Etiket: Aleviler

  • Aliağa’da Sivas’ta katledilen 33 can için denize 33 karanfil bırakıldı- VİDEO

    Aliağa’da Sivas’ta katledilen 33 can için denize 33 karanfil bırakıldı- VİDEO

    PİRHA – İzmir’in Aliağa ilçesinde Sivas Madımak Katliamı’nın 33.yılı vesilesiyle 33 can için denize 33 karanfil bırakıldı.

    İzmir’in Aliağa ilçesinde, Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılı dolayısıyla anma etkinliği düzenlendi. Aliağa Alevi Kültür Derneği ile Aliağa Emek ve Demokrasi Platformu bileşenlerinin öncülüğünde gerçekleştirilen anmada, katliamda yaşamını yitiren 33 kişi denize bırakılan 33 karanfille anıldı.

    Anma programı kapsamında ilk olarak Aliağa Cemevi önünde toplanan yurttaşlar, sloganlar eşliğinde Demokrasi Meydanı’na yürüdü. Yürüyüşe çok sayıda yurttaş ve demokratik kitle örgütü temsilcisi katıldı.

    “KATLİAMI UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ”

    Demokrasi Meydanı’nda düzenlenen basın açıklamasını gruplar adına Alevi Kültür Dernekleri Aliağa Şube Başkanı Suat Çiçekdal okudu. Madımak Katliamı’nın üzerinden 33 yıl geçmesine rağmen acının ilk günkü gibi taze olduğunu vurgulayan Çiçekdal, insanlığa karşı işlenen bu suçun cezasız bırakılmasının toplumsal vicdanda derin yaralar açtığını söyledi.

    Çiçekdal, “33 canımızı yitirdiğimiz 2 Temmuz 1993 Sivas/Madımak Katliamı’nın 33. yılında içimizdeki ateş yanmaya devam ediyor. İnsanlık suçunun yargı tarafından cezasız bırakılması acımızı büyütüyor. Katliamı unutmadık, unutturmayacağız. Gerek ülke olarak gerekse küresel ölçekte zorlu bir süreçten geçiyoruz. Haklı taleplerimizi kazanıma dönüştürebilmek için eskisinden çok daha fazla çabaya ihtiyaç var” dedi.

    “MADIMAK UTANÇ MÜZESİ OLSUN”

    Madımak Katliamı’nın 33. yılında taleplerini bir kez daha dile getiren Çiçekdal, Madımak Oteli’nin utanç müzesine dönüştürülmesini, adaletin sağlanmasını, zorunlu din derslerinin kaldırılmasını ve laik, bilimsel eğitim modelinin esas alınmasını istedi.

    33 CAN İÇİN 33 KARANFİL DENİZE BIRAKILDI

    Basın açıklamasının ardından katılımcılar deniz kenarına geçti. Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren 33 kişinin isimleri tek tek okunurken, her bir can için denize bir karanfil bırakıldı.

    PİRHA/İZMİR

  • Sivas için İzmir’den seslendiler: Acımız da mücadele ruhumuzda ilk günkü tazeliğini koruyor – VİDEO

    Sivas için İzmir’den seslendiler: Acımız da mücadele ruhumuzda ilk günkü tazeliğini koruyor – VİDEO

    PİRHA – Alevi kurumları, 2 Temmuz 1993 yılında Sivas Madımak Oteli’nde katledilen 33 can için 33’üncü yılında İzmir’den seslendi. Sivas davasında zaman aşımı kararına tepki gösteren Alevi kurumları, Madımak Oteli bir “Utanç Müzesi” olana dek, bu katliamın arkasındaki derin yapılar açığa çıkıp yargılanıncaya kadar mücadeleye devam edeceklerini söyledi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi, Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılında ‘Unutmadık, unutturmayacağız’ şiarıyla alanlarda basın açıklama yaptı. İzmir Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde yapılan açıklamaya çok sayda yurttaş katıldı. Saygı duruşuyla başlayan açıklamada sık sık “Sivas’ı unutma unutturma” “Madımak’ı yakanlar AKP’yi kuranlar” “Sivas’ın hesabı sorulacak” sloganları atıldı.

    Alevi Bektaşi Federasyonu Ege Sorumlusu Mehmet Bozkurt kısa bir değerlendirme yaptı. Bozkurt, Sivas davasında etkin bir soruşturmanın yapılmadığını belirterek, davada zaman aşımının kabul edilmediğini belirtti.

    Basın açıklamasını PSAKD Genel Merkez GYK Üyesi Kenan Yaşatürk okudu.

    2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak Oteli’nde gerici güçler tarafından 33 aydının katledildiğini belirten Yaşatürk, aradan geçen 33 yıla rağmen o acının ilk günkü tazeliğini koruduğunu söyledi.

    Madımak Oteli’nde işlenen insanlık suçuna verilen zaman aşımı kararını kabul etmediklerini söyleyen Yaşatürk “Madımak’ın eli kanlı katillerinin tek tek, sudan bahanelerle sırtları sıvazlanarak, cumhurbaşkanının iki dudağı arasından çıkan “affettim” sözüyle serbest bırakılmasını, tahliye edilmesini asla kabul etmiyoruz. Bizler biliyoruz ki bu katliamlar sadece gelip geçici iktidarların değil, faşist sistemlerin bir sorunudur” diye konuştu.

    “CEMEVLERİ DOĞRUDAN ANAYASADA İBADETHANE OLARAK TANIMLANMALI”

    Yaşatürk, AKP-MHP bloğunun ses çıkaran herkesi abluka altına almaya çalışan, milyonların iradesini, tek adam rejiminin anti demokratik uygulamaları ile “Mutlak Butlan” kararları ve kayyum darbeleriyle meşrulaştırmaya çalışan sisteme karşı mücadele çağrısı yaptı.

    Alevi inancını asimile etmenin çeşitli yollarını denediklerini belirten Yaşatürk,  Cemevlerinin imar mevzuatında “kültürel tesis” olarak tanımlamasına tepki göstererek, “İbadetimizi yok saymaya, cami, kilise, havra gibi diğer ibadethaneler ile eşit statüye getirmekten kaçarak, anayasal haklarımızı ihlal etmeye yelteniyorlar. Cemevleri yönetmeliklerle geçiştirilemez, doğrudan Anayasa’da ibadethane olarak tanımlanmalıdır. Bizler asla devletin Alevisi olmayacağız!” ifadelerini kullandı. 

    “NATO’YU ANKARA’DA İSTEMİYORUZ”

    NATO zirvesinin Ankara’da yapılmasının coğrafyanın yeni savaş senaryolarının merkezi haline getirme çabası olduğuna dikkat çeken Kenan Yaşatürk, bu savaş örgütünün ve zirvesini istemediklerini belirterek, Suriye’deki Alevilerin cihadist barbarlar eliyle katledilmesi de bu emperyalist projelerin bir sonucu olduğunu söyledi. Yaşatürk, başka Lazkiye, Tartus, Hama ve Humus’ta olmak üzere Alevilere yönelik katliamlarını sistematik bir soykırıma dönüştüğünü ifade etti.

    “MADIMAK OTELİ UTANÇ MÜZESİ OLUNCAYA KADAR MÜCADELEMİZ SÜRECEK”

    Madımak Katliamı’nın adalet mücadelesini ve eşit yurttaşlık talebini “33 Can, 33 Yıl” şiarıyla yıl boyunca devam edeceklerini belirterek, Madımak Oteli bir “Utanç Müzesi” olana dek, bu katliamın arkasındaki derin yapılar açığa çıkıp yargılanıncaya kadar mücadeleye devam edeceklerini söyledi.

    2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı’nın insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu ve insanlığa karşı işlenmiş suçların zaman aşımı olmayacağını belirten Yaşatürk, “Sivas davası bir insanlık davasıdır. Bu dava, biz bitti demeden bitmez. Hesabını soracağız…Unutmadık, Unutturmayacağız!” diyerek konuşmasını tamamladı.

    Açıklama sloganlarla son buldu.

    PİRHA/İZMİR

  • PSAKD Samsun Şubesi: İnsanlığa karşı işlenmiş suçların zaman aşımı olmaz – VİDEO

    PSAKD Samsun Şubesi: İnsanlığa karşı işlenmiş suçların zaman aşımı olmaz – VİDEO

    PİRHA – PSAKD Samsun Şubesi Sivas Madımak Katliamının 33. yıldönümünde açıklama yaparak, “2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı, insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur ve insanlığa karşı işlenmiş suçların zaman aşımı olmaz. Sivas davası bir insanlık davasıdır” denildi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Samsun Şubesi, 2 Temmuz 1993’te yapılan Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yıldönümünde basın açıklaması yaptı. Açıklamayı PSAKD Samsun Şube Başkanı Cem Sultan Ermiş okudu.

    Ermiş, 2 Temmuz 1993’te Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anarak, aradan geçen 33 yıla rağmen acıların dinmediği ve adalet arayışının devam edeceğini söyledi.

    “MÜCADELEMİZ SÜRECEK”

    Sivas Madımak’ta işlenen insanlık suçuna verilen zaman aşımı kararını kabul etmediklerini belirten Ermiş, katliamı gerçekleştirenlerin affedilmesi yada tahliye edilmesini asla kabul etmediklerini belirterek şunları söyledi;

    Bizler biliyoruz ki bu katliamlar sadece gelip geçici iktidarların değil, faşist sistemlerin bir sorunudur. Kendinden görmediği inançlara, işçiye, köylüye, kadına, doğaya ve hayata dair hiçbir saygısı olmayan mevcut AKP-MHP faşist bloku da bu uygulamaları en etkili silah olarak kullanmaktadır. Ses çıkaran herkesi abluka altına almaya çalışan, milyonların iradesini, tek adam rejiminin anti demokratik müdahaleleri ile, “Mutlak Butlan” kararlarıyla, kayyum darbeleriyle hiçe sayan bu düzene karşı mücadele etmek bizler için artık bir tercih değil, tarihsel bir sorumluluktur.”

    “ASLA DEVLETİN ALEVİSİ OLMAYACAĞIZ”

    Cemevlerinin imar mevzuatında “kültürel tesis” olarak tanımlanmasına tepki gösteren Sultan, “İbadetimizi yok saymaya, cami, kilise, havra gibi diğer ibadethaneler ile eşit statüye getirmekten kaçarak anayasal haklarımızı ihlal etmeye yelteniyorlar. Buradan bir kez daha ilan ediyoruz: Cemevleri yönetmeliklerle geçiştirilemez, doğrudan Anayasa’da ibadethane olarak tanımlanmalıdır. Bizler asla devletin Alevisi olmayacağız!” diye konuştu.

    “SURİYE’DE ALEVİLERE YÖNELİK KATLİAMLAR SOYKIRIMA DÖNÜŞTÜ”

    NATO zirvesinin Ankara’da yapılmasına karşı çıkan Ermiş, coğrafyamızı yeni savaş senaryolarının merkezi haline getirme çabası olduğunu, halkların boğazlanmasını hedefleyen bu savaş örgütünü ve zirvesini istemediklerini söyledi. Sultan, Suriye’deki Alevilerin katledilmesinin de bu emperyalist projelerin bir sonucu olduğunu belirterek şunları ifade etti;

    “Geçtiğimiz aylarda HTŞ denilen eli kanlı selefi çetenin yönetimi ele geçirmesiyle başlayan barbarlık; başta Lazkiye, Tartus, Hama ve Humus’ta olmak üzere Alevilere yönelik katliamlarını sistematik bir soykırıma dönüştürdü. Bu barbarların liderleri ülkemizde kırmızı halılarla karşılanırken, meclis kürsülerinden “Şimdi mi Aleviler için ortalığı ayağa kaldırıyorsunuz” deme pervasızlığını gösterdiler. Bu sözler ve bu tavırlar, bizler için direnmekten, yan yana gelmekten ve örgütlenmekten başka bir seçenek olmadığının en açık kanıtıdır.”

    “33 Can, 33 Yıl” şiarıyla başta Türkiye olmak üzere pek çok ülkede de adalet ve eşit yurttaşlık taleplerinin yıl boyunca devam edeceğini belirten Ermiş, Madımak Oteli ‘Utanç Müzesi’ olana kadar ve katliamın arkasındaki derin yapılar yargılanıncaya kadar mücadelelerinin süreceğinin altını çizdi.  Ermiş, “2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı, İnsanlığa karşı işlenmiş bir suçtur ve insanlığa karşı işlenmiş suçların zaman aşımı olmaz. Sivas davası bir insanlık davasıdır” dedi.

    HABER MERKEZİ

     

  • DAD’tan Sivas Madımak Katliamı açıklaması: Adalet mücadelemiz sürecek

    DAD’tan Sivas Madımak Katliamı açıklaması: Adalet mücadelemiz sürecek

    PİRHA – Demokratik Alevi Denekleri (DAD) Genel Merkezi, Sivas Madımak Katliamı’nın 33’üncü yılına dair yaptığı yazılı açıklamada, Sivas Katliamı’nın planlı olarak yapıldığına dikkat çekerek, adalet ve yüzleşme çağrısı mücadelesinin süreceği kaydedildi. 

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi Sivas Madımak Katliamı’nın 33’üncü yılında yazılı açıklama yaparak hayatını kaybedenleri andı.

    “SİVAS KATLİAMI PLANLI BİR ŞEKİLDE YAPILDI”

    Alevilerin tarihinin sayısız katliamlara dolu olduğu belirtilen açıklamada, soykırım politikalarının sonucu olarak gerçekleştirilen bu sistematik kırımlardan birinin Sivas Katliamı olduğu belirtildi.

    Aleviliğin cümle insan ve varlıkla rızalık üzerinden ilişkilenmeyi esas alıp mazlum ve masum çizgiden birini temsil ettiği kaydedilen açıklamada, Sivas Madımak Katliamı’nın planlı olarak yapıldığına dikkat çekildi.

    Alevilerin fiziki ve kültürel soykırım saldırılarıyla hedeflendiği belirtilen açıklamada, “12 Eylül askeri faşist darbesiyle bir kez daha topyekûn biçimde hedefe konmuş; devrimci-demokratik güçlerle beraber Çorum, Maraş, Malatya gibi Aleviler üzerinde yoğunlaşan bir dizi planlı katliamla 12 Eylül faşist darbesine zemin yaratmışlardı. Halkımızın üzerine çöken 12 Eylül karanlığıyla kıyım, asimilasyon ve tarihsel yaşam alanlarımızdan göçertme politikaları bir kez daha tavan yapmış, halkımız dünyanın dört bir yanına savrulmuş, toplumsal bütünlüğümüz parçalanmış, adeta mülteci bir yaşama mahkûm edilmişti. Kadim zamanlardan süzülerek gelen yolumuz, toplumsal kurumlaşma ve varoluş biçimimiz ciddi biçimde darbelenmiş ve toplumsal bir kriz durumu ortaya çıkmıştı” ifadelerine yer verildi.

    “ALEVİLERİ VE TÜM FARKLI TOPLUMSAL KESİMLERİ TASFİYE ETMEK İÇİN İNSANLIK SUÇUNA BAŞVURDU”

    Açıklamada, tüm bu baskıcı politikalar ve uygulamalar karşısında, toplumsal varlığı koruma, bağları güçlendirme ve tarihsel değerlerle buluşma arayışları giderek güçlendiği, bu arayışların bir sonucu olarak, kadim yurtlarımızdan Sivas’ta, Yol ulularından Pir Sultan Abdal anma etkinliği düzenlendiği, sanatçıların, aydınların ve halkın, bu etkinlikte bir araya geldiği belirtildi.  Açıklamada, İttihatçı faşizmin farklı versiyonlarını temsil eden iktidarların, azami tahakküm hedefiyle tek tip bir iktidar alanı yaratmaya çalıştığı, bunun için homojen bir toplum dayattığı ve Alevileri ile tüm farklı toplumsal kimlikleri tasfiye etmek için insanlık suçlarına başvurduğu belirtildi.

    “BÖLGEYİ KÜRT VE ALEVİLERDEN ARINDIRMAK HEDEFLENDİ”

    Sivas Madımak Katliamı’nın12 Eylül karanlığını sürdürmek için halkların, emekçi ve kadınların, farklı toplumsal kesimlerin ve Alevilerin yükselen hak mücadelesini bastırmak için devletin derin odaklarınca planlanarak bir insanlık suçu işlendiğine dikkat çekilen açıklamada,  “Aleviler ve Kürt halk gerçekliğini bastırma, özelde Kürt Alevilerinin, genelde Alevi halkların o dönem Koçgiriye kadar uzanan Kürt direnişiyle buluşmasını engellemek, Alevilere gözdağı vermek, bölgeyi Kürt ve Alevilerden arındırmak ise en temel gerekçeydi. Bu vahşeti laik-anti laik ikilemi üzerinden tartıştırmak ise algı yaratmaya, faili görünmez kılmaya yönelik bir politika olmuştur” denildi.

    “KATİLLER ETKİN BİÇİMDE SORUŞTURULMADI”

    Fail ve katillerin etkin biçimde soruşturulmadığına, özel aflarla serbest bırakılıp birçoğunun ise aranır durumdayken normal yaşamlarını sürdürdüğü belirtilen açıklamada, “Bu katilleri savunanların pek çoğu çeşitli makam ve mevkilerle ödüllendirilmiştir. Dahası, insanlık suçları zaman aşımına uğrayamazken Madımak davası zaman aşımı iddiasıyla kapatılabilmiştir. Bu süreç ve tutum ise gerçek failleri bir kez daha ifşa etmiştir” ifadeleri kullanıldı.

    “ADALET MÜCADELEMİZ SÜRECEK”

    Açıklamada adalet ve yüzleşme çağrısı mücadelesinin süreceği belirtilerek, “Tekçi, ittihatçı faşizmin beyaz ya da yeşil versiyonları halklarımıza sadece zulüm getirmiştir. İnanç ve etnik farklılıklarıyla, rıza hukukunun tecelli ettiği demokratik bir ülke gerek biz Alevi halklar gerekse tüm mazlumlar için bir zorunluluktur. Tam da bu gerçeklikten hareketle “Barış ve Demokratik Toplum Sürecine” sahip çıkmak Aleviler açısından da yaşamsal önem arz etmektedir” denildi.

    Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yıldönümünde adalet talebi yenilenen açıklamada, katliamda hayatını kaybedenler anılarak, adalet mücadelesinin süreceği vurgulandı.

    HABER MERKEZİ

  • DAD üyelerinden Barış ve Demokratik Toplum Süreci için çağrı : Devlet sorumluluk almalı – VİDEO

    DAD üyelerinden Barış ve Demokratik Toplum Süreci için çağrı : Devlet sorumluluk almalı – VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi üyeleri, bütün toplumu kucaklayan barış sürecini yakından takip ettiklerini belirtti. Devletin barış sürecinde sorumluluk alması gerektiğine dikkat çekerek, yasal düzenlemelerin biran önce hayata geçirilmesini istedi. Üyeler, Alevilerin eşit yurttaşlık ve cemevlerine ibadethane statüsünün verilmesi gerektiğine de vurgu yaptı. 

     

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci, “çerçeve yasa” tartışmalarıyla kritik bir aşamaya ulaştı. Kürt Özgürlük Hareketi’nin Silah Yakma Töreni’nin birinci yıl dönümü yaklaşırken, sürecin kalıcı barış ve demokratikleşmeyle ilerleyebilmesi için gerekli görülen yasal düzenlemeler yeniden Meclis gündeminde yer alıyor. Daha önce komisyonlarda ele alınıp raporlaştırılan öneriler ise bir kez daha tartışılıyor.Aleviler ise  eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü ve demokratik hakları güvence altına alacak kapsamlı düzenlemeler talep ediyor.

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) İzmir Şubesi üyeleri ve yöneticileri, Barış ve Demokratik Toplum sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    “BARIŞ SÜRECİ OLURSA KADINLAR DA HAKLARINA KAVUŞUR”

    DAD yöneticisi Sakine Koğu, barış sürecini yakından takip ettiğini belirterek, kalıcı barışın sağlanması için mücadele ettiklerinin altını çizdi. Koğu, barış sürecinde devletin daha istikrarlı davranması gerektiğine vurgu yaparak, meclisin tatile girmeden bu yasal düzenlemelerin netleşmesi gerektiğini söyledi.

    Barış sürecinin tüm haklar için önemli olduğu kadar kadınlar içinde önemli olduğuna dikkat çeken Koğu, kadınların her gün katledildiğini, çocukların uyuşturucu bataklığında kaybolup gittiğini belirterek, bunların bir an önce durdurulasını istedi. Kadınların kazanılmış haklarının hedef alınarak, ellerinden alındığını belirten Koğu, barış sürecinin başarılı olması kadınların da kazanımlarına ulaşmasını kolaylaştıracağını söyledi.

    “CEMEVLERİMİZİN STATÜSÜ VERİLSİN”

    Bu süreçte Alevilerin de barışa ihtiyacının olduğunu belirten Koğu, Alevilere yönelik gerçekleştirilen katliamlarla yüzleşilmesi çağrısı yaptı. Koğu, Alevilerin barış sürecinden en büyük beklentisinin cemevlerine ibadethane statüsünün verilmesi ve Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerinin karşılanması olduğunu söyledi.

    “SAVAŞA CİDDİ BÜTÇE AYRILIYOR”

    “Barış en çok istediğimiz şeydir” diyerek konuşmasına başlayan Muhteber Akbulak, barışın tüm dünyayı kucaklayacağını belirtti.

    Savaşa büyük bütçelerin ayrıldığını belirten Akbulak, “Savaş için silah, bombalar, özel güvenlik gibi çok fazla savaşa bütçe ayrılıyor” diyerek savaşa giden bütçenin halkın ihtiyaçları için kullanılabileceğini ifade etti.

    Akbulak, çatışmaların bittiği bir süreçle ikinci bir Türkiye’nin yaratılabileceğini söyledi.

    “HERKES ÜZERİNE DÜŞEN GÖREVİ YERİNE GETİRMELİ”

    DAD İzmir Şube yöneticisi Zeynel Bozkurt ise iki yüz yıllık bir Kürt sorununun olduğunu, 50 yıllık ise çatışmalı bir sürecin yaşandığını belirterek, toplumsal barış sürecinin önemli olduğuna vurgu yaptı.

    Çatışmalı süreçlerde her taraftan da kayıpların yaşandığına dikkat çeken Bozkurt, bir yıldır devam eden barış sürecinde ölümlerin yaşanmamasının önemli olduğuna vurgu yaparak, herkesin üzerine düşen görevi yerine getirmesi gerektiğini söyledi. Bozkurt, “Dileriz bu süreç olumlu sonuçlanır” dedi.

    “DEVLET SORUMLULUK ALMALI”

    Alevilerin sorunlarının da Kürtlerden farklı bir noktada olmadığını belirten Bozkurt, “Çünkü Aleviler de sürekli kırımlardan geçirilmiş. Dersim, Koçgiri, Maraş, Sivas, Gazi ve Rojava’da,  tam bu sürecin başladığı zamanlarda Suriye’deki Aleviler de, diğer halklardan insanlar da kırımdan geçildi. Dolayısıyla biz Aleviler için cumhuriyetin gerçekten de demokratikleştirilmesi  önemli bir aşamayı içeriyor” ifadelerini kullandı.

    Barış sürecinin ağır işlediğini kaydeden Bozkurt, PKK’nin silah bırakarak, demokratik bir çözümden yana olduğunu gösterdiğini söyleyerek, devletin de sorumluluk olması gerektiğine vurgu yaptı.

    Bozkurt, Alevi kurumlarının da, bireylerin de bu süreçte elinden gelen çabayı göstermesi gerektiğini söyledi.

    “BARIŞ SÜRECİ BİR AN ÖNCE SONUÇLANMALI”

    İktidara ve muhalefete çağrıda bulunan Sakine Dervişoğlu, “Barışa destek verin. Ülkede artık kan dökülmesin. Biz seçilenleri meclise gönderdik. Bizim beklentilerimiz bu süreci, barışı, mecliste tamamlamalarını istiyoruz” dedi. Alevilerin Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde çok acı çektiğini, çok kayıp verdiğini belirten Dervişoğlu, demokratik bir anayasanın inşa edilmesi gerektiğini belirterek, Alevilerin de Kürt halkının da bu anayasa içinde mutlaka olmasını istedi.

    Dervişoğlu, Türkiye halklarının barışa destek vermesi çağrısı yaparak barış sürecinin biran önce sonuçlanmasını istedi.

    Semra ACAR/İZMİR

     

  • Gomılgana Ziyareti’nde Muharrem Cemi yürütüldü-VİDEO

    Gomılgana Ziyareti’nde Muharrem Cemi yürütüldü-VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri ile Pertek Alevi kurumları ve köyleri, Gömülgen (Gomılgana) Ziyareti’nde Muharrem Cemi yürüttü. Cem erkanında konuşan Şıx Çoban Ocağı Piri Zeynel Kete, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi kurumlarına atanmış bir “kayyım” olduğunu belirterek, Alevi kurumlarının her zamankinden daha fazla birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğunu söyledi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) ile Pertek Alevi kurumları ve köyleri tarafından Gömülgen (Gomılgana) Ziyareti’nde, “Yolda birlik inancıyla cem oluyor, Hüseyni duruş ile ikrarlaşıyoruz” şiarıyla Muharrem Cemi gerçekleştirildi. Çok sayıda talibin katıldığı cem erkanı öncesinde getirilen lokmalar pişirilerek pay edildi.

    Cem erkanını Şıx Çoban Ocağı Piri İbrahim Kete, Şıx Delil Berxecan Ocağı’ndan Ahmet Doğan, Axuçan Ocağı’ndan İnanç Dolu, Kureyşan Ocağı’ndan Fethiye Yıldırım, Şıx Delil Berxecan Ocağı’ndan Sultan Haydaroğlu ve Şıx Çoban Ocağı’ndan Sultan Korkmaz yürüttü. Zakirliği ise Hasan Yavuz yaptı.

    “ZİYARETLERİMİZ ÜZERİNDE KARAKOLLAR YAPILIYOR”

    Şıx Çoban Ocağı Piri Zeynel Kete, Gömülgen (Gomılgana) Ziyareti‘nin binlerce yıllık geçmişine dikkat çekerek, Zeycan Ziyareti üzerine karakol yapılmasına tepki gösterdi.

    Reya Heq Yol’unun kadim bir inanç olduğunu vurgulayan Kete, “Bizim Yol ulularımız, pirlerimiz, analarımız ve dervişlerimiz inancımızı anlatırken ‘Biz Reya Heq evladıyız’ derlerdi” dedi.

    Kete, “Düzgün Baba, Gömülgen (Gomılgana) gibi kutsal mekanlarımız binlerce yıldır evrensel düzeyde doğayla, havayla, suyla, ateşle ve toprakla ikrarlaşan bir inancın merkezleridir. Ne yazık ki bugün inancımız, birçok yürütücüsü de dahil olmak üzere hak ettiği yerde değildir. Bizler binlerce yıldır bu kutsal mekanlarda bir araya geliyoruz. Bizi buraya çeken kutsalın kendisidir. Bu inancın yürütücüleri hiçbir zaman arsızın, hırsızın, pirsizin kapısına gitmedi. Bugün burada pay edilen lokma hepimizin helal lokmasıdır. Hepiniz emek verdiniz, ikrarınızla buraya geldiniz. Bu emek ve aşka saygı duyuyoruz” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİLERİN EŞİTLİK VE ÖZGÜRLÜK TEMELİNDE TALEPLERİ VAR”

    Birçok Alevi dergahının bu yoldan gelenler eliyle peşkeş çekildiğini söyleyen Kete, buna izin vermeyeceklerini belirtti.

    “Bugüne kadar pirlerimiz, analarımız ve yol ulularımız taliplerini kadılara götürmedi. Talip de pirini devlet kapısına götürüp maaş istemedi” diyen Kete, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi kurumlarına atanmış bir kayyım olduğunu ifade etti.

    Pirlerin ve mürşitlerin yüzyıllardır taliplerinden hakullah aldığını hatırlatan Kete, Alevi kurumlarının bugün her zamankinden daha fazla birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğunu söyledi.

    Kete, “Biz Alevi toplumu olarak eşitlik ve özgürlük temelinde taleplerimizi dile getiriyoruz. Kutsal mekanlarımızdan ellerinizi çekin. Bu mekanlar bu Yol’un yürütücülerine aittir. Biz hiçbir zaman başka bir inancın kutsal mekanlarını işgal etmedik. Bugün birçok kutsal mekanımız Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı. Kendi dergahlarımıza adeta bilet keserek giriyoruz” dedi.

    “ALEVİ İNANCI KİŞİSEL ÇIKARLARA ALET EDİLİYOR”

    Şıx Çoban Ocağı Piri İbrahim Kete de yaptığı kısa konuşmada Reya Heq Yol’unun bir edep ve erkan Yol’u olduğunu belirterek, “Hakk birdir diyerek yolunu yürüten pirler vardır. Bu yol paylaşımcı, eşitlikçi, özgürlükçü ve hakikatçi bir yoldur” dedi.

    Alevi inancının kişisel çıkarlara alet edildiğini söyleyen Kete, “Biz kendi pirimizden, mürşidimizden, rayberimizden ve müsahibimizden uzaklaştırılmış bir Alevilikle karşı karşıyayız. Aleviler neden özüne benzemekten kaçıyor?” diye sordu.

    Reya Heq Yol erkanının bugünlere pirlerin sazı ve sözüyle ulaştığını vurgulayan Kete’nin konuşmasının ardından cem erkanı yürütüldü. Zakir Hasan Yavuz’un gülbengleri eşliğinde semah dönüldü.

    PİRHA/DERSİM

     

  • DAD İzmir Şubesi Aşure lokmalarını barış için paylaştı-VİDEO

    DAD İzmir Şubesi Aşure lokmalarını barış için paylaştı-VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Çiğli Şubesi’de kadınların erken saatlerde bir araya gelerek hazırladığı Aşure lokması paylaşıldı. Lokma duasının ardından konuşan eş başkan Fadime Dapaklı, Aşure lokmasının tüm halkları eşit, özgür ve barış içinde yaşamasına vesile olmasını temennisinde bulundu. 

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Çiğli Şubesi, paylaşımın simgesi olan Aşure lokmasını canlarla paylaştı. Sabahın erken saatlerinde dernekte bir araya gelen kadınlar hazırlıklarını tamamlayıp Aşurelerini ateşe koydu.

    Uzun bir sürede pişirilen ve 12 farklı gıdanın bir arada kaynaması ile oluşan Aşure lokması, halklar için bir arada yaşamanın da simgesi haline geliyor.

    Hak yolunda Hakk’a yürüyenler için saygı duruşu ile başlayan Aşure lokmasının gülbengini Baba Mansur Ocağından Fidan Yıldız verdi.

    “AŞURE LOKMASI BARIŞA VESİLE OLSUN”

    Aşure lokmasının eşitliğin, özgürlüğün, adaletin ve barışın hüküm sürdüğü bir yaşamı dileyerek konuşmasına başlayan Dapaklı, Alevi inancının yüz yıllardır yaşattığı rızalık, paylaşım ve hakikatten yana olan duruşunun, birlikte yaşamayı büyüteceğini söyledi.

    Dapaklı, “Farklılıklarımızla bir arada yaşamanın yolunu bize gösteren bu kadim yolun ışığında eşitsizliğe baskıya nefret diline ve ötekileştirmeye karşı demokratik, çoğulcu ve özgür yaşamı savunuyoruz” diyerek, Aşure lokmasının tüm halkları eşit, özgür ve barış içinde yaşamasına vesile olması istendi.

    “ALEVİLERİN BİRLİK OLMASI GEREKİYOR”

    DAD Yöneticisi Güler Karagöz ise Muharrem ayında Alevilerin sadece bir yasın değil aynı zamanda binlerce yıllık hakikat ve özgür yaşamdan gelen bir halk olduğuna dikkat çekti.  Herkesin yaşanan barış sürecine katkı sunması gerektiğini kaydeden Karagöz, Alevilerin de içinde bulunduğu süreçte birlik olmasını istedi.

    “HAK MÜCADELESİ YÜRÜTTÜK”

    Daha sonra 30 yıllık tutsaklığın ardından özgürlüğüne kavuşan Aygül Kapçak da kısa bir selamlama yaptı. Cezaevinde bulunan bütün tutsakların selamlarını ileterek konuşmasına başlayan Kapçak, hak yolunda bir mücadele yürüttüklerini belirtti. Kapçak, Alevi kimliğiyle Aşure lokmasında bir arada olmanın mutluluğunu yaşadığını belirti.

    Konuşmaların ardından Aşure canlarla paylaşıldı.

    PİRHA/İZMİR

     

     

     

     

  • Pir Gökmen Savak: Muharrem ayı Alevi öğretisinin taşıyıcısı olmuştur – VİDEO

    Pir Gökmen Savak: Muharrem ayı Alevi öğretisinin taşıyıcısı olmuştur – VİDEO

    PİRHA – Muharrem ayının Alevi toplumu ve öğretisinin bir taşıyıcı yani rehber görevi gördüğüne dikkat çeken Baba Mansur Ocağı Piri Gökmen Savak, Hüseyin’i duruşun tarih boyunca farklı toplumsal kesimlerde yaşamaya devam ettiğini belirtti. Alevilerin her zaman barıştan yana olduğunu söyleyen Savak, herkesin eşit yurttaşlık temelinde barış içinde yaşamasını istedi. 

    Alevilerin en kutsal aylarından biri olan Muharrem ayının önemine ilişkin Baba Mansur Ocağı Pir’i Gökmen Savak, PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu. Muharrem ayının  Alevi toplumu ve öğretisinin bir taşıyıcı rehber görevi gördüğüne dikkat çeken Savak, Alevilerin zalimin, zulmün karşısında durduğunu söyledi.

    “MAZLUMUN YANINDA BİR KALKANIZ”

    Muharrem ayının önemli bir yanının da oruç ibadetinden çok sosyolojik bir duruş olduğuna vurgu yapan Savak, Hz. Ali’nin “Zulme engel olamıyorsanız, onu herkese duyurun” sözünü hatırlatarak, masumun yanında durmanın, zalime karşı olmanın önemini vurguladı.

    “Tarih boyunca mazlum olan Hüseyin olmuştur, nerde zalim varsa o da Yezit olmuştur” diyen Savak, hak, hukuk yiyen, insanları sömüren zihniyeti Yezit olarak kabul ettiklerini, karşısında direnenleri ise mazlumdan yana olan Hüseyin olarak gördüklerini söyledi.

    Alevi öğretisinde en önemli kurallarından birinin cana kıymamak olduğunu söyleyen Savak, “Bir masuma, insanın canına veya  herhangi bir canlının canına kıydığı anda o Yezid’i düşünceye dahil olmuş olur. O yüzden biz cana kıymaya karşıyız. Biz sömürüye, zulme karşıyız, biz mazlumların yanına bir kalkanız” diye konuştu.

    “HÜSEYİN’İ DURUŞ FARKLI ZAMANLARDA FAKLI KESİMLERDE YAŞAMAYA DEVAM ETTİ”

    Kerbela katliamında Yezid’e karşı bir duruş sergileyen Hüseyin’i duruşun tarih boyunca farklı toplumsal kesimlerde yaşamaya devam ettiğini belirten Savak, bu anlayışın 16. Yüzyılda Pir Sultan Abdal olarak karşımıza çıktığını söyledi.

    Savak, “Bütün pirlerimiz yaşadıkları dönemde yedikleri, giydikleri ya da konuştuklarıyla gelmemiştir, bunlar bu Hüseyin’i duruşlarla gelmiştir. Serden geçmişlerdir ama sırdan geçmemişlerdir. Geri dönmemişlerdir eğilmemişlerdir” diye konuştu.

    Hüseyin’i duruşun Alevi öğretisinin bir parçası olduğunu söyleyen Savak, günümüzde ise Hüseyin’i duruşun hiçbir makama, mevkiye, rantta, saltanata veya maddeye tamah etmeden, özgür iradeyle haksızın karşısında durmak anlamına geldiğini belirtti.

    Savak, Hüseyin’i duruşun bedeli ne olursa olsun doğruluğundan, adaletinden, merhametinden, vicdanından feraket etmeyen insani bir duruştur” dedi.

    Muharrem ayının yas ve paylaşım ayı olduğuna dikkat çeken Pir Savak, Muharrem ayı boyunca canların et yememeye, düğün işlerini ertelemesi yani eğlenceden uzak durmalarını istedi. Bu inancın değerlerini kaybettirmeden gelecek nesillere aktarılması gerektiğini vurgulayan Savak,  Alevilikte ibadetin şekilsel olmadığını ruhsal bir arınma olduğunu belirterek, ibadetlerin o günün koşullarına göre uyarlanması gerektiğini de ekledi.

    “BARIŞIN OLDUĞU HER YERDE YAŞAM OLUR”

    Türkiye’nin içinde bulunduğu ‘Demokratik Toplum ve Barış Süreci’ne ilişkin Hüseyin’i duruşun önemine vurgu yapan Savak  Alevilerin her zaman barıştan yana olduğunu belirterek,  “Çünkü barışın egemen olduğu her yerde yaşam olur” dedi.

    “Bugün hangi Alevi’ye savaş mı, barış mı?  diye sorarsanız hepsinin barış cevabını vereceğini belirten Savak, herkesin eşit yurttaşlık temelinde yaşadığı bir barış ortamının oluşmasını istediğini belirterek şunları söyledi:

    “Biz bir bitkinin bir hayvanın bile özgürce yaşamasını istiyoruz. Kendi haliyle yaşamasını, kendini ifade etmesini istiyoruz.  Kimliğiyle, diliyle, ırkıyla, inancıyla ne olursa olsun bu hür iradesini ortaya koysun, kimliğiyle yaşasın ve bu anlamda bir barış ortamı istiyoruz. Kimliklerin, birbirlerini sorgulamadığı, ırkların birbirlerine ötekileştirmediği dinlerin birbirlerini inkar etmediği ve herkesin birbirine saygı duyduğu, eşit paylaşımın olduğu ve en önemlisi özellikle ülkemizde eşit yurttaşlığın hakim olduğu herkesin idari anlamda eşit bir şekilde bakıldığı, görüldüğü bir barış ortamı istiyoruz.”

    Semra ACAR – İZMİR

     

  • Meclis’te ‘Suriye’de Alevi soykırımını durdurun’ çağrısı: İmzalar partilere sunuldu!-VİDEO

    Meclis’te ‘Suriye’de Alevi soykırımını durdurun’ çağrısı: İmzalar partilere sunuldu!-VİDEO

    PİRHA-Türkiye, Avrupa, Amerika ve Avustralya’dan 606 kurumun desteğiyle yürütülen “Soykırımı Durdurun” kampanyası kapsamında toplanan imzalar TBMM’ye teslim edildi. Meclis’te düzenlenen basın toplantısında konuşan CHP Hatay Milletvekili Servet Mullaoğlu ile DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Suriye’de Aleviler başta olmak üzere azınlıklara yönelik hak ihlalleri ve kadınlara dönük şiddet iddialarına dikkat çekerek uluslararası topluma acil harekete geçme çağrısında bulundu.

    Türkiye, Avrupa, Amerika ve Avustralya’dan 606 kurumun imzasıyla yürütülen “Soykırımı Durdurun” kampanyası kapsamında toplanan imzalar Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne teslim edildi. Aralarında Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA), Avrupa Arap Alevileri Federasyonu (AAAF), Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), SYKP, Suriye İnsan Hakları Topluluğu temsilcileriyle Samandağ Belediye Başkanı Emrah Karaçay’ın yer aldığı heyet, Meclis’te grubu bulan DEM Parti, CHP, Yeni Yol Grubu ile EMEP ve TİP milletvekilleriyle görüştü. Görüşmenin ardından basın toplantısı düzenlendi.
    “ÖZELLİKLE SURİYE’DE YAŞAYAN ALEVİLERE SOYKIRIM YAPILMIŞTIR”

    Basın toplantısında konuşan CHP Hatay Milletvekili Servet Mullaoğlu, Suriye’de rejim değişikliğinin ardından özellikle Alevilere yönelik ağır saldırılar yaşandığını ifade etti. Bu saldırıların zamanla Hristiyanlara, diğer azınlıklara ve laik Sünnilere kadar genişlediğini belirten Mullaoğlu, son dönemde kadınlara yönelik tecavüz, kadın kaçırma ve çocuk kaçırma olaylarının sürdüğünü söyledi.

    Sadece Alevi kimliği nedeniyle insanların işlerinden çıkarıldığını, emekli olanların ise emekli maaşlarının kesildiğini iddia eden Mullaoğlu, farklı siyasi partilerden ve çeşitli toplumsal kurumlardan temsilcilerin ortak bir insani duruş sergilemek amacıyla bir araya geldiklerini ifade etti.

    “72 MİLLETE BİR GÖZLE BAKAN BİR İTİKAT İNANCI MENSUPLARIYIZ”

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat ise Aleviliğin 72 millete bir gözle bakan bir inanç olduğunu kaydederek, zulmün kimden geldiğine bakmaksızın her türlü baskının karşısında durduklarını dile getirdi. Esad döneminde yaşanan hak ihlallerini de hiçbir zaman savunmadıklarını belirten Fırat, kim olursa olsun zulmün karşısında olduklarını söyledi.

    “SURİYE’DE ALEVİLERİN YAŞAM HAKKINI VE HALKLARIN KENDİ KADERİNİ TAYİN ETME HAKKINI SAVUNUYORUZ”

    Konuşmasının devamında Celal Fırat, dünyanın farklı ülkelerinden bireyler ve kurumlar olarak Suriye’de yaşanan şiddet, baskı ve insan hakları ihlalleri karşısında sessiz kalmayı reddettiklerini belirtti.

    Suriye’de Alevilerin yaşam hakkının korunması, azınlıkların güvence altına alınması ve halkların kendi kaderini tayin etme hakkının savunulması amacıyla uluslararası bir imza kampanyası yürüttüklerini ifade eden Fırat, sivillere yönelik saldırıların durdurulmasını ve kadınlara karşı işlenen suçların soruşturulmasını talep ettiklerini söyledi.

    “ALEVİ, DÜRZİ VE HRİSTİYAN TOPLULUKLAR SİSTEMATİK ŞİDDETLE KARŞI KARŞIYA”

    Celal Fırat, bugün başta Aleviler, Dürziler ve Hristiyan topluluklar olmak üzere birçok halkın sistematik şiddet, zorla yerinden edilme ve etnik-dinsel temizlik uygulamalarıyla karşı karşıya kaldığını belirtti. Yaşananların tekçi ve köktendinci bir yönetim anlayışının sonucu olduğunu savunan Fırat, HTŞ ve diğer silahlı grupların işlediği iddia edilen insan hakları ihlallerine ilişkin uluslararası raporların her geçen gün arttığını söyledi.

    Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, Uluslararası Af Örgütü, Human Rights Watch, Suriye İnsan Hakları Gözlemevi ve Suriye İnsan Hakları Ağı tarafından yayımlanan raporlara işaret eden Fırat, başta Aleviler olmak üzere seküler yaşam tarzını benimseyen birçok kişinin işlerinden uzaklaştırıldığını, mülksüzleştirildiğini ve ekonomik baskılarla karşı karşıya bırakıldığını söyledi.

    “ALEVİ KADINLARA YÖNELİK SALDIRILAR ARTIK SON DERECE TEHLİKELİ BİR BOYUTA ULAŞMIŞTIR”

    Konuşmasının önemli bir bölümünü kadınlara yönelik ihlallere ayıran Celal Fırat, 2025 yılı boyunca çok sayıda Alevi ve Kürt kadınının ağır insan hakları ihlallerine maruz kaldığını söyledi. Uluslararası kuruluşların raporlarında özellikle Alevi kadın ve kız çocuklarının kaçırılması, cinsiyete dayalı şiddete uğraması, zorla evlendirilmesi ve kimliklerinden koparılması riskinin giderek arttığının ortaya konulduğunu belirtti.

    Kadınların kaçırılmasının “İslam’ı seçti”, “gönüllü ayrıldı” ya da “Allah yolunda gitti” gibi söylemlerle meşrulaştırılmaya çalışıldığını ifade eden Fırat, bu şekilde kaçırma ve alıkoyma olaylarının görünmez hale getirildiğini söyledi.

    “BETÜL SÜLEYMAN ALUŞ VAKASI EN ÇARPICI ÖRNEKLERDEN BİRİDİR”

    Celal Fırat, 29 Nisan 2026 tarihinde kaçırıldığı belirtilen Betül Süleyman Aluş olayının bu sürecin en çarpıcı örneklerinden biri olduğunu söyledi. Ailesinden edinilen bilgilere göre Aluş’un Ceble’de HTŞ kontrolündeki ve Selefi-Vahhabi anlayışın dayatıldığı bir kız yurdu veya eğitim merkezinde tutulduğunun iddia edildiğini aktaran Fırat, genç kadının özgür iradesini kullanıp kullanamadığı ve ailesiyle iletişim kurup kuramadığı konusunda ciddi endişeler bulunduğunu ifade etti.

    Betül Süleyman Aluş ve benzer durumda bulunan kadınlar için sessiz kalmanın yalnızca bireysel bir özgürlük ihlaline göz yummak anlamına gelmediğini belirten Fırat, bunun aynı zamanda Alevi toplumuna yönelik sistematik baskı politikalarının yaygınlaşmasına zemin hazırladığını söyledi.

    “ULUSLARARASI RAPORLARDA BELGELENEN İHLALLER”

    Celal Fırat, Birleşmiş Milletler Suriye Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu ile Human Rights Watch’un raporlarında kadınların kaçırılması, cinsel şiddete maruz bırakılması ve kötü muamelenin sistematik yöntemler olarak yer aldığını ifade etti.

    Aralık 2024 sonrasında ve Mart 2025’te Alevilere yönelik saldırılarda 1.400’den fazla kişinin hayatını kaybettiğinin raporlara yansıdığını belirten Fırat, işkence vakaları ve sistematik mülk yıkımlarının da belgelendiğini söyledi. Temmuz 2025’te Süveyda’da Dürzi toplumuna yönelik saldırılarda 1.500’den fazla kişinin yaşamını yitirdiğini, Ocak 2026’da ise Halep’te Kürt yerleşim bölgelerine yönelik saldırılar sonucunda yaklaşık 100 ila 150 bin sivilin yerinden edildiğini hatırlattı.

    Kadınların kaçırılması, cinsel şiddete maruz bırakılması ve kötü muamelenin sistematik saldırı yöntemleri arasında yer aldığını belirten Fırat, keyfi tutuklamalar, zorla kaybetmeler, işkence ve gözaltında ölümlerin de yaygın şekilde rapor edildiğini ifade etti.

    “ULUSLARARASI TOPLUMA VE KADIN ÖRGÜTLERİNE ÇAĞRIDIR”

    Celal Fırat, Suriye’de yaşananların yalnızca bir güvenlik sorunu olmadığını, halkların var olma, inançlarını özgürce yaşama ve kendi geleceklerini belirleme mücadelesi olduğunu söyledi. Alevi, Dürzi, Hristiyan ve Kürt toplumlarına yönelik saldırıların ülkenin çoğulcu yapısını ortadan kaldırmayı amaçlayan baskı politikalarının parçası olduğunu belirtti.

    Fırat, Betül Süleyman Aluş ve benzer şekilde kaçırıldığı belirtilen tüm kadınların derhal özgürlüklerine kavuşturulmasını, Suriye’de başta Alevi kadınlar olmak üzere tüm kadınlara yönelik kaçırma, cinsel şiddet, zorla evlendirme ve ideolojik baskı uygulamalarının sona erdirilmesini istedi.

    HTŞ’ye bağlı silahlı grupların Alevilere ve diğer azınlıklara yönelik işlediği iddia edilen suçların bağımsız uluslararası bir soruşturma komisyonu tarafından araştırılması, sivillere yönelik saldırılar ile etnik ve dinsel temizlik uygulamalarının durdurulması, insan hakları ihlallerinin bağımsız mekanizmalar tarafından izlenmesi ve sorumlular hakkında etkin yargı süreçlerinin işletilmesi çağrısında bulunan Fırat, halkların kendi kaderini tayin etme hakkına saygı gösterilmesi ve azınlıkların güvenliğinin güvence altına alınması gerektiğini belirtti.

    Uluslararası toplumu, insan hakları kuruluşlarını, kadın örgütlerini ve demokratik kurumları Suriye’de yaşanan insan hakları ihlallerine karşı sessiz kalmamaya davet eden Celal Fırat, kaçırılan kadınların özgürlüğüne kavuşturulması ve Suriye’de tüm halkların eşit, özgür ve güvenli yaşayabileceği demokratik bir gelecek için uluslararası dayanışmanın güçlendirilmesi çağrısı yaptı.

    PİRHA/ANKARA

  • Bahçelievler Alevi toplumu dayanışma pikniğinde buluştu-VİDEO

    Bahçelievler Alevi toplumu dayanışma pikniğinde buluştu-VİDEO

    PİRHA- Bahçelievler Cemevi öncülüğünde ve Alevi kurumlarının desteğiyle düzenlenen dayanışma pikniğinde yüzlerce kişi bir araya geldi. Deyişlerin, türkülerin ve halayların eksik olmadığı buluşmada, birlik ve dayanışma mesajları öne çıktı.

    Bahçelievler Alevi Toplumu, birlik, beraberlik ve dayanışma duygusunu büyütmek amacıyla düzenlenen piknikte bir araya geldi. Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Derneği/Cemevi, Alevilerin Sesi Derneği, Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) ve bölgedeki Alevi kurumlarının katkılarıyla organize edilen “Bahçelievler Alevi Toplumu Dayanışma Pikniği”, Sarıyer’de bulunan Çatalmeşe Piknik Alanı’nda gerçekleştirildi.

    Sabahın erken saatlerinden itibaren alana gelen yurttaşlar, gün boyunca süren etkinlikte hem hasret giderdi hem de ortak kültürel değerler etrafında buluştu. Çocuklardan yaşlılara kadar her yaştan kişinin katıldığı piknikte dayanışma ve birlikte yaşam vurgusu öne çıktı.

    DEYİŞLER VE TÜRKÜLER YANKILANDI

    Sunuculuğunu Hüseyin Kelleci’nin yaptığı etkinlikte sahne alan sanatçılar seslendirdikleri deyiş ve türkülerle katılımcılara unutulmaz anlar yaşattı. Kutsal Evcimen, Volkan Yılmazer, Saniye ve Sinan, Delil Öncü, Kenan Şengül ve Berat Demirtaş, Seda Kaya Gezici, Murat Yaman ile Yelda İvgen ve Feraye Güller gün boyunca sahne aldı.

    Sanatçıların seslendirdiği eserler eşliğinde zaman zaman halaylar çekildi, zaman zaman da yüzlerce kişi deyişlere hep birlikte eşlik etti.

    BİRLİK VE DAYANIŞMA VURGUSU

    Etkinlik sırasında söz alan Alevi kurum temsilcileri ve cemevi yöneticileri, toplumsal dayanışmanın önemine dikkat çekerek Alevi toplumunun birlik içinde hareket etmesinin önemini vurguladı. Yapılan konuşmalarda, kültürel ve inançsal değerlerin gelecek kuşaklara aktarılmasının ortak sorumluluk olduğu ifade edildi.

    Paylaşılan lokmaların ardından devam eden etkinlik, halaylar ve deyişlerle akşam saatlerine kadar sürdü. Gün boyunca dostluk, dayanışma ve kardeşlik duygularının hakim olduğu buluşma, katılımcıların gelecek etkinliklerde yeniden bir araya gelme temennileriyle sona erdi.

    PİRHA / İSTANBUL

     

  • Barış Çelik: Türkiye’nin aydınlık yarınlara ulaşması için barışı kucaklaması gerekiyor-VİDEO

    Barış Çelik: Türkiye’nin aydınlık yarınlara ulaşması için barışı kucaklaması gerekiyor-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Cemevi Başkanı Barış Çelik, Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin önemli bir fırsat olduğunu belirterek, “Artık ölümlerin olmadığı, kanın akmadığı bir yaşam istiyoruz. Toplumsal barışı Türkiye’de yaşayan bütün halklar birlikte kucaklamalı” dedi.

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne ilişkin değerlendirmelerde bulunan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Cemevi Başkanı Barış Çelik, Türkiye’de yürütülen barış sürecinin önemli bir adım olduğunu söyledi. Daha önceki çözüm süreçlerini hatırlatan Çelik, yaklaşık 1,5 yıldır ölüm haberlerinin gelmemesinin sürecin en önemli kazanımlarından biri olduğunu belirtti.

    Türkiye’de yaşayan bütün halkların barış sürecini önemsediğini ifade eden Çelik, Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerini yineleyerek, başta Dersim olmak üzere Sivas, Çorum ve Maraş katliamlarıyla devletin yüzleşmesi gerektiğini vurguladı.

    AKP’nin eski milletvekillerinden Hüseyin Çelik’in bir televizyon programında Dersim adının iade edilmesi gerektiğine ve Dersim’de yaşananların bir katliam olduğuna ilişkin açıklamalarını hatırlatan Çelik, Dersim isminin yeniden iade edilmesini istedi.

    “DEVLETİN YASAL ADIM ATMASINI BEKLİYORUZ”

    Kürt hareketinin süreç kapsamında gerekli adımları attığını ancak devlet tarafından henüz somut adımların gelmediğini belirten Çelik, bunun toplumda “Süreç yeniden sekteye mi uğrayacak?” endişesi yarattığını söyledi.

    Yasal düzenlemelerin önemine dikkat çeken Çelik, cezaevlerinde bulunan siyasetçilerin, gazetecilerin ve düşüncelerinden dolayı tutuklu bulunan kişilerin serbest bırakılması gerektiğini ifade etti.

    Toplumsal barışın ancak toplumun tüm kesimlerinin katkısıyla mümkün olacağını belirten Çelik, şunları söyledi:

    “Toplumsal barış sürecinde Kürt’ü, Türk’ü, Alevi’si, Sünni’si demeden hepimiz bu süreci kucaklamalıyız. Toplumsal barışın kazananı Türkiye halkları olacaktır. Barış sadece Kürtlere ya da Alevilere değil; Gürcülere, Boşnaklara ve bu ülkede yaşayan tüm halklara kazandıracaktır. 72 millet barışı kucaklayacaktır.”

    Çelik, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:

    “Türkiye’nin aydınlık yarınlara özgür düşünceyle barışı kucaklaması gerekiyor. Artık ölümlerin olmadığı, kanın akmadığı bir yaşam istiyoruz.”

    Semra ACAR-İZMİR

     

  • 16. AVRUPA DERSİM KÜLTÜR FESTİVALİ BAŞLADI-CANLI

    16. AVRUPA DERSİM KÜLTÜR FESTİVALİ BAŞLADI-CANLI

    16. Avrupa Dersim Kültür Festivali, “Emperyalist Savaş Tehdidi, Barış Süreci, Aleviler ve Dersim” başlıklı panel ile başladı.

    PİRHA/FRANKFURT

  • Hüseyin Ozan: Demokratikleşme süreci Aleviler için yaşamsal değerdedir – VİDEO

    Hüseyin Ozan: Demokratikleşme süreci Aleviler için yaşamsal değerdedir – VİDEO

    PİRHA – Barış ve demokratik toplum sürecinin Aleviler açısından çok yaşamsal bir durum olduğunu söyleyen DAD Genel Merkez Basın Sekreteri Hüseyin Ozan, demokratikleşme sürecinin bir sistem yani zihniyet değişimini ortaya çıkaracağını belirterek, tüm halkların birbiriyle rızalaşması anlamına geleceğinin altını çizdi. 

    Yüzyıllardır baskı ve asimilasyona maruz kalan Alevi toplumunun, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nden beklentilerini DAD Genel Merkez Basın Sekreteri Hüseyin Ozan PİRHA’ya değerlendirdi.

    Aleviliğin temel ilkesinin rızalık olduğuna dikkat çeken Ozan, Alevi öğretisinin yaşamın her alanıyla ilişkilenme ve söylem biçiminin rızalıktan geçtiğini belirterek,  “Eğer rızalık bu yolun temel ilkesiyse barış halinin de bir rıza hali olduğu tespitinden hareketle yola çıkarız. Çünkü tahakküm ilişkileri bir barış halini ifade etmez. Bir toplumun bastırılmış olması, bir bireyin veya toplumun tahakküm altına alınmış, susturulmuş olması, ezilmiş olması bir barış hali anlamına asla ve asla gelmez” diye konuştu.

    “ALEVİLERİN TECRİTTEN KURTULABİLMESİ İÇİN DEMOKRATİK TOPLUMA İHTİYAÇ VAR”

    Bir dönem ‘en altakiler’ diye kullanılan kavramın Ortadoğu ve Türkiye’de Alevileri kapsadığını söyleyen Hüseyin Ozan, Alevilerin tarih boyunca iktidar güçleri tarafından saldırıya uğradığını ve tecrit altında tutulduğunun altını çizdi. Barışçı ve evrensel bir yol olan  ‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin Aleviler için çok önemli olduğunu öne çıkaran Hüseyin Ozan, neden önemli olduğunu şu cümlelerle anlattı:

    “Yüzyıllar boyunca dağ başlarında vadilerde kıstırılmış, üstüne sayısız seferler yapılmış, sayısız katliamlar yapılmış bir halkın barışa ihtiyacı vardır. Çağımızda bunun yolu da demokratikleşmeden geçmektedir Niçin demokratikleşme? Bir zihniyet ve sistem değişimi anlamına geliyor. Diğer halklarla buluşabilmeniz anlamına geliyor. Onlarla rıza ilişkisi kurabilmemiz, ikrarlaşabilmemiz anlamına geliyor. Buna günümüzde demokrasi diyorlarsa toplum diyorlarsa mana aynıdır. Biz toplumsallığa rıza hali deriz. ”

    “ALEVİLER YILLARDIR HAK MÜCADELESİ VERİYOR”

    Türkiye’de yaşayan farklı etnik kökenlerin, inanç kimliklerinin bir arada yaşayabilmesinin demokratikleşme süreciyle gerçekleşeceğine dikkat çeken Hüseyin Ozan, “Bu çatışmaların sona ermesi için Alevilerin bin yılları kapsayan yalnızlık ve tecritten kurtulabilmesi için kendini var edebilmesi, kendini yaşayabilmesi, kendini geleceğe taşıyabilmesi için demokratik topluma ihtiyaçları vardır” dedi. 

    Alevilerin yüz yıllardır hak mücadelesi verdiğini belirten DAD Genel Merkez Basın Sekreteri Hüseyin Ozan, Alevilerin örgütlü bir irade olarak demokratik cephenin öncü güçlerinden olması gerektiğini vurguladı. Ozan, savaşın tırmandığı yerde ilk hedeflerden birinin Aleviler olduğunu belirterek, demokratikleşme sürecinde de Alevilerin omuz vermesi çağrısında bulundu. 

    Semra ACAR – İZMİR

     

  • Hüseyin Ozan: Ocak talip ilişkisi toplumsal bir yapılanmadır yeniden güçlendirilmeli – VİDEO

    Hüseyin Ozan: Ocak talip ilişkisi toplumsal bir yapılanmadır yeniden güçlendirilmeli – VİDEO

    PİRHA – Cumhuriyet modernizmiyle birlikte hedef haline getirilen ocak sisteminin ve zayıflayan pir-talip ilişkisinin Alevi toplumsallığını nasıl etkilediğini değerlendiren DAD Genel Merkez Basın Sekreteri Hüseyin Ozan, “Ocak-talip ilişkisini yeniden kurabilir, kendimizi geleceğe taşıyabiliriz” dedi.

    Alevilik, yüzyıllardır inançsal olduğu kadar kültürel ve toplumsal dayanışmayı da esas alan köklü bir yaşam öğretisi olarak varlığını koruyor. Ancak özellikle köylerden kentlere doğru yaşanan yoğun göç dalgası, yalnızca mekansal bir değişimi değil, aynı zamanda Alevi toplumunun hafızasını taşıyan ocak sisteminde de ciddi kırılmaları beraberinde getirdi. Kent yaşamının dayattığı bireyselleşme, parçalanan toplumsal bağlar ve asimilasyon politikalarının etkisiyle, yüzyıllardır Alevi toplumunun temel direklerinden biri olan pir-talip ilişkisi giderek zayıfladı.

    Ocak sisteminin tarihsel rolü, pir-talip ilişkilerinin Cumhuriyet ile birlikte nasıl hedef haline getirildiği ve Alevi toplumsallığının kendisini geleceğe nasıl taşıyabileceği konularını, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkez Basın Sekreteri Hüseyin Ozan ile konuştuk.

    Aleviliğin alternatif bir toplumsal sistem olduğunu ve bu toplumsallığın ocaklar sistemi üzerinden kurulduğunu belirten Ozan, pir-talip ilişkisi temelinde şekillenen bu yaşam biçiminin, ancak ocak sisteminin varlığını sürdürmesiyle kendisini koruyabileceğine dikkat çekti. Alevi toplumsallığının tarih boyunca bilinçli politikalarla hedef alındığını ifade eden Ozan, şunları söyledi:

    “Aleviliği ve onun yarattığı toplumsal değerleri ortadan kaldırmak isteyen zihniyetler, bunun yolunun ocak sistemini dağıtmaktan geçtiğini biliyordu. Bu nedenle temel kurumlarımız olan ocaklara yöneldiler, bizi coğrafyamızdan koparıp dünyanın dört bir yanına savurdular. Ardından da ocaklar üzerinden kurulan toplumsal ilişkiler ağını tahrip ettiler.”

    Aleviliğin özünde komünal bir yaşam sistemi barındırdığını vurgulayan Ozan, yüzlerce yıl boyunca tahakkümcü ve eril sistemlere karşı rızalık temelinde direnen Alevi toplumunun, bu direniş kültürünü bugüne kadar taşıdığını ifade etti.

    “EN KATI POLİTİKALAR CUMHURİYET DÖNEMİNDE UYGULANDI”

    Cumhuriyet modernleşmesiyle birlikte iktidarın merkezileştiğini ve toplumun tüm kesimlerine nüfuz ettiğini kaydeden Ozan, Koçgiri’den Dersim’e, Maraş’tan Çorum ve Sivas’a kadar yaşanan katliamların bu dönemde gerçekleştiğine dikkat çekti. Ozan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “İmparatorluk döneminde dağlara çekilerek, uzak coğrafyalara sığınarak ve ağır bedeller ödeyerek de olsa kendimizi bir şekilde var edebildik. Ancak Cumhuriyet modeliyle birlikte tekçi devlet anlayışı çok daha sert biçimde hayata geçirildi. Koçgiri, Dersim, Maraş, Çorum ve Sivas katliamlarıyla Alevi toplumu sistematik olarak hedef haline getirildi. İttihatçı zihniyetin devamı niteliğindeki Kemalist yapılanma, aynı politikaları sürdürdü. Bu topraklarda Hristiyan halklara yönelik nasıl bir yok etme ve tek tipleştirme siyaseti yürütüldüyse, Alevilik de aynı anlayışla hedefe konuldu.”

    Kapitalist modernitenin kimi alanlarda nefes alma imkanları yaratmış görünse de özünde Alevi toplumsallığını asimile etmeyi hedeflediğini belirten Ozan, “Bugün yolumuzun ve toplumsallığımızın giderek daraltıldığını görüyoruz. Bu doğal bir sonuç değil, bilinçli politikalar sonucu ortaya çıkarılmış bir durumdur” dedi.

    “ALEVİ ÖĞRETİSİ İNSANLIĞIN ALTERNATİF YAŞAM ARAYIŞINA GÜÇLÜ BİR YANIT”

    Kırım politikalarının her dönem “medeniyet getirme” söylemiyle meşrulaştırıldığını ifade eden Ozan, devletçi uygarlığın kadın emeğini ve toplumun ortak yaşamını tahakküm altına alan bir sistem olduğunu söyledi.

    “Tarih boyunca bize devlet uygarlığı ‘medeniyet’ diye sunuldu. Ancak artık biliyoruz ki iki ayrı çizgi vardır: Biri demokratik uygarlık çizgisi, diğeri ise devletçi sistemdir. Bize dayatılan medeniyet, başköylü pirimizin de dediği gibi kan ve katliam üzerine kurulmuş bir sistemdir.”

    Devletçi sistemin değiştirilemez olmadığına dikkat çeken Ozan, bu anlayışın dünyanın her yerinde zulüm ürettiğini ifade etti. Aleviliğin bu coğrafyada ortaya çıkmasının tesadüf olmadığını vurgulayan Ozan, Alevi öğretisinin insanlığın alternatif yaşam arayışına güçlü bir yanıt sunduğunu söyledi.

    “PİR-TALİP İLİŞKİSİYLE KENDİMİZİ YARINA TAŞIYABİLİRİZ”

    Modernizmin Alevi toplumsallığı üzerindeki etkilerine de değinen Ozan, Reya Heq sisteminin ocak-talip ilişkisi üzerine kurulduğunu belirtti. İnsanlığın bugün hala alternatif ve toplumsal bir yaşam biçimi arayışında olduğunu söyleyen Ozan, Aleviliğin tam da bu yaşamın kendisi olduğunu ifade etti.

    “Bu toplumsallık binlerce yıldır kendi yaşam sistemini kurmuş, bunun mücadelesini vermiş ve ağır bedeller ödeyerek bugüne taşınmıştır. Dolayısıyla yalnızca geçici biçimde ortaya çıkan dernekler ya da vakıflarla bu yolu sürdürmek mümkün değildir. Çünkü bu, bir toplumsal varoluş biçimidir. Bu nedenle ocak-talip ilişkisinin yeniden korunması, inşa edilmesi ve sürdürülmesi gerekiyor.”

    Ocak sisteminin yeniden kurulmasının mümkün olduğunu belirten Ozan, bunun bilinç ve irade meselesi olduğunun altını çizdi.

    “Birilerinin söylediği gibi bu imkansız değildir. Tarihsel yaşam alanlarımız hala oradadır. Bulunduğumuz her yerde ocak-talip ilişkisini yeniden kurabilir, kendimizi geleceğe taşıyabiliriz. Ocak-talip ilişkisi, toplumsal varoluş biçimimizin ve yolumuzu yaşatabilmemizin temel şartlarından biridir.” ifadelerini kullandı.

    Semra ACAR /İZMİR

     

     

  • Aleviler, Harîrît Edâr Bayramını kutladı!

    Aleviler, Harîrît Edâr Bayramını kutladı!

    PİRHA-Suriye, Lübnan ve Türkiye’de yaşayan Aleviler, Harîrît Edâr Bayramını kutladı. “Mart’ın İpeği” veya “İpek Zamanı” anlamını taşıyan bayram, bereketin, toplumsal dayanışmanın ve paylaşmanın da günü.

    Arap Aleviler bulundukları coğrafyalarda Harîrît Edâr Bayramını kutluyor. Hatay, Suriye kıyıları ve Lübnan’daki Alevi toplulukları tarafından kutlanan bayram, baharın gelişi ve bereketli bir yılın başlangıcı anlamını taşıyor.

    Bu yılda Aleviler, Suriye’de Alevilere yönelik soykırım ve baskıların son bulması dileğiyle Harîrît Edâr kültür bayramını huzur ve berekete vesile olması dileğiyle kutladı.

    HARÎRÎT EDÂR BAYRAMI!

    İsmin anlamı; Harir (حرير): Arapçada ipek demektir. Edar ise eski takvimde Mart ayı anlamına gelir. Bu nedenle Haririt Edar, kelime olarak “Martın ipeği” veya “ipek zamanı” gibi bir anlam taşır.

    Tarihçesi;

    Haririt Edar’ın kökeni çok eskiye, Levant bölgesindeki tarım ve özellikle ipek böcekçiliği geleneğine dayanır. Antakya, Lazkiye ve Lübnan çevresinde yaşayan halk eskiden ipek böceği yetiştiriciliği yapardı. İpek böcekleri dut yapraklarıyla beslenir. Mart ayı dut ağaçlarının filizlenmeye başladığı ve ipek böcekçiliğinin başlayacağı dönemdir. Bu yüzden halk bereketli bir üretim yılı dilemek için bu günü kutlamaya başlamıştır.

    Yani bayramın kökeni: doğa döngüsü + ipek üretimi + baharın gelişi ile bağlantılıdır.

    Haririt Edar sadece bir yemek veya kutlama değildir. Aynı zamanda: baharın gelişi, doğanın canlanması, toplumsal dayanışma, paylaşma kültürü, anlamlarını taşıyan bir Alevi kültür bayramıdır.

    Bayramın gelenekleri

    Haririt Edar’da yapılan bazı gelenekler: Sütlü tatlı (muhallebi veya sütlaç) yapılır. Komşulara ve akrabalara dağıtılır. Bereket, barış ve iyi bir yıl dileği edilir. Bazı eski geleneklerde evlerin kapısına süt damlatma veya beyaz renk kullanma gibi ritüeller de vardı.

    PİRHA/HATAY

  • Suriye’deki Alevi katliamının 1. yılında Samandağ’da miting çağrısı!

    Suriye’deki Alevi katliamının 1. yılında Samandağ’da miting çağrısı!

    PİRHA- Suriye’de Alevilere yönelik saldırıların 1. yılında Alevi kurumları 7 Mart Cumartesi günü Samandağ’da miting düzenleyecek. Tertip Komitesi tarafından yapılan açıklamada “Bu miting yalnızca bir çağrı değil, vicdanı olan herkes için bir sorumluluktur” denilerek, mitinge katılma çağrısı yapıldı.

    Suriye’de Alevilere yönelik sürdürülen katliamların birinci yılı dolayısıyla Avrupa ve Türkiye’den Alevi kurumları, siyasi partiler ile emek ve demokrasi güçleri 7 Mart’ta Samandağ’da miting düzenleyecek. Tertip Komitesi tarafından yapılan açıklamada, Suriye’de Alevilere ve bölgedeki diğer halklara yönelik saldırıların bir yıldır sürdüğü belirtilerek, uluslararası kamuoyunun sessizliğine tepki gösterildi. Açıklamada, katliamların yalnızca cihatçı HTŞ ve bağlı grupların değil, bölgedeki çıkar hesapları nedeniyle sessiz kalan devletlerin de sorumluluğunda olduğu ifade edildi.

    “KARANLIĞA BİRLİKTE İTİRAZ EDELİM”

    Açıklamada şu sözlere yer verildi:

    “Suriye’de Alevilere ve tüm halklara yönelik sürdürülen soykırımın üzerinden bir yıl geçti. Bir yıldır katliam var, bir yıldır suskunluk var, bir yıldır adalet yok. Uluslararası kuruluşları, Birleşmiş Milletler’i; Suriye sahasında fiilen belirleyici olan tüm güçleri ve uluslararası insan hakları örgütlerini, Alevilere ve tüm halklara yönelik bu soykırımı durdurmak için derhal harekete geçmeye çağırıyoruz. Suriye’deki Alevi soykırımının 1. yıl dönümünde; Avrupa’dan ve Türkiye’den Alevi kurumları, siyasi partiler, emek ve demokrasi güçlerinin desteğiyle Samandağ’da bir araya geliyoruz.

    Bu miting, yalnızca bir çağrı değil; vicdanı olan herkes için bir sorumluluktur. Bu toprakların kanaat önderlerini, duyarlı insanlarını, halktan yana olan herkesi soykırıma karşı ses olmaya, yan yana durmaya, bu karanlığa birlikte itiraz etmeye çağırıyoruz.”

    Miting, 7 Mart Cumartesi günü saat 13.00’te Samandağ 75. Yıl Parkı’nda gerçekleştirilecek.

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevilerden ‘kültürel tesis’ kararına tepki: Cemevleri ibadethanedir- VİDEO

    Alevilerden ‘kültürel tesis’ kararına tepki: Cemevleri ibadethanedir- VİDEO

    PİRHA- Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın yeni yönetmeliğiyle cemevleri imar planlarında “ibadethane” statüsüne alınmadı. “Kültürel tesis” olarak tanımlanan düzenlemeye Alevi yurttaşlar tepki göstererek, cemevlerinin inanç ve ibadet mekanı olduğunu vurguladı.

    Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın hazırladığı yeni yönetmelikle cemevleri, imar planlarında bir kez daha “ibadethane” olarak değil, “kültürel tesis” statüsünde tanımlandı. Resmi Gazete’de yayımlanan düzenlemede bu tanımlamanın Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın görüşleri doğrultusunda yapıldığı ifade edilirken, karar Alevi toplumunun eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğü taleplerini yok sayan bir adım olarak değerlendirildi.

    Söz konusu düzenlemeye ilişkin PİRHA’ya konuşan Alevi yurttaşlar, cemevlerinin “kültürel tesis” olarak tanımlanmasına tepki göstererek, cemevlerinin Aleviler için ibadethane olduğunu vurguladı.

    “İNANCIMIZA DOKUNULMASIN”

    Sultan Toprak, cemevlerinin Aleviler için en büyük inanç yeri olduğuna vurgu yaparak, “Cemevlerimiz bizim ibadethanelerimizdir. Tüm dini inançlarımızı burada yerine getiriyoruz. Gençlerimiz, çocuklarımız, yaşlılarımız hep birlikte cem yapıyor, birlikte dua ediyoruz. Lokmalarımızı paylaşıyor, yoksul insanlara yardım ediyoruz. Düşen herkesin elinden tutuyoruz. Cemevi, Aleviler için en büyük inanç yeridir. Alevilerin her zaman talepleri olmuştur ancak bugüne kadar hiçbir devlet bu talepleri yerine getirmemiştir. Aleviler, kendi gücüyle ve birliğiyle inancını ve ibadetini sürdürmektedir. Devlet bu konuda bize hiçbir şekilde yardımcı olmamaktadır” dedi.

    “CEMEVLERİ BİZİM İNANÇ YERLERİMİZDİR”

    Alevi inancına dönün baskı ve asimilasyonlara işaret eden Fatma Kıllı, “Cemevleri bizim inanç yerlerimizdir. Ben Dersimliyim. Bizim Düzgün Babamız var; oraya da tüm inancımızla gider, niyazımızı yapar, kurbanımızı keseriz. Munzur Gözesi de bizim için aynı öneme sahiptir. Ancak bu sene Munzur Gözesi’ne gittiğimde büyük bir üzüntü yaşadım. Orası çok kirletilmiş ve yanına bir mescit yapılmıştı. Bizim inancımızın olduğu bir yerde mescidin ne işi var? Bizim inancımıza dokunulmasın, bize gölge edilmesin yeter. Biz devletten bir şey beklemiyoruz. Aleviler her zaman geri planda bırakıldı ama biz geri planda kalmayacağız” diye konuştu.

    “AYRIMCI POLİTİKALAR DEĞİL, EŞİT YURTTAŞLIK İSTİYORUZ”

    Yapılan düzenlemenin ayrımcı bir politika olduğunu belirten Hidayet Güneş, şunları söyledi:

    “Bu çok yanlış bir uygulama ve çok yanlış bir düşüncedir. Cemevleri bir ibadet ve inanç kurumudur. Devlet buna müdahale etmemelidir. Türkiye’de diğer tüm inanç merkezleri hangi statüdeyse cemevleri de aynı statüde olmalıdır. Devlet bu alanlara karışmamalıdır. Eğer karışıyorsa da diğer inanç kurumlarına tanınan haklarla aynı, eşit ve serbest bir düzenleme yapılmalıdır. Bu ayrımcı ve yanlış politikayı kabul etmiyoruz, kınıyoruz. Diğer inançlara nasıl bir uygulama yapılıyorsa, Alevilik de aynı statüye kavuşturulmalıdır. Devlet elini çekmelidir. Toplumlar dinini istediği şekilde yaşamalıdır. Din, yaşamın bir parçasıdır ve devlet buna müdahale etmemelidir. Doğru olan budur.”

    Elif Şimşek ise, “Nasıl diğer kesimler camiye gidiyorsa, ben de cemevine gidiyorum. Bu ülkede biz de varız. Bu ülkede yaşayan bireyler olarak cemevlerinin bizim ibadet yerimiz olarak tanınmasını istiyoruz” diyerek, eşit yurttaşlık talebine dikkat çekti.

    Fatoş SARIKAYA-Diren KESER/ MERSİN

    İLGİLİ HABERLER

    >AKP bunu da yaptı: Cemevi, kreş ve yaşlı bakımevi ile aynı statüde sayıldı!
    >Alevi kurumlarından tepki: Aleviler için Cemevi bir “Kültür Merkezi” değil, ibadethanedir!
    >Cemevlerinin kültürel tesis sayılmasına tepki: Bu bir yok saymadır!

     

  • Cemevlerinin kültürel tesis sayılmasına tepki: Bu bir yok saymadır!- VİDEO

    Cemevlerinin kültürel tesis sayılmasına tepki: Bu bir yok saymadır!- VİDEO

    PİRHA- Cemevlerinin imar planlarında “kültürel tesis” olarak tanımlanmasına Alevi toplumundan tepki yükseldi. Mersin Cemevi yöneticileri ve İnanç Kurulu üyeleri, bu yaklaşımın Alevi inancını yok sayan ırkçı bir dayatma olduğunu belirterek, cemevlerinin ibadethane olarak tanınmasını istedi.

    Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yeni bir yönetmelik hazırlayarak, imar planlarında cemevi yapılarının statüsünü kültürel tesis olarak belirledi. Resmi Gazete’de yayımlanan “Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”te cemevinin “kültürel tesis” olarak belirlenmesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ndan da etkisi olduğunu belirtildi.

    Mersin Cemevi İnanç Kurulu ve yöneticileri konuya dair PİRHA’ya konuştu.

    “IRKÇI BİR DAYATMA”

    Devletin yıllarca sürdürdüğü ‘Cemevlerinde ibadet yapamazsınız, burası ibadet yeri değildir’ politikasının ırkçı bir dayatma olduğunu söyleyen Mersin Cemevi İnanç Kurulu Üyesi Kazım Ataç Dede, “Bizim ibadet yerlerimiz cemevleridir, ibadet yerlerimizi kimse tayin edemez. Bir ülkede demokrasi olabilmesi için herkesin kendi inancını serbestçe yaşayabilmesi gerekir. Bu baskı sadece Alevilere özgüdür. ‘Cemevlerinde ibadet yapamazsınız, burası ibadet yeri değildir’ deniliyor. Böyle bir baskı başka ülkelerde yok, Türkiye’de var. Bunun ne zamana kadar süreceği belli değil. İsterlerse söylesinler, bu yolu değiştiremezler. Bu Allah yoludur, Hak Allah yoludur. Bu konuda kimse bizi zorlayamaz” diye konuştu.
    Tüm baskılara karşın bütün Alevilerin birlik olması gerektiğinin altını çizen Ataç, “İbadetimizi yapabilmemiz için birlik olmamız gerekiyor. Bu ırkçı bir dayatmadır. Buna karşı durmamız, kendimizi savunmamız gerekir. Kendi yolumuzu bilip buna karşı durmamız lazım. Bize karşı kurulan bu hegemonyayı kırmamız gerekiyor” dedi.

    “ALEVİLERİN BİRLİK OLMASI GEREKİYOR”

    Mersin Cemevi yöneticisi Halil Doğan, cemevlerinin diğer ibadethaneler gibi tanınması gerektiğine vurgu yaparak, “Herkesin bir ibadethanesi varsa, bizim de ibadethanemiz cemevimizdir. Cemevleri ibadethane olarak kabul edilsin, resmi kurumlarda da ibadethane olarak geçsin. Bana göre bunu istemeyerek kabul etmiyorlar. Ülkede ‘20 milyon Alevi var’ deniliyor. 20 milyon Alevi demek bu ülkenin kaderini değiştirmek demektir. Hepsinin bir araya gelip buna kesinlikle bir çare getirmesi gerekiyor. Biz bunu birlik olursak kesinlikle yeneriz ama öncelikle beraber olmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    EŞİT YURTTAŞLIK TALEBİ

    Bir diğer cemevi yöneticisi ve Mersin Cemevi İnanç Kurulu Üyesi Mehmet Ali Akpınar ise, Aleviliğin kültürel bir faaliyet olarak görülmesinden vazgeçilmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi:

    “Yıllardır mücadele vermekteyiz. Bu mücadele, cemevlerimizin cem tutulan, ikrar verilen, lokma paylaşılan, gülbeng okunan Alevilerin inanç merkezleri olduğunu içindir. Alevilik bir kültür faaliyeti değildir. Alevilik, Hak-Muhammed-Ali yoludur. Bu nedenle cemevlerimizin yalnızca kültür geleneği olarak tanınmasını kabul etmiyoruz. Cemevlerinin Alevi toplumunun yasal ve resmi inanç merkezi olarak kabul edilmesi için yıllardır mücadele ediyoruz. Biz ayrıca bir ayrıcalık istemiyoruz. Sadece eşit yurttaşlık, eşit paydaş haklarına sahip olmak istiyoruz. İnancımızın tarif edilmesini istemiyoruz. Bu yol bizim yolumuzdur. Bu meydan bizim meydanımızdır. Cemevlerimiz inanç merkezlerimizdir. Devletten talebimiz, bize eşit yurttaşlık haklarımızın verilmesidir.”

    Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ MERSİN

    İLGİLİ HABERLER

    >AKP bunu da yaptı: Cemevi, kreş ve yaşlı bakımevi ile aynı statüde sayıldı!
    >Alevi kurumlarından tepki: Aleviler için Cemevi bir “Kültür Merkezi” değil, ibadethanedir!

     

     

  • Ali Bozan: Rojava savaşa da barışa da hazır!- VİDEO

    Ali Bozan: Rojava savaşa da barışa da hazır!- VİDEO

    PİRHA- 21 Ocak’ta Rojava’ya giden heyette yer alan DEM Parti Milletvekili Ali Bozan, Rojava halkının önceliğinin diyalog ve çözüm olduğunu belirterek, saldırıların sürmesi halinde öz savunmanın kaçınılmaz olduğunu söyledi. Bozan, “Rojava’da barışa da savaşa da hazır bir gerçeklik var” dedi.

    Suriye’de Alevi soykırımlarıyla gündemden düşmeyen Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ), şimdi ise Kürtlere yönelik saldırılarıyla dünya kamuoyunun tepkisini çekiyor. Rojava’da 6 Ocak’tan bu yana devam eden çatışmalar, bölgeyi yeniden ağır bir saldırı dalgasıyla karşı karşıya bıraktı. Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Şam yönetimi arasında yapılan ateşkese rağmen Kobani’ye yönelik saldırılar devam ediyor. Rojava’da seferberlik ilan edilirken Kürdistan’ın farklı kentlerinde, Türkiye’de ve Avrupa’da dayanışma eylemleri günlerdir sürüyor.

    Bu süreçte bölgedeki durumu yerinde görmek ve Rojava halkıyla dayanışmayı büyütmek amacıyla, 21 Ocak’ta Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) ile Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel başkanlarının da yer aldığı bir heyet Rojava’ya gitti. Heyette bulunan DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, ziyaret boyunca edindikleri gözlem ve değerlendirmeleri PİRHA’ya aktardı.

    “ROJAVA’NIN ÖNCELİĞİ DİYALOG VE ÇÖZÜM”

    Rojava’daki direnişin özellikle Türkiye tarafından terörize edilmeye çalışıldığını vurgulayan Ali Bozan, bu algıya karşı hem dayanışmayı büyütmek hem de yaşananları yerinde görmek amacıyla ziyareti gerçekleştirdiklerini söyledi. Rojava halkının öncelikli olarak müzakere ve barışçıl çözüm istediğinin altını çizen Bozan, diyalog çabalarının saldırı ve katliamlarla karşılık bulması halinde halkın öz savunma geliştireceğini ifade etti. Bozan, Rojava ziyaretindeki izlenimlerini şöyle aktardı:

    “Kobani’nin dört bir yanı çembere alınmış durumda. Kobani’de elektrik, su, internet yok. Kobani’nin dünyayla bağları kesilmiş durumda. Artık Kobani’de gıda sıkıntısı da yaşanmaya başlandı. Ama şunu söylüyorlar; biz çözüm, müzakere ve diyalog istiyoruz. Ancak bütün çözüm, müzakere ve diyalog çabalarımız sürekli saldırı ve katliamla karşılık bulursa buna karşı da kendimizi savunmaya hazırız. Yani Rojava’da ‘biz barışa da savaşa da hazırız’ diyen bir gerçeklik var.”

    “HTŞ, ALEVİ KATLİAMLARINA YÖNELİK SESSİZLİKTEN GÜÇ ALDI”

    IŞİD’in Orta Doğu ve dünya için en büyük tehditlerden biri olduğunu hatırlatan Ali Bozan, geçmişte bu yapının Kürtler tarafından yenilgiye uğratıldığını belirterek, bugün aynı zihniyetin farklı isimler altında yeniden canlandırılmaya çalışıldığını söyledi. Bozan,

    “Bugün ise birileri el birliğiyle bu anlayışı yeniden hortlatmaya çalışıyor. Bundan sonra Orta Doğu’da ya da dünyanın herhangi bir yerinde IŞİD’in yaptığı her saldırının sorumluları bugün HTŞ yönetiminin Dürzilere, Alevilere ve Kürtlere yönelik saldırılarını destekleyenler ve bu saldırılara sessiz kalanlardır” diye konuştu.

    HTŞ’nin önce Alevileri ve Dürzileri hedef aldığını, bu saldırılara karşı yeterli bir tepki verilmemesi nedeniyle bugün Kürtlerin hedef haline getirildiğini vurgulayan Bozan, “HTŞ ve SMO, IŞİD zihniyetiyle hareket eden yapılardır. Dürzilere ve Alevilere yönelik katliamlar gerçekleştirildiğinde karşılarında bu katliamlara güçlü bir şekilde itiraz eden, ses çıkaran bir güç görmediler. Buradan aldıkları güçle bugün Suriye’de yaşayan farklı kimliklere, dillere sahip olan, aynı zamanda en örgütlü güç olan Kürtlere saldırmayı tercih ettiler. Bugün en güçlü biçimde bu saldırılar karşısında durmak gerekiyor. Çünkü şu anda Rojava’da yaşayan Kürtler bir varlık-yokluk savaşı veriyorlar. Bu mücadele aynı zamanda insanlık onurunu kurtarmaya yönelik bir mücadeledir. Suriye’de IŞİD zihniyeti hakim olursa sadece Kürtler değil; Dürziler, Aleviler ve tüm insanlık kaybedecek” dedi.

    TÜRKİYE’YE ÇAĞRI: ARTIK KARARINIZI VERİN

    Geçmişte IŞİD’in Türkiye’de çok sayıda saldırı gerçekleştirdiğini ve yurttaşları katlettiğini hatırlatan Ali Bozan, bu nedenle IŞİD zihniyetine karşı en net tavrı alması gereken ülkelerden birinin Türkiye olduğunu vurguladı. Bozan, Türkiye hükümetine çağrıda bulunarak, “Türkiye, Suriye ile en uzun sınırı olan ülke. IŞİD, en güçlü olduğu dönemlerde Türkiye’de birçok saldırı gerçekleştirdi, bu ülkenin yurttaşlarını katletti. Geçtiğimiz günlerde Yalova’da üç polis memuru yaşamını yitirdi, bunu yapan IŞİD’di. Bu nedenle IŞİD zihniyetine en fazla karşı çıkması gereken ülkelerden biri Türkiye’dir. Suriye’de Kürt’ü döverek, Türkiye’deki Kürt’le barışamazsınız. Türkiye artık şu tercihi yapmak zorundadır; güney sınırında IŞİD zihniyetiyle mi komşu olacak, yoksa Kürtlerle mi?” ifadelerini kullandı.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • AKD’li Akar: Suriye’de yaşanan katliamı durdurun!-VİDEO

    AKD’li Akar: Suriye’de yaşanan katliamı durdurun!-VİDEO

    PİRHA-Son dönemlerde Suriye’de yaşanan katliamların bir insanlık suçu olduğunu belirten Alevi Kültür Dernekleri Kemer Şube Başkanı Alirıza Akar, bütün ülke liderlerine çağrıda bulunarak barış için acilen girişimde bulunmaları gerektiğini belirtti.

     Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Kemer Şube Başkanı Alirıza Akar, Suriye’de HTŞ ve Selefi çetelerin Alevilere, Kürtlere ve Dürzilere yönelik saldırılarına ilişkin PİRHA’ya konuştu. Akar, “Savaşlar olmasın insanlar ölmesin” dedi.

    Son dönemlerde Suriye’de başlayan savaşta HTŞ ve selefi güçlerin Alevileri, Kürtleri katlettiğine dikkat çeken Alirıza Akar “Bu çok üzücü aynı zamanda bir insanlık suçudur. Bunun için bütün ülke liderlerini barışa davet ediyorum” dedi.

    Aleviler bu savaşın durmasını için elinden gelen her şeyi yaptığıını vurgulayan Akar, “Maalesef Alevilerin bu ülkede büyük bir hükmü yoktur. Biz ne kadar karşı gelsek ne kadar protesto etsek, ne kadar basın açıklamaları yapsak sonuç değişmiyor. Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan buna el koymalı, bu katliamları durdurmalıdır” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA