış. Alevilik bugüne kadar ben çok iyi biliyorum, biz gece cem tuttuğumuz zaman gece saat 11-12’lerden sonra bekçiler, nöbetçiler dikiyorduk ki gelip bizi baskı altına alıp götürmesinler. Çünkü Alevilik büyük suçtu o dönemlerde. Bu 1970’lere kadar böyle devam etti. Aynı zamanda Tekke ve Zaviyeler Kanunu çıktıktan sonra Türkiye Cumhuriyeti Şark İslam planını da çıkardı. Şark İslam planından amaç da farklı inançlardan olanları da yok etmek anlamındaydı.

    Türkiye Cumhuriyeti laik diyorlar. Laik olan bir ülkede Diyanet olur mu? Tek mezhep diyorlar. Diğer mezheplerin hiçbirini tanımıyor, Şark İslam planı da aynı tek millet. Bu topraklarda yaşayan binlerce farklı ırktan olan insanlarımız var. Sen bunları yok sayıyorsun, tek diyorsun. Bu bilinçli olarak yapılmış Aleviliği asimile etmek için.

    Bizim Kur’an-ı Kerim’e bakış açımız farklı. Bizim Hz. Hüseyin’in duruşuna, batıni anlayışla bakışımız vardır. Her şeyi insanda ve doğada görürüz. Biz Hakkı insanda ve doğada ararız.

    “12 OCAĞIMIZIN HEPSİ AYNI”

    Birbirimizle eşit olmamız lazım. Beraber ve birlik olmamız lazım. Kimseyi kimseden üstün görmeyiz. Dersim Alevi örgütlenmesinin 12 Ocağı vardır. Hepsi birbirine bağlıdır. “El ele el Hakka.” Hakkı insanda aradığımız gibi ondan üstün görülmez hepimiz eşitiz. Nasıl ki biz diyoruz Munzur Babamız, Tujik Babamız, Düzgün Babamız, mesela Ağuçanımız, Üryan Hızırımız, Baba Mansurumuz, Derviş Cemalimiz, Şıh Çobanımız ismi ilk aklıma gelen bu 12 ocağımızın hepsinin aynı olduğunu söyleriz.

    Birliğimizi, beraberliğimizi sağlamak için de Alevi ocak pirlerinin bir araya gelip bu konuda birleşmesi gerekiyor. Şimdi bunlar aramıza bölücülük koyuyor. Kendi çıkarlarını sağlamak için, egemen sınıflar kendine göre bir alan yaratmak için. Bugün 1921, 1924, 1960 anayasalarını incelediğimizde, sürekli günümüze kadar egemenler kendine göre nasıl bir din yaratmışsa sınıf olarak bunu yaratmış. Ben de diyorum ki birliğimiz, beraberliğimiz olsun. Reya Heq yolumuz neyse “ El ele el Hakka” diyerek birlik olalım.

    Alevi toplumunun eşit yurttaşlık, inanç, ibadet, eğitim özgürlüğü ve demokratik toplum gibi temel talepleri var ve bu uğurda yıllardır verilen bir mücadele söz konusu. Bu mücadeleyi yeterli görüyor musunuz? Daha güçlü sonuç almak için bu konuda neler yapılabilir? Demokrasi mücadelesi yürüten diğer toplumsal kesimler ile birlikte nasıl hareket edilebilir? 

    Şuanda verilen mücadele yeterli derecede değil. 1925’te Tekke ve Zaviyeler Kanunu çıkartıldı. Alevilik tamamen yasaklandı. O devam etti, bu zorunlu din dersleri ile onların farkı yok. Bugün de müfredat veriliyor. Bakın o Tekke ve Zaviyeler Kanunu ne ise zorunlu din dersleri de aynıdır. Müfredat da aynıdır.

    “CEMEVLERİNİ ALEVİLİĞİ ASİMİLE ETMEK İÇİN AÇTILAR”

    Sürekli birbirlerine yardımcı olmak için kendi kendilerine ayarlayıp çıkartıyorlar. Biz buna karşı örgütlenemiyoruz. Bazıları bu gerçekleri bilmiyor. Bazı pirler de bunu bilmiyor. Bilse tekçilik anlayışına karşı çıkar. Tek mezhebe karşı çıkar ve gerçekleri ortaya koyar. Şimdi düşünebiliyor musunuz tekçilik anlayışına karşı çıkılmıyor. Aynısının devamıdır. 1924’te neyse bugün de aynısıdır. 1970’lere kadar cemevleri yapılmıyordu. Cemevlerini aralarında toplanıp Aleviliği asimile etmek için açtırdılar. Devrimci hareketin içinde çok Alevi gençleri bulunduğu için ‘ne yapacağız?’ deyip ‘cemevlerini açtıracağız, rant yuvasına çevireceğiz’ mantığıyla yapıldı.

    Süleyman Demirel ve Tansu Çiller’e, İran Başbakanı diyor ki ‘siz Alevileri Sünnileştiremezsiniz, bize bırakın biz Şiileştirelim’ dediği gibi. Bu daha 1992’de yapıldı. Bazı dernekler kurdular. Para verip o derneklerle Aleviliği asimile etsinler, Aleviliği değiştirsinler, diye. Cemevlerini de bu şekle dönüştürmek için, kendi egemenlikleri altına almak için biraz önce söylediğim Hz.Hüseyin’in duruşunu farklı yerlere götürüp bağlamak için.

    “BİRLİK OLMAMIZ GEREKİYOR”

    Biz diyoruz Hz. Hüseyin’e nasıl sahip çıkılıyorsa Seyit Rıza’ya, katliama uğramış bütün insanlarımıza da aynen sahip çıkalım. 14 masum paka nasıl sahip çıkıyorsak bu ezilen halkların tümüne sahip çıkmamız lazım. Çünkü biz diyoruz ki inançlar özgür olacak. Herkes kendi inancını inandığı gibi yaşayacak. Kimse kimseyi inancından dolayı suçlamayacak. Bir laiklik de budur. Ama yoktur Türkiye’de. Bizim Alevilik nedir? Enel Hak inancı ne ise biz onu yaparız. Ama bunların işine gelmiyor. Enel Hak diyeni de idam ediyorlar. Hallac-ı Mansur’u idam ettiler, Şeyh Bedreddin’i, Nesimi’yi.  Hepsini yok etmişler. Pir Sultanları, Kalender Çelebileri. Osmanlı döneminde yapılan katliamlar cumhuriyet döneminde ortaya çıkıyor. Bizim birlikteliğimiz olmadığı için her türlü çareye başvuruluyor. Onun için ben diyorum ki zorunlu din dersleri, bu müfredat, tekke ve zaviyeler kanunu olduğu sürece Türkiye’de laiklik olmaz. İnançlar özgür olmaz.

    Bütün demokratik örgütlerin bir araya gelip bu işe çözüm bulmaları lazım. Nasıl ki Alevi derneklerinin bir araya gelmesi gerekiyorsa bütün demokratik güçlerin bir araya gelmesi lazım. Çünkü bir ülkede yaşam için herkesin eşit olması gerekiyor. Eşit olunmalı, inançlar özgür olmalıdır. Yeterli derecede örgütlenmemiz olmamıştır. O bakımdan diyorum bizim örgütlenmemiz gerekiyor. Birlik olmamız lazım.

    “ZİYARETLERİMİZİ YAKIYORLAR”

    Nazım Hikmet 1400 yıllardaki Şeyh Bedreddin’i anlatıyor 13 sene hüküm yiyor. Vatan haini diye ilan ediliyor. Osmanlı döneminde neyse cumhuriyet döneminde de aynı şey oldu. Daha büyük katliamlar oldu. Dersim Katliamı o döneme denk geliyor.

    Ziyaretlerimizi, Nişangelerimizi yakıyorlar. Biz Hakkı insanda ve doğada gördüğümüz için adamlar götürüp oraları yakıyorlar bile bile. Birlik beraberlik oluşmasın orası dağılsın asimile olsun diye. Zaten sürgünler de bunun içindir. Birlik ve beraberliğimizin olması şart. Olmadığı sürece bu yanlışlıklar olacak. Ben yeterli görmüyorum. Yeterli olsaydı, bu birlik beraberlik doğru dürüst olsaydı, belki bugünleri yaşamazdık. Birlik ve beraberliğimizle kardeşçe yaşardık.

    Turabi KİŞİN/PİRHA

    YARIN: DOSYA 2

    Demokrasi İçin Birlik çalışmalarında yer alan Alevi Aktivist Servet Demir Alevi örgütlenmesini değerlendirdi.